ŞİŞLİ Belediyesi, bu yıl Sevgililer Günü’nü aşkla birlikte ‘adalet’, ‘eşitlik’, ‘özgürlük’, ‘barış’, ‘dönüşüm’ ve dayanışmayı da vurgulayan özel bir konseptle karşılıyor. 14 Şubat’ta Şişli sokaklarında, aşkın farklı hallerini yansıtan sanatsal enstalasyonlar, canlı müzik performansları, moda tasarımcılarıyla düzenlenen etkinlikler ve lezzetli ikramlar yer alacak.
‘Aşk=Şişli’ sloganıyla hayata geçirilen bu etkinliklerle, Sevgililer Günü’nü yalnızca romantik bir kutlama olmaktan çıkarıp, birlikteliği ve toplumsal dayanışmayı vurgulayan bir festivale dönüştürmek hedefleniyor. Abdi İpekçi Meydanı ve Kurtuluş Caddesi girişi gibi merkezi noktalara yerleştirilecek bu büyük kalp enstalasyonları, sanatçılar ve tasarımcılar tarafından atık kumaşlarla işlenecek. Çalışma, Osmanbey bölgesinden toplanan atık kumaşlarla çevre dostu bir yaklaşımla hayata geçirildi.
Moda Tasarımcıları Derneği’nin katkılarıyla oluşturulan bu tasarımlar, sürdürülebilirlik ve sanatın bir araya geldiği özgün bir anlatı sunacak. Şişli’nin kalbinde yer alacak bu enstalasyonlar, ziyaretçileri aşkın doğa, sanat ve toplumsal dayanışmayla nasıl bütünleştiğini düşünmeye davet edecek.
‘ŞİŞLİ’NİN DEĞERLERİNİ YİNE ŞİŞLİLİLERLE BULUŞTURUYORUZ’
Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, kentte dayanışmayı ve birlikte yaşamı güçlendirecek bu etkinliklerle ilgili olarak, “Çok kültürlülüğün önemli simgelerinden biri olan Şişli’de icraat aşkıyla, birbirine saygı duyan ve dayanışmayı güçlendiren insanlarla ortak yaşamı güçlendiriyoruz. Şişli’nin değerlerini yine Şişlililerle buluşturuyoruz. Bu özel günü sanatseverlerle ve Şişli’ye değer katan esnafımızla kutluyoruz” dedi.
MODA VE DAYANIŞMA NİŞANTAŞI’NDA BULUŞUYOR
Sevgililer Günü kapsamında, Nişantaşı’ndaki showroom’lar özel etkinliklere ev sahipliği yapacak. Tasarımcıların en yeni koleksiyonlarını sergileyeceği bu alanlar, alışverişin ötesinde bir buluşma noktası olacak. Etkinlik kapsamında Özel Sevgililer Günü indirimleri sunulurken, tasarımcılar ve mağazalar satışlardan elde edilen gelirin bir kısmını patili dostlar için mama bağışına ayırarak aşkın sadece insanlar arasında değil, tüm canlılarla paylaşılması gerektiğini hatırlatacak.
ŞİŞLİ SOKAKLARINDA CANLI MÜZİK PERFORMANSLARI
Müzik, Sevgililer Günü’nün en güçlü ifade biçimlerinden biri olacak. Şişli’nin dört bir yanında gerçekleşecek canlı caz performansları, sokaklara romantik ve neşeli bir atmosfer kazandıracak. Nişantaşı Abdi İpekçi Meydanı’nda 16: 00-17: 00 ve 19: 00-20: 00 saatleri, Kurtuluş Caddesi girişinde 18: 30-19: 30 saatleri, Mıstık Parkı’nda 16: 00-17: 00 saatleri, Cevahir AVM önünde 15: 00-16: 00 ve Mecidiyeköy Meydanı’nda 17: 30-18: 30 saatleri arasında düzenlenecek performanslar, ziyaretçilere müziğin büyüsü eşliğinde keyifli anlar yaşatacak.
LEZZETLİ İKRAMLARLA ŞİŞLİ’NİN SICAK ATMOSFERİ
Etkinlik alanlarında ziyaretçilere sıcak içecek ve çeşitli ikramlar sunularak Sevgililer Günü’nün samimi atmosferi desteklenecek. Şişli’nin farklı noktalarına kurulan stantlarda sunulacak bu ikramlar, sokakları gezen ziyaretçilere küçük ama keyifli mola anları sağlayacak.
Abdi İpekçi Meydanı’na kurulacak özel photobooth alanları, etkinliğe katılan herkesin aşk dolu anlarını ölümsüzleştirmesi için tasarlandı. Ziyaretçiler, özel konseptle hazırlanmış fotoğraf alanlarında hatıra fotoğrafları çekerek Sevgililer Günü’nün coşkusunu sosyal medyada #İSTANBULUNKALBİNDESİN etiketiyle paylaşabilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bastık, “Bana göre ‘en’ kavramı çok zor. Kendini seven, kendini güzel hisseden herkesi çok seviyorum. En güzel, en seksi kavramları bana garip geliyor. Bunlar boş şeyler” dedi.

TAKİPÇİLERİNİ GEÇMİŞE GÖTÜRDÜ
31 yaşındaki şarkıcı, son olarak sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla takipçilerini geçmişe götürdü

Bir takipçisinin “18 yaşına dönsen neyi değiştirmek isterdin?’ sorusuna yanıt veren Bastık, “Saç rengimi” dedi ve 18 yaşındaki halini paylaştı.

Zeynep BastıkSosyal MedyaMagazinTürkiye3-sayfaMüzikYaşamMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>32 yaşındaki Gomez, Çarşamba günü Instagram hesabından yaptığı paylaşımda “Sonsuzluk şimdi başlıyor” yazarak pırlanta yüzüğünün yakın çekim fotoğrafını, piknik düzenini ve Blanco ile gülümseyen fotoğraflarını paylaştı. 36 yaşındaki Blanco ise paylaşıma “Hey durun… Bu benim eşim” yorumunu yaptı.
Çiftin nişan haberini Taylor Swift, Jennifer Aniston, Gwyneth Paltrow, Cardi B, Lil Nas X ve Julia Michaels gibi ünlü isimler kutladı. Taylor Swift esprili bir yorumla “Evet, ben çiçekçi kız olacağım” derken, Jennifer Aniston “Tatlım!! Tebrikler canım!” mesajını paylaştı.
Yaklaşık bir yıl önce ilişkilerini açıklayan çift, “Single Soon” (2023) ve “I Can’t Get Enough” (2019) gibi şarkılarda birlikte çalışmıştı. Gomez o dönem Blanco için “O benim kalbimin mutlak her şeyi” ifadesini kullanmıştı.
Blanco da Mayıs ayında katıldığı “The Drew Barrymore Show”da Gomez hakkında övgü dolu sözler söylemişti: “O dünyanın en iyi, en samimi insanı. Her şey çok gerçek. Her sabah uyandığımda ona doğru yürürken aynadan kendime bakıyorum ve ‘Buraya nasıl geldim?’ diye düşünüyorum.”
Eski bir Disney yıldızı olan Gomez, son olarak “Only Murders in the Building” ve “Emilia Pérez” yapımlarındaki performanslarıyla Altın Küre adaylığı kazandı. Blanco ise Rihanna, Katy Perry, Maroon 5 ve Britney Spears gibi yıldızların hit şarkılarının söz yazarı olarak tanınıyor.
Bloomberg’e göre, 5 yıllık kozmetik markası Rare Beauty’nin sahibi olan Gomez, 1.3 milyar dolarlık net değeriyle ABD’nin en genç kendi kendini var eden milyarderleri arasında yer alıyor.

