NASA’ya göre ise büyük depremler dünyanın eksenini kaydırabilir ve böylece bir günün uzunluğu değişebilir.
Bilim insanları, 2004’te meydana gelen 9,1 büyüklüğündeki Sumatra depreminin, günün uzunluğunu 6,8 mikrosaniye kısalttığını düşünüyor.
Dünyada son yüzyılda yaşanan yıkıcı depremlerde yüz binlerce kişi hayatını kaybetti ve milyonlarca kişi evsiz kaldı.
USGS’de yer alan bilgilere göre, dünya tarihinin en şiddetli 10 depremi, Güney Amerika ve Asya-Pasifik ülkelerinde yaşandı.
EN ŞİDDETLİ DEPREM 9,5 BÜYÜKLÜĞÜNDE
Dünya tarihindeki en şiddetli deprem, Şili’de 22 Mayıs 1960’ta meydana geldi. Yaklaşık 1000 kilometrelik alanda hissedilen 9,5 büyüklüğündeki deprem sonucunda 1655 kişi hayatını kaybetti, 3 bin kişi yaralandı, 2 milyon kişi evsiz kaldı.
Ülkede 550 milyon dolarlık hasara neden olan deprem sonucu oluşan tsunami, 10 bin kilometrelik alana yayılarak Hawaii, Japonya ve Filipinler’e kadar ulaştı. Dev dalgalar sonucu Hawaii’de 61, Japonya’da 138, Filipinler’de 32 kişi yaşamını yitirdi.
En şiddetli ikinci sarsıntı olarak kayıtlara geçen Alaska depremi, 28 Mart 1964’te meydana geldi.
Üç dakika süren 9,2 büyüklüğündeki deprem, tsunamiyi tetikledi. Sarsıntı ve ardından oluşan dev dalgalar, 128 kişinin hayatını kaybetmesine neden olurken, yaklaşık 310 milyon dolarlık hasar oluşturdu.
14 ÜLKEYİ ETKİLEDİ
Bugüne kadar en uzun süren deprem Sumatra’da 26 Aralık 2004’te meydana geldi. 9,1 büyüklüğündeki deprem, yaklaşık 10 dakika sürdü. Sarsıntı sonucunda oluşan metrelerce yükseklikteki dev dalgalar, Endonezya’nın yanı sıra Asya’nın kuzeyi ve Afrika’nın doğusunda 14 ülkeyi etkiledi.
En çok ölüme neden olan doğal afetlerden biri olarak kabul edilen depremde yaklaşık 230 bin kişi hayatını kaybetti. Deprem ve tsunami nedeniyle 1 milyon 700 bin kişi evsiz kaldı.
Japonya’nın Tohoku bölgesinde 11 Mart 2011’de yaşanan deprem, ülkede bugüne kadarki en şiddetli deprem olarak kayıtlara geçti. 9 büyüklüğündeki deprem, okyanus tabanında 1 kilometrelik kırık oluşturdu, bunun sonucunda ülkenin kuzeydoğu kıyılarında tsunami yaşandı.
Deprem ve sonrasında yaşanan tsunaminin neden olduğu 19 bin can kaybının yanı sıra Fukuşima nükleer santralinde sızıntı meydana geldi.
RUSYA’DA 9 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
Rusya’nın kuzeydoğusundaki Kamçatka’da 4 Kasım 1952’de meydana gelen 9 büyüklüğündeki deprem, Hawaii kıyılarında yüksek dalgaların oluşmasına neden oldu.
Şili’de 27 Şubat 2010’da meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki depremde 500’den fazla kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı.
Şili’nin yanı sıra Peru, Ekvador, Kolombiya, Kosta Rika ve Panama gibi Latin Amerika ülkeleri, deprem sonrası oluşan tsunamiden etkilendi.
30 milyar dolarlık hasara neden olan depremde 1,8 milyon kişi mağdur olurken, 500 binden fazla ev, tadilat edilemeyecek şekilde hasar gördü.
Ekvador ve Kolombiya kıyıları yakınlarında 31 Ocak 1906’da meydana gelen 8,8 büyüklüğündeki depremde, yaklaşık 1000 kişi yaşamını yitirdi. Depremin ardından oluşan tsunami, okyanusu geçerek Japonya’ya kadar ulaştı.
Alaska’nın Rat Adaları açıklarında 4 Şubat 1965’te görülen 8,7 büyüklüğündeki deprem, dalga boylarının 10 metreyi bulduğu tsunamiye neden oldu.
ÜÇ AY ARAYLA İKİNCİ YIKICI DEPREM
Endonezya’nın kuzeybatısında bulunan Sumatra Adası’nda Aralık 2004’te gerçekleşen 9,1 büyüklüğündeki yıkıcı depremin yaraları sarılırken, yaklaşık 3 ay sonra 28 Mart 2005’te yerin 30 kilometre altında 8,6 büyüklüğünde sarsıntı kaydedildi.
