Aydın, ‘Bu mahallenin namusunu kirlettiniz’ diyen Aydın ile A.A. arasında tartışma çıktı. Aydın, küfredip elindeki dal budama makası ile A.A.’ya saldırarak göğsünden yaraladı.
Yaralandığını fark etmeyen A.A., kız arkadaşıyla parktan ayrıldıktan sonra göğüs kısmından kan geldiğini görünce 112 Acil Çağrı Merkezi’ne arayıp yardım istedi.
İhbarla gelen ambulansla Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan A.A., 2 gün yoğun bakım ünitesinde tedavi gördü. Tedavisinin ardından A.A. taburcu oldu.

TUTUKLANDI
A.A.’nin ailesinin şikayeti üzerine Ahmet Aydın, evinde gözaltına alındı. Aydın ifadesinde olaydan önce komşusunun ağacını budadığı için elinde dal budama makasının olduğunu söyledi.
A.A. ile kız arkadaşını uygunsuz vaziyette gördüğünü öne süren Aydın, “Onları uyardım, erkek şahıs bana küfredip, tepki gösterdi. Olay anında erkek şahıs yaralanmış. Bu yaralamanın nasıl olduğunu bilmiyorum. Ben yaralanan kişiyi tanımam. Ben uyarmak amacıyla hareket ettim” dedi.
Aydın, 5 Nisan günü emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkeme tarafından ‘kasten yaralama’ suçundan tutuklandı.
‘BEN O SIRADA UYUYORDUM’
A.G. ise ifadesinde, “Ben o sırada uyuyordum. Arkadaşımın, tanımadığım biriyle tartışıp kavga ettiğini gördüm. Olay yerinden ayrıldıktan sonra arkadaşımın yaralandığını fark ettik. Daha sonra da ambulans çağırdık.” dedi.

‘KÜFÜR EDİP, YUMRUK ATTI’
Yaşadıklarını anlatan A.A., olay günü kız arkadaşı A.G. ile bir süre gezdiklerini ve ardından parktaki banka oturduklarını belirtti. A.A., şunları söyledi:
“İkimiz de oruçtuk ve çok susamıştık. Gezerken parkta ağaç altında bankı görünce birlikte oturduk. Kız arkadaşım dizime yattı. Arkadan tanımadığım bir insan gelip, ‘Mahallenin namusunu kirlettiniz’ dedi ve küfretti.
Ben de ‘Biz bir şey yapmadık, gidelim istersen. Küfretmene gerek yok’ dedim. ‘Sana mı soracağım?’ diyerek bana yumruk attı. Sonra da elindeki bahçe makasını bana doğru savurdu.
Kendimi savunmak için ona yumruk attım. Elindeki bahçe makasını 2-3 kez daha savurdu. Ben de geriye doğru kaçtım. Yaralandığımı sonra fark ettim. Ambulansla hastaneye kaldırıldım ve 2 gün yoğun bakımda yattım.”
‘OTURUP, SERİNLEMEK İSTEMİŞTİK’
Parkta oturup serinlemek istediklerini belirten A.A., “Başka bir amacımız yoktu. Şimdi okula giderken dahi korkuyorum artık. Psikolojim yerinde değil. Uzman desteği alacağım” dedi. A.A., olayın ardından kız arkadaşıyla ilişkilerinin sona erdiğini sözlerine ekledi.

‘KARDEŞİM ÖLEBİLİRDİ’
A.A.’nın ağabey’i Ömer A. ise saldırganın kullandığı makasın daha derine saplanması halinde kardeşinin ölebileceğini belirterek, şunları söyledi:
“Kardeşim ve arkadaşı oruç tutuyorlarmış. Okuldan sonra Sakarya Parkı’na gidip oturmuşlar. Kız arkadaşı yorgun düşünce kardeşimin dizine yatmış. Bir adam gelip ‘Mahallenin namusunu kirlettiniz’ diyerek kardeşime saldırmış.
