‘Benim alanım ekonomi, ben ekonomistim‘ diyerek Türkiye’yi 2022 yılına yeni bir ekonomi modeliyle sokan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon neticedir” tezi Türkiye’ye ağır bir bedel ödetti. Mayıs 2023 seçimlerinden sonra da bu uygulanan program rafa kaldırıldı ve Haziran 2023 ile Mart 2024 arasındaki dönemde Merkez Bankası politika faizini 4 bin 50 baz puan yükseltti. Hali hazırda politika faizi yüzde 50 ile AKP döneminin rekorunu kırarken, bir yıl önce “Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece, faiz yükselemez, faiz devamlı düşecektir” diyen Erdoğan’ın geçmişte faiz ile ilgili söylediği sözler sosyal medyanın dilinden düşmüyor:
NAS ORTADA
17 Kasım 2021: Diğer ülkeler giderek daha çok sıkıntıya girerken biz ise önümüzdeki yıldan itibaren ferahlamaya başlayacağız. Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bunu farklı yere çevirme gayretine girenlere diyorum ki boşuna uğraşmayın. Bu görevde olduğum sürece faizle mücadelemi sonuna kadar sürdüreceğim ve enflasyonla mücadelemi de sürdüreceğim. Bu konuda nas ortada. Nas ortada olduğuna göre sana, bana ne oluyor?
PROGRAMDAN GERİ DÖNÜŞ YOK
26 Kasım 2021: Ne yaparlarsa yapsınlar bizi üretim, istihdam ve cari denge odaklı bu ekonomi programımızdan geri döndüremeyecekler. Yüksek faizi, enflasyonu, kur tuzaklarını ülkemizin kaderi gibi görenlerin teslimiyetçiliği öğretilmiş bir çaresizliktir. Bu faizler düşecek. Biz yüksek faize halkımızı da çiftçimizi de ezdirmeyeceğiz. Yüksek faizmiş, düşük kurmuş, IMF reçeteleriymiş, küresel siyaset ve para baronlarının şantajlarıymış; bunların hiçbiri bizim için insanımızın işinden, aşından, geleceğinden daha önemli değildir. İşte bunun için dünyada gelişmekte olan ülkeler üzerinde yıllarca oynanan enflasyonu yükseltip faizleri artırarak ekonomiyi sıcak paraya boğup sonra faizler ve kurlar düşünce yüzde 40, yüzde 50 kârlarla çıkma oyunun önünü kesecek adımları attık.
FAİZ KONUSUNDA ASLA TAVİZ VERMEM
29 Kasım 2021: Bizi kendi istedikleri çizgiye çekmek isteyenlerin kur, faiz oyunlarına prim vermedik, vermiyoruz. Eğer ben de ekonomi tahsili görmüşsem ve bu ekonomi tahsilinden de öte bazı değerler silsilesi içerisinde de inandıklarım, bilgim varsa, faiz sebeptir, netice değildir. Enflasyon neticedir. Tabii burada bazıları bunun tam aksini savunuyorlar. Bunlar enflasyonun sebep, faizin netice olduğunu savunuyorlar. Tayyip Erdoğan, zaten en başından beri düşük faizden bahsediyor ve bu faiz inecek diyor. Hiçbir zaman faizin yükseltilmesini savunmadım, savunmuyorum ve savunmayacağım. Farklı düşünenler de çıksa Tayyip Erdoğan aynı noktadadır. Asla bu konudan taviz vermem. Çünkü bu benim aynı zamanda değerler silsilesi içindeki yapımdır. Bundan taviz veremem ve vermeyeceğim. Biz bu işi başaracağız.
TEMENNİ DEĞİL, TEKNİK HAKİKAT
31 Aralık 2021: Bak, yine söylüyorum; faiz sebep, enflasyon neticedir. Buna inandığımız gün başarılı olacağız. Enflasyon ve fiyat artışları hızla düşecek derken temennimizi değil, teknik bir hakikati, mutlaka olması gereken bir durumu ifade ediyoruz. İnşallah çok yakında bunu da hep beraber göreceğiz.
PARÇALAYIP ATACAĞIZ
29 Ocak 2022: Enflasyonun sizlerin üzerinde ciddi bir yük haline dönüştüğünü biliyoruz, görüyoruz. Faizle mücadelemi biliyorsunuz, faizi indireceğiz ve indiriyoruz. Bilin ki enflasyon da inecek, daha da düşecek.
17 Şubat 2022: Ülkemizin ayağına vurulan her pranga gibi, faiz prangasını da döviz kuru prangasını da enflasyon prangasını da parçalayıp atacağız. Dikkat ederseniz artık faiz tartışması, gündemden önemli ölçüde düştü. Aynı şekilde döviz kuru da istikrara kavuştu. Şimdi sırada enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara indirme var.
KAZANAN KİM? KAYBEDEN KİM?
6 Haziran 2022: Türkiye ekonomisini belli bir çizginin üzerine çıkartmayarak yüksek faizle soyulacak kadar diri, üretimle ayağa kalkamayacak kadar halsiz bırakacak programlarla yıllarımız heba edilmiştir. Ülkemizdeki mandacı zihniyetlerin, müstemleke (sömürge) heveslilerinin, zihni ve kalbi emperyalistlerin virüsleriyle formatlanmış olanların anlayamadıkları hakikat işte budur. Aslında bu kısır döngünün ilk adımı enflasyonun tanımı ile başlıyor. Batı’nın ekonomi mecralarına göbek bağıyla tabi olanlara göre enflasyon, insanların ve kamunun aşırı tüketiminden kaynaklanıyor. Bu sorunun çözümü de faizleri artırarak parayı tasarruf araçlarına yönlendirmek suretiyle tüketimi azaltmak ve böylece fiyatları düşürmek olarak sunuluyor. Peki, burada kazanan kim? Yüksek faizle cebi dolan içerideki bir avuç tuzu kuru kesim. Onlarla birlikte yükselen faizlere ve değerlenen liraya heveslenerek dışarıdan gelen sıcak para sahibi fonlar. Elbette ucuzlayan döviz sebebiyle ülkeyi yabancı tüketim ürünlerinin pazarı hâline getiren ithalatçıları da bu arada unutmamak lazım.
‘Emperyalist mandacılar’
Peki, kaybeden kim? Üretimin düşmesi sebebiyle işsiz ve aşsız kalan, umutları törpülenen, gelecekleri kararan milyonlar. Biz tercihimizi faizleri yükselt baskısıyla bir kez daha ülkeyi soymak için ellerini ovuşturanlardan değil, istihdamı koruyarak işini, aşını, geçimini sürdürmesini sağladığımız milyonlardan yana kullandık. Hele ki dünyanın içinden geçtiği şu ekonomik buhranda tercihi üretimden ve istihdamdan değil de, finansal illüzyonlardan yana kullanmak ülkeyi emperyalist mandacılara peşkeş çekmek kesinlikle demektir, bunu da unutmayacağız.
FAİZ LOBİLERİ ÇÖKMEYE BAŞLADI
22 Ekim 2022: Faiz lobilerinin sözcülüğünü yapan mandacı ekonomistlere rağmen Türkiye’yi her yıl ortalama yüzde 5,5 oranında büyüttük. Dikkat ederseniz şu anda faiz lobileri çökmeye başladı. Ve artık faizde tek haneli rakama doğru iniyoruz.
BU KARDEŞİNİZ İKTİDARDA OLDUĞU SÜRECE…
24 Nisan 2023: Türkiye’nin önündeki tüm engelleri nasıl birer birer kaldırdıysak, enflasyon meselesini de bu yılsonuna kadar kontrol altına almış, önümüzdeki yıl tamamen çözmüş olacağız. Bu kardeşiniz iktidarda olduğu sürece, faiz yükselemez, faiz devamlı düşecektir… ve göreceksiniz enflasyon da faizle beraber düşecek
]]>Özel, CHP’nin seçim stratejisine ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
-Bu seçimler birkaç seçime benzetilebilir. Üçüncü tur diyenler var ama belki şöyle, biraz önce seçimlerin hem ahlaki hem hukuki meşruiyetini sorguladınız.
-Belki şuradan almak gerekiyor. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile, 3 ay bile olmayacak 1,5 ayda toparlarız diye ilan edip de içine bir Anayasa değişikliği, bir referandum, bir genel seçim sığdıran, yani kanlı bir darbe girişimini araçsallaştırarak, fırsata çeviren, kendi deyimiyle de belki de Allah’ın bir lütfu olarak nitelendirilen bir akıl tarafından yönetiliyor şu anda Türkiye.
-Dünyanın gelişmiş ülkelerinin pek çoğunun anayasalarında OHAL şartlarında anayasanın değiştirilemeyeceği, seçim yapılamayacağı yazar ancak bizim anayasamız 1980 darbecileri tarafından yazıldığı ve hazırlandığı için böyle bir hüküm yok.
-Aslında bu askerlerin kendi gayrimeşru anayasalarına meşruiyet kazandırmak için Anayasamıza koymadıkları bir hüküm. Gerçekten bir sivil anayasa yapsanız, içine sıkı yönetim, OHAL gibi hallerde bu anayasa değiştirilemez.
-Çünkü toplum sözleşmesi en özgür şekilde tartışılarak hazırlanır, oylanır ve ardından yürürlüktedir.
-Birisi OHAL ilan edip, yani özgürlükleri askıya alıp, başta basın özgürlüğünü, savunma hakkını gerilettirip, belli süreleri uzatıp, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin belli maddelerini askıya aldığınız bir süreçte anayasa değiştiremezsiniz ama Kenan Evren’in sağladığı olanakla o anayasa değişikliği önce Meclis’te görüşüldü, sonra da referanduma gitti.
-Referandumda kıl payı bir farkla, yüzde 51’e 49’luk bir farkla geçti ama o referandum da OHAL şartlarında yapıldı.
“KAZANMAMIZ GEREKEN BİR SEÇİMİ KAYBETTİK”
-Bu süreçten hemen sonra yapılan baskın seçimle, hatırlatalım o da OHAL şartlarında yapıldı. Tek adam rejimi işlerlik kazandı ve 2023 seçimlerine öyle gidecektik. Büyük bir umutsuzluk vardı.
-Büyük bir üzüntü vardı. Büyük bir kaybetmişlik duygusu vardı ama o sırada bir şey oldu. Seçmen önüne gelen ilk sandıkta dengeyi yerelden kurdu.
-Ülkenin, bütün dünyada Türkiye’nin adını bilmeyenlerin adını bildiği İstanbul gibi bir metropol dahil, başkent Ankara, Adana, Mersin, Antalya’yı AKP’den aldı CHP’ye verdi.
-CHP’nin elindeki belediyeleri de CHP’de tuttu. CHP bir anda 11 büyükşehri yöneten, Türkiye nüfusunun yüzde 60’a yakınına belediye başkanlarının temas ettiği, bir merkez yerel dengesi kuruldu Türkiye’de.
-Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul seçimini kabul etmeyip seçimi yeniledi, çok daha büyük bir fark ortaya çıktı. Bunların hepsi, yani son seçimi de CHP’nin adayı ve Ekrem İmamoğlu kazanmıştı, bu siyasete bir denge getirdi.
-Biz o denge ile 2023 Cumhuriyetin 100’üncü yıl seçimlerine gittik. Şimdi o seçimleri, öyle oldu, böyle oldu. Oraları çok tartışıldı. Sizler konuştunuz, dönüp de niye kaybettiye dönmeyelim ama kazanmamız gereken bir seçimi kaybettik.
“DEM DE BU SEFER İKTİDARA KAYBETTİRME STRATEJİSİNDEN VAZGEÇTİ”
-Cumhuriyetin 100’üncü yılında Recep Tayyip Erdoğan aslında hedefi olan, hedef 2023’teki hedefinin ne olduğunu daha önceden biliyorduk ama hedefi çok daha ileri bir noktaya gelmekken o yerelden kurulan denge ile ve millet ittifakı ile Türkiye’nin tam olarak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun arkasında muhalefetin birleşmesiyle süreçte bir sürü hatalar yapıldı, kusurlar yapıldı ama yüzde 48,5 oy alındı.
-Daha doğrusu Anayasa’ya göre ilk tur iki taraf da yüzde 50’yi geçemedi, ikinci tura kaldı. Orada da yüzde 48,5’a, 51,5 gibi bir denge ile seçim sonuçlandı. Şimdi yeniden bir umutsuzluk vardı. Sizinle bu stüdyoda da bunu konuştuk.
-Seçmenimiz büyük bir duygusal kopuş yaşıyordu. Büyük bir ümitsizlik. Sandığa küskünlük, bir daha sandığa gidilmeme noktasında çok söylemler varken, CHP diğer partilerde olmayan bir parti içi demokratik mücadele ile seçimli bir kurultaya gitti ve seçimli kurultayda biz değişim söylemimizle, kurultayın olduğu gün kurultaya kadar olanları bırakarak, unutarak, temiz bir sayfa açarak, partiyi bütünleştirerek, önceki bütün genel başkanlarımıza olduğu gibi Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na da vefa duyarak, minnetlerimizi ifade ederek, yeni bir süreç başlattık.
-Şimdi bu şartlarda yerel seçime gidiyoruz ve Türkiye bir kez daha 2018 tek adam rejiminin iktidara geldiği seçimleri 2019 Mart’ta dengelediği gibi bir genel ve yerel dengesi kuracak mı? O tartışılıyor.
-Burada kuracağımızı gördüler ve onun için bin çeşit tedbir alındı. Bunlardan bir tanesi Recep Tayyip Erdoğan kendi ittifakına sarıldı.
-Cumhur ittifakının karşısında millet ittifakının da bileşenleri gayretlerimize rağmen, onlar açısından, kendileri açısından saygı duyduğumuz gerekçelerle ittifaktan çekildiler. Birçok yerde yarışıyoruz. Diğer taraftan bir önceki seçimde biz bu iktidara gücümüzü göstermek için ne olursa olsun onlara kaybettirme stratejimiz var.
-AKP’ye kaybettirmek için kayıtsız şartsız muhalefete destek vereceğiz diyen o günkü HDP, bugünkü DEM de bu sefer iktidara kaybettirme stratejisinden vazgeçti. Kendi adaylarını çıkardı.
-Seçim bölgelerine özel, adaylar çok hoşumuza giderse, belli şartları sağlıyorlarsa, kent uzlaşısında biz de oy verebiliriz, yoksa biz de adaylarımızı çıkarırız dedi ve önemli metropollerde de adayları var. Seçimin böyle bir güçlüğü de var.
Özel, “İttifakın kurulamamasında iktidarın parmağı var mı” sorusunu şu cevabı verdi:
“DEVLETİN TELEVİZYONU, 20 GÜNDÜR BİZİM REKLAMIMIZI YAYINLAMIYOR”
-İktidarın parmağını bilmem ama Türkiye’de CHP’ye yerel seçimlerde yalnızlaştırmak üzerine AKP uğraşıyor, MHP uğraşıyor, derin devlet uğraşıyor. Devletin bütün organları uğraşıyor. Devlet ve parti ayrımı ortadan kalktığı için. İnanılmaz bir şekilde, şu kadarı söyleyeyim, daha sonra belki bir başka başlıkta konuşuruz.
-Hepimiz vergi veriyoruz. Bugün benim mitingime gelen on binlerce kişi vergi veriyor. Onların vergileri ile TRT fonlanıyor. Onların vergileriyle TRT çalışıyor. Devletin televizyonu, kamu televizyonu 20 gündür bizim reklamımızı yayınlamıyor ki reklam bir Barış Manço şarkısı, telifi ödenmiş, içinde Ekrem Başkanın esnafın kepengini kaldırdığı, Mansur Başkanın dayanışma belediyeciliğine davet ettiği bir kadının veresiye defterini kapatmasını alkışladığı, İzmir Cemil Tugay’ın genç kızlarla, kadın öğrencilerin gitar çalışına eşlik ettiği, emekçilerin Candan Yüceer tarafından ziyaret edildiği, topuklu efenin sera ziyareti yaptığı bir filmi hukuki inceleme yapıyoruz diye 20 gün tuttular.
-AKP’nin filmini bir günde yayına aldılar, bizimkini almıyorlar, şimdi diyorlar ki biz 20 gün önce başvurduğumuz halde, mart ayı için rezervasyonlarımız dolu. Kamu yayıncılığı, parası ile reklam yayınlamıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Korkunç bir süreçteyiz. Şimdi göz önünde TRT bunu yapıyorsa, arka tarafta MİT ne yapıyor? Daha ne söyleyeyim ben. Kimseyi yıpratmamak, devletin kurumlarını yıpratmamak için yaşadığımız bazı şeyleri söylemek istemiyorum ama ne kurumlar neler yapıyor.
-Şimdi gelinen noktada onlar da görüyorlar ki, CHP bu seçimi bu sefer tek başına ki aslında tek başına değiliz. Cumhur ittifakının karşısında bir Türkiye ittifakı var. O Türkiye ittifakı ki geçen seçimde millet ittifakına İstanbul’u kazandıran, İstanbul ittifakının çok önemli bir kısmını kapsıyor.
-Çünkü insanlar değişmedi. Saraya itiraz değişmedi, tek adam rejimine itiraz değişmedi. Sömürü düzeni değişmedi, Bahçeli’nin tutumuna itiraz değişmedi. Buna rağmen geçen sefer birlikte olduklarımız, bizimle birlikte değiller.
-Başka adayları var. Ama seçmen ben diyorum, gözünde, gönlünde, yakasında güneş olan iyi insanlar. Milliyetçi demokratlar. Muhafazakâr demokratlar. Kürt demokratlar. Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i hep birlikte durma iradesi gösterirse biliyor ki bu rejime karşı dengeyi kuracak. Biz o dengeyi kurmak için sahadayız ve bunu başaracağımıza inanıyoruz.”
Özel, “İstanbul’da bu seçim genel seçim havasında mı geçiyor?” sorusunu şöyle cevapladı:
“İSTANBUL’A GÜNEŞ AÇMADAN, TÜRKİYE’YE BAHAR GELMİYOR”
-İstanbul’un bir özelliği var, ister kabul edelim, ister etmeyelim. Daha doğrusu hepimiz kabul etmek zorundayız. İstanbul’a güneş açmadan, Türkiye’ye bahar gelmiyor. İstanbul’da yağmur, kar yağınca bütün Türkiye’ye kış geliyor. Televizyonların hepsi İstanbul’dan yayın yapıyorlar, İstanbul’da spiker çıkıp da karlı bir güne uyandık deyince, Antalya’dakine kar yağıyor gibi oluyor. Siyasette de böyle.
-İstanbul tabi 3 imparatorluğa başkentlik yapmış bir şehir. 16 milyon nüfuslu bir şehir. Medyanın, finans çevrelerinin burada olduğu bir şehir ve Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder diyordu ve çok olağanüstü şartlarda, İstanbul seçimleri bir Türkiye seçimi gibi algılanıyor. Bu normal. Bu arada şimdi ben bazı görüntüler oluyor. Bugün de dört ayrı yerde konuştum, Uzunköprü, Keşan ve Edirne’de de büyük mitingler yaptık. Benim mitinglerimin de ana konusu başta emekliler.
-Asgari ücretliler. Yoksullar. Kent yoksulluğu, güvencesizler, işçilerin durumu ve buna karşı eğer 31 Mart’ta, daha doğrusu 1 Nisan’da bu hükümet her şeye rağmen yine bu seçimlerden güçlenerek, gücünü koruyarak, ceza almadan çıktım derse ertesi gün yapılacak bir şey yok. Bir şey yapılacaksa bir gün önce yapılacak, 31 Mart’ta. O açıdan da emeklileri, emekçileri, güvencesizleri, mavi ve beyaz yakalı, gri yakalı bütün emekçileri bu seçimlerde evet yerel yönetici seçilecek.
-Onu çok kıymetlendiriyorum. İnsanların beldesini, ilini, büyükşehrini kimin seçeceğine adayların profillerine, geçmişte yaptıklarına bakarak, adayların profillerine bakarak karar vermeli çok kıymetli. Ayrıca bu yerel seçim bu hükümetin eğer biz her şartta, bunlar 10 bin lira yapmış en düşük emekli maaşını, iktidara geldiği gün 1,5 asgari ücretmiş, 26 bin liraymış bugünkü parayla. Şimdi 10 bin lira yapmış, yine de seçim kazanıyorum derse önümüzdeki 4 yıllık süreçte bu Mehmet Şimşek’in ağzından çıkardığı, diyor ya kemer sıkılacak, sıkı para politikası yani acı reçete, acı ilaç.
-Bunlar acı ilacı saray müteahhitlerine içirmiyorlar ki, bunlar acı ilacı beşli çeteye içirmiyorlar. Bunlar acı ilacı yine gidecekler emekli, emekçi, çiftçi ve esnafa içirecekler. O yüzden 31 Mart gününün böyle de bir önemi var.”
Özel, ana muhalefet partisinin emekliler için atacağı adımların neler olabileceğine ilişkin şunları söyledi:
“MECLİS’İ AÇ DERSE AÇARIZ. ZAM YAPAYIM MI DERSE ‘VER’ DERİZ”
-Biz Meclis kapanmadan bir hafta önce, böyle bir şey yapabilmek için Meclis’i açmak lazım. Biz Meclis kapanmadan bir hafta önce, Meclis’i kapatmayın, 3 gün daha çalışalım. Hatta formülize de ettik. Bir somut, daha kolay tartışılıyor diye dedi ki emekli kart çıkaralım. Emekli karta 7’şer bin lira seyyanen zam verelim.
