İbrahim Tatlıses konuyla ilgili “Benim evim varken ben evimi kızıma veremiyorum. Böyle bir şey olabilir mi? Şimdi vereceğim ama… Babası ev tutmayacak mı? Göreyim bakayım nasıl baba! Torunumla aramda bir sorun yok ama bu saatten sonra olabilir. Ben onlara sahip çıktım. O babalığı öğrenecek önce. Benim çocuğum kiradayken onun çocuğuna ev veremem. Babalık nasıl yapılır onu öğrensin” demişti.
Bu olayın ardından İbrahim Tatlıses ile büyük oğlu Ahmet Tatlıses arasındaki gerilim iyice tırmandı.
“OĞLUMUN AĞIRINA GİTTİ”
Ahmet Tatlıses, oğlu Mert’i evinden çıkaran babasına adeta ateş püskürdü. Tatlıses, “Ramazan ayı ve bayram dâhi dinlemeyen İbrahim Bey’in asılsız ithamlarından sonra ben de birkaç şey söylemek istiyorum. Oğlum Mert’e yıllar önce kendi isteği ve rızasıyla sahip olduğu evlerden birini verdi, verdi derken tapusunu değil tabii ki de… Zaten aynı sitede bulunan diğer evlerinde de rahmetli babaannem ve amcam yaşıyordu. Oğlum 6 yıl önce evlendi ve orada ailesiyle yaşamaya devam etti. Sonra kendisi bunu yeni fark etmiş gibi dava açtı. Oğlumun evi terk etmesini ve geriye dönük kiraları faiziyle istedi. Düşünün bir eviniz var ve siz yıllar sonra fark ediyorsunuz ki, evinizi torununuzu işgal etmiş ve siz yıllarca bunu fark etmemişsiniz. Ne kadar enteresan değil mi? Ben alışkınım elbette… Oğlumun ağrına gitti ama asıl sebebini İbrahim Tatlıses’in yaşadığı gelgitler ve bana olan tepkisinden olduğunu biliyoruz” dedi.
“AHMET ŞİMDİ GÖRECEK”
İbrahim Tatlıses de oğlunun açıklamalarının ardından ”Ahmet, bana ‘aklı melaikeleri yerinde değildir’ diyerek iftira attı. ‘Sağlamdır’ raporu almak için beş tane hastane dolaştım.Hepsi, ‘akıl sağlığı yerindedir’ raporu verdi. Yetinmedim, bir de adli tıptan rapor aldım. Hakim, ‘Akıl sağlığı yerinde değilse, bin 500 şarkıyı nasıl ezbere okuyor?’ dedi. Ahmet şimdi görecek! Baba-oğul ilişkisi nasılmış, görecek.Bodrum’da verdiğim dört evi de kendisinden alacağım. Evlatlıktan reddedemiyorum, ama reddi miras yapacağım. Ona verdiğim yedi dükkanı da daha önce batırdı, başkalarına devretti. Ben çocuklarıma ve torunlarıma bugüne kadar hep baktım. Hepsinin evleri, arabaları alındı, maaşları ödeniyor. Şimdi yeni bir site evler yaptırıyorum, o dairelerden de evlatlarıma vereceğim. Ama Ahmet adam olmaz! Kardeşlerinin de malına çökmüş. Artık yok öyle beleşten bir hayat! Bundan sonra babalık neymiş, görecek gününü!” diye konuştu.
Tüm bunların ardından Ahmet Tatlıses, İbrahim Tatlıses’in ‘Akıl sağlığım yerinde’ sözlerine avukatı aracılığıyla yanıt verdi:
“Son günlerde Sayın Ahmet Tatlıses ve İbrahim Tatlıses arasında devam eden hukuki süreçlerle ilgili basına yansımış gelişmeler üzerine tarafımızca açıklama yapmak ve devam eden hukuki süreçler ile ilgili kamuoyunu doğru bilgilendirmek gereği hasıl olmuştur” şeklinde başlayan paylaşımda; şu ifadeler yer aldı: Müvekkil Sayın Ahmet Tatlıses tarafından babası İbrahim Tatlıses’e vasi atanması talebi içeren dava dosyasında, İbrahim Tatlıses’in akıl sağlığı durumu ile ilgili birbiriyle çelişen üç adet sağlık raporu bulunmaktadır. Ancak iş bu sağlık raporlarının düzenlenmesine vesile olan tıbbi muayenelerin en kapsamlısı Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Ana Bilim Dalı tarafından yapılmış ve kapsamlı muayene neticesinde İbrahim Tatlıses’in akli dengesinin tam olarak yerinde olmadığına dair rapor tanzim edilmiştir. Sürecin devamında İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce İbrahim Tatlıses’in adli tip kurumuna sevkine karar verilmiş, ancak İbrahim Tatlıses adli tıp kurumunca verilmiş olan randevu günlerine iki kez uymayıp yargılama sürecini yavaşlatmış ve neticeten yine kendisi için verilmiş randevu günlerinden farklı bir tarihte adli tıp kurumuna gitmiştir.
“KÖTÜ NİYETLİ VE GERÇEK DIŞIDIR”
“Bahse konu davanın, taraflar için öneminin son derece yüksek olmasına rağmen İstanbul Adli Tıp Kurumu’nca İbrahim Tatlıses üzerinde oldukça kapsamsız bir muayene sonucunda rapor tanzim edilmiş olup iş bu rapora karşı da itiraz haklarımızı kullanıp, İbrahim Tatlıses hakkında kapsamlı bir sağlık durumu raporu aldırılmasını talep edeceğimizi duyurmak isteriz. Bununla beraber İbrahim Tatlıses, 29 Haziran 2022 tarihinden beri devam eden yargılama sürecinde yapılmış olan duruşmaların hiçbirine katılmamış ve dolayısıyla hâkim karşısına çıkmamıştır. Anlaşılacağı üzere İbrahim Tatlıses’in basın organlarında yer alan ‘Ahmet, bana akli dengeleri yerinde değil diyerek iftira attı. Sağlamdır raporu almak için beş tane hastane dolaştık. Hepsi akıl sağlığı yerindedir raporu verdi. Yetinmedim, bir de adli tıptan rapor aldım. Hâkim, akıl sağlığı yerinde değilse 1500 şarkıyı nasıl ezbere okuyor dedi’ şeklindeki beyanlarının tümü kötü niyetli ve gerçek dışı beyanlardır.”
“Ek olarak bahse konu davanın başından itibaren yalnızca Sayın İbrahim Tatlıses’in akıl sağlığı sebebiyle değil, ekonomik irade biçiminin, alkolle kumar bağımlılığının kendisini yoksulluğa düşürme tehlikesi olduğunu ve bu sebeple kendisinin, çevresinde bulunan art niyetli şahıslardan korunması amaçlı açıldığı gerek müvekkil gerekse tarafımızca defalarca ifade edilmiştir.”
