Sanat tarihçisi ve yazar Zerrin İren Boynudelik, seriye başlamadan önce içindeki öğrenme ve merak hevesini başkalarına da bulaştırabileceğini düşünmüştü. Kitapların hazırlanma sürecinde, bir resmi bazen saatlerce, hatta günlerce inceledi.
Resimde yer alan çeşitli nesnelerin, duruşların ve ifadelerin farklı katmanlardaki anlamlarını çalıştı ve görünenin ardında gizli olanı açığa çıkaran rehber nitelikli kitaplar hazırladı.
Bugüne dek seriden üç kitap çıktı: İkonografi, Mitoloji ve Emine Önel Kurt’la beraber kaleme alınan Günlük Hayat. Serinin dördüncü kitabı olan Alegori de Nisan ayında İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nca yayınlandı.

Okur için okuma tavsiyesi
Kitap, şair ve yazar Hilmi Yavuz’un Alegori’den ‘Ulusal Alegori’ye Bir Kültürel Okuma Denemesi başlıklı sunuşuyla açılıyor. Zerrin İren Boynudelik, kitapta geç Orta Çağ, Rönesans ve Barok dönemlerde yapılan ve alegorik anlatımlar içeren 183 Avrupa resmini inceliyor.
Alegorinin en yaygın kullanıldığı alanlarda; erdemler ve günahlar, özgür sanatlar, esin perileri (müzler), duyular, elementler ve mevsimlerin dünyasında dolaşıyor. Kitabın sonunda yer alan simgeler tablosu, bu konuda çalışmış sanatçıların referans aldıkları yazılı kaynakların bilgileri ve sözlük de alegorik anlatımların anlaşılmasını okur için kolaylaştırıyor.
İletişim için:
Kitap@ensonhaber.com.tr
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kanadalı psikolog Sarah Fels Usher, ebeveynlerden ve kardeşlerden ayrı bir hayata sahip olma hakkı için yetişkinlikte verilen mücadeleleri kendi danışanlarının deneyimleri ve Margaret Mahler’in kuramı üzerinden ele alıyor.
Yazarın kitap boyunca çeşitli vaka örnekleri eşliğinde tartıştığı mesele şu: “Bugün yetişkin çocuklar evden daha geç yaşlarda ayrılıyor veya ayrıldıktan sonra eve dönmelerine daha sık rastlanıyor. Ayrıca önceki kuşaklara göre daha ileri yaşlarda evleniyorlar. İşsizlik ve barınma maliyetlerinin artışı gibi pek çok güncel ekonomik etkenden söz etmek mümkün olsa da, bu durumun işaret ettiği başka bir gerçek daha var: İçsel olgunlaşma ve aileden ayrılma süreci yavaşlıyor.”
Sahip olma hakkı
Kitapta Margaret Mahler’in kuramını genişleten Sarah Fels Usher, diğer pek çok kuramcıyla birlikte Loewald ve Modell’ın metinlerini de meseleye dahil ederek yetişkin danışanların ayrı bir hayata sahip olma hakkını öne çıkarıyor.

Kardeşlerden ayrılma zorluğu
Kardeşlerden ayrılmanın zorluğunu kitapta yine analitik çerçevede ele alan Usher’ın çift terapisi deneyimi, ortaya koyduğu kurama yeni ve güçlü bir boyut katıyor.
Ayrıca danışanların yeniden yakınlaşma alt evresini tatmin edici bir şekilde tamamlamalarına yeterince destek olma bağlamında meslektaşlarına duyduğu güveni de kitap boyunca sezdiriyor Usher…
İletişim için:
Kitap@ensonhaber.com.tr
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MEB bünyesindeki öğretmenlerin her kademede görev yaptıklarını ifade eden Tekin, ÖSYM’nin soru hazırlama ekibine bakanlık öğretmenlerinin dahil edilmesini, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinden (ÖSYM) istediklerini söyledi.
Tekin, “Üniversite sınavında sorulacak soruların tamamı, bizim size dağıtımız ders kitaplarından ve müfredattan çıkacak. Öğrencilerin sorulara bakış açısı, soruları çözebilme kapasitesini görebilmek açısından da soru hazırlama havuzunun da yarısının, branşları itibariyle ortaöğretim kurumlarımızdaki öğretmenlerimizden seçilmesini istedik. ÖSYM Başkanımız da bunu kabul etti. Çocuklarımızın tedirgin olacakları hiçbir şey yok.” dedi.