-En düşük emekli maaşı 17 bin liraya gelsin. Ayrıca bu emekli kartın elektrik, su, doğalgaz faturalarında yüzde 25-40 arasında indirim uygulansın. Yani hiç olmazsa bu zorlu dönemi kolay geçirsin emekliler. Yapın bunu dedik, bir hafta daha çalışalım. Yapmadılar, kapattılar. Geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklama ile emeklilere yapacağının enflasyonu tek hanelere indirmek olduğunu, emeklilerin o süreçte rahatlayacağını söylüyor. Tabi bu büyük bir kandırmaca. Kendi programlarına göre zaten enflasyon 2026 yılının üçüncü çeyreğinde tek haneye iniyor. Hiçbir zaman bunu tutturamadılar.
-Bu hedeflerin hiçbiri tutmadı. Görünen o ki 2028’den önce enflasyonu tek haneli rakama indirmeleri zaten olası değil. Kaldı ki enflasyonun tek haneli rakama inmesi bile hayat pahalılığını durdurmuyor. Enflasyonun sıfır olması hayat pahalılığını durdurur, eksi enflasyon yarattığınızda geriye gider.
-Oysaki daha 2,5 yıl boyunca fiyatlar artacak ve önce yüzde 68 artacak, 70’lere gelecek. Hedefleri tutarsa düşüş başlayacak ama bir yıl sonra fiyatlar yüzde 40 artıyor olacak zaten. Emekli elindeki eriyecek, eriyecek. Teli gereceğim de koyunlar yün toplayacak da ip yapacağım, satacağım borcumu ödeyeceğim.
-Emekli için ipe un serdi Recep Tayyip Erdoğan. Bunu görmek lazım. Ama bekler miyiz? Seçimleri şu andaki trend lehimize görünüyor. Seçimleri başta İstanbul’da kaybettiğini gördüğü, emin olduğu anda yapmak ister mi? Meclis’i aç derse açarız. Zam yapayım mı derse ‘ver’ deriz. Çünkü sonuçta emeklinin cebine konacak her para bizi memnun eder ama ben önümüzdeki 20 günde böyle bir ihtimal görmüyorum açıkçası.”
Özel, “Erdoğan, mitinglerde sizi hedef alıyor, size ‘Özgür efendi’ diyor. Bugün sizin için ‘mazlum’ benzetmesi yaptı” konusuna ilişkin şöyle konuştu:
-Birincisi Özgür Efendiden rahatsız değilim. 20 gün, bir ay düşündü ne diyeceğini. Bir ara CHP’nin malum genel başkanı diye bir, iki söyledi. En sonunda bula bula efendi buldu. Efendi herhalde bizim efendiliğimizden.
-Özgür Efendi diye bir laf bulduysa, desin varsın. Bir problem yok. Türk filmlerinden geçen gün Zübük’ü hatırlattı. Zübüğün kelime anlamına bakıyorsunuz, bir çıkar elde edebilmek için her şeyi göze alan kişi diyor. Egoist, narsist kişilikli birisi filan diyor. Şimdi bizim durduğumuz yer belli. Recep Tayyip Erdoğan bir seçim kazanmak için gün oluyor Abdullah Öcalan’dan getirip mektup okutuyor. Gün oluyor Osman Öcalan’a kamera yolluyor. Öbür gün MHP ile kol kola giriyor. Hüda-Parcıları hapisten çıkarıyor, hepsinin cezalarını affediyor, seçilme yasaklarını kaldırıyor, kimini milletvekili yapıyor, Hüda-Par davasının avukatını ve sanıklarını, Hizbullah davasının baş avukatını milletvekili yapıyor, sanıklarını belediye başkan adayı yapıyor, milletvekili yapıyor filan. Her şeyi göze alıyor.
-Bir gün milliyetçiliği ayaklar altına alıyor. Bir gün milliyetçi, muhafazakâr bir partinin lideri oluyor. Öbür taraftan egoistlik, her şeyi ben bilirimcilik filan. Arkadaşlar dedi ki bu sözlüğü, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünü yollayalım, okusun dedi. Zübük neymiş? Ben de dedim ki, sözlüğe ne gerek var. Ayna yollayın, baksın aynaya, zübük kimmiş görsün. Güldük, geçtik. Samimi bir dini inancı olmadığı halde dini oy toplamak için kullanan Aziz Nesin’in Zübük’ünü öyle etrafına zübük diyerek geçiyor. Bugün söyledikleri de, hepsi çaresizliğini gösteriyor. Siz bir ülkenin Cumhurbaşkanı olacaksınız, iktidar partisinin genel başkanı olacaksınız, seçimlere 21 gün kalacak, ana muhalefet partisinin genel başkanı sizinle polemik yapmamak için. Benimle kavga etmek için can atıyor. Ama bir sıkıntısı var. O benimle kimlik siyaseti üzerine kavga yapmak istiyor. Benimle, CHP ile en çok kavga yapmak istediği, en kendini rahat hissettiği alanlarda kavga yapmak istiyor. Ben onunla kavgayı göze alıyorum ama o konularda değil en düşük emekli maaşında kavga ediyorum. Çiftçiye yaptığı, bugün 500 bin ton pirinç ithal etmiş. Türk çiftçisinin pirincini almıyor. Uzunköprü’deki çiftçiyi perişan etmiş. Onun üzerinden kavga ediyorum. Yüzde 1 vermesi gereken destekleme primlerini verse 256 milyar verecekken, 80 milyar ödemiş. 178 milyarın peşine düşüyorum. Kur korumalıya verdiğin bu parayı çiftçiye vermedin diyorum, emekçilerin hakları üzerinden kavga ediyorum, böyle olunca da sinirleri bozluyor. Bu sefer onu mu yapalım, bunu mu yapalım diye.”
Özel, “Erdoğan’ın ‘bu son seçimim’” sözüne ilişkin şunları söyledi:
“BEN EMEKLİ KONUŞMAK İSTİYORUM, O CUMHURBAŞKANI’NIN SON SEÇİMİNİ”
“Onu konuşmak istiyor. Ben emekli konuşmak istiyorum, o Cumhurbaşkanı’nın son seçimini… Hatta kendi orta yaptı. Bekir Bozdağ getirdi, Meclis bir daha seçim getirirse olur. Onu bir konuşmak istiyor, ben emekliyi, yoksulluğu konuşmak istiyorum. Ben zamları konuşmak istiyorum. Daha önce 2009’da bir yaptı. 2018’de bir yaptı. Geçtiğimiz seçimlerde bir daha yaptı, son seçimim diye. Bunun son bir kez daha oy verelim filan. Biliyorum, açsın, yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin ama bu son seçimimiz, beni terk etmemelisin filan diye de bir duygusal tarafı da olabilir. Onu kendi yapıyor, ölçecektir, bakacaktır. Biz onlarla meşgul değiliz.”
Özel, “Erdoğan, DEM Parti ayrı seçimlere girmesine rağmen CHP’ye neden DEM Parti üzerinden yükleniyor? DEM Parti ile temas var mı” iddialarına ilişkin şöyle konuştu:
“BEN DEM PARTİ İLE SİYASİ İLİŞKİ YÜRÜTÜYORUM, HERKESLE YÜRÜTTÜĞÜM GİBİ”
-2023 seçimlerinde işleyen, kullanışlı propaganda aygıtını kaybetmek istemiyor. Orada biliyorsunuz montaj videoya kadar tenezzül ettiler. Demokrasilerde, pragmatizm. Faydacılık filan ama tutup da montaj videoya tenezzül etmezsiniz. Dünyanın hiçbir demokrasisinde, gelişmiş demokrasinin hiçbir yerinde kimse rakibini alt etmek için yalan videoya tenezzül etmez. Gerçeğini kullanır varsa bir şey. Ama yalan video. Gittiler orada, işte Kandil alkış yapıyormuş Kemal Bey’e. Kandil Kemal Bey’i destekliyormuş, bir sürü yalan dolan iş yaptılar. Bunu da 14 Mayıs seçimine kadar hoyratça kullandılar.
-Orada daha sonra yapılan değerlendirmelerde CHP’nin bu konuda hata yaptığı, çünkü bu yalanın tutmayacağını, inanılmayacağını düşündüğümüz, bunu yanlanmaya bile tenezzül etmediğimiz ama onların tenezzül ettiği bu işin seçmenin bir kısmında iş gördüğü ve CHP’nin özellikle Kemal Bey onu da ifade ettiğinde biraz başka yönlerden de tartışıldı. Sadece TRT’nin çektiği yerler var dediğinde, TRT’nin, A Haber’in, iktidara müzahir seçmenin hakim olduğu yerlerde seçmenin belki televizyonda sadece o kanalların olduğu seçmenin bundan etkilendiği ve CHP’nin bu işten zarar gördüğü. Adayımızın zarar gördüğü. Videoyu gerçek sandılar. Böyle bir algı oturdu ve yapıştı. Şimdi bunu devam ettirmek istiyor. Tabi biz burada buna izin vermeyeceğimizi baştan ifade etmiştik. Bir yandan o ekonomide zam, zam, zam yapıyor. Zamlar konuşulmasın diye DEM, DEM, DEM demeye başlıyor.