“RAPOR TANZİM EDİLDİ”
“Nitekim tahkikat aşamasında Sayın İbrahim Tatlıses’in kendisinin ve şirketlerinin mali gelir – gider tabloları, tarafı oldukları icra ve vergi dosyaları, banka hesap giriş – çıkışları, taşınır ve taşınmaz mal varlıklarındaki artma ve azalma durumları ve bir çok benzer hususun değerlendirildiği bir bilirkişi raporu aldırılmasına, alkol ve kumar bağımlılığı iddialarının doğru olup olmadığının tespiti amacıyla tanık dinlenmesine karar verilmiş ve Sayın Mahkemece belirlenen bilirkişi heyeti tüm bu durumları detaylıca araştırıp, ‘sonuç olarak kısıtlı adayının banka nezdindeki bireysel hesaplarında çok büyük tutarlarda giriş-çıkışların olmadığı, Türkiye’nin önemli sanatçılarından biri olarak kabul görmüş birisi olması, müzik etkinliklerinde tercih edilen ve müzik çalışmalarında yüksek gelir elde ettiği varsayılan bir sanatçının banka hesaplarındaki bakiye tutarlarının müzik piyasasında sözü geçen bir sanatçı kazancı ile uyumlu bir görüntü sergilemediği, kısıtlı adayı adına kayıtlı hesaplar üzerinde icra dairlerine ait haciz blokelerinin olduğu, banka hesaplarına girişlerin daha çok telif ücretleri ve emekli maaş tutarlarının yatırıldığı ve bu tutarların talimat ile üçüncü kişiler tarafından nakit olarak para çekme işlemlerinden oluştuğu, inceleme dönemi içerisinde bankalardan kullandığı kredilerin düzenli olarak ödenmediği, gecikmeli ödendiği, kredilerindeki gecikmeler nedeniyle bankada takip borç aşamasına geçerek banka kredibilitesini büyük ölçüde olumsuz olarak etkilemesine neden olduğu, kısıtlı adayı adına kayıtlı gayrimenkullerin üzerinde çok fazla haciz Şerhlerinin olduğu, tüm bu hususlar neticesinde kısıtlı adayı İbrahim Tatlıses’in gerek şahsının ve şirketlerinin finansal durumunu gerekse buna bağlı olarak mal varlığını iyi yönetemediği ve mali durum bozulmasının 2020 yılı sonrası giderek arttığı özellikle gözlemlenmiştir’ şeklinde rapor tanzim etmiştir.”
“KUMAR VE ALKOL BAĞIMLILIĞININ KENDİSİNE VERDİĞİ ZARAR DOĞRULANDI”
Ayrıca davada tanık olarak dinlenen şahıslarla kısıtlı adayı İbrahim Tatlıses’in alkol ve kumar bağımlılığının ve bu durumların kendisine verdiği zararları doğrulamışlardır. İş bu rapor da müvekkil Sayın Ahmet Tatlıses’in, babası İbrahim Tatlıses için ekonomik durum iradesinin kendisini yoksulluğa düşüreceği yönündeki iddiasının ispatı niteliğindedir.
]]>Tüfekten çıkan saçmaların isabet ettiği Naile D., Yusuf Memduh S., Sema A., Kader S. ve Emine A. yaralandı. Şarkıcı Metin Işık, eşi Gülbahar Işık ve oğlu Mustafa Işık, gözaltına alındı.
Metin Işık ile oğlu tutuklanırken, Gülbahar Işık adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Metin Işık eylül ayında tahliye edilirken, olaya ilişkin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma hazırlandı.

SAVCI, METİN IŞIK İLE EŞİ İÇİN BERAAT İSTEDİ
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın son duruşmasında savcı, mütalaasını açıkladı. Savcı, Mustafa Işık’ın, ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet hapsini, Metin Işık ile Gülbahar Işık’ın ise ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatini istedi. Savcı, Metin Işık’ın ayrıca ‘silahla tehdit’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.
ATEŞ ETTİKTEN SONRA KANEPEYE SAKLAMIŞ
Öte yandan olaya ilişkin güvenlik kamera görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde, şarkıcı Metin Işık’ın sokakta oturduğu sırada komşuları Yusuf Memduh S.’nin yoldan geçtiği, av tüfeği ile kapıda bekleyen oğlu Mustafa Işık’ın komşularına doğru ateş açtığı, komşulardan birinin sırtından yaralanıp koştuğu, diğerinin vücuduna isabet eden saçmalar ile yere düştüğü görüldü.
Mustafa Işık’ın, tüfeği sokağın diğer tarafına çevirip, kendisine müdahale etmek isteyen başka komşusuna doğrultarak ateş ettiği, ardından evin avlusuna girdiği, 2 farklı tüfeği kanepenin altında sakladığı, daha sonra da 2 tüfeği alarak hızla evinin merdivenlerinin çıktığı anlar yer aldı.

TÜFEĞİ KONTROL EDİP, OĞLUNA VERMİŞ
Yine görüntülere göre; olaydan önce Mustafa Işık’ın evlerinin avlusuna girerek kapı arkasındaki döner bıçağını kılıfından yarıya kadar çıkartıp, bir süre bakıp, tekrar bıraktığı, bir süre gezindikten sonra av tüfeğini çıkartarak eline aldığı, kontrol edip, bahçe tuvaletine bıraktıktan sonra babası Metin Işık’ın yanına çıktığı görüldü. Metin Işık’ın elindeki tüfeği sağa, sola çevirerek baktıktan sonra oğluna verdiği, Mustafa Işık’ın ise aldığı tüfeği koltuk altına bırakıp, yukarı çıktığı anlar ortaya çıktı.
KARAR DURUŞMASI YAPILDI
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında tutuklu sanık Mustafa Işık ile tutuksuz yargılanan babası Metin ve annesi Gülbahar Işık ile mağdur tarafın avukatları Ramazan Taş ve Umut Taşdemir hazır bulundu.
Tutuklu sanık Mustafa Işık son savunmasında, “Hiçbir şekilde yaralama olayımı yoktu. Daha önce de şikayetimiz vardı. Karşı taraf kendini devletten daha güçlü sandığı için olaylar bu noktaya geldi. Karşınıza böyle geldiğim için üzgünüm. Yere doğru ateş ediyorum. Kamera görüntüleri de savunmalarımı doğruluyor. Mübarek gün, takdir mahkemenizindir” dedi.
RÖPORTAJLARIN DELİL OLMASINI İSTEDİ
Tutuksuz sanık Metin Işık ise savunmasında hem mağdur taraf hem de kendisinin gazetecilere verdiği röportajın delil olarak dosyaya eklenmesini istedi. DHA muhabirini gösteren Işık, “Kardeşimiz hem benle hem de karşı taraf ile röportaj yapmıştır.
