Samsun’un Bafra ilçesinde iki işçi, Evrenuşağı Mahallesi üzerinde bulunan bir fındık tarlasında su kuyusu açma çalışması için işe koyuldu.
Çalışma sırasında yaşanan toprak kaymasıyla işçiler Sabri Bayraktar ile Mustafa Aydın toprak altında kaldı.
KURTARMA ÇALIŞMALARI BAŞLATILDI
Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD), Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve itfaiye görevlileri ile jandarma ekipleri sevk edildi.
Olay yerine gelen ekipler işçilerin kurtarılması için çalışma başlattı.

İŞÇİLERİN CANSIZ BEDENLERİNE ULAŞILDI
Ekiplerin yürüttüğü çalışma sonucunda 2 kişinin cenazesine ulaşıldı.
Samsun Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, yaptığı açıklamada, göçüğün bir kuyu kazısında yaşandığını anımsattı.
BAŞKAN DOĞAN AÇIKLAMA YAPTI
İlk bilgilere göre 2 kişinin kuyu kazdığının 1 kişinin de dışarıda beklediğinin anlaşıldığını belirten Doğan, “Göçük oluşunca haber veriyorlar. AFAD, belediye, itfaiye ve sağlık ekipleri olay yerinde hızlı bir çalışma yürüttü. İş makinelerinin çalışması sonucu, kısa süre önce söz konusu vatandaşların cansız bedenine ulaşıldı.” dedi.





Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Büşra Yıldız
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rapora göre nisan ayında en az 163 işçi hayatını kaybetti.
Yaş dağılıma göre incelediğinde ise 14 yaş ve altı 2 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 3 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş arası 27 işçi, 30-49 yaş arası 64 işçi, 50-64 yaş arası 51 işçi, 65 yaş ve üstü 8 işçi, yaşını bilmediğimiz 8 işçi hayatını kaybetti.
Raporda, 2024’ün ilk dört ayında ise 597 işçinin hayatını kaybettiği belirtilerek “2024 yılının ilk dört ayında (Ocak’ta 161, Şubat’ta 149, Mart’ta 124 ve Nisan’da 163 olmak üzere) ise en az 597 işçiyi; yani her gün “en az” 5 işçiyi iş cinayetlerinde kaybettik…” ifadelerine yer verildi.
İSİG tarafından yapılan açıklamada “Raporumuzu İstanbul Beşiktaş Gayrettepe’de 16 katlı bir binanın eksi 1. ve eksi 2. katında faaliyet gösteren Masquerade Club (eski Discorium) adlı gece kulübünde tadilat yapıldığı sırada sahnenin yanında meydana gelen yangın sonucu hayatını kaybeden 30 işçi arkadaşımıza adıyoruz” denildi.

İŞKOLLARINA VE ŞEHİRLERE GÖRE DAĞILIM
Nisan ayında iş cinayetlerinin işkollarına ve şehirlere göre dağılımı ise şöyle oldu:
İnşaat, Yol işkolunda 51 işçi; Tarım, Orman işkolunda 36 emekçi (8 işçi ve 26 çiftçi+2 balıkçı); Konaklama, Eğlence işkolunda 20 işçi; Taşımacılık işkolunda 10 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 8 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Madencilik işkolunda 5 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 3 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 3 işçi; Enerji işkolunda 3 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 2 işçi; Metal işkolunda 2 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 2 işçi; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 1 işçi; elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 6 işçi hayatını kaybetti.
46 ölüm İstanbul’da; 7 ölüm Antalya’da; 6 ölüm Sakarya’da; 5’er ölüm Manisa ve Muğla’da; 4’er ölüm Adana, Adıyaman, Ankara, Hatay, Konya, Mersin, Niğde ve Şanlıurfa’da; 3’er ölüm Aydın, Gaziantep, İzmir, Kocaeli, Osmaniye, Sinop ve Sivas’ta; 2’şer ölüm Balıkesir, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Kahramanmaraş, Kayseri, Kütahya, Ordu, Samsun, Siirt ve Zonguldak’ta; 1’er ölüm Aksaray, Artvin, Bilecik, Çorum, Denizli, Elazığ, Erzurum, Eskişehir, Hakkari, Isparta, Karabük, Kastamonu, Mardin, Şırnak, Trabzon, Tokat, Yalova, Arnavutluk ve Karadağ’da meydana geldi.
Nisan ayında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı ise şöyle açıklandı:
Ezilme, Göçük nedeniyle 35 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 32 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 27 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 16 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 13 işçi; Şiddet nedeniyle 13 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 7 işçi; İntihar nedeniyle 6 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 4 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 3 işçi; diğer nedenlerden dolayı 7 işçi hayatını kaybetti…
]]>
DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeğin daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin , emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor” dedi.
Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) önünde “TÜİK’i yargı kararlarına uymaya, ekmeğimizle oynamamaya, gerçekleri açıklamaya çağırıyoruz” çağrısıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.
Açıklamaya DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu ve DİSK Yönetim Kurulu üyeleri katıldı.
DİSK üyeleri “Gerçekleri açıkla ekmeğimle oynama”, “TÜİK elini cebimizden çek”, “Sefalete teslim olmayacağız”, ”İnsanca yaşamak istiyoruz” sloganları attı.
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, yaptığı açıklamada, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda işçilerin Taksim’e çıkışının engellendiğini hatırlatarak, “Bizlerin Taksim’de olmamızı engellemek demek milyonlarca emekliyi on bin lira emekli aylığıyla yaşamaya mahkum etmek demektir. Bizlerin Taksim’de olmasını engellemek adaletsiz vergi sistemiyle krizin bütün yükünü işçiye emekçiye yüklemek demektir. Bizler 1 Mayıs’a ve Taksim’e sahip çıktığımız gibi emeğimize, ekmeğimizi sahip çıkmak için mücadelemizi sürdürüyoruz” dedi.
‘HER GÜN DAHA FAZLA YOKSULLAŞIYORUZ’
TÜİK tarafından bugün açıklanan Nisan ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çerkezoğlu, “Enflasyon 3,18 yıllık enflasyon ise 70’ye dayanmış. Geçen yıl nisan ayında enflasyon yüzde 43,6 idi. TÜİK’in baskılanmış rakamlarıyla bile tablo ortada. Dört aylık enflasyonu hesapladığımızda yüzde 18,72 gıda enflasyonu yüzde 70’e dayanmış, ama bizim araştırma dairemizin gelir gruplarına göre hesapladığı gıda enflasyonuna baktığımızda örneğin emeklinin gıda enflasyonu yüzde 84, en düşük gelirli grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 107. TÜİK rakamlarıyla bile baktığımızda çok yüksek bir enflasyon karşısında her gün daha fazla yoksullaştığımız bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.
TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerinin uzun bir süredir tartışma konusu olduğunu, rakamların gerçekle ilgisinin olmadığını ve vatandaşların bu rakamların yanlış olduğunu yaşayarak gördüğünü söyleyen Çerkezoğlu, “Her gün hepimiz çarşıya, pazara, manava gittiğimizde, evimize elektrik, su faturası geldiğinde gerçek enflasyonun ne kadar olduğunu yaşayarak görüyoruz. TÜİK sürekli olarak enflasyonu düşük belirleyerek her gün ama her gün soframızdaki ekmeği daha fazla küçülmesine yol açıyor. TÜİK, İşçinin , emekçinin sofrasından bir dilim ekmeği daha çalıyor.”
‘TÜİK, VERİLERİ KARARTMAYA DEVAM EDİYOR’
TÜİK’in gerçekleri açıklamadığını ve verileri kararttığını ifade eden Çerkezoğlu, TÜİK’in 20 yıl boyunca açıkladığı enflasyon sepetini iki yıldır açıklamadığını ve bunun için TÜİK’e yaptıkları başvurunun reddedildiğini söyledi.
Çerkezoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz DİSK olarak bu listenin açıklanması için TÜİK’e bir başvuru yaptık. TÜİK, bu başvurumuzu reddetti. Arkasından CİMER üzerinden TÜİK’den bu listeyi istedik. TÜİK, ikinci kez reddetti. Adalet Bakanlığı bünyesindeki Bilgi Edinme Kurulu’na başvurduk. Biz işçi örgütüyüz, emekçi örgütüyüz. Milyonlar emekçinin ücreti bu rakam üzerinden belirleniyor. Bu rakamı neye belirlediğinizi görmek, bizim ve Türkiye’nin hakkıdır dedik. Kurul, başvuruyu reddetti.
Ondan sonra bu süreci yargıya taşıdık. Ankara 6. İdare Mahkemesi, oy birliğiyle verdiği kararda bu verilerin TÜİK’in elinde olduğu ve bunu bütün kamuoyu ile ve DİSK ile paylaşmasının görevi gereği olduğunu söyledi. Ama TÜİK, buna rağmen verileri bizlerle paylaşmamaya devam ediyor. Yargı kararlarına uymayan TÜİK, verileri karartmaya devam etti. TÜİK’in Danıştay’a yaptığı başvurusu reddedildi. TÜİK’in verileri açıklamamak için denediği bütün yollar tükendi.
‘EMEKÇİNİN EKMEĞİYLE OYNAMAKTAN VAZGEÇİN’
TÜİK’e Anayasa’nın 138. maddesini hatırlatıyoruz. Yasama, yürütme, yargı arasındaki idare mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Mahkeme kararlarını değiştiremez ve yerine getirilmesini geciktiremez. TÜİK başkanı, yargı kararlarına uymayarak açıkça suç işlemektedir. Ceza hukuku açısından ciddi suçtur. Kararı geciktirenler kişisel olarak da suçludur.
Yargı kararlarına uymayarak milyonları mağdur edenlerin yarattığı hukuksuzluk ve haksızlıkla sonuna kadar mücadele edeceğiz. TÜİK başkanlığını görevini yapmaya çağırıyoruz. Gerçekleri saklamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. TÜİK başkanlığını işçinin, emekçinin ekmeğiyle oynamaktan vazgeçmeye çağırıyoruz.
Bu enflasyon rakamlarıyla bile her gün daha fazla yoksullaştığımız bu süreçte herkes bilsin ki yargı ve hukuk tanımaz düzenle sonuna kadar mücadele edeceğiz. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzeni mutlaka değiştireceğiz. İktidar yöneticilerinin kemer sıkma politikaları adı altında, enflasyonla mücadele adı altında ücretleri baskılayan politikaları karşısında DİSK olarak mücadele edeceğiz. İktidar, enflasyonun sebebi ücretlerdeki artış diyor. Bu kocaman bir yalan.”
]]>
1 MAYIS OKULLAR TATİL Mİ?
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı resmi tatil olduğu için okullar tatil olacak.
1 MAYIS RESMİ TATİL Mİ?
1 Mayıs Türkiye’de resmi tatil olarak kutlanıyor. 1 Mayıs ülkemizde 15 yıldan bu yana resmi tatil takvimi içerisinde yer alıyor. 1 Mayıs 2024 Çarşamba günü resmi tatil olacak.
1 MAYIS’TA BANKALAR ÇALIŞIYOR MU?
1 Mayıs resmi tatil olduğu için bankalar vatandaşlara hizmet vermeyecek. İnternet bankacılığında ise hafta sonu olduğu gibi EFT işlemleri ilk mesai saatinde gerçekleşecek.

1 MAYIS NEDEN KUTLANIYOR?
İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.
1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.
Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
TÜRKİYE’DE 1 MAYIS
– Osmanlı Devleti döneminde ilk kez 1911 yılında Selanik’te kutlanmıştır.
– 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 1 Mayıs günü resmi tatil ilan edilmiştir.
– 2008 yılında ise “Emek ve Dayanışma Günü” olarak yeniden adlandırılmıştır.
]]>1 MAYIS MESAJLARI
1 Mayıs’ta çevrenizdekilerin işçi bayramını kutlayabileceğiniz günün anlamına yönelik 1 Mayıs mesajları. 1 Mayıs kutlu olsun!
1 Mayıs’ın, anlamına yakışır bir şekilde dostluk ve dayanışma havasında kutlanmasını dileyerek, başta işçi, memur ve emekçiler olmak üzere bütün milletimizin Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyorum. Emek olmadan hiçbir şey yetişmez.
