* “Takip ettiğiniz gibi, Belediye Başkanlarımızla ve İl başkanlarımızla 20 – 21 Nisan tarihlerinde, ‘İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği’ çalıştayımızı yaptık. Seçilmiş 409 belediye başkanımız ve il başkanlarımızla büyük bir salonu hınca hınç doldurabilmenin, o koltuklarda oturan kişilerin sandıkta kurduğumuz Türkiye İttifakı’nın oyları ile seçilmiş belediye başkanlarımız olmasının gururunu yaşadık.
* 31 Mart Yerel seçimlerinde babaevine dönüşler başladı. Köklerini Anadolu ve Rumeli müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinden alan, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini örgütleyen, her türlü yokluğa ve zorluğa rağmen çağının çok ilerisinde, demokratik, özgür ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran CHP hepimizin babaevidir. Genel başkanımız Sayın Özgür Özel’in ifade ettiği gibi ‘Babaevinin tapusu kimseye ait değildir.’
* Babaevinin tapusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ündür. O yüzden vakit kaybetmeden, daha fazla yurttaşımızı babaevine bekliyoruz. Hayat pahalılığı nedeniyle ezilen, üç kuruş maaşla ayın sonunu getirmeye çalışanları babaevine bekliyoruz. İnançları nedeniyle, etnik kimlik ve kökenleri, siyasi görüşleri, yaşam tarzları nedeniyle ötekileştirilen, ayrıştırılan, yok sayılanları babaevine bekliyoruz. Dini duyguları, milli duyguları, vatan, millet, bayrak sevgisi yıllarca sömürülen kim varsa babaevine bekliyoruz. Babaevinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler var.
“HERKESİ BABAEVİNE BEKLİYORUZ”
* Babaevinde Cumhuriyet kadınları var. Babaevinde, 10 bin liraya geçinmek zorunda olan emekliler, atanmayan öğretmenler, staj ve çıraklık mağdurları var. Babaevinde 17 bin lira asgari ücretle çalışıp, kira ödeyip, çocuk okutup geçinmeye çalışanlar, gece boyu ayazda titreyerek ucuz kıyma kuyruğunda bekleyenler, pazarda çürük meyve – sebze toplamak zorunda kalanlar var. Babaevinde, vatan toprağını korumak için şehit düşenlerin aileleri var. Babaevinde bağımsız ve tarafsız yargı hasreti çekenler, haksız ve hukuksuz bir şekilde özgürlüğü elinden alınanlar var. Babaevinde ‘oy yoksa hizmet de yok’ diyerek tehdit edilen depremzedeler var. Babaevinde ağaca, suya, toprağa siper olmuş doğa katliamlarına dur diyen milyonlar var. Kısacası babaevinde ezilenler var. Mazlumlar var, mağdurlar var. O yüzden herkesi babaevine bekliyoruz.
“BAZI BELEDİYELER GİDERAYAK YAĞMALANMIŞ, TALAN EDİLMİŞ”
* Yerel seçimlerin sonunda 14 büyükşehir, 21 il merkezi olmak üzere toplam 35 ilde belediyeleri kazandık. 314 ilçeyi CHP’li belediye başkanları yönetecek. Yüzde 38 oy oranına ulaşarak partimizi hep birlikte birinci parti yaptık. CHP artık toplumun her kesiminden oy alabilen bir siyasi partidir. 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerini Türkiye ittifakı kazanmıştır, Türkiye kazanmıştır. Göreceksiniz, iktidar yolunda ilerleyen CHP ve CHP’li belediyeler önümüzdeki 5 yıl boyunca halkımıza en güzel hizmetleri götürecek.
* Ancak kazandığımız belediyelerde inanılmaz bir israf tablosu ortaya çıktığını da bilmenizi isterim. Bazı belediyeler giderayak yağmalanmış, talan edilmiş. Hemen hemen tüm belediyelerin milyonlarca liralık borcu yeni belediye başkanlarının sırtına yüklendi. Bu kadar para nerelere harcandı? Hangi vakıf, hangi dernek, hangi medya gruplarına ne kadar kaynak aktarıldı? Kaç paralık çerez, kuru yemiş alındı? Kimlere hangi ballı ihaleler verildi. Bunların hepsi yeri ve zamanı geldiğinde kamuoyuyla paylaşılacak.
“AKP İKTİDARI VE YÖNETİM KADROSU İSRAİL KONUSUNDA KONUŞTUKÇA BATIYOR”
* Bir söylediği bir söylediğini tutmayan AKP iktidarı ve yönetim kadrosu İsrail konusunda konuştukça batıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 27 Mart’ta bir televizyon programında İsrail ile ticaret yapılmadığını savundu, bunu eleştirenleri de ‘MOSSAD ajanı’ olmakla suçladı. Aynı Ömer Bolat 28 Mart’ta yani bir gün sonra katıldığı bir başka programda ‘Hükümet olarak kamu kurumları, devlet şirketleri asla İsrail firmaları ile ticaret yapmıyor’ dedi, hatta baş yandaş bir gazetede 8 Nisan 2024 tarihinde ‘İsrail ile ticaret koca bir yalan’ başlığıyla haber yapıldı. Sonra ne oldu? Ticaret Bakanlığı 9 Nisan’da bir açıklama yaptı ve İsrail ile ‘olmadığını iddia ettikleri’ ticarete kısıtlama getirdi.
* Tarih 20 Nisan 2024’ü gösterdiğinde; AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi katıldığı bir programda, İsrail’le yapılan ticareti ‘zarar veren’ ve ‘vermeyen’ diye ayırarak yaptıklarına iki yüzlülüğe kılıf bulmaya çalıştı. Şu sözlere bakın. İsrail’in Müslümanlara yaptığı bebek katliamını nefretle kınıyorlarmış ama İsrail serbest ticaret anlaşmasından da vazgeçemezlermiş. Neden? Çünkü; altı satıp bir alıyorlarmış. Ayıptır, günahtır. Bir taraftan Gazze mitingi yap bir taraftan gelsin yeşil dolarlar. Bir taraftan büyük Filistin mitingi yap. Diğer taraftan altı sat, bir al. AKP zihniyetine göre, masum insanlar ölebilir, çocuklar, siviller ölebilir ama ticaret devam eder. ‘Meydanlarda insanları toplarız, iki nutuk atarız, kitlelerin, insani ve vicdani duygularını okşarız, biraz inanç ve din sömürüsü yaparız ama ticaret devam eder, dolarlar akmaya devam eder.’
