Evde aynı zamanda torunlarına da bakan Kılıç çifti, ev sahibinin binanın kanalizasyon giderini binanın giriş katındaki daireden bilinçli olarak tıkadığını öne sürdü.

Yaklaşık 20 gündür tuvaletlerini kullanamayan Kılıç ailesi, ev sahibi ile konuşup sorunun giderilmesini istedi fakat olumlu sonuç alamadı. İddiaya göre ev sahibi sorunu gidermedi ayrıca kiracılarının evinden çıkmasını istedi.
Kiracıların ihbarı üzerine binaya İSKİ ekipleri geldi ancak kanalizasyonda herhangi bir sorun olmadığını, problemin ev sahibinin oturduğu daireden kaynaklandığı cevabını verdi. Bunun üzerine Kılıç ailesi ev sahibinden şikayetçi oldu. Kiracıları ile görüşmek istemeyen ev sahibi ise iddialara cevap vermedi.

“2 AYDIR EV ARIYORUM, BÜTÇEME UYGUN BULAMADIM”
Yaklaşık 20 gündür evdeki kötü kokudan duramadıklarını ve tuvalet ihtiyaçlarını caminin tuvaletinde giderdiklerini söyleyen kiracı Musa Kılıç, şu ifadeleri kullandı:
“20 günden beri ne yaşadığımızı biz de bilmiyoruz artık. Yani konu komşuda böyle çoluk çocuk tuvalete gidiyoruz. Çocuk rahatsız ateşi var. Ne yapacağımı bilmiyorum. Bizi evden çıkarmak için tuvaletin giderini tıkadı. Kendi tuvaleti de benim tuvaletimden yukarı çıkıyor, yukarıdan basınca.
Eve girme şansımız yok 15-20 günden beri. Seçimden bu yana böyle sokaklarda uğraşıp duruyoruz. Torunlarıma da biz bakıyoruz. Anneleri çalışıyor. Babaları yok. Ev sahibi kimseyle görüşmüyor. Karakola gittim 2 sefer karakoldan bir aracı gönderdi polis memuru.
Aracı geldi. Aracıyla bir gün akşama kadar bizi burada dolandırdı. Evdeydi, evden dışarı çıkmıyor. Polis memuru telefon ediyor. Telefonda diyor ki ‘Ben evde yokum.’ Evden telefonla konuşuyor. Dinliyoruz. Böyle bir görevli geldi mi evi terk edip kaçıp gidiyor. Ne yapacağımızı bilmiyorum. “
“SAĞLIK SORUNLARIMIZ VAR”
İSKİ ekiplerinin de sorunun ev sahibinin oturduğu daireden kaynaklandığını doğruladığını belirten Musa Kılıç, “Sağlık sorunumuz var en büyük derdimiz o. İSKİ, ‘bizim işimiz değil’ dedi. Siz artık Sağlık Bakanlığına müracaat edeceksiniz ya da gidip adliyeye şikâyette bulunacaksınız. Arıza değil kesinlikle. Kendi gideri benim giderime bağlı olduğu için onun tuvaleti üstünde. Ben orta katta oturduğum için alt katın kapısını kilitledi. Hiç kimseye baktırmıyor. Kapıyı açmıyor. 2 aydan beri ev arıyorum. Bütçemize uygun ev bulamadım. Birkaç tane eve bakmaya gittim. ‘Ne iş yapıyorsun’ dediler. Emekliyim dedim. ‘Emekliye göre ev veremem’ dedi. Döndü gitti adam” diye konuştu.

“NORMAL KANALİZASYON GİDERİNDE BİRŞEY YOK”
Musa Kılıç’ın kızı Elif Kılıç ise, şöyle konuştu:
“Benim oğlum ve ablamın oğullarına annemler bakıyorlar burada. Biz çalışıyoruz çünkü. Burada yaklaşık 3 senedir oturuyorlar. Eve girerken annemler konuşmuşlardı ‘bir sene sonra, iki sene sonra çık diyeceksen hiç girmeyelim, tutmayalım’ diye.
Bir sene sonrasında ama kiralar artınca muhtemelen evden çıkarmak için çıkın evimden diye diretti. İhtar gönderdi kızım oturacak diye. Sonrasında annemler de kabul etmedi haliyle. Kiralarını düzenli olarak ödüyorlar şube üzerinden. Düzenli olarak da artışlarını yapıyorlar. Ama buna rağmen ‘çıkın evimden istemiyorum’ diyor.
Zaten çıkacak durumları yok. Babam emekli maaşıyla çalışıyor. Bir erkek kardeşimin maaşı geçindiriyor evi. Daha önce yine böyle bir tıkanma olayı olmuştu ama o kazaydı. Bilerek yapılmış bir şey olduğunu düşünmüyorum. Üst katla alakalıydı. Orada da kiracı vardı. Onu da zorla çıkardı. Sonra kendisi geldi oturuyormuş gibi yapıyor şu anda. Kattan tıkanıyor, normal kanalizasyon giderinde bir şey yok.
Ara kat var altta. Onu tıkıyor sanırım. Ondan dolayı burası taşıyor. Daha önce tıkandığında yine alt kattan açmışlardı çünkü. Ya siz yaptırın ya da biz yaptıralım diyoruz. Adam kendisi muhatap olmuyor. Telefonlara çıkmıyor. Kapıya çıkmıyor. Eşi çıkıyor kapıya, ‘Çıkın evimden. Ben para falan istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum. Yaptırmıyorum’ diyor. Gördüğünüz gibi bu şekilde yaşıyoruz. Evde kokudan duramıyoruz.
Maskeyle çocuklarla biz de bu şekilde mağduruz. Ablamın büyük çocuğu astım hastası gibi bir şey oldu hastaneden çıkamıyorlar. Her hafta hastanedeler. İyileşemiyorlar. Bu sene okula bile doğru düzgün gidemedi çocuk. İSKİ’den de çağırdık.
Alttan kaynaklanmadığını kanalizasyonla ilgisi olmadığını söyledi. Ara katta bir problem olduğunu, oranın açılması gerektiğini söylediler. Fakat ev sahibi anahtar da vermiyor, açtırmıyor da daireyi.
Biz de bir şey yapamıyoruz. 2021 yılında girdiler buraya. Şu anda 4 bin lira veriyorlar. Normalde 1200 ile girmişlerdi. Her sene otomatik artırdılar. Devletin istediğinin de üstünde yaptılar ama yine de daha fazlasını istiyor sanırım çıksın diye. “
]]>Aynı sokakta sevgilisi Esra S.’nin evine gelen Vahdet T., evdeyken kapı çaldı. Gelen kişinin Esra S.’nin eski eşi Turgay E. olabileceğini düşünen Vahdet T. panikleyerek kaçmaya çalıştı. Kaçış yolu bulamayan Vahdet T. 5 katlı binanın 4. katından çamaşır ipiyle aşağıya inmeye çalıştı. Vahdet T. çamaşır ipiyle bir kat indikten sonra ip koptu. 3’üncü kattan aşağıya düşen Vahdet T. bu sırada okula giden 6 yaşındaki Hafsa Mina’nın Üstüne düştü.

HAFSA MİNA YOĞUN BAKIMDA 10 GÜN YAŞAM MÜCADELESİ VERDİ
Ambulans gecikince ağır yaralanan Hafsa Mina bir vatandaş tarafından en yakındaki hastaneye götürüldü. Ardından Kadıköy’de bulunan hastaneye sevk edilen Hafsa Mina 10 gün yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdi. Hafsa Mina’nın tedavi devam ederken, Vahdet T. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

“6 KABURGASINDA KIRIK VAR”
Baba Hamza Koca, “8 Mart günü saat 10.45 sularında, Hisar 1 sokakta kızım okula giderken, dördüncü kattan bir vatandaş atlıyor. Evde bulunan kadının sevgilisi olduğunu söylüyor. Bu süreçte sevgilisi olan kadının da eski kocası varmış, eski kocası da olaydan yarım saat önce eve geliyor. Eve gelip kapıyı açtırmak istiyor, açtırmayınca evde bir şeyler olduğundan şüpheleniyor. Bir plan yapıyor nasıl inebilirim diye o süreçte de benim kızım buradan geçiyor, düşüyor. Kızımın altı tane kaburgasında kırık var. Omurgasında ve kafatasında kırık var. Şükürler olsun ki iyiye gidiyor. Şahsı serbest bırakmışlar tutuksuz yargılanmak üzere, ben adalet istiyorum.” ifadelerine yer verdi.