Emek, sermayeye öncüldür ve ondan bağımsızdır. Sermaye ancak emeğin meyvesidir ve emek olmadan sermaye olmazdı. Emek sermayeden üstündür ve daha büyük önem arz eder.
1 Mayıs barış, demokrasi ve güvenIi bir geIecek için mücadeIe günüdür. Dayanışmanın, iyiliğin, birliğin ve güzelliğin birleştiği 1 Mayıs’ta tüm işçi kardeşlerimizi kutluyoruz.
ÖzeIde emekçiIerimizin, geneIde dünya emekçiIerinin birIik mücadeIe ve dayanışma günü 1 Mayıs işçi bayramını kutIuyorum.
Haksızlıkların, eşitsizliklerin, adaletsizliklerin ve ezilmenin olmadığı, emeğin sömürülmediği, aydınlık, eşit ve güzel bir dünyayı göreceğimiz günlerin geleceği umuduyla, tüm emekçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlarız.

İşine hakim ol, işinin sana hakim olmasına izin verme.” (Benjamin Franklin)
Yaptığı işten ücret dışında bir şey alamayan insan, bence en acınacak insandır.” (Edna Kerr) Dünya İşçi ve Emekçiler Günü’nde herkesin keyif aldığı bir işte çalışabilmesini diliyorum.
Ne yaparsanız yapın onun sanatçısı olun, sokak süpürgecisi de olsanız, onun Picasso’su olun.” (Martin Luther King) İşini dosdoğru yapan herkesin 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Günü’nü kutluyorum.
Taşlar değil, yapılan işler anıtları meydana getirir. (J. T. Motley)
Hiçbir işte istikbal yoktur, istikbal işe sahip olan kişinin elindedir. Hepinizin istikbali açık 1 Mayıs’ı kutlu olsun…
Bir metre iş yapmayı, bir kilometre söz vermeye değişmem.” Çalışan ve iş arayan her emekçinin 1 Mayıs’ı kutlu olsun…
”Seveceğin bir iş seçersen, yaşamında bir gün bile çalışmış olmazsın.” (Confucius)

1 MAYIS’IN TARİHİ
1 Mayıs İşçi Bayramı neden kutlanıyor nasıl ortaya çıktı? İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler. 1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin, Kuzey Kore, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
]]>1 MAYIS RESMİ TATİL Mİ?
1 Mayıs Türkiye’de resmi tatil olarak kutlanıyor. 1 Mayıs ülkemizde 15 yıldan bu yana resmi tatil takvimi içerisinde yer alıyor.
1 MAYIS HANGİ GÜN?
1 Mayıs, 2024 yılında Çarşamba gününe denk geliyor. Bu gün kamu kurum ve kuruluşları kapalı olacak.
1 MAYIS GÜNÜ OKULLAR TATİL Mİ?
1 Mayıs İşçi ve Emekçiler Bayramı da resmi tatil olduğu için kamu kurum ve kuruluşları kapalı olacak. Bu tarihte okullar da tatil olacak.
1 MAYIS NEDEN KUTLANIYOR?
İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.
1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Şikago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı.
Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.
Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.
Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı. Günümüzde sosyalist ülkelerde (Çin Halk Cumhuriyeti, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti, Vietnam, Laos, Küba, Venezuela, Nepal, Bolivya) ve daha birçok ülkede tatil günü olan 1 Mayıs’ı işçiler büyük kitle gösterileriyle kutlar; bazı ülkelerde 1 Mayıs siyasal bir eylem biçimini de alır.
1 MAYIS’TA BANKALAR ÇALIŞIYOR MU?
1 Mayıs hem resmi tatil hem de hafta sonu olduğu için bankalar vatandaşlara hizmet vermeyecek. İnternet bankacılığında ise hafta sonu olduğu gibi EFT işlemleri ilk mesai saatinde gerçekleşecek.
]]>TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, “Bu sene 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü programını Bursa’da düzenleyeceğiz. Bu programda ana gündemimiz vergi olacak. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması lazım.” dedi.
Atalay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ve beraberindeki heyetin Türk-İş ziyaretinde Bakan Işıkhan’ın 2024 yılı için belirlenen asgari ücrete artış yapılmayacağı yönündeki açıklamasını anımsatan Atalay, şu ifadeleri kullandı:
“Enflasyonu durdurmadan, tabiri caizse küpün altını kapatmadan küpün üzerine istediğiniz kadar suyu doldurun, kısacası parayı verin paranın bir hükmü kalmıyor. Bunun için biran evvel küpün altını kapatmak lazım, enflasyonu durdurmak lazım. Ondan sonra da toplumun alım gücünü belirli bir noktaya çekmek lazım.”
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü programını bu yıl Bursa’da düzenleyeceklerini vurgulayan Atalay, “Bu programda ana gündemimiz vergi olacak. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması lazım. İşçiler ocak ayında aldığı ücreti iki ay sonra vergi kesintileri nedeniyle alamıyor. Bununla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu işçiyi de memuru da ilgilendiriyor. Sene başında alınan 20 bin lira, sene sonunda 16 bin liraya düşüyor. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok.” diye konuştu.
Atalay, 13. Çalışma Meclisi’nin 29-30 Nisan’da düzenleneceğini anımsatarak, “Bu toplantıda, sendikalar, sivil toplum örgütleri olarak sıkıntılarımızı bir daha Sayın Cumhurbaşkanına anlatırız. İşçiyi, emekliyi, taşeron işçisini, asgari ücretliyi, fakiri güldürmeden bu ülkede barışı sağlamamız mümkün değil.” dedi.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VURGUSU
Türkiye’nin bir anayasa değişikliğine ihtiyacı olduğunu dile getiren Atalay, şunları kaydetti:
“17 milyon işçinin olduğu ülkede, 2,5 milyon işçi sendikal örgütlü. Bu kabul edilir bir rakam değil. Bu savunabilecek bir rakam değil. Burada evvela Meclis sorumlu, ülkeyi yönetenler sorumlu. Biz de sendikacı olarak sorumluyuz. Düşünebiliyor musunuz? Sıradan bir iş yerinde 1000 kişi çalışıyor, 952 tanesinin üyeliğini alıyoruz. İşveren yetki davası açıyor. Yetki davası mahkemede 7 sene sürüyor. 7 sene sonra ne iş yeri kalıyor ne sendika kalıyor ne bir şey kalıyor. Sendikalar Yasası, 12 Eylül’den kalan, darbe anayasasından kalan bir düzenleme. Anayasa değişikliğine esas işçilerin ihtiyacı var.”
İŞ KAZALARINA TEPKİ
Son dönemde yaşanan iş cinayetlerine de dikkati çeken Atalay, konuşmasına şöyle devam etti:
“İliç’te 7 arkadaşımız hala toprak altında. İş kazalarında her gün 4 işçi hayatını kaybediyor. Beşiktaş’ta kısa bir zaman evvel 29 kardeşimiz yanarak, bağıra bağıra can verdi. Bu ülkenin büyük kesimi, onları hala görmedi. Bu ülkede sayıları bir elin parmakları kadar olan kadrolu eylemciler var. En ufak meselede ortaya çıkıyorlar ama Beşiktaş’taki bu vahim iş cinayetinde hiç kimse ağzını açmıyor.
Beşiktaş’ın sorumlusu kimse, Soma’nın sorumlusu kimse, İliç’in sorumlusu kimse, bunlar hesap vermeden iş kazalarını önleme şansımız yok. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, paradan daha önemli, insan canı paradan daha önemli. İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili dünyanın en iyi kanunu bizde olmasına rağmen maalesef merhametsiz işverenler bu işi suistimal etmeye, işçileri göz göre göre ölüme götürmeye devam ediyorlar.
Burada sendikaların, Bakanlığın, ülkeyi yönetenlerin sorumluluğu var. Ben nefes aldığım müddetçe Soma’nın cinayet olduğunu anlatmaya devam edeceğim.”
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kitlesel olarak Taksim Meydanı’nda kutlayacaklarını açıkladı.
Konfederasyonun İstanbul Beşiktaş’ta bulunan genel merkezi önünde düzenlenen açıklamada sık sık “1 Mayıs’ta 1 Mayıs alanındayız”, “İnadına sendika, inadına DİSK”, “Gün gelecek, devran dönecek; AKP halka hesap verecek”, “Zafer, direnen emekçinin olacak” ve “Taksim Meydanı 1 Mayıs alanı” sloganları atıldı.
Burada konuşan Çerkezoğlu, yurttaşın yaşadığı ekonomik krize dikkat çekti. Bütün işçilere, emekçilere, işsizlere, kadınlara ve gençlere seslenen Çerkezoğlu, “Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs meydanlarında birleşmeye çağırıyoruz” dedi.
Çerkezoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
-Ülkemizde 1 Mayısların bir simgesi var. Emekçilerin mücadelesinin, geleneğinin ve hepsinden önemlisi emeğe saygının bir simgesi var: Taksim Meydanı. 1977’den beri yüreğimizdeki yaradır. Taksim Meydanı yeniden yasaklandığı 2013 yılından beri en büyük hasretimizdir. Bu yıl 2024 1 Mayıs’ında yüzümüzü Taksim’e dönüyoruz.
-Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin 1 Mayıs’ı kendi belirledikleri alanlarda, kentlerin en merkezi meydanlarında kutlama hakkı vardır.
-Ulusal ve uluslararası mahkemelerce de kabul edilen bu hakkın kullanımı 2013 yılından beri keyfi bir biçimde engellenmektedir. Son olarak geçtiğimiz yıl Anayasa Mahkemesi, tarihsel bir karar verdi.
-Kararları herkes için bağlayıcı olan Anayasa Mahkemesi kararını verdi ve bu karar kesindir. İşte burada gördüğünüz bir paragrafını büyüterek sizlerle paylaştığımız Anayasa Mahkemesi kararı, açıkça ‘1 Mayıs’ta Taksim’de olmak, her işçinin, emekçinin hakkıdır’ diyor. Bu hakkı engellemek açıkça hukuk dışıdır.
-Bizlerin 1 Mayıs’ta Taksim’de olmasını engellemek, hukuk tanımazlık olur. Anayasal düzene karşı açık bir suçtur. Anayasanın tanınmadığı yerde ekmek, adalet, hürriyet olmaz. Anayasanın tanınmadığı yerde cumhuriyet, demokrasi, çocuklarımızın geleceği olmaz.
-Anayasa Mahkemesi kararlarına, anayasaya ve anayasal düzene sahip çıkmak, her şeyden önce Türkiye işçi sınıfının görevidir.
-O yüzden 2024 1 Mayıs’ında Taksim’de olmak, ekmeğimize, adalete, hürriyete, cumhuriyete, demokrasiye sahip çıkmaktır ve hepsinden önemlisi memlekete sahip çıkmaktır.
“TAKSİM’İN KAPATILMASI, HUKUKSUZLUKLARIN SİMGESİ”
-Üyesi olduğumuz Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu İTUC, bütün dünyada demokrasinin ciddi bir biçimde tehdit altında olduğu bir süreçte, 4 Mart tarihinde tüm dünyada kapsamlı bir demokrasi kampanyası başlattı.
-Demokrasi kampanyası, dünya genelinde sendikaların kolektif gücünü bir araya getirerek demokratik değerleri ve işçi haklarını savunmayı hedefliyor. Bizler de DİSK olarak demokrasi işçinin ekmeğidir diyerek işyerinde, ülkede ve dünyada demokrasiye, aslında yeni bir toplumsal düzeni inşa etme hedefine sahip çıkıyoruz. Bu kampanyanın aktif bir parçası olacağız. Taksim’in 1 Mayıs’ta işçilere kapatılması, tüm antidemokratik uygulamaların ve hukuksuzlukların simgesi hâline gelmiştir ülkemizde.
-O nedenle Taksim’in özgürleştirilmesi, ülkemizde açıkça bir demokrasi meselesidir. Bu nedenle işçi sınıfının dünya çapında yürüttüğü demokrasi kampanyasına bizler, 1 Mayıs’ta Taksim’de olma irademizle güç veriyoruz.
-Dünyanın dört bir yanında binlerce kilometre ötede, yüzünü hiç görmediğimiz ve hiç görmeyeceğimiz sınıf kardeşlerimizin mücadelesi, sesi, soluğu, demokrasi için mücadele eden işçilerin, emekçilerin, kadınların sesleri ve temsilcileri 1 Mayıs’ta bizimle birlikte olacak.
