Müze – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Fri, 05 Jul 2024 09:09:00 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Anne müzesi kapılarını ziyaretçilere açtı https://www.foxhaber.com.tr/anne-muzesi-kapilarini-ziyaretcilere-acti/ https://www.foxhaber.com.tr/anne-muzesi-kapilarini-ziyaretcilere-acti/#respond Fri, 05 Jul 2024 09:09:00 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=8595 Şermin Yaşar’ın kurucusu olduğu ve salı günü ziyarete açılan müzede pek çok önemli sanatçıya ait anne ve çocuk temalı tablolar, heykeller ve koleksiyonlar yer alıyor. 

Ziyaretçilerini “anne evi sıcaklığıyla karşılayan” müzede Kurtuluş Savaşı kahramanlarından Baha Said Bey, Sanayi-i Nefise’nin kurucularından Fuat Soyhan, ünlü ressamlar İbrahim Balaban, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Otyam, Abidin Dino, Ali Demir, Hüseyin Bilişik, Mustafa Aslıer, Erol Özden ve daha pek çok isme ait tablolar bulunuyor. 

Burhan Alkar, Metin Yurdanur, Jale Yılmabaşar, Hüseyin Gezer gibi isimlere ait heykel ve seramik sanatı eserlerinin de sergilendiği müzede annelik teması üzerine sanata dair geniş bir koleksiyon sunuluyor. 

Annelerin ve bebeklerin kullandığı eşyalar, analık madalyaları 

Müzede, geçmişten bugüne annelerin kullandığı ve anneliği simgeleyen eşyalar, objeler, anneliğin değerine dikkati çeken sanatsal çalışmalar, tablolar bulunuyor. 

Bebeklerin kullandığı kıyafet, emzik, bez, biberon gibi eşyalar ve anne çocuk ilişkisini sanatsal bir anlatımla sunan çalışmalar da ziyaretçilere anılarını yeniden canlandırma imkanı sunuyor. 

Türk resim ve heykel sanatının anne çocuk, anne bebek temalı pek çok önemli eserinin de bulunduğu müzede, Türkiye’den ve farklı ülkelerden “analık madalyası” örnekleri sergileniyor. 

Geçici sergi alanında ise Cumhuriyet Müzesi envanterine kayıtlı Mustafa Kemal Atatürk’ün bebeklik eşyaları zıbını ve başlığı ile Zübeyde Hanım’ın seccadesi ziyaretçilerin ilgisine sunuluyor. 

Dünya anne bebek koleksiyonunun bulunduğu salonda ise 50’den fazla ülkeye ait anne bebek temalı ve görselli antika bebekler yer alıyor. 

“Anadolu annelerinin sırtını sıvazlamak istedim” 

Yazar Şermin Yaşar, müzeyi ve kuruluş sürecini anlattı. 

“Anadolu annelerinin biraz sırtını sıvazlamak istedim” diyen Yaşar, bunu yapmanın pek çok yolunun bulunduğunu, müze fikrinin de bunlardan biri olduğunu söyleyerek, “Anlatmak istediğim Anadolu’nun annelik hikayelerini, annelik tarihini ve o eşsiz sanat eserlerini bir araya getirip bir kompozisyon oluşturarak biraz Anadolu kadınına, Anadolu annelerine, bugünün annelerine ve kadınlarına bir selam vermek istedim” ifadelerini kullandı. 

Müzeye gelen ziyaretçilerin bir sanat eserine bakarak dile getirdikleri “Ondan benim annemde de vardı. Bundan benim de vardı” ifadelerinin aslında bir “birliktelik duygusunu” yansıttığı değerlendirmesinde bulunan Yaşar, şöyle konuştu: 

“Bir sanat eseri kıymetlidir. Müzelerde bulunan envanterler değerli ve kıymetlidir. Böyle baktığında aslında kendi annesinde olanın, kendi evinde var olanın, kendi çocuğuna ya da kendi çocukluğunda alınmış ve verilmiş olanın ne kadar kıymetli ve değerli olduğunu da görebiliyor ziyaretçilerimiz.”

