İnsanlar – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Mon, 10 Jun 2024 21:21:47 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Esnafın umudu yabancılar: İnsanlar aç aç geziyor, bize turist lazım https://www.foxhaber.com.tr/esnafin-umudu-yabancilar-insanlar-ac-ac-geziyor-bize-turist-lazim/ https://www.foxhaber.com.tr/esnafin-umudu-yabancilar-insanlar-ac-ac-geziyor-bize-turist-lazim/#respond Mon, 10 Jun 2024 21:21:47 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=8118 Fiyat artışları ve vatandaşların satın alma gücünün her geçen gün düşmesi esnafı olumsuz etkiliyor. İzmirli esnaf; piyasasının durgun olduğunu, durumu idare etmeye çalıştıklarını, kira ödemekte zorlandıklarını ve güçlerinin kalmadığını belirtiyor, Türk vatandaşının alım gücünün erimesiyle beklentisinin yabancı turistte olduğunu ifade ediyor.  

“KÂR MARJI DÜŞÜK”

Ayakkabı satıcısı Ayhan Metin

– Esnafın işi zor. Maaşlar belli, insanların önceliği gıda. Akabinde zaruri olmadıkça giyim ikinci planda. Alım gücünün düşük olması nedeniyle işler çok hareketli değil. Ciro bazında geçmiş yıllara göre belki dengeliyoruz ama ürünün maliyet değerinin yüksek olduğunu düşünürsen esnafın kâr marjı düşük. İdare etmeye çalışıyoruz.

Ayhan Metin 

“MİLLETİN CEBİNDE PARA YOK” 

Esnaf Gürdoğan Çamlı

– Piyasa durgun. İyi olacak diye bekliyoruz ama zor. Milletin cebinde para yok. Geçim sıkıntısı çok yüksek. Emekli maaşları çok düşük. Asgari ücret deseniz ona keza. İnsanlar zor geçiniyor bu durumda alışveriş yapmalarını bekleyemiyoruz. Yaz aylarında yurt dışından turist gelirse bir şeyler yapmayı planlıyoruz. Ben burada 20 senedir esnafım. İki tane yan yana mağazam var, toptan yerim var, hepsinin kirasını şu an zor yetiştiriyorum.

– Yok yani, masrafım çıkmıyor. İşçi ücretlerini zor yetiştiriyorum. Durumlar sıkıntılı, İzmir geneli böyle. Pek tat yok. İnsanlar karşıdan bakıyorlar, alamadan gidiyorlar. Peynirin kilosu olmuş 400 lira, etin kilosu olmuş 600 lira. Çok zor ben sadece kendi açımdan bakmıyorum; emekliye de çalışana da bakıyorum gerçekten zor.

Gürdoğan Çamlı

“BİZE TURİST LAZIM”

Esnaf Serkan Alp

– Siftah yok, dükkanlar bomboş. Bütün esnaf arkadaşlar oturuyor. Bize taze kan lazım. Çünkü yerlinin alım gücü yok. Adam 10 bin lira emekli maaşı alıyorsa ne alabilir? İnsanlar sadece aç aç geziyor, başka bir şey yok. Eline bir simit alıp yiyerek geçiyor. Yemek bile yiyemiyor, doğru dürüst. Bir gün iş yapıyorsan bir ay oturuyorsun. Bize turist lazım.

Serkan Alp

“İNSANLAR LOKANTAYA TEDİRGİN GİRİYOR”

Ali Haydar Keskin de işlerin iyi olmadığını bunun sebebinin alım gücü kaybı olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

– İnsanların maaşları gittikçe düşüyor. Her gün her şeye zam geliyor. Dün bir kilo taze fasulye aldım, 80 lira. Ben burada kime ne vereyim. Ucuz versem ben batacağım. Kiralar yüzde yüz artıyor. Alım gücü herkes için çok zor. Esnaf için de öyle. Vergi, sigorta, işçi parası var. Artık gücümüz kalmadı.

Ali Haydar Keskin 

– İnsanlar artık tedirgin olarak lokantaya giriyor. ‘Ne yiyeyim acaba, kaç para’ diye korkuyorlar. Bir de burası Alsancak. Sıkıntı çok büyük. Et koymuyorum atık, et yemeğini kaç liraya satacağım ben? Kıymaya her gün zam geliyor, geçen hafta 30 lira zam geldi. Tüpe zam geliyor. Yansıtsak müşteri kaçıyor, yansıtmasak biz içeri giriyoruz. Biz hep tedirginlik içerisindeyiz ne yapacağımızı şaşırdık.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/esnafin-umudu-yabancilar-insanlar-ac-ac-geziyor-bize-turist-lazim/feed/ 0
Futbolcuların psikolojik yardım arayışı: Sektörde bir tabu kırılıyor https://www.foxhaber.com.tr/futbolcularin-psikolojik-yardim-arayisi-sektorde-bir-tabu-kiriliyor/ https://www.foxhaber.com.tr/futbolcularin-psikolojik-yardim-arayisi-sektorde-bir-tabu-kiriliyor/#respond Sat, 04 May 2024 21:01:09 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6908 Tottenham’ın Brezilyalı forveti Richarlison, birkaç gün önce ESPN’e verdiği bir röportajda, psikoloğa gitmesi gerektiğini itiraf eden son futbolcu oldu… Ancak son dönemde, giderek daha fazla oyuncu psikolojik yardıma başvuruyor.

İspanyol gazetesi Marca, son dönemde psikolojik destek aldığını açıklayan futbolcuları ve yaşadıklarını gündeme getirdi.

Benjamin Pavard, bir süre önce, futbolcuların içinde bulunduğu psikolojik buhranı mükemmel şekilde açıkladı. Şu anda Inter’de oynayan Fransız oyuncu, “İyi para kazanıyor olmanız mutlu olduğunuz anlamına gelmez” demişti.

Mental sorunlarla boğuşan bir diğer oyuncu Niklas Schmidt ise, “Yapılması gereken şey bununla açıkça yüzleşmek. Ve böyle bir şeyin toplumda özel bir rol oynayan biz futbolcuların da başına gelebileceğini göstermek” sözleriyle durumu özetledi.

Richarlison, ESPN’e verdiği bir röportajda, Katar’daki Dünya Kupası’ndan sonra bir psikoloğun yardımına ihtiyaç duyduğunu açıklayan son kişi oldu. Anlattıkları yaşadığı acıyı gözler önüne serdi. Öyle ki her şeyden vazgeçmenin eşiğine gelmişti.

Dünya Kupası’ndan sonra antrenmana gidiyordum ve evime, odama gitmek istedim. Aklımdan neler geçiyordu bilmiyorum. Hatta babama futbolu bırakacağımı bile söyledim. Zihinsel olarak güçlü görünen ben, Dünya Kupası’ndan sonra sanki her şey dağılıyor gibiydi.

“ÖLÜMLE İLGİLİ ŞEYLER…”

“Psikoloğumla yaptığım bir seans hayatımı kurtardı. Garip şeyler düşünüyordum, Google’da saçma sapan şeyler arıyordum, sadece ve ölümle ilgili şeylere bakıyordum. Bugün size ihtiyacınız varsa bir psikolog bulmanızı söyleyebilirim, çünkü içinizi dökmek ve insanlarla konuşmak iyidir.”

RAPHINHA: DELİLER İÇİN DİYE DÜŞÜNÜYORDUM

Richarlison’un Brezilya’dan takım arkadaşı ve Barcelona oyuncusu Raphinha da psikolojik yardımın faydaları hakkında korkusuzca konuşanlardan biri.

Bir süre önce Katalonya’da radyo programına katılan Raphinha, “Önceleri bunu deli insanlar için bir şey olarak görüyordum ama insanlar ve bir futbolcu için ne kadar önemli olduğunu bildiğim için bu adımı attım. Bazı insanlar bunun sadece akıl sağlığı sorunları olan insanlar için olduğunu düşünüyor ve bence artık size neler olduğunu bilmek çok önemli. Yıllardır bir psikoloğa gidiyorum ve bu bana çok yardımcı oldu.” ifadelerini kullandı.

SCHMIDT: HAYATA KARŞI HEVESİM YOKTU

Şu anda Toulouse’da oynayan Nikal Schmidt, Werder Bremen’de oynadığı dönemde zor zamanlar geçirdi.

25 yaşındaydı ve depresyondaydı. Geçtiğimiz sene, yaşadığı mental sorunları anlatan Schmidt, “Futbol artık o kadar da önemli değildi. Hayata karşı hiç hevesim yoktu ama yakınlarınız sizin için endişeleniyorsa onların tavsiyelerine uymalı ve yardım aramalısınız. Ben de öyle yaptım.” dedi:

En önemli şey bu sorunları dile getirmek. Zihnimi boşaltmak ve hayatın zevklerini yeniden hissetmek istiyorum. Herkes bunlara sahip olmalı ve ben bunları geri kazanmak istiyorum Bir tetikleyici yoktu, her şeyin çöktüğü bir an yoktu. Bu yıllar içinde gelişti.

INIESTA’NIN ACILARI

Yardım arayanlardan biri de, İspanya’ya tarihinin tek Dünya Kupasını kazandıran golün sahibi Andres Iniesta’ydı.

Barcelona ve milli takımdaki başarılarına rağmen, korkunç depresyonun ağına düştü. Futbol tarihinin en iyi orta saha oyuncularından biri olan Iniesta, 2009 yılında kalp krizinden ölen arkadaşı Dani Jarque’nin ani ölümünden sonra kendini iyi hissetmemeye başladı. Güney Afrika’da attığı ve İspanyol futbol tarihinin en önemli golünü ona ithaf etti.