-1 Mayıs 2024 için şimdi demokrasi zamanıdır, şimdi Taksim zamanıdır diyoruz. 1 Mayıs’ta demokrasi şimdi, Taksim şimdi diyoruz. Kararımız kesindir. 1 Mayıs sabahında bir elimizde karanfil, bir elimizde çocuklarımızla Taksim Meydanı’na yürüyeceğiz.
“YARIN İSTANBUL VALİSİ İLE GÖRÜŞECEĞİZ”
Çerkezoğlu, daha sonra gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Hükümet kanadıyla konuya ilişkin görüşmesinin olup olmadığına ilişkin Çerkezoğlu, şöyle konuştu:
-Tabii 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak için gerekli girişimleri ve görüşmeleri de başlattık. Yarın öğleden sonra İstanbul Valisi ile bir görüşmemiz olacak. Ardından İçişleri Bakanı ve bütün yetkililerle görüşmelerimizi yapacağız.
-Tabii 1 Mayıs’ı, birlikte örgütlediğimiz diğer bütün kurumlarla ve özellikle de ITUC’un demokrasi kampanyasının bir parçası olarak da 1 Mayıs’ı ve Taksim’i gördüğümüz için ITUC üyesi konfederasyonlarla, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve KESK başta olmak üzere diğer bütün kurumlarla, emek örgütleriyle de görüşecek ve 1 Mayıs’ta Taksim Meydanı’nda olma irademizi bütün Türkiye işçi sınıfının ve toplumun da gücüyle hep beraber gerçekleştireceğiz.
-Bu konudaki hukuksal dayanaklarımızı, özellikle hocalarımızdan alacağımız desteklere daha güçlendireceğiz ve 1 Mayıs’ta Taksim’de olmak için çalışmalarımızı hep birlikte bugün itibarıyla başlatmış oluyoruz.
]]>
Toplumda ekonomik sıkıntılar olduğunu ifade eden Atalay, “Ben 30 senedir böyle bir ekonomik sıkıntı hiç görmedim. Siz gördünüz mü bilmiyorum. Şimdi ben kendi kurumuma bakıyorum. Şimdi bizim 1 milyon 400 bin üyenin 400 bini kamuda 1 milyonu özel sektördeyiz. Özel sektörde problem başka, kamuda problem başka. Yani çalışma hayatıyla ilgili öyle bir noktadayız ki gazozun havası kaçtı. Yani enteresan bir durumdayız. Şimdi bu memurlar için de geçerli, bizim için de geçerli” dedi.
“TOPLU ÖLÜMLERLE GÜNDEME GELİYORUZ”
Pandemi, savaş ve deprem gibi olumsuzlukların bedelini ülkenin birlikte ödediğini ifade eden Atalay, “İşçiler, madenciler komple, ya iş kazasında 10 tane, 20 tane ölürsen kamuoyunun gündemine geliyorsun. Bir tane falan öldüğün zaman gündemde yoksun. Depremde diyorlar ki ‘bunlar iyi iş yaptı.’ O zaman gündeme geliyorsunuz. Biz işçiler yorgun dünyaya geldik. Yorgun gideceğimizi biliyoruz. Bu benim için de geçerli. Herkes için geçerli. Yorgun geldik dünyaya. Böyle bedel ödüyoruz” diye konuştu.
“KARAYOLLARI’NDA GİYİM YARDIMI 60 BİN LİRAYMIŞ, BİZ 1200 LİRA ALIYORUZ”
11 ay önce çoğunluğun memnun olduğu kamu sözleşmesindeki kazanımların eridiğini belirten işçilerin seçim dönemlerinde sendika yönetimleriyle birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade eden Atalay, şu ifadeleri kullandı:
* “Bu 11 ayda ne para kaldı ne pul kaldı, darmadağın oldu gitti. Karayolları’nda giyim yardımı 60 bin liraymış, biz 1200 lira alıyoruz. Gazozun havası öyle kaçtı ki ne memur ile memur arasında bağlantı var ne işçiler arası bir bağlantı var. Herkes istediği partiye gidip oy veriyor. Bizim işçilerin bize sorduğu yok. Seçim bitiyor, hemen geliyor bize. Biz yasama, yürütme, yargı değiliz. Kamu sözleşmesi olur, sendikalarla oturur bir karar alırsın ama demiryolcular da burada.
* Diyorlar ki ‘memur- emekli 49 aldı, bize 49 al’ sözleşme yok, hiçbir şey yok ortada. Dedik, ocak ayındakini bize verin ne alan ne veren memnun. Vermeyen kim, ülkeyi yönetenler, git onlara. En kolay biziz, top hemen bize dönüyor. Sanki biz parayı burada saklayıp vermiyoruz. Biz bu bilinci oturtmadan ne işçi ne biz rahat ederiz. Şöyle bir durum olsa, GMİS işçileri gelip buraya soracaklar, soran var mı yok. İşçilere diyorum, inandığınız, itimat ettiğiniz adamı başınıza getirin. Getirdiğiniz zaman da o insanın seçime 6 ay kalınca da yanında durun.”
“ZAM HİÇBİR İŞE YARAMADI”
Ekonomiyi altı delik küpe benzeten Atalay, şöyle konuştu:
* “Küpe suyu dolduruyorsun, altı delik akıyor. Biz küpün altını kapatmadan bu ekonomik sıkıntıyı, istediğin kadar zam al, halledemezsin, çözemezsin. Yani bu küpün altını bir kapatmak lazım. Bizden bir şey almayla kapanmaz. Çok kazanandan çok alacaksın vergiyi. Az kazanandan az alacaksın. Tam başladık vergi taşeron konuşmaya ne vergiyi konuşabildik ne taşeronu. Memur aldığını bize de al, emekli aldığını bize al. Ya bir sözleşme yok ortada. Yani bir grev yaparsın, müzakere yaparsın bir şey olur. Yani hiçbir şey yok. Ona rağmen 237 bin kişiye yüzde 9.20 civarında bir zam alındı. Hiçbir işe yaramadı.”
“PARAMIZ PUL OLDU”
Mesai saatlerinin 40 saate indirilmesiyle ilgili soruyu yanıtlayan Atalay, “Şu anda bizim bu enflasyondan yaşadığımız para kaybının dışında başka bir şey düşünmüyoruz. 40 saat, 45 saat olmuş. İyi de evvela şu ekonomik durumu düzeltmek lazım. Yani onunla ilgili de zaman zaman böyle bir çalışma var. Evvela paramız pul oldu. Şimdi bununla ilgili enflasyonu durduracaklar. Emeklinin bir beklentisi vardı, herkes emekli bir şey alır diye düşünüyordu. Yok ortada bir şey. Allah, hepimizin yardımcısı olsun” dedi.
MADENCİLERLE İFTAR YAPTI
Zonguldak’a maden okulu yapılmasıyla ilgili sözünün hatırladığını ifade eden Atalay, sendika binasından ayrılarak Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü Gelik İşletmesi’nde maden işçileriyle bir araya geldi. TTK Genel Müdürü Muharrem Kiraz ve GMİS yöneticilerinin de eşlik ettiği Atalay, maden işçileriyle yerin 360 metre altında iftar yaptı.
İşçilerle yeraltında sohbet eden Atalay, şunları söyledi:
* “Bir avuç kömür için ömür verenlerin evindeyim. İşyerindeyim. Mutfağındayım. Zonguldak merkezde bir anıt var. Bu madende binlerce kardeşimiz can verdi. Allah mekanlarını cennet yapsın. Ailelerine kolaylıklar versin. Biz bu ülkede beraber yaşıyoruz. Yerin üstü de vatan altı da vatan. Biz işçiler dünyaya yorgun geldik yorgun gideceğimizi biliyorum. Demir yolları çırak okulu mezunuyum. Yorgun girdim, yorgun gideceğim hiç şüphem yok. Biz Türkiye’nin 73 yıllık en önemli kurumlarından bir tanesiyiz.
* Türk-İş kurulduğu günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden yana; sonra temsil ettiği insanların, işçi, emekçinin, memur hiç bakmadan onların en ufak meselesi olduğu zaman gündeme getirmeye gayret sarf ediyoruz. Ama maalesef son bir senede 11 ayda özellikle çok iyi bir sözleşme yaptık. Herkes memnun. Ama 11 ayda ne para kaldı ne pul kaldı darmadağın olduk. Küp gibi altı akıyor. Altını kapatmadan, tamamlamadan istediğin kadar üstünü doldur bir önemi yok.
* Onun için taşeron meselesi var, vergi meselesi var. Zamanı burası değil. Burada madencilerle, kara yüzlü meleklerle beraber olmaya geldim. İnşallah ülkemizde şu ekonomik sıkıntı bir an evvel biter. Terör devam ediyor, problemler devam ediyor. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Beraber olursak bunların üstesinden geliriz. Türk-İş olarak nerede bir sıkıntı varsa, nerede bir mazlum varsa, yanlarında olmaya devam edeceğiz.”
]]>Kent merkezinde oturan işçi Ö.E, depremlerden sonra ailesini alarak Kahramanmaraş’taki köyüne gitti.
Çalıştığı fabrikadan 13 Şubat’ta işe çağrılan Ö.E, evinde hasar tespit çalışmaları yapılmadığını ve ailesinin yanında kalması gerektiğini belirterek süre istedi ancak olumlu yanıt alamadı. İşe 3 gün sonra giden Ö.E, devamsızlık nedeniyle işten çıkarıldığını öğrenince yaklaşık 5 yıllık tazminatını alabilmek için hukuk mücadelesi başlattı.
KARAR AÇIKLANDI
Gaziantep 6. İş Mahkemesi’ndeki yargılamanın ardından karar açıklandı.
İş Kanunu’na göre “işçinin haklı bir sebebe dayanan devamsızlığının maruz görülmesi gerektiği” hatırlatılan kararda, şu ifadeler yer aldı:
“İşçinin 13-16 Şubat 2023 tarihlerindeki devamsızlığı mazur görülebilir olarak değerlendirilmiştir. Dosya arasında bulunan Çevre İl Müdürlüğü cevabi yazısında da açıklandığı üzere davacının Gaziantep’te bulunan evinde hasar tespit çalışmaları 19 Şubat 2023 itibarıyla yapılabilmiş ve konutun az hasarlı olduğu anlaşılmıştır. Bu hal ve şartlarda davacının ailesi ile birlikte henüz hasar tespit çalışması dahi yapılmayan eve gelip işine devam edebilmesine de imkan görülmemiştir. Bu nedenle işverenin sunduğu devamsızlık tutanakları dikkate değer görülmemiştir. Kaldı ki işçi, beyanına ve hayat tecrübesine göre makul olduğu değerlendirilen depremin etki ve şokunu atlatıp ulaşım imkanının başladığı 17 Şubat itibarıyla işe geldiği ve çalıştığı hususu sabittir.”
Kararda, işveren tanıklarının işçinin 17 Şubat’ta “bir daha işe gelmeyeceği” yönünde sözlü beyanlarda bulunduğu belirtilen kararda, “5 yıla yakın kıdemi olan işçinin durduk yere ve hele de şehir ve ülke gündeminde deprem gibi olumsuz bir etki var iken kıdem ve ihbar tazminatını yakacak ve işsizlik ödeneği de alamayacak bir şekilde iş akdini sonlandırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Söz konusu tarihlerdeki devamsızlığın makul ve mazur görülebilecek nedenlere dayalı olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle de işverenin iş akdini haklı gerekçeyle sona erdirdiği ispat edemediği kabulüyle davacının bilirkişi raporu ile hesap edilen kıdem ve ihbar tazminatı ödemesine hükmedilmiştir.” ifadeleri kullanıldı.
KIDEM TAZMİNATINI FAİZİ İLE ALACAK
İşçi, yaklaşık 70 bin lira kıdem tazminatını faiziyle birlikte almaya hak kazandı.
İşçinin avukatı Abdulkadir Akıllar, AA muhabirine, işten çıkarmada açık bir haksızlık olduğunu düşünerek hukuk mücadelesi başlattıklarını söyledi.
