O.E. (39) idaresindeki 41 L 1709 plakalı otomobil taşıyan tır, Afyonkarahisar – Eskişehir kara yolu Beyören köyü yakınlarında seyir halindeyken dorse kısmı henüz bilinmeyen nedenle yanmaya başladı.
Yangını fark eden sürücü, aracı durdurup 112 Acil Çağrı Merkezi’ne durumu bildirdi.
Olay yerine itfaiye ve jandarma ekipleri sevk edildi.
Ekiplerin müdahalesiyle söndürülen yangında, tırın dorsesinde bulunan 6 otomobilde hasar meydana geldi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BATMAN’da kapısını kırıp, girdikleri kuruyemişçiden para, bilgisayar ve çok sayıda ürün çalan 4 şüpheli, polis tarafından 13 kameradan 96 saatlik görüntü izlenerek yakalandı. Şüphelilerin yakalanma anları kameralara yansıdı.
Olay, 22 Kasım’da 04.30 sıralarında Sağlık Mahallesi Hamidiler Caddesi’nde meydana geldi. 4 şüpheli araçla kuruyemiş dükkanının önüne geldi. Yüzleri maskeli 3 şüpheli, iş yerinin kapısını kırarak içeri girerken, diğeri ise araçta bekledi. Şüpheliler 40 bin lira, 2 dizüstü bilgisayar, sigara ve çok sayıda market ürününü yanlarında getirdiği torbalara doldurup, geldikleri araçla kaçtı. Sabah dükkana gelen iş yeri sahibi, durumu polis ekiplerine bildirdi. Hırsızlık anları iş yerinin güvenlik kamerasına yansırken, şüphelilerin yakalanması için çalışma başlatıldı.
KOVALAMA SONRASI YAKALANDILAR
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri, çevredeki 13 güvenlik ve Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kameralarından izlenen 96 saatlik görüntü ile şüphelilerin K.Y., S.S.Ç, M.F.K ve F.S. olduğunu tespit etti. Operasyon düzenleyen ekipleri gören şüpheliler, bulundukları araçla kaçmaya başladı. Yaşanan kovalama sonrası şüpheliler yakalandı. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheliler, çıkarıldıkları mahkemede tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Olay, saat 00.00 sıralarında Kemalpaşa Mahallesi İsmail Efendi Caddesi’nde meydana geldi. Enes Ç. (17) yönetimindeki 16 F 9394 plakalı kamyonet, yoldan karşıya geçmeye çalışan Bölge Trafik Büro Amirliğinde görevli polis memuru Çağrı T.’ye (48) çarptı. Çarpmanın etkisiyle yere düşen polis yaralandı. Çarpan sürücü aracıyla kaçarak kayıplara karıştı.
Yaralı, kaza yerine sevk edilen Ambulansla İnegöl Devlet Hastanesine kaldırıldı. Başından yaralanan polisin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.
Araç park halinde bulundu
Devriye atan polis ekipleri kamyoneti Hamidiye Mahallesi Kutlu Sokak’ta park halinde buldular.
Kaçan sürücü Enes Ç. (17) park halinde bulunan kamyonete yakın alanda polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alındı. Sürücünün ehliyeti olmadığı tespit edildi.
Kaza anı kameraya yansıdı
Kaza anı bir iş yerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Güvenlik kamera görüntülerinde; aracın, başka bir aracı hızla sollayıp kaldırımda yürüyen trafik polisine çarpıp 20 metre sürüklediği görüldü. – BURSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>BURSA’nın İnegöl ilçesinde ambulans şoförü Mustafa Ç., hastaneden evine bıraktığı kadın hastanın oğlu O.K. (41) tarafından darbedildi. Şüpheli, polis ekiplerince gözaltına alındı.
Olay, saat 19.30 sıralarında Hamidiye Mahallesi Kavak Sokak’ta meydana geldi. Ambulans şoförü Mustafa Ç. ve Acil Tıp Teknisyeni (ATT) Seçil S., İnegöl Devlet Hastanesi’nden sedye ile aldığı kadın hastayı ambulansla evine götürdü. Sağlık ekipleri evine götürdüğü kadın hastanın oğlu O.K. ile tartıştı. Yaşanan arbede sırasında ambulans şoförü Mustafa Ç.’ye yumruk atarak darbeden O.K., ardından tehditler savurdu.
Sağlık görevlilerinin ihbarı üzerine adrese polis ekipleri sevk edildi. Polis, şüpheli O.K.’yı gözaltına alırken, ambulans şoförü ile Acil Tıp Teknisyeni Seçil S., şikayetçi oldu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANTALYA’da iki grup arasında çıkan kavgayı telefonuyla görüntüleyen kişinin, ‘Polisi ara’ diyen kadına ‘Aradım’ diyerek video çekmeye devam ettiği görüldü.
Kepez ilçesi Habipler Mahallesi’nde dün akşam saatlerinde iki grup arasında henüz bilinmeyen nedenle kavga çıktı. Çok sayıda kişinin katıldığı kavgada bazıları sopa, demir ve terliklerle birbirine saldırdı. Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine çok sayıda polis ve motorize yunus ekipi sevk edildi. Ekipler, tarafları ayırmak için biber gazıyla müdahale etmek zorunda kaldı. Kavga güçlükle sona erdirilirken, yaralananlar ise Kepez Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. 2 taraftan yaralılar aynı hastaneye götürülünce, bu kez hastane önünde kavga yaşandı. Polis ekiplerine zorluk çıkartan gruptan 3-4 kişi gözaltına alındı.
‘POLİSİ ARADIM’
Yaşanan kavgayı, bazıları cep telefonlarıyla kayıt altına aldı. Cep telefonuyla görüntü çeken bir kişiye kavgaya karışan bir kadın ‘Polisi ara, polisi ara’ dedi. Cep telefonuyla kavgayı görüntüleyen kişinin ‘Aradım’ karşılığını verip, görüntü çekmeye devam ettiği görüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Çeşme Devlet Hastanesi‘ne tedavi için gelen M.K, hasta getiren İl Sağlık Müdürlüğü 112 Acil Sağlık Hizmetlerine ait ambulansı kaçırdı. İhbar üzerine olay yerine polis ekipleri sevk edildi.
Takip sistemi üzerinden konumunu belirleyen ekipler, hastane yakınında ambulansı durdurdu. Gözaltına alınan M.K. İlçe Emniyet Müdürlüğüne götürüldü.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>AVCILAR’da park halindeki minibüs, 4 şüpheli tarafından bir dakikada çalındı. Hırsızlar, güvenlik kamerası tarafından kaydedilen olayda kaçarken başka bir araca çarparak hasar verdi.
Olay, dün gece 04.00 sıralarında Gümüşpala Mahallesi D-100 yan yol Eski Londra Asfaltı mevkiinde meydana geldi. Park halindeki 59 AJU 082 plakalı minibüsün yanına gelen dört şüpheliden üçü etrafı kontrol ederken biri kapıyı açarak sürücü koltuğuna oturdu. Saniyeler içinde minibüsü çalıştıran şüpheli diğer kapıları da açarak arkadaşlarını araca aldı. Bir dakika süren hırsızlığın ardından kayıplara karışan şüpheliler manevra sırasında başka bir otomobile de çarparak hasar verdi. Polis, güvenlik kamera kayıtlarını incelemeye alarak kaçan şüphelilerin yakalanabilmesi için çalışma başlattı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kaza, saat 14.30 sıralarında İzmir- Ankara D300 karayolu Kovukdere rampalarında meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, İzmir’den Uşak istikametine seyir halinde olan Hasan Başer (58) idaresindeki 35 BCV 796 plakalı hafif ticari araç, aynı yönde seyir halinde olan Mehmet K. idaresindeki 63 AGC 126 plakalı tıra arkadan çarptı. Kazayı görenlerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye, ambulans, jandarma ve trafik polisleri sevk edildi. Çarpmanın şiddetiyle otomobil içerisinde sıkışan otomobil sürücüsü Hasan Başer ile yolcu konumunda bulunan İsmail Ç. (59), Kula İtfaiye Amirliği ekipleri tarafından sıkıştıkları yerden kurtarılarak sağlık ekiplerine teslim edildi. Hafif ticari araç sürücüsünün olay yerinde yaşamını yitirdiğini belirlenirken, kazada ağır yaralanan İsmail Ç. ise Salihli Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Hasan Başer’in cansız bedeni ise Cumhuriyet Savcısı’nın olay yerinde yaptığı incelemenin ardından Kula Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.
Öte yandan kaza sebebiyle İzmir-Ankara D300 karayolunun Uşak istikametinde trafik bir süre tek şeritten kontrollü olarak sağlandı. Kazaya karışan araçların yoldan kaldırılmasıyla trafik akışı normal seyrine döndü.
Kaza ile ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi. – MANİSA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>KARTAL’da 4 katlı binanın çatısında yapılan tadilat sırasında yangın çıktı. Yangın itfaiye ekipleri tarafından kısa sürede söndürüldü.
Yangın, saat 15.00 sıralarında Esentepe Mahallesi, Garajaltı Sokak’ta bulunan 4 katlı bir binanın çatı kısmında çıktı. İddiaya göre, çatıda tadilat yapıldığı sırada henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Kısa sürede büyüyen yangın tüm çatıyı sardı. Alevler, bitişiğindeki binaya da sıçradı. İhbar üzerine olay yerine çok sayıda itfaiye, polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Yangın, itfaiye ekipleri tarafından kısa sürede söndürüldü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Süleymanpaşa Çınarlı Mahallesi’nde yaşayan H.D. ve eşi E.D. arasındaki tartışma kavgaya dönüştü.
Ardından H.D, iddiaya göre eşi E.D’yi darbederek olay yerinden kaçtı.
Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.
Adrese gelen sağlık ekipleri, kadının yaşamını yitirdiğini belirledi.
Cenaze otopsi için Tekirdağ Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
Polis, kaçan zanlının yakalanması için çalışma başlattı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İznik ilçesindeki dağ evinde 17 Temmuz’da çay demlemek için mangal jeliyle semaveri tutuşturmaya çalışan Özdemir, jelin alev alması ve bidonun patlamasıyla yanmaya başladı.
Evinin önündeki su dolu varile atlayarak alevleri söndüren Özdemir’in vücudunda 2 ve 3’üncü derece yanıklar oluştu.
Vücudunun yüzde 38’i yanan ve Bursa Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alınan Özdemir, doku nakilleriyle yaklaşık 1 aylık tedavinin ardından sağlığına kavuştu.
Özdemir, tedavisine evde devam edilmek üzere taburcu edildi.
İş insanı Necdet Özdemir, AA muhabirine, İznik ilçesindeki dağ evinde sabah saatlerinde semaveri tutuşturmak için mangal jeli kullandığını söyledi.
Jelin tutuştuğunu ancak alevleri görmediğini anlatan Özdemir, şunları kaydetti:
“Oysa ki gizliden içinde yanmaya devam ediyormuş. O sırada tekrar jel attım. Onu aslında küçük bir bidona alıp aktarma yaparak yapsaydım çok daha güvenli olurdu ama öyle yapmadım. Bidonla ateşin üzerine yanmadığını düşünerek ben bunu yaptım. Fakat gizliden yandığı için jelin değdiği yerle bidonun içerisinde artık bir ateş yolu oldu. Gözümle gördüm o ateşin yürüyüp gelmesi saniye, salise. Elimde bidon patladı. Bidon patlayınca bu jel olarak zaten alevsiz yanıyor. Her tarafımın yandığını hissediyorum ama alev yok, bir şey yok. Orada vücudumun yüzde 38’i yandı. Allah’tan hemen yan tarafımda 2-3 metre mesafede bir su dolu varil vardı. O can havliyle kendimi varilin içine attım. Orada ateşi söndürdüm.”
Olayın ardından ilk aşamada yoğun bakımda kaldığını ve 5 operasyon geçirdiğini aktaran Özdemir, yanık bölgelere doku nakli yapıldığını belirtti.
Hastanedeyken mangal jeli nedeniyle benzer vakaların sıklıkla geldiğini duyduklarını dile getiren Özdemir, “Bu jel 1-2 dakika zaman kazandıran bir malzeme. Piknikçi için mangalcılar için kısa sürede alev, ateş yapan bir malzeme ama bu tarz riskleri düşünüldüğünde hiç buna değecek bir malzeme değil. En doğal yöntem olan çıradır, kozalaktır, kağıttır, kartondur, bunlarla yapmak lazım.” dedi.
Özdemir, birçok yerde bulunan jellerin kontrollü şekilde satılmasını istediğini belirterek, “Ben bunu yaşadıysam inanın çok fazla kişi için de bu yaşanılabilir bir durum. Dolayısıyla bu kadar riske bence gerek yok. Yani iki dakikalık bir ateş yakma süresi elde etmek için vücudumun yüzde 38’i yandı. Benim hayatım altüst oldu. Bambaşka bir hayata geçeceğim bugünden sonra artık.” diye konuştu.
“Hayatı tehdit edebilecek geniş yanıklara varıncaya kadar yanıklara sebep olabiliyor bu jeller”
Bursa Şehir Hastanesi Yanık Merkezi Sorumlusu Opr. Dr. Selma Beyeç de özellikle pikniklerin yapıldığı ilkbahar ve yaz aylarında, mangal jeli yanıkları nedeniyle merkezlere çokça hastanın geldiğini ifade etti.
Bu jellerin aslında henüz tutuşmamış malzemelerin üzerine sıkılması gerektiğini vurgulayan Beyeç, şunları aktardı:
“Ama insanlarımız söndü sanılan veyahut da halen yanmakta olan malzemenin üzerine bunu sıkıyorlar. Biz kendimiz de gözlemledik bunu. İnsanlar yanan mangalın üzerine bu jeli püskürtüyor ama bunlar aynı bir benzin gibi, bir tiner gibi alev topu haline gelebilen malzemeler. Bu konuda çok dikkatli olmak lazım çünkü küçük yanıklardan, hayatı tehdit edebilecek geniş yanıklara varıncaya kadar yanıklara sebep olabiliyor bu jeller.”
Necdet Özdemir’in de mangal jeli yanığı neticesinde hastanede tedavi altına alındığını dile getiren Beyeç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kendisi semaveri tutuşturmak için jeli kullanmıştı. Aynı şekilde insanlar mangalı tutuşturmak için söndü sanılan kömürün üzerine veyahut da hala yanan kömür üzerine bunu döküyorlar. Tıpkı bir benzin veya tinerde olduğu gibi, alev topu gibi bir parlama, bir patlama oluyor. Etrafa saçılıyor. Tabii insanlar ilk etapta yanan bölgelerini söndürmek için ellerini kullanıyorlar ve o sırada elleri de yanıyor. Necdet beyin de yaklaşık tedavisi 1 ayı buldu. Doku nakli, deri nakli yapıldı sağlam olan kısımlarından. Tabii hastalar için bu oldukça stresli, acı veren bir süreç. Mükerrer ameliyat oluyorlar. Dolayısıyla çok basit bir olaymış gibi görülebilir ama aslında öyle değil. Çok meşakkatli bir süreç. Tedavileri uzun sürüyor ve hastaların hayatını tehdit edebilecek boyutta yanıklara sebep olabiliyorlar.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Olayla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 17’si tutuklu 31 sanık hakkında dava açıldı.. Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilen iddianameyi kabul eden mahkeme heyeti, davanın başka bir ilde görülmesi için nakil talebinde bulundu.
Valiliğin de uygun görmesi üzerine Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden davanın nakli için olur istendi.

Bakanlık da Mahkemenin talebini haklı buldu ve davanın kamu düzeninin sağlanması, taraflar arasındaki husumetin halen devam ediyor olması, duruşma günü gerek adliye çevresi, gerekse adliye içinde kolluk kuvvetleriyle alınacak her türlü güvenlik tedbirinin yetersiz kalabileceği ihtimali nedeniyle davanın başta bir ilde görülmesinin uygun olacağına vurgu yapıldı.

Katliam davasının başka bir ilde görülmesi halinde duruşmaya sadece davanın tarafları olan sanıklar, katılanlar, mağdurlar, müştekiler ve tanıkların katılabileceği, SEGBİS yoluyla ifadelerin alınabileceği ve gerekirse duruşmaların seyircisiz yapılabileceği de göz önünde bulundurularak Konya Ağır Ceza Mahkemesi davaya bakmakla görevli ve yetkili kılındı.
Dosyanın önümüzdeki günlerde fiziki olarak Diyarbakır’dan Konya Adliyesine gönderileceği öğrenildi.

YARALILARA YARDIMA GELEN JANDARMAYI DA TARADILAR
İddianamede, sanıkların katliamdan sonra olay yerine giden jandarma timlerine yaralılara müdahale etmeyi engellemek için araziye hakim olup silahlı kontrolü sağlayarak güvenlik güçlerine de ateş açtıkları kaydedildi.
Arazinin hakim tepelerine yerleşen sanıkların jandarmaya kesintisiz yoğun yaylım ateşi açtıkları, yerde yatan ölü ve yaralıların güvenli bölgeye taşınmak istendiği sırada bile tepelere yerleşen sanıkların kalaşnikoflarla askerleri taradıkları vurgulandı.

PATİKA YOLLARDAN KAÇTILAR
İddianamede, olay yerindeki bir traktör ile pulluğun arkasına siper alan timleri gören saldırganların bu kez traktörü yaylım ateşine tuttukları ifade edildi.
Saldırganların arazi yapısını ve kırsal patika yollarını iyi bildikleri için araçlarla toz bulutu oluşturup plakası belirlenemeyen araçla olay yerinden kaçtıkları belirtildi.
Ateşin kesilmesi üzerine tarlada üzerlerinde hücum yeleği ve 5 kalaşnikof ile 3 tabanca bulunan 9 kişinin hayatını kaybettiğine dikkat çekildi.
Otopsi yapılan cesetlerin topuklarından, kafa ve vücutlarına kadar mermi çekirdeği olduğu bildirildi.
Olay yeri inceleme ekiplerince geniş bir alanda yürütülen arama ve tarama faaliyetinde ise yüzlerce boş kovan ve mermi çekirdekleri bulunduğu belirtildi.

