Prof. Dr. Cengiz Kuday
BİRÇOK NEDENİ VAR
Boyunfıtığı riskini artıran nedenler şöyle sıralanabilir:
– 40 yaş ve üzerinde olmak (Bu yaşlarda daha sık karşılaşılır),
– Kadın olmak (Çünkü kadınların boyun kasları erkeklere nazaran zayıftır.)
– Boynu zorlayacak kadar ağır yük kaldırmak,
– Baş seviyesi üzerinde işlerde çalışmak,
– Bilgisayar başında çalışırken uzun zaman aynı pozisyonda kalmak,
– Telefonu omuz ve baş arasında sıkıştırarak konuşmak,
– Çok sayıda ya da kalın bir yastıkla uyumak,
– Televizyon izlerken başı kanepenin koluna yaslamak ve bu şeklide uyuyakalmak,
– Başın aniden aşırı bir şekilde geriye çekilmesi de önemli bir nedendir. Örneğin arabada ani bir fren neticesinde baş ve boynun arkaya sallanması, dişçi ya da kuaför koltuğunda başın aşırı şekilde arkaya çekilmesi, yüksek bir yerden bir şey alırken baş ve boynun aniden geriye gitmesi, tıraş olurken ya da şişeden su içerken boynun çok fazla arkaya eğilmesi boyun fıtığını tetikleyebilir.
HASSAS BiR BÖLGEDiR
Boyun fıtığı da bel fıtığında gördüğümüz bel ve bacak ağrılarına benzer. Boyun fıtıklarında da boyun, sırt bölgelerinde başta kollar olmak üzere şikayetler görürüz. Aynı bel bölgesinde olduğu gibi boyun bölgesindeki omurga kemikleri arasında bir nevi amortisör görevi yapan disk dediğimiz oluşumlar vardır. Boyun travmalara açık ve kolayca incinen bir bölgedir. Değişik şekilde klinik bulgular verebilir. Omuz, boyun ve kollarda ağrı, uyuşma, karıncalanma ve kuvvet kaybı gibi klinik şikayetler olur.
NE ZAMAN GEÇ KALINMAMALI?
Eğer fıtıklaşma ve kemik daralması orta hatta ise ciddi olaylara sebep olabilir. Örneğin; kişi şöyle bir ‘başımı öne veya arkaya eğdiğim zaman kol ve ellerimde elektriklenme oluyor’ diyorsa bu çok özel ve acil bir durumdur. Bu baskılar uzun sürerse omuriliğin kendisinde geri dönüşü olmayan myelopati dediğimiz bozukluklara sebep olur. Bu durum da ileri derecede nörolojik bozuklara yol açarak yürümede, kolları hareket ettirmede zorluklara ve zamanla felce doğru bir gidişe zemin hazırlayabilir.
BAŞKA HASTALIKLARLA KARIŞTIRILABİLİR
Boyun fıtığı düşünülen hastaların hepsine farklı tanı metotları ile yaklaşmak şarttır. Bunlar röntgen, EMG, MR’dır. En önemlisi iyi bir muayene ve nörolojik değişikliklerin değerlendirilmesidir. Çünkü boyun fıtıkları; akciğer tümörleri, omurilik tümörleri, doğumsal anormallikler ve fibromiyalji gibi farklı hastalıklarla karıştırılabilir.
TEDAVİ YOLLARI
Boyun fıtığında yüzde 60-70 konservatif tedaviler uygulanır. İlaç tedavileri: Antienflamatuar ilaçlar, kas gevşetici ve ağrı kesici ilaçlar. Fizik tedavi: Traksiyon ve diğer fizik tedavi metodları-ağrı tedavisi. Cerrahi: İlaçlar ve fizik tedavi fayda sağlamıyorsa, ciddi güç-his kaybı ve dayanılamayacak ağrılar mevcutsa cerrahi düşünülür. Cerrahi 70’li yılların başından beri çok değişik metotlarla yapılabilmektedir ve gelişen teknoloji ve cerrahi yöntemlerle hasta kısa zamanda şifa bulunur.
]]>Bolmeer, bu hareketlerin haftada iki veya üç kez, aralarında en az bir dinlenme günü olacak şekilde 10 ila 15 tekrardan oluşan üç set halinde yapılması gerektiğini söyledi.
Antrenör yaptığı açıklamada, “Tutarlılık çok önemli. Bu plana sadık kalın, temel gücünüz ve vücudunuzdaki farkı görmeye ve hissetmeye başlayacaksınız.” dedi.
İşte göbeği eritmeye yarayan 5 egzersiz…
OMUZ HAREKETLERİYLE PLANK
Bolmeer, “Önkollarınız yerde ve dirsekleriniz omuzlarınızın altında olacak şekilde, vücudunuz baştan topuklara kadar düz bir çizgi oluşturacak şekilde yüksek bir tahta pozisyonuyla başlayın” dedi. “Çekirdek bölgenizi devreye sokun ve diğer elinizle bir omzunuza hafifçe vurun, ardından plank pozisyonuna dönün. İstenilen tekrarlar için tarafları değiştirerek tekrarlayın.