“El ele gezmelerini istiyoruz” 

Ziyaretçilerden, “Hemen çıktım ve annemi aradım” şeklinde dönüşler aldıklarını bildiren Yaşar, annesi ya da çocuğuyla gelenlerin müzeyi el ele gezmelerini istediklerini, bunu görmenin kendileri için çok mutluluk verici olduğunu ifade etti.

Yaşar, müzeyi gezen anne ve çocuklarının aralarındaki bağı hatırlamalarının, müzeden birbirlerine sevgi sözcükleriyle ayrılmalarının kendileri için kıymetli olduğunu söyledi. 

Dünyanın her yerinde çocukların annelerinin yanında, kucağında, omzunda, dizinde, yanı başında olduğunu, her kültürde bu durumun benzediğini ziyaretçilere göstermek istediklerini belirten Yaşar, bunun katılımcıları iyi hissettirdiğini ve onlara tanıdık geldiğini anlattı. 

“Bugünün yaşantısı başka çocukların varlığını çok fazla düşünmeye fırsat vermiyor” 

Annenin yokluğunun da bahsedilmesi gereken başka bir konuya dönüştüğünü, bu nedenle öksüzlük kavramına da değinmek istediklerini kaydeden Yaşar, şöyle konuştu: 

“Çünkü öksüz kelimesi eski Türkçe ve geride kalmış bir kelime. Kelime eski olunca sanki kavramın kendisi de eskiymiş gibi algılıyoruz ve bugün insanımız sadece kendi çocuğuna ve kendi anneliğine daha çok odaklanıyor. Bugünün yaşantısı başka çocukların varlığını çok fazla düşünmeye fırsat vermiyor. Kelime eski ama kavram hala devam ediyor. Hala öksüz çocuklar var. Bunun üzerine düşündürtmek istedik biraz da.” 

Altındağ Hacettepe Mahallesi Salaş Sokak’ta bulunan Anne Müzesi, Pazartesi günleri hariç her gün 10.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/anne-muzesi-kapilarini-ziyaretcilere-acti/feed/ 0
Kemal Sunal Müzesi açıldı https://www.foxhaber.com.tr/kemal-sunal-muzesi-acildi/ https://www.foxhaber.com.tr/kemal-sunal-muzesi-acildi/#respond Thu, 11 Apr 2024 21:51:20 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5975 İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Kemal Sunal’ın adını bir müzeyle yaşattı. 60. Yıl Göztepe Parkı içerisinde konumlandırılan Kemal Sunal Müzesi için düzenlenen tören; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Dilek Kaya İmamoğlu, Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, CHP Kadıköy Belediye Başkan Adayı Mesut Kösedağ, merhum Sunal’ın eşi Gül Sunal, çocukları Ali Sunal, Ezo Sunal ile kardeşleri Cemil, Cengiz Sunal, sinema dünyanın ünlü isimleri ve vatandaşların katılımlarıyla gerçekleştirildi. Açılış töreninde Gül Sunal, İmamoğlu ve müzenin oluşumuna katkı sunan şair-yazar Sunay Akın birer konuşma yaptı.

“ALLAH’IN İZNİYLE MİS GİBİ BİR BAHARIN KAPIDA OLDUĞUNU HİSSEDİYORUM”

“O kadar faydalı bir açılış yapıyoruz ki, bütün açılışlarımızı bir kenara itti” diyen İmamoğlu, “Hepimizin yüzünü gülümseten, aynı zamanda düşündüren çok kıymetli bir sanatçımızın, yıllarca izleyip, hayranlıkla takip ettiğimiz bir sanatçımızın ismiyle, yaşamıyla yaşayacak olan, anılarıyla yaşayacak olan muhteşem bir müzeyi, kıymetli ailesiyle birlikte açıyor olmanın gururunu yaşıyorum” şeklinde konuştu.

