YENİ REKORLAR KIRILDI
Raporda, 2023’te iklim durumunun alışılmışın dışında olduğu belirtilirken, sera gazı seviyeleri, yüzey sıcaklıkları, okyanus ısısı, deniz seviyesinin yükselmesi ve buzulların geri çekilmesinde yeni rekorların kırıldığı bildirildi.
Sıcak hava dalgaları, seller, kuraklıklar, kontrol edilemeyen yangınlar ile hızla yoğunlaşan tropikal kasırgalar gibi aşırı iklim olaylarının sefalet ve kargaşaya yol açtığı, bunun milyonlarca insanın günlük hayatını etkilediği ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayba neden olduğu bildirildi.
EN SICAK YIL OLDU
“2023 kayıtlara geçen en sıcak yıl oldu” ifadelerinin yer aldığı raporda, küresel ortalama yüzeye yakın sıcaklığın sanayi öncesi taban çizgisinin 1,45 santigrat derece üzerinde ölçüldüğü hatırlatıldı.
2014-2023 arasının tarihteki “en sıcak on yıllık dönem” olduğu bildirilen raporda, bu süreçteki on yıllık ortalama küresel sıcaklığın 1850–1900 yıllarındaki ortalamanın yaklaşık 1,20 santigrat derece üzerinde olduğu vurgulandı.
Raporda, 2023’te küresel olarak hazirandan aralığa kadar her ayda rekor düzeyde sıcaklık görüldüğü kaydedilirken, en büyük sıcaklık artışının 0,46-0,54 santigrat derece civarında yükselişle Eylül 2023’te yaşandığı ifade edildi.
“Küresel sıcaklıktaki uzun vadeli artış, atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarının artmasından kaynaklanıyor.” bilgisi verilen raporda, 2023’ün ortasında La Nina’dan El Nino hava olayları koşullarına geçişin, 2023’te sıcaklığın hızlı yükselişine katkıda bulunduğu bildirildi.
2023’te küresel ortalama deniz seviyesinin, 1993’ten bu yana tutulan uydu kayıtlarına göre rekor seviyeye ulaştığı, bu durumun, devam eden okyanus ısınmasının yanı sıra buzulların ve buz tabakalarının erimesini de yansıttığı vurgulandı.
1950’DEN BERİ EN BÜYÜK KAYIP
Raporda, 2014-2023 küresel ortalama deniz seviyesi artış oranının, uydu kayıtlarının ilk on yılındaki (1993-2002) deniz seviyesi artış oranının iki katından fazla olduğu belirtildi.
Öncü verilere göre, küresel referans buzul setinin, hem Kuzey Amerika’nın batısı hem de Avrupa’daki aşırı erimenin etkisiyle (1950’den bu yana) kayıtlardaki en büyük buz kaybının yaşandığı kaydedilen raporda, İsviçre’deki buzulların son iki yılda mevcut hacimlerinin yaklaşık yüzde 10’unu kaybettiği aktarıldı.
Kuzey Amerika’nın batısında 2023’te, 2000-2019 dönemi için ölçülen oranlardan beş kat daha yüksek oranda buzul kaybının yaşandığı ve buradaki buzulların, 2020-2023 döneminde, 2020’ye kıyasla tahmini olarak hacimlerinin yüzde 9’unu kaybettiğine işaret edildi.
Hava koşullarından kaynaklanan tehlikeler 2023’te yerinden edilmeleri tetiklediği belirtilen raporda, “Bu durum, iklim şoklarının dayanıklılığı nasıl zayıflattığını ve en savunmasız nüfuslar arasında yeni koruma riskleri oluşturduğunu gösterdi.” ifadeleri kullanıldı.
ÇARPICI TÜRKİYE DETAYI
Aşırı hava ve iklim olaylarının tüm kıtalarda önemli sosyoekonomik etkilerinin olduğu, bunlar arasında büyük seller, tropikal kasırgalar, aşırı sıcaklık ve kuraklık ile bunlara bağlı kontrol edilemeyen yangınlar olduğu kaydedildi.
Raporda, “Akdeniz Daniel Kasırgası’ndan kaynaklanan aşırı yağışlarla bağlantılı sel felaketi eylülde özellikle Libya’da ağır can kayıplarına neden oldu, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye’yi de etkiledi.” ifadelerine yer verildi.
Aşırı sıcakların dünyanın birçok yerini etkilediği belirtilen raporda, özellikle temmuzun ikinci yarısında Güney Avrupa ve Kuzey Afrika’nın çok etkilendiği hatırlatıldı.
333 MİLYON KİŞİYE ULAŞTI
İtalya’da sıcaklıkların 48,2 santigrat dereceye ulaştığı, Fas’ta ise termometrelerin 50,4 santigrat dereceyi gösterdiği bildirildi.