Kardeşim de ‘Biz bir şey yapmadık’ demesine rağmen, adam saldırmaya devam etmiş. Adam zaten hazırlıklı gelmiş. Elinde bağ makası varmış. Adam zaten kardeşimi öldürmeye vurmuş.
Bu adamın ceza almasını istiyoruz. 50-60 yaşındaki bir adamın 17 yaşındaki bir çocuğa bu şekilde canice saldırmasının mantıklı bir yanını bulamıyorum. Kardeşimin bıçaklandığı yer kalbine 1,5 santim kalmış. Eğer biraz daha içeri girseymiş kardeşim belki de ölecekti.”
]]>“BAŞI DARA DÜŞEN HERKESE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda yaptığı konuşmada şunları söyledi:
* “Burada sandık kurulu üyesi kardeşlerimle bir arada olarak, pazar günü yapılacak seçimlere inanıyorum ki Beyoğlu bir başka heyecanla hazırlanıyor ve sandıklarda inanıyorum ki sizler kuş uçurtmayacaksınız. Sabah erken saatlerde sandık mahalline varıp orada kontrol altına alacağınıza inanıyorum. Bizler sandık kurulu üyesi olduğumuz zamanlarda olaya böyle yüklenirdik.
* Hele hele bir Hacı Hüsrev maceram vardır ki, o Hacı Hüsrev maceramda Allah rahmet eylesin bir Kudret kardeşimiz vardı. Bu kudret kardeşim sabah namazında sandık mahalline gidiyor orada acaba arkadaşlar geldi mi? Gelmedi mi? Orayı kontrole gidiyor. Ama maalesef arkadaşlar gelmemişler. Sonra ben Hacı Hüsrev’e gittiğimde bana dedi ki, ‘başkan’ dedi böyle diyorsun ama bu anlattığım benim 1989’da. ‘Öyle diyorsun ama bu senin ekip namaza da gitmiyordu’. Tabii bir taraftan da üzüldüm. Fakat Hacı Hüsrev’de biz oy olarak böyle 10-15 oy alırken o seçimde Hacı Hüsrev’den 700 küsur oy aldık. Şimdi rahmetli oldu.
* Şimdi ben aynı şeyi bu seçimde sadece Hacı Hüsrev’den beklemiyoruz ona göre yani. Yani burada sandık kurulu üyesi kardeşlerim, gençler Kasımpaşa’nın amigoları hepsi burada malum. Dünyanın dört bir yanında zulüm gören, eziyet çeken, haksızlığa ve hukuksuzluğa maruz kalan tüm kardeşlerimiz için de dua ediyoruz. Gerek fert gerekse millet olarak yetime, öksüze, fakire, mazluma, başı dara düşen herkese sahip çıkmaya devam edeceğiz. Bugün vefat haberini almanın üzüntüsünü yaşadığımız Osman Karaaslan kardeşime bir kez daha Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Partimize ve davamıza aşkla hizmet etmiş merhum Osman kardeşimizi her zaman şükranla yad edeceğiz.”
“KİMİ PARTİLER KENDİ SEÇMENLERİNİN OYUNU ADETA İŞPORTA PAZARINA ÇIKARDI”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
* “Her vefat bize bu dünyanın faniliği yanında hayırla yad edilecek bir miras bırakmamız gerektiğini hatırlatıyor. Uzun veya kısa bir insan, ömrüne ‘Allah ondan razı olsun iyi adamdı, iyi kadındı’ cümlesini sığdırabiliyorsa ne mutlu ona. Biz de 70 yılı aşan hayatımızda, yarım asrı bulan siyasi mücadelemizde hep bu hassasiyetle hareket ettik. Hakk’ın rızasını, halkımızın duasını almak için çalıştık. İstanbul’u belediye başkanı olarak yönetirken de, başbakan ve cumhurbaşkanı olarak ülkemize hizmet ederken de hep bu gaye için çaba sarf ettik.