-Ben zamdan dem vurmak istiyorum, o deme zam koymak istiyor. Bunun üzerinden tartışma yaratmak istiyor. Biz buna da itiraz ettik, bu oyuna da gelmeyeceğimizi söyledik. Ayrıca ben şöyle bir şeyi çok net söylüyorum, bir daha bir daha açmakta fayda var. Biz DEM ile kongremiz bitti, DEM’in eş genel başkanları aradı beni, ayrı ayrı sağ olsunlar. Tebrik ettiler. Bir Eş Genel Başkan da ‘Yüz yüze de ziyarete geleceğiz’ dedi. Bir süre bekledikten sonra, biraz zaman geçince biz fark ettik ki onların kongresi bizden önce olmuş. Sayın Genel Başkanımız bizim kongre telaşında onları ziyarete gitmemiş. Partilerin birbirine nezaket ziyareti. Ben gittim. Sonra da onlar bize geldi. Kamuoyunun önünde, aşağıda basın toplantımızı da yaptık. Meclis’te gruplar arası bir görüşme gibi değil, gittik ve geldik. Görüşmemizi yaptık. Çünkü siyasi partiler kanuna göre kurulmuş, her bir milletvekili aday olurken temiz kağıdını savcılıktan almış. Bu konuyla ilgili Meclis’te grubunu kurmuş. 6,5 milyon oy almış siyasi parti, biz görüşüyorsak görüşüyoruz diyoruz ve bunu gizlemiyoruz. Hatta şunu söyleyeyim. Bana partiniz de bir şeyle övünme hakkınız olsa, ben derim ki CHP geçen bayram ve ondan önceki bayramlarda tüm siyasi partilerle bayramlaşabilen tek parti. Bu önemli bir şey. Şimdi AKP ve MHP, DEM ile bayramlaşmıyor. İYİ Parti ile de bayramlaşmıyor, MHP filan. Peki DEM ile bayramlaşmıyor da bayramdan önce veya bayramdan sonra Meclis’te arka odada ne oluyor? DEM’in grup başkanvekilleri geliyor, doğal olarak, olması gerektiği gibi AKP grup başkanvekilleri ile bayramlaşıyor, sarılıyorlar. Hatta her hafta geçtiğimiz dönem, benim görev de yaptığı onlarca Meclis başkanvekili ile bayramlaştım. Bizim arka oda var, arka odanın yetkilileri zaman zaman genel başkanlar filan da olur. Şimdi bu sistemde olmuyor, genel kurula girmedikleri için. Özel oturumlarda, 23 Nisan olur, 1 Ekim özel oturumu olur. Arkada genel başkan da çay içer. Şöyle oluyor. HDP Meclis Başkanvekili yönetiyor oturumu, ara veriyor. Grup başkanvekillerini arkaya çağırıyor, zaman yok. Zaten öyle dışarıya çok gidilmez. Usuldendir, âdettendir masa kuruluyor. Masanın başına, bizim dönemimizde Nimetullah Erdoğmuş geçiyor. Şimdi Sırrı Süreyya Önder geçiyor. Yemeği de o ısmarlıyor, parasını da o ödüyor. Yanında MHP’nin, AKP’nin grup başkanvekili oturuyor. Bayramsa sarılıyor, öpüşüyor, ayrılıyorlar. İçeride bunlar oluyor, dışarıda riyakarlık, sahtekarlık oluyor. Biri çıksın desin ki bana, Bekir Bozdağ çıksın desin. AKP’nin herhangi bir grup başkanvekili desin. Biz bayramlaşmıyoruz ya, içeride de sizle bayramlaşmıyoruz desin. El de sıkışıyorlar, öpüşüyorlar da sarılıyorlar da. Haftada 3 akşam birlikte yemek de yiyorlar Meclis’te, arka odada. Kapının önünde poz kesiyorlar. Şimdi CHP mi demleniyor? Bunlar mı demleniyor? Ben DEM Partisi ile siyasi ilişki yürütüyorum, herkesle yürüttüğüm gibi. Bunlar arkada her şeyi yapıyorlar ki bu benim gördüğüm. Bir de görmediğim yerde başka temasları da olabilir. Her partinin her parti ile olabilir. Ama kendi seçmenlerine ‘Görüşmüyoruz, konuşmuyoruz’ diyorlar. ‘Biz onlarla bayramlaşmayız. Onlar terör örgütünün uzantısı, biz onların kanlı ellerini sıkmayız’ diyorlar. İçeride el ele, diz dize oturuyorlar. Böyle bir riyakarlık, sahtekarlığı yapıyorlar, yapmıyorlarsa ‘Yapmıyoruz’ desinler. Buradan söylüyorum. Bu kadar net.
Özel, kent uzlaşısı tabirine ilişkin şunları söyledi:
“BİZİM NE İYİ PARTİ NE DİĞER PARTİLERLE VARILMIŞ BİR İTTİFAK ANLAŞMAMIZ YOK”
“Türkiye ittifakı ile ilgili temas etmek isterdik. Çiçekleri yaptırdık, gittik. Boş döndük. Türkiye ittifakını biz seçmenin vicdanını sandıkta kurmasını bekliyoruz. Bu net. Seçmenin vicdanı sandıkta birleşecek. Biz İYİ Parti ile görüşme yapmak istedik, onlar görüştüler, olmaz dediler. Sonra biraz önce dediğiniz gibi Balıkesir özelinde bir çağrımız oldu, konuşmalar filan oldu ama olmadı. Bizim ne İYİ Parti, ne diğer partilerle varılmış bir ittifak anlaşmamız yok.”
Özel, “Gelecek Partisi, DEVA Partisi ve Saadet Partisi ile temas oldu mu?” sorusuna ilişkin şöyle konuştu:
“Şöyle oldu mesele, Gelecek Partisi’nin seçim stratejisini açıkladılar. Onlar birçok farklı yerlerde farklı adaylar destekliyorlar. Kendilerine göre tutarlı bir çizgi içindeler. DEVA Partisi birçok yerde kendi adayını gösterdi. Saadet Partisi’nin bazı yerde aday göstermesi bizim lehimize. Bazı yerde göstermese lehimize. Ufak tefek temaslar var ama kurumsal olarak Ankara’da oturup bir masa kurup anlaşmak yerine, Temel Başkanımızla, Sayın Karamollaoğlu ile bir çay sohbeti yaptık. Bizi ziyarete geldiler. O ziyarette de şey dedik, burada bir ittifak olmaz ama yerelde yerel örgütlere yetki verelim. Eğer anlaşabiliyorlarsa, birbirlerine katkı sağlayabilecek ya da birbirlerine zarar vermeyecek. Belli yerlerde belli temaslar, ufak tefek paslaşmalar filan var.”
Özel, Hatay’la ilgili soruyu şöyle yanıtladı:
“HATAY’DA ARTIK KAFA KAFAYA BİR DURUMDAYIZ”
“Yüksek riski de gördük, orta riskten düşük riske doğru ilerledik şu anda. Yani Hatay’da artık kafa kafaya bir durumdayız. Lütfü Savaş her geçen gün trendini kendi söylediği gibi artırıyor. Kendi umduğu gibi artırıyor.”
Özel, İstanbul, Ankara, ve İzmir’de seçimde neler olacağına ilişkin soruya şu cevabı verdi:
“ANKARA’DA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI YARIŞI BİTTİ”
-Ankara’da, bunu sakın kimse seçmene saygısızlık olarak düşünmesin, o anlamda söylenmiyor ama bu anket firmalarının deyimiyle Ankara’da büyükşehir belediye başkanlığı yarışı bitti. Dün Mansur Bey de aynı şeyi söylemiş. Son kararı 31 Mart’ta seçmen verecek. O ne derse o olur. Rekor oyla geliyor. Artık Ankara’da karşı kampanya yürümüyor bile. Mansur bey inanılmaz bir şekilde. 60’ı zorlar denen Mansur Beyin, yarın öbür gün geride kalırsa şey olmasın ama 65-70 arası oya doğru gittiği söyleniyor.
-Ankara’da yarış büyükşehir belediye meclis çoğunluğunu garanti şekilde sağlayıp, sağlayamama. CHP biliyorsunuz, yıllardır 2’ydi, geçen seçim 3 belediyemiz var. Şu anda 8 belediye, 10 belediye alma noktasında filanız. Ankara’da inanılmaz bir ivmelenme var. Etimesgut, Mamak çok iyi. Gölbaşı çok iyi. Keçiören’de birkaç puan öne geçmiş durumdayız. Mansur Başkanın Beypazarı ilçesi alınıyor filan. Böyle inanılmaz şeyler var. Polatlı Belediye Başkanı bize geçmişti, adaylaştırdık. İstanbul’da da herkes bildiği için. KONDA’nın anketi ki, Bekir Ağırdır’ın. En yanılmaz firmalardan biri olarak itibarlı firmadır. 7 puan önde. İstanbul, Ankara, İzmir’de risk görünmüyor. İzmir’de şöyle bir şey var.
-Büyük bir değişim ateşi yaktık İzmir’de. İzmir’de bunu hep söylemek istiyorum. Hatta size bakarak anlatayım. Cumhuriyet tarihi boyunca İzmir’deki kadın belediye başkanı sayısı 6. 3’ü de bu dönem. Selçuk, Karaburun ve Fatma Çalkaya çok sevdiğimiz başkanımız. Son 5 yıla kadar 3 tane olmuş, son 5 yılda da 3 tane. Bu dönemde seçilecek yerden 9 adayımız var. 20 bin, 30 bin nüfuslu ilçelerde değil İzmir’in 4 büyük ilçesinin üçünde. Karşıyaka, Konak, Karabağlar’da kadın aday gösterdik. Toplam 9 kadın aday gösterdik. Bu 9 kadın aday çok büyük metropollerde var. Geleceğin İzmir’den kadın yerel yöneticilerini, büyükşehir belediye başkanını, ileride iktidarımızın kadın bakanlarını yetiştirdiğimiz çok kuvvetli CV’lerin olduğu bir yer. İzmir’de 40 yaş altında 12 belediye başkan adayı var.
-Bugün Kartal’daydık, 32 yaşında seçtiğimiz Gökhan Yüksel bugün ikinci kez aday. Ama İstanbul Tuzla’da 31 yaşında, Avcılar’da 32 yaşında. Caner Caykara ve Eren Ali Bingöl arkadaşlarım adaylar. Bir ara CHP şöyle bir şeye düştü. 35 yaşında birini aday yapmak istiyorsun, tecrübesiz yapamaz. Yahu Deniz Baykal 34 yaşında milletvekili, 35 yaşında Maliye Bakanı. Ahmet Taner Kışlalı, 38 yaşında Kültür Bakanı. Bülent Ecevit, 35 yaşında Çalışma Bakanı. Baykal sonra Enerji, Tabi Kaynaklar Bakanı. İkinci bakanlığında bütün madenleri kamulaştırıyor. Ali Topuz ve Önder Sav 34 yaşında bakan. CHP, 1970’lerde bunu yapmış. Bugün geldiğimizde CHP’nin kadınları ve gençleri. Aday gösteriyorsun, 35 yaşında yapamaz, çok tecrübesiz. O yüzden buna inat, İzmir benim 10 yaşından beri yatılı okuduğum, üniversiteyi okuduğum, askerliğimi yaptığım şehir olarak İzmir’de büyük bir değim ateşi yaktık.
“İZMİR’DE BENİM GÖNLÜMDEN BİR BÜYÜK REKOR GEÇİYOR”
-İzmir’deki önceki dönem başkanlar başka bölgelerde olsalar belki çok geçer not alabilecekken, İzmir’in seçmenin notu kıt. CHP’den beklentisi büyük. Şehircilikle ilgili beklentileri büyük. O yüzden İzmir’de bir büyük değişim yaptık ve ben İzmir’de şöyle. Geçen seçimde İYİ Parti vardı, iddialı adayları vardı. DEM Parti’nin adayı yoktu. Şimdi adayları var. Birçok ilçede adayları var. Kaçınılmaz olarak bir oy kaybı olabilir ama o kadarlık oy kaybı beklemiyoruz. İzmir’de benim gönlümden bir büyük rekor geçiyor. İlçe belediye sayısı açısından. Keşke 30’da 30. 30’da 28 olsa. 30’da 26 olsa. Ama baya iyi bir noktaya geleceğimizi görüyorum. İzmir’de büyükşehirde de her geçen gün ivmelendik. Farkı açıyoruz. Zaten İzmirli CHP’ye hep sahip çıkıyor ama bu sefer İzmir’in sokağında şu var. İtirazlarımız, beklentilerimiz duyuldu. İzmir belediye başkan adayım 30, toplam bildikleri yabancı dil sayısı 42. İzmir’i bambaşka bir kent haline getirecek bir müthiş ekip. CV’leri ile, sivil toplumdan geliyorlar, yüksek lisansları şehircilik. Bir bütün ekip olarak da sadece kendi ilçelerinde değil. Büyükşehrin orkestrasyonu ile. Sürdürülebilir kalkınmada Türkiye’nin bir numaralı belediyesi Karşıyaka Belediyesiydi, sürdürülebilir belediyecilik uygulamalarında. Tam da İzmir Büyükşehir’in buna ihtiyacı var. İzmir’de bu dönem hem seçimde hem de yönetimde 5 yıl boyunca devrim yapacağız. İzmir beklediği atılımı bu dönem gerçekleştirecek.”