Öğrencilerin okula gitmeleri, ders kitaplarını ve öğretmenlerini takip etmeleri gerektiğini vurgulayan Tekin, ilave bir şeye ihtiyaç olması durumunda, Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne (OGM) bağlı Destekleme ve Yetiştirme Kurslarını (DYK) okul müdürlerinden talep etmelerini istedi.
“GÖREVİMİZ ÇOCUKLARIMIZIN İLAVE BİR EĞİTİME İHTİYAÇ DUYMAMALARI”
Bakan Tekin, “Ders kitaplarından üniversite sınavlarında soru gelip gelmeyeceği” sorusu üzerine, “Bizim OGM’nin materyalleri ve EBA üzerinden oluşturduğumuz materyallere öğrenciler odaklansınlar. İnanın başka bir şeye gerek yok. Bakanlık görevimiz, zorunlu eğitim çağındaki çocuklarımızın ilave bir eğitime ihtiyaç duymamalarını sağlamak, kademeler arası geçişteki mekanizmaları ücretsiz bir biçimde çocuklarımız, gençlerimiz, velilerimizle paylaştırmak.” yanıtını verdi.
“Yeni müfredat elden ele geziyor zaten adrese teslimdir” eleştirilerine yönelik de açıklamalarda bulunan Tekin, bakanlıkta ekiplerin kurulduğunu ve müfredata ilişkin tartışmaların takip edildiğini, askı sürecinin mantığının da takip olduğunu söyledi.
Tekin, müfredata en ağır eleştirileri yapanlar da dahil katkı veren herkese teşekkür ederek, “Yeni müfredat cuma günü saat 14.30 itibariyle yayınlandı. 14.30’dan itibaren bakanlığa bildirilen toplam görüş sayısı 14 bin 595. Programın indirilme sayısı da 978 bin. İndirenler bu programı inceliyor ve bize bunlar geri dönüş olarak gelecek.” ifadelerini kullandı.
Müfredat için binin üzerinde kişiyle çalıştıklarını dile getiren Tekin, şunları kaydetti:
“Türkiye koşullarında programımızın sızmadığını ya da birileri tarafından paylaşılmadığını iddia etmek çok mümkün değil. Çalışan arkadaşlarımız yakın çevresiyle iyi niyetle paylaşmışlardır. Eğer paylaşıldıysa taslak halidir o da. Son hali bizim askıya çıktığımız hali zaten ve bu da sır değil. Bundan bir rahatsızlığım yok. Bu programların ‘yayın evlerinde elde ele gezmesi’ yorumu esas beni rahatsız eder. Bunu söyleyen kişi kesinlikle iyi niyetli değildir. Biz kademeli bir biçimde programı hayata geçireceğimizi de ilan ettik.
Müfredat çalışmasını, 2024-2025 yılı başlarken eylül ayında okul öncesi 1, 5 ve 9’da yapacağımızı söyledik. Eğer sizin söylediğiniz ‘belli yayınevlerini koruduk ve onlara verdik, siz buyurun kitap hazırlayın’ iddiası doğru olsaydı eğer, o yayınevlerinin Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığımızın onay sürecine kitapları sunmaları ve onaylanıp basılması gerekirdi. Bu çok manipülatif bir bilgi.”
“ÖZEL YAYINEVLERİNDEN KİTAP TALEP ETMİYORUZ”
Bakan Tekin, kitap yazımları için yazım komisyonları oluşturduklarını ve bu kitapların Milli Eğitim Bakanlığı yayını olarak Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecine gireceğini aktararak, “Özel yayınevlerinden kitap talep etmiyoruz. Dolayısıyla bu, yalan bile diyemeyeceğim kadar iftiradır. Böyle bir şey mümkün değil.” diye konuştu.
Tekin, program askıya çıkıp son halini aldıktan sonra web sayfasında paylaşacaklarını, o andan itibaren de özel yayınevleri dahil herkesin istediği şekilde programa uygun kitap yazabileceğini, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının onay sürecini başlatacaklarını söyledi.
2025-2026’dan itibaren bu programa göre yazılmış, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının onayladığı kitapların bakanlık tarafından satın alınıp basılacağını bildiren Bakan Tekin, “2, 6 ve 10, 11 ve 12. sınıfların eski programı uygulandığı için onlarla ilgili olarak yayınevlerinin normal ihale süreci devam ediyor. Yayınevlerinin yazdığı kitaplar Bakanlığımızın başlattığı ihale sürecine girecekler ve daha önceki yıllarda olduğu gibi orada satın alıp, basıp çocuklarımıza dağıtmış olacağız.” bilgisini verdi.