AİLEYİ ÖLDÜRMEK İÇİN YANGIN ÇIKARDILAR
İddianamede Muhtar Behçet Taş’ın katliamdan 1 ay önce aile meclisinde, “Alyamaç ailesini bitireceğim. Kim ölecekse ölsün” dediği, Taş ailesinin olayı birkaç gün önceden planladığı, araziye silahla gelinmesi için kendi aralarında fikir ve eylem birliğine vardıkları ifade edildi.
Taş ailesinin uzun namlulu silah ve teçhizatlarla olay yerine çatışmak için gittikleri belirtildi. Taş ailesinin Alyamaç ailesini araziye çekmek için buğday tarlasını ateşe verip yangın çıkardıkları ve yangına müdahaleye giden Alyamaç ailesine ateş açarak amaçlarına ulaştıkları ifade edildi.

AİLE MECLİSİ KARARI
Şaban Taş tarafından aile bireylerinin kışkırtıldığı, Behçet Taş tarafından azmettirildiği, Ömer Taş tarafından aile bireylerinin olay yerine toplandığı, Ömer Taş’ın Alyamaç ailesine yoğun ateş açıldığı bildirildi.
Nurettin Taş’ın telefon dinlemesinde, “O öldürdü Serçelerdekileri” dediği, Pala lakaplı Mehmet Taş’ın yoğun silah kullandığı ve ölenlerden bazılarını bizzat kendisinin vurduğu ifade edildi.
Katliamdan sonra ölen ve tutuklanıp cezaevine girenlerin ailelerine de muhtar Behçet Taş tarafından bir ömür bakılması için aile meclisinin kendi aralarında karar aldıkları belirtildi.
BAŞKASINA AİT PASAPORTLA KAÇACAKTI
Behçet Taş’ın katliam sonrasında alacağı cezadan kurtulmak için başkasına ait pasaportla yurtdışına kaçmaya çalıştığı vurgulandı.
Bazı sanıkların ise katliamdan hemen sonra silah kullandıkları için üzerlerinde atış artığı ve svap örneği çıkan elbiselerini evlerine yakın noktadaki tandırın içinde yakarak, duş aldıkları ve delilleri gizlemeye çalıştıkları kaydedildi.
Bazı sanıkların ısrarla olay yerinde olmadıklarını ve suçsuz olduklarını belirtmiş olmalarına rağmen, cenaze ve yaralılara almaya gelen ambulansa ait kamera görüntülerinde ellerinde uzun namlulu silahlarla olay yerinde oldukları da tespit edilerek bu kayıtlar dosyaya delil olarak konuldu.
SAVCIDAN AİLE MECLİSİ DEĞERLENDİRMESİ
İddianamede, bölgenin sosyal ve kültürel yapısı, aile meclisi kararlarının bağlayıcılığı, aile meclisinde alınan kararlarına tüm aile bireyleri tarafından uyulmasının yaptırıma tabi olduğu, aile bireylerinin olaya katılmaması halinde hak iddia edemeyeceklerine dikkat çekildi.
Bu nedenle her iki aile meclisince alınan kararlara aşiret kararı gibi aile fertlerinin kesin olarak katılmasının esas alındığının altı çizildi.
Olaya katılmayı reddeden aile bireylerinin dava konusu arazi üzerinde bir hak edemeyeceği gibi, bundan sonraki süreçte de meydana gelen olaylarda aile fertleri tarafından dışlanarak korunmayacaklarını bildikleri için tüm aile bireyi olan sanıkların fikir ve eylem birliği içinde çatışmaya katılarak 9 kişinin ölümünden sorumlu olduklarına işaret edildi.
Olayda 7 kalaşnikof tüfek ile 4 tabanca ele geçirilmiş olsa da, olay yerinden toplanan boş kovanların kriminal incelemesinde, katliamda 17 ayrı kalaşnikof tüfek kullanıldığı tespit edildi.
Sanıkların 9 kişiyi tasarlayarak öldürmek, ölü ve yaralılara müdahaleye giden 9 jandarma timini de öldürmeye teşebbüs etmek suçundan 19 kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları isteniliyor.
]]>Şahin ise savunmasında “Ben böyle bir şeyi kasıtlı yapsaydım neden hastaneye götüreyim. Benim gönlüm rahat ben kimseyi öldürmek istemedim” diye konuştu. Mütalaasını açıklayan savcı sanık Ercan Şahin’in, “Çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsini talep etti.
İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya tutuklu sanık Ercan Şahin bulunduğu cezaevinden getirildi. Müşteki Meleknur Özgener’in ailesi ile avukatları Elif Özdemir ve sanık avukatları da salonda hazır bulundu.
“KASITLI YAPSAM NEDEN HASTANEYE GÖTÜREYİM”
Ercan Şahin savunmasında “Kesinlikle böyle olmadı kaza oldu, kabul etmiyorum. Olay günü seyir halindeydim bakkala gidiyordum seyir halindeyken Nisanur A. ve Melek karşıma çıktı. Ben de aracı kenara çektim Melek hastaydı, üşüyordu ben de iyilik amaçlı olsun diye araca binmesini söyledim klimayı açtım. Düşman sahibi olduğum için silahı vitesin oraya koydum” dedi.
Silahın mermisinin ağzında olup olmadığını bilmediğini ileri süren Şahin “Ben o sırada telefonla uğraşıyordum. Fark etmedim o sırada Melek silahı eline almış. Eline alırken elime vurdu kafasını çevirdi. O sıra silah patladı. Ben böyle bir şeyi kasıtlı yapsaydım neden hastaneye götüreyim. Benim gönlüm rahat ben kimseyi öldürmek istemedim. Kendisini 1 senedir tanırım” dedi.
NİSANUR: OLAY KAZAYLA OLDU
Olayın yaşandığı sırada aynı araçta bulunan ve tanık sıfatıyla ifade veren Nisanur A. ise şunları söyledi:
– Bu olay kazayla oldu ancak benim çevrem bana baskı yaptı. Bana ‘Senin arkadaşın öldü. Bu olayı Ercan’ın bilerek yaptığını söyle’ dediler. Korktuğum için savcılığa o şekilde bir ifade verdim. Sanık Şahin, ‘Oyuncak değil bu’ dediği sırada Melek silahı eliyle ittirdi ve o sırada silah patladı. Olay sonrası hastaneye gittik. Hastanenin önüne gelerek Melek’i sedyeye yatırdık.
– Şahin bana ‘Hastanenin önünde bekleyeceğim’ dedi. Ben içeri girdim. Olayın ilk gününden beri Melek’in ailesi tarafından tehdit ve baskılara maruz kalıyorum. Babası bana saldırmaya çalıştı, aramıza polisler girdi. Polisler ben ifade verirken değiştirmem için baskı yaptılar.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET TALEBİ
Duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Mütalaada, sanık Ercan Şahin’in olayın kasıtla hareket ederek işlendiği vurgulanarak savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu belirtildi. Mütalaada sanık Şahin’in “Çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması talep edildi.
Mahkeme heyeti sanık Ercan Şahin’in tutukluluk halinin devamına karar verdi. Heyet, tarafların mütalaaya karşı savunmalarını hazırlaması için süre vererek duruşmayı erteledi.
]]>
“PLANLANMIŞ BİR OLAYDIR, NASIL YAPTIKLARI BELLİDİR”
Baba Cantürk Erzen ifadesinde, “Olaydan önce, 10-15 dakika önce, oğlum Yunus Emre ile telefonla konuşmuştum ama bu olayla ilgili konuşmadım. Kredi kartına para yatırması için aramıştım. Sosyal medya paylaşımımla ilgili herhangi bir konuşmamız olmadı. Bana isteselerdi parayı almak için ulaşıp alırlardı. İsteseler beni arayabilirlerdi. Benim telefon 24 saat açıktır. Benden alacakları varsa şimdi de ödemeye hazırım. Planlanmış bir olaydır. Nasıl yaptıkları bellidir” dedi.

MAHKEMEDE OLAY ANI İZLENİNCE ANNE GÖZYAŞLARINI TUTAMADI
Anne Solmaz Erzen ise oğlunun acımasızca katledildiğini belirterek sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti. Anne Erzen’in talebi üzerine duruşma salonunda olay anına ait güvenlik kamera görüntüsü izletildi. O anlarda anne Solmaz Erzen gözyaşlarına hakim olamadı.
AVUKATLAR ARASINDA TARTIŞMA
Tutuksuz sanıklardan biri, şikayetçi avukata şov yaptığını söyleyince avukatlar arasında sözlü tartışma çıktı. Baba Cantürk Erzen’in sanık avukatlarına bağırması üzerine mahkeme başkanı duruşmaya 10 dakika ara verdi.
“YUNUS EMRE’Yİ ENGELLEMEK İÇİN 4 KURŞUNU AYAKLARINA DOĞRU SIKTIM”
Tutuklu sanık Tarık Özer, şunları söyledi:
* “Yaşanan olaydan dolayı çok üzgünüm. Ölenler içinde üzgünüm keşke yaşanmasaydı. Olaydan dolayı çok pişmanım. Olayda tasarlama söz konusu değildir. Bir anda gelişen bir olaydı.
* Oraya gitmemin sebebi; Cantürk’ün sosyal medya hesabından yapmış olduğu hakaret içerikli sözleri nedeniyle gittik. İlk girdiğimiz anda, konuşmak için gittiğimiz için konuştuk. Olay başlayınca oğlumun baba demesinin üzerine babalık içgüdüsüyle, oğluma zarar geldi düşüncesiyle hareket ettim. Yunus Emre’nin silahını çıkartıp kardeşimi vurmasıyla olay başladı. Oğlumu ve kardeşimi koruma içgüdüsüyle hareket ettim. Ne olduysa bir anda oldu.
* Olay nedeniyle pişmanım. Öldürmek gibi bir niyetim yoktu. Emre’yi engellemek için 4 kurşunu ayaklarına doğru sıktım. Yunus Emre’yi kardeşim gibi severdim. Cantürk, o akşam çok hakaret etti sosyal medyada. Eminim ki Cantürk alkolsüz kafayla olsa bunları yapacak biri değildir.
* Kaçmak gibi bir niyetim olsa kendim gidip teslim olmazdım. Kötü insanlar değiliz, iş insanıyız. Bu zamana kadar şiddet içeren bir olaya karışmadım.”

“SANIKLARIN PASAPORTU ARACIN İÇERİSİNDE ÇIKMIŞTIR, BU KAÇACAKLARINI GÖSTERMEKTEDİR”
Erzen ailesi avukatı Kerim Bahadır Şeker, “Olayda herhangi bir meşru müdafaa söz konusu değildir. Meşru müdafaanın koşulları arasında saldırı olmalı, savunma olmalı, orantılılık olmalı ve araçların eşitliği olmalı. Bu olayda bunların hiçbiri yoktur. Haksız tahrik de söz konusu değildir. Sanıkların pasaportu aracın içerisinde çıkmıştır. Bu kaçacaklarını göstermektedir. Meydana gelen olayda sanıklar lehine takdiri indirim nedenlerinin de uygulanmaması suretiyle en ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyoruz” diye konuştu.
“OLAYDA TASARLAMA SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”
Sanık avukatı Büşra Bayraktar ise, “Olayda tasarlama söz konusu değildir. Tasarlama için aranılan sebat etme olgusu dosyada yoktur. Müvekkilimizin beraat edeceğini düşünüyoruz. Tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.
DURUŞMA 12 TEMMUZ’A ERTELENDİ
Mahkeme heyeti, sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in tutukluluk halinin devamına karar verdi. Heyet, 5 tutuksuz sanığın imza atma şeklinde adli kontrollerinin kaldırılmasına, yurt dışı çıkış yasaklarının ise devamına hükmetti.

İDDİANAME
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, tutuklu sanıklar Tarık Özer, Murat Özer, Azat Özer ve Servet Özer’in, Yunus Emre Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, Batuhan Bayındır’a yönelik “kasten öldürme” suçundan müebbet, Yusuf Erzen’e yönelik “tasarlayarak kan gütme saikiyle kasten öldürmeye teşebbüs” suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.
Sanıkların ayrıca, “kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etmek veya patlayıcı madde kullanmak” suçundan 6’şar aydan 3’er yıla kadar, “ruhsatsız silah bulundurmak” suçundan da 1’er yıldan 3’er yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi. İddianamede, tutuksuz sanıklar Adem Kılıç, Erdal Adıyaman, Ercan Topçu, Vedat Erkin, Nimetullah Özer, Hüsamettin Ahmetoğlu’nun da “suçluyu kayırma” suçundan 6’şar aydan 5’er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları gerektiği belirtildi.
]]>Düğünlerde çalgıcılık yapan Gencay Korur, 9 Ağustos 2022 saat 20.00 sıralarında, boşanma davaları süren eşiyle konuşmak için kayınpederinin evine gitti. Gencay Korur, burada yanında getirdiği av tüfeğiyle eşini öldürüp, kaçtı.
Sosyal medya hesabından ‘gülen yüz’ ifadesi ve ‘gururlu hissediyor’ paylaşımı yapan Korur, polis tarafından İzmir’in Dikili ilçesinde yakalandı. İfadesinde, “Olay günü eşimin yaşadığı ailesinin evine gittiğimde dışarıda telefon ile konuşurken gördüm.
Cilveli şekilde konuştuğunu duyunca sinirlenerek av tüfeğini sakladığım yerden aldım. Eşimi takip ederek evin içerisine girip kendisine ateş ettim” diyen Korur, tutuklandı. Korur hakkında ‘eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET HAPİS CEZASI
Davanın 12 Mart’ta görülen Çanakkale 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki karar duruşmasına tutuklu sanık Gencay Korur, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katılırken, Ayşe Korur’un yakınları ise duruşma salonunda yerlerini aldı.
Duruşmada mütalaasını açıklayan savcı, tutuklu sanık Gencay Korur’un ‘eşe ve kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması talebinde bulundu.
Duruşmada savunma yapan sanık Korur, “Yaptığınızın adil yargılanma olmadığını düşünüyorum. Mütalaayı kabul etmiyorum” dedi. Korur’un savunmasından sonra mahkeme heyeti kararını açıkladı. Korur, ‘eşe ve kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, indirim de uygulamadı.
GEREKÇELİ KARAR AÇIKLANDI
Davayla ilgili 14 sayfalık gerekçeli karar açıklandı. Açıklanan gerekçeli kararda olay günü sanığın ilk önce olay yerinde bulanan evin bahçesinin içindeki hurda araca tüfeği bıraktığı, daha sonrasında saklandığı ve evi izlediği belirtildi. Sanık Gencay Korur’un, o sırada telefonla konuşmak için evin dışına çıkan Ayşe Korur’u gördüğü, ailesi eve girdiğinde ise harekete geçtiği kaydedildi.
Sanık Korur’un evin dış penceresinden içeriye hedef gözeterek Ayşe Korur’a doğru tüfekle tek el ateş edip, ağır yaralayıp, ölümüne neden olduğu da gerekçeli kararda belirtildi. 10 Ağustos 2022 tarihli olay yeri inceleme raporunda, evin tek katlı olduğu ve sadece bir odası bulunduğu ve tüfekten atılan saçmaları evin farklı yerlerine isabet ettiği, kartuşun olay yerinde olduğu tüfeğin ise olmadığı daha sonrasında ise olay yerinden kaçan sanık Korur için yakalama kararı çıkartıldığı, mobil telefonun sinyal bilgilerinin takip edilerek 11 Ağustos 2022 tarihinde İzmir’in Dikili ilçesinde olayda kullanılan tüfekle beraber yakalandığı da kararda yer buldu.
Korur’un olayda kullandığı pompalı tüfeğin incelenmesi sonucunda, alınan swaplarda atış artıkları çıktığı ve olay yerinde bulunan boş kartuşun bu tüfekten atıldığının sabit olduğu belirtilerek, bilirkişi raporunda ise sanığın telefonu incelenmiş olup savunmasında geçtiği üzere Ayşe Korur’un kendisini aldattığına dair mesaj kayıtları ve ekran görüntülerinin yer almadığı, aksine sanığın bir başka kadınla yazışmasının olduğu sonucuna varıldığı kaydedildi. Adli Tıp Raporu’nda Ayşe Korur’un silah saçma taneleriyle yaralanmasına bağlı olarak beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu öldüğünün anlaşıldığına da dikkat çekildi.
‘SAVUNMASINI DEĞİŞTİRDİĞİNE KANAAT GETİRİLMİŞ’
Gerekçeli kararda sanık Korur’un eşi sadakatsiz olduğu için eylemi gerçekleştirdiğini savunduğu belirtilip, “Sanık mahkememiz huzurunda verdiği beyanında ‘Ses gelince eşim beni fark etti. ‘Korkma’ dedim. Bana ‘Neden geldin’ diye sordu. Ben de ‘Senin için geldim. Hadi gidelim. Neden böyle yapıyorsun? Hani sen tövbe etmiştin? Adamlarla konuşuyorsun ama ben seni dinledim’ dedim. O da bana ‘Madem bunları biliyorsun boynuzlusun, niye geliyorsun’ dedi ve yüzüme tükürdü. Ben de ona ‘Kızıma seni adamlara satacağım’ dedin mi diye sordum. Ayağa kalkıp eve gitmeye başladı. Eve giderken dönüp, bana küfretti. ‘Bıktım sizden Allah sizin belanızı versin’ dedi ve eve girdi. Ben de kendimi tutamadım. Tüfeği aldım evin içine direkt ateş ettim’ beyanında bulunmuş. Ancak, Ezine Cumhuriyet Başsavcılığı’nda 11 Ağustos 2022 tarihli beyanında böyle bir olaydan bahsetmediği buna göre sanığın haksız tahrik indiriminden yararlanabilmek için savunmalarını değiştirdiğine kanaat getirilmiş, sonradan değiştirdiği bu beyanlarına da mahkememizce itibar edilmemiştir” denildi.
‘OLAY ANİ KASTLA GELİŞMİŞ’
Öte yandan gösterilen delillere ve sanığın savunmalarına göre olayın ani bir kastla geliştiği, olay yerine gitmeden önce yaptıklarına ve içinde bulundukları ruh hallerine dair herhangi bir delilin dava dosyasında bulunmadığı anlaşıldığı için sanık hakkında tasarlama hükümlerinin uygulanmadığı gerekçeli kararda yer aldı.
]]>Taş ailesinden Orhan Taş, Serhat Taş, Halil Taş ve Mehmet Can Taş ile Alyamaç ailesinden Mehmet Emin Alyamaç, Selim Alyamaç, Muhammed Alyamaç, Yunus Alyamaç ve Ömer Alyamaç hayatlarını kaybetti; Ahmet Alyamaç ve M.A. yaralandı.
Kavgaya müdahale eden jandarma ekiplerinin üzerlerine de ateş açıldı. Olayın ardından 12’si tutuklu, 10’u firari ve daha önce serbest bırakılan 9 kişi de olmak üzere toplam 31 şüpheli hakkında hazırlanan 151 sayfalık iddianame, Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi.
İddianamede, 31 sanıktan 26’sı hakkında ‘tasarlayarak kasten öldürmek’ suçundan 5’er kez ağırlaştırılmış müebbet, kavgaya müdahale eden güvenlik güçlerine yönelik açılan ateş nedeniyle de ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 117’şer yıldan 180’er yıla kadar, 5 sanık ise hakkında ‘tasarlayarak kasten öldürmek’ suçundan 4’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 338’er yıldan 530’ar yıla kadar hapis cezası talep edildi.