Hafsa Mina’nın dedesi Ramazan Koca ise, “Bu kazadan sonra çok üzüldük. Okula gelirken yukarıdan aşağıya vatandaşın birisi çocuğun üzerine düşüyor. Balkondan basit bir çamaşır ipine bağlayıp aşağı atlıyor.” şeklinde konuştu.
“KAFAMA SAKSI DÜŞTÜ’ DEDİ”
Görgü tanığı Ekrem Bekar de, “O gün bir bağrışma duydum, dışarıya çıktığımda yolda bir çocuğun ve bir adamın yattığını gördüm. Çocuk zaten inliyordu karnım ağrıyor diye. Adama da o anda sormak gereği gördüm inliyordu, ne oldu sana dedim ‘kafama saksı düştü’ dedi. Sonra ambulans geldi. Herkes panikti. Adamın benim gördüğüm kadarıyla bilekleri filan kırıktı” dedi.
Olaya ilişkin ifade veren Turgay E. ise Esra S.’nin eski eşi olduğunu söyleyerek, “Dairem kentsel dönüşümde olduğu için birlikte yaşıyoruz. 8 Mart günü eve gelerek kapıyı çaldım. 30-40 dakika kapıda bekledim. Aşağıdan çığlık sesleri gelmesi üzerine hızlıca indim. Yerde yatan çocuk vardı. Bir kadın çığlık atıyordu, erkek şahsı ise net olarak göremedim. Sonra tekrar kapıya vurdum. Esra kapıyı açtı. Odalara baktım ‘kim var’ dedim. Kimseyi bulamadım. Balkona çıktık. Esra’ya ‘düşen şahıs o mu?’ dedim, ‘hayır’ dedi. Israrlı şekilde hayatında birisi mi var diye sorunca ‘evet var, artık kocam değilsin başka bir şey söylemeyeceğim’ dedi.
]]>Ordu’nun Ünye, Fatsa ve Çamaş ilçelerinde Seçim Koordinasyon Merkezlerinin açılışına katılan Erbakan, günfdr 2 bin 500 üy kaydı yaptıklarını, üye sayılarının 470 bini aştığını anlattı.
Partisinin yüzde 20’nin üzerinde oy alacağını savunan Erbakan, ekonomi üzerinden iktidara yüklendi:
– Sözün bittiği yerdeyiz. Hiçbir anlatılan hikaye karın doyurmuyor, derde derman olmuyor. Sadece oyalama, sadece zaman kaybı. ‘Bir seçimi daha atlatabilir miyiz’ kaygısı ile anlatılan hikayeler. Peki, gerçekler ne Türkiye’de? Halkın yüzde 85’i yoksul, yüzde 45’i açlık sınırının altında gelire sahip. Açlık sınırı 20 bine dayanmış. Bu ne demek; 10 milyon asgari ücretli ve milyonlarca emekli, açlık sınırının altında.
“FAKİRLİK 4.5 KAT ARTTI”
– 10 bin TL alan emekli açlık sınırının yarısı kadar maaş alıyor demek. Yoksulluk sınırı, bu ülkede aylık 53 bin TL’ye gelmiş. Bu fiyatlarla, bu enflasyonla 4 kişilik ailenin aylık 53 bin TL geliri yoksa; o aile bu ülkede fakir konumunda. İşte bu matematikle baktığınızda halkın yüzde 85’i yoksul, yüzde 45’i aç. Zaten sosyal yardımlar, dağıtılan erzaklar, gıda yardımları, çok övünerek söyledikleri aslında Türkiye’nin nasıl fakirleştiğinin bir ispatı.
– 2002’de 1 milyon haneye sosyal yardım yapılırken, bugün 4,5 milyon haneye sosyal yardım yapılıyor. Nüfusumuz 2002’den bu yana 4,5 kat mı arttı? Hayır. Ama fakirlik 4,5 kat arttı. 1 milyon hane sosyal yardıma muhtaçken, bugün 4,5 milyon hane yardıma muhtaç hale gelmiş. 20 sene önce vatandaşın bankalara borcu 6 milyar TL iken; bugün 2,5 trilyon TL’ye fırlamış. Bir insan, bankaya, kredi kartına keyfinden borçlanır mı?
“85 MİLYONUN BANKAYA BORCU 400 KAT ARTTI”
– Gelir seviyesi, maaşı yeterli olsa, imkanı olsa gidip de kredi çeker mi, kredi kartı kullanmak zorunda kalır mı? 85 milyon vatandaşın bankaya borcu, son 20 senede 400 misli artmış. Çiftçinin, köylünün borçları 20 senede 2,5 milyar TL’den 530 milyar TL’ye geldi. 220 misli artmış. Dar gelirli milyonlar, işçi, memur, esnaf, emekli, köylü, boğazına kadar borca batıyor. Neden? Çünkü gelir seviyesi yeterli değil. Çünkü açlık ve yoksulluk sınırının altında gelir ile hayatta kalmak mecburiyetinde kalıyor.
“KENDİSİ ‘DOLAR 45 TL OLACAK’ DİYOR”
Doların iki seçim arasında 19 liradan 34 liraya çıktığını ifade eden Erbakan, şöyle devam etti:
– Nisan ayında, geçen seçimden önce dolar 19 TL’ydi. Bu hafta 34 TL’ye dayandı. Şimdi 33 TL seviyesinde. ‘Düşüreceğiz’ diye ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bu gidişle seçime kadar 38 TL olursa hiç şaşırmayın. Orta vadeli programda; devlet, kendi ekonomi programında yazmış. ‘2024 sonu döviz kuru 45 TL olacak’ diyor. 45 TL olacak diye kendisi söylüyor.
Sonra çıkıyor ‘Enflasyon düşecek’ diyorlar. Kendileri ile çelişiyorlar. Doların 45 TL olacağı ülkede enflasyon düşer mi, düşmez. Hikaye bunlar. Enflasyonun düşmesi için denk bütçe lazım. İsrafın önlenmesi lazım. Milli kaynak paketlerinin hayata geçirilmesi lazım. Üretim ve ihracatla dış ticaret açığının önlenmesi lazım. Dış borçlanmadan kurtulması lazım. Bütün bunları olması için de Milli Görüş ruhu lazım.
]]>Erdoğan, “Emekli maaşını 66 liradan 10 bin liraya, nereden nereye… Asgari ücreti 184 liradan 17 bin liraya çıkarmış, her anlamda milletimizin refah seviyesini katlayarak yükseltmiş bir hükümet olarak çalışanlarımızın ve emeklilerimizin bugünkü sıkıntılarına gözlerimizi kapamamız mümkün mü? Elbette yaşanan sıkıntıların farkındayız” diye konuştu.
Ancak veriler emekli aylığının giderek asgari ücretin altına gerilediğini, emeklilerin alım gücünün ise yıldan yıla düştüğünü gösterdi. Özellikle 2008 yılından sonra aylık bağlanma oranı ve refah payları düşürülen çalışanların çalışma yaşamından çekilmesi ile birlikte emeklinin alım gücü iyice geriledi.
Şuanda en düşük emekli maaşı olan 10 bin TL, ülkedeki pahalılık ortamında temel ihtiyaçları karşımalaya dahi yetmiyor.
Türk-İş, ocak ayında açlık sınırının 16 bin 257 TL’ye, yoksulluk sınırının da 52 bin 955 TL’ye yükseldiğini açıklamıştı. Milyonlarca emekli, açlık sınırının yüzde 60’ı, yoksulluk sınırının yüzde 18’i oranında aylıkla geçinmeye çalışıyor.