“KARŞILAYACAK SAYIDA ÖĞRETMENİ İSTİHDAM ETMEK BENİM HAYALİM”
Bakan Tekin, “Bazı kavramların müfredattan çıkartıldığı, ‘cihat’ kavramı gibi kavramların dikte edildiğine yönelik eleştiriler var. Değerlendirmeniz nedir?” sorusu üzerine, bu eleştiriyi sosyal medyadan duyduğunu ifade etti.
Cihat kavramına yönelik eleştirilere özellikle baktığını belirten Tekin, “Cihat kavramı müfredata sayısı artırılarak konulmamış, mevcut programdaki versiyonlar devam ettirilmiş.” dedi.
Tekin, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik (PDR) programı mezunlarının atamasına yönelik sorunun ardından rehberlik hizmetlerinin öneminin de altını çizerek, “Öğrencilerimizin bu tür ihtiyaçlarını karşılayabilecek sayıda öğretmeni istihdam etmek benim hayalim. Yani bunu ben de arzu ediyorum. Bu benim kişisel düşüncem. Ama bir de realite var. Her yıl nihayetinde atamak üzere bize tanımlanan bir kadro tanımı var.” değerlendirmesinde bulundu.
Bakan Tekin, yakın zamanda atama rakamlarının da açıklanacağını bildirdi.
“‘Bilgi çağındayız’, ‘yabancı dil eksildi’, ‘Resim ve müzikle ilgili çok bir şey göremedik’ şeklinde sosyal medya yorumlarından bahsedilmesi ve “Yabancı dil dersini neden çıkardınız?” sorusu üzerine Tekin, “Biz yüzlerce ders okutuyoruz, yüzlerce dersimiz var. Biz taslakta sadece ‘mihver dersler’ dediğimiz 21 zorunlu dersin programını açıkladık. Diğerleri zaten devam ediyor. Yani onlarla ilgili program açıklanmadı diye, onlarla ilgili durumda eksiltme ya da çıkartma söz konusu değil.” yanıtını verdi.
Tekin, müfredat taslağının yayınlanmasının ardından yarım saat içinde çeşitli eleştirilerle karşılaştıklarını belirtti. Bu eleştirilerin çeşitli boyutları olduğunu ve farklı toplumsal kesimlerden geldiğini dile getiren Tekin, bazı eleştirilerin popülist yaklaşımlarla yapıldığını vurguladı.
Bakan Tekin, müfredatın ne kadar süreyle askıda kalacağına ilişkin soru üzerine ise, Anadolu Ajansı ile röportajında da aynı soruyu cevapladığını anımsatarak, “Bir hafta diyoruz ama bir bakarız ki biz toplumsal tartı, toplumsal kesimlerden yine yoğun bir şekilde talep geliyor; eleştiri, düşünce, görüş geliyor; biz bunları uzatabiliriz yani burada bir problemimiz yok. Hiç endişe edilmesin, biz tamamen şeffaf kamuoyunu açık bir biçimde müfredatımızı revize etmek istiyoruz.” diye konuştu.
Mülakatla öğretmen seçimi konusunda da açıklamalarda bulunan Tekin, öğretmenlerin seçiminde en iyi ve en donanımlı adayların belirlenmesinin önemli olduğunu ve mülakatın doğru bir yöntem olduğunu söyledi.
“LGS TARİHİNDE DEĞİŞİKLİK YOK”
Tekin, ortaokul öğrencilerinin Liselere Geçiş Sistemi (LGS) kapsamındaki merkezi sınava hazırlandıklarını hatırlatarak, sınav takviminde herhangi bir değişiklik olmayacağını, sınavın 2 Haziran’da gerçekleştirileceğini açıkladı.
“Şu andaki beklentiler, her yılki kalitede olacağı. Tek fark, artık öğrenciler kendi okullarında değil eskiden de olduğu gibi farklı okullarda girecekler.” ifadelerini kullanan Tekin, merkezi sınavla kademeler arası geçiş konusu üzerine ise çalışılması gerektiğini kaydetti.
Çok sayıda öğrencinin LGS’ye dahil edildiğini dile getiren Tekin, “Proje okullarının sayısının azaltılması gerekiyor, sadece proje okulu değil, genel anlamda toplam öğrenci kitlesinden yani sınavlı öğrenci alan okul sayılarını biraz azaltmamız gerekiyor.” açıklamasında bulundu.