* Her seçim döneminin milletimize geçmişte yaptıklarımızın hesabını verme ve gelecekte yapacaklarımızın ruhsatını alma vesilesi olarak gördük. Milli iradenin üstünlüğüne tüm kalbiyle inanan bir kadro olarak yetkiyi hiçbir zaman başka yerlerde ve yöntemlerde aramadık. Geçmişte milletten alamadıkları iktidar yetkisini darbe ve vesayet eliyle gasp etmeye can atanlar vardı. Aynı şekilde sandığa milletin atmadığı oyu, hile ve hurdayla kendi hanelerine yazdırmak için her türlü oyunu sergileyenlere de rastlıyorduk. Beyoğlu Belediye Başkan adayı olduğum zaman bunu yaşadım. Bu oyuna geldik. Bundan dolayı da bir hafta hapiste yattım. Beyoğlu’nda bu olayı yaşadık. Bıraksak her iki zihniyet de hemen yeniden kafayı kaldıracak. Ama biz teşkilatımızla, sandık görevlilerimizle, gönüllü vatandaşlarımızla, sandığı da, sonuçlarını da çok sıkı tuttuğumuz için kimse başka yollara tevessül edemiyor. Bu seçimlerde sandığa gidecek vatandaşımızın iradesine müdahale için, pek çok kirli pazarlığın yapıldığına şahit olduk.
* Şu anda öyle kirli pazarlıklar var ki, İstanbul’daki işte büyükşehir adayı malum partinin CHP’nin bu oyunların bu tezgahların peşinde. Ama benim halkım bu seçimlerde Ekrem efendiye böyle bir yol göstermeyecek. İnşallah biz Allah’ın izniyle muradımıza ereceğiz. Kimi partiler kendi seçmenlerinin oyunu adeta işporta pazarına çıkardı. Kazanmak değil, kaybettirmek için ortada dolaşanların motivasyon kaynaklarının hiç de masum olmadığı açıktır. Bavul bavul dolarlar, avrolar. Bu görüntülerin siyaseti kirlettiği bir ortamda kimse böyle bir tabloyu ilkeyle, davayla, siyasi görüş farklılığıyla izah edemez. Siz sırtınızı dönseniz de hakikatler değişmiyor. Bu seçimde bilhassa İstanbul’da şehirle, şehrin geleceğiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir oyun oynanıyor. İstanbul’un depreminden trafiğine, hiçbir meselesi gündemlerinde olmayanların yarısı yalan, yarısı yanlış bilgilerle, yürüttükleri kampanyanın arkası bir hayli karanlıktır. Türkiye bu siyaset tarzını çeyrek asır öncesinde rafa kaldırmıştı. Bunca yıl sonra, ülkemizde zübük siyasetini horlatanların niyeti bugün İstanbul’u yarın tüm ülkeyi yağmalamaktır. Rabbimden eskilerin deyimiyle tek ayak üstünde kırk yalan söyleyenlerin şerrinden hepimizi korumasını diliyorum.”
“KİMSENİN OYUNDA GÖZÜMÜZ YOK”
Erdoğan konuşmasının devamında şunları söyledi:
* “Bugün sandık görevlisi arkadaşlarımızla bu salonda bir aradayız. Bunca yıllık siyasi hayatımız bize şunu gösterdi; seçim sahada kazanılır, sandıkta tescil ettirilir. Sahada yoksanız sandıktan bir şey zaten çıkmaz. Sandığı iyi kontrol edemezseniz de sahadaki emeğinizin en azından bir kısmı heba olur. Sizler bugüne kadar adaylarımız ve teşkilatlarımızla birlikte canla, başla sahada çalıştınız. Asıl önemli vazife, Pazar günü sizi bekliyor. AK Parti’yi ve Cumhur İttifakı’nı temsilen sandıklara sahip çıkacağınıza yürekten inanıyorum. İşi, hiç olmadığı kadar sıkı tutmamız gerekiyor. Bizim kimsenin oyunda gözümüz yok. Ama bizim namusumuza emanet edilmiş, tek bir kardeşimizin oyunun zayi edilmesine de rıza gösteremeyiz.