Kış mevsiminin ardından bahar aylarına girdiğimizi hatırlatan İmamoğlu, “Doğal olarak doğa canlanıyor şu anda. Şehir, böyle bir hareketleniyor. İnşallah yağmurun bereketi ve Allah’ın izniyle de mis gibi bir baharın kapıda olduğunu hissediyorum. Elbette İstanbul’un her hali güzel ama baharda, hele hele Ramazan’da bir başka güzeldir bu” dedi.

“İSTİYORLAR Kİ, MİLLETİMİZ BİR ARAYA GELİP, BİRBİRİNDEN GÜÇ ALMASIN”

Türk insanının gülmeyi seven bir millet olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, özetle şunları söyledi:

* “Aslında gülmeyi seven bir toplumuz ama gülmeyi bize unutturdular. Yine güleceğiz. Şöyle bir sorumluluk hissediyorum. İnsanlar bana şöyle bir tavırla yaklaşıyorlar. Bazen akşam bir televizyon programındayım, sabah bir yere gidiyorum örneğin; bir ablamız, bir arkadaşımız veya Sunay Abi arıyor, ‘Niye akşam yüzüne asıktı’ diye soruyor. ‘Ya benim yüzüm asık değildi’ diyorum. Evet, demek ki gülmem lazım. Allah hepinizi güldürsün. Mutsuz bir ortam yaratmak istiyorlar, farkındayız.

* Birbirine böyle öfke duyan, kızan, kaşları asık, böyle asık suratlı, çatık ve asık suratlı, kutuplaşmış bir ortam var etmek istiyorlar. Biz, buna hiç aldanmayacağız. Tabii istiyorlar ki, milletimiz bir araya gelip, birbirinden güç almasın. Halbuki bizim bir araya gelmemiz lazım. Birbirimizden güç almamız lazım. Farklılıklarımızla, çeşitli kültürlerin bir arada yaşadığı güzel İstanbul’umuzda, birbirimizle yan yana olup, onun hissiyatıyla beslememiz lazım. Ama bunlar, onu istemiyor. Birbirinden ayrı düşen bir toplumda eleştiri biter, birleşme biter, paylaşma biter. O bakımdan biz, bunun karşısında büyük bir dirençle durmak zorundayız. Çünkü bu söylediğim şeyler olmazsa, Cumhuriyet olmaz, demokrasi olmaz.

“YANLIŞA KARŞI MÜCADELEDE BİR BAŞKA GÜÇLÜ MÜCADELE HATTI VAR; O DA SANAT”

* Tabii biz böyle bir sorumluluk yaparken, yanlışa karşı mücadelede bir başka güçlü mücadele hattı var. O da sanat. Özellikle mizah, müthiş bir mücadele hattı. Mesela hayatımda en ilginç noktalardan birisi, beni taklit eden birini gördüğümde başladı. Sürekli ona bakıp, yanlışlarımı düzeltmeye çalışıyorum. Mesela 20 defa izledim, yani gerçekten öyle mi konuşuyorum diye. Vallahi öyle konuşuyormuşum; farkına vardım. Ama eskiden, bunlar her akşam yapılırdı, senede bir defa yapılıyor, yapanı da dövüyorlar.

* Dolayısıyla biz, inşallah o güzel kültüre dönüş… Dönüş yapmak lafı ne kadar güzel. Aslında biz hep ‘tam yol ileri’ demek istiyoruz ama. Özlüyoruz geçmişte çok güzel şeyler yaptı bu millet, bu toplum, işte duayen isimler… İşte Cahit Abi de burada, diğer dostlarımız burada, Zihni Abi buradan, alttan alttan sert sert bakıyor bana ama… (Zihni Göktay: Size sert bakılmaz Başkanım.) Estağfurullah. Ama ben biliyorum, sizin gibi abiler, gerektiğinde sert bakar. Yanlış yaparsak sert bakın. Sert bakmayınca millet, öyle kafamıza kakılıyorlar. Onlara fırsat vermemek lazım. Arada onlara sert bakın.