Raporda, iklim değişikliğinden dolayı dünya çapında akut gıda güvensizliği yaşayan insanların sayısı Covid-19 salgını öncesi 149 milyonken bu sayının 2023’te 333 milyon kişiye yükseldiği belirtildi.
‘İMDAT’ ÇAĞRISI
Basın toplantısına video mesaj yollayan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, iklimle ilgili yaşanan olaylar karşısında “Dünya imdat çağrısında bulunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“ALRM ZİLLERİ ÇALIYOR”
Fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan kirliliğin iklim dengesini “kaosa” sürüklediğini kaydeden Guterres, alarm zillerinin her alanda çaldığını bildirdi.
Guterres, sıcaklığın rekor seviyeye ulaştığını, deniz seviyelerinin yükseldiğini ve deniz suyu ısısının arttığını, buzulların çok daha hızlı eridiğini anımsatarak, “Tüm bunların etkisi çok şiddetli, acımasız ve ölümcül bir hızla artıyor.” uyarısını yaptı.
Acilen harekete geçilmesi gerektiğine işaret eden Guterres, iklim değişikliğindeki hıza oranla radikal adımlar atılması ve sürdürülebilir kalkınmaya uygun hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
WMO’DAN IKLIM KONUSUNDA EYLEME GEÇME ÇAĞRISI
WMO Genel Sekreteri Saulo, bu raporun, insanlığın iklim kriziyle ilgili karşı karşıya olduğu zorlukları gösterdiğine işaret etti.
Artan gıda güvensizliği, insanların yer değiştirmeleri ve biyolojik çeşitlilik kaybının savunmasız nüfuslar için tehdit oluşturduğunu vurgulayan Saulo, şunları kaydetti:
“Aşırı iklim koşulları, sıcak hava dalgaları, seller, kuraklıklar, kontrol edilemeyen yangınlar ve yoğun tropikal kasırgalar Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin tamamını baltalıyor, her yıl milyarlarca dolarlık ekonomik kayıplara neden oluyor. İklim eyleminin maliyeti yüksek görünebilir ancak bu konudaki eylemsizliğin maliyeti çok daha yüksek.”
]]>Yarı iletken endüstrisi, yapay zeka, elektrikli araçlar ve fabrika otomasyonu gibi teknolojik yeniliklerin arkasındaki itici güç olurken, ülkelerin ekonomik refahı ve ulusal güvenliğinde de önemli bir rol oynuyor.
Covid-19 salgını sırasında yaşanan küresel çip kıtlığı, çiplerin tedarik zincirindeki kırılganlıkların günlük hayat için gerekli olan birçok teknoloji ve ürünü riske attığını ortaya koyarken, bu stratejik endüstriye yönelik destekler artarak devam ediyor.
Yarı iletken endüstrisine destek sağlama konusundaki küresel rekabet kızışırken, çip pazarı hızla büyüyor.
Çiplerin stratejik öneminin uzun zamandır farkında olan bazı hükümetler üreticilere mali destek sağlamaya çalışırken, Malezya, Hindistan ve Vietnam gibi ülkeler yatırım çekmek için ABD ile teknoloji ittifakı kurma, küresel çip üreticilerinden bilgi transferi sağlama ve sübvansiyonlar sunma gibi üç yönlü bir yaklaşım uyguluyor.
ABD ve Çin arasındaki teknolojik üstünlük mücadelesi ise giderek artarken, her iki ülke kendi teknolojik şirketleri ve yatırımları aracılığıyla bu mücadeleyi küresel arenada sürdürüyor.
PAZAR BÜYÜKLÜĞÜ BEKLENTİSİ 588,4 MİLYAR DOLAR
Yarı iletkenler, akıllı telefonlardan bilgisayarlara, arabalardan tıbbi cihazlara kadar birçok elektronik ürünün önemli bir bileşeni olarak öne çıkıyor. Söz konusu ürünlere talep artmaya devam ettikçe modern teknolojinin önemli bir parçasını oluşturan yarı iletkenlere rağbet de artıyor.
Son dönemde yapay zeka teknolojisine olan ilgi de yarı iletkenlere olan talebin artmasında önemli rol oynuyor.
Dünya Yarı İletken Ticaret İstatistikleri verilerine göre, yapay zeka için kullanılan çiplere yönelik talebin artmasıyla küresel yarı iletken pazarının büyüklüğünün geçen yılki düşüşün ardından 2024 yılında yüzde 13,1 artışla 588,4 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
Yarı İletken Endüstrisi Derneği (SIA) verileri ise küresel yarı iletken satışlarının geçen yıl yüzde 8,2 azalışla 526,8 milyar dolara gerilediğini gösteriyor. Küresel yarı iletken satışlarının 2022’de sektörde bu zamana kadarki en yüksek tutar olan 574,1 milyar dolar olduğu kayıtlarda yer alıyor.
Analistler, çiplerin dünyanın bağımlı olduğu sayısız üründe daha büyük ve önemli bir rol oynamasıyla yarı iletken pazarının uzun vadeli görünümünün son derece güçlü olduğunu belirtiyor.
