İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 6’sı tutuklu 12 sanık hakkında hazırlanan iddianamede, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün edindiği istihbari bilgi üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi.
ÖĞRETMENLERİN ÇOĞU ARAP
İddianamede, IŞİD’in Horasan koluna mensup Özbek, Kırgız ve Kafkas kökenli kişilerin Başakşehir’de “Darul Vefa İlim ve Amel Merkezi” adlı illegal mescit/medresede yapılandıkları, Suriye ile Afganistan’daki örgüt unsurlarıyla yakın temaslarını sürdürdükleri ifade edildi.
Merkezin öğretmenlerinin çoğunluğunun Arap uyruklular olduğuna dikkati çekilen iddianamede, öğrencilere dini eğitim adı altında IŞİD’in propagandasının yapıldığı, yapılanmanın liderlerinin devşirdikleri kişileri Türkiye üzerinden Afganistan’a gönderip IŞİD’in ‘Horasan Vilayeti’ saflarına katılmalarını planladıkları kaydedildi.
EMNİYET ‘MEDRESE’Yİ TAKİP EDİYORDU
İddianamede, merkezin emniyet birimleri tarafından takip altında tutulduğu, bu nedenle dernekle bağlantılı kişilerin farklı mescitlere dağıldığı ancak belirli özel günler dolayısıyla bu merkezde bir araya geldikleri bildirildi.
70 ÇOCUĞA YATILI EĞİTİM
Merkezin bünyesindeki yatakhanelerde geçmişte Suriye’de IŞİD adına faaliyet göstermiş Özbek, Tacik, Kafkas, Irak ve Mısır uyruklu kişilerin saklandığı, sınıflarda da Suriye’de terör örgütü bünyesinde faaliyet gösterirken öldürülen Kafkas, Fas, Irak, Mısır ve Tunuslu bazı kişilerin 16-17 yaş aralığındaki 70 çocuğuna yatılı eğitim verildiği aktarıldı.
TBMM’YE YÖNELİK TERÖR SALDIRISI PLANI
IŞİD hücresinin 9 üyesinin 2023’ün Haziran ayının sonunda kendi aralarında İstanbul’da bir görüşme gerçekleştirdiği, bu üyelerin, örgütün Suriye’deki elebaşlarının kararına istinaden TBMM’ye ve İstanbul’da bulunan askeri kışlalara veya polis karakollarına yönelik terör eylemi gerçekleştirilmesi gerektiği hususunda bilgilendirildiği belirtildi.
İddianamede, örgüt mensupların toplantısı sırasında, eylemler için kullanılacak mühimmat ve EYP bileşenlerinin temininin “Fuad Azeri” adlı kişi tarafından karşılanmasına karar verildiği, diğerlerine ise söz konusu amaçlar için gereken paraların toplanması görevi atfedildiği vurgulandı.
BOMBA TEDARİKÇİSİ YAKALANIP BIRAKILMIŞ
“Fuad Azeri” adlı kişinin dosyadaki sanıklardan “Fuad Rasulov” olduğu bildirilen iddianamede, Rasulov’un terör örgütü propagandası yapması, Tacik uyruklu kişilerin terör örgütüne adam kazandırma faaliyetlerinde ve IŞİD adına Suriye’deki çatışma bölgelerinde bulunması üzerine 20 Haziran 2022’de İstanbul’da yapılan bir operasyonda yakalandığı, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı anlatıldı.
SOSYAL MEDYADA RUSÇA TANITIM
İddianamede, 14 Temmuz 2023’te operasyon düzenlenen, içinde sınıf, yatakhane ve mescidin yer aldığı ortaya çıkan merkezin Rusça paylaşımlar yapılan sosyal medya hesabında, yeni açılan sınıflarla ilgili kayıt duyuruları, iftar organizasyonları ve Kurban Bayramı için maddi yardım taleplerinin olduğu bilgisine yer verildi.
ÇARŞAFLI KADINLARDAN ATIŞ TALİMİ
Sanıkların ifadelerinin de bulunduğu iddianamede, bir sanığın ikametinde ele geçirilen ruhsatsız silah, 123 mermi, 52 bin 500 dolar, 1610 avro ve 100 bin 600 lira ile cep telefonu incelemesinde ortaya çıkan kamuflaj giyimli silahlı erkekler, atış talimi yapan çarşaflı kadınlara ait fotoğraflar ve IŞİD ile ilgili dokümanın yer aldığı kaydedildi.
REİNA DAVASINDA İKİ YIL HAPİS YATTI
Sanıklardan Rasulov’un, Azerbaycan’da “uyuşturucu madde kullanmak” suçundan 2 yıl tutuklu kaldığı, 2016’da resmi yollardan Türkiye’ye geldiği, “Reina” gece kulübüne yapılan terör saldırısıyla bağlantılı olduğu gerekçesiyle “IŞİD üyesi olmak” suçundan 2 yıl cezaevinde yattığı aktarıldı.
Sanıkların IŞİD’le bir bağlantıları olmadığı, medreseye namaz kılmak için gittikleri ve kimseden emir veya talimat almadıkları yönünde savunmalarının yer aldığı iddianamede, sanık Mohamed Kotb Mohamed Ahmed’in beyanları bu merkezle ilgili bazı detayları ortaya çıkardı.
Sanık Ahmed, savunmasında medresenin sorumlusu olduğunu belirttiği Hasan isimli kişinin “cihat” konusunda medreseye gelen insanları etkilediğini, eğitim verilen çocukların babalarının Suriye veya Irak’ta IŞİD içerisinde terör örgütü PKK’ya karşı savaşırken ölmesinden dolayı bu örgüt hakkında “hınzır ve domuz” gibi beyanlarda bulunduğunu söyledi.
DEVLET OKULUNA GİTMİYORLAR
Medresede günün sabah namazıyla başladığını anlatan Ahmed; Kur’an-ı Kerim, Arapça, fıkıh, hadis, tefsir, edep ve ahlak dersi verdiklerini, akşam namazından sonra yemek yenildiğini, temizlik yapıldığını, sabah namazından gece çocuklar uyuyuncaya kadar sırayla nöbet tutuklarını anlattı.