Bakan Tekin, şöyle devam etti:
“Bugünün konusu değil yanlış bir anlaşılma olmasın. Ama nihayetinde biz çocuklarımızın üzerindeki sınav baskısını azaltmak istiyorsak eğer, bir milyon öğrencinin sınava girmesi çok doğru bir yaklaşım değil. Biz hem okulların kontenjanlarını hem de sınava giren öğrenci sayısını azaltacak tedbirleri kademeli bir biçimde hayata geçireceğiz.”
ÖĞRETMENLERİN YER DEĞİŞİKLİĞİ TALEBİ
Öğretmenlerin şiddetle karşı karşıya kaldığında yer değişikliği taleplerinin karşılanması için yönetmelikte düzenleme yapılacağını da belirten Tekin, İstanbul Sarıyer’deki Prof. Ali Kemal Yiğitoğlu Ortaokulu’nda bir öğretmenin, bir velinin yumruklu saldırısına uğradığını anımsatarak, şunları söyledi:
“Şimdi bu İstanbul’da yaşadığımız olayla ilgili teknik olarak bizim şöyle bir sıkıntımız var, öğretmen arkadaşımızın yerini değiştirmek istediğimizde mevzuatla ilgili bir sorunla karşı karşıya kalıyoruz. Ben personel genel müdürümüzden rica ettim, yönetmeliğimize bununla ilgili bir hüküm de koyuyoruz. Yani bu türden bir şiddetle karşı karşıya kalan arkadaşımız, eğer okulda çalışmak istemiyorsa başka bir okula da kadrosunun aktarılmasıyla ilgili bir hüküm. Öğretmen arkadaşlara bu vesileyle müjdeyi verelim.”
]]>1 KİTAP 1 DİPLOMA
YÖK, 3’ü devlet ve 1’i vakıf, 4 üniversitede öğrenci başına 1 basılı kitap düştüğünü raporlasa da üniversite adlarını gizleyerek sansürledi. Prof. Dr. Erol Arcaklıoğlu başkanlığında hazırlanan raporda; öğrenci başına üniversitelerde düşen ortalama kitap sayısı 6.98 oldu. 208 üniversite içinde öğrenci başına 10’dan fazla basılı kitabı olan üniversite sayısı 33’te kaldı. Devlet ve vakıf tüm üniversitelerde öğrenci başına ortalama 5.23 kitap düştü.
Türkiye’deki 208 üniversitenin 89’unda öğrenci başına düşen kitap sayısı 1-4 arasında kaldı. 79 üniversitede öğrenci başına 5 ile 9 kitap düşüyor. İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi öğrenci başına 45.5 kitap sayısıyla birinci oldu. Öğrenci başına düşen basılı kitap sayısının en yüksek olduğu ilk 5 üniversite ve kitap sayıları şöyle: İstanbul 29 Mayıs (45.5), Bilkent (42.25), Galatasaray (37.25), Boğaziçi (35.93), İstanbul (34.92).
ARAŞTIRMAYA PARA YOK
Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) için bütçesinden yüzde 15 ve üzeri pay ayıran üniversite sayısı 208 üniversite içinde sadece 5 oldu. Üniversiteler, Ar-Ge için bütçelerinin ortalama 3.4’ünü ayırdı. AR-Ge için 12’si devlet 22 üniversite, bütçesinden sadece 0.01 oranında yani hiç para pay ayırmadı. 47 üniversite ise bütçesinin yüzde 1’ini ayırdı. Ar-Ge’ye en çok bütçe ayıran ilk 5 üniversite ve bütçedeki yüzdelik dilimler Gazi (33.1), Ankara Bilim (26), İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (25.1), Sabancı (24.8) ve ODTÜ (19.2).
İTÜ DÜNYANIN EN İYİ İLK 100 ÜNİVERSİTESİ ARASINA GİRDİ
Yükseköğretim derecelendirme kuruluşu QS 2024 Alan Bazlı Üniversite Sıralama Sonuçları’nı açıkladı. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ), mühendislik ve teknoloji alanında, dünyanın en iyi üniversiteleri sıralamasında 1 yılda 13 basamak ilerleyerek ilk 100’e 95’inci sıradan girdi.