Orada da söylediğim gibi daha önce evimizi bastılar. Bıçakla yaradılar. 55 yıldır o mahalledeyim. Böyle komşuluk olmaz. Yusuf Memduh S. verdiği röportajda 4 yıldır mağdur olduğunu söylüyor. O röportajda da görüldüğü gibi bunlar resmen saplantılı” diye konuştu.
CEZALAR AÇIKLANDI
Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Mustafa Işık’ı, ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan 12 yıl, 1 kişiye karşı ‘nitelikli organ kaybına neden olacak şekilde yaralama’ suçundan 9 yıl, 1 kişiye yönelik aynı suçtan 6 yıl, 2 kişiye yönelik aynı suçtan 5’er kez hapis, 3 kişiye yönelik ise, ‘yaralama’ suçundan 1 yıl 6 ay, 1 kişiye yönelik eyleminden dolayı da 1 yıl hapis olmak üzere toplam 42 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı. Heyet, sanığın daha önce mükerrer cezaları olmaları nedeniyle cezasını ertelemedi. Tutuksuz sanıklar Metin ve Gülbahar Işık’ın ise ‘öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatlerine karar verdi. Heyet, şarkıcı Işık’ı ‘silahla tehdit’ suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırdı.
]]>İki kız kardeşi çiçek hastalığına yakalanarak yaşamını yitiren Aşık Veysel, aynı hastalık nedeniyle 7 yaşında sol gözünü kaybetti. Bir gün, inek sağan babasının yanına giden halk ozanı, ters bir hareketten ürken öküzün boynuzunun sağ gözüne girmesiyle tamamen görme engelli oldu. Geçimini güçlükle sağlayan ailesi, Aşık Veysel’in gözlerini tedavi ettiremedi.
Halk ozanları ve aşıklık geleneğiyle tanınan Emlek yöresindeki Sivrialan’a sık sık aşıklar gelir, sohbet, muhabbet ve cem yapardı. Henüz çocukken bu toplantılara katılan Şatıroğlu, aşıklardan deyişler dinleyip, onların paylaştığı bilgilerden faydalandı.

BABASI, ÇOCUKKEN AŞIK VEYSEL’E ÖZEL BİR BAĞLAMA YAPTIRDI
Oğlunun şiire, saza ve söze merakını fark eden Ahmet Şatıroğlu, Aşık Veysel’e özel bir bağlama yaptırdı.
Aşık Veysel, babasının da teşvikiyle ilk saz derslerini köyün saz ustalarından Çamşıhlı Ali ve Molla Hüseyin’den aldı. Gittikçe daha iyi bağlama çalan sanatçı, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Yunus Emre ve Aşık Agahi gibi birçok usta ismin eserlerini yorumladı.
İlk evliliğini 1919’da Esma Hanım ile yapan Aşık Veysel’in bu evlilikten bir kızı, bir de oğlu oldu. Oğlu henüz 10 günlükken, kızı da 2 yaşındayken hayatını kaybetti. Usta sanatçı, kızı henüz 6 aylıkken, eşi Esma Hanım tarafından terk edildi. Aşık Veysel’in annesi Gülizar Hanım 1921’in şubatında, babası ise annesinden 8 ay sonra yaşamını yitirdi.
Unutulmaz halk ozanı, bir dönem Sivas Zara çevresindeki köylerde 3 ay kadar kaldı. O süreçte Hafik ilçesinin Karayaprak köyündeki Yalıncak Baba Tekkesi’ne uğrayan Şatıroğlu, tekkenin temizliğini yapan Gülizar Hanım’la 1928’de evlendi.
Usta ozanın bu evlilikten de Zöhre, Ahmet, Hüseyin, Menekşe, Bahri, Zekine ve Hayriye adlarını verdiği 7 çocuğu dünyaya geldi. Çocuklarından Hüseyin birkaç aylıkken hayatını kaybetti. Ozanın büyük oğlu Ahmet Şatıroğlu, 2018’de 84 yaşındayken, büyük kızı Zöhre Başer 2020’de 85 yaşında, Bahri Şatıroğlu ise 2021’de yaşama veda etti.
HALK ŞAİRLERİ BAYRAMI’NDA BİRİNCİ OLDU
Sivas’ta öğretmenlik ve Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulunan şair ve oyun yazarı Ahmet Kutsi Tecer’in 1931’de organize ettiği Sivas Halk Şairleri Bayramı’na katılan Aşık Veysel, etkinlikte gerçekleşen yarışmada birinci geldi.
Aşık Veysel 1933’e kadar usta ozanların şiirlerini seslendirdi, bu dönemden sonra ise kaleme aldığı şiirleri besteleyerek, müzikseverlerin beğenisine sundu.
Ömrü yoksulluk ve mücadeleyle geçen Aşık Veysel, Cumhuriyet’in 10. yılı için yazdığı destanın yayınlanması ve Sivas Aşıklar Bayramı’ndaki başarısı ile dikkati çekti. “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası/Kurtardı vatanı düşmanımızdan” dizeleriyle başlayan şiiri Atatürk’e okumak amacıyla bir arkadaşıyla 3 ay yürüyerek Ankara’ya ulaştı ve Hakimiyeti Milliye gazetesine gitti.
Gazeteciler, Aşık Veysel’in yazdığı şiiri not etti ve şiir 2-5 Nisan 1934’te Hakimiyeti Milliye gazetesinde 3 gün yayınlandı. Ancak Veysel, Atatürk’e ulaşamadı.

Aşık Veysel, Sivrialan köyündeki elma bahçesinde kızkardeşi ve torunuyla.
SAZIYLA TÜRKİYE’Yİ DOLAŞTI
Geçimini saz ile sağlayan Aşık Veysel, 1933’ten itibaren Cört İbrahim’le Türkiye’yi dolaşmaya başladı. Bu süreç 1940’a kadar devam etti ve Cört İbrahim’in yerini oğlu küçük Veysel aldı. Bir süre sonra İstanbul’a gidip plak da dolduran Veysel, radyo konserleri verdi.
Usta ozan, oğlu Hüseyin’in vefatından sonra diğer oğlu Ahmet’le önce Erzurum’u, ardından Erzincan, Malatya, Kahramanmaraş, Adıyaman ve Ankara’yı dolaştı.
Ankara’da Ülkü mecmuasını çıkaran Ahmet Kutsi Tecer’le görüşen Veysel’e burada İsmail Hakkı Tonguç ve Ferit Oğuz Bayır tarafından köy enstitülerinde ders vermesi teklif edildi. Aşık Veysel hiç düşünmeden teklifi kabul etti. Halk ozanı, 1941’de Adapazarı Arifiye Köy Enstitüsü, 1942’de Hasanoğlan Köy Enstitüsü, 1943’te Eskişehir Çifteler Köy Enstitüsü, 1944’te Kastamonu Gölköy Enstitüsü, 1945’te Yıldızeli Pamukpınar Köy Enstitüsü, 1946’da ise Samsun Ladik Akpınar Köy Enstitüsü’nde çalıştı.