Ahmed, dernekteki yatılı çocukların hiçbirinin devlet okuluna gitmediğini, evlerinden gelenlerin bazılarının okula da gittiğini, ailesi olmayan çocukların hep yatılı kaldığını kaydetti.
YARGILAMA MAYISTA BAŞLAYACAK
Sanıklar hakkında “terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis istenen iddianamede, 2 sanığın ayrıca “ruhsatsız silah bulundurmak” suçundan 1,5 yıldan 4 yıl 6’şar aya kadar hapisleri talep edildi.
Başsavcılık tarafından onaylanan iddianame, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Sanıkların mayıs ayındaki ikinci duruşmada hakim karşısına çıkması bekleniyor.
]]>Bölük, Türkiye’de aralarında 10 Ekim Saldırısı’nın da olduğu birçok eylemi organize etti. 2018’de, Türkiye’de IŞİD’e katılma tartışmalarını başlatan Abdullah Külgecioğlu, bu bölüğün komutanlarındandı.
Hatta Külgecioğlu, kendi oğlunu da bu bölüğe dahil etmiş, Türkiye’ye dönen oğlu mahkemedeki ifadesinde, bölükte 100 kişinin 20’sinin Türk olduğunu söylemişti. Dahası, bu bölükte silah ve mühimmat eğitimini veren kişilerin de Gaziantepli olduğunu belirtti.
KİLİSE SALDIRISI
Türkiye’deki son saldırısını 2017’de yapan IŞİD, yedi yıl sonra, 23 Ocak 2024’te yeniden ortaya çıktı. İki yabancı uyruklu terörist, Sarıyer’de bulunan kiliseye ayin sırasında saldırı düzenledi. IŞİD, merkez medya organından yaptığı açıklamada saldırıyı kendilerine bağlı Türkiye Vilayeti tarafından yapıldığını duyurdu.
‘Türkiye Vilayeti’ isminin, 2019’da Bağdadi’nin elindeki not ve Kasım Güler’in itirafları dışında ilk kez örgüt tarafından ilan edilmesi dikkat çekiciydi. Kasım Güler, Türkiye’nin birçok noktasına silah gömdüklerini itiraf ederken, bunların arasında ağır makineli, otomatik, roketatar gibi teçhizatların olduğunu belirtiyordu. Fakat iki saldırgan kiliseye, kuru sıkıdan bozma silahla saldırmayı tercih etti.
Dahası dava dosyalarından ulaştığımız örgüt içi gizli mesajlaşmalarda, 2019-2020 arasında örgütün birden fazla saldırı için Türkiye’deki gruplardan ‘insan’ desteği istediği fakat bu isteklerinin karşılanmadığı anlaşılıyor.
Türkiye’den IŞİD’e ilk örgütlü katılımların gerçekleştiği yıllarda Konya Meram’da yapılan toplantıya katılanlardan bahsetmiştik. Ulaştığımız gizli yazışmalarda Kasım Güler’in Suriye’de örgüt yönetiminde olduğu yıllarda, Türkiye’de saldırı yapmak için eleman arayışında olduğu anlaşılıyor.
“TEHDİT EDİLİYORUZ”
Türkiye Vilayeti, bu saldırı için Konya’daki Bilal Özbuğday’ın Takva Mescidi’yle iletişime geçti. Türkiye’de bulunan ve mescitlerde yaptıkları sohbetlerle örgüte eleman sağlayan Habip Yıldırım, Türkiye Vilayeti tarafından eylem talimatını gerçekleştirememe nedenlerini anlatan gizli bir rapor yazdı. Bu raporda dört kişinin imzasının bulunması dikkat çekici bir detay. Çünkü burada Türkiye Vilayeti dışında Konya’da bulunan Takva Mescidi’nin de yönetim kadrolarının olduğu anlaşılıyor.
Söz konusu rapor, ‘eylem yapacak kişi’, ‘barınma ve hazırlık için yer’ ve ‘istihbari bilgi toplama’ konularından bahsederken örgütün güvenlik güçleri tarafından güçsüzleştirildiğini ortaya koyuyor.
Örgüt Kasım Güler’in başında olduğu 2019’un ilk ayları saldırı yapacakları insanlar bulmakta zorlanırken, ‘davetçiler’ vasıtasıyla kendileriyle irtibatlandırılan, tanışıklıkları olmayan kişilerle iletişim kurmak zorunda kalıyor.
Örgütün 2019 yılı itibariyle eleman ve lojistik destekte çözümsüz kaldığını, yöneticilerin savcılıktaki şu ifadesinden daha net anlayabiliyoruz: “IŞİD’in merkezinden şifreli bir program üzerinden bir mesaj gönderilerek benden LGBTİ’lilere yönelik silahlı eylem yapmam istendi. Ben bu risalenin orijinalini bizimle iletişim halinde olan ve Türkiye’de bulunan 15-20 kişiye ‘Kim eylem yapabiliyorsa yapsın’ şeklinde gönderdim. Merkeze Türkiye’de eylem yapacak gücümüz olmadığını da bildirdim, bu nedenle görevimden alındım.”
Türkiye Vilayeti yönetimine önce Şamlı Ebu Ahmet Şami getirildi, fakat Şamlı hava saldırılarından Afrin’e kaçınca yerini Şahap Variş aldı. Tam bu aşamada, örgütle Gaziantep’te tanışan, Antalya’da yaşayan bir kişi, “LGBTİ’lere saldırırım ama silahı siz sağlayın” diye dönüş yaptı.
Bu aşamada, örgütün Türkiye’ye gömdüğü silahlar devreye girdi. Örgüt silahı Antalyalı kişiye ulaştırdı fakat saldırgan, İstanbul’da kaldığı otelde yakalandı.
Önce Türkiye’deki mescitlerin “Baskı altındayız, saldırı yapamayız” raporu, sonra IŞİD merkezinin eylem için ısrarı, örgütün artık tanımadığı kişilere bile silah ulaştırarak beklentiye girmesine neden oldu.