ASGARİ ÜCRETİN 1,5 KATIYDI
Geçmiş yıllardaki verileri incelediğimizde ise emeklinin her yıl daha da fakirleştiği görülüyor. Buna göre, AKP’nin iktidar yıllarının ilk aylarından olan 2022 aralık ayında emekli aylığı 257 TL seviyesindeydi. Net asgari ücret ise 184 TL seviyesindeydi. Yani emekli aylığı asgari ücretin yaklaşık 1,4 katıydı.
2003 yılında ise net aylık asgari ücret 226 TL, 4-A en düşük emekli maaşı ise 332 TL seviyesindeydi. Yani en düşük emekli aylığı asgari ücretin yaklaşık 1,5 katıydı. Bu da son 21 yıldaki en yüksek oran olarak kayıtlara geçti.
2016 yılına kadar ise bu oran kademeli olarak düşerken yine de en düşük emekli maaşı hep asgari ücretten fazla oldu. 2016’ya gelindiğinde ise işin seyri değişti.
2016’da 4-A en düşük emekli maaşı net asgari ücretten daha düşük hale geldi. Asgari ücret 1301 TL olurken emekli maaşı 1265 TL oldu. Böylece en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 1’in altına düşerek 0,97 oldu.
2022’in ilk yarısında bu oran 0,74’e kadar düştü. 2023 başında 0,69’u gören en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 2023 ikinci yarısında ise 0,66’ye kadar geriledi.
2024’te en düşük emekli maaşı 10 bin TL olurken asgari ücret ise 17 bin TL olarak düzenlendi. Böylece en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 0,58’e kadar geriledi.
2002’de en düşük emekli maaşıyla 12 gram altın alınabiliyorken 2024 yılında en düşük emekli maaşı olan 10 bin TL’ye yalnızca 4,6 gram altın alınabiliyor.
MEMUR EMEKLİLERİ DE ETKİLENDİ
Emekli maaşındaki gerileme yalnızca işçi emeklilerinin değil, memur emeklilerinin maaşına da yansıdı.
DİSK-AR’ın geçen yıl hazırladığı Emekli Raporu, son 20 senede maaşların emekliler aleyhine nasıl değiştiğini gösterdi. Aralık 2002-Temmuz 2023 arasında ortalama emekli sandığı aylığı asgari ücretin 2,7 katı iken 0,89 katına geriledi.
]]>UTANÇ NİRVANASI
“Medya asimetrisi yaşıyoruz. Bu bizi yoruyor. Kampanyamız başta devletin kanalında belli kanallar tarafından parasıyla dahi anlatılamıyor. TRT meselesini utanç kavramının nirvanası olarak görüyorum. Siyasi erkin utanç madalyası göğüslerinden duracak. Bir önceki yerel seçim sürecinde TRT’ye alt etmek için davet edilmiştim ama kendileri alt edildi. Kadın yönetici sıfır noktasındaydı kat kat fazla noktadayız, bir çok meslek alanında kadınların varlığı İstanbulluya moral kattı.”
KURUM ALDATIYOR
“Birçok şeyi tedavülden kaldırdık. Yeşil alanlar yapılaşmaya açılmadı, torpilli alanlar imara açılmadı. Denizle birleşen meydanlar yok. Boğaza akan derelerde kurban kanı yok. Adalarda fayton, Kurbağalıdere sorunu yok. Torpilli vakfa kiralanan bir alan yok. AKP belediyeciliğini gündemden kaldırdık. Yarı bütçeyle misli misli fazla işler ürettik. Kanal İstanbul’u da gündemden kaldırdık. Murat Kurum’un da gündem değiştirmesine neden oldu. Kanalın ismini bile ağzına alamıyor. Ama hükümetin gündeminde olduğunu biliyoruz. Gizli ihalelerle beton emlak projesi olduğunu, sürecin yürütüldüğünü biliyoruz. Toplumu aldatan bir aday gündemimizde yok diye geçiştiriyor. Cumhurbaşkanı gündeminden düşürmez.”
Hesap bakiyemiz neredeyse sıfırdı
130 dolarlık 200 TL’nin bugün 6 dolar olduğuna da dikkat çeken İmamoğlu, “O kadar yoksullaştık ki… İBB’nin her zaman kurla hareket etmesi gereken borçları vardır. Kur zararımız 69.9 milyar lira. Bu tutar İBB’nin üç yıllık gelirinin toplamına eşit. Yoğun bir yatırım dönemini, metro sürecine rağmen, borçlanmalara rağmen aynı borç yapısı ile devam ediyoruz. 31 milyar liralık kredi kapattık. Metro gibi sermaye yatırımları 101.7 milyar lira. 2023 sonu itibariyle hesabımızdaki bakiye 27.2 milyar lira. 30 Haziran’da neredeyse sıfırdı ve banka hesaplarında para da yoktu. Ataköy metro hattının kredisi vardı hesapta. Hazine payı olan 1 milyar liralık para seçimden on gün önce kanunsuz ve hukuksuz olarak hesaba yatırıldı. Toplam 1.6 milyar lira 14 Haziran’da yatırıldı borçlar ödendi o zaman. Geldiğimizde 6 milyon lira vardı hesapta. Toplam maaş ödemesi o zaman 257 milyon lira civarındaydı” dedi.
Tek kuruş isteğimize olumlu yanıt gelmedi
“İETT sübvanse oranımız 12 milyar 231 milyon liraya ulaştı. Bu yıl 20 milyar lirayı aşar. İSKİ tarihinde olmayan, beş yılda çok ciddi altyapı yatırımlar yaptık. Sel ve su baskını yaşamadık. Bir bölüm kaldı, ihale yaptık, 1 milyar liralık yatırım yapılacak. Belediye meclisinde borçlanma taleplerimiz kabul edilmedi. Bütçede 6 milyar kabul edildi 1.9 milyar lirası geçti. 4 projemiz Hazine ve Maliye Bakanlığı onayı bekliyor. Katı atık yakma tesisleri gibi önemli ve 6 ay bir yıl bekleyen projeler var. Tek bir kuruş talebimize olumlu dönülmedi. Bu zorluklara rağmen onların 10 yılda yapamadığını 5 yılda yaptık.”
]]>“21’İNCİ YÜZYIL BUHRANLAR ÇAĞINA DÖNÜŞMEKTE”
Forumun bu yılki ‘Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak’ olarak belirlenen temasının, küresel siyasetin kaotik durumuna göz atıldığında ne kadar isabetli seçildiğinin anlaşılacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
* “İnsanlık olarak gerçekten sancılı, sıkıntılı ve krizlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Sadece dış politikada değil, üretim, iletişim, yönetim, sanat, ticaret ve teknoloji gibi pek çok alanda ezberler bozuluyor. Gönül ister ki bu değişim, insanlığın güncel sorunlarına çözüm getirsin. Açlığa, yoksulluğa, geri kalmışlığa çare olsun. Maalesef bu konuda ümitvar konuşamıyoruz. Ülkeler arasındaki gelir adaletsizliği katlanarak artıyor. Savaşlar, eskisinden çok daha kanlı ve yıkıcı geçiyor. Sömürgecilik, yeni yöntemlerle ne yazık ki devam ettiriliyor.
* Kültürel ırkçılık, İslam düşmanlığı ve yabancı karşıtlığı dünyanın birçok bölgesinde toplum içinde veba salgını gibi yayılıyor. Karşı karşıya olduğumuz gerçeklik şudur; refah, huzur, barış ve özgürlük asrı olmasını umduğumuz 21’inci yüzyıl beklentilerin tam aksine giderek bir buhranlar çağına dönüşmektedir. Herkesin diline pelesenk ettiği kural temelli uluslararası düzen, anlamını ve ağırlığını kaybetmekte, bir slogandan öteye geçememektedir.”
“TERÖR TEHDİDİYLE 40 YILDIR MÜCADELE EDİYORUZ”
Türkiye’nin coğrafi konumu, beşeri ve kültürel bağları, beynelmilel ilişkileri itibarıyla krizlerden en çok etkilenen ülkelerden biri olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları belirtti:
* “İnsanlığın gündemini meşgul eden çatışmaların, gerilimlerin, savaşların, risklerin kahir ekseriyeti bizim yakın coğrafyamızda yaşandı. Örneğin pek çok ülkenin son 5-10 yılda yüzleştiği terör tehdidiyle biz tam 40 yıldır mücadele ediyoruz. DEAŞ’la sahada göğüs göğüse mücadele edip, bu örgütü bozguna uğratan yegane NATO müttefikiyiz. Yükselen İslam düşmanlığının hedef aldığı toplum kesimlerinin başında bizim yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız geliyor.
