Çiçek, ülkemizin saygın siyasetçilerindendir. Hedef haline geleceğini bilse bile gerçeği, inandıklarını söylemekten çekinmez. TBMM Başkanlığı döneminde Anayasa görüşmelerini başlattı. Bugün TBMM arşivinde siyasi partilerin ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin yer aldığı on binlerce sayfalık dokuman var.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa görüşmeleri için siyasi partilere gidiyor. Ancak, gidilse bile sonuç alabilmek öyle kolay değil. 2011’de parlamentoda 4 siyasi partinin grubu vardı. AKP, CHP, MHP ve HADEP’in seçim beyannamelerinde yeni Anayasa talebi ve bu konuda mutabakat vardı. Çiçek, TBMM Başkanı seçilince partileri ziyaret etti, Anayasa değişikliği konusunda seçim öncesi vaatlerindeki gibi aynı fikirdelerse çalışma başlatacağını söyledi. Hepsi de “Evet” dedi. Bunun üzerine Çiçek çalışmaya başladı. O süreci SÖZCÜ’ye şöyle anlattı:
“Anayasa değişikliğine partiler destek vereceğini söyleyince kendilerine yazı gönderip uygun buldukları arkadaşlarla komisyon kuracağımı bildirdim. Yöntemlerden birisi buydu. İkincisi ise onlardan onay aldıktan sonra akademik çevrelerde tartışılan o günkü meclisin yeni bir Anayasa yapma yetkisini konuşacaktık. Bazı akademisyenler ‘Bu meclisin anaysa yapma yetkisi yok. Çünkü anayasayı kurucu meclisler yapar. Bu meclis anayasa yapmak üzere yetkilendirilmemiştir. Dolayısıyla kurucu meclisin yapacağı işi bugünkü meclis yapamaz’ diyorlardı. Prof. Dr. Atilla Özer ise ‘Her meslek grubundan belli sayıda insanlardan bir meclis oluşsun, anayasayı bu meclis değil, onlar yapsın’ görüşündeydi.
26 ANAYASA HOCASINI DAVET ETTİM
Yani o günlerde ‘Bu meclis anayasa yapar- yapamaz’ tartışması var. Ben, bunun üzerine üniversitelerde aktif olarak görev yapan hemen her görüşten 26 anayasa hukuku Profesörünü davet ettim. Böyle bir şey ilk defa oluyordu. Çoğu o toplantıda birbirini tanıdı. Onlar da yeni bir Anayasaya ihtiyaç olduğunu belirtip tutanak düzenlediler. Siyasi partilerin yeni Anayasa için görüşleri var. Yani bir anayasa ihtiyacı olduğu da ortada.
Mevcut Anayasa, daha yapılırken tartışılmış ve halende 42 yıldır tartışılmaya devam ediyor. Toplumun her kesiminin tartıştığı ama varlığını sürdüren tek anayasa metnidir. O da orijinal bir durum. Yani herkes tartışıyor ama kısmi değişiklikler hariç bir türlü değiştirilemiyor. 26 hocadan 3’ü hariç meclisin anayasa yapabileceğini söyledi. Ben siyasetçilerden onay aldıktan sonra ilim çevrelerinin desteğini almaya, yol göstericiliğine ihtiyaç duyduğumu söyledim. Dolayısıyla bu da ilk defa oluyor.
SIFIR KİLOMETRE ANAYASA MI, YOKSA…
Şimdi bir şey yapılacaksa, TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ‘Yeni bir anayasa mı?’ diyor onun netleşmesi lazım. Anladığım kadarıyla ‘yeni anayasa’ denilince başlangıçtan son maddesine kadar sıfır km bir araba mı yoksa zaman içerisinde eskimiş maddeler var değişiklikler yapıldı o değişikliklere rağmen yine de değişmesi gereken maddeler olabilir, kısmı bir değişiklik mi arzu ediliyor netleşmesi lazım.
Yapılan açıklamalara bakarsanız yeni bir anayasa gözükmüyor. Bazıları ‘ilk 4 madde ve 66. Madde değişmez’ diyor. Bununla ilgili farklı görüşleri olan da var. Daha işin başında yeni bir anayasa konusu tam netleşmiş olmuyor. Meclis başkanının önce bunu netleştirmesi lazım. Bazıları ‘Biz onu çözdük, Artık bu meclis yeni bir Anayasa yapabilir. Artık kurucu meclis safhası geride kaldı. Bu tartışmalar akademik olarak yapılabilir ama fiilen bir karşılığı yok’ diyor.
Bu değişiklikler nerede yapılacak?1921 ve 1924 anayasalarının ismi Anayasa değil, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu. Yani devletin esas teşkilatı, anayasada yer alacak organları, bunların görev yetki ve sorumluluklarını belirleyen bir düzenleme. Halbuki günümüzdeki bir kısım anayasalarda teşkilatlarla ilgili bölümün dışında bir de hak ve özgürlüklerle, temel haklarla ilgili hükümler var. Dolayısıyla bu anayasanın değiştirilmek istenen kısmı, kısmi bir değişiklikse hak ve özgürlüklerle ilgili kısmı mı, erkler arasındaki ilişkilerle ilgili kısmı mı yeniden ele alınacak? Meclistir, yasamadır, yürütmedir, yargı kısmı mı ele alınacak. Evet, birinci bölümü anladık temel ilkler, değiştirilemez maddeler, hak ve özgürlükler. Ondan sonra işte esas teşkilat kısmı geliyor. Anayasanın yani meclisin görev, yetki ve sorumluluğu, icra organı, yürütme organı sonra da yargı ile ilgili maddeler var.
ORTA SAHADA TOP ÇEVİRİRLER
Şimdi işin bu kısmına gelince bir taraftan ‘yeni anayasa’ diyoruz ama öbür taraftan da yapılan açıklamalara baktığımızda seçim öncesi ve sonrası cumhur ittifakı dışında olanlar ‘Doğru olanı parlamenter sistem’ diyor. Cumhur ittifakı ise Sayın Devlet Bahçeli’nin bu konuda yazdığı metin de ortada. 100 maddelik bir anayasa taslağı var. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Başkanı Mehmet Uçum’un yaptığı açıklamalar var. Onlara bakarsanız ‘Bu iyi bir sistem. Sadece aksayan yönleri var’ diyor. Dolayasıyla teşkilat kısmında çok ciddi görüş farklılığı var.