Öyle ki Kasım Güler, LGBTİ’ye yönelik eylem yapacak kişinin yakalanmasının Türkiye Vilayeti’nin yöneticileri için son nokta olduğunu anlatıyor. İfadesine göre 2021’in Mart ayında Vilayet Valisi Şahap Tariş, yardımcısı Ali Bora, Türkiye’ye dönmeye çalışıyorlar.
Güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonlar, örgütün yönetici kadrolarının idlib ve Türkiye hattına geri çekilmesine neden oldu. Bu geri çekilme, iletişim kesintisini doğururken Türk kökenli savaşçılar, örgütte yükselmeye başladı.
Türkiye Vilayeti’nin mensubu Mustafa Dokumacı için yeni bir büro kurulması emri verildi. Bu büro, Rusya, Ukrayna, Azerbaycan ve 3-4 Avrupa ülkesini kapsayacaktı. Büronun, eylem, lojistik, maddi destek konularında söz hakkı olacaktı. Dokumacı, bu pozisyonla IŞİD terör örgütünde en yüksek rütbeye ulaşan Türk oldu. Buraya ayrıca Kasım Güler’in Veziristan ve İslami Cihat Birliği’nde tanıştığı, Suriye’deki bölüğünde bulunan Türki Cumhuriyeti vatandaşlarını da eklemek mümkün.
Kilise saldırganlarının birinin Rusya, diğerinin Tacikistan uyruklu oldukları ve eylemi Türkiye Vilayeti’nin üstlenmesi detayları birleşince, Dokumacı’nın atandığı konumun Türkiye’de saldırı gücü aradığı söylenebilir.
YABANCI TOPLULUKLAR
Özellikle IŞİD’e yönelik operasyonların yoğunlaştığı Sakarya, İstanbul, Samsun, Gaziantep, İzmir ve Samsun’a bakınca irtibatlı kişilerin büyük kısmını yabancıların oluşturduğunu söyleyebiliriz. Araştırmacı-gazeteci Doğu Eroğlu bu durumu “IŞİD’in Türkiye’deki geleceğini yabancı topluluklar şekillendirecek” diyerek tanımlıyor.
Peki neden? Eroğlu anlatmayı sürdürüyor: “Liderliği neredeyse buharlaşmış ve dünyanın farklı birkaç coğrafyasındaki nüfuz adacıklarını koruyabilmek dışında somut kazanımı kalmamış örgütün politik çıkarları için Türkiye’deki hayatlarını zorlaştırmak istemeyen yerli Selefi topluluklar ile IŞİD arasındaki mesafenin oldukça açıldığı söylenebilir. Ancak aynısını Türkiye’de yaşamını sürdüren yabancı Selefi topluluklar için söylemek mümkün değil. Güvenlik birimleri çok uzun zamandır güncel IŞİD faaliyetlerini Samsun, Bursa, Sakarya ve İstanbul’da yoğunlaşan yabancı toplulukları arasında arıyor. Ancak göçe ilişkin üst politikalar yüzünden bu çabalar da giderek güçleşiyor.”
Söz konusu IŞİD’in Türkiye Vilayeti, 2024’teki kilise saldırısı ve Kasım Güler olunca, ulaştığımız bazı iddianamelerden detayları da hatırlamakta yarar var. Öyle ki 2017’ye girdiğimiz ilk saatlerde Türkiye’nin en popüler eğlence mekânlarından Reina’ya düzenlenen saldırıda 39 kişi hayatını kaybetti. Özbekistanlı saldırgan Abdulkadir Masharipov, olay yerinden kaçtı. 17 Ocak’ta yakalandı. Peki kimdi bu ‘profesyonel saldırgan’?
Özbekistan İslami Hareketi’ne, daha sonra ise İslami Cihad İttihadı grubuna katılmış, burada dini, siyasi ve silahlı eğitim almış, Pakistan devleti sınırları yakınında Pakistan askerlerine karşı yapılan terör saldırı ve çatışmalara katılmıştı. 2014 yılında Afganistan Veziristan bölgesinde IŞİD’e biat etti.
2014 yılının son aylarında eşi ile birlikte İran’dan Suriye’deki çatışma bölgelerine geçebilmek için 1 yıl kadar bekledi. 2016’da Afgan, Uygur ve Çeçen bir grupla Van’a geldi. Ardından Konya ve Kayseri’de örgütün ayarladığı evlerde kalan Masharipov, İstanbul’da eylem talimatını bekledi.
Buradaki detaylar, Masharipov’un Kasım Güler’in Veziristan’daki örgütünde savaşmış olması, Kasım Güler’in memleketi Van’a geçip, Türkiye Vilayeti’nin en güçlü ilişkilerinin olduğu illerden olan Konya’da kalmış olması… Dahası, Kasım Güler, bu saldırıda kullanılan silahın Türkiye Vilayeti tarafından sağlandığını anlattı.
T akvimi 28 Haziran 2016’ya çevirdiğimizde, Atatürk Havalimanı’na IŞİD üyesi Rakim Bulgarov, Vadim Osmanov tarafından saldırı düzenlendi. Saldırıda 48 kişi öldü.
Soruşturmadaki çarpıcı detay ise saldırıdan 7 yıl sonra ortaya çıkacaktı. 23 Mayıs 2023’te Emniyet güçleri, Takva Mescidi’ne operasyon düzenledi. Operasyonda örgütün Marmara sorumlusu olduğu iddiasıyla gözaltına alınanlardan biri o raporda imzası bulunan Ramazan Özbuğday’dı.