* Son dönemde protesto eylemi kılıfı altında Avrupa’da mukaddes kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik yapılan menfur saldırıların çoğu Türk büyükelçiliklerinin önünde gerçekleşti. Türkiye ve Avrupalı Türkler bu süreçte özellikle provoke edilmek istendi. Düzensiz göç meselesinde 12 yıldır zaten ciddi baskı altındayız. Çatışmalardan ve terör örgütlerinin baskılarından kaçan yaklaşık 4 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz.”
“GERÇEKLERİ DİLLENDİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
İnsanlığın yüzleştiği bir diğer önemli sorun olan iklim değişikliği konusunda da durumun farklı olmadığını kaydeden Erdoğan, şunları belirtti:
* “Akdeniz çanağında olmamız hasebiyle, iklim değişikliğinin menfi etkilerine her geçen yıl daha fazla maruz kalıyoruz. Bu listeyi daha da uzatmak mümkündür. Türkiye’nin hiçbir hadiseyi uzaktan seyretmek veya görmezden gelme lüksü yoktur. Sorumluluk sahibi bir ülke olarak doğru bildiklerimizi cesaretle söylemek hem kendi insanımıza hem de tüm insanlığa karşı görevimizdir. Hakikati konuşanların seslerinin kısıldığı günümüzde böyle bir misyonun zorluklarının şüphesiz farkındayız. Ama buna rağmen acı da olsa birileri için rahatsız edici de olsa gerçekleri dillendirmeye devam edeceğiz. Forum boyunca ortaya konacak fikirlerin bizlere bu mücadelemizde katkı sunacağına inanıyorum.”
“MİLLİ GELİR 5 KAT ARTIŞLA 1 TRİLYON 119 MİLYAR DOLARA YÜKSELDİ”
İçeride güçlü olmadan, dışarıda güçlü olunamayacağını, sahada varlık göstermeden masada kazanım elde edilemeyeceğini de çok iyi bildiklerini söyleyen Erdoğan, şöyle konuştu:
* “Nitekim bu hakikatleri göz önüne alarak son 21 yılda ekonomiden ticarete, savunmadan ihracata, her alanda büyük atılımlar gerçekleştirdik. Diklenmeden dik durabilmek için, milli onurumuzu, bekamızı, milletimizin hak ve hukukunu koruyabilmek için her türlü adımı attık. Ekonomide ülkemizi yılda ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttük. Milli gelirimizi 238 milyar dolardan tam beş kat artışla 1 trilyon 119 milyar dolara yükselttik.
* Ülkemizi satın alma paritesine göre milli gelir sıralamasında dünyada 11’inci sıraya çıkardık. İhracatı 35 milyar dolardan 256 milyar dolara, turizm gelirlerimizi 13 milyar dolardan yaklaşık 54,5 milyar dolara getirdik. En stratejik alanlardan biri olan savunma sanayinde yerli ve milli üretimin payını yüzde 20’lerden bugünkü yüzde 80’ler seviyesine ulaştırdık. Silahlı, silahsız insansız hava araçları teknolojisinde Türkiye’nin yazdığı başarı hikayesi herkesin malumudur. Geçtiğimiz hafta beşinci nesil savaş uçağımız Kaan’ın da ilk uçuşunu başarıyla yapmasıyla artık bu alanda farklı bir lige yükseldik.”
“ULUSLARARASI DÜZENİN İFLAS BAYRAĞINI ASIL ÇEKTİĞİ YER GAZZE”
Bugün Türkiye’nin hem Batı’ya hem Doğu’ya ‘kazan kazan’ temelinde ilişkiler kurabilen bir ülke olduğunu dile getiren Erdoğan, Suriye, Yemen, Libya ve son olarak Ukrayna’daki çatışmaların mevcut küresel sistemin işlevini tamamen kaybettiğini gösterdiğini söyledi. Türkiye’nin gönül coğrafyasında patlak veren bu krizlerde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşların kanı, gözyaşını ve yıkımı durduracak adımları atamadığını vurgulayan Erdoğan, “Üçüncü yılına giren Ukrayna krizinde Antalya’daki buluşmayla başlayan, İstanbul süreciyle bir üst seviyeye çıkan barış umutları maalesef gerekli destek verilmediği için akim kalmıştır. On binlerce insanın hayatını kurtaracak, yaşanan acının yıkımının önüne geçecek tarihi bir fırsat heba edildi. Daha doğrusu sabote edildi. Ancak kural temelli uluslararası düzenin iflas bayrağını asıl çektiği yer Gazze olmuştur. 7 Ekim’den bu yana Gazze’de yaşanan barbarlığı ve katliamları hepimiz içimiz kanayarak takip ediyoruz” dedi.
“GAZZE’DE YAŞANANLAR SOYKIRIMDIR”
İsrail’in sivil yerleşim yerlerini hedef alan kasıtlı saldırıları sonucunda bugüne kadar çoğu çocuk ve kadın 30 bin Gazzeliyi şehit ettiğini söyleyen Erdoğan, şöyle konuştu:
* “70 binden fazla Filistinli yaralandı ve yaklaşık 2 milyon insan evlerinden göçe zorlandı. Burada bir hususu çok açık ve net ifade etmek isterim, Gazze’de sadece çocuklar, kadınlar ve siviller canice katledilmiyor. Aynı zamanda milyarlarca insanın uluslararası sisteme, adalete ve hukuka dair inancı yok edildi. Söz konusu İsrail olunca İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, görevi küresel barışı temin olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, Avrupa Birliği’nin sürekli hak ve hukuktan bahseden kurumlarının tarafsızlıktan dem vuran uluslararası basın yayın organlarının, hasılı yıllardır bize örnek gösterilen güvenmemiz, itibar etmemiz gerektiği söylenen yapıların ne kadar aciz ve işlevsiz olduğunu hep birlikte gördük. Gazze’de yaşananlar kesinlikle bir savaş değil, bir soykırımı içindir. Çünkü savaşın bile uyulması gereken bir ahlakı, adabı ve hukuku vardır. Ana kucağındaki yavruları açlığa ve susuzluğa mahkum eden, hastaneleri, kiliseleri, camileri, okulları, üniversiteleri, mülteci kamplarını, ambulansları bombalayan, dün olduğu gibi gıda yardımı almak için sırada bekleyen sivilleri kalleşçe, onursuzca hedef alan bir barbarlıktan bahsediyoruz.”
BATILI ÜLKELERE ELEŞTİRİ
Ailesiyle güvenli bir yer ararken, araçları İsrail güçleri tarafından vurulan ve tüm ailesini kaybeden 6 yaşındaki bir çocuğun trafik hikayesinin trajik bir hikayeye dönüştüğünü dile getiren Erdoğan, şunları belirtti:
* “Aslında Gazze’de öldürülen 15 bine yakın masum çocuğun da hikayesidir. ‘İnsanlık olarak beni almaya gelecek misiniz, korkuyorum’ diyen 6 yaşındaki bir kız çocuğunun hayatını 12 gün boyunca kurtarmayı başaramadık. Maalesef kimse birlikte diğer Gazzeli çocuklara karşı sorumluluklarımızı da tam manasıyla yerine getiremedik. Türkiye olarak saldırıların ilk gününden itibaren ortaya koyduğumuz çabalara, bölgeye gönderdiğimiz 37 bin tona varan insani yardımlara, küresel ölçekte yürüttüğümüz tüm diplomatik temaslara refakatçileri dahil 900’den fazla Gazzeli hastayı ülkemize getirmemize rağmen bunun mahcubiyetini iç dünyamızda halen yaşıyoruz. Uluslararası Adalet Divanı’nın İsrail’in soykırımı önlemesi yönünde aldığı ihtiyati tedbir kararı apaçık ortadayken Netanyahu yönetimi işgal, yıkım ve katliam politikalarını dün olduğu gibi pervasızca sürdürebiliyor. İsrail’e ilk günden beri koşulsuz destek veren Batılı güçler ise ‘tazıya tut, tavşana kaç’ diyen ikiyüzlü politikalarıyla dökülen kana ortak oldular.”