* Neden? Çünkü altı satıp, bir alıyorlar. İsrail Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçlamasıyla yargılanıyor. Nihat Zeybekçi ise soykırım suçu için ‘Eyvallah ama…’ diyor. Yalnız AKP’lilere söyleyelim. Artık herkes bu yalanların, bu riyakarlıkların ve iki yüzlülüğün farkında. AKP’li yetkililerin, Saraydaki Göbels özentisi danışmanların, medyadaki trollerin bu çelişkili ve manipülatif açıklamalarına artık kimse inanmıyor.
“CEMEVİ KÜLTÜR SANAT KURUMU YA DA TANITIM OFİSİ DEĞİLDİR, İBADETHANEDİR”
* Geçen hafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bir yönetmelik yayımlandı. Cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden ödenmesinde uygulanacak usul ve esaslar düzenlenmiş. Cemevlerini hala Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesi altında tutarak alevi yurttaşlarımızın ibadetlerine ve alevilik inancına bir kültürel değer muamelesi yapan zihniyet, lütfetmiş ve cemevlerinden -eğer şartları sağlarsa- aydınlatma gideri almayacakmış. Bir kere Cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde işi ne? Cemevi kültür sanat kurumu ya da tanıtım ofisi değildir, ibadethanedir. Tekrarlayalım, cemevleri ibadethanedir.
* Alevilik de kültürel bir etkinlik değil, inançtır. Cem ve semah da birer kültürel aktivite değil, ibadettir. Şatafatlı sofralara, makam araçlarına, yurtdışı toplantılarına akıttığınız Diyanet bütçesi ne güne duruyor? Aleviler vergilerini ödüyor ama Diyanetten haklarını alamıyor. CHP iktidarında, hiç kimse inançları ve etnik kimlik kökeni nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmayacak. Ötekileştirmeye son vereceğiz. Toplumdaki her kesim, bu ülkeye aidiyet duygusunu sonuna kadar hissedecek.
“NİHAYET MECLİS’TE İLİÇ FACİASI’NA İLİŞKİN ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULABİLDİ”
* Hepinizin bildiği gibi Erzincan İliç’teki maden faciasının üzerinden iki ay geçti. Nihayet Meclis’te faciaya ilişkin araştırma komisyonu kurulabildi. Komisyonda AKP’li Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman yer alıyor. Süleyman Karaman, 22 Temmuz 2004’te 41 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği Pamukova tren katliamının yaşandığı dönemde TCDD Genel Müdürü olan kişi. Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, o dönemde Karaman hakkında soruşturma açılmasına izin vermemişti.
* Aynı Karaman, 2022 yılında Anagold’un madeninde şirketin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca sıkça denetlendiğini iddia etmişti. Bu kişinin yer aldığı komisyondan tarafsız, bilimsel ve objektif bir rapor bekleyeceğiz. Öyle mi? AKP iktidarının bu ve benzeri facialarda izlediği bir yol var değerli arkadaşlar. Meclis’te kurulacak olan araştırma komisyonlarına, araştırılacak konuda sicili bozuk olan birini mutlaka atarlar. Kazaların gerçek nedeninin, yapılan ölümcül ihmallerin ve ihmaller silsilesinin üzerini örtecek, manipüle edecek birilerini mutlaka ama mutlaka bulurlar ve atarlar. Atarlar ki; komisyonda olayın üstünü kapatsın, atarlar ki gerçek sorumlular aklansın ve ortaya çıkacak olan ihmaller zincirini yok saysın, atarlar ki AKP’ye zeval gelmesin. Bunu FETÖ Araştırma Komisyonu’nda da gördük. Soma’nın katilini, Amasra Araştırma Komisyonu’nun başkanı yaptıklarında da gördük. Çünkü asıl amaçları olayı araştırmak değil toplumda oluşması muhtemel infiali bastırmak.
* Biz CHP olarak şimdiye kadar TBMM’de kurulan araştırma komisyonlarında, gerçeklerin ortaya çıkması, ihmal ve kusuru olanların tespit edilerek yargı makamlarının önüne çıkarılması ve bu olaylardan ders çıkarılarak, tedbirler alınarak benzer olaylar yaşanmaması için doğru bildiğimizi söylemekten asla geri durmadık. İliç Faciası’nı araştırmak için kurulan komisyonda CHP’yi temsilen Genel Başkan yardımcımız ve Çalışma Gölge Bakanımız Gamze Taşçıer, Enerji Gölge Bakanımız Deniz Yavuzyılmaz, Adana Milletvekilimiz Müzeyyen Şevkin, Erzincan Milletvekilimiz Mustafa Sarıgül ve Muğla Milletvekilimiz Cumhur Uzun ile aynısını yapacağız. Komisyon çalışmalarının adaletten bir gram sapmasına dahi izin vermeyeceğiz. Bu bizim İliç’te toprak altında kalan canlarımıza karşı boynumuzun borcudur, kimsenin şüphesi olmasın.
“KENT LOKANTASI PROJEMİZİ AKPLİ BELEDİYELER UYGULAMAYA BAŞLADI”
* AKP iktidarı seçim şokunu hala atlatamadı. ‘Kent lokantası oy mu kaybettirir’ diyen bir genel başkanla, daha çok şok yaşarlar. CHP olarak her konuda öncü olmaktan mutluluk duyuyoruz. CHP’nin ısrarlarıyla emeklilere bayram ikramiyesi geldi, taşeron işçilerimizin kadro sorunu büyük ölçüde çözüldü, EYT sorununu gündemden düşürmedik, kısmen çözüldü. Şimdi de kent lokantası projemizi AKP’li belediyeler uygulamaya başladı. Gaziantepli vatandaşlarımız da ‘Kent Lokantası Projesi’ sayesinde dört kap yemeği 40 liraya yiyebilecek. Fatma Şahin gibi diğer AKP’li belediye başkanlarını da bizi takip etmeye çağırıyoruz. CHP’yi ve CHPli Belediyeleri takip etmeye devam edin. Çünkü; her şey çok güzel oluyor.