Diğeri ise Özbuğday’ın İstanbul Valisi olarak atadığı Selman Salış’tı… Selman Salış, aynı zamanda Atatürk Havalimanı’na düzenlenen saldırıda militanlara yol gösteren Rıza Coşkun’un ortağıydı…
Kasım Güler’in anlattıkları, örgütün mesajları ve iddianameler örgütün güç kaybettiğini gösteriyor olabilir. Fakat bu noktada, IŞİD komutanlarından İlyas Aydın’ın «İslam Devleti›nin Irak ve Suriye›de kayıtlı 120 bin askeri vardı. İşlerin kötü gittiğini görenler ya da anlaşmazlığa girenler kaçtı. Belki 10 bini gitti. 10 bini de öldü. Hadi diyelim yarısı öldü. 7 bini Rojava’da. Nerede olduğu belirsiz 20-30 binin üzerinde adam var” cümlesini dikkate almakta da yarar var. Çünkü ona göre, bu savaşçılar dünyanın birçok yanına yayıldı…
]]>Ortadoğu’da yükselen cihatçı fikirlerin tırmandığı 2012 yılında, Türkiye’deki selefi cemaatlerde de bir heyecan yaşanmaya başladı. Dünya’nın gözü, o tarihlerde Suriye’deydi. IŞİD, gücünü artırıyor, birçok ülkeden gelen cihatçılar, önce Irak’ta ardından Suriye’de devletlerini kuruyordu.
Örgüt, kendisiyle savaşan tüm ülke ve grupları, ‘Allah düşmanı’ ilan edip, sempatizanlarına saldırı talimatı verirken, en fazla hedef alınan ülkelerden biri de Türkiye olacaktı.
Nitekim 2013’te Reyhanlı’da bomba yüklü bir araçla düzenlenen saldırı, IŞİD-Türkiye arasındaki çatışmaların ülke içine sıçradığı ilk olay oldu.
IŞİD, saldırıyı üstlenirken, Türkiye’yi açık şekilde tehdit etti. Türkiye Cumhuriyeti, 10 Ekim 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan etti. Örgütün cevabı, ülkenin birçok tarafından sıralı saldırılar oldu. O saldırılardan en büyüğü, ‘terör örgütü’ ilanının ikinci yılında yaşandı: 10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda iki IŞİD’li canlı bombanın düzenlediği saldırıda, 103 kişi hayatını kaybetti.
Örgütün Türkiye’de Reyhanlı, Sultanahmet, Niğde, Diyarbakır, Suruç, İstiklal caddesi, Gaziantep Atatürk Hava Limanı, Reina ve son olarak 2024 başında Sarıyer’de bir kiliseye yaptığı 13 saldırıda, 363 kişi hayatını kaybetti… Bu saldırıların faillerinin 7’si yabancı uyruklu, 6’sı ise Türkiye vatandaşıydı.

IŞİD Terör Örgütü lideri Ebubekir Bağdadi, 2019’da elinde ‘Türkiye Vilayeti’ yazılı dosya varken görüntü verdi.
Adıyaman ve Gaziantep yapılanmalarındaki militanlarının yaptığı eylemlerin ardından emniyet güçleri operasyonlarla örgütü zayıflattı.
Yerel gücünü kaybetmek istemeyen örgüt, ‘Türkiye Vilayeti’ ismiyle, yapılacak eylemleri merkeze bağladı.
2019’da, Ebubekir el-Bağdadi’nin, üzerinde ‘Türkiye Vilayeti’ yazan bir dosyayla görüntü vermesi, IŞİD’in Türkiye’yi resmen kendi hiyerarşisine kattığının ve Türkiye Emiri olduğunun da göstergesiydi.
Nitekim örgütün bir dönem Türkiye Valiliği görevinde bulunan Kasım Güler, savcılığa verdiği ifadesinde, Türkiye Vilayeti’nin kuruluşunda yaşananları şöyle anlatacaktı: “2017’de Suriye’deyken Nusret Yılmaz yanıma geldi, bana kendisinin IŞİD tarafından Türkiye Valisi olarak görevlendirildiğini ve benimde yanlarında bulunmamı istediler. Ben yaralı olduğumdan yapamayacağımı söylememe rağmen Nusret Yılmaz örgüt merkezine benim ismimi vermiş. Gelen talimat üzerine 2017 Ocak ayında Türkiye Vilayeti’nde görevlendirildim.”
Araştırmacı-Gazeteci, ‘IŞİD Ağları’ kitabının yazarı Doğu Eroğlu, Nusret Yılmaz’ın, Suruç ve 10 Ekim saldırılarını gerçekleştiren Gaziantep grubunun üyelerinden olduğunu söylüyor.
“Vilayet kurulmadan önce, örgütün Türkiye sorumlusu, Gaziantep grubunun lideri ise Yunus Durmaz’dı” diyor.
Eroğlu, Gaziantep Grubu’nun IŞİD içinde ‘özel bir konumda’ olduğunu belirtiyor: “Türkiye’den IŞİD’le hareket eden özelleşen tek yapıydı. Binlerce insan Suriye’ye savaşmaya ya da lojistik destek vermeye giderken hiçbiri Gaziantep Grubu kadar otonomluğa sahip değildi. Farkı, Yunus Durmaz ve etrafındaki insanların Türkiye’de eylem yapmak üzerine plan yapıyorlardı.”
IŞİD’in Türk yöneticilerinden İlyas Aydın da örgütün ‘Diyarbakır HDP Mitingi ve Suruç saldırılarını Gaziantep hücresinin inisiyatifiyle yaptığını söylerken geri kalan saldırıların merkezin emriyle yapıldığını anlatıyordu.
Örgüte yakın kaynaklar, bu noktada, IŞİD’in Türkiye Vilayeti’ni resmiyete kavuşturmak için ‘inisiyatifle’ yapılan eylemleri engelleyip, merkezden gelen talimatlarla eylem yapılmasını sağlamayı hedeflediğini belirtiyor.
2017’de kurumsallaşan Türkiye Vilayeti, kendi ordularını kuran, Türkiye’den insan kaynağı yaratmak için ilişki ağları olan bir ekipti. Bu ekibin içinde sınır emirliği görevinde bulunan İlhami Balı, Suriye’ye gitmek isteyenlere lojistik destek sağlıyordu. Balı’nın örgüt yönetimi ve militanlarla olan birçok görüşmesi, emniyetin takibindeydi.