Afette 1400’den fazla kişi hayatını kaybederken, depremin tetiklediği tsunami nedeniyle yüzlerce kişi yaralandı.
Tibet’te 15 Ağustos 1950’de yaşanan 8,6 büyüklüğündeki depremde en az 1500 kişi öldü. Çin ve Hindistan’da birçok şehri de etkileyen deprem, heyelanlara yol açtı. Bunun sonucunda yüzlerce yapı zarar gördü.
ATEŞ ÇEMBERİ
“Ateş Çemberi” olarak adlandırılan Pasifik Deprem Kuşağı, dünyadaki tüm depremlerin yüzde 90’ına, büyük sarsıntıların ise yaklaşık yüzde 80’ine kaynaklık ediyor.
Büyük Okyanus havzasını çevreleyen deprem kuşağı, “Pasifik Ateş Çemberi” olarak biliniyor. Yaklaşık 40 bin kilometre uzunluğundaki kuşak, Şili’den kuzeye doğru Güney Amerika kıyıları, Orta Amerika, Meksika, ABD’nin batı kıyıları ve Alaska’nın güneyinden Aleut Adaları, Japonya, Filipinler, Yeni Gine, Güney Pasifik Adaları ve Yeni Zelanda’ya kadar uzanıyor.
“Alp-Himalaya Deprem Kuşağı” adıyla bilinen ikinci büyük deprem kuşağı, Endonezya’dan başlayarak Himalayalar ve Akdeniz üzerinden Atlas Okyanusu’na kadar ilerliyor.
Türkiye’nin büyük bir bölümü de bu deprem kuşağında yer alıyor.
KUZEY AMERİKA
Kuzey Amerika’da birkaç büyük deprem bölgesi bulunuyor. Alaska’nın orta sahilinde, kuzeyden Anchorage ve Fairbanks’e uzanan bölgenin yanı sıra Pasifik levhası ile Kuzey Amerika levhasının birbirine sürttüğü, Britanya Kolumbiyası’ndan Baja Meksika’ya kıyı şeridi boyunca uzanan bölgede deprem faaliyetleri görülüyor.
Meksika’daki aktif deprem bölgesi, Puerto Vallarta kenti yakınından Guatemala sınırındaki Pasifik kıyılarına kadar uzanıyor.
Orta Amerika’nın batı sahillerinin çoğu, Kokos ve Karayip levhaları sınırı, sismik açıdan aktif durumda bulunuyor.
Kıtadaki diğer bir faaliyet bölgesini ise Jamaika’dan Güneydoğu Küba’ya ve Haiti ile Dominik Cumhuriyeti arasında bir yay (Karayip levhası) oluşturuyor.
GÜNEY AMERİKA VE ASYA
Kolombiya ve Venezuela’nın Karayip kıyıları da dahil Güney Amerika’daki en aktif deprem bölgeleri, kıtanın Pasifik sınırı boyunca uzanıyor.
Asya’daki depremler yoğun olarak Endonezya takımadalarının etrafını saran Avustralya levhası ve üç kıtasal levhanın arasında uzanan Japonya’da görülüyor. Dünyanın büyük deprem bölgelerinden bir diğeri olan Orta Asya’da fay hareketliliği, Karadeniz’in doğu kıyılarından güneye doğru İran ve Pakistan’a, Hazar Denizi’nin güney kıyıları boyunca uzanan bir alanda gerçekleşiyor.
AVRUPA VE AFRİKA
Kuzey Avrupa, İzlanda’nın aktif volkanik faaliyet bölgesi hariç, büyük deprem bölgelerinden uzakta bulunuyor.
Türkiye ve Akdeniz kıyılarına doğru, güneydoğuya uzanan kuşakta (Alp-Himalaya kuşağı) deprem riski artıyor.
Yaşlı bir kütle olduğu için diğer kıtalara kıyasla çok daha az deprem bölgesine sahip Afrika’da deprem faaliyetleri, Sahra’da, kıtanın orta kesiminde kaydediliyor.
Doğu Akdeniz kıyıları, özellikle Arap levhasının Avrasya ve Afrika levhaları ile sınır oluşturduğu Lübnan, en aktif bölgeler olarak öne çıkıyor.
Afrika Boynuzu (Aden Körfezi çevresi) yakınındaki bölge de kıtadaki bir başka aktif alanı oluşturuyor.
AVUSTRALYA, YENİ ZELANDA VE ANTARKTİKA
Avustralya kıtasında genel olarak deprem riski düşük veya orta derecedeyken, küçük ada komşusu Yeni Zelanda, dünyadaki aktif deprem bölgelerinden birinin üstünde yer alıyor.
Diğer 6 kıtayla karşılaştırıldığında Antarktika, sismik hareketin en az olduğu kıta konumunda bulunuyor. Bunun nedeni, kıtadaki kara kütlelerinin çok azının, kıta levhalarıyla sınır oluşturması veya yakınında yer alması olarak görülüyor.