Behçet Taş
‘TEPEDE, OLAYIN HEYECANI İLE BAYILDIM’
İddianamede, baş şüpheli olarak geçen firari Behçet Taş’ın Batman’da bulunduğu ihbarı üzerine Diyarbakır ve Batman Jandarma Komutanlığı ekipleri, operasyon düzenledi. Taş, saklandığı adreste yakalandı.
İşlemleri sonrası tutuklanan Taş, ifadesinde, “Bu olaylar, bize yapılan iftiralardan ibarettir, benim ne yaptığım ortadadır. Bu arazi mahkeme kararıyla bize verilmiştir. Karşı taraf mahkeme kararına saygı duymadı. Bizim 4 traktörümüzü kurşunladılar, köydeki insanlar araya girip, bizleri barıştırmaya çalıştılar. Bizim tarlaya ektiğimiz ekini yaktılar, jandarmaya durumu ilettik. Jandarma da bize yapılanları bilmektedir. Karşı taraf yüzünden ektiğimiz ekinler gitti, birçok ağır rahatsızlık geçirdim. Ş.Ö., olay günü beni çağırdı, o dönem prostat kanseriydim. Beni hasta halimle tarlaya götürdüler, onlara, ‘Bu tarlayı biçmeyin’ dedim. Olaydan 2 saat önce 6-7 defa jandarmayı aradım. Olayların büyümemesi için çok çaba gösterdim. Barış yanlısıydım. Bana aile reisi olduğumu söylüyorlar ama zaman eski zaman gibi değil; bugün bir evlat dahi babasının arkasından gitmez. Şeyhmus, Nizamettin ve Ahmet A., biçerin yanındaydılar, ben de sigara almak için eve gittim. Sonra tepeye çıktım, bir ateş gördüm. Ancak yaklaşık 2 kilometre uzaktaydım, gençlerin yaptığından benim haberim yoktur. O gençlerin orada böyle şeyler yapacağını bilsem engel olurdum; tepede dumanı gördüm, aniden silah sıkıldı. O esnada köyümüzdeki herkes olay yerine doğru hareketlendi. Barış için aracılıkta yaptım. Olay anında kimsede silah görmedim, bende de silah yoktu. Olay yerinde jandarmaları görmedim, tepede, olayın heyecanı ile bayıldım” dedi.

‘OLAYLARLA BİR ALAKAM YOKTUR’
Olaydan sonra teslim olmak istediğini belirten Taş, ifadesinde şunları kaydetti:
“Bu olaydan sonra teslim olmak istediğimi çocuklarıma da söyledim. Çocuklarım bana prostat kanseri olduğumu söylediler. Ankara’da ameliyat olmaya gittim ve oldum. İyileşme sürecindeydim, 1 yıldır farklı farklı yerlerde kaldım, tarlada kaldım. Bizim eski evde kaldım, belki bu süreçte araya birileri girer ve olaylar çözülür diye düşündüm. Aile büyüğüyüm diye beni bu olaylardan sorumlu tutuyorlardı. Bu sebeple kaçak durumda kaldım. Bu süreçte farklı farklı tanıklar tuttular. Prostat kanseri olduğum için gelemedim. Yoksa devletten kaçmıyorum, benim olaylarla bir alakam yoktur.”

Cem Mert Özer, hafta sonu ailesi ile gezmek için sahile gitti. Özer, kızına bir şeyler almak için büfeye yöneldiği sırada pitbull cinsi bir köpeğin saldırısına uğradı.
EVDE İYİLEŞMEYİ BEKLİYOR
Köpek, Özer’in sol bacağından ısırdı. Özer, kurtulmak için bir süre köpekle boğuştuktan sonra kurtulmayı başardı. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekipleri, yaralı kişiyi ambulans ile Esenyurt Devlet Hastanesi’ne götürdü. Bacağına 28 dikiş atıldıktan sonra yürüyemeyen Cem Mert Özer, evde iyileşmeyi bekliyor.
“GIRTLAĞIMA SALDIRMAYA ÇALIŞTI”
Yaşadıklarını anlatan Cem Mert Özer, “Kızım bir şeyler istedi. Cüzdanımı aldım, Allah’tan kızımı annemlerin yanına bırakmıştım. Büfeye doğru yürümeye başladım. Uzaktan beyaz büyük bir köpek fark ettim. Zinciri de uzundu. Köpeğin etrafında bazı kişiler uyuşturucu madde alıyorlardı. Ben yaklaşınca köpeğin zincirini biraz daha saldılar. Ben yaklaştıkça köpek havlayama ve hırlamaya başladı, ağızlığı da yoktu. Ben geri geri gitmeye başlayınca bir anda fırladı ve arkamdan yakaladı. Yerdeki boğuşmadan sonra üstüme geldi. Gırtlağıma saldırmaya çalışınca can havliyle vurarak köpeği sersemlettim. Sonra sol bacağımı kaptı ve çenesiyle dönmeye başladı. Ben yine can havliyle sağ ayağımla vurarak uzaklaştırmaya çalıştım. Yine kurtuldum ama bu seferde sol baldır içinden yakaladı” dedi.

“KÖPEKLE 7-8 DAKİKA BOĞUŞTUM”
Etraftaki vatandaşların yardım etmek istediğini söyleyen Özer, “Saldırgan vahşi köpek olunca yardım edemediler. 7-8 dakikalık boğuşma sonucu bir şekilde kendimi kurtardım. Olay yerinde hemşire olduğunu söyleyen bir kişi vardı, ilk müdahalemi o yaptı. Köpeği bu büfenin sahibi bile isteye üzerime saldı. Çünkü büfenin kepengi yarımdı köpeği salar almaz kepengi kapattı. Yanımda çocuğum olsa çocuğumu parçalasaydı bunun hesabını kim verecekti” diye konuştu.
“POLİSLER ŞİKAYETÇİ OLMAM KONUSUNDA YARDIMCI OLMADI”
Özer, “Olay yerine devriye ekibi geldi. Ben yerde yatarken ‘köpeği kaçırıyorlar, müdahale edin’ dedik. Polis ekipleri olay yerine gitmedi. Sonra gittiler geri geldi polisler ‘oranın köpeği değilmiş’ dediler. Biz video kaydı alarak köpeğin orada olduğunu söyledik. Polisler şikayetçi olmam konusunda yardımcı olmadılar. Bu büfenin ilk vukuatı değilmiş.” ifadelerini kullandı.
“BEN PARÇALANAN 6’NCI KİŞİYMİŞİM”
Köpeğin daha önce de 5 kişiye saldırdığını söyleyen Cem Mert Özer, “Ben parçalanan 6’ncı kişiymişim, benden önce 5 kişiyi daha parçalamış. Buradan sayın İstanbul Valimizden ricam; hepimizin malı ve canı onun güvencesinde. Biz devletimizden bu uyuşturucu bağımlısı kişilerin esnaflık yapmasını istemiyoruz. Zevk için insanlara köpek saldırtmasını istemiyoruz. Bacağımda 27-28 dikiş var. Yara çok büyük olduğu için köpek yarasına doktorlar normalde dikiş atılmadığını söyledi. Yaralarım büyük olduğu için mikrop kapmaması için bu sıklıkta dikiş atıldı. Yaralarım normalde plastik cerrahi gerektiriyormuş” diye konuştu.
]]>Halil Evcibağ’ın cenazesi, savcılık incelemesinin ardından morga kaldırıldı.
AA ve DHA’nın haberine göre Halil Evcibağ, “kıyafetlerini kesip bağladıktan sonra hayatına son verdi.”
Olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi.
ANNE, BABA VE OĞUL YANARAK CAN VERDİ
Olay, 5 Nisan saat 05.30 sıralarında, ilçe merkezine 25 kilometre uzaklıktaki İlemin Mahallesi’nde meydana geldi. Çiftçi Neşet Kaya’ya ait evden çıkan alevleri fark eden komşuları, durumu jandarma ve itfaiye ekiplerine bildirdi.
Alevleri söndüren ekipler, yatak odasında Neşet Kaya’nın eşi Nurgül Kaya ile oğlu Emrullah Kaya’nın yanmış cesetlerini buldu.

Yaklaşık yarım saat sonra eve 5 kilometre uzaklıkta, İlemin-Erdemli kara yolunda da bir otomobilin yandığını ihbarı yapıldı. Bunun üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi. Otomobildeki yangın da kısa sürede söndürüldü.

Ancak direksiyon başındaki Neşet Kaya’nın yanarak hayatını kaybettiği belirlendi. Anne, baba ve oğulları, yakınları tarafından alınarak, İlemen Mahallesi Mezarlığı’nda yan yana defnedildi.
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında aynı mahallede yaşayan Halil Evcibağ (35), gözaltına alındı. Şüphelinin, girdiği evde anne ile oğlunu eterle bayılttıktan sonra Nurgül Kaya’nın parmağındaki altın yüzüğü çalıp, evi ateşe verdiği belirlendi.
Evcibağ’ın Neşet Kaya’yı ise bıçakladıktan sonra otomobili yaktığı ortaya çıktı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Evcibağ, çıkartıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı.
800 BİN TL DEĞERİNDE ALTINA ULAŞILAMADI
Cinayet sonrası Nurgül Kaya’nın yaklaşık 800 bin TL değerindeki bilezik ve çeşitli ziynet eşyalarına ulaşılamadı.
Evcibağ’ın gasbettiği tespit edilen ziynet eşyalarının bulunması için çalışmalar sürerken, haberlerden katili gören bir kişi dün akşam jandarma karakoluna giderek cinayeti işleyen şüphelinin olay günü kendisine 22 ayar 67 gram ağırlığında, yaklaşık 160 bin TL değerinde bir bilezik getirerek borcuna karşılık verdiğini söyledi.
Bileziğin öldürülen aileye ait olabileceğini düşünerek jandarmaya geldiğini belirten şahıs, ekiplere ziynet eşyasını teslim etti. Jandarma ekipleri de yaptığı araştırmada bileziğin öldürülen kadına ait olduğunu belirledi.

EVE DÖNÜP ÖLÜP ÖLMEDİĞİNİ KONTROL ETMİŞ
Neşet Kaya’nın bacanağı Ferhat Keller (33), olayla ilgili kendisinin ve mahallelinin şahit olduğu detayları anlattı. Keller şunları söyledi:
– “Bacanağım seracılıkla uğraşıyor. Halil, bacanağımın serasına yanına gitmiş ve bayıltmış. Daha sonra Neşet’in otomobiliyle gelmiş. Evin kapısında bir zorlama olmadığı için Nurgül yenge kapıyı açıyor.
– İlk önce çocuğu ve Nurgül’ü öldürmüş. Ardından yatağın üzerine koyup ikisini yakmış. Neşet’i de öldürdükten sonra araçla birlikte köyün dışındaki yol kenarında ateşe veriyor.
– Olayın öğrenilmesinin ardından biz ve köy halkı eve geldik. Buradaki köylülerimiz Halil’i burada görmüş. Hatta Nurgül’ün nabzına bakmış ve ölüp ölmediğini kontrol etmiş.
– Ben de Neşet Kaya’nın aracının yandığı yere gittiğimde Halil’i orada beklerken görmüştüm. Bu vahşi cinayetleri altın için yaptığını öğrendik, şok olduk.”
“KIZIMI VE TORUNUMU ALTIN İÇİN KATLETMİŞ”
Nurgül Kaya’nın annesi Ayşe Yıldırım (55) ise olayın şokunu atlatamadıklarını söyledi.
Yıldırım, “Sabah kalktık ve olanları duyduk. Hemen eve geldik. Kızımın ve torunumun cenazeleri ile karşılaştık. Katil zanlısı kızımı ve ailesini altın için katletmiş. Kimse kolunda altınlarla gezmesin ve kimseye göstermesin. Benim canım yandı başkalarının canı yanmasın” diye konuştu.
]]>Alevleri söndüren ekipler, yatak odasında Neşet Kaya’nın eşi Nurgül Kaya ile oğlu Emrullah Kaya’nın yanmış cesetlerini buldu.
Yaklaşık yarım saat sonra eve 5 kilometre uzaklıkta, İlemin-Erdemli kara yolunda da bir otomobilin yandığını ihbarı yapıldı. Bunun üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi. Otomobildeki yangın da kısa sürede söndürüldü.
Ancak direksiyon başındaki Neşet Kaya’nın yanarak hayatını kaybettiği belirlendi. Anne, baba ve oğulları, yakınları tarafından alınarak, İlemen Mahallesi Mezarlığı’nda yan yana defnedildi.
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında aynı mahallede yaşayan Halil Evcibağ (35), gözaltına alındı. Şüphelinin, girdiği evde anne ile oğlunu eterle bayılttıktan sonra Nurgül Kaya’nın parmağındaki altın yüzüğü çalıp, evi ateşe verdiği belirlendi.
Evcibağ’ın Neşet Kaya’yı ise bıçakladıktan sonra otomobili yaktığı ortaya çıktı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Evcibağ, çıkartıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı.
800 BİN TL DEĞERİNDE ALTINA ULAŞILAMADI
Cinayet sonrası Nurgül Kaya’nın yaklaşık 800 bin TL değerindeki bilezik ve çeşitli ziynet eşyalarına ulaşılamadı.
Evcibağ’ın gasbettiği tespit edilen ziynet eşyalarının bulunması için çalışmalar sürerken, haberlerden katili gören bir kişi dün akşam jandarma karakoluna giderek cinayeti işleyen şüphelinin olay günü kendisine 22 ayar 67 gram ağırlığında, yaklaşık 160 bin TL değerinde bir bilezik getirerek borcuna karşılık verdiğini söyledi.
Bileziğin öldürülen aileye ait olabileceğini düşünerek jandarmaya geldiğini belirten şahıs, ekiplere ziynet eşyasını teslim etti. Jandarma ekipleri de yaptığı araştırmada bileziğin öldürülen kadına ait olduğunu belirledi.
EVE DÖNÜP ÖLÜP ÖLMEDİĞİNİ KONTROL ETMİŞ
Neşet Kaya’nın bacanağı Ferhat Keller (33), olayla ilgili kendisinin ve mahallelinin şahit olduğu detayları anlattı. Keller şunları söyledi:
“Bacanağım seracılıkla uğraşıyor. Halil, bacanağımın serasına yanına gitmiş ve bayıltmış. Daha sonra Neşet’in otomobiliyle gelmiş. Evin kapısında bir zorlama olmadığı için Nurgül yenge kapıyı açıyor.
İlk önce çocuğu ve Nurgül’ü öldürmüş. Ardından yatağın üzerine koyup ikisini yakmış. Neşet’i de öldürdükten sonra araçla birlikte köyün dışındaki yol kenarında ateşe veriyor.
Olayın öğrenilmesinin ardından biz ve köy halkı eve geldik. Buradaki köylülerimiz Halil’i burada görmüş. Hatta Nurgül’ün nabzına bakmış ve ölüp ölmediğini kontrol etmiş.
Ben de Neşet Kaya’nın aracının yandığı yere gittiğimde Halil’i orada beklerken görmüştüm. Bu vahşi cinayetleri altın için yaptığını öğrendik, şok olduk.”
“KIZIMI VE TORUNUMU ALTIN İÇİN KATLETMİŞ”
Nurgül Kaya’nın annesi Ayşe Yıldırım (55) ise olayın şokunu atlatamadıklarını söyledi.
Yıldırım, “Sabah kalktık ve olanları duyduk. Hemen eve geldik. Kızımın ve torunumun cenazeleri ile karşılaştık. Katil zanlısı kızımı ve ailesini altın için katletmiş. Kimse kolunda altınlarla gezmesin ve kimseye göstermesin. Benim canım yandı başkalarının canı yanmasın” diye konuştu.
]]>“ÇIKIŞ TABELASI YOK”
İş yerinin mesul müdürü şüpheli İsmet Ş, yangın çıkan işletmede misafir karşılama çalışanı olarak görev yaptığını, 6-7 ay kadar öncesine kadar burada mesul müdürü olduğunu ancak sözleşme yenilemediğini ve şu anda iş yerinin mesul müdürü bulunmadığını iddia etti.
İsmet Ş, iş yerinin acil durum eylem planı olup olmadığını bilmediğini öne sürerek, “Ancak arka kapımızda yangın çıkışı uyarısı mevcuttu. Orası ayrıca personel girişi olarak kullandığımız, malzeme geldiği zaman kullandığımız yerdir. Normalde iş yerinin bir ana girişi ve bir de şimdi bahsettiğim arka çıkışı vardır. Başka girişi yoktur. Yalnız normalde kilitli ve kapalı duran pasajın içindeki kendi mağazamıza açılan bir kapı daha vardır. Ancak bu kapı kullanılmıyordu. Ana girişteki kapı iş yeri müşteriye kapalı iken kapalı ve kepengi inik olarak durur. Yangın sırasında açık mıydı bilmiyorum.” ifadelerini kullandı.

