Çayırhan Termik Santrali ve maden işletmeleri çalışanları, bölgede yaptıkları yürüyüşle termik santral ve maden sahalarının özelleştirilmesine tepkilerini dile getirdi. MADEN-İŞ Sendikası Genel Başkanı Nurettin Akçul, yaptığı açıklamada Türkiye ekonomisi ve madencilik sektörü için kritik öneme sahip Çayırhan Termik Santrali ve maden sahalarının özelleştirilmesi kararının nelere mal olacağını anlatmak ve satışa dur demek için bir araya geldiklerini belirtti. Akçul, “Bu maden işletmesi uzun yıllardır devletin güvenilir eli altında faaliyet göstermektedir. Bu faaliyetlerden de binlerce kişi ekmek yemektedir. Yüzlerce maden emekçisinin bu topraklarda alın teri, madenin her taşında, her kömür parçasında emeği vardır. Bu maden aynı zamanda ülkemizin ortak zenginliğidir, halkımızın malıdır. Ancak bugün bu madenin kapısına özelleştirme adı altında kilit vurulmak istenmektedir. Net olarak ifade etmek istiyorum, bunun adı özelleştirme değil, varlık satışıdır. Ülkemizin geleceğini satmaktır. Emekçilerin ve bu bölgede yaşayan her insanın ekmeğiyle oynamak demektir” dedi.
“Satış sonrası işçileri işten çıkarabilirler”
Akçul, ihale şartnamesinde madencilerin kazanılmış haklarına ilişkin hiçbir maddenin bulunmadığını söyleyerek, “İçeriğini tam olarak bilemiyoruz ancak özelleştirmenin hem madencinin hem de bölge halkının çıkarlarına zarar vereceği aşikardır. Yarın bu satış sonrası maliyetleri düşürmek için işçi haklarını göz ardı edebilirler, işçileri işten çıkarabilirler, mevcut işçi sayısını azaltabilirler. Yani emekçinin emeğini yok sayabilirler. Bu durum çalışanların iş güvencesini ortadan kaldırırken, yerel ekonomiyi de tehdit eder. Özelleştirilen işletmelerde işçi ücretleri düşer, sosyal haklar azalır, bu da bölge halkının yaşam standartlarının düşmesine yol açar. Yani bu sadece madencinin, emekçinin sorunu değil, Çayırhan’ın, Nallıhan’ın, Beypazarı’nın, Ankara’nın, Türkiye’nin sorunudur” ifadelerine yer verdi.
“Çayırhan, Nallıhan ve Beypazarlılar bu kaybın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacak”
Çayırhan kömür işletmelerinin ilklerin yapıldığı ve Türkiye ekonomisi için vazgeçilmez bir değer olduğuna işaret eden Akçul, “Burası Türk madenciliği için örnek teşkil eden bir okuldur. Burada yetişen kalifiye elemanlar, ülkemizin diğer madenlerine transfer edilerek sektördeki işleyişe büyük katkılar sağlamaktadır. İşte bu nedenle Çayırhan’ın ulusal anlamda ne denli önemli bir merkez olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Böylesine bir başarı öyküsünün yok sayılmasını asla kabul etmiyoruz. Özelleştirme idaresinin işgüzarlığı, emekçi kardeşlerimizi belirsizliğe terk etmekte, haklarımızı ve geleceğimizi hiçe saymaktadır. Madencinin gelirinin düşmesi, bölge halkı için sadece ekonomik bir kayıp değil, aynı zamanda esnafın kazancının da azalması demektir. Çayırhan, Nallıhan ve Beypazarı gibi yerlerde yaşayan insanlar, bu kaybın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kalacaklar” şeklinde konuştu.
Akçul, özelleştirme kararlarının kamu yararını gözetmeden alınmaması, kararın çok geç olmadan geri çekilmesi gerektiğini vurguladı.
TES-İŞ Genel Başkanı İrfan Kabaloğlu ise, maden işletmesi ve termik santral işçileriyle birlikte Nallıhan, Çayırhan ve Beypazarı halkının da bu eyleme destek vermesi gerektiğini dile getirdi. Gelişmiş ülkelerin birçok sektörü devletleştirmeye çalıştığını aktaran Kabaoğlu, Türkiye’de de enerji ve maden işletmelerinin özelleştirilmemesi gerektiğini kaydetti. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erzincan Belediyesince 1932’de üretimine başlanan ve çevre illere gönderilen Ekşisu Erzincan Bögert Doğal Maden Suyu tüketiminde, artan hava sıcaklığı yüzünden artış yaşandı.
Kent merkezine 14 kilometre uzaklıkta Ekşisu Mesire Alanı’ndan çıkan Ekşisu Erzincan Bögert Doğal Maden Suyu, 5 yıllık aranın ardından tekrar üretilmeye başlandı.
Yoğun talep nedeniyle iki vardiya şeklinde çalışmaya başlanan fabrika, günlük üretimini 100 binden 250 bin şişeye çıkardı.
Hazmı kolaylaştıran, mineral ve tuz kaybını kısa sürede gideren “ekşi su”, “sade”, “limonlu”, “elmalı” ve “nar” türleriyle yurt içindeki çeşitli şehirlerin yanı sıra yurt dışına da gönderiliyor.
Sodalar ihraç ediliyor
Erzincan Bögert Maden Suyu Fabrikası Müdürü Kenan Çeribaşı, AA muhabirine, artan sıcaklarla maden suyuna yoğun talep aldıklarını söyledi.
Gelen talebi karşılamakta zaman zaman zorlandıklarını aktaran Çeribaşı, yaz sezonunda satışların zirveye çıktığını anlattı.
“Sürekli stoklu çalışmamıza rağmen yine de talebi karşılamakta zorlanıyoruz. Yurt içi ve dışında pazarlama ağımızı genişletmiş durumdayız. Yeni ürünlerimiz ile Erzincan ve dışına hizmet vermekteyiz.” diyen Çeribaşı, Erzincan’ın bu özel içeceğini vatandaşlara ulaştırmanın gayreti içinde olduklarını belirtti.
Yeni ihracat rotaları belirlediklerini dile getiren Çeribaşı, şöyle devam etti:
“İlk olarak limonla başlamıştık akabinde ürünlerimize elma ve nar eklendi. Nasip olursa ağustos ayı sonuna kadar mandalinayı da ürün yelpazemize eklemiş olacağız. Yurt dışında şu anda mevcutta Arabistan ve İsviçre ile çalışıyoruz. Almanya, Ürdün, Libya ve Dubai gibi ülkelerle görüşmelerimiz devam ediyor. Çok yakın zamanda bu ülkelere de sevkiyatlarımızı başlatmış olacağız.”
Maden suyu vücudun mineral ihtiyacını karşılıyor
Maden suyunun sağlık açısından da önemine değinen Çeribaşı, şunları kaydetti:
“Günde 2 şişe Erzincan Bögert Maden Suyu içen bir insan günlük mineral ihtiyacını buradan karşılamış oluyor. Özellikle magnezyum, kas yapısı ve vücut ağrıların giderilmesi için çok önemli bir mineral. Kas yapısını desteklemesinden dolayı yazın özellikle bu mineral çok fazla tüketiliyor. Ürettiğimiz limonlu maden suyu ise içinde barındırdığı minerallerin yanında C vitamini deposu olması sebebiyle insanlara şiddetle tavsiye ediyoruz.”
Doğal maden suyu için de Ekşisu Mesire Alanı’na geliyorlar
Fabrikanın bulunduğu bölgedeki Ekşisu Mesire Alanı’na gelen vatandaşlar da çeşmelerden akan doğal maden suyundan alıyor.
Ziyaretçilerden Yusuf Mermer, maden suyunun insan sağlığı için önemli olduğunu belirterek “Özellikle yaz aylarında ve ramazanda şifa kaynağı olduğu için buraya geliyoruz. Yaz aylarında özellikle vücudun çok fazla terlemesi ile birlikte su kaybı oluyor. Burada çıkan maden suyu vücudun kaybolan mineral ihtiyacını karşılıyor.” dedi.
İstanbul’dan gelen Emsal Gençalp “ekşi suyun” vazgeçilmez yerlerden biri olduğunu belirterek, Erzincan için burasının ayrı bir öneminin olduğunu söyledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>PATRON TAHLİYE OLDU
Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği karar istinaf mahkemesi tarafından da onandı. 19 Nisan 2019’da verilen onama kararıyla birlikte, Can Gürkan’ı yurt dışına çıkış yasağı koyarak tahliye edildi. Somalı madencilerin avukatları dosyayı Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, cezaları az buldu. Sanıklar Can Gürkan, Haluk Evinç, Adem Ormanoğlu ve Efkan Kurt’un 301 kez olası kastla öldürme suçundan, 162 kez de yaralama suçundan cezalandırılmasını istedi. Yargıtay’ın kararından hemen sonra, davanın görüldüğü Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi’nin yeni duruşma günü verip davaya yeniden başlaması bekleniyordu ancak öyle olmadı…
Yargıtay 12. Dairesi heyeti değiştirildi
Ölen ve yaralanan her bir madenci için ayrı ayrı ceza verilmesi gerektiğine hükmeden Yargıtay 12. Ceza Dairesi heyeti, davanın yeniden başlamasının beklediği sırada değiştirildi. Yeni gelen heyet, siyaset ve bürokrasi kökenliydi. 12. Ceza Dairesi Başkanı Ahmet Er ve üye hakim Nadir Güngündeş koltuğunu korurken, sanıkların 301 kez olası kastla öldürme ve 162 kez yaralama suçundan cezalandırılması gerektiğine yönelik karara imza atan üyelerin yerine eski Adalet Bakanı ve Müsteşarı Kenan İpek, eski HSK Genel Sekreteri Fuzuli Aydoğdu ve eski Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Mustafa Yapıcı getirildi.
LEHE OY KULLANILDI
Heyet değişikliğinden 8 gün sonra, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan itiraz geldi. İtirazda Daire’nin bozma kararındaki ‘olası kastla öldürme’ suçundan ceza istemi fazla bulundu, sanıkların ‘bilinçli taksirle öldürme’ suçundan cezalandırılması istendi. Sanıkların ‘bilinçli taksirle öldürme’den cezalandırılmaları yönünde karar verildi. Karar 3’e karşı 2 oyla çıktı. Yeni üyeler, kararda sanıkların ‘lehine’ oy kullandı.
YAŞAM HAKLARI İHLAL EDİLMEMİŞ
2021’de başlayan yeniden yargılama sonunda Can Gürkan, 20 yıl, Adem Ormanoğlu ve Efkan Kurt, 12 yıl 6 ay hapisle cezalandırıldı. Haluk Evinç ise beraat etti. Madencilerin avukatları, Yargıtay’ın onama kararından sonra Soma Davası’nı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Başvuruda madencilerin yaşam haklarının ihlal edildiği belirtildi, yeniden yargılama ve tazminat talep edildi. Yüksek mahkeme, avukatların başvurusunu reddetti. Kararda, olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrımın ceza hukukundaki en tartışmalı konulardan biri olduğu öne sürüldü ve hayatını kaybeden madencilerin yaşam hakkının ihlal edilmediği belirtildi.
]]>
“17 BİN MADEN İŞÇİSİ KAPININ ÖNÜNE KONULACAK”
Türkiye Maden İşçileri Sendikası Ege ve Marmara Bölgesi Örgütlenme Uzmanı Selçuk Metin:
“Soma yüzde 65 linyit rezervi ile Türkiye’nin göz bebeği. 17 bin maden işçisi Soma’da istihdam edilmekte. Maalesef son zamanlarda yapılan uygulamalarla iş yerimizdeki iş barışı bozulmak üzere. Bunun nedeni hükümetin 2015 yılından sonra yapmış olduğu destek bizlerden geri almaya başladı. Yeraltı madencileri zor durumda. Yeraltı madencileri elindeki kömür rezervlerini tüketemiyor. Piyasaya veremediği için ithal kömür bizim yerli kömürümüzden daha ucuza denk geliyor. Yarın yerli kömürümüz satılmadığında 17 bin maden işçisi kapının önüne konulacak. Ocaklar kapanacak. Hem yerli hem milli olmakla olunmuyor. Biz diyoruz ki ithal kömür durdurulup yerli kömürlere daha ağırlık verilsin. Sadece Somada maden sektöründeki arkadaşlarımız değil, bu kömürü pazarlamadığımız da esnafımız, kamyoncular Türkiye’deki maden sektörü zor durumda kalacak.
Emin Kara: “Maden işçisi kaygılı maden işçisi tedirgin. Bugün 1 Mayıs’ın anlam ve önlemi bizim için daha da fazla. Hem maden işçileri hem de maden işletmeleri ithal kömür yüzünden büyük darbe almakta. Bildiğim kadarıyla 13 – 15 bin maden işçisi var. Bu da aileleriyle birlikte 30 bine yakın maden işçisi yapıyor. Tedirginiz. Daha önce yaşanmışlıklar var. Balıkesir’in Balya ilçesi gibi. Ve Soma’da yaşanmıştı. Aynı sahneleri bir daha yaşamak istemiyoruz. Bu politika bize darbe vurmakta elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışacağız. Madenciliği sürdürülebilir pozisyonundan çıkarmış durumda. İşçi çıkışları başlar işsizlik başlar. Umudumuzda geleceğimize kararmaya başlar. Maden işçilerinin sesine kulak verin. Yerin metrelerce altından çıkarılan kömürü eğer satamazsak işçiler işsiz kalacak. Soma esnafa mağduriyet yaşayacak bölgeye büyük sıkıntı yaşanacak.”
“İTHAL KÖMÜRE HAYIR DİYORUZ”
Şendoğan Serin: “İthal kömürü hayır diyoruz. Yerli kömürümüz varken, emeğimiz varken ithal kömür neden olsun. Neden biz işçiler işsiz kalalım. Neden biz kendi milli enerjimizi çıkarmayalım. Onun için ithal kömüre hayır diyoruz.”
Birol Kara: “Tasarruf yapmaya çalışıyorlar galiba üretimden tasarruf olmaz. Biz üretiriz. Üretirsek satmamız lazım. Satamazsak kazanamayız. Kömür satışları durduğu zaman Soma’da 15- 20 bin kişi ekmeksiz kalır aç kalır. Soma biter. Soma’da esnaf kazanamaz işçi kazanamaz kimse kazanamaz.”
Bir maden işçisi: “Bu kömürler satılmazsa yarın maden işçisinin sıkıntısı başlar. Soma biter. Bu işten esnaflarda zarar görür. İthal kömür geldiği zaman Soma’da 15 bine yakın madenci aç kalır.”
Madencilerin protestolarının ardından Türkiye Maden İşçileri Sendikası yöneticileri Zekeriya Aydın ve Mehmet Ali Çakır, Soma Belediye Başkanı Sercan Okur’u ziyaret etti.
“YERLİ VE MİLLİ OLAN KÖMÜRÜMÜZE SAHİP ÇIKMAMIZ LAZIM”
Zekeriya Aydın, burada yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bizim bir sloganımız vardı. ‘Yerli ve milli’. Bizim kömürlerimiz yerli ve milli olduğu için işçi arkadaşlar üretim yaptığı müddetçe ve bu pazarlanmaya sunduğu müddetçe burada döngü döner. Hiç üretim yapmayan hiç sorumluluk almayan işçi çalıştırmayan insanlar ithal kömürle yerli kömürün önüne geçerse ileride sıkıntılar büyük olur. Bizim bu Soma bölgesinde, işçi arkadaşlarımızın işten çıkarılmasıyla da karşı karşıya kalırız. Madenlerimizin kapanması gündeme gelir. Yerli ve milli olan kömürümüze sahip çıkmamız lazım.”
“İŞBİRLİĞİ YAPMAYA HAZIRIZ”
Soma Belediye Başkanı Sercan Okur ise şunları dile getirdi:
*Soma madenci kenti işçi ve emekli kenti. Biz burada bütün sendikalarımızla, sivil toplum örgütlerimizle, meslek odalarımızla işbirliği içerisinde yerel hizmetlerin üretilmesi, bu hizmetlerde yaşanan sorunların sıkıntıların aşılması noktasında işbirliği yapmaya hazırız.
*Maden İş Sendikası da Soma’da çok ciddi bir kesimi temsil eden, madenci kardeşlerimizi temsil eden bir sendikadır. Bu anlamda onların sorunları bizim sorunlarımızdır.
*Bu sorunların çözümünde yerel yönetim olarak belediye imkanları doğrultusunda her türlü desteği kendilerine vereceğimizden madenci kardeşlerimizin ve sendika kardeşlerimizin hiçbir zaman bizden şüphesi olmasın.
*Biz Soma’da ithal kömürden kaynaklanan özellikle maden şirketlerinin özellikle bu işin yükünü çeken firmaların yaşadığı sıkıntıların bir an önce çözülmesini istiyoruz.
*Bu çözülmediği takdirde işçilerin işsiz kalması, işten çıkarılması onların haklı olarak tepkileri dile getirmek için sokağa çıkmaları hem Soma’nın ekonomisine zarar vereceği gibi toplumsal huzuru ve barışı bozan hakkaniyetli olmayan bir durum ortaya çıkaracaktır.
*Bunun da yaşanmasın istemiyoruz. İnşallah temenni ediyoruz ki işçi arkadaşlarımız işsiz kalma gibi bir durumla karşılaşmaz.
*Böyle eylemlerle tepkilerle haklarını aramak zorunda kalmazlar. Bu konuda bunu yaşanması bizi üzer. İşçilerinde her türlü haklı taleplerini yanında olacağımızı şimdiden söylemek istiyoruz.
]]>Olay, 10 Kasım 2023’te Kırat Mahallesi Koca Osman Sokak’ta meydana geldi. Yoldan geçenler, yandaki ormanda yanmış cesedi fark edip, ihbarda bulundu.
Gelen ekiplerce benzin dökülerek yakıldığı belirlenen ceset, otopsi için Atatürk Devlet Hastanesi’nin morguna götürüldü.