İLK 100’DE TEK ÜNİVERSİTE
Amerika’dan Çin’e, 2 bin 963 yükseköğretim kuruluşu, alan bazlı sıralandı. İTÜ Maden ve Mineral Mühendisliği’nde ilk 51-70, Petrol Mühendisliği’nde ilk 51-100 aralığında yer alarak Türkiye’den ilk 100’e giren ilk ve tek üniversite oldu. İTÜ’de 26 bölüm de dünyanın en iyi ilk 500’ü içine girdi. Mimarlık (101-150), İnşaat Yapı Mühendisliği (101-150), Elektrik Elektronik Mühendisliği (122), Makine Havacılık İmalat Mühendisliği (138), Kimya Mühendisliği (151-200), Malzeme Bilimleri (151-200), Bilgisayar Bilimi Bilişim Sistemleri (196) sırada yer aldı.
YÖK, araştırma bütçesi hatta kitabı bile olmayan üniversitelerin adını raporda gizledi

Öğrenci başına düşen basılı kitap ortalaması.
En çok yabancı öğrencisi olan ilk 5 üniversite
Anadolu Üniversitesi: 15 bin 755
Karabük Üniversitesi: 11 bin 931
İstanbul Üniversitesi: 8 bin 281
Kütahya Dumlupınar: 8 bin 281
Atatürk Üniversitesi: 6 bin 692
]]>Telefonuma mesaj geldi. “İpek’çim dolabımı düzeltirken 13 Kasım 2017 tarihli gazeteyi buldum. Sonra 19 Şubat 2022 tarihli televizyon programını gördüm. İki buluşmamızda da aynı kıyafetle olduğumu fark ettim. Elbise yırtılmadan bir daha buluşalım derim…” Bu esprili mesaj Kemal Sunal’ın eşi Gül Sunal’dandı. Kendisi bir kahve için buluşmayı teklif etmişti aslında ama “Bu buluşmaya neden okur da gelmesin” diye düşündüm. Kendi Youtube kanalında şahane programlar yapan, kitap yazan, sahne şovuyla kendine hayran bıraktıran ‘geç yetenek’ Gül Sunal’a “Yarın oradayım” dedim. Buluştuk, konuştuk. Buyurun sohbetimize…

Kemal Sunal Müzesi çok yakında açılacak. Burası müzenin gişesi…
– Yaz sonuydu, bir paylaşım yaptınız: “Kemal evimizden temelli gidiyor” dediniz.
Gidiyor dedim, evet.
– Nereye yolcu ettiniz Kemal Sunal’ı?
Kemal’i ebediyete yolcu ettim sanıyorum. İnşallah ebediyete kadar kalır gönderdiğim her şey. Kemal’i kaybettikten sonra hiçbir şeyini veremedim. Daha doğrusu dolaptan çıkaramadım. Sonra yavaş yavaş günlük kıyafetlerini ihtiyacı olanlara dağıttım. Filmleriyle ilgili sakladığı arşivi, kostümleri, afişleri olduğu gibi dolabındaydı. Ara ara sergiler yaptık ama onlar hep eve döndü. Her yaz temizleyip, astık ve müze fikri ortaya çıktı. Sunay Akın dedi ki; “Abla hepsini ver, müze açılmadan eşyaların tümünü görelim, tanzim edelim”. Fikir iyi geldi. Fakat o kadar kötü olacağımı bilemedim.

– Ne yaşadınız?
O gün Ali de yoktu, Ezo da… “Niye böyle bir şey yaptın?” dediler. Kalakaldım. Baktım gidiyor. Öyle kötü geldi ki bana. “Kemal’i temelli çıkarıyorum evden” dedim. Gitti yani… Çünkü onlar varken Kemal de evdeydi. Birdenbire yok oldu gibi geldi. Hâlâ hazmedemedim. O odaya giremiyorum, bomboş çünkü.
– Kitaplarını verdiniz mi?
Kitapları vermedim ama iyi muhafaza edileceğini hayal ederek vereceğim.
– Sizinle söyleşilerimizden birinde hangi koltukta, o koltuğun neresinde oturduğunu, yatağın hangi yanında yattığını, kahveyi hangi köşede içtiğinizi anlatmıştınız. Yani her şeyi yaşatıyordunuz, bu yüzden üzüntünüzü de çok iyi anlıyorum. Eşyaları kutulara koyarken hangi anılar canlandı gözünüzde?
Salonda hep aynı yerde oturuyordu. O aynı yerde, ben aynı yerde. Eğer kahve içiyorsak nerede kimin oturduğu belli. Onun oturduğu tarafa misafir oturuyorsa, allem edip kallem edip, bir şey gösterme bahanesiyle misafiri oradan kaldırır, ben otururdum. Çünkü Kemal bana “Buraya oturmazsam eve geldiğimi anlamıyorum” derdi. Tutucuydu bu konuda.