“TATBİKAT YAPILMADI”
Bildiği kadarıyla mekanda, çıkış kapısı dışında insanları yönlendirebilecek bir çıkış tabelası olmadığını ifade eden şüpheli, “Yangın çıktığında yapılacaklarla ilgili, yangın cihazlarının yeriyle, acil çıkış yeriyle alakalı bir eğitim almadım. Bildiğim kadarıyla hiç yangın tatbikatı yapılmadı. İş yerinde yangın söndürme tüpleri vardı. Su şebekesine bağlı sabit yangın söndürme hortumu yoktu. Yağmurlama şeklinde tavanda fıskiye sistemi vardı ancak olay sırasında çalıştı mı bilmiyorum” dedi.
Yangın alarm sistemi olup olmadığını da bilmediğini söyleyen İsmet Ş, “İnsanların dumandan dolayı önlerini göremeyip kaçamamaları nedeniyle öldüklerini düşünüyorum. Çünkü olay yerine 1,5 saat sonra geldiğimde itfaiye görevlilerinden içerideki görüş mesafesinin çok düşük olduğunu öğrendim.” diye konuştu.

İŞLETME MÜDÜRÜ: EĞİTİM ALMADIM
İşletme müdürü şüpheli Arda Arman P. ise, işletmenin tavanında yangın söndürme sistemine ilişkin borular olduğunu bildiğini ancak itfaiye ekipleriyle birlikte içeri girdiğinde tavandan su geldiğini görmediğini belirtti.
Kendisine, böyle bir olayda ne yapılacağına dair herhangi bir eğitim verilmediğini söyleyen Arda Arman P, ayrıca tatbikat yapıldığını da görmediğini kaydetti.
Metal işleri firma sahibi şüpheli Çağatay A. ise, tadilat yapılacak yerlere bakmak için iş yerine gittiklerini belirterek, kontrolleri sırasında iş yeri teknik servis sorumlusu İbrahim Bildirici’den yanıcı maddeleri alarak kendilerine çalışma ortamı yaratmalarını istediklerini, onların da bir hafta süreyle dediklerini yaptıklarını söyledi.

“TAŞ YÜNÜ VE SUNTALAR VARDI”
Şüpheli, olay tarihinden yaklaşık 20 gün önce çalışmaya başladıklarını belirterek, “Girdiğimizde iş yerinde halen izolasyonda kullanılan taş yünü ve bazı yerlerde suntalar vardı. Orada yapılmayan eksiklikleri kendilerine söyledik ve temizlemelerini istedik. Projemize başladık. Metal kısımlarını taktık. Bir yandan mobilyacı arkadaşlar ses yalıtımı için MDF döşemeye başladılar. Yaklaşık 15-20 gün tadilat işine devam ettik. Olay günü iş yerinin alt katının işlemlerini bitirmiştik. Üst katını ise daha sonra yapacaktık. Bunun nedeni de ham madde değişikliği olmasından ve bu maddenin gelmesinin uzun süreceğiyle alakalıydı.” ifadelerini kullandı.
Sahne yapımı firması sahibi şüpheli Dursun Ç. de firmalarının iş yerinde yapılan tadilat ve tamiratla hiçbir alakası olmadığını, sadece satın alınan ürünün teslimatını yaptıklarını öne sürerek, “Yaşanan bu olaydan dolayı mağdur olduk. Bu işte kusuru olanlardan şikayetçiyim.” dedi.

“KAYNAKÇILAR VE AHŞAPÇILARIN BİR ARADA ÇALIŞMASI İHMALDİ”
Beşiktaş’ta, tadilat sırasında 29 kişinin hayatını kaybettiği eğlence merkezinin metal kaynak işlerini yapan işletmeci Kahraman E, ifadesinde, yangının çıkmasındaki ihmalin kaynakçılar ile ahşapçıların bir arada çalışmasından kaynaklandığını ileri sürdü.
Şüpheli, yaklaşık 17 gün sorunsuz çalıştıktan sonra işin yetişmeyeceği düşüncesi oluşunca bir yandan da mobilyacılar-ahşapçıların da işe başladığını anlatarak, “Aslında ahşapçıların da bizim işlerimiz bittikten sonra çalışması gerekirdi, orada bulunmaları yanlıştı. Ancak işlerin aynı anda yapılması kararını biz vermedik.” dedi.

TADİLATIN İLK GÜNÜ YANGIN
Çalışma odasındayken bağrışma üzerine siyah dumanların çıktığını anlatan şüpheli, “Burası Ahmet Sever’in kaynak yaptığı yere 2 metre kadar yakındı. İlk çalışmaya başladığımız gün kaynak makinasından sıçrayan kaynak çapakları orada bulunan izolasyon malzemesine sıçramıştı ve malzeme tutuşmuştu. Tutuşan malzeme A4 kağıdının yarısı kadar bir parçaydı; ancak bu tahminimce önceki tadilatlardan kalma, bu izolasyon malzemesinin içine tıkıştırılmış süngerimsi ince bir malzemeydi.” ifadelerini kullandı.
Kahraman E, kaynakçı Ahmet Sever’in, malzemenin sıkıntılı olduğunu ve çıkartılması gerektiğini söylediğini belirterek, “Bunun üzerine durumu Sinan beye ilettik. Olay günü alt kattaki bu son kaynak rötuşunu yapmadan, yani biz işimizi tamamen bitirmeden, kenara aldırdığımız izolasyon malzemelerinin olaydan birkaç gün önce tekrar locaların altına yerleştirildiğini gördüm. Ancak bu talimatı kim verdi bilmiyorum.” dedi.

“SÜRE KISITLI OLSA DA İŞİ KABUL ETTİK”
Normal koşullarda tadilat yapacakları alana, bütün yanıcı ve tehlikeli malzemelerin söküldükten sonra girmeleri gerektiğini söyleyen şüpheli “En az bir ay çalışmamız vardı; ancak ilk toplantıda bize ramazan ayı bitmeden tadilatın bitmesi gerektiğini, aksi halde bayramda mekanı açamayacaklarını ve bunun büyük bir maddi kayba yol açacağını söylediler. Biz de süre kısıtlı da olsa işi kabul ettik. Yaşanan olaydan dolayı çok üzgünüm. Böyle olsun istemezdim.” diye konuştu.

“KARBON TÜPLER PATLASAYDI YANGINI SÖNDÜREBİLİRDİ”
İşletmeci Şahzade Ş. de, ramazan ayı olması dolayısıyla tadilat yapmak istediklerini anlatarak, olay yerinde bulunan tüplerin oksijen tüpü olmadıklarını, sahnede gösteri yapıldığı sırada ya da sanatçıların şarkı söyledikleri sırada sahneye sis vermek amacıyla kullanılan karbon tüpler olduğunu belirterek, “Bu tüplerin içinde bulunan karbon yanıcı değildir. Hatta aksine şayet onlar patlamış olsaydı yangını da söndürebilirdi. Öyle bir özelliği vardır. Yaşanan olay nedeniyle üzgünüm.” dedi.
Şahzade Ş, tadilat işlerinde çalışmayıp hayatını kaybeden personelin olay yerinde bulunmalarına ilişkin şunları anlattı:
“Olay yerinde bulunan ve yıllardır birlikte çalıştığım için aramızda çok samimi bağ oluşan insanlar, tadilat dolayısıyla ayak altında dolaşıp işe engel olduklarından her zaman kendilerini gönderdim, fakat kendileri merak ettikleri için inisiyatif kullanarak gelmiş olabilirler. Zaten ramazan ayı olması dolayısıyla kendilerine ücret vererek izne ayırdım. Gelmek zorunda değillerdi. Fakat iş yerine karşı sorumluluk hissettikleri ve görmek için gelmişler.”
NE OLMUŞTU?
Gece kulübünde 2 Nisan’da tadilat sırasında çıkan yangında 29 kişi hayatını kaybetmiş, 2 kişi yaralanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında, iş yerinin mesul müdürü İsmet Ş. (65), iş yerinin ortakları Mehmet Menduh C. (45), Şahzade Ş. (50) ve Fatma D. (45), muhasebeci S.A. (39), işletme müdürü Arda Akman P. (26), tadilatla ilgili metal işleri sorumlusu Kahraman E. (47), metal işleri firma sahibi Çağatay A. (43) ve mobilyacı E.E. (40) gözaltına alınmış, E.E. emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.
Çalışmalar kapsamında iş yeri teknik servis sorumlusu İbrahim B. (37), iş kazasından suç kaydı bulunan sahne yapımı firması sahibi Dursun Ç. (38) ve sahne yapımı teknik servis firması sahibi Sibel Ç. (42) de gözaltına alınmıştı.
İstanbul Adliyesindeki savcılıkta ifadeleri alınan 11 şüpheliden 9’u “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, 2 şüpheli ise savcılık ifadelerinin ardından serbest kalmıştı.
Sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlanan şüphelilerden 8’i tutuklanırken, 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Öte yandan, söz konusu iş yerinin ruhsatlandırılması, çalışma izni ve esasları ile süreç içindeki denetimlerine dair tüm bilgi ve belgelerin toplanmaya devam edildiği, ilgili kamu ve belediye görevlileri hakkında soruşturma işlemi yapılacağı belirtilmişti.
]]>Salifov’un adamlarının karşı ateş açmasıyla yaralanan Khagan Zeynalov, otelden çıkıp kendisini bekleyen Amir Hamidli’nin kullandığı kiralık otomobille kaçtı. İhbarla olay yerine gelen sağlık ekibinin ilk müdahalesinin ardından hastaneye götürülen Salifov, yaşamını yitirdi.

‘KASTEN ÖLDÜRME’ SUÇUNDAN TUTUKLANDILAR
Antalya İl Emniyet Müdürlüğü ekiplerinin araştırmasında, şüphelilerin kaçtığı otomobilin Denizli’de olduğu tespit edildi. Şüpheliler Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli, Denizli polisinin yol uygulamasında yakalandı. Otomobildeki aramada şüphelilerle birlikte tabanca ve bıçak ele geçirildi. Gözaltına alınan şüphelilerden Khagan Zeynalov yaralı olduğu için hastaneye götürülüp tedavi ettirildi. Antalya Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen şüpheliler, işlemlerinin ardından sevk edildikleri adliyede çıkarıldıkları sulh ceza hakimliği tarafından ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı.
ROVSHAN CANIYEV CİNAYETİNİN İNTİKAMI
Olayda öldürülen Nadir Salifov’un, ‘Lotu Guli’ lakabıyla tanınan Azerbaycanlı silahlı suç örgütü lideri olması ve cinayetin organize şekilde örgütlü işlenmiş olabileceğini değerlendiren Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı, dosyanın ‘yetkisizlik’ kararıyla kendilerine gönderilmesini istedi. Bu taleple dosya, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı araştırmada, olayın 18 Ağustos 2016’da Beşiktaş’ta öldürülen ‘Lenkaranski’ lakaplı Rovshan Canıyev cinayetinin intikamını almak amacıyla işlendiği belirlendi.
Azerbaycan uyruklu Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli ile Ali Movlamlı, Cemal Hasanov (31), Jafar Alizada (41), Khanımnisa Mammadova (34), Namiq Janiyev (52), Resul Gasanov, Umid Najafov (34), Cemil Keleş (47), Erkan Aşan (37) ve avukat N.A.’nın (54) olayla ilgili olduğu değerlendirmesiyle İstanbul ve Erzurum’da operasyonlar düzenlendi.
Operasyonlarda Ali Movlamlı, Resul Gasanov, Umid Najafov, Cemil Keleş, Erkan Aşan ve avukat N.A. gözaltına alındı. Avukat N.A. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, diğer şüpheliler tutuklandı. Cemal Hasanov, Jafar Alizada, Khanımnisa Mammadova, Namiq Janiyev hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı.
SAVCI 8 SANIĞA AĞIRLAŞTIRILMIŞ ÖMÜR BOYU HAPİS İSTEDİ
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan iddianame, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunuldu.
Yapılan incelemenin ardından cinayetin Antalya’nın Serik ilçesinde işlendiği belirtilerek, ‘yetkisizlik’ kararıyla dosya, Manavgat Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Manavgat 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılama sürecinde savcı, sanıklar Ali Movlamlı, Amir Hamidli, Cemil Keleş, Erkan Aşan, Khagan Zeynalov, Resul Gasanov, Umid Najafov ve N.A. hakkında ‘tasarlayarak öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası verilmesini talep etti.

‘ONUNLA SADECE ARKADAŞLIK YAPTIM’
Khagan Zeynalov, Amir Hamidli, Ali Movlamlı ve Resul Gasanov’un tutukluluğunun devam ettiği, diğer sanıkların ise süreçteki davalarda serbest bırakıldığı dosyaya ilişkin karar duruşması Manavgat 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli ile bazı sanık avukatları salonda hazır bulurken, diğer sanıklar ve avukatlar bulundukları illerden SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katıldı.
Duruşmada savcının esas hakkındaki görüşüne karşı ifade veren sanık Khagan Zeynalov, Nadir Salifov’u öldürmediğini öne sürdü. ‘Lotu Guli’ lakaplı Nadir Salifov’la Kiev’de düzenlenen bir dövüşün ardından tanıştığını, ilk başlarda onun mafya lideri olduğunu bilmediğini, 20 yaşındayken bu durumu öğrendiğini anlatan Zeynalov, “Lotu’nun suçlarını biliyordum ama onun suçlarına katılmadım. Onunla sadece arkadaşlık yaptım” dedi.
Nadir Salifov’un 2018 yılında kendisini Moskova’dan Katar’ın başkenti Doha’ya çağırdığını söyleyen Khagan Zeynalov, Doha’dan sonra ayrı uçaklarla aynı tarihte Türkiye’ye gelip Bodrum’da buluştuklarını belirtti. Tatil yaptıktan sonra kendisinin Moskova’ya döndüğünü dile getiren Zeynalov, daha sonraki buluşmalarında Nadir Salifov’un kendisinden Moskova’da bir iş insanını kaçırmasını istediğini, ancak bunu kabul etmediğini söyledi.
‘SİLAHIMI ÇIKARIP ATEŞ ETTİM’
2020 yılı temmuz ayı sonunda Nadir Salifov’un kendisini Moskova’dan Antalya’ya çağırdığını anlatan Zeynalov, “Önce İstanbul’a geldim. Bir otelde 1 hafta kaldım. Ardından Antalya Boğazkent’teki otele gittim. Olaydan önce otelde Amir Hamidli’yle konuştuk. Otomobil kiraladığını ve 19’unda İstanbul’a gidip teslim edeceğini söyledi. Birlikte gitmeyi teklif ettim, kabul etti” dedi.
Olay günü odasından eşyalarını toplayıp, restorana indiğini anlatan Zeynalov, “Nadir, burada birileriyle konuşuyordu. Yanlarına gittim. Benden Moskova’daki iş insanını kaçırmamı istedi. Ben kabul etmeyince bana hakaret etti. Ben de ona hakaret edince adamları bana saldırdı. Beni yumrukladılar, ben de onlara yumruk atınca silahlarını çekip ateş ettiler. Bunun üzerine ben de silahımı çıkarıp ateş ettim. Ama benim ateş ettiğim tarafta Nadir Salifov yoktu. Sonra kaçmaya başladım. Kaçarken ardımdan yine ateş ettiler. Bu sırada bir kurşun belime isabet etti” dedi.