ÖRGÜTLENME VE İLK GÖRÜŞMELER
IŞİD’in Türkiye’de kalabalıklaşması da bu kişiler çevresinde gerçekleşti. İddianame ve soruşturmalardaki gizli mesajlaşmalarda, selefi cemaatlerinin önde gelen isimleri ilk olarak 2013’te İstanbul’da buluşup, IŞİD’e katılıp katılmama konusunu tartıştı. Ardından Ekim 2014’te Konya Meram’da yine cemaatin önde gelenleri buluştu. Görüşmede, Kasım Güler, Abdullah Külgecioğlu, Bilal Özbuğday, Hüseyin Oral ve Hafız Mustafa vardı. Kasım Güler, 2014’ün Ocak ayında, Suriye’ye geçip, örgüte biat etmişti bile…
Külecioğlu, sohbete, ”Size önemli bir şeyler anlatacağım” diyerek başladı. Kasım Güler ile Afganistan’dan beri beraber hareket ettiklerini, beraber çalıştıklarını, şimdiyse İslam Devleti’nin kurulduğunu, bundan sonra çalışmalarını oraya kaydıracaklarını ve dolayısıyla bu noktada ilimle uğraşan insanların yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi. Bu nedenle, biz ilim sahiplerini davet ederek bir araya getirdiklerini söyleyerek Konya’dan Suriye’ye gitmek isteyen kişilere aracılık etmek istediklerini, orada bir Türk bölüğü kurmak istediklerini belirtti.

Ayrıca Konya’daki bu sohbet tek değildi. Yine 2014’te İstanbul’daki selefi gruplar, ilk kez bir araya gelerek Suriye’deki gelişmeleri tartışıyor, hatta birlikte namaz kılıyorlardı.
Sonucunda, Türklerin yönetimindeki ilk ordu kuruldu. Bu yapının içinde, Türk, Azeri ve Özbekler bulunuyordu.
Kasım Güler yönetimindeki ordunun Türkiye’deki cemaatlerde konuşulmaya başlanması, IŞİD’e destek vermeyen yapılar arasında tartışmalarla beraber kopuşlara da neden oldu. IŞİD’e katılmayı reddeden bazı cemaatlerin üyeleri, Güler’in bölüğüne katılmak için Suriye’ye gitti.
Açılan soruşturmalar, yargılamalar ve araştırmacıların bulgularından yola çıkarak IŞİD’in Türkiye’deki örgütlenme yapısının illerdeki gruplar arasındaki ‘davetçiler’ ile gerçekleştiğini söylemek mümkün.
YARIN: IŞİD İNTİHAR EYLEMLERİ GRUBU NASIL OLUŞTU? DAVETÇİLER KİM?
]]>–Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önündeki polis kontrol noktasına silahla ateş açan 2 terörist ölü ele geçirilirken, bir vatandaş hayatını kaybetti, 3’ü polis 5 kişi yaralandı. Saldırganların terör örgütü DHKP/C üyesi olduğu belirlendi. İki gün önce IŞİD terör örgütünü, şimdi DHKP/C’yi konuşuyoruz. Terör örgütünün amacı neydi?
2015’te rahmetli savcı Selim Kiraz’ın hayatını kaybettiği olaydakine benzer niyet taşıdıklarına dair kuvvetli emareler var. İçeriye sızıp önemli kişilerden birini ya da halkı rehin alıp, rehine krizi yaratmak. 2015’teki eylemi yapan da DHKP/C’ydi. Şuna atıfta bulunmakta fayda var: PKK terör örgütü DHKP/C başta olmak üzere bazı yasadışı silahlı sol örgütlerle birlikte Sözde Halkların Birleşik Devrim Hareketi adıyla bir yapı ortaya koyduklarını biliyoruz. PKK özellikle eylem yapamadığı alan ve zamanlarda eylemi bu örgütlere ya da kendi türev örgütlerine taşereOrta ettiğini görebiliyoruz. Eylemde böyle bir bağlantı var mı? Terör örgütleri üzerinden Türkiye’deki seçim süreçlerini, toplumsal barışı, kamu iradesini manipüle etmeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte 7 Ekim’den sonra hem Irak hem Suriye’de didişme üst seviyeye çıktı. Paradigmalar, siyaset ve stratejiler değişti. Vekillerin kullanıldığı biçimler ve dozaj değişti. Ya birileri artık devletleri de vekil devlet olarak kullanmak istiyorlarsa, bu ülkelerden biri de Türkiye’yse, o zaman soru şu: Bunu nasıl yapacaklar?
–Nasıl?
Türkiye’nin hassasiyetlerini, duygularını, acılarını istismar ederek yapacaklar. Vekaletler savaşı, sadece eline silahı, cebine parayı koy değildir.
–Bunu birazdan açmanızı isteyeceğim. Arka arkaya iki saldırı, biri IŞİD’in kilise saldırısı, diğeri DHKP/C’nin adliye saldırısı. 7 yıldır Türkiye’de saldırı yapmayan IŞİD ne oldu da yeniden eyleme geçti?
Sadece Türkiye’de eyleme geçmedi. Özellikle bu son dönemde, hatta şöyle bir veri paylaşayım sizinle, 2024’ün ilk 10 gününde Suriye’nin 14 ilinin 7’sinde 35 saldırı gerçekleştirmiş. Dünya çapında da aynı dönemde yani 2014’ün ilk 10 gününde 100 civarında saldırı gerçekleştirmiş. Buradan baktığımızda IŞİD’in tekrar aktifleştiğini, daha doğrusu aktifleştirildiğini görüyoruz.
–Peki temel sebebi ne olabilir?
7 Ekim saldırısından sonra özellikle Yahudilerle Müslümanlar arasında Gazze üzerinden baş gösteren teolojik gerilim IŞİD’in bir şekilde aktifleşmesine veya aktifleştirilmesine neden oldu. Bu açıdan bakıldığı zaman temel parametreyi, Gazze’den sonra baş gösteren siyaset ve stratejilerdeki değişiklik olarak değerlendiriyorum.
–Türkiye neden örgütün hedefinde?
En önemli soru bu. Şimdiye kadar 7 yıldır eylem yapamamış. Bu, eylem yapma ihtirasını kaybettiği, olmadığı anlamına gelmiyor. Burada da verilere başvuralım. 2018-2022 arasında 12 eylemi engellenmiş. 2022-2023 arası 40 eylemi engellenmiş Türk güvenlik güçleri tarafından. 2024’ün başında da özellikle sinagogları, kiliseleri ve Irak büyükelçiliğini hedef alan eylemleri engellenmiş. Özellikle 2024 başında yaşadıklarımız bize IŞİD’in, Türkiye’de eylem yapma iradesinin, tekrar hortladığını gösteriyor.
–Türkiye’de eylem yapma iradesini yeniden hortlatan gelişme hangisi?
Öncelikli olarak tabii terör eylemindeki maskat nedir? Kamusal iradeniz, yani karar verici aklınızı etkileme kabiliyet ve kapasitesidir. IŞİD eylemleri üzerinden Türkiye’nin bir şekilde kullanılmaya çalışıldığını düşünüyorum. 7 Ekim’den önce Rusların ve İranlıların şöyle bir planı vardı: Amerika ve İsrail’i Suriye’den çıkarmak. İsrail ve Amerika’nın da bir karşı planı vardı: İran’ı Suriye’den çıkarmak. 7 Ekim’den sonra vekil güçlerin kullanılmasıyla ilgili son derece önemli bir gelişme oldu. Burada özellikle İsrail’i çok rahatsız eden Şii’lerin panzehri kim? Çok basit bir cevabı var: Sünniler. Sünni bir takım vekil güçlerin, devlet dışı bazı aktörlerin veya terör örgütlerinin, hatta belki mümkünse Sünni tabanlı devletlerin birileri tarafından kullanılmasıyla ilgili yeni bir versiyonla mı karşı karşıyayız? Bu noktada IŞİD manipülatif bir role mi soyundu? Özellikle mezhebi fitnenin Irak’ın işgalinden beri çok kullanıldığını düşünüyorum. 2006 yılında Samara’daki türbenin IŞİD tarafından bombalanması Irak’ta mezhep temelli bir iç savaşın çıkmasına sebep oldu. Sonrasında olanlar ortada. Kimlerin işine yaradığı da…
–Kimler mezhebi ihtilafı kullanmak istiyor? IŞİD nasıl bir rol üstleniyor?
Türkiye, IŞİD’le en iyi mücadele eden ülke. Karada mücadele eden tek devletiz. Meselenin bir ucu Türkiye ile Avrasya ilişkilerine değiyor. Türkiye, aktif tarafsızlığı benimsemiş durumda. Bu hem Atlantik, hem Avrasya tarafında rahatsızlık yarattı. Herkes kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak veya diplomatik adıyla yanında görmek istiyor. Acaba biz, yanında görmeyle ilgili IŞİD üzerinden bir manipüle ile mi karşı karşıyayız? Bu önemli bir soru olarak ortada duruyor. Türkiye NATO içinde güvensizlik yaşıyor. Buna bağlı olarak Rusya ve İran ile bir ilişki gelişti. Bundan rahatsızlar. Putin, tüm bunları stratejik aklıyla görüyor. O da kendi stratejisi doğrultusunda yavaş yavaş bir şeylerin taşlarını döşüyor. Bence ABD, Gazze’den sonra bunu görmeye başladı. Önceden Türkiye’yi dışlayan stratejik bir bağnazlık vardı ama Gazze’den sonra değişti. İsveç’in NATO’ya alınmasından sonraki süreçlere de iyi bakmak lazım. Bir ılımlı rüzgâr esmeye başladı. Ilımlı ama belirsizliği çok, tehlikeli bir öpücük kıvamında. ABD’nin şunu kendi içinde düşüneceğini öngörüyorum: Biz Türkiye’yi bu kadar ötekileştirdik, yalnızlaştırdık ama bu bize de zarar veriyor. Bunu Gazze’de gördüler, orada çok büyük bir stratejik gerçeklikle karşı karşıya kaldılar. Şu soruyu kendilerine soracaklardır: Biz Ortadoğu’da, Afrika’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Karadeniz’de yapacağımız jeopolitik hamleleri Türkiyesiz nasıl yapacağız? Yaparsak bunun maliyeti ne olacak? Tabii ki yine Amerika Atlantik menfaatleri doğrultusunda bir paradigma değişikliğinin gelişmekte olduğunu düşünüyorum. Bu minvalde Ortadoğu’nun gayya kuyusu mezhep meselesini, Türkiye’nin mezhebi bazı reflekslerini (ya da dogmalarını) kullanarak manipülatif eylemler yapabilir. Dünya şu uyarıyı yaptı 7 Ekim’den sonra: Başta IŞİD olmak üzere terör örgütleri ‘yalnız kurt’ eylemleri üzerinden aktifleşebilir.
–İstanbul Sarıyer’deki bir ‘yalnız kurt’ eylemi miydi?
Hayır, değil. IŞİD’in en etkin kanadı olan Horasan Vilayeti’nden talimatlandırıldıkları gözüküyor. IŞİD’in Türkiye içindeki yapısı ciddi anlamda darbe aldı, hatta çöktü diyebiliriz. Nasıl çöktü? 2021 yılında çok önemli bir olay oldu. Suriye’de Kasım Güler adlı IŞİD’in Türkiye sorumlusu yakalandı ve Türkiye’ye getirildi. Bundan sonra ki süreçlerde IŞİD’in Türkiye ofisi çok ciddi olarak çökertildi, aynı zamanda bağlı olduğu ana Faruk ofisi de çökertildi. Sonra çok önemli bir olay daha oldu. Türk güvenlik güçleri 2023 Nisan’da IŞİD’in lideri Ebu el-Hüseyin el-Hüseyni el-Kureyşi’yi Suriye’de (Afrin Cinderes’te) etkisiz hale getirdi. Bütün bu olaylar yaşandıktan sonra IŞİD Türkiye ayağının ismini Selman‐ı Farisi Taburu olarak değiştirdi. Bununla birlikte Türkiye dışı ayaklarını Türkiye’ye karşı mobilize etmeye çalıştı ve bununla birlikte ülke dışından bazı terörist transferleri yapmaya çalıştığı görüldü. Bu transfer alanlarının başında da şu an Dünya’da eylem kabiliyeti en yüksek olan sözle Horasan Vilayeti geliyor. Bu ekip de oradan geldi.
–Nedir Horasan Vilayeti militanlarının özelliği? Eylem şekillerinde ve eylem için seçtikleri yerler farklı mı?
IŞİD’in ele geçirdiği alanlara vermiş olduğu isimler vardır. Bir de ele geçirmediği ama kendisine biat eden alanlar vardır. Irak ve Suriye ile fiziki bağı olmayan, bir takım yerlere Horasan Vilayeti, Sina Vilayeti gibi isimler taktı. Horasan Vilayeti diye tanımladıkları yer Afganistan, Pakistan ve Doğu Türkistan bölgesi. Afganistan’da kamusal irade güçlü değil. Diğer alanlarda sosyolojik tabanı kullanabiliyor. Kendisinden etkilenmiş, farklı devletlerin pasaportunu taşıyan kişiler var. Bu kişiler onların sızmak için aradıkları koşulları sunuyor. Sonuçta geldikleri ülkenin güvenlik ağına takılmamak gibi bir gaileleri var.

Abdullah Ağar
22 ÜLKEDE MİKRO IŞİD VARLIĞINI DEVAM ETTİRİYOR
–IŞİD varlığını nerelerde, nasıl devam ettiriyor?
“IŞİD konvansiyonel alanlarını kaybetti, savaşı kaybetti, zafer kazandı” gibi cümleler kuruldu. O zaman dedim ki, “Neden o zaman Suriye’deki Orta Çöl’de (Badiye) 8-12 bin kilometre karelik alanda IŞİD’e kimse dokunmuyor? Biraz önce bahsettiğim 2024 başında yapılmış 35 eylem burası kökenli. Konvansiyonel alanı vardı, burası aktifleşti. Neden Dera’da, Palmira’da, bölgeden geçen ve Şam’a giden karayolunda bu kadar etkili olabiliyor. Dünyanın 22 ülkesinde mikrolaştırılmış olarak IŞİD varlığını devam ettiriyor. Bu, bir şekilde IŞİD’in bir potansiyel taşıdığını ve sosyolojik tabanı istismar edebileceğini anlatıyor.
–Özellikle Afganistan, Suriye gibi ülkelerden göçler örgütün buradaki yapısını güçlendiriyor mu?
Doğal olarak bir risk ortaya koyuyor. Zaten IŞİD travmalardan, otorite boşluğundan, istikrarsızlıktan besleniyor. Bir de farklı, kopuk alanlardaki bireyler IŞİD öğretisinden etkilenmişse tehlikeli bir bombaya dönüşebilir. Ne yazık ki öyle bir tehdit var.
–Türkiye de IŞİD’in eylem arayışları devam eder mi?
Bence eder. Çünkü bu ihtirası zaten hiç kırılmadı. Türk güvenlik ve istihbarat erkleri çok güçlü bir önleme yaptı ve 7 yıl eylem yapamadı, 7 yıl sonra ilk defa eylem yapmayı başardı ama dediğim gibi bu arayışı hep vardı. Şimdi Gazze’de ortaya çıkan yeni durum IŞİD’in eylem yapma motivasyonunu daha çok artırdı. Şimdi bu kendi doğrusallığı içinde olabilir. Aynı zamanda bir takım istihbarat servislerinin IŞİD’i aktifleştirmesi nedeniyle de olabilir.
ATATÜRK İKİ DÜŞMAN ORTAYA KOYDU
– Türkiye’ye nasıl bir rol düşüyor?
Küresel savaş üreten güvenlik bunalımını çözebilecek tek ülke Türkiye. Bunu daha önce yaptı, bu devleti kurarken çözdü. İyi bakılması gerekiyor. Atatürk, muazzam bir iş yaptı. Devlet için iki düşman ortaya koydu. Birisi toprak baronu, diğeri din baronu… ‘Allah ile kul arasına, devletle vatandaş arasına kimse girmeyecek’ dedi. Böyle bir model Ortadoğu’da yok, İslam dünyasında yok… Devletin kuruluş kimyasındaki kavramsal çözümü hala anlayamadık, gereğini yapamadık, bilinci ve etkiyi geliştiremedik, o nedenledir ki, bir kısım insanımızı IŞİD’e YPG/PKK’ya, FETÖ’ye, yasa dışı silahlı sola ve diğer din istismarcılarına, örgütlere/yapılara kaptırdık ve hali hazır da birbirimizi kutuplaştırarak didişmeyi tercih ediyoruz. Bu da istismar edilebilecek pek çok çatlağın oluşmasına neden oluyor.”
]]>Savcılığın sevk yazısında, şüpheliler hakkında alınan istihbari bilgiler ile tespitlere yer verildi.
Şüpheli R.K’dan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu, farklı kişilere ait pasaport fotoğrafları bulunduğu, kaçakçı olduğu değerlendirilen kişiyle görüşme yaptığı ve telefonunda kaçak yollarla Meksika ve Avrupa’ya gitme arayışında olduğuna dair mesajlaşmalar tespit edildiği aktarıldı.

KİLİSE SALDIRISI ZANLISIYLA GÖRÜŞMELER
Yazıda, şüphelinin telefonunda, Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırı soruşturmasında tutuklanan şüpheli S.R’nin numarasının kayıtlı olduğu ve bu şüpheliyle çok sayıda görüşme gerçekleştirdiği ifade edildi.
Şüpheli M.D’nin dijital materyallerinde ise çatışma bölgelerinden olduğu değerlendirilen, ellerinde uzun namlulu silah olan ve üniforma giyen kişilerin fotoğraflarının bulunduğu anlatılan yazıda ayrıca, sahte pasaport evrakı ile “Çeçen İçkerya Cumhuriyeti” arması olarak bilinen simgenin, terör örgütü IŞİD’in sözde bayrağına uyarlandığı resmin yer aldığının tespit edildiği kaydedildi.
Yazıda şüphelilerden M.G. hakkında, IŞİD’in sözde Horasan Vilayeti yapılanmasının İstanbul Şer’i Kadısı ve İstanbul’daki medreselerinin sorumlusu olduğu değerlendirilen “Şeyh Talha” kod adlı Tacik uyruklu Mukhammad Sharıpov’un medresesinde sorumlu olarak görev yaptığına dair istihbari bilgi elde edildiği belirtildi.

TELEFONDAN SALDIRIYA AİT GÖRÜNTÜLER ÇIKTI
Şüpheli M.G’nin cep telefonunun incelemesi sonucunda, Santa Maria Kilisesi’nin fotoğrafı, saldırı anına ait fotoğraf ve videolar, saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerin örgüte yakın Amak Haber Ajansı tarafından yayınlanan görüntüleri, şüphelilerin kollukta çekilen görüntüleri, saldırıda kullanılan aracın PTS kayıtlarını içeren görüntüler ile İstanbul’da olduğu değerlendirilen ve tam olarak adresi tespit edilemeyen bina fotoğraflarının bulunduğu kaydedildi.
Saldırının ardından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli A.A’nın numarasının şüpheli M.G’de kayıtlı olduğu ve çok sayıda görüşme tespit edildiğine vurgu yapılan sevk yazısında, şüphelilerden M.D’nin cep telefonunda da saldırının faillerinin fotoğrafının bulunduğu tespitine yer verildi.
Şüpheli A.H.A hakkındaki istihbari bilginin de yer aldığı sevk yazısında, şüphelinin Zeytinburnu’nda gıda ürünleri satışı yapılan iş yerinin sahibi olduğu, aynı zamanda bu adreste terör örgütüne ulaştırılmak üzere Türkiye’den Afganistan’a gönderilen paraların transferini gerçekleştirdiği aktarıldı.
IŞİD’E KATILMAK İÇİN SURİYE’YE GİTTİ
Şüpheli F.M’nin hakimlikteki ifadesinde, IŞİD’e katılmak için Suriye’ye gittiğini ancak katılmadan önce İdlib’de “Şeydat” isimli grup tarafından yakalandığını söylediği öğrenildi.
Grup tarafından 20 gün hapiste tutulduktan sonra serbest bırakıldığını belirten şüphelinin, bu gruba katılma davetini kabul etmediğini ve kaçak yollardan Türkiye’ye geldiğini anlattığı bilgisine ulaşıldı.
“PİŞMANIM”
Şüpheli F.M’nin ifadesinde, “IŞİD’in Beşşar Esed ile savaştığı fikrine kapılmıştık, o nedenle gittik, öyle olmadığını gördük. Bu yüzden pişmanım. Savcılık ve emniyetteki ifadelerimi tekrar ediyorum. Bundan sonraki süreçte de hatırladıkça bildiğim konularda devlete yardımcı olacağım. Serbest bırakılmayı talep ediyorum” dediği öğrenildi.
Hakimlik, tutuklanmasına karar verdiği bu şüpheliyle ilgili Suriye’de çeşitli örgütler tarafından yakalanıp sorgulandıktan sonra kaçak yollarla Türkiye’ye geldiğine ilişkin etkin pişmanlık kapsamında ikrarlı anlatımları ile üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğunu kaydetti.
Savcılığın ardından hakimliğe çıkarılan diğer şüphelilerin üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek, serbest bırakılmayı talep ettiği bilgisine ulaşıldı.

EBU HANZALA’NIN FOTOĞRAFI ÇIKTI
Hakimlik kararında, şüpheli A.N.Q’dan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucunda, çatışma bölgelerinde çekildiği değerlendirilen, ellerinde uzun namlulu silah olan ve üniforma giyen kişilerin fotoğrafları, çok sayıda farklı kişiye ait kimlik ve pasaport resimleri, IŞİD silahlı terör örgütünün ideolojisini içeren kitaplar ve Ebu Hanzala kod adlı Halis Bayancuk’un fotoğrafları olduğunun görüldüğü kaydedildi.
Şüpheli A.H.A’yla ilgili değerlendirmelere de yer verilen kararda, Van üzerinden kaçak yollarla Türkiye’ye giren şüphelinin para transfer işi yaptığını kabul ettiği ve bu işlemi dükkanındaki uygulama üzerinden gerçekleştirdiğini söylediği aktarıldı.
Hakimlik kararında, 10 şüphelinin “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan tutuklanmasına, 5 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirleri uygulanmasına hükmedildiği kaydedildi.
NE OLMUŞTU?
Emniyetten yapılan açıklamada, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve MİT Başkanlığı ile yürütülen koordineli çalışmalarda, IŞİD sözde Horasan Vilayeti (İSKP) Türkiye yapılanmasıyla bağlantılı olduğu belirlenen 20 zanlının yakalanması amacıyla İstanbul merkezli olmak üzere Kocaeli ve Yalova’da operasyon düzenlendiği belirtilmişti.
Açıklamada, Kocaeli ve Yalova’da birer adres ile İstanbul’da 8 ilçe olmak üzere toplam 23 adrese yönelik operasyon gerçekleştirildiği, 12 şüphelinin gözaltına alındığı kaydedilmişti.
Operasyonun devamında 2 şüpheli ve 28 Ocak’taki Santa Maria Kilisesi saldırısına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 1 şüpheli olmak üzere toplam 3 zanlının daha yakalandığı aktarılan açıklamada, “Konu ile ilgili yakalanan ve adli makamlara sevk edilen toplam 15 şüpheli şahıstan 5’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulanmış, 10’u ise tutuklanarak ceza infaz kurumuna teslim edilmiştir” denilmişti.
]]>