1967 SINIRLARI TEMELİNDE FİLİSTİN DEVLETİ ÇAĞRISI
Sözler eylemle desteklenmedikçe ne Filistin’deki zulmü durdurmanın ne de uluslararası sisteme güveni yeniden inşa etmenin mümkün olmadığına işaret eden Erdoğan, “Uluslararası toplum Filistin halkına borcunu ancak Filistin Devleti’nin kurulmasıyla ödeyebilir. Bunun için 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin Devleti’nin teşekkülü sağlanmalı. Bu maksatla garantörlüğü de içerecek şekilde sorumluluk almaya Türkiye olarak hazır olduğumuzu belirttik. Gelecekte de Filistinli kardeşlerimize gereken desteği verecek, Gazze’nin yeniden toparlanmasına da elimizden gelen katkıyı sağlayacağız. Buradan bir kez daha uluslararası toplumu Gazze’ye ve Filistin davasına samimiyetle sahip çıkmaya davet ediyorum. Dünyanın dört bir yanında, hemen her hafta meydanları dolduran, zulmü lanetleyen, tüm baskılara rağmen gerçekleri cesaretle dile getiren tüm Filistin dostlarına şükranlarımı sunuyorum. Formumuzun bir daha benzer katliamların yaşanmaması için neler yapabileceğimiz noktasında verimli tartışmalara vesile olmasını diliyorum” dedi.
“DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR”
Dünyadaki olumsuzluklara rağmen Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda kararlılıkla ilerlediklerini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
* “Balkanlar’ı bölgesel sahiplenme ve birliğin temeli, barış, istikrar ve refahın hakim olduğu bir coğrafya olarak görüyoruz. Kıbrıs Türk halkının müktesep hakları olan egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescili için çabalarımızı yoğunlaştırdık. Orta Asya’daki kardeşlerimizle ekonomiden enerjiye, eğitimden kültüre, ulaşımdan savunma sanayine iş birliğimizi güçlendiriyoruz. Türk Devletleri Teşkilatımız aracılığıyla Türk dünyasının birlikte daha güçlü kılınmasına yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Karabağ’ın 30 yıllık işgalinin sona ermesiyle Ermenistan’la başlattığımız normalleşme sürecini Azerbaycan’la yakın eş güdüm içerisinde sürdürmeye devam ediyoruz. Köklü bağlarımızın olduğu Afrika kıtasıyla ve Latin Amerika ülkeleriyle iş birliğimizi karşılıklı saygı temelinde inşallah daha da ilerleteceğiz. Dünya beşten büyüktür. Ve daha adil dünya mümkün şiarından çalışmaktan geri durmayacağız.”
FİDAN: DİPLOMASİYE DUYULAN İHTİYAÇ DEĞİŞMEDİ
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ise bu yıl üçüncüsü düzenlenen ADF’nin, çoğulculuğu ve gerçek sorunları öne çıkarmasıyla diplomaside önemli bir marka ve fikir platformu haline geldiğini söyledi. Bakan Fidan, diplomasiye duyulan ihtiyacın değişmediğine vurgu yaparak, “Ekonomiden güvenliğe, teknolojiden enerjiye, ulaştırmadan kültüre pek çok alan diplomasinin asli konusu haline gelmiş durumdadır. Çok kutuplu bir uluslararası sistem daha belirgin hale gelirken, kaba kuvvet üzerinden sonuç değiştirme pratikleri giderek öne çıkıyor. Afrika’dan Amerika’ya, Avrupa’dan Asya ve Orta Doğu’ya egemenlik, refah ve güvenlik arayışının uzlaşıyla çözülmesine ihtiyaç daha da artıyor. İşte bu nedenle bu yılki Antalya’daki forumun başlığını ‘Krizler Döneminde Diplomasiyi Öne Çıkarmak’ olarak yeniledik” dedi.
“MEVCUT ULUSLARARASI DÜZEN BARIŞ ÜRETEMİYOR”
Mevcut uluslararası düzenin barış üretemediğini söyleyen Bakan Fidan, istikrar, adalet ve eşitlik üretmediğini, uluslararası sistemin giderek zayıfladığını, bu uluslararası düzende adaletsizliklerin her alanda devam ettiğini kaydetti. Fidan, “Bu kötü gidişatı gören ve küresel adalet için sesini yükselten ilkeli ülkeler de var. Adalet bizim geleneğimizde çok özel yeri olan bir yapıdır. Türkiye sorunların çözümüne her daim yapıcı katkı sağlamakta, krizler ve çatışmalar karşısında ilkeli, etkin bir tutum sergilemektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yıllardır uygulamakta olduğumuz dış politikamız yakın coğrafyamızdan başlamak suretiyle barış, istikrar, refah kuşağı teşrif etmeyi hedeflemektedir” diye konuştu.
“KÜRESEL VİCDAN ATEŞKES İSTİYOR”
Uluslararası sistemin etkinlik ve meşruiyetini yitirdiğini, beraberinde daha fazla şiddet ve vahşet getirdiğini vurgulayan Hakan Fidan, şu ifadeleri kullandı:
* “Bu nedenle kaybedecek zamanımız yok. Diplomasiye hemen şimdi ihtiyacımız var. Gazze’de yaşananlar uluslararası sistemin meşruiyet krizinin en açılmış halidir. Gazze’nin fotoğrafı, uluslararası sistemin, ikiyüzlülüğün ortaya çıktığı bir felaket anıdır. Bugün artık katliamın suç ortaklığını taşıyamadığı için kendini yakan Amerikalı askerin duruşu, uluslararası sistemin meşruiyet krizinin örtülemez işaretidir. Görüyoruz ki Batı’nın onurlu insanları da bu vahşete artık kayıtsız kalmıyor. Küresel vicdan ateşkes istiyor. İslam dünyası ayakta, küresel vicdan ayakta, Batı’nın vicdanlı insanları ayakta, insani değerlere sahip çıkan herkes Gazze’deki katliamın durmasını istiyor. Ancak katliamın failleri bu haykırışa kör ve sağır.”
Gazze halkına yönelik şiddete ivedilikle son verilmesi amacıyla krizin ilk gününden itibaren her seviyede ilişkilerin başlatıldığını anlatan Bakan Fidan, “Bölge ülkeleriyle birlikte garantörlük dahil sorumluluk işlenmeye hazır olduğumuzu krizin başından bu yana dile getirmekteyiz. Gazze Temas Grubu olarak bugünkü forumda da alternatif çözüm yollarının ne olabileceğini ve akan kanın nasıl durdurulacağını tartışacağız” diye konuştu.
Uluslararası ilişkilerdeki krizlerin bir diğer yansımasının da üçüncü yılına giren Rusya- Ukrayna Savaşı olduğuna dikkati çeken Fidan, “Savaşın geldiği aşamada tarafları bir araya getirmenin yollarını ciddi biçimde aramamız gerekiyor. Barış müzakerelerini kolaylaştırmak için her türlü çabayı sergilemeye dün olduğu gibi bugün de hazırız. Aynı zamanda Karadeniz’den seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışmalarımızı sürdürmekteyiz” dedi.
]]>Uzmanlar, bundan otuz yıl önce yoksul ülkelerdeki pek çok kişinin açlıktan zayıflayıp hayatnı kaybederken artık aşırı kilo nedeniyle sağlık sorunları yaşayabilme ihtimalinin daha yüksek olduğunu söylüyor.
SAĞLIKLI GIDALAR PAHALI
Obezitenin hem yetişkinlerde hem de çocuklarda artması endişe verici bir hal alırken araştırmacılar, abur cuburun ucuzladığını, sağlıklı gıdaların ise pahalılaştığını söyleyerek sorunun nedenlerine değiniyor.