‘ÖLDÜĞÜNÜ POLİSLERDEN ÖĞRENDİM’
Bu sırada dışarıda bekleyen Amir Hamidli’nin otomobiline bindiğini anlatan Zeynalov, “Amir bana ‘Ne oldu?’ dedi. Ben de ‘Guli beni vurdu, beni öldürecekler, hemen sür’ dedim. Amir yoldayken hastaneye gitmeyi teklif etti, kabul etmedim. Antalya’nın dışına çıktık, Amir arabayı yolun kenarına park edip, yarama tampon yaptı. Sonra Denizli’ye geldik, bizi polis ekipleri durdurdu ve yaralı olduğumu görünce ambulans çağırdılar” diye konuştu. Zeynalov, “Bizi Denizli’den Antalya’ya getirdiler. Ben Guli’nin öldüğünü oradaki polislerden öğrendim” dedi.
‘KARDEŞİ ÖLDÜRTTÜ, BİZE DE KUMPAS KURDU’
Zeynalov, “Yaptığım araştırmaya göre, Guli’yi kardeşi Müşfik Salifov öldürttü. Guli’nin düşmanlarıyla 10 milyon dolara anlaştı. Bize de kumpas kurdu” diye konuştu. Nadir Salifov’un öldürülmesi karşılığında 4 milyon dolar aldığı iddiasına karşı çıkan Khagan Zeynalov, “Ben 1 günlük özgürlüğümü 100 milyon dolara değişmem, ki benim ailem varlıklıdır. Hiçbir zaman para problemim olmadı. Bu olayda suçsuzum ve beraatımı istiyorum” dedi.
Diğer sanık Amir Hamidli ise olayla ilgisi olmadığını söyleyerek, “Böyle bir olayın içinde olacak olsam neden kendi adımla otomobil kiralayayım ve güvenlik kameralarının olduğu bir yerde Khagan Zeynalov’u bekleyeyim” dedi. Amir Hamidli suçlamaları kabul etmeyerek beraat talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıklar Khagan Zeynalov ve Amir Hamidli’ye ‘tasarlayarak kasten öldürme’ suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış ömür boyu hapis ile ‘ateşli silahlar kanununa muhalefet’ suçundan 2 yıl 2’şer ay hapis ve 5’er bin lira adli para cezası; Ali Movlamlı ile Resul Gasanov’a ise ‘tasarlayarak kasten öldürme suçuna yardım etmek’ten 12 yıl 6’şar ay hapis cezası verdi.
Tutuksuz yargılanan Cemil Keleş, Erkan Aşan, Umid Najafov ve N.A. hakkında ise beraat kararı verildi. Olayla ilgili aranan ve henüz yakalanamayan Jafar Alizade, Namig Janiyev, Khanımnisa Mammadova ve Camal Hasanov’un dosyaları ise ayrıldı.
]]>Üzerine benzin döküp, kendini ateşe verdiği belirtilen 3 çocuk annesi Çoban’ın cesedi, otopsi için Muğla Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.
Jandarma, Figen Çoban’ın eşi Mehmet Emin Ata Çoban ile kayınbiraderi Süleyman Çoban’ı gözaltına aldı.
İki kardeş, 22 Ocak’ta yurt dışına çıkış yasağı konulup, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Şüpheli görülen ölüme ilişkin araştırmasını sürdüren jandarma, bu kez Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban, anne Hatice Çoban ve komşuları Vahit Sarı’yı gözaltına aldı.
3 şüpheli, ‘kasten öldürme’ suçundan tutuklandı, Sarı ise adli kontrol şartı ile salıverildi.
Figen Çoban’ın ölümüne ilişkin Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianame, 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. İddianamede, Mehmet Emin Ata Çoban, kardeşi Süleyman ve annesi Hatice Çoban’ın şüpheli ve çelişkili durumlarının, olayın intihar olmadığını gösterdiği belirtildi.
Mehmet Emin Ata Çoban’ın olay sırasında alkollü olduğu, olay tarihinde ve önceki dönemlerde eşine şiddet uyguladığı, kendisini aldattığını düşündüğü iddianamede yer aldı.
Figen Çoban’ın başına aldığı darbenin etkisi ile beynin ön tarafında yerleşimli, bilinçli düşünmeden sorumlu olan frontal bölgede ekimoz meydana geldiği, bu yaralanma nedeniyle hareket kabiliyetinin kısıtlandığı belirtildi.
Ayrıca, sırtüstü yatar vaziyette olduğu sırada üzerine hızlandırıcı madde dökülüp yakıldığı, çakmağın elinin yanına yerleştirildiği de aktarıldı.
‘ANNEMİ BABAM YAKTI’
İddianamede ayrıca Adli Tıp Kurumu 1’inci Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun otopsi raporunda; alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesi’nde yapılan tetkikinde tespit edilen ilaç etken maddelerinin, kişinin tedavisinde kullanıldığı, toksik düzeyde olmadığı ifade edildi.

Tespit edilen karbonmonoksit düzeyinin ise tek başına ölüm meydana getirebilecek miktarda olmadığı, aranan diğer toksik maddelerin bulunmadığı, kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delillerine ulaşılamadığı vurgulandı.
İddianamede; çiftin 6 yaşındaki oğullarının adli görüşme odasında alınan ifadesinde; babasının annesini yaktığını anlattığına yer verildi.
İddianamede, şüphelilerin fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ettikleri de vurgulandı. Mehmet Emin Ata Çoban ile kardeşi Süleyman Çoban’ın 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aramadan önce yanan cesedin fotoğrafını çektikleri belirtildi.
Ayrıca Mehmet Emin Ata Çoban hakkında soruşturma yürütülmesini engellemek için olay sırasında evde olmadığına yönelik delil yaratmak için güvenlik kamerası olan markete gittiği vurgulandı.
Figen Çoban’ın komşusu Vahit Sarı’nın 112 Acil Çağrı Merkezi’ne, ‘Biri, eee birisi birilerini yaktı’ diye ihbarda bulunduğu, Süleyman Çoban’ın ise olayı görmesine rağmen şüphelilere konu ile ilgili konuşmamalarını söylediği belirtildi.
Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban ve Hatice Çoban için ‘kadına karşı kasten öldürme’, ‘canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’, ‘eşi kasten öldürme’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis, Vahit Sarı içinse ‘suçluyu kayırmak’ suçundan 5 yıla kadar hapis cezası istendi.
SAVCI MÜTAALASINI AÇIKLADI
Mahkeme heyeti, geçen yıl temmuz ayında görülen duruşmada hakkında yeterli delil olmadığı gerekçesiyle Hatice Çoban’ın tahliyesine karar verdi.
Savcı, 7 Mart’taki duruşmada mütalaasını açıklayarak, sanığın annesi Hatice Çoban hakkında beraat, Figen Çoban’ın kayınbiraderi Süleyman Çoban için eyleme iştirakten ceza verilmesini, sanık Mehmet Emin Ata Çoban’ın ise cinayetten ötürü ceza almasını ancak eşinin iş yerindeki şahısla olan mesajları nedeniyle haksız tahrik indirimi uygulanmasını talep etti.
Muğla 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde Figen Çoban’ın ölümüyle ilgili davanın karar duruşması görüldü. Çoban’ın annesi Zeliha Karataş (63), babası Haydar Karataş (66), kız kardeşi Filiz Karataş’ın (22) da katıldığı duruşmada tutuklu sanıklar Mehmet Emin Ata Çoban, Süleyman Çoban, tutuksuz yargılanan Hatice Çoban, Vahit Sarı ile avukatlar hazır bulundu.
EŞİNE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET, KAYINBİRADERİNE 17 YIL HAPİS
Mehmet Emin Ata Çoban duruşmadaki savunmasında, “Eşimle tartıştık. Beyan edilen gibi saçtan tutma yok ben daha sonra markete indim. Marketten geldiğimde sol kısmına yatar vaziyetteydi. Yapıp da kaçmış olsam dahi iç organları yanarak ölmüştür. Komşumuz araba yanıyor diye müdahale ediyor. İlk dumanı komşumuz görmüştür. Dışındaki yanıkla kesinlikle ölmez. Ben geldiğimde nabzı atıyordu. Evde dahi değildim. Beraatimi talep ediyorum. Bu olayı yapmış olsam giderdim. Hiçbir yere gitmedim. İlk önce çocuklarım benimle konuşmazdı” dedi.
Süleyman Çoban da suçsuz olduğunu ve beraatini istediğini söyledi. Mahkeme heyeti, Mehmet Ali Çoban’ı kadına ve eşe karşı canavarca hisle kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırdı.
Süleyman Çoban’a ise yardım ve yataklık suçundan 17 yıl hapis cezası verildi. Mahkeme, tutuksuz yargılanan Hatice Çoban ve Vahit Sarı’nın ise beraatlerine hükmetti.
]]>Barış Güngör’ün İstanbul’dan cenaze törenine gelen kuzeni Ahmet Güngör, “Babasına çok bağlıydı. O sebepten dolayı temelli dönmek istiyordu. ‘3 gün içerisinde ben geri döneceğim’ dedi. Aslında hemen dönmek istedi. Oradaki arkadaşları ‘Birkaç gün çalış öyle dön’ diye söylemiş kendisine. O da 2- 3 gün daha orada kalmak istedi” dedi.
Beşiktaş Gayrettepe Yıldız Posta Caddesi Gönenoğlu Sokak’ta, 2 Mart’ta binanın eksi 1’inci katındaki Masquarede adlı gece kulübünde çıkan yangında hayatını kaybeden 29 kişiden Batmanlı Barış Güngör ve Şırnaklı Ahmet Uzun’un cenazesi otopsi işlemlerinin ardından yakınlarına teslim edildi. Batman’a getirilen Barış Güngör’ün cenazesi asri mezarlıkta toprağa verildi. Mezarı başında sevenleri ağıt yakarken, ağabeyi Emrah Güngör fenalık geçirdi.

“ARKADAŞLARI 2- 3 GÜN DAHA ÇALIŞ DEMİŞ”
Güngör’ün olay olmadan Batman’a temelli dönüş yapacağını söyleyen ve cenaze için İstanbul’dan gelen kuzeni Adil Güngör, şöyle konuştu:
– Barış 3- 4 ay önce askerden geldi. Askerden sonra bizim yanımıza İstanbul’a geldi. Bizde kalıyordu ve 3- 4 ay orada çalıştı. Çalıştıktan sonra bir daha Batman’a döndü. Batman’dan tekrar İstanbul’a gelip, bir daha dönmemek üzere İstanbul’a eşyalarını almaya geldi.
– Barış bana ‘Ben artık burada ailemden daha fazla ayrı durmak istemiyorum, çünkü ailemi çok özlüyorum. 3 gün içerisinde geri döneceğim’ dedi. Aslında hemen dönmek istedi. Oradaki arkadaşları ‘birkaç gün çalış öyle dön’ diye söylemiş kendisine. O da 2- 3 gün daha orada kalmak istedi.

Barış Güngör
MEMLEKETİNE TEMELLİ DÖNMEK İSTİYORDU
Kuzeninin öldüğünü Adli Tıp Kurumu’nda öğrendiğini belirten Güngör, “Babasına çok bağlıydı. O sebepten dolayı temelli dönmek istiyordu. Fakat 3 gün içerisinde kendisi değil de cenazesi bize geldi. Gündüz saat 12’lere kadar da bizdeydi. Evden çıktı, gitti. Saat 1 gibi de bu olay olmuş. Orada bir ihmal olduğunu düşünüyoruz. Barış melek gibi bir insandı. Ben olayı duyunca inanamadım, şok oldum. Tam iftara giderken ağabeyim aradı, Barış’a ulaşılamıyor diye. O anda hemen olay yerine gitmek istedim fakat olay yerinden cenazeler morga kaldırılmıştı. Adli Tıp Kurumu’na gittiğimde zaten ekranda Barış Güngör’ün ismi geçiyordu. ‘Otopsi yapılıyor’ diye. O şekilde bizim de bilgimiz oldu” dedi.
NASIL HİÇBİRİ KURTULAMADI?
Olayın takipçisi olacaklarını ifade eden Güngör, kuzeninin cenazesini kendisinin yıkadığını belirterek, şunları söyledi:
– Olayın ne şekilde olduğunun ne şekilde ihmalkarlık olduğunu öğrenmeden o işin peşini bırakmayacağız. Biz bu sürecin takibini bırakmayacağız. Orada 29 can gitti. Nasıl hiçbir tanesi kurtulmadı? Apaçık ortada bir soru işareti var. Ne şekilde? Yani bir tane de mi çıkamadı? Biz bu işin peşini bırakmayacağız. Cenazesini kendim yıkadım. Kıyamadım bakmaya.

Ahmet Uzun
ŞIRNAK’TA TOPRAĞA VERİLDİ
Hayatını kaybedenlerden Ahmet Uzun’un cenazesi de memleketi Şırnak’a getirildi. Alakamış köyüne götürülen cenaze, kılınan cenaze namazının ardından akşam saatlerinde toprağa verildi.
]]>Olay, 12 Ekim 2023’te Karaelmas Mahallesi Bülent Şanal Caddesi üzerinde meydana geldi.
İddiaya göre; aralarında kira artışı ve tuvalet gideriyle ilgili tartışma çıkan Cengiz M. ile ev sahibi Hasan S. davalık oldu.
Ev çevresinde bilirkişi incelemesi yapılacağı gün, evinin ardiyesine giden Hasan S.’yi, kiracıları Cengiz M. ile oğlu Hakan M. bekledi. Burada Hasan S., kiracılarının kendisine saldırıp darbettiklerini öne sürdü.
Bir süre sonra makatında acı hissettiğini söyleyen Hasan S., komşularından ambulans çağırmalarını istedi.
Olay yerine gelen sağlık ekipleri Hasan S.’yi Atatürk Devlet Hastanesi’ne götürdü.
Burada yapılan müdahalede Hasan S.’nin makatındaki 15 cm uzunluğunda 2 cm çapındaki PVC boru çıkarıldı. Tedavisi tamamlanan Hasan S. taburcu oldu.
Kiracılarının kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu öne süren ev sahibi Hasan S. şikayetçi oldu.
Gözaltına alınan Cengiz M. ile oğlu Hakan M. suçlamayı reddetti. Tutuklanan baba-oğlu Hasan S.’nin çelişkili ifadeleri nedeniyle tutuksuz yargılanmak üzere adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

NİTELİKLİ CİNSEL SALDIRIDAN DAVA AÇILDI
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmasını tamamlayarak iddianamesini hazırladı. İddianamede, kiracı Cengiz M.’nin ev sahibi Hasan S.’yi ittiği, yere düşünce darp ettiği, sonrasında ise oğlu Hakan M. ile birlikte plastik boru ile cinsel saldırıda bulunup küfür ettiği yer aldı.
Bir eve ait güvenlik kamerası kayıtlarının da dahil edildiği iddianamede saat 08.40’ta Hasan S.’nin bağırma seslerinin duyulduğu, 8.43’te baba oğulun evlerine geri döndüğü anlatıldı. Arada kayıp zaman olması, Hasan S.’nin kendi cinsel bölgesine boru sokması ve kendisine cisim sokan birinin bağırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu değerlendirilerek Cengiz M. ile oğlu Hakan M.’nin, atılı suçu işlediği kanaatine varıldı.
Kiracı Cengiz M. hakkında ‘nitelikli cinsel saldırı’ suçundan 18 yıl hapis cezasından az olmamak ve oğlu Hakan M. hakkında aynı suçun yanı sıra ‘hakaret’ suçundan 18 yıl ve 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle Zonguldak 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı.
Olayla ilgili görülen ilk duruşmada, ev sahibi Hasan S., tutuksuz sanıklar Cengiz ve Hakan M. ile avukatlar hazır bulundu.
Mahkemede aralarında kira artışı nedeniyle husumet olduğunu anlatan Cengiz M. “Amacım mağdurun keşif öncesi tıkalı olan gideri açıp açmayacağına bakmaktı. Gideri açıp bizi haksız duruma düşürebileceğini düşündüm. Bulunduğumuz yer ile ardiye arasında en az 10 metre mesafe vardı. Bizi görünce ‘hırsızlığa mı geldiniz’ deyip kapıyı kapattı. 3-5 dakika geçmeden ‘Komşular beni kurtarın’ diye bağıra bağıra ardiyeden çıkıp evine doğru gitti. ‘Bize pusu kurar’ diye peşinden gitmedik. Mağdur evine giderken pantolonu normaldi, gariplik görmedim. Bizi evden çıkartmak istemektedir. Suyumuzu dahi kapatmıştı. Giderimizi de onun tıkadığını düşünüyorum” dedi.