‘Parlamenter sistem’ diyenler, ‘Başkanlık sistemini düzeltelim biz ona evet mi diyoruz’ diyorlar, yoksa cumhurbaşkanı hükümet sistemi diyenler ‘Tamam eksiklikleri var ama biz parlamenter sistemi de konuşabiliriz mi?’ diyorlar. Bu soru netleşmeden sadece orta sahada top çevirmek bir yere götürmez. Çünkü parlamenter sistem veya cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi dediğinizde hangisini tercih edecekseniz en az 30-40 madde ona göre yazılacak. Öyle bir tek madde değil.
‘Onu anayasaya koymasak da olur’ diyebilirsiniz ama meclisin görev, yetki ve sorumlulukları, yürütme organının görev, yeki ve sorumlulukları, yargı ve yargının yönetimi bu sisteme göre şekilleneceği için en az 30-40 maddeyi yazmayacaksınız demektir. Daha baştan ihtilaf var. O zaman nasıl bir anayasa olacak? ‘Yeni’ demekle, yeni olmaz, içeriğine bakarak yeni demek lazım. Önce bunların bir netleşmesi gerekiyor.”
CİDDİ İTİBAR KAYBEDER
Çiçek, “42 senedir konuşup konuşup yine sonunda anlaşamadılar yine bu iş olmadı” tarzında bir sonuca varılırsa, parlamentonun, siyasi partilerin ciddi bir itibar kaybına uğrayacağını, darbecileri bir manada haklı çıkaracak bir sonuca götüreceğini belirtti.
Nasıl bir usulle bu değişiklik ya da yeni bir Anayasa yapılacağının önemli olduğunu hatırlatan Çiçek, “Başkanlığım döneminde ‘4 parti bir araya gelecek, her madde ittifakla çıkacak’. Daha bunu derken baştan bu işin yapılma şansı çok zorlaştı. 60 maddede anlaşılabilmesi için göbeğimiz çatladı. Çünkü, A partisinin ‘Evet’ dediğine, B partisi ‘Hayır’ dedi. Yalnız partiler arasında değil, aynı partinin temsilcileri arasında da köklü görüş ayrılıkları çıkıyordu. O yüzden komisyonda görev alacak aynı parti mensuplarının da birbiriyle uyumlu olması son derece önemli. Şimdi her maddeye 6 partinin temsilcisinin ‘evet’ demesiyle mi, yoksa çoğunluk oyuna göre mi karar verilecek? Bunların netleşmesi gerekir” dedi.
HER TÜRLÜ ÖNERİ VAR
2012’de Anayasa değişikliği çalışmalarına aralarında TOBB, TESK’, işçi ve işveren sendikaları konfederasyonlarının da bulunduğu 7 çatı kuruluş aracılığıyla 13 bölgede toplantı yaptıklarını, hemen her toplantıda 700-800 kişinin bulunduğunu hatırlatan Çiçek, açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Her kesimin görüşünü yansıtan yaklaşık 30 bin sayfalık dokuman meclis arşivinde. Toplumun ne düşündüğü, anayasadan ne beklediği o metinlerde var. Önemli bir kaynak. Bunlardan yararlanabilirler. Kaldı ki 60’a yakın maddenin müzakeresi sırasında hangi partinin neyi nasıl düşündüğü de var. Orada bu müzakerelere katılan 4 partinin anayasa taslağı da peyderpey de olsa münakaşa müzakere edilmek üzere meclise verdiler. Yani mutfakta iyi bir menü çıkarmak için her şey var. Geri kalanı mutfakta çalışanlara kalmış.
O zaman kabul edilen bir ilke var. Ona bakmak lazım. ‘Usul önemlidir’ derim. 6 parti anayasanın tümüyle ilgili genel bir onay vermedikçe maddeler üzerindeki mutabakatın bir anlamı yok. Anayasayı değiştirmek öyle sanıldığı kadar kolay bir şey değil. Emin olun Erciyes dağını taşımaktan daha zor. Kimse kolay gösterip de o fiyakalı laflara bakarak bu işin kolay olacağını zannetmesin. Gerçekçi olmak lazım. İnşallah şeytanın bacağını bu sefer kırarız.”
]]>“SADELEŞTİRİYORUZ”
Yıldız, darbe sonucu hazırlanan 1961 Anayasası’nın Kurucu Meclis, 1982 Anayasası’nın da Danışma Meclisi tarafından hazırlandığını hatırlattı. 1982 Anayasası’nda bugüne kadar 19 kez değişiklik yapıldı. Buna rağmen anayasanın bir türlü düzeltilemediğini belirten Yıldız, “Anayasamızın dili de bozuk” dedi ve şu örneği verdi: “Anayasada milletvekili yemin metni var. Bir yemin metni içinde 9 kez ‘ve’ diyoruz. İçinde 9 kez ‘ve’ olan yemin metni olur mu? Okurken bile yemin eden zorlanıyor. Hazırladığımız anayasada yemin metnini de düzeltiyoruz. Anayasanın mevcut dilini sadeleştiriyoruz, daha anlaşılır hale getiriyoruz. Buna ihtiyaç var.”
“HALK OYLAMALI”
Anayasanın sistematiğinin bozulduğunu öne süren Feti Yıldız, “Sivil, demokrat anayasa yapılması için halkımıza borcumuz var. Hazırladığımız anayasa 400 milletvekilinin oyu ile Meclis’ten geçse bile yine halk oyuna sunulmalı. Son sözü halkımız söylemeli” dedi.
Daha önce anayasa değişikliği için yapılan çalışmaları hatırlatan Yıldız şunları söyledi: “Anayasa Komisyonu’nda tüm partilerin bir araya geleceğini sanmıyoruz. 2011’de değişiklik çalışmaları yapılırken komisyonda partilerden eşit sayıda üye alınmıştı. Oysa böyle olmamalı, milletvekili sayısına göre, TBMM’deki temsil oranına göre anayasa değişikliği çalışmalarında siyasi parti temsilcisi bulunmalı. Anayasa Komisyonu’nda maddeler oy birliğiyle geçmeli. Ancak şu an oy birliğiyle karar çıkacağını sanmıyoruz. Nitelikli çoğunlukla kabul ya da ret oyu çıkmalı.”
MHP NELER ÖNERİYOR?
Feti Yıldız, MHP’nin hazırladığı 100 maddelik anayasa teklifinde yer alan en önemli düzenlemeleri de şöyle sıraladı:
– Anayasadaki il esası korunacak. Bundan taviz verilmeyecek. Yani bölge, eyalet gibi sistemler anayasamıza giremeyecek.
– Cumhurbaşkanı yardımcılığı iki ile sınırlandırılacak. Cumhurbaşkanı yardımcılığına seçimle gelinecek. Yani, atama ile değil, seçimi kazanan yardımcı olacak. Cumhurbaşkanı yurt dışına çıktığında yerine vekalet eden kişinin seçilmiş cumhurbaşkanı yardımcısı olması esas olmalı.