1.500 bilim insanının katılımıyla Imperial College London tarafından yürütülen son araştırmada dünya çapında 220 milyon insandan 2022 yılına kadar alınan ölçümler kullanıldı.
Araştırma yazarlarından Profesör Majid Ezzati şunları söyledi: “1990’da dünyanın büyük bölümünde yetişkinler arasında görülen obezite salgınının artık okul çağındaki çocuklara ve ergenlere de yansıması çok endişe verici. Aynı zamanda bir yandan da yüz milyonlarca insan hâlâ yetersiz beslenmeden etkileniyor. Yetersiz beslenmenin her iki biçimiyle de mücadele etmemiz gerekiyor.”

HER 10 KİŞİDEN 3’Ü
Prof Ezzati, 1990’da her 10 İngilizden yalnızca birinin obez olduğunu, ancak şu anda bu oranın 10 kişiden üçü civarında olduğunu belirtti.
Araştırmaya göre obezite sorununda önemli artıi yaşayan bir diğer ülke de Hindistan… Ülkede obezite 90’lardan bu yana on kat arttı. Birleşik Krallık’ta da çocukluk çağı obezitesi iki kattan fazla artarak yüzde 4’ten yüzde 10 ila 12 arasına çıktı.
Dünya Sağlık Örgütü Beslenme Başkanı Dr. Francesco Branca şunları söyledi:
“Yetersiz beslenen insanlar bulaşıcı hastalıklara karşı daha duyarlıdır ancak obezite tip 2 diyabet ve kalp hastalıklarına neden olabilir, kemik sağlığını ve üremeyi etkileyebilir ve bazı kanser türlerinin riskini artırabilir. Temel olarak vücuttaki her sistemi etkiliyor ve aynı zamanda yaşam kalitesini de etkiliyor.
İspanya ve Fransa’da kadınlarda obezitenin azaldığına ve Batı Avrupa’da salgının yavaşladığına dair iyi haberler var.”

TEK BİR KURUM MÜCADELE EDEMEZ
Prof Ezzati şunları ekledi: “Obezite oranını aynı tutmak yeterli değil. Bunu azaltmamız gerekiyor.”
NHS İngiltere’den Profesör Simon Kenny ise şunları söyledi: “Bu rakamlar endişe verici. Obezite, insanın tüm organ sistemini etkilediğinden, genç yaşta bir çocuğun hayatı üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir ve daha kısa ve mutsuz yaşamlara neden olabilir.”
Profesör Kenny, sorunla mücadelede tek bir kurumun yeterli olmadığına dikkat çekerek sözlerine şu şekilde devam etti: “NHS bu sorunu tek başına çözemez ve eğer gelecekte sağlık konusunda saatli bir bombanın oluşmasını önlemek istiyorsak endüstrinin ve toplumun ortak hareket etmesi gerekiyor.”
Yayınlanan araştırmada 2022’deki obezite oranlarına göre 200 ülke sıralandı.
Obezite sorununun en çok erkeklerde görüldüğü 10 ülke:
Amerikan Samoası
Nauru
Tokelau
Cook Adaları
Niue
Tonga
Tuvalu
Samoa
Fransız Polinezyası
Amerika Birleşik Devletleri
Obezite sorununun en çok kadınlarda görüldüğü 10 ülke:
Tonga
Amerikan Samoası
Samoa
Tokelau
Tuvalu
Cook Adaları
Nauru’lu
Niue
Mısır
Mikronezya
Merkez Antakya ilçesi Güzelburç Mahallesi Uğur Mumcu Bulvarı’ndaki 6 katlı Bedi Uçar Apartmanı’nın 6 Şubat 2023’teki ilk depremde yıkılması ve 34 kişinin enkazda yaşamını yitirmesiyle ilgili Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma tamamlandı.
ÇEVRESİNDEKİ BİNALAR YIKILMADI
Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, binanın sahibi 3 kardeş F.U, O.U. ve S.U. hakkında 34 kez “olası kastla öldürme” suçundan 850 yıla kadar, binanın sorumlu müteahhidi H.F, yapı denetim firmasının ortağı ve statik yapı denetçisi N.A, yapı denetim firması yetkilisi N.G. ve etüt sorumlusu N.T. için ise “bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası istendi.
İddianamede, sanıkların binanın yıkımını “kötü zemin ve ivmesi büyük depreme” bağlasa da çevredeki yapılarda yıkım görülmediği belirtildi.
Tanık olarak iddianamede ifadesi yer alan Y.Ş, deprem günü saat 14.00 civarında Bedi Uçar Apartmanı’nın bulunduğu yere gittiğini ve enkazda kalanları kurtarmaya çalıştığını anlattı.
“KOLON KESTİM AMA GÜÇLENDİRDİM…”
Sanıklardan binanın sahibi O.U’nun depremin 4. günü gittiği apartmanın bulunduğu bölgede enkazda kalanların yakınları tarafından kolon kestiği iddiasıyla tepki aldığını gördüğünü vurgulayan Y.Ş, “Kendisi bana bir kaybım olup olmadığını sorduğunda ben bu binada bir insanın sağ çıkamayacağını söyledim. İnsanlar tepki göstermeye başlayınca ‘kolon kestim ancak güçlendirme yaptım’ dedi ve kaçtı. Bu beyanından dolayı da O.U’nun kolon kestiğine kanaat getirdim. Zaten başka kişilerden de O.U’nun binanın altında bulunan iş yerinde kolon kestiğini duymuştum.” ifadelerini kullandı.
İKİ KOLON KIRILDI
Binadaki dairelerden birinde depremden önce kiracı olarak yaşayan ve iddianamede tanık sıfatıyla ifadesine yer verilen M.B, birinci katı sanık O.U’dan kiraladığını kaydetti.
Kiracı olarak oturduğu birinci katın altında bir mobilya dükkanın bulunduğunu bildiren M.B, şunları anlattı:
“O.U. iş yerini genişletmek için 2022’nin 4. ayında beni oturduğum daireden çıkartmak istedi. Ben evde ikamet ederken dahi oturduğum daireye inşaat ekipleri getirerek daireyi alt kattaki dükkana nasıl birleştireceklerine dair çalışma yaptı. Beni zorla evden çıkardılar. Ben evden çıktıktan sonra da bu binada bulunan arkadaşımın yanına gelirdim. Geldiğim zaman çıkartılmış olduğum evin içerisinde tadilat çalışmaları yapılıyordu. En son gördüğümde ise benim eski oturduğum daireyle mobilya dükkanını birleştirmişlerdi. Arkadaşımın evine giderken eski oturduğum dairenin kapıları açık olduğundan bütün duvarlar ve 2 kolonun kırıldığını gördüm. Duvarlar kırıldığı ve yerine cam çekildiği için zaten dairenin içi rahatlıkla görülüyordu.”
KUSURLAR SIRALANDI
İddianamede yer verilen bilirkişi raporunda ise donatı detaylandırması ve malzeme kalitesi yetersizliği anlatıldı.
Raporda, çatı katının sonradan kapatılarak mesken olarak kullanıldığı, 2008 tarihli statik hesap raporunda belirtilen 1. ve 2. normal kat yüksekliklerinin, 2005 tarihli statik hesap raporunda verilen kat yükseklikleriyle uyuşmadığı, proje ve uygulama arasında farklılıklar bulunduğu kaydedildi.
Zemin etüt raporunda belediye onayı bulunmadığı, zeminin alüvyonlu ve dere yatağında olduğu kaydedilen bilirkişi raporunda, binaya tadilat ruhsatı olmadan ilk ruhsat projesinden farklı şekilde asma kat yapıldığı bildirildi.
]]>Kahramanmaraş 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada ölenlerin yakınları ile taraf avukatları mahkeme salonunda hazır bulunurken, tutuklu Ahmet Özdemir (64) ile başka dosyadan tutuklu olan Tevfik Tepebaşı, kaldıkları cezaevinden SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Tevfik Tepebaşı’nın damadı tutuksuz Mustafa Timurbanga duruşmaya katılmazken, başka dosyalardan tutuklu olan Atilla Öz (62) ile Tepebaşı’nın diğer damadı Ahmet Doğan (51), kaldıkları cezaevinde yaşanan teknik sorun nedeniyle duruşma salonuna bağlanamadı.