“ZÜBÜK” GÜLDÜRDÜ

* Yerli ve milliyi, biz seviyoruz. Niye seviyoruz? Örneği ne mi? Kesinlikle Kemal Sunal yerli ve milli bir güç. Muhteşem bir güç. Canlandırdığı karakterler öyle can alıcı, çarpıcı, ders veren… Muhteşem yani. İşte her birisi İnek Şaban, Kibar Feyzo, Zübük (gülüşmeler), Tosun Paşa, Kapıcılar Kralı… Muhteşem karakterler, ölümsüz bir sanatçı. Aslında hepimizin sosyolojisine ışık tutan, düşündüren, kendimize gelmemizi sağlayan ama aynı zamanda müthiş bir naiflik, müthiş bir incelik taşıyan bir insan. Türkiye şu anda, mesela kimlikler ve değerler üzerinden. çok tartıştırılan bir toplum haline geldi. Böylece ayrıştırmaya ve biraz da böyle bölmeye çalışanlara ben söylüyorum: Bol bol Kemal Sunal filmi izlemelerini ve ders almalarını buradan öneriyorum.

* Günün sonunda, bu milleti bölmeye zaten güçleri yetmeyecek. Onlar da ders çıkartsınlar. Çok eğleniyor millet. Çok gülen ve çok güzel güldüren bir sanatçıydı. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennettir onun. Çocukluğumdan hatırlıyorum. 6-7 yaşlarındaydım. Babamın amcası ameliyat oldu. Televizyon karşısında uzanmış, yatıyor. Ben de kahkahalarla gülüyorum bir filminde. Bu meşhur Zeki Alasya, Metin Akpınar bir arada oynadıkları… Herkes biliyor tabii. Ama öyle bir gülmek tuttu ki beni. Öyle bir gülüyorum ki… Amcam gülüyor ama bir yandan yalvarıyor, ‘Dikişlerim patlayacak daha güldürme beni’ diye. Onları bize yaşattı.

“KEMAL SUNAL DA İYİ ADAM, BEN DE İYİ ADAM; BİRBİRİMİZİ BÖYLE BULMUŞUZ”

* Burada çok değerli bir işi yaptık. Bu fikri bana ilk kez açıp, heyecanla karşılamama vesile olan Sunay Akın’a hepinizin huzurunda teşekkür etmek istiyorum. Bana dedi ki böyle böyle bir şey var. Tabii heyecanla karşıladım. Sonra bir araya geldik. Sonra ilginç bir şey oldu aslında. Bu konular konuşuldu, edildi ve sonra buluştuk. Sağ olsun, yemek diye gittik, ama Gül Abla sadece kahveyle bizi uğurladı. (Gül Sunal: Dondurma yedirdim.) Hatırlamıyorum. Yemekten bahsediyoruz, dondurmayla bizi yollayacak. Neyse, aylar önce ben buraya gelmiştim ve buradaki yapıları gezmiştim. Ben, Park Bahçeler Daire Başkanımıza dedim ki, ‘Bu ne lüks kardeşim? Yani bayağı büyük bir yapı ve çok makam var. Yani böylesi anlar, böylesi bir ortamlar kolay bulunmuyor.

* ‘Biz buraları kültüre, sanata dair nasıl döndürebiliriz, neler yapabiliriz’ diye konuştuğumuzda bir şeyler düşünmüştük, taşınmıştık. Tam bu iş açıldı, Sunay Abi’yi ziyarete gittik. Konuşurken ben de burada böyle bir binadan bahsettim. Meğerse öyle bir parkı ve öyle bir binayı tariflemişim ki, rahmetli Kemal Kemal Sunal’ın aslında evini tarif etmişim kader ya. Annem der, ‘Allah seni hep iyi insanlarla karşılaştırsın.’ Demek Kemal Sunal da iyi adam, ben de iyi adam; birbirimizi böyle bulmuşuz ve adreslemişiz yani. Muhteşem bir şey. Başka bir yer de tarifleyebilirdim o anda. Sonra sağ olsun hem Sunay Abi hem arkadaşlarımız burayı gezip, olumlu bakınca, kıymetli ailemiz de bu işe ‘evet’ deyince, burada, yanı başınızda, komşunuz olarak Kemal Sunal inşallah ebediyen sizinle yaşayacak.

“YOLUMUZA ‘TAM YOL İLERİ’ DİYEREK YÜRÜMEK DEĞİL, KOŞMAK İSTİYORUZ”

* Çok güzel şeyler yapmaya gayret ediyoruz. Bu milletin hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu milletin hak ettiğini vermeye çalışıyoruz. Ve yapacağımız işlerle ilgili hiçbir zaman süslü işler, süslü laflar kurarak sizi aldatmadık. Yaptığımız işlerle ilgili de süslü laflarla sizi sizi aldatmadık, aldatmayacağız. İnşallah onları size yaşatmaya devam ederek, yolumuza ‘tam yol ileri’ diyerek yürümek değil, koşmak istiyoruz. Bu şehrin artık israf edilecek ne bir lirası ne bir günü ne bir insanı ne bir zamanı, hiçbir şeyi yok. İnşallah bolca tasarruf, hatta üstüne koyarak insanlarımızın yaratıcı güçlerini, özellikle çocuklarımıza, gençlerimize dönüp borçlarını hızlı bir şekilde ödeyeceğimiz bir 5 yıl daha sizlerden talep ederek, Kemal Sunal’ın bize bıraktığı o güzel anıların önünde saygıyla eğiliyorum. Ve her zaman sizlere, siz kıymetli hemşehrilerimize layık birer yönetici olma konusunda özenli davranacağımıza, Cumhuriyetin, demokrasinin, özgürlüğün ve Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda hep yürüyeceğimize söz veriyoruz. Müzemiz, bu prensiplerle ilçemize hayırlı ve uğurlu olsun. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum.”

GÜL SUNAL: “BU MÜZEYİ KEMAL SUNAL DÜŞÜNDÜ”

Gül Sunal da duygularını şu sözlerle dile getirdi:

* “Ne diyeceğimi bilemiyorum. Hiçbir konuşma hazırlamadım tabii ki. Sadece Kemal’i alkışlamak istiyorum. Bu güzel duyguyu, gururu bize yaşattığı için her zaman minnettarım. Tabii ki bu müzeyi biz hep düşündük. Daha doğrusu Kemal düşündü. ‘Bu eşyalar ne olacak’ dediğim zaman, ‘Belki bir gün bir müze olur’ diyordu. O müzeyi şimdi Ekrem Başkanım gerçekleştirdi. Ve asla hakkını ödeyemeyeceğim Sunay Akın; neredesin? Bunu akıl edip de böyle bir yerde sizlerle buluşturduğu için, ona bambaşka minnet duyguları besliyorum.

* Kemal’in bu gördüğünüz 10’da 1’i kadar eşyası. Oyunculuğa başladığı ilk günden itibaren, sakalını, bıyığını, yüzüne sürdüğü patı, kaşının kalemini… Şöhret olmayı hayal bile edemezken, biriktirdiği arşivi bu. Onun için çok değerli. Şöyle düşünelim burayı: Kemal Sunal Müzesi’nden çok, bir insanın yaptığı işe, hayatına sanatına, ailesine, vatanına nasıl değer verdiğini gördüğümüz bir sergi olacak bu. Bir insan kendine bu kadar değer veriyorsa, yaptığı her şeyi özenle saklıyorsa ve kendi önemini, kendi belirliyorsa -ki öyle olmuş- o zaman biz de Kemal’i çok önemsiyoruz ve burada onun için buluştuk. Tekrar çok teşekkür ediyorum.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/kemal-sunal-muzesi-acildi/feed/ 0
Frida Kahlo’nun evini yılda 500 bin kişi ziyaret ediyor https://www.foxhaber.com.tr/frida-kahlonun-evini-yilda-500-bin-kisi-ziyaret-ediyor/ https://www.foxhaber.com.tr/frida-kahlonun-evini-yilda-500-bin-kisi-ziyaret-ediyor/#respond Tue, 05 Mar 2024 21:30:25 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4274 Hastalıkla mücadeleyle dolu özel yaşamı ve politik görüşleriyle tanınan, 20. yüzyılın önde gelen ressamlarından Frida Kahlo, 1954’te 47 yaşında hayata veda etti.

Kahlo, kendisi gibi ressam Diego Rivera ile aşk hayatı, sağlık sorunları, her şeye rağmen sanat hayatına devam etmesiyle dünyada ikonik bir ressam olarak tanınıyor.

Frida Kahlo’nun mavi duvarları nedeniyle Mavi Ev (La Casa Azul) olarak bilinen evi, bugün müze olarak misafirlerini ağırlıyor.

Başkent Mexico’nun Colonia del Carmen semtindeki iki katlı, avululu mavi ev, dört bölümden oluşuyor. 1904’te inşa edilen, sonradan restorasyonu yapılan evde, yatak odaları, stüdyo alanı, geniş bir mutfak ve yemek odası bulunuyor.

Kahlo’nun doğduğu, büyüdüğü, eşi Diego Rivera ile yaşadığı evde, Meksika halk sanatını yansıtan ürünler, Kahlo’nun kişisel sanat koleksiyonu, fotoğraflar, kartpostallar ve mektuplar ile ressamlar Jose Maria Velasco Gomez, Paul Klee ve Kahlo’nun kocası Diego Rivera’nın eserleri de yer alıyor.

DIEGO’NUN EŞİ İÇİN YAPTIRDIĞI ŞÖMİNE

Evin mavi dış duvarında, “Frida ve Diego bu evde yaşadı, 1929-1954” yazısı ziyaretçileri karşılıyor.

Mozaik taşıyla dekore edilen evin girişindeki vitrinlerde, hatıra, mektup ve fotoğraflar saklanıyor.

Kahlo’nun eşi Diego Rivera’nın kendisine hediye ettiği volkanik taşlardan yapılmış ayaklı şömine de müzenin girişinde yer alıyor. Aynı yerde, Kahlo’nun hasarlı omurgasını desteklemek için giymek zorunda kaldığı korseler de bulunuyor.

On odadan oluşan zemin katta, Kahlo’nun 1934, 1952, 1954 yıllarında yaptığı yağlıboya tablolar yer alıyor. Bu bölüm Frida ve Diego’nun ünlü Meksikalı ve uluslararası ziyaretçileri, arkadaşlarını ağırladıkları oturma odası olarak biliniyor.

Kahlo’nun kişisel eşyaları, hatıraları, otoportreleri, eşi Rivera’nın kendisine adadığı resimlerin bulunduğu müze, ünlü ressamın hastalıklarla geçen hayatından izler taşıyor.

Evin alt katındaki, karo zeminli mutfak ve yemek odasında, mavi ve sarı çini tezgahlar, sarı bir masa ile tümü el yapımı büyük toprak kaplar, tabaklar, mutfak eşyaları, cam eşyalar yer alıyor.

Avlu alanından üst kata çıkan merdiven boşluğunun olduğu yerde, Frida Kahlo’nun ailesine ait resim koleksiyonundan örnekler bulunuyor.

Üst katın halka açık iki odası Frida’nın son yatak odası ve stüdyo alanı olarak ziyaretçileri ağırlıyor. Çalışma bölümü, Kahlo’nun tekerlekli sandalyesi, boyaları, çalışma dosyaları, natürmort eserleri, masa ve sandalyesi ile ziyaretçileri karşılıyor.