Selena GomezÜnlüler3-sayfaMagazinMüzikYaşamOnly
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünce desteklenen “Engellerin Ötesinde Müzik” başlıklı proje kapsamında kentteki bir otelde dün başlayan kampa, 15 ila 37 yaşlarındaki 15 otizmli birey katılıyor.
Eğitmenlerin destekleriyle hazırlandıkları koroda hünerlerini sergileyen katılımcılar, solo performanslarıyla dinleyiciler tarafından ayakta alkışlandı.
Kampı ziyaret eden Çanakkale Valisi Ömer Toraman, gazetecilere, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla farkındalık oluşturmak için hafta boyunca sosyal etkinlikler gerçekleştirildiğini söyledi.
ÇOMÜ Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Türkmen ve öğretim üyelerine, emeği geçen herkese teşekkür eden Toraman, şöyle konuştu:
“Annelerine, babalarına, yakınlarına onlara destek verdikleri, bu tür etkinliklere dahil ettikleri için teşekkür ederim. Bu etkinlikler çok kıymetli. Otizmli kardeşlerimiz çok üst seviyede parçaları çalabiliyor, icra edebiliyorlar. Önemli olan bu yeteneklerin açığa çıkarılması. Bu proje vesilesiyle bunun gerçekleşmiş olduğunu görmekten de memnuniyet duyuyoruz. Özellikle de otizmli gençlerimizi tebrik etmek istiyorum.”
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Arda Aydın da ÇOMÜ olarak sadece bu haftaya özel değil sürekli bu tür etkinlikler yaptıklarını, halkın tüm kesimlerine, ihtiyaçlarına odaklanan, onlarla üreten ve emek veren bir üniversite oluşturmaya çalıştıklarını ifade etti.
Ziyarette, Dekan Prof. Dr. Uğur Türkmen, proje yürütücüleri, akademisyenler, eğitmenler ve otizmli bireylerin aileleri hazır bulundu.
“Otizm ve Müzik Kış Kampı” yarın sona erecek.
Dünya Engelliler GünüÇanakkale ValiliğiAralıkEğitimSağlıkGüncelMüzikOtizm
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ağabeyi John Buchanan, The U.S. Sun’a verdiği demeçte, kardeşinin cesedini bulduğu anı anlattı. Komşunun endişeli aramasıyla eve giden John, Ricky’nin vücudunu tuhaf bir pozisyonda, başının ise yaklaşık 2,5 metre uzakta olduğunu gördüğünü söyledi.
“DJ Slick Rick” olarak tanınan Ricky, annesiyle birlikte yıllarca The Stage Shop adlı canlı müzik barını işletmişti. Oğlunun ölümünden üç ay sonra annesi Nita Makris de üzüntüden hayatını kaybetti.
Olayın en şok edici yönlerinden biri, polis incelemesinden günler sonra ailenin evde kanlı bir testere bıçağı bulması oldu. Buchanan’ın yeğeni Ashley Shea, “Gördüğüm anda ne olduğunu anladım,” diyerek durumun ciddiyetini vurguladı.
Aile, Ricky’nin bir soygun sırasında öldürülmüş olabileceğinden şüpheleniyor. John, evdeki dağınıklığın ve kardeşinin vücudunun durumunun, saldırganların bir şey aradığını gösterdiğini düşünüyor.
Olayla ilgili daha fazla detay ortaya çıktıkça, ailenin endişeleri artıyor. Shea, “Sanki bir tuzağa düşürülmüş gibiydi. Eve girer girmez saldırıya uğramış olabilir,” dedi.
Memphis polisi, olayı hâlâ “nedeni belirlenemeyen ölüm” olarak nitelendiriyor. Ancak aile, sevdiklerinin başına gelenleri tam olarak anlamak ve adaletin yerini bulması için mücadele etmeye devam ediyor.
Bu trajik olay, Memphis’in müzik camiasını ve Raleigh mahallesini derinden etkiledi. Ricky Buchanan’ın arkadaşları ve hayranları, onun anısını yaşatmak için çeşitli etkinlikler düzenliyor.


Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
54 yaşındaki Combs, geçtiğimiz günlerde çete suçu, seks ticareti ve fuhuş amaçlı taşımacılık suçlamalarıyla tutuklandı. Manhattan’da bir otelde gerçekleşen tutuklamanın ardından, ünlü yapımcı kefaletle serbest bırakılma talebinin reddedilmesiyle halen hapiste bulunuyor. Combs, kendisine yöneltilen tüm suçlamaları reddediyor.
Bu gelişmeler, Diddy’nin uzun yıllardır düzenlediği ünlü partileriyle de bağlantılı görülüyor. Leonardo DiCaprio gibi bazı ünlüler, Diddy ile olan ilişkilerini kestiklerini açıkladı.
Öte yandan, rap yıldızı 50 Cent, Diddy’nin davası hakkında Netflix için bir belgesel dizi hazırlayacağını duyurdu. 50 Cent, bu projenin “önemli insani etkileri olan karmaşık bir hikaye” olduğunu vurguladı.
Combs’un avukatı, müvekkilinin ırkçılık nedeniyle hedef alındığını iddia ederken, belgesel yapımcıları bu olayların hip-hop kültürünün tamamını yansıtmadığını hatırlatıyor.
Bu skandallar, müzik endüstrisinde güç dengeleri ve ünlülerin özel yaşamları hakkında tartışmaları yeniden alevlendirdi. Soruşturma devam ederken, kamuoyu ve müzik dünyası gelişmeleri yakından takip ediyor.


Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Veri analizi şirketi Luminate, rapçinin geçen hafta tutuklanmasının ardından şarkılarının dinlenme rakamlarının yüzde 18,3 yükseldiğini açıkladı. Tartışmaların ardından dinlenme sayılarındaki artış alışılmadık bir durum değil.
Aynı şekilde ABD’li rap şarkıcısı R. Kelly, ününü ve konumunu kullanarak 20 yıl boyunca kadınlara ve çocuklara tacizde bulunma ve seks ticareti yapmak dâhil bir dizi suçtan 2021’de suçlu bulunmuştu.
R. Kelly hakkındaki iddiaların ortaya atılmasından sonra dinlenme sayısı neredeyse iki katına çıkmıştı.
Sean ‘Diddy’ Combs, aylardır seks ticareti iddiaları nedeniyle kriminal soruşturma altındaydı. 54 yaşındaki şarkıcı, seks ticareti ve şantaj suçlamaları nedeniyle pazartesi günü tutuklandı.
KEFALET TALEBİ REDDEDİLDİ
Çıkarıldığı mahkemede 50 milyon dolarlık kefaletle serbest bırakılma talebi reddedilen Sean ‘Diddy’ Combs, 2008’e kadar uzanan geniş kapsamlı bir suç operasyonu düzenlemekle suçlanıyor.
Savcılar, rapçinin uyuşturucu, şiddet ve müzik endüstrisindeki güçlü konumunu kullanarak kadınları cinsel ilişkiye zorladığını ileri sürdü. Mahkeme belgelerine göre; Sean ‘Diddy’ Combs’un “suç girişimi” cinsel istismar için insan kaçakçılığı, zorla çalıştırma ve kadınlara yönelik şiddetli saldırıları içeriyor.
MÜEBBET BİLE ALABİLİR
Sean ‘Diddy’ Combs, haraç toplama, zorla seks ticareti ve fuhuş yapmak için insan kaçakçılığını da içeren tüm suçlamaları reddetti. Suçlu bulunması halinde Combs; en az 15 yıl, en fazla müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Muş’ta Genç Birikim Derneği tarafından düzenlenen “11. Uluslararası Onkoloji Günleri” çerçevesinde dünyanın farklı ülkelerinden ve il dışından gelen gönüllüler, meme kanserine dikkati çekmek için istasyon caddesi üzerinde yürüyüş düzenledi. Pembe bayrak sallayan gönüllü gençler, şarkılar eşliğinde Millet Bahçesi’ne kadar yürüdü.
Muş Vali Yardımcısı Cihat Abukan, Onkoloji Günleri’nin çok yoğun geçtiğini belirterek, “Farkındalık oluşturmak için Millet Bahçesi önüne kadar yürüyüş yaptık. Muş halkımızdan çok yoğun bir katılım oldu. İnşallah bir sonraki yıl daha hareketli ve güzel bir şekilde yapmayı planlıyoruz. Gençlerimiz 7’den 70’e herkes burada. Allah kimsenin başına vermesin ama erken teşhis tanısı önemli ve vatandaşınıza da duyurmaya çalışıyoruz” dedi.
Dernek Başkanı Salih Yüce ise düzenlenen 11. Uluslararası Onkoloji Günleri’ne 10 ülkeden yaklaşık 350 kişinin katıldığını belirtti. Her yıl farklı konu ele aldıklarını ifade eden Yüce, “Onkoloji Günleri’nde meme kanseri, akciğer kanseri ve jinekolojik kanser konusu ele alındı. Programının ilk günü genellikle kansere karşı farkındalık yürüyüşü yapıyoruz. Bugün yaptığımız yürüyüşün sonunda da müzik dinletisi etkinliği oldu. Yürüyüşe katılanları minik bir müzik keyfi sunduk” ifadelerini kullandı.
Müzik etkinliği ile yürüyüş sona erdi.
Düzenlenen yürüyüşe, Vali Yardımcısı Mustafa Batuhan Alpboğa, yurt içi ve yurt dışından gelen akademisyenler, kanser hastaları, gönüllü gençler ve vatandaşlar katıldı. – MUŞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BALIKESİR – Balıkesir’in Ayvalık ilçesinde, Mesut Duran Müzik Derneği tarafından düzenlenen konsere ilgi yoğun oldu. Koro üyelerinin birbirinden güzel eserleri solo ve korist olarak seslendirmeleri TSM severler tarafından ayakta alkışlandı.
Mesut Duran Müzik Derneği’nin Ayvalık Belediyesi’ne ait amfi tiyatroda verdiği konser, TRT sanatçısı Şef Selim Gönüldaş’ın öncülüğünde gerçekleşti.
Dernek Başkanı Funda Öztolan’ın sunuculuğunu üstlendiği gecede, dernek üyesi sanatçıların seslendirdiği Türk Sanat Müziği’nin en güzel eserleri, amfi tiyatroyu dolduran yüzlerce TSM sever tarafından büyük bir keyifle dinlendi.
İkinci bölümünde halk müziğinden örneklerinde seslendirildiği konserde, Dernek Başkanı Funda Öztolan’ın icra edilmesi en zor eserleri son derece profesyonelce izleyicilere aktarması takdirle karşılandı.
10. Yıl Marşı ile başlayıp, aynı marş ile sona eren konserlerin kış mevsiminde de süreceği açıklandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Müzikseverlerin ve plak koleksiyoncularının yoğun ilgi ve katılım gösterdiği ‘Şişli Plak Festivali’nin açılışı bu yıl, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın yanı sıra davetlilerin katılımıyla gerçekleşecek.
RENKLİ ETKİNLİKLERE SAHNE OLACAK
Geleneksel hale gelen; müzik dünyasının önemli isimlerini ve plak tutkunlarını 4’üncü kez buluşturacak olan Şişli Plak Festivali, iki gün boyunca birbirinden renkli etkinliklere ve konserlere ev sahipliği yapacak. Feriköy Organik Pazarı otopark alanında gerçekleşecek festivalde; söyleşiler, mezatlar, imza günleri, kahve ve yeme-içme stantları ile müzikseverler, keyifli zaman geçirecekler. Festivalde gerçekleşecek konserler kapsamında; Karsu, Sena Şener, Gaye Su Akyol ve Miskinler gibi ünlü sanatçılar da müzikseverlerle buluşacak. Plakseverler, tüm etkinlik ve konserlere ücretsiz olarak katılabilecek.
TOLGA AKYILDIZ’IN ANISINA ÖZEL PROGRAM
Şişli Plak Festivali’nde, yakın zamanda hayatını kaybeden gazeteci ve müzik yazarı Tolga Akyıldız da anılacak. Festival programında, ‘Tolga Akyıldız Anısına Açık Sahne’ etkinliğinde sürpriz isimler sahne alacak. Ayrıca festival katılımcıları, Plaktan DJ Mix ve Scratching atölyesine de katılabilecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ataşehir Belediyesi Gençlik Orkestrası ile Otto Hahn Gymnasium Gençlik Senfoni Orkestrası 1 Eylül Dünya Barış Günün’de İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi’nde bir araya gelerek ortak konser verdi. Farklı kültürleri ve sesleri bir araya getirip, müziğin birleştirici gücünü kullanarak dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirilen etkinlikte ünlü sanatçı Aydilge de sahne aldı. Konser sonrası açıklamalarda bulunan Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, ” Filistin’deki savaş dursun. Dünyanın herhangi bir yerindeki savaş ve çatışmalar dursun istiyoruz. Mustafa Kemal Atatürk bize çok önemli bir miras bıraktı. Sadece Türkiye’de yaşayan insanlara barış dilememiş, ‘yurtta barış dünyada barış’ demiş” ifadelerini kullandı.
Almanya’nın Monheim am Rhein Belediyesi’nden Oliver Drechsel’in yönettiği Otto Hahn Gymnasium Gençlik Senfoni Orkestrası, Ataşehir Belediyesi Gençlik Orkestrası ile birlikte özel bir projeye imza atmak için Dünya Barış Günü’nde İstanbul’a geldi.
Proje kapsamında gerçekleştirilecek olan iki konserden ilki Ataşehir’de bulunan İnal Aydınoğlu Kültür Merkezi, Şener Şen Sahnesi’nde saat 20.00’de başladı.
‘Dostluğun ve Kardeşliğin Sesi!’ temasıyla düzenlenen ilk konserde, konuk sanatçı Aydilge de sahne aldı. Etkinlik, Dünya Barış Günü’nü coşkuyla kutlamak ve müziğin birleştirici gücünü vurgulamak amacıyla hazırlandı.
Konserde, Oliver Drechsel’in Avrupa Suiti eseri, Avusturya valsi ve İtalyan tarantellası sahnelendi. Otto Hahn Gymnasium ve Ataşehir Belediyesi Gençlik Orkestraları’nın performansı hem Türkiye’de hem de Almanya’dan eş zamanlı olarak izlendi.
ADIGÜZEL: İSTİYORUZ Kİ BARIŞ BİR YAŞAM BİÇİMİ HALİNE GELSİN
Konser sonrası konuşan Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel, “Dünya Barış Günü’nde Ataşehir’de binlerce Ataşehirlinin katıldığı bir konser düzenledik. Aslında buradan çok önemli bir mesaj verdik. Müziğin evrenselliği ile birlikte, birleştirici gücüye dünyadaki savaşların, çatışmaların durması için
Ataşehir’den bir mesajı hep birlikte paylaştık. Bu noktada gençleri kendimize örnek almalıyız. Müzik yapmak için iki ülkeden gençler bir araya geldi. İstiyoruz ki barış bir yaşam biçimi haline gelsin. Filistin’deki savaş da dursun. Dünyanın herhangi bir yerindeki savaş ve çatışmalar dursun itiyoruz. Bir de kurucumuz, liderimiz Mustafa Kemal Atatürk bize çok önemli bir miras bıraktı. Sadece Türkiye’de yaşayan insanlara barış dilememiş, yurtta barış dünyada barış, demiş” diye konuştu.
‘ÇOK GURURLU VE MUTLUYUM’
Konsere konuk şarkıcı olarak katılan Şarkıcı Aydilge ise “Çok gururlu ve mutluyum çünkü eşimin şefliğini yaptığı Ataşehir Belediyesi Gençlik Senfonisi Orkestrası’na konuk sanatçı olarak eşlik ettim. Harika konseri sevgili eşim önderliğinde bu harika gençler gerçekleştirdi” ifadelerini kullandı.
‘MUSTAFA KEMAL ATATÜRK, TÜM DÜNYAYA ÖRNEK OLMUŞ GERÇEK BİR LİDER’
Ataşehir Belediyesi Gençlik Senfoni Orkestrası Şefi Utku Barış Andaç, “Yurtta barış, dünyada barış ilkesini devlet politikası olarak benimsetmiş olan bir ülke liderine sahip olduğumuz için çok şanslıyız. Mustafa Kemal Atatürk, tüm dünyaya örnek olmuş gerçek bir lider. Gençlerimizin de onun emeğine sahip çıktığının mesajını bu şekilde veriyoruz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ailesinin Elazığ’dan Diyarbakır’a göç ettiğini dile getiren Sabah, 16 Ekim 1952’de dünyaya geldiği Diyarbakır’da 13 yaşına kadar yaşadığını söyledi.
Coşkun Sabah, çocukluğunun Sur ilçesinde geçtiğini kaydederek, “7 yaşına kadar Sur içerisinde geçti. Evin avlusunda oynadığımı hatırlarım. İki katlı, merdivenli taş evler… Evde darbuka, cümbüş gibi müzik aletleri vardı. Rahmetli babam amatör olarak müzikle ilgilenirdi. Bu işten hiç para kazanmadı. Doğuda çok enstrüman çalan var. O yıllarda kendi zevki için enstrüman çalan yüz binlerce insan vardı. Bağlama pek yoktu. Cümbüş, keman, çok az da olsa kanun…” dedi.
“ENSTRÜMAN ÇALMAK GENETİK YATKINLIKLA İLGİLİ”
İlk gençlik yıllarında ağabeyiyle komşularının düğünlerinde çaldıklarını aktaran sanatçı, şöyle konuştu:
“Ağabeyim 13 yaşında ben 10. Enstrüman da kucağımıza sığmazdı. Ben 3-5 düğünü böyle hayal meyal hatırlarım. O düğünlere para kazanalım diye değil komşuluk görevini yapalım diye gittik. 10 yaşında ut çalmaya başladım. Genetik yatkınlığımız var. Zaten enstrüman çalmak genetik yatkınlıkla ilgilidir. Genetik kabiliyeti olmayana ne kadar ders, kurs verirsen ver, hiçbir şey olmaz.”
Coşkun Sabah, 1966’da ailesiyle İstanbul’a göç ettiklerini ve babalarının 1969’da ağabeyini ve kendisini konservatuvara yazdırdığını dile getirdi.
“İLK BESTEMİ EMEL SAYIN’A YAPTIM”
Babası Tekin Sabah’ın ticari girişimleri dönemin ekonomik koşulları sebebiyle sekteye uğrayınca ağabeyiyle beraber Beyoğlu’ndaki çeşitli mekanlarda müzisyenlikten para kazanmaya başladıklarını vurgulayan Sabah, şunları kaydetti:
“O zaman İstanbul’da onlarca gazino vardı. Bebek Belediye, Bebek Aşiyan, Bebek Kaskonyalı, Taksim Maksim, Lunapark, Çakıl, Gar, Şişli Semiramis… Gazinolarda saz grupları çalardı. Bunları da Müzisyenler Kıraathanesi’nden seçerlerdi. O dönem yerli filmlerde de şarkı okunurdu. Filmlerde görüntü vermek için çok gittim. Ben konservatuvarda Ahmet Özhan ve Bülent Ersoy’la beraber okudum. Hatta Ahmet Özhan’la çok hatıram var. Ahmet, Harbiye Orduevi’nde askerdi. Ben de o zamanlar Taksim Maksim’de ut çalıyorum. Ahmet geldi, ‘Coşkun ocağına düştük, yıl başında bana çalar mısın?’ diye sordu. ‘Arada 1-2 saat boşluğum var o saatler arasında sahne yaparsan gelebilirim’ dedim. O saatlerde Maksim’den çıkıp Harbiye’de Ahmet’e çaldım. Tekrar apar topar Maksim’e yetiştik. Onu hiç unutamam.”
“İlk bestemi Emel Sayın’a yaptım. O zamanlar Caddebostan Maksim’de Emel Sayın’a çalıyordum. Bestemi okudum, çok hoşuna gitti. Evine gittim, şarkıyı tekrar okudu, 45’lik plak doldurdu. Ama esas benim tanınmam ‘Baharı Bekleyen Kumrular Gibi’ şarkısıydı. Sonra Bülent Ersoy ‘İşte Bu Bizim Hikayemiz’i okudu. Filmde kullanıldı o da patladı. Bir sene sonra ‘Beddua’ geldi. Bu üç şarkı patlayınca patronların bir ilgisi oldu. Çamlıca’da Güzel İzmir Çay Bahçesi vardı. Hayri Engin vardı, ağabeyimle beni buldu o zaman. Orada ilk kez sahne almıştım. Ondan sonra Üsküdar’da Mutlu Düğün Salonu’nda çaldık.”
“BEŞİKTAŞ TRİBÜNLERİNİN BESTEMİ OKUMADIĞI MAÇ YOK”
Galatasaray taraftarı olan ve gönül verdiği takıma besteler yapan Sabah, Beşiktaşlı futbolseverlerin de kendi bestelerini stadyumlarda söylediğini belirterek, “1985 yılında Galatasaray için bir marş besteledim. O yıllarda kullanıldı ama aradan 40 sene geçmiş. 1990 yılında çıkardığım ‘Aşığım Sana Doyamıyorum’ bütün zamanların kaset satış rekorunu kırdı. Beşiktaşlılar o yıl başladı hala 15 gün önceki maça kadar her maçta okuyorlar. Beşiktaş tribünlerinin ‘Aşığım Sana Doyamıyorum’ bestemi 1990 yılının mayıs ayından 2024’ün mart ayına kadar okumadığı tek maç yoktur. Genelde ikinci devre 60-70. dakikadan sonra okuyorlar” dedi.
Müzisyenliğin yanında yıllar içinde birtakım ticari girişimlerde de bulunduğunu söyleyen Sabah, “Rutin konserlerimiz devam ediyor. Senede bir single dediğimiz tekli çıkarıyoruz. Şimdi müzik piyasası çok değişti. Ben ‘Anılar’ şarkısını yaptım, 1 ay sonra bütün Türkiye şarkıyı biliyordu. İlk tekliyi 4 sene önce ‘Yalan Yıllar’ olarak çıkardım. Kendi kitlemize bir armağan oluyor bu. Ben buna adapte olamadım. Albümün tadı bir başkadır” ifadelerini kullandı.
“BENİM ÇOCUKLUĞUMDA HER EVDE BİR ENSTRÜMAN VARDI”
Sabah, 1980’li yıllarda Türk halkının müziğe olan ilgisinin şimdikinden çok daha fazla olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“1980’li yıllardaki yaşantıda öncelikler farklıydı. İnsanlar hayatını idame ettirmek için yemek yer, su içerdi. Temel ihtiyaçlarını gördükten sonra ilk akla gelen müzikti. Şimdi müziğe sıra gelmiyor. Gündemi meşgul eden, dikkati dağıtan o kadar çok şey var ki… Benim çocukluğumda Diyarbakır’da herkes bir enstrüman çalıyordu. Her evde enstrüman vardı. Tabii televizyon yok, radyo yok, sosyal hayat yok, insanlar kendini müziğe veriyordu. 1980 yılında ut ve klavyeyle bir müzikholü götürme fikrinin mucidiyim ben. Benden 10 sene sonra ilk Sinan Özen çıktı. Arkasından Metin Şentürk geldi. Utla bir geceyi götüren bendim. Başladığım gibi devam ediyorum. Ben udu çok değişik formlarda çalabiliyorum. Bir müzik adamı olarak Türkiye’nin şu andaki müzik ortamından çok memnun değilim. Çünkü ben sadece şarkıcı değilim. Ben müzik adamıyım. Dinleyici kitlesi değişti. Müziğin geride olan tarafı daha çok tiraj alıyor.”
]]>Henüz çocukken müziğe tutkuyla bağlanan sanatçı, ilk ve ortaokulu Kars’ta Fevzi Çakmak Okulunda tamamladı.
Kayahan, babasının askerlik görevi nedeniyle Türkiye’nin birçok ilini dolaştı, gençlik yıllarını ise Ankara’da geçirdi. Sanatçı ilk evliliğini 8 Mart 1973’te Nur Açar ile yaptı.
İkilinin çocukları Beste 1974’te dünyaya geldi. Çift, 1991’de ayrıldı.
Vatani görevini İzmir’de tamamlayan sanatçı, daha sonra İstanbul’a gelerek profesyonel müzik çalışmalarına başladı.
Sanatçı, müzik dünyasına 1971’de “Yosun Gözlü Sevgilim-Bir Mektubun Var” adlı 45’liğiyle adım attı.
“İstanbul Hatırası” ile 1978’de Eurovision elemelerine katıldı
Kayahan, 1978’de düzenlenen Türkiye Eurovision elemeleri için bestelediği “İstanbul Hatırası” adlı şarkı ile elemeyi geçemedi.
“Bekle Gülüm – Ateş” adlı 45’liğini 1980’de müzikseverlerin beğenisine sunan sanatçı, seslendirdiği bütün eserleri kendisi yazıp besteledi.
Usta sanatçı, adını ilk olarak Sezen Aksu, Zerrin Özer, Bilgen Bengü ve yakın dostu Nilüfer’e verdiği şarkılarla duyurdu.
Kayahan’ın Nilüfer tarafından yorumlanan “Geceler”, “Kar Taneleri” ve “Esmer Günler” adlı eserleri, Türk pop müziğinin unutulmazları arasına girdi.
Sanatçı, “Geceler” adlı şarkısıyla 1986’da Ayşegül Aldinç ile katıldığı “Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması”nda “Altın Portakal” ödülüne layık görüldü.
TRT Müzik kanalında 1985’te “Cumartesiden Cumartesiye” kuşağı içinde çocuklar için bilim kurgu temalı “Sanmer 2095” adlı programı sunan sanatçı, 1987’de yine çocuklar için “Merhaba Çocuklar” albümünü hazırladı.
“Yemin Ettim” ve “Odalarda Işıksızım” albümleriyle iz bıraktı
Kayahan, ilk albümü “Yemin Ettim”i de 1991’de, ikinci albümü, “Odalarda Işıksızım”ı 30 Nisan 1992’de müzikseverlerle buluşturdu. İkinci albümün ardından büyük bir başarı elde eden sanatçı, aynı yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Ankara Kızılay Meydanı’nda on binlerce kişinin izlediği bir konsere imza attı.
Sanatçının, 1993’te çıkardığı “Son Şarkılarım” albümündeki “Sarı Şekerim”, “Vazgeçmem” ve “Aman” adlı şarkıları müzikseverlerin büyük beğenisini kazanarak, geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.
“Sevenleri ayırmayın, sevenler ayrılmayın” sloganıyla 1995’te “Benim Penceremden” albümünü yayımlayan sanatçının, “Ben Anadolu Çocuğuyum” ve “Allah’ım Neydi Günahım” adlı eserleri, birçok müzisyen tarafından yorumlandı. Sanatçı, “Ben Anadolu Çocuğuyum” şarkısında, kültürel erozyon karşısındaki tepkisini dile getirdi.
Kayahan, hemen her albümünde “sevgi” temasını işlerken, 1996’da “Allah kimseyi sevgisiz bırakmasın” sloganıyla “Canımın Yaprakları” albümünü yayınladı.
“Emrin Olur” albümünü 1997’de müzikseverlerle buluşturan sanatçı, albümdeki “Şampiyon” şarkısını, taraftarı olduğu Galatasaray’ın şampiyonluğu dolayısıyla yeniden yorumlayarak, “Cimbom Şampiyon” adlı tekli çıkardı.
Sanatçı, 15 Ekim 1992’de Lale Yılmaz ile evlendi ancak çift 1993’te ayrıldı. Vokalisti İpek Tüter ile de 1999’da dünya evine giren Kayahan’ın, Aslı Gönül adını verdiği kızı 2000’de dünyaya geldi.
Usta müzisyen, “Beni Azad Et” albümünü 1999’da müzikseverlerle buluşturdu. “Gönül Sayfam” albümünü ise 2000 yılında çıkaran sanatçı, albümde 17 Ağustos 1999 depremi için yazdığı “17 Ağustos” şarkısı ile kızı Aslı Gönül için bestelediği “Ninni” adlı eserlerine yer verdi.
Kayahan, 45 yıllık kariyerinde, 45’likler, long playler ve albümlerin yanında “365 Gün” ve “Mevsim Hala Sen” adlı teklileri de müzikseverlerle buluşturdu.
Doğa ve çevre duyarlılığı ile de bilinen usta sanatçı, yaşamı boyunca birçok yardım konseri verdi ve gönüllü olarak çeşitli çalışmalara katıldı.
“Ölüm bir ceza değil, mezuniyettir”
Sanatçı, 1990’da yumuşak doku kanseri ile mücadele etti. 2004’te kansere yeniden yakalanan usta isim, tekrar iyileşti.
Hastalık 2014’te nüksetti. Bir yıl boyunca hastalığıyla mücadele eden Açar, küçük hücreli akciğer kanseri nedeniyle 3 Nisan 2015’te hayatını kaybetti.
Cenazesi Teşvikiye Camisi’nden kaldırılan sanatçı, vasiyeti gereği Kanlıca Mihrimah Sultan Mezarlığı’na defnedildi.
Romantik dizelerinin yanında inançlı yapısıyla da bilinen sanatçı, bir röportajında şunları söylemişti:
“Ölüm bir ceza değil, bana göre bir mezuniyettir. Yani, Cenab-ı Allah’ın katına çıkacaksınız, orada hesap vereceksiniz. Buradaki dünyanın yalan olduğunu, eğer bir düşünürseniz, zaten huzur kendiliğinden gelir. Cenab-ı Allah’ın gönderdiği Kuran-ı Kerim’i okusanız, o kitapta size ticareti nasıl yapacağınız bile anlatılıyor. En kolayını da söyleyeyim; helal ve haram. Bunu bilen bir dünyada, hiçbir problem çıkmaz.”
Tarkan, Sezen Aksu, Funda Arar ve Nilüfer’in de aralarında olduğu birçok ünlü sanatçı, 2014’te bir araya gelerek “Kayahan’ın En İyileri” albümünde yer aldı.
Arkadaşlarının deyimiyle, romantik melodileri iğne oyası gibi eserlerine işleyen ve şarkılarında daima insanları birlik ve sevgiye davet eden usta sanatçının, 45 yıllık sanat hayatında geride bıraktığı eserleri şöyle:
“Canım Sıkılıyor Canım (1981)”, “Merhaba Çocuklar (1987)”, “Benim Şarkılarım (1988)”, “Benim Şarkılarım 2 Siyah Işıklar (1989)”, “Yemin Ettim (1991)”, “Odalarda Işıksızım (1992)”, “Son Şarkılarım (1993)”, “Benim Penceremden (1995)”, “Canımın Yaprakları (1996)”, “Emrin Olur (1997)”, “Beni Azad Et (1999)”, “Gönül Sayfam (2000)”, “Ne Oldu Can? (2002)”, “Kelebeğin Şansı (2004)”, “Biriciğim’e (2007)”, “365 Gün (2011)”
]]>Komşusu olan özel eğitim öğretmeni Serkan Can’ın müzik çalışmalarının olduğunu öğrenen Aktaş, kendisine ulaşıp Ahmet Kaan’ın müziğe merakından bahsetti.
Can ile yaklaşık bir yıl önce haftada iki saat ritim, davul ve bateri derslerine başlayan Ahmet Kaan, bu enstrümanları çalmayı öğrenmesi ve dikkat süresinin artmasının yanı sıra konser için kente gelen bazı sanatçılarla bir araya gelme imkanı buldu.
Çeşitli etkinliklerle sosyalleşen Ahmet Kaan, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla ramazan davulu çalarak komşularını ziyaret etti. Ahmet Kaan’a teşekkür eden komşular, ikramlarda bulundu.
Anne Emine Aktaş en büyük şanslarının, özel eğitim öğretmeni Serkan Can olduğunu vurguladı.
Can’ın oğluna eğitim verirken asla pes etmediğini dile getiren Aktaş, “Ahmet Kaan’ın yapabileceğini biliyorum ama bazı şeyleri söylemekte yetersiz kalıyoruz.