Cesedin kaçak olarak işletilen maden ocağında çalışan 3 çocuk babası Afganistan uyruklu Vezir Mohammad Nourtani’ye ait olduğu belirlendi.
Otopside Nourtani’nin 9 Kasım’da öldüğü tespit edilirken, ailesinin 10 Kasım sabahı kayıp başvurusunda bulunduğu öğrenildi. Afgan madencinin cenazesi, 11 Kasım’da toprağa verildi.
Soruşturma kapsamında Nourtani’nin çalıştığı kaçak maden ocağının sahipleri Hakan Körnöş (46), Enver Gideroğlu (34) ve Körnöş’ün kuzeni Ahmet Aydın (52), ocak çalışanları S.K. (28), E.D. (22) ve kömür ticareti yapan A.Ç. (46) gözaltına alındı.
Körnöş, Gideroğlu ve Aydın tutuklanırken, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Ayrıca, kaçak ocağın jandarma tarafından 4 gün önce kapatıldığı ancak sahiplerince tekrar açıldığı belirlendi. Kaçak ocak, olayın ardından imha edilerek kapatıldı.
Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı, Afgan madencinin cesedinin kaçak ocaktaki kazayı gizlemek ve ocağın kapanmasını engellemek için öldükten sonra yakıldığı belirtilen iddianameyle 6 şüpheli hakkında ‘iştirak halinde kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
Kamergul Maliki, oğulları yürüme engelli Sayid Mohammad (22), Pir Mohammad (16), işitme engelli Ali Rıza (13), Said Riza Nourtani (2) ve gelini Şaziye Mohammadi (19) ile 2 odalı sobalı evde yaşayan Afgan madencinin kaçak maden ocağında çalışarak ailesinin bakımını üstlendiği ve ailede çalışabilecek durumdaki tek kişi olduğu ortaya çıkmıştı.

OLAY YERİ İNCELEME RAPORU
Zonguldak İl Jandarma Komutanlığı ekiplerinin hazırladığı olay yeri inceleme raporunda delillerin detaylıca anlatıldığı ve şüphelilerin benzin aldıkları anın güvenlik kamerası görüntülerine yer verildi.
Olay yeri inceleme fotoğraflarında yanmış ceset görünürken krokilerle bulunan delillerin yerleri de anlatıldı.
SANIĞIN BABASINA AMELİYAT KONTROLÜ YAPILMIŞ
Yanmış cesedi bulunan Afgan madencinin otopsi ve Adli Tıp İhtisas Kurulu Raporu ortaya çıktı. Raporda, madencinin cesedinin bazı kısımlarının kömürleşecek kadar yandığı belirtilerek, “İleri derece yanık nedeniyle mide, sol böbrek, pankreas ve bağırsaklar tefrik edilemedi” ifadeleri yer aldı. Soruşturma aşamasında madencinin eşi Kamergul Maliki’nin savcılık ifadesinde eşine bir telefon konuşmasında böbreğine karşılık 20 bin dolar teklif edildiğini duyduğunu anlattı. Bu kapsamda tutuklu bulunan kaçak ocak sahiplerinden Enver Gideroğlu’nun böbrek hastası olduğu belirlenen babası, kolluk kuvvetleri eşliğinde hastaneye getirilerek muayene ettirildi. Gideroğlu’nun babasında böbrek ameliyatı izine rastlanılmadığı öğrenildi.
‘BÖBREĞE İLİŞKİN DOSYADA İLERLETME YAPILMAMIŞ’
Böbrek konusunun yeterince aydınlatılmadığını belirten Avukat Şeker, “Afgan madencinin sol böbreğinin ‘tefrik edilemediği’ yani sol böbreğinin bulunamadığı görülüyor. Şöyle bir değerlendirme yapacak olursak, dosya içeriğindeki keşif zaptında ve tutanaklardaki fotoğrafları incelediğimiz vakitte bir kişinin neden yakılması söz konusu olur? Burada cesedin kimlik bilgilerini kaybetmek için, ancak ve ancak yüzünde, ellerinde ve ayaklarında bir yanık yok. Yüzünden kimliği belli olabilir, ellerinden de parmak izleri belli olabilir. Ama tamamen bedeni yanmış vaziyette. Bedenini yanmasıyla alakalı olarak kaçak organ ticaretiyle ilgili herhangi bir hususun olup olmadığına ilişkin buradaki paraların ne şekilde teklif edildiğine ilişkin bu paranın kabul edilmemesinden sonra böbrek ticaretinin zorla mı yapıldığına ilişkin, Afgan madencinin vücudundaki kırıklara ilişkin hiçbir şekilde dosyada ilerletme yapılmamış olduğunu görüyoruz.” dedi.
1 SANIĞIN ADLİ KONTROL TEDBİRİ KALDIRILMIŞ
İddianamenin kabulünün ardından yakma eylemine dahil olan 4 kişiden tutuksuz A.Ç.’nin adli kontrolünün kaldırıldığını belirten Avukat Şeker, “Bu adli kontrol kararı kaldırılmış olan kişi şu an elini kolunu sallayarak toplumumuz içerisinde, yakılarak öldürülmesine olanak sağlayarak yakan kişilerle hareket edip onlarla alkol alan kişi adli kontrol kararıyla bile olmayacak şekilde dışarıda. İddianamenin kabul edildiği gün mahkeme bu kişinin adli kontrol kararını kaldırmış. Bunun kesinlikle bir hukuk katliamı olduğunu değerlendiriyoruz” diye konuştu.
‘BÖBREK NE OLDU’
En önemli şüphelerden birinin ‘böbrek’ olduğunu söyleyen Şeker, şöyle konuştu:
-Bu böbrek ne oldu, nerede? Bu böbrek bulunmadan bir şekilde merdiven altında mı nakli yapıldı, kime yapıldı?
-Bunun tespitinin yapılması lazım. Aile gerçekten inanılmaz derecede mağdur vaziyette. Bir gecekondunun içerisinde 1’i engelli 4 çocukla 1 eş ve bu mağduriyete daha fazla mağduriyet eklememek lazım.
-Anayasa’nın 10’uncu maddesi dili, dini, ırkı ne olursa olsun Türk kanunları önünde herkesin eşit olduğunu söyler. Biz de bu davada eşitlik uğruna, insan hakları uğruna bu suçu işleyenlerin adalet önünde en ağır cezayı almaları için takipçisi olacağız.”
]]>Toplumda ekonomik sıkıntılar olduğunu ifade eden Atalay, “Ben 30 senedir böyle bir ekonomik sıkıntı hiç görmedim. Siz gördünüz mü bilmiyorum. Şimdi ben kendi kurumuma bakıyorum. Şimdi bizim 1 milyon 400 bin üyenin 400 bini kamuda 1 milyonu özel sektördeyiz. Özel sektörde problem başka, kamuda problem başka. Yani çalışma hayatıyla ilgili öyle bir noktadayız ki gazozun havası kaçtı. Yani enteresan bir durumdayız. Şimdi bu memurlar için de geçerli, bizim için de geçerli” dedi.
“TOPLU ÖLÜMLERLE GÜNDEME GELİYORUZ”
Pandemi, savaş ve deprem gibi olumsuzlukların bedelini ülkenin birlikte ödediğini ifade eden Atalay, “İşçiler, madenciler komple, ya iş kazasında 10 tane, 20 tane ölürsen kamuoyunun gündemine geliyorsun. Bir tane falan öldüğün zaman gündemde yoksun. Depremde diyorlar ki ‘bunlar iyi iş yaptı.’ O zaman gündeme geliyorsunuz. Biz işçiler yorgun dünyaya geldik. Yorgun gideceğimizi biliyoruz. Bu benim için de geçerli. Herkes için geçerli. Yorgun geldik dünyaya. Böyle bedel ödüyoruz” diye konuştu.
“KARAYOLLARI’NDA GİYİM YARDIMI 60 BİN LİRAYMIŞ, BİZ 1200 LİRA ALIYORUZ”
11 ay önce çoğunluğun memnun olduğu kamu sözleşmesindeki kazanımların eridiğini belirten işçilerin seçim dönemlerinde sendika yönetimleriyle birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade eden Atalay, şu ifadeleri kullandı:
* “Bu 11 ayda ne para kaldı ne pul kaldı, darmadağın oldu gitti. Karayolları’nda giyim yardımı 60 bin liraymış, biz 1200 lira alıyoruz. Gazozun havası öyle kaçtı ki ne memur ile memur arasında bağlantı var ne işçiler arası bir bağlantı var. Herkes istediği partiye gidip oy veriyor. Bizim işçilerin bize sorduğu yok. Seçim bitiyor, hemen geliyor bize. Biz yasama, yürütme, yargı değiliz. Kamu sözleşmesi olur, sendikalarla oturur bir karar alırsın ama demiryolcular da burada.
* Diyorlar ki ‘memur- emekli 49 aldı, bize 49 al’ sözleşme yok, hiçbir şey yok ortada. Dedik, ocak ayındakini bize verin ne alan ne veren memnun. Vermeyen kim, ülkeyi yönetenler, git onlara. En kolay biziz, top hemen bize dönüyor. Sanki biz parayı burada saklayıp vermiyoruz. Biz bu bilinci oturtmadan ne işçi ne biz rahat ederiz. Şöyle bir durum olsa, GMİS işçileri gelip buraya soracaklar, soran var mı yok. İşçilere diyorum, inandığınız, itimat ettiğiniz adamı başınıza getirin. Getirdiğiniz zaman da o insanın seçime 6 ay kalınca da yanında durun.”
“ZAM HİÇBİR İŞE YARAMADI”
Ekonomiyi altı delik küpe benzeten Atalay, şöyle konuştu:
* “Küpe suyu dolduruyorsun, altı delik akıyor. Biz küpün altını kapatmadan bu ekonomik sıkıntıyı, istediğin kadar zam al, halledemezsin, çözemezsin. Yani bu küpün altını bir kapatmak lazım. Bizden bir şey almayla kapanmaz. Çok kazanandan çok alacaksın vergiyi. Az kazanandan az alacaksın. Tam başladık vergi taşeron konuşmaya ne vergiyi konuşabildik ne taşeronu. Memur aldığını bize de al, emekli aldığını bize al. Ya bir sözleşme yok ortada. Yani bir grev yaparsın, müzakere yaparsın bir şey olur. Yani hiçbir şey yok. Ona rağmen 237 bin kişiye yüzde 9.20 civarında bir zam alındı. Hiçbir işe yaramadı.”
“PARAMIZ PUL OLDU”
Mesai saatlerinin 40 saate indirilmesiyle ilgili soruyu yanıtlayan Atalay, “Şu anda bizim bu enflasyondan yaşadığımız para kaybının dışında başka bir şey düşünmüyoruz. 40 saat, 45 saat olmuş. İyi de evvela şu ekonomik durumu düzeltmek lazım. Yani onunla ilgili de zaman zaman böyle bir çalışma var. Evvela paramız pul oldu. Şimdi bununla ilgili enflasyonu durduracaklar. Emeklinin bir beklentisi vardı, herkes emekli bir şey alır diye düşünüyordu. Yok ortada bir şey. Allah, hepimizin yardımcısı olsun” dedi.
MADENCİLERLE İFTAR YAPTI
Zonguldak’a maden okulu yapılmasıyla ilgili sözünün hatırladığını ifade eden Atalay, sendika binasından ayrılarak Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Karadon Müessese Müdürlüğü Gelik İşletmesi’nde maden işçileriyle bir araya geldi. TTK Genel Müdürü Muharrem Kiraz ve GMİS yöneticilerinin de eşlik ettiği Atalay, maden işçileriyle yerin 360 metre altında iftar yaptı.
İşçilerle yeraltında sohbet eden Atalay, şunları söyledi:
* “Bir avuç kömür için ömür verenlerin evindeyim. İşyerindeyim. Mutfağındayım. Zonguldak merkezde bir anıt var. Bu madende binlerce kardeşimiz can verdi. Allah mekanlarını cennet yapsın. Ailelerine kolaylıklar versin. Biz bu ülkede beraber yaşıyoruz. Yerin üstü de vatan altı da vatan. Biz işçiler dünyaya yorgun geldik yorgun gideceğimizi biliyorum. Demir yolları çırak okulu mezunuyum. Yorgun girdim, yorgun gideceğim hiç şüphem yok. Biz Türkiye’nin 73 yıllık en önemli kurumlarından bir tanesiyiz.
* Türk-İş kurulduğu günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden yana; sonra temsil ettiği insanların, işçi, emekçinin, memur hiç bakmadan onların en ufak meselesi olduğu zaman gündeme getirmeye gayret sarf ediyoruz. Ama maalesef son bir senede 11 ayda özellikle çok iyi bir sözleşme yaptık. Herkes memnun. Ama 11 ayda ne para kaldı ne pul kaldı darmadağın olduk. Küp gibi altı akıyor. Altını kapatmadan, tamamlamadan istediğin kadar üstünü doldur bir önemi yok.
* Onun için taşeron meselesi var, vergi meselesi var. Zamanı burası değil. Burada madencilerle, kara yüzlü meleklerle beraber olmaya geldim. İnşallah ülkemizde şu ekonomik sıkıntı bir an evvel biter. Terör devam ediyor, problemler devam ediyor. Zor bir coğrafyada yaşıyoruz. Beraber olursak bunların üstesinden geliriz. Türk-İş olarak nerede bir sıkıntı varsa, nerede bir mazlum varsa, yanlarında olmaya devam edeceğiz.”
]]>
Akbelen ormanları için Temmuz 2023’te yapılan direniş hâlâ akıllarda.
‘SİNDİRME VE GASP HAREKATI’
Aras, “Tam bir savaş hukuku uygulaması. Siyasi iktidar bunu maden, enerji ve inşaat şirketlerinin çıkarları için kullanıyor. Akbelen’deki İkizköy, Çamköy ve Küçükhisar, termik santral için işgal ediliyor. Özel mülkler söz konusu olduğu için ancak mülkiyet sahipleri tek tek her parsel için dava açmak zorunda. Belediye olarak dava açamıyoruz. Dava ehliyetimiz kabul edilmiyor. Tam bir sindirme ve gasp harekatı. Cumhurbaşkanı kamulaştırma kararını iptal etmesiyle yanlıştan şimdilik dönülmüş oldu” dedi.