Dantelli bir örtünün serili olduğu Kahlo’nun yatağında, sanatçının maskı, yatağın başında ise ölü bir çocuğun resmi yer alıyor. Bu bölümde, bazı kişisel eşyalar, oyuncaklarla dolu büfe ile öldükten sonra yakılan Kahlo’nun bir çömleğe koyulan külleri sergileniyor.

BAHÇE, ÜLKENİN ZENGİN BİTKİ ÖRTÜSÜNÜ YANSITIYOR

Kahlo’nun eşi Rivera’nın 1940’larda inşa ettirdiği dördüncü bölümde, Kahlo’nun çocukluk fotoğrafları, korseleri, değnekleri, protez bacağı ile ünlü modacıların Kahlo’nun giyim tarzını yansıttığı ve uluslararası defilelerde sergilediği kıyafetler yer alıyor.

Ayrıca volkanik tüflerden oluşan heykeller bahçeyi süslüyor.

Mexico’nun zengin botanik yapısını yansıttığı evin bahçesinde, ağaçlar, çiçekler ve farklı bitki türleri ziyaretçilerin müzede keyifli vakit geçirmesini sağlıyor.

Ziyaretçilerin girebilmek için kuyruk oluşturduğu ve yılda dünyanın her yerinden 500 bin sanatseverin gezdiği müzede, küçük bir kafe ve hediyelik eşya dükkanı bulunuyor.

Ziyaretçiler bilet için 250 peso ödeyerek müzeyi gezebiliyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/frida-kahlonun-evini-yilda-500-bin-kisi-ziyaret-ediyor/feed/ 0
Müzik Müzesi, 300 çalgı aletiyle kapılarını açtı https://www.foxhaber.com.tr/muzik-muzesi-300-calgi-aletiyle-kapilarini-acti/ https://www.foxhaber.com.tr/muzik-muzesi-300-calgi-aletiyle-kapilarini-acti/#respond Sun, 18 Feb 2024 21:15:36 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3574 Atatürk’ün direktifleriyle kurulan ve Türkiye’nin pek çok sanatçısını yetiştiren Musiki Muallim Mektebi restore edilerek sanat kurslarına ev sahipliği yapıyor.

Müzik araştırmacısı ve yazar Oğuz Elbaş tarafından tarihi binada kurulan Müzik Müzesi ise sanatseverleri müzik tarihinde yolculuğa çıkarıyor.

Müze hakkında açıklamada bulunan Elbaş, uzun yıllar yüksek kimya mühendisi olarak çalıştığını, bu sürede müzik tarihi araştırmalarını da sürdürdüğünü söyledi.

Elbaş 1990’lı yılların başından itibaren müzik araştırmalarına yoğunluk verdiğini anlatarak, 1992’den sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde danışman olarak görev yaptığı yıllarda 40 bin kilometre yol giderek Anadolu müzelerindeki müzikal değerleri fotoğraflayarak 2 bin fotoğraflık arşiv oluşturduğunu ifade etti.

Müzenin oluşturulması ve enstrümanların sınıflandırılmasının bu arşiv ve belgelere dayandığını belirten Elbaş, “Belgeniz yoksa sözünüz yoktur. Tevatüre dayalı anlatım dünyanın hiçbir yerinde değer bulmaz. Birinci öncelik olarak belge bulmanız gerekiyor. Bunun için çok çalışmanız gerekiyor” dedi.

Oğuz Elbaş arşiv araştırması yaparken, 7 yıl çalıştığı Alman müzik arkeoloğu Werner Bachmann’dan ders aldığını söyledi.

“ANADOLU’NUN MÜZİK TARİHİNİ ANLATMAMIZ GEREKİYOR”

Anadolu’nun 12 bin yıllık müzikal geçmişi olduğunu aktaran Elbaş, Türkiye’nin bu zenginliğine sahip çıkması gerektiğini vurguladı.