Mahkemenin hakkaniyetli ve adil bir yargılama yaptığına inandıklarını dile getiren Akıllar, şunları kaydetti:
“Mahkeme aşamasında yapılan araştırmalarda, gerçekten işe başlama tarihinde işçinin evinde hasar tespitinin yapılmadığı, ayrıca ulaşım imkanının gerçekten çok kısıtlı olduğu tespit edildi. Mahkeme, işe başlama tarihinde işe gidememenin maruz görülebilir gerekçeye dayandığı, mücbir sebep olduğu ve bu nedenlerle işçinin işi bırakıp tazminatını yakacak, işsizlik maaşı dahi alamayacak şekilde iş akdinin sonlandırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğuna hükmetti.”
]]>Sizleri yıpratmak isteyen nice saldırının kurbanı oldunuz. Ne siz ne de biz bunların hiçbirine aldırmadık. Hukuktan, halka ve hakka hizmet yolundan ayrılmadık. Bugün de aynı duruşla hareket ediyoruz. Sen doğru olursa, dürüst olursan eğri er yada geç mutlaka belasını bulur diyoruz. Sürekli ahlak perabet güncel adresi tüccarlığı yapan, işçinin ve emekçinin hakkından bahseden bunlar Beşiktaş’taki hayatını kaybeden 29 emekçi kardeşimiz için tek cümle kurmadılar. Bu binaya inşaat ruhsatını, imar ruhsatını veren ve binanın en alt katını gazino haline getirenler kim? Şimdi savcılarımızla bunu kovalamaya devam ediyoruz. 29 vatandaşımızın ölümüne göz yumanlar kimler? “Rabbim her birinizin yolunu ve bahtını açık etsin” Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarında şunları söyledi: TÜRGEV tam 28 yıldır ülkemize ve gençlerimize sahip çıkıyor. 40 bin 500’ü aşkın mezunumuz hem ülkemizde hem de dünyada insanlığa hizmet ediyor. Ülkesine ve milletine sayısız eser kazandırmış bir siyasetçi olarak TÜRGEV bizim için hep farklı oldu. Bir gencimize daha ulaşmak için çalışan vakfımızı tebrik ediyorum. Maddi ve manevi her hayırsevere teşekkür perabet ederim. Sizlerin arasında yarının başarılı bilim kadınlarını, doktorlarını, siyasetçilerini, örnek anneleri görüyorum. Rabbim her birinizin yolunu ve bahtını açık etsin.
“Vazifelerimizi en güzel şekilde yapmaya çalışacağız” Bu zorlu süreçte sizlere hizmet etmekten, sizleri en iyi şekilde hayata hazırlamaktan başka gayemiz olmadı. Ne yaptıysak siz gençlerimiz için yaptık. Huzurunuza alnı ak ve başı dik olarak çıkmanın gururunu yaşıyoruz. Sizin enerjinize, yeteneğinize ve heyecanınıza ihtiyacımız var. Kendimizi başkalarına göre tanımlayacak, başkalarının bizi kendi kalıplarına göre hapsetmesine izin vermeyeceğiz. Vazifelerimizi en güzel şekilde yapmaya çalışacağız. “Azminizi ve inancınızı asla kaybetmeyin” Sevgili gençler; imkan bulmak aslında imkanı oluşturmaktır. Unutmayın, imkan size gelmez, siz imkana gideceksiniz. İlmin ve başarının anahtarı çalışmak ve sabretmektir. Azminizi ve inancınızı asla kaybetmeyin. Yarını değil daha ötesinin görerek çalışmanızı bekliyoruz.
Sizin önünüzde duracak hiçbir engel tanımıyoruz. Medeniyetimizin, tarihimizin, değerlerimizin ışığında içerikler geliştirerek bunları dünyaya açmanız son derece kıymetli çabalardır. Dijital dünyayı boş bırakmayacağınıza inanıyorum. “31 Mart bir dönüm noktası” Seçimlere gölge düşürme, seçmenin iradesini rehin alma girişimleri bir kez daha sandıkta hüsrana uğradı. Sandık sonuçlarının davamız ve mücadelemiz açısından hayırlı olacağına inanıyoruz. 31 Mart perabet giriş adresi sadece yeni bir dönüm noktası değil daha büyük zaferlerin müjdecisi olacaktır. Yolumuza yenilenmiş, tazelenmiş, çok daha güçlenmiş bir şekilde devam edeceğiz. Siyasette yarım asra yaklaşmış mücadelemizi gönül huzuruyla sizlere devredeceğiz. “Gözlerinize baktıkça yarınlarımızın bugünümüzden çok daha aydınlık olacağına inanıyorum” Bedel ödesek bile ülkemize, insanımıza, siz gençlerimize bedel ödettirmemeye çalıştık. İmkanlarımızı zorlayarak üzerimize düşeni yapacağız. Artık biz, siz gençlerimizin zamanının misafiriyiz. Bu emaneti sizler taşıyacak ve yücelteceksiniz. Sizleri gördükçe verdiğimiz mücadelenin boşuna gitmediğini görmenin mutluluğunu yaşıyorum. Gözlerinize baktıkça yarınlarımızın bugünümüzden çok daha aydınlık olacağına inanıyorum. Türk sinemasının usta ismi, yapımcı ve yönetmen Türker İnanoğlu’nu burada rahmetle inanıyorum.
]]>İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), Şubat 2024 dönemine ait İş Cinayetleri Raporu’nu açıkladı.
Raporda öne çıkan bölümler şöyle:
* Şubat ayında Kanada ve ABD kökenli Anagold Madencilik’e ait Çöpler Altın Madeni’nde 10 milyon ton siyanürlü toprağın 800 metre kayması sonucu 9 işçi göçük altında kaldı ve 20 gün geçmesine rağmen cenazeleri çıkarılamadı.
* Şubatta İnşaat, Yol işkolunda 39 işçi; Taşımacılık işkolunda 17 işçi; Madencilik işkolunda 13 işçi; Tarım, Orman işkolunda 12 emekçi (5 işçi ve 7 çiftçi); Metal işkolunda 11 işçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 8 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 7 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 6 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 4 işçi; Ağaç, Kağıt işkolunda 4 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 4 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 3 işçi; Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 3 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 2 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 2 işçi; elimizdeki veriler ışığında çalıştığı işkolunu belirleyemediğimiz 9 işçi hayatını kaybetti.
EN ÇOK ÖLÜM İNŞAAT İŞ KOLUNDA
* En çok ölüm inşaat işkolunda meydana geldi. Burada geçen ay dikkat çektiğimiz hususu tekrar hatırlatmamız gerekiyor: 11 deprem şehrimizdeki inşaatların başlaması ile işçi ölümleri haberleri gelmeye başladı. Ocak ayında 17 ve Şubat ayında 12 olmak üzere bu yılın ilk iki ayında en az 29 inşaat işçisinin ölümü bu şehirlerde meydana geldi.
* Şubatta 64 sanayi sektörü işçisi, 42 inşaat sektörü işçisi, 26 hizmet sektörü işçisi ve 12 tarım sektörü işçisi hayatını kaybetti.
* 26 ölüm İstanbul’da; 12 ölüm İzmir’de; 10 ölüm Bursa’da; 9 ölüm Erzincan’da; 6’şar ölüm Antalya ve Konya’da; 5 ölüm Gaziantep’te; 3’er ölüm Balıkesir, Kayseri, Malatya, Sakarya, Şanlıurfa, Zonguldak ve Abhazya’da; 2’şer ölüm Adana, Aksaray, Ankara, Aydın, Çanakkale, Elazığ, Erzurum, Kahramanmaraş, Kocaeli, Manisa, Muğla, Muş ve Tekirdağ’da; 1’er ölüm Adıyaman, Artvin, Bilecik, Burdur, Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Hatay, Isparta, Kastamonu, Kırıkkale, Kilis, Mardin, Nevşehir, Ordu, Osmaniye, Trabzon, Tunceli, Uşak, Yalova, Yozgat, Gana ve Sırbistan’da meydana geldi.
6 ÇOCUK HAYATINI KAYBETTİ
* Şubat ayında 18 yaş altında 6 çocuk işçinin hayatını kaybetti. Ocak ayını da eklediğimizde ilk iki ayda 13 çocuk işçi ölümü olduğunun altını çizelim. Çocuk işçi ölümlerinin yarısından fazlasının meydana geldiği sektörün tarım olduğunu düşününce (Mayıs-Eylül arasında) bu yıl çocuk işçi ölümlerinde büyük bir artışın meydana geldiğini söylemeliyiz.
* Yüksekten Düşme nedeniyle 31 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 31 işçi; Trafik, Servis Kazası nedeniyle 25 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 14 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 11 işçi; Şiddet nedeniyle 6 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 5 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 4 işçi; İntihar nedeniyle 3 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 1 işçi; diğer nedenlerden dolayı 13 işçi hayatını kaybetti…
]]>“ONLAR ÜZERİNDEN SİYASET YAPIYOR”
Buluşmada konuşan TİP Genel Başkanı ve Gebze Belediye Başkan Adayı Baş, şunları söyledi:
*Bu seçimlerde işçileri yok saymalarına, Türkiye’de her şeyi yaratan biz değilmişiz gibi davranmalarına izin vermiyoruz. Bu seçimlerde işçiler var, bunlar konuşacak. Bu seçimlerde Gebze konuşulacak, Türkiye’ye değer katan, Türkiye’de binlerce insandan çok daha fazlasını yaratan bir ilçe bu seçimlerde Türkiye çapında konuşulacak. Kocaeli konuşulacak, bunların üstünden atlanmasına izin vermiyoruz.
*Neymiş efendim, Türkiye’de işçiler, emekçiler, yoksullar sağ partilere oy veriyormuş. Bakın, bunu da değiştireceğiz. Bu nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Devlet olanaklarını ele geçirmiş bir çete, tarikatları cemaatleri ele geçirmiş onlar üzerinden siyaset yapıyorlar.
*İşçileri, emekçileri en kötü koşullarda, örgütsüz, uzun saatler boyunca güvencesiz, iş güvenliği olmadan düşük ücrete çalıştırıyorlar; medya olanaklarını ele geçirmişler, tarikatlarıyla kuşattıkları yetmiyormuş gibi oradan bir yalan rüzgarıyla, medya ablukasıyla sabah akşam ‘Vatan, Millet, Sakarya’ edebiyatı yapıp insanları yoksulluğa mahkum ediyorlar. Dini kullanarak, ülke sevgisini kullanarak insanları esir ettikleri bir düzenin devamlılığını sağlıyorlar.
“20 YILDIR YOKSULLAR DAHA YOKSUL”
*Biz buraya şunu anlatmaya geldik: Söz veriyoruz, kapı kapı, sokak sokak, mahalle mahalle gezeceğiz. Artık saklanamıyor, bu ara herkes yoksulluktan bahsediyor. Yahu yoksulluğumuzu bize anlatmanıza gerek yok, o yoksulluğun nedenini konuşacağız. Biz niye yoksuluz arkadaşlar? Çünkü birileri hak etmeden çok büyük servetler kazanıyor.
*Binlerce işçi kardeşime buradan sesleniyorum: Sen AKP’ye, MHP’ye, Cumhur İttifakı’na oy veriyorsun. Peki bunların yönettiği ülkede son 20 yıla bir bak bakalım. Son 20 yıldır yoksul daha yoksul olmadı mı, zenginler daha zengin olmadı mı? Pandeminin bütün yükünü yoksullara yıkmadılar mı? Ekonomik krizin bütün yükünü yoksullara yıkmadılar mı?
*Biz anlamıyoruz ki, ‘Memleket büyüyor, Türkiye zenginleşiyor’ diyorlar, milyonlarca insan yoksullaşıyor. Peki biz nasıl büyüyoruz, nasıl zenginleşiyoruz? Demek ki Türkiye’nin tepesine çökmüş asalaklar hak ettiklerinden çok daha fazla kazanıyorlar. Bunu AKP, MHP, Cumhur İttifakı yapıyor, bunu bu düzen partileri yapıyor.