“BAKANINIZİN TABİRİNİZLE SİZ BU ‘YEREL HALK’A YENİLDİNİZ SAYIN ERDOĞAN”
* AKP’nin her bir şeyi çok bilen ekonomist genel başkanı Kent Lokantaları’na yenik düştü. 10 bin lirayla geçinin dediniz. Emekli vatandaşlarımızla dalga geçtiniz, açlığa mahkûm ettiniz, emeklilere yenildiniz Sayın Erdoğan. Asgari ücretin altında kira kalmadı. Ev demeye bin şahit isteyen, dört duvarı olan üstü kapalı bir bina bile, durduğu yerde asgari ücretli bir işçiden daha fazla para kazanır oldu. Bir işçinin ödeyemediği ev kirasına yenildiniz. Ekonomik darboğazın huzur bırakmadığı ailelere, buzdolapları bomboş, tencere kaynamayan evlere, geleceğinden umudu kesmiş gençlere, yarınını göremeyen annelere, babalara, parasızlığın, mutsuzluğun, kapana kısılmışlığın sebep olduğu asık suratlara, çaresiz bakışlara yenildiniz Sayın Erdoğan. Bakanınızın tabirinizle siz bu ‘Yerel halk’a yenildiniz Sayın Erdoğan. Bu ‘Yerel halk’ ne demek değerli arkadaşlar? AKP’nin ekonomiyi düzeltmesini beklediği Mehmet Şimşek adeta sömürge valisi gibi konuşuyor. Herhalde; 22 yıldır iktidar olmanın nimetlerinden faydalanan AKP’nin Creme de la Creme – kaymak tabakası hariç geri kalan herkesi kastediyor. Yerel halk değil Sayın Şimşek Türk Halkı, Türk milleti. 100 yıllık Cumhuriyet ve vatansever Türk milleti bu tavrı hak etmiyor.
* Aynı Hazine ve Maliye Bakanı geçtiğimiz günlerde ‘Harcamaları mümkün olduğu ölçüde kontrol edip kesintiye gideceğiz’ dedi biliyorsunuz. Peki biz de soralım. Bu zorunlu tasarruf kimin cebinden yapılacak? Ortada yıllarca borcu ödenecek, dolarla avroyla ödeme garantisi verilmiş plansız projeler var. Holdingler için sürekli vergi afları çıkarılıyor. Onlar anladığımız kadarıyla tasarruf kapsamında değil. Peki kim ödeyecek bu faturayı? Mehmet Şimşek’in deyimiyle ‘Yerel Halk.’ Yani mahallenin bakkalı, okulun yanındaki kırtasiye sahibi, gençlerin kahve içmek için gittiği kafenin sahibi ödeyecek hesabı. Menüyü hükümet hazırladı, yemeği yandaşlar yedi, sömürge valisi gibi konuşan Mehmet Şimşek de hesabı halka ödetecek. Kamuda tasarruf sağlanacak mı? diye sorsak onun da yanıtı belli. ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyecekler. Saatlerini, yemeklerini, pahalı çantalarını gösterecekler.
“AKP SEBEP, HUKUKSUZ UYGULAMALAR SONUÇTUR”
* İtibardan tasarruf olmaz diyen, Mehmet Şimşek birkaç gün önce IMF Başkan Yardımcısı ve Avrupa Direktörüyle görüştü. Görüşmenin ardından IMF Avrupa Direktörü Alfred Kammer ‘Türkiye’deki yürürlükte olan programı destekliyoruz’ dedi. Buradan görüyoruz ve anlıyoruz ki; Türkiye IMF’siz IMF programı uygulanıyor. AKP genel başkanından bakanlarına kadar hepsi kendileri dışında bir sorumlu bulma ve yanlış politikalarının bedelini başkalarına ödetme derdinde. Hazine Bakanı, ekonomik buhranın acı faturasını halka ödetmek istiyor. AKP Genel Başkanı Erdoğan da, ekonomideki kendi başarısızlıklarının faturasını başkalarından çıkarmaya çalışıyor. Ona göre sorumlu, kimi zaman marketler, kimi zaman büyük şirketler. Utanmasalar, kiraların emlakçılar yüzünden, altın fiyatlarının da kuyumcular yüzünden arttığını iddia edecekler.
* Serbest piyasa ekonomisi dediler, CHP’li belediyelerin sosyal devlete yönelik hizmetlerini kendilerince küçümsediler. ‘Kent lokantası da neymiş’ dediler ama kendileri market kurdu. AKP’nin Genel Başkanının ‘Kâr amaçlı kurulmadı’ dediği Tarım Kredi Marketleri meğer fahiş fiyatları bayağı seviyormuş. market 2023‘te bir hayli kar elde ettiği gibi, yöneticilerine de 5 milyon liralık menfaat sağlamış. Neyse ki ülkede namuslu, işinin ehli, bağımsız denetim firmaları var da biz de gerçekleri öğrenebiliyoruz.
* AKP, istediği kadar hedef şaşırtmak istesin bu halk, derinleşen yoksulluğun sebebinin, ayyuka çıkan yolsuzluğun, artan işsizliğin, bir avuç yandaşı zenginleştirip, yaşadıkları şatafatlı hayatın, bu talan düzeninin sebebinin AKP olduğunu biliyor. Halk şunu artık çok iyi biliyor. AKP sebep, hayat pahalılığı sonuçtur. AKP sebep, yolsuzluk ve yoksulluk sonuçtur. AKP sebep, ekonomik buhran sonuçtur. AKP sebep, liyakatsizlik sonuçtur. AKP sebep, hukuksuz tüm uygulamalar sonuçtur.
“MİLLETVEKİLLERİ PAHALI YEMEKLERLE, KOLLARINA TAKTIKLARI PAHALI SAATLERLE GÜNDEME GELMEMELİ”
* Yarın 23 Nisan. Milli egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın sembolü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş günü. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile büyük Türk ulusu kendi kaderini ve kendi istikbalini kendi belirledi. Bugün Türkiye dünyanın saygın ülkeleri arasında ise, bunun temelleri 23 Nisan 1920’de Ankara’da atıldı. Bu güzel ülkenin tüm vatandaşları eşit haklara ve sorumluluğa sahip artık. Hiç kimse diğerinden üstün değil. Çünkü egemenlik kayıtsız şartsız milletin.
* Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi vatandaşlarımızın öncelikle hak ve özgürlüklerini korumak. Anayasa’ya sahip çıkmak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini işler hale getirmek. Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine üzerine çıkarmak. Bu saydıklarım, bu milletin seçtiği her bir milletvekilinin de asli sorumluluğu ve ödevi. Meclis, saygınlığı ile Türk ulusumuza örnek olmalı. Şatafat ve görgüsüzlük parlamentonun kapısından girmemeli. Milletvekilleri yedikleri pahalı yemeklerle, kollarına taktıkları pahalı saatlerle, lüks uçaklarla yaptıkları seyahatler ile gündeme gelmemeli. Halkın vekili, halk gibi yaşamalı.
* Bizim çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, saygın, her alanda temiz, eşit, özgür ve adil bir Türkiye’dir. Çocuklarımıza, saygınlığın şekil ile değil, özle kazanılacağını, bilgiyle kazanılacağını göstermeliyiz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104. Kuruluş yıldönümünü şimdiden kutluyorum. Milyonlarca çocuğumuzun, evladımızın gözlerinden öpüyorum.”
]]>Bayraktar, yaptığı açıklamada, martta üretici ile market fiyatları arasında oluşan farklara ilişkin değerlendirmede bulundu.
Söz konusu aydaki üretici ve market arasındaki fiyat farklarına dikkati çeken Bayraktar, “Martta üretici ve market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 378 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat farkını yüzde 255,2 ile kuru incir, yüzde 245,9 ile patlıcan, yüzde 232,4 ile yeşil soğan, yüzde 184,3 ile maydanoz takip etti” ifadesini kullandı.
Bayraktar, limonun 4,8 kat, kuru incirin 3,6 kat, patlıcanın 3,5 kat, yeşil soğanın 3,3 kat, maydanozun 2,8 kat fazlaya satıldığını işaret ederek, üreticide 3 lira 50 kuruş olan limonun markette 16 lira 73 kuruşa, 115 lira olan kuru incirin 408 lira 48 kuruşa, 15 lira 88 kuruş olan patlıcanın 54 lira 93 kuruşa, 10 lira 17 kuruş olan yeşil soğanın 33 lira 81 kuruşa, 4 lira 33 kuruş olan maydanozun 12 lira 31 kuruşa satıldığını kaydetti.
EN YÜKSEK FİYAT ARTIŞI HAVUÇTA
Martta üreticide 31 ürününün 10’unda fiyat artışı, 12’sinde fiyat düşüşü görüldüğü, 9 üründe ise fiyat değişimi olmadığını aktaran Bayraktar, şöyle devam etti:
“Üreticide en çok fiyat düşüşü yüzde 46,4 ile yeşil soğanda görüldü. Yeşil soğandaki fiyat düşüşünü yüzde 29,4 ile domates, yüzde 26,6 ile salatalık, yüzde 24,9 ile patlıcan, yüzde 23,3 ile marul, yüzde 18,7 ile patates izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 55,5 ile havuçta görüldü. Havuçtaki fiyat artışını yüzde 40 ile limon, yüzde 17,6 ile kuru soğan, yüzde 17,4 ile sivri biber, yüzde 12,5 ile kabak takip etti.”
YÜKSEK FİYAT DENETİMLERİ ARTIRILMALI
Bayraktar, üretici fiyat değişimlerinin nedenlerine ilişkin tespitlerini de paylaştı.
Bu ay marketlerde 23 üründe fiyat düşüşü yaşandığına dikkati çeken Bayraktar, “Ramazan ayı başından itibaren artan denetimler ve Birliğimizce yapılan uyarıların da etkisiyle, marketler çeşitli kampanyalarla ürün fiyatlarında indirime gitti ya da fiyatları çok fazla artırmadı. Üreticilerimiz ekim, dikim döneminin başından itibaren doğal afet riskleri başta olmak birçok sorunla üretim yapıyor. Çiftçilerimizin ürettiği üründen bazı kesimlerin fazla kar beklentileri ortadan kalkmalı. Enflasyonla mücadele ederken gıda fiyatları üzerinden fırsatçılık yapılmamalı. Her kesim üzerine düşenin daha fazlasını yapmalı. Son bir ayda marketlerde gerileyen fiyatlar ramazanla sınırlı kalmamalı.” değerlendirmesinde bulundu.
Bayraktar, tüketicilerin market ve pazarlar arasındaki değişen fiyatları göz önünde bulundurmaları ve alışverişlerde fiyat araştırması yapmaları önerisinde bulundu.
Yüksek fiyat farklarının önüne geçmek için “Sebze ve Meyveler ile Yeterli Arz ve Talep Derinliği Bulunan Diğer Malların Ticaretinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun”‘un da değişiklik yapılarak üreticiden doğrudan alınan ürünlerde kar marjının sınırlandırılması gerektiğini ifade eden Bayraktar, “Yüksek fiyat konusunda yapılan denetimlerin sayısı arttırılmalı, vatandaşlarımızda karşılaştıkları yüksek fiyatları gerekli mercilere şikayet etmelidir.” ifadesini kullandı.
]]>Konuşmasına, davete icabet ederek iftar sofrasını paylaşan büyükelçiler ve partisinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyelerine teşekkür ederek başlayan Erdoğan, Ramazan-ı Şerif’in tüm insanlığa barış, huzur ve esenlik getirmesini diledi.
Barış, dayanışma ve rahmet ayı olan ramazanı, Gazze başta olmak üzere Türkiye’nin yakın çevresinde yaşanan hadiseler sebebiyle bu sene buruk karşıladıklarını belirten Erdoğan, mübarek günlere rağmen gönül coğrafyasında acıların, gözyaşlarının, gönül yaralarının devam etmesi nedeniyle üzüntü içinde olduklarını söyledi.
Erdoğan, Gazze ve işgal edilmiş Filistin topraklarında 5 aydır süren İsrail saldırılarında 32 bin kişinin şehit olduğunu, sivilleri ve sivil yerleşim yerlerini hedef alan ağır bombardımanlarda da 73 bin Filistinlinin yaralandığını anlattı.
“ÖRNEKLERİNE İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA ŞAHİT OLDUK”
İsrail’in 7 Ekim öncesinde 17 sene boyunca uyguladığı ablukayla Gazze’yi bir açık hava hapishanesine çevirdiğine dikkati çeken Erdoğan, “Son 5 aydır ise Gazze’yi örneklerine ancak İkinci Dünya Savaşı’nda şahit olduğumuz büyük bir imha kampı haline getirdi” diye konuştu.