* Genel merkezimizle, il teşkilatımızla, ilçe teşkilatlarımızla her şeyi adım adım izleyeceğiz. Her şeyin hukuka, hakkaniyete, adalete uygun bir şekilde yürümesi için bina görevlisiyle, kat görevlisiyle, sandık müşahidiyle tüm süreç bitene kadar bir an bile vazifemizi ihmal etmeyeceğiz. Yerimize yedek bir görevli gelmeden, her ne sebeple olursa olsun bulunduğumuz mahalden ayrılmayacağız. Seçim günleri her türlü yalana, provokasyona, operasyona açık günlerdir. Sandık görevlilerimizin, kaynağı teşkilatımız olmayan hiçbir bilgiye itibar etmemeleri gerekir. Yaşanan her türlü olağan dışı durum, yazılı tutanağa dönüştürülerek mutlaka kayıt altına alınmalıdır. Tutanaklar sisteme girişler tespit edilen eksiklerin tamamlanması gibi işlemler hassasiyetle yürütülmelidir. Sizler bu konuda gereken bilgiler zaten alındı.
* Bu kısa hatırlatmanın ardından son söz olarak şunu söylemek istiyorum. Sandığın kazası 5 yılda bir olabiliyor. İstanbul’un 5 yılı kaybolup gitti. İnşallah bir 5 yılı daha aynı akıbete uğratamayız. Biz, Murat Kurum kardeşimizin hem şehrin son dönemdeki kayıplarının telafisi, hem geleceğe hazırlanması hususundaki becerisine güveniyoruz. Allah’ın izniyle 1 Nisan’da İstanbul’un gözlerini yeni bir döneme açacağına inanıyorum. Şehrimizi, hangi zihniyetin yöneteceğini belirleyecek 31 Mart seçimlerinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. İstanbul il teşkilatımızın bu güzel iftar sofrasını bizlerle paylaştığınız için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”
]]>Duşmaya tutuksuz sanık Adem Kılıç, Ercan Topçu, Hüsamettin Ahmetoğlu, şikayetçi Cantürk Erzen ve taraf avukatları katıldı.
“OĞLUMUN VURULDUĞUNU DÜŞÜNEREK…”
Tutuklu sanıklardan Tarık Özer savunmasında, şunları söyledi:
“Cantürk Erzen’i 2015 yılından beri tanıyorum. Kendisiyle ticari ilişkim ve arkadaşlığımız vardır. Olaydan 3-4 ay önce 70 bin ton demir aldılar. Karşılığında çek verdiler. Çeklerden birini ödediler diğerini ödemediler. 625 bin liralık çek için ödeme emri gönderttim.
Olay günü şirketimden marinaya gittim. Orada kardeşim murat ve arkadaşlarım geldi. Akşam saatlerinde Cantürk Erzen sosyal medya hesabından benim gönderdiğim ödeme emrini paylaşarak küfürlü sözler söylemiş. Bende kardeşim Murar Özer’e gösterdim bu paylaşımı.
Sonra kalktık kardeşimle birlikte giderken çevremizden arkadaşlarımız aradı Cantürk Erzen’in paylaşımlarını söylediler. Ben de onu takmadığımı söyledim. Oturduğumuz sitenin önüne geldiğimizde gelen telefonlar artınca bizde Cantürk Erzen’i bu paylaşımları kaldırması için kardeşim Murat aradı.
Cantürk telefonu açmadı dönüşte yapmadı. Tekel bayiisinde olduğunu düşünerek gidip konuşmak istedik. Tekel bayiisine girince 3 kişi vardı. Yunus ve Yusuf Erzen’i tanıyordum. Batuhan Bayındır’ı tanımıyordum. Servet bizimle gelmedi. Kim haber verdi onu da bilmiyorum.