Duruşma; 80 kişinin öldüğü, 3 kişinin de yaralandığı N bloğunun fenni mesulü Ahmet Özdemir’in savunmasıyla başladı. Suçlamaları kabul etmeyen Özdemir, “Yüzde 100 eksiksiz yapılmış olsa bile 1997 yılı yönetmeliğine göre yapılmış olan bu projenin 7.6 şiddetindeki birinci derecede depreme dayanması imkansızdır. Birinci derecede depreme göre yapılan binalar, sağlam kalmıştır” dedi.
“İNŞAATTAN ANLAMAM”
Ebrar Sitesi’nin kurucusu Tevfik Tepebaşı ise binadan alınan karot numunelerinin test değerlerinin her ne kadar düşük çıkmış olsa bile depremden önce yapı kullanım izin belgesi için alınan karot numunelerinin değerlerinin yüksek çıktığını söyledi. Tepebaşı, kendisini şöyle savundu:
“Vefat edenleri Allah cennetiyle mükafatlandırsın inşallah. Bir kooperatif başkanıyım. Mustafa Timur, başka bir kooperatif başkanı, Atilla Öz başka bir kooperatif başkanı. Bunlar, benim yakınlarımdır. Herkesin kendisine ait yönettiği bir kooperatif vardır.
Buradaki herkesi bütün kooperatiflerden sorumlu tutmanın yasal olmadığına inanıyorum. N Blok inşaatını oluşturan oğlum Mehmet Ali Tepebaşı’dır ve kendisi jeofizik mühendisidir. Buranın zemin etüdünü yapan da Mehmet Ali Tepebaşı’dır ve aynı zamanda Kahramanmaraş’ta zemin etüdü projesini uygulayan ilk kişidir.
Projesini Ahmet Özdemir’e yaptırmıştır. Temel attıktan sonra ve 9 tablası da belediye tarafından vize edilmiştir. Tamamen denetlenmiş bir bina olduğunu biliyorum. Burası kooperatifçe yapılmıştır ama hangi kooperatif olduğunu bilmiyorum. İnşaattan anlamam, inşaatın yapımıyla ilgili uzaktan yakından ilgim olmamıştır.
Burasının yıkılmasının sebebine gelince, Kahramanmaraş’ta 6.5-7 şiddetinde bir deprem beklenirken 3 katı büyüklüğünde bir deprem oluşmuştur. Yerin çürük, depremin de beklenenden büyük olmasından dolayı bina yıkılmıştır.”
“SEN DE BİZİM SINANDIĞIMIZ GİBİ SINAN”
Duruşmada yakınlarını kaybedenlerden Fatma Nur Özbağış ise sanıkların cezalandırılmasını isteyerek, Tevfik Tepebaşı’na tepki göstererek, “Tevfik Tepebaşı, ‘Allah’ın onları cennetine almasını istiyorum’dedi. Ben de kendisine ‘Allah seni bir an önce cehenneme alsın’ diyorum. Sen de bizim sınandığımız gibi sınan. Eniştem ve ağabeyim beni elleriyle o betonları kazıyarak enkazdan 12 saat sonra çıkardı. Karotlar tam söylenildiği gibidir, parmaklarıyla çıkardılar, betonlar birbirini tutmuyordu çünkü topraktı” dedi.
“İMARA AÇANLAR DA YARGILANSIN”
Tarafların avukatları ise dosyalarda sadece müteahhitlerin sanık olarak yer aldığını ancak binalara izin veren ve denetleyen kamu görevlilerin olmadığını söyledi. Tevfik Tepebaşı’nın avukatı Emrullah Kurar, bilirkişi raporlarında kusurlu bulunan belediye görevlilerinin isimlerini dahi bilmediklerini belirterek, “Bu kadar insanımızın vefat etmiş olduğu bir yerde buralara yoğunluğu veren, imara açan, buralara 4 kat, 8 kat veren sorumlular, burada yok. Sorumlular burada olmadan, buralara kat yoğunluğu verenlerin buraya gelip de ‘Burayı bu müteahhide şu şekilde kat yapması karşılığında verdik. Buraya 4 kat, yukarıya ise 10 kat verdik. Bunu da görevimiz dahilinde şu bilimsel verilerle yaptık’ diye savunma yaparak mahkemeye izah edip, ilgili belediye başkanlığının kayıtlarının dosyalara geçirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
“YAPANLAR KADAR İZİN VERENLER DE KUSURLU”
Ölenlerin yakınlarının avukatlarından Ömer Furkan Demir de olayın başlangıcının bölgeye imar izni verilmesiyle başladığını vurgulayarak, “O dönem zemin etütlerini yapan ya da yapılmadan bu izni veren dönemim belediye başkanı, başkan yardımcıları, kimlerin imzası varsa onların da dosyaya sanık olarak eklenmesi gerekmektedir. Dirisi dokunulmaz olan siyasetçinin ölüsü de dokunulmaz değildir. 80-90 yılında imara açılan bir alan var. Tüm Maraş halkının dere bölgesi olduğunu, marul yetiştirildiğini söylediği bir sulak alandan bahsediyoruz. Yapanlar ne kadar kusurluysa izni verenlerin de o kadar kusurlu olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.
Duruşma sonunda mahkeme heyeti, tutuksuz sanıklardan Mustafa Timurbanga hakkında yakalama kararı çıkartılmasına karar verip, duruşmayı erteledi.
]]>1’i tutuklu 4 sanıklı duruşmaya soruşturmanın başından beri tutuklu bulunan müteahhit Mehmet Ali Korkut ile tutuksuz sanıklar müteahhit Mehmet Meşe ve arsa sahibi Ahmet Özcan katılırken, Nurettin Özcan ise katılmadı.
“Taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak” suçundan 15’er yıl hapis istemiyle haklarında dava açılan davanın tek tutuklu sanığı müteahhit Mehmet Ali Korkut’un savunması pes dedirtti.
Sanık Mehmet Meşe ile ortak olduklarını belirten Korkut, 5 Nisan 1993 kriziyle birlikte inşaatı
ekonomik nedenlerden dolayı tamamlayamadıklarını belirterek, iflas ettikten sonra ortağı Mehmet’in kendisine hak sahiplerinin isim listesini verdiğini söyledi.
30 yıldır yıkılan binanın önünden bile geçmediğini, ortağı Mehmet Meşe’nin iflas etmesiyle yalnız kaldığını ifade eden Korkut, Hisami Apartmanı’nın kaba inşaatının bittiğini, ancak ortağının işi bırakmasıyla hak sahiplerinin kendisini muhatap kabul etmediklerini söyledi.
Binanın yapımaşamasında yer almadığını, sadece kar amaçlı maddi destekte bulunduğunu
ifade eden Korkut, binanın temel ve zeminine sürekli yağmur suyu dolduğunu, buna dair söylentiler olmasına rağmen insanların oturmaya devam ettiğini, binanın inşaatına ne zaman başladıklarını, ne zaman bitirdiklerini bile hatırlamadığını belirterek tahliyesini istedi.
“KOLON KESİLDİ” DEDİ AMA BİLİRKİŞİ RAPORUNDA BİNA ÇÜRÜK
Tutuksuz müteahhit Mehmet Meşe, inşaatı Mehmet Ali Korkut ile beraber yaptıklarını belirterek, ekonomik kriz nedeniyle iflas edip binayı bitmeden hak sahiplerine teslim ettiklerini belirterek, “Zemin katta tadilat yapılmış ve kolonlar kesildiğine dair duyumlarım oldu.
İnşaatın 8 kat olduğunu hatırlıyorum. 8 kata bodrum dahil değil ama zemin dahildi. İnşaat 3 yıl sürdü.
Meşe, 100 kişinin öldüğü Hisami apartmanından önce de iki ayrı bina yaptığını, aynı malzemeleri kullandığını, ancak o binaların yıkılmadığını belirterek dükkânlarda kolon kesildiği iddiasında bulundu ve “Niye yıkıldı, ben de anlamadım” dedi.
