350 bin metreküp su depolama kapasitesine sahip olan göl hem bölge çiftçisinin tarımsal sulama hem de doğal yaşamdaki canlıların ihtiyacının karşılıyor.
Piknik yapmak isteyenler için oturma alanları, çeşme, otopark ve doğaseverler için de yürüyüş yolları bulunan göl, karavan turizmi alternatif bir konum oluşturuyor.
Kuraklığın hat safhada yaşandığı bu yıl, düşen az yağış miktarı ve aşırı sıcaklardan Kolak Gölü de olumsuz yönde etkilendi.
Tarım ve Orman Bakanlığının yurt genelinde yürüttüğü balıklandırma projesi kapsamında daha birkaç ay önce binlerce yavru sazan balığının bırakıldığı gölet, yıllar sonra ilk kez kurudu.
Suların çekilmesiyle Kolak Gölünde sazan balıklarının yaşam ortamının kalmaması üzerine Çameli Belediyesi ve alabalık üreticilerinin işbirliğiyle balçıkların arasından tek tek toplanan balıklar, İmamlar Göleti’ne taşındı.
Etrafı mesirelik alanı olarak kullanılmaktayken tamamen kuruyan Kolak Gölündeki acı manzara endişeye yol çatı.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İlçede 9 bin dekar tarımsal sulama alanına sahip Günyurdu Mustafa Eldemir Barajı ve 2 bin 300 dekar sulama alanı bulunan Küçükelmalı Göletinde suyun geçen yıl bugünlere göre yaklaşık 4 metre çekildiği görüldü.
Tarımsal sulamanın yanında havaların aşırı sıcak gitmesi, buharlaşma ve su kaçaklarının en önemli etkenler olduğu belirtildi.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dünyanın en büyük sodalı gölü olma özelliği taşıyan Van Gölü ise alan kaybetmeye devam ediyor. Kuş türlerinin yaşam alanları olan havzadaki sulak alanlar da kuraklıktan nasibini aldı.
YYÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özdemir Adızel, üniversite olarak 1991’den beri Van Gölü havzasındaki kuşlarla ilgili çalışma yürüttüklerini söyledi.

Bugüne kadar yaptıkları çalışmalarda havzada 240 kuş türü belirlendiğini söyleyen Prof. Dr. Adızel, “Bu kuş türleri düzenli olarak her yıl Van Gölü havzasına gelip konaklıyor. Ancak, bunun yanında düzenli gelmeyen ve henüz bizim tespit edemediğimiz kuş türleri de var.
Araştırmalar devam ederse 300’e yakın kuş türünün olduğunu tespit edeceğiz. Üniversite olarak, bölüm olarak yaptığımız iş iki temele dayanıyor. Birincisi; Van Gölü havzasındaki önemli alanları ve bu alanlarda yaşayan kuş türleri tespiti. Yani envanter çalışması yapmak, elimizde hangi değerler var onları ortaya çıkarmak.
İkinci aşamada ise devletin bu işle ilgili birimleriyle ortaklaşa bu değerleri alanları, bunların yetki sınırları içeresinde koruma altına almaya çalışmak. Bizim temel çalışmalarımız bunlar” dedi.

‘VAN ESKİSİ KADAR SOĞUK OLMUYOR’
Prof. Dr. Adızel, her yıl İran’ın Urmiye Gölü’nden nisan aylarında gelip Van Gölü havzasında bir süre konaklayan flamingoların, kasım ayı sonlarına doğru daha sıcak olan Afrika ülkelerine göç ettiklerini, ancak bu yıl kış aylarının daha sıcak geçmesi nedeniyle flamingoların havzadaki sazlık alandan ayrılmadığını belirtti.
Prof. Dr. Adızel, “Flamingo ve diğer kuş türleri normalde kış mevsiminde Van Gölü havzasını terk ediyordu. Bu yıl flamingolar gitmedi. Biz bunu da genel olarak küresel ısınmaya bağlıyoruz.
Yani, Van eskisi kadar artık çok soğuk olmuyor. Van Gölü havzası da kuraklıktan etkileniyor. Havzada bulunan sulak alanlardaki bazı kuş türlerinin göç olayını da etkilemiş oluyor” diye konuştu.