“NETANYAHU BİZİ SUSTURABİLECEĞİNİ ZANNEDİYOR”
İsrail’in vahşi saldırıları sonucu Gazze’nin, dünyanın en büyük çocuk ve kadın mezarlığına dönüştüğünü vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Bunu sadece biz değil, bölgeyi ziyaret eden, Gazze’de yaşayan, Gazze’yi gören vicdan sahibi herkes söylüyor ama biz böyle konuştuğumuzda Netanyahu ve cinayet şebekesi rahatsız oluyor, hemen antisemitizm yaftası vurarak, bizi susturabileceğini zannediyor. Bu amaçla şimdiye kadar gizli açık her yolu denediler ama Tayyip Erdoğan’ın hakkı ve hakikati haykırmasına asla engel olamadılar. Bugün de katile katil, zalime zalim demekten bizi alıkoyamazlar. İsrailli yöneticiler bize saldırarak soykırım gerçeğini saklamaya çalışmak yerine Gazze’de susuzluktan ve açlıktan ölen bebeklerin hesabını versin.”
Erdoğan, “İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve suç ortaklarının, kimsenin itibar etmediği yalanlara sarılmadan önce Gazze’deki 35 hastaneden 31’inin niçin devre dışı bırakıldığını, doktoru ve hemşiresiyle niye 400’e yakın sağlık personelini öldürdüklerini, aralarında tarihi camilerin de olduğu 220 ibadethaneyi neden yıktıklarını ve eğitim kurumlarının yüzde 90’ını niçin enkaza döndürdüklerini” açıklamalarını istedi.
“KATİL, ZALİM, HIRSIZ, YALANCI, FAŞİST”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir miktar un, bir miktar makarna, belki bir adet kuru ekmek alabilmek için sıra bekleyen masum sivilleri katledenlerin bize söyleyecek sözü olamaz. İsrail yönetimi ne yaparsa yapsın katil, zalim, hırsız, yalancı ve faşist olduğu gerçeğini artık gizleyemez.” ifadelerini kullandı.
“İSRAİL, SAVAŞ SUÇLARINI PERVASIZCA SÜRDÜRÜYOR”
Meselenin çok daha vahim tarafının, Uluslararası Adalet Divanı’nın ihtiyati tedbir kararına rağmen İsrail’in hiçbir şey olmamış gibi katliamlarına devam etmesi olduğuna işaret eden Erdoğan, şunları kaydetti:
“Kimseyi dinlemeyen İsrail, savaş suçlarını pervasızca sürdürüyor, hatta acil ateşkes çağrısı yapan ülkeleri dahi tehdit edecek kadar küstahlaşıyor. İsrail yaklaşık bir asırdır şımartılmanın, katliamları, toprak gaspları, hırsızlıkları karşısında sessiz kalınmasının faturasını sadece Filistin halkına ödetmiyor, bu fatura aynı zamanda uluslararası kurumlara da ödetiliyor. Uluslararası kurumlara yönelik güven kaybının bedeli önümüzdeki yıllarda daha fazla terör, daha fazla istikrarsızlık olarak hepimizin önüne gelecektir. Netanyahu ve suç ortaklarına bu cesareti veren, üzülerek ifade ediyorum, İsrail’e koşulsuz askeri ve diplomatik destek sağlayanların ikircikli politikalarıdır.”
Erdoğan, kargo uçakları Batı başkentlerinden Tel Aviv’e sürekli silah ve mühimmat taşırken yasak savma kabilinden kurulan cümlelerin hiçbir anlamı olmadığının altını çizdi.

“40 TONDAN FAZLA İNSANİ YARDIM ULAŞTIRDIK”
Gazze’ye yönelik saldırılar ve abluka devam ederken mevcut yardım miktarının yeterli olmadığının çok iyi bilindiğini belirten Erdoğan, Refah Sınır Kapısı’ndan tır geçişlerinin olması gereken düzeye çıkarılmasının en acil ihtiyaç olduğunu bildirdi.
Bunun için İsrail’in üzerinde daha fazla baskı kurulması gerektiğine dikkati çeken Erdoğan, “Türkiye olarak şimdiye kadar 40 bin tondan fazla insani yardım malzemesini Mısır üzerinden Gazze’ye ulaştırdık, ulaştırmaya da devam ediyoruz. Son olarak önceki gün Kızılay’ımıza ve sivil toplum kuruluşlarımıza ait bir gemi Mısır’ın El Ariş limanına vardı” bilgisini verdi.
GARANTÖRLÜK TEKLİFİ
Ramazan ayı boyunca resmi kurumlar, belediyeler, vakıf ve dernekler vasıtasıyla yardımları artırarak sürdüreceklerini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gazze’deki katliamların tekrar etmemesi ve bölgenin ihyası için garantör olarak sorumluluk üstlenmeye de hazırız. Şu gerçeğin artık herkes farkındadır, Filistin meselesi adil bir çözüme kavuşturulmadan ne bölgemizde ne dünyada kalıcı barış ve istikrar mümkündür. Bunun tek yolu ise 1967 sınırları temelinde Doğu Kudüs’ün başkent olduğu, bağımsız, egemen ve coğrafi bütünlüğü haiz Filistin devletinin kurulmasıdır. Hepimizin katledilen Filistinli çocuklara borcu vardır. Bu borç da ancak bağımsız Filistin devletinin tesis edilmesiyle ödenebilir. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Filistinli kardeşlerine sahip çıkacak, hakkı ve hakikati haykırmaya devam edecek, zalimler karşısında da kesinlikle geri adım atmayacaktır.”
PUTİN’İN TÜRKİYE ZİYARETİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki yılı aşkın süredir Ukrayna’da devam eden savaşta da Türkiye’nin vicdanlı ve ilkeli yaklaşımıyla barışın sağlanmasına dönük her türlü çabayı sergilediğini anımsatarak, “Ukrayna’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne desteğimizi ortaya koyarken, Rusya’yı dışlayan barış planlarının sonuç getirmeyeceğini de ifade ettik” dedi.