Özel, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na destek olmak için İstanbul’a gitmesine ve ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cemil Tugay’ın açıklamalarına ilişkin soruyu şöyle yanıtladı:
“EKREM BAŞKAN BENİ ARADI, TUNÇ BAŞKANIN ARADIĞINI, BİRLİKTE ÇALIŞMAK İSTEDİĞİNİ SÖYLEDİ”
“CHP, Jandarma Komando Tugay’ı değil. Bu parti çok sesli bir parti. Herkes partiye zarar vermediği sürece istediğini söyleyebilir. Geçen hafta Ekrem başkan beni aradı, Tunç başkanın (Soyer) aradığını, gelip bir gün birlikte çalışmak istediğini söyledi. Peki ‘İzmir’de çalışıyor, bir mahsuru olur mu’ dedi. ‘Bir mahsuru olmaz, İzmir’de de çalışacak inşallah’ dedim. Serzeniş haklı. Soyer bir önceki başkan Aziz Kocaoğlu’nun yerine geldi. Aziz Kocaoğlu aday gösterilmedi, Soyer için topuyla tüfeğiyle çalıştı. Hepimiz çalıştık. Geçen sefer Tunç Soyer’in adaylığını ben destekledim. Bu sefer kendisinin adaylaşmamasının gerekçesi olan anketi de kendisiyle paylaştım. Kendisine uluslararası bir görev teklif ettim. Kabul edemeyeceğini söyledi ve şimdi İstanbul’da. Bu aşamada İzmir’de Tunç Başkan’dan beklenen bütün gücüyle Cemil başkan ve partisi için çalışmasıdır. Onu yapmadan İstanbul’a gelmenin İstanbul’da kapılar açık, gelebilir ama İzmir’de de üstüne düşeni yapmalı, öbür türlüsü doğru olmaz. Partililik kimliğiyle bağdaşmaz.”
Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin seçimlerde aday gösterilmediği iddiasına ilişkin soruya şu cevabı verdi:
“BEN KİMSEYİ ‘DEĞİŞİMCİ’ DİYE ÖDÜLLENDİRMEDİM. ‘DEĞİŞİMCİ’ DEĞİL DİYE DE CEZALANDIRMADIM”
“Bu söz edenlerin kendi adaylaşmamalarına buldukları bahane ve yanıltıcı bir iletişim. Çok net. Ahmet Akın, Kemal Bey’in Genel Başkan Yardımcısı ve en baş destekçisi. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayımız Kemal Bey’in en büyük destekçisi. Adana, Zeydan Başkan kurultayı bana zindan eden kişi. Mersin. Ben 1 tane oy almadım Mersin’den. Aydın. Gittiğimde delegelerle dahi görüşememiştim. İki oy aldım herhalde. Ama Aydın Büyükşehir Belediye Başkanımız aday. Antalya aday. Hangi birini sayayım. Hepsi aday gösterildi. Şöyle bir kural var mı? ‘Kemal Bey’i destekleyen herkes yeniden aday gösterilecek. Gösterilmezse ben Kemal Bey’in yanındayım diye.’ Bu bana da haksızlık, Kemal Bey’e de. Böyle bir şey olmaz. Partiye de haksızlık. Ekrem Başkan dışında kim vardı? Mansur Başkan dahi Kemal Bey’e imza vermişti. Ekrem Başkan dışında hangi büyükşehir belediyesi beni destekliyordu da… Tamamına yakınını adaylaştırdık. O bana sorulacak soru değil. Ben kimseyi ‘değişimci’ diye ödüllendirmedim. ‘Değişimci’ değil diye de cezalandırmadım.”
Özel, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybetmesinin ardından Alevi yurttaşlardan kopuş var mı?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“BENİM ÖZEL KALEMİM, AVUKATIM, EN YAKIN ARKADAŞIM VELİ AĞBABA ALEVİ”
“Alevi yurttaşlardan aldığım alkışı Sünni yurttaşlardan alamıyorum. Alevilerin coşkusu her zaman Sünni seçmenden fazla. İnanılmaz bir coşku var. Gittiğim her yerde Alevilerle aram çok iyidir. Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner, benim de avukatım, hepimizin çok sevdiği 31 yaşındaki genç bir arkadaşımız. İnanılmaz liyakatli ve Alevi. Benim özel kalemim, avukatım, en yakın arkadaşım Veli Ağbaba Alevi. Bizim partide böyle şeyler yoktu. Çok berbat bir grup var. Bu grubun içinde gerçek kişiler de var. Bu grubun içindeki gerçek kişilerin en büyük zararı Kemal Kılıçdaroğlu’na. Abuk sabuk paylaşımlar. Yok Alevilere şunu, bunu yaptılar. Çok fena, şuursuz şeyler var. Alevilere saldıranlar var. Her biri birbirinden berbat.”
Özel, Afyon Belediye Başkan adayı Burcu Köksal ile İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu arasında yaşananlara ilişkin şöyle konuştu:
“Genel başkan belli bir sözü söylediğinde o iş orada biter. Ben Burcu Köksal’ı bu sürecin sonunda partiden kaybederek ki Afyon’da seçimi alıyor, almaya doğru gidiyor. Esas telaş, ona sürekli saldırmaları o yüzden. Benim tarafları dinlemem, tansiyonu yönetmemi düzeltme yapılacaksa yaptırmam Burcu Hanım da bir düzeltme yaptı. Bu da bir süreç. Bu süreçler iyi yönetilmesin diye gayret edenler de vardı. Burcu Köksal’la telefonda konuştum. ‘Böyle bir laf çıkmış. Ben aşağıdaydım, o gürültü içinde duymadım. Bunu düzeltebilir miyiz’ dedim. Ben düzelttim. Bu ifadenin doğrusu budur diye.
“AHMET TÜRK DE ‘EKREM BAŞKANLA GENEL BAŞKANIN TAVRI SORUNU ÇÖZDÜ’ DEDİ”
O (Burcu Köksal) beni düzeltmedi. Algıyla olgu yer değiştirdi. Ben Burcu’nun kullandığı cümleyi siyaseten sorunlu, hatalı buluyorum. O dedi ki ki bana ‘eş başkan’, ‘Bu belediyeyi DEM Parti’yle yöneteceksin’ diyorlardı. ‘Ben de ne DEM ile ne HÜDAPAR’la yönetmeyeceğim’ diyordum. Bunu ifade etmek için ‘Ben belediyenin kapıları DEM hariç herkese açık’ dedim. Ben DEM Parti’yi kastettim, diyor. Bu bir ayrımcılığa varabilecek bir söylem. Hızlı bir şekilde ben düzelttim. Burcu Köksal, milliyetçi hassasiyetleri yüksek bir arkadaşımız. ‘DEM Parti ile yöneteceksiniz’ lafından kurtulabilmek için yaptığı bir iş. Olmadık yerlere gitti. Süreci sakin ve doğru bir şekilde yönettik. Ekrem başkanla birkaç kez konuştuk. İBB, Kürtlerin de belediyesi. Kürtlerin de oy vererek seçtirdiği ve Kürt seçmenin memnun olduğu bir belediye başkanı. Keza Mersin ve Adana öyle. Birçok ilde Kürt seçmenin desteği kritik. Bugün Ahmet Türk de ‘Ekrem başkanla genel başkanın tavrı sorunu çözdü’ dedi. Ben de Ahmet Türk gibi bir kanaat önderinden bunu duymuş olmaktan memnumum.”
]]>Yılmaz, sosyal refah açısından konut konusunun çok önemli olduğunu, özellikle birinci konut üzerinde durduklarını ve afet riskini dikkate alarak büyük bir kentsel dönüşüm programını ilan ettiklerini anımsatarak, “Önümüzdeki dönemlerde gerek merkezi idare gerek yerel yönetimler olarak daha fazla sosyal konut üretme konusunda politikalarımızı göreceksiniz” diye konuştu.
Konut arzını artırmanın önemine işaret eden Yılmaz, sosyal konut, ilk konut sahipliği gibi hususların yanı sıra afette dayanıklı, yeşil dönüşümle birlikte enerji anlamında da daha efektif bir konut yapılanmasına doğru gidilmesini gerektiğini söyledi.
“ARTILARINA EKSİLERİNE BAKILACAK”
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, konut kiralarında yüzde 25 zam sınırının, enflasyonist dönemde kiracıları korumak, gözetmek için alınan bir karar olduğunda dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“Asıl olan tabii enflasyonu düşürmek ve bu ihtiyacı ortadan kaldırmak. Dolayısıyla enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürdüğünüz zaman buna ihtiyaç kalmayacak zaten. Ama bu konudaki karar henüz alınmış değil. Bu yılın ortasına kadar geçerliliği var. Temmuza kadar süremiz var. Yaklaştığı zaman bir etki değerlendirme yapılacaktır. Artılarına, eksilerine bakılacaktır. Enflasyonun gidişine, kiralardaki gidişata, hepsine bakılarak bir karar verilecektir.”
“ENFLASYONDA BELİRGİN DÜŞÜŞ HAZİRAN-TEMMUZ AYLARINDA”
Yılmaz, enflasyonla mücadeleye öncelik verdiklerini ve bunun politika setini Orta Vadeli Program (OVP) ile ortaya koyduklarını vurgulayarak, buna ilişkin para, maliye politikaları ve yapısal reformları içeren güçlü bir programı hayata geçirdiklerini kaydetti.
Enflasyonda yıllık bazdaki belirgin düşüşün haziran-temmuz aylarında görüleceğini, gıda ve hizmet grubundaki enflasyon üzerinde özellikle çalıştıklarını dile getiren Yılmaz, “2024’ün ikinci yarısında belirgin etkileri göreceğiz. 2025’te çok daha düşük seviyeler olacak. 2026’da ise tek haneli enflasyona yeniden ulaşacağız ve bu konuda kararlıyız. Bunu laf olsun diye de söylemiyoruz. Planımız, programımız, politika setimiz var ve bu da şeffaf bir şekilde izlenen bir süreç.” diye konuştu.