‘HAVZADAKİ SAZLIKLAR DA KURAKLIKTAN ETKİLENDİ’
Kuraklığın, özellikle Van Gölü havzasındaki sazlıkları etkilediğini anlatan Prof. Dr. Adızel, şöyle devam etti:
“Van Gölü havzası kuraklıktan etkilendi. Ama onun ötesinde özellikle suyu sığ olan, yani çok derin olmayan Van Gölü havzasında ve bu bölgede bulunan göletlerin kısmen ya da tamamen kurumasına neden oluyor.
Saray bölgesindeki Akgöl, bu yaz tamamen kurudu. Onun dışında kıyı çizgisinin değişmesine neden oluyor. Kıyılar sulak alanlarla buluşma noktalarıdır. Su çekildiği zaman bu kıyı çizgisi de suyla birlikte suya doğru yaklaşıyor.
Dolayısıyla sazlık ve bataklık alanlar susuz kalıyor ve zamanla kurumaya başlıyor. Bu da kıyı çizgisinde birtakım dengesizliklere neden oluyor. Bu da kıyıdaki su kuşlarını etkiliyor. Kuraklık sulak alanları olumsuz yönde etkiyor.
Kuşların konakladığı bu bölgeler kuraklıktan nasibini alıyor. Maalesef yok ediliyor. Durum böyle olunca da yeni kıyı çizgisinde yeni noktaların açılması da zaman alıyor. Bütün dünya olarak küresel ısınmayı önleyecek tedbirlerin alınması gerekiyor.
Bireysel olarak en azından suya ve çevreye zarar verecek faktörleri daha az kullanmak, daha dikkatli kullanmak, daha akıllı tarım sulamasına geçmek, gölleri, nehirleri besleyen özellikle tarım sulamasını minimuma indirmek gerekir.”
]]>“Erzurum’da Kar Kuraklığı” araştırmasının sonuçları hakkında değerlendirmelerde bulunan Aras, kar yağışının normalden daha az olması veya hiç olmamasına “kar kuraklığı” denildiğini, bu durumun genellikle kış aylarında karın yeterli miktarda yağmaması veya erken erimesi sonucu ortaya çıktığını söyledi.
METEOROLOJİ VERİLERİ ANAZLİZ EDİLDİ
Türkiye’nin kar kuraklığı haritasını çıkarmak üzere bir çalışma başlattıklarını ve bu kapsamda ilk olarak Erzurum’daki durumu incelediklerini belirten Aras, il genelinde 1991-2021 dönemini araştırdıklarını, bu kapsamda Meteoroloji Genel Müdürlüğünden elde edilen veriler ile çeşitli iklim modelleri kullanarak günlük, aylık ve yıllık yağış verilerini analiz ettiklerini anlattı.