Taiwan Semiconductor Manufacturing Company (TSMC), Intel, Qualcomm, SK Hynix, Micron Technology, Nvidia, Broadcom, Advanced Micro Devices (AMD), Texas Instruments ve MediaTek dünyanın büyük yarı iletken şirketleri arasında yer alıyor.
HAKİMİYET ASYA-PASİFİK’TE
Dünyanın en büyük yarı iletken üreticilerine başlıca 3 bölge ev sahipliği yapıyor. Yarı iletkenlerin en büyük pazarı Asya-Pasifik bölgesi olurken, bu bölge küresel pazar payının yarısından fazlasını elinde tutuyor.
TSMC, Samsung Electronics ve SK Hynix gibi dünyanın en büyük yarı iletken şirketlerinden bazıları Asya-Pasifik bölgesinde bulunuyor. Tayvan yarı iletken endüstrisinde önemli bir oyuncu olarak öne çıkarken, Tayvan merkezli TSMC dünyanın en büyük bağımsız yarı iletken üreticisi konumunda bulunuyor.
Çip sektöründe en büyük üreticiler arasında yer almayan Çin ise en büyük tüketici konumunda. Ancak çipin üretiminde kullanılan ve stratejik öneme sahip olan galyum ve germanyumun elementlerinin ise en büyük üreticisinin Çin olduğu dikkati çekiyor.
Beş yıllık kalkınma planında yarı iletken değer zincirinin tüm segmentlerinde “kendi kendine yeterlilik” elde etmek için açık bir ulusal hedef belirleyen Çin, 2018’den bu yana hibeler, öz sermaye yatırımı, kamu teşvikleri, uygun krediler ve vergi indirimleri de dahil olmak üzere bir dizi destek aracılığıyla 52’den fazla fabrikanın inşasını sağladı.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip Çin, 50 milyar dolardan fazla fonlar oluşturarak Çinli yarı iletken şirketlere öz sermaye sağladı.
ABD LİDERLİĞİ HEDEFLİYOR
Kuzey Amerika da yarı iletken endüstrisindeki bir diğer önemli pazar olarak dikkati çekiyor. ABD, dünyanın en büyük yarı iletken şirketlerinden bazılarına ev sahipliği yaparken, Intel, Qualcomm, AMD ve Nvidia’nın merkezleri bu ülkede bulunuyor.
Intel önemli bir mikroişlemci tedarikçisi olurken, Qualcomm cep telefonu çiplerinin lider tedarikçisi olarak öne çıkıyor. AMD ise grafik işlem birimi (GPU) pazarında önemli bir oyuncu olarak yer alıyor.
ABD’de hükümet, yapay zekanın bu neslin belirleyici teknolojisi olacağını, son teknoloji çiplerin yapımına liderlik edemeyenin yapay zekaya da liderlik edemeyeceği görüşünü benimsiyor.
Toplam yarı iletken talebinin yüzde 25’ini oluşturan ABD’nin bu alandaki üretim kapasitesinin 1990’lardaki yüzde 37 seviyesinden yüzde 12’ye gerilediği kaydediliyor. Çin’in bu stratejik endüstride konumunu güçlendirme çabaları dikkate alındığında, bu durum ABD’de ulusal güvenliğe yönelik önemli bir tehdit oluşturacağı konusunda endişeleri artırıyor.
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, ülkenin yarı iletken endüstrisindeki ve küresel teknoloji yarışındaki lider konumunu yeniden ele geçirmeyi hedefliyor.
Ülkede 9 Ağustos 2022’de ABD Başkanı Joe Biden tarafından imzalanarak yürürlüğe giren CHIPS ve Bilim Yasası, yerli yarı iletken üretiminin artırılmasını ve otomobilden elektroniğe kadar birçok sektörde üretimde aksamaya neden olan çip kıtlığını hafifletmeyi amaçlıyor. Yasa, yarı iletken üretimi için 52,7 milyar dolarlık desteğin yanı sıra yarı iletken fabrikalarının kurulumunu teşvik etmek için 4 yıllığına yüzde 25’lik vergi indirimini içeriyor.
Ayrıca Biden yönetimi, yapılan yatırımlarla dünyanın gelişmiş mantık çiplerinin yüzde 20’sini üretmeyi amaçlıyor.
AVRUPA DA YARIŞTA
Avrupa ise Hollanda merkezli NXP Semiconductors ve ASML Holding ile Almanya merkezli Infineon Technologies gibi şirketlerle yarı iletken endüstrisinde önemli bir oyuncu olma yarışında yer alıyor.
NXP Semiconductors otomotiv sektöründe yarı iletkenlerin lider tedarikçisi konumundayken, ASML Holding yarı iletken üretiminde kullanılan litografi sistemlerinin önemli bir tedarikçisi olarak öne çıkıyor. Infineon Technologies de çok çeşitli endüstrilere yarı iletken tedariki sağlıyor.
