İŞTE HER GÜN 7 ZEYTİN 1 İNCİR YEMENİN FAYDALARI
– İki besinde çok güçlü antioksidan olduğundan vücudun gün boyu temizlenmesini destekler. Böylece vücudun genç hücrelerinin sayısını artırarak yaşlanmayı geciktirir.

– Zeka gelişiminde katkı sağlayarak beyin hücrelerinin sağlığını korur. Uzmanlar özellikle hamile ve gelişim çağındaki çocukların düzenli bir şekilde bu besinlerden tüketilmesini tavsiye eder.
– Sinir hücrelerini yenilediğinden ruhsal problemlerin yaşanma olasılığını da azaltır. Özellikle depresyon ve kişilik bozukluğu gibi sonu intiharla biten rahatsızlıklara iyi gelir.
– Laktoza alerjisi olan kişilerin kalsiyum maddesini depolamasının en doğal yolu bu ikilidir.
– Gün içerisinde yağ yakımını hızlandırarak kilo vermeye yardımcı olur. Bunun yanı sıra gün içerisinde tokluk hissini de artırdığından kilo almayı da engeller.
– Günde 2 defa sabah kalkar kalkmaz ve gece yatmadan uygulanmalıdır. Bu zamanlar vücudun yenilenme saatleridir.
– Kan şekerini dengelediğinden şeker hastalarının da rahatlıkla tüketebileceği bir ikilidir.
– Bağışıklığı güçlendirdiğinden kansere yakalanma oranını azaltır. Karaciğer, akciğer ve meme kanserlerinin hücrelerini azaltığı yapılan araştırmalarda ortaya konulmuştur.
– Bu uygulamada incirin kuru olup olmaması önemli değildir. Kür etkisini 21 gün sonra gösterir.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>C vitamini ayrıca kemiklerin, kıkırdakların, derinin ve kan damarlarının korunmasına yardımcı olur ve yara iyileşmesi ile bağışıklıkta önemli bir rol oynar. Bazı çalışmalar, bunun depresyonu uzak tutmada, kardiyovasküler sağlığı iyileştirmede ve yaşlandıkça bilişsel gerilemeyi yavaşlatmada da hayati bir rol oynayabileceğini öne sürüyor.
C vitamini vücut tarafından üretilmez veya depolanmaz, bu nedenle günlük olarak almamız gerekir. Ancak takviyeler bunu almanın en iyi yolu olmayabilir. Bunun yerine belirli yiyecekleri tüketerek vitamin deponuzu doldurabilirsiniz.
İşte en çok C vitamini içeren yiyecekler…
KESTANE
Fındık grubu yemişler çok fazla C vitamini sunmaz ancak kestane dikkate değer bir istisnadır.
Ayrıca pişirildiğinde konsantrasyonu artan iki antiinflamatuar bileşik olan gallik asit ve ellagik asit bakımından da zengindirler. Mevsiminde taze veya konserve veya vakumlu versiyonları dolmalarda, soslarda kullanılabilir veya kızartılıp salataların üzerine serpilebilir.
SARI BİBER
Dolmalık biber en zengin C vitamini kaynaklarından biridir ancak içeriği rengine göre değişir. Yarım yeşil biber yaklaşık 53 mg C vitamini sağlar; yarım kırmızı biber, 94mg; yarım portakal biberi, 105 mg ama yarım sarı biber, size günlük ihtiyacınızın üç katı olan 122 mg C vitamini verecektir. Aynı zamanda iyi bir bağırsak dostu lif ve A vitamini kaynağıdır.
TAZE LİMONATA
Narenciyeler C vitamini ile doludur ve meyve suları konsantre bir kaynak sunar. C vitamini içeriği, meyvenin nasıl işlendiğine ve içeceğin rafta ne kadar süre kaldığına bağlı olarak değişebilir.
En yüksek C vitamini içeriği için ev yapımı limonatayı (limon suyu, su ve biraz şekerle) deneyin veya süpermarketlerde taze sıkılmış limonata arayın ve açıldıktan sonraki birkaç gün içinde tüketin.
Limon suyundaki asit ve doğal şekerler dişlere zarar verebilir, bu nedenle içtikten sonra su yudumlayabilirsiniz.