Paylaşımları görüp gelmiş olabilir. Biz Yunus Emre’ye babasını sorduk oda ‘ne yapacaksın babamı’ diye karşılık verdi. Kardeşim Murat’ta ‘baban bize hakaret etmiş çağır gelsin konuşalım’ dedi. Sonra kardeşimle Yunus Emre Erzen sürtüşmeye başladı.
Ben de Batuhan Bayındır’la Yusuf Erzen’i kavganın büyümemesi için kollarımı açarak engelledim. Ben sırtım dönükken silah sesi duydum. Oğlumda ‘baba baba’ diye bağırınca kardeşimin vurulduğunu gördüm yerdeki kanlardan.
Oğlumun seslenişini duyunca oğlumun vurulduğunu düşünerek o anki halle hedef alarak ayağından vurmak istedim. Yunus Emre’nin silahını bırakması için ayaklarından vurmak için ateş ettim.”
“DOLAPLARA ATEŞ ETTİM”
“Yusuf Erzen eli belinde üzerime doğru gelince 2-3 el bacağına doğru ateş ettim” diyen Tarık Özer savunmasının devamında ise şunları kaydetti:
“Tekrar döndüğümde elindeki silahı bırakmayınca ben tekrar ayağına bir el ateş ettim. Sonra kardeşim beni tutup dışarı çıkartırken arkamızdan ateş etmesinler diye rast gele dolaplara ateş ettim.
Benim orada öldürme kastım yoktur, ben kardeşimi ve oğlumu korumak için ateş ettim. Kardeşimi tedavi için hastaneye bıraktık. Sonra eve gidip üstümü değiştirmek için arkadaşım Adem evime yakın bir yere bıraktı.
Büyükçekmece’deki eve geçtim, oraya oğlum Azat geldi. Oğlumla orada teslim olmak için konuştuk. Rast gele bir binanın önünde birinden telefonu istedim polisi aradım kendimi ihbar ettim. Polisler geldi bizi götürdü sonrada tutuklandık.
Ben silahımı olay günü arabada bırakmıştım. Ben oraya gidip öldürme yaralama kastım yoktu. Olay bir anda kendiliğinden gelişti. Oğlumun ve kardeşimin öldürüldüğünü düşünerek o anki korku ve panikle haraket ettim. Benim Yunus Emre Erzen’i öldürme kastım yoktu.
Batuhan Bayındır olay anında yere düştü. Bayındır, Yunus Erzen’le karşı karşıyaydı. Yunus’un yere düştüğü anla Batuhan’ın yere düştüğü an aynıdır. Benim Batuhan’ın ölümüyle alakam yoktur. Batuhan’ın Yunus’un silahından çıkan kurşunla öldüğünü düşünüyorum.
Bayındır ailesiyle ailem tarafından görüşme yapıldığını, arabuluculuk süreci yürütüldüğünü biliyorum. Ailem de Bayındır ailesiyle uzlaştıklarını, helalleştiklerini söylediler”
“VERDİĞİ ÇEKLER KARŞILIKSIZ ÇIKTI”
Sanıklardan Murat Özer ise savunmasında şu ifadelere yer verdi:
“Ben Cantürk Erzen’i 2009 yılından beri tanırım. Bir husumetim yoktur. 2022 yılına kadar ilişkimiz devam etmiştir. Benim yaptırdığım bir binanın işlerini de kardeşimle aynı sektörde olmalarına rağmen Cantürk’e verdim.
Cantürk’le kardeşim arasında bir demir ticareti olmuş benim haberim yoktu bundan. Kardeşime 1 milyon 300 bin liralık çek vermiş Cantür. Bunlardan birini vermiş diğer çeki ödememiş. Kardeşimde diğer çekin ödenmesi için oğlunu ve kendisini aramış.