Ahmet Aras, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara temsilcisi Saygı Öztürk’e konuştu.
‘KAMULAŞTIRMA SÜRÜYOR’
Ahmet Aras, kararı protesto için pazar günü yapmayı planladıkları eylemi, geri alınma nedeniyle iptal ettiklerini belirtirken, Akbelen’deki doğa katliamının çevreye verdiği zararları SÖZCÜ’ye anlattı. Kömür çıkartılacak diye 780 hektar ormanlık alanın yok edildiğini hatırlatan Aras şunları söyledi:
“Maden şirketlerinin elinde 2 bin dönümlük maden ruhsatları var. Bu köylerde tarım arazileri var, zeytinlikler var. Bunlar adım adım termik santralde kullanılacak linyit için onların kamulaştırması devam ediyor. İnsanlarla oturup pazarlık yapıyor, köylülerin yerleri satın alıyorlar. Ondan sonra zaten normal kamulaştırma faaliyetleri sürüyor. Ama bu sefer tam seçim öncesi 190 parsel kamusal alanı ve zeytinliği birden bire acele kamulaştırma kararıyla karşı karşıya bıraktılar. Ama ciddi bir tepki ve direnç olunca AKP’nin Muğla adayı Aydın Ayaydın’ın gardı düştü.
‘BAKTILAR PABUÇ PAHALI’
“Cumhurbaşkanı’nı aramış ve ‘Acele kamulaştırma’ kararının gözden geçirilmesi talebinde bulunmuş. Karar yürürlükten kaldırıldı. Ama bu yürürlükten kaldırılma oradaki maden ruhsatını yok mu etti? Hayır! Orayı kamulaştırma çalışmaları zaten devam ediyor. Yangından mal kaçırır gibi tam seçim öncesi böyle bir karar aldılar ama tabi baktılar ki pabuç pahalı, Muğla çok büyük bir tepki gösterdi, Aydın Hoca da seçim öncesi bunun partilerine zarar vereceğini söylemiş olacak ki verilen acele kamulaştırma kararı yürürlükten kaldırıldı. Bu oradaki tahribatı durduracak mı durdurmayacak mı o samimiyet testini asıl seçimden sonra göreceğiz. Biz hukuki çabamızı sürdürüyoruz. Yapılan açık maden çalışması Bodrum’un oradaki su rezervini bozuyor ve bu bozulan su rejimi sonucunda yer altı kaynaklarını kaybediyoruz. Bodrum’un ihtiyacı olan suyun yüzde 30’u yok oluyor. Biz bunun için dava açtık, mücadele eden aktivistlere destek veriyoruz, onların yanında oluyoruz. Karar geri alındı ama samimi olunduğunu düşünmüyoruz.”
]]>‘TEK SEVİNDİRİCİ TARAF HAFİF YARALANMAYLA OLAYI KAPATMAMIZ’
Eski Elazığ Maden Mühendisleri Odası İl Temsilcisi ve maden mühendisi Mehmet Rojbin Bingöl, yaşanan göçük olayında gözlemlerine göre ihmal olduğunu iddia etti. Bingöl, “Bu ocakta yaklaşık 1,5 yıl önce işletmeye geçilmiş. Daha önce arama yapılmış, sonradan işletmeye geçilmiş. Üretim esnasında galeri sürme yöntemiyle faaliyetlerini devam ettiriyor. Tahkimat sistemi uygulanmış. Sahadan yapılan incelemeler, diğer meslektaşlarımızdan almış olduğumuz bilgilere dayanarak ve bizim gözlemlerimize göre ocakta ilerleme yapılıyor, tahkimat yapılıyor ve çok büyük ihtimalle bunlar cevhere ulaştılar. Kromu almak için ani bir manevrayla bir an önce madeni çıkartmak için söküm yaptılar. Bunun yaparken göründüğü kadarıyla birinci kaçış yapılmış ama ikinci kaçış yolu yapılmamış. Şayet ikinci kaçış yapılmış olsaydı kimsenin burnu kanamadan kurtulacaklardı. Tahkimatın üstüne teker dediğimiz destekleyici materyaller büyük ihtimalle kullanılmamış. Kütlenin düşüşü ve kazanın oluşu onu gösteriyor. Galeride bir ihmal var. Tek sevindirici taraf hafif yaralanmayla olayı kapatmamız” dedi.
‘YANLIŞ KAZI YÖNTEMİ İLE MAALESEF GÖÇÜKLER OLUŞUYOR’
Mehmet Rojbin Bingöl, Elazığ’da 200’ün üzerinde maden ocağı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
“Buradan yola çıkarak şu noktaya varmamız gerekiyor; Elazığ bölgesi madenciliğin yoğun olduğu bir şehir. Buralarda sıkı denetimler ve mühendislik hizmetleri verilmesi şartıyla bu kazaların hepsinin önüne geçilebilir. Madencilik faaliyetleri yürütülürken muhakkak mühendislik hizmeti alınması gerekiyor. Diploma kiralamasıyla, yani mühendisin diplomasını alıp göstermelik koyup, ‘sen otur, sana şu kadar maaş veririz’ şeklinde değil, bir mühendisin o ocağın sürekli başında olması, ocağın denetlenmesi ve kontrol etmesi gerekiyor ki bu tür kazaların önüne geçebilelim. Kayaönü bölgesindeki kazaların olmasının tek sebebi metalik madenin zenginleştiği bir bölgedir. İlerleme yapılırken cevhere varıldığında bir an önce onu alma peşinde olup hemen üretime geçiyorlar. Kazanın yaşandığı ocakta cevhere ulaşılmış, güzel bir damar kalınlığı yakalanmış. Emniyet önlemleri alınmış olsa sıkı, doğru bir tahkimat yapılmış olsaydı göçme meydana gelmeyecek, bu kaza önlenecekti. Yer altı hareket halindedir. Boşluklar olabilir. Jeolojik verilerden yararlanmayıp yanlış bir kazı ve ilerleme yöntemi ile maalesef göçükler oluşuyor ve bu göçükler ölümcül kazalara sebep olabiliyor. O bölgedeki kazaların sebebi budur. Coğrafyayı, topoğrafyayı okumamamızdan dolayı yanlış ilerleme ve madencilik tekniklerinden dolayı kazalar meydana geliyor.”
AYNI KÖYDE 2021 VE 2023’TE ÖLÜMLÜ KAZALAR YAŞANDI
Aynı köyde 2021 ile 2023 yıllarında farklı maden ocaklarında yaşanan kazalarda işçi ölümleri yaşanmıştı. 2021’de krom çıkarılan özel bir maden ocağında çalışan kuzenler Salih Yıldırım (29) ile Adem Yıldız (30), asansör olarak kullanılan vagondaki demirin kopması sonucu 25 metreden düşerek hayatını kaybetti. 2023’te ise yine farklı bir krom madeninde yaşanan patlama sonucu göçük altında kalan 2 işçiden Remzi Tahtacı yaşamını yitirdi.
]]>“ALINAN KARAR ÖNEMLİ, YETERLİ DEĞİL”
Ordu Çevre Derneği Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül, şunları söyledi:
* “Mahkeme bir dava açılmış ruhsatın iptali ile ilgili kararı okuduk ‘ikinci bir karara kadar’ diyor. İşletmenin kapatılmasıyla ilgili bir karar bu, fakat bu karar şu demektir; diğer maden sahalarında olduğu gibi Bergama’da, Kütahya’da da olduğu gibi bu ruhsatlar ikincisi, üçüncüsü, beşincisi hatta Bergama’da kırk birincisi alındı devam ediyor. Yani bu ruhsatın iptali madenin tamamen katıldığı anlamına gelmiyor.
* Biz buraya geldik gördük ki bu karara rağmen daha dün buraya tebliğ edilmiş valilik yazısında ‘kapatıldı’ deniyor, işletmenin durdurulduğu, fakat hala devam ediliyor çalışmalar. Nasıl bir çalışma ne yaptıklarını bilmiyoruz çalışmalar bilfiil hala devam ediyor burada. Bu karar olumlu bir karar fakat bunun arkasını bizlerin getirmesi lazım tekrar bu ruhsatın alınmaması için devamlı burada olmamız, bunu gündemde tutmamız, burada sosyal anlamda da kamuoyu oluşturmamız için de mücadele etmemiz gerektiğini düşünüyorum.”

“ŞİRKET YENİDEN BAŞVURU YAPARSA BAKANLIK YENİDEN DEĞERLENDİRECEK”
Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Özbucak ise şunları söyledi:
* “Fatsa’daki bu siyanürle altın ayrıştırma işletmesinin basına yansıyan ve bizlerin de okuduğu bakanlığın yazısında kapatıldığı ile ilgili bilgiler var. Yazıyı okuduğumuzda bunun kapatılma değil geçici olarak durdurulduğunu görüyoruz. Çünkü yazıda şu sözcük geçiyor ‘ikinci emre kadar kapatılmıştır’ diyor. Yani şirket yeniden başvuru yaparsa bakanlık değerlendirecek ve çalışmayı devam ettirebilir. Burada asıl vurgulamak istediğim bunun kesin bir kapatma olmadığı bu konuda duyarlılığımızı devam ettirmek bakanlığa başvurumuzu sürdürmek çünkü ikinci emrin bizim lehimize olabilmesi için bakanlığa baskımızı ve kamuoyu yaratarak şirketin yeniden başvurusunu kabul edilmemesini sağlamaya çalışmamız gerek. Yoksa şirket yeniden çalışmaya devam edecek.”
“BURADA MADENDEN EN FAZLA ZEHİR ALAN BİRİSİYİM”
Fatsa Doğa ve Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Cevat Atar ise şunları söyledi:
* “Bu madene en yakın bölgede olan insanlardan biriyim ben. Gördüğünüz gibi 500- 600 metre benim ev, madene en fazla zehir alanlardan birisiyim. Fatsa Doğa Çevre Derneği’nin de yönetimindeyim. Biz bu madenin genişlememesi için dava açtık ve ÇED raporunu genişletmedik. Çünkü bu maden 2014 yılında başladı 2019 da bitmesi lazımdı. 3400 metre küp çevresi ancak 4500 metreye çıktı bu da ne olacak kaymalara sebep olacak. Biz bunlar için de 2017 yılında aldıkları ruhsat için iptal davası açtık bunu da kazandık. Bu ruhsat da iptal oldu ancak gördüğünüz gibi maden hala daha çalışıyor.”
“KAPATILDI KARARINA RAĞMEN FAALİYET DEVAM EDİYOR”
Derelerin Kardeşliği Platformu Fatsa Temsilcisi Osman Güvenalp şu ifadeleri kullandı:
* “Kirletenlere karşı mücadele ediyoruz savaşımız bu yönde. Temiz hava, temiz su, temiz toprak istiyoruz yaşam alanlarımıza tecavüz ediyorlar, tecavüz edilmesi uğruna kanunlar çıkartıyorlar, kanunları çıkartan mülki idareler bizi yönetenler, bunlara karşı da Anayasa’da var olan haklarımızı kullanarak belirli bir alanda, dar alanda diyeyim mücadele örneği gösteriyoruz. Kendi paramızla mücadele ediyoruz, onlar da bizimle mücadele ediyorlar bizim paramızla yapıyorlar bu işleri. Şuraya bakın kapatıldı kararı çıktı, kapatıldı kararına rağmen orada bir faaliyet var. Ne yaptıklarını bilmiyoruz.
* Orada büyük bir alan oluşturmuşlar pasa bölgesi sahası diyorum oraya. Kumlu toprak haline gelmiş toz haline gelmiş. Kıbleden, batıdan esen rüzgarlar bu tozu toprağı yani bu tozu toprağı Fatsa’ya uçuruyor. İnsanlar zarar görmüyoruz zannediyorlar, suyumuz kirlenmedi zannediyorlar. Bırakın suyu havamız kirleniyor. Bu uçan topraklar rüzgarla birlikte hepimizin evinin içine kadar giriyor. Bunun farkında değiller. Bizi yöneten mülkü amirlerin evinin içinde de giriyor, onların çocukları da bunu teneffüs ediyor biz onların çocukları için de burada mücadele veriyoruz.”
]]>Anagold Madencilik şirketi, 2020 yılında madenin kapasitesini ikinci kez artırımında ÇED raporuna sunmak için Devlet Su İşleri (DSİ) 8’inci Bölge Müdürlüğü’nden görüş istendi.
DSİ 8’inci Bölge Müdürlüğü, ‘içme ve kullanma havzasında olmadığı’ cevabını verdi. TBB Çevre ve Kent Hukuk Komisyonu üyesi ve Tunceli Barosu Avukatı Barış Yıldırım, sahanın Fırat Nehri’nin yanı başında Munzur Havzası’na da yakınlığı olduğunu belirterek verilen görüşün hukuksuz olduğunu söyledi.