DOMATES ÇORBASI
Domates (konserve veya taze) faydalı miktarda C vitamini sağlar. C vitamini içeriğini artırmak için kendi tarifinize kavrulmuş kırmızı biber, ekstra lif için fasulye veya mercimek ekleyin.
Domateslerdeki C vitamini vücudunuzun fasulye ve baklagillerdeki demiri emmesine de yardımcı olur. Ayrıca domates güçlü antioksidan özelliklere sahip bir likopen kaynağıdır.
MİDYE
Protein açısından zengin gıdaların C vitamini kaynağı olması nadirdir ancak midye ve istiridye istisnadır. 75 gramlık bir porsiyon (küçük bir kase) midye, gram başına bazı meyvelere göre daha yüksek olan 10 mg C vitamini sağlar.
Kabuklu deniz ürünleri aynı zamanda cilt sağlığı için gerekli olan ve bağışıklık sistemini desteklemek için C vitamini ile birlikte çalıştığı düşünülen kalp dostu omega-3 yağ asitleri ve çinkonun da iyi bir kaynağıdır.
BAOBAB TOZU
Büyük süpermarketlerde satılan bu “süper yiyecek”, Afrika ve Avustralya’da yetişen baobab ağacının meyvesinden yapılıyor.
Araştırmalar baobabın yüksek C vitamini içeriğine sahip olduğunu ve kemik güçlendirici kalsiyum ve magnezyumun yanı sıra demir için iyi bir kaynak olduğunu gösteriyor.
Toz haline getirilip smoothie’lere karıştırılabilir, yulaf lapası ve yoğurdun üzerine serpilebilir veya güveç ile körilerin içine karıştırılabilir.
KARNABAHAR PİLAVI
Karnabahar, brokoli ve lahana gibi turpgiller mükemmel C vitamini kaynaklarıdır.
Karnabahar pilavı, sebzeyi yemeklere dahil etmenin kolay bir yoludur. Çiğ çiçekleri rendeleyerek yapın veya süpermarketlerde bulunan hazır karnabahar pirincini satın alın.
Beş dakika boyunca kapalı bir tavada soteleyin veya buharda pişirin ve normal pirinç veya patates püresi yerine servis yapın. Porsiyonu düşük kalorilidir ve günlük lif ihtiyacınızın yüzde 6’sını sağlar.
FIRINDA KIRMIZI PATATES
Haşlanmadan, kızartılmadan veya fırınlanmadan önce soyulan patatesler, pişirme sırasında C vitamininin yüzde 45’ini kaybedebilir; soyulmamış, fırınlanmış patatesler ise yaklaşık yüzde 7’sini kaybeder. Mümkün olduğunca fazla C vitamini almak için kabuğu yediğinizden emin olun.
Bazı patateslerin, özellikle de parlak renkli kırmızı kabukluların kabuğunun, C vitamini gibi antioksidan besin maddelerini iç kısmından 12 kat daha fazla içerdiği bulundu.
MANGO ŞERBETİ
Dondurma yönteminin meyve ve sebzelerdeki C vitamini seviyelerini korumanın etkili bir yolu olduğu biliniyor. Taze meyve şerbeti veya meyve püresi, günlük C vitamini alımınıza yararlı bir katkı sağlayabilir. Özellikle iyi C vitamini kaynağı olan mangoyu deneyebilirsiniz.
]]>İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Doğanay Tolunay, erken çiçeklenen ağaçların tarımı da etkileyebileceğini ve gıda fiyatlarında yükselişe neden olabileceğini vurguladı.
“ÇİÇEK AÇMA DÖNEMİ ŞUBATA KAYDI”
Prof. Dr. Tolunay, “Bitkiler açısından ne zaman kış uykusuna yatacaklar, ne zaman tomurcuklar patlayacak, çiçek açacak hep sıcaklıklarla ilgilidir. Sıcaklıklar 1 ay civarında ortalama sıcaklıkların çalılar için 5-7, ağaçlar için 8-10 derece civarına çıkması durumunda bahar geldiğini zannederek çiçeklerini açarlar. Ülkemizde de 2023’ün son ayları özellikle Kasım, Aralık ve Ocak ayı uzun yıllar ortalamasının 4 derece civarında daha sıcak gitti ve Kasım Aralık Ocak ayları son 50 yıl içindeki en sıcak Kasım, Aralık, Ocak aylarıydı. Bu nedenle sıcaklıklar ortalamanın üzerinde gidiyor ki, bunda iklim değişikliğinin etkisi var. 10 yıl, 15 yıl önce Martın 15’i, Mart’ın 20’si gibi çiçeklenirdi. İlk önce de erik ağaçları çiçek açar daha sonra diğer bitkiler gelirdi. Artık bitkilerin, ağaçların çiçek açma döneminin Şubat’ın sonlarına doğru kaydığını görüyoruz. 2023 yılında ve 2021 yılında Ocak ayında da bitkiler çiçeklenmişti. Bunu daha sık görmeye başladık” dedi.