DELE ALLI’NİN TRAVMALARI

Dele Alli’nin iniş ve çıkışlarla dolu bir hayatı oldu. Altı yaşında cinsel istismara uğradı, sekiz yaşında uyuşturucuyla tanıştı, alkol sorunlarıyla mücadele etti…

Türkiye’deki Beşiktaş macerasından döndükten sonra dibe vurdu. İçki içti ve uyku hapları aldı. Ta ki bir gün doğru yolda olmadığını anlayıp bir rehabilitasyon merkezinden yardım isteyene kadar:

Bu konuda konuşmaya korkuyorum. Türkiye’den döndüğümde ve ameliyat olmam gerektiğini öğrendiğimde zihinsel olarak çok kötüydüm ve bir ruh sağlığı rehabilitasyon merkezine gitmeye karar verdim. Bağımlılık ve travma tedavisi yapıyorlar. Benim zamanımın geldiğini hissettim. Size gitmeniz söylenemez, bunu bilmeli ve kararı kendiniz vermelisiniz yoksa işe yaramaz.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/futbolcularin-psikolojik-yardim-arayisi-sektorde-bir-tabu-kiriliyor/feed/ 0
Et kuyruğunda isyan var https://www.foxhaber.com.tr/et-kuyrugunda-isyan-var/ https://www.foxhaber.com.tr/et-kuyrugunda-isyan-var/#respond Fri, 12 Apr 2024 21:30:42 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6005 İktidarın tartışmalı ekonomi politikalarının faturasının yurttaşa yansımasının bedeli her geçen gün ağırlaşıyor.

Ucuz ve sağlıklı gıdaya ulaşamayanların sayısı da hızla artmaya devam ediyor. Özellikle dar gelirli ve emekliler, asgari ücretin altında maaş aldıkları için çareyi, ucuz gıdanın satıldığı yerlerde arıyor.

İstanbul’un Beylikdüzü ilçesinde bulunan Et ve Süt Kurumu’nda da piyasaya göre daha ucuz gıda satıldığı için önünde her gün sıra oluşuyor.

Geceden ya da sabahın erken saatlerinden itibaren bekleyen insanlara önce bir sıra numarası fişi veriliyor.

Sırası gelen de buradan et ihtiyacını alabiliyor. Bir kilogram kıyma 229 liraya satılırken kuşbaşı ise 259 liradan yurttaşa sunuluyor.

Gıda kuyrukları her geçen gün yaygınlaşırken yurttaşların yaptığı değerlendirmeler şöyle:

“50 YILDIR HİÇ Mİ İLERLEMEDİK”

-Ben 14.30’da geldim buraya. Numara aldım ve halen beklemekteyim. Tamam, o zaman ekmek, şeker, tüp kuyruğu vardı ama o zaman paramız da vardı. Şu an paramız olmadığı için bekliyoruz ucuz eti.

-Yani bir emekli maaşıyla ben çalışıyorum. 58 yaşındayım, hala çalışıyorum. Geçinmek mümkün değil” dedi. Bir başka vatandaş emekli maaşlarındaki dengesizlikten yakınırken, diğer bir yurttaş da “50 yıldır hiç ilerlemedik mi biz? İlerlediysek o zaman niye sıradayız hala? Millet geceden geliyor”

“İNSANLARIMIZ NİYE BU DURUMDA”

-Biz güzel, kaliteli yaşamak istiyoruz. Biz geldiğimiz zaman parasıyla alıyoruz. Sen diyorsun ki, insanlar kuyruğa giriyor. Girmesinler, niye girsinler? Girmeye gerek var mı? Girmeye gerek yok. Ben 14.00’te geldim, biletimi aldım.

-Az önce geldim tekrardan. Evim yakın ama şimdi uzaktan gelenler var; yaşlılar, hamileler, kadınlar var. Her gün burada insanlar kavga ediyor çalışanlarla. Çalışanların da bir kabahati yok.

-Onlar da işlerini yapmaya çalışıyor ama planlama yok. Bu insanlara yazık günah. Burada bizler çok üzülüyoruz. Ya et mi, tavuk mu bulamıyoruz? Biz ne bulamıyoruz? Neyimiz yok ki? İnsanlarımız niye bu durumda? Ben üzgünüm. Söyleyecek çok şey var ama bu şekilde olmuyor.

“BİR KİLO ET İÇİN KAVGA BİLE OLUYOR”

-2024’te kuyruğu görüyorsunuz işte. Ben çalışırken ev alıyordum. Arabamı alabiliyordum. Taksitle ödeyebiliyordum. Şimdi ay başını zor getiriyorum. 2024’teyiz. Şu kuyruğa bak, et kuyruğu.

-Ne oldu bizim meralarımız, hayvanlarımız? Burada saat 07.00’den beri bekliyoruz. Numara veriyorlar. Burada bir tane Beylikdüzü’nde var. Kadıköy’den, Bayrampaşa’dan, Zeytinburnu’ndan geliyor.

-Herkes şimdi yok ama sıra dağıttılar, herkes saatinde gelmeye çalışıyor. Devam ediyoruz bakalım. Bir kilo et alacağız. Onu da hâlimize bak”

Sırada bekleyen 3 kadın da dertlerini “Her zaman olsun da kuyruk olmasın. İki saattir bekliyoruz. İnsanlar böyle çile çekmesin. Mecbur kalıyor insanlar. Mecburiyetten geliniyor. Kavgalar bile oluyor arada. Bekliyoruz saatlerce bir kilo kıyma, et için. Herkes alsın diye onlar da az veriyor. Ne yapsınlar? Ona bereket versin. Vallahi ne diyeyim, üzülüyoruz. Bu hale düştüğümüz için üzülüyoruz. Sanki bedava alacakmışız gibi böyle utanıyoruz. Paramızla alacağız ama utanıyoruz. İlk defa geldim ama bana çok şey geldi. Bu civardan geliyorum” sözleriyle anlattı.

“SADECE GENÇLER İÇİN ÜZÜLÜYORUM”

Emekli ve 50 yaşında olduğunu söyleyen bir yurttaş da “Ben artık bu saatten sonra kendim için değil, sadece gençler için üzülüyorum. Niye diyeceksiniz, şuraya bakar mısınız? 70’li yıllarda mı yaşıyoruz? Şeker kuyruğu, tüp kuyruğunda mı yaşıyoruz? Hangi çağda yaşıyoruz? Yani bir ülkede cumhurbaşkanı halkı tehdit ediyorsa benim çocuğumun bu ülkede yaşaması normal değil. Doktorlarımız niye Avrupa’ya gidiyor? Avrupa’da niye insan çalışma hakkına sahip de burada değil. Bakıyorum herkese, herkes razı. Neye razısın arkadaş, bana 10 bin lira maaş veriyor. Et veriyor. Ne veriyor? Bedava mı veriyor? 10 bin lira emekliyim ben. Çalışmasam nasıl geçineceğim? 14 bin lira kira veriyorum. Nasıl geçineceksin? Sayın Cumhurbaşkanı’na, Sayın Adalet Bakanı’na soruyorum. Adalet Bakanı çıkıp oy istiyor ya… Niğde milletvekili çıkmış diyor ya, ‘Cumhurbaşkanımız yatırım yaptı’. Ne yaptı diyorum. Ben de zannediyorum ki ülkeye bir fabrika açtı. Ne, F tipi cezaevi açmış da yatırım. Ben suçlu değilim ki kardeşim. Ben bu ülkede yaşamak istiyorum. Hırsız olmak istemiyorum.

“10 BİN LİRA MAAŞLA EMEKLİYİM, ÇALIŞIYORUM. 14 BİN LİRA KİRA VERİYORUM”

Çocuğumun geleceğini düşünüyorum. Gençleri düşünüyorum. Suçlu muyuz yani? 70 yaşında insan geliyor. ‘Ben üşüyorum’. O zaman hakkını savun. Hakkını savunamıyorsun bu ülkede. Niye savunamıyorsun, biliyor musun? Hakkını savunduğun zaman biliyorsun ki başına çok şey gelecek. Ülkemizde bu kadar yabancı var mıydı? Eskiden İstanbul’un tadı vardı. Tatile gidebiliyor muyuz, gidemiyoruz ama Avrupa’da emekli olan herkes her ay, her yıl bir ülkede tatil yapıyor. Biz gidemiyoruz. Çalışmak mecburiyetindeyiz. Ülkede yüzde 120 enflasyon var. Neyi düşüreceksin sen? Her gün patates soğan, her gün eve nasıl gideceğiz; ger gün yağmurda nasıl üşümeyeceğiz, bunu düşünüyoruz. Biraz uyanalım. Bakıyorum, herkes hakkına razı. Üç gün et yemesek ölmeyiz herhalde. Ben öyle düşünüyorum şahsen. Emekliyim. 14 bin lira kira veriyorum, çalışmasam geçinemem. Bizim şu anda asgari ücretle çalışıp iki tane üniversite çocuk okutmamızın imkânı yok. Her gün cebimizden para çalınıyor. Nereye gideceğiz? ‘Gidin’ diyor Sayın Cumhurbaşkanım. Nereye gidelim? İşte gittiği zaman da veryansın etmeyecek kimse.”