Şatıroğlu, “Toprak” adlı unutulmaz eserini, Çifteler Köy Enstitüsü’ndeyken kaleme aldı ve türkü olarak besteledi.
Balıkesir, Erzurum, Malatya, Kırklareli ve Adana’da da köy enstitülerinde konserler veren sanatçı, böylece binlerce gence bağlama dinletti.
Çiftçiliğin yanında bahçe işleriyle de uğraşan Aşık Veysel, köydeki ilk meyve ağaçlarını yetiştirerek, köylülere de örnek oldu. 1950’den sonra ünü tüm Türkiye’ye yayılan usta ozan için 13 Mayıs 1952’de bir jübile yapıldı. Halkın salonu tıklım tıklım doldurduğu jübilede Ahmet Kutsi Tencer, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eflatun Cem Güney ve Behçet Kemal Çağlar birer konuşma yaptı.
Aşık Veysel Şatıroğlu, 1950’de senaryosunu Eyüboğlu’nun yazdığı, Metin Erksan’ın yönettiği “Karanlık Dünya” adlı filmin son bölümünde rol aldı.

SON KONSERİNİ 1971’DE VERDİ
Sivas’ta 30 Ekim 1964’te 2. Sivas Aşıklar Bayramı’na yarışmacı olarak katılan Şatıroğlu, 28-30 Ekim 1967’de gerçekleşen 2. Konya Aşıklar Bayramı’nda da jüri üyesi oldu. Uzun yıllar çeşitli vesilelerle düzenlenen programlara katılan Aşık Veysel, son konserini 1971’de Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde gerçekleştirdi.
“Birbirinizle, konu komşuyla iyi geçinin, dirliğiniz, düzeniniz bozulmasın”, “Kürt’ü Türk’ü ne Çerkez’i/ Hep Adem’in oğlu, kızı/ Beraberce şehit, gazi/ Yanlış var mı ve neresi” dizeleriyle birlik ve beraberliğe vurgu yapan ünlü halk ozanı, şiirlerinde yaşama sevinciyle hüznü, iyimserlikle umutsuzluğu işledi.
Yunus Emre’den etkilenen ozan, Türk edebiyatının ve saz şiiri geleneğinin büyük ustalarından biri olarak hafızalara kazındı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, anadil ve milli birliğe yaptığı hizmetlerden ötürü 1965’te özel bir kanunla halk ozanına 500 lira aylık bağladı.
Aşık Veysel, akciğer kanseri nedeniyle 21 Mart 1973’te Sivrialan’da hayatını kaybetti, vasiyeti üzerine köyüne defnedildi. Sanatçının evi Kültür ve Turizm Bakanlığınca müze olarak düzenlendi.
UNUTULMAZ ESERLERİ MİRAS BIRAKTI
Çocukken iki gözünü de kaybetmesine rağmen şiirlerine yansıttığı vatanseverlik, hoşgörü, yaşama sevinci, sevgi, birlik ve beraberlik mesajlarıyla hem kendi dünyasını aydınlatan hem de bugünlere ışık tutan halk ozanı, hafızalara kazınan eserler bıraktı.
Eserlerinde “Veysel”, “Sefil Veysel” ve “Veysel Şatır” gibi mahlaslar kullanan Aşık Veysel, bir şiiri hariç, bütün şiirlerini dörtlüklerle aktardı. “Sazımdan Sesler” ile “Dostlar Beni Hatırlasın” adlı şiir kitapları bulunan ozanın tüm eserleri, 1984’te “Bütün Şiirleri” adlı kitapla okuyucuya sunuldu.
“Uzun İnce Bir Yoldayım”, “Dostlar Beni Hatırlasın”, “Güzelliğin On Par Etmez”, “Atatürk’e Ağıt”, “Beni Hor Görme”, “Beş Günlük Dünya”, “Derdimi Dökersem Derin Dereye”, “Kahpe Felek” ve “Kara Toprak” adlı eserlere imza atan sanatçı, Türkçeyi yalın kullanımıyla dikkati çekti.
Ozanın eserleri pek çok sanatçı tarafından tekrar yorumlanırken birçok yabancı sanatçının da dikkatini çekti. ABD’li elektrogitar virtüözü Joe Satriani, 2008’de çıkardığı albümde “Aşık Veysel” isimli, kendi bestelediği enstrümantal bir esere yer verdi.
Aşık Veysel, 2022’de “vefa” kategorisinde Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüne’ne layık görüldü. Aralık 2022’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile vefatının 50. yılı nedeniyle 2023 yılı Türkiye’de “Aşık Veysel Yılı” olarak kutlandı.
]]>Kaza, geçen yıl 26 Temmuz’da saat 16.00 sıralarında Kayseri- Niğde kara yolu Bahçelievler Mahallesi mevkisinde meydana geldi. Sait O. yönetimindeki 52 EP 091 plakalı kamyonet ile Nuh Balkaya yönetimindeki 01 AHG 678 plakalı motosiklet çarpıştı. Kazada, motosiklet sürücüsü Nuh Balkaya yaralandı. Çağırılan ambulansla Kayseri Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Balkaya, kurtarılamadı. Kazanın ardından gözaltına alınan kamyonet sürücüsü Sait O., adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
KAZADAN ÜÇ GÜN ÖNCE ALMIŞTI
Trafik Denetleme Büro Amirliği tarafından hazırlanan raporda Sait O., 57/1a maddesine göre asli kusurlu bulundu. Bu arada, Nuh Balkaya’nın motosikletini kazadan 3 gün önce aldığı ve Kayseri’den Niğde’ye gitmek için yola çıktığı öğrenildi. Balkaya’nın, sosyal medyada, “Belki de en büyük hayalim, çocukluğum. Çok şükür kavuştuk. Rabbim ayırmasın” paylaşımını yaptığı da görüldü.

Kaza, bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, kamyonet sürücüsü Sait O.’nun sola dönerken, Balkaya’nın motosikletinin kamyonun sağ arka lastiğine çarptığı görüldü.
İncesu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameyle Sait O. hakkında, ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan İncesu Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Bilirkişi raporlarında şüphelinin asli kusurlu olduğunun tespit edildiğine değinildi.
“RAPORU KABUL ETMİYORUM”
Davanın ilk duruşmasında tutuksuz sanık Sait O. ile ölen Balkaya’nın şikayetçi annesi Sergül ve babası Metin Balkaya hazır bulundu. Olay günü İncesu’dan Kayseri’ye doğru gittiğini anlatan sanık Sait O. “Yanımda eşim ve 4 çocuğum vardı. Sola dönüş yapmak için aracımı yavaşlattım. Karşıdan beyaz bir taksi geçiyordu. Onun geçmesine izin verdim. Sola sinyal verdim ve yolun boş olduğunu görünce yola devam ettim. Tam sola döndüm. O sıra arabanın arkasından vurma sesi geldi. İnip baktığımda aracımın sağ arka tekerine motosikletin çarptığını gördüm. Olay sonrası şoka girdim. Polis ve ambulans gelene kadar olay yerinde bekledim. Bilirkişi raporunu kabul etmiyorum. Olayda benim kusurum yoktur. Beraatimi istiyorum” dedi.