“MEYVE ÜRETİMİNİN AZALMASINA NEDEN OLUR”
Prof. Dr. Tolunay, “2020’li yıllar daha sıcak geçtiği için önceden 10, 15, 20 yılda yaşanan bu olaylar daha sık olmaya başladı. Daha kış ayı bitmedi, 1 – 1.5 aylık bir süremiz var. Sıcaklıklar bu kadar artmışken ki, İstanbul özelinde son 3-4 günden beri 20 derecelerin üstüne de çıktı. Bundan sonra sıcaklıklar ani olarak düşerse bitkiler bundan zarar görebilir. Denize yakın yerlerde olmasa da yüksek yerlerde sıfırın altına düşmesi durumunda bitkiler zarar görebilir. Bu mevsimde oluşabilecek herhangi bir şiddetli yağış, rüzgar, fırtına gibi olaylar da bitkilerin çiçeklerinin zarar görmesine yol açabilir. Özellikle tarım bitkilerinin zarar görmesi de verimi düşürür. Meyve üretiminin azalmasına neden olur” ifadelerini kullandı.
“GIDA FİYATLARINA YANSIYABİLİR”
Prof. Dr. Tolunay, “Diğer bir risk de şu, sıcaklıklar düşmez, fırtına olmaz ama özellikle meyve ağaçlarının kış aylarında bir soğuklama ihtiyacı vardır. Nedir bu soğuklama ihtiyacı ? Sıcaklıkların 0 ile 7 derece arasında durması gerekir. Bitki türüne göre değişir bu. Kimi bitkilerde 10-15 gün yeterliyken bazı bitkiler için 0 ila 7 derece arasındaki sıcaklığın 2 ay kadar sürmesi gerekiyor. Bu meyve ağaçlarının dinlenme dönemi, bahara hazırlık, enerjisini toplama gibi düşünebiliriz.” dedi.
“SICAKLIKLAR DÜŞÜKKEN DAHA FAZLA MEYVE VERİR”
Prof. Dr. Doğanay Tolunay, “Sıcaklıkların düşük olması sonucunda bitkiler ilkbaharda çiçeklenir ve daha fazla meyve verir. Dolayısıyla verim artar, rekoltesi artar. Özellikle Ege ve Akdeniz’de sıcaklıkların daha da yüksek olduğunu biliyoruz. Buradaki meyve ağaçlarının soğuklama ihtiyacı karşılanmadığı için zarar görebilirler. Meyve üretimi azalabilir. Bu da haliyle gıda fiyatlarında yükselmeye kadar gidebilen sonuçları olabilir. En erken çiçeklerini açan erik ve badem ağaçlarıdır. Bu iki türümüzün de ilk meyveleri düşer, hatta eriğin kilosu 300 liradan 500 liradan başlar diye haberleri yapılır. İlk çıkan özellikle Ege Bölgesi’nde çıkar badem ve erikler. Buralarda yine yüksek fiyatlarla başlayacaktır. Martın 15’inden sonra diğer bölgelerdeki badem ve eriğin piyasaya girmesiyle birlikte onların da fiyatları düşecektir” diye konuştu.
]]>
Pek çok hastalığı önler
Lifler, nişasta olmayan, bitki hücre duvarının yüzde 80-90’ını oluşturan, polisakkarid denilen büyük karbonhidrat zincirlerinden meydana gelir. Bunlar diyet posasının önemli bölümünü oluşturur. Şeker moleküllerinden oluşan bu polisakkaridlerin molekülleri birbirleriyle çok sıkı bağlanmıştır ve sindirim enzimlerine dirençlidir. Lif tüm sebze, meyve, tahıl ve baklagillerin özellikle kabuklarında bulunur. Bu tür lifler, bağırsak yüzeyini sıvayarak şeker moleküllerinin emilimini azaltır ve yavaşlatır. Liften zengin beslenme, kolesterolü düşürüp, diyabetin ve kalp-damar hastalıklarının ortaya çıkmasını engeller. Kabızlığı önler. Bağırsaklardaki iyi bakterilerin beslenmesini destekleyerek bağışıklık sistemini güçlendirir. Bol sebze ve meyve tüketen toplumlarda kolon kanseri sıklığının az olduğu gösterilmiştir.