*Bizim oyumuzu alıyorlar, zenginlerin servetine servet katıyorlar. Onlar bizim dualarımızı seviyorlar, zenginlerin dolarlarını seviyorlar. Onlar bizim yanımıza gelip Filistin için ağlıyorlar, çocukları gidiyor İsrail’le ticaret yapıyor. Biz halkımızı bu ikiyüzlülere, bu sahtekarlara, bu yalancılara, bu düzenbazlara terk mi edeceğiz? Bu insanlar sağa oy veriyor diye terk mi edeceğiz? Yok öyle yağma. Öyle bir şey yapmayacağız.
]]>“HESAPLAŞACAĞIZ”
Göçük altında kalan ve 18-20 yıldır madende çalışan bir işçinin yakını, “Emekli olmuştu, tekrar çalışıyordu. Daha önce sorun varmış, durdurulmuş sabahleyin diye duyduk. Duyduğumuz o. Belki de onlar ilk fırsatta duruma bakmaya giden kişiler olabilir. O anda zaten kopuyor, yoksa diğer işçileri hep çıkarmışlar” dedi.
Hüseyin Dursun isimli bir işçi yakını, “Bizim içeride 9 canımız var. Önceliğimiz budur. Önce bunlara bir ulaşalım, sonrasını hesaplaşacağız illa ki. 5 tanesi akrabamız. Bilgilendirmeler var ama sizin de gördüğünüz gibi çok ciddi bir toprak kayması var. Ulaşılmakta zorluklar var. Yer tespiti çok zor” ifadelerini kullandı.
“BENİM GİBİ KONUŞUYOR DİYE ADAM TEKME YEDİ, BELKİ BEN DE TEKME YİYECEĞİM”
Uğur Yıldız isimli işçi yakını ise şöyle konuştu:
* “Yetkililer bunun olduğunu bildiği halde bile bile yaptılar. Zaten bizim hükümetimizin her yaptığı aynıdır. Madende göçük olur, bilirler onun ne olduğunu ama bir şey yapmazlar. Son safhaya getirirler, orada nasıl olsa ölen olsun onların değil. Keşke onlar da yakınlarını kaybetseler de empati kursalar. Bu ne kadar acı bir şey biliyor musunuz? Şu an toprağın altından çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Kimyasal madde. İnsanları kandırıyorlar.
* Amcamın torunu, gencecik çocuk. Önlemini almayan bir hükümete bu soruların sorulması lazım. Bu madeni verdiyse önlemini de o alacak. 2 yıldır bu kaymanın olduğu söyleniyor. 2 ay önce profesörün biri uzaktan kamerayla çekmiş, ‘Burada yarıklar var, buraya önlem alın’ demiş, adamı kovalamışlar. Bile bile insanları ölüme gönderiyorlar. O toprağın oraya konulup da bir gün aşağı ineceği herkes tarafından bilinir.
* Şimdi amcamızın oğlunu geri getirsin bakalım. Ben inanıyorum ki onun ölüsünü bile bulamayacağız. Kimyasal madde bu, ölüm saçıyor. Çıkana kadar buradayız, çıkıp çıkmayacağı da belli değil. Kuşadası’ndan geliyorum, hepimiz perişanız. Bizim perişanlığımız önemli değil, onlardan bir haber alsak. Ölüyse en azından mezarını yaparız.
* Polis ve jandarmalar bırakmadılar. Neden? Görüntü alınmasın, bilinmesin diye. Bu hep böyle olmuştur. Önlem alınmaz, olay olur, ondan sonra kimseyi bırakmazlar, barikat çekerler. Gidemiyoruz, orada yatıyor ama ulaşamıyoruz. O alanı bir görebilsek yine içimiz soğuyacak, diyeceğiz ‘Tamam burada.’ Ama öyle bir şey de yok.
* Hukuki süreci başlatacağız. Başlatacağız da ne olacak? Bu ülkede hukuki süreçler hep olmuş, kime ne oldu? 301 madenci öldü ne oldu? Adam tekme yedi. Böyle benim gibi konuşuyor diye tekme yedi, belki ben de şimdi tekme yiyeceğim. Bu ülkede mağduru o hale getirenler yükseliyor.”
“İNSANLARI TEHDİT EDİYORLAR, SİYASİ BASKI VAR”
Gözaltına alınan bir ustabaşının kuzeni, “İdari ve teknik sorumlular öne çıkmıyor. Oradaki ustabaşının bu konuda verebileceği etkisi ve yetkisi nedir ki acaba? Aynı cenderenin içinde dönüp dolaşıyoruz. Bu konuda yetkililerin açıklama yapmasını biz istiyoruz, en çok biz bunu istiyoruz ama kimse öne çıkıp bir açıklama yapmıyor” diye konuştu.
Faciada yakınları göçük altında kalan İliç’te esnaflık yapan bir yurttaş, insanların sessizliğine dikkat çekerek şunları söyledi:
* “Kimisi işinden korkuyor, kimisi akrabasından korkuyor kimse konuşmuyor ki. Göçük altında akrabalarımız var şu anda sadece acıları paylaşıyoruz. Başka bir şey yok. Konuşan hep dışarıdan gelen yabancılar buranın yerlisinden konuşan, madeni suçlayan kimse yok. İşlerinden korkuyorlar. İnsanları işleriyle, ticaretiyle tehdit ediyorlar. Siyasi baskı var.”
“MADEN BİTİRDİ BURAYI”
İliç’te yaşayan bir yurttaş da facia sonrası sessiz kalanlara ilişkin “Sebze, meyve yok. Maden bitirdi burayı. Para seni kurtarmaz. Hayatım gidiyor, haberleri yok bunların. Ne Binali Yıldırım ne diğerleri hiçbiri görünmedi bana. Öldü gittiler, cenazeleri de bulunmuyor. Evlerine gidemiyorum, onlar ağlıyor, ben ağlıyorum. Ben İliç’te yaşıyorum, maden ve baraj aldı benim evimi, yurdumu. Evim falan kalmadı, maden ve baraj batırdı beni. Benden başka kimse konuşamaz, para derdindeler” ifadelerini kullandı.
Facianın olduğu madende işçi olarak çalışan Sabri Kılıç, yaşananlara dair “İhmal olmasaydı 10 milyon metreküp malzeme çöker miydi? Fark edildiğinde işi durdurma olsaydı bu kadar olmazdı. Siyanürlü alanda çalışmayı kim ister. Şu anda sızıntı her yere yayılmış. İçeriden öyle bilgi geliyor. Şu anda beklemede kalın diyorlar. AFAD lüzum görürse sizi çalışma alanına alırız’ diyorlar” dedi.
]]>İşçiler için arama-kurtarma çalışmaları devam ederken İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da toprak altında kalan işçilere ulaşılamadığını söyledi.
9 işçiye ulaşılamazken olayla ilgili soruşturmanın başlatıldığı da kaydedildi.
Yaşanan felaket uluslararası kamuoyunda da gündem oldu. Birçok medya kuruluşu felaketi okurlarına aktardı.

THE GUARDIAN: MADENCİLER YUTULDU
İngiliz The Guardian gazetesi, Erzincan’da yaşanan olayı okurlarına kapsamlı bir şekilde aktardı. Gazete, “Kayıp Türk madenciler siyanürlü heyelan tarafından yutuldu. Yüzlerce arama-kurtarma ekibi ülkenin doğusunda yaşanan felakette 9 adamı arıyor” ifadelerine yer verdi.
Gazete, “Uzmanlar ve yerel yetkililer, cevherden altın çıkarmak için kullanılan oldukça zehirli bir kimyasal bileşik olan siyanürün toprakta bulunması nedeniyle arama çalışmalarının karmaşıklaştığını söyledi” ifadelerine yer verdi. İngiliz medyası ayrıca bölgenin Türkiye’den Suriye ve Irak’a uzanan Fırat’ın önemli bir kolu olan Karasu Nehri’nin kuzey kıyısında yer aldığını hatırlattı. The Guardian’daki haberde, “Çevre aktivistleri ve yerel yetkililer 2022 yılında meydana gelen siyanür sızıntısının ardından açık ocak madenini kapatmaya çalışmışlardı” denildi.
The Guardian, Türkiye’de son yıllarda birçok maden kazası yaşandığına da dikkat çekti.

REUTERS: HİSSESİ ÇAKILDI
İngiliz haber ajansı Reuters da olayı abonelerine ve okurlarına kapsamlı bir şekilde duyurdu. Ajans, “Altın madencisi SSR Mining SSRM.TO Salı günü, en az dokuz madencinin kaybolmasına ve Kanada, Toronto’da işlem gören hisselerinde %50’den fazla düşüşe neden olan toprak kaymasının ardından Türkiye’nin doğusundaki bir madende üretimi askıya aldı” ifadelerine yer verdi.

Haberde, “Maden geçen yılın üçüncü çeyreğinde 56.768 ons altın üretti ve SSR’nin 2010 yılından bu yana faaliyet gösteren en büyük ikinci altın madeni. Hisselerdeki düşüş şirketin piyasa değerinden yaklaşık 1,4 milyar C$ (1,03 milyar $) sildi. SSR, Türkiye ofisinden yapılan yorum talebine hemen yanıt vermedi” denildi.
Reuters ayrıca güvenlik kamerası görüntülerinin de endişe yarattığına dikkat çekti.
AFP: DAHA ÖNCE KAPATILMIŞTI
Fransız haber ajansı AFP de yüzlerce arama-kurtarma ekibinin bölgeyi aradığını ve 9 işçi için çalıştığını aktarırken, “Olay yerinden gelen görüntüler heyelanın bir vadiyi süpürdüğünü ve bazı işçilerin araçla seyahat ettiği bir yola çarptığını gösteriyor” ifadelerine yer verdi.
Ajans ayrıca daha önce madenin kapatıldığını ve daha sonra tekrar açıldığını da hatırlattı.
ASSOCIATED PRESS: HER ŞEYİ YUTTU
ABD’nin önde gelen haber ajanslarından Associated Press de gelişmeleri anbean aktardı…
Haberde, “Yetkililer, Salı günü Türkiye’nin doğusundaki bir altın madeninde meydana gelen heyelanda en az dokuz işçinin yer altında mahsur kaldığını söyledi. Çöpler madenindeki heyelan, Türkiye’nin dağlık Erzincan ilindeki İliç kasabası yakınlarında saat 14:30’da meydana geldi. Yakındaki bir işçi tarafından çekildiği anlaşılan görüntülerde büyük bir toprak dalgasının bir dereden aşağıya doğru aktığı ve önüne çıkan her şeyi yuttuğu görülüyor” ifadeleri kullanıldı.
]]>Konuşmasında bölüşüm krizine, grev yasaklarına, sosyal haklara, ve vergi adaletine vurgu yapan Çerkezoğlu, “Çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alıyorlar ve bunu “vergiyi tabana yaymak” olarak pazarlıyorlar” dedi.
Çerkezoğlu’nun konuşmasından öne çıkan noktalar şöyle:
* Evet tarihimizin en olağanüstü bölüşüm krizlerinden birini yaşıyoruz. 2016’da Gayrisafi Katma Değer içinde emeğin payı yüzde 36,3 iken 2022’de yüzde 26,3 oldu. Sermayenin payı ise yüzde 47,5’tan yüzde 53,7’e yükseldi.
‘BÖLÜŞÜM KRİZİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ’
* Üstelik bu gerileme hızlı bir işçileşme sürecinde, yani ücretliler sayısal olarak artarken gerçekleşti. 2002’de ücretliler toplam istihdamın yarısını oluştururken GSYH içinde işgücü ödemelerinin payı yüzde 28 idi. 2022’de ücretli ve maaşlıların oranı yüzde 70,5’i aştı. İşçilerin sayısı olağanüstü biçimde artarken, işgücü ödemelerinin GSYH içindeki payı artmadı, sabit de kalmadı. Evet ücretlilerin oranı yüzde 50’den yüzde 70’in üstüne çıkarken işgücü ödemelerinin payı geriledi.
* Kısacası devasa bir işçileşme dalgasına, şiddetli bir ücretlerin baskılanması politikası eşlik etti. Emeğin kitleselleşirken değersizleştirildiği bu süreçte ülke tarihinin en büyük bölüşüm krizi ile karşı karşıyayız.
