Daha doğmadan başvurdukları her doktor “Tek çare kalp nakli olur” dedi. 5 yaşına kadar, tümörü kalbiyle birlikte büyüdü, 8 santimlik minik kalbi, kendi büyüklüğünde bir tümörü de taşımak zorunda kaldı.

KALBİNİ SÖKÜP YENİDEN TAKTILAR
Ekin Ada, geçtiğimiz Ekim ayında Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yapılan ve dünya tıp literatürüne girecek bir ameliyatla yeniden doğdu.
8 saat süren ameliyat sırasında Ekin Ada’nın kalbini “yerinden söküp” tümörü ameliyat masasında temizlendikten sonra tekrar nakledildi.

“AMELİYATI NEFESİMİZİ TUTARAK YAPTIK”
“Yüzyılın kalp cerrahları” arasında anılan Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos ve Opr. Dr. Yılmaz Zorman, bu eşi benzeri olmayan operasyonu, “O kadar riskli bir ameliyattı ki nefesimizi tutarak yaptık. Kadavradan kalp nakli olsa, elinizde sağlam başka bir organ var. Oto-transplantasyon, yani hastanın kendinden nakilde ise en ufak bir hatada tekrar yerine takabileceğiniz başka bir organ yok” şeklinde anlattı.

“İKİNCİ DOĞUMUNA ŞAHİT OLDUM”
Bu çocuğun ben ikinci doğumuna tanık oldum” diyen Prof. Dr. Afksendiyos Kalangos, sözlerini şöyle sürdürdü:
Ekin Ada kızımızla 32 haftada anne karnındayken ilk olarak tanıştım. Fetal EKO’sunda bir kalp tümörü tespit edilmişti. Kızımız doğdu, ondan sonra 3 ila 6 aylık aralarla izlemeye başladık. Kalp içindeki tümör yaşı büyüdükçe, kalple beraber büyüyordu.
Bu tümörlerin bir kötü tarafı da ritim düzensizlikleri yaratmaları. Ani ölüm riskinin çok yüksek olduğu vakalar bunlar. Tümörün büyüklüğü neredeyse kalp kadar olmuştu. 7 santimlik bir tümör, Ekin Ada’nın kalbi 8 santim uzunluğundaydı zaten.
Sol karıncıktaki tümörün bir büyük tehlikesi daha vardı. Önemli bir koroner arter damar, tümörün içinden geçiyordu.”

“SOĞAN KABUĞU SOYAR GİBİ TÜMÖRÜ KALPTEN AYIRDIK”
Tümörün içinden hayati bir damarın geçmesi nedeniyle kalp yerindeyken ameliyat etmenin imkansız olduğunu anlatan Prof. Dr. Kalangos, çok büyük bir riske girerek kalbi yerinden çıkarıp ameliyat etme yolunu seçtiklerini vurguladı.
Prof. Dr. Kalangos, “Çok dikkatli çalışmamız gerekiyordu o nedenle kalbi yerinden söktük, damarlarından ayırdık ve masanın üzerine yatırarak (kalp vücuttan ayrıyken) ameliyata devam ettik. Göğüs boşluğu tamamıyla boş kaldı, ‘kalpsiz’ bir durumda makineye bağlı takip edildi. Kalbi masanın üzerinde sol karıncığa hasar vermeden, hem kasları hem arterleri koruyarak açtık. Dr. Yılmaz Zorman ile beraber nefesimizi tuttuk, ince ince, soğan kabuğu soyar gibi kalp kasından tümörü ayırdık. Tümörün içinden geçen o ince, bir milimetrelik koroner damarı bulduk ve onu da titiz bir şekilde tümörden ayırarak kalbi tamamen temizledik. Onarılmış kalbi tekrar yerine taktık” dedi.

KALBİ TAKTIKTAN SONRA GÖZÜ EKRANDA, İLK ATIŞINI BEKLEDİ
Kalbi Ekin Ada’ya geri naklettikten sonra ilk yaptığı şeyin monitöre bakmak olduğunu da söyleyen Prof. Dr. Kalangos, sözlerini şöyle noktaladı:
O anda ilk yaptığınız şey tabii ki monitöre gözünüz takılıyor. Kalp tekrar çalışmaya başladı ve büyük bir rahatlama yaşadık. Ben özellikle yurt dışında Cenevre’deyken çocuklarda kalp akciğer transplantasyonunu rutin olarak yapan bir cerrahtım.
Kalp naklinde oldukça tecrübesi olan bir cerrah olmama rağmen oto-transplantasyon yani hastanın kalbini yerinden çıkarıp tekrar takma tecrübesini ilk defa yaşadım. Dolayısıyla benim için de özel bir andı bu.
Ekin Ada’nın başka alternatifi yoktu. Düşünün ölüme mahkum olan bir insanın, mucizevi bir şekilde tekrar hayata dönmesi, bu ikinci doğuş değil de nedir?”

“EN UFAK BİR HATADA BAŞKA ALTERNATİFİMİZ YOKTU”
Prof. Dr. Kalangos ile birlikte ameliyatı gerçekleştiren Opr. Dr. Yılmaz Zorman ise 8 saat süren ameliyat sırasında defalarca nefeslerini tuttuklarını söyleyerek şunları anlattı:
Çok uzun süren bir ameliyattı. Hocayla kaç kere göz göze geldik, kaç kere nefesimizi tuttuk gerçekten hatırlamıyorum. Ekin Ada, her şeyiyle çok özel bir çocuk.
Ben bu tür bir ameliyatla meslek hayatım boyunca hiç karşılaşmadım. Literatür taraması da yaptık hocamızla birlikte. Böyle bir tanıyla, başarılı bir şekilde ameliyat olmuş bu yaşta bir hasta literatürde bulamadık.
Bazı denemeler olmuş ama bu yaştaki bir çocukta başarılı bir ameliyat ve oto-transplantasyon, bence bu ameliyatı nadir kılan unsurlar.”
Ritim bozuklukları nedeniyle ani ölüm riski yaşamaya başlayan Ekin Ada’nın kendi yaşı, boyu ve kilosuna uygun kalp bulunana kadar nakil bekleyecek durumda olmadığını da anlatan Dr. Zorman, “Diyelim ki kalp nakli ameliyatı yapıldı, elinizde bir alternatifiniz olurdu o anda. Çünkü orada sağlam bir kalp dokusu var ve yerine taktığınızda çalışacak. Ama bizim ikinci bir alternatifimiz yoktu. Hatta biz Ekin’i ameliyata almadan önce neden yapıyorsunuz sorusuyla da çok muhatap olduk. Çünkü annesinin kucağından alıp ameliyathaneye götürüyorsunuz ama işler yolunda gitmezse onlara kötü bir haber vermek zorunda kalabilirsiniz. Bu, çok yıkıcı olurdu hepimiz için. Şimdi bizi ziyarete geliyor, bu mutluluğun tarifi inanın yok” diyerek sözlerini noktaladı.

“BİRİLERİ RİSK ALMALI” DEDİ VE ONU KURTARDI
Hamileliğinin son haftalarında aldığı korkunç teşhisle yüzleşmenin çok zor olduğunu anlatan anne Fahriye Işık Karaca ise duygularını şu şekilde ifade etti:
Her şey 32 haftaya kadar çok güzel giderken bir anda bizi alt üst eden bir haberle sarsıldık. Gezdiğimiz hastanelerde, kızımız için hiçbir şey yapılamayacağı söylendi. Doğumdan sonra 10 gün yoğun bakımda kaldı, ancak 10 gün sonra kucağıma alabildim.
Herkes çocuğunu alıp çıkıyor ama siz hastaneden boş çıkıyorsunuz. Çaresizliğin ne demek olduğunu ben kızımda yaşadım. Allah’a şükürler olsun ki Kalangos hocamızla tanıştık. O bize hiçbir çocuğun kaderine terk edilemeyeceğini, birilerinin risk alması gerektiğini söyledi.
Denenecek başka bir yöntem de yoktu. Onun için gözünüzü karartıp kabul ediyorsunuz. İlk gittiğimiz hastanede anne karnında çocuğun hayatını sonlandırıp bana doğum yaptırmaktan bahsedilirken, öyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz ki çocuğunuzu sizin elinize sağlığına kavuşturup veriyor, onunla bir ömür geçirebileceğinizi size gösteriyor. Dünyalar benim oldu desem az kalır yanında.”
“KAHRAMAN GİBİ HİSSEDİYORUM”
Baba Mustafa Işık ise kızının doğumundan önce başvurdukları her hastanede kalp naklinden başka şansının olmadığını söylediklerini kaydederek, “Ameliyat tamamlandığında hocamız bizi ameliyathanenin kapısını çağırdı. Ellerini açtığı anda ameliyatın iyi geçtiğini anladık ve bütün dünyalar bizim oldu. Hocama sarılıp ağladım” diye konuştu.
Minicik bedeniyle böylesine zor bir hastalığa direnen ve geçirdiği mucizevi ameliyatla sağlığına kavuşan minik ekin Ada ise kendini kahraman gibi hissettiğini söyleyerek, “Ameliyata girmeden önce ne olacağını çok merak etmiştim. Kahraman gibi bekliyordum. Daha önce iki kez yoğun bakımda yatmıştım. Günler çok uzun gelmişti o zaman. Artık korkmuyorum çünkü büyüdüm. İleride veteriner olmak istiyorum çünkü hayvanları çok seviyorum. Onları iyileştirmek istiyorum” dedi.
]]>O günden sonra hayatı bir anda değişen ve İzmir’de yaşamaya başlayan Topçu, “Kardiyoloji servisinde tanı koyulduktan sonra kalp nakli sırasına alındım. 1 hafta 10 gün içinde organ bulundu ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Öztekin Oto tarafından nakil ameliyatı oldum. Askerdim ve sağlık sigortam yoktu. Hastanede bir süre kaldım. Daha sonra hastanede hizmetli personel olarak çalışmaya başladım. Hastalara yardım ettim, personel olarak kan bankasında çalıştım. 10 yıl sonra malulen emekli oldum. Daha sonra Rize’ye döndüm. Yılda bir kontrole geliyordum” dedi.
“BANA DOKTOR GİBİ DEĞİL, BABA GİBİ DAVRANIYORDU”
Bir yıl önce Rize’de kanser hastası annesini hastaneye götürürken bir anda fenalaştığını dile getiren Recep Topçu, nakil kalbinin yeniden bir sağlık sorunuyla kendini hatırlattığını kaydetti. Topçu şöyle devam etti:
“Bir yıl önce kalbim durduğu için hastanede müdahale etmişler. Beni yeniden hayata döndürdüler. Stent takıldı. Daha sonra 5-6 ay içinde aynı rahatsızlıklar tekrarladı. Bu yüzden İzmir’e geldim ve beni kalp nakliyle ikinci yaşamıma kavuşturan Öztekin Oto hocam bu kez baypas karar verdi. Öztekin hocam bana doktor gibi değil baba gibi davranıyordu. Onun sayesinde İzmir’de sigortalı işe girdim. Ama kontrollere gelmediğim için bana zaman zaman kızıyordu. Hayatıma maddi, manevi dokundu. Nakil kalbime yapılan müdahale sonrası yaşam mücadelem devam ediyor. Bugün taburcu oldum. Tekrar memlekete, eşimin yanına döneceğim.”
“O YILLARDA DONÖR BULMAK DAHA ZORDU”
Türkiye Kalp ve Sağlık Vakfı Başkanı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Öztekin Oto ise 25 yıl önce kalp naklinin kolay yapılan bir ameliyat olmadığını belirterek Recep Topçu’nun, kendisinin dördüncü kalp nakli hastası olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Oto, “Hastamız geldiğinde vücudunun her tarafı şiş durumdaydı. Tedaviye başladık, listeye alındı ve kısa süre sonra kalp bulundu. Hastamız şanslıydı. Çünkü o yıllarda donör bulmak zordu. Ben çeşitli etkinlikler yapıyordum. Hastamız yeşil kartlı olduğu için çıktığı anda ilaçlarını alamaz diye başhekimimizin onayıyla hastanemizde sigortalı olarak işe aldık. Daha sonra kontrollerini aksattı. Bir yıl önce Rize’de kalbi durmuş. Nakledilen kalbin ön yüzündeki damarda yüzde 90’lık bir tıkanıklık olmuş. Orada yapılan anjiyosunda bir koroner damarın tıkalı olduğu görülüyor, ona stent takılıyor. Daha sonra şikayetleri tekrarlayınca İzmir’e geldi ve tekrar anjiyo yaptık. Takılan stent tıkanmıştı” dedi.
“GEÇ DÖNEM ORGAN REDDİ OLDUĞUNU TAHMİN EDİYORUZ”
Recep Topçu’nun durumunu geç dönem organ reddi olarak tanımladıklarını ifade eden Prof. Dr. Öztekin Oto, hastanın öyküsünün bilimsel yayın olarak da kıymetli olduğunu belirtip şöyle devam etti:
“Doku reddi nedeniyle kalbinde yapışıklıklar vardı. Nakil yapılmış organa kendi damarıyla baypas yaptım. Bu Türkiye’de ilk ama dünyada da çok nadir yapılan bir işlem. ‘İkinci kalbi de hastalandı’ diyebiliriz. Kalbin asıl sahibi hasta yaşasaydı kendi organında da bu damar sertliği olabilirdi. Onun aile öyküsü ve genetik kodlamasını bilmiyoruz. Ama ona pek benzemiyor. Çünkü oluşan darlığın stili geç dönem organ reddi gibi görünüyor. Biz bunun için baypasla birlikte ilaç rejimini değiştirdik. Kolesterol düzeyini düşürecek ilaca başladık. Yaşanan durumun geç dönem organ reddi olduğunu tahmin ediyoruz. Hasta sigara, alkol kullanmıyor, şeker hastası değil. Bilimsel yayın olarak da bu konu çok özellikli. 25 yıl yaşaması da önemli. Kimsenin 25 yıl yaşayan hastası yok. Bundan sonra koroner hastalarına önerdiğimiz gibi yaşam şekli değişikliği ve diyetine dikkat etmesini tavsiye ediyoruz.”
]]>