– Hükümet programı TBMM’ye sunulacak ve program Meclis’te okunacak.
– Milletvekili dokunulmazlığı yeni esaslara bağlanacak. Dokunulmazlık istismarı önlenecek.
– TBMM Başkanı tarafsız olmalı. Tarafsızlığı nedeniyle itilaflarda arabuluculuk yapacak.
– TBMM İç Tüzüğü ile İnfaz Kanunu değiştirilecek.
– Merkez Bankası anayasal statüye kavuşturulacak.
– Kanun teklifleri Meclis’te daha kapsamlı bir biçimde tartışılacak. Komisyonlarda STK’lardan da görüş alınacak. Anayasa kısa, öz ve az maddeli olacak.

MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Meclis’te Genel Yayın Yönetmenimiz Metin Yılmaz, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Yazarımız Saygı Öztürk ve avukatımız İsmail Yılmaz ile görüştü. Anayasa hazırlığıyla ilgili sorularını yanıtladı.
Anayasanın bu maddelerine dokunulmayacak
MADDE 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
MADDE 2: Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.
MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara’dır.
MADDE 4- Anayasanın 1’inci maddesindeki Devletin şeklinin cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile, 2’nci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve 3’üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.
MADDE 66: Türk Devleti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür. Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk’tür. Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz. Vatandaşlıktan çıkarma ile ilgili karar ve işlemlere karşı yargı yolu kapatılamaz.
]]>MUHTARLIK SEÇİM SONUÇLARI NEREDE ÖĞRENİLİR?
Muhtarlık seçim sonuçlarının “sonuc.ysk.gov.tr” sayfası üzerinden yapılacak sorgulam ile öğrenilebilmesi bekleniyor ancak YSK sonuç sorgulama sayfasının geçici olarak kullanıma kapattı.
Muhtarlık seçim sonuçları online olarak açıklanmıyor. Muhtarlık sonuçları il ve ilçe seçim kurullarından öğrenilebiliyor.
Muhtarlık seçim sonuçlarının resmi olarak açıklanmasının ardından muhtarlar mazbatalarını alacak.
MUHTARLAR İÇİN SÜREÇ NASIL İŞLİYOR?
Resmi Gazete’nin 26 Nisan 145 tarihli ve 5991 nolu Bakanlar Kurulu kararlarına göre muhtarlık seçimlerindeki süreç aşağıdaki gibi işliyor.
RESMİ GAZETE BAKANLAR KURULU KARARI
Madde 24: Oy pusulalarının toplam bakımından seçim defterindeki imza, mühür ve işaretlere uygun olduğu anlaşıldıktan sonra aşağıdaki şekilde sayılmasına başlanır :
A) Yazısı okunmayan pusulalarla seçilenin kim olduğu belli olmayan pusulalar bir tarafa ayrılır.
B) Muhtarlık ve üyelik niteliklerini taşımayan adlar hesaba katılmaz.
C) Muhtarlık için bir kişiden fazla ad yazılmış ise birinciden ve üyelik için (8) kişiden fazla ad yazılmış ise (8) inciden sonrakiler hesaba katılmaz.
D) Seçim pusulalarının sayılması ve sınıflanması bu suretle tamamlandıktan sonra en çok oy kazanandan başlayarak sırasıyla her adayın kaç oy almış olduğu muhtar için ayrı, ihtiyar kurulu üyeleri için de ayrı olmak üzere belirtilir.
E) Eşit oy kazananlardan evli olan, evlilerden yaşı büyük olan, bu da eşit ise çocuğu çok olan üstün tutulur. Çocuk sayısında eşitlik varsa ad çekme yapılarak adı önce çıkan sırada öne geçer.
F) Muhtarlık oylarının sınıflanmasında en çok oy aldığı anlaşılan, muhtarlığa; ve ihtiyar kurulu üyeliği oylarının sınıflanmasında da en çok oy kazanandan başlayarak dört kişi asıl üyeliğe ve dört kişi de yedek üyeliğe ayrılır.
MUHTAR MAZBATASI NASIL ALINIR?
Madde 25 – Oyların sınıflanması yapıldıktan sonra seçim komisyonu tarafından bir mazbata yapılarak yerin en büyük mülkiye memurluğuna verilir. Bu mazbatada:
A) Seçimin başlama ve bitme tarihi,
B) Sandığın ne zaman ve kimlerin önünde açıldığı,
C) Oy pusulalarının kaç tane çıktığı ve seçim defterindeki adların kaç tanesinin karşısına imza veya işaret konulmuş ve kaç adın karşısı boş kalmış olduğu,
Ç) Oy pusulalarından kaç tanesi ne sebeple geçer sayılmadığı,
D) Geçer sayılan oy pusulalarının sınıflanması sonucunda hangi adların en çoktan en aza doğru kaç oy kazandığı (muhtarlık için ayrı, ihtiyar kurulu üyeliği için ayrı),
E) Muhtarlığa, asıl ve yedek üyeliklere kimlerin ayrıldığı,
F) Seçimin kanuna aykırı yapıldığı mahalle halkından biri tarafından haber verilir veya ileri sürülürse bunun neden ibaret olduğu, gösterilir.
Madde 26 – Mahalle muhtarlığı ile ihtiyar kurulu asil ve yedek üyelerinin seçimi il merkezine bağlı yerlerde valinin ve ilçe içindeki yerlerde kaymakamın onamasıyla kesinleşir.
Seçim mazbatası kesinleştikten sonra dosyasında saklanarak tasdikli bir örneği iş gördüğü yerde asılmak üzere muhtara gönderilir.
Muhtar ve ihtiyar kurulu seçimlerinde bu tüzük hükümlerine aykırılık olduğu bir ay içinde seçimi onamaya yetkili makamlar yanında ileri sürülebilir. Gerek bu ve gerek (25) inci maddenin (F) fıkrasına göre böyle bir ileri sürme seçim mazbatasında yazılmış bulunduğu halde bu makamlar tarafından soruşturma yapılarak kağıtları mahallenin bağlı bulunduğu ilçe veya il idare kuruluna verilir.
İdare kurulları bu kağıtları inceleyerek en çok bir ay içinde kararını verir. İdare kurullarının verecekleri bu kararlara karşı her hangi bir makama itiraz edilemez. Karar seçimin bozulması yolunda ise en çok bir ay içinde yeniden seçim yapılır. Bunun için yeni bir seçim komisyonu kurulur. Seçimin bozulması seçim komisyonunun yaptığı hatalara dayanıyorsa komisyon hakkında (31) inci maddenin (Ç) fıkrası hükmü uygulanır.