Karadeniz’de komşu olan her iki ülkeyle de diyaloğun sürdürüldüğünü anlatan Erdoğan, şunları söyledi:
“Cuma günü Ukrayna Devlet Başkanı Sayın Zelenskiy’i İstanbul’da misafir ettik. Seçimler sonrasında da Rusya Devlet Başkanı Sayın Putin’i ağırlayacağız. Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğini yeniden tesis etmek ve tahıl ticaretinin güvenli şekilde yapılmasını temin etmek amacıyla çalışıyoruz. Bölgede çatışmaları kızıştıracak, NATO’ya da sirayet etmesine sebep olacak her türlü adımdan uzak durulması gerektiği inancındayız. Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmayacağı düsturuyla Rusya-Ukrayna arasında barışın tesisi için gayretlerimizi devam ettiriyoruz.”
]]>Bayraktar, yaptığı açıklamada, şubatta üretici ile market fiyatları arasında oluşan farklara ve değişim nedenlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.
Liste başında yer alan ürünleri paylaşan Bayraktar, “Şubatta üretici ile market arasındaki fiyat farkı en fazla yüzde 634,4 ile limonda görüldü. Limondaki fiyat farkını yüzde 572,2 ile portakal, yüzde 340,1 ile kuru incir, yüzde 259,3 ile kabak takip etti” dedi.
ÜRETİCİDE 2,5 MARKETTE 18,36 LİRA
Bayraktar, üretici fiyatına göre markette limonun 7,3 kat, portakalın 6,7 kat, kuru incirin 4,4 kat, kabağın 3,6 kat fazlaya satıldığına dikkati çekerek, üreticide 2 lira 50 kuruş olan limonun 18 lira 36 kuruşa, 3 lira 50 kuruş olan portakalın 23 lira 53 kuruşa, 115 lira olan kuru incirin 506 lira 20 kuruşa, 13 lira 33 kuruş olan kabağın 47 lira 90 kuruşa markette satıldığını söyledi.
Şubatta üreticide 32 ürününün 17’sinde fiyat artışı 8’inde düşüşü görüldüğü, 7 üründe ise fiyat değişimi olmadığını aktaran Bayraktar, şöyle konuştu:
“Üreticide en fazla fiyat düşüşü yüzde 41,4 ile kabakta görüldü. Kabaktaki fiyat düşüşünü yüzde 34,7 ile limon, yüzde 18,4 ile yumurta, yüzde 18,1 ile havuç, yüzde 17,2 ile salatalık izledi. Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 67,3 ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 39,5 ile sivri biber, yüzde 29,7 ile kuzu eti, yüzde 21,9 ile yeşil soğan, yüzde 20,6 ile patlıcan takip etti.”
ÜRETİCİ FİYAT DEĞİŞİMLERİNİN NEDENLERİ
Şemsi Bayraktar, üretici fiyat değişimlerinin nedenlerine ilişkin tespitlerini de paylaştı.
Kuru soğanda İç Anadolu Bölgesi’nde sezonun sona ermesi nedeniyle fiyatlarda artış yaşandığına dikkati çeken Bayraktar, “Kuzu etindeki fiyat artışı arz ve talep değişiminden kaynaklandı. Sivri biber, yeşil soğan, patlıcan, ıspanak ve marulda dönemsel arzda yaşanan azalma fiyatların yükselmesine neden oldu. Kabak ve salatalıkta havaların sıcak gitmesi nedeniyle arzda yaşanan artış fiyatlarda düşüşe yol açtı. Havuçta talep azalmasıyla üretici fiyatları geriledi. Yumurtadaki fiyat düşüşünün sebebi arz ve talepteki değişimden kaynaklandı” dedi.
Bayraktar, şubat ayında girdilerde yıllık değişimde en fazla fiyat artışının mazotta görüldüğünü aktardı. Son 15 günde mazot fiyatının 2 kez değiştiğini dile getiren Bayraktar, şubat sonunda mazotun litresinin 42 lira 77 kuruş olduğunu ifade etti.
Bayraktar, mazot fiyatının artışı dolayısıyla tarımsal üretimin sekteye uğramaması için buradan alınan vergilerin kaldırılması talebinde bulundu.
Bu sayede girdi maliyeti düşen üreticilerin düşük maliyetle üretime daha rahat devam edebileceğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti:
“Üreticilerimiz son yıllarda artan üretim maliyetleriyle gerçekleştirilen üretimde beklediği geliri elde edemediğinde üretmekten kaçınıyor, zaman zaman kullandığı gübreyi de azaltıyor. Birbirinden farklı yüksek fiyatlardan çiftçilerimizi korumak gerekiyor. Yaşanan yüksek fiyat farkının önüne geçmek amacıyla gübrelerde tavan fiyat uygulanmalı.”
]]>
‘’Kendinizi zaman zaman yorgun hissettiğinizde işe sağlıklı beslenmeyle başlayın. Doğru tercihler kısa sürede enerji toplamanızı sağlayacaktır’’ tavsiyesinde bulunan Uzman Diyetisyen Ayşe Gül Güven de bu besinleri şöyle sıraladı:
TAM TAHILLI GIDALAR: Karbonhidratlar kasların ve beynin yakıtıdır. Lif içeriği ve B vitaminlerinden zengindir. Kolay ulaşılabilir tam tahıllı, ekşi mayalı, çavdarlı ekmekler, tam tahıllı makarna, bulgur, karabuğday, kepekli pirinç karşımıza en kolay çıkabilen örnekleridir. Beyaz peynirli ya da kaşarlı mevsimine uygun yeşillikli bir tam tahıllı ekmekle hazırlayacağınız sandviç sizi yeniden şarj eder. Dikkatinizi ve konsantrasyonunuzu yerine getirir.
TAZE MEYVELER: Yorgunken yiyecek bir şeyler hazırlamak bile zor gelebilir ya da vaktiniz sınırlı olabilir. Taze, şekerli, renkli, lifli ve sulu meyveler kendinizi hızla toparlamanıza yardım eder. Muz, mandalina, armut, elma yanınızda kolayca taşınabilir. Yanına süt eklenmiş bir kahve, kefir, yoğurt eşlik ederse acıkma süreniz gecikir.

ÇEŞİT ÇEŞİT SALATALAR: Kompleks karbonhidratların en sağlıklısı olan sebzeler; zeytinyağı, sirke, limon sosu ile birleşince adeta bir multivitamin olur. Renkli salatanız sayısız fito bileşen ile enerji verir, vücut direncinizi artırır. Haşlanmış kurubaklagil, tahıl ya da sağlıklı pişirilmiş et, tavuk, balık, yumurta ile sağlam tokluk oluşturur.