“PROJE SAHASININ BULUNDUĞU ALAN, MUNZUR DAĞLARI EKOSİSTEMİ İÇERİSİNDE”
Kararın gerçeği yansıtmadığını belirten avukat Barış Yıldırım, şöyle konuştu:
* “Erzincan ili İliç ilçesi Çöper köyü mevkisinde yürütülmekte bulunan altın madenciliği projesinin ikinci kapasite artırımına dair hazırlanan ÇED raporuna sunulan DSİ Genel Müdürlüğü 8’inci Bölge Müdürlüğü görüşünde, ilgili yazıda, ‘Erzincan ili Çöpler Köyü mevkisinde tarafınızca yapılması planlanan Çöpler Madeni, ikinci kapasite artışı ve lokasyon projesinin ÇED değerlendirme sürecinde olduğu belirtilmiş olup, bu kapsamda Su Yönetim Genel Müdürlüğü’nün talebi üzerine proje sahasının herhangi bir içme ve kullanma su havzasına kalıp kalmadığına görüşümüz istenmektedir.
* Kurumumuzda yapılan değerlendirmede ekle verilmiş olduğumuz proje sahasının herhangi bir içme, kullanma suyu havzasında olmadığı belirlenmiştir’ denilmiş. Şimdi proje sonrası Munzur Dağları Havzası’nda önemli doğa alanı, önemli bitki alanı da bu havuzda ve proje sahasının bulunduğu alan. Türkiye’nin en büyük su toplamı havzasına sahip birkaç yüz metre hemen alt kısmında kalıyor. Şimdi hal böyleyken orada bir içme kullanma suyu fazlasının bulunmadığını belirtmek gerçekten de takdire muhtaç bir durum.
* Proje havzası, Munzur Havzası ve Fırat Havzası içerisinde bulunmasına rağmen DSİ’yi, ilgili şube müdürlüğü yaptığı değerlendirmede, ‘Ekle belirtmiş olduğunuz proje sahasının herhangi bir içme ve kullanma suyu havzasında olmadığı belirlenmiştir’ şeklinde yanıt verilmiştir. Bu yanıt tabi gerçeğe aykırı.
* Proje sahasının bulunduğu alan, Munzur Dağları ekosistemi içerisinde ve doğanın önemli doğa alanı. Aynı zamanda önemli bir bitki alanı. Proje sahası Türkiye’nin en büyük su toplama havzasına sahip Fırat Nehri’nin ki bu nehir Türkiye’nin hidrolik potansiyelinin üçte birini barındırmaktadır. Buraya birkaç yüz metre mesafede hemen, göründüğü üzere çok yakın. Munzur Havzası projenin hemen doğusunda kalıyor.”

“AĞIR KİMYASALLAR HAVZAYA CİDDİ RİSKLER VERİYOR”
Maden projesinde kullanılan kimyasalların Munzur Havzası’na zarar verdiğini belirten Yıldırım, şu ifadeleri kullandı:
* “Şimdi Munzur Havzası’nın ekolojik önemini belirtelim, bu alanda yapılan araştırmalara 2 bin 250’nin üzerinde bitki türü içeriyor. Yine bu bitki türlerinin yaklaşık 5’te 1’i endemik. Bu bölge Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesi (BERN) hükümlerine de, koruma altında olan bir bölge. Bölgede BERN sözleşmesine ek iki listeye göre kesin koruma altında bulunan dağ keçi, ayı, kurt, vaşak, su samuru, hatta neslinin dünyada tükendiği sanılan Anadolu Parsı gibi türler de buluyor.
* Bölge Türkiye’nin en önemli ekosistem bölgesi aynı zamanda dünya üzerinde bir saha. Bu bakımdan dünya kültürel ve doğa mirasının korunmasına dair sözleşme hükümlerine göre dünya kültür mirası listesinde yer alması gereken bir sanat. Bu kadar önemli bir ekolojik saha, bu kadar önemli bir iş ve kullanmak suyu hatası maalesef bir kamu kurumu tarafından burada herhangi bir kullanma suyu fazlası yoktur şeklinde değerlendirilmiş. Bunun gerçekten de bilime de vicdanın ana ben aykırı olduğunu düşünüyoruz.
* Maalesef bu ÇED raporu sonrası yapılan kapasite artışı 13 Şubat’ta orada bir faciaya sebebiyet verdi. Orada bilim insanlarının da açıkça ifade ettiği üzere kapasitenin çok çok üzerinde bir liç yığını oluşturulmuş. Dünyada eşi benzeri olmayan bir liç yığınından bahsediliyor akademisyenler tarafından. Bu projenin derhal çevre kanunu otuzuncu maddesi anayasanın elli altıncı maddesi çerçevesinde durdurulması gerekiyor. Aksi halde orada kullanılan ağır kimyasallar gerçekten de bu havzaya ciddi riskler verecektir. Bunun altını üzerinde geçirmek isteriz.”

ÜRETİM DURDURULSA YARDIM KÖMÜRÜ AKSAYACAKTI
Patlamadan sonra hazırlanan ön bilirkişi raporunda, madendeki havalandırma ile ekipman eksikliğine ve müfettişlerin bu eksiklere rağmen geçer not verdiğine dikkat çekilmişti. Ancak müfettişler 5 – 11 Ekim 2022 arasındaki teftişte madenin çalışmasını durdurmadı. Tüm Türkiye’de dağıtılan yardım kömürü, her yıl eylül ve ekim aylarında Amasra’daki maden ocağından çıkarılıyor. Madendeki üretimin durması, iktidarın yaptığı kömür yardımlarının aksamasına neden olacaktı.
BAKANLIK SORUŞTURMA İZNİ VERMEDİ, DANIŞTAY ‘DUR’ DEDİ
43 madencinin hayatını kaybettiği patlamadan sonra soruşturmayı yürüten savcılık, Çalışma Bakanlığı müfettişleri İ.G. ve C.T. hakkında soruşturma izni istedi. Dönemin Çalışma Bakanı Vedat Bilgin imzasıyla soruşturma izni talebi reddedildi. Ret kararından sonra madencilerin avukatları ve savcılık Danıştay’a başvurdu.
Danıştay Birinci Dairesi başvuruyu haklı buldu, müfettişler hakkında soruşturma izni verilmesine karar verdi. Danıştay’ın oybirliğiyle verdiği kararda, müfettişlerin yalnızca sözlü cevaplarla rapor oluşturduğu, madencilerin eğitimlerinin teorik aşamada kalmasına göz yumduğu, metan seviyesiyle ilgili denetim yapmadığı belirtildi ve soruşturma izni verilmesi gerektiği belirtildi.
AMASRA’YA GEÇER NOT, SOMA’YA SUÇ DUYURUSU
Patlamadan 3 gün önce denetim yapıp madene geçer not veren müfettişlerden C.T.’nin, 13 Mayıs 2014’te Manisa’nın Soma ilçesindeki maden faciasından sonra hazırladığı raporda ise, Amasra’nın tam aksine eksikleri teker teker tespit ettiği, hem şirket hem de Celal Bayar Üniversitesi çalışanları hakkında suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı.
301 işçinin hayatını kaybettiği Soma’daki facianın ardından, şirket yetkilileri tutuklandıktan sonra hazırlanan raporda imzası bulunan heyette yer alan C.T.’nin tespitleri arasında şunlar yer aldı:
* “Celal Bayar Üniversitesi’nde eğitimde görünen işçiler o sırada eğitimde değildi.
* Eğitimde olması gereken işçiler madende çalışıyordu, faciada hayatını kaybetti.
* Gaz izleme defterleri gerçek değerlere aykırı şekilde dolduruldu.
* Madene gelen müfettişler, sahte gaz izleme defterleriyle yanıltıldı.”
PARA CEZASI DA KESTİ
Amasra’ya geçer not veren C.T., Soma’da şirket yetkilileri tutuklandıktan sonra hazırladığı raporda hem üniversite hem de şirket hakkında suç duyurusunda bulunulmasının yanı sıra şirkete de 4 bin 480 Türk Lirası para cezası da kesti.
Hem Soma’da hem de Amasra’da madenci yakınlarının avukatlığını yapan isimlerden biri olan Melike Polat, “Müfettiş C.T., Soma’da dikkat ettiği kriterlere Amasra’da da dikkat etmiş olsaydı bu katliam hiç yaşanmayacaktı” dedi.
Avukat Polat’a göre, müfettiş C.T. Soma’daki faciadan sonra ihmalleri ve sorumlulukları tespit etti ve risksiz bir iş yaptı.
Avukat Polat, “Bizim beklentimiz ise hiç kimsenin çalışırken ölmemesi için denetimlerin göstermelik şekilde değil gerçekten yapılması ve işçilerin güvenli ortamlarda çalışabilmeleri amacını taşıması” dedi.
]]>Başkan Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un dört bir yanında çok özenli işlere imza attıklarını belirterek taş ocaklarıyla çevrili tarihi Cebeci Köyü’nde yaptıkları hizmetleri anlattı.
Başkan İmamoğlu, “Burada oluşan çevre kirliliği ilgili sıkıntılar, derenin ıslahından atık suya, doğalgaz yatırımlarından tutun birçok konuya varıncaya kadar bu sürecin derlenip toparlanıp insanca yaşam koşullarını sağladık” dedi.

4.5 yılda Sultangazi’ye 20-25 kez geldiğini anlatan İmamoğlu şöyle devam etti:
– Burayı ayrı önemsiyoruz. Her gün yeni bir temel atmanın, yeni bir açılış yapmanın gururunu yaşıyorum. Ve hiçbir ayrım yapmadan herkesin sorununu çözmek için çalışıyoruz. Madenin çalışmaları belli sebeplerle bakanlık tarafından durdurulmuştu. Ama çözüm için de bir yolculuk net olarak tariflenmemişti. İkİ şeyi aynı anda yapmamız gerekiyordu. Hem bu madenin çevreyi olumsuz etkilerini gidermek hem de bu madenden çıkartılan kaliteli kalker madenini de İstanbul’a sağlıklı bir şekilde eriştirmek. Biz bunu başardık.
17 YIL SONRA DOĞALGAZ GELDİ
Bölgede otoyol ile maden bölgesi bağlantısını sağlayan bin 800 metre uzunluğundaki kavşak bölgesi bağlantı yolunu tamamladıklarını, Sultangazi ilçesindeki kamyon trafiğini de ortadan kaldırmak için yolları yeniden düzenlediklerini, mahallenin yolu ile maden sahası yolunu birbirinden ayırdıklarını belirten Ekrem İmamoğlu “Maden yolu trafiğini mahallenin dışına taşıyarak insanlarımızın sağlığını, can güvenliğini ve mal güvenliğini sağlamış olduk” dedi.
İmamoğlu, dere ıslahı ve yeşillendirme çalışması yaptıklarını, yağmur ve atıksuyu sorunu çözdüklerini, mahalleye 17 yıl sonra doğalgaz ile buluşturduklarını anlattı. Madencilik faaliyetlerinin çevreyle uyumlu şekilde yapılması için denetimlerini sürdürdüklerini de söyledi.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diğer açıklamaları şöyle:
– Bir sorun nasıl topyekun ele alınır ve işbirliği ile çözülürün örneğini burada sergiledik. Bu önemli projeye destekleri olan, emeği geçen tüm kamu kurumları ve kuruluşları, Sultangazi Belediyesi’nden bakanlığa, valilikten diğer kurum, kuruluşlara da hepinizin huzurunda yetki, belge, izin vesaire hususlarında birlikte çalıştığımız emniyet güçleri dahil herkese yürekten teşekkür ediyorum.
– Hükümet, belediye, şu, bu fark etmez. Yeter ki sorunları hızlı çözmek adına aklın, kanunun, yasanın, öngördüğü ne varsa iş birliği içerisinde hızlı ve etkili çözümleri birlikte tasarlayalım. Ama bunun için illa herkes aynı partiden olacak, herkes şu olacak, herkes bu olacak diye bir kaide yok.

PARTİZANLIKTAN ARINMAK GEREKİYOR
– Bu memleketin, bu milletin gündemine böyle lüzumsuz işleri taşıyanlar gerçekten bu milletin kalitesinin farkında değil. Milletimiz 86 milyon insanımız, 16 milyon hemşerimiz bu süreçleri en nizami şekliyle anlayıp işlerin yapılma biçimine bakıp yeter ki hizmet alalım bakışıyla hareket ettiğinin hepimiz farkındayız. Ne gerekir? Açıkçası milletçe bütün kurumlarda partizanlığı bırakmak, partizanlıktan arınmak ve herkesin işine odaklanması gerekir.
YOLUMUZA AYNI ŞEKİLDE DEVAM EDECEĞİZ
– Biz yaklaşık 5 yıldır sadece çözüme, icraate, hizmete odaklanmış bir belediyecilik yapıyoruz. Bu sayede yıllarca ihmal edilmiş içinden çıkılmaz hale gelmiş sorunları çözüyoruz. Bundan sonra da yolumuzu aynı şekliyle devam edeceğiz. Halkımızdan alacağımız destekle, sizlerin oylarıyla daha da hızlanarak, daha da güçlü işleri bütün şehrimizde harekete geçireceğiz.
TEK YOLUMUZ VAR, MİLLETE HİZMET
– Güçlü bir millet ittifakını kuracağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.Bizim sözümüz, bizim yüreğimiz, bizim gönlümüz, bizim gözümüz, bizim yüzümüz, inanın iyiliğin dışında, güzel duyguların dışında, milletimizin çıkarının dışında hiçbir konuyu muhatap almayacak. Bu anlamda bizi tek yolumuz var, milletimize hizmet.
]]>
İşçilere ulaşabilmek için Erzincan başta olmak üzere Erzurum, Sivas, Rize, Malatya, Giresin, Diyarbakır, Tokat ve Tunceli’nden gelen AFAD ekipleri de görev aldı. Ekiplerin çalışmalarında işçilere ulaşılamadı.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı, koordinasyonunda İliç Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında; sorumlu oldukları değerlendirilen, aralarında ilgili şirketin Kanada uyruklu yöneticisinin de bulunduğu 6 şüpheli tutuklandı.