En çok hangi besinlerde bulunur?
Ahududu, böğürtlen, çilek, yaban mersini gibi dutsu meyveler, kuruyemişler, mercimek, keten tohumu, avokado, elma, armut, havuç, ıspanak, brokoli, greyfurt, karalahana, yulaf, arpa, esmer pirinç, kabak ve kestane yoğun lif içeren gıdalardır.

Sadece bitkisel besinlerde bulunur
Lifler, suda çözünen ve suda çözünemeyen şeklinde ikiye ayrılır. Çözünebilen lifler genellikle bağırsaklarımız tarafından hızlı bir şekilde çözülür. Kabak, mercimek, elma gibi çözünebilen lifler mide de jel kıvamını alır. Kolesterolün ve kan şekerinin düşürülmesine yardımcı olur. Meyve ve sebzelerin kabuğu, tahıllı gıdalardaki çözünemeyen lifler ise bağırsaklara kadar değişmeden kalır. Ancak bir zaman sonra yumuşak hale gelerek bağırsaklarda gezinir. Bağırsak sağlığına faydalıdır. Örneğin kabızlığı önler. Sebze ve meyveler bol miktarda su ve lif içerir. Kurutulmuş sebze ve meyvelerde ise su oranı oldukça az olduğu için lif oranı fazladır. Kurutulmuş sebze ve meyvelerin glisemik indeksi, glisemik yükü yüksek olduğu için ılımlı ölçüde tüketildiklerinde insan sağlığı için olumlu etkiye yol açarlar. Sebze liflerinin bir kısmı pişirmeyle yok olduğu ve eridiği için pişirilmiş sebzelerde lif miktarı azalır. Sebzeler dahil liflerin çoğu pişirilirken zarar görür. Sebzelerin çiğ olarak tüketilmesi sağlık açısından yararlıdır. Tam tahıllar ve baklagiller ise az miktarda su ve bol lif içerdikleri için bağırsak sağlığı ve genel sağlık için yararlı etkilere sahiptir. Meyvelerde fruktoz fazla olsa da bol lif içerdikleri için olumsuz etki ortadan kalkar. Yine de ölçülü tüketilmelidir.
Çok az tüketiyoruz
Günlük yiyeceklerdeki lif oranı mutlaka artırılmalıdır. Çağlar öncesi insanlar günde 100 gram kadar lif tüketirler iken, günümüz diyetindeki ortalama lif miktarı 15 gram kadardır. Lif eksikliği vücutta sistemik inflamasyona (iltihaplanma) yol açar. Sağlıklı bir diyette günde 30-50 gram lif olmalıdır. Besin yönünden zengin, kalorisi az, lifi bol yiyecekler ömrü uzatır. Sıvı kaloriler lifsizdir, iştahımızı azaltmazlar. Taze sıkılmış portakal, havuç suyu gibi sebze ve meyve suları, orijinal vitamin ve minerallerini büyük ölçüde korusalar da lifsiz oldukları için tüketilmemelidir. Lifin miktarı ve çeşitliliği kansere karşı koruyucudur. Bağırsak bakterileri bu lifleri anti-kanser etkiye sahip kısa zincirli yağ asitlerine ve enzimlere dönüştürürler. Yiyecek ve öğünlerin lif içeriği glisemik indeks kadar önemlidir. Doğal karbonhidratlar az kalorili bol liflidir. Et, süt ve yağlar kaloriden zengin, liften fakir yiyeceklerdir. Mide dolmadığı ve açlık yatışmadığı için vücutta bol miktarda kalori birikimine neden olurlar.
Kilo kontrolü sağlar
Karbonhidratların yararı yapılarındaki doğal lifler sayesinde ortaya çıkar. Meyvelerde bulunan yüksek lif oranı glisemik indeks ve glisemik yükü düşürür, yüksek şeker oranına rağmen, var olan lifler sayesinde tokluk hissi ortaya çıkar, metabolik sendrom önlenmiş olur. Ortalama büyüklükte bir elmada 5 gram lif vardır. Bu lif çözünür (pektin) ve çözünmez liflerden oluşur ve kişiyi 4 saat kadar tok tutar. Besin değeri yüksek ve lifli bir beslenme iştah kontrolüyle fazla yemeği ve obeziteyi önler. Çünkü lif mideyi doldurur ve beyne tokluk sinyalleri gönderir. Sebze ve meyveler soyulmadan, çiğ olarak yenilirse lif ve besin değeri artar. Fabrikalarda imal edilen liften yoksun ve besin değeri düşük besinler ise iştah merkezini baskılayamaz ve obeziteye yol açar. Buğdayın işlenip beyaz una dönüştürülmesi liflerinin tamamen ortadan kalkmasına sebep olur. Lif içermeyen meyve sularının glisemik indeksi yüksektir.
]]>
Yiyecekleri kurallı tüketin
Biyolojik atalarımız şimdi olduğu gibi et, sebze, ekmek, tatlı ve meyve gibi yiyecekleri bir arada tüketmiyordu. Gıdaları bulduklarında tek tek yemek durumundaydılar. Birinci kural; bol miktarda rafine karbonhidrat içeren unlu gıdalar, beyaz ekmek, pastane ürünleri, beyaz makarna ve beyaz pirinç gibi besinler hayvansal proteinlerle bir arada tüketilmemelidir. İkinci kural meyveler tek başına tüketilmelidir. Üçüncü kural ise rafine beyaz şeker de tıpkı meyveler gibi tek başına tüketilmelidir.
Yemeği az ve öz yiyin
Rapor edilen bir yüzyıldan fazla yaşamış 2 bin kişinin uzun yaşam sırrı incelendiğinde hepsinin değişik beslenme ve yaşam alışkanlıklarına sahip olduğu görüldü. Diyetleriyle ilgili güvenilir bilgiler edinilen tüm bu kişilerde uzun yaşamlarını açıklayan tek bir ortak nokta bulundu. O da besin miktarındaki ılımlılıktı.

Bitkisel ağırlıklı beslenin
Sağlığa en yararlı diyetler olarak kabul edilen ve tüm dünyada kabul gören Akdeniz ve Okinawa diyetlerine bakıldığında, temel olarak bitkisel besinlerden oluştukları görülür. Akdeniz diyetinde taze, çeşitli, rengarenk sebze ve meyveler, soğuk sıkım zeytinyağı; Okinawa diyetinde ise taze ve çok az pişmiş çeşitli sebzeler ve otlar yer alır. Her iki diyette de kırmızı et, işlenmiş et ürünleri yer almaz. Ancak bitkisel ürünlerde de tarım ilacına maruz kalmış işlenmiş olanları sağlığımızı tehdit edebilir. Dolayısıyla toksik kimyasal içermeyen, daha fazla vitamin ve mineral barındıran organik gıdalar tercih edilmelidir.

Hayvansal gıdaları azaltın
Sebze ve meyveler yüzde 80-90 su ve bol miktarda lif içerir. Hayvansal gıdalar ise daha az su içerir ve kesinlikle lif içermez; bol miktarda doymuş yağ, kolesterol, fazla kalori ve çok az hacim barındırır. Hayvansal gıdaların ise antioksidan kapasiteleri zayıftır. Doymuş yağ ile birlikte hayvansal gıdalar, hayvanın bütün yaşamı boyunca maruz kaldığı birçok toksik kimyasala da ev sahipliği yapar. Besin zinciri tablosunda bitkilerin üzerinde yer alan hayvanlar barındırdıkları bu doymuş yağ, kolesterol ve toksinlerini insanlara aktararak hastalıklara yol açarlar.
Basit karbonhidratlardan uzak durun
Sofra şekeri, fruktozdan zengin mısır şurubu, bal, pekmez, reçel, marmelat, kola, soda, kurutulmuş meyve, meyve suyu gibi gıdalar basit karbonhidratlar olarak adlandırılır ve sağlık açısından zararlıdır. Ayrıca aynı şekilde beyaz un ve beyaz undan yapılmış olan ekmek, pasta, börek, poğaça, kek, makarna, kahvaltılık gevrek, bisküvi gibi gıdalar da şeker kategorisinde değerlendirilir ve basit karbonhidratlar grubunda yer alır. Bunlar insanı şişmanlatır, hasta eder ve erken yaşlandırır. Sebze, meyve, tam tahıllar, kuru baklagiller ise kompleks karbonhidratlardır ve sağlığa yararlıdır. Basit şeker insanı şişmanlatır, hasta eder ve erken yaşlandırır.
İyi yağları tercih edin
Doymuş yağ ve trans yağ oranı yüksek bir diyetin bağışıklık sistemi ve damar sisteminin bozulmasına ve dolayısıyla obezite, şeker hastalığı, kanser, kalp damar hastalıkları, felç, hafıza kaybı ve iktidarsızlık gibi pek çok sağlık sorununa yol açtığı gösterilmiştir. Vücudumuz için gerekli olan sağlıklı yağları doğanın bize sunmuş olduğu formda, işlenmemiş, ısıtılmamış yani doğal bir besin maddesi olarak almak sağlığımızın en önemli güvencesidir. Kuruyemişler, organik zeytin, ay çekirdeği, kabak çekirdeği, avokado, yeşil yapraklı sebzeler hatta kuru baklagiller ve tam tahıllar sağlıklı yağ kaynaklarıdır. En sağlıklı yağ soğuk sıkım zeytinyağıdır.
Sigara ve alkol tüketmeyin
Sigara ve alkol sağlığınızı tehdit eden, kansere ve kalp damar hastalıklarına yol açan tehlikeli bir ikilidir. Sigara ve alkol tamamen bırakılmalıdır.

Tuzda ölçüyü kaçırmayın
Bütün dünyada gıdalara en fazla eklenen ve gıdalarda en fazla bulunan iki unsur, tuz ve şekerdir. Maalesef her ikisi de sağlığa zararlıdır. Özellikle hazır gıdalarda, kahvaltılıklarda, ekmek, zeytin, peynir gibi ürünlerde bulunan tuz miktarı oldukça yüksektir. Tuzun içindeki sağlığa zararlı unsur hiçbir zaman saf ve element halde bulunmayan sodyumdur. Sodyum ihtiva eden her ürün tuz gibi etki gösterir. Monosodyum glutamat, sodyum bikarbonat, sodyum benzoat sodyum içerdikleri için günlük alımlarda mutlaka hesaba katılmalıdır. Sodyumun yüzde 75-80’i hazır işlenmiş ambalajlı gıdalar aracılığıyla alınır. Fazla tuz alımı kalp damar hastalıkları, osteoporoz ve mide kanserinde artışla ilişkilidir. İhtiyacımız olan tuz günlük tüketilen bitkisel besinlerde ve suda mevcuttur.

Kaliteli ve yeterli miktarda su için
İnsan vücudunun yüzde 70’i sudur. Sadece su içmek yetmez. Önemli olan sağlığa uygun kaliteli suyu yeterli miktarda tüketmektir. Ne yazık ki dünyada artık temiz su kaynaklarına erişim çok zordur. Endüstriyel kimyasallar, kimyasal gübreler, tarım ilaçları, petrokimyasallar, evsel ve endüstriyel atıklar su kaynaklarını kirletmiştir. Su kaynaklarının bu kimyasallardan arınması için yeterli teknolojik imkanlar kısıtlıdır. Yeterince su içilmediğinde ise vücutta toksinler birikir, metabolizma yavaşlar, kronik hastalıklar, ağrı gibi şikayetler ve kilo artışı gerçekleşir. Dolayısıyla pH’ı alkali, içinde birçok gerekli minerali barındıran, kimyasallardan arınmış, yeterli ve kaliteli su tüketmeyi her gün alışkanlık ve amaç haline getirmeliyiz.
Egzersiz yapın
Vücutta bulunan 640 kasın hepsinin çalışmasını ve dayanıklılığını sağlayan tempolu koşu gibi fiziksel aktivelerin yanı sıra ağırlık çalışmaları, yüzme gibi egzersizlere de zaman ayrılmalıdır. Her gün düzenli olarak yürüyüş yapılmalıdır. Haftada 5 gün 30-45 dakika arasında fiziksel aktivite sağlığın sigortasıdır.
]]>