İnsanların, ‘Otizmli, yapamaz zaten’, ‘Dokundurtmaz kendine’, ‘Yok, olmuyor, şunu yapamadık’ gibi ifadelerine karşı ‘Aslında isteyince oluyor’ demek istiyorum. Çocukla o frekansı yakalayınca çok güzel şeyler oluyor. Bu da onun bir örneği” ifadesini kullandı.
Aktaş, oğlunun müzik derslerinden keyif alarak yola devam etmesine özen gösterdiklerini belirtti.
Bazen nazlandığını, böyle durumlarda müzik eğitimine ara verdiklerini aktaran Aktaş, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Zorla değil de severek yaptırıyoruz. Çünkü zorla yaptırdığımız zaman kısa sürede başarı katedebiliyoruz ama bu uzun mesafede olmuyor. İçine kapanmaya neden oluyor. Biz böyle mutluyuz. Benim hep hayalimdi. Bu müzikle olacakmış, mutluyum. Herkesin görmek istemediği çocuk şu an sahnede. Herkes onu alkışlıyor. Bu benim için inanılmaz bir duygu.”
“İleride bir açık hava konseri neden olmasın”
Baba Erdal Aktaş, Ahmet Kaan’ın müziğe olan yeteneğinin öğretmeni sayesinde ortaya çıktığını anlattı.
Oğlunun müzikteki başarısının kendilerini çok mutlu ettiğini bildiren Aktaş, şunları kaydetti:
“Bu durumdan çok memnunuz. Aklımızdan böyle bir şey hiç geçmiyordu, düşünmüyorduk. Şu an bulutların üstündeyiz. Biz Ahmet Kaan’la normalde bir adım ileri gitmeyi düşünürken bu durum sayesinde koşmaya başladık.
İleride bir konser vermesini istiyoruz. Halkın, insanların içine girsin. Daha öncesinde mesela biz sese çok duyarlıydık. Hiçbir seste rahat duramazdık. Bir düğünde duramazdık. Şu an bir düğünde durup düğünü tamamlayabiliyoruz. Bu bizim için çok büyük bir şey. İleride bir açık hava konseri neden olmasın.”