Ben olay günü Marina’da otururken Cantürk abimin ona gönderdiği evrakı paylaşarak küfürler etmiş. Kardeşim bana gösterince şaşırdım. Cantürk’ün telefon numarasını sildim ve marinadan kalkarak evime geldim.
Abimle aynı sitede oturuyoruz. Abimin de arkamdan siteye geldiğini gördüm. Bu durumu konuştuk, ‘yarın sabah daha detaylı konuşalım’ dedim. Sonra Cantürk Erzen’i aradım ama açmadı.
Abim de Cantürk’ün tekel bayiisinde olabileceğini söyledi. Ben isteksiz olmama rağmen abim tek gitmesin diye beraber gittik. Biz uzlaşı sağlamak için oraya gittik. Yolda giderken Azad Özer’in dürümcüde olduğunu öğrenince onu da aldık giderken. Yolda Servet Özer’i aradım paylaşımlardan bahsettim. Servet Özer’i ben gelmesi için aramadım teklifte bulunmadım.
ekel bayine gittiğimizde içerde 3 kişi vardı. Yunus Emre Erzen’i tanıyordum. Yunus Emre’yle samimi bir ilişkimiz vardı. Yunus Emre içeri girince tavırlı, agresif cevaplar verince bir de gözüyle arada silahına bakıyordu. Alkol bardağını gördüm. Ben kendisinin bize ateş edeceğini düşündüm.
ELİNİ TUTMASAM BENİ VURACAKTI
Sonra Yunus Emre’nin omzuna elimi koyarak babanı çağır dedim bana sert ve kinayeli cevap vererek elimi itekledi. O sırada silahı alıp bizi vuracaktı. Ben kendi ruhsatlı silahım vardı. Benim Yunus Emre’ye zarar verme isteğim yoktu. Orada tesadüfen elime geçen şişeyle kafasına vurdum ona engel olmak için.
Yunus Emre’ye engel olamadım, silahını tutmasam beni vuracaktı. Yunus Emre yerde bir kaç kez ateş etti. Ben abimin olay yerinde ateş ettiğini bile bilmiyordum. Silahının olup olmadığınıda bilmiyordum. İzlediğim görüntülerde Azat beni korumaya geliyor, Azat istese benim silahımı alıp vurabilirdi ama zarar vermek istemedi.
Abim silah kullanmayan insan o an benim ve oğlunun vurulduğu düşüncesiyle panikle ateş ediyor. Ben engel olmaya çalıştım dışarı çıktık. Hastaneye gittim.
“OLAYDA BİZİM MAĞDUR OLMAMIZ GEREKİRKEN ŞİMDİ BURDAYIZ”
İddianamede kan gütmeden bahsedilmiş. Biz kan gütmedik. Onların düğününe cenazesine gittik. Bizim olayda öldürme kastımız yoktu. Olayda bizim mağdur olmamız gerekirken şimdi burdayız. Olay günü ayağım kırılsaydı oraya gitmeseydim. Keşke Cantürk o küfürleri paylaşmasaydı” ifadelerini kullandı.