“BİZİ BU DURUMA DÜŞÜRENLER UTANSIN”

Başka bir emekli de “Bizi bu duruma düşürenler utansın. Emekliyiz. Paramızla rezil oluyoruz sıralarda” dedi. Başka bir kişi, “Et kuyruğunu bekliyoruz. Yarım saat oluyor ben geleli. Gerçi saat 14.00’te geldim, fiş aldım. Halen bekliyoruz. Benimkisi 276 ama daha 83 girmiş. Çok bekleyeceğiz daha” derken 84 yaşındaki bir emekli de “Böyle bir kıtlık görülmemiş, yaşanmamış. Türkiye bir tarım ülkesidir ama tarımı bitirdiler. Bugünden sonra insanlar bunu yaşayacak olursa mutluluk diye bir şey kalmaz. İnsan hayatından bezdi. Hayatından vazgeçmek istiyor bu yaşamda. Böyle bu kalabalık olduktan sonra sıra beklemek de mümkün değil. Söylenecek çok şeyler var ama bu kadar” diye sorunlarını anlattı.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/et-kuyrugunda-isyan-var/feed/ 0
Ankara’da ucuz et kuyruğu https://www.foxhaber.com.tr/ankarada-ucuz-et-kuyrugu/ https://www.foxhaber.com.tr/ankarada-ucuz-et-kuyrugu/#respond Sat, 06 Apr 2024 21:33:28 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5740 Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Ramazan ayı sonuna kadar sürecek olan uygun fiyatlı et satışı uygulaması ikinci gününde de vatandaşlardan yoğun ilgi gördü.

3 TON 816 KİLOGRAM ET SATIŞI YAPILDI

Yüzde yüz yerli besi hayvanlardan temin edilen et ürünleri, Ankara’daki kesimhanelerde kesimi sağlanarak antemortem ve postmortem muayenelerden geçirildikten sonra Başkent Marketlerde uygun fiyata satışa sunuluyor.

Marketlerde; uygulamanın başladığı ilk gün olan 11 Mart’ta (dün) toplam 1 ton beyaz et ve 2 ton 816 kilogram da kırmızı et olmak üzere toplam 3 ton 816 kilogram satışı yapıldı.

Uygun fiyatlı et satışı; GİMAT Başkent Market, Batıkent Başkent Market, ASKİ Başkent Market & Kafe, ABB Başkent Market, Şafaktepe Başkent Market, Kızılay Başkent Market ve Etimesgut Başkent Marketler olmak üzere toplamda 7 noktada, 10.00 ile 17.00 saatleri arasında devam ediyor.

VATANDAŞ KUYRUĞA GİRDİ

Mamak Şafaktepe, Batıkent Atlantis ve Kızılay Başkent Market Şubelerinde et alışverişi yapmaya gelen vatandaşlar, memnuniyetlerini şu sözlerle dile getirdi:

Nuri Bozkurt: “Hem uygun fiyata et alıyoruz hem de ne aldığımızı biliyoruz. Yerli et almış oluyoruz teşekkür ederiz.”

“İNSANLAR GIDASINI ALAMADIĞI İÇİN İBADETLERİNİ BİLE YAPAMIYOR”

Elif Ulusoy: “Halkın yararına olan her şeyden memnunuz. Keşke her zaman devam etse. İnsanlar gıdasını alamadığı için ibadetlerini bile yapamıyor, orucunu bile tutamıyor. Bir simitle gününü geçiren insanlar var. Evine et girmeyen insanlar var. Bu vesileyle evine gıda götüren insanlar oluyor.”

“DIŞARIDAN ZOR ALIYORUZ”

Tamam Bozkurt: “Burada fiyatlar her zaman daha uygun olduğu için burayı tercih ediyoruz. Dışarıdan zor alıyoruz. Burası daha kaliteli daha uygun.”

Nurcan Taşkesen: “Gerçekten güzel bir indirim var. Evine en azından yarım kilo bile olsa et götürebilecek. Ramazan’da eskiden zamlar olurdu ama bu belediyenin yaptığı çok güzel bir çalışma. Umarım bu indirim diğer ürünlere de yansır. İnsanlar evlerine etlerini ekmeğini rahatça götürür ve onlarda ibadetlerinin tadını çıkarır diye düşünüyorum.”

Mehmet Emin Köylü: “Çok mutluyuz, seviniyoruz. Burası piyasaya göre bayağı bir uygun. Daha sağlıklı ve güvenilir olduğu için burayı tercih ediyoruz.”

Aycan Sezen: “En azından güvenilir ve yerli et olduğu için çok memnunuz teşekkür ederiz. Dışarıda daha pahalı.”

Şeref Türkmen: “Bir nebze insanların evine et girecek. Bu ülke hepimizin taşın altına elimizi koyacağız. 6,5 TL ekmek özellikle beni mutlu ediyor. Ama bu uygulama çok hoşuma gitti fiyatlar gayet makul.”

“EMEKLİ KAN AĞLIYOR”

Gülseren Bukan: “Hizmet harika. Emekli kan ağlıyor. Onun sayesinde üç beş kuruş bir şeyler yemeğe başladık. Bütün ürünleri denedim hepsi temiz pak. Sabit fiyat uygulamasıyla piyasanın yarı fiyatına. Düzenli bir şekilde insanlar ete ulaşabiliyor.”

Ersin Alkan: “Mansur Başkan’ın bugüne kadar uyguladığı her şeye helal olsun. Kursağımıza güzel bir et düşüyor. Emekliyim şu anda nasıl mutlu ayrıldığımı görüyoruz. Böyle kutsal bir günde bu kadar olur. Teşekkür ediyoruz.”

Behcet Umaroğlu: “Dışarıdaki et hem pahalı hem de güven verici değil. Hem ekonomik hem güvenilir olduğu için buraya geldim.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/ankarada-ucuz-et-kuyrugu/feed/ 0
Ambulans sürücüsü olarak başladığı 112’de 20 yılı geride bıraktı https://www.foxhaber.com.tr/ambulans-surucusu-olarak-basladigi-112de-20-yili-geride-birakti/ https://www.foxhaber.com.tr/ambulans-surucusu-olarak-basladigi-112de-20-yili-geride-birakti/#respond Thu, 28 Mar 2024 09:00:37 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5273 Trabzon’un Çaykara ilçesini Bayburt’a bağlayan, 13 keskin virajın olduğu, dünyanın en tehlikeli yolları arasında gösterilen Derebaşı Virajları’nın bulunduğu Karadeniz’in dik ve engebeli yollarında direksiyon başına geçerek mesleğe ilk adımını atan Kırandı, hayat kurtarmak için zamanla yarıştı.

Aldığı ileri sürüş tekniği eğitimleriyle kendisini geliştiren Kırandı, toplamda 12 yıl sahada, 1 yıl da çağrı komuta merkezinde çalıştıktan sonra Sağlık Bakanlığı’nın Trabzon Sağlık Müdürlüğü Simülasyon Eğitim Merkezinde eğitmen olarak görev aldı.

Burada da yaklaşık 7 yıldır ileri sürüş tekniği ve simülasyon eğitimleri veren Kırandı, ambulansta çalışacak personeli tatbikatlarla göreve hazırlıyor.

“Araç kullanırken insanların gözü hep üzerimizdeydi”

Mesleğinin yanı sıra eğitime de hemşirelik alanında yüksek lisans yaparak devam eden üç çocuk annesi Zeynep Kırandı, göreve 2004’te Çaykara 112’de paramedik olarak başladığını söyledi.

İlk görevinin ambulans şoförlüğü olduğunu dile getiren Kırandı, aynı zamanda da arka kabinde bulunan hastaların bakımından sorumlu olduğunu ifade etti.

Kırandı, 20 yıl öncesinin Çaykara’sında 20’li yaşlarda bir kadının ambulans sürücülüğü yapmasının ilk başlarda hoş karşılanmadığını anlatarak, şunları kaydetti:

“İnsanların üzerinde bir ön yargı vardı. Beni sürücü koltuğunda gördüklerinde tedirgin olurlardı. Tabii bu bizim üzerimizde de ciddi baskı oluşturmuştu. Bir erkek araç kullanırken insanlar o kadar dikkat etmezler ama biz 4 kadın göreve başlamıştık.

Araç kullanırken insanların gözü hep üzerimizdeydi. Çaykara’nın coğrafi koşulları da zaten çok zor. Dağlar, dik yamaçlar, kar, buz tabii ki zorluyordu ama bir süre sonra insanlar da bize alıştı, destek oldular. Araç sürücülüğü yaptığım 5 yıllık süre boyunca zorlandım ama güzel, keyifli de zamanlardı.”

“Son 7 yıldır tam zamanlı eğitim biriminde çalışıyorum”

Sahada 12 yıl çalıştığını belirten Zeynep Kırandı, “Kısa bir dönem komuta kontrol merkezinde deneyimim oldu. Ardından eğitimcilik yapma kısmına geçtim. 112 eğitim biriminde modül eğitmeni ve ambulans sürüş teknikleri eğitmenliği yapmaya başladım. Son 7 yıldır da tam zamanlı olarak eğitim biriminde çalışıyorum” dedi.

Kırandı, acil sağlık çalışanlarının zorluklarla karşılaştığını vurgulayarak, şu değerlendirmede bulundu:

“112 Acil çalışanları olarak çok zor grupla çalışıyoruz. Kişi ya kendi hasta ya da çok yakını hasta. O süreci yönetmek oldukça zor. Hızlı müdahale etmemiz, hızlı karar vermemiz gerekiyor. Bu anlamda zor bir meslek ama diğer taraftan da hem para kazanabildiğiniz hem de dua alabildiğiniz bir meslek. Manevi olarak doyuma ulaşabildiğiniz bir meslek. Ben de yaklaşık 20 yıldır bu işi çok severek yapıyorum.”

Ambulans şoförlüğünün zor olduğuna işaret eden Kırandı, “Bunu sahada yaşamış birisi olarak eğitimini vermek çok daha farklı bakış açısı kazandırıyor. Gelen arkadaşlarımızın nasıl zorluklarla çalıştığına eğitim birimindeki ben ve tüm eğitmen arkadaşlarım oldukça hakimiz” dedi.