KTÜ’LÜ BİLİM HEYETİNDEN RAPOR
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Heyelan Uygulama ve Araştırma Merkezi’nden (UYGAR) bilim insanları, Erzincan’a giderek AFAD koordinasyonunda maden sahasında heyelanın nedenini belirlemek üzere, incelemelerde bulundu.
UYGAR Müdürü Prof. Dr. Arzu Fırat Ersoy ve beraberindeki akademisyenler Prof. Dr. Hakan Ersoy, Prof. Dr. Kerim Aydıner, Doç. Dr. Zekai Angın, Dr. Öğretim Üyesi Oğuz Sünnetci ve Öğretim Görevlisi Dr. Murat Karahan, LİDAR teknolojisine sahip insansız hava aracı ile ölçümler gerçekleştirdi.
Felaketin yaşanma nedenlerini ortaya koymak için rapor da hazırlayan heyetin incelemelerinde; ‘liç yığını’ yüksekliğinin, kontrol edilebilir seviyenin üzerinde olduğu saptandı.

“ANALİZLERİMİZ DEVAM EDİYOR”
UYGAR Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan Ersoy, yapılan çalışmaya ilişkin bir rapor hazırladıklarını belirterek; incelemenin detaylarını ve elde ettikleri sonuçları aktardı. Prof. Dr. Ersoy, maden sahasında 3 boyutlu ölçüm ve inceleme yaptıklarını ifade ederek, şöyle konuştu:
“KTÜ olarak felaketin ardından araştırma yapmak üzere sahadaydık. Oraya gitmemizdeki ilk hedef, heyelanın neden geliştiğini ortaya koymak ve bir daha bu tür felaketlerin meydana gelmemesi yönünde veri toplamaktı.
Bunun için de rektörlüğümüzün merkezimiz bünyesine kazandırdığı LİDAR entegre insansız hava aracımızla 3 boyutlu veriler, sayısal analizlerin yer aldığı bir inceleme yaptık.
Maden sahasında AFAD koordinasyonunda arazinin sayısal ve 3 boyutlu modelini elde etmek için yaklaşık 4 saatlik bir uçuş gerçekleştirdik.
En önemli amacımız elde ettiğimiz verileri kullanarak geriye dönük analizlerle heyelanın nedenlerine ulaşmaktı. Şu anda analizlerimiz devam ediyor. Nihai noktaya geldik, oluşturduğumuz raporu kamuoyu ile paylaşacağız”.

“257 METRE YÜKSEKLİKTE LİÇ YIĞINI BİZİ ÜRKÜTTÜ”
Maden sahasında gözlemledikleri en önemli sorunun ‘liç yığını’ yüksekliği aşımı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ersoy, şöyle konuştu:
“Oraya gittiğimizde farklı manzaralarla karşılaştık. Gördüğümüz en önemli sorunlardan birisi ‘liç yığını’nın; yani cevher zenginleştirme, altının elde edilmesi için üzerinde çalışılan malzemenin yüksekliğiydi. Liç yığını nedir?
Ocakta üretilen ve kırma eleme tesislerinde belli boyutlara getirilen malzeme, altında geçirimsiz malzeme olan bir zemine seriliyor. Bunun üzerine damlama ya da benzeri yöntemle siyanür içeriği olan çözelti veriliyor. Bu çözelti cevherden sızarken altını da alıyor ve alttaki tabakadan altına ulaşılıyor. Bu işlem sürekli tekrarlanıyor ve yığınlar oluşuyor.

UYGAR Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan Ersoy
Biz ‘liç yığın’larıyla alakalı araştırma yaptık. Dünya literatürüne baktık; liç yığının maksimum 150 metreye ulaştığını gördük. Fakat bir burada kullandığımız insansız hava aracı ile 257 metreyi gördük. Yani taban kotuyla maksimum kot arasında 257 metre mesafe oluşmuş, bu inanılmaz bir rakam.
Kanaatimizce bu yükseklik kontrol edilebilir seviyeden çıktı. Dünya literatüründe böyle bir liçe rastlamadık. Günümüzde, demirden betondan 200 metre yükseklikte binalar inşa edilemezken, sadece yığma şeklinde depolanan bir malzemenin 257 metre yükseklikte olması bizi ürküttü. Bir de orada 100 metrelik vadi yüksekliği var, yani orada 350 metrelik bir piramit oluştu.
Orada hareketin hızlanmasının en büyük sebebi, liç yüksekliğinin yanı sıra vadinin de yüksek olması. Felaketi büyüten de buydu”

“EN ÖNEMLİ SONUÇLARDAN BİRİSİ DE YANLIŞ YER SEÇİMİYDİ”
Patlatmalar nedeniyle ‘liç yığını’nın tekrarlı yüklere maruz kaldığını da söyleyen Prof. Dr. Ersoy, şu ifadeleri kullandı:
“UYGAR çalışma grubu olarak, burada elde ettiğimiz en önemli sonuçlardan birisi de yanlış yer seçimiydi. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün (MTA) güncel fay haritasında, maden sahasının 300-400 metre yakınından bir fay hattı geçtiği görülüyor.
Yaşanan kazayı bu fay tetiklemedi ama tetikleyebilirdi. Bir de yığın ocak sahasına o kadar yakın ki ocakta meydana gelen patlatmalar nedeniyle ‘liç yığını’ tekrarlı yüklere maruz kaldı.
Şu da önemli, görüntülerde buradaki malzemenin bir sıvı gibi aktığını gördük. Buradan yola çıkarak da ‘liç yığını’ndaki su içeriğinin normal standartlardan yüksek olduğunu düşünüyoruz.
Özetle kontrol edilemeyen bir ‘liç yığını’nda su içeriğinin fazla olup, üretim sahasındaki patlatmalara çok yakın bir noktada yığılması, felaketi de beraberinde getirdi”
]]>Maden alanına 11 km uzaklıkta hayvancılıkla geçinen Bağıştaş köylüleri, siyanür tehlikesi nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakındı. Kemal Yıldırım “Ben süt satmayla geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da (taşeron maden şirketi) çalışıyor” dedi.
Kayacık köyünden Ahmet Temel ise “Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz” diye konuştu.
FACİANIN ÜZERİNDEN BİR HAFTA GEÇTİ
Çalık Holding’in ortağı olduğu Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çalık Çöpler Altın Madeni’nde 13 Şubat saat 14.28’de madende kimyasal madde karışımlı liç yığınının kaymasıyla beraber 9 işçi göçük altında kaldı. Olayın üzerinden 7 gün geçti. Ailelerin toprak altında kalan yakınlarının çıkarılması için bekleyişi sürüyor.
Maden sahasına 9 km uzaklıktaki Bağıştaş köyü de madenden olumsuz etkilendi. Geçimini hayvancılıkla sağlayan köylüler siyanür tehlikesi nedeniyle süt ve peynirlerini satamadıklarından yakınıyor. Siyanür iddiasıyla içme suyunu kullanamayan Bahçecik köyü de Bağıştaş köyünün mezrası, iki köy karşı karşıya. Bahçecik ve Bağıştaş köyleri meraları ortak kullanıyor. Maden şirketinin meraları madene açmasının ardından Bağıştaş’taki hayvancılık da etkileniyor.
“BENDEN SÜT İSTEYEN YOK”
Bir köylü “Mera mı kaldı, her yeri çepeçevre sardılar. Dağı taşı gördün. Madenden gelirimiz, torpilimiz yok. Millet parayı düşünüyor. ‘Para gelsin ne olursa olsun’ diyor. Orada 9 kişi yatıyor ne oldu? Para… para…” diye konuşurken Bağıştaş’ın mezrası olan Bahçecik köyünde yaşayan Kemal Yıldırım (60) ise içme sularındaki siyanür tehlikesine karşı yetkililere ulaştıklarını belirterek, şunları söyledi:
– Şirketin insan kaynaklarıyla konuştum. ‘Bugün sizin depodan tahlil alınacak. Gerekirse İliç Belediyesi ile görüşülüp sizin depoya su pompalayacağız’ dediler. Suyumuzun yöreden geldiğini bize söylediler. Ben geçimimi büyükbaş hayvancılıktan sağlıyorum. Merayı gördünüz, bizim hayvanlarımız orada otluyordu. Gittik çevirdik durdurduk. Jandarma geldi muhtarla beni aldı gitti. Ben de muhtardan sonra birinci azayım burada. Bize dediler ki ‘Bir daha engellerseniz tutuklarız.’ Dava açmadık sadece gittik durdurduk burada çalışma yapamazsınız diye.
– Orada tapulu arazilerimiz var. Kadastro geldikten sonra orayı Çöpler köyünün içine geçirmişler. Özel kadastro getirmişler. Ondan sonra sahayı genişlettiler yani. Ben süt satarak geçinen bir insanım. Bu patlamadan sonra benden süt isteyen yok. Memuru, jandarması herkes benden süt alırdı şu anda yok. Burası vatanımız, göçecek yerimiz yok. Benim de oğlum Çiftay’da çalışıyor.
“KÖYLER PEYNİRİNİ, HAYVANINI SATAMAYACAK”
Bağıştaşlı Soner Özmen ise meralarının maden şirketine peşkeş çekildiğini belirterek şunları söyledi:
– Bizim merayı peşkeş çekip Çöpler köyüne verdiler. Biz avukat tuttuk, davacı olduk ama kaybettik. Tapulu arazilerimiz var. Kadastro getirmişler kendi kendine onaylamışlar. Maden sahası dediler, Çöplerin yeri dediler elimizden aldılar. Bütün bu çevre köyler hayvancılık yapanlar, şu anda öyle bir şey ki bundan sonraki dönemlerde kimse peynirini, koyununu satamayacak. Hep diyorlar ki, ‘Maden sahasında otluyor, zehirleneceğiz. Maden sahasında otluyor peynirini satamayacağız.’ Millete büyük bir sıkıntı var şu anda.
“BALIK TUTUP DA YİYEMİYORUZ”
87 yaşındaki Ahmet Temel ise Kayacık köyünde yaşıyor. Temel, köylerinin Fırat’a 50 metre mesafede olduğunu belirterek, geçtiğimiz günlerde nehirde toplu balık ölümleri olduğunu söyledi. Temel, şöyle devam etti:
– Önceden bizde meyve de ceviz de olurdu. Bitkilerin bile menfaatini alamıyoruz. Madenden sonra biz mağdur duruma düştük. Zararı çok. Bir balık tutup da yiyemiyoruz. Neden? Tehlikeli diye. Korkuyoruz. Bu nedir nereye kadar gidecek bu iş. Tedbir de almıyorlar asla. Geçen gün bizim orada binlerce balık öldü. 50 metre baraja benim evim. Doğru dürüst meyve alamıyoruz. Doğru dürüst suyumuzu içemiyoruz. Dağdan gelen bir su ondan bile korkuyoruz. 50 sene gurbette kaldım buraya geldim huzurum kaçtı.
]]>“HESAPLAŞACAĞIZ”
Göçük altında kalan ve 18-20 yıldır madende çalışan bir işçinin yakını, “Emekli olmuştu, tekrar çalışıyordu. Daha önce sorun varmış, durdurulmuş sabahleyin diye duyduk. Duyduğumuz o. Belki de onlar ilk fırsatta duruma bakmaya giden kişiler olabilir. O anda zaten kopuyor, yoksa diğer işçileri hep çıkarmışlar” dedi.
Hüseyin Dursun isimli bir işçi yakını, “Bizim içeride 9 canımız var. Önceliğimiz budur. Önce bunlara bir ulaşalım, sonrasını hesaplaşacağız illa ki. 5 tanesi akrabamız. Bilgilendirmeler var ama sizin de gördüğünüz gibi çok ciddi bir toprak kayması var. Ulaşılmakta zorluklar var. Yer tespiti çok zor” ifadelerini kullandı.
“BENİM GİBİ KONUŞUYOR DİYE ADAM TEKME YEDİ, BELKİ BEN DE TEKME YİYECEĞİM”
Uğur Yıldız isimli işçi yakını ise şöyle konuştu:
* “Yetkililer bunun olduğunu bildiği halde bile bile yaptılar. Zaten bizim hükümetimizin her yaptığı aynıdır. Madende göçük olur, bilirler onun ne olduğunu ama bir şey yapmazlar. Son safhaya getirirler, orada nasıl olsa ölen olsun onların değil. Keşke onlar da yakınlarını kaybetseler de empati kursalar. Bu ne kadar acı bir şey biliyor musunuz? Şu an toprağın altından çıkıp çıkmayacağı bile belli değil. Kimyasal madde. İnsanları kandırıyorlar.
* Amcamın torunu, gencecik çocuk. Önlemini almayan bir hükümete bu soruların sorulması lazım. Bu madeni verdiyse önlemini de o alacak. 2 yıldır bu kaymanın olduğu söyleniyor. 2 ay önce profesörün biri uzaktan kamerayla çekmiş, ‘Burada yarıklar var, buraya önlem alın’ demiş, adamı kovalamışlar. Bile bile insanları ölüme gönderiyorlar. O toprağın oraya konulup da bir gün aşağı ineceği herkes tarafından bilinir.
* Şimdi amcamızın oğlunu geri getirsin bakalım. Ben inanıyorum ki onun ölüsünü bile bulamayacağız. Kimyasal madde bu, ölüm saçıyor. Çıkana kadar buradayız, çıkıp çıkmayacağı da belli değil. Kuşadası’ndan geliyorum, hepimiz perişanız. Bizim perişanlığımız önemli değil, onlardan bir haber alsak. Ölüyse en azından mezarını yaparız.
* Polis ve jandarmalar bırakmadılar. Neden? Görüntü alınmasın, bilinmesin diye. Bu hep böyle olmuştur. Önlem alınmaz, olay olur, ondan sonra kimseyi bırakmazlar, barikat çekerler. Gidemiyoruz, orada yatıyor ama ulaşamıyoruz. O alanı bir görebilsek yine içimiz soğuyacak, diyeceğiz ‘Tamam burada.’ Ama öyle bir şey de yok.
* Hukuki süreci başlatacağız. Başlatacağız da ne olacak? Bu ülkede hukuki süreçler hep olmuş, kime ne oldu? 301 madenci öldü ne oldu? Adam tekme yedi. Böyle benim gibi konuşuyor diye tekme yedi, belki ben de şimdi tekme yiyeceğim. Bu ülkede mağduru o hale getirenler yükseliyor.”
“İNSANLARI TEHDİT EDİYORLAR, SİYASİ BASKI VAR”
Gözaltına alınan bir ustabaşının kuzeni, “İdari ve teknik sorumlular öne çıkmıyor. Oradaki ustabaşının bu konuda verebileceği etkisi ve yetkisi nedir ki acaba? Aynı cenderenin içinde dönüp dolaşıyoruz. Bu konuda yetkililerin açıklama yapmasını biz istiyoruz, en çok biz bunu istiyoruz ama kimse öne çıkıp bir açıklama yapmıyor” diye konuştu.
Faciada yakınları göçük altında kalan İliç’te esnaflık yapan bir yurttaş, insanların sessizliğine dikkat çekerek şunları söyledi:
* “Kimisi işinden korkuyor, kimisi akrabasından korkuyor kimse konuşmuyor ki. Göçük altında akrabalarımız var şu anda sadece acıları paylaşıyoruz. Başka bir şey yok. Konuşan hep dışarıdan gelen yabancılar buranın yerlisinden konuşan, madeni suçlayan kimse yok. İşlerinden korkuyorlar. İnsanları işleriyle, ticaretiyle tehdit ediyorlar. Siyasi baskı var.”
“MADEN BİTİRDİ BURAYI”
İliç’te yaşayan bir yurttaş da facia sonrası sessiz kalanlara ilişkin “Sebze, meyve yok. Maden bitirdi burayı. Para seni kurtarmaz. Hayatım gidiyor, haberleri yok bunların. Ne Binali Yıldırım ne diğerleri hiçbiri görünmedi bana. Öldü gittiler, cenazeleri de bulunmuyor. Evlerine gidemiyorum, onlar ağlıyor, ben ağlıyorum. Ben İliç’te yaşıyorum, maden ve baraj aldı benim evimi, yurdumu. Evim falan kalmadı, maden ve baraj batırdı beni. Benden başka kimse konuşamaz, para derdindeler” ifadelerini kullandı.
Facianın olduğu madende işçi olarak çalışan Sabri Kılıç, yaşananlara dair “İhmal olmasaydı 10 milyon metreküp malzeme çöker miydi? Fark edildiğinde işi durdurma olsaydı bu kadar olmazdı. Siyanürlü alanda çalışmayı kim ister. Şu anda sızıntı her yere yayılmış. İçeriden öyle bilgi geliyor. Şu anda beklemede kalın diyorlar. AFAD lüzum görürse sizi çalışma alanına alırız’ diyorlar” dedi.
]]>Kanadalı Anagold tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni sektör geneline bakıldığında yalnızca buzdağının görünen yüzü.
9 işçinin toprak altında kaldığı Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni, 2010 yılından bu yana Anagold Madencilik tarafından işletiliyor.
Anagold Madencilik’in büyük ortağı ABD merkezli SSR Mining. Denver merkezli şirket, Türkiye’deki Çöpler madeni dışında ABD, Kanada ve Arjantin’de de maden sahaları işletiyor.
Şirketin raporlarına göre, Çöpler Madeninden 2019’da 391 bin ons, 2023’te 221 bin ons altın üretildi. 2023’ün ortalama altın fiyatlarıyla bu üretim, 428,7 milyon dolarlık değere denk geliyor. Şirket, 2023’te toplam 707 bin onsluk altın üretiminin yüzde 31,3’ünü Erzincan’daki Çöpler madeninde üretti.
ANAGOLD TEK DEĞİL
Daha önce de siyanür sızıntısı iddiaları ile gündeme gelen şirket, Türkiye’nin yer altı kaynaklarını işleten ve altın madenciliği alanında faaliyet gösteren tek yabancı şirket değil.
Türkiye’de Kanadalılar başta olmak üzere pek çok yabancı şirket madencilik alanında faaliyet yürütüyor.
Bu madenlerde genellikle siyanür kullanılarak yürütülen altın üretim faaliyetleri, çevreyi tehdit ettiği gibi çalışan sağlığı açısından da büyük tehdit oluşturuyor.
YABANCI İSTİLASI
Türkiye’de son yıllarda madencilik faaliyetleri büyük bir hızda artarken Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 2008-2023 arasındaki son 15 yılda ruhsat sayısı 386 bin.
Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi’nin aktardığı bilgiye göre ise Türkiye’de 2004 yılında sadece 138 olan uluslararası maden şirketi sayısı bugün 773’e çıkmış durumda.
Yatırım Ofisi, Türkiye’nin madencilik sektöründeki şirketlere sunduğu avantajların “iş gücü, lojistik, sondaj maliyetleri, cazip devlet teşvikleri ve oldukça rekabetçi vergileri” de içerdiğini belirtiyor.
Madencilik sektöründe yüzlerce yabancı şirket faaliyet yürütürken altın madenciliğinde de Türkiye’de pek çok yabancı şirket faaliyet gösteriyor.
Türkiye’de altın madenciliği konusunda faaliyette bulunan şirketler arasında Fronteer Eurasia (Cayman Adaları), Ariana (ABD), Odyssey (Kanada), Stratex (ABD), Tüprag Madencilik (Kanada), Eldorado Gold (Kanada), Teck Cominco (Kanada), Galata Madencilik (İngiltere), Doğu Truva Madencilik (Cayman Adaları), Kuzey Truva Madencilik (Cayman Adaları) gibi şirketler bulunuyor.
Bunların bir kısmı altın arama faaliyeti yürütürken kimileri Türk ortaklarla iş yapıyor.
ALTININ YARISI YABANCILARDA
Altın Madencileri Derneği’nin Ocak 2023’te yayınladığı bir rapora göre ise Türkiye’de altın üretiminde yabancı şirketlerin payı yüzde 50 seviyesinde.

