DÜNYA SU GÜNÜ NEDİR?
22 Mart tarihi, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana Dünya Su Günü olarak kutlanıyor.
Teklif ilk kez, 1992’de Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCED) gündeme getirildi. 1993’ten itibaren katılım her yıl katlanarak arttı; halk, desteklerini göstermek amacıyla gün boyu muslukları açmamaya teşvik edildi. Dünya Su Günü Facebook’ta da çok rağbet gördü.
Birleşmiş Milletler ve üye ülkeler bu günü, dünyadaki su kaynakları ile ilgili somut çalışmaları ödüllendirmek ve Birleşmiş Milletler tavsiyelerini uygulamaya ayırmışlardır. Her yıl Birleşmiş Milletlerin su alanında çalışmalar yapan farklı bir kuruluşu Dünya Su Günü’nde yapılacak uluslararası etkinlikleri destekleyip koordine ediyor. UN-Water, kurulduğu yıl olan 2003’ten bu yana Dünya Su Günü etkinliklerine öncülük edecek BM kuruluşunu, etkinlik konusunu ve verilecek mesajları belirleme sorumluluğunu üstleniyor.
Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin dışında, içilebilir su kaynakları ve su yaşamını destekleyen bazı sivil toplum kuruluşları da Dünya Su Günü’nü, çağımızın öncelikli su sorunlarına dikkat çekmek için iyi bir fırsat olarak değerlendiriyor. Örneğin, Dünya Su Konseyi 1997’den bu yana her üç yılda bir düzenlediği Dünya Su Forumu ile bir hafta boyunca binlerce katılımcıya ulaşıyor. Katılımcı kuruluşlar ve Sivil toplum örgütlerinin dikkat çektiği konular arasında, “temiz içme suyuna ulaşma şansı olmayan bir milyar insan” ve “aile içinde suya ulaşmada cinsiyetin yeri” gibi konular yer alıyor.
Ayrıca Dünya Su Günü vesilesi ile 2003, 2006, 2009 ve 2012 yıllarında Birleşmiş Milletler Dünya Su Kaynaklarını Geliştirme Raporu yayımlandı.
İYİ BİR İÇME SUYUNUN 11 ÖZELLİĞİ
– Hastalık yapıcı mikroorganizmalar içermemelidir.
– Kokusuz, renksiz, berrak ve içimi hoş olmalıdır.
– Sularda fenoller, yağlar gibi suya kötü koku ve tat veren maddeler bulunmamalıdır.
– Yeterli derecede yumuşak olmalıdır.
– Hidrojen sülfür, demir ve mangan gibi elementleri ihtiva etmemelidir.
– Suda sağlığa zararlı kimyasal maddeler bulunmamalıdır. Bazı kimyasal maddeler zehirli etki yapabilir; arsenik, kadmiyum, krom, selenyum, kurşun, cıva gibi. Bunun yanında baryum, nitrat, florür, radyoaktif maddeler, amonyum, klorür gibi maddeler sınır değerlerinin üzerinde sağlığa olumsuz etkileri olan maddelerdir.
– Nitrit, amonyak bulunmamalıdır. Bunlar, suyun organik maddelerle kirlendiğini gösterir. Nitrat ise kirlenmenin aşırı düzeylere yükseldiğini gösterir. Bu maddelerin içme suyunda bulunmaları tehlikelidir. Hele çocuklar için daha tehlikelidir.
– Suda 200 miligramdan fazla klorür bulunması kirlenme işareti sayılabilir.
– Flour 1 litrede 1 miligramdan az, 2 miligramdan fazla olmamalıdır.
– Demir 1 litrede 1-2 miligram bulunmalıdır.
– Suya sertlik veren en önemli maddeler kalsiyum , magnezyum ve klorür bileşikleridir.