“Doğru eğitimle gündelik hayatlarına rahatlıkla devam edebiliyorlar”
Öğretmen Serkan Can, doğru eğitimle otizmli bireylerin gündelik hayatlarına rahatlıkla devam edebildiğini söyledi.
Bu durumu Ahmet Kaan ile müzik sayesinde başardıklarını belirten Can, “Amacımız aslında yaşadığımız duruma bir farkındalık kazandırmak. Çünkü otizmli bireyler bunu yapabiliyorlar. Otizmli çocuklar öğrenebiliyorlar. Otizm bir hastalık değil sadece bir farklılık. Herkese bunun mesajını vermek istiyoruz” diye konuştu.
Can, Ahmet Kaan’ın öğrenmeye karşı dirençli olduğunu ancak bunu doğru metotlarla aşabildiklerini dile getirdi.
Onun toplumsal hayata katılımı için sahne aldıklarını, bunun için okullara gittiklerini aktaran Can, şu bilgileri verdi:
“Bateri çalışmalarına yoğurt kovalarıyla başladık. Elimizde enstrüman yoktu, sadece inancımız vardı. ‘Nasıl yapabiliriz?’ dedik. ‘Yoğurt kovalarıyla başlayalım’ dedik. Daha sonra bunu projeye döktük. Ahmet Kaan’ın babası Erdal Bey’in çalıştığı şirkete bir proje sunduk. Okulumuza şu anda herhalde Türkiye’deki en donanımlı müzik sınıfını kurdular. Bu, Ahmet Kaan’ın parmakları ve başarısı sayesinde. Şu an her şeyimiz var. Onun okulunda bütün enstrümanlarımız var.”
]]>Kasım ayında Combs’un eski kız arkadaşı Casandra Ventura (Cassie), Puff Daddy’i 10 yıl boyunca cinsel saldırı ve tacizle suçlayan bir dava açtı.

Combs iddiaları reddetti ve Cassie olarak bilinen Ventura, davayı açtıktan bir gün sonra Combs ile anlaştı. Yine de çok geçmeden başka kadınlar da kendi tecavüz, seks ticareti ve cinsel istismar iddialarıyla öne çıktı. Şubat ayında da Lil Rod olarak da bilinen müzik yapımcısı Rodney Jones Jr., Combs’u kendisini el yordamıyla taciz etmek ve seks işçileriyle cinsel ilişkiye zorlamakla suçlayan bir dava açtı.