Kırandı, ambulans sürücülüğünde kadınların başarı gösterdiğini dile getirerek, “Biz kadınlar her alanda olduğu gibi ambulans sürüşü alanında da çok başarılıyız. Çok farklı bakış açısı da kazandırdığını düşünüyoruz. Kesinlikle sayılarımızın yaygınlaştırılması gerekiyor” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/ambulans-surucusu-olarak-basladigi-112de-20-yili-geride-birakti/feed/ 0
Çernobil mutantları: Radyasyona maruz kalan hayvanlar şaşkınlık yaratıyor https://www.foxhaber.com.tr/cernobil-mutantlari-radyasyona-maruz-kalan-hayvanlar-saskinlik-yaratiyor/ https://www.foxhaber.com.tr/cernobil-mutantlari-radyasyona-maruz-kalan-hayvanlar-saskinlik-yaratiyor/#respond Thu, 22 Feb 2024 21:39:29 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3793 38 yıl önce gerçekleşen Çernobil Faciası’nın ardından bölgede görülen yüksek dozda radyasyon canlı yaşamını uzun süre tehdit etti. Bölge hızla boşaltılsa da radyasyonun yaban hayatı üzerinde nasıl bir etkisi olduğu merak konusu uzmanlarca merak konusu oldu.

Bilim insanları, birçok hayvanın başka yerlerdeki hayvanlardan farklılıklar göstermeye başladığını ve bazılarının mutasyona uğrayarak “süper güç” olarak tanımlanabilecek özellikler sergilediğini söylüyor.

Bölge şu an insanlar için güvenli ve turist ziyaretine de açık. Bununla birlikte turistler, alışılagelmişin dışındaki “sıcak noktaların” hala tehlikeli miktarda radyasyon barındırdığı konusunda uyarılıyor ve vahşi doğada yetişen balık veya mantarları yememeleri söyleniyor.

Peki bölgedeki hayvanlar radyasyondan nasıl etkileniyor? Alanında uzman isimler hayvan türlerine göre farklılıkları yorumluyor…

KARA KURBAĞALAR

Yıkılan nükleer santralin etrafındaki kurbağalar daha da koyulaştı, araştırmacılar bunun sıcak radyasyon noktalarına bir tepki olduğuna inanıyor.

Bilim insanları, yeşil kurbağaların hayatta kalma ihtimalinin daha düşük olması nedeniyle amfibilerin hızla siyah deri geliştirdiğini düşünüyor, bu da araştırmacıların “hızlı evrim” olarak tanımladığı duruma yol açıyor.

En koruyucu melanin pigmentine sahip Doğu ağaç kurbağalarının yüksek radyoaktif bölgelerde hayatta kalma olasılıkları daha yüksekti, bu da popülasyonların daha koyu kurbağaların hakimiyeti altına girdiği anlamına geliyordu.

Pablo Burracco liderliğindeki ekip, araştırmacıların “hızlı evrim” döneminin kazadan hemen sonra, radyasyon seviyelerinin en yüksek olduğu dönemde meydana gelmiş olabileceğine inanıyor.

SÜPER GÜÇLÜ BAKTERİLER

Çernobil’deki kırlangıçların kanatlarında bulunan bakterilerin gama radyasyonunun etkilerine karşı daha dirençli olduğu tespit edildi.

Radyasyon dozlarına maruz kaldığında, Çernobil’deki bakteriler başka yerlerdeki bakterilerle karşılaştırıldığında çoğalıp gelişebildi.

2016 yılında Scientific Reports dergisinde yayınlanan bir araştırmada, “Radyasyonun doğal popülasyonlardaki uzun vadeli etkileri, belirli ortamlarda hayatta kalmayı kolaylaştıran bakteri özellikleri üzerinde önemli bir seçici baskı olabilir.” diye yazıyordu.

KANSERE DİRENÇLİ KURTLAR

Çernobil’in çorak topraklarında dolaşan mutant kurtlar, “süper güç” olarak tanımlanabilecek şekilde geliştiler ve bu, insan hayatını kurtarabilir.

Araştırmacılar Çernobil Tahliye Bölgesi’ndeki (CEZ) hayvanların kansere karşı direnç gösteren genetik olarak değiştirilmiş bağışıklık sistemlerine sahip olduğunu buldu.

Araştırmacılar şimdi genlerin insan kanser hastalarına yardımcı olup olamayacağını bulmaya çalışıyor.

Princeton Üniversitesi’nden bir ekip, kanserle bağlantılı bazı genlerin yeni mutasyonlara sahip olduğunu gösterdi; bu da onların radyasyona karşı korunmak için evrimleştiğini gösteriyor.

Keşfin, uzmanların insanlarda kanser riskini azaltan mutasyonları belirlemelerine yol açacağı umuluyor.

YENİ BİR KÖPEK TÜRÜ MÜ?

Şu anda bölgede binlerce vahşi köpek yaşıyor ve bunların çoğu, 1986 felaketinin ardından insanlar bölgeden kaçarken terk edilen evcil hayvanlardan oluşuyor.

Güney Carolina Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan bir araştırma, elektrik santralinin yakınındaki 302 yabani köpeğin DNA’sını analiz etti ve diğer köpek popülasyonlarından önemli DNA farklılıkları buldu.


Araştırmacılar, “enerji santralindeki ve Çernobil’deki bireylerin genetik olarak farklı olduğunu” yazıyor.

Daha fazla araştırmanın, genetik farklılıklara ne kadar radyasyonun katkıda bulunduğunu ortaya çıkarması bekleniyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/cernobil-mutantlari-radyasyona-maruz-kalan-hayvanlar-saskinlik-yaratiyor/feed/ 0
İmamoğlu: Her inancın belediye başkanıyız https://www.foxhaber.com.tr/imamoglu-her-inancin-belediye-baskaniyiz/ https://www.foxhaber.com.tr/imamoglu-her-inancin-belediye-baskaniyiz/#respond Tue, 20 Feb 2024 09:09:32 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3677 İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu; CHP milletvekili Ali Gökçek, CHP Parti Meclisi (PM) Üyesi Baki Aydöner, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, Kadıköy Belediye Başkan Adayı Mesut Kösedağ ve Fatih Belediye Başkan adayı Mahir Polat ile birlikte, Alevi vatandaşların Hızır lokmasına katıldı.

Kadıköy Merdivenköy Mahallesi’ndeki Şahkulu Sultan Dergahı Cemevi’nde verilen Hızır lokması öncesinde türbede dua eden İmamoğlu, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı.

Şahkulu Sultan Dergâhı Vakfı Başkanı Hasan Şahin’in davetiyle konuşan İmamoğlu, dergahı 90’lı yılların başından itibaren ziyaret etmeye başladığını aktardı. Bir vatandaşın, dergahı, “Hızır’ın evi” nitelemesine katıldığını belirten İmamoğlu, “Şahkulu Dergahı’nı ziyaret etmem ve burayı tanımam, görmem, belki de kendi adıma ifade edeyim, cemevini tanımam anlamına gelir. O tarihten bugüne de gelişen süreç içerisinde, Allah nasip etti ve belediye başkanı oldum. Belediye başkanı olmak, kutsal bir konu, kutsal bir durum. Çünkü insana hizmet” dedi.

“DUAM ODUR Kİ, HER BİRİSİ ÇOK BAŞARILI OLSUNLAR VE BİZ ONLARLA GURUR DUYALIM”

Önce Beylikdüzü, sonra İBB Başkanı olduğunu hatırlatan İmamoğlu, “Burada, siz kıymetli dostlarımla, hemşehrilerimle, sevgili canlarla bir olmak, buranın, Şahkulu’nun maneviyatını sizlerle beraber hissetmek, her zaman beni heyecanlandırmıştır, duygulandırmıştır. Sorumluluğumu bir kez daha hissettirmiştir. Çünkü bu toprakların bize emaneti, inanılmaz erenler var, çok kıymetli, geçmişte bu toplumun maneviyatına, yaşamına hizmet etmiş insanlar var. Ve bu alanı eğer gelip gezmişseniz, görmüşseniz, gezdiğinizde şunu hissetmelisiniz: 600 yılı aşkın zaman içerisinde buraya gözcülük yapan, burayı kollayan koruyan insanların huzuruna gelmişsiniz demektir. Onun için bunun hem bir manevi huzuru var hem de büyük bir manevi sorumluluğu var” diye konuştu.

Beraberindeki belediye başkanı adaylarının da aynı sorumlulukla yola çıktıklarını vurgulayan İmamoğlu, “Hiçbirisi inşallah, asla ve asla sizlere mahcup olmayacaklardır. Duam odur ki, her birisi çok başarılı olsunlar ve her birimiz onlarla gurur duyalım” ifadelerini kullandı.

“DEVLETİN, MİLLETİN İMKANLARI İNSANLARINI MUTLU ETMEK İÇİN VARDIR”

“Bugün darda kalan herkesin yoldaşı olan Hızır aşkıyla bir aradayız” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“Biz, öyle bir çare bekleriz ki aslında Hızır aşkına dua ederken; biliriz ki onun ruhu, bugün toplumda var. Yani nasıl var? Darda kalana yardım için koşan her insanın ruhunda Hızır’ın ruhu var ve bize ilham olur. O kültür, oradan gelir. Ve biliriz ki, dualarımız kabul olmuştur. Darda kalanın kapısı çalınmıştır, bir eksiği giderilmiştir. Ben, kendi adıma bir de şöyle bakıyorum: Biz İstanbul’da darda kalana hizmet için koşarken, Hızır aşkıyla koşuyoruz. Ve o şekilde yoksulların, sıkıntılı insanların, toplumda kendisini yalnız gören, çaresiz gören her kulun yardımına koşan bir kurum olarak, Hızır aşkıyla koşarız. Kendimizi onlara borçlu görerek koşarız. Onları kendimize borçlu kılmayız.