Nuh Balkaya’nın ailesi de şikayetçi olduğunu belirterek, sanığın cezalandırılmasını istedi.

Mahkeme hakimi verdiği ara karar ile Karayolları Genel Müdürlüğü, Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve İncesu Belediyesi’ne müzekkere yazılarak, kavşağın kazadan sonra kapatılıp kapatılmadığının tespiti, kapatılmadan önce kavşakta uyarı levhasının olup olmadığının tespiti için söz konusu tutanakların istenmesi ve bazı eksiklikler için duruşmayı erteledi.
SADECE 1 GÜN GÖZALTINDA KALDI
İlk duruşma sonrası anne Sergül Balkaya, şunları söyledi:
Adalet istiyorum. Bu kaza resmen bir canilik. Oğlumu elinden alanın cezasını çekmesini istiyorum. Bir annenin yüreği nasıl dayanır bilmiyorum. Tarif edilemez bir acı. Hiçbir şey yapılmadan elini kolunu sallayarak gezmesini benim yüreğim kaldırmıyor. Yavrum toprakta yatıyor, o adam geziyor. Ben önce Allah’ın adaletine sonra yargıya güveniyorum. 231 gün oldu oğlumu kaybedeli.
– İlk mahkeme sonrası yurt dışı yasağının da kaldırıldığını gördüm. Ben tutuklanmasını istiyorum. Sadece 1 gün gözaltında kaldı. Sonra serbest bırakıldı. Sonuna kadar davanın peşindeyim. Yavrumun kanının yerde kalmasını istemiyorum.
“CANI YANAN BİLİR”
Sürücünün tutuksuz yargılanmasına tepki gösteren baba Metin Balkaya da şöyle konuştu:
– Sanık şu anda elini kolunu sallayarak geziyor. İlk duruşmada da yurt dışı çıkış yasağı kaldırıldı. Bundan muzdaribim. Benim oğlum vefat etti. Bugün birisi kavga etse hapse giriyor ama bu adam hiç cezaevine girmedi. Şimdi elini kolunu sallayarak geziyor. Adalet arıyoruz. Yüzde 80-90 suçlu çıkmış. Ama bu adam denetimli serbestlikten muaf. Bu adam kaçarsa bunun hesabını kim verecek. Adalet bu kadar ucuz mu? Kazanın olduğu yerde resmiyette bir kavşak da işaret de yok.
– Kazadan sonra da orayı kapattılar. Oğluma kavşağa yaklaşıp hızını düşürmediği için yüzde 25 kusur vermişler. Ama orada bir kavşak yok. Mahkeme zaten bu hususu ilgili belediyeye soracak. Oğlumun kanı yerde kalmasın istiyorum. Sözün bittiği yerdeyiz. Benim 22 yaşında evladım vefat etti. Canı yanan bunu bilir.
]]>Olayın ardından T.C.’nin, yazar olan annesi Eylem Tok tarafından Mısır’a kaçırıldığı tespit edilmişti. Olayla ilgili soruşturma başlatan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Eylem Tok hakkında ‘Suçluyu kayırma’ suçundan ve oğlu T.C. hakkında ‘Bir kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek’ suçundan 2 Mart 2024 tarihinde yakalama kararı çıkardı. Başsavcılık, bugün anne ve oğlu için kırmızı bülten çıkarılması talebi hazırlayarak Adalet Bakanlığı’na gönderdi.
Olayla ilgili yeni detaylar ortaya çıktı. Hayatını kaybeden Oğuz Murat Acı’nın avukatı Hacı Orhan, Eylem Tok’un çocuğu ile birlikte 2 Mart 2024 tarihinde saat 03.50 sıralarında İstanbul Havalimanı’na, ayrıldığı eşi Bülent Cihantimur’un iş yerinde çalışan kişilerin getirdiğini açıkladı.
“18 YAŞINDAN KÜÇÜK 10 GENÇ”
Av. Orhan, açıklamasında şunları söyledi:
* “Ne yazık ki, 18 yaşından küçük 10 genç, Sarıyer Göktürk yolunda lüks araçlarıyla düzenledikleri yarış sonucu talihsiz bir olaya neden oldu. Üç ATV ile seyir halinde olan müvekkillerimiz, arkadan gelen lüks araçların yarışı sırasında çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti; geri kalanlar ise çok ağır şekilde yaralandı. Bu trafik kazasının ardından olay yerine gelen annenin, maalesef, yapmış olduğu ihmaller müvekkillerin acısına daha da katkı sağlamıştır.
* Yapmış olduğu açıklamalar da müvekkillerimizin acısını artırmıştır. Müvekkillerimizin tek talebi, suçluların bir an önce adalete teslim olması, yargılanması ve gerekli cezayı almasıdır. Ne yazık ki, orada yaralanan müvekkillerimizin beyanlarına göre, telefonlarının ellerinden alındığını, kendilerinin bizzat bildirdiği bir durum. Telefonları ellerinden alınan yaralılar, ne yazık ki kimseyi arayamıyorlar.”
“TELEFONU BAŞKA BİRİSİ AÇIYOR”
Orhan, yaralıların 1 saat boyunca yardım beklediklerini belirterek şöyle konuştu:
* “Göktürk-Sarıyer orman yolunda ne yazık ki saat 23.30’dan sonra çok tenha bir yer olduğu için çok az araç gidiş gelişi oluyor. Onların olay yerinden ayrılmasının ardından oradan geçen bir vatandaşın olaya müdahale etmesi üzerine, gerekli kişiler ve emniyet çağrılıyor, çocukların aileleri aranıyor. Çocukların, yaralılardan birisine gidip ‘Kimi aramam gerekiyor, var mı aklında bir numara?’ diye soran vatandaşa yardımcı olan müvekkilimiz, onun telefonunun gizli cebinde olduğunu söylüyor. Vatandaş telefonu alıp ‘Babam’ diye kayıtlı olan müvekkilimizin babasını arıyor; babası da diğer çocukların babasını arıyor, çünkü hepsi akraba.
* Diğer baba, kendi oğlunu aradığında telefonu başka biri açıyor ve ‘Ben güvenlik görevlisiyim, bu telefon bana bırakıldı’ diye beyanda bulunuyor. Daha sonra bir hanımefendi kendisini arayıp ‘Oğlunuz iyi bir şeyi yok’ diye beyanda bulunuyor. Ne yazık ki, görgü tanıklarından birisi vefat eden Oğuz Murat ile konuştuğunu, yaklaşık 1 saat boyunca yardım beklediklerini beyan ediyor. Eğer bu ihmal olmasaydı, annenin yapmış olduğu eylem, ihmalden kasten adam öldürmeye kadar gidecek bir süreci başlatmıştır.”