– Verdiğiniz eşyalar, kıyafetler ya da ne bileyim sevdiği bir aksesuar… Onları verirken geçmişe gittiniz mi?
Çok, gitmez miyim?

– Hangi anıya?
Bir kere o filmlerin çekildiği günlere gittim. Çünkü evden giyinip gidiyordu. Ben hazırlardım onu. O zaman böyle karavanlar falan yoktu. Aynaya bakardı, “Oldu mu” diye sorardı, kokusunu bile duydum biliyor musunuz?
–Vedalaşamadığınız bir eşya oldu mu?
E var tabii. Giysileri, kendi şahsi eşyalarından var. Sevdiği kazağı, hırkası, gömleği… Onları asla veremem. Ayakkabısı… Çok dikkat eder, çok temiz giyer. Hiçbir şey eskimez.
– Müze kurmak sizin hayaliniz miydi?
Kemal’in hayaliydi. İçime sinmese yapmazdım. Kemal’e yakışır bir şey olacağını hissettiğim için verdim eşyalarını. Sunay Akın ile kitabım vesilesiyle tanıştık. Sonra ahbap olduk. Müze fikrinde o ısrarcı oldu. Ekrem İmamoğlu ile tanıştırdı bizi. Ekrem Bey de sıcak baktı olaya. Uygun yer aradı, bulamıyordu. Sonra bana geldi dedi ki, “Gül Abla nereyi buldum biliyor musun? İnanamayacaksın. Göztepe Parkı’nın içindeki o yer”. Hayal bile edemezdim. Kemal’e “Bunları tutuyoruz, ne olacak” derdim, “Belki ileride müze yaparız” diye cevap verirdi. Oluyor işte.

– Kemal Sunal’ı herkes tanıyor. Gençler de izliyor, her jenerasyon… Müzeden hangi duygularla, ne alıp çıkmalarını istersiniz?
Önce kendine verdiği değeri… Her insan kendine bir değer biçmeli ve o değeri hak etmeli. Her meslekten olabilir. Kemal’in kendine verdiği değeri, işine verdiği değeri görüyorum. Halen inanamıyorum. İlk tiyatro sahnesine çıktığında taktığı bıyık duruyor. Saklamış. Yüzüne sürdüğü pat, kaşını boyadığı kalem duruyor. Hepsini vereceğim müzeye. Tiyatroda ona gelen tekstin üzerine düzeltmeler yapmış, onlar duruyor. Üniversiteye yüksek lisansa kaydolduğunda yatırdığı harç makbuzu bile duruyor. Ne kadar değer vermiş yaptığı her şeye. Onun için insanlar Kemal’e bu kadar değer veriyor. Youtube kanalıma mesaj bırakıyorlar, “Annem, anneannem, 3 ve 4 yaşındaki çocuklarım; hepimiz Kemal Sunal hayranıyız” diye. Düşünebiliyor musunuz, 3 yaşında hayranı var Kemal’in. İnsanlar Kemal’i önemsedi, çünkü Kemal kendini çok önemsedi. Ve tabii ki hitap ettiği kitleye önem verdi.
– Egosu yok muydu?
Yok, hiç. Kemal’in bir arabanın başında fotoğrafını göremezsin. Mesela Kemal öldüğü zaman bizim otoparkta çok insan toplanmıştı. Yandaki liseden sıralar koymuşlardı. Herkes oraya sabahtan gelip oturup bekliyorlardı. 40 gün oturdular. Çimenlerde yatıp uyudular.
– Karışıyor muydunuz aralarına?
Bazen gece iniyor, kendimi tanıtmadan aralarında dolaşıyordum. İnsanlar birbirine şöyle diyordu: “Bizim gibiymiş. Uçağa binmemiş, bizim gibi. Amerika’yı görmemiş” diyorlardı. Kendisiyle özdeşleştiriyorlardı. Kemal, orijinalini hiç bozmadı. Mesela görüyorum, biraz meşhur oluyor, az bir para kazanıyor, mesela hemen “Etiler’de oturmalıyım, Çeşme’de yazlığım olmalı, bilmem ne kulübüne gitmeliyim” demeye başlıyorlar. Kemal’in hiç öyle bir derdi olmadı. Neysek öyle yaşadık. O Malatyalı bir adam, ben Afyonlu bir kadın. Onun için de çok mutlu olduk. Tabii ki gelişime açık olacaksın ama hiçbir yere kendini zorla kabul ettirmeyeceksin. Mutluluk getirmiyor bu…

– Yani malı statü meselesi haline getirmemek lazım diyorsunuz…
Getirmemeli evet.