MERKEZ BANKASI REZERVLERİ
“Son 10 haftada Merkez Bankasının rezervlerinde 14,5 milyarlık bir azalma söz konusu. Bu da ‘seçim sonrasında bir politika değişikliği mi olacak’ sorusuna gelip takılıyor gibi gözüküyor?” sorusuna yanıt veren Yılmaz, serbest kur rejimi izlediklerini, Merkez Bankasının spekülasyonlarla mücadele etme görevini yerine getirdiğini ve küçük yatırımcıyı koruyacak şekilde müdahalelerini yapacağını anlattı.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, şöyle devam etti:
“Bir ülke enflasyonla mücadele ediyorsa kendi parasını zaten daha cazip hale getiriyor demektir. Dolayısıyla eğer gerekiyorsa Merkez Bankamız son dönemde yaptığı gibi sıkılaştırıcı adımlar da atıyor burada. Bazı spekülatif şeyler gördüğü zaman geçici de olsa bir takım adımlar da atabilir, başka enstrümanlar da kullanabilir. Burada şunu küçük yatırımcının özellikle bilmesi lazım, daha geniş perspektifte baktığınız zaman, enflasyonla mücadele edilen bir ortamda, kurun enflasyonun üstünde gelişmesini beklememek gerekir. Böyle bir şey yok yani bu eşyanın tabiatına aykırı. Nominal kurdan bahsetmiyorum ama reel kurdan bahsediyorum. Enflasyondaki artış kurda da bir miktar artış getirecektir. Son dönemde enflasyon bir miktar beklentinin üstünde oldu, bu bir miktar kura yansıyacaktır. Bu da normal bir şey. Bunu kurda çok aşırı hareketlilik oluyor diye yorumlamamak gerekir.”
“Büyümemizin kompozisyonunun, enflasyonist olmayacak, cari açığı arttırmayacak şekilde, yatırım ve ihracat ağırlıklı bir yapıya doğru geçmesini arzu ediyoruz” diyen Yılmaz, tüketimi daha ılımlı hale getirmeyi, iç tasarruf oranlarını arttırmayı, artan tasarrufları da daha üretken alanlara kanalize etmeyi hedeflediklerini, böylece hem belli oranda büyümeyi sağlamayı hem de dezenflasyonist sürece katkıda bulunmayı istediklerini ifade etti.
]]>UTANÇ NİRVANASI
“Medya asimetrisi yaşıyoruz. Bu bizi yoruyor. Kampanyamız başta devletin kanalında belli kanallar tarafından parasıyla dahi anlatılamıyor. TRT meselesini utanç kavramının nirvanası olarak görüyorum. Siyasi erkin utanç madalyası göğüslerinden duracak. Bir önceki yerel seçim sürecinde TRT’ye alt etmek için davet edilmiştim ama kendileri alt edildi. Kadın yönetici sıfır noktasındaydı kat kat fazla noktadayız, bir çok meslek alanında kadınların varlığı İstanbulluya moral kattı.”
KURUM ALDATIYOR
“Birçok şeyi tedavülden kaldırdık. Yeşil alanlar yapılaşmaya açılmadı, torpilli alanlar imara açılmadı. Denizle birleşen meydanlar yok. Boğaza akan derelerde kurban kanı yok. Adalarda fayton, Kurbağalıdere sorunu yok. Torpilli vakfa kiralanan bir alan yok. AKP belediyeciliğini gündemden kaldırdık. Yarı bütçeyle misli misli fazla işler ürettik. Kanal İstanbul’u da gündemden kaldırdık. Murat Kurum’un da gündem değiştirmesine neden oldu. Kanalın ismini bile ağzına alamıyor. Ama hükümetin gündeminde olduğunu biliyoruz. Gizli ihalelerle beton emlak projesi olduğunu, sürecin yürütüldüğünü biliyoruz. Toplumu aldatan bir aday gündemimizde yok diye geçiştiriyor. Cumhurbaşkanı gündeminden düşürmez.”
Hesap bakiyemiz neredeyse sıfırdı
130 dolarlık 200 TL’nin bugün 6 dolar olduğuna da dikkat çeken İmamoğlu, “O kadar yoksullaştık ki… İBB’nin her zaman kurla hareket etmesi gereken borçları vardır. Kur zararımız 69.9 milyar lira. Bu tutar İBB’nin üç yıllık gelirinin toplamına eşit. Yoğun bir yatırım dönemini, metro sürecine rağmen, borçlanmalara rağmen aynı borç yapısı ile devam ediyoruz. 31 milyar liralık kredi kapattık. Metro gibi sermaye yatırımları 101.7 milyar lira. 2023 sonu itibariyle hesabımızdaki bakiye 27.2 milyar lira. 30 Haziran’da neredeyse sıfırdı ve banka hesaplarında para da yoktu. Ataköy metro hattının kredisi vardı hesapta. Hazine payı olan 1 milyar liralık para seçimden on gün önce kanunsuz ve hukuksuz olarak hesaba yatırıldı. Toplam 1.6 milyar lira 14 Haziran’da yatırıldı borçlar ödendi o zaman. Geldiğimizde 6 milyon lira vardı hesapta. Toplam maaş ödemesi o zaman 257 milyon lira civarındaydı” dedi.
Tek kuruş isteğimize olumlu yanıt gelmedi
“İETT sübvanse oranımız 12 milyar 231 milyon liraya ulaştı. Bu yıl 20 milyar lirayı aşar. İSKİ tarihinde olmayan, beş yılda çok ciddi altyapı yatırımlar yaptık. Sel ve su baskını yaşamadık. Bir bölüm kaldı, ihale yaptık, 1 milyar liralık yatırım yapılacak. Belediye meclisinde borçlanma taleplerimiz kabul edilmedi. Bütçede 6 milyar kabul edildi 1.9 milyar lirası geçti. 4 projemiz Hazine ve Maliye Bakanlığı onayı bekliyor. Katı atık yakma tesisleri gibi önemli ve 6 ay bir yıl bekleyen projeler var. Tek bir kuruş talebimize olumlu dönülmedi. Bu zorluklara rağmen onların 10 yılda yapamadığını 5 yılda yaptık.”
]]>“YALAN VİDEOLARLA SALDIRDILAR”
Özel, geçen seneki genel seçimleri anımsattığı konuşmasında şunları söyledi:
– Seçmenlere şunu söylediler. ‘Evet, belki yoksulsun, işsizsin, güvencesizsin, geleceğinden endişelisin ama tehlike büyük bize oy vermelisin. Biz olmazsak bayrağı indirecekler, vatanı böldürecekler, ezanı susturacaklar’ gibi büyük yalanlara sarıldılar. Cumhuriyet Halk Partisi gibi cumhuriyeti kurmuş, her bir bir bireyi Cumhuriyetin kurucu babalarına, kurucu kadrolarına, kurucusuna, devrimlerine yürekten bağlı bir partiye bile yalan videolarla saldırmaktan çekinmediler.
– O günlerde ‘Oyu bize verin. Seçimden hemen sonra her şey düzelecek’ diyorlardı. O gün bunu söylediklerinde belki korkuttukları, kandırdıkları yoksul insanların, işsiz insanların, güvencesiz insanların o gün oyunu aldılar ama bugün anlaşılıyor ki, esas olarak o insanların ahını aldılar. O gün 19 lira 70 kuruş olan mazot bugün 40 lira oldu. O gün 20 lira olan benzin, bugün 40 lira oldu. Benzinde yüzde 97, mazotta yüzde 106 zam var. Bu ne demek? Bundan sonra seçimden sonra iğneden ipliğe her şeye zam var.
“EMİNE HANIM’IN BİLEZİKLERİNİ Mİ SATTILAR?”
– Zaten bunu gizlemiyor Mehmet Şimşek. Diyor ki, ‘Seçimden sonra sıkı para politikası olacak’. Yani halk deyimiyle kemerler sıkılacak. Kemeri kim sıkıyor? Siz hiç fabrikatörün, holding sahibinin, tuzu kuruların, beşli çetelerin kemer sıktığını gördünüz mü? Kemer sıkma denince akla eski orta direk -şimdi hepsi yoksul-, akla esnaf, çiftçi, memur geliyor. Kemeri sıkmak, acı reçeteyi içmek hep vatandaşa, hep dar gelirlilere düşüyor. Kriz ortamında birileri paralarına para katıyorlar. Geçen yaşadığımız büyük krizden çıkış çaresini kur korumalı mevduatla buldular. 4 liralık dolar bir gecede 18 lira oldu.
– Dediler ki, ‘Siz paranızı dolara yatırmayın. Türk parasına yatırın. Dolar artarsa farkı biz karşılayacağız’. ‘Biz’ dediği kim? Emine Hanım’ın bileziklerini bozdurup mu verdiler? Bilal, Burak Erdoğan’ın sünnetlerinde takılan altınları mı bozdurdular? Hangi birikimle karşıladılar? Türkiye’nin orta gelir sınıfının ve düşük gelir sınıfının vergileriyle; babamızın, anamızın, dedemizin, ninemizin biriktirdiği Hazine rezervleriyle o farkları karşıladılar.
“EMEKLİDEN AYDA 5.5 ÇEYREK ALTINI ALDI”
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı enflasyon oranlarına da değinen Özel, şöyle devam etti:
– Şubat ayı enflasyonu 4,5 puan artmış. Kime göre? Artış çok yüksek ama bu artış bile TÜİK’e göre. Neyin baş harfleri? Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumu. Tayyip’i üzmeyen istatistik kurumu yıllık enflasyonu yüzde 67 olarak belirledi. Gerçek enflasyon kaç? Gerçek enflasyon, yüzde 130. Peki, emekli ne zamandı? TÜİK doğru söylüyor olsa bile memurun ve işçinin cebinden para çalındı. İş emekliye geldiğinde bu sefer rakam yüzde 34, cepten çalınan para ve Tayyip Erdoğan, iktidara geldiği gün en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücretti.
– Bugünkü hesapla 25 bin liraydı. Bugün 10 bin lira. Her şeyi altın hesabına vurmakta fayda var. En düşük emekli maaşıyla 3 Kasım 2002 günü tam sekiz 8 cumhuriyet altını alınıyordu. 20 yıllık iktidar boyunca Recep Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığında emeklinin cebinden ayda 5,5 çeyrek altın çıkmış
“ACI REÇETE MİDELERİ YAKACAK”
31 Mart yerel seçimlerine dikkat çeken Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
– Bu gidişita, şu hiç olmazsa son 8 ayda mazotun, benzinin yüzde 100 artmasına, boğaz, gıda enflasyonunun yüzde 70 artmasına bir dur denmezse, biz sarı kart gösterilmezse, bir kırmızı ışık yakılmazsa ‘Biz buradayız. Bizi görün, esas patron biziz. Biz bu ülkenin ta kendisiyiz’ denmezse Recep Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki dört yılda bize çok içireceği acı reçete vardır. Acı reçete emeklinin, emekçinin, esnafın, memurun, çiftçinin gırtlağını yakacaktır. Midesini delecektir.