Avrupa Birliği (AB), bloğun gelişmiş yarı iletken üretim kapasitesini artırmak için ülkelerin 35 milyar avroya kadar kaynak ayırma planları da dahil olmak üzere Avrupa’nın yarı iletkenler alanındaki “stratejik özerkliğini” güçlendirmek için somut adımlar atıyor.
AB’nin 2022’deki çip üretimini destekleme yasası sayesinde çip sektörüne 100 milyar avrodan fazla yatırım çektiği belirtiliyor.
REKOR YATIRIM YAPILIYOR
Çin’den Birleşik Arap Emirliklerine, Almanya’dan ABD’ye kadar birçok ülkenin çip üretimini “bağımsızlık” için güçlü şekilde teşvik etmesiyle bu alanda yapılan yatırımlar rekor seviyelere ulaşıyor.
Mikroçipler olarak da bilinen yarı iletkenler, bugünün birbirine bağlı dünyasının belkemiğini oluşturmasının yanı sıra ülkeler arasındaki rekabet unsurlarından da biri haline dönüşüyor.
İnsan seviyesine yakın yapay zekanın geliştirilmesine yönelik çalışmalar da küresel yarı iletken endüstrisini yeniden şekillendirirken, bir çok ülke Silikon Vadisi’nin en çok aranan ürünü olan yarı iletken arzını sağlayan ve küresel yapay zeka yarışmasında yer alan ülkelerin arasına girmeye çabalıyor.
]]>Hepsiburada’nın ana destekçisi olduğu Antalya Diplomasi Forumu’nun 2’nci gününde Round bölümünde ‘Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık’ başlıklı oturum düzenlendi. Oturuma Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Irak Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hussein, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Cibuti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mahmoud Ali Youssouf, Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta, Macaristan Uluslararası Ekonomi Bakanı Marton Nagy, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve Hepsiburada Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan katıldı.

Uluslararası ticaret ile ilgili konuların konuşuldu oturumda konuşan Hanzade Doğan, ticaretin dünyada birçok şeyin üstesinden gelebileceğini söyledi. Doğan, “2’nci Dünya Savaşından sonra alışık olduğumuz dünya düzeni tamamen değişti. Artık bir takım başka önlemleri düşünmemiz gerekiyor. Küresel ticaretteki yavaşlaman durgunluktan ziyade coğrafi ayrışma ve siyaset temelli. Gümrük tarifeleri ve ikili sözleşmeler artık yeni dünyada geçerliliğini yitirmiş durumunda. Geleneksel mal ve hizmet ticaretinden ziyade yazılım ve teknolojik ürünlerin ticaretinden bahsetmemiz gerekiyor. Yapay zeka gibi teknolojik gelişimler bizleri altın çağımıza tekrardan kavuşturabilir. Teknolojinin birçok problemimizi çözebileceğimizi düşünüyorum” dedi.
‘TEKNOLOJİ GELİŞTİRME VE YARATIMI TÜM ÜLKELERE AÇIK OLMALI’
Gelecekteki umudun teknolojide yattığını belirten Doğan, “Teknoloji geliştirme ve yaratımı tüm ülkelere açık olmalı. ‘Big Tech’ olarak da bilinen büyük teknoloji şirketleri, teknoloji odaklı küresel refahın geleceği için yapısal bir tehdit olma riski taşıyor. ‘Big Tech’, teknoloji milliyetçiliğinin aracı haline gelmiş durumda. Big Tech, hem ABD hem de Çin için teknoloji milliyetçiliğinin aracı haline geldi. Bu iki güç ülkeleri seçmek zorunda bırakıyor. Ancak çoğu ülke ABD ve Çin arasında seçim yapmaya zorlanmak istemiyor” diye konuştu.

‘ETKİ KAPASİTELERİ ÇOK ARTIYOR’
Kuzey ülkelerinin Google’la muhatap olabilmek için diplomatlar atadığını söyleyen Doğan, “Firmaların ağ etkileri ve finansal güçleri sayesinde etki kapasiteleri çok artıyor. Bu durumda ülkelerin kendi ulusal teknoloji şirketlerini çıkarmaları oldukça güç bir hale geliyor. Bu da kapsayıcı küresel teknoloji ve dijital ticaretin geleceği için sağlıksız bir ortama işaret ediyor. Bu alana yeni girenlere ve daha küçük ülkelerdeki oyunculara küresel ilerlemeye katkıda bulunmaları için hem ulusal hem de uluslararası düzeyde adil bir rekabet ortamı sağlanması gerekiyor. Sorumlu teknoloji uygulamaları küresel ticaret, entegrasyon, verimlilik, büyüme ve barış için temel olacaktır” dedi.