Oysa İzmir 9 Eylül Üniversitesinden alınan 6 kişilik bilirkişi raporunda, binada kolon kesildiğine dair bir bulgu veya tespite rastlanılmadığıbelirtiliyor. Binanın kalite standartları dışında kötü malzemelerle inşa edildiği için yıkıldığı bilgisi yer alıyor.
İNŞAATI YARIM BIRAKIP KAÇTILAR
Arsa sahibi Ahmet Özcan ifadesinde, binanın inşaatına başlanıldığını, ancak müteahhit firmanın bir süre sonra inşaatı tamamlayamadan kaçtığını ve kat maliklerinin kendi imkanlarıyla binayı tamamladığını belirtti.
Sanık olan kardeşi Nurettin Özcan ile herhangi bir ortaklığı olmadığını vurgulayan Ahmet Özcan, müteahhit Mehmet Ali Korkut ile diğer müteahhidin inşaatı yarım bırakıp kaçtıklarında binanın kaba inşaatının bitmiş halde olduğunu, yarım bırakılan kapı ve pencere gibi ince işçilikleri kendilerinin tamamladığını belirterek, “Bina 36 daireden oluşuyordu. Bunlardan 8’i kardeşim Nurettin’e aitti, ben kardeşime ait olan dairelerin kapı ve pencerelerini taktırdım. Geri kalanları daire satın alan bina sakinleri kendi imkânlarıyla tamamladı. İskân ruhsatı alınıp alınmadığı konusunda bilgim yoktur” dedi.
TUTUKSUZLARA DA TUTUKLAMA KARARI ÇIKTI
Mahkeme, toplanan deliller ve alınan tanık ifadeleri ile dosyadaki diğer bilgi ve belgeler ile resmi kurumlarla yapılan yazışmalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde tutuklu müteahhit Mehmet Ali Korkut’un tutukluluk halinin devamına, duruşmaya tutuksuz katılan müteahhit Mehmet Meşe ile arsa sahibi Ahmet Özcan’ın tutuklanmasına, duruşmaya gelmeyen arsa sahibi Nurettin Özcan hakkında da tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasına karar verip duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
]]>İsrail’in, 1948’den bu yana girdiği savaşlarda ABD, Fransa, İspanya, Ukrayna ve başka pek çok ülkeden gelen paralı askerleri kullandığı biliniyor ancak bu sefer Tel Aviv yönetimi bu konuda açıklama yapmamayı tercih ediyor.
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde, 7 Aralık’ta yaptığı açıklamada, direniş güçlerinin öldürdüğü İsrailli askerlerin sayısının, ordunun açıkladığından kat kat fazla olduğunu söylemiş ve aradaki fark üzerinden bir çıkarımda bulunarak İsrail’in, Gazze’de paralı asker kullandığını düşündüklerini ifade etmişti.
Ancak iş sadece Kassam’ın “şüpheleriyle” sınırlı kalmadı. Fransa Meclisinde, İsrail ordusunda savaşan çifte vatandaş Fransızların yargılanması konusunda talepler gündeme geldi.
Güney Afrika ise cesur bir adım attı ve hükümet, İsrail ordusunda savaşan vatandaşlarını yasal kovuşturmayla tehdit etti. Bu durum, Güney Afrika’dan Gazze’de Hamas’a karşı savaşan paralı askerler olduğunun zımnen teyit edilmesi demekti.
İspanya’nın “El Mundo” gazetesinin, İsrail ordusundaki bir İspanyol paralı askerle yaptığı röportaj da İsrail’in haftalık 3 bin 900 avro karşılığında küçük bir paralı asker ordusu kullandığının en belirgin kanıtı oldu.
FRANSIZ PARALI ASKER İDDİASI
Fransız radyo ağı “Europe1″in, İsrail ordusunun 4 bin 185 Fransız-İsrail çifte vatandaşını Gazze’deki savaşta saflarına kattığı yönündeki haberi ise Fransa’da ve dışında büyük tartışmalara neden oldu.
Haberde, iki yıl önce İsrail ordusuna katılan ve şu anda başçavuş rütbesiyle Gazze Şeridi’nde ön saflarda savaşan Ethan (22) adlı bir Fransız-Yahudi paralı askerin ifadelerine yer verildi.
Bu haberin yankısı Fransız Meclisine kadar uzandı ve Milletvekili Thomas Portes, çifte vatandaş paralı askerlerin yargılanmasını ve savaş suçlarına iştirak etmelerinin mümkün olan en sert şekilde kınanmasını istedi.
Portes ayrıca, Adalet Bakanı’ndan, savaş suçları işleyen çifte vatandaşlar dahil olmak üzere Fransa uyruklu kişilerin Fransız topraklarında yargılanmasını talep etti.
Fransız-Filistin Dayanışma Derneği de bu tartışmaya dahil oldu ve yaptığı bir açıklamayla İsrail ordusunda Fransız askerlerinin olmasını “iğrenç” olarak niteledi.
“DERİN ENDİŞE DUYUYORUZ”
ABD, Fransa, İspanya ve Ukrayna İsrail ordusunda savaşan vatandaşlarına göz yumarken ve hatta bu kişiler yerel medyada “savaş suçlusu” olarak değil “kahraman” olarak lanse edilirken, Güney Afrika farklı bir duruş sergiledi.
Bazı vatandaşlarının İsrail ordusuna katıldığı ya da katılmayı düşündüğü yönündeki bilgi Güney Afrika Dışişleri Bakanlığına ulaşır ulaşmaz bu kişiler yargılanma ve vatandaşlıktan çıkarılmakla (çifte vatandaşlar) tehdit edildi.
Güney Afrika, İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarından ötürü Uluslararası Ceza Mahkemesine dava açan 5 ülkeden biriydi. Ayrıca Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirdi.
Güney Afrika Dışişleri Bakanlığından 18 Aralık’ta yapılan yazılı açıklamada, bazı vatandaşların ve ülkede daimi ikameti bulunan kişilerin İsrail Silahlı Kuvvetlerine katıldığı ya da katılmayı düşündüğü yönündeki haberlerden derin endişe duyulduğu ifade edildi.
Açıklamada, böyle bir adımın, uluslararası hukukun çiğnenmesine ve daha fazla suç işlenmesine zemin hazırlayacağı ve bu kişilerin bu nedenle kovuşturmaya tabi tutulabileceği kaydedildi.
İSRAİL’DEN AÇIKLAMA YOK
İsrail’in Gazze’de kullandığı paralı askerlere ilişkin ortalıkta pek çok haber dönse de Tel Aviv yönetimi bu konudaki sessizliğini koruyor ve bunların gerçek sayısını açıklamıyor.
Cenevre merkezli Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları İzleme Örgütü (Euro-Med), 2014’te, İsrail ordusunda 6 bin paralı asker olduğundan bahsetmiş, bunlardan en az 2 bininin ABD’den olduğunu açıklamıştı. İsrail Meclisi Araştırma ve Bilgi Birimi tarafından yayınlanan bir raporda ise 2002-2012 tarihleri arasında “yalnızlar” (ailesizler) lakaplı paralı askerlerin yıllık ortalama sayısının 5 bin 500 olduğu belirtilmişti.
İsrail paralı askerler mevzusunda herhangi bir açıklamada bulunmasa da Fransız paralı asker Ethan’ın ordudaki bölükbaşının onayını alarak bu açıklamayı yapması dikkat çekici.
Bu da gösteriyor ki, İsrail, saflarına daha fazla paralı asker çekme konusunda işine yarayacaksa yabancı askerlerin yabancı medyaya açıklama yapmasına karşı çıkmıyor.
Paralı askerlerin varlığı, İsrail ordusunun açıkladığı ölü sayılarının da düşük olmasına neden oluyor. Aynı şekilde bu askerler, İsrail’deki yedek askerlerin sivil görevlerine dönmelerini ve ekonomi çarkının da işlemesini sağlıyor. Paralı askerlere yapılan harcamalar ise ABD’nin cömert yardımları ve diasporadaki Yahudilerin bağışlarıyla karşılanabiliyor.
]]>