– Dayanılmaz hâle gelecektir ama 2018’deki o seçim başarısından sonra, tek adam rejimini yerleştirdiği günden sonra 2019’da İstanbul’dan, Ankara’dan başlayarak 11 büyükşehirle genel iktidarın gücünü yerelden dengelediğimiz süreçte geçen seneki seçimlerde 51’e 49’luk duruma kadar gelip büyük bir talihsizlikle, kendi hatalarımızla o seçimi kazanamamıştık. Yarınlara umutla bakmak isteyen, ‘Bu hükümet beni görmezden gelmesin’ diyen, ‘Beni de hesaba katsın’ diyen herkesi 31 Mart’ta bu hükümete bir dur bakalım demesi lazım.
31 MART ÇAĞRISI
– Türkiye’nin bütün yoksullarını, bütün işsizlerini, bütün esnaflarını, bütün çiftçilerini, bütün emekçilerini ve bütün emeklilerini 31 Mart’ta sandıkta birleşmeye davet ediyorum. Bir tarafta Cumhur İttifakı var. AK Parti ve MHP, her geçen gün birbirine benziyorlar. En önemli meziyetleri tehdit etmek, hakaret etmek. Bu hakaretlerine, iftiralarına hiçbir zaman cevap vermiyoruz ama diğer tarafta Cumhur İttifakı, bir de yanına kimi aldı? ‘Kadınları sahiplendirmek lazım’ diyen, kadınları adeta birer eşya, birer mahluk olarak gören, geçmişte bu ülkeye Hizbullah korkusunu yaşatan, domuz bağcıların avukatlarını Meclis’e taşıdılar ya. Bir ittifak ortakları da onlar.
]]>İTO Başkanı Avdagiç, gazetecilere yaptığı açıklamada, ekonomide öne çıkan konulara ve iş dünyasının beklentilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Daha evvel kredilere erişimle ilgili sıkıntı olduğunu anımsatan Avdagiç, şimdi kredi maliyetlerinin yüksekliğinin konuşulduğunu söyledi.
Avdagiç, “Şunu da iş dünyası olarak çok net biliyoruz ki enflasyonda arzu edilen aşağı doğru bir eğilim ortaya çıkmadıkça, kredi faizlerinin geriye düşmesinin, hem Türkiye hem dünya ekonomi realiteleri anlamında bir karşılığı yok. Enflasyonu çok hızlı şekilde tek haneye indirmemiz lazım. Tek haneye indikten sonra da kalıcı olması hatta daha aşağı gelmesi lazım. Yüzde 9-9,5 bile şu an yüksek bir oran” ifadelerini kullandı.
ENFLASYONLA MÜCADELE
Enflasyonla mücadelede en büyük riskin dış faktörler olduğuna işaret eden Avdagiç, şunları kaydetti:
“Sürekli bu coğrafyada yaşanan farklı gelişmeler var. Rusya-Ukrayna Savaşı nereye evrilecek? İsrail’in bu saldırgan tutumu ne kadar daha devam edecek? Buna bağlı olarak Kızıldeniz’deki süreç nereye evrilecek? Yaklaşan ABD seçimleri önemli. Petrol fiyatları, doğal gaz fiyatları… Dolayısıyla şu an önümüzdeki dönem için enflasyonla ilgili risk dış faktörler. İçeride enflasyonla ilgili belirlenmiş politika kendi içinde tutarlı şekilde sürüyor. Bununla ilgili bazı revizyon taleplerimiz olmakla beraber, büyük resim olarak kendi içinde belirlenen bir çerçeve olarak yürüyor. Türkiye açısından bundan sonra enflasyon hedefinin sapmasına neden olabilecek en önemli riskler dışsal riskler olabilir.
Kızıldeniz konusunun mesela Türkiye’ye avantajları var, dezavantajları var ama bunun etkileri, bu olayın satın alması nasıl olacak? Burada belirsizlik var, taşlar yerine oturmadı. Umudumuzu kaybetmiyoruz. Bizim iş dünyasının temsilcileri olarak hiçbir zaman umutsuz olma lüksümüz de yok, niyetimiz de yok. İş dünyasının daha hızlı ve etkili şekilde ileri gitmesi için gerekli konuları, muhataplarımızla, Bakanlarımızla, ilgili kurumlarla, yerel yönetimlerle paylaşmaya devam edeceğiz. Bunlarla ilgili çözüm üretmeye çalışacağız.”
TCMB BAŞKAN DEĞİŞİKLİĞİ
Avdagiç, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) eski Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın görev süresinde hem genel hem birebir toplantılarda birçok konuyu kendisine aktardığını ve hiç kamuoyuna aktarmadıkları birçok konuda çok net ilerlemeler sağladıklarını vurgulayarak, TCMB Başkanı Fatih Karahan’la da aynı sürecin devam edeceğini bildirdi.
Bu makamda olanların iş dünyasının taleplerini dikkate aldıklarını ifade eden Avdagiç, “Tüm Bakanlıklarla iletişim kanallarımız açık, konularımızı aktarabiliyoruz. İş dünyasının önündeki süreçlerde iş gücüne ulaşım, yabancı misafirlerimizin istihdam politikasının gözden geçirilmesi gibi birçok konu gündemimizde. Radarımızda sadece enflasyon, TCMB, finansmana ulaşma yok. Çok farklı alanlarda çok sayıda konuyu yetkililere ulaştırıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
KUR BEKLENTİSİ
Değerlendirmesinde iş dünyasının en acil çözüm beklediği konulara da değinen Avdagiç, şöyle devam etti:
“En önemli konu, Türkiye’nin ihracatla ilgili hedeflere ulaşma konusunda asla takılmaması lazım. Bunun için en önemli konulardan bir tanesi, kurun gerçekçi olması. Burada kurun yükselmesini veya düşmesini söylemiyorum. Bize göre kurun gerçekçi olmasının en önemli göstergesi, enflasyon artışıyla kur artışı arasındaki korelasyonun bozulmaması. 2023 yılına diyelim ki dolarda 19 lirayla başladık yaklaşık 29 lirayla bitirdik ama bu yıl içinde kabaca demek ki her ay 0,9 liralık bir artış var. Aritmetik olarak ama öyle olmadı. Dolar 5-6 ay 19 lirada gitti sonra çok hızlı 27-28’e çıktı. Daha evvelki dönemlerde de aynı bu şekilde hızlı çıkışlar oldu. Dolayısıyla hala bizim genlerimizde dövizin ani değişikliklerine karşı bir savunma mekanizması var iş dünyasında. Bu beklentinin ortadan kalkması çok önemli, çünkü buna bağlı olarak insanlar tasarruflarını daha çok TL’de değerlendirecekler.
Bizim şu anda beklentimiz makul ve dengeli bir kur artışı. Burada ağırlıklı olarak belki her zaman enflasyon yüzde 40 ise kur yüzde 40 olmasa bile yüzde 36 arttığı zaman korelasyon bozulmamış demektir. Biz bu çizgideyiz. Bana göre ‘kur şu kadar’ olmalı söylemi tehlikeli. Dövizin 30 lira olduğu yerde, 40-45 lira olsun demek çok ciddi bir zıplama anlamına geliyor. Hızlı artış da hızlı iniş de sizi çarpar. Bu nedenle biz gerçekçi, istikrarlı, enflasyonla korelasyon içinde bir kur olmasını istiyoruz. Biz hiçbir zaman rakam telaffuz etmiyoruz, bunun doğru olduğunu da düşünmüyorum.”
‘SÜREÇ UZAK DOĞUDAN KAYNAKÇI GETİRME NOKTASINA GELDİ’
Bazı sektörlerde yaşanan “eleman” sorununa işaret eden Avdagiç, şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye’de ‘ne işte ne okulda’ olan gençlerimizin sayısı AB’nin 2,5 katı, 3 milyona yakın gencimiz ne işte ne okulda. Bizim ne yapıp edip Türkiye’de ne işte ne okulda olan bu 3 milyona yakın gencin 1 milyonunu iş dünyasına çekmemiz lazım. Bu genç jenerasyonu ama girişimci ama çalışan olarak, sanayide ve ticarette çalışan eleman olarak iş dünyasına katmamız lazım. Yetişmiş çalışan sayımızı hızla artırmalıyız.
Mesela Tuzla tersaneler bölgesinde kaynakçılar günlük 100 dolar alırken, şimdi 200 dolar talep ediyor. Artık süreç Uzak Doğu’dan kaynakçı getirme noktasına geldi ama biz çocuklarımızı eğitip bu işe monte edemiyorsak sistemi gözden geçirmemiz gereken bir durum var demektir. Yeni Bakanımız Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) aracılığıyla süreci devam ettiriyor. Bence MESEM’leri bugüne kadar yaşanan tecrübelerden olumlu-olumsuz çıktılarını dikkate alarak hızlıca geliştirmeliyiz. Oradan da iyi bir çıktı yakalamamız lazım. Tarihi genlerimizde olan kalfalık, çıraklık yapısını yeniden hayata geçirmeliyiz.”
]]>Akdaş, yaptığı yazılı açıklamada, “11 Ocak itibarıyla başkanlık görevimden istifa etmiş bulunuyorum. Ancak yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımın ricasıyla kararımı açıklamayı Sakaryaspor maçı sonrasına bırakmıştım. Bugün itibarıyla saygılarımla kamuoyunun bilgisine sunarım.” ifadelerini kullandı.
“KAYYUM ATANMASINI ENGELLEMEK İÇİN…”
Kırmızı-siyahlı kulüpte başkanlık görevine ilk olarak 10 Haziran 2021’de seçilen Akdaş, yönetim kuruluna da istifaya ilişkin yazılı açıklama gönderdi. Söz konusu metinde kulübü büyük bir borç yüküyle Murat Cavcav’dan devraldığını vurgulayan Akdaş, şöyle devam etti:
“Gençlerbirliği Kulübü başkanlık görevim sırasında borçları ödeyebilmek için birkaç genel kurul yaparak yeni atanan üyelerden katkı bekledim. Maalesef beklediğim maddi katkıyı alamadım. Bilindiği gibi 31 Temmuz 2022’de başkanlığı Sayın Talip Çankırı’ya devrettim. O yönetimin de seçimli olağanüstü kongre kararı almasının ardından delegelerimizin ısrarı üzerine kulübümüze kayyum atanmasını engellemek için başkanlığa tekrar aday oldum. Belki de aday olmamam en doğru karardı ama kulübüme olan sevdam beni böyle yönlendirdi. 25 Eylül 2022’de yapılan kongrede katılan delegelerin büyük çoğunluğuyla tekrar seçildim.”