* Devletin, milletin imkanları, insanlarını mutlu etmek için vardır. Sıkıntılarını gidermek için vardır. Onun için biz bugün, bu tutulan oruçların kabul olması için dua edeceğiz. İnsanlığın, darda olan kim varsa, Yaradan’ın onların yanında olması için dua edeceğiz. Memleketimizin, milletimizin, çocuklarımızın, gençlerimizin iyiliği için, sağlığı için geleceği için, adaletli bir dünyada yaşamaları için dua edeceğiz. Eminim ki siz güzel insanlar, değerli canlar birlikte dua edersek, biz bir olursak, birlikte olursak; dualarımız kabul olur. Bütün sıkıntıları bertaraf ederiz. Bu anlamda, bu manevi buluşmada, bu duygularımı sizlerle içtenlikle, kalbimden geçtiği sıcaklıkla paylaşmak istedim.”

“HER İNANCIN BELEDİYE BAŞKANIYIZ”

İBB Başkanı olarak, kentte yaşayan herkese eşit hizmet duygusuyla yola çıkmış bir kişi olduğunun altını çizen İmamoğlu, şöyle konuştu:

* “Her inanca saygılı ve her inancın ihtiyaçlarına koşmayı kendisine görev bilen bir Belediye Başkanınız olarak, elbette ki İstanbul’da bütün cemevleriyle ilgili çok hassas bir süreci yönetme gayreti içerisinde olduk. Bu konuda ibadethanelerimizin, cemevlerimizin her hususta yanında olduk; olmaya devam edeceğiz. İhtiyaç duyulan noktalarda, Alevi yurttaşlarımızın ihtiyacı olan ibadethaneleri tamamlamaya eksikliklerini gidermeye, gerekirse yeniden yapmaya, elbette ki kararlı bir yönetimiz.

* Biz, bu şehirde her inancın belediye başkanıyız. Sünnilerin de belediye başkanıyız. Alevilerin de belediye başkanıyız. Şafilerin de belediye başkanıyız. Caferilerin de belediye başkanıyız. Yani her mezhebin belediye başkanıyız. Aynı zamanda her inancın da belediye başkanıyız. Müslümanların da Hristiyanların da Yahudilerin de, Süryanilerin de her inancın belediye başkanıyız.”

“DEVLETİN DİNİ, ADALETTİR”

“Devletin dini, adalettir” diyen İmamoğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

* “Konunun net tarifi budur. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin, güzel memleketimizin ve Cumhuriyetin değerlerinin korunmasında, adaletli bir şehrin var olması yolculuğunda, Yaradan bizi bu şehrin insanlarına ve ülkemizin bütün insanlarına mahcup etmesin. Sadece İstanbul’da değil, ülkemizin her noktasında da özellikle Alevi inancına hizmet ettiğimiz yardımlarımız, desteklerimiz var oluyor; olmaya devam edecek. İfade etmeliyim ki; biz çok güzel bir ülkede yaşıyoruz.

* Cennet vatanımız var. Güzel Anadolu’nun güzel insanları, en zor koşullarda bir araya gelmiş, bir arada olmuş. Kimi zaman bir bağımsızlık mücadelesi vermiş, kimi zaman en kötü afetlerden kurtuluş mücadelesi vermiş. Onun için, birliğimizi ve beraberliğimizi bozan her unsurdan uzak olmayı, iyi bir gelecek için mücadele etmeyi, çocuklarımıza çok güzel bir ülke ve şehirler bırakmayı şiar edinmeliyiz. Bu duygularla aranızdayım. Tuttuğunuz oruçlar kabul olsun. Dualarımız kabul olsun.”

İmamoğlu’nun konuşması sonrası Dede Ali Doğan’ın okuduğu duanın ardından Hızır lokması paylaşıldı. Lokma paylaşımının ardından dergahtan ayrılmayan İmamoğlu ve beraberindeki heyet, vatandaşlarla sohbet etti.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/imamoglu-her-inancin-belediye-baskaniyiz/feed/ 0
Halkın soramadıklarını korkmadan soracağız https://www.foxhaber.com.tr/halkin-soramadiklarini-korkmadan-soracagiz/ https://www.foxhaber.com.tr/halkin-soramadiklarini-korkmadan-soracagiz/#respond Tue, 13 Feb 2024 09:06:39 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3298 Başarılı haberciliğinin yanı sıra Atatürk ilke ve inkılaplarının yılmaz savunucusu olan, kadın hakları konusunda mücadele eden cesur bir haberci Ece Üner… Hepimiz onu lafı eğip bükmeden yorumladığı haberlerle tam da toplumun sesi olarak tanıyoruz. Yıllardır sunduğu haberlere yaptığı cesur yorumlarla ‘Sözün Gücü’nü herkese gösteren Üner, şimdi SÖZCÜ TV’de haftanın iki günü memleketin
gerçeklerine ışık tutacak…


Ece Üner arkadaşımız Hande Zeyrek’in sorularını yanıtladı.

Öncelikle SÖZCÜ Ailemize hoş geldiniz. Sözcü Tv izleyicileriyle hangi duygularla buluşacaksınız?

Tarafsız ama bertaraf olmayan bir kanal burası. Resmin tamamını insanlara gösterebilme gücü olması çok önemli. Çünkü bugün neredeyse her kanalın bir takım siyasi angajmanları var. Bu da bir süre sonra siyasi bagaja dönüşüyor ve o bagajlar gazetecinin sırtında yük oluyor. İkincisi vicdan değimiz şey ve kendimi tanımlarken en çok kullandığım kelime “azapta gerek” vicdan azap çekiyorsa vicdandır. Rahatlatan bir vicdan olmaz. Bizim işimizi yapan insanların toplumun vicdanı olması gerektiğine inanıyorum. Onların da otoriteyi azapta bırakması, sorgulaması, rahat vermemesi, sırtını otoriteye dayayıp vatandaşa sırtını dönmemesi gerekir. Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey sırtını otoriteye değil halka dayamış ‘azapta gerek bir vicdan’. Çünkü halkın halk için halk tarafından yönetilmesi sadece demokrasiyle ilgili bir şey değil. Haberle de ilgili. İnsanların hakikati bilmeye ihtiyacı var. Resmin tamamını gösterelim onlar da kendi kararlarını versinler.

‘ECE’CE YORUMLAR OLACAK

Sizin için ‘Haber merkezlerinin gözünü budaktan sakınmayan, kelimelere dokunan kadını’ diyorlar. Yeni programda izleyiciyi ne bekliyor?

Bu program meseleleri farklı bakış açılarıyla, konunun uzmanı yazar ve akademisyenlerin dahil edileceği bir program. Ama asıl mesele Ece aynı Ece. Tabii ki Ece’ce yorumlar da olacak. İzleyicinin çok alışık olduğu çıkışlarım olacak ama doğalında. Sözün Gücü ismi de cuk oturdu.
Jacques Ellul Sözün Düşüşü kitabında “Günümüzde insanlığı kurtarmak isteyen herkes önce sözü kurtaracak” diye bir söz var. Gerçekten söz bir büyüdür.Söz çok güçlü motive eden bir şey insanları. Graham Fuller’in bir sözü var “Türkiye’yi Atatürk’ten koparmadan parçalayamazsınız” diyor. Türkiye Atatürk’ten biraz koparılmaya çalışılıyor gibi görüyorum. O konuda da hassasiyetlerimiz olacak. Burası bizim vatanımız. Başka gidecek yerimiz yok. Parçalanmaması için Atatürk’ten kopmaması lazım. Benim tavırlarımdan biri de bu olacak.

Sözün Gücü nasıl bir formatta olacak? Uğur Dündar ve Ahmet Yavuz’un yorumcu olacağını biliyoruz.

Uğur Dündar ve Ahmet Yavuz çok kıymetli iki isim ve şansım. Yorumcu olarak değerli isimler. Formatımız katılımlı, sıcak başlıkların olduğu, gündemin öznesinin de dahil edildiği bir format. İnteraktif bir program. Seyirci de yorumlarıyla katılacak.

SUNİ GÜNDEM DAYATAMAZ

Yorumlarınızla halkın sesi olacaksınız öyleyse…

Aynen. Ben onların çıkaramadığı ses olmaya talibim. Başından beri bunu söylüyorum. Soramadıklarını soracağız. Yarının liderleri soru soran insanlar olacak. Bu programda sorulamayan bütün sorular sorulacak. Orada bir koltuk işgal ediyorsun ve insanlar sana en özel vakitlerini ayırıyor. Seni evine misafir ediyor. Sen hangi yüzle onun sofrasına oturabilirsin? Sadece doğruları söyleyerek ve çıkaramadığı ses olarak. Bana hiç kimse bu yaşımdan sonra suni gündem dayatamaz. Başkalarının benim konuşmamı istediği gündem değil, vatandaşın gündemi konuşulacak. Gün içinde yaşadığı sıkışmışlık ne ise. Ekonomi de olacak programda.

Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri ekonomi. Çocukların da gündeminde dilinde… Umudu elden bırakmamak için ne yapmalı?