Elbaş, “Müzik tarihimizi anlatan büyük bir müzik müzemiz yok, müzik tarihimize yönelik nitelikli yayın ve kitap yok. Yazılı dünya müzik tarihinde yer edinmemiş Anadolu’nun müzik tarihini artık anlatmamız, yayınlar yapmamız gerekiyor. Batı dünyasına kendi değerlerinizi anlatmak istiyorsanız belgelerinizin olması gerekiyor, müzik müzelerinizin olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Elbaş, müzenin Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın çalgı koleksiyonu ile kendisinin arkeolojik dönem enstrümanlarından yaptırdığı bire bir replikasyonlardan oluştuğunu bildirdi.

Oğuz Elbaş, şu bilgileri verdi:

“Hindistan, Uzak Doğu, Avrupa, Afrika ve Anadolu’dan 100, 150 yıllık 300’e yakın enstrüman müzemizde sergileniyor. Çalgılar Çamlıdere’den geldiği zaman durumları hiç iyi değildi. Müzeden önce burada bir atölye kuruldu, 2 restöratör çalıştı ve tek tek tüm enstrümanlar onarıldı, cilalandı, restore edildi ve en sonunda sergilenebilir hale getirildi. Sonra çalgıları teşhir ve tanzim çalışmaları yaptık. Yer dar olduğundan bazılarını sunamadık, depomuzda sunulmayı bekliyor. Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır. Müziği anlatmanız, sunmanız çalgılar sayesinde oluyor. Müzede çalgısal anlamda iki bölüm var. Biri bizim topraklarımızdan çıkan enstrümanları kapsıyor, diğeri de dünya çalgılarından oluşuyor.”

“DÜNYANIN EN İYİ ZİLLERİ TÜRKİYE’DE YAPILIYOR”

Müzenin ilk teşhir alanında arkeolojik çalgıların yer aldığını belirten Elbaş, “Bu bölümde dünyanın en eski zilleri var. Çalpara ismi verilmiş. Bunların bire bir imitasyonlarını getirdik müzeye. Dünyanın en iyi zilleri halen Türkiye’de yapılıyor. Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor. Müzenin ilk bölümünde raspa, Hitit dönemine ait darbuka, Hitit arpı ve Hitit dönemine ait bir de bağlamamız var” diye konuştu.

Her enstrümanın da müze için uygun olmadığını belirten Elbaş, şunları kaydetti:

“Çalgının, yapımcısı, çalan kişi, dönemi anlatan yapım tekniklerini üzerinde taşıyor olması ve eskiliği ile pek çok kriter eseri müzelik hale getiriyor. Mesela İstanbul’da Zeki Bülent Ağcabay’ın elindeki eserler müzelik, son derece harika. Kıymetli sanatçıların çalgıları var. O eserler burada görünebilirse çok güzel olur. Bizim zengin müzik tarihimizi, Cumhuriyet’in ilk konservatuvarında göstermemiz çok kıymetli. Saraylarımızdaki enstrümanlara da bakım yapmamız, değer vermemiz gerekiyor. Dünyadaki müzik müzelerinin tamamı şatolardan, saraylardaki çalgıların toplanması ile yapılmıştır. Çalgı bakmak çok zordur, özel ihtisas ister. Çalgı bilimi diye bir alan var ve çok detaylı çalışma istiyor. Hava, iklim koşulları enstrümanın yaşamasını etkiliyor.”

Müzede, kaval, kemane, kemençe, bağlama, cura, koltuk davulu, darbuka, çıngırak, zilli tef, çömlek darbuka, klasik kemençe, ut, lavta, kanun gibi Anadolu çalgıları ile flüt, org, ağız orgu, melodika, armonika, ağaç flütü, marakas, conga, düdük, tef ve gitar, zither, akordiyon gibi farklı materyallerden yapılmış yabancı menşeli enstrümanlar bulunuyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/muzik-muzesi-300-calgi-aletiyle-kapilarini-acti/feed/ 0