“‘HABERİM YOK’ DİYORDU, BABA İLE İLGİLİ ŞİKAYETÇİ OLACAĞIZ”
Av. Orhan, baba Bülent Cihantimur hakkında şikayetçi olacaklarını ifade ederek şunları aktardı:
* “Şu an, delil karartma amacıyla oğlunu yurt dışına kaçırmış durumda. Şu anki bilgilere göre, hanımefendi, ‘Ben kimsenin yaralı, ölü olduğunu bilmiyordum ama oğlumu kaçırmak istedim’ şeklinde beyanda bulunmuş. Bugün burada olmamızın sebebi, yeni öğrendiğimiz bir gelişme. En son gördüğümüz kadarıyla, suçlu anne ve çocuğu bırakan kişilerin, ne yazık ki, babanın iş yerinde çalışan kişiler olduğunu öğrendik. Baba şimdiye kadar ‘benim haberim yok’ diyordu, bu tamamen birlikte alınan bir karar. Siz anne olarak çocuğunuzu yurt dışına kaçıracak kadar tedirgin hissediyorsanız bunu babayla paylaşırsınız. Havaalanına bırakanlar, babanın çalışanları olduğu için babayla ilgili şikayette bulunacağız.”
“DAHA ÖNCE YARIŞLAR SEBEBİYLE HAKLARINDA ŞİKAYETLER VAR”
Orhan, 10 çocuk hakkında aşırı hızlı araç kullandıkları gerekçesiyle çok sayıda şikayet olduğunu ifade ederek, “Bugün anne, ‘Oğlumun adil bir şekilde yargılanmasını istiyorum, ülke bana teminat versin dönerim’ şeklinde bir beyanda bulundu. Şimdiye kadar ‘Bugün, yarın döneceğim’ diyen anne, devletimize güvenmediğini beyan ederek tarafları üzmüştür. Hepsi 18 yaşından küçük ve daha önce yarışlar sebebiyle haklarında şikayetler var. Aynı yolda seyir halinde olan bir sürücü, ‘Önce beni geçtiler, o kadar hızlıydılar ki içimden bunlar birinin başına bela olur diye geçirdim; az ileri gittiğimde ATV motorlarının içinden geçtiklerini gördüm’ diye beyanda bulundu” dedi.
“ÜLKEDEN KAÇMIŞ BİRİSİYLE ŞU AN YAPILACAK BİR GÖRÜŞME YOKTUR”
Orhan, Cihantimur ailesi ve Acı ailesi arasında herhangi bir görüşmenin gerçekleşmediğini belirterek “Akrabalar aracılığıyla müvekkilimize birileri ulaşmış, failin eşini tanıdığını ifade etmiş. Müvekkilimiz, sosyal statüsü açısından saygın bir insan. İşi gücü olan birisi, cahil birisi değil. Kendileri şunu söyledi: ‘Eğer bizimle diyalog kurmak istiyorlarsa, öncelikle adalete teslim olmaları gerekir; bu ülkeden kaçmış birisiyle şu an yapılacak bir görüşme yoktur. Acımızı paylaşacak olsalardı, cenazemizde bizimle birlikte olurlardı’ diye ifade etti. Ailesinden hiçbiri bir ziyarette bulunmamış; şu an bir görüşme yok” ifadelerini kullandı.
]]>Şarkıcı Metin Işık, eşi Gülbahar Işık ve oğlu Mustafa Işık, gözaltına alındı. Metin Işık ile oğlu tutuklanırken, Gülbahar Işık adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Metin Işık eylül ayında tahliye edilirken, olaya ilişkin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma hazırlandı.
İDDİANAME HAZIRLANDI
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede; tutuklu Mustafa Işık hakkında ‘kasten öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet, ‘silahla yaralama’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar ve ‘mala zarar verme’ suçundan 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istendi. Metin Işık hakkında ise ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan müebbet, ‘silahla kasten yaralamaya azmettirme’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar ve ‘silahla tehdit’ suçundan da 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Gülbahar Işık için de ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan müebbet istendi.
“DAHA ÖNCEDEN HAZIRLIK YAPMADIK”
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasına sanıklar ile bazı müştekiler katıldı.
Metin Işık, “Ankara’da olduğum sırada evimi basmışlar. Olaydan 1 gün önce de eşimi ve oğlumu yaralamışlar. Bundan dolayı da olay günü kavga ettiğimiz Yusuf Memduh S. hakkında uzaklaştırma kararı aldırmıştık. Ben de evime bu olay nedeniyle kamera taktırmıştım. Savcılığa şikayet için gittim. Geri geldiğimde de eşim ile yolda oturmaya başladık. Yusuf Memduh S., belinden silahı göstererek bize hakaret etti. Ben de ‘bir daha buradan geçme’ dedim. Üzerimize doğru geldiler. Oğlum Mustafa dışarı çıkarak tüfekle ateş etti. Ardından karşı taraf kalabalık olduğu için ben de evden tüfeği alıp, camdan gösterdim ama ateş etmedim. Bu olay için daha önceden hazırlık yapmadık. Üzerime atılan suçlamayı kabul etmiyorum. Onların düğününde şarkı söyledim. Söyledikleri karşısında çok üzüldüm” dedi.
“KÜFRETTİKLERİ İÇİN TAHRİK OLDUM”
Mustafa Işık ise “Korkutmak amacıyla yere doğru ateş ettim. Bana, anneme ve babama küfrettikleri için tahrik oldum. Babam, ‘Vur oğlum, içeride sana bakarım’ demedi. Olayı tasarlamadım. Beni takip ediyorlardı. Bana silah gösteriyorlardı. Kimseyi vurmak gibi niyetim yoktu. Askerliğimi komando olarak yaptım. İsteseydim; vururdum. Yere doğru ateş ettim” diye konuştu.
SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI
Duruşma savcısı, davaya ilişkin görüşünün hazır olduğunu belirterek, mütalaasını açıkladı. Savcı, Mustafa Işık’ın, ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet hapsini, Metin Işık ile Gülbahar Işık’ın ise ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatini istedi. Savcı, Metin Işık’ın ayrıca ‘silahla tehdit’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, Mustafa Işık’ın tutukluluk halinin devamına karar verip, esasa ilişkin savunma için duruşmayı erteledi.
]]>Mavişehir Mahallesi Caher Dudayev Bulvarı’nda 4 Şubat saat 00.30 sıralarında M.E.Ö’nün (20) idaresindeki otomobilin çarptığı scooter’daki Ahmet Göktuğ Güleç’in (23) İzmir Şehir Hastanesi’ndeki yoğun bakım servisinde tedavisi sürüyor.
Aynı scooter’da bulunan ve kaldırıldığı hastanede yaşamını yitiren diğer oğulları Soykan Sönmez’i (16) toprağa veren acılı aile, entübe durumdaki büyük oğulları için dua ediyor.
İKİ KARDEŞ DE BEYİN TRAVMASI GEÇİRDİ
Anne Müjde Sönmez, İzmir Şehir Hastanesi’nin önünde kaza sonrası gözaltına alınan sürücünün adli kontrol şartıyla serbest bırakılması üzerine savcılığa itirazda bulunduklarını söyledi.
Çocuklarının olay günü Mavişehir’deki bir alışveriş merkezinde konsere gittiklerini, eşiyle çocuklarını beklerken polisin kendilerini araması sonucu kazayı öğrendiklerini anlatan Sönmez, kaza sonrası her iki çocuğunun da beyin travması geçirdiğini, küçük oğlunun hayata tutunamadığını söyledi.
Büyük oğlu Ahmet Göktuğ Güleç’in tedavisinin sürdüğünü anlatan Sönmez, “18 gündür buradayız. Büyük oğlum, hala yoğun bakımda. Yaşam mücadelesi veriyor. Entübe durumda, kendi nefesini kendi alamıyor” diye konuştu.

Ahmet Göktuğ Güleç (Yoğun bakımda) – Anne Müjde Sönmez – Soykan Sönmez (Hayatını kaybetti)
“OĞLUM HÂLÂ NEFES ALAMIYOR”
Otomobil sürücüsünün serbest bırakılmasına anlam veremediğini dile getiren Sönmez, şöyle konuştu:
– Güya benim büyük oğlumun bilinci gelecek, mahkemeler başlayacak, kendi ifadesini verecek, ondan sonra bu arkadaşla ilgili bir şeyler yapacaklar. E peki ölen, toprakta yatan? Bugün normal bir hayvanı bile gördüğünüzde aracınızın frenine basıyorsunuz. Kendi canınızı düşünmüyorsunuz. O da bir canlı. Toprağa gömdüğünüz bir et parçası değil. 15 yaşında iyi bir çocuk. Benim diğer oğlum hala nefes alamıyor. Biz umudumuzu kaybetmeden burada beklerken kimlere başvuracağız? Bunlarla nasıl ilgileneceğiz?
“BİR TANE FREN İZİ YOK”
Trafik kazası raporunda çocuklarının hatalı bulunduğunu ifade eden anne Sönmez “Benim çocuklarım yüzde 100 suçlu olsa bile, benim çocuğuma vurma hakkı yok. O, hızını düşürmek zorunda. Benim çocuklarımı iki tane araç görüp yavaşlıyorsa o da yavaşlamak zorunda. Yavaşlayamıyor, bir tane bile fren izi yok” dedi.
KARDEŞLERİ 39 METRE UZAĞA FIRLATMIŞ
Baba Kenan Güleç ise güvenlik kamerası görüntüsünde iki aracın yavaşladığının görüldüğünü belirterek, şöyle konuştu:
– Çocuklarımızda da hata var muhtemelen ama iki araç yavaşlamış. Bizim çocuklarımız da geçiyor, onları geçmişler. Hiç gaz kesmemiş ve ciddi bir hızla çarpmış olması gerekiyor ki çocukları 39 metre uzağa fırlatmış, kendisi de 64 metre sonra durabilmiş. Hiçbir fren izi yok. Bir öğrendik ki dışarıda rahat rahat geziyor. Bu bizi çok rahatsız ediyor. Yani ateş düştüğü yeri mi yakıyor yani sadece? Toplum vicdanı denen bir şey yok mu?” dedi.
Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) görüntülerinde scooter’daki kardeşlerin, trafik ışığında bekleyen ve hareket etmek üzere manevra yapan otomobillerin önünden karşıya geçmeye çalıştığı, bu sırada en sağ şeritten gelen otomobilin çarpması sonucu sürüklendikleri görülüyor.
ADLİ KONTROLLE SERBEST
Mavişehir Mahallesi Caher Dudayev Bulvarı’nda 4 Şubat saat 00.30 sıralarında M.E.Ö.’nün (20) idaresindeki otomobil, lise öğrencisi Soykan Sönmez’in (16) kullandığı ve arkasında üniversitesi öğrencisi ağabeyi Ahmet Göktuğ Güleç’in (23) de bulunduğu scooter’a çarpmıştı.
Kazada ağır yaralanan kardeşlerden Soykan Sönmez, tedavi gördüğü İzmir Şehir Hastanesi’nde hayatını kaybetmişti.
Otomobil sürücüsü M.E.Ö. gözaltına alınmış, sevk edildiği adliyede çıkarıldığı hakimlikçe adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
]]>Gazeteci ve eski CHP milletvekili Mustafa Balbay, avukat Sertaç Eke ile birlikte çadırın önüne geldiğimizde bir hareketlenme oldu. Saygıyla karşılayan polislere, “Diyarbakır Anneleri” ile görüşmek istediğimizi söylediğimizde, kimliklerimizi sordular. Kim olduğumuzu, ne amaçla geldiğimizi söyledik. Az sonra komiser bey geldi, çadırda bekleyen annelere haber gönderildi, onların görüşme talebimizi kabul etmesiyle birlikte çadıra girdik. Hepsi bizi büyük saygıyla karşıladı.
ONLARLA DERTLEŞTİK
Bir annenin evladını elinden alıp dağa götürmek kolay mı? Hani anne-baba bile çocuğunu terör örgütünün emrine verir? İşte o anneler, bazılarının babaları ‘Evlat nöbeti’ne geliyor. O çadırı “soğuk-sıcak demeden” boş bırakmıyorlar. Büyük boy bayrağımız çadırda asılı. Önünde sandalyeler, masa ve o masada beklenen evlatların fotoğrafları. Hepsi çerçeveletilmiş, her fotoğrafın üst kısmında bayrağımız var. Birileri geldiğinde herkes evladının fotoğrafının bulunduğu bölüme geçiyor ya da fotoğrafını oturacağı yere getiriyor, kucaklarından indirmiyor. Oturduk. Onların kucaklarında yine evlatlarının fotoğrafı. Onlarla dertleştik. Sizlere de tanıtayım.
EKMEK ALMAK İÇİN ÇIKTI
Fadime Hanım Kocaeli’nden gelmiş. Eren Yalçın’ın annesi. Fadime Hanım gözünün yaşını sildi, oğlunun öyküsünü anlattı:
“Eren, bir sabah ekmek almaya gitti. Bir daha da hiç dönmedi. Kendisinden 10 yıldır haber alamıyoruz. O beş kardeşin en küçüğüydü, en kıymetlimizdi. 16 yaşında gitti, şimdi 26 yaşında. Oğlumu umutla bekliyorum. Sanki bir gün çıkıp gelecek, ben ona sarılacağım ve birlikte evimize döneceğiz.”