Madde 28 – Seçimi onanmayan muhtarın yerine bir ay içinde bir başkası seçilir ve seçimi onanmayan üyelerin yerine kendilerinden sonra oy kazanmış olan yedek üyelerden biri getirilir. Yedek üyelerden de bir veya bir kaçının seçimi onanmamak suretiyle asıl üyeliğe getirilecek yedek üye kalmazsa bir ay içinde boş üyelik sayısınca asıl ve tam sayıda da yedek üye seçimi yapılır. Madde 29 – Mahalle muhtar ve ihtiyar kurulları görevlerini yapmadıklarında vali veya kaymakamlar kendilerine yazılı uyarıda bulunurlar. Bu uyarıya aldırmayarak direnenlerin işten eli çektirilerek yerlerine – varsa – geri kalan üyelerden vekil tayin olunur.
İşten el çektirilenler hakkındaki kağıtlar en kısa bir zamanda idare kurulunca incelenerek verilecek karara göre ya görevlerine yeniden başlattırılır veya görevlerine son verilir.
Madde 30 – Muhtarlık ölüm, çekilme, vazifeden çıkarılma, seçimin onanmaması, 45 günden fazla askere alınma gibi sebeplerle veya her hangi başka bir şekilde boş kalırsa, yenisi seçilinceye kadar vali veya kaymakam mahalle ihtiyar kurulu üyelerinden birini muhtarlık görevlerini yapmaya yetkili kılar. Mahalle ihtiyar kurulu üyeliğinde boş yer olursa bu yer yedek üye ile doldurulur. Yedek üye kalmamış bulunursa boşluk sayısınca yeniden seçim yapılır. Yeni seçimler bir ay içinde yapılır.
]]>Türk Böbrek Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Şükrü Sever, “Bunlar doğaldır, yan etkisi yoktur şeklindeki önyargı geçersiz. Pek çok ilaç bitkilerden elde ediliyor. Ama bu ilaçlar için bitkiler önce saflaştırılıyor, toksisite çalışmaları yapılıyor, kimyasal içerikleri saptanıyor, dozları standardize ediliyor, hayvan çalışmaları yapılıyor vs, kısaca çok uzun bir süreçten geçiyor” dedi.

“BÖBREK EN RİSK ALTINDAKİ ORGAN”
Vücudumuzdaki zehirleri “süzme” görevinin iki organda olduğuna işaret eden Prof. Dr. Sever, “Bu organlar toksik maddeleri detoksifiye ediyor, yani zehirsiz hale getirip vücut dışına atıyor. Bunlardan biri karaciğer, diğeri böbrek. İskelet kasına bir dakikada 4 mililitre kan giderken beyne 50 mililitre, karaciğere 95 mililitre, böbreğe ise tam 360 mililitre kan gidiyor. Yani kalbin atımının büyük bir bölümünü böbrekler alıyor. Bu da çok fazla kan almak, çok fazla toksinle karşılaşmak demek. Bu nedenle böbreklerin riski çok çok daha yüksek. O nedenle komşular tarif etti, tavsiye verdi diye ne olduğu bilinmeyen yaprakların vs kaynatılıp ilaç niyetine içilmesi hiç masum değil. bu şekilde çok hasta yatırıyoruz akut böbrek yetersizlikleri saptadığımız” diye konuştu.

BALKANLARI VURAN OT HASTALIĞI
Çin ot nefropatisi hastalığını özellikle vurgulayan Prof. Dr. Sever, ülkemizde en sık Trakya yöresinde rastlandığı için Balkan nefropatisi olarak da adlandırılan bu hastalığın özellikle zayıflama çaylarında kullanıldığı bilinen bazı bitkilerin içeriğindeki “aristoloşik asitöten kaynaklandığını anlattı.
Aristoşilik asit, lohusa otu, zeravent, kabakulak otu, yılan kökü, kurtluca gibi bitkilerde bulunuyor ve diyaliz gerektirecek kadar ciddi böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Prof. Dr. Sever, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çin ot böbrek hastalığı denilen özel bir problem var. Buna yol açan madde de biliniyor. Aristo cholic asit asit. Bu olay özellikle Balkanlar’da da çok sık görülüyor. Tuna Nehri kıyısında ki bizde de Trakya yöresinde var. Balkan nefropatisi ya da Balkan böbrek hastalığı dediğimiz bir tabloya yol açtığı saptanmış bu maddenin. Çiçekli pek çok bitkide bu maddenin olduğunu görebiliyoruz. Oradaki asıl problem akut böbrek yetersizliğinden ziyade, kronik, sinsi ilerleyen böbrek yetmezliği. Bu hastalarda böbrek nakillerinin yapılmak zorunda kalındığını, kronik diyalize gittiğini biliyoruz. Ayrıca bu madde idrar yolu kanserlerine de yol açıyor”
“AĞRI KESİCİ NİYETİNE İÇİP BÖBREKLERDEN OLUYORLAR”
Halk arasında ağrı gidermek için sıkça başvurulan yaprak türlerinin başında çınar ya da söğüt yaprağı geliyor. Prof. Dr. Sever, direkt ağaçtan toplayıp kaynatarak içildiğine de şahit olduklarını anlatarak bunun tehlikelerine ise şöyle değinerek sözlerini noktaladı: “Bunları aktarlardan da almadan bahçeden toplayıp kaynatıp ekstraktını, suyunu içiyorlar. Sürekli olarak içen bir grup var. Biz çınar yaprağına bağlı akut böbrek yetersizliği ile hastalar yatırdık geçtiğimiz yıllarda. Söğüt ağacının yaprakları ve kabukları da çok toksik. Aspirinin temel maddesine çok benzeyen bir madde var içinde salisilik asit. Ama böbrekte büyük hasar yaratıyor. Bana bir nefrolog olarak ‘Aktardan şu otu aldım, acaba zararı dokunur mu?’ dediklerinde ‘Bilmem’ diyorum. Çünkü bunun yanıtını vermek o kadar kolay değil. O yaprağın vs içindeki bütün kimyasalları incelemiş olmak, bilmek ve bunların her birinin böbreklerde zararlı olup olmayacağını saptamak lazım ki bu da kolay değil.”
YAŞLILAR ÇOK DAHA BÜYÜK RİSK ALTINDA”
TBV Vakfı Başkanı Timur Erk ise poşet içinde satılan ürünlerin içeriğinde ne olduğunun bilinmediğine dikkat çekti ve “Bir poşet içinde ya da kavanozda veriyorlar ürünü size. Üzerinde son tüketim tarihi yok, hangi koşullarda saklanıyor Allah bilir. Nemli ortam olabilir, böceklenme olabilir, herhangi bir başka sıkıntı olabilir. Dolayısıyla bu tür konularda mutlaka tıpkı gelişmiş ülkelerde ‘drug store’larda olduğu gibi, tüketim tarihi, içerik bilgisi ve olması gereken ikazların da etiket içinde bulunduğu ürünler şeklinde satılmalı” dedi.

Geriatri Uzmanı Prof. Dr. Gülistan Bahat Öztürk ise özellikle yaşlı nüfusta kontrolsüz bitkisel ürün kullanımının daha büyük riskler yarattığına değinerek “Toplumumuzda şöyle genel bir algı var, aktarlar eczanelerden daha güvenlidir. Özellikle yaşlılarımız çok sayıda ilaç kullanıyor. Araştırmalarımız var bu konuda, yaşlı hastalarımız günde ortalama 5 farklı ilaç kullanıyor. Bitkisel ürün ya da gıda takviyelerinin ilaç etkileşimlerini bilmiyoruz. İlacın etkisini artırabilir azaltabilir, toksik etkileşim yapabilir. Örneğin kiraz sapıyla karaciğer yetersizliği olduğunu biliyoruz. Ginkgo Biloba kan sulandırıcı etkisi olan bir takım ilaçlarla beraber kullanıldığında hayati tehlike yaratan kanamalara neden olabiliyor. Depresyon için kullanılan sarı kantaron, depresyon ilaçları ile birlikte kullanıldığında serotonin sendromuna yol açabiliyor. Bitkisel ürünler karaciğerde bir takım enzimleri, metabolik yolları aktive edebiliyor. Bu da hali hazırda kullanılan ilaçların etkisini arttırabiliyor ya da azaltabiliyor. Tüm bunlar ileri yaşlarda çok daha yüksek risklere yol açıyor.” ifadelerini kullandı.
]]>
Prof. Dr. Osman Erk
Kan şekerini düşürüp acıktırır
Yapaytatlandırıcılar ve şeker ilaveleri “diyabet dostu” ve “sağlık dostu” olarak lanse edilmesine rağmen insan sağlığını olumsuz etkiler. Tatlandırıcı ağza alınır alınmaz, tat alma refleksinin harekete geçmesiyle vücut çok fazla glikoz aldığını zannederek kanda ani insülin yüksekliği ortaya çıkar. Tıpkı fazla miktarda beyaz şeker ve nişasta alımında olduğu gibi, tatlandırıcı alımı sonrası ortaya çıkan ani insülin yüksekliği kan glikoz düzeyini düşürerek açlık hissinin ortaya çıkmasına neden olur. Kişi bir şeyler yeme ihtiyacı duyar. İnsülin bilindiği gibi yağ yakılmasını önleyen ve vücutta yağ depolanmasına neden olan bir hormondur. Kronik insülin yüksekliği başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere diyabet, hipertansiyon, metabolik sendrom, kanser gibi pek çok hastalığın sebeplerinden biridir.

Metabolizmayı bozar
Tatlandırıcılarbeynin hipotalamus bölgesinde bulunan tokluk merkezine zarar vererek tokluk hormonu olan leptin reseptörlerinin işleyişini bozar. Bu yüzden leptin direnci oluşarak vücudun hormonal sistemi zarar görür. Sonuçta yapay tatlandırıcılar güçlü kimyasallar içeren sentetik maddelerdir.

Pek çok hazır gıdada var
Tatlandırıcıların büyük bir kısmı sıvı ve katı gıda maddeleri içinde katkı maddesi olarak bulunurken, ancak küçük bir kısmı sağlık nedenleriyle tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Marketlerde satılan birçok hazır yiyecek ve içecek içinde tatlandırıcılar ve fruktozdan zengin mısır şurubu yer almaktadır. Diyet içecekler, meyve suları, meyveli maden suları, sütler, bira, meyve şarapları, sakız, yoğurt, baklava, börek, pasta, kek, reçel, marmelat, helva, sütlü tatlılar, çorba, ketçap, konserveler, çikolata, çerez, şekerlemeler bunlardan bazılarıdır. Türkiye’de marketlerde satılan yiyecek ve içeceklerin içinde ne kadar yapay tatlandırıcı olduğu etiketlerde belirtilmemektedir. Sıfır kalori içerdiği söylenen yapay ve doğal tatlandırıcıların, bilinenin ve düşünülenin aksine şişmanlık ve diğer metabolik hastalıklara yol açtığı bilinmektedir. Tatlandırıcılar metabolizma hızını yavaşlatır ve hücre içindeki mitokondri fonksiyonlarını bozar.

Dost bakterilere zarar verir
Laktilol hariç doğal ve yapay tatlandırıcılar, bağırsak florası üzerine olumsuz etki yaparak flora üzerindeki dost bakterilerin oranını azaltır.

Bağımlılık yapar
Aspartam, sukraloz, sakarin gibi yapay tatlandırıcılar diyette asla yer almamalıdır. Yapay tatlandırıcılar tıpkı şeker gibi bağımlılık yapabilen kimyasallardır.

Depresyona yol açar
Genel olarak bütün tatlandırıcılar; beyinde serotonin adı verilen, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan kimyasal madde miktarını düşürerek depresyona neden olabilir. Serotonin sentezi için triptofan adlı esansiyel bir aminoaside ihtiyaç vardır. İnsülin salgılanması ve tokluk hormonu olan leptin direncine neden olmaları; beyinde serotonin miktarını düşürmeleri ve kanserojen olabilen bazı bileşiklere dönüşebilmeleri gibi nedenlerle tatlandırıcılardan uzak durulmalıdır.

Zayıflatmaz şişmanlatır!
Yapay tatlandırıcıların zayıflamaya yardımcı olduğu düşünülür fakat en önemli yan etkileri artan karbonhidrat isteği ve ihtiyacıdır. Tatlandırıcılar toksin sayılmalıdır, zayıflatmaz aksine kilo aldırır. Yapay tatlandırıcılardan uzak durmak kişinin kilo vermesine yardımcıdır.