Hakan M. de suçlamaları reddederek, “Ben gittiğimde ardiyenin kapısı kapalıydı. 25-30 saniye sonra Hasan S. merdivenden ‘Öldürüyorlar beni’ diye bağırarak evine gitti. Anormallik var mı diye hiç dikkat etmedim. Suçlamayı kabul etmiyorum. Ben keşif yapıldığını zannedip oraya gitmiştim” dedi.
‘YERE DÜŞÜP KENDİMDEN GEÇTİM’
Kiracılarının tıkanan gideri açmak için duvarları kırdıklarını öne süren Hasan S. “Ardiyede kovaları boşalttım. Arkamı döndüğümde iki sanık kapıdan içeri girmiş ‘fare burada’ dediler. Cengiz’e doğru saldırmak için hamle yaptım. Oğlu Hakan boşluğuma yumruk attı. Ben de nefes alamadım. Secde eder şekilde yere düştüm. O ara kendimden geçtim. Yerden kalktığımda arkama bir şey sokulmuş olduğunu hissettim. Ayağa kalkmadan böyle bir şey sokulduğunu hissetmedim. Yumruk atılmasıyla ayağa kalkmam arasında 1,5- 2 dakika zaman vardı. Kalkmadan önce hissetmedim. Daha doğrusu eve giden merdivenleri çıkarken hissettim. Ben bu yaşıma geldim, kendi namusuma bu şekilde laf ettirmem” diye konuştu.
Önceki ifadelerindeki çelişkiler sorulan Hasan S., “Olayın stresiyle farklı şeyler söylemiş olabilirim. Ben kendi kendime niye namusumu lekeleyeyim” dedi.
Duruşmada daha sonra sağlık çalışanı tanıkların dinlenilmesine geçildi. Olaya ilk müdahalede bulunan ambulans ekibi ve acil serviste görevli Genel Cerrahi Uzmanı O.M. dinlendi. Tanık olarak dinlenen doktor O.M., “Mağdurun arka tarafında herhangi bir yırtılma görmedim. Olsa fark ederdim. Olayda kullanılan boru, bizim kolonoskopi sırasında kullandığımız kolonoskoptan 1-2 milim daha kalın. Mağdur kendini sıkmış olsa mutlaka bir travma izine rastlanırdı. Tıbben baygınlık halinde gevşeme olacağından cisim rahatlıkla sokulabilir. Makatın girişinde herhangi bir yırtılma, yaralanma mevcut değildi” dedi.
Duruşmada, sokaktan bir eve ait güvenlik kamerası görüntüleri izlendi ancak ses iyileştirmesi yapılan görüntünün açılamamasından dolayı konuşmalar tartışılamadı.
Mahkeme heyeti, görüntüdeki seslerin dökümünün yapılması için dosyayı bilirkişiye gönderilmesine, sanıkların adli kontrol tedbirlerinin devamına karar vererek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.
]]>İddianamede, 22 Ağustos’ta Kartaltepe Mahallesi, Ankara Caddesi’nde bulunan bir ikametten 5-6 el silah sesi geldiği, bir kadının vurulduğu ve küçük çocuğun camda ağladığı ihbarı üzerine polis ekiplerinin olay yerine geçtiği anlatıldı. Polis ekiplerinin kapısı açık olan dairenin balkonunda Meryem Ç.’yi bilinci kapalı bir şeklide bulduğu, yaralı kadının kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiği belirtildi.
ÇAKMAKLA OĞLUNUN DİLİNİ VE ELİNİ YAKMIŞ
Olay yeri inceleme raporuna göre Meryem Ç. ile eşi Şehmuz Ç. arasında bilinmeyen bir nedenden dolayı tartışma çıktığı aktarılan iddianamede, Şehmus Ç.’nin eşini ateşli silahla ağır şekilde yaraladıktan sonra firar ettiği ifade edildi.
Adli Tıp Kurumu raporlarına da yer verilen iddianamede, müştekilerin avukatları Hüseyin Ersöz ve Buse Şahin tarafından savcılığa delil mahiyetinde ses kayıtları sunulduğu, bu kayıtlara ilişkin Jandarma Kriminal Lavoratuvar Müdürlüğünce rapor hazırlandığı bildirildi. Ses kayıtlarında, şüphelinin çakmakla oğlunun dilini ve elini yaktığı belirlendi.
TEHDİT SONUCU BOŞANMAKTAN VAZGEÇTİ
İddianamede, Meryem Ç.’nin daha önce şüpheli eşi Şehmuz Ç. hakkında tehdit, hakaret ve yaralama eksenli şikayetlerinin ve uzaklaştırma kararlarının bulunduğu ancak olay tarihinde şüpheli hakkında aktif herhangi bir tedbir kararının olmadığı bilgisine de yer verildi.
Meryem Ç.’nin babası Ağcabal A., iddianamede yer bulan ifadesinde, şüphelinin birkaç defa satırla kovaladığı kızına şiddet uyguladığını öğrendiğini belirterek, bir gün kızının eve gelerek bu durumu anlattığı ve şikayette bulunduğunu aktardı.
Baba Ağcabal A., eşinden boşanma kararı alan kızının kendileriyle beraber yaşamaya başladığı, ancak şüphelinin tehdit ederek ailesine zarar vereceğini söylemesi üzerine kızının şikayetinden ve boşanmaktan vazgeçtiği beyanında da bulundu.
Müşteki anne Nuray A. ise, kızının eşiyle problemleri olduğunu, misafirliğe geldiklerinde en ufak konularda bile aralarında tartışma çıktığını dile getirdi.
Kızının bir keresinde darbedildiği için yanlarına geldiği bilgisini de veren Nuray A, kızının birkaç defa şüpheli hakkında uzaklaştırma kararı aldırmasına rağmen baskıyla daha sonra şikayetinden vazgeçtiğini ifade etti.
Müşteki Emre A. da evde yaşanan olaylardan dolayı çiftin çocukları Y.Ç’yi psikoloğa götürdüklerini, çocuğun şu an kendileriyle birlikte yaşadığını bildirdi.
ÇOCUĞUN TANIKLIK İFADESİ
İddianamede, Y.Ç’nin tanık olarak alınan ifadesine de yer verildi. Y.Ç. ifadesinde, olay günü kendi odasında bulunduğu esnada anne ve babasının bağırma seslerini duyduğunu, kısa süre sonra da silah sesleri duyduğunu, odadan çıktığında babasını elinde sigara ve tabanca ile gördüğünü aktardı.
Babasının kendisini görünce silahı ve telefonu bırakıp evden koşarak ayrıldığını, giderken de kendisini odasına geçmesi için azarladığını söyleyen Y.Ç, odasının kapısını alttan ve üstten kilitleyip ambulansı aradığını fakat telefondakilerin kendisini ciddiye almadığını, bunun üzerine karşı komşuya geçtiğini ve onların olayı ambulansa ve polise haber verdiklerini anlattı. Y.Ç, babasından çok fazla şiddet gördüğünü de sözlerine ekledi.
PİŞMAN OLDUĞUNU SÖYLEDİ
Zanlı Şehmuz Ç. ise iddianamede yer alan ifadesinde, kaçarak ve severek evlendiklerini belirterek, ilk başlarda her şeyin güzel olduğunu fakat daha sonra eşinin karakterinde değişiklikler meydana geldiğini ileri sürdü.
Olay günü boşanmak istediğini söyleyen eşiyle tartışma sırasında kendisini kaybettiğini ifade eden Şehmuz Ç., silahı almak için yatak odasına doğru yöneldiğini, bu esnada eşinin mutfaktaki bıçak çekmecesine doğru hamle yaptığını ancak kendisinin çekmeceye vurarak buna engel olduğunu, önce yere doğru bir-iki el ateş ettiğini, sonrasını hatırlamadığını iddia etti.
Olayın şokuyla ne yapacağını ve nereye gideceğini bilemediğini, birkaç günü sokaklarda geçirdikten sonra teslim olmaya karar verdiğini belirten Şehmuz Ç., hem kendi hayatını hem çocuğunun hayatını mahvettiğini ve çok pişman olduğunu dile getirdi.
“HAKSIZ TAHRİK HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASINI GEREKTİREN DELİL YOK”
İddianamede, Şehmuz Ç.’nin 15 yıllık eşi Meryem Ç.’ye en az 5 el ateş etmek suretiyle eşinin ölmesine sebebiyet verdiği belirtilerek, adli tıp raporuna göre yakından ateş eden şüphelinin öldürme kastıyla hareket ettiğinin anlaşıldığı kaydedildi.
İddianamede, “Şüphelinin maktule ve müşterek çocuklarına evlilik içerisinde şiddet uyguladığı, bu kapsamda şüpheli hakkında olay tarihinde olmasa bile daha öncesinde uzaklaştırma kararlarının bulunduğu, bu nedenle şüphelinin soyut beyanı dışında hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasını gerektiren herhangi bir delil bulunmadığı anlaşılmıştır.” denildi.
Şüphelinin suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilemeyeceği belirtilen iddianamede, bu kişinin “hem eşe hem kadına karşı nitelikli olarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “ruhsatsız silah bulundurma suçundan” ise 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep edildi. İddianameyi kabul eden İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde şüphelinin yargılanmasına 3 Nisan’da başlanacak.
]]>Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan 25 yaşındaki Nurhayat Karakaş hayatını kaybetmiş, vücudunda üçüncü derece yanık oluşan Tuncay Ü. ise tedavisinin ardından taburcu edilmişti.
Yapılan incelemelerin ardından patlamanın dolum sırasında yaşanan gaz kaçağından kaynaklandığı tespit edilmişti. Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında iş yeri sahibi Ali Babur ile oğlu Akın Babur, ‘taksirle bir kişinin ölümüne ve birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verme’ suçundan tutuklanmıştı.
İLK DURUŞMADA TUTUKLU SANIKLAR TAHLİYE EDİLDİ
Patlamaya ilişkin açılan davanın geçtiğimiz yıl aralık ayında yapılan ilk duruşmasında savcılık, baba ve oğlunun tutukluluk halinin devamını talep etmiş, mahkeme heyeti tutuklu sanıkların tahliyesine karar vermişti. Mahkeme heyeti, şüpheli olarak adı geçenlerle ve olayla ilgili olarak savcılık tarafından alınacak kapsamlı raporun beklenmesine karar vererek, duruşmayı 27 Mart 2024 tarihine ertemişti.
Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, davanın ikinci duruşması bugün yapıldı. Duruşmada, 3 tanık dinlendi. İş güvenliği firmasının sorumlusu C.K., “11 yıldır bu işi yapıyoruz. Olay günü sabah saatlerinde Ali Bey iş kazası olduğunu söyledi, firmaya gittik. O esnada jandarma Fatih Bey’i götürdü. Gözaltına alındılar. Ben firmayla görüştüm Melek Hanım’a bilirkişi liste vermiş evrakları tamamlamamı istemişler. Firmayla iş güvenliği sözleşmesi yapıyoruz. İş güvenliğini veren son kişi Fatih Bey’di. Ben sadece firmayla hizmet anlaşması yaparım. Biz yaklaşık 400 firmaya hizmet veriyoruz” dedi.
“ABLAMIN TÜP DOLUMUYLA ALAKALI GÖREVİ YOKTU”
Nurhayat Karakaş’ın kardeşi Rabia Özdemir, “Kardeşim 5 yıldır orada çalışıyordu. İlk iş yeriydi. Haberi aldığımda İzmir’deydim. Ablamla konuşmuştuk. ‘Artık orada çalışmak istemiyorum yurt dışından yeni tüpler gelecek. Yetişemiyorum’ dedi. Benim kardeşim birebir mobbinge maruz kaldı. Muhasebe personeliydi. Tüp dolumuyla alakalı görevi yoktu. Tüpleri boş ve dolu diye sayım yapması gerekiyordu. Kardeşimin iş yerlerine giderdim. Ben oradayken ablamın ofisine çıkardım. Kardeşimin telefonunda fotoğrafları gördüm. Çalışanların her birinin kendi elleriyle tüpleri içeriye taşıdığını gördüm. Tüplerin bulunduğu yerde sigara içildiğine şahit oldum. Sigara içen kişiyi ablamın uyardığına şahit oldum” dedi.
“NURHAYAT VE TUNCAY’IN TÜP DOLUMUNA İLİŞKİN GÖREVİ YOKTU”
İşyeri çalışanlarından doğum izninde olan M.G., “Olay günü orada değildim. Evden çalışıyordum. Olay günü geldim şirkete. Olayla ilgili bir bilgim yok. Bilirkişinin isteklerini çözmeye çalıştım. Bayır’daki tesisle Ali Bey ilgileniyordu. Nurhayat sevkiyata bakıyordu. Tuncay Ünal Milas’taki tüpleri toparlayıp bize getiriyordu. Nurhayat ve Tuncay Ünal’ın tüp dolumuna ilişkin görevi yoktu. Daha önce Tuncay Bey’in dolum yaptığını görmedim. Dolumu sadece dolumcu yapar. Ali Babür’ün uyarma sorumluluğu var. Patlamadan sonra bilirkişi istediklerini verdim. Evrakları biz hazırlayacağız siz kendi evraklarınızı hazırlayın dediler. Jandarma Fatih Bey’i götürdü. C.K., dosya hazırlamaya devam etti. O gün evrakları C. K. götürdü. Nurhayat’a mobbing uyguladığıma dair iddialar doğru değil” diye konuştu.
“30 YILDIR İLK DEFA BÖYLE BİR KAZAYLA KARŞILAŞTIK”
Tutuksuz sanık Akın B. ise savunmasında “Gaz sektöründe 30 yıllık geçmişimiz var. Bütün çalışmalarımız standartlara uygundur. Bütün basınçlı kapılarımız standartlara uygundur. Tüpün 2 şekilde patlama olayı vardır. Ya imalat hatası ya da sabotaj olasılığı vardır. 30 yıldır ilk defa böyle bir kazayla karşılaştık” dedi.
Duruşma sonrası açıklama yapan Karakaş’ın aile avukatı Didem Alaca, “İlk duruşmada sanıklar tahliye olmuştu. Tahliye olan sanıklar ile ilgili biz bugün tekrar tutuklama talebinde bulunduk. Dosyaya yeni delilerin geldiğini ve bu celse yaşanan gelişmeler neticesinde tutuklanmalarını talep ettik, mahkeme bu talebi reddetti. Hukuki sürecin takipçisi olacağız” dedi.
Nurhayat Karakaş’ın annesi Süheyla Orgun, “Ben kızımın acısını hala kabullenemiyorum. Adaletin tecelli etmesini diliyorum. Benim kızımın hayatı bu kadar ucuz olamaz. Hala kaldıramıyorum, kabul edemiyorum. İnsanların rahat rahat kendilerini savunmaları beni rahatsız ediyor. Geçmiş olsun taziyesi bile oluşmadı. Bir insan bu kadar ucuz muydu? Tek isyanım bu” dedi.
“BÖYLE BİR OLAY YAŞANSIN İSTEMEZDİK”
Sanıkların avukatı ise şu açıklamayı yaptı:
“Bu olay gerçekten çok üzücü bir olay. Ali Bey ve Akın Bey, Nurhayat Hanım’ın kaybından dolayı çok üzgünler. Bu sürede 6 ay boyunca tutuklu kaldılar. Gerek biz gerek Ali Bey de Akın Bey de olay olduğu tarihten itibaren ailesine başsağlığı dileklerimizi ilettik. Yanlarında olmaya çalıştık ama hiçbir şey Nurhayat Hanım’ı geri getiremez. Az önce duruşma sonrasında ve sırasında aileye herhangi bir zararları varsa karşılayabileceğimizi, yapabileceğimiz herhangi bir şey varsa yapabileceğimizi ilettik. Çok üzgünüm. Böyle bir olay olsun istemezdik ama 6 aydır tutuklu kalan müvekkillerimin şimdi yeniden tutuklanmasının talep edilmesini doğru bulmuyoruz. Tabii ki şeriatın kestiği parmak acımaz. Mahkeme kararını verecektir.”
]]>“CEZAEVİNDE YATMAK İSTİYORUM”
Savunmasında Muhammet Berke Çolak, şunları söyledi:
* “Motosikletle kaza yapmıştım. Hastaneden çıkmış evde yatıyordum. Yanımda arkadaşım da vardı. İnstagramdan Serhat Bozkır ile tartıştım, küfürleştik. Evdeki arkadaşım daha sonra ayrıldı. Sosyal medya üzerinden tartıştığım kişiler gelip evime ateş ettiler.
* Kapıma geldiler, ‘Çık evden seni öldüreceğiz’ deyip küfür ettiler. Ben 155’i aradım ‘abi beni öldürecekler kurtarın’ dedim. Bir süre kapı açıldı ben yine o tartıştığım kişiler geldi sandım. 2 el ateş ettim bir memur vuruldu.
* Ben 155’i aradığımda polis memurları gelmiş benim haberim yoktu. Evdeki 100 gram uyuşturucu benimdi ben kullanıyordum. Cezamı çekmek istiyorum. Tahliyemi istemiyorum. Olay esnasında uyuşturucu madde etkisindeydim. Ben cezaevinde yatmak istiyorum.”
Mahkeme başkanının, Çolak’a daha önce 5 kez ruhsatsız silah yakalattığını söylemesi üzerine Çolak, hasımları olduğu için silah taşıdığını beyan etti.
“ÇOCUĞUMUN DOĞUM GÜNÜNDE EŞİMİN CENAZESİNE GİTTİM”
Şehit polis memuru Cihat Ermiş’in eşi Nilüfer Ermiş ifadesinde şunları belirtti:
* “Sonuna kadar şikayetçiyim. Sanığın en ağır cezayı almasını istiyorum. Benim eşim vatanını, milletini, mesleğini çok seven biriydi. Olayın gerçekleştiği site benim oturduğum sitenin tam karşısıdır. Ben o evleri biliyorum. Şahsın durduğu nokta ile kapının arasında 2 adımlık mesafe vardır. Kapı deliğinden bakmaması mümkün değildir. Kasten bu olayı yapmıştır. Eşim Cihat’ı tanımaması da mümkün değildir.
* Eşimin sesi çok gürdü, duymamış olmasına inanmıyorum. Cihat’ı bırakın görmeyi eşimi sesinden bile tanırdı. Eşim kendisini daha önce gözaltına almıştı. 5 yıldır aynı yerde görev yapıyordu. Benim çocuğumun o gün doğum günüydü. Ben o gün çocuğumun doğum gününü kutlamak yerine O gün eşimin cenazesine gittim. Çocuğum babasını soruyor. Ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmasını istiyorum.”
Cihat Ermiş’in anne ve babası da Çolak’tan şikayetçi olduklarını belirtti. Anne Sare Ermiş, “Gencecik yaşta benim oğlumu öldürdü. Oğluma haince bir pusu kurdu” şeklinde konuştu.
“SANIĞIN İÇERİDE ZOR DURUMDA OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNDÜK”
Tanık olarak dinlenen sitenin güvenlik görevlisi Yavuz Deniz, “O gece saat 3 civarlarında 2 polis memuru olay yerine geldiler. Cihat Ermiş ile daireye çıktık. Polisler sivildi. Cihat Ermiş 2-3 defa polis diye seslendi. Kapıyı açan olmadı. Sonra aşağıya indik dışarıdan baktığımızda daireye ateş edildiğini gördük. Perde yarısına kadar açıktı, televizyon da açık vaziyetteydi. Biz de acaba içeride yaralandı mı, baygınlık mı geçirdi diye düşündük. Tekrar yukarı çıktık. Ermiş yine polis diye seslendi. Sonra kartla kapıyı açtı. Açar açmaz sanık 1 metrelik mesafeden 3-4 el ateş etti, Polis memuru Ermiş, vurulup yere düştü. Ben koridordaydım. Sanık ayaktaydı koridor aydınlıktı. Ben hemen aşağıya inip aşağıdaki polis memuruna olanı söyledim” dedi.
Olay günü Cihat Ermiş ile birlikte olay yerine giden polis memuru N.Ş. de tanık olarak dinlendi. İfadesinde Çolak hakkında Cihat Ermiş ile birlikte daha önce de işlem yaptıklarını, sanığın kendilerini tanıdığını söyledi. Ara karar öncesi söz hakkı verilen Çolak, “Ermiş’in ailesine sabır vermesi için her gün Allah’a dua ediyorum. Tahliyemi istiyorum” dedi. Mahkeme eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
İDDİANAMEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede olay şöyle anlatıldı; 9 Ekim 2023 günü şüpheli Muhammet Berke Çolak’ın evine bazı kişiler tarafından silahlı saldırı düzenlendi. Durumun kolluk birimlerine intikal etmesi üzerine polis ekipleri olay yerine gitti. 31 yaşındaki polis memuru Cihat Ermiş, Muhammet Berke Çolak’ın evinin kapısını ısrarla çalarak ‘Polis’ diye seslendi. Ancak karşı taraftan bir yanıt alamadı. Polis memuru Cihat Ermiş, Muhammet Berke Çolak’ı adli vakaları olduğu için tanıyordu. Bu sebeple içeride yaralı bir şekilde baygın olmasından şüphelendi. Önce Muhammet Berke Çolak’ı ve annesini telefonla aradı, ancak buna da bir yanıt alamadı. Yardım etmek amacıyla sitenin özel güvenliği ile birlikte “polisö diye seslenerek Muhammet Berke Çolak’ın evine girdi. Çolak, polis memuru Cihat Ermiş’i iki kez ateş ederek şehit etti.
Çolak’ın ‘Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsini ve ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılması talep edildi.
]]>Karadereli, Akay tarafından rahatsız edildiği için defalarca karakola başvurdu. Son olarak 8 Mart’ta kendisini farklı bir telefon numarasından arayan Akay, kendisine bıçakla saldıracağını söyledi.
Telefondan 7 gün sonra 15 Mart’ta Karadereli’nin güvenlik görevlisi olarak çalıştığı Marmaray İstasyonuna geldi. Önce yolcuların arkasında saklanarak bekledi, daha sonra yanında bulunan bıçağıyla Karadereli’ye saldırmaya başladı.
Yüzünden aldığı bıçak darbesiyle Karadereli kanlar içerisinde yere yığıldı. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekipleri bıçakla yaralanan kadını ambulansla hastaneye kaldırdı.
Hastanede tedavi altına alınan Karadereli’nin yüzüne 40 dikiş atıldı ve akciğerlerinden rahatsızlandı. Karadereli’yi hem yüzünden hem sırtından bıçaklayan Akay’ın 11 ayrı suç kaydı olduğu tespit edildi. Akay, emniyetteki sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi. Akay’ın tutuklandığı saldırı anı ise istasyonun güvenlik kamerasına yansımıştı.
AĞACA TIRMANIP SAKLANDI, TAKSİYLE EVİN KAPISINA DAYANDI
Taciz ve dayak skandalıyla ilgili yeni görüntüler ortaya çıktı. Görüntülerde, Akay’ın 5 ay önce Karadereli’nin evinin önüne geldiği, evinin önündeki ağaçlara tırmandığı ve kendini kamufle ettiği görüldü.
Akay’ı görenler cep telefonu ile o anları kaydetmeye başladı, Akay ise tırmandığı ağaçtan indi. Bir başka görüntü ise Karadereli’nin evinin önündeki güvenlik kamerasına yansıdı.
Akay taksi ile Karadereli’nin evinin önüne gelerek kapıyı çalıyor. Karadereli’nin ailesiyle sözlü tartışma yaşadıktan sonra, Karadereli’nin babası elinde sopa ile Akay’ı kapısının önünden kovuyor.
Konuyla ilgili Karaderili’nin avukatları Can Akşahin ve Burak Mert Aktaş, yaşanan süreci anlattı.
“5 KERE UZAKLAŞTIRMA KARARI ALDIK”
Avukat Can Akşahin şunları söyledi:
“Müvekkilin evinin önü ormanlık ve birazcık yeşil bir alan. Bu kişi, bu arazinin kendisine verdiği imkanları 2 yıl boyunca çok etkin kullandı. Çalılara, çimenlere, ağaçlara saklandı. Biz görüntüleyemedik.
Müvekkilimize de defalarca söyledik, kendisi öyle bir kamufle oluyor ki, ağaca tırmanıyor. Resmen bu bir saplantı. Müvekkilimin hem ailesi, hem de kendisi iki sene boyunca mücadele etti.
Toplamda 5 kere Anadolu ve Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan uzaklaştırma kararı aldık. Kendisi bu 5 uzaklaştırma kararının 3 tanesini ihlal etti. Bu en son ki olayımızda ise kendisinin uzaklaştırma kararı vardı, uzaklaştırma kararını zaten daha önceden ihlal ettiği için bu işlemi yürürlüğüne koyduk.
Bu olay ayın 15’inde gerçekleşti. Ayın 11’inde bizi aradı bu uzaklaştırma kararından vazgeçmemiz gerektiğini söyledi ve bize para teklif etti. ‘Ne kadar para istiyorsan size veririm ben cezaevine gitmek istemiyorum’ dedi”
“OLAYI TASARLAMADAN ÇIKARMAK İSTİYOR”
Avukat Burak Mert Aktaş ise şöyle konuştu:
“Kamuoyunun da bildiği üzere, 15 Mart 2024 tarihinde müvekkilimiz Gülhan Karadereli’ye Göztepe Marmaray İstasyonunda kasten öldürme suçu işlendi. Oradaki vatandaşların yardımıyla öldürülmekten kurtuldu ancak büyük yaşam mücadelesini verdi. ,
Hastaneye yatırıldı, şu an akciğeri dönmüş vaziyette. Çok ciddi bıçak yaraları var. Şahıs Marmaray İstasyonuna gelirken elinde 20 santime yakın bıçakla geliyor. Elini yüzünü saklıyor, suç işlerken aslında tanınmamak istiyor.
Burada aslında bir tasarlama söz konusu biz bunun üzerinde durmak istiyoruz, canavarca his söz konusu. Şüpheli ifadesinde ‘14 Mart’a olay günden bir gün önce, Marmara istasyonuna intihar etmek için gittim, orada güvenlik görevlileri beni engelledi’ diyor.
Bir gün sonra da yine Marmaray İstasyonuna gittiğini ve orada intihar etmek amacıyla gittiğini söylüyor. Bu olayı tasarlamadan çıkartmak istiyor, senaryo olduğunu düşünüyoruz, biz tekrar dilekçemizi sunduk en üst cezayı almasını istiyoruz”
]]>Kavga sonrası, iddiaya göre Ahmet Uluyol uyumaya gitti. Mervenur Uluyol bir süre sonra yatakta yatan eşi Ahmet Uluyol’u göğsünden bıçakladı. Çığlık seslerini duyan komşuların ihbarıyla adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.
Sağlık görevlileri, Ahmet Uluyol’un öldüğünü belirledi. Uluyol’un cenazesi, memleketi Yahyalı ilçesinde toprağa verildi.
Gözaltına alınan Mervenur Uluyol ise tutuklandı. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma tamamlanıp, iddianame hazırlandı.
Kayseri 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edilen iddianamede, Mervenur Uluyol hakkında ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

İLK KEZ HAKİM KARŞISINA ÇIKTI
Kayseri 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde Mervenur UIuyol’un yargılanmasına başlandı. Davanın ilk duruşmasında tutuklu sanık Mervenur Uluyol ile ölen Ahmet Uluyol’un şikayetçi babası O.U., kız kardeşleri S.U. ve A.U. ile taraf avukatları hazır bulundu.
Önceki ifadelerini tekrar ettiğini ve eşinden sürekli şiddet gördüğünü iddia eden Mervenur Uluyol olay gecesini şu sözlerle anlattı:
“Olay yaşanmadan önce eşim Ahmet Uluyol, beni sürekli darbediyordu. Daha önce anne ve babasının yanında da bana şiddet uyguladı. Bundan dolayı bayılma krizleri geçirdim.
Evden ayrılıp, ağabeyimin evine gittim. Ahmet bir şeyleri bahane ederek beni tekrar eve getirdi. Bir insan, bir insanı ne kadar dövebilirse o kadar döverdi. Olay günü beni darbetti. Ardından uyudu.
Uyumadan önce de tehdit etti. ‘Seninle yarın görüşeceğiz’ dedi. Niyetim çocuklarımı da alıp, evden kaçmaktı. Uyurken göğsüne 2 kez bıçak vurdum.
Keşke böyle olmasaydı. Ben onu öldürmesem o beni öldürecekti. Beni de kendini de yaktı. Kendimi korumak istiyordum. Pişmanım”
Evden kaçmak istediğini de anlatan sanık Uluyol, “Olaydan bir kaç gün önce evden kaçmaya çalışmıştım. Başaramadım. Tren raylarının oraya götürüp, ‘Benden ayrılamazsın seni öldürürüm’ dedi. İstanbul’da kafes dövüşçüsü olarak çalıştığını söyledi” dedi.
Ölen Ahmet Uluyol’un şikayetçi ablası S.U. ise “Kardeşim çok düzgün bir insandı. Bunu hak etmedi. Ben bu olayın arkasında başka bir şey olduğunu düşünüyorum. Biz her zaman Merve’nin yanındaydık. Yardım ederdik. Şikayetçiyim” diye konuştu.
‘KAYINVALİDESİ VE KAYINBABASI DA DARBEDERDİ’
Duruşmada aralarında Uluyol çiftinin komşularının da olduğu 6 kişi tanık olarak dinlendi.
Uluyol çifti ile aynı binada oturan tanık N.Ş., “Merve’nin olaydan 2-3 saat önce çığlıklarını bütün bina duymuştu. Ama, korkudan kimse şahitlik yapamadı. Çocuklarına beslenme koyamadığı için utancından okula gönderemiyordu. Merve binanın temizliğini yapar, maaşı da Ahmet alırdı. Kayınbabası ve kayınvalidesi de Merve’yi darbediyordu. Buna da binadaki herkes şahit olmuştu. Aralarında maddi sorunlardan dolayı geçimsizlik vardı” ifadelerini kullandı.
Tanık ifadeleri sonrası Ahmet Uluyol’un babası O.U., “Yemin ederim böyle bir şey yapmadım. Benim bunu yapacak iradem de kuvvetim de yok” dedi.
Mahkeme heyeti verdiği ara karar ile sanık Mervenur Uluyol’un tutukluluk halinin devamına karar verip, dinlenmeyen tanıkların dinlenmesi ve dosyadaki bazı eksiklikler için duruşmayı erteledi.
]]>Olay, 10 Kasım’da Kırat Mahallesi Koca Osman Sokak’ta meydana geldi. Yoldan geçenler, yandaki ormanda yanmış cesedi fark edip, ihbarda bulundu. Benzin dökülerek yakıldığı belirlenen ceset, otopsi için Atatürk Devlet Hastanesi’nin morguna kaldırıldı.

Cesedin kaçak olarak işletilen maden ocağında çalışan 3 çocuk babası Afganistan uyruklu Vezir Mohammad Nourtani’ye ait olduğunu belirlendi. Otopside Nourtani’nin 9 Kasım’da öldüğü tespit edilirken, ailesinin 10 Kasım sabahı kayıp başvurusunda bulunduğu öğrenildi.
OLAYDAN DÖRT GÜN ÖNCE KAPATILMIŞ
Nourtani, 11 Kasım’da toprağa verildi. Soruşturma kapsamında Nourtani’nin çalıştığı kaçak maden ocağı sahipleri Hakan Körnöş (46), Enver Gideroğlu (34) ve Körnöş’ün kuzeni Ahmet Aydın (52), maden ocağı çalışanları S.K. (28), E.D. (22) ve kömür ticareti yapan A.Ç. (46), gözaltına alındı.
Körnöş, Gideroğlu ve Aydın tutuklanırken, diğer şüpheliler adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Öte yandan kaçak ocağın jandarma tarafından 4 gün önce kapatıldığı ancak sahiplerince tekrar açıldığı belirlendi. Kaçak ocak, olayın ardından imha edilerek kapatıldı.
AİLENİN TEK ÇALIŞANDI
Eşi Kamergul Maliki (38), oğulları yürüme engelli Sayid Mohammad (22), Pir Mohammad (16), işitme engelli Ali Rıza (13), Said Riza Nourtani (2) ve gelini Şaziye Mohammadi (19) ile 2 odası olan sobalı evde yaşadıkları görülen Nourtani’nin kaçak maden ocağında çalışarak ailesinin bakımını üstlendiği ve ailede çalışabilecek durumdaki tek kişi olduğu ortaya çıktı.
YÜZÜ YANMAMIŞ
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede; yanmış halde bulunan cesedin kimliği, yüz bölgesi yanmadığı için ‘kayıp şahıs’ bildiriminden tespit edildiği belirtildi. İddianamede ‘eylemin kişi ve toplum üzerindeki olumsuz etkisi ve şüphelilerin suça konu olayın ortaya çıkmasını engellemek amacıyla yapmış olduğu davranışların vahameti göz önüne alınarak’ soruşturmanın derinleştirildiği vurgulandı.
MADENDEN ÇIKARILDIĞINDA HAYATTAYDI
Afgan madencinin gündelik işçi olarak kaçak maden ocağında çalıştığı belirtilirken, 9 Kasım’da saat 20.00 sıralarında S.K. ile yer altında geçirdiği kaza neticesinde ağır şekilde yaralandığı, ocaktan çıkarıldığında ise hala hayatta olduğu ifadeler ile sabit olduğu iddianamede değerlendirildi.
Afgan madencinin battaniyeye sarılıp, kamyonetin kasasına yüklendiği ancak kolluk veya sağlık birimlerine haber verilmediği için zamanında müdahale edilemediği belirtildi. İddianamede, S.K. ve E.D.’nin kamera kayıt cihazını kırmaya çalıştığı ve Afgan madenciye ait kıyafetleri yaktığı anların görüntüleri de yer aldı.

ÜÇ SAAT KASADA GEZDİRMİŞLER
Afgan madencinin battaniyeye sarılı bir şekilde 3 saat boyunca kamyonet kasasında gezdirildiği belirtilen iddianamede A.Ç.’nin diğerlerinden ayrıldığı saat 22.45’te Ahmet Aydın’ın akaryakıt istasyonundan pet şişeye benzin aldığı ifade edildi. İddianamede ‘23.00 ile 00.00 aralığında olayı gizlemek amacıyla iştirak iradesi içerisinde maktulün cesedini yaktıkları, maktulün cesedi yakıldıktan sonra şüphelilerin benzin bidonunu ve maktulün taşındığı battaniyeyi olay yerinden farklı bir noktalara attığı’ ifadeleri yer aldı.
KÖMÜRLEŞENE KADAR YANDI
Afgan madencinin baş, omuz ve ayakları haricinde bütün vücudunun yandığı belirtilen adli tıp raporunda vahşetin detayları da ortaya çıktı. Raporda, göğüs karın ve kasık bölgesinden omurga ve kaburga kemiklerinin görünür olduğu, her iki diz seviyesinden kemiklerin bütünlüğünün bozulduğu belirtildi.
Ayrıca çene ve köprücük kemiklerinde kırık saptandığı ifade edildi. Cesedin, kömürleşme derecesinde yandığı için kesin ölüm nedeninin belirlenemeyeceği ifade edilen raporda; ölüm sonrası yakıldığı, olay sonrası 112’ye haber verilse ya da hastaneye götürülse kurtulma ihtimalinin olup olmadığının bilinmediği yer aldı.
OCAK SAHİPLERİ ASLİ KUSURLU
Öte yandan iş kazasına yönelik alınan bilirkişi raporunda, Afgan madenciye ocak içinde vagon çarpmış olabileceği belirtildi. Raporda, işçiyi gözetme yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve kaçak ocakta sigortasız işçi çalıştıran Hakan Körnöş ile Enver Gideroğlu’nun asli kusurlu, Afgan madencinin ise iş kazası yönünden tali kusurlu olduğu aktarıldı.
“KASTEN ÖLDÜRDÜLER”
İddianamede, ‘iştirak’ iradesiyle hareket ettiği belirtilen Hakan Körnöş, Enver Gideroğlu ve Ahmet Aydın, S.K., E.D. ve A.Ç.’nin suçlamaları ‘kaçak ocakta meydana gelen kazanın ortaya çıkışını gizlemek, maddi getirisi düşünülerek kaçak ocağının kapatılmasına engel olmak ve haklarında adli ve idari işlem yapılmasına engel olmak amacıyla ocakta meydana gelen olay sonucunda alınan ifadelerle de sabit olduğu üzere hayatta olan maktulü kolluk birimlerine ve sağlık kuruluşuna haber vermeksizin kazanın meydana geldiği 20.00 ile yakıldığı 23.30’a kadar geçen süre zarfında araçlarında taşıyarak kasten öldürdükleri’ sözleriyle anlatıldı.
ARACIN LASTİKLERİNİ DEĞİŞTİRMİŞ
Enver Gideroğlu’nun Nourtani’nin ailesini arayıp işe gelmediğini söylediği belirtilen iddianamede, Hakan Körnöş’ün kamyonetin lastiklerini değiştirdiğine yer verildi. İddianamede şüphelilerin olayın başından beri irtibat halinde oldukları ve yabancı uyruklu olması nedeniyle takibinin zor olacağı düşünülen kişinin cesedini suçu gizlemek maksadıyla Ahmet Aydın, Körnöş ve Gideroğlu tarafından yakıldığı ifade edildi.
İddianamede, sanıklar hakkında ‘ceza alt sınırından uzaklaşma’ takdiri mahkemeye bırakılırken; ‘meydana gelen eylemin kişi ve toplum üzerindeki olumsuz etkisi, yaşanılan olumsuz olaylardan kaynaklı ülkemize sığınan yabancı uyruklu olması sebebiyle takibinin zor olacağı düşünülen kişinin cesedini suçu gizlemek maksadıyla yakılması yönündeki eylemin vahameti’ ifadelerine yer verildi. İddianame, 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edilerek sanıkların her birine ‘iştirak halinde kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis istemiyle dava açıldı.
“DİRİ DİRİ YAKMAKTAN YARGILANMALARI GEREKİRDİ”
İddianamenin eksik düzenlendiğini öne süren Nourtani ailesinin avukatı Kerim Bahadır Şeker ise “Sanıkların kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezasıyla değil, ölmeden önce diri diri bir kimseyi yakmalarından ötürü ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanması gerekmekteydi” diye konuştu.
]]>İl başkanlığından çıktıktan sonra yolun karşısına geçmeye çalışan AKP İl Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Fatma Sevim Baltacı’ya, Muratcan Türkyılmaz’ın kullandığı araç çarpmış ve Baltacı hayatını kaybetmişti.
Olayın ardından gözaltına alınan Türkyılmaz, İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanmıştı. Soruşturmayı tamamlayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, araç sürücüsü Muratcan Türkyılmaz’ın “Taksirle ölüme neden olma” suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapsini talep etti.
SANIĞIN BABASI BAŞSAĞLIĞI DİLEDİ
İstanbul 41. Asliye Ceza Mahkemesindeki görülen duruşma öncesinde sanığın babası, duruşma salonu önünde bulunan Baltacı ailesinin avukatlarına, hayatını kaybeden Fatma Sevim Baltacı’nın ailesine ulaşmaya çalıştıklarını, olaydan dolayı üzgün olduklarını ve başsağlığı dilediklerini ilettiklerini söyledi.
İlk duruşmaya tutuklu sanık Muratcan Türkyılmaz ile taraf avukatları katıldı. AK Parti İstanbul Kadın Kolları adına avukatlar da davaya katılma talebinde bulundu.
“OLAYDA KUSURUM YOKTUR”
Sanık Muratcan Türkyılmaz savunmasında şunları kaydetti:
“Sağlık personeliyim, özel uzman ambulansta çalışıyorum. O gün nöbetim bitmişti eve dönüyordum. Kağıthane istikametinden Beyoğlu’na seyir halindeydim, hızım yaklaşık 55-60 km civarındaydı.
Tam virajı bitirmişken birden karşıma beyaz bir şey çıktı. Frene abandım. Direksiyonu sağa kırdım. Araç kaldırıma çıktı. Arka sağ lastik yarıldı ön cam yüzüme patladı arabayı hemen durdurdum. Ne yaşandığını anlamak için olay yerine koştum.
Yerde yaralı kadın görünce ilkyardım müdahalesinde bulundum. Etrafa da 112’yi aramalarını söyledim. Hastanın bilincini solunumunu kontrol ettim. Kanamalarına tampon yaptım. O sırada hala yaşıyordu.
Polis ve ambulans geldi. Ambulansta kalbi durmuş geri döndürdüler. Ben de tedavim ve alkol testi için hastaneye götürüldüm. Camlardan dolayı ben de yaralanmıştım. Yüzüm kan içindeydi, alkollü değildim. Olayda kusurum yoktur”
Sanık Türkyılmaz, poliste kendisine iki tarafın da kusuru olduğunun söylendiğini, kendilerine kusurunun ne olduğunu sorduğunda hız limitini aştığının söylendiğini, tekrar sorduğunda 60-70 kilometre hız ölçtüklerinin söylendiğini belirterek “O şekilde dedikleri için ilk ifademde hızımın 60-70 km olduğunu söylemiştim. Polislere güvenip öyle söyledim. Normalde hızım daha düşüktü” dedi.
AVUKATI TAHLİYESİNİ TALEP ETTİ
Sanık avukatı ise “Müvekkilim olay yerinde makul hızda ilerlemektedir. Kolluk aşamasında defalarca videoyu izledik. Müvekkil sağ tarafa döndüğü için en sağ şeritte ilerlerken müteveffa da gelmektedir. Müvekkil müteveffayı görür görmez elinden geleni yapmış, direksiyonu sağ tarafa kırıp frene abanmıştır. Kaput tarafından çarptığı söylenmektedir. Müvekkilin babası itfaiyede çalışmaktadır aracı aynı şekilde muhafaza etmiştir. Aracın her yerini inceledik fotoğrafladık. Aracın ön tarafından herhangi bir çarpma durumu yoktur. Sağ arka tekeri kaldırıma girdiği için yırtılmıştır. Müvekkil hayatı boyunca yaptığı görevden dolayı hayat kurtarmıştır. Kazanın olduğu yer sürekli karanlıktır. Yolun virajlı olması nedeniyle fren mesafesi ve intikal mesafesi uzamıştır. Müvekkil olay yerine her zamanki dikkatiyle giderken kaza olmuştur. Tahliyesini talep ederiz” dedi.
ŞİKAYETÇİ AVUKATLARI: “TUTUKLULUĞU DEVAM ETSİN”
Şikayetçi Muharrem Baltacı’nın avukatı, hız konusunda bilirkişi raporunda herhangi bir tespit göremediklerini belirterek “Kazanın gerçekleştiği yolda yaya geçidine yaklaşım ve 30 kilometre hız tabelası vardır. Raporun sonuç kısmına itiraz ediyoruz. Sanığın asli kusurlu olduğunu düşünüyoruz. Maktulün 10 metre sürüklenmesi dikkate alındığında hızın söylenenden yüksek olduğunu düşünüyoruz. Sanığın tutukluluk halinin devamına karar verilmesini talep ediyoruz” dedi.
AKP İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığı avukatları da “Biz AK Parti Kadın Kolları olarak saldırıya uğrayan, hakkı ihlal edilen kadınların yanında olduk. Maktul arkadaşımız 15 yıl gönüllü olarak emek verdiği davada mesai bitince ayrılırken kazaya karışmıştır. Katılma talebimizin kabulü ve tutukluluk halinin devamını isteriz” şeklinde konuştular. Şikayetçi avukatı Taha Sarıcaoğlu da “Sanığın olayda aşırı hızlı olduğu Fatma Sevim Baltacı’yı yaklaşık 10 metre kadar havaya fırlattığı kaza tespit raporlarında mevcuttur. Sanığın semti çok iyi bildiği, AK Parti İstanbul İl Binasını bildiği dolayısıyla yaya kalabalığının yoğun olduğunu bilmesi gerekmektedir. Hız konusunda tespit yapılana kadar tutukluluk halinin devamını talep ederiz” diyerek olay yerinde keşif yapılmasını da istedi. Duruşma savcısı, sanığın tutukluluk halinin devamını talep etti.
OLAY YERİNDE KEŞİF YAPILACAK
Mahkeme, AK Parti İstanbul İl Kadın Kolları Başkanlığı’nın suçtan doğrudan zarar gören olmaması nedeniyle katılma talebini reddetti. Olay yerinde keşif yapılmasına hükmeden mahkeme, sanığın sabıkasız oluşu ve delilleri karartma ihtimali olmaması nedeniyle tahliyesine karar verdi. Sanık hakkında yurt dışına çıkış yasağı koyan mahkeme, duruşmayı erteledi.
]]>SİLAH TAVAN ARASINDA KOVANLAR ÇÖPTE BULUNDU
Cinayete ilişkin detaylı bilgiler anlatılan 16 sayfalık gerekçeli kararda; olayda kullanılan silahın sanığın evindeki banyoda tavan arasında, Delil Aysal’ın taksi içerisinden aldığı boş kovanların da mutfakta çöp kovasında bulunduğu aktarıldı.
İddianame, savcının mütalaası, sanığın ifadesi, sanık ile maktul arasında geçen konuşmalar, tanık ifadeleri ve otopsi raporu gibi tüm ayrıntılar da gerekçeli karara eklendi.
SİLAHA 3 MERMİ KOYMUŞ
Mahkeme heyeti kararında, sanığın baştan itibaren yüzünü maskeyle gizlemek, başını kapüşon ile kapatmak suretiyle üzerinde taşıdığı ruhsatsız tabancanın şarjörüne 3 mermi koymak ve maktulün sırt kısmına gelecek şekilde yağma suçunun işlenmesini kolaylaştırmak için “öldürmek” kastıyla ateş ettiğine vurgu yaptı.
Olayda kullanılan silahın sanığın evindeki banyoda tavan arasında, Delil Aysal’ın taksi içerisinden aldığı boş kovanların da mutfakta çöp kovasında bulunduğu gerekçeli kararda belirtildi.
Ateş etmenin asıl amacının maktulün araç içerisinde bulunan cep telefonu ve kulaklığı almak olduğu kaydedilen gerekçeli kararda şu değerlendirmelere yer verildi:
“SUÇLULAR BERAAT EDERSE ADALET HÜKÜM GİYER”
“Bu olaydan sonra ortaya çıkan görüntü ve ses kayıtları sanığın olayın başlangıcından itibaren yağma suçunu işlemek amacıyla hareket ettiğinin kabulünü gerektirmektedir ayrıca sanığın suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarına itibar edilmemiştir.
Yargılamada amacın mutlak gerçeklik değil mutlak gerçekliğe olabildiğince yaklaşmak umuduyla maddi gerçeklik olduğu bilinerek, başkaca araştırma yapılmasının davanın esasına etki etmeyeceği gibi usul ekonomisine de uygun düşmeyeceği anlaşılmış ve başkaca araştırma yapılmamıştır.
‘Suçlular beraat ederse adalet hüküm giyer’ cümlesinden yola çıkarak dosyadaki delillerle hüküm kurulmuştur.”
Mahkemenin kararında, sanığın eylemi sonrası herhangi bir nedametinin (pişmanlık) görülmemesi nedeniyle indirim uygulanmadığına da dikkat çekildi.
NE OLMUŞTU?
Taksi şoförü Oğuz Erge, 31 Ocak’ta saat 03.30 sıralarında Buca Gediz Mahallesi’nden kapüşon ve cerrahi maske takan, Gaziemir’e gideceğini söyleyen Delil Aysal’ı (19) aracına almıştı. Taksi, Gaziemir Belediyesi yakınlarında, Aysal’ın arka koltuktan tabancayla üç el ateş ettiği Erge ağır yaralanmış, kaldırıldığı İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetmişti.
Erge’nin üzerindeki ve aracındaki para ile eşyayı alarak kaçan şüpheli, polisin olay yeri ve çevresindeki 70 güvenlik kamerasının kaydettiği yaklaşık 110 saatlik görüntüyü incelemesiyle Buca’da saklandığı adrese düzenlenen operasyonla yakalanarak, tutuklanmıştı.
Olay öncesi, sırası ve sonrasında yaşananları ise araç içi kamerasının kaydettiği ortaya çıkmıştı. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesince hazırlanan raporda Delil Aysal’ın cezai ehliyetinin tam olduğu belirlenmişti.
8 Mart’ta yapılan yargılamada, mahkeme heyeti, sanığın “nitelikli kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “nitelikli yağma”dan 14 yıl 10 ay ile “ruhsatsız silah taşıma”dan da 2 yıl 10 ay hapse çarptırılmasına karar vermişti.
]]>Futbolu yönetenlerin, başkanların ve sporcuların üzerine düşen görevler olduğunun altını çizen Özbek, şunları kaydetti:
“Gerginliği tırmandırıcı faaliyetlerden kaçınmamız lazım. Galatasaray, 500 yıllık bir gelenekten gelen bir kulüp. Galatasaray Kulübünün hami başkanı Tevfik Fikret, söylemleriyle Mustafa Kemal Atatürk’ü etkileyebilen, Cumhuriyet’in kuruluşuna katkı veren bir isim. Böyle bir camiayı, hiç ilişkisi olmadığı, adını dahi anmak istemediğimiz yapılarla bir araya getirmenin son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Söyleyen kişilerin de böyle bir haddi olduğunu düşünmüyorum. Bu gerginlik artık son bulmalı. Bunun için herkes elinden geleni yapmak zorundadır. Pazar günü Trabzon’da cereyan eden olayların detaylı incelemesinin yapılması lazım. Bu olaylara sebebiyet veren yönetici, taraftar, sporcu kim varsa, adilane şekilde değerlendirilip gerekli cezaların verileceğine eminim. Böyle yapılması gerekiyor. Bir milat olması lazım. Olayların bu güne nasıl geldiğinin, gelişini hazırlayan sebeplerin incelenmesi lazım. Sadece sahada oluşmuş günlük bir olay olduğunu değerlendirmiyoruz. Sezon boyu bir akışı var. Türkiye Futbol Federasyonunun (TFF) buna sebep olanlara, bu olaylara karışanlara adil bir yargılamayla gereken cezaları mutlaka vermesi lazım. Geçmişte çok iyi örnek olmayan, bugünleri hazırlayan olaylar var. Aynı hataya düşmemek lazım. Türk futbolunun geleceği önemliyse, bu olaylarla ilgili PFDK’nin alacağı kararlar da o derece önemlidir. TFF’ye çok büyük iş düşüyor. Türk futbolunu bu kaostan çıkarması lazım.”
ALİ KOÇ’UN İSTİFASI
Ali Koç’un Kulüpler Birliği Vakfındaki başkanlık görevinden istifa etmesinin kişisel bir karar olduğunu, Kulüpler Birliği Vakfının da önemli bir kurum olduğunu dile getiren Özbek, çok önemli isimlerin bulunduğuna dikkati çekerek, vakfı en iyi şekilde temsil edecek bir kişiyi başkan seçeceklerini söyledi.
Fenerbahçe Kulübü Başkanı Ali Koç’un, düzenlediği basın toplantısında Dursun Özbek’in ortak tanıdıkları aracılığıyla görüşme talebinde bulunduğunu ifade etmesi hakkında konuşan Özbek, konunun 4-5 ay önce yaşandığını belirterek, “Ali Bey’in söylediğinden farklı olarak, kendisi Türk futbolundaki gergin ortamın ortadan kalkması için bana çağrıda bulundu. Ali Bey’le bu konuyu görüşebileceğimizi, kendi düzenlediği mekanda buluşabileceğimizi, Türk sporundaki gergin ortamın son bulması için bir araya gelebileceğimizi söyledim. İşin başından beri Türk sporuna hakim olan bu gerginliğin ortadan kalkması, daha güzel günlerde bu sportif yarışı yapabilmemiz için bu görüşmeyi ben de Ali Bey de kabul etti. Daha sonra kendisi bir açıklamaya istinaden görüşmeyi iptal etti. Olayın özeti budur. Gerginliğin sona ermesini istedik fakat rakibimiz bu görüşmeyi iptal etti. Keşke görüşebilseydik, bugünlere gelmeseydik. Türk sporundaki bu gerginliğin önemle incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Geçmişten bugüne yaptıklarımızı göz önüne almamız lazım. Bunların ne kadar faydası, ne kadar zararı olmuştur, bu muhasebenin yapılması gerekiyor” açıklamasını yaptı.
“TFF’DEN KONUYLA İLGİLİ BİR ÇAĞRI YOKTUR”
7 Nisan’da Şanlıurfa’da oynanması planlanan Süper Kupa finaliyle ilgili olarak Fenerbahçe Kulübünün erteleme başvurusunda bulunmak istemesi de hatırlatılan Özbek, konuyla ilgili şunları söyledi:
“TFF bir tarih açıkladı. 7 Nisan’da Şanlıurfa’da oynanacak. Urfalı kardeşlerimiz bizi devamlı arıyor. İki büyük kulübün buradaki maçını izlemek için hazırlıklarını yapıyorlar, son derece heyecanlılar. Bundan sonraki gelişmeler TFF’nin inisiyatifindedir. TFF’den konuyla ilgili bana ya da kulübe iletilen herhangi bir çağrı yoktur. Bize iletilmiş olan 7 Nisan’da maçın oynanacağı şeklindedir. Erteleme konusu, gündemimize geldiğinde cevaplamamız gereken bir konudur. Bize gelen herhangi bir talep ya da bilgi yoktur. Galatasaray’ın bir yönetimi var. Konu gündemimize gelirse değerlendiririz. Böyle bir soru Galatasaray’a sorulmamışken, herhangi bir fikir beyan etmek yanlıştır. TFF bunu Galatasaray’a sorarken, gerekçesiyle soracaktır. Bu gerekçe de önemlidir. Galatasaray, bunun ne kadar uygun, ne kadar adil olduğunu değerlendirecektir. Ama böyle bir talep yokken fikir beyan etmemiz doğru değil. Karar mekanizması TFF’dir. Galatasaray, Türk futbolunun hayrı için, Türk futboluna faydası olacak her türlü kararın arkasında durur.”
]]>“O ZAMAN GİT KARINI ÇALIŞTIR”
Olay, 2022 Ekim’de Nilüfer ilçesi İhsaniye Mahallesi’ndeki Barış Parkı’nda meydana geldi. Kerem D., alkol almak için parka gitti. Bankta oturan Kerem D.’nin yanına bir süre sonra Ali K. geldi. Kerem D., yanına oturan kişiyle birlikte içki içip dertleşti. Kerem D.’nin, borçları yüzünden maddi sıkıntıda olduğunu söylediği Ