Milli takımın bu sezonki ilk maçına çıkacağı Antalya Spor Salonu’ndaki mücadele saat 20.00’de başlayacak.
Geçen yıl VNL’de ilk kez şampiyon olarak adını tarihe yazdıran “Filenin Sultanları”, oynadığı 15 karşılaşmada sadece 3 yenilgi almıştı.
Organizasyonda karşılaştığı Japonya’ya 3-2 kaybeden milli takım, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları Elemeleri’nde ise rakibini 3-1 yenmeyi başarmıştı.
ÜST ÜSTE 22 GALİBİYET
Resmi karşılaşmalardaki son yenilgisini 28 Haziran 2023’te Bangkok’taki ligin üçüncü haftasının ilk maçında Japonya’ya karşı 3-2’lik skorla yaşayan A Milli Kadın Voleybol Takımı, o müsabakanın ardından VNL, CEV Avrupa Şampiyonası ve 2024 Paris Olimpiyat Oyunları Elemeleri’nde oynadığı 22 maçta yenilgi yüzü görmedi. Mili takım, ilklerin yılı 2023’te üç kupa kazanmıştı.
Milli takımın sırasıyla kazandığı organizasyondaki maçları şu şekilde:
FIVB Milletler Ligi: Tayland, Brezilya, Hırvatistan (Grup) İtalya (Çeyrek final), ABD (Yarı final), Çin (Final)
CEV Avrupa Şampiyonası: İsveç, Azerbaycan, Çekya, Yunanistan ve Almanya (Grup), Belçika (Son 16 turu), Polonya (Çeyrek final), İtalya (Yarı final), Sırbistan (Final)
2024 Paris Olimpiyat Oyunları Elemeleri: Porto Riko, Bulgaristan, Peru, Arjantin, Brezilya, Japonya, Belçika
SANTRAELLİ’NİN YENİ HEDEFİ ARKA ARKAYA ŞAMPİYONLUK
A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın başına geçtiği 27 Aralık 2022’de duyurulan İtalyan başantrenör Daniele Santarelli, “Filenin Sultanları”nın başında çıktığı ilk organizasyon olan VNL’de şampiyon oldu.
Daha sonra milli takımla ilk defa Avrupa şampiyonluğu yaşayan İtalyan başantrenör, 2024 Paris Olimpiyat Oyunları Elemeleri’nde de millileri şampiyonluğa taşıdı. Milli takım, ayrıca bu başarıyla olimpiyatlara katılma hakkı elde etti.
Milli takım, Santarelli yönetiminde çıktığı 31 maçta 28 galibiyet aldı. Galibiyet serisini devam ettirmek isteyen Santarelli, bu yılın ilk turnuvasında yeniden ipi göğüsleyerek arka arkaya şampiyon olmayı hedefliyor.
KAPTAN EDA ERDEM DÜNDAR SAKATLIĞI NEDENİYLE YOK
VNL’nin ilk haftasında mücadele edecek A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın kadrosu da belli oldu. Kaptan Eda Erdem Dündar, sakatlığı nedeniyle Antalya etabında mücadele edemeyecek.
Milli takımın kadrosunda şu oyuncular yer alıyor:
Pasörler: Cansu Özbay, Elif Şahin
Pasör çaprazları: Melissa Vargas
Smaçörler: Hande Baladın, Ebrar Karakurt, İlkin Aydın, Derya Cebecioğlu, Tuğba İvegin
Orta oyuncular: Zehra Güneş, Aslı Kalaç, Beyza Arıcı
Liberolar: Simge Aköz, Gizem Örge, Ayça Aykaç Altıntaş
İLK HAFTA PROGRAMI
“Filenin Sultanları”, ligin ilk haftasında 14-19 Mayıs’ta Antalya’da, ikinci haftasında 28 Mayıs-2 Haziran’da ABD’de, üçüncü haftasında da 11-16 Haziran’da Çin’de mücadele edecek.
16 takımın mücadele edeceği VNL’de üç hafta sonunda puan cetvelinde ilk 8 sırada yer alan takımlar, finallerde mücadele etme hakkı kazanacak.
A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın VNL’nin ilk haftasında yapacağı maçların programı şöyle:
Yarın:
20.00 Japonya-Türkiye
16 Mayıs Perşembe:
20.00 Hollanda-Türkiye
18 Mayıs Cumartesi:
20.00 İtalya-Türkiye
19 Mayıs Pazar:
20.00 Fransa-Türkiye
]]>
Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, başta fındık olmak üzere tarımsal ürünlere zarar veren kahverengi kokarca (Halyomorpha halys) zararlısı ile biyolojik mücadele için laboratuvarda 150 bin samuray arısı üretti.

Kahverengi kokarcanın yumurta larvalarına kendi yumurtasını bırakan samuray arıları, böylece zararlının çoğalmasını engelliyor.
Enstitüde görevli entomolog (böcek bilimci) Mustafa Kılıç, kahverengi kokarcanın Türkiye’de 2017 yılından itibaren tespit edilmeye başlandığını söyledi.
Zararlının tespitinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığının zararlı ile mücadelede yoğun çaba sarf ettiğini anlatan Kılıç, “Tarım ve Orman Bakanlığımız hem biyolojik mücadele ajanlarının yetiştirilmesinde hem de kimyasal mücadele ve diğer yolların araştırılması ve uygulanmasında öncü olmuştur. Bununla birlikte hem ekiplerimiz hem İl Tarım ve Orman müdürleri birlikte arazi çalışmaları yürütmekteyiz. Kahverengi kokarcanın yoğunluk, popülasyon takibini yapmaktayız. Bunun yanı sıra mücadele için faydalı böceğin üretimini gerçekleştirmekteyiz.” dedi.

Üretimini yaptıkları 20 bin parasitoidin (ev sahibiyle yakın ilişki içinde yaşayan ve sonunda konağın ölümüyle sonuçlanan bir organizma) geçen yıl Artvin ve Rize’de doğaya salındığına dikkati çeken Kılıç, “Bu yıl da hedefimiz 150 bin parasitoidin 30 ilde doğaya salınması. Parasitoid dediğimiz, halk arasında samuray arısı olarak bilinmektedir. Burada böcek kendi yumurtasını zararlının yumurtasının içine koyuyor. Doğada zararlı böcek yerine faydalı böcek çıkışları yapıyor yumurtadan. Çünkü biz bütün arazileri kontrol etsek de ağaçların üst kısmında zararlı böcek yine yumurtasını bırakabiliyor. Burada amacımız, biyolojik mücadele etmenini kullanarak oralara da ulaşabilmek.” ifadesini kullandı.

Kılıç, çiftçilerin bu zararlı böceği bahçelerinde gördüklerinde ruhsatlı bitki koruma ürünlerini kullanması gerektiğini belirterek, “Bu zararlı ile mücadelede vatandaşımıza da görev düşmektedir. Kendi bahçelerinde yoğunluk gördüğünde ilgili kurumlara danışarak ilaçlama yapabilirler.” diye konuştu.
Kahverengi kokarcanın 300’ün üzerinde bitkiyi etkilediğini vurgulayan Kılıç, şunları kaydetti:
-Doğada kolay kolay aç kalmayan bir böcek. Özel ağız yapısı sayesinde bitki dokularını emerek besleniyor ancak hayvanlar ve insanlar üzerinde zarar oluşturmamaktadır. Sadece ufak tefek alerjilere belki bazı ciltler reaksiyon gösterebilir.

-Onun haricinde ısırma veya sokma gibi davranışları yok. Doğaya saldığımız parasitoidlerin de insan, hayvan ve özellikle bal arıları üzerinde hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Samuray arıları, kahverengi kokarcanın doğal düşmanıdır.
– Zaten böceğin bulunduğu yerlerde doğal olarak bulunan bir böcek. Kahverengi kokarca Avrupa’ya da bulaştı ve yayılıyor.
-Bakanlığımız mücadele için bu konuda önce davranarak parasitoid böceğin hızlıca işlemlerden geçirilerek salınmasında büyük rol oynadı. Amerika, İtalya ve İsviçre’de de parasitoid üretip doğaya salmaktadır. Türkiye hızlı şekilde karar aldı.

Kılıç, üretilen samuray arılarını mayıs ayı itibarıyla doğaya salmaya başlayacaklarını sözlerine ekledi.
]]>300’den fazla bitki türünde beslenebilen ve biyolojik mücadelenin sürdürüldüğü istilacı böceğin erginlerinin uzun mesafelere uçabilme yeteneğinde olması, yayılışını kolaylaştırıyor.
Dadandığı fındık bahçelerinde yapraklarını yiyip, suyunu emdiği bitkilerin kökünü kurutan istilacı, son dönemlerde hava sıcaklıklardaki ani artış nedeniyle bu yıl bahçelerde erken görülmeye başlandı.

Bölgede yayılarak tehdidini sürdüren zararlının, popülasyonunun ciddi seviyede arttığını belirten uzmanlar, biyolojik mücadelenin yanında kimyasal mücadelenin de devreye alınmasını öneriyor.
‘GEÇEN YILA GÖRE 4-5 KAT DAHA FAZLA ZARAR VERECEK’
Ulusal Fındık Konseyi (UFK) Yönetim Kurulu Üyesi Sebahattin Arslantürk, kahverengi kokarcanın bu yıl bahçelerde 1 ay erken görülmeye başladığını belirterek, “Kahverengi kokarca böceği normalde mayısın birinci haftası ya da ikinci haftası çıkıyordu. Ama bu yıl iklim şartlarının aşırı derecede sıcak gitmesiyle artık kahverengi kokarca erkenden sahada yayılmaya başladı. Bu böcek normalde mayısın ikinci haftasından itibaren yumurtasını bırakıyordu. Şimdi bu mayısın başında yumurtaları da çıkmış olacak. Çok büyük bir yayılımı var ve gelen ihbarlardan da şunu söyleyebiliriz ki; anormal boyutta çoğaldı. Bu da demek oluyor ki, bu yıl geçmiş yıllara göre verdiği zararın en az dört beş katı daha fazla zarar verecek. Amerikalı bilim insanları, ‘bu böcek dünyaya gelmiş en zararlı tarım zararlısıdır’ diye bahsediyor. Türkiye’de de bunun önleminin daha önceden alınması gerekiyordu” diye konuştu.

‘FİZİKSEL MÜDAHALEDE GEÇ KALDIK’
Kahverengi kokarcaya karşı fiziksel mücadele için geç kalındığı değerlendirmesinde bulunan Arslantürk, “Kahverengi kokarca popülasyonundaki artışa karşı samuray arının salınımı yeterli olacak mı? Hayır olmayacak. Bu böceği yok etmede en kolay yöntemler fiziksel ve kimyasal mücadeleler ama bunu da kışlığa gittiği zaman yapmamız gerekirdi, onun için de geç kaldık. Bu yıl Giresun ve Ordu tarım il müdürlükleri böceğin yok olması için çalışmalar yaptı ama bizim üreticimiz de bununla nasıl mücadele yapılacağını bilmiyor. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte bu işe çok ciddi şekilde eğilmesi gerekiyor” dedi.

‘KIRMIZI ALARMA GEÇİLMELİ’
Bu yıl kahverengi kokarcanın fındıkta 150 bin ton kayba neden olacağını öngördüğünü ifade eden Arslantürk, “Bu yıl Artvin bölgesinde bazı köylerde kahverengi kokarcanın verdiği zarar yüzde 60’ı geçti; bu çok büyük ve korkunç bir rakam. Bizde de geçen yıl sadece 150 rakıma kadar alanda görülürken bu sene şu anda gelen ihbarlar böceğin 700 rakımlı arazilere kadar çıktığını gösteriyor. Bu da demek oluyor ki, büyük bir alana zarar verecek. Umarım öyle bir şey olmaz. Bununla ilgili artık bakanlığın kırmızı alarma geçmesi gerekiyor. Böyle giderse, önlem alınmazsa benim öngörüm 150 bin ton civarında bir zarar olabilir; bu çok büyük bir rakam. Biyolojik mücadele kesinlikle yeterli değil. Çünkü böceğin popülasyonunun anormal şekilde büyüyen bir yapısı var. Yani bir anne babadan bir sezonda 14 bin tane böcek ortaya çıkıyor. Fındık üreticisi olarak çok endişeliyiz. Böceğin verdiği zararın nasıl olduğunu biliyorum. Bu dakikadan itibaren üreticiler olarak da kimyasal mücadeleden başka çaremiz yok. Şu anda görüntüye bakarsanız, kimyasal mücadelenin bir an önce tam yerinde ve zamanında yapılması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>Yapılan açıklamanın tamamı şöyle: “TFF’nin, UEFA Konfederasyon Kupası maçımıza rağmen; Süper Kupa Final tarihini değiştirmemesi futbol federasyonlarının son yirmi yılda görmeye alıştığımız kulübümüze karşı olan kasıtlı tasarruflarının bir tezahürüdür. Futbol iklimi, büyük bir bataklık olup, bu bataklığın ortasında da bugüne kadar FETÖ temizliğinin yapılmadığı TFF bulunmaktadır. Türk Futbolunu içten içe sarmış olan FETÖ, Kulübümüzle yıllardır savaş halindedir. 3Temmuzda kaybettikleri savaşın intikamı peşinde koşmaktadır. Bunlarla mücadelede camiamız sarı-lacivert bir duvar örmüştür. 2 Nisan Olağanüstü Genel Kurulu da 3 Temmuz ruhunun sarsılmaz bir şekilde devam ettiğini dosta düşmana göstermiştir. Ancak yönetimimiz, büyük bir heyecanla dünyanın ve yurdun dört bir yanından Fenerbahçe’ye sahip çıkmak için gelen genel kurul üyelerimize ve onların düşüncelerine saygı göstermemiş, onları dinlememiş ve kendilerinin aldıkları kararları alkışlatma fonksiyonu dışında genel kurul üyelerimiz yok sayılmıştır. Tüm Fenerbahçe derneklerinden ve oluşumlarından beklentim, ayağa kalkıp, Erol Bilecik’in ekranlarda gülerek açıkladığı mücadelemizin ciddiyeti ile bağdaşmayan karara karşı tepki koymaları, ses çıkarmalarıdır.
‘TARİHİMİZE KARA BİR LEKE OLARAK GEÇECEKTİR’
Günlük kararlarla, gelecek nesillere, ancak pişmanlık ve hayal kırıklığı dolu anılar bırakabilirsiniz. U19’daki çocuklarımızın dahil edildiği, bu günlük kararlardan dolayı buna sebep verenlerden gelecek nesiller hesap soracak, anlamsız ve çağın gerisinde kalmış bu eyleme son derece eleştirel yaklaşarak sebep olanlara hayal kırıklıklarını tüm hayatları boyunca ifade edeceklerdir. Hiç kimsenin U19 takımımızın mensuplarını ileride pişmanlık ve hayal kırıklığı duyulacak bu karara paydaş yapma, onlara da bunu yaşatmaya hakkı yoktur. U-19’daki çocuklarımızı kendinize kalkan yapmak yerine, bu sezon her kulvarda göğsümüzü kabartan A Takım kadrosu ile Şanlıurfa’da Galatasaray karşısına çıkıp galip gelmeniz ve ardından tüm kupaları kazanmanız sizin bu sezona kadar olan başarısızlıklarınızdan tek çıkış yolu olacaktır. Fenerbahçe’ye yapılan haksızlıklarla mücadeleye, olağan üstü genel kurul çağrısı yaparak TFF’yi istifaya davet edebilme cesaretini göstererek başlayın. Ardından futbolun yönetiminde etkin olun, tüm futbol yönetimini baştan aşağı değiştirin. Öncelikle saha dışı bu konularla uğraşmak yerine saha içine girerek , sahada terlerini döken genç – olgun fark etmeksizin tüm oyuncularımızın emeklerine gölge düşürmeyin. Yapmayı düşündüğünüz mücadelemizin ciddiyetinden uzak bu eylemin büyük resimde FETÖ ve Galatasaray’dan başka hiç kimseye faydası olmayacak, ileride tarihimize kara bir leke olarak geçecektir.
U19 takımımız da Fenerbahçe Spor Kulübü’nün değerli bir parçasıdır. Üzerlerindeki forma ve göğüslerindeki arma ile Fenerbahçe Spor Kulübü’nü ve onun yüksek değerlerini ifade etmektedir. Kulübümüzün armasındaki meşe dalı Fenerbahçelilerin gücünün, yeşil renk ise başarı isteğinin sembolüdür. Bu armayı göğüslerinin üzerinde taşıyan sporcularımız, Fenerbahçe’nin gücünü göstermek, başarılı olabilmek için mücadele etmek ve neticede rakiplerini gıpta ettirmek mecburiyetindedirler. Formamızı ve armamızı taşıyan U19 takımımızı Süper Kupa Finali’nde sahaya sürmek suretiyle maçın yarıda kalmasına sebep olmak, formamıza ve armamıza yapılmış bir hakaret, bu formayı giyen gençlerimize yapılmış bir haksızlık olacaktır.
‘KORKAKÇA BİR ÇÖZÜMDÜR’
Süper Kupa finaline A Takım ile iştirak etmek ya da hiç iştirak etmemek bir ihtimal olsa bile Süper Kupa Finaline U19 takımı ile çıkmak Kulübümüz için bir ihtimal olmamalıdır. Bu ihtimal sadece yöneticilerin ve kulübün gelecekte alacağı sportif ve hukuki cezaların önüne geçmek için alınmış korkakça bir çözümdür. Fenerbahçe Spor Kulübü mensupları korkmaz. Fenerbahçe mensubu hiç kimse şahsi korkularını bertaraf etmek için 117 yıllık tarihi olan Kulübümüzü böylesine komik ve ciddiyetsiz çözüm yollarına yöneltmez. Unutmayın ki cesur olanlar bir gün, korkaklar ise her gün ölür. Bizim düşüncemiz, 7 Nisan da oynayacak olan Süper Kupa Finaline A Takım kadrosu ile çıkmaktır. U19 takımı ile Süper Kupa Finaline çıkmak düşüncesinden vazgeçmek eleştirilebilecek bir durum da değildir. Bu finali oynamak kulübümüzün sportif başarısı neticesinde kazanılmış bir haktır. Bu hak futbolcularımızın, teknik ekibimizin döktükleri terleri ve taraftarlarımızın destekleri ile kazanılmıştır. Bu final maçına çıkmamak, himmetlerle dualarla kazanılmış kupaları müzesine götürmeye alışmış rakibimize bir kupanın benzer şekilde hak edilmediği halde hediye edilmesi olacaktır.
Şartlar ne olursa olsun Süper Kupa Finalinde, takımımızın Galatasaray’ı yenerek, kupayı alacağına olan inancımız tamdır. Tarihimiz, şartların aleyhimize olduğu pek çok maçta Galatasaray’ı hüsrana uğrattığımız maçlarla doludur. Galatasaray maçları Fenerbahçelilerin bayramıdır. 7 Nisan tarihi de yeni bayramımız olacaktır. Mevcut A takım futbolcularımızın armamızı gururlandıracak bir şekilde mücadele edeceklerine, terlerinin son damlasına kadar emeklerini sahaya yansıtacaklarına, kısaca 117 yıllık tarihimize yakışır bir şekilde sahada Galatasaray’a ve karşımıza türlü engeller çıkaran karanlık yapıya gereken cevabı vereceklerine bizler eminiz ve onlara bu maçta ve kalan tüm maçlarında inanıyor, güveniyoruz.
Fenerbahçe tarihi, bağımsızlık mücadelesinde, cepheye silah taşıyan, canlarını istiklalimiz ve istikbalimiz uğrunda feda eden mensuplarımızı yazmaktadır. FETÖ’nün en güçlü olduğu dönemde, camiamız, tek başına, kimsenin desteği olmaksızın bu karanlık yapıyla savaşmış, yenilmez denen FETÖ’yü paramparça etmiştir. Büyük savaşlar, düşünmeden ödenen bedeller ile kazanılır. Bugün size kaybetti gözüyle bakanlar, kazanılan zaferin ardından size ancak gıpta edebilirler. Bu gerçek en son 3 Temmuz da başlayan mücadelemiz ile tarihe kazınmıştır. Gün aynı gündür. Mücadele edelim. Asla vazgeçmeyelim.”
]]>Fenerbahçe Beko, play-off’a doğrudan katılmak amacıyla; Anadolu Efes ise play-in turuna kalmak için mücadele ediyor. İki takım arasındaki İstanbul derbisi, 5 Nisan Cuma günü gerçekleşecek ve büyük bir rekabete sahne olacak.
YENİLENEN FORMAT VE TÜRK TAKIMLARI
18 takımın mücadele ettiği ve 34 hafta süren normal sezonda, bu yıl NBA’den esinlenilerek değiştirilen yeni play-off formatı uygulanmakta.
İlk 6 sırada yer alan takımlar doğrudan play-off turuna yükselirken, 7. ile 10. sıralar arasındaki takımlar play-in turunda mücadele edecek. 7. ve 8. sıradaki ekiplerin tek maç üzerinden yapacağı karşılaşmanın galibi, doğrudan play-off’a katılma hakkı kazanacak. Kaybeden takım ise, 9. ve 10. sıradaki takımların maçındaki galip ile play-off’a kalabilmek için karşı karşıya gelecek.
Normal sezonun son iki haftasına girilirken, Fenerbahçe Beko ligde beşinci, Anadolu Efes ise onuncu sırada yer alıyor. Her iki Türk temsilcisi de son derece önemli bu dönemde kritik müsabakalara çıkacak.
FENERBAHÇE AVANTAJLI
EuroLeague’de zirveye oynayan Fenerbahçe Beko için play-off biletini cebine koymak adına önemli bir fırsat doğuyor.
Sarı-lacivertli ekip, önümüzdeki iki haftada, öncelikle Anadolu Efes ile kendi evinde, ardından ise Olympiakos ile deplasmanda karşı karşıya gelecek. Bu müsabakalardan sadece bir tanesini kazanmaları halinde, Fenerbahçe Beko’nun play-off’a direkt katılımı kesinleşecek.
EFES’İN PLAY-OFF ŞANSI
5 Nisan Cuma günü Anadolu Efes ile mücadele edecek olan Fenerbahçe Beko, bu maçtan önce de play-off’a kalma şansını elde edebilir. Eğer İsrail’in güçlü temsilcisi Maccabi Playtika, 4 Nisan Perşembe günü Barcelona deplasmanında mağlup olursa, Fenerbahçe normal sezonu ilk altı sırada tamamlayarak play-off’a direkt katılım hakkını kazanacak.
Fenerbahçe Beko, bu fırsatı değerlendiremezse, play-in aşaması üzerinden son sekiz takım arasına girme mücadelesini sürdürecek.
PLAY-OFF İÇİN 6 TAKIM YARIŞIYOR
EuroLeague’de doğrudan play-off biletini kapma mücadelesinde son iki haftada altı takımın gözü kulağı bu büyük fırsatta.
Normal sezonu zirvede tamamlamayı zaten garantileyen Real Madrid’in dışında, play-off biletleri için Panathinaikos AKTOR, Monaco, Barcelona, Fenerbahçe Beko, Olympiakos ve Maccabi Playtika birbiriyle yarışıyor.
Bu takımlardan Panathinaikos AKTOR, Monaco, Barcelona, Fenerbahçe Beko ve Olympiakos, bu haftaki maçlarını kazanarak ilk altı içerisinde yerlerini garantileyebilir ve doğrudan play-off turuna adlarını yazdırabilirler. Böyle bir durumda Maccabi Playtika ise 7. sıraya yerleşerek play-in etabında mücadele etme şansını elde edecek.
PLAY-IN SAVAŞINDA 7 TAKIM
EuroLeague’de bu sezon ilk defa uygulanacak olan play-in turu için heyecan dorukta. Bu önemli etap için Virtus Segafredo Bologna takımı, kendine bir yer garantilemiş durumda ve 8. sıradaki konumunu koruyarak play-off yarışındaki avantajını sürdürmeye çalışıyor.
Ancak play-in turunun son iki biletine talip olan yedi takım, bu hedef doğrultusunda kıyasıya bir rekabet içerisinde. Şu anda 9. sırada yer alan Baskonia ve 10. sırada bulunan Anadolu Efes, kalan maçlarını kazanmaları halinde play-in turuna katılma şansını yakalayacak.
Anadolu Efes, zorlu bir programla karşı karşıya; öncelikle deplasmanda Fenerbahçe Beko ile ardından ise evinde Kızılyıldız ile mücadele edecek. Baskonia’nın ise Real Madrid ve Virtus Segafredo Bologna ile deplasmanda yapacağı maçlar, onun için büyük önem taşıyor.
Baskonia, bu maçlardan birini kazanırsa, play-in turuna katılmaya hak kazanacak. Ancak Anadolu Efes için durum daha karmaşık; bir galibiyet bile ona yetmeyebilir.
AVERAJ SİSTEMİ VE DİĞER TAKIMLARIN DURUMU
Anadolu Efes’in ardından gelen Zalgiris, EA7 Emporio Armani, Partizan, Valencia ve iki galibiyet gerisinde olan Bayern Münih, bu yarışta Efes’i yakından takip ediyor. Son iki haftada beş takımın puan durumlarının eşitlenmesi halinde, aralarındaki maç sonuçlarına göre belirlenecek beşli averaj sistemi devreye girecek.
SAHA VE SEYİRCİ AVANTAJI
Öte yandan, play-off’larda ev sahibi avantajını elde etmek için mücadele eden beş takım bulunuyor.
Real Madrid’in liderliği garantilediği ligde, ilk dört sıra için kalan üç bilet büyük bir rekabete sahne oluyor. Panathinaikos AKTOR, Monaco, Barcelona, Fenerbahçe Beko ve Olympiakos bu avantaj için yarışıyor.
Bu takımların galibiyet sayıları oldukça yakın; Panathinaikos AKTOR, Monaco ve Barcelona 21’er galibiyete sahipken, Fenerbahçe Beko ve Olympiakos ise 20’şer galibiyetle bu yarışın içindeler.
OBRADOVIC TEHLİKEDE
EuroLeague’in rekor sahibi antrenörü ve Partizan’ın başantrenörü Zeljko Obradovic, on yıllık bir aradan sonra Avrupa’nın en prestijli basketbol ligi olan EuroLeague’de play-off dışı kalma riskiyle karşı karşıya.
Obradovic, en son 2013-2014 sezonunda Fenerbahçe ile Top 16 aşamasını geçememişti. Pandemi nedeniyle iptal edilen sezon hariç, sonraki beş sezonda görev aldığı takımları play-off aşamasına taşımayı başaran deneyimli antrenör, bu kez Partizan ile zorlu bir durumla karşı karşıya.
EuroLeague’de son iki haftaya girilirken, Partizan play-in turu için mücadele ediyor ve şu an itibarıyla 13. sırada yer alıyor. Sırp ekibi, ligin son iki haftasında Alba Berlin ve Valencia ile kritik karşılaşmalara çıkacak.
BERLİN’DE FINAL FOUR HEYECANI
EuroLeague’de bu sezonun şampiyonunu belirleyecek Final Four müsabakaları, Almanya’nın başkenti Berlin’de gerçekleştirilecek.
Normal sezonun 12 Nisan’da sona ermesinin ardından, tek maçlık play-in karşılaşmaları 16 ve 19 Nisan tarihlerinde oynanacak. Daha sonra 23 Nisan – 8 Mayıs tarihleri arasında üç galibiyet alan takımların Final Four’a yükseleceği play-off turu yapılacak.
Final Four’un ev sahipliğini yapacak olan Mercedes-Benz Arena, 24-26 Mayıs tarihleri arasında Avrupa basketbolunun zirvesine tanıklık edecek.
MAÇ PROGRAMLARI
EuroLeague’de son 2 haftanın maç programı ve puan durumu şöyle:
Planlı operasyonlarda, güvenlik güçlerimiz aylarca süren bir hazırlık çalışması yapıyorlar. Diyelim ki bir suç örgütüne operasyon yapılacak; bu örgütün ele başı kim, örgüt üyeleri kimler, hangi alanda faaliyet gösteriyorlar? Yurt içi ve yurt dışı bağlantıları var mı, varsa kimler? Para hareketi nasıl? Tüm bu soruları cevaplamak, hazırlanan dosyanın altını doldurmak için istihbarat, fiziki ve teknik takip, tüm çalışmaları büyük bir titizlikle yapıyoruz. Bir tarafta savcılarımızın koordinasyonunda, onların bilgisi ve talimatları doğrultusunda İçişleri, Adliye, Hazine, MASAK hepimiz el ele vererek çalışıyoruz. Dosyamız o kadar güçlü oluyor ki, bu tutuklanma sayılarına da yansıyor. Yani bir bakıma örgütün adeta röntgenini çekiyoruz, şemasını hazırlıyoruz. Örgüt üyelerinin fotoğrafları, kimlerle ilişki içerisinde olduklarını tek tek belirleyip tespit ediyoruz. Bu hazırlık süreci bazen aylarca sürebiliyor. Sonunda tüm hazırlıklar yapıldıktan sonra, düğmeye basıyoruz ve en doğru anda operasyonu gerçekleştiriyoruz.

Gri listeden çıkmak için tüm bakanlıklar uyumlu çalışıyoruz
Organize suç örgütleri ile ilgili son verileri sizinle paylaşmak istiyorum, 1.088 operasyon, 7.228 gözaltı, 2.606 tutuklu, 1.527 adli kontrol, 401 Organize Suç Örgütü (çetesi) çökertildi. Bunların 15’i uluslararası, 33’ü ulusal, 65’i bölgesel ve 288’i yerel suç örgütleri. Suçta kibirlenenlere, halkımızın huzurunu kaçıranlara, organize suç örgütlerine ve çetelere asla göz açtırmayacağız. Ülkemizi organize suç örgütlerinden, çetelerden temizlemeye kararlıyız. Hangi büyüklükte olursa olsun organize suç örgütlerini çökertip, adalete teslim edeceğiz. Adalet Bakanlığı, Hazine ve Maliye Bakanlığı ve biz İçişleri Bakanlığı olarak gri liste konusunda çok uyumlu çalışıyoruz. İnşallah bu listeden çıkacağız. Her bakanlık üstüne düşen görevi yapıyor. Biz de İçişleri ailesi olarak kara para aklama, terörün finansmanına yönelik operasyonlar, organize suç örgütleri, uyuşturucu kartellerine yapılan operasyonlar ve kırmızı bültenle arananlara karşı yaptığımız yakalamaların gri listeden çıkmamızda büyük etkisinin olacağını düşünüyoruz.
■ Bugün hâlâ FETÖ operasyonlarının sürdüğünü görüyoruz. Bu kadar çok FETÖ’cü hâlâ ortalıkta mı? Saklanarak mı yaşıyorlar?
Biz biliyoruz ki; “Su uyur FETÖ uyumaz”… Yaptığımız operasyonlarla kılıktan kılığa giren bu ihanet yapılanmasının kökünü kazıyoruz… Örgütün sözde “Askeri Mahrem Yapılanması”, “Emniyet Mahrem Yapılanması”, “Güncel Yapılanması” içerisinde faaliyette bulunanları, FETÖ soruşturmaları kapsamında haklarında kesinleşmiş hapis cezası ile aranma kaydı bulunanları, örgütün “Gaybubet Evi” olarak adlandırdıkları hücre evlerinde barınan ve haklarında ‘aranma’ kaydı bulunanları tek tek tespit edip adalete teslim ediyoruz. 15 Temmuz gecesi, milletimizin omuzlarımıza yüklediği yükün de sorumluğun da farkında olarak mücadelemizi sürdürüyoruz. Göreve geldiğimiz dönemde FETÖ’ye yönelik; 4.130 operasyon yaptık. 6.260 şüpheli gözaltına alındı. 1.312’si tutuklanırken, 1.290’ı hakkında adli kontrol kararı verildi.
Zehir tacirleriyle teröristleri eşdeğer görüyoruz
■ Uyuşturucu kullanımı ve Türkiye’de yakalanan uyuşturucu miktarı sizi endişelendiriyor mu? Sonunu getireceğinize inanıyor musunuz?
Uyuşturucuyu küresel bir veba ve felaket olarak görüyoruz. Uyuşturucuya karşı temel yaklaşımımız “Türkiye’nin uyuşturucu için ulaşılmaz ve yasaklı bölge olmasını” sağlamak. Göreve geldiğimiz günden beri diyoruz ki: Zehir tacirleriyle teröristleri eş değer görüyoruz. Bizim nezdimizde terörist ne ise uyuşturucu satıcısı da odur. Çocuklarımızın ve gençlerimizin eline silah vermekle uyuşturucu madde vermek arasında hiçbir fark görmüyoruz. Bu nedenle hem arzla hem de taleple olmak üzere iki yönlü mücadele anlayışıyla hareket ediyoruz. Evet, talebi kısmayı ve yok etmeyi, arzla mücadelenin tamamlayıcısı olarak görüyoruz. Bir taraftan ülkemize yasadışı madde girişini engellerken, diğer yandan talebin önlenmesi ve toplumun tüm kesimlerine yönelik bilinçlendirme faaliyetlerini sürdürüyoruz. Teknik ve operasyonel düzeyde ortaya koyduğumuz mücadelemize, toplumsal yapıları, özellikle annelerin katılımını ve desteğini çok önemsiyoruz. İnanıyoruz ki milletimizin duası ve desteği, terörle mücadelede olduğu gibi uyuşturucuyla mücadelede de yanımızdadır. Çünkü taleple mücadele sadece kolluk güçleriyle verilebilecek bir mücadele değildir. 85 milyonu kapsayan sivil toplum kuruluşlarımızı, medyamızı, ez cümle milletimizin tamamını kapsayan bir mücadeleden söz ediyorum.
Bakın, 1 Haziran 2023-25 Şubat 2024 tarihleri arasında, uyuşturucuya yönelik TCK-188 (imalat ve satış) kapsamında 30.029 operasyon düzenledik. TCK-190 (kullanımla ilgili) kapsamında olay sayısı 180.034. Bu operasyonlar sonucu 256.358 şahıs gözaltına alındı. Bunların 23.607’si tutuklandı, 10.017’si hakkında adli kontrol kararı verildi. Uyuşturucuyla mücadele noktasında; Bugüne kadar birçok projeyi hayata geçirdik. Burada önemle altını çizmemiz gereken bir projemiz var: NARVAS; uyuşturucuya karşı verilen mücadelede çok büyük bir önem taşıyor.
NARVAS nedir?

NARVAS (Narkotik Vaka Analiz Sistemi), UYUMA ve 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan narkotik ihbarlarının analiz edilmesine, analize dayalı yoğunluk haritalarının oluşturulmasına, suçluların tespiti ve yakalanmasına, yer ve zaman odaklı mücadele planları ve stratejilerinin hazırlanmasına olanak sağlayan bir yazılım programı. Biz, NARVAS ile bütün ihbarları doğru kabul ediyor, işlem başlatıyoruz. İhbarlar yoğun olarak nerelerden yapılıyorsa, kolluk kuvvetlerimiz o bölgede yoğunlaşıyor. Hangi saatlerde, hangi sokak başında, hangi noktada uyuşturucu satışı yapılıyor, en ücra yerleri dahi tespit edip, suçluları yakalıyoruz. Proje ile suç haritaları hazırlıyoruz, riskli bölgeleri tespit ediyoruz ve “Narko Alan Bölgeleri” oluşturuyoruz. Biz topyekun bir mücadele istiyoruz. Çünkü halkımızın ve annelerin yardımı bizim için önemli. Ne kadar erken öğrenirsek o kadar çabuk müdahale edebiliriz. 1 dakika erken öğrenmek bile bizim için çok değerli. O bir dakikalık erken zaman 1 çocuğumuzu uyuşturucudan kurtaracaktır. Bizim mücadelemizi diğer ülkelerin yapamadığını da söylemek isterim. Uyuşturucuya teslim olmuş durumdalar. Biz ülke olarak uyuşturucu ile çok ciddi bir mücadele veriyoruz.
“HUZURUN YÜZYILI” için çalışıyoruz
■ Türkiye’nin en büyük güvenlik sorunu sizce ne? Göçmenler mi, uyuşturucu mu, çeteler mi, terör mü?
Biz göreve geldiğimiz ilk günden beri ‘’Türkiye’nin Huzuru’’ diyoruz. Çünkü huzurun olduğu yerde güven vardır, mutluluk vardır, esenlik vardır, üretim vardır, bereket vardır. İçişleri Bakanlığı ailesi olarak biz, 600 bin personelimizle ülkemizin huzuru için varız. Yaptığımız bütün operasyonlar, suç odaklarıyla mücadelemiz… Hepsinin tek bir gayesi var: O da Türkiye’nin huzuru. Önceliğimiz suçun oluşmadan önlenmesi. Ancak bir suç işlenmişse, ya da bir terör eylemi gerçekleşmişse bütün odaklandığımız nokta olayı aydınlatmak; suçluları yakalayıp adalete teslim etmek. Türkiye Yüzyılı’nda hedefimiz; önleyici güvenlik anlayışıyla devletimize ve milletimize yönelik bütün güvenlik risklerini ortadan kaldırmaktır. Biz ‘Huzurun Yüzyılı’ olması için çalışıyoruz. Suç suçtur. Suçun büyüğü küçüğü olmaz. Biz suç ve suçlularla mücadelede terör ile motosiklet hırsızlığını ayırt edemeyiz. Türkiye’nin huzuru için mücadeleye aralıksız devam edeceğiz.
]]>Basın açıklamasına, İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu da katıldı. Çalışma hayatları boyunca yaptıkları fedakarlıklara rağmen, emekli olduklarında bunun karşılığını alamadıklarını belirten ve eğitim farkı gözetmeksizin tüm polislere 3600 ek gösterge verilmesini isteyen emekli polisler adına konuşan Şahin Göçen, “Emekli polisler devletimizin bekası için, yıllarca hiçbir karşılık beklemeden, gece gündüz, hafta sonu, bayram seyran demeden çok zor şartlar altında çalıştık. Devletimizin bekası, milletimizin huzuru için her türlü suç ve suçluyla canımız pahasına mücadele ettik. Bu uğurda çok şehit verdik, gazi verdik ama hiçbir zaman yılmadık ve yıkılmadık. Bayram olur herkes memleketine sevdiklerine gider, sen greve gidersin. Hafta sonu olur, herkes çoluk çocuğunu alır gezmeye gider, sen ya maçta ya mitingde görevli olursun. Yaz gelir senelik iznini kullanmak istersin, kanuni hakkın olan izine bile zor çıkarsın. Bu böyle yıllarca devam eder ve gün gelir emekli olmaya karar verirsin. Artık biraz dinleneyim, rahat edeyim diye beklerken, asıl sıkıntının yeni başladığını anlaman uzun sürmez” dedi.
“3600 EK GÖSTERGENİN VERİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”
Emekli polislerin geçinebilmek için çalışmak zorunda kaldığını ifade eden Göçen, şunları söyledi:
*Kimisi güvenlik adı altında maalesef gece bekçiliği yapmakta, kimisi şoförlük, garsonluk. Aklınıza gelen, geçinebilmek için bulduğu her işte çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Emekli polisler, çalışırken aramızda hiçbir ayrım yapılmadan çalıştık.
*Beraber aynı ekipte çalıştık, beraber nöbet tuttuk, beraber olaylara müdahale ettik. Sabahlara kadar sokakta beraber koşturduk. Yeri geldi kumanyamızı bölüştük, beraber ağladık, beraber güldük. Ancak büyük bir mücadele sonucu almış olduğumuz 3600 ek göstergede, büyük bir haksızlık yapılmıştır.
*Yüksekokul ve fakülte mezunlarının ek göstergeleri 3600’e çıkarılmasına rağmen, ortaokul ve lise mezunu emekli polislere 3600 ek gösterge verilmemiştir. Bu çok büyük bir adaletsizliktir. Eğitim farkı gözetilmeksizin, bir defaya mahsus astsubaylara verildiği gibi talep ediyoruz. Ömer Halisdemir neyse Fethi Sekin de odur; ayrım yapılamaz.
*Ortaokul ve lise mezunu emekli polislere de 3600 ek göstergenin verilmesini talep ediyoruz. Yüksek okul ve fakülte mezunu emekli polislerin, ek göstergelerinin 4 bin 200’e yükseltilmesini, emekli olduğumuzda kesilen Emniyet Hizmetleri Tazminatı’nın ve Aile Yardımının emeklilikte de verilmesini talep ediyoruz.
“TARİHTE İLK DEFA…”
Tarihte ilk kez memur ve memur emeklisinin ayrıştırıldığını söyleyen Göçen, sözlerini şöyle sürdürdü;
*3600 ek göstergeden faydalanamayan ortaokul mezunu, 30 yıl hizmeti olan emekli bir polis memurunun maaşı 16 bin 700 lira olup, ek ödemeler çıkarıldığında kök maaşı 14 bin liradır. Asgari ücretin 17 bin lira olduğu düşünüldüğünde, emekli polislerin açlık sınırının altında bir hayat sürdürdükleri açıkça görülmektedir.
*Bunun üstüne bir de kirada oturuyorsa, nasıl hayatta kalacak varın; siz düşünün. 2023 yılında yapılan son artışlarla çalışan ve emekli memur arasındaki maaş farkı çok açılmıştır. Eskiden 7-8 bin olan fark, bugün yaklaşık 25 bin lira civarındadır. Tarihte ilk defa, memur ve memur emeklisi ayrıştırılmış, memura verilen seyyanen zam, memur emeklisine verilmemiştir. Bu çok büyük bir haksızlık ve büyük yanlıştır.
*Bu yanlıştan bir an evvel dönülmesini ve memura verilen 12 bin lira seyyanen zammın, memur emeklisine de verilmesini hükümetimizden talep ediyoruz. Unutmasınlar ki bizi duymayanı biz de duymayız. Bütün bu haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz.
*Polis emeklileri olarak bundan sonra susmayacağız meydanlarda olacağız ve hakkımız olanı alana kadar mücadeleye devam edeceğiz.
“BU MÜCADELENİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIM”
Emekli polis memurlarının mücadelesinin takipçisi olacağını belirten İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu da “Eğitim farkı gözetmeksizin aynı işi yapan, aynı görevleri yapan, aynı riskin altında kalan, kurşunlara hedef olan polislerimizin 3600’ünü vereceksin kardeşim. Bugün, bu memlekette, cumhuriyet tarihinin emeklileri, belki de hayatlarının en aciz, en düşük gelirli zamanını yaşıyor. İçişleri Bakanlığı’na bağlı jandarmamıza nasıl verildiyse 3600, polisimize de vereceksin. Bu vatan, onlardan can istedi, canını verdi. Bu mücadelenin takipçisi olacağım” dedi.
]]>Yazılım, giyinmiş kadın bedenlerini tanıma, soyma, fotoğraftaki kişinin anatomisini tespit etme ve çıplak bir beden oluşturma yeteneklerini öğrenme yetisine odaklanıyor. Yapay Zeka Akademi Başkanı Önder Eker, toplumun bu tür tehditlere karşı etkili bir şekilde nasıl mücadele edeceği konusunda çözüm önerilerini değerlendirdi. Avukat Tayfun Üzülmez ise mağdurlara seslenerek, kişisel veri ihlalleri, şantaj ve özel hayatın gizliliği gibi suçlarla mücadelede bireylerin haklarına sahip çıkarak, savcılığa başvurmalarının önemine vurgu yaptı.
“OLUMSUZ VE GAYRİMEŞRU KULLANIMLARI BERABERİNDE GETİRİYOR”
Yapay zekanın getirdiği faydalı yönlerin yanında olumsuz ve gayrimeşru kullanımlarını da açıklayan Yapay Zeka Akademi Başkanı Önder Eker, “Artık karşımızda makineler mi var, insanlar mı, yoksa yapay zeka mı; ayırt edemeyeceğimiz bir hal aldı. Bu durum tabii ki son derece faydalı; ticareti önemli ölçüde geliştiren bir şey. Sosyal etkileşimde etkileşimi çok geliştiren bir özellik taşıyor. Bir bankayı düşünün, arayıp da bir türlü alamadığınız bir bilgiyi sormak yerine hemen yapay zekadan cevabını hızlı bir şekilde alabildiğiniz bir hale dönüştü. Bu hızlanarak devam edecek gibi görünüyor. Tabii ki, her yeni teknoloji gibi, yapay zeka da iyi kullanımlarıyla birlikte olumsuz ve gayrimeşru kullanımları da beraberinde getiriyor. İnternet devrimiyle birlikte siber güvenlik kavramı ortaya çıktı. Şimdi ise karşımızda kötü niyetli hackerlar dediğimiz, adeta bilgisayar hırsızları olarak nitelendirebileceğimiz kişiler var. Bu duruma karşı beyaz şapkalı hackerlar çıkıyor. İyi niyetli bir yazılım çıktığında, kötüye kullananlar da ortaya çıkıyor ve buna karşı nasıl mücadele ederiz sorusuna cevap arayan bir yapı gelişiyor. Bu durumu yapay zeka alanında da göreceğiz” şeklinde konuştu.

“DEVLETLERİN BU KONUDA HAREKETE GEÇMELERİ GEREKİYOR”
Yapay zeka ile oluşturulan müstehcen videoların şantaj aracı olarak kullanılmasına da değinen Eker, “Elbette çok olumsuz örneklerle karşılaşıyoruz. Örneğin, yurt dışında yaşanan gerçek bir olayda, “Kızınızı kaçırdık” diyerek babasıyla telefonda konuşturuyorlar ve fidye istiyorlar. Baba, çaresiz bir şekilde parayı gönderiyor. Bu tür durumlarla mücadele etmenin yolu, devletlerin regülasyonları ve düzenlemeleri bir takım yerlere getirmeleriyle mümkün. Yeni bir şeyle karşılaştıklarında devletlerin bu konuda harekete geçmeleri gerekiyor. Ancak gerçek ile ayırt etmek oldukça zor. İşte zorlu olan taraf da burada” dedi.
“KAMU BU KONUDA CİDDİ ÇALIŞMALAR YAPMALIDIR”
Yapay zekanın siber güvenlik açısından da birçok zorluğu beraberinde getirdiğine dikkat çeken Eker, “Hayatın akışına aykırı bir durumla karşılaştığınızda, bu durumun gerçekliğini kontrol etmek önemlidir. Kamu, bu konuda ciddi çalışmalar yapmalıdır. Ancak düz vatandaş için söyleyeceğimiz şey; konunun uzmanı olmayan birisi olağan dışı bir durumla karşılaştığında, şüphelenip gerçekliğini kontrol etmesi önemlidir” diye konuştu.
“BEYAZ ŞAPKALI HACKERLAR YETİŞTİRİYORUZ”
Bu tür sorunlarla mücadelede uzman yetiştirmenin ve siber güvenlik konusunda regülasyonların önemini vurgulayan Eker, “Networkte birçok yapay zeka uygulaması bulunmaktadır. Bu uygulamaları akıllıca kullanabilen ve yazılım bilgisine sahip kişiler, bunları bir araya getirip bir takım kötü niyetli şeyler üretebilirler. Ancak bunun için uzmanlaşmak gerekmektedir. Uzmanlar için ise bu durum bir çocuk oyuncağıdır. Dolayısıyla, bu duruma karşı mücadelede siber güvenlikte söylediğim gibi, kötü niyetli hackerların karşısında beyaz şapkalı hackerlar yetiştiriyoruz. Bu alanda bol miktarda yapay zeka uzmanı yetiştiriyoruz. Bu uzmanlar, bu tür uygulamalarda iyi niyetli davranan yazılımlar üretebilir veya kötü niyetli yazılımları anlayıp buna karşı koyacak algoritmaları ortaya koyabilirler. Bunun tamamen uzman yetiştirmekle, insanların uzmanlaşmasıyla ve bu alandaki sayısının artmasıyla olabileceğini söyleyebilirim” dedi.
“PARAYI ÖDEMEZSENİZ AİLE BİREYLERİNİZE GÖNDERİLECEK”
Yapay zekanın etik sorunlarından biri de, kişisel verilerin kötü niyetli kişiler tarafından ele geçirilerek şantaj amaçlı kullanılması. Avukat Tayfun Üzülmez, bu konuda önemli uyarılarda bulunarak, “Maalesef ülkemizde şu aşamada birçok mağdur bulunmaktadır. Kişilerin fotoğrafları veya sosyal medyada yer alan bilgileri bir şekilde ele geçirilmekte ve şu anki yapay zeka teknolojisi kullanılarak sahte videolar oluşturulmaktadır. Bu videolarda kişinin sadece fotoğrafı kullanılarak, bedeni ona ait olmayan bir içerik oluşturulmakta. Ardından kişi bulunuyor ve aranıyor; ‘Eğer bana belirli bir miktar ödeme yapmazsanız’ şeklinde şantaj yapılıyor ve ‘Parayı ödemezseniz bu içerik aile bireylerinize gönderilecek’ deniliyor. Bizim insanlarımız da, mağdurlar genellikle yaş olarak 18 yaş altı çocuklar olduğu için korkuya kapılıp para gönderenler olabiliyor. Psikolojik olarak buhrana girenler veya sonucunda intihara sürüklenenler de maalesef bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.
“ŞANTAJ SUÇU, ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İHLALİ, KİŞİSEL VERİLER”
Avukat Üzülmez, bu tür durumlarla karşılaşan ailelere önemli uyarılarda bulunarak, “Bu tarz durumlarla karşılaşan aileler veya aile bireyleri, öncelikle korkmamalıdır. Burada, kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde yayılması suçu, şantaj suçu ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçu gündeme gelebilir. Bu nedenle, bir an önce savcılığa gidip suç duyurusunda bulunmaları önemlidir” dedi.
]]>8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MESAJLARI
Dünyayı güzelleştiren tüm kadınlara, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Hayatımızdaki her alanda varlık gösteren, ilham veren ve güçlendiren tüm kadınların günü kutlu olsun!
Eşitlik ve özgürlük yolunda mücadele eden tüm cesur kadınlara selam olsun!
Bugün, her zamankinden daha fazla birlik ve dayanışmaya ihtiyacımız var. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Kadınların gücüyle daha güzel bir dünya inşa edeceğimize inanıyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Kadınlar, dünyanın yarısını değil, tamamını oluşturur. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Kadınların özgürlüğü, tüm insanlığın özgürlüğüdür. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Eşitlik ve adalet için mücadele eden tüm kadınların sesi olmaya devam edeceğiz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Kadınların gücüyle daha parlak bir geleceğe doğru ilerleyeceğiz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
Bugün, sadece bir gün değil, her gün kadınların günüdür. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

ANNEYE, EŞE, SEVGİLİYE, ARKADAŞA 8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MESAJLARI
Sevgili annem, her zaman yanımda olduğun ve bana inandığın için teşekkür ederim. Dünya Kadınlar Günü’n kutlu olsun!
Canım eşim, hayatımı güzelleştirdiğin ve bana her zaman destek olduğun için teşekkür ederim. Dünya Kadınlar Günü’n kutlu olsun!
Değerli kız kardeşim, her zaman yanımda olduğun ve bana güvendiğin için teşekkür ederim. Dünya Kadınlar Günü’n kutlu olsun!
Sevgili arkadaşım, her zaman beni motive ettiğin ve bana ilham verdiğin için teşekkür ederim. Dünya Kadınlar Günü’n kutlu olsun!
Güçlü ve ilham verici kadın rol modelin için sana minnettarım. Dünya Kadınlar Günü’n kutlu olsun!

8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NE ZAMAN?
Dünya Kadınlar Günü her yıl 8 Mart tarihinde kutlanır. 2024 yılında da Dünya Kadınlar Günü 8 Mart Cuma günü kutlanacak.
Bu özel günde, kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda elde ettiği başarılar kutlanır ve toplumsal cinsiyet eşitliği için farkındalık yaratılır.
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ÖNEMİ NEDİR?
Tarihsel Önem:
1857’de New York’ta tekstil işçilerinin greviyle başlayan ve kadın hakları mücadelesinin sembolü haline gelen bir gündür.
Kadınların oy hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi temel haklara kavuşması için verilen uzun mücadelenin anısına kutlanır.
Toplumsal Önem:
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için farkındalık yaratılmasını sağlar.
Kadınların karşılaştığı sorunlara ve ayrımcılığa dikkat çeker.
Farklı alanlarda başarılı olan kadınların görünürlüğünü artırır ve ilham kaynağı olur.
Kültürel Önem:
Kadınların toplumdaki değerini ve önemini vurgular.
Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen kadınları bir araya getirir.
Kadın dayanışmasını ve birlikteliğini güçlendirir.
Politik Önem:
Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi için politik ve yasal düzenlemelerin yapılmasını teşvik eder.
Kadınların siyasi ve ekonomik hayatta daha fazla yer almasına katkıda bulunur.
Sürdürülebilir kalkınma ve barış için kadınların rolünü öne çıkarır.
Tarihçesi:
Dünya Kadınlar Günü’nün kökeni 19. yüzyıla kadar uzanır. 1857 yılında New York’ta tekstil işçilerinin daha iyi çalışma koşulları için başlattığı grev, bu özel günün ilk kıvılcımı olarak kabul edilir. O zamandan bu yana, dünya genelindeki kadınlar, oy hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi temel haklara kavuşmak için mücadele ettiler ve birçok önemli başarı elde ettiler.
Önemi:
Dünya Kadınlar Günü, sadece bir kutlama günü olmanın ötesinde, birçok açıdan büyük önem taşır:
Tarihi bir öneme sahiptir: Kadın hakları mücadelesinin sembolü olan bir gündür.
Toplumsal değişime katkıda bulunur: Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için farkındalık yaratılmasını sağlar.
Kadınların karşılaştığı sorunlara dikkat çeker: Şiddet, ayrımcılık, yoksulluk gibi sorunlara karşı mücadeleyi teşvik eder.
Kadın dayanışmasını ve birlikteliğini güçlendirir: Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen kadınları bir araya getirir.
Politik değişimleri teşvik eder: Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi için politik ve yasal düzenlemelerin yapılmasını teşvik eder.

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NEDEN 8 MART’TA KUTLANIYOR?
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansında gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletlerinde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti. Birleşmiş Milletlerin sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığının yazılmamıştır.
TÜRKİYE’DE KADINLAR GÜNÜ
Türkiye’de 1921 tarihinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandı. 1980 darbesi döneminde dört yıl kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her geçen gün daha da geniş kitlelerle kutlanmaya devam ediliyor.
]]>AB Dönem Başkanı Belçika’nın İçişleri Bakanı Annelies Verlinden, Belçika Göç ve İltica Bakanı Nicole de Moor ile AB Komisyonu’nun İç İşlerinden Sorumlu Üyesi Ylva Johansson katıldı.
Verlinden, toplantının gündem maddelerinin sınır kontrollerinin güçlendirilmesi, Şengen bölgesi, organize suçlar, uyuşturucu kaçakçılığı ve siber tehditlerle mücadele olduğunu aktararak, güvenlik tehditlerinin birbiriyle bağlantılı doğası gereği sorunların ele alınmasında iş birliğine dayalı çabaların önemini vurguladı.
Bakanların radikalleşmeyi önlemek ve vatandaşların güvenliğini sağlamak adına terörizm ve aşırıcılığa karşı önlemlerin artırılması gerektiği konusunda mutabık kaldığını ifade eden Verlinden, internet ortamında çocuklara yönelik istismarla mücadeleye yönelik yasa çalışmalarının devam ettiğini söyledi.
Verlinden, Bulgaristan ve Romanya’nın Şengen bölgesine havadan ve sudan dahil olduğunu hatırlatarak, “Sizi temin ederim ki; Belçika dönem başkanlığı, Komisyon’un tavsiyeleri doğrultusunda Şengen’e tam üyelik için çalışmaya devam edecektir” dedi.
Orta Doğu’da yaşanan gelişmelerin internet ortamında kutuplaşmayı artırmasından endişe duyulduğunu dile getiren Verlinden, ırkçılık ve nefret söylemlerine karşı ilgili sosyal medya platformlarla iş birliğini güçlendirerek veya iş birliği yaparak bu sorunun ele alınacağını aktardı.
MISIR VE MORİTANYA İLE MÜZAKERELER
De Moor, AB’nin sığınma ve göç kuralları hakkında hazırlanan yasanın Avrupa Parlamentosunda (AP) oylanmaya hazır olduğuna işaret ederek, “Bu Avrupa için küçük çaplı bir devrimdir. Reform ortak sığınma ve göç kurallarımızı daha adil, daha iyi, daha hızlı ve daha güçlü hale getirecek, sınırlarımızı daha iyi koruyacak, göç akışlarını daha iyi yönetecek ve yasal yollar sağlayacak” değerlendirmesinde bulundu.
Toplantıda sınır ve sahil güvenlik yönetmeliğinin gözden geçirilmesine ilişkin tartışmaların yapıldığını ifade eden de Moor, bu doğrultuda Avrupa Sınır ve Sahil Güvenliği Ajansının (Frontex) etkinliğinin artırılması gerektiğinin altını çizdi.
De Moor, Doğu Akdeniz’de 2024’ün ilk ayında yasa dışı sınır geçişlerinde yüzde 84’lük artışın tespit edildiğini aktararak, bu rotaya yönelik bir eylem planı hazırlanması için görüş alışverişi yapıldığını kaydetti.
AB’nin Temmuz 2023’te Tunus ile düzensiz göçe karşı kapsamlı iş birliği mutabakat zaptı imzaladığını hatırlatan de Moor, Mısır ve Moritanya ile benzer iş birliğinin kurulması adına müzakerelerin devam ettiğini anlattı.
De Moor, düzensiz göçle mücadele için sınır kontrollerinin artırılması için adımlar atılacağını dile getirdi.
KAÇAKÇILIKLA MÜCADELE
Johansson, Frontex’in yönetmenliğinin değiştirilmesi gerektiğine ilişkin tartışmalara, “Frontex iyi gidiyor, yönetmelik işe yarıyor. Yönetmeliği değiştirmemeliyiz ancak uygulamaya odaklanmalı ve Komisyon’un önerdiği eylem planını güçlü şekilde desteklemeliyiz” cevabını verdi.
Ukrayna’nın AB’ye katılım şartlarından biri olan “yolsuzlukla mücadelede” ilerlemeler kaydettiğine değinen Johansson, toplantıya çevrim içi katılan Ukrayna İçişleri Bakanı Ihor Klymenko ile verimli bir görüşme yapıldığını söyledi.
Johansson, Avrupa’ya deniz yoluyla geçmek isterken çok sayıda göçmenin hayatını kaybettiğini belirterek, “Bunu gerçekten durdurmanın tek yolu, kaçakçıların insanları bu son derece tehlikeli rotalara sokmasını engellemektir. Bence bunu yapmakla yükümlüyüz” dedi.
]]>İlhan Palut, maçın ardından düzenlenen basın toplantısında yaptığı açıklamada, ligde son haftaların kendileri için iyi geçmediğini, puan olarak geride kaldıklarını ve moral bozukluğunu yaşadıklarını söyledi.
Kayserispor maçının puan almanın yanında moralleri yükseltmek için de önemli olduğunu dile getiren Palut, “Ligin en formda takımı Kayserispor’a karşı hazırlandık. Önde baskıyı direkt toplarla ve paslarla aşmayı planladık. Daha çok mücadele eden, ikili mücadele kazanan Çaykur Rizespor vardı sahada.” diye konuştu.
Rakiplerinin tehlikeli oyunculara sahip olduğunu anlatan İlhan Palut, “Uzun zaman sonra gol yemememiz bizim adımıza sevindiriciydi. Bu oyunun karşılığında güzel bir galibiyet aldık. Umuyorum bizim için yeni bir başlangıç olmuştur. 3 puanın vereceği moral ve psikolojik rahatlama var ama puan olarak asla rahatlayamayız. Psikolojik rahatlama ile tekrar çıkışa geçen bir Rizespor oluruz.” ifadelerini kullandı.
HAKEM YÖNETİMİ HAKKINDAKİ YORUMU
İlhan Palut, maçın hakemi Burak Pakkan’ın yönetimi hakkında şunları kaydetti:
“Umut vaat eden atağımızda, hakem henüz maçın başında saatini gösterdiği pozisyonda, sarı kart olmadığına yorum getirseydi saygı gösterdim. Yine saygı gösteriyorum ama eğer bunu zamandan dolayı, dakikadan dolayı ise buna katılmam mümkün değil. Çünkü her dakikada sarı kart pozisyonu, sarı karttır. Zeqiri’nin ikinci yarıdaki mücadelesini izlemedim ama baktığım zaman hakemin normalde oyunu devam ettirme inisiyatif içinde olduğunu gördüm. Sonuçta Gökhan’ın yaptığı hareket kırmızı karta yol açacağı için orada hücum faul tercih etti.”
Palut, maçta top toplayıcı çocuğun topu oyuna geç soktuğuna yönelik iddiayla ilgili “İnşallah biz topu vermekte gecikmemişizdir. İnşallah top toplayıcılara ‘Öndeyiz topu rakibe yavaş verin.’ dememişizdir. Çünkü bir önceki deplasmanda küçücük çocukları kendi zihniyetiyle zehirleyen ve topları atmaması için o küçük, çok değerli çocuklarımızı negatif organize eden, kendi kötü zihniyetlerini yeni neslimize de aşılamaya çalışan bir ortam gördüm. Eğer bizim top toplayıcı çocuğumuz topu geç verdiyse ben bunun takipçisi olacağım. Böyle şeylere bizim ihtiyacımız yok. Artık bu çağın futbolunda bunlara tenezzül etmemek gerek ama sonuçta o bir çocuktur. Böyle bir şey yaptıysa da daha hoşgörülü davranmak lazım.” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye’de etikten uzak bir futbol kültürü olduğunu savunan Palut, “Bari burada biz çocuklarımızı koruyalım. Kendi ucuz düşüncelerimizle o çocukları zehirlemeyelim. Dönem dönem statlarda bunu yaşıyoruz. Bunlar çok ayıp şeyler. Çocuklar üzerinden yapılması daha da düşündürücü.” şeklinde görüş belirtti.
KAYSERİSPOR CEPHESİ
Mondihome Kayserispor Teknik Sorumlusu Hari Vukas, galibiyetten dolayı Çaykur Rizespor’u tebrik etti.
Maçın istedikleri gibi geçmediğinin altını çizen Vukas, “Rakibimiz sahada bizden daha agresifti. Biz ise istediğimiz oyunu sahaya yansıtamadık. En kısa sürede bu maçı unutmamız gerekiyor. Bundan daha iyisini önümüzdeki haftalarda yapmamız gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
İki ekibin de mücadele ettiğini vurgulayan Vukas, “Mücadele gücü yüksek maç oldu. Rakibimiz mücadele kısmında bizden iyiydi. Çok fazla geçiş oldu. Bu maçı en kısa zamanda unutmamız lazım. Yaptığımız iyi ve kötü şeyler oldu oyun içinde. Bunları analiz edip önümüzdeki maçlara çok daha iyi hazırlanacağız.” değerlendirmesinde bulundu.
Ligde her maçın zor olduğunu anlatan Hari Vukas, “Her maç mücadele etmemiz gerekiyor. Bu mücadeleyi sahaya yansıtmamız gerekiyor. Ligde maç maç odaklanmamız lazım. Önümüzdeki maçlar ligde hedeflerimiz açısından belirleyici olacak.” diye konuştu.
]]>
İkizköy Çevre Komitesi’nden bugün yapılan açıklamada, “Akbelen’de patlatılan dinamitler yüzünden çatlayan evlerimize dair istediğimiz delil tespiti mahkemeler tarafından defalarca reddedildi, yinede pes etmeyeceğiz ” denildi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı;
“MADENE KARŞI 5 YILDIR MÜCADELE EDİYORUZ”
*Biz İkizköylüler, madene karşı verdiğimiz mücadelede beşinci senemize girdik. Eğer beş senedir inadımızla, inancımızla, birliğimizle direnişi bugünlere kadar getirmeyip pes etseydik; Akbelen Ormanı’ndan sonra gelen tarım arazilerimiz, 45 bine yakın zeytinimiz, evlerimiz, köyümüzle birlikte geçmişimiz ve geleceğimiz de yok olacak, silinip gidecekti.
*Bunca senedir köylerimizi, verimli topraklarımızı, zeytinliklerimizi talan eden YK Enerji şirketinin her türlü baskısına, şirketi koruyan jandarmanın en ağır şiddetine, bitmeyen eziyetlerine karşı hala bu topraklarda yaşamak için mücadelemiz sürüyor.
*Köyümüzü madenin zehrinden bir nebze de olsa koruyan Akbelen Ormanı’na 24 Temmuz 2023’te jandarmanın koruması altında YK Enerji şirketi saldırmış; tüm çabalarımıza, kamuoyunun yoğun tepkisine karşı bir haftada 740 dönümlük ormanı devam eden davalarımıza rağmen kesmişti.
*Yediğimiz biber gazına, tomanın suyuna, jandarmanın jopuna karşı köylüler olarak yine vazgeçmeyip madene karşı mücadelemize de, bunun için tuttuğumuz çadırlı nöbete de devam ettik.
*12 Eylül 2023’te inatla süren direnişimizi kırmak, madenin önünü açmak, tepkimizi engellemek üzere nöbet alanımız dağıtılarak, eşyalarımıza en konularak Akbelen’e Jandarma Asayiş Noktası kuruldu.

“BU EVLER BİZE MEZAR OLSUN DİYE Mİ BEKLENİYOR?”
*Bugün geldiğimiz noktada Akbelen’de her gün çok sayıda dinamitler patlatılıyor, 7/24 iş makineleri çalışıyor, köyümüz adeta bir toz ablukasının içinde hayatta kalmaya çalışıyor. Evlerimizin hemen karşısında patlatılan dinamitler yüzünden aylardır evlerimiz çatlaklar içinde. Dört bir yanından çatlayan evlerimizde güvende değiliz.
*Her gün deprem şiddetinde sarsıntılar yaşıyoruz. Köyümüzde yaşayan çok sayıda yatalak veya bakıma muhtaç yaşlı ile birlikte çocuklarımız yaşıyor. Can güvenliğimizin olmadığı çatılarımızın altında; her gün çatlakların derinleşmesine, evlerimizin giderek daha çok hasar almasına tanık oluyoruz.
*Evlerimizin madende patlatılan dinamitler yüzünden aldığı hasarı tespit etmesi için mahkemeye bıkmadan usanmadan defalarca başvurduk. Jandarmaya şikayette bulunduk. Milas Kaymakam’ı ile görüşmeye gittik. Jandarma evlerimize gelip yalnızca çatlaklarımıza baktı, Kaymakam verilen izinler çerçevesinde bir sorun yoktur dedi, mahkemeler de hukuki yarar bulmadığı için delil tespit talebimizi reddetti.
*Çatlayan hasarlı evlerimizin içinden görevini yapmayan mahkemelere, Milas Kaymakamı’na, jandarmaya, bu izinleri bu şirketlere veren bakanlıklara ve bu ihmalden, bu talandan sorumlu olan tüm kamu kuruluşlarına, tüm yetkililere haykırıyoruz: Bir gün evlerimiz dinamitlerin şiddetine dayanamayıp başımıza yıkılsın da; çocuklarımızla, yaşlılarımızla, gencimizle, her türlü insanımızla bize yuva olan bu evler bize mezar olsun diye mi bekliyorsunuz?
*İneklerimizi, keçilerimizi, koyunlarımızı beslediğimiz ahırlar hayvanlarımızın başına yıkılırsa hesabını kim verecek?

“AKBELENİ’DE İKİZKÖYÜ’DE TERK ETMEYECEĞİZ”
*Mahkemenin çatlakları tespit etmemek için söylediği “hukuki yarar” kimin yararıdır? YK Enerji şirketinin hukuksuzluklarını görmezden gelmenize dayanak gösterdiğiniz izinlerinizi, İliç’te 9 madenciye mezar olan liç yığını için de vermemiş miydiniz?
*Bu ülkenin işçileri, köylüleri, patronlar ve şirketler tarafından ezilenleri, yaşamları yağma edilenleri olarak biliyoruz ki hepimiz kader ortağıyız. Biliyoruz ki hiçbirimizin canının bir kıymeti yok.
*Biliyoruz ki birileri daha çok zengin olsun diye yaşamlarımız gasp edilmeye devam ediyor. Ve yine biliyoruz ki bitmeyen bu işkencelerinizin sebebi kıramadığınız inadımız, tükenmeyen inancımız, bitmeyen hukuki ve meşru mücadelemiz.
*Ne yaparsanız yapın mücadelemize devam edeceğiz. Gitmemizi beklediğiniz bu toprakları, Akbelen’i de İkizköy’ü de terk etmeyeceğiz!
]]>Sözlerine oyuncularına teşekkür ederek başlayan Sergen Yalçın, şu ifadeleri kullandı:
“Çok zor bir deplasmanda, ağır baskı altında oynadık. İyi hazırlanmıştık. Rakibimizi iyi analiz ettik. Özellikle geçiş oyunlarını kapatmak için merkezi kapatarak önde oynadık. Aslında risk alarak oynadık. Maçın tamamında iyi mücadele ettik. Rakibe hem ikili mücadelelerde hem ikinci toplarda hem de tempolu oyunlarda cevap verdik. Kaybetmek tabii ki üzücü. Çünkü çok mücadele ettik. Bazen kaybederken başka şeyler kazanırsın. Kendi açımızdan böyle bakmak istiyoruz. Aslında başka şeylere bakmamız gerekiyor ama baktığımız şeylerin fayda getireceğini düşünmüyorum. O yüzden oraya bakmak istemiyorum. Sadece oyuna odaklanıp, oyunu konuşmak istiyorum. Kendi adımıza olumlu bir geceydi. Oyuncularım çok iyi mücadele etti. Sonucunda kaybettik. Oyuncularıma tekrar teşekkür ediyorum.”
Küme düşme hattından uzaklaşmak istediklerini aktaran Yalçın, “Bir an önce küme düşme hattından kurtulmak istiyoruz. Bir an önce maç kazanıp kendimizi barajın üstüne atmamız gerek” dedi.
“OYUNCULARIN EMEĞİNE YAZIK”
Antalyaspor Teknik Direktörü Sergen Yalçın, Türk futbolunun geri gittiğini söyledi.
Video Yardımcı Hakem (VAR) kararlarını eleştiren Yalçın, şunları söyledi:
Futbolun çok geri gittiğini görüyorum. Bu hiç kimse için sağlıklı bir gidişat değil. Özellikle hakem arkadaşlara bazı tavsiyelerim var. Böyle maç yönetmesinler. Özellikle VAR’dakiler böyle yönetmesinler. Ne görüyorlarsa onu çalsınlar, hata yapsınlar. Zaten hiçbir zaman lehime istemedim. Gördüklerini çalsınlar, inandığımız hakemler olsun. Hata yapmaları bizim için hiç sorun değil. Hakemler de insan. Tabii ki hata yapabilir ama maça çok iyi başlayan, çok iyi oynayan takıma 12. dakikada VAR’dan çağırıp da bunu yapamazsın. Ayıp… Adama gülerler. 15 dakika çok iyi başlayıp tek kale oynayan takımı ilk yediği hücumda böyle penaltıyla mağlup başlatamazsın. Oyuncuların emeğine yazık. Oyuncular o kadar mücadele ediyor. Yürüyecek halleri yok. Yazık değil mi bu oyunculara? Masa başında oturan Özgür Yanyaka penaltı verdi. Tersi olsa verir miydi?
Sergen Yalçın, MKE Ankaragücü Teknik Direktörü Emre Belözoğlu’nun, “Tarihin en iyi Galatasaray kadrosuna karşı oynadık” değerlendirmesine katılmadığını söyledi.
Belözoğlu’nun açıklamasının hatırlatılması üzerine Yalçın, “Ben öyle düşünmüyorum. Galatasaray çok iyi bir takım, çok iyi oyuncuları var. Ancak bugünkü oyunda karşımızda öyle bir takım yoktu. Güç dengelerini 60’a 40 gördüm. Maçın ilk yarısında çok daha iyi oynadık, pozisyon bulduk” diye konuştu.
“RAKAMLAR BELLİ”
Sergen Yalçın, futbolcularının ortaya koyduğu mücadeleden dolayı soyunma odasına mutlu girdiğini dile getirdi.
Yapılan bir analize yanıt veren tecrübeli teknik adam, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Galatasaray kötü değildi, biz iyiydik. Seviyesi belli olan bir takımız. Söylediklerinizi yapabilseydik bugün 3. sırada olurduk veya şampiyonluğa oynardık. Oyuncu kalitemizin seviyesi, futbolcuların aldığı rakamlar belli. Anadolu takımlarının geneli böyle. Çok fazla şey beklemek yanlış olur, gerçekçiliğin dışına çıkar. Kendi kalitemize ve oyuncu grubumuza göre doğru oyunu oynayıp iyi mücadele ettik. Sadece sonucu alamadık. Bazen sonucu alamıyorsun ama başka şeyler kazanıyorsunuz. Oyuncular öz güvenini kazanıyor. Soyunma odasında çok mutlulardı. Kaybettiklerine üzülmediler çünkü oyunumuz çok güçlüydü. Geçen hafta berabere biten İstanbulspor maçından sonra hepimiz ağlayacaktık. Bugün kaybetmemize rağmen moraller bozuk değildi çünkü onlar da oynadıkları futbolun ne kadar güçlü olduğunun ve mücadele ettiklerinin farkında.”
YEHEZKEL’İN KADRO DIŞI KALMASI
Kırmızı-beyazlı takımın teknik direktörü, İsrailli futbolcu Sagiv Yehezkel’in kadro dışı bırakılmasını değerlendirdi.
İsrail’in Gazze’ye saldırılarıyla ilgili mesaj veren Yehezkel’in ülke hassasiyetleri gereği kadro dışı kaldığını aktaran Yalçın, “Ülkemizin hassas noktalarına dokunan bir olay. Hoş karşılanacak bir olay değil. Olaydan sonra oyuncuyu göndermemizle ilgili siyasetten de aradılar. Antalyaspor olarak ülkemizin hassas noktalarına dokunduğu için oyuncumuzu gönderdik. Aslında en iyi oyuncumuzu gönderdik. Transferi de açıp yerine hiçbir oyuncu alamadık. Madem böyle oluyor bize yukarıdan yardım etmeleri lazımdı. ‘En iyi oyuncunuzu gönderdik. Size yardım edelim de bir oyuncu alın. Takımınız eksik kaldı.’ deselerdi daha güzel olurdu. Antalyaspor olarak görevimizi yaptık. Sonunda sağ kenar oyuncumuz yok. Bu bölüm bizi sıkıntıya sokuyor. Antalyaspor olarak biz görevimizi yaptık ama sonucunda kenarsız oynuyoruz. O bölüm bizi sıkıntıya sokuyor” değerlendirmesinde bulundu.
“ZOR BİR PERİYOTTAN GEÇİYORUZ”
Ligde 27. haftayı 35 puanla kapattıklarını dile getiren Sergen Yalçın, bir an önce 40 puanın üstüne çıkmak istediklerini söyledi.
Sıkıntılı bir yerde olduklarını aktaran Yalçın, “İlk hedefimiz bir an önce 40 puanın üstüne çıkıp ligde kalmak. Zor bir periyottan geçiriyoruz. Haftaya içeride Gaziantep FK ile oynayacağız. Ardından da Başakşehir ve Beşiktaş deplasmanlarına gideceğiz. Biraz nefes almak için buralardan 4-5 puan kazanmak zorundayız. Çok kolay değil. Herkes mücadele ediyor. Artık maçları kazanmak çok zor. Aslında hakem arkadaşlar olmasa çok da zor olmaz” şeklinde görüş belirtti.
]]>1 Nisan günü işçiler bugünden daha güçlü olacak
– Erkan Bey, Gebze’den belediye başkan aday oldunuz, bizi şaşırttınız. Bu kararı nasıl verdiniz?
Aslında Türkiye İşçi Partisi’ni yakından takip edenleri şaşırtmamalı. Siyaset bir iddia ve bu iddiayı gerçek kılabilme işidir. Bizim en önemli iddialarımızdan birisi emeğiyle yaşayan insanları siyasetin merkezinde bir güç haline getirmekte. Gebze Türkiye’nin en önemli işçi havzalarından biri, Türkiye İşçi Partisi’nin iddiasını somutlaştırabileceği yerlerin başında geliyor. Yerel seçimler son derece kısır bir tartışma düzlemine sıkışmış durumda ve ülkenin çok büyük çoğunluğunu oluşturan insanlar işçiler, bırakın görünmeyi sesleri bile duyulmuyor. Öncelikle işçi sınıfını yerel seçim sürecinde de etkin bir güç haline getirmek istiyoruz. Bu iddiamızı gerçekleştirebilmek için nasıl bir yol izleyelim diye düşündük taşındık. Adaylığım da bu tartışmanın içinde önce il ve ilçe örgütlerimizde gündem olmuş, ardından Parti Meclisi gündemine geldi, karar oluştu ve aday oldum. Sadece bu adaylık dahi matematik hesabına dönüşen seçimlerde Gebze’nin varlığını, Gebze’nin bir işçi havzası olduğunu konuşturmaya, tartıştırmaya yetti, demek ki doğru karar vermişiz. Bu vesileyle daha şimdiden Gebze’yi, Gebze başta olmak üzere tüm Türkiye’de işçilerin yaşam koşullarını konuşmaya başladık, dahası da olacak.

– Sağ partilerin Gebze’deki oy oranı nedir?
Son 30 yılda ortalama yüzde 60 civarında net sağcı olan partilere oy çıkan bir yer. Son yıllarda Cumhur İttifakı bunu büyük ölçüde toparlamış ve seçime tek parti olarak giriyorlar. Adaylığımın bir nedeni de bu zaten… Siyaset tüm ülkede yüzde 52-yüzde 48 sıkışmışlığına hapsedilmek isteniyor. Burada radikal ve yeni bir kurucu müdahale yapılmadığı takdirde bu tablonun değişmesi mümkün değil. Karşımızda devlet olanaklarını kullanan, tarikatları-cemaatleriyle yoksul ve çaresiz bıraktığı emekçileri kuşatan, medya ablukasıyla siyahı beyaz, beyazı siyah gösterebilen bir iktidar var. Bunu yenmek istiyorsak, biraz daha zor olan bir yolu tercih etmek zorundayız. Emekçi mahalleleri, yoksul bırakılan işçilerin sıkıştırıldığı il ve ilçelerde göğüs göğüse bir mücadeleyi göze almamız gerekiyor. TİP henüz genç bir parti ama mütevazı ölçeklerle de olsa bu girişimlerindeki sonuç verdiğini görüyoruz. Özellikle genç işçi kuşaklarında ailelerinin, mahallerinin ufkunu aşan bir yönelim olduğunu deneyimledik, şimdi bunu hem geliştirmek hem kalıcılaştırmak için topyekun bir mücadele içindeyiz. Hemen genel seçimlerden sonra aldığımız ilk karar, Türkiye’de sendikalı işçi sayısını, toplu sözleşmeli çalışan işçi sayısını artırmaya odaklanmak gerektiğiydi. Bu kapsamda aşağı yukarı 6 aydır neredeyse bütün enerjimizi, “aşağıda” uzun vadeli ve derin bir örgütlenme çalışmasına vermiştik. Bu adaylık da bunun bir uzantısı. Yakın gelecekte ne kadar önemli bir adım olduğu daha iyi anlaşılacak.
– Peki bu kadar yüksek bir oranı, kendi lehinize bu kadar zamanda nasıl çevireceksiniz?
Gebze’deki her işçi Aralık sonu veya Ocak başı aldığı zammın daha ilk zamlı maaşı aldığı Şubat ayının başında buharlaşmasını yaşadı. Şunun için söylüyorum, az bir zaman olduğu doğru ancak hızlı hareket etmek zorundayız. Mesele şu, işçiler örgütsüz olduğunda kendilerini, yalnız ve çaresiz hissettiğinde patronlar için dikensiz gül bahçesinde bir yaşam kuruluyor. Oysa örgütlendiğimizde ne kadar güçlü olduğumuzu, aslında her şeyi yapabilecek bir gücümüz olduğunu biliyoruz. Benim adaylığım sadece Belediye yönetmeye değil. Gebze’de tüm sendikaların örgütlü gücünü artırmak istiyoruz. Tüm işçi arkadaşlarımızın uğradıkları haksızlıklara karşı mücadelede yanlarında olmak istiyorum. Nasıl bir cehenneme mahkum edildiklerini herkes görsün ve hep birlikte bu gidişe ‘dur’ diyelim istiyorum. Esas önemli olan şu: 1 Nisan günü hem Gebze’de hem tüm Türkiye’de işçiler kesinlikle bugünden daha güçlü olacak, daha şimdiden bunu sağladık gibi.
– Aslında burada bir oksimorondan bahsetmek mümkün. İşçilerin durumu ortada. Bu kadar yoksulluk çekerken, işçiler neden sağ partileri tercih ediyor?
Değişmek şart. Sağ partilerin bugüne dek en büyük başarısı esas sorunun konuşulmamasını sağlamak oldu. Gerçekleri konuşmak tartışmak yerine, insanların inançlarını, değerlerini sömürerek bir avuç insanı daha zengin eden, milyonlarca insanı yoksullaştıran bir bozuk düzeni sürdürmeyi başarıyorlar. Bunun bir ayağı işçilerin kendi hakkı için mücadelesinin önüne geçecek mekanizmalar kurmak, yetmeyince devlet olanaklarıyla baskı kurmak ve hem siyasal hem toplumsal hayatta işçileri bir kuşatmanın içine hapsetmek. Bir topluma, her türlü araçla senin yoksulluğunun nedeni senin emeğinin üzerinden birilerinin zengin olması değil başka şeyler diye on yıllardır sistematik bir saldırı uygulandığında bunun neticesi bu oluyor. Bunları konuşabildiğimizde tablo da değişir. Sesimizin ulaşmasını bile engellemeye çalışıyorlar, elimizde medya gücü yok, para gücümüz yok ama doğruluğunda hiç kuşku duymadığımız fikirlerimizin, haklılığımızın büyük bir gücü var. Bu gücü işçilerle, emekçilerle buluşturduğumuzda işçi sınıfının kurtuluşunun solda olduğunu göreceğine inanıyorum. Konuşacağız.
– Diyelim seçildiniz, o zaman genel başkanlığı bırakacak mısınız?
Benim için en tali konu bu. Bizi biraz tanıyan herkes düzen partilerinden farklı bir anlayışımız olduğunu bilir. Bizde her görev, bir sorumluluktur. Genel Başkanlık bir siyasi kariyer makamı, bir koltuk olarak görülmediği için, bunun bizim açımızdan hiçbir önemi yok. İşçi sınıfının mücadelesini bir adım ileri taşımak için partim bana hangi görevi verirse orada olurum.
– Partinizin 4 vekilinden birisiniz aynı zamanda. Zaten Can Atalay hapiste ve mecliste görevini yapması engellendi. Vekilliği de düştü. Sizin seçilmeniz durumunda meclisteki temsiliyetinizin daha da düşecek olması partinizi nasıl etkiler?
Meclis’in bizim için anlamı, mücadelenin etkili yürütülebileceği, işçi sınıfının sesinin toplumun geniş kesimlerine ulaşabileceği bir alan olması, halkın sesinin yankılanabileceği bir mecra… Meclis çalışmamız da yalnızca benden ibaret değil. Can öyle ya da böyle çıkacak, Ahmet ve Sera da görevlerine devam edecekler. Orada geniş bir çalışma grubumuz var, vekillerimiz var ve meclis çalışmamız devam eder. Önemli olan Türkiye işçi sınıfı mücadelesini bir bütün olarak mümkün olan en ileri noktaya taşımak, işçilerin yeni mevziler kazanmasını sağlamak, bunu başarınca temsil görevler daha az önemli olur.

Dün Gebze’de seçmenle ilk buluşmasını gerçekleştiren Erkan Baş, “Gebze’yi işçilerin yönetmesine aracılık edebilirsem bunun tüm Türkiye’ye hatta Dünya’ya örnek olacağından hiç kuşkum yok” diyor.
GÖKHAN ZAN GERÇEK BİR ALTERNATİF OLDU
– Adaylarınız üzerinde çok tartışma yürütülüyor. Mesela Hatay’da Gökhan Zan’ı aday göstermeniz üzerine partinizden bazı isimlerin istifa ettiği gündeme geliyor. Neden istifa ediyorlar? Gökhan Zan ismi partinizde ciddi bir sorun yarattı mı?
Hatay bizim en fazla önemsediğimiz illerden birisi. Tarihsel birikimi zengin, solun kök saldığı yerlerden biri. Hatay, 6 Şubat depremi yaşandıktan sonra gücümüzü, emeğimizi ilişkilerimizi yönlendirerek, halkın dayanışmasının bir parçası olduğumuz bir yer. O gün de deprem suçlarına karışan kimsenin halkın karşısına bir seçenek olarak sunulmasını kabul etmeyeceğimizi söyledik. Deprem suçlularından en önemlisi AKP iktidarı ve oradaki yıkımın olduğu yerlerdeki yerel yöneticilerdir. Adıyla söyleyeyim; Lütfü Savaş en önemli sorumlulardan biridir. Defalarca bu ismin aday yapılmaması gerektiğini söyledik. Zaten kendisi aday olmaması gerekirken, partisi tarafından aday yapıldı. Bu dayatmaya karşı da halkın haklı tepkisini görmezden gelemeyiz. Bizim için adayın Türkiye İşçi Partili olması önemli değil, depremde sorumluluğu olmayan; halkın dayanışmasına katkı koymuş, bu mücadelenin bir parçası olmuş, ranta, yolsuzluğu ve hırsızlığa ortak olmayacak kendi çıkarlarını halkın çıkarlarının önüne koymayacak herhangi bir ismi destekleyebilirdik, “Böyle bir aday bize önerilirse de bu sorumluğu alırız” dedik. Gökhan Zan ismi önerildi ve adayımız oldu. İster Hatay’da ister herhangi bir yerde Hatay ve deprem dediğimizde akla gelen 4-5 isimden birisi olan Gökhan Zan’ın Hatay’da iki AKP’li aday arasında tercihe zorlanan yurttaşlara gerçek bir alternatif, deprem günlerindeki gibi halk dayanışmasını örgütleyecek bir isim olduğunu düşünüyoruz. Tepkiler elbette olur ancak kararın gerekçeleri anlaşıldığında bu tepkilerin dineceği kanaatindeyiz. Nitekim bugün Hatay’daydım ve gördüğüm tablo bu kanaatimizi doğruluyor, pek çok insan “Sandığa gitmeyecektim, iyi ki bir seçenek sundunuz” diyor.
SANIRIM SOSYALİSTLERİN FANUSTA YETİŞTİĞİ DÜŞÜNÜLÜYOR
– DEVA Partisi’nin eski Kemalpaşa ilçe başkanını Kemalpaşa belediye başkan adayı gösterdiniz. Karaburun Belediye Başkan adayı olarak da Vatan Partisi’nin eski İzmir İl Başkanı’nı… Yine eleştirildiniz. Cevabınız ne olur?
Türkiye’de kitlesel bir sosyalist partiye pek alışkın olunmadığı için sosyalistlerin fanusta yetiştiği düşünülüyor sanırım. Biz görece yeni bir partiyiz, üyelerimizin önemli bir bölümü ilk kez bir partiye üye oluyor, bundan mutluyuz. Elbette mücadelemizden güç alan, umut veren bir parti olduğumuzu görerek aramıza katılan daha önce çeşitli siyasal partilerde bulunmuş üyelerimiz de var. Bizim için önemli olan TİP’in programını, tüzüğünü benimseyerek aramıza katılan ve ilkelerimize uygun olarak mücadeleye katkı koymak isteyen tüm yurttaşlarımızla birlikte yürümektir. Sanıyorum yüzlerce Belediye Başkanı adayımız, 10zbin üstü Belediye Meclis üyesi adayımız var, bunlardan bir kaç tanesini bulup hatta 8-10 sene önceki bir yazısını, bir konuşmasını bulup buradan kendince TİP’e zarar vermeye çalışanları ciddiye alamıyorum. Tek ciddiye aldığım boyutu, aslında bizim tertemiz bir parti olduğumuzun düşmanlarımız tarafından bile kabul edildiğini gösteriyor olması. En büyük rakiplerimiz, düşmanlarımız bile bizim ilkeli, tutarlı ve temiz bir parti olduğumuzu kabul ediyor ki, fındıkkabuğunu doldurmayacak mesele bulduğunu sanınca bile onu kullanıp saldırıyor, bu bizim için gurur verici bir şey.
Politik açıdan ise bu durum TİP’in yüzde 52-yüzde 48 sıkışmasına hapsolmadığını gösterir. Şimdi Gebze’de bir çalışma yapacağız. Belki burada temas kurduğumuz ve geçen seçim AKP’ye veya MHP’ye oy vermiş işçilerden biri önümüzdeki dönemde bir yerden adayımız olacak. Ne diyeceğiz? Bu daha en başta bugünkü matematiği kabul etmek demektir. Sosyalist hareket bir mahalleye sıkıştı eleştirileri uzun zamandır yapılıyor.
– Haklı bir eleştiri mi?
Bir yönüyle haklı bu eleştiriler. Çünkü sosyalist hareket; ilişkileri, toplumu ve dahi dünyayı dönüştürebilme iddiasını taşır. Bu dönüştürme iddiasını taşıyan bir hareket insanları bundan muaf tutabilir mi? İnsanların dönüşebileceğini bu mücadelenin bir parçası olabileceğini gösterebilecek örneklere daha da fazla ihtiyacımız var. Bu örnekleri çoğaltabilmeyi, bu hikâyeleri büyütebilmeyi bir görev olarak önümüze koyuyoruz ki ancak o sayede toplumu dönüştürme imkanı gerçek bir hedef haline gelecek. Bu durumdan gayet memnunum eskiden sağcılar solculuğu gerçekçi olmayan hayalci dolayısıyla sadece gençlere ait bir şey gibi sunmaya çalışırdı. Bunun içinde gençken devrimci, sosyalist, komünist olan birilerinin sosyal demokrat veya daha sağ siyasi partilere geçişini örnek verirlerdi, ne güzel artık insanlar sola, sosyalizme doğru değişimler yaşıyorlar, bence bunu eleştirmek yerine buna destek olmak, aramıza katılan arkadaşlarımızı bu mücadelenin kalıcı bir parçası haline getirmeye odaklanmak lazım. Biz bunu deneyeceğiz ve önemli bir bölümünde başaracağız. Bizi sosyal medya kanallarında eleştirenlerin haritada bile gösteremeyeceği ilçelere, mahallelere sosyalizmi bir seçenek, güçlenen bir seçenek olarak taşımaktan mutluyuz, yeterli görmüyoruz daha fazlasını başarmak için de çalışıyoruz.
]]>RAMS Park’ta düzenlenen basın toplantısında soruları yanıtlayan Priske, Çekya Ligi’ne verilen 50 günlük araya dikkati çekerek sözlerine başladı.
Uzun aranın ardından geçen hafta sonunda ilk lig maçlarına çıktıklarını hatırlatan Priske, “Galatasaray maçı öncesinde ligde bir maç da olsa oynayabildiğimiz için mutluyuz. Yarın oluşacak atmosferi biliyoruz, farkındayız. Motive ve hazırız. İyi bir maç çıkaracağımızı düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.
Kendilerini kolay bir maçın beklemediğini, yüksek kalitede bir takımla oynayacaklarını dile getiren Priske, şöyle devam etti:
“Çek Ligi’ne göre alışık olmadığımız bir karşılaşma olacak. Şampiyonlar Ligi’nden gelen, ligde de başarılı olan, Fenerbahçe gibi bir ekiple şampiyonluk mücadelesi veren bir takım. İyi form tuttular. Bizim adımıza kolay olmayacak. Avrupa maçları çok başka. Çok farklı kalitede. Çek Ligi gibi değil. Bu sebeple biliyoruz ki iyi mücadele etmemiz gerekiyor. En az 95 dakika koşmamız ve konsantre olmamız gerekecek. Böyle bir maçı kazanmamız durumunda takımın öz güveni de artacaktır. Bu açıdan da bizim için çok önemli bir maç. İç sahada oynadığımız maçlarda daha rahat oluyoruz ama deplasmanda iyi bir takımla karşılaşacağımız için iyi motive olmamız lazım. Önemli bir taraftar grupları var. Hem sahada hem de yedek kulübesinde değerli oyuncuları var. En ufak bir hatamızda bizi cezalandıracaklardır. O yüzden herkesin maksimum performansını vereceğine inanıyorum.”
“TÜRKİYE’DE İYİ ANILARIM VAR AMA…”
Futbolcu olarak Club Brugge formasıyla Beşiktaş’a karşı, teknik direktör olarak da Belçika ekibe Antwerp’le Fenerbahçe’ye karşı sahaya çıktığı hatırlatılan Brian Priske, Türk takımlarıyla deplasmanda oynamanın zor olduğunun altını çizerek “Kaliteli bir lig, dolayısıyla burada iyi anılarım var ama hepsi pozitif değil. Zaten yarın sizler de sahaya çıktığınızda atmosferin ne kadar muhteşem olduğunu göreceksiniz. Türkiye’de bir takıma karşı mücadele etmek bu nedenle güzel hissettiriyor.” açıklamasını yaptı.
Tur şansı hakkında da konuşan 46 yaşındaki çalıştırıcı, şunları kaydetti:
“Bilmiyorum, yüzde 50-50 diyebilirim. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi’nden gelmiş kaliteli bir takım. Galatasaray burada favori olan taraf olsa da benim işim teknik direktörlük, tahmin yapmak değil. Galatasaray hızlı oynayan bir takım. Top bizde değilse alan daraltmamız gerekecek. Büyük bir mücadele olacak. Oyuncularımızın kendisini göstermesi için büyük bir fırsat olacaktır. Onlar da sabırsızlıkla yarını bekliyor olacaklar.”
BİRMANCEVİC: GALATASARAY’I İYİ BİLİYORUZ
Teknik direktör Brian Priske’yle birlikte basın toplantısında yer alan Veljko Birmancevic, sezonun geri kalanında iyi bir istatistik ortaya koyduğunu ve bu sebeple mutlu olduğunu ifade etti.
Sezon boyu gösterdiği bireysel performansın yarın için önemli olmadığını, tek nefes olarak oynamanın daha önemli olduğunu vurgulayan Birmancevic, “Yarın var gücümüzle mücadele edeceğiz. Galatasaray’ı ve taraftarlarını iyi biliyoruz. Buna göre hazırlanıp geldik.” şeklinde konuştu.

Ligde oynanan Karvina maçında iyi bir performans ortaya koymasına ilişkin de konuşan Birmancevic, “Aynı performansı her maçta ortaya koymak isterim ama takımın performansı daha önemli. Yarınki maçta iyi bir mücadele ortaya koyup taraftarları mutlu etmek istiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Galatasaray deplasmanında iyi bir atmosfer olacağını ve kendisinin de birçok kez böyle ortamlarda sahaya çıktığını ifade eden 25 yaşındaki futbolcu, atmosferin kendisi için sorun olmayacağını kaydetti.
Birmancevic son olarak Galatasaray’da birçok yıldız oyuncu olduğu yönündeki soru üzerine, “Bütün oyunculara saygım var o yüzden yıldız ya da değil, buna fazla bakmıyorum, kendimle odaklıyım.” şeklinde görüş belirtti.
]]>İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Times’a konuşan üst düzey yetkililer Rusya’nın Avrupa topraklarına yönelik olası bir saldırısına hazırlanmak için üç yıl gibi kısa bir süreleri olabileceğini ve bu süre zarfında savaş çabalarını engellemek amacıyla cephe hatlarının gerisindeki sivil ve askeri altyapıya saldırılar düzenlenebileceğini söyledi.
ALMANYA’DAKİ NOKTALAR HEDEFTE
Almanya’nın NATO’nun kıtasal ikmal hatları için merkezi bir ‘döner tabla’ olarak seçilebileceğini ve hedeflerin mühimmat fabrikaları ve komuta merkezlerinden enerji santralleri, demiryolları ve köprülere kadar uzanabileceğini söylediler.
Rusya Ukrayna’yı işgali sırasında benzer taktikler kullanmış, Ukrayna topraklarının çok içlerine füzeler fırlatmış, Ukrayna da cephane depolarını, yakıt depolarını ve komuta merkezlerini vurarak misilleme yapmıştı.
NATO’nun güneybatı Almanya’daki askeri lojistik merkezinin komutanı Korgeneral Alexander Sollfrank, “On yıl ya da beş yıl önceki savaş ve operasyonları karşılaştırırsak, arka bölgelerde de ciddi bir mücadele yaşanacağını kabul etmemiz gerektiğini anlamamız gerek. Bir saldırganın arka bölgede de iletişim hatlarını yok etmek için kinetik ve kinetik olmayan tüm güç yelpazesini kullanacağını varsaymak zorundayız” dedi.
Sollfrank, “Bu elektronik ve siber savaş yoluyla sabotaj eylemlerinden füzeler, insansız hava araçları vb. yoluyla kinetik olasılıklara kadar uzanmaktadır” dedi. NATO’nun üst düzey yetkilileri olası bir saldırıya karşı dünya liderlerini “bürokrasiyi” azaltma çağrısında da bulundu.
“OLMAMIZ GEREKEN YERDE DEĞİLİZ”
Sollfrank, ‘değiştirilebilirlik’ olarak bilinen kimin hangi ekipmanı kullanabileceğine ilişkin kuralların müdahale sürelerini büyük ölçüde yavaşlattığını söyledi. Paraşütçülerin, işlevsel olarak aynı olsalar bile, başka bir ulusun ordusu için üretilen paraşütleri kullanmalarının yasal olarak yasak olduğu örneğini verdi.

Hollanda Silahlı Kuvvetleri Savunma Destek Komutanlığı’nın başındaki Korgeneral Jan-Willem Maas, blok çapında bir çatışmaya yönelik hazırlıkların daha da ileri götürülmesi gerektiğini söyledi.
Maas, “Olmamız gereken yerde değiliz. Bu çok açık. Ama asıl soru şu: bu konuda ne yapacağız? Putin’in şimdiye kadar yaptıklarına bakarsanız, bir sonraki operasyonlar için çok daha iyi bir başlangıç pozisyonuna sahip olduğumuzu düşünüyorum. Ukrayna’yı işgal ettikten sonra Avrupa’nın nasıl birleştiğine bakarsanız, o kadar da kötümser değilim” ifadesini kullandı.
ABD’Lİ TUĞGENERAL: BİZE YAZIKLAR OLSUN
ABD ordusunun Avrupa’daki üst düzey isimlerinden Tuğgeneral Ronald Ragin de açıklamalarda bulundu.
Ragin, Berlin’de düzenlenen bir askeri konferansta yaptığı konuşmada, “Eğer mücadele etmeyi düşünmüyorsak, yazıklar olsun bize” dedi. Ragin, “Düşman neden on gün içinde herhangi bir yere on tümen yerleştirmemize ve kendisine karşı savaşmak zorunda kalacağı bu tür bir savaş kabiliyeti oluşturmamıza izin versin ki? İnandığımız şey, tüm alanlarda mücadele edeceğimizdir. Stratejik destek alanlarınızdan ve konuşlanma kabiliyetinizden başlayarak hibrit savaş olacak. Atlantik’i geçerken mücadele içinde olacaksınız. Tiyatro içindeki limanlarımızda mücadele edeceksiniz” dedi.
]]>BİRBİRLERİNİ YEDİLER!
Zirvedeki iki ezeli rakip Fenerbahçe ve Galatasaray’ın 0-0 biten derbisinde ortaya çıkan heyecanı düşük maçta temaslı futbolun bir hayli fazla olduğu göza çarpıyor. Haftanın en yüksek beklentili maçında tam 260 birebir mücadelesi yaşandı. Fenerbahçe bu birebirlerin 132’sinde galip geldi, Galatasaray ise 116 kez kazandı.

FENERBAHÇE’DEN SEZON REKORU
Bu rakam Fenerbahçe’nin sezon başından beri ulaştığı en yüksek sayı. Sarı lacivertliler daha önce 2-1 kazandığı Karagümrük maçında 256 birebir mücadeleye girmiş ve birebirlerde 135 kez galip gelmişti. İşte bu ikili mücadele rekorundan kaynaklı tam 45 faul ortaya çıktı ve oyun çok fazla durdu. İki takım da topu kaybetmemek için birbirini yedi!
Ayrıca ligin bu hafta en fazla hava topu mücadelesi kazanan takımı da Fenerbahçe oldu. Sarı lacivertliler Galatasaray karşısında girdiği 49 hava topu mücadelesinin 27’sini kazarak bu alanda haftayı lider tamamladı.
HAFTANIN GOL BEKLENTİSİ (XG) EN YÜKSEK TAKIMI KASIMPAŞA
Ligin 18. haftasında en yüksek gol beklentisine (xg) ulaşan takımı Çaykur Rizespor ise iç sahada 2-2 berabere kalan Kasımpaşa oldu. Mücadelede 2 kez öne geçmesine rağmen 3 puanı almayı başaramayan Kasımpaşa etkili oyununa rağmen skoru koruyamadı. Mücadeleyi 2.3’lük gol beklentisi ile tamamlayan İstanbul ekibi bu alanda haftayı zirvede tamamladı. Paşa’nın ardından ikinci sırayı 2.28’lik gol beklentisi ile Trabzonspor aldı.
RAKİP CEZA SAHASINDA TOPLA BULUŞMA
Rakip ceza sahasında bu hafta topla en fazla buluşan takım da Kasımpaşa (28 kez) oldu. istanbul ekibi sezon genelinde de bu anlamda oldukça başarılı bir grafik çiziyor. Ligin zirvesinde yer alan Fenerbahçe ve Galatasaray’ın ardından maç başına 19.06 ortalama ile Kasımpaşa rakip ceza sahasında topla buluşma alanında Beşiktaş ile birlikte 3. sırada.
GAZİANTEP’İN BİTİRİCİLİK YÜZDESİ %75
Deplasmanda Karagümrük’ü 3-0 mağlup ederek haftayı 3 puanla kapatan Gaziantep FK haftanın en yüksek bitiricilik yüzdesine ulaşan takımı oldu %75. Set hücumunu %60 seviyesine çıkaran Gaziantep 7 isabetli şutunun 3’ünü gol yapmayı başardı.

HAFTANIN EN AZ TOP KAYBEDENİ TRABZONSPOR
Haftayı evinde Başakşehir beraberliği ile kapatan Trabzonspor haftanın en az top kaybeden takımı oldu. 80 kez topu rakibine kaybeden bordo mavililer bu alanda haftayı en başarılı geçiren ekip. En çok top kaybı yapan takım ise 120 topla Çaykur Rizespor oldu. Galatasaray derbide 104 top kaybı ile en kötüler arasında 5. sırada.
EN ÇOK TOP KAZANAN FATİH KARAGÜMRÜK
Gaziantep FK’ye 3 golle kaybeden Fatih Karagümrük maçta tam 99 top kazandı (bunların 37’si rakip sahada) ancak yine de farklı mağlubiyetten kurtulamadı. Bu alanda haftayı zirvede tamamlayan Karagümrük’ün ardından Sivasspor, Kasımpaşa ve Beşiktaş geliyor. Galatasaray ise derbide 84 top kazanarak 5. sırada kaldı.
TOPU VERMEDİ AMA 3 PUANI VERDİ
Gaziantep’e sahasında 3-0 kaybeden Karagümrük’ün toplam pas ve başarılı pas sayısı inanılmaz. Maçı 621 pasla tamamlayan Karagümrük bu alanda sezon ortalamasının çok fazla üzerine çıktı. %62 topa sahip olma oranı ve 530 başarılı pasa rağmen kaybeden Karagümrük topla fazla oynamanın her zaman iyi sonuç vermeyeceğini gösteren bir performansa imza attı.
3. BÖLGEDE EN FAZLA DRİPLİNG RASHICA’DAN
Haftayı Hatayspor deplasmanında galibiyetle tamamlayan Beşiktaş’ta performansıyla göz dolduran isimlerden biri Milot Rashica oldu. Maça ilk 11’de başlayan ve 72 dakika sahada kalan Rashica rakip 3. bölgedeki dribblingleriyle dikkat çekti. 8 kez 3. bölge koşusu atan Kosovalı oyuncu bu alanda Alanyasporlu Oğuz Aydın ve Antalyaspor’dan Erdoğan Yeşilyurt ile haftanın zirvesini paylaştı.

“KUBİLAY CUMHURİYET İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR SİMGEDİR”
2020 yılında deprem dayanıksızlığı gerekçe gösterilerek yıkılan ve şehit asteğmen Kubilay’ın mezun olduğu Çelebi Mehmet Anadolu Lisesi (Bursa Muallim Mektebi)’ nin molozları başında yapılan açıklamada, Birleşik Kamu İş İl Başkanı Özkan Rona, şöyle konuştu;
“23 Aralık 1930’da Menemen’de Laik Cumhuriyet’e karşı ayaklanan gerici karanlığa canları pahasına karşı koyan Asteğmen Öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı, Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki’yi saygıyla ve minnetle anıyoruz.
Onlar bizlerin toprak altındaki ulu köklerimizdir.
Kubilay Cumhuriyet için çok önemli bir simgedir. Canı pahasına gericiliğin karşısında duran kahraman bir askerdir. Cumhuriyeti ve devrimleri korumak için yaşamından vazgeçebilecek kadar çağdaşlaşma mücadelesini özümsemiş aydın bir öğretmendir. Bu nedenle Kubilay, gerici karanlığa karşı mücadele kararlılığının önemli bir simgesidir.
Kubilay, Ulu Önderimiz Atatürk’ün belirttiği gibi “Cumhuriyet’in hayatiyetini tazeleyen ve kuvvetlendiren” bir simge ve “devrim şehidi” olarak ulusumuzun gönlünde ölümsüzleşmiştir. Anıları önünde saygıyla eğiliyoruz. Kararlılıkları bizlere mirastır.”
“CUMHURİYET’İN KİMİ KALELERİ İŞGAL EDİLMİŞ DURUMDA”
Rona, devamında ise şunları kaydetti;
– “Bugün Cumhuriyet’in kimi kaleleri Derviş Mehmetler’in fikir ortakları tarafından işgal edilmiş durumdadır. Derviş Mehmetler hala hayattadır ve laik cumhuriyete her fırsatta saldırmaktadırlar. Bugünün Türkiye’sinde Derviş Mehmetler yaşamın birçok yerinde karşılaşmaktayız. O karanlık fikirleri kimi zaman bir okulda körpe zihinleri karartırken, kimi zaman bir vali koltuğunda gericiliğe kucak açarken, kimi zaman Mecliste ve hatta kimi zaman bir bakan koltuğunda, tarikatlara ve cemaatlere methiyeler dizerken görebiliyoruz.
“KUBİLAY HER YERDEDİR”
– Bugün Derviş Mehmetlerin torunları, Şeyh Saitlerin isimlerini Cumhuriyetin kentlerinde meydanlara verse bile, okulları medreseye çeviren, okullarımızı tarikatların mürit toplama alanına dönüştüren protokoller yapsa da, Cumhuriyet Devrimlerine Meclisten, hatta bakan koltuğundan meydan okusa da; Derviş Mehmetlerin olduğu her yerde Kubilaylar da vardır. Cumhuriyetin çocukları Cumhuriyeti; Atatürk’ün Bursa Nutku’nda ifade ettiği gibi gerektiğinde elle, taşla, sopayla, silahla, neyi varsa onunla savunacaktır. Kubilay’ın taşıdığı aydınlanma meşalesi bugün bizlerin, Cumhuriyet’in Çocuklarının, Cumhuriyet’in ilerici öğretmenlerinin ellerindedir. Kubilay’lar her yerdedir. Devrim’in Meclisinden Cumhuriyet Devrimlerine meydan okunmasına asla seyirci kalmayacaktır
“KUBİLAY’IN OKULU ENKAZA DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞTÜR!”
– Gördüğümüz bu enkaz Kubilay’ın mezun olduğu okulun, Bursa Muallim Mektebi’nin enkazıdır. Bu okulda uzun yıllar Kubilay anmaları yapılmış, mücadelesi gelecek nesillere anlatılmıştı. Fakat okul bir süre sonra Derviş Mehmetlerin fikir ortakları tarafından yönetilmeye başlayınca 2014’de anma programları kaldırıldı, sonra okul içindeki Kubilay büstünün ziyaret edilmesi engellendi, 2020 yılında da deprem dayanıksızlığı gerekçe gösterilerek sonradan yapılan ek bina ile birlikte tarihi binası da yıkıldı. Böylece Kubilay’ın okulu, Bursa Muallim Mektebi de ortadan kaldırılmış oldu.
“3 YILDIR ÇİVİ ÇAKILMADI”
– Aradan geçen 3 yıllık sürede tek bir çivi çakılmadı. Yakın zamanda ihalesinin yapılacağı söylenen okulun yeniden yapılma sürecinde Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nden binanın aslına uygun olarak, Kubilay anıtının ve anısının olduğu saygın bir alanının olması talebimizi yineledik ve takipçisi olacağımızı bildirdik. Bunun takipçisi olacağız.
“KUBİLAY’IN MÜCADELESİNİ CANLI TUTMAK BİZLERE, CUMHURİYET’İN ÇOCUKLARINA GÖREVDİR”
– Kubilay’ın mücadelesi ve anılarını canlı tutmak bizlere, Cumhuriyet’in çocuklarına görevdir. Bizler de Çağdaş Cumhuriyet’i canı pahasına ayakta tutacak olan Kubilaylarız, Karanlığa karşı mücadele eden Çetin Emeçler, Abdi İpekçiler, Ahmet Taner Kışlalılar, Bahriye Üçoklar, Uğur Mumcularız, Hepimiz, orta çağ karanlığına karşı özgürlüğü, barışı, kardeşliği, aydınlanmayı ve bağımsız yaşamı savunan Mustafa Kemalleriz! Devrim Şehitleri Mustafa Fehmi Kubilay, Bekçi Hasan ve Bekçi Fikri’yi saygıyla anıyoruz. Türkiye’nin aydınlanma mücadelesinde Kubilaylar gibi kararlı olduğumuzu ilan ediyoruz. Ruhları şad olsun.”
]]>