Altın Madenciliği Derneği verilerine göre, Türkiye’de 19 adet altın madeni bulunuyor. Bu şirketlerden Tüprag, Anagold, Stratex, Öksüt Madencilik ve Lidya Madencilik yabancılara ait şirketler olarak öne çıkıyor.
Maden arama faaliyetlerinin tamamı madenciliğe dönüşmüyor. Madencilik yatırımı yapyaya değecek bir rezerv bulunamadığı takdirde arama ruhsatı alan alan şirketler madene başlamıyor. Ancak arama faaliyeti de doğaya oldukça ciddi zararlar verebiliyor.
DEVLET HAKKI ÇOK DÜŞÜK SEVİYEDE
Enerji Bakanlığı’nın aktardığı bilgiye göre, ülkemizde altın üretimi ilk olarak Cumhuriyet döneminde resmi olarak 2001 yılında İzmir-Bergama’da Ovacık altın madeninde başladı.
Başlangıçta 1,4 ton/yıl olan altın üretimi, yeni işletmeye alınan altın madenleri ile 2022 yılında 31 ton olarak gerçekleşti.
Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, Türkiye’de 2023 yılında toplamda 36,5 ton altın üretildi. 2018’de bu rakam 27,1 ton, 2019’da 38 ton, 2020’de 42 ton, 2021’de 39,5 ton seviyesinde gerçekleşmişti.
Madencilik faaliyeti yapan şirketler ise yeraltı madenlerinden elde ettiği kazançlardan ‘Devlet Hakkı’ ödüyor. Önceki Enerji Bakanı Fatih Dönmez’in verdiği bilgilere göre, önceki 3 yılda yaklaşık 120 ton altın üretilldi ancak 2018-2022 arasında sadece 2,5 milyar TL devlet hakkı tahsil edildi.
BİZE KALAN ÖLÜM OLDU
Çevrecilerin, İliçlilerin, siyasilerin, madencilerin ‘Geliyor’ dediği facia 13 Şubat’ta geldi. Toprak altında 9 canımız kaldı. Facia ile ilgili gözaltına alınan 9 şüpheliden 8’si Türk, 1’i İngiliz vatandaşı. SSR Mining, siyanürle çıkardığı altından 2020-2023 yılları arasında yaklaşık 1.5 milyar dolar gelir ve 334.6 milyon dolar kar elde etti. Kısaca maden bizim, çıkaran da ölen de hesap veren de biziz, kazanan yabancı!
Toprak altındaki bir işçinin yakınının söylediği gibi “Bizlere kalan şey ölüm, onlara kalan altın oldu…”
AİLELER UMUDUNU KESTİ:

Orada yaşayan biri yok birbirimizi kandırmayalım
ÇÖPLER Maden Sahası’nda çıkarılıp istiflenen 10 milyon metreküp (Toprağın türüne ve nem oranına göre yaklaşık 16-18 milyon ton) toprağın vadiye akması sonucu yaşanan faciada 4’üncü güne girildi. Toprak altında kalan 9 işçiye henüz ulaşılamazken ailelerin umudu da zaman geçtikçe azalıyor, Bazı ailelerin ‘Orada yaşayan biri yok, birbirimizi kandırmayalım’ diyerek feryat ettiği görülüyor. AFAD, JAK, TSK, Emniyet Genel Müdürlüğü, madenciler ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan yaklaşık 1000 kişi alanda görev yapıyor. Çalışmalarda 5 dron, 2 kimyasal biyolojik ve nükleer araç, 5 metale duyarlı radar cihazı ve 5 kurtarma köpeği de kullanılıyor. Çalışma yapılan alanda ayrıca zaman zaman sis etkili olduğu da görüldü. Bölgede ayrıca gece saatlerinde de yağmur etkili oldu. Kayan toprağın yağmur nedeniyle sıvılaşması da ekiplerin alandaki çalışmasını zorlaştırıyor.
Anagold tedbir almadı, bol bol reklam yaptı

İliç’teki facia ile gündeme gelen Anagold Madencilik, maden sahasında tedbir almak yerine “Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri” adı altında reklama önem verdi.
■ Anagold desteği ile Erzincan Organize Sanayi Bölgesi’nde anaokulu ve kreş yapıldı.
■ Erzincanspor, Anagold ile protokol imzaladı. 9 milyon TL karşılığında adını ‘Anagold 24 Erzincanspor’ olarak değiştirdi.
■ 14 arıcılık, 5 tarım, 12 hayvancılık, 2 sosyal gelişim, 4 küçük işletme gelişimi projesine 4.2 milyon TL destek verildi.
■ Ramazan ayında iftar programı düzenlendi, belediye ve kaymakamlığa araç hediye edildi.
■ 4-6 yaş Kur’an Kursu çocukları için etkinlik düzenledi. TRT’deki Rafadan Tayfa ekibini de ilçeye getirip çocuklarla buluşturdu. Tarık IŞIK/ANKARA
Toprağı kaldırmak için 400 bin kamyon gerekli

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, maden faciasının yaşandığı İliç’te yaptığı açıklamada çökme sonrasında bölgedeki toprağın tamamının kaldırılması için en az 400 bin kamyona ihtiyaç olduğunu söyledi. Bayraktar, “Buradaki şirketin yönetim düzeyi içerisinde bir zafiyet içerisinde olduğunu görüyoruz. Bu tesisin izinleri ile alakalı süreçlerde herhangi bir sıkıntı yok. Ama uygulama noktasında ilgili bakanlıklar soruşturmayı yürütüyor. Hiçbir şeyin üstünün örtülmeyeceğini söyleyebiliriz” dedi. (DHA)
Yeni İliçler olmasın
ERZINCAN İliç’teki altın madeninde yaşananlar, diğer altın madenlerinin taşıdığı risklerini de gündeme getirdi. Birçok madende benzer görüntüler var.

Sivas’ta Çetinkaya demir madeni ve Bakırtepe Altın İşletmesi’nin olduğu Kangal maden bölgesinde fazla toprak yığılmadan kaynaklı yarıklar oluştu. SÖZCÜ TV’ye konuşan Pınargözü Köyü Eski Muhtarı Hüsnü Engin, madenin yarattığı tahribatı ve olası tehlikeyi şöyle anlattı: “İlk önce bize zararı suyumuz gitti. Üç köye su veren kaynak kurudu. Bir damla su yok. Aynı yörede heyelan başladı. İliç’tekinin bir benzeri de bizde oluyor şu anda. Hala yaşanmakta. Haddinden fazla toprak yığdıkları için tarlalarda 3-4 metrelik yarıklar var. Kullanılamıyor. Burası köye 200 metre mesafede.”
ZEHİR BIRAKIP GİDECEKLER
Engin, madene izin verenlere isyan etti: “Bu ülkenin tüm kaynaklarını sömürüp her şeyi elinden alıp buraya zehir bırakarak gidecekler.”
Bakırtepe Altın İşletmesi’nde bir işçi, ÇED toplantısında siyanürün taştığını itiraf etti. İşletme müdürünün de olduğu ÇED toplantısında konuşan işçi “Parayı verselerdi susacaktım. Bu bir gerçek. 2020 yılında liçe siyanür verdiler, onu havuza akıttılar. Yığılı toprak taştı ve siyanür toprakla birleşti. Hepsi kanıtlı videosu da var” dedi.