7 yaşındaki kızım ev ekonomisi biliyor. 9 yaşındaki çocuk da biliyor. Bilmek zorunda çünkü neyi nereden ucuza almak zorunda olduğunu ailesinden görüyor, duyuyor. Bu çocukları biz böyle bir şeye mahkum ettik. Sorumluluk ve umutsuzluk aynı cümlede olamaz gibi geliyor. Eğer sorumluluk sahibiysek tv karşısında uyuklamıyorsak bugünün kahramanı biziz. Atatürk diyoruz ya biz toplum olarak maalesef bir gecede Atatürk gelecek hepimizi kurtaracak diye bekliyoruz. Atatürk ne demiş: Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Atatürkçülük ne yapılması gerektiğini dayatan bir ideoloji değil. Atatürkçülük bilim ve akla dayanarak nasıl karar verilmesi gerektiğini söyleyen bir düşünce sistemi. Bunu bize miras bırakmış. Bugünün kahramanı, Atatürk gelmeyeceğine göre sizsiniz, benim, diğer insanlar ama ne; sorumluluk alan insan. Uyuyan insan değil. Sorumluluk almak zorundayım çünkü bir evladım var. Aynı cümlede umutsuzluk ve sorumluluğu telaffuz edemem. Sen insanların çıkaramadığı sesi çıkardığında anlıyorsun ki tahmininden çok daha fazla insanın ‘SÖZCÜ’lüğünü yapıyorsun. Tahmininizden çok daha kalabalığız. Umut orada zaten.

HASSAS TERAZİSİ VAR

Mesleğe diplomasi muhabirliğiyle başladınız, medyanın dünü bugünü arasında nasıl farklar var?

Patronun alacağı ihaleler, yapacağı yollar, açacağı şirketler her ne kadar bir beklenti içinde olsun ya da olmasın siyasi otoriteden; sizin televizyonculuğunuzun ve gazeteciliğinizin kaderini etkiliyor. SÖZCÜ bağımsız olduğu için rahat konuşabiliyorum. Gazete ve tv patronları ne zaman sadece gazete ve tv patronu olmaktan çıktılar, başka şirketlerin de patronu olmak istediler işte o zaman biz sarı öküzü kaybettik. Eğer güç odaklarıyla mesai yapmak zorunda kalıyorsanız medya patronu olarak çalışanlarınıza özgür basını vaat edemezsiniz. Bu zamanla daha da arttığı için patronlar birer iş adamına dönüştüğü ya da iş adamları medya patronlarına dönüştüğü için medya çalışanlarının kaderini feci şekilde etkiledi. İzleyici ise çok akıllı. Kuyumcu terazisi gibi hassas bir terazisi var, fark ediyor burada bir yanlışlık var diye. “Resmin bütününü göstermiyorsun” diyor. Basına güveni de orada kaybediyorlar.

TARİKATLA PROTOKOL OLMAZ

Yıllar önce ‘Türkiye, büyüdükçe budanır, kurudukça sulanır! Ne tam olarak gelişmesine izin verirler ne kuruyup gitmesine’ demiştiniz. Neden değiştiremiyoruz bu durumu?

Evet çünkü jeopolitik olarak kıymetli bir yerdeyiz. Kendi kaderi tamamen kendisinin elinde bir ülke değil Türkiye. Eğitim bakanı çıkıp “tarikatlarla protokol yapıyoruz” diyor. Sen o protokolü daha iyi eğitimcilerle yapmak zorundasın, asansörlerini tamir etmesi gereken yurtlarla yapmalısın. Öğrencilere burs için yapmalısın. Eğitim sistemi tarikat ve cemaatlerin eline düşemez. Hani anayasaya göre laiklik vardı. Hani din ve devlet işleri ayrılacaktı. Hani daha ilkokul seviyesinde çocuklar fikri hür vicdanı hür yetişecekti.
Atatürk’ün 1918’de verdiği röportaj var. “Kuvvetli olmak demek sadece silah omuzda kuvvetli olmak demek değildir” diyor. “İlmen, fennen, manen kuvvetli olacaksın” diyor. Biz böyle miyiz şu anda.

İnsanların düşünmekten korkar hale geldiği ülkede sizin doğrucu davutluğunuzu neye borçluyuz?

Bir mottom var. “Korkunun ECE’ye faydası yok.” Şaka bir yana Vedat Türkali’nin bir sözü var: “Düşündüğünü söylemekten korkarsa bir insan, düşünmekten de korkmaya başlar.” İnsanlar düşünmeyi bıraktı. Korkutulduğu için vazgeçti. Düşüncenin üstesinden gelemeyenler düşünenin üstesinden gelmeye çalışıyor. Korku her şeyden daha fazla zarar veriyor bana. Korku bir küçük ölüm. Aklın da katili. Her gün milim milim ölmektense aklımı öldürmektense çıkarım neyse söylerim, bedelini öderim. Korkmam ucunda ölüm dahi olsa… Kırılma noktam kızımın doğumu oldu. Ben bu çocuğun yüzüne bakamam insanlara eksik bir şey söylersem diye düşündüm.

Ece Üner’in penceresinden Türkiye nasıl görünüyor?

GENÇLER HER ŞEYİN FARKINDA

Çok zor bir soru. Genç potansiyelimiz çok yüksek. Gümbür gümbür gelen gençlik var. Net görüyorum. Düşünce uykudan uyandı. Günü geldiğinde o otoritenin sizi sarıp sarmaladığı zinciri atarsınız ve düşünce uykudan uyanır. Sadece hakikatin peşinde bir gençlik olduğunu görüyorum üniversitelerde. Her şeyin farkındalar. Türkiye tabii ki güllük gülistanlık diyemeyiz. Demirel’in söylediği gibi en acısı şunu görüyorum enflasyon dediğiniz sadece ekonomik bir olay değildir. Ahlaki bir çöküş de getirir. Ona kazık atar, parasını çalar. Şu anda hiç alışık olmadığımız asayiş olaylarıyla karşı karşıyayız. Taksicinin öldürülmesi, iyiliğin cezalandırıldığı bir ahlaki çöküş, çürüme hali. Bu durumda her karanlığın bir aydınlığı vardır. Neden SÖZCÜ Televizyonu bu kadar izleniyor. İnsanlar talep ediyor. Uçurumun kenarından her zaman dönmüş bir ülke Türkiye.

Atatürk demek, Türkiye demek

Ülkemiz Atatürk’ten koparılmak isteniyor dediniz. Bunu engellemek için yapılması gerekenler neler?

Atatürk’ten koparılma çabası ters tepiyor. Bu sene 29 Ekim’de Anıtkabir’deydim. Geçen sene ekimde 3 milyon 500 bin ziyaretçi vardı bu sene 4 milyondu ekim ayına kadar. Benim gittiğim gün ziyaretçi rekoru kırılmıştı. Demek ki sadece anmak değil anlamaya başladı insanlar Atatürk’ü. Cumhuriyet en çok bir kadın projesidir. Kadına seçme seçilme hakkı, hukukta, boşanmada hepsinde eşitliyor. Türkiye’de tam da en çok kadınların Atatürk’ü anması ve anlaması gerekiyor. Atatürk düşünce sisteminden ayrılmamamız gerekiyor. Çünkü bu kadar zorlu bir coğrafyada durabilmişsek tamamen Atatürk’ün anayasa ile kurduğu sağlam sistemi sayesinde. O yüzden yıkılması isteniyor. Denge ve denetleme sistemini kurmuş anayasamızda madde madde var. Atatürk bizim evimizin çatısı. Evin çatısını kaldırırsanız ne olur? Evi kaybedersiniz, sağlığınızı kaybedersiniz, yaşamınızı kaybedersiniz… Çivisi çıkmış bir dünyada çiviyle duvara asılan en güzel fotoğraftır Atatürk… Bütün şartlar bir araya toplanıp tartılınca asrın en büyük adamı… Dünyanın gördüğü en büyük devlet adamı. En yüksek derecede siyasi ve askeri dehanın bir araya gelmesiyle önce memleketi yok olmaktan kurtarmış, sonra da yeniden kurmayı başarmış… Devrimci muzaffer kumandan herkesi büyülemeye devam ediyor. Atatürk demek Türkiye demek. Gençliğe Hitabe bugün yaşananları anlatmıyor mu? Fikri liderliği hâlâ devam ediyor. Öldükten sonra da düşmanlarıyla savaşabiliyor. Farkındaysanız herkes zor zamanlarında Atatürk’e sığınır. Atatürkçü olmayanlar dahi. Yattığı yerden hâlâ yobazlarla gericilerle savaşabiliyor ve hâlâ da o kazanıyor.

Ece Üner’le Sözün Gücü programı, duayen gazeteci ve Sözcü Yazarı Uğur Dündar ile Sözcü Televizyonu Strateji ve Güvenlik Danışmanı Ahmet Yavuz’un yorumlarıyla her çarşamba ve cuma 20.15’te ekranda olacak.

ECE ÜNER HAKKINDA

Koç Lisesi, ardından Koç Üniversitesi’nde sosyoloji ve tarih okudu. Brüksel’de Avrupa Birliği konusunda eğitim aldı. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca biliyor. Atletizmde İstanbul ve Türkiye birincilikleri var. Şiir yazıyor, çok okuyup araştırıyor. Mesleğe diplomasi muhabiri olarak başladı. Üst düzey devlet adamlarıyla özel röportajlar yaptı. Tartışma programları yönetti. Uzun yıllar ana haber sundu. Haber aralarında yaptığı yorumlarla halkın sesi oldu. Çok sayıda habercilik ödülü alan Üner’in, Güneş isminde 7 yaşında bir kızı var.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/halkin-soramadiklarini-korkmadan-soracagiz/feed/ 0
Biz mi kurtulduk, yoksa gidenler mi kurtuldu? https://www.foxhaber.com.tr/biz-mi-kurtulduk-yoksa-gidenler-mi-kurtuldu/ https://www.foxhaber.com.tr/biz-mi-kurtulduk-yoksa-gidenler-mi-kurtuldu/#respond Mon, 05 Feb 2024 09:09:41 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=2935 CHP’li vekil Gedik, milyonlarca depremzedenin içinde bulunduğu durumu böyle aktardı…

Sabahsaati… Kahramanmaraş’tan, Hatay’dan, Malatya’dan gelen ilk haberler depremde hayatını kaybedenlerin sayısının binin üzerinde olduğu yolundaydı. Her yerde karışıklık, kargaşa yaşanıyor, kurtulanlar, yakınlarını, komşularını kurtarabilmek için çaresizce beton yığınları arasında çalışıyorlardı. Korku dolu gözlerden yaşlar dökülürken Türkiye oralarda yaşananlara kilitlenmişti.

AMELİYAT ÖNCESİ…

Ben mi? Ameliyat önlüğünü giymiş, az sonra beni ameliyathaneye götürecek tekerlekli sandalyeyi bekliyordum. Gidiyordum ama aklım hep deprem bölgesindeydi. Ameliyat odasına alınıp eşimle ayrılırken, depremden önce yazdığım yazının sonuna, “Depremde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarının acısını yürekten paylaşıyorum” notunu yazmasını rica ettim. Depremlerin meydana geldiği illerimize çok gitmiş, günlerce onlarla yaşamıştım. Erzurum depreminde de Adapazarı, Bolu depremlerinde de hep oralardaydım. Ameliyatı değil, o an deprem bölgesindeki kardeşlerimi düşünüyordum.

YOĞUN BAKIM SONRASI

Sabah alındığım ameliyattan saat kaçta çıktığımı da bilmiyordum. Kendime geldiğimde, her tarafımda kablolar vardı. Yanıma gelen doktora güç bela, “Ne olursun birazcık su” dedim. Ağzımdaki aparatlar nedeniyle boğazım kurumuştu. Doktorlara, hemşirelere hep depremi sordum… Kim bilir o an insanlar neler yaşıyordu? Yoğun bakımdan normal odaya geçtiğimde ağrılar içinde İskenderun’daki gazeteci arkadaşım Şehmus Aslan’dan başlayıp diğerlerine ulaşmaya çalışıyordum… Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yakınlarını kaybedenlere sabır diliyorum.

CHP Milletvekili Gedik, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’e 6 Şubat günü ve sonrasında yaşananları anlattı.

KIYAMET GÜNÜYDÜ

Doktor Asu Kaya Gedik, görev yaptığı Osmaniye’de depreme yakalanmıştı. Osmaniye’de Tabip Odası Başkanlığı görevini yürütürken ayrıca Aile Hekimliği yaparken hem meslektaşlarıyla, hem halkla iç içe olmuştu. Son seçimde ilinden CHP Milletvekili adayı olmuş ve seçilmişti. Her fırsatta deprem ve sonrasıyla ilgileniyor. O geceyi şöyle anlatıyor:

– Ben de depremzedeyim. Evimiz dördüncü kattaydı. Deprem büyük bir uğultuyla geldi. O an aklınıza ilk çocuklarınızı kurtarmak geliyor. Kızımı tam yatağından kaldırmıştım ki duvar olduğu gibi yatağın üzerine çöktü. Yan komşuyla aramızda duvar kalkmıştı. Çıkmaya çalışırken koridorun duvarları yıkılmaya başladı. Şanslıydık ki kapı açıldı. Çünkü birçok dairenin kapısı açılmadı. Merdiven duvarları çökmüştü. Enkaz arasından güçlükle çıkabildik. Yalnızdık, çaresizdik. O gün sanki kıyamet günüydü. O günkü, çaresizliğimizi unutmuyorum. İnsanlar önce can derdindeydi, kimi kurtarabilirim diye. Mahalle zaten benim mahallemdi, benim komşularım, benim dostlarımdı. Çaresizce enkazın başındaydım. Kimsenin aklına açlık, susuzluk gelmiyordu. İkinci gün insanların aklına açlığı, susuzluğu geldi. Hiç unutamam İzmir’den minibüsle yardıma gelenler beraberinde üçgen peynir, ekmek, su, mama getirmişlerdi. O yardımları dağıtırken geçen zamanı unutamıyorum.

– Derken ilimizin sağlık yöneticilerinden doktorlarımızın otopsilere yetişemediğini işittim ve oda başkanı olarak tüm hekimlerimize ailelerini bir an evvel güvenli bir yere almalarını ve hemen otopsilere başlamaları çağrısında bulundum. Çünkü cenazelerimizi bir ana evvel sahiplerine ve toprağa kavuşturmak durumundaydık.

ÖLÜLERİMİZİ SAYAMADIK

– Yanlış hatırlamıyorsam Devlet Hastanesi bahçesinde beş otopsi çadırı, iki de soğuk hava deposu kurulmuştu. Her bir otopsi çadırında en az 4-5 arkadaşımız görevliydi. Orada bulunduğum süre zarfında sahada hem yardım faaliyetlerinde hem arama faaliyetlerindeydim çünkü insanlar aç susuzdu. Otopside bulunduğum kısa zamanda şunu gördüm: Sayıları tespit etmeye çalıştım ama çok değişik bir sayılandırma sistemi yaptıklarını gördüm.

Her çadırda farklı bir sayılandırma sistemi vardı. Sonra öğrendim ki bu şekilde farklı numaralandırmayla aslında yapmak istedikleri toplam kayıplarımızın sayısını öğrenmememiz içindi. Her bir çadır farklı bir sayıyla başlıyordu. Dolaysıyla basit bir işlemle toplayıp sonuca erişemiyorsunuz. Kayıplarımızın sayısını bir şekilde gizlemeye çalıştıklarını anladım. Yoksa neden 1-2-3 diyerek standart sıralamayla gitmesin ki?

Gedik,deprem bölgesiyle bağını hiç koparmadı.

Ceplerinde para olsun diye kira yardımını kabul ettiler

CHPMilletvekili Dr. Asu Kaya Gedik, “Depremden sonra çadır bulanlar şükretti. Bulduğu çadırın rüzgarda uçtuğunu gördüğünde peşine düştü. Şanslı olanlar ise konteynere geçebildi. AKP iktidarı depremzedeyi çok kötü bir noktaya getirdi” diyor. Milletvekili, hem kendi ili Osmaniye hem de diğer illerde yaşananlar için şunları söylüyor:

“Deprem bölgesinde ‘Biz mi kurtulduk, yoksa gidenler mi kurtuldu’ sözleri sıkça duyuluyor. Geçirdiğimiz son bir yıl içinde çok çetin yaşam mücadelesi verildi. Deprem öncesi AKP’nin ekonomik buhranında zaten geniş toplum kesimleri yoksullukla mücadele ederken, depremzede olanlar da kendini bu yokluğun içinde buldu. Bu yokluğun içerisinde iş yokken, aş yokken, ticaret durmuşken, esnaflık yapacaksınız, kime neyi satacaksınız?”

Cebinde 5 kuruşu olmayan depremzedeye “Ya konteynere geçersin, ya da sana 5 bin lira kira yardımı yapacağım” denildi. Asu Hanım, deprem bölgesinde yaşananları şöyle anlatıyor:

EKMEK PARASI

“Depremzede en azından cebinde ekmek parası olsun istedi ve 5 bin lira kira yardımını kabul etti. Daha bu ay kira yardımı 7 bin 500 liraya yükseltildi. Bu şu demek oluyor: AKP iktidarı ‘konteyneri de parayla veririm’ dedi.

Bir diğer yaman çelişki ise AKP iktidarı mülk sahibi depremzedeye 5 bin lira kira yardımı yaptı. Kiracıya da dedi ki ‘Sana tekrar ev bulabilmen için 3 bin lira yardım yapıyorum.’ Depremzedeye reva görülen bunlardı. AKP’nin unuttuğu bir şey var; depremin sonunda evi olan da kirada olan da aynı sokakta, aynı evi kiralamak istediler.”

Kalmadıkları yurdun parasını ödettiler

CHPMilletvekili Asu Hanım, yalnız kendi seçim bölgesi Osmaniye’de değil, diğer illerdeki gelişmeleri de yakından izliyor, sorunları şöyle aktarıyor:

“Uzaktan online eğitime devam eden üniversite öğrencileri, kalmadıkları yurtların parasını, kayıtlarının silinmemesi için ödemek zorunda bırakıldı. Osmaniye’de Korkut Ata Üniversitesi’nin uzaktan eğitim gören meslek yüksekokulu binaları hasarlı olan öğrencileriyle görüştüm. ‘Binamız hasarlı. Senato kararıyla uzaktan eğitimdeyiz. Ama yurt kayıtlarımız silinmesin diye yurt parasını ödemek zorunda kalıyoruz’ dediler. Ödemeleriyle ilgili dekontları da verdiler.

Sonra ‘Allah Allah’ dedim bir yıl geçmiş, bir yandan üniversite rektörü için hızlı bir konut inşası vardı. Rektör, akademisyenler için konut inşa edebilir ama depremin üzerinden bir yıl gelmiş geçmiş, üniversiteye çivi bile çakılmamış.”

TOKi konutlarını online açık artırmayla satıyorlar

Depremdöneminde AKP iktidarı çadır satmıştı. Şimdi Osmaniye’mizde de barınma krizi yaşanırken TOKİ’nin konutları açık artırmayla online bir şekilde sattığını öğrendik. Bundan 3-4 yıl önce yapılan TOKİ konutları bir sebeple terk edilmiş. TOKİ deprem sonrası belki de eş zamanlı bilemiyorum bu evleri tekrar elden geçiriyor, tadilata sokuyor. Depremzede bu konutların kendilerine verileceğini düşünürken, bütün reklam panolarına, internete reklam vererek açık artırmayla online satıyor.