SICAKLIK YÜZDE 6 ARTTI
Aras, “Araştırma sonucumuza göre Erzurum’da 1991-2021 yılları arasında kar yüksekliği yüzde 32 azalmış, sıcaklık ise yüzde 6 artmış. Bu bize Erzurum’da kar kuraklığı yaşandığını gösteriyor” dedi.
Artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar neticesinde iklim değişikliğine sebep olan kuraklığın özellikle dağlık bölgelerde kar örtüsünü azalttığını ve yağışın kar yerine yağmur olarak düşmesiyle kar kuraklığı görüldüğünü kaydeden Aras, kar kuraklığının ortaya çıkmasındaki temel sebebin küresel ısınmaya bağlı sıcaklık ve yağış verilerinde gözlenen değişiklikler olduğunu vurguladı.
Kar kuraklığının su kaynaklarının düzenli olarak yenilenememesine neden olduğuna değinen Aras “Araştırma yılının son dönemlerinden günümüze kadar kuraklık sorununun devam ettiğini gördük. Kar kuraklığı görülen bölgelerde yağışlar çoğunlukla yağmur şeklinde gerçekleşmiş” diye konuştu.
Küresel ısınmaya bağlı olarak deniz yüzey suyu sıcaklığının artmasının atmosferdeki rüzgar dolaşımını, dolayısıyla yağışları olumsuz etkilediğinin altını çizen Aras, okyanuslarda meydana gelen atmosferik olayların ve tüm dünyada yüksek ve alçak basınç sistemlerini etkileyen El Nino ve La Nina gibi doğal değişkenlerin de kar yağışlarının azalmasına neden olduğunu aktardı.
KAR KURAKLIĞININ ŞİDDETİ ARTIYOR
Doç. Dr. Babak Vaheddoost, kar kuraklığının tespiti için Erzurum’da İspir, Oltu, Tortum, Horasan ve Hınıs ilçelerindeki meteoroloji istasyonlarından elde ettikleri verileri kullandıklarını bildirdi.
Vaheddoost, şunları söyledi:
– Özellikle bölgenin güney ve doğusunda belirgin şekilde yağışlar azalıyor. Sıcaklık için konuşmak gerekirse bölgede minimum ve maksimum değerler sürekli artıyor, buna bağlı olarak da kar kuraklığının hem süresi hem büyüklüğü hem de şiddeti artış gösteriyor. Bu şekilde devam ederse kar kuraklığının Erzurum’da giderek artacağını öngörüyoruz.

– Ayrıca Palandöken’de de kar yağışında azalma olduğunu tespit ettik. Kentin kuzeydoğusunda bulunan Oltu ve Horasan’da kuraklık süresi uzamış durumda. Özellikle merkezde ve havalimanı bölgesinde kuraklıkla ilgili bir artış gerçekleşeceği de öngörülebiliyor.
Sadece Erzurum’da değil dünya genelinde de kar yağışı miktarının azaldığı bilgisini paylaşan Vaheddoost, son yıllarda kuraklık sürelerinin uzadığını, geçmişte bir ay yaşanan kuraklığın artık birkaç yıl sürebildiğini dile getirdi.
YER ALTI SULARINI BESLİYOR
Kar kuraklığının yıllar içinde artması durumunda bölgedeki su kaynaklarının giderek azalacağı uyarısında bulunan Vaheddoost, Erzurum’da iklimsel değişimlerin gerçekleşebileceği göz önünde bulundurularak gelecek dönemlerde kuraklık sorunu için mekansal analiz çalışmaları yapılması tavsiyesini paylaştı.
Vaheddoost, şöyle devam etti:
– İki aylık yağış bir gecede yağdığı zaman o suyu kullanamıyoruz çünkü toprağın bir sızdırma kapasitesi var. Fazla yağış geldiği zaman o yağış topraktan sızamıyor. Sızamadığı zaman yüzeysel akış haline geliyor ve sel diye tabir ettiğimiz taşkınlara sebep oluyor. Bu durumda biz suyu hem kullanamamış oluyoruz hem de taşkınlar çevreye zarar vererek denize kadar ulaşıyor ama kar yağdığı zaman ne oluyor? Dağlardaki kar toprağa yavaş yavaş sızıyor, yer altı ve tatlı su kaynaklarımızı besliyor ve biz o suyu maksimum seviyede kullanabiliyoruz.
Araştırmaya farklı illerdeki kar kuraklığı analizleriyle devam edeceklerinden bahseden Vaheddoost, “Şimdi Uludağ üzerinde kar kuraklığı çalışmalarına başlıyoruz. Ardından Erciyes, Ilgaz, Kars ve Bolu’da araştırmalarımızı sürdüreceğiz. Önümüzdeki iki veya üç sene içinde tüm Türkiye’nin kar kuraklığı haritasını çıkarmayı planlıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
]]>