Akdaş, büyük maddi ve manevi çabalarla kırmızı-siyahlı kulübü son iki sezonda Trendyol 1. Lig’de tutmayı başardıklarına işaret ederek, “Eski borçların büyük bir kısmını ödeyebildik. Şirketleşme vaadiyle 14 Ekim 2023 tarihli kongremizde Sayın Cantürk Alagöz ile birleşme kararı aldık ve ortak bir yönetim kurulu oluşturduk. Sayın Alagöz’e bu dönem verdiği katkılar için bir kez daha teşekkür ederim. Kulübümüzün üst sıradaki takımlarla çok az puan farkı var. Kariyer hayatım süresince, kendime her zaman büyük hedefler koydum ve şükürler olsun hepsini birer birer de gerçekleştirebildim. Ne yazık ki hayatımda ilk defa kulübümde koyduğum hedefin, gelinen nokta ile bağdaşmadığı gerçeğini büyük bir üzüntüyle görüyorum. Maddi olarak hayal ettiklerimizi maalesef gerçekleştiremediğimiz bir noktadayız. Her geçen gün öngörülemez bir şekilde artan giderler ve kur artışları tüm uğraşlarımıza rağmen artık içinden çıkılamaz bir hal almıştır.” değerlendirmesinde bulundu.
“KULÜBÜN MENFAATLERİNİ HER ŞEYİN ÜSTÜNDE TUTTUM”
“Ailem ve yakınlarım bilirler ki Gençlerbirliği sevdam tartışmaya açık değildir.” ifadelerini kullanan Akdaş, şunları kaydetti:
“Başkanlığım süresince kulübümüzün menfaatlerini her şeyin üstünde tuttum. İyi niyet, çaba ve fedakarlık anlayışı ile kulübümüzü ancak bu noktaya kadar getirebildim. Son olarak yine üzerime düşen görevi yapmak adına, kulübümüzün menfaatleri doğrultusunda ‘sürdürülebilirliğinin sağlanması’ için şu an hemen hemen tüm kulüplerin başvurduğu bir yöntem olan ‘şirketleşme’ yolunda adım atmak amacıyla delegelerimize genel kurul çağrısında bulunduk. Çünkü günümüzde futbol kulüplerinin idari ve mali yapılarının profesyonel ve bütünlük içinde yönetilmesi, gelirleri artırıcı bir kurumsal yapıya kavuşması, dinamik bir işleyişe sahip olması şirketleşmeyle elde edilebilecek kazanımlardır. Bu arada şunu da belirtmeliyim ki geçmiş genel kurullarda söz verdiğim gibi kulübe yaklaşık 2000 çalışanımdan bir çalışanımı dahi kaydettirmedim.”
Akdaş, şirketleşme gündemiyle yapılması planlanan genel kurulda toplantı yeter sayısına ulaşılamadığını hatırlatarak, “Bu nedenle de Sayın Alagöz, kulübümüzle alakasını kesmiştir. Çoğunluk sağlanmaması adına genel kurula girmeyip dışarda bekleyen delege arkadaşlarımızın ve defalarca arandıkları halde genel kurulumuza katılmayan delegelerimizin yaptıkları bu davranışların kulübümüzün yararına olup olmadığını onların vicdanlarına bırakıyorum. Gelinen noktada hem maddi hem manevi olarak ciddi anlamda yıpranmış biri olarak Gençlerbirliği Spor Kulübüne, Gençlerbirliği taraftarına, içinde bulunduğum camiaya ve aileme, sağlığıma daha fazla zarar gelmemesi için an itibarıyla başkanlık görevimden istifa ettiğimi bildirmek istiyorum. Gençlerbirliği’ne olan sevgim ve sevdam hayatımın sonuna kadar yaşayacaktır. Hakkınızı helal edin. Bu arada istemeyerek de olsa kırdığım, üzdüğüm kişiler varsa hepsinden özür diliyorum. Bize verilen bu kıymetli görevi yönetimimle birlikte yerine getirdiğimiz kanaatindeyim. Bizden sonra gelecek arkadaşlarımızın, devrettiğimiz noktadan bayrağı daha da yukarıya taşıyacağına olan inancım tamdır.” şeklinde görüş belirtti.
]]>GEÇİM SIKINTISI SÜRECEK
Yüksek faizler, kontrol altına alınamayan mutfaktaki yangın bugünden itibaren yine vatandaşların yakasını bırakmayacak. Geçim sıkıntı yaşayan milyonlar kredi kartlarına, tüketici kredilerine sarılarak ihtiyaçlarını karşılamaya çabalayacak. Asgari ücretin 17.002 lira olarak açıklanmasından sonra iktidar kanadından gelen demeçlere bakılırsa ocak ayında memur ve memur emeklileri yüzde 50 seviyesinde zam alırken, SGK ve Bağ-Kur emeklilerinin alacağı zam oranın yüzde 37 seviyelerinde kalması büyük tepkilere neden olacak. Yeni yılda da devam edecek tüm bu zorluklara rağmen umudunu kaybetmeyen vatandaşlar, iyi dileklerle 2024’ü karşıladı.

Halkın gündemi zam, enflasyon
Ekonomide ‘faiz sebep enflasyon sonuçtur’ tezinin denendiği Eylül 2021 itibarıyla 1.5 yılda rekorlar kıran enflasyonun 2023 karnesinde yeni zirvelerin işaretleri yer aldı. Türkiye İstatistik Kurumu, verilerine göre yılın ilk ayı olan Ocak 2023’te yüzde 57.68 olan enflasyon, deprem ve iki seçim süreci ile zorlu geçen ilk yarıda baz etkisi ve toplanamayan verilerle haziran ayında yüzde 38.21 olmuştu. Seçim sonrası değişen ekonomi yönetimi ve politikaları ile yeniden çıkışa geçen enflasyonda Kasım 2023’te yüzde 61.98 seviyesi görülürken, 2023’te halkın ve vatandaşın yine ana gündemi geçim sıkıntısı oldu. ENAG enflasyonu aynı dönem için yüzde 129.7 olarak açıklarken Merkez Bankası ise 2023 yıl sonu enflasyon tahminini 58’den yüzde 65’e çıkardı. MB 2024 enflasyon tahmini ise yüzde 33’ten yüzde 36’ya çıkardı.

Borsa İstanbul ‘enflasyon kalkanı’nı mevduata kaptırdı
Türkiye’de enflasyon korkusuyla yatırımcıların akın ettiği Borsa İstanbul, tarihi zirveleri test ettiği 2023 yılını yatay bantta kapattı. BIST 100 endeksi, yılın son işlem gününü yüzde 1 yükselişle 7.470 puandan tamamladı, endekste yükseliş bu yıl yüzde 35.6’da kaldı. Mevduat faizlerindeki hızlı yükselişle borsada, sert çekilmeler yaşandı. 8.5 milyon yatırımcıyı kucaklayan Borsa İstanbul’da 15 Aralık itibarıyla tam 54 şirket halka arz oldu. Borsa İstanbul’a 2024’te yabancı girişlerin olabileceği düşünülüyor.

Benzine 1 yılda %77 zam
Akaryakıt, 2023’te zam yağmuruna yakalandı. Ocakta 19.47 TL olan benzinin litre fiyatı nisana geldiğimizde 22.46 liraya kadar çıktı. Seçimin ilk turu öncesinde, 9 Mayıs’ta ise 19.81 TL’ye düşen benzinin litre fiyatı, üç ayda yüzde 82.4 yükseldi ve 13 Ağustos’ta 36.14 TL’ye çıktı. 16 Temmuz’da Özel Tüketim Vergisi’nin (ÖTV) de artırılmasıyla benzinin litresinden alınan ÖTV tutarı 2.52 liradan 7.52 liraya çıktı. Bununla birlikte 15 Temmuz’da 28.02 lira olan benzinin litre fiyatı 16 Temmuz’da 34.02 TL’yi gördü. 30 Aralık itibarıyla 34.45 TL olan benzin, 12 ayda yüzde 76.9 zamlandı.

Kur korumada erime başladı
Düşük faiz ve baskılanan döviz kurlarını sürdürebilmek için seçim öncesinin gözde aracı Kur Korumalı Mevduat’ta (KKM) erime başlarken, KKM’yi tasfiye için yeni kararlar alınmaya devam ediyor. Eski ekonomi yönetimine göre “çağın buluşu” olan KKM, 18 Ağustos’tan bu yana 756 milyar lira azaldı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise 2024’ün “Kur korumalı sisteminin sonlandığı” yıl olacağını söyledi.

Bir EYT çözüldü ikincisi bekleniyor
1999 yılında çıkarılan yasa ile ortaya çıkan emeklilikte yaşa takılanların (EYT) mağduriyeti 3 Mart 2023’te giderildi. Çıkarılan yeni yasayla 8 Eylül 1999 ve öncesinde işe girenler emeklilik hakkı elde ederken 9 Eylül 1999 ve sonrasında işe başlayanlar ise 24 yıldır çalışmalarına rağmen faydalanamadı. İkinci EYT mağdurları yeni yılda çözüm bekliyor.

Dolar yılı 29.55 TL ile kapattı
Döviz fiyatları, yılın son işlem gününde zirvelerini yeniledi. Dolar, en yüksek 29.8525 TL’yi görürken, 2023 yılını 29.5599 TL’den tamamladı. 2022 yılını 18.7015 TL ile sonlandıran doların yıllık getirisi, böylelikle yüzde 58 oldu. Euro fiyatları ise sığ piyasada rekorunu 33.0750 TL’ye taşırken; yıllık kazancı yüzde 63 oldu. İngiliz sterlini ise ilk kez 38 TL’nin üzerini test etti.

Ekonomide U dönüşü
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz sebep, enflasyon sonuç” sözleriyle 23 Eylül 2021’de başlayan indirimlerle yüzde 19’dan yüzde 8.5’e kadar düşen faiz, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in göreve gelmesinin ardından sert bir politika değişikliği ile son yedi ayda yüzde 42.5’e yükseldi. ‘Nas’ kurallarından U dönüşüne geçildi ve Türkiye, 2023 sonuna kadar faizi toplam 3 bin 400 baz puan yükseltti.
Deprem ve resesyon istihdamı vurdu
İhracat pazarlarındaki resesyon, deprem etkisi ve ekonomik kriz ile sanayiyi işsizlik vurdu. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre yılın başında 3.4 milyon olan işsiz sayısı Ekim 2023’te 2.9 milyona geriledi. Aynı dönemlerde işsizlik oranı ise yüzde 9.7’den yüzde 8.5’e indi. Ancak gerçek işsiz sayısı ise 8 milyonu aştı. TEPAV tarafından açıklanan verilere göre deprem bölgesinde yer alan 11 çalışan sayısı yıllık olarak 90 bin 164 azaldı. 2023’te en yüksek istihdam kaybı ise yüzde 30 ile ayakkabı ve 200 bin çalışan ile tekstil ve hazır giyim sektörlerinde oldu.
]]>