İŞTE ETİKETLERDEKİ KODLARI
“Diyet” “light”, “kalorisiz”, “şekersiz” gibi ibarelerle pazarlanan gıdaların rafine şeker yerine, en az rafine şeker kadar zararlı olan çeşitli tatlandırıcılar kullanılmaktadır. Aspartam, sakarin ve asesülfam, Amerika’da en kötü 10 katkı maddesi içinde yer almıştır. Etiketlerinde asesülfam (E950), aspartam (E951), sakarin (E954), sukraloz (E955), taumatin (E957), glisirizin (E958), stevya (E960) kodlarının yer aldığı katı ve sıvı gıdalardan uzak durulmalıdır. Amerika ve Avrupa ülkelerinde son 25 yılda beyin tümörü vakalarında ciddi bir artış saptanmıştır ve bunun yaygın olarak kullanılan aspartamla bile ilişkili olduğu iddia edilmektedir. Doğal tatlandırıcı olan stevya da dahil olmak üzere hiçbir tatlandırıcı kullanılmamalıdır. Yiyeceklerin tadı tatlandırıcı olmadan hissedilmeye çalışılmalıdır.
]]>SİYANÜR NEDİR?
Siyanür, hidrojen siyanür (HCN) veya metal siyanür tuzları (örneğin, sodyum siyanür) şeklinde bulunabilen bir bileşiktir. Endüstriyel proseslerde, madencilikte, metal işleme endüstrisinde ve bazı tarım ilaçlarında kullanılabilir. Ancak, doğru şekilde kullanılmadığında veya maruziyet durumunda ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Siyanür, solunum sistemi, kardiyovasküler sistem, nörolojik fonksiyonlar ve metabolizma gibi vücut sistemlerine zarar verebilir.
Siyanürün kullanım alanları:
Altın madenciliği: Siyanür, altın cevherinden altın çıkarmak için kullanılır.
Elektrokaplama: Siyanür, metal kaplama işlemlerinde kullanılır.
Kimyasal sentez: Siyanür, bazı organik kimyasalların sentezinde kullanılır.
Zararlı kontrol: Siyanür, bazı böcek ve haşerelerden kurtulmak için kullanılır.
SİYANÜRÜN ZARARLARI NELER?
Siyanür, son derece zehirli bir maddedir ve yutulması, solunması veya cilt yoluyla emilmesi halinde ölüme neden olabilir. Siyanür zehirlenmesinin belirtileri arasında baş dönmesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, kas krampları ve nefes darlığı yer alır.
Siyanürün zararları:
Hücresel solunumu engeller: Siyanür, hücrelerin oksijen kullanmasını engelleyerek hücre ölümüne yol açar.
Sinir sistemine zarar verir: Siyanür, sinir sistemini etkileyerek felç, koma ve ölüme neden olabilir.
Kalp ve dolaşım sistemine zarar verir: Siyanür, kalp kaslarının zayıflamasına ve kalp yetmezliğine yol açabilir.
Metabolik asidoza neden olabilir: Siyanür, kandaki asit seviyesinin yükselmesine neden olarak metabolik asidoza yol açabilir.
Gelişimsel toksisiteye neden olabilir: Siyanür, hamile kadınlarda düşük ve doğum kusurlarına yol açabilir.
Siyanüre maruz kalma riskini azaltmak için:
Siyanür içeren ürünlerden uzak durun.
Siyanürle çalışırken her zaman eldiven, gözlük ve maske gibi koruyucu giysiler giyin.
Siyanür içeren ürünlerin etiketlerini dikkatlice okuyun ve talimatlara uyun.
Siyanür içeren ürünleri çocukların ve evcil hayvanların erişemeyeceği yerlerde saklayın.

SİYANÜR ZEHİRLENMESİ NASIL OLUR?
Siyanür zehirlenmesi, vücuda siyanürün farklı yollarla girmesi sonucunda ortaya çıkar. İşte yaygın siyanür zehirlenme yöntemleri:
Solunum Yoluyla Maruziyet: Siyanür gazı veya buharı solunduğunda zehirlenme olabilir. Bu durum özellikle endüstriyel alanlarda veya siyanür içeren maddelerin yanması sonucunda ortaya çıkabilir.
Yutma: Siyanür içeren maddelerin yutulmasıyla zehirlenme meydana gelebilir. Bu durum, intihar girişimlerinde veya siyanür içeren maddelerin yanlışlıkla alınması sonucunda ortaya çıkabilir.
Ciltle Temas: Bazı durumlarda, siyanür içeren maddeler ciltle temas ederek emilebilir ve zehirlenmeye neden olabilir. Ancak, genellikle diğer maruziyet yolları daha yaygındır.
SİYANÜR ZEHİRLENMESİ BELİRTİLERİ NELER?
Siyanür zehirlenmesi, siyanür içeren bir madde yutulduğunda, solunduğunda veya cilt yoluyla emildiğinde ortaya çıkar. Siyanür, hücrelerin oksijen kullanmasını engelleyerek hücre ölümüne yol açar. Bu da doku ve organ hasarına ve ölüme neden olabilir.
Siyanür zehirlenmesinin belirtileri şunlardır:
| Siyanür zehirlenmesi belirtileri |
|---|
| Baş dönmesi |
| Baş ağrısı |
| Bulantı |
| Kusma |
| Kas krampları |
| Nefes darlığı |
| Konuşma bozukluğu |
| Görme bulanıklığı |
| Felç |
| Koma |
| Ölüm |
50 KİLO 200 GRAM SKUNK MADDESİ
İddianamede, Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yapılan istihbari çalışmalar kapsamında Şahin Aslan’ın 34 EVA 376 plakalı araçla Diyarbakır kent merkezinden batı illerine yüklü miktarda uyuşturucu sevkiyatı yapacağına dair bilgiler elde edilmesi üzerine Diyarbakır’ın çıkış noktalarında gerekli önlemlerin alındığı belirtildi.
Olay günü saat 00.35 sıralarında seyir halindeki önceden plakası belirlenen aracın kontrol noktasında durdurulduğu, araçta bulunan Şahin Aslan ile Fikriye Gül Turgay’ın araçtan indirildikten sonra alınan arama ve el koyma kararıyla üzerlerinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığı, ancak araçta yapılan aramada 45 parça halinde toplam 50 kilo 200 gram uyuşturucunun ele geçirildiği bildirildi.
Ele geçen maddeyle ilgili alınan kriminal uzmanlık raporunda skunk maddesi olduğunun belirlendiği ifade edildi.
“ÖNCE SUSTU, SONRA BENİMDİR” DEDİ
Polis sorgusunda susma hakkını kullanan Şahin Aslan, savcılık ve sorgu hakimliğindeki ifadesinde, imam nikahlı eşinin ele geçen uyuşturucu ile bir ilgisinin bulunmadığını belirterek, “Olay akşamı eve gittiğimde eşimden boş bir valiz istedim ancak valizi ne yapacağımı kendisine söylemedim. Ele geçen uyuşturucu bana aittir, ancak eşimin bundan haberi yoktur” dedi.