İmmihan Fırkan, İstanbul’dan gelmiş. O da oğlu Mehmet Nili Fırkan’ın peşinde. Onun öyküsünü şöyle anlattı:
“Mehmet Nili, sizin gibi gazeteci olacaktı. İzmir’de İletişim fakültesi son sınıfta okuyordu. Mezun olmasına günler vardı. Bir gün bir arkadaşı telefon etti. 21 Mart 2015’ti. O gün Nevruz bayramıymış. Biz Nevruz falan bilmeyiz. Akşam oldu eve gelmedi. Arkadaşlarıyla birliktedir diye düşündüm. Gecikeceği zaman hep haber verirdi, bu kez haber vermedi. Uyuyamadım. Gece uyanıp odasına gittiğimde yatağı bozulmamıştı. İşte o an, ‘Eyvah…eyvah’ dedim. Telefonuna cevap vermiyor. Çıkış o çıkış. Bir daha da dönmedi. Terör örgütünün bir ajansında onun videosunu gördüm. O zaman yaşıyordu. İstanbul’dan buraya oğluma kavuşurum umuduyla geldim.”

Bir gece PKK gelip evi sardı
Necibe Çiftçi, Hakkari-Şemdinlili. Kucağındaki çerçevede iki kişinin fotoğrafı var. Birisinin altında “Şehit” yazıyor. Necibe Hanımın oğullarından Rojhat, çalışmak için köyden, ağabeyi Sami’nin evine gitti. Necibe Hanım, oğlunun 2015’te götürülüşünü şöyle anlattı: “Bir gece PKK evi sarıp onları götürüyor. Büyük oğlumu şehit ettiler. Rojhat ise onların elinde. 4 oğlum, 4 kızım vardı. Şimdi 2 oğlum var. ”
YÜREĞİM KANIYOR
Vanlı Nazlı Hanım, 13 yaşındaki Şerima’nın annesi. Kızının ellini-kolunu bağlayıp terör örgütü militanları tarafından üç araç değiştirilerek götürüldüğünü anlatıyor: “Şerima, okuyup savcı olacaktı. Kaçırıldığında babası devlete haber verdi. Bir gün, ‘Gelin kızı alın’ dediler. Kaynım, kayınbabam, eşim gittiler. Orada bir çatışma çıkıyor. Ama kızımı alamadılar. Kızımı kurtarmak için her çareye başvurdum. Gidip HADEP binasının önünde eylem yaptım, camlarını kırdım. Kızım için çalmadığım kapı bırakmadım. Geçen yıl terör örgütün yayın organında kızımın öldüğü söylendi. Van’da HADEP önünde eylem yaptığım için bana kimse ev vermedi, temizliğe giderdim, temizliğe de almadılar. Çaresizliğimi anlatınca, ‘Size devletin baksın’ dediler. 2012’den bu yana yüreğim hep kanıyor, kızım olmadan rahat etmem mümkün değil.”
]]>Baba Celal de hem oğluna, hem de kızına üzüldüğünü belirterek olaydan haberi olmadığını ileri sürdü. Baba Celal’in telefonu uzunca bir süre dinlemeye alındı.
Babanın telefon görüşmelerinde oğlunu açık biçimde azmettirdiğine dair akrabalarıyla yaptığı görüşmeler tespit edildi. Ağır Ceza Mahkemesi suçunu itiraf eden Sezer Ketir ile baba Celal Ketir’i ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırdı, ardından da her ikisinin cezasını “İyi hal” indirimiyle müebbet hapse çevirdi.
DELİLLER HUKUKA UYGUN İSABETSİZLİK YOK
Baba ve oğlu karara karşı avukatlarıyla Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu. İstinaf Mahkemesi, sanıklar hakkındaki tüm delillerin hukuka uygun elde edildiğini, tam bir vicdani kanaatin hasıl olmasıyla sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükmünün usul ve yasaya uygun olduğundan bir isabetsizlik görülmediği için istinaf başvurusunun esastan reddine oy birliğiyle karar verdi. İstinaf Mahkemesi, Deniz’in bazı eğlence merkezlerinde çalıştığı için aile fertlerinin bundan rahatsızlık duyduğu ve baba Celal’in ablasını öldürme görevini oğlu Sezer’e verdiğini belirtti.
KARDEŞE MÜEBBET HAPİS
Sezer’in de babasının bu istediğini yerine getirmek için Van’dan Diyarbakır’a gelerek ablasını telefonla arayıp kendisini ziyarete geldiğini söyledikten sonra evine giderek birlikte yemek yedikleri, bir süre sohbet ettikleri ve devamında babasının azmettirmesiyle ablasını kurşun yağmuruna tutarak öldürdüğü ifade edildi.
Sanığın sabit olan ablasını öldürme suçu nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasının hukuka uygun olduğu vurgulandı. İstinaf kararında, sanık Sezer’in cinayetten sonra yargılama sürecindeki davranışları, duruşmaya yansıyan hal ve tavırları dikkate alındığında pişmanlığının net biçimde gözlemlendiği için, henüz çocuk sayılabilecek yaşta olan sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri lehine taktiri indirim nedeni kabul edilerek cezasının müebbet hapse çevrilmesinin de usul ve yasaya uygun olduğunu belirtti.
BABAM KEŞKE KAFASINA SIKSAYDIN DEDİ
İstinaf kararında, oğlunu azmettirdiği telefon dinleme kayıtları ve kızının ifadesiyle de sabit olan azmettirici babanın da ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması gerektiğini belirtti. Kızı Fidan Ketir de tanık olarak alınan ifadesinde, “Kardeşim evden çıkınca ablam Deniz’i arayıp dikkatli olmasını istedim. Kardeşim eve dönünce babama, ‘İşi bitirdim’ dedi. Babam ölüp ölmediğini sorunca, ‘Göğsüne ve bel aşağısına sıktım’ dedi. Babam da, ‘Keşke kafasına sıksaydın’ dedi. O da göremediği için vuramadığını söyledi” diye konuştu
TELEFONLARI DİNLEMEYE ALININCA YAKAYI ELE VERDİ
Baba Celal’in telefonunun dinlemeye alındığını ve Celal’in görüştüğü kişilere cinayeti “Aile şerefine leke sürdüğü için” bizzat kendisinin azmettirdiği yönünde itirafta bulunduğu için suçunun sabit olduğu ifade edildi. Sanık babanın cinayet işleme gibi bir fikri olmayan oğlunu, ablasını öldürmesi için azmettirip telkinde bulunduğu için sabit görülen suçu nedeniyle ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması gerektiği bildirildi. İstinaf, baba hakkında azmettirmek suçundan ayrıca artırım yapılması gerektiğini, ancak temel cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olması ve sonuca etki etmeyeceğinden bu yönüyle kararın düzeltilerek, sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. Dosya nihai karar verilip kesin hükme bağlanmak üzere Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderildi.
]]>