Lid Rod’un şoke eden iddiaları dünya basınının gündeminden düşmüyor.
Davada ayrıca Combs’un, sevgilisini kokain getirtmek için kullandığı belirtilirken, 50 Cent’in eski sevgilisinin de seks işçisi olarak adının geçmesi şoke etti.

Davaların üzerine ABD İç Güvenlik Bakanlığı yetkilileri ünlü rapçinin evlerine baskın düzenledi. Oğulları sorgulandı, evleri baskınlardan sonra tanınmaz hale geldi…

Yetkililerin baskınlarından sonra Combs’un evi çöplükten farksız hale geldi.
PLAK ŞİRKETİ İLE MİLYON DOLARLAR KAZANDI
Oysa skandallar kralı Puff Daddy, tüm bu iddialardan önce dünyanın en ünlü ve zengin rapçilerinden biri olarak anılıyordu. Peki Diddy, nasıl oldu da zengin ve güçlü bir iş insanına, müzik dünyasını domine eden bir güce dönüştü?
54 yaşındaki sanatçı, Bad Boy Records’u kurduğundan bu yana geçen otuz yılda neredeyse tüm hip-hop sanatçılarından daha fazla para biriktirdi. Pek çok başarılı müzisyenin takip ettiği bir endüstri öncüsü oldu ve hatta bazılarının iddialarına göre elde ettiği bu gücü de istismarı örtbas etmek için kullanmaktan çekinmedi.

1993 yılında, o zamanlar Puff Daddy ve Puffy olarak bilinen Combs, Uptown Records’ta çalıştıktan sonra Bad Boy Records’u kurdu.
Şirket kısa süre sonra Doğu Yakası hip-hop performanslarının sahneye çıktığı yer haline geldi. Craig Mack, 112, Faith Evans, Mase ve The Notorious B.I.G. ile anlaşmalar yaptı. Bu arada Combs’un 1997 tarihli albümü “No Way Out” da yedi kez platin statüsüne ulaştı.

Forbes’un 1999’daki haberine göre, plak şirketi en parlak döneminde yılda 130 milyon dolar kazanıyordu.
MÜZİK SADECE BAŞLANGIÇTI
Müzik, aslında Combs için sadece başlangıçtı. 1990’ların sonlarında Combs, gelecekte birçok müzisyenin işi haline gelecek alanlara çoktan girmişti. Macy’s ve Dillard’s gibi mağazalarda satılan bir giyim, mobilya ve koku serisi olan Sean John ile başladı. Ve tüm bunlar düzenli bir gelir kaynağı haline geldi.

Marka zamanla güç kaybetse de Sean John, on yılı aşkın bir süre başarının tadını çıkardı. Çoğunluk hissesinin Global Brands Group’a satıldığı 2016 yılında markanın 450 milyon dolarlık perakende satışı olduğu ve 70 milyon doları aldığı bildirilmişti.

Combs’un en kazançlı projesi ise, 2007 yılında Ciroc votkasının marka elçiliğiydi. Diageo ile benzersiz bir anlaşma yaptı. Ancak Combs geçen yıl Diageo’ya dava açtı. Combs ve Diageo çekişmeli bir hukuki mücadelenin ardından bu yılın başlarında yollarını ayırmış olsa da şirket, geçen yılki bir mahkeme dosyasında Combs’un toplam kazancına dair bazı bilgiler vermişti: Combs, 15 yıllık ortaklıkları boyunca neredeyse bir milyar dolar kazanmıştı.
YENİ YATIRIMLAR YAPTI
Diddy, bu parayı diğer yeni girişimlere yatırdı, 2013’te Revolt TV kablolu yayın ağını kurdu ve su şirketi Aquahidrat’ın çoğunluk hissesini satın almak için Mark Wahlberg ile birlikte çalıştı.
O yıl Forbes’a “Günün sonunda rakamlar yalan söylemiyor. Ben de diğer iş insanları gibiyim; yıl sonunda karnemi almam ve her ne olursa olsun gerçeklerle yüzleşmem gerekiyor” dedi.

1999 röportajında Forbes’a çok çok zengin olmak istediğini söyleyen Combs, 2022’de ilk kez milyarder olarak anılmaya başladı.
Artık bir jeti, 1 milyon doların üzerinde değere sahip mücevherleri ve Kerry James Marshall’ın 21 milyon dolarlık bir tablosu ile Andy Warhol, Keith Haring ve Jean-Michel Basquiat’ın eserlerini içeren bir sanat koleksiyonu var. Emlak portföyü ise Los Angeles ve Miami’nin Star Adası’nda sırasıyla 46 milyon dolar ve 36 milyon dolar değerinde devasa mülkleri içeriyor.

Bir etkinlikte Naomi Campbell ile birlikte…
ZENGİNLİĞİYLE BERABER GÜCÜ DE ARTTI
Combs, imparatorluğunu inşa ederken tehlikeli bir güç de biriktirdi; zenginliğiyle beraber hatırı sayılır bir nüfuza sahip oldu.
Eski sevgilisi Cassie’nin avukatı, Combs ile ilgili şikayette bu durumun rapçiyi son derece güçlü ve son derece tehlikeli yaptığını yazdı: “Parasını ve gücünü, istismarının kanıtlarını gizlemek için kapsamlı çalışmalar düzenlemek için kullandı.”

Puff Daddy’nin eski sevgilisi Cassie… İkili Cassie’nin dava açmasından bir gün sonra anlaştı.
Şikayette, Combs’un Bad Boy Records’taki konumunu kullanarak Cassie’yi kendi çevresine çektiği iddia ediliyor. Cassie, taciz başladıktan sonra Combs’un bunu saklamak için parasını ve gücünü kullandığını da söyledi.
KURBANLARI ŞİKAYET ETMEKTEN KORKTU
Kasım ayında açılan ayrı bir davada Joi Dickerson-Neal, Combs’un 1991 yılında kendisine ilaç verip saldırdığını iddia ediyor. Yasal yollara başvurmaya çalıştığını, ancak Combs’un misilleme yapmasından korktuğunu ve gelecekteki iş ve müzik fırsatlarını kaybedebileceğini söyledi.

Dava dosyalarında yer alan Combs’un reşit olmayan genç kızlarla görüntüleri…
Adı henüz Jane Doe olarak tanımlanan isimsiz bir kadın tarafından aralık ayında açılan bir başka davada ise Combs, bir lise öğrencisine yönelik seks kaçakçılığı ve toplu tecavüze yardım etmek için özel jet kullanmakla suçluyor.
Combs’un hip-hop’un güç merkezi olarak saltanatı kısmen davalar nedeniyle sona eriyor gibi görünüyor. Cinsel saldırı iddialarının ardından Combs’un, Revolt’un başkanlığından istifa ettiği ve hisselerini sattığı bildirildi. Hulu da Combs’un ailesiyle ilgili bir realite şovunu iptal etti.
]]>Müzik araştırmacısı ve yazar Oğuz Elbaş tarafından tarihi binada kurulan Müzik Müzesi ise sanatseverleri müzik tarihinde yolculuğa çıkarıyor.

Müze hakkında açıklamada bulunan Elbaş, uzun yıllar yüksek kimya mühendisi olarak çalıştığını, bu sürede müzik tarihi araştırmalarını da sürdürdüğünü söyledi.
Elbaş 1990’lı yılların başından itibaren müzik araştırmalarına yoğunluk verdiğini anlatarak, 1992’den sonra Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde danışman olarak görev yaptığı yıllarda 40 bin kilometre yol giderek Anadolu müzelerindeki müzikal değerleri fotoğraflayarak 2 bin fotoğraflık arşiv oluşturduğunu ifade etti.
Müzenin oluşturulması ve enstrümanların sınıflandırılmasının bu arşiv ve belgelere dayandığını belirten Elbaş, “Belgeniz yoksa sözünüz yoktur. Tevatüre dayalı anlatım dünyanın hiçbir yerinde değer bulmaz. Birinci öncelik olarak belge bulmanız gerekiyor. Bunun için çok çalışmanız gerekiyor” dedi.