Altıntepe Madencilik, Yukarıbahçeler mevkiinde yaklaşık 25 hektar alanda siyanürle altın madeni
işletiyor.
SUDA KİRLİLİK TESPİT EDİLDİ
Riskli madenlerden bir diğeri de Ordu Fatsa’da. Altıntepe Madencilik, siyanürle altın aramayı sürdürüyor. Projenin ÇED raporu Çevre Bakanlığı tarafından iptal edildi. Ruhsatı da yok. Fakat madende buna rağmen faaliyetler devam ediyor. CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, “Şu anda yeni bir ÇED’i yok. Ruhsatı da tekrar almak istedi, mahkeme tarafından iptal edildi. Ruhsatsız ve ÇED’siz şekilde beklemekte” dedi. Adıgüzel, madenin yakınındaki Elekçi Irmağı’na ağır metallerin döküldüğünü söyledi ve bağımsız kuruluş tarafından tetkiklerle bunu kanıtladıklarını belirterek şunları söyledi: “Buranın kapatılması için daha ne yapalım? Burada fay hattı var, yağmurlu bir bölge. Yarın olası bir deprem ve selde buradaki liç havuzunun patlama olasılığı çok yüksek.”
Bir diğer riskli maden Kastamonu Hanönü’nde. SÖZCÜ TV’ye konuşan köylüler Gökırmak Bakır Madeni bölgesindeki barajda kayma olduğunu söyledi. Ortaya çıkan görüntülerde barajdaki kaymayı önlemek için fore kazıkları çakıldığı ortaya çıktı. Çanakkale de bir maden ‘cenneti’. Kazdağları’ndan Bayramiç’e onlarca maden çevreyi tehdit ediyor. Çevreciler ve köylüler, davalarda iptal kararları alınsa da tüm madenlerde faaliyetin devam ettiğinden yakınıyor. ■ Fırat FISTIK

Aynı faciayı Fatsa’da yaşamak istemiyoruz
Fatsa’da Altıntepe Madencilik tarafından işletilen maden sahası önünde açıklama yapan CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun, şunları söyledi:
■ Burada da siyanürle altın madeni işletiliyor ve daha da fazla alanın kullanılması için ÇED raporu alınmaya çalışılıyor. Burada geçmiş dönemlerde de eylem yaptık bütün arkadaşlarımızla. Buranın nasıl bir tehdit oluşturduğunu söyledik ama kulak tıkadılar.
■ Buradaki siyanür havuzu patladığı anda Elekçi Deresi’ne karışır ve Fatsa’yı değil, belki bütün Karadeniz’i tehdit eder hale gelebilir. Bir an önce buranın kapatılması ve bu tehdidin ortadan kaldırılması için yetkilileri bugünden uyarıyoruz. Şimdiden tedbirinizi alın. İliç’te yaşanmış bir felaketi burada yaşamak istemiyoruz. (ANKA)
]]>İLİÇ’TEKİ BENZER YARIKLAR VE HEYELAN RİSKİ VAR
1- Sivas’ta Çetinkaya demir madeni ve Bakırtepe Altın İşletmesi’nin olduğu Kangal maden bölgesinde fazla toprak yığılmadan kaynaklı yarıklar oluştu. Köylüler, İliç’tekine benzer bir facianın Sivas Kangal’da yaşanabileceğine dair uyarılarda bulundu.
Sözcü TV’ye konuşan Pınargözü Köyü Eski Muhtarı Hüsnü Engin, madenin yarattığı tahribatı ve olası tehlikeyi şöyle anlattı: “İlk önce bize zararı suyumuz gitti. Üç köye su veren kaynak kurudu. Bir damla su yok. Aynı yörede heyelan başladı. Aynı İliç’tekinin bir benzeri de bizde oluyor şu anda. Hala yaşanmakta. Haddinden fazla toprak yığdıkları için tarlalarda 3-4 metrelik yarıklar var. Kullanılamıyor. Burası köye 200 metre mesafede.”

“ZEHİR BIRAKIP GİDECEKLER”
Engin’in aktardığına göre altın madenine dair hazırlanan bilirkişi raporunda madenin çevreye etkisi nedeniyle doktor balıklarının öleceği belirtildi. Engin, madene izin verenlere isyan etti: “Bu ülkenin tüm kaynaklarını sömürüp her şeyi elinden alıp buraya zehir bırakarak gidecekler”
İŞÇİDEN İTİRAF: SİYANÜR AKITTILAR
Bakırtepe Altın İşletmesi’nde bir işçi, ÇED toplantısında siyanürün taştığını itiraf etti. İşletme müdürünün de olduğu ÇED toplantısında konuşan işçi “Parayı verselerdi susacaktım. Bu bir gerçek. 2020 yılında liçe siyanür verdiler, onu havuza akıttılar. Yığılı toprak taştı ve siyanür toprakla birleşti. Hepsi kanıtlı videosu da var” dedi.

YEŞİL FATSA’NIN ORTASINDA ‘SARI ÇIBAN’
2- Riskli madenlerden bir diğeri de Ordu Fatsa’da. Altıntepe Madencilik, siyanürle altın aramayı sürdürüyor. Projenin ÇED raporu Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından iptal edildi. Ruhsatı da yok. Fakat madende buna rağmen faaliyetler devam ediyor.
CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Fatsa’daki madenin son fotoğrafını paylaştı. Adıgüzel, “Yeşil Fatsa’nın ortasında yara gibi durduğu için buraya Sarı Çıban dedim. Sahipleri tarafından mahkemeye verildim” diye konuştu.
Adıgüzel, “Yeni ÇED başvurusu bakanlık tarafından reddedildi. Şu anda yeni bir ÇED’i yok. Ruhsatı da tekrar almak istedi, mahkeme tarafından iptal edildi. Ruhsatsız ve ÇED’siz şekilde beklemekte. Artık yapılması gereken bu işletmenin kapatılmasıdır” dedi.

SUDAKİ KİRLİLİK TESPİT EDİLDİ
CHP Milletvekili Adıgüzel, madenin yakınındaki Elekçi Irmağı’na ağır metallerin döküldüğünü söyledi ve bağımsız kuruluş tarafından tetkiklerle bunu kanıtladıklarını söyledi. KTÜ de bir inceleme yaptı ve Fatsa sahillerinde ağır metal oranının olması gerekenden çok daha fazla olduğunu tespit etti.
Adıgüzel, “Buranın kapatılması için daha ne yapalım?” dedi ve ekledi: “Burada fay hattı var, yağmur bir bölge. Yarın olası bir deprem ve selde buradaki liç havuzunun patlama olasılığı çok yüksek.”
‘BARAJDA KAYMA VAR’ İDDİASI
3- Bir diğer riskli maden Kastamonu Hanönü’nde. Sözcü TV’ye konuşan köylüler Gökırmak Bakır Madeni bölgesindeki barajda kayma olduğunu söyledi. Ortaya çıkan görüntülerde barajdaki kaymayı önlemek için fore kazıkları çakıldığı ortaya çıktı.
4- Çanakkale de bir maden ‘cenneti’. Kazdağları’ndan Bayramiç’e onlarca maden çevreyi tehdit ediyor. Madenlerin tamamı yeraltı sularını etkiliyor. Çevreciler ve köylüler, davalarda iptal kararları alınsa da tüm madenlerde faaliyetin devam ettiğinden yakınıyor.
]]>Bölgeye gelerek incelemeler yapan akademisyenler, gözlemleri hakkında bilgi verdi.
Bilgilendirme toplantısına İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Mustafa Kumral, Maden Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç.Dr. Cüneyt Atilla Öztürk, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü Öğretim üyesi Prof.Dr. Tolga Görüm, Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ömer Ündül, Cevher Hazırlama Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç.Dr. Hüseyin Baştürkcü, Cevher Hazırlama Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Özer, Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Atilla Arıkan, Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. İrfan Yolcubal, Jeoloji Mühendisliği Öğretim Üyesi Doç.Dr. Yılmaz Mahmutoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesi Afet Yönetimi Enstitüsü’nden Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu, Çorum Hitit Üniversitesinden Prof. Dr. Dursun Ali Köse, Araştırma Görevlisi Ömer Yurdakul, Öğretim Görevlisi Tuğrul Yıldırım katıldı.

İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Kumral, toprak kaymasının olduğu bölgede inceleme ve tespitlerini yaptıklarını belirterek, “Yapılanların neler olduğunu bizzat gözlemledik bu anlamda ilgili kurumlarla da görüştük. Sonuç olarak bizler hem devletimizin yetkili mercilerine hem de kendi uzmanlık alanlarımızda hangi tür çalışmalar yapılabilir durumunu ortaya koymaya çalıştık” dedi.
800 METRE UZUNLUĞUNDA 30 METRE DERİNLİĞİNDE 50 METRE GENİŞLİĞİNDE
Bölgede çok büyük bir kayma meydana geldiğini ifade eden Prof. Dr. Mustafa Kumral, şöyle konuştu:
-800 metre uzunluğunda 30 metre derinliğinde 50 metre genişliğinde bir alan kaymış vaziyette.
-Hem Sabırlı Deresi’ne hem de arka tarafta daha önce üretim yapılmış ancak terkedilmiş olan maden sahasına da kaymış vaziyette. Maden sahasının içinde kamyonun içinde bir arkadaşımızın olduğunu duyduk. Diğer tarafta 8 çalışanın olduğunu duyduk.
-AFAD geniş bir ekiple çalışıyor. Mümkün olduğunca teknolojiyi kullanıyorlar. Uzaktan dronlarla manyetik olarak yer altındaki bölgeleri tarama, aynı zamanda geniş çalışma ekibiyle kendi canlarını da tehlikeye atarak toprakların üzerinde fiziksel arama da gerçekleştiriyorlar.
-Bizim burada gözlemlediğimiz konulardan biri toprak kaymasının arkası ve önünde yeni bir atık sahası olduğudur.
-Buralarda bazı çatlamalar olduğunu gözlemledik. Bu riski de göze alarak bu çalışmaların bir an önce bitmemesi gerekiyor. Risk var olduğu için diğer konular siyanür, falan bu tür konular biraz daha ikinci plana atılmış vaziyette.
-Heyelanı da göz önüne aldığımız da AFAD çalışanlarını da düşünmemiz gerekiyor. Yani öyle bir kontrolle gitmesi gerekiyor ki işi yapalım derken başka bir önemli kötü sonuca sebebiyet vermemek için tedbirli davranmamız gerekiyor.

‘SİYANÜR VAR, ÇEVREYE NE KADAR ETKİ YAPAR ARAŞTIRILIYOR’
Basın mensuplarının sağlık açısından risk olup olmadığı sorusuna cevap veren Prof. Dr. Mustafa Kumral, şunları söyledi:
-DSİ olsun, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olsun, İçişleri Bakanlığı olsun, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olsun bizler de burada Hitit Üniversitesi’nden siyanürde uzman hocalarımız, Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nden hocalarımız burada çalışıyor.
-Bir defa şunu söylemek istiyorum; burada bir siyanür olayı var. Ama bu siyanür olayı çevreye ne kadar etki yapar bunun araştırmaları devam ediyor. Kendilerinin ilk buldukları verilere göre şu anda düşük seviyede devam ediyor.
-Ama DSİ, siyanürün ortamdan uzaklaştırılması, akarsuya, yer altı suyuna ulaşmaması için kısa, orta ve uzun vadede almaya çalışıyor. Kısa vadede hemen atığın altında set oluşturdular.
-Hem kaymanın içinde bulunan sıvıların ortamdan uzaklaştırılması, orada birikecek ve oradan da iç havuzlara geri pompalıyorlar.
-Orta vadede madenin bütün etrafını oradaki suyu ortamdan uzaklaştıracak set kurmaya çalışıyorlar. Atığa gelebilecek olan suların temiz bir şekilde başka taraftan deşarjı söz konusu olacak bu da bizim için son derece önemli.

‘OLUMSUZLUKLAR GÖRÜYORUZ’
Madende insan eliyle yapılan bazı olumsuzluklar olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Mustafa Kumral, şöyle konuştu:
-Burası uzun süredir çalışan bir maden. Bazı insan etkisiyle yapılan olumsuz şeyler var. Bunu gözlemledik.
-Bunlar yargıya taşınmış vaziyette. Yargı bunu eminim bilirkişilerle sonucunu ortaya koyacaktır. Ama bizim gözlemlediğimiz bazı olumsuzluklar olduğunu görüyoruz. Atık sahasının yanında ikinci bir atık sahası yapmışlar. Bunu biraz daha eğilimini ayarlayabilirlerdi.
-Bunu gözlemleyebiliyoruz. Onu ön görememişler, diyebiliriz. Olayın neden olduğuyla ilgili araştırmalar devam ediyor. Bir günlük çalışmayla olay şu şekilde meydana gelmiş demek çok kolay değil.
-Ama öncesi ve sonrası incelenecektir. Ondan sonra ortaya konulabilir bu. Ben şunu söylemek istiyorum.