“BANA TAZİYEYE GİDECEĞİZ DEDİ HABERİM YOKTU”
Hakkında adli kontrol kararı verilen Fikriye Gül Turgay ise ifadesinde, “Olay günü eşim bana Adana’da bir yakınlarının vefat ettiğini, onun taziyesine gitmemiz gerektiğini söyledi. Ben de kabul ettim. Birlikte yola çıktık, benim ele geçen uyuşturucudan haberim yoktur. Kendisiyle imam nikâhlı evli olup birlikte yaşadığımız için onun akrabalarını pek fazla tanımam. Adana’da akrabaları olup olmadığını da bilmiyorum. Araca bindiğimizde de bagaja bakmadığım için bagaja konulan çanta ve valizleri de görmedim. Araçta uyuşturucu olduğunu yakalandığımızda öğrendim, suçsuzum” dedi.
İDRAR TAHLİLERİ NEGATİF ÇIKTI
İddianamede, iki sanığın da uyuşturucu kullanıp kullanmadıklarının tespit edilmesi için Adli Tıp Kurumuna sevk edildikleri ve alınan doktor raporunda her ikisinin de idrar örneklerinin incelenmesinde bütün uyuşturucu değerlerinin negatif olduğu bilgisine yer verildi.
İddianamede. Polisin elde ettiği istihbari bilgilerin ele geçen uyuşturucu maddelerin birbiriyle uyumlu olduğu, ele geçen uyuşturucunun miktarı, sanık Şahin Aslan’ın suçunu itiraf etmesi ve diğer deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde karı, koca iki sanığın fikir ve eylem birliği içinde hareket ederek uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti yapmak suçundan 15’er yıl hapisle cezalandırılmaları istendi.
Sanıkların yargılanmalarına önümüzdeki günlerde Ağır Ceza Mahkemesinde başlanacak.
Şahin Aslan, başkanlığını yürüttüğü dernek binasındaki makamından ve bölgede görev yapan kayyumlar başta olmak üzere kamu görevlileriyle sık sık sosyal medya hesapları üzerinden paylaşımlarıyla dikkat çekiyordu.
]]>
Prof. Dr. Osman Erk anlattı
VİRÜSLERE DE DİKKAT!
– Kanserin nedeni sadece sigara veya genetik gibi çok iyi bildiğimiz nedenler değil, virüsler de olabilir. Bazı durumlarda bir virüs, hücredeki DNA genetik kodunu değiştirerek kansere neden olabilir. İnsan Papilloma Virüsü (HPV), Hepatit B Virüsü (HBV) ve Hepatit C Virüsü (HCV), HIV gibi virüs enfeksiyonları da kanseri tetikleyebilir. Mide mikrobu olarak bilinen Helicobacter Pylori de tedavi edilmezse zamanla kansere yol açabilir.

RADYASYON CİDDİ BiR TEHLİKE
Çevresel ve mesleki olarak maruz kalınan kimyasalların, gıda katkı maddelerinin kısa ve uzun vadede tek başlarına veya bir arada nasıl bir etki gösterecekleri test edilmemiş fakat onaylanmıştır. İnsan vücudu bu kimyasallara yabancıdır ve onlarla nasıl başa çıkacağı konusunda donanımsızdır. Pestisitlerin (tarım ilaçları) ve gıda katkı maddelerinin yanı sıra plastikler, parfümler ve petrol atıkları da kanserojen birçok kimyasal madde içerir. Bunun dışında günlük yaşamda ve hastanelerde tetkik-tedavi işlemleri için sık maruz kalınan radyasyon da önemli bir kanser nedenidir.
NEDEN HIZLI ARTIYOR?
Günlük hayatta yüz binden fazla kimyasalla karşı karşıya kalıyoruz. Her sene yeni 1500-2000 kimyasal insanların kullanımına sunulmaktadır. Son 30 yılda 70 bin kimyasal madde, 12 bin gıda katkı maddesi, bin tarım kimyasalı ve kozmetik sanayiinde kullanılmak üzere 12 bin kimyasal bileşen kullanıma girmiştir. Genetik, obezite, hareketsizlik, hava kirliliği, sigara-alkol kullanımı gibi bilinen nedenler; hava kirliliği, tarım ilaçları, gıda katkı maddeleri ve genetiği değiştirilmiş gıdalardan kaynaklanan sağlıksız beslenme, radyasyon ve virüs gibi faktörlerle bir arada değerlendirildiğinde kanserdeki artış şaşırtıcı değildir.
RİSKİ AZALTMA YOLLARI
Özellikle tarım kimyasallarından korunmak için güvenli organik besinler tercih edilmeli, katkı maddeli gıdalardan uzak durulmalıdır. Bilimsel araştırmalara göre özellikle tarım ilaçları; henüz daha doğmamış bebeklerin amniyon sıvısında, yeni doğan bebeklerin kordon kanında, annenin meme dokusunda, sütünde, insanların kan ve yağ dokularında bulunur. Sağlıklı nesiller için hamilelik öncesi ve hamilelik süresince tarım kimyasallarına kesinlikle maruz kalınmaması gerekir. Ayrıca gün içinde cep telefonu kısıtlı kullanılmalı, yatak odamızda frekans yayıcı elektromanyetik cihazlar bulundurulmamalı ya da bu cihazlar uyurken kapatılmalıdır. İyonize radyasyondan (tomografi, röntgen), fazla güneşlenmekten, plastiklerden, genetiği değiştirilmiş ürünlerden, gereksiz ilaç tüketiminden, aşırı deterjan ve kozmetik ürünlerden de mümkün olduğunca kaçınılmalıdır. Kansere yol açan virüslere karşı da önlem alınabilir. HPV, Hepatit B aşılarını yaptırmak kansere karşı önleyicidir. HPV ve HIV enfeksiyonlarına karşı tek eşlilik ve korunmalı cinsel ilişki de hayati önem taşır. Mide mikrobu Helicobacter Pylori ise antibiyotikle tedavi edilebilir.