– Her zaman söylüyorum, siz şahane bir kadınsınız. Kemal Sunal da bunun farkında olacak ki, sizinle aşkı, dostluğu, aileyi çok sağlam temeller üzerinde oturtmuş. Şimdi yeni bir yıla giriyoruz, 2024. Dünya, Türkiye bambaşka bir yere gidiyor. Her gün üzüleceğimiz onlarca şey oluyor. Bugünün dünyasına baktığınızda karşınızda Kemal Sunal otursa ve “Hadi Kemal, bir kahve içelim deseniz” ne konuşurdunuz?
Bir kere gündemi konuşurduk mutlaka ve bu konuda biz neler yapabiliriz diye çözüm bulmaya çalışırdık. Film çekiyor olsaydı, mutlaka bu gündem hakkında mesaj verirdi. Kemal’in politikaya ilgisi çoktu. Gündemi iyi takip ederdi. Akşam bakanlar kurulu değişir, Kemal sabah hepsini adıyla, soyadıyla, geçmişiyle bilirdi. Yaşasa bugün de gündemi kaçırmazdı. Ah keşke olsaydı, konuşmamız gereken o kadar çok şey var ki…

AİLECE KEMAL’İ İZLEMİYORUZ
– Televizyonda Kemal Sunal’ı izliyor musunuz?
Hiçbirimiz seyretmiyoruz. Ne sesini duyabiliyorum, ne kendini izleyebiliyorum. Ali ve Ezo da öyle. Ezo bazen, “Anne çok özledim sesini duymayı” diyor ama yapamıyor.
– O zaman Kemal Sunal izlemeyen 3 kişiyi buldum…
Belki de belki de. (Gülüyor)
– 2024 mesajınızı rica etsem.
Allah herkese 2024’te akıl fikir versin.

İnsanlar mutsuz keyifsiz hırçın
– Bir okulunuz var. Okul öncesi eğitim veriyorsunuz. Cıvıl cıvıl çocuklar. Türkiye’de eğitim sisteminin ciddi sorunları olduğunu biliyoruz. Beslenme çantasını dolduramadığı için çocuklar okula gidemiyor. Memleket için bir tür geleceksizlikten söz edebiliriz. Öneriniz var mı?
Çocuk demek, gelecek demektir. 25 yıldır sabahtan akşama kadar burada, bu masada çalışıyorum. Gördüğüm ve üzüldüğüm şey, özel okul meselesi. Bana kızacaklar belki ama dünyanın hiçbir yerinde bu kadar özel okul merakı yok. Devlet okuluna gidecek çocuk. Her çocuk aynı eğitimi alacak. Çocukların hakkı bu. Kimi lisan öğreniyor, iyi eğitim alıyor, kimi hiçbir şey öğrenemeden mezun oluyor. Bir de özel okullar o hale geldi ki müşteri kaybetmemek için zayıf not veren okul yok.
– Müşteri dediniz…
Öyle bakıyor çünkü. Veliye müşteri olarak bakan okullar çok fazlalaştı. Bunların denetimi lazım. Köy Enstitüleri kapandığından beri iyi öğretmen de yetişmiyor. “Çocuklardan nefret ederim” diyen öğretmen gördüm ben. Bakın, İsveç’te bir gösteri yaptım. Bana Kraliyet Kütüphanesi’nde bir söyleşi düzenlemek istediklerini söylediler. Kraliyet Kütüphanesi dediğin şey bizim bu sokağın başından sonuna kadar bir yer. İnsanlar odalarda kitap okuyor. “Burası ne kadar güzel” dedim. “Bundan Stockholme’de beş tane daha var” dedi. Bakın sadece 1 milyon kişi yaşıyor. 1 milyon kişiye beş büyük kütüphane. O kadar üzüldüm, o kadar kıskandım ki! Kitap okumayan bir millet olduk. Kitaplar da çok pahalı. Babam memurken bütün kitapları alabiliyorduk. Haftada bir tiyatroya gidebiliyorduk.
– Bunun önemsizleştirildiği bir dünyadayız ama… Bazı şeyler kulağa arkaik gelmeye başladı…
Aynen öyle. Başka türlü bir tüketim toplumu oluştu. Herkes sürekli internetten alışveriş yapıyor. Kimse o parayla kültürel bir planlama peşinde değil. İnsanlarda çok ciddi bir giyim derdi var. Biz eskiden tiyatroya gitmediğimizde utanırdık. Kemal starken bile benim iki ayakkabım oldu. Bir siyah, bir kahverengi. Birini çıkarıp diğerini giyerdim. Şimdi her renk, her marka olması gerekiyor gibi.