Men’s Health, bu egzersizin denge ve kontrolü test ederken çekirdek ve omuz stabilitesini, duruşunu ve esnekliğini geliştirdiğini belirtiyor. Çıkış, vücudunuzun bükülmesine, kaymasına veya eğilmesine izin vermemenizi, omuzlarınızı ve kalçalarınızı yere dik tutmanızı ve hareketi orta hızda gerçekleştirmenizi önerir.
ÖLÜ BÖCEK HAREKETİ
Bu düşük etkili pelvik stabilite egzersizine, dizleriniz bükülü ve ayak parmaklarınız yukarı bakacak şekilde sırtüstü uzanarak başlayın. Her iki kolu da tavana doğru kaldırın.
Aynı anda sağ bacağınızı önünüze ve sol kolunuzu arkanıza doğru uzatın.

Bolmeer, Gloucestershire Live’a şunları söyledi: “Sonra uzattığınız kolunuzu ve bacağınızı yavaşça yere doğru indirin, ancak alt sırtınızın kavisine izin vermeyin.” “Hareket boyunca merkez bölgesini koruyun ve başlangıç pozisyonunuza dönün ve karşı kol ve bacakla tekrarlayın.”
Toronto’daki Yorkville Spor Hekimliği Kliniği, hareket boyunca omurganızı sabit bir pozisyonda tutmanızı, nefes almayı hatırlamanızı ve beceri düzeyine göre egzersizde değişiklikler yapmanızı öneriyor.
BİSİKLET HAREKETLERİ
Dizleriniz bükülü, ayaklarınız yere düz basacak ve elleriniz başınızın arkasında olacak şekilde sırt üstü uzanın ancak parmaklarınızı birbirine kenetlemeyin.
Başınızı ve omuzlarınızı yerden kaldırın ve bir dirseğinizi karşı dizinize doğru getirirken gövdenizi döndürün. Diğer bacağınızı uzunca uzatın.

Bolmeer, “Pedal çevirme hareketini taklit ederek sürekli bir hareketle taraf değiştirin” dedi.
Today.com için yazan kilo verme koçu Stephanie Mansour, stabiliteyi, koordinasyonu ve esnekliği artırmayı amaçlayan bisiklet mekik hareketinin, iç ve dış eğik karın kaslarını çalıştırdığı için standart mekik hareketinden daha faydalı olduğunu savundu.
FARKLI BİR MEKİK EGZERSİZİ
Bacaklarınız bitişik ve kollarınız başınızın arkasında uzatılmış şekilde sırtüstü uzanın.

Bolmeer, Gloucestershire Live’a şunları söyledi: “Omuzlarınızı ve bacaklarınızı yerden hafifçe kaldırarak vücudunuzla hafif bir ‘C’ şekli oluşturacak şekilde merkez bölgenizi devreye sokun.” “Zaman içinde kalma sürenizi iyileştirmeyi hedefleyerek, uygun formu koruyabildiğiniz sürece bu pozisyonu koruyun.”
DAĞ TIRMANIŞI
Yüksek plank pozisyonuyla başlayın; elleriniz omuzlarınızın altında olmalı ve omuzlarınız bileklerinizin üzerinde olmalıdır. Alternatif olarak bir dizinizi göğsünüze çekin ve tekrar tahta pozisyonuna getirin.

Türkiye coğrafi konumu ve jeolojik yapısı nedeniyle dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri üzerinde yer alıyor. Ülkenin en önemli deprem kaynaklarından biri olan yaklaşık 1600 kilometre boyundaki Kuzey Anadolu Fayı Bingöl Karlıova’dan başlayarak batıya doğru Erzincan-Niksar-Tosya-Bolu yönünde uzanıyor.
Bolu’dan batıya doğru kollara ayrılan fayın kuzey kolu Düzce ve Sakarya’dan geçerek İzmit Körfezi’nden denize giriyor ve Adalar açığından geçip Kumburgaz-Silivri-Tekirdağ açıklarından geçerek Mürefte’de tekrar karaya çıkıp Saros Körfezi’nden Kuzey Ege ve Yunanistan’a kadar uzanıyor.
Ölçümlere göre bu kolda fayın 15-20 mm/yıl olan hareket hızı diğerlerine göre çok daha fazla ve bu nedenle de “Ana Kol” olarak adlandırılan bu kolda depremler daha sık oluyor. Bolu-Geyve-İznik Gölü’nden geçen güney kol ise Gemlik körfezinden Marmara suları altına girip sahile paralel uzanıyor. Erdek’te karaya çıkarak Edremit Körfezi’ne doğru uzanıyor. Bu kol da büyük depremler üretiyor ancak daha geniş zaman aralıklarıyla.
İSTANBUL’UN DEPREM TARİHİ
Ülkemizin en kalabalık ve ekonomik anlamda da can damarı kabul edilen kadim şehri İstanbul’un deprem tarihi hakkındaki bilgilerimiz binlerce yıl geriye gidiyor. Bizans ve Osmanlı dönemi kayıtlarında İstanbul’u kimileri önemli oranda etkileyen 100’den fazla deprem var.
1900 yılı öncesinde sismik ölçüm cihazları olmadığından bu depremlerin nerede, hangi fay üzerinde ve hangi büyüklükte oldukları net olarak bilinemiyor ancak yarattıkları hasarın tarihteki kayıtları dikkate alınarak bu özellikleri konusunda tahminler yürütülüyor. Bu bilgilerin net olarak bilinmesi gelecekteki deprem olasılıklarının hesaplanmasında son derece önemli. Buna rağmen en azından 1509 ve 1766 (elbette öncesi ve sonrası da var) depremlerinin İstanbul ve çevresinde önemli hasar yaratan 7’den büyük depremler olduğu ve bunların Ana Kol’dan kaynaklandığı genel kabul görüyor.
Öte yandan 17 Ağustos 1999 Gölcük depreminin doğu ve batıdaki faylarda gerilim artışına neden olduğu bu depremin hemen ardından yapılan çalışmalarla ortaya konmuştu. Nitekim 12 Kasım 1999 Düzce depreminin bu nedenle geliştiği biliniyor ve batıdaki kesimde yani Marmara Denizi’nde de o tarihten bu yana bir büyük deprem beklentisi var.
“MARMARA’DA TEKRARLAMA ARALIĞI DOLDU”
Deprem biliminde genel kuraldır: Bir yerde geçmişte büyük bir deprem olmuş ise belli bir süre sonra orada yine benzer depremler olacaktır. Marmara için deprem tekrarlama aralığı dolmuştur ve her ne kadar zamanını belirlemek mümkün değilse de büyük deprem olasılığı yüksektir. Böyle bir deprem gerçekleştiği takdirde nerede ne kadar hasara yol açacağı da senaryolar vasıtası ile ortaya konmuştur. Bu senaryolarla ortaya konan durum pek de iç açıcı değildir. Olası bir depremde en büyük hasarı alması beklenen yerler Marmara Denizi kıyılarına en yakın alanlardır.
Deprem ile mücadelenin altın kurallarında biri depremin en şiddetli olması beklenen yerlerde nüfusun ve sanayinin artırılmaması ve bunların tehlikenin yüksek olduğu alanların dışına taşınmasıdır. Ancak İstanbul’da ve Marmara çevresindeki diğer yerleşimlerde bu altın kurallar hiçe sayılmış, bunun sonucunda da en yoğun yerleşim ve sanayi, zemin koşulları en zayıf olan ve depremi oluşturması beklenen faylara en yakın konumdaki yerlerde yoğunlaşmıştır.
“İMAR AFFI AFETLERE DİRENÇSİZ YAPILARI TEŞVİK ETTİ”
Bir depremde bir bölgede ortaya çıkan sarsıntıyı etkileyen başlıca faktörler depremin büyüklüğü, derinliği, depremi oluşturan fayın türü; bulunulan yerin deprem odağına ve faya olan uzaklığı ve zemin koşullarıdır. Hasarı etkileyen ana faktör ise bu yapıların deprem sonucu ortaya çıkan sarsıntıya ve zemin koşullarına dayanabilecek nitelikte olmamasıdır. Deprem büyüklüğü ile hasar oranı arasında kıyaslama yapan istatistiklerde ortaya çıkan manzara ülkemizde deprem gerçeğini gözetmeden inşa edilen yapıların kalitesinin son derece düşük olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
6 Şubat 2023 tarihinde aynı günde yaşanan 2 büyük depremde ortaya çıkan felaket de kentlerimizin ve yapılarımızın depreme ne kadar dirençsiz olduğunu ağır bir bedelle ortaya koymuştur. Nüfusumuzun artmasına ve kırsaldan kente göçün hızlanmasına bağlı olarak 1950’li yıllardan bu yana giderek ivmelenen plansız kentleşme ve bir türlü gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartılamayan yapı işçiliği ve denetimi, deprem dirençsiz kent sorununun kar topu gibi giderek büyümesini sağlarken büyük ölçüde siyasi beklentilerle çıkartılan onlarca imar affı da afet dirençsiz yapıları önlemek bir yana aksine teşvik eden bir unsur olmuştur.
Bugün gelinen noktada İstanbul’da 1 milyon 120 bin binanın en azından 700 bin tanesinin olası bir depremde hasar alacağı, bunların 70 ila 80 bin tanesinin ise ya çökeceği ya da çok ağır hasar alacağı bilinmekte ise de bilhassa ülkemizin içinde bulunduğu zor ekonomik koşullar altında bu büyük sorunun nasıl ve ne sürede aşılabileceği konusunda toplumda güven oluşturan ve inanılan bir yol haritası oluşturulamamıştır.
]]>