* Sadece ücret baskılanması ile değil, “lojman, kreş, sosyal tesis, servis, ikramiye vb.” sosyal hakların, kazanılmış hakların “kıdem tazminatına göz koyan” herşeyi piyasanın konusu haline getirip ücretimizin ciddi bir bölümüne bunlar üzerinden el koyan bir sermaye düzeni ile karşı karşıyayız. Kapitalizmin doğası bu!
‘İŞÇİLER SENDİKAL KORUMADAN YOKSUN’
* Bugün Türkiye işçi sınıfının yüzde 90’dan fazlası sendikal korumadan yoksun durumda. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) Küresel İşçi Hakları Endeksi’nde ülkemiz yıllardır dünyada işçilerin haklarının en kötü olduğu 10 ülke arasına giriyor. Türkiye, sendikalaşma açısından OECD ülkeleri arasında son sıralardaki yerini koruyor.
* Sermayenin coşkulu alkışları arasında Anayasal grev hakkını yasaklamakla övünen bir zihniyet tarafından yönetilen ülkemizde, toplantılardan yürüyüşlere, imza toplamaktan mahkemede hakkını savunmaya kadar her türlü demokratik hak arayışının keyfi biçimde kısıtlanıyor ve engelleniyor.
VERGİ ADALETİ VURGUSU
* Gelirimiz açlık sınırının altında ama hükümetin vergi politikalarına bakınca bu ülkenin zengini sanki biziz. Bu ülkede vergi yükü bizlerin sırtında. Büyük sermaye sahiplerinin, büyük şirketlerin, holdinglerin vergi diye bir gider kalemi neredeyse kalmıyor.,
* Bir gecede vergiler sıfırlanıyor, bir sabah yeni vergi imtiyazları geliyor. Açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan biz işçiler, emekçiler için ise vergi en önemli gider kalemlerinden biri! Elleri cebimizden hiç çıkmıyor. Vergi gelirlerinin en büyük kısmı yüzde 75’le dolaylı vergilerden oluşuyor ve en zenginlerle en yoksullar çarşıda, pazarda, markette eşit şekilde bu vergileri ödüyoruz.
* Bu da yetmiyor. Çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alıyorlar ve bunu “vergiyi tabana yaymak” olarak pazarlıyorlar. Vergi dilimlerini bile isteye artırmıyorlar ve böylece biz işçileri yıl içerisinde zenginleşmişiz gibi üst vergi dilimine sokuyorlar. Bu yüzden “vergide adalet” dedik, iki yıldır işyerlerinden meydanlara vergide adalet için haykırdık.
* Vergide adalet için kanun teklifi hazırladık, tüm siyasi partilere verdik. O da yetmedi, İstanbul’dan Ankara’ya günlerce yürüdük. Ve buradan ant olsun ki yine yürüyeceğiz ve sırtımızdan bu asalak sermaye sınıfını, onun iktidarını indireceğiz…
‘ÇALIŞMA YAŞAMI CEHENNEME DÖNÜŞTÜ’
* Türkiye’de çalışma yaşamı işçiler için bir cehenneme dönüştü… Bunun içindir ki sendikalı olunca işten atılırız ve ülkeyi yönetenler en hafif tabiriyle seyirci kalır. Hatta direnirsek üzerimize kolluk güçlerinin gönderir. Bunun içindir ki TL’sını değersizleştirip bizim emeğimizi uluslararası sermaye için ucuz hale getirdiler.
* Bunun içindir ki göçmen mülteci işçiler kayıtdışı biçimde, insanlık dışı koşullarda, asgari ücretin bile çok altında çalıştırılır ve buna herkes göz yumar. Bunun içindir ki işçi sağlığı ve iş güvenliği onlar için sadece bir maliyet kalemidir; bilim ve teknoloji ilerlerken bile iş cinayetleri durmaz. Yaptıkları her şey ama her şey, atıkları tüm adımlar ucuz emek içindir.
EMEKLİLERİN DURUMU
* İşte emeklilerin hali… Yoksulluk sınırına yaklaşamayan hatta açlık sınırının bile altında bir ücrete mahkum edilen emeklilere ne denmek isteniyor. “Artık emeğiniz değersiz; ölün” mü deniyor. Bu ülke için yıllarca alınteri dökmüş insanlara yapılan saygısızlık bu düzenin özeti aslında.
* Emekli olup hayatta kalma mücadelesi verenlerin yanında, bir de emekli bile olamayanlar var, emeklilikte adalet isteyenler var
]]>EMEKLİ MAAŞI EK ZAM OLACAK MI?
En düşük emekli aylığının yükseltilmesine yönelik farklı senaryoların yer aldığı çalışma, 16 Ocak Salı günü gerçekleştirilecek olan Kabine Toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunulacak.
Memur ve memur emeklisinin yüzde 49,25’lik maaş artışına karşın, işçi ve Bağkur emeklisinin zam oranının 37,57’de kalması kamuoyunda beklentilere yol açmıştı.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, TBMM’de gündeme ilişkin yaptığı açıklamalarda emekli aylıklarına iyileştirilme yapılmasına ilişkin de konuştu.
Güler açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Bakanlıklarımızın çalışmaları devam ediyor. Etki analizleri, bütçe imkanları değerlendiriliyor. Şu an oran verme imkanım yok. Bu değerlendirmelerin hepsini bakanlıklarımız yapıyorlar.
Oran analizlerini bir bütün olarak değerlendirmemiz lazım. Ama ortaya çıkan net bir şey olmadığı için bir şey söyleme imkanım yok.”
Kabinedeki değerlendirmelerin ardından neticelendirilecek çalışma, kamuoyuyla paylaşılacak ve yasalaşması için Meclis’e sevk edilecek.
EŞİTLİK İÇİN EMEKLİYE EK ZAM
Emekli maaşı zammı, memur emeklileri için yüzde 49,25 oranında gerçekleşirken, işçi, esnaf ve çiftçi emeklileri ise 37.56 oranında kaldı. SSK ve Bağ- Kur emeklileri için yapılacak ek zam ile seçim öncesinde hükümet tarafından aradaki yüzde 11’lik fark kapatılmak isteniyor. Emekli maaşı zammı için kök aylığa zam ve tüm emeklilere eşit zam seçenekleri ağır basıyor.
SÖZCÜ’nün yaptığı hesaplamalara göre, dengenin sağlanabilmesi için işçi, esnaf ve çiftçi emeklilerinin ocak zammının yüzde 37.57’den yüzde 45.62’ye çıkarılması gerekiyor. SÖZCÜ’nün yaptığı hesaplamalara göre, Merkez Bankası tahminlerinin gerçekleşmesi halinde bu yılın ilk 6 ayında tüketici enflasyonu yüzde 27.2 civarında gerçekleşecek. Bu durumda memur emeklileri yüzde 21.67, işçi emeklileri de yüzde 27.2 zam alacak. Yani ocakta 12 puan geriye düşen işçi emeklileri temmuzda 5.5 puanlık avantaj yakalayacak ancak fark kapanmayacak.

YILLIK 198 BİN 510 LİRA
Farkın kapanabilmesi için SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin ocak zammının 8.05 puan artırılarak yüzde 37.57’den yüzde 45.62’ye çıkarılması gerekiyor. Bu durumda aralıkta her ikisi de 10 bin lira alan memur emeklisinin aylığı ocakta 14 bin 925 liraya, işçi emeklisinin aylığı 14 bin 562 liraya çıkacak. Temmuzda ise memur emeklisinin aylığı 18 bin 159 lira, işçi emeklisinin aylığı 18 bin 523 lira olacak. Yıllık bazda her ikisinin de cebine 198 bin 510’ar lira para gireceği için eşitlik kısmen de olsa sağlanmış olacak.
7500 LİRA MAAŞ İÇİN FORMÜL
Memur ve işçi emeklileri arasındaki farkı kapatmak için çalışılan formül, bir yıldır zam yapılmayan 7 bin 500 liralık en düşük emekli aylığını düze çıkarmaya yetmiyor. En düşük emekli aylığına en az yüzde 50 zam yapılacağı konuşulurken, bir yıllık enflasyon kaybının telafi edilebilmesi için zam oranının yüzde 65’in altına düşmemesi gerektiği belirtiliyor. Telafi artışı yapılırsa en düşük emekli aylığı 12 bin 375 liraya çıkabilecek. Bakanlar Kurulu’nun, bu hafta yapacağı toplantının ardından ilave zam oranlarının açıklanması bekleniyor.
İŞÇİ, ESNAF VE ÇİFTÇİ EMEKLİSİ BİR MAAŞ AZ ALIYOR
İşçi, esnaf ve çiftçi emeklilerine diğer emeklilere göre yaklaşık 12 puan daha az zam yapılması, 13.3 milyon emeklinin bu yıl yaklaşık 1 maaş tutarında kayba uğramasına yol açacak.
Geçtiğimiz aralık ayında her ikisi de 10 bin lira alan işçi emeklisinin aylığı bu ay yüzde 37.57 zamla 13 bin 757 TL’ye, memur emeklisinin aylığı ise yüzde 49.25’lik zamla 14 bin 925 TL’ye çıkacak.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verileri üzerinden yaptığı hesaplamalara göre, önümüzdeki temmuzda yapılacak yarı yıl zammıyla işçi emeklisinin aylığı 17 bin 499 TL, memur emeklisinin aylığı ise 18 bin 159 TL olacak. Yılın tamamında memur emeklisinin cebine 198 bin 505 lira, işçi emeklisinin cebine de 187 bin 535 lira girecek. Böylece, yeni yıla her ikisi de 10 bin lira aylıkla giren iki emekliden işçi emeklisi, memur emeklisine göre 10 bin 970 TL daha az gelir elde edecek. İşçi emeklisinin kaybedeceği bu tutar, bugünkü bir aylık maaşına denk geliyor.
AVRUPA’NIN EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) yılın ikinci 6 ayında tüketici enflasyonunu yüzde 37.57 olarak hesapladı. TÜİK’in hesabına göre açıklanan emekli zamları, milyonlarca kişiyi hüsrana uğratırken, Türkiye, bu kez de emeklilere reva görülen 7.500 liralık maaş ile Avrupa ülkeleri arasında son sıraya yerleşti. Avrupa’daki akranlarının aldığı ücretle arasında uçurum olan emekli aylıklarında Hazine destekli en düşük maaş döviz kurunda yaşanan hareketliliğin ardından 230 Euro seviyesine kadar geriledi. Türkiye en düşük emekli aylığı olan 7.500 liraya denk gelen 230 Euro’luk maaş ile 27 ülke arasında en son sırada yer aldı.
]]>İlk toplantısını 11 Aralık’ta, ikinci toplantısını 18 Aralık’ta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda yapan Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda taraflar müzakerelerini sürdürürken Cumhurbaşkanı Erdoğan tespit komisyonunu saat 16.30’da Külliye’ye davet etti.
Doğrudan 7 milyona yakın çalışanı, dolaylı olarak ise tüm vatandaşları ilgilendiren yeni asgari ücret rakamının belirlemesine yönelik süreçte işveren tarafını Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işçi tarafını ise en fazla üyeye sahip konfederasyon olduğu için TÜRK-İŞ temsil ediyor.
Ayrıca komisyonda ilk kez 4 işçi temsilcisi de bulunuyor. İşçilerden biri Çorum’dan enerji işçisi, bir kişi Cankurtaran’dan karayolu işçisi, bir kişi AVM işçisi, bir kişi ise Adana’dan sağlık işçisi olarak komisyonda bulunuyor.
AĞAR: RAKAM TELAFUZ EDİLMEDİ
Geçen hafta gerçekleşen ikinci toplantının ardından açıklama yapan Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar ise toplandıda rakam konuşulmadığını belirterek şunları söylemişti:
“Rakam belli olmadığından dolayı bir şey söyleme imkanımız yok. Geçim şartları belli. Asgari ücretle çalışan insanların geçinemediği belli. Bilhassa büyükşehirlerde 10 bin TL’den aşağıya ev kirası yok. Bunları iyi değerlendirmek lazım. Bu insanların alım gücünü düşünerek hareket etmek gerekir.
Bu hafta içi tekrar bir araya gelerek bu işin sona erdirilmesini istiyoruz. Asgari ücretin insanımızı mutlu edecek bir şekilde sonuçlanmasını biliyoruz.
İşveren tarafından ya da hükümet tarafından rakam gelecek ki biz de ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyelim.”