Güney Amerika’daki Antarktik (Güney Kutbu) levhasının Skotya levhasıyla karşılaştığı Tierra del Fuego civarındaki bölge ise bunun tek istisnası durumunda bulunuyor.
]]>İklim değişikliği nedeniyle eriyen deniz buzunda avlanma yöntemlerini adapte etmekte güçlük çeken ve hızla ısınan Kuzey Kutup bölgelerinde değişen iklim koşullarına uyum sağlamakta zorlanan kutup ayıları, açlıkla karşı karşıya kalıyor.
Polar Bears International (PBI), 2011’de, 27 Şubat’ı “Uluslararası Kutup Ayısı Günü” olarak belirledi. Uluslararası Kutup Ayısı Günü, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin kutup ayıları üzerindeki etkisine yönelik farkındalık oluşturabilmek için PBI’nın öncülüğünde ortaya çıktı.
Nesli tükenmekte olan kutup ayıları ve türün karşı karşıya olduğu zorluklara ilişkin bilgileri derledi.
Nesilleri 2100 yılına kadar tükenebilir
PBI’nın internet sitesinde paylaştığı verilere göre, kutup ayılarının özellikle avlanmak ve üremek için ihtiyaç duyduğu deniz buzu, iklim değişikliği, küresel ısınma ve sera etkisi yaratan yüksek karbon emisyonları nedeniyle hızla eriyor.
Kuzey Kutbu’ndaki buzullarda yaşanan küçülme, kutup ayısı popülasyonunda düşüşe neden oluyor.
“Nature Climate Change” dergisinde yayımlanan araştırmayı paylaşan PBI, karbon emisyonunun azaltılmaması ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda daha fazla adım atılmaması halinde 2100 yılına kadar birkaç topluluğun dışında tüm kutup ayılarının neslinin tükenebileceğini aktardı.
PBI’da görevli bilim insanı Steven Amstrup, BBC’ye verdiği demeçte, “İlk kez yavruların varlığını sürdüremeyeceğini gördük. Yavrular doğacak ancak dişilerin, buzsuz geçen sezon boyunca süt üretmelerine yetecek vücut yağları olmayacak” değerlendirmesinde bulundu.
Avlanma alışkanlıklarını iklim değişikliğine adapte edemiyorlar
“Nature Communications” dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, Kanadalı ve ABD’li bilim insanları, buzul erimelerine avlanma yöntemlerini adapte etmekte güçlük yaşayan kutup ayılarının, açlıkla karşı karşıya kaldığını gözlemledi.
Araştırmacılar, kutup ayılarının avlanma dönemi olan ilkbahar sonu yaz başında iklim değişikliği nedeniyle buzulların çoğunlukla eridiğini vurgularken, türün uzun saatler yüzdükten sonra buldukları avı yiyemeyecek kadar yorgun düştüğünü belirtti.
Araştırmacılardan Anthony Pagano, ayıların avlanırken artık daha fazla efor sarf ettiğine işaret ederek, kutup ayılarının eriyen buzullar nedeniyle benimsedikleri farklı avlanma stratejilerinden verim alamadığını ve açlık karşısında hayatta kalma ihtimallerinin düştüğünü ifade etti.
Tek tehdit iklim değişikliği değil
Dünya Doğayı Koruma Vakfının (WWF) internet sitesinde paylaştığı verilere göre, iklim değişikliği kutup ayılarının önündeki en büyük tehlike olmaya devam etse de türün karşı karşıya olduğu tek tehdit bu değil.
WWF’ye göre, Kuzey Kutbu’ndaki petrol ve doğal gaz arama ve geliştirme, gemicilik, madencilik ve turizm gibi ticari faaliyetler bölgenin daha erişilebilir hale gelmesiyle yaygınlaşırken, söz konusu faaliyetler Kuzey Kutbu’ndaki ekolojik dengeye ve doğal kaynaklara zarar veriyor.
Petrol ve gaz arama çalışmalarında meydana gelen sızıntılarla temas kutup ayısının kürkünün yalıtım etkisini azaltarak ısınması için daha fazla enerji harcamasına ve sızan kimyasalların yutulması da ayının zehirlenmesine neden oluyor.
Kutup ayıları ayrıca avları aracılığıyla pestisit gibi türün biyolojik işleyişini ve üreme yeteneğini etkileyen zehirli kimyasallara da maruz kalabiliyor.
Çözüm fosil yakıtlardan uzaklaşmak
PBI’ya göre de Kuzey Kutbu’ndaki ticari faaliyetlerin yaygınlaşması, bölgede çevre tahribatına yol açıyor.
Petrol ve gaz arama faaliyetleri sızıntı riskini beraberinde getirirken, bu faaliyetler esnasında tüketilen fosil yakıt ve çevreye salınan karbon emisyonu doğal kaynakları kirletiyor.
PBI, fosil yakıt tüketiminden kaynaklanan çevre kirliliği ve iklim değişikliği ile mücadele için fosil yakıtlardan tamamen uzaklaşılması gerektiğini belirtiyor.
]]>