Duruşma diğer sanıkların savunmalarının alınmasıyla devam ediyor.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede 28 Temmuz 2023’de saat 23.30 sıralarından meydana gelen tartışma ve ateşli silahla ateş edilmesi sonucunda Yunus Emre Erzen ve Batuhan Bayındır’ın hayatını kaybettiği anlatıldı. Olay günü şüpheli Murat Özer ve Tarık Özer’in, Cantürk Erzen aleyhinde avukatları aracılığıyla icra takibi başlatması üzerine Cantürk Erzen’in şüpheliler Samet Özer, Murat Özer ve Tarık Özer’e yönelik yaptığı paylaşımda, “Lan şerefsizler ben paranızı mı? Vermedim bana dava açıyorsunuz. Beni bu saatten sonra siz öldürürsünüz bu da yapabilirsenizö yazdığı kaydedildi. Paylaşım sonrasında Murat Özer, Tarık Özer, Azat Özer ve Servet Özer ile birlikte Cantürk Erzen’i aramak için Tekel bayine gittiği anlatıldı. Şüphelilerinin Tekel bayine gittiğinde dükkan içerisinde Yunus Emre Erzen, Yusuf Erzen ve iki ailenin husumeti ile alakası olmayan Batuhan Bayındırın olduğu kaydedildi. Şüphelilerin Cantürk Erzen ile görüşmek istediği, Yunus Emre Erzen’in ise babasını çağırmak istememesi nedeniyle tartışmanın başladığı fezlekede yer aldı. Sözlü tartışma esnasında Yunus Emre Erzen’in kasanın altında bulunan silahı alarak Murat Özer’in ayaklarına iki el ateş ettiği, daha sonrasında silahlı olayın meydana geldiği kaydedildi. Olay sonrasında Yunus Emre Erzen ve Batuhan Bayındır’ın hastanede hayatını kaybettikleri belirtildi. Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporda Yunus Emre Erzen’in vücudunda 9 adet mermi girişi olduğu, Batuhan Bayındır’ın vücudunda ise 2 adet mermi girişi olduğu yer aldı.
“ERKEKSEN DÜKKANA GEL PARANI AL”
Fezlekede Batuhan Bayındır’ın ailesinin maddi ve manevi tazminatlarını aldıkları gerekçesiyle şikayetinden vazgeçtiği ancak Yunus Emre Erzen’in ailesinin şikayetinin devam ettiği anlatıldı. Fezlekede bilgi sahibi olarak beyanı alınan Tarık Özer’in eşi Yadigar Özer, eşinin demir tüccarı olduğunu ve 20 gün önce ticaret yaptığı bir kişinin çekini ödemediği, bu nedenden dolayı icraya verdiği, bu kişinin whatsapp’dan hakaret içerikli paylaşımlar yaptığını, “Erkeksen dükkana gel paranı al” şeklinde mesaj attığını söyledi.
SULH YAPMAK İÇİN GİTTİK
Şüpheli Murat Özer’in savunmasında özetle, müşteki Cantürk Erzen’in ağabeyi Tarık Özer’e borcunu ödememesi üzerine Tarık’ın Cantürk’ü icraya verdiğini, bu sebeple olay günü Cantürk Erzen’in Whatsapp’tan hakaret içerikli durum paylaşımı yaptığını, kendilerinin de sulh yapmak için Cantürk Erzen ile konuşmak istediklerini söyledi.
Özer savunmasının devamında Tekel bayisinde Yunus Emre Erzen’in agresif şekilde davranması üzerine sakinleşmesi için elini omzuna koyduğunu, Yunus Emre’nin elini ittiğini ve kasanın altındaki silaha yöneldiğini, bunun üzerine silahı almaması için kendisini engellemek için Yunus Emre’yi ittiğini ve kafasına içki şişesiyle vurduğunu, Yunus Emre’nin kasanın altından silahı alarak kendisinin ayaklarına doğru 3-4 kez ateş ettiğini ancak 2 kurşunun ayağına isabet ettiğini, diğer şüphelilerin kendisine yardım etmek ve Yunus Emre’yi engellemek için müdahale ettiklerini, olayda kendi silahını kullanmadığını ifade etti.
SANIKLAR İÇİN İSTENEN CEZALAR
İddianamede, tutuklu sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in, Yunus Emre Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Batuhan Bayındır’a yönelik “kasten öldürme” suçundan müebbet, Yusuf Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi. Sanıkların ayrıca, “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak” suçundan 6’şar aydan 3’er yıla kadar, “ruhsatsız silah bulundurmakö suçundan da 1’er yıldan 3’er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
İddianamede, tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Erdal Adıyaman, Ercan Topcu, Vedat Erkin, Nimetullah Özer, Hüsamettin Ahmetoğlu’nun da “suçluyu kayırma” suçundan 6’şar aydan 5’er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiği belirtildi.
]]>