MOODY’S DE DEVREYE GİRDİ
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda görüşmeler sürerken Türkiye’nin kredi notunda ve görünümünde bir artışa gitmeyen kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, bunun nedenlerini açıklarken gündemdeki asgari ücret zammına dair dikkat çeken bir uyarıda bulundu.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s tarafından açıklanan Türkiye raporunda asgari ücrete ilişkin “Yakın vadeli temel risk, talep yönlü enflasyon baskılarını daha da artırabilecek aşırı ücret artışları. Diğer ücretler için de gösterge olan asgari ücret, her yıl ocak ayında artırılıyor” ifadelerine yer verildi.
PAZARLIKTA AÇLIK SINIRI ŞARTI
Asgari ücret pazarlığında taraflardan henüz bir rakam duyulmasa da işçi tarafı açlık sınırının altında bir rakamın pazarlık konusu olmayacağını belirtti. Açlık sınırı kasım ayı itibariyle 14 bin 500 TL seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan işçi ve işveren tarafı asgari ücretteki görüş farklılığına rağmen vergi indirimi konusunda mutabık. Her iki taraf, ücretler üzerindeki vergilerin kademeli olarak azaltılmasında hemfikir.
Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon tahminlerinin tutması durumunda açlık sınırı Temmuz 2024’te 18 bin 500 TL’yi, Aralık 2024’te ise 21 bin TL’yi aşacak.
TCMB 2024 sonunda resmi enflasyonun yüzde 36 olmasını bekliyor. Asgari ücrete tek zam olması durumunda yıl sonuna kadar asgari ücrette en az yüzde 36’lık kayıp olacak.
YÖNETMELİKTE “ASGARİ ÜCRETE TEK ZAM” YAZIYOR MU?
Hükümet, yüksek enflasyonun faturasını çalışanlara kesmekte ve 2024’te asgari ücrete tek zam yapmakta kararlı görünüyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, asgari ücret zammıyla ilgili yaptığı açıklamada “Tek zam olacak, çünkü yönetmeliğimizde de öyle” dedi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da asgari ücrete ilişkin yaptığı açıklamada “Asgari ücret artışı yıl içinde bir kezdir. Bir kez verilecek zamla bu iş biter” demişti.
Ancak mevzuatta yılda tek zam yapılmasına dair herhangi bir ibare bulunmuyor. Yürürlükte olan Asgari Ücret Yönetmeliği’nin yedinci maddesinde “Ücret en geç iki yılda bir olmak üzere belirlenir” ifadesi yer alıyor. Bu madde, asgari ücrete yılda birden fazla zam yapılması önünde yasal hiçbir engel olmadığını gösteriyor.
ASGARİ ÜCRET NE KADAR?
Asgari ücret, bir işçi için aylık brüt 13 bin 414 lira 50 kuruş, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 11 bin 402 lira 32 kuruş olarak uygulanıyor.
Asgari ücretin işverene toplam maliyeti, bir işçi için 15 bin 762 lira 4 kuruş. Bunun 13 bin 414 lira 50 kuruşunu brüt asgari ücret, 2 bin 79 lira 25 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 268 lira 29 kuruşunu işveren işsizlik sigorta primi oluşturuyor.
ZAM ORANLARINA GÖRE YENİ ASGARİ ÜCRETLER
2024 yılı asgari ücreti için birbirinden farklı beklentiler oluştu. Asgari ücrete en düşük yüzde 25, en yüksek ise yüzde 55 zam yapılma ihtimali üzerinde duruluyor.
Asgari ücrete gelecek zam oranlarına göre olacak yeni asgari ücretler ise şu şekilde:

ASGARİ ÜCRET NE ZAMAN BELLİ OLACAK?
AKP’li Muhammed Emin Akbaşoğlu asgari ücretin açıklanacağı tarihe ilişkin açıklamalarda bulundu.
“Asgari ücrette iki görüşme yapıldı. Geçtiğimiz dönemde pandeminin olumsuz şartları nedeniyle asgari ücret iki kez belirlendi. Bu süreçte yıllık olarak belirleneceği Çalışma Bakanlığımız tarafından paylaşıldı. 3. görüşme önümüzdeki hafta yapılacak. İşçi ve İşveren sendikaları asgari ücreti belirleme noktasında ana unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Burada Çalışma Bakanlığı bir hakem gibi görev yapıyor. Bu hafta cumaya kadar belli olacaktır. Asgari ücretliyi hiçbir zaman enflasyona ezdirmedik ezdirmeyeceğiz. Biz işverenlerimizi de desteklemek durumundayız. Şuan 500 TL prim desteği veriyoruz”
ASGARİ ÜCRETTE İKİNCİ RANDEVU GERÇEKLEŞTİ
Toplantıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol ve Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar katıldı.
Toplantının ardından açıklama yapan Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar şunları söyledi:
“Rakam belli olmadığından dolayı bir şey söyleme imkanımız yok. Geçim şartları belli. Asgari ücretle çalışan insanların geçinemediği belli. Bilhassa büyükşehirlerde 10 bin TL’den aşağıya ev kirası yok. Bunları iyi değerlendirmek lazım. Bu insanların alım gücünü düşünerek hareket etmek gerekir.
Bu hafta içi tekrar bir araya gelerek bu işin sona erdirilmesini istiyoruz. Asgari ücretin insanımızı mutlu edecek bir şekilde sonuçlanmasını biliyoruz.
İşveren tarafından ya da hükümet tarafından rakam gelecek ki biz de ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyelim.”

İŞÇİLERDEN ÇARPICI AÇIKLAMALAR
Komisyon toplantılarına katılan Adana Şehir Hastanesi’nde temizlik işçisi olarak çalışan Hatice Akgedik ve karayollarında 9 yıldır taşeron olarak çalışan Durmuş Öztürk ikinci asgari ücret görüşmesinden sonra soruları yanıtladı.
Öztürk toplantı sonrasında yaptığı açıklamada “Bizim çocuklarımız da var. İster istemez bizim çocuklarımız da meyve yemek istiyor. Bizim çocuklarımız da peynir yemek istiyor. Bunları yiyemiyor. Gelişimleri zayıf oluyor. Biz neden yaşam şartlarına uygun yaşamıyoruz? Çocuklarımız okula gidiyor, 10 lira para istiyor veremiyoruz. Bundan daha önce çocukların Öğretmenler Günü vardı. Oğlum geldi dedi ki; ‘Baba, Öğretmenler Günü kutlayacağız. Bana 10 lira para verir misin’ dedi. Ben de dedim ki; ‘Oğlum 10 lira param yok’, ‘Herkes Öğretmenler Günü’nü kutlayacak, bizde neden para olmuyor’ dedi. Şöyle düşündüm, o akşam da sabaha kadar da uyuyamadım. Bir yerlerden, çocuğuma 10 lira verebilmek için borç aldım” ifadelerine yer vermişti.
Asgari ücret tespit komisyonunda kadın işçileri temsil eden Hatice Akgedik ise şunları söylemişti:
“İşçiler beslenemiyor. En azından pazara gittiğimiz zaman temel ihtiyaçlarımızı almak zorundayız ama alamıyoruz. Yarısını alıyoruz, yarısını alamıyoruz. Bir markete gittiğimiz zaman temel ihtiyaçlarımızı alamıyoruz. Asgari ücretli insanlar gerçekten zor durumda.
Alım gücümüz bitti. İnanın ben bunu sayın işverenlerime de başkanlarıma da bakanlarıma da söyledim ilk toplantıda. Alım gücü bitti insanların. ‘Semt pazarlarında insanlar yerlerden çürük meyve toplayıp evlerine götürmek için nasıl mücadele ettiklerini bir görün’ dedim.”
AĞAR: RAKAM TELAFUZ EDİLMEDİ
Geçen hafta gerçekleşen ikinci toplantının ardından açıklama yapan Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar ise toplandıda rakam konuşulmadığını belirterek şunları söylemişti:
“Rakam belli olmadığından dolayı bir şey söyleme imkanımız yok. Geçim şartları belli. Asgari ücretle çalışan insanların geçinemediği belli. Bilhassa büyükşehirlerde 10 bin TL’den aşağıya ev kirası yok. Bunları iyi değerlendirmek lazım. Bu insanların alım gücünü düşünerek hareket etmek gerekir.
Bu hafta içi tekrar bir araya gelerek bu işin sona erdirilmesini istiyoruz. Asgari ücretin insanımızı mutlu edecek bir şekilde sonuçlanmasını biliyoruz.
İşveren tarafından ya da hükümet tarafından rakam gelecek ki biz de ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyelim.”
MOODY’S DE DEVREYE GİRDİ
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda görüşmeler sürerken Türkiye’nin kredi notunda ve görünümünde bir artışa gitmeyen kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, bunun nedenlerini açıklarken gündemdeki asgari ücret zammına dair dikkat çeken bir uyarıda bulundu.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s tarafından açıklanan Türkiye raporunda asgari ücrete ilişkin “Yakın vadeli temel risk, talep yönlü enflasyon baskılarını daha da artırabilecek aşırı ücret artışları. Diğer ücretler için de gösterge olan asgari ücret, her yıl ocak ayında artırılıyor” ifadelerine yer verildi.
‘AÇLIK SINIRI ALTINDA PAZARLIĞA KAPALIYIZ’
Asgari ücret pazarlığında taraflardan henüz bir rakam duyulmasa da işçi tarafı açlık sınırının altında bir rakamın pazarlık konusu olmayacağını belirtti. Açlık sınırı kasım ayı itibariyle 14 bin 500 TL seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan işçi ve işveren tarafı asgari ücretteki görüş farklılığına rağmen vergi indirimi konusunda mutabık. Her iki taraf, ücretler üzerindeki vergilerin kademeli olarak azaltılmasında hemfikir.
Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon tahminlerinin tutması durumunda açlık sınırı Temmuz 2024’te 18 bin 500 TL’yi, Aralık 2024’te ise 21 bin TL’yi aşacak.
TCMB 2024 sonunda resmi enflasyonun yüzde 36 olmasını bekliyor. Asgari ücrete tek zam olması durumunda yıl sonuna kadar asgari ücrette en az yüzde 36’lık kayıp olacak.
]]>ASGARİ ÜCRET NE ZAMAN BELLİ OLACAK?
AKP’li Muhammed Emin Akbaşoğlu asgari ücretin açıklanacağı tarihe ilişkin açıklamalarda bulundu.
“Asgari ücrette iki görüşme yapıldı. Geçtiğimiz dönemde pandeminin olumsuz şartları nedeniyle asgari ücret iki kez belirlendi. Bu süreçte yıllık olarak belirleneceği Çalışma Bakanlığımız tarafından paylaşıldı. 3. görüşme önümüzdeki hafta yapılacak. İşçi ve İşveren sendikaları asgari ücreti belirleme noktasında ana unsurlar olarak karşımıza çıkıyor. Burada Çalışma Bakanlığı bir hakem gibi görev yapıyor. Bu hafta cumaya kadar belli olacaktır. Asgari ücretliyi hiçbir zaman enflasyona ezdirmedik ezdirmeyeceğiz. Biz işverenlerimizi de desteklemek durumundayız. Şuan 500 TL prim desteği veriyoruz”
ASGARİ ÜCRETTE İKİNCİ RANDEVU GERÇEKLEŞTİ
Toplantıya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol ve Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar katıldı.
Toplantının ardından açıklama yapan Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar şunları söyledi:
“Rakam belli olmadığından dolayı bir şey söyleme imkanımız yok. Geçim şartları belli. Asgari ücretle çalışan insanların geçinemediği belli. Bilhassa büyükşehirlerde 10 bin TL’den aşağıya ev kirası yok. Bunları iyi değerlendirmek lazım. Bu insanların alım gücünü düşünerek hareket etmek gerekir.
Bu hafta içi tekrar bir araya gelerek bu işin sona erdirilmesini istiyoruz. Asgari ücretin insanımızı mutlu edecek bir şekilde sonuçlanmasını biliyoruz.
İşveren tarafından ya da hükümet tarafından rakam gelecek ki biz de ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyelim.”

İŞÇİLERDEN ÇARPICI AÇIKLAMALAR
Komisyon toplantılarına katılan Adana Şehir Hastanesi’nde temizlik işçisi olarak çalışan Hatice Akgedik ve karayollarında 9 yıldır taşeron olarak çalışan Durmuş Öztürk ikinci asgari ücret görüşmesinden sonra soruları yanıtladı.