KURUBAKLAGİL: Soğuk havalarda etli kuru fasulye ya da sebzeli mercimek çorbası ilaç gibi gelen besinlerdendir. Kuru fasulye, nohut, mercimek yüksek bitkisel protein, magnezyum ve bakır içeriğiyle sinirlerinize iyi gelir ve enerji veren sağlıklı karbonhidratlardandır. Çözünür ve çözünmez lifli yapısıyla bağırsakları hareketlendirir, faydalı bakterileri besler, kabızlığı önler. Bağırsaklardaki iyi bakterilerin sayısını artırmaya yardımcıdır. Bitkisel protein oldukları için et, yoğurt ve/veya pirinç, bulgur gibi tahıllarla birlikte tüketmeniz protein zincirini tamamlar.
ET, TAVUK, BALIK, YUMURTA: Enerji eksikliğinin en yaygın görülen nedeni tabi ki acıkmış olmanızdır. Açlığı kökünden çözecek seçeneklerin başında protein içeriği yüksek yemekler gelir. Günlük D vitamini ihtiyacınızı hissetmezsiniz ama o gün et, tavuk, balık tüketmediğiniz aklınıza gelir. Vücudumuzun tıpkı diğer besin öğeleri gibi günlük protein ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacı karşılanmadığında vücut direnci düşmeye başlar ve vücutta şişkinlik ve ödem artar.
PATATES, KESTANE VE MISIR: Eğer gluten tüketmemeye dikkat ediyorsanız bu besinler imdadınıza yetişir. Yemeklerinizin içine baharat gibi patates katabilir, mevsiminde dondurucuya attığınız mısırları etli öğünlerinizin yanına ekleyebilir ya da atıştırmalık olarak önceden suda beklettiğiniz kestaneleri çizip fırın/ızgara da pişirebilirsiniz. Tabii haşlanmış/közlenmiş mısır veya kestane gibi sokak lezzetlerini de unutmamak gerekir.
PEYNİR, YOĞURT, KEFİR VE SÜT: Süt grubu besinler kalsiyum, fosfor, magnezyum ve D vitamini içerir. Bu besin öğeleri kan basıncının dengelenmesine, sakinleşmenize, iskelet ve kas sisteminin olağan ritminde ilerlemesine yardımcıdır. Uykuyu kolaylaştırır ve açlık ataklarına hızlı çözümler sunar. Kakaolu süt+muz, ballı elmalı yoğurt, çilekli ya da böğürtlenli kefir ile enerjinizi artırabilir. Tarçınlı ya da zerdeçallı süt ile uykuya dalmayı kolaylaştırıp ertesi gün için de enerji depolayabilirsiniz.
KURUYEMİŞLER: Açlığa en hızlı ve sağlıklı çözümü sağlayan ceviz, badem, fındık, yerfıstığı, kabak çekirdeği, ay çekirdeği, Antep fıstığı, kaju gibi kuruyemişler içerdikleri faydalı yağ asitleriyle dengeli tokluk sağlar. Sodyum içerikleriyle düşen nabzınızı hızlı toparlar. Ancak genel tuz alımı yüksek olan bir toplum olduğumuz için ölçü yine anahtar kelimedir. Omega 6 elzem yağ asidini fazla almanıza neden olabilir ve bu kan yağlarınızı yükseltebilir. Her gün 1 avuç kadar taze kırılmış ya da kabuğundan sıyrılmış kuruyemiş tüketmeniz yeterlidir.
BUNLARI YAPMAYIN!
Yorgunluğa karşı gün boyunca bol bol su tüketin. Sağlıksız besinler ve fazla kahve ile aranıza mesafe koyun. Özellikle kek, açma, pasta, patates kızartması, hamburger ekmeği ve paketli hazır gıdalar kan şekeriniz de ani çıkış ve hızlı düşüşlere yol açar. Dolayısıyla tam düzeldi derken size bir ağırlık hissi çöker ve bunu enerji çekilmesi takip eder. Üstelik sağlıklı yiyeceklerin yerini aldığı için bünyeyi bir kısır döngüye sokar. Dolayısıyla iyi bir enerji için sağlıksız besinlerden uzak durun.
NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI?
Uzun süren yorgunluklarda doktora başvurulmalı. Çünkü geçmeyen yorgunluk; kansızlık, vitamin eksikliği (özellikle B grubu vitamin eksikliği), tiroit hormonları dengesizliği, kalp-damar hastalıkları, diyabet, alerji ve depresyon gibi sorunlardan kaynaklanabilir.
]]>Bütçenin önemli konularından birinin deprem öncesi alınacak tedbirlerle ilgili olması gerektiğini dile getiren Erol, deprem öncelikli yatırım programının revize edilmesini talep etti.
CHP Muğla Milletvekili Cumhur Uzun, bütçenin, “yandaşlar ve tefeciler için yapılmış; saraydaki atanmışlar tarafından yazılmış” olduğunu ileri sürerek, “O nedenle bu bütçe faiz bütçesi, borç ödeme bütçesi, hatta faizin de faizinin ödenmesi bütçesi olmuştur. Bu bütçede emekçinin, çiftçinin, esnafın, emeklinin, memurun, kadının, gençlerin, öğrencinin, engellilerin; velhasıl cefakar halkımızın yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik tek bir ödenek tahsisi ne yazık ki bulunmamaktadır.” diye konuştu.
CHP Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici, Türkiye’nin, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında “her gün biraz daha antidemokratik ve otoriter uygulamalarla yönetildiğini, kurumlarda tarikat ve cemaat kadrolaşmasının olduğunu” öne sürdü.
Güvenlik kurumlarını güçsüzleştirecek, iktidarın ideolojik menfaatlere uygun dönüştürülmesine neden olacak her türlü müdahalenin karşısında duracaklarını, şeffaflığı savunacaklarını söyleyen Derici, “Belli ki yaşadığınız güç zehirlenmesiyle sanal bir gerçekliğe inanıyorsunuz. Bugün ülkede sizin çizdiğiniz mutluluk tablosunun aksine derin bir yoksulluk sorunu, iç ve dış güvenlik sorunları, hukuksuzluk ve antidemokratik uygulamalar bulunmakta.” ifadelerini kullandı.