-Burada her şey şeffaf yürüyor. Bakanlıklar şeffaf hareket ediyorlar. Atığın her tarafından, sulardan örneklemeler yapılıyor. Bunlar düzenli olarak yapılacak ve şeffaf bir şekilde paylaşılacak. Bizler de bu konu da gerekli desteği sunmaya hazırız.
]]>Daha sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Sağkan, şunları söyledi:
* “Öncelikle içeride İçişleri Bakanımız ve valimizle görüştük. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Sürecin işleyişine yönelik bilgiler aldık. Biz bir hukuk kurumuyuz. Önceliğimiz hukukun işlemesini sağlayabilmek. Bunun için çaba gösteriyoruz. Ancak bugün itibariyle önceliğimiz ise hepimizin olduğu gibi 9 canımızın sevdiklerine bir an önce kavuşabilmesini temenni ediyoruz. Buna ilişkin çalışmaların bize devam ettiği söylendi. Ayrıca, bu kimyasal atık dolu yığının yeraltı sularına karışarak daha büyük bir alana zarar vermemesi bakımından da çalışmalar yürütüldüğü ifade edildi. İçeride kriz masası toplantısı var. Ciddi bir şekilde çalışmaların yürütüldüğünü gördüğümüzü ifade edebilirim” dedi.
“MADEN KAZASINA BİZ KAZA DİYEMEYİZ”
Maden ocağı için yapılan uyarıların yok sayıldığını söyleyen Sağkan, şunları belirtti:
* “İliç’teki bu maden kazasına biz kaza diyemeyiz. Göz göre göre gelen bir olaya biz kaza diyemeyiz. Maalesef bugüne kadarki bütün uyarıların yok sayıldığı TBB’nin bizzat 14 Nisan’da kamuoyuyla paylaştığı açıklamaların yok sayılmasının bugün çok acı bir sonucunu yaşıyoruz. Biz burayla ilgili olarak kapsamlı bir açıklama yaptık.
* Özellikle ikinci kapasite artışına ilişkin olumlu ÇED raporunun emsal gerçekliklerle bağdaşmadığı, burada su havzasına çok yakın bir noktaya kurulan madenin aynı zamanda yeraltı sularıyla birlikte bilimsel gerçekliklerle değerlendirildiğinde buna ÇED olumlu raporunun verilmemesi gerektiği ifade ettik. Bunun çok büyük felaketlere sebebiyet vereceğinin özellikle altını çizdik. Aynı zamanda bu uyarımızdan yaklaşık 2 ay sonra ise bir siyanür sızıntısı gerçekleşti. O zaman da tekrar bu bölgeye dikkat çektik.
* TBB olarak burada devam etmekte olan yargılamalara müdahil olduk. İdarenin yaptığı hukuksuzluğa yargının ‘dur’ demesi gerektiğini söyledik. Ancak ne kamuoyuna derdimizi anlatabildik ne de yargıya derdimizi anlatabildik. Gelinen süreçte maalesef ki bütün bu uyarıların göz ardı edilmesi neticesinde bugün bu facia ile karşı karşıyayız.”
“TBB OLARAK TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Siyanürle bu coğrafyada altına ilişkin bir maden çalışması yapılmasının kaçınılmaz sonucunun yaşandığını söyleyen Sağkan sözlerine şöyle devam etti:
* “Artık bir karar verilmesini istiyoruz. Bu faciaların yaşanmasını istemiyoruz. 3 ay sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden bu işletmenin çalışmasına devam etmesini istemiyoruz. Bu nedenle hem burada yürütülmekte olan ceza soruşturmasını en etkin şekilde Erzincan Baromuzla beraber, tüm barolarımızla birlikte TBB olarak takipçisi olacağız hem de bundan sonra tekrar bu tür faciaların yaşanmaması için muhakkak ki farkındalık çalışmalarını yürüteceğiz, hukuki anlamda elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Mağdur ailelerin de tamamen avukatlık hizmetlerini yürütmek üzere Erzincan Baromuz gereken bütün hukuki süreci yürütecektir. Aynı şekilde TBB de gerekli bütün kapasitesiyle Erzincan Barosunun yanında bu hukuk mücadelesini sürdürecektir.”
“7 ŞÜPHELİDEN 4’Ü GÖZALTINDA BİLGİSİ VAR”
“Maden ocağı ile ilgili herhangi bir gözaltı var mı?” sorusuna cevap veren Sağkan, şu ifadeleri kullandı:
* “Şu anda öğrendiğimiz 7 şüpheli bulunduğu ve bunlardan 4’ünün gözaltında olduğuna dönük. Zannedersem soruşturmanın selameti bakımından, çünkü burada delillerin karartılmaması çok büyük önem arz ediyor. Bugüne kadar birçok soruşturmada bu tür yaşanan aksaklıkların ileride kovuşturmaya geçtiğinde maalesef ki etkin cezalar verilememesinin temel sebebi olduğunu görüyoruz. Bu tür davalarda soruşturma kısmı çok önem arz eder. Bu sebeple bütün sorumluların yargı önünde hesap verebilmesi bakımından etkin ve şeffaf bir soruşturma yapılmasını bekliyoruz. Bunun takipçisi olacağız. Ancak şu anda kamuoyu ve bizlerle paylaşılan net bir bilgi yok. Soruşturmanın selameti bakımından bu şekilde yürütülmesi uygun görülüyor. Ancak TBB de soruşturma sürecini etkin bir şekilde takip edecek, gizlilik unsurlarına zarar vermemek kaydı ile kamuoyu ile gerekli ölçüde açıklamalarımızı paylaşacağız.
]]>* “Erzincan’da, İliç’te Anagold firması tarafından işletilen altın madeninde meydana gelen maden kazasından daha çok aslında bir madencilik cinayeti sonrasında, 9 işçi kardeşimin liç yığınları altında kalmasından çok büyük üzüntü duyuyoruz. Bütün ümidimiz onlarladır ki bir an evvel kendilerine ulaşılsın ve yine diliyoruz ki nefes alırken ve sağlıkla yaşama döndürülsünler, ailelerine, evlerine dönebilsinler. Bu facia, çok yönlü bir araştırmayı gerektiriyor. Çünkü göz göre göre gelen, tüm ikazlara rağmen, bu ikazlara aldırmaksızın yapılan faaliyetler sonrasında tablo bu noktaya geldi.
* Daha ilginç olan bir şey var ki TBMM’de bugün 2/1959 sayılı, madenciliği daha da liberalize eden, kamu yararından uzaklaştıran, çok daha fazla şirket karına odaklatan bir düzenleme TBMM gündemine gelecekti. Ancak bugün itibarıyla bunun görüşmelerini geri çektiler ve başlamamaya karar verdiler. Bugün Sağlık Bakanlı ile ilgili bir teklif görüşülecek. Çarşamba-perşembe görüşülecek, haftaya bu gelecek mi?
“LİBERAL DÜZENLEMEYİ BİR KERE DAHA GETİRMEYİ DENEYECEKLER”
* Yapacaklarını söyleyeceğim: Kamuoyunun hissiyatı, duyarlılığı azalınca madencilikle ilgili bu liberal düzenlemeyi bir kere daha getirmeyi deneyecekler. O halde soruyu şöyle soralım mı? Mesele duyarlılığın arttığı zamanlarda dikkatli olma meselesi midir yoksa Türkiye’nin taşını, toprağını, ekosistemini, doğasını, insanını, işçisini koruma meselesi midir? Ben iktidarı bu alanda duyarlı olmaya çağırıyorum.
“SİYANÜRLE ALTIN MADENCİLİĞİ FAALİYETLERİNE SON VERDİLER”
* İliç’te meydana gelen altın madeni faciası neyle yapılan bir madencilikti? Siyanürle yapılan bir madencilikti. Bugün bize anlatabilirler, dünyanın her tarafında böyle yapılıyor. 20 yıl evvel bu böyleydi ama 2000 yılında Romanya’da meydana gelen bir siyanürün Tuna Nehri’ne karışması sonrasında neredeyse Sırbistan’ın, Macaristan’ın tatlı su kaynakları yok edildi. Yüzlerce ton su balığı yaşamını yitirdi ve bu, büyük bir çevre felaketine yol açtı. Bunun sonrasında 2000 yılında Çek Cumhuriyeti, 2002’de Almanya, 2009’da Macaristan siyanürle altın madenciliği faaliyetlerine son verdiler. 2010 yılından itibaren de AB, siyanürle altın madenciliğinin AB topraklarında yapılmamasına yönelik bir tavsiye kararı aldı ve yayınladı.
“TÜRKİYE’DE ÇED RAPORU DEMEK, ÇED FİRMASI SAHİPLERİNİ ZENGİN ETME DEMEK”
* Bizde değişen bir şey oldu mu? Olmadı. 2010 yılından beri bu maden faaliyetlerine devam ediyor. Bir Kanadalı firma ve onun yerli ortağı var. Anagold. 2010 yılından sonra kapasite genişlemesine yönelik talepleri oldu mu? 2014 ve 2021 yılında iki kez kapasite artırımı söz konusu oldu. Bu kapasite artırımları sonucunda, 687 hektarlık alanda yapılan altın madenciliği, bin 746 hektara yükseltildi. Bununla ilgili ÇED raporları var mı?
* Türkiye’de ÇED raporu demek, ÇED firması sahiplerini zengin etme demek. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen ÇED raporlarının yüzde 99’u olumlu raporlar. Yani adeta dosyayı tamamlamak için kamu kaynaklarından ÇED firması sahipleri zengin ediliyor. Burayla ilgili verilen ÇED raporunda ne denmiş? ‘Toprak kayması riski genellikle kayalıkların çok çatlak olduğu, sıvılaşmaya hazır yüzeysel topraklar, killerin bulunduğu yerlerde daha yüksektir. Oysa çalışma alanı düşük miktarda yağış aldığından ve yüzeyde bitki örtüsü az masif kireç taşı ve mermer kütleleri bulunduğundan heyelan potansiyeli taşımamaktadır.’
“BU İŞTE BİR SORUMLULUĞU VAR MIDIR, YOK MUDUR”
* ÇED raporu diyor ki ‘TMMOB ve bazı çevreler buralarda toprak kayması olabilir. Liç yığınları kayabilir. Buradan siyanürler yeraltı sularına ve Fırat Nehri’ne karışabilir’ diyorsa da ‘Biz orada gözlem yaptık. Yağışlar azdır. Ayrıca bitki örtüsü de vardır. Dolayısıyla orada bir heyelan olmaz’ diyor. Oldu mu bir heyelan. Evet. Toplam 300 dekardan fazla alana 10 milyondan fazla metreküp liç yığını yığıldı. O halde bu ÇED raporunu yazan firmanın, o firmada bu rapora imza atanların bu işte bir sorumluluğu var mıdır, yok mudur? Yoksa bu rapordan aldıkları ve ceplerine koydukları paralar yanlarına kalmaya devam edecek midir? İlk sorum bu.
“9 İŞÇİ KARDEŞİMİZİN HESABINI MURAT KURUM VERMEYİ DÜŞÜNMEKTE Mİ?”
* TMMOB, bu raporların tamamının doğru, bilimsel olmadığını, bölgenin son derece tehlikeli olduğunu açıklamasına rağmen bu ÇED raporunu veren Murat Kurum, şu anda neden Erzincan İliç’te değil de İstanbul’da siyasi faaliyetlerine devam edebilmektedir? Bu rahatlığının sebebi nedir? Çünkü bu kapasite artırımlarının sonrasında orada o felaket meydana gelmiştir. 9 işçi kardeşimizin hesabını Murat Kurum vermeyi düşünmekte midir acaba? Bundan dolayı acaba uykusu kaçmakta mıdır?
“RANTA KURBAN EDİLDİĞİ BİR MEMLEKETİN EVLATLARIYIZ”
* Binali Yıldırım diyor ki ‘Bunlar birkaç kepçeyle alınabilecek şeyler değildir.’ Biz de biliyoruz, doğru. 10 milyon metreküp. Sonra, ‘Fırat’a gitmekte olan Sabırlı Deresi ile Fırat arasına menfez koyduk. Bir su karışması mümkün değildir.’ Membran koymuşlar. Membranlar bunları önleyecekmiş. Fırat’ın önüne menfez koydunuz. Peki 10 milyon metreküp liçli, siyanürlü topraktan sızan siyanürün toprak altı su kaynaklarına erişebilmesini nasıl engellemeyi düşünüyorsunuz? Eğer burada bu kapasite artırımları verilmeseydi orada 300 metreyi bulan dev gibi yığınlar yığılır mıydı ve onlar bir toprak kütlesi halinde değil de adeta bir sel gibi vadiye böyle akabilir miydi? Türkiye’nin doğasıyla, insanıyla hiç edildiği, ranta kurban edildiği bir memleketin evlatlarıyız.
“TÜRKİYE’NİN ALTINI DİĞERLERİ TARAFINDAN PAYLAŞILIYOR”
* AKP, altın madenciliği faaliyetiyle övünüyor. 2020’de 41 ton altın çıkartıldı. Şimdi de 30 tonlar civarında bir uygulamayla gidiliyor. Bu altın madenciliğinin bu memlekete bir kuruş faydası var mıdır? Benim memleketime gelecekler. Karadeniz’den Kaz Dağları’na, Erzincan’ın İliç’ine Bergama’sına, Uşak’ına kadar, Türkiye’nin her tarafını siyanürle liçleyecekler. Çıkartılan altının yüzde 98-99’unu götürecekler. Siyanürü, liçi ve doğa felaketi bize kalacak.
* Burada büyük bir rant ortaklığı vardır. Yabancı firmalar ve siyasetin durumuna göre onlara eşlik eden, geçen dönemin FETÖ’cü firmaları, bu dönemde onların yerine gelen iktidarın yandaşı firmalar, o yabancıların Türkiye’deki halkla ilişkiler faaliyetlerini, bürokrasideki izinlerini, siyasetle ilişkilerini düzenliyorlar. Rant hep beraber bölüşülüyor. Türkiye’nin altını diğerleri tarafından paylaşılıyor. Bize de bunun doğa felaketini çekmek kalıyor.”
]]>İşçiler için arama-kurtarma çalışmaları devam ederken İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya da toprak altında kalan işçilere ulaşılamadığını söyledi.
9 işçiye ulaşılamazken olayla ilgili soruşturmanın başlatıldığı da kaydedildi.
Yaşanan felaket uluslararası kamuoyunda da gündem oldu. Birçok medya kuruluşu felaketi okurlarına aktardı.

THE GUARDIAN: MADENCİLER YUTULDU
İngiliz The Guardian gazetesi, Erzincan’da yaşanan olayı okurlarına kapsamlı bir şekilde aktardı. Gazete, “Kayıp Türk madenciler siyanürlü heyelan tarafından yutuldu. Yüzlerce arama-kurtarma ekibi ülkenin doğusunda yaşanan felakette 9 adamı arıyor” ifadelerine yer verdi.
Gazete, “Uzmanlar ve yerel yetkililer, cevherden altın çıkarmak için kullanılan oldukça zehirli bir kimyasal bileşik olan siyanürün toprakta bulunması nedeniyle arama çalışmalarının karmaşıklaştığını söyledi” ifadelerine yer verdi. İngiliz medyası ayrıca bölgenin Türkiye’den Suriye ve Irak’a uzanan Fırat’ın önemli bir kolu olan Karasu Nehri’nin kuzey kıyısında yer aldığını hatırlattı. The Guardian’daki haberde, “Çevre aktivistleri ve yerel yetkililer 2022 yılında meydana gelen siyanür sızıntısının ardından açık ocak madenini kapatmaya çalışmışlardı” denildi.
The Guardian, Türkiye’de son yıllarda birçok maden kazası yaşandığına da dikkat çekti.

REUTERS: HİSSESİ ÇAKILDI
İngiliz haber ajansı Reuters da olayı abonelerine ve okurlarına kapsamlı bir şekilde duyurdu. Ajans, “Altın madencisi SSR Mining SSRM.TO Salı günü, en az dokuz madencinin kaybolmasına ve Kanada, Toronto’da işlem gören hisselerinde %50’den fazla düşüşe neden olan toprak kaymasının ardından Türkiye’nin doğusundaki bir madende üretimi askıya aldı” ifadelerine yer verdi.

Haberde, “Maden geçen yılın üçüncü çeyreğinde 56.768 ons altın üretti ve SSR’nin 2010 yılından bu yana faaliyet gösteren en büyük ikinci altın madeni. Hisselerdeki düşüş şirketin piyasa değerinden yaklaşık 1,4 milyar C$ (1,03 milyar $) sildi. SSR, Türkiye ofisinden yapılan yorum talebine hemen yanıt vermedi” denildi.
Reuters ayrıca güvenlik kamerası görüntülerinin de endişe yarattığına dikkat çekti.
AFP: DAHA ÖNCE KAPATILMIŞTI
Fransız haber ajansı AFP de yüzlerce arama-kurtarma ekibinin bölgeyi aradığını ve 9 işçi için çalıştığını aktarırken, “Olay yerinden gelen görüntüler heyelanın bir vadiyi süpürdüğünü ve bazı işçilerin araçla seyahat ettiği bir yola çarptığını gösteriyor” ifadelerine yer verdi.
Ajans ayrıca daha önce madenin kapatıldığını ve daha sonra tekrar açıldığını da hatırlattı.
ASSOCIATED PRESS: HER ŞEYİ YUTTU
ABD’nin önde gelen haber ajanslarından Associated Press de gelişmeleri anbean aktardı…
Haberde, “Yetkililer, Salı günü Türkiye’nin doğusundaki bir altın madeninde meydana gelen heyelanda en az dokuz işçinin yer altında mahsur kaldığını söyledi. Çöpler madenindeki heyelan, Türkiye’nin dağlık Erzincan ilindeki İliç kasabası yakınlarında saat 14:30’da meydana geldi. Yakındaki bir işçi tarafından çekildiği anlaşılan görüntülerde büyük bir toprak dalgasının bir dereden aşağıya doğru aktığı ve önüne çıkan her şeyi yuttuğu görülüyor” ifadeleri kullanıldı.
]]>