TARIM İLAÇLARI HER YERDE
Modern endüstriyel tarım kimyasalları birçok üründe kansere yol açan kalıntılar bırakır. Avrupa Birliği ülkelerinde tüketilen sebze, meyve ve tahılların üçte birinde en az iki tarım kimyasalı kalıntısının bulunduğu tespit edilmiştir. Tarım kimyasalları böceklere, haşerelere, bitlere ve yabancı otlara karşı kullanılır. Ayrıca hayvan yemlerine ve doğrudan hayvanların üzerine de uygulanabilir. Sebze ve meyveler, buğday dolayısıyla ekmek tarım kimyasalları içerebilir. Türkiye’de kullanılan tarım kimyasalı sayısı her sene değişmekle beraber 350 civarındadır. Diğer ülkelere göre daha az tarım kimyasalı kullanılmasına rağmen bilinçsiz uygulama nedeniyle ihraç edilen besinlerde daha fazla tarım kimyasalı saptanmaktadır. Sebze-meyvecilikte kullanılan kimyasal tarım ilaçları, hayvancılıkta kullanılan hormon ve antibiyotikler de sağlığa zararlıdır. Çevre Sağlığı Ajansı (EPA) tarım ilaçlarının önemli bir kısmını kanserojen olarak ilan etmiştir. Tarlaya uygulanan tarım ilaçlarının ancak yüzde 2 kadarı uygulandığı yerde kalır, Yüzde 98’i rüzgar ve hava hareketleriyle çevreye yayılır. Topraklarda, yeraltı ve yerüstü sularında bu kimyasallar kalıcı olarak vardır ve toplum sağlığı için çok büyük bir tehlikedir. Tarım ilaçlarıyla ortaya çıkan kanserojen bileşikler (dioksinler) suya-toprağa karışır. Bunlar tarım ürünlerine ve bunları yiyen hayvanlara da bulaşır. Yani tarım ilaçları sadece meyve sebzelerle değil hayvansal gıdalardan da insanlara geçiş yapar. Özellikle balık, yumurta, kırmızı et ve süt ürünleri bu açıdan oldukça kirlidir. Bu tür ilaçlardan (küçük dozlarda tüketilseler dahi) özellikle hamileler, bebekler ve çocuklar en fazla etkilenen gruptur.
]]>
1-Fiziksel travma
Hafif bile olsa düşmeler, sarsıntılar, kazalar beyni etkiler. Beyin sarsıntısı sonrasında baş ağrısı, birkaç saniye veya dakikalık bilinç kaybı, yaralanma sürecinde yaşananları hatırlamama, işitme, görme duyularında değişiklikler, dikkat eksikliği ve kafa karışıklığı yaşanabilir. Acil müdahale gerektiren bir tablodur.
2-Madde bağımlılığı
Uyuşturucu maddeler beynin en büyük düşmanlarıdır. Bunlar beynin normal işleyişini bozarken, beyin damarlarında tıkanmalara da yol açar.
3-Sigara
Beyin ve vücuda kan akımını kısıtlar. Sigara kullananlarda odaklanma zorlukları ortaya çıkabilir. Tiryakilerin sadece ciltleri değil beyinleri de hızlı yaşlanır.
4-Alkol
Alkolü orta karar içmek bile beyin işlevlerini etkiler. Alkol kullananların beyni daha küçüktür. Oysa beyin büyüklüğü önemlidir. Prefrontal korteksin (beynin planlama, önceden düşünme ve yargılama ile ilgili bölümü) görevini bozar.
5-Fazla kilo
Yağlar zararlı maddeleri depolar. Vücudunuzda ne kadar çok yağ olursa beyniniz o kadar kötü durumdadır. Çünkü zararlı maddelerden etkilenir. Yüksek yağ seviyeleri ayrıca beynin küçülmesine neden olur. Obezite bilişsel gerileme ve Alzheimer riskini de artırır.
6-Yanlış beslenme
Sağlıksız beslenme beynin hacim, fonksiyon ve yapısal gelişimini bozar. Dolayısıyla aşırı şeker, yağ ve karbonhidrat tüketiminden kaçınılmalı. Zinde bir beyin için beslenmede zeytinyağı, Omega-3 gibi sağlıklı yağlara, taze ve mevsiminde sebze ve meyvelere, çiğ kuruyemişlere, bakliyatlara, tam tahıllara ağırlık verilmelidir.
7- Yalnızlık
Yalnızlık, genellikle olumsuz düşünceleri tetikler. Bu da beyinde beta-amiloid birikimini tetikleyerek zamanla demansa (bunama) kapı aralar. Bilimsel araştırmalar, kısa süreli de olsa iletişim kurmanın beyni çalıştırmaya yettiğini gösteriyor. Yakın arkadaşlarınızı arayarak ya da kapı komşunuzla sohbet ederek beyninizi aktif hale getirebilirsiniz.
8-Kronik stres
Ağır iş yükü, maddi sıkıntılar, evlilikteki sorunlar kronik stres sebebidir. Sürekli stres altında olan beyin stres hormonu kortizolü salgılar. Kortizol iştahı ve şekere düşkünlüğü artırarak kilo almaya yol açar. Kas gerginliği ve kronik ağrıları artırır. Tansiyonu yükseltir. Bütün bunlar beyin sağlığını da bozar.
9-Uykusuzluk
Düzensiz bir uyku ve kronik uyku bozuklukları her zaman fiziksel, duygusal ve bilişsel sağlık üzerinde olumsuz etkilere neden olur.
10-Aşırı kafein
Her şeyin fazlasının zararlı olduğu gerçeği kafein içeren besin maddeleri için de geçerli. Gün içinde aşırı kafein alımı beynin; bellek, dikkat, algısal idrak, düşünce, dil ve şuur konusunda kilit rol oynayan gri madde hacmini düşürür.
11-Fazla televizyon izlemek
Aşırı televizyon izlemek çocuklarda hiperaktivite erişkinlerde Alzheimer hastalığı ile ilişkilidir. Günde 2 saatten fazla televizyon izlemek obezite riskini artırır. Fazla kilo beyin için de zararlıdır.
12-Şiddet içeren bilgisayar oyunları
Bu oyunlar şiddete ve öğrenme güçlüğüne yol açar. Beyin görüntülemelerde bu oyunların beyinde madde kullanımı ile aynı bölgeyi harekete geçirdiği tespit edilmiştir. Çocuklar zamanla bu oyunlara bağımlı hale gelir.
13-Su kaybı
Vücudun yüzde 70’i, beynin yüzde 80’i sudur. Yeteri kadar su içmiyorsanız beyin işleviniz de azalır.
14-Yoğun sosyal ağ kullanımı
Sürekli mesaj yazmak ve internette sosyal ağlarda vakit geçirmek dikkat problemlerine yol açar. Zamanla yüz yüze iletişimde zorlanmaya neden olur.
15-Hareketsizlik
Her kasın ihtiyacı olan egzersize beyin de ihtiyaç duyar. Hareketsizlik kan akışını zayıflattığı için beyne yeterli oranda kan gitmez. Hafıza da bu durumdan olumsuz etkilenir.
]]>