‘BÜYÜK GÜÇLERİN TEKELİNDE OLAMAZ’
Büyük teknoloji şirketlerinin birçok şeyi etkileyebileceğini söyleyen Doğan, “Gelecekte umut teknoloji de yatıyor. Yeni bir zihniyete ihtiyacımız var. Bu büyük güçlerin ya da büyük teknolojinin tekelinde olamaz. Bu, eşit şartlar altında refaha giden adil bir şekilde paylaşılan bir yol olmalıdır” diye konuştu.
]]>Raporda, küresel ekonominin “yumuşak iniş” yolunda göründüğü ancak aktivite ve büyüme beklentilerinin zayıf kalmaya devam ettiği aktarıldı.
Para politikasının 2024’te bir miktar gevşemesinin beklendiğine değinilen raporda, ancak orta vadeli büyüme beklentilerinin zayıf kalmaya devam ettiği, bunun zayıf üretkenlik artışı, yaşlanma, jeoekonomik ayrışma ve iklim kırılganlıkları gibi zorlukları yansıttığı bildirildi.
Raporda, yüksek ve artan kamu borcu seviyeleri nedeniyle, kamu finansman koşullarının orta vadede zorlu olmaya devam etmesiyle mali sürdürülebilirliğin de test edildiği dile getirildi.
“İKLİM KIRILGANLIKLARI BASKI OLUŞTURUYOR”
Orta vadede, zayıf büyüme beklentilerinin aynı zamanda korumacılığa başvurma riskini de artırdığı belirtilen raporda, bunun da halihazırda ticareti ve finansal entegrasyonu engelleyen jeoekonomik ayrışmanın oluşturduğu tehdidi artırdığı aktarıldı.
Raporda, iklim kırılganlıklarının orta vadeli küresel büyüme beklentileri üzerinde baskı oluşturduğu vurgulanarak, küreselleşmenin hızı yavaşlamış olsa da dijital hizmet ticareti ve yapay zeka dahil olmak üzere büyüme fırsatlarının doğru şekilde değerlendirildiği takdirde varlığını koruduğu ifade edildi.
“G-20 ÇABALARINI HIZLANDIRMALI”
Raporda, maliye ve para politikasının uygun kombinasyonun, borç, fiyat ve finansal istikrarın sağlanmasında kritik öneme sahip olacağı vurgulandı.
Küresel zorlukların üstesinden gelinmesi ve küresel fırsatlardan yararlanılması için çok taraflı eylemlere ihtiyaç olduğu belirtilen raporda, “G-20 politika yapıcıları, iklim değişikliği tehdidini hafifletme, iklim dönüşümünü destekleme ve Afrika’nın büyüme potansiyelini ortaya çıkarmaya yardımcı olma çabalarını hızlandırmalı.” değerlendirmesinde bulunuldu.
Raporda, özellikle çarpık ticaret politikalarından kaçınarak ayrışmayı yönetmek ve uluslararası para sisteminin dayanıklılığını güçlendirmek için işbirliğinin gerekli olduğu vurgulanarak, G-20’nin yapay zekanın benimsenmesinden sağlanan faydalardan tam olarak yararlanılırken risklerin en aza indirilmesinin sağlanmasında da önemli bir rolü olduğu kaydedildi.
YAPAY ZEKA VURGUSU
IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise rapora ilişkin kaleme aldığı “G20, Dünya Ekonomisinin Son Zamanlardaki Dayanıklılığından Nasıl Yararlanabilir?” başlıklı blog yazısında, yapay zeka gibi trendlerin üretkenliği artırma ve büyüme beklentilerini iyileştirme vaadi taşıdığını aktardı.
Ülkeler ticaret ve sermaye akışlarını değiştirdikçe jeoekonomik ayrışmanın derinleştiğini belirten Georgieva, iklim risklerinin de arttığını ve tarımsal üretkenlikten ulaşımın güvenilirliğine, sigortanın mevcudiyeti ve maliyetine kadar ekonomik performansı şimdiden etkilediğini ifade etti.
Georgieva, “Gelecek yıllarda, jeoekonomik ayrışmayı yönetmek ve ticareti yeniden canlandırmak, eşitsizliği genişletmeden yapay zekanın potansiyelini en üst düzeye çıkarmak, borç darboğazlarını önlemek ve iklim değişikliğine yanıt vermek için küresel işbirliği gerekli olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
Ayrıca Georgieva, çekirdek enflasyonun birçok ülkede yüksek kalması ve enflasyona yönelik yukarı yönlü risklerin devam etmesi nedeniyle, politika yapıcıların enflasyonun temelindeki gelişmeleri dikkatle izlemesi, çok erken veya çok hızlı gevşemeden kaçınması gerektiğini belirterek, ancak enflasyonun açıkça hedefe doğru ilerlediği durumlarda ise ülkelerin faiz oranlarının çok uzun süre yüksek tutulmamasının sağlaması gerektiğini kaydetti.