– Bir de kişisel gelişim kitapları satıyor artık, edebiyat ya da araştırma değil.
Şimdi onu söyleyecektim. Yalan dolan, ben onu asla okumam. Kendimi böyle mi geliştireceğim? O kadar para kazanıyorlar ki bundan. Evrene mesaj yolla falan…
– Toplumun çaresizliği mi acaba?
Çaresiz bırakıldı. Kültürü, sanatı, tarihi, yok edersen yapacak bir şey yok. Bu insanlar çırpınıp duruyor işte sonra. Mutlu olmak istiyorlar. Herkes mutsuz, keyifsiz, hırçın.

Öldükten sonra yalnız olduğunu anladım
– Kemal Sunal’ın filmleri çok neşeli, aynı zamanda meselesi ve mesajı olan filmlerdi. Bugün o neşemizi kaybettiğimizi düşünüyor musunuz?
Düşünüyorum tabii. Gençlerin yüzünün güldüğünü hiç görmüyorum. Biz neşeli insanlardık. O kadar uzağa gitme. Mesela bizim okul 1998’de açıldığında iki öğretmenim vardı. Tuzla’dan geliyorlardı. Kapıdan hep gülerek giriyorlardı. “Ay bunlar ne gülüyor sabahın köründe” diyordum. Öyle gülen öğretmen yok şimdi.
– Şimdi herkes geçim derdinde…
Geçim derdinde, evet. Çalışmak da istemiyorlar. Çalışmasının hakikaten karşılığını alamıyor. Maaşlar çok düşük. Ne oldu şimdi? 17 bin lira mı olmuş?
– 17 bin 2 lira.
2 lira ne?
– Bilmiyorum.
Ama geçen sefer de 11 bin 2’ydi ya. Onu unutmuyorlar Allah’tan. Neyse böyle yani. Hayat böyle olunca, insanlar da kişisel gelişim kitabı alıyor tabii. Steinbeck’i, Balzac’ı oku. Bizim Halide Edip’i, Ahmet Arif’i oku. Benim hâlâ okumadığım o kadar çok klasik var ki.
– İki evladınız, torunlarınız var. Onların üzerine nasıl titrediğinizi de biliyorum. Tıpkı Kemal Bey varmış gibi aile düzeninizi devam ettiriyorsunuz. Aile sizin için ne anlam ifade ediyor? Aile bağları insanı hayatta nelerden korur?
Cevabı sorunun içinde söyledin. Aile korunak demek, barınak, liman. Benim bu kadar güçlü ve mutlu insan olmamın tek sebebi aile. Çok yakın, çok güzel dostlarım da var. Çok kişiyi eledim. Telefonumdan bile sildim isimlerini.
– Neden?
Gerek yok bazı insanlara. Eskiden ayıp olmasın diye görüştüğüm insanlar vardı ama görüyorum ki bana karşı çok samimi değiller. Benim alışveriş yapmam lazım. Ya bir şey vereceğim ya bir şey alacağım. Oturup kakara kikiri yapacak zamanım yok. Buna vakit harcayacağıma, gider iyi bir kitap okurum, güzel bir film izlerim.
– Seçicisiniz yani…
O konuda seçiciyim, evet. Bana biraz “Yalnızsın” diye kızıyorlar.
– Kemal Bey yalnız mıydı?
Yaşarken etrafında çok insan vardı. Ama öldükten sonra yalnız olduğunu anladım. Hiç arkadaşı yokmuş. Bu net, çok eminim. Çok iyi arkadaştık, görüşürdük” diyorlar. Evet, görüştüğü çok insan vardı. Sonradan Kemal’le gerçekten arkadaş olanların 3-5 kişiyi geçmediğini gördüm. Zaten en sevdiği şarkıydı, “Gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım”…
– Bunu yaşadığınızı üzülerek mi gördünüz?
Üzülerek gördüm, evet. Enteresan şeyler duydum. Onun için kestim alakamı. Zaten bizim kimseye ihtiyacımız yok. Hep mutlu olduk. Kemal yaşarken isteseydik çok paramız olurdu. Çok malımız, mülkümüz olurdu. Biz böyle yaşamayı tercih ettik.
]]>