2023 genel seçimlerinde Cumhurbaşkanı ‘Her depremzedeye, evi yıkılana ev vereceğiz. İçinde eşyasıyla anahtarını teslim edeceğiz’ dedi. İnsanlar ev verecek diye beklemeye, biz de süreci yakından takip etmeye başladık. 600 bin konut verileceği belirtildi. Cumhurbaşkanı bunu daha sonra 300 bine indirdi. En son Çevre ve Şehircilik Bakanı 46 bin konutun teslim edileceğini açıkladı. Yani depremin yıldönümüne geldiğimizde kaçta kaçını teslim ediyorlar görün.”

Muhtarlara 1 Şubat’ta AFAD’ dan bir mesaj geldi. Sistemle yapılacak olan kura süresinin belirsiz ertelendiği, Cumhurbaşkanının deprem illerini gezerek kurayı bizzat çekeceği, evleri kendisinin teslim edeceği belirtildi. Kalecik, Hasanbeyli’ den Milletvekili Asu Hanımı arayanlar, “Deprem konutu yapacağız dediler, temel attılar. Sonra her şeylerini toplayıp gittiler” deyince, kendisi köylere gitti. Manzara anlattıkları gibiydi. İhalesi mart ayında yapılmış, su basmanına kadar çıkılmış, sonra her şeyi toplayıp gitmişler. Mart’ta bir yıl doluyor ama ortada bina yok.

Asu Kaya Gedik, bölge insanı için “Mutlak yokluk yaşıyorar” dedi.

Yoksulluktan yokluğa düşüldü

Osmaniye Milletvekili Asu Kaya Gedik, deprem bölgesinde AKP’nin izlediği ekonomik politikaları eleştiriyor ve sözlerini şöyle sürdürüyor:

– Başta Osmaniye, Hatay olmak üzere deprem bölgesindeki vatandaşlarımız zaten yoksulluk içindeydi, bir de deprem vurunca bu insanlar yokluğun içine düştüler. AKP iktidarının, deprem bölgesinden iyice elini-ayağını çekmesiyle bu insanlar çetin bir yaşam mücadelesi içine girdiler.

– Önceki hafta Osmaniye Yunus Emre Mahallesinde dört çocuklu aileye gittim. Baba çöplerden plastik topluyor günlük 50 lira kazandığını söyledi. En büyüğü olan 16 yaşındaki erkek çocuk okulu bırakmış, ailenin geçimini sağlamaya çalışıyor. Turp hasadına gidiyor. Oturdukları yer, kapısında bez örtü olan bir oda. O odanın kirası 2 bin lira. Turp hasadından aldığı yevmiye ile çocuk evin kirasını karşılamakla mükellef.

İLAÇ ALACAK PARAMIZ YOK

– Milli Eğitim Bakanı ya da bakanlığın da bu çocukların peşine düşmediğini gördük. Yerde halının üstünde yatan hasta 10 yaşında çocuk vardı. Diğer taraftan annenin kucağındaki bebek hırıltılıydı. “Doktora götürüyor musun?” dediğimde “Götüremem, ilaç parası yok. Depremzede olsaydım ilaç parası ödemeyecektim ama artık öyle görünmediğimden ilaç parası da veremeyeceğim için götüremiyorum, ilaç alamıyorum” dedi. Süt alamadığını, okuldaki 10 yaşındaki çocuğun öğretmenlerinin, müdürün süt ve şeker getirdiğini ama onların da bittiğini söyledi. Sobada odun yok.

– Bu aslında bizim Türkiye’nin geniş kesimlerinin, yoklukla mücadele eden kesimlerinin bir aynasıdır. Bunlar yokluğun, yoksulluğun insanı değil. Yoklukta hiç yoktur. Bu mutlak yokluktur. Benim gördüğüm Osmaniye’de budur. Bunu bir yıldır duymak istemeyen bir iktidar var. Bir anda her şeye para bulunuyor ama neden bu insanlara bulunmuyor anlamakta güçlük çekiyoruz.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/biz-mi-kurtulduk-yoksa-gidenler-mi-kurtuldu/feed/ 0
Dünyanın en zenginleri birbirlerine yılbaşında ne hediye alıyor? https://www.foxhaber.com.tr/dunyanin-en-zenginleri-birbirlerine-yilbasinda-ne-hediye-aliyor/ https://www.foxhaber.com.tr/dunyanin-en-zenginleri-birbirlerine-yilbasinda-ne-hediye-aliyor/#respond Tue, 26 Dec 2023 09:18:32 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=1531 Noel ve yılbaşı dönemleri dünyanın pek çok yerinde insanların birbirine hediye verdiği bir dönem olarak biliniyor. Peki ya dünyanın en zengin insanları birbirlerine neler hediye ediyor?

Yarış atından üzüm bağına, bazı hediyeler ağacın altına sığmayacak kadar büyük. Bazıları da özel yapım ve yüzbinlerce dolar değerinde.

Dünyanın en zengin insanları listesinde yer alan kişilerin hediye seçimleri oldukça ilgi çekici. Ünlü yatırımcı Warren Buffett, eskiden aile üyelerinin her birine 10 bin dolar nakit para veriyordu. Ancak parayı çarçur ettiklerini öğrendikten sonra bu uygulamayı değiştirdi ve şimdi bazılarına hisse senedi, bazılarına da çikolata veriyor.

Bill Gates ise tatil boyunca keyifle okunacak kitaplar öneriyor. Gates kitap gibi mütevazı hediyeleri tercih etse de zenginler yılbaşı için yüzbinlerce dolar harcamaktan çekinmiyor.

Örneğin Knightsbridge Circle isimli şirket, bir zamanlar Napolyon’un kaldığı bir malikanenin yanı sıra kendi bal ve zeytinyağı üretim tesisleriyle birlikte 5 milyon dolarlık bir arazinin Noel hediyesi olarak satın alınmasına yardımcı oldu. Knightsbridge Circle’ın hizmetleri için yıllık abonelik ücreti ise 50 bin dolar.

EN POPÜLER HEDİYELER

Lüks stil firması Lalaluxe’ün kurucusu Nicole Pollard Bayme de dünyanın en zengin kişilerinin Noel hediyelerini anlattı.

Pollard Bayme, Chanel ve Rolex ile birlikte Hermes’in en çok talep edilen markalardan biri olduğunu söyledi. Birkin isimli Hermes modelleri de koleksiyonluk olarak görülüyor ve nadir bulunan çeşitleri var ve zenginler arasında popüler bir seçim.

“Tatil hediyesi vermek, istek listesi olan insanlar için yeterince zor. Peki ya gerçekten her şeye sahip olan insanlar? Milyarderler de tıpkı bizler gibi hediye vermeyi ve almayı severler. Bu hediyeler çok daha pahalı olsa bile…” diyen Pollard Bayme geçen yıl bir müşterisine zenginler tarafından tercih edilen özel bir Hermès çantası olan Himalaya Birkin’i nasıl temin ettiğini aktardı.

Timsahın elle boyanmış göbek altı malzemesinden yapılan Himalaya Birkin’in elmaslı bir modelinin 750 bin dolara satıldığını söyleyen Pollard Bayme, “Her şeye sahip olan birinin neden el çantasında da elmaslar olmasın?” dedi.

Deloitte tarafından yapılan bir ankete göre Amerikalılar bu tatil sezonunda ortalama 1.652 dolar harcamayı planlıyor. Bu da Himalaya Birkin’in fiyatının yaklaşık yüzde 0,2’sine denk geliyor.

Bayme’nin hizmeti ise saati 600 dolardan başlıyor ve satıştan yüzde alıyor.

Pollard Bayme’nin söylediğine göre, kişiselleştirilebilen ürünler de zenginler arasında oldukça popüler. Örneğin hediyeler arasında 10 bin doların üzerinde olan monogramlı Goyard bavullar ya da hediye alan kişinin burcunu yansıtan eşyalarla dolu bir hediye sepeti görmek mümkün.

DENEYİM SATIN ALINIYOR

Öte yandan son yıllarda zenginler arasında hobilere dair hediyeler oldukça popüler. Örneğin yarış atlarıyla ilgilenen bir kişiye ahır gezisi yaptırıp at almak, müzikle ilgilenen kişiye ünlü bir DJ’den pikap dersi aldırmak ya da yemek yapmayı seven birine Michelin yıldızlı bir şeften yemek dersi aldırmak gibi hediyeler de oldukça revaçta.

Londra’da zenginlere odaklanan bir danışmanlık firması olan Barton’ın kurucusu Winston Chesterfield’e göre zenginler sevdiklerine artık ilgi alanlarına göre hediye alıyor. Örneğin yürüyüş yapmayı seven bir aile birbirlerine Moncler ve Loro Piana gibi markaların en iyi outdoor ekipmanlarını hediye edebiliyor. Ya da yemek meraklıları doğrudan İtalya’dan gelen balzamik sirke hediye edebiliyor.

Chesterfield ayrıca sağlıklı yaşam molalarının da arttığını söyledi. Chesterfield birlikte çalıştığı bir aileyi daha önce iki haftalığına Karayipler’de özel bir ada kiralayarak ve yoga inzivalarına göndermiş.

Chesterfield’in müşterilerinden bazıları Kenya’daki Ol Jogi ya da Tanzanya’daki Saanane Adası gibi Afrika’daki koruma alanlarında geceliği 40 bin dolara kadar çıkabilen özel villalar da kiralayabiliyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/dunyanin-en-zenginleri-birbirlerine-yilbasinda-ne-hediye-aliyor/feed/ 0