]]>Bu noktada da gözler Norveç’e bağlı bir takımada olan Svalbard’a yeniden çevriliyor. Svalbard, dünyanın besin kaynaklarını güvende tutan geniş bir kasa aslında. Ve şimdi de dünyanın en büyük tohum bankası yeni bir numune grubunu kabul etmeye hazırlanıyor.

Nijerya’daki bir çeşit börülce, Afrika sıcağında yetiştikten sonra toplanıp hazırlandı. Diğer börülce tohumlarıyla karıştırılarak paketlendi ve kurutuldu. Daha sonra dünyanın dört bir yanından alınan diğer binlerce tohumla aynı anda bir pakete konularak mühürlendi.
Artık o da yetiştiği yerden 50 derece daha soğuk ve Norveç kışının sonsuz karanlığında bulacak.
Kazakistan, Endonezya, Sırbistan ve Kamerun’dan gelen 14 bin tohum gibi dünyanın en büyük tarım sigortası poliçesine; Svalbard Küresel Tohum Deposu’na yapılan en büyük eklemenin bir parçası olacak.

OLASI TÜM FELAKETLERE KARŞI DAYANIKLI
Küresel Ürün Çeşitliliği Örgütü (GDTC) ile Norveç hükûmeti tarafından desteklenen Svalbard Küresel Tohum Deposu, olası bir küresel afet halinde yeryüzündeki bitki türlerini koruyarak yeniden ekilebilmelerini sağlamak için oluşturulmuş bir proje.
Nükleer patlamalara karşı bile dayanaklı bir şekilde tasarlanan kasaya basında yer alan haberlere göre dünyanın önde gelen zenginlerinden de destek sağlanıyor.
“Küresel Tohum Deposu” projesi 1983 yılında hazırlanmaya başladı. 9 milyon dolara mal olan kasa, Spitsbergen adasında bulunan bir dağın altında yer alıyor.

Bilim insanları bu eşsiz kasaya tohumları, yalnızca geleceğe yönelik planlar için değil, aynı zamanda geçmişin bir anısını saklamak için de topluyor. Çünkü bir mahsul türünün yabani akrabası kaybolursa, onun kazandığı tüm adaptasyonlar kaybolur.
Global Crop Çeşitlilik Vakfı, Crop Trust’tan Beri Bonglim, “Tüm yumurtalarınızı aynı sepete koyamazsınız. Bu ulusal tohum bankaları, savaşlar gibi insan yapımı felaketler veya deprem gibi doğal afetler tarafından tehdit ediliyor” diyor ve Svalbard Küresel Tohum Deposu’un neden önemli olduğunu vurguluyor.
HER KITADAN, HER İKLİMDEN TOHUM VAR
Burada permafrost sıcaklıkları sıfırın altında tutuyor. Geçtiğimiz on yılda, geniş yeraltı kasası yavaş yavaş dolduruldu. Her kıtadan, her iklimden tohumlar geldi. Plastik kutularda sıralar halinde yan yana duran Güneydoğu Asya pirinci, Güney Amerika mısırıyla rafları paylaşıyor. Kahve ve kakao, buğday ve kızılcık. Yoncanın 78, akasyanın ise 85 türü bulunuyor. Temel ürünler arasında 52 buğday, 49 arpa ve 25 çeşit pirinç bulunuyor; ancak daha lezzetli yiyecekler de yer alıyor; 48 çeşit böğürtlen ve 32 çeşit yaban mersini gibi.
Tohumlar burada, kataloglanmış ve depolanmış durumda, gerektiğinde yeniden ekilmeye hazır. Bonglim, çoğumuz öldüğünde bile hâlâ hazır ve yaşayabilir durumda olacaklarını söylüyor: “Bu tohumlar iyi işlenirse, iyi paketlenir ve mühürlenirse çok çok uzun süre dayanabilirler.”

Şu anda 1,3 milyon tohum çeşidine sahip olan tohum bankasının planlanan kapasitesinin yaklaşık dörtte birini pek kimse görmedi. Yılda yalnızca birkaç kez yeni ürünler kabul ediliyor ve önümüzdeki günlerde rekor sayıda tohum gelecek. Çok az kişi de gönderdiği tohumlara eşlik edip kasayı gördü.
Ancak Almanya’da bir ürün çeşitliliği projesini koordine eden Bonglim, kasayı görmek için Norveç’in en kuzeyine yolculuk yapanlardan biri.
Çıplak beton girişten arkadaki dağa doğru yürümenin etkileyici bir deneyim olduğunu söylüyor: “Benim için çok duygusal bir andı; dünyanın genetik kaynaklarının çeşitliliğinin bu tek odada bulunduğunu bilmek çok ilginç.”

TOHUMLARI KİMLER KULLANACAK?
Tüm bu idealist yaklaşımlara rağmen kasadaki tohumların gerektiğinde nasıl kullanılacağıyla ilgili tartışmalar ise hâlâ devam ediyor. Tohumların sadece belirli kişiler tarafından mı kullanılıp kullanılmayacağı soruları sık sık dünya basınına yansıyor.
]]>İlk Covid-19 vakasının 2019 sonunda Çin’in Vuhan kentinde tespit edilmesi ve buradan hızla dünya çapında yayılmasının ardından çoğu ülke, vatandaşlarını korumak için önce sınırlarını kapattı, ardından da içeride çeşitli kısıtlayıcı tedbirler hayata geçirdi.
Dünya ekonomisi, 2020’nin ilk aylarından itibaren Covid-19’a karşı alınan çeşitli önlemler nedeniyle durma noktasına gelirken, başta sağlık olmak üzere gıda, tarım ve ulaşım gibi krizle mücadelede kritik olarak belirlenen bazı sektörler dışında ekonomik faaliyete büyük ölçüde ara verilmişti.
Salgın nedeniyle üretimin ve hayat akışının ciddi biçimde durması küresel ekonomi ve ticareti aksatırken, ülkeler halk sağlığı odaklı politikalara yoğunlaşarak vatandaşlarını evlerine kapattı.
Salgınının neden olduğu üretim ve istihdam kaybı ile ücret sorunlarını gidermek üzere uygulanan politikaların finansmanı da ciddi boyutlara ulaştı.
Kamu finansmanı ve mali imkanları daha güçlü olan ülkeler çeşitli destekleyici politikalarla halkını bir ölçüde krizden mali olarak muhafaza edebilirken daha zayıf ve kırılgan ülkeler krizi derinden hissetti.
ULUSAL ÇIKARLAR ÖN PLANDA KALDI
Covid-19 uzun yıllar boyunca öne çıkarılan ticarette küresel yaklaşımları geri plana itti.
Normalde birlikte hareket eden pek çok ülke, kriz halinde ulusal çıkarlara ve bencil davranışlara yönelirken ticarette korumacı rüzgarlar ağırlık kazandı.
Salgının neden olduğu ekonomik durgunluktan nasıl çıkılacağı konusunda dünya çapında ortak veya benzer bir tutum belirlenememesi ve ekonomik faaliyetlere geniş ölçüde ara verilmesi ile özellikle ekonomileri daha hassas ve kırılgan olan ülkeler daha da zayıfladı.
Uygulanan katı kapanma ve karantina kuralları sayesinde ülkelerde vakaların azalması ve can kayıplarında düşüş görülmesine rağmen ülkelerin ekonomik krizin etkisini aşabilmek için tekrar normal hayata dönmeye çalışmaları, yeni dalgalar ve varyantlar ortaya çıkmasıyla defalarca sekteye uğradı.
Daha önce de yavaşlama dönemleri yaşanmasına rağmen dünya ekonomisinde bu seviyede bir “tamamen durma” noktasına gelinmemişti.
DÜNYA EKONOMİSİ KÜÇÜLDÜ
Dünya Bankası (DB) verilerine göre, salgın önceki dönem olan 2019 yılında dünya ekonomisi yüzde 2,6 büyürken, 2020 yılında küresel ekonomi yüzde 3,1 küçüldü.
Bu ölçüde bir küçülmeyle dünyada yaşanmış en büyük ekonomik kriz olan 1929’daki Büyük Buhran’dan beri karşılaşılmamıştı.
Salgının etkisinin hafiflemesi ve düşük baz etkisiyle 2021 yılında dünya genelinde yüzde 6 büyüme gerçekleşirken 2022’de bu oran yüzde 3,1 seviyesinde duruldu. Bu yıl için ise ekonomik büyüme beklentisi yüzde 2,7 seviyesinde öngörülüyor.
İŞSİZLİK YÜKSELDİ
Salgın, dünya çapında işsizliğin de artmasına neden oldu. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, özellikle genç ve kadın istihdam oranı hızla artarken 2020 yılında dünya genelinde işsizlik oranı bir önceki yıla kıyasla yüzde 1,36 artarak yüzde 6,9 seviyesine ulaştı.
Sadece salgının ilk dönemi olan 2020 yılında dünyadaki işsiz sayısı 33 milyon artarak 220 milyonu gördü.
Küresel işsizlik 2021’de yüzde 6,2’ye ve 2022’de de yüzde 5,77’ye inerken, bu dönemde de salgın öncesindeki 2019 yılının üzerinde seyretti.
KÜRESEL TİCARET GERİLEDİ
Salgın küresel ticareti de çok olumsuz etkiledi. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre, küresel mal ve ürün ticareti 2020’de yüzde 9 azalırken bu ölçüde bir gerileme verilerin kurum tarafından toplandığı dönemde hiç belirlenmemişti.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 2019’da 19 trilyon dolar seviyesinde olan küresel mal ihracatı 2020’de 17,6 trilyon dolara indi. 2021’de toplam mal ve ürün ihracatı 22,3 trilyon dolara, 2022’de de 24,9 trilyon dolara yükseldi.
Covid-19, tedarik zincirlerinde kesintilere neden olurken, mal kıtlığına ve daha yüksek fiyatlara yol açtı. Covid-19 kaynaklı tedarik zinciri sorunları, tüketici fiyatlarını artırırken bazı ürünlerin bulunmasını da zorlaştırdı. Bu durum enflasyondaki artışta öncü bir rol oynadı.
Salgınla özellikle Asya ülkelerinde üretimlerde gecikmeler yaşanırken deniz yoluyla taşınan ürünlerin nakliyesinde sorunlar söz konusu oldu. Bununla navlun fiyatları da zirve yaptı. Bu nedenle özellikle uzun mesafelerden taşınacak ürünlerin maliyetleri hızla artarken tedarik gecikmeleri de önemli bir problem olarak ortaya çıktı.
Covid-19 ile aksayan küresel ticarette salgının hafiflemesi ve ekonomik toparlanmayla yeni sorunlar belirginleşti.
Ekonomilerin açılması ile artan talep karşısında özellikle Asya ülkeleri odaklı üretim ve tedarik zincirlerinde kesintiler ve sorunlar yaşanmaya başladı.
Uzun mesafelerdeki taşımacılık maliyetlerinin katlanarak artması nedeniyle pek çok yabancı uluslararası firma açısından Türkiye gibi daha yakın, istikrarlı ve stratejik ülkeyi yatırım ve üretim açısından cazibeli hale getirdi.
Salgın ve sonrasındaki dönemde Türkiye, lojistik altyapısı ve üretim imkanları ile mobilya, tekstil, ilaç ve paketleme gibi alanlarda faaliyet gösteren pek çok uluslararası şirketin dikkatini çekerken, Batılı firmalar Türkiye’ye yatırım planlarına hız verdi.
HAVACILIK VE TURİZM CAN ÇEKİŞTİ
Covid-19’la sınırların kapatılması ve seyahat yasağı gibi kısıtlayıcı tedbirler başta ulaşım ve turistik konaklama olmak üzere hizmet sektörünü eşi benzeri görülmemiş bir krize soktu.
Zorunlu olmayan seyahatlerin yasaklanması ile hava yolculuklarına olan talep önemli ölçüde azaldı. Salgın nedeniyle hava trafiği durma noktasına gelirken bazı bölgelerde uçuşlar neredeyse salgın öncesine kıyasla yüzde 90 geriledi.
Sermaye yoğunluğu aşırı yüksek olan, nakit akışının ve devamlı faaliyetin kritik öneme sahip olduğu havacılıkta uçakların durması sektörün “ölümü” olarak nitelendirildi.
Pek çok ülke, hava yollarını salgının neden olduğu kriz sürecinden kurtarmaya çabaladı.
Havacılık sektörü ancak 2023’te salgın öncesi sefer ve yolcu seviyelerini tekrar yakalayabildi.
Turizm sektörünün kendine gelmesi ve krizi atlatabilmesi de 4 yılı buldu. Covid-19 nedeniyle uygulanan kısıtlamaların kapanma noktasına getirdiği konaklama ve turistik işletmeler ancak aşamalı biçimde toparlanırken, müşteri sayıları salgın öncesi seviyelere ancak 2023’te yeniden ulaşabildi.
GIDANIN STRATEJİK ÖNEMİ
Covid-19 ve yürürlüğe giren çeşitli tedbirler gıda güvenliği ile tarımın stratejik öneminin tekrar dikkati çekmesini sağladı.
Salgın, küresel tarım sektörü açısından da önemli sonuçlar doğurdu. Covid-19, tarım ve hayvancılığın ekonomiler için ne derece kritik olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Pek çok ülkede yürürlüğe giren kısıtlamalar nedeniyle vatandaşlar marketlere akın ederken, insanlar, makarna, pirinç, un ile çeşitli bakliyat ve konserve ürünleri satın almak için birbiriyle yarıştı. Salgın nedeniyle bu nesil ilk defa marketlerde boş raflarla karşılaşmak durumunda kaldı.
Covid-19’un başından itibaren tarımsal üretim ve gıda zincirindeki bütün unsurlar kritik sektörler olarak sıralanırken bunların faaliyetlerini en az kesintiyle sürdürebilmelerine olanak sağlandı. Gıda sevkiyatının aksamaması için de çok sayıda tedbir ve izin yürürlüğe kondu.
Salgın döneminde bazı ülkeler kendilerini olası kıtlık riskinden korumak için tarımsal ürün ve gıda ihracatına çeşitli sınırlamalar getirmeye de başladı. Bu durum küresel ticarette gıda ve tarıma yönelik kısıtlamalara karşı yeni stratejiler belirlenmesi gerekliliğini ortaya çıkardı.
]]>