Farklı belirtilere yol açar
Besin alerjisinin bulguları-belirtileri hafif bir hastalıktan ciddi hastalık tablosuna kadar değişkenlik gösterir. Besin alerjileri çok değişik organları ilgilendiren ve tanı karışıklığına yol açan belirtilerle seyredebilir. Deride kaşıntı, yanma, kızarıklık, egzama, sivilce; burunda akıntı, tıkanıklık, hapşırma, nezle; gözlerde sulanma, kaşıntı, seğirme, konjonktivit; eklemlerde ağrı, sindirim sisteminde ağız kuruluğu, geğirme, midede yanma, reflü, ishal, bulantı, kusma, gastrit; akciğerlerde kuru öksürük, astım; sinir sisteminde baş ağrısı, migren, uyku hali gibi çok değişik, teşhis konulamayan belirti ve bulgulara yol açar. Besin alerjileri ayrıca solunum yollarında daralmaya yol açan anaflaksi olarak adlandırılan ölümcül bir tabloya da neden olabilir. Fıstık alerjisi en yaygın alerjik gıdalardan biridir. Anafilaksi tarzında alerjik reaksiyonlara neden olarak anafilaktik ölüme dahi neden olabilir. Fıstığa alerjisi olanlar fıstık yağı kullanabilir. Çünkü yağın çıkarılması esnasında proteinler tam besinden ayrıştırılmış olur.
NASIL ANLAŞILIR?
Her besin alerjiye yol açabilir. Sık yenilen gıdalara karşı alerji daha yaygındır. Bir besine karşı alerjinin olup olmadığı, kişinin sorgulanması, alerjik deri testleri ve alerjen maddeye karşı ortaya çıkan IgE sınıfı antikorların kandaki varlığıyla ortaya konabilir.
BU BESİNLERE DİKKAT!
İnek sütü, yumurta, balık, kabuklu deniz ürünleri (karides, kerevit, ıstakoz, yengeç), kabuklu kuruyemişler (fındık, fıstık, ceviz), yaban mersini, domates, çilek, çikolata, bal gibi gıdaların yanı sıra ketçap, mayonez, margarinin de aralarında bulunduğu pek çok işlenmiş gıda da en sık alerjiye yol açan besinlerdir. Yani ne kadar işlenmiş ürün tüketilirse besin alerjisi gelişme riski artar. Tahıllar da alerjiyi tetikler. Tahılların içinde bulunan glüten proteini işlenmiş gıdalarda en fazla bulunan katkı maddesidir ve alerjiktir. İnek sütünde bulunan kazein proteini de alerjik ve kanserojendir.

Katkı maddelerinin etkisi
Tatlandırıcı gibi amaçlarla sık olarak kullanılan katkı maddelerinin alerjik reaksiyonlara yol açma ihtimali azdır. Özellikle monosodyum glutamat, sülfit ve benzoik asit gibi maddeler daha sık alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Besinlerin işleme tabi tutulması, pişirme, kızartma gibi işlemler alerjik maddelerin niteliğini değiştirir. Besin maddesinde bulunan alerjenlerin miktarı azalırken yeni alerjenler ortaya çıkabilir. Günümüzde hazır gıdalarda 10 binden fazla katkı maddesi bulunmaktadır. Bu katkı maddelerinin alerjik belirtilere ve kanserojen etkiye yol açıp açmadıkları kestirilememektedir. Alerjiye yol açan genellikle besinlerin içindeki protein yapılarıdır. GDO’lu besinlere aktarılan DNA’lar ve ürünleri de çoğunlukla protein yapıda olduğu için alerjik reaksiyona yol açabilmektedir.
Nelere dikkat edilmeli
Besinlerin ağızda iyice çiğnenmesi, mide ve bağırsak sindiriminin yeterli olması çok önemlidir. Mide asidini azaltacak ilaçlar, çok yemek, uygun olmayan yiyecek kombinasyonları alerji ihtimalini artırır. Proteinlerle nişastalı yiyecekler ve meyveler birlikte tüketilmemelidir. Meyveler kahvaltı öncesi ve öğün aralarında yenmelidir. Yeşil yapraklı sebzeler her besin türüyle birlikte tüketilebilir. Temiz, bütün, organik, taze, işlenmemiş (doğal) gıdalar tüketilmelidir. Gıdaların pişirilmesi, kavrulması alerjiyi etkiler. Glüten alerjisi sanıldığından çok daha yaygındır. İşlenmiş ambalajlı gıda maddelerinin etiketlerinin incelenmesi önemlidir.
]]>