“TOPLUMSAL ÇÜRÜME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılınç, 2024 yılında, güvenlik ve savunma alanına 1 trilyon lirayı aşan bir bütçe ayırıldığını, güvenlik ve savunma alanında görev yapan insan kaynağının ise 1 milyon kişiyi aştığını ifade etti.
Buna rağmen Türkiye’nin güvenlik tablosunun iyi olmadığını öne süren Kılınç, “Ülkemizin güvenlik kurumları bu çürümeyi hak etmiyor. Türkiye Cumhuriyeti kara parayla uyuşturucuyla insan kaçakçılığıyla organize suç örgütleriyle anılmayı hak etmiyor. Saray ve tek adam yönetimi kurumları, devleti çürüttü. Şimdi evlerimizde, sokaklarımızda, okullarımızda, mahallelerimizde, şehirlerimizde büyük bir toplumsal çürüme riskiyle karşı karşıyayız.” değerlendirmesinde bulundu.
CHP Ankara Milletvekili Okan Konuralp, Diyanet İşleri Başkanlığının, “toplumun tüm kesimlerinin Diyanet’i” olmasına yönelik beklentilerin dile getirildiğini ancak sonuç alınamadığını öne sürdü.
Devletin görevinin “ayrımcılığa uğramıyorsunuz” demek yerine her bir vatandaşın derdine merhem olacak çareleri bulmak olduğunu dile getiren Konuralp, Diyanet İşleri Başkanlığının yeniden yapılandırılması ve tüm inançlara eşit mesafede hizmet veren bir kuruma dönüşmesi gerektiğini söyledi.
Konuralp, sosyal medyada yer bulan imam sayısının hızla arttığını, Diyanet İşleri Başkanlığının bunlara karşı sessiz kaldığını iddia ederek, “Oysa Diyanet’in bu çağdaki en önemli görevlerinden biri, bu sosyal medyadaki sözde din adamlarına karşı mücadele etmek, toplumu bunlardan korumaktır.” dedi.
CHP İzmir Milletvekili Sevda Erdan Kılıç, Türkiye’nin hemen hemen her alanda büyük bir yozlaşma yaşadığını öne sürerek, “Çürümüşlüğün hakim olduğu bir ülkede bütçe yapmanın da bu bütçeyi halka anlatmanın da halkı inandırmanın da bir anlamı olmadığını düşünüyorum.” diye konuştu.
İktidarın, Türkiye’nin dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olması, kişi başı milli gelirin 25 bin dolara çıkması, ihracatın 500 milyar dolara yükselmesi, işsizliğin yüzde 5’e inmesi, enflasyon ve faizin düşmesi gibi güzel hedefleri bulunduğunu söyleyen Kılıç, ancak hiçbir hedefin tutmadığını iddia etti.
CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, Milli Saraylar Başkanlığının 2022 yılı kesin hesabına bakıldığında başlangıç ödeneğinin 277 milyon lira, yıl sonunda gerçekleşen harcamanın ise 1 milyar 357 milyon lira olduğunu belirterek, benzer bir durumun 2023 bütçe gerçekleşmesi için de geçerli olduğunu dile getirdi.
Bakırlıoğlu, bütçeden deprem bölgesine yeterince pay ayrılmadığını öne sürdü.
“ÖYLE GÖRÜNÜYOR Kİ EK BÜTÇE GELECEK”
CHP Balıkesir Milletvekili Ensar Aytekin, bütçenin, doğmamış çocuğun üzerinde hakkı bulunan bir mekanizma olduğunu, sıkı sıkıya korunup denetlenmesi, sorgulanması gerektiğini ifade etti. Aytekin, şunları kaydetti:
“Bu bütçeye baktığımızda içinde bolca verginin olduğunu görüyoruz. Bütçenin yüzde 25’i bütçe açığından oluşuyor. AKP yönetemediği, har vurup harman savurduğu bütçenin faturasını halka kesiyor. Öyle görünüyor ki eylülü görmeden bir ek bütçe yine Meclis’in gündemine gelecek.
Türkiye Yüzyılı öyle bir makyaj ki makyaj silinince açlığı görüyoruz. O kadar ki Merkez Bankası Başkanı bile İstanbul’da ev bulamıyor ve annesinin yanına yerleşiyor. Başkan, Barınamıyoruz Hareketi’ndeki gençlerle buluşsun, o gençler kendilerine olayın sebebini gayet net anlatır. Eserinizle ne kadar övünseniz az. Bu ülkede derin yoksulluk yok, bu ülkede yoksulluk uçurumu var, bu ülkede bodur çocuk gerçeği var, beslenemediği için ağzında diş olmayan çocuklar var. Türkiye Yüzyılı’nın özeti şudur: Emekliye kuru ekmek, öğrenciye kurtlu yemek, yoksullara taş çorbası, saraydakilere ızgara ciğer, yürek. Bu bütçeye ‘hayır’ demek bizim vatandaşlık görevimizdir.”
CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, Türkiye’nin basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 165. olduğunu savunarak, “dezenformasyon yasası” kapsamında 33 gazetecinin soruşturma geçirdiğini ifade etti. Bulut, “Türkiye’deki deprem gerçeğini, yargıdaki yolsuzluğu ve seçimdeki suistimalleri aktaran gazetecilerin karşılarında adli güçleri bulduğunu” savundu.
CHP Antalya Milletvekili Cavit Arı, 2024 bütçesinin “bütçe açığı” ile başlandığını öne sürdü.
Bütçenin gelir kısmının hemen hemen tamamının vergiden oluştuğunu söyleyen Arı, “Bu gelir çoğunlukta dolaylı vergi sistemiyle toplanan vergilerden oluşuyor. Yani bizim gariban vatandaşın, emekçinin, çalışanın, işçinin, işsizin yaptığı harcamalarda ödediği vergiler.” diye konuştu.
AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, CHP milletvekillerinin konuşmasından sonra söz alarak, Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğunu söyledi.
Kimin elinde bilgi, belge, delil varsa savcılıklara gidip şikayet başvurusunda bulunabileceğini belirten Güler, “Uydurma, gerçek dışı, hayali ne kadar bilgi varsa lütfen buraya getirmeyin. Elinizde ne delil varsa, kim hangi suça karışmışsa bizzat takipçisi olacağım.” dedi.
]]>