Oğuz Elbaş arşiv araştırması yaparken, 7 yıl çalıştığı Alman müzik arkeoloğu Werner Bachmann’dan ders aldığını söyledi.
“ANADOLU’NUN MÜZİK TARİHİNİ ANLATMAMIZ GEREKİYOR”
Anadolu’nun 12 bin yıllık müzikal geçmişi olduğunu aktaran Elbaş, Türkiye’nin bu zenginliğine sahip çıkması gerektiğini vurguladı.
Elbaş, “Müzik tarihimizi anlatan büyük bir müzik müzemiz yok, müzik tarihimize yönelik nitelikli yayın ve kitap yok. Yazılı dünya müzik tarihinde yer edinmemiş Anadolu’nun müzik tarihini artık anlatmamız, yayınlar yapmamız gerekiyor. Batı dünyasına kendi değerlerinizi anlatmak istiyorsanız belgelerinizin olması gerekiyor, müzik müzelerinizin olması gerekiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Elbaş, müzenin Çamlıdere Belediye Başkanı Hazım Caner Can’ın çalgı koleksiyonu ile kendisinin arkeolojik dönem enstrümanlarından yaptırdığı bire bir replikasyonlardan oluştuğunu bildirdi.
Oğuz Elbaş, şu bilgileri verdi:
“Hindistan, Uzak Doğu, Avrupa, Afrika ve Anadolu’dan 100, 150 yıllık 300’e yakın enstrüman müzemizde sergileniyor. Çalgılar Çamlıdere’den geldiği zaman durumları hiç iyi değildi. Müzeden önce burada bir atölye kuruldu, 2 restöratör çalıştı ve tek tek tüm enstrümanlar onarıldı, cilalandı, restore edildi ve en sonunda sergilenebilir hale getirildi. Sonra çalgıları teşhir ve tanzim çalışmaları yaptık. Yer dar olduğundan bazılarını sunamadık, depomuzda sunulmayı bekliyor. Müziği anlamak için çalgılar yapı taşıdır. Müziği anlatmanız, sunmanız çalgılar sayesinde oluyor. Müzede çalgısal anlamda iki bölüm var. Biri bizim topraklarımızdan çıkan enstrümanları kapsıyor, diğeri de dünya çalgılarından oluşuyor.”

“DÜNYANIN EN İYİ ZİLLERİ TÜRKİYE’DE YAPILIYOR”
Müzenin ilk teşhir alanında arkeolojik çalgıların yer aldığını belirten Elbaş, “Bu bölümde dünyanın en eski zilleri var. Çalpara ismi verilmiş. Bunların bire bir imitasyonlarını getirdik müzeye. Dünyanın en iyi zilleri halen Türkiye’de yapılıyor. Türkiye, 5 bin yıldır zil üretiyor. Müzenin ilk bölümünde raspa, Hitit dönemine ait darbuka, Hitit arpı ve Hitit dönemine ait bir de bağlamamız var” diye konuştu.

Her enstrümanın da müze için uygun olmadığını belirten Elbaş, şunları kaydetti:
“Çalgının, yapımcısı, çalan kişi, dönemi anlatan yapım tekniklerini üzerinde taşıyor olması ve eskiliği ile pek çok kriter eseri müzelik hale getiriyor. Mesela İstanbul’da Zeki Bülent Ağcabay’ın elindeki eserler müzelik, son derece harika. Kıymetli sanatçıların çalgıları var. O eserler burada görünebilirse çok güzel olur. Bizim zengin müzik tarihimizi, Cumhuriyet’in ilk konservatuvarında göstermemiz çok kıymetli. Saraylarımızdaki enstrümanlara da bakım yapmamız, değer vermemiz gerekiyor. Dünyadaki müzik müzelerinin tamamı şatolardan, saraylardaki çalgıların toplanması ile yapılmıştır. Çalgı bakmak çok zordur, özel ihtisas ister. Çalgı bilimi diye bir alan var ve çok detaylı çalışma istiyor. Hava, iklim koşulları enstrümanın yaşamasını etkiliyor.”
Müzede, kaval, kemane, kemençe, bağlama, cura, koltuk davulu, darbuka, çıngırak, zilli tef, çömlek darbuka, klasik kemençe, ut, lavta, kanun gibi Anadolu çalgıları ile flüt, org, ağız orgu, melodika, armonika, ağaç flütü, marakas, conga, düdük, tef ve gitar, zither, akordiyon gibi farklı materyallerden yapılmış yabancı menşeli enstrümanlar bulunuyor.
]]>Bu şarkının adı “Muhtar”… Cem Karaca sözlerde kendisine sesleniyor. Malum, Cem Karaca’nın ilk adı “Muhtar”. 1968 çıkışlı bu şarkısı görece az biliniyor. Çünkü aynı yıl yayınladığı “Resimdeki Gözyaşları” tüm listeleri silip süpürüyor. Bu yüzden midir bilinmez filmde “Muhtar”a başta yer verilmiyor. Cem Karaca’yı canlandıran İsmail Hacıoğlu o kadar çok ısrar ediyor ki sonunda şarkı film müzikleri arasına ekleniyor ve böylece “Muhtar” belki de gölgesinden kurtuluyor.

Cem Karaca 1960’ların başında rock’n roll sevdasıyla başlıyor müzik yolculuğuna. Sanatçı bir ailenin çocuğu. Ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı annesi Toto Karaca en büyük destekçisi. Oyuncu ve tiyatro yönetmeni babası Mehmet Karaca’nın ise oğlu için bambaşka idealleri var. “Ben oğlumun hariciyeci olmasını istiyordum” diyor bir röportajında. Öyle ki Cem Karaca’nın müzisyen olmasını engellemek için konserlerinde adam kiralayıp oğlunu yuhalatacak kadar ileri gitmiş!
Karaca’nın 40 yıllık müzik kariyerinde en zorlu dönemi kuşkusuz darbe süreciydi. Yasaklı yıllarda ne kadar itibarsızlaştırılmaya çalışılırsa çalışılsın ne adı ne de eserleri halkın gönlünden silinebildi. İşte film Karaca’nın çocukluğundan, 1987 yılında yurda dönüşüne kadar geçen sürede yaşadıklarını anlatırken aslında ülkenin sosyopolitik ahvalini ekrana taşıyor. Yönetmen Yüksel Aksu’nun da dediği gibi; “Bu film sadece bir müzisyen biyografisi değil, bir Cumhuriyet biyografisi…”

1970’lerdeki müzik çalışmaları büyük kentlerde yaşanan proleterleşmeye odaklanıyordu. 12 Mart Muhtırası sonrası Anadolu rock giderek politikleşti. Muhalif tonu yüksek şarkılarında işçi sınıfının sorunlarına odaklanan Cem Karaca bu süreçte sol kesimin sembolü haline geldi. Ona göre rock müziği bir isyandı. Dünyayı yorumlama şekliydi.
Ama o yıllarda birlikte sahne aldığı Moğollar’ın kurucusu Cahit Berkay şarkıların marşlara dönüşüp politikleşmesinden endişe ediyordu. Müzikal dil konusunda yaşanan bu fikir ayrılığı yolları da ayırdı. Filmde de bu detaylara ayrı bir parantez açılmış. Zaten korkulan da oluyor ve Cem Karaca 1978’de çıkardığı 1 Mayıs plağında komünizm propagandası yapmakla suçlanıyor. Hakkında soruşturma başlatılınca da Almanya’ya yerleşiyor. Darbe sonrasında ise vatandaşlıktan çıkarılıyor. 8 yıl sürüyor memleket hasreti…

Cem Karaca’yı canlandıran Hacıoğlu da tıpkı onun gibi İstanbul-Bakırköy’de doğup büyümüş. “Karaca benim çocukluk kahramanımdı” diyor. Belki de karşılaşmışlardır kim bilir? Bu yüzdendir ki projeyi duyduğunda rolü almayı çok istiyor. Ama başrol için düşünülen isim Erdal Beşikçioğlu. Bir şekilde anlaşma sağlanamayınca rol Hacıoğlu’na gidiyor. O kadar heyecanlanıyor ki hemen kampa giriyor oyuncu.
Yönetmen Yüksel Aksu aslında Hacıoğlu’nun sesini şarkılarda kullanmayı düşünmüyor. Cem Karaca’nın orijinal şarkıları playback yapılacak. Ama İsmail Hacıoğlu öyle hevesli ki… “Şarkıları ben okuyacağım değil mi abi?” diye sorduğunda Yüksel Aksu “Nasıl yani sen mi okuyacaksın?” diye şaşırıyor. Hacıoğlu “En azından bir deneyelim” diyor. Müzik Direktörü Cem Öğet’le birlikte 300 saat kayıt odasına kapanıyorlar. 1974’te Cem Karaca ile Dervişan grubunu kuran Müzisyen Uğur Dikmen de çalışmalara destek veriyor. İsmail Hacıoğlu şarkıları öyle bir söylüyor ki yönetmen playbackten vazgeçiyor.

Filmin senaryo danışmanı Cem Karaca’nın oğlu Emrah Karaca… Yıllarca hasretini çektiği babasıyla bu filmde kucaklaşıyor bir anlamda. Filmde Cem Karaca’nın gönül ilişkilerine de yer veriliyor ama hayatına giren kadınlar gölgede bırakılmış gibi geldi bana. Diyaloglar yok denecek kadar az. Cem Karaca hep mağdur, hayatındaki kadınlarsa hep yolda bırakanlar gibi yansıtılmış. Tamam; bu filmin kahramanı Cem Karaca ama hiç mi hatası yoktu?
Türkiye için önemli figürlerin hayat hikayesi sinemaya aktarılırken yüceltmeye daha fazla odaklanıldığını, bu anlamda riskten kaçınıldığını daha önceki biyografilerde de görmüştük.

Filmdeki renk kullanımı dönemin ruhuna çok yakışsa da kimi sahnelerde fazla koyu görünüyor. Cem Karaca şarkıları dışında dramatizasyonu artırmak için kullanılan enstrümantal şarkılar da fazlaydı. Zaten yeterince dramatik olan sahnelere bir de bu müziklerle yüklenmek gerekli miydi bilemedim. Öte yandan Cem Karaca’nın kendine has nüktedanlığı filmin genel diline de hakim. Sadece bir dram izlemiyoruz yani. Ve tüm film boyunca Cem Karaca şarkılarına doyuyoruz. İsmail Hacıoğlu’nun ses yeteneğine ve oyunculuğuna hayran kalarak.
]]>Aynı zamanda Prof. Gökhan Aybulus ile düzenli olarak piyano çalışmalarını sürdüren Saraç, Liechtenstein International Music Academy’nin bursiyeri olarak da akademi tarafından verilen tüm eğitim ve konserlere düzenli olarak katılıyor.
Almanya, İtalya, Makedonya, Bulgaristan, İspanya, Macaristan gibi birçok ülkede düzenlenen uluslararası yarışmalarda solo ve duo performanslarıyla birincilik ödülleri kazanan Saraç, bu yıl İtalya’da düzenlenen Piano Academy Eppan’da birincilik elde ederek, ‘Arturo Benedetti Michelangeli’ ödülünü en genç yaşta kazanan piyanist olma başarısı da gösterdi.
“ÖĞRETMENİM, MÜZİK KULAĞIMIN İYİ OLDUĞUNU SÖYLEDİ”
Solo ve oda müziği konserlerine devam eden genç sanatçı, başarılarla dolu müzik hayatını ve gelecekle ilgili hedeflerini anlattı.
Piyano eğitimine ailesinin yönlendirmesiyle 5 yaşında başladığını belirten Saraç, “Evimizin yakınındaki bir sanat merkezine giderek piyano dersleri aldım. Oradaki öğretmenim Cem Cücenoğlu, müzik kulağımın çok iyi olduğunu ve konservatuvar sınavlarına girmem gerektiğini söyledi. Sınavlara girip kazandım ve böylece müzik yolculuğum başlamış oldu” diye konuştu.
“GÜNDE 8 SAAT ÇALIŞIYORUM”
Müzik ve piyano hayatında önemli bir yer tuttuğu için sıkı bir çalışma disiplinine sahip olduğuna dikkati çeken sanatçı, “Uzun saatler çalışıyorum özellikle önümde önemli konserlerim varsa çalışma sürem daha da uzuyor. Günde 8 saat çalışıyorum. Okula gittiğim günler çok vaktim olmuyor ancak yine de 4 saat çalışabiliyorum” dedi.
Bu yıl İtalya’da elde ettiği birincilik hakkında bilgi veren Saraç, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Piano Academy Eppan İtalya’da önemli bir akademi. Dünyadan çok sayıda yapılan başvuru arasından bu akademiye katılmak üzere seçilen 24 piyanistten biri oldum. Bu sene akademiye kabul edilen en genç katılımcı bendim. Sonra akademideki deneyimli profesörler final konserine çıkmak için aralarında benim de olduğum 6 finalist belirledi. Finalde, ‘Arturo Benedetti Michelangeli’ ödülünü kazanan en genç piyanist oldum.”
2022 yılında ‘Pianissimo-Live’ serisinden davet alan en genç piyanist olarak St.Petersburg’daki Hermitage Müzesi ve Moskova’da solo konserler verdiğini aktaran Saraç, 2023 yılında ise ABD Teksas’ta dört yılda bir düzenlenen ve dünyanın en prestijli organizasyonlarından biri olarak kabul edilen The Cliburn Junior’a ‘Festival Artist’ olarak katıldığını dile getirdi.
EN BÜYÜK DESTEK AİLESİNDEN
Eğitimine devam edip, dünyanın en önemli sahnelerinde konser verme hedefi olduğunu anlatan Saraç, başarısını en büyük destekçisi olan ailesine borçlu olduğunu ve arkadaşlarının kendisine cesaret verdiğini kaydetti.
Saraç, müziğe ilgi duyan gençler için ise şu tavsiyelerde bulundu:
“Bence tüm gençler hiç zaman kaybetmeden sanatla ilgilenmeye başlasın ve yılmadan devam etsinler. Profesyonel olmak için çok çalışmak, disiplinli ve özverili olmak gerekiyor. İlla profesyonel olmak da gerekmiyor aslında hobi olarak da sanatın bir dalıyla uğraşmak çok güzel. Maddi anlamda piyano ve benzeri müzik aletlerine ulaşım çok zor olabiliyor. O yüzden gençlerin özellikle okullarda müzik aletleriyle tanışması büyük önem taşıyor. Birçok genç, müzik aletine ulaşabilse belki kendilerindeki potansiyeli keşfetme imkanı bulacak. Böylece yeni yeteneklerle tanışabileceğiz. O yüzden müzik aletlerinin ulaşılabilir olması çok önemli.”
]]>Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesinde kurulacak Türkiye’nin ilk güzel sanatlar ilkokulu ile lisesine ilişkin “Türkiye’de müzik eğitimi konusunda devrim niteliğinde bir adım olduğuna inanıyorum. Bu konuda yetenekli çocuklarımız için yepyeni bir alan, yepyeni bir imkan açılıyor” dedi.
DEVLET KORUMASINDAKİ ÇOCUKLAR DAHİL EDİLECEK
Tekin, hayata geçecek yeni okulların 2014’ten itibaren yürütülen “proje okul” formatıyla eğitim öğretim sistematiğine dahil ettikleri okul türlerinden biri olduğunu belirtti. Bu yeni modelden hareketle sektörle işbirliği yaparak meslek liselerinin tematik hale gelmesi için önemli adım attıklarını anlatan Tekin, benzer şekilde spor liseleri ile ilgili federasyonlarla çalıştıklarını ve voleybol, futbol ve basketbol liseleri açtıklarını anlattı.
Tekin “Okullar, Türkiye’nin her tarafından öğrenci kabul edecek. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı himayesindeki çocukların da bu sürece dahil olabileceği, kampüsün içerisinde çocuklarımızın konaklayabileceği bir yurdun, bir pansiyonun da olduğu bir kompleks halinde süreci başlatacağız” dedi.
Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Özden ise protokolle Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sanat eğitimi için çok önemli bir adımın atılacağı bir ana şahitlik edildiğini vurguladı.
YETENEK SINAVI İLE ÖĞRENCİ ALINACAK
Protokolle Türkiye’nin ilk Güzel Sanatlar İlkokulu ve Ortaokulu, Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Yerleşkesi’nde açılacak. Yerleşkede, ayrıca bir de Güzel Sanatlar Lisesi kurulacak. Bu okullarda ilköğretim kurumlarında uygulanan müfredat ile güzel sanatlar içerisinde yer alan müzik alanında da eğitim verilerek Türk müziğinde nitelikli insan kaynağının artırılması amaçlanıyor.
Müzik okulları, öğrencilerin birlikte müzik yapma isteklerini ve çalgı çalma bilgi ve becerilerini geliştirmelerine rehberlik edecek derslerin sunulduğu bir eğitim programına sahip olacak. Yeni bir model olarak uygulanacak müzik okulları, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamında Ulusal Beceri Haritası ile ilişkilendirilerek hayata geçirilecek.
Milli Eğitim Bakanlığı’na ait bu okullara Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk müziği alanında eğitmen desteği verecek.
Güzel Sanatlar Lisesine “Yetenek Sınavı ile Öğrenci Alımı Yapan Okullara Başvuru Kılavuzu” kapsamında öğrenci seçilecek.
Türk Müziği Programı Uygulayan Güzel Sanatlar İlköğretim Okuluna alınacak öğrenciler için ise Bakanlık tarafından hazırlanan “Yetenek ile Öğrenci Alımına İlişkin Başvuru ve Yerleştirme Kılavuzu” geçerli olacak.
YETENEK TARAMASI YAPILACAK
Okullara öğrenci seçimine yetenek taraması sonucunda başarılı bulunan çocuklar da dahil olacak.
Yetenek taraması, Türkiye genelindeki tüm okullarda, çocuk evleri ve çocuk evleri sitelerinde yapılacak. Müzik okullarında öğrenim gören öğrenciler için pansiyon imkanı sunularak ülke genelindeki yetenekli tüm öğrencilere müzik alanında eğitim fırsatı verilmeye gayret edilecek.
Müzik okullarında, müzik aletlerinin bakımı ve onarımı için özel bir atölye alanı da oluşturulacak.
Çalgı aletlerinin temizliği, ayarları ve onarımları için gerekli araç ve malzemelerle donatılacak olan bu atölyelerde ayrıca öğrencilerin yaş gruplarına uygun çalgı aletlerinin üretiminin yapılması da planlanıyor.
]]>