Öztürk toplantı sonrasında yaptığı açıklamada “Bizim çocuklarımız da var. İster istemez bizim çocuklarımız da meyve yemek istiyor. Bizim çocuklarımız da peynir yemek istiyor. Bunları yiyemiyor. Gelişimleri zayıf oluyor. Biz neden yaşam şartlarına uygun yaşamıyoruz? Çocuklarımız okula gidiyor, 10 lira para istiyor veremiyoruz. Bundan daha önce çocukların Öğretmenler Günü vardı. Oğlum geldi dedi ki; ‘Baba, Öğretmenler Günü kutlayacağız. Bana 10 lira para verir misin’ dedi. Ben de dedim ki; ‘Oğlum 10 lira param yok’, ‘Herkes Öğretmenler Günü’nü kutlayacak, bizde neden para olmuyor’ dedi. Şöyle düşündüm, o akşam da sabaha kadar da uyuyamadım. Bir yerlerden, çocuğuma 10 lira verebilmek için borç aldım” ifadelerine yer vermişti.
Asgari ücret tespit komisyonunda kadın işçileri temsil eden Hatice Akgedik ise şunları söylemişti:
“İşçiler beslenemiyor. En azından pazara gittiğimiz zaman temel ihtiyaçlarımızı almak zorundayız ama alamıyoruz. Yarısını alıyoruz, yarısını alamıyoruz. Bir markete gittiğimiz zaman temel ihtiyaçlarımızı alamıyoruz. Asgari ücretli insanlar gerçekten zor durumda.
Alım gücümüz bitti. İnanın ben bunu sayın işverenlerime de başkanlarıma da bakanlarıma da söyledim ilk toplantıda. Alım gücü bitti insanların. ‘Semt pazarlarında insanlar yerlerden çürük meyve toplayıp evlerine götürmek için nasıl mücadele ettiklerini bir görün’ dedim.”
AĞAR: RAKAM TELAFUZ EDİLMEDİ
Geçen hafta gerçekleşen ikinci toplantının ardından açıklama yapan Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar ise toplandıda rakam konuşulmadığını belirterek şunları söylemişti:
“Rakam belli olmadığından dolayı bir şey söyleme imkanımız yok. Geçim şartları belli. Asgari ücretle çalışan insanların geçinemediği belli. Bilhassa büyükşehirlerde 10 bin TL’den aşağıya ev kirası yok. Bunları iyi değerlendirmek lazım. Bu insanların alım gücünü düşünerek hareket etmek gerekir.
Bu hafta içi tekrar bir araya gelerek bu işin sona erdirilmesini istiyoruz. Asgari ücretin insanımızı mutlu edecek bir şekilde sonuçlanmasını biliyoruz.
İşveren tarafından ya da hükümet tarafından rakam gelecek ki biz de ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyelim.”
MOODY’S DE DEVREYE GİRDİ
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda görüşmeler sürerken Türkiye’nin kredi notunda ve görünümünde bir artışa gitmeyen kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, bunun nedenlerini açıklarken gündemdeki asgari ücret zammına dair dikkat çeken bir uyarıda bulundu.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s tarafından açıklanan Türkiye raporunda asgari ücrete ilişkin “Yakın vadeli temel risk, talep yönlü enflasyon baskılarını daha da artırabilecek aşırı ücret artışları. Diğer ücretler için de gösterge olan asgari ücret, her yıl ocak ayında artırılıyor” ifadelerine yer verildi.
‘AÇLIK SINIRI ALTINDA PAZARLIĞA KAPALIYIZ’
Asgari ücret pazarlığında taraflardan henüz bir rakam duyulmasa da işçi tarafı açlık sınırının altında bir rakamın pazarlık konusu olmayacağını belirtti. Açlık sınırı kasım ayı itibariyle 14 bin 500 TL seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan işçi ve işveren tarafı asgari ücretteki görüş farklılığına rağmen vergi indirimi konusunda mutabık. Her iki taraf, ücretler üzerindeki vergilerin kademeli olarak azaltılmasında hemfikir.
Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon tahminlerinin tutması durumunda açlık sınırı Temmuz 2024’te 18 bin 500 TL’yi, Aralık 2024’te ise 21 bin TL’yi aşacak.
TCMB 2024 sonunda resmi enflasyonun yüzde 36 olmasını bekliyor. Asgari ücrete tek zam olması durumunda yıl sonuna kadar asgari ücrette en az yüzde 36’lık kayıp olacak.
]]>Doğrudan 7 milyona yakın çalışanı, dolaylı olarak ise tüm vatandaşları ilgilendiren yeni asgari ücret rakamının belirlemesine yönelik süreçte işveren tarafını Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), işçi tarafını ise en fazla üyeye sahip konfederasyon olduğu için TÜRK-İŞ temsil ediyor.
Ayrıca komisyonda ilk kez 4 işçi temsilcisi de bulunuyor. İşçilerden biri Çorum’dan enerji işçisi, bir kişi Cankurtaran’dan karayolu işçisi, bir kişi AVM işçisi, bir kişi ise Adana’dan sağlık işçisi olarak komisyonda bulunuyor.
İkinci toplatının da ardından asgari ücret için bir rakam açıklanmazken bu yıl ilk kez asgari ücret tespit komisyonu toplantılarına katılan işçiler dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
İŞÇİLERDEN ÇARICI AÇIKLAMALAR
Komisyon toplantılarına katılan Adana Şehir Hastanesi’nde temizlik işçisi olarak çalışan Hatice Akgedik ve karayollarında 9 yıldır taşeron olarak çalışan Durmuş Öztürk ikinci asgari ücret görüşmesinden sonra soruları yanıtladı.
Öztürk toplantı sonrasında yaptığı açıklamada “Bizim çocuklarımız da var. İster istemez bizim çocuklarımız da meyve yemek istiyor.Bizim çocuklarımız da peynir yemek istiyor. Bunları yiyemiyor. Gelişimleri zayıf oluyor. Biz neden yaşam şartlarına uygun yaşam şartı içinde yaşamıyoruz? Çocuklarımız okula gidiyor, 10 lira para istiyor veremiyoruz. Bundan daha önce çocukların Öğretmenler Günü vardı. Oğlum geldi dedi ki; ‘Baba, Öğretmenler Günü kutlayacağız. Bana 10 lira para verir misin’ dedi. Ben de dedim ki; ‘Oğlum 10 lira param yok’, ‘Herkes Öğretmenler Günü’nü kutlayacak, bizde neden para olmuyor’ dedi. Şöyle düşündüm, o akşam da sabaha kadar da uyuyamadım. Bir yerlerden, çocuğuma 10 lira verebilmek için borç aldım” ifadelerine yer vermişti.
Asgari ücret tespit komisyonunda kadın işçileri temsil eden Hatice Akgedik ise şunları söylemişti:
“İşçiler beslenemiyor. En azından pazara gittiğimiz zaman temel ihtiyaçlarımızı almak zorundayız ama alamıyoruz. Yarısını alıyoruz, yarısını alamıyoruz. Bir markete gittiğimiz zaman temel ihtiyaçlarımızı alamıyoruz. Asgari ücretli insanlar gerçekten zor durumda.
Alım gücümüz bitti. İnanın ben bunu sayın işverenlerime de başkanlarıma da bakanlarıma da söyledim ilk toplantıda. Alım gücü bitti insanların. ‘Semt pazarlarında insanlar yerlerden çürük meyve toplayıp evlerine götürmek için nasıl mücadele ettiklerini bir görün’ dedim.”
AĞAR: RAKAM TELAFUZ EDİLMEDİ
Geçen hafta gerçekleşen ikinci toplantının ardından açıklama yapan Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar ise toplandıda rakam konuşulmadığını belirterek şunları söylemişti:
“Rakam belli olmadığından dolayı bir şey söyleme imkanımız yok. Geçim şartları belli. Asgari ücretle çalışan insanların geçinemediği belli. Bilhassa büyükşehirlerde 10 bin TL’den aşağıya ev kirası yok. Bunları iyi değerlendirmek lazım. Bu insanların alım gücünü düşünerek hareket etmek gerekir.
Bu hafta içi tekrar bir araya gelerek bu işin sona erdirilmesini istiyoruz. Asgari ücretin insanımızı mutlu edecek bir şekilde sonuçlanmasını biliyoruz.
İşveren tarafından ya da hükümet tarafından rakam gelecek ki biz de ‘evet’ ya da ‘hayır’ diyelim.”
MOODY’S DE DEVREYE GİRDİ
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda görüşmeler sürerken Türkiye’nin kredi notunda ve görünümünde bir artışa gitmeyen kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, bunun nedenlerini açıklarken gündemdeki asgari ücret zammına dair dikkat çeken bir uyarıda bulundu.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s tarafından açıklanan Türkiye raporunda asgari ücrete ilişkin “Yakın vadeli temel risk, talep yönlü enflasyon baskılarını daha da artırabilecek aşırı ücret artışları. Diğer ücretler için de gösterge olan asgari ücret, her yıl ocak ayında artırılıyor” ifadelerine yer verildi.
‘AÇLIK SINIRI ALTINDA PAZARLIĞA KAPALIYIZ’
Asgari ücret pazarlığında taraflardan henüz bir rakam duyulmasa da işçi tarafı açlık sınırının altında bir rakamın pazarlık konusu olmayacağını belirtti. Açlık sınırı kasım ayı itibariyle 14 bin 500 TL seviyesinde bulunuyor.
Öte yandan işçi ve işveren tarafı asgari ücretteki görüş farklılığına rağmen vergi indirimi konusunda mutabık. Her iki taraf, ücretler üzerindeki vergilerin kademeli olarak azaltılmasında hemfikir.
Merkez Bankası’nın (TCMB) enflasyon tahminlerinin tutması durumunda açlık sınırı Temmuz 2024’te 18 bin 500 TL’yi, Aralık 2024’te ise 21 bin TL’yi aşacak.
TCMB 2024 sonunda resmi enflasyonun yüzde 36 olmasını bekliyor. Asgari ücrete tek zam olması durumunda yıl sonuna kadar asgari ücrette en az yüzde 36’lık kayıp olacak.
YÖNETMELİKTE “ASGARİ ÜCRETE TEK ZAM” YAZIYOR MU?
Hükümet, yüksek enflasyonun faturasını çalışanlara kesmekte ve 2024’te asgari ücrete tek zam yapmakta kararlı görünüyor.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, asgari ücret zammıyla ilgili yaptığı açıklamada “Tek zam olacak, çünkü yönetmeliğimizde de öyle” dedi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da asgari ücrete ilişkin yaptığı açıklamada “Asgari ücret artışı yıl içinde bir kezdir. Bir kez verilecek zamla bu iş biter” demişti.
Ancak mevzuatta yılda tek zam yapılmasına dair herhangi bir ibare bulunmuyor. Yürürlükte olan Asgari Ücret Yönetmeliği’nin yedinci maddesinde “Ücret en geç iki yılda bir olmak üzere belirlenir” ifadesi yer alıyor. Bu madde, asgari ücrete yılda birden fazla zam yapılması önünde yasal hiçbir engel olmadığını gösteriyor.
ASGARİ ÜCRET NE KADAR?
Asgari ücret, bir işçi için aylık brüt 13 bin 414 lira 50 kuruş, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 11 bin 402 lira 32 kuruş olarak uygulanıyor.
Asgari ücretin işverene toplam maliyeti, bir işçi için 15 bin 762 lira 4 kuruş. Bunun 13 bin 414 lira 50 kuruşunu brüt asgari ücret, 2 bin 79 lira 25 kuruşunu sosyal güvenlik primi, 268 lira 29 kuruşunu işveren işsizlik sigorta primi oluşturuyor.
ZAM ORANLARINA GÖRE YENİ ASGARİ ÜCRETLER
2024 yılı asgari ücreti için birbirinden farklı beklentiler oluştu. Asgari ücrete en düşük yüzde 25, en yüksek ise yüzde 55 zam yapılma ihtimali üzerinde duruluyor.
Asgari ücrete gelecek zam oranlarına göre olacak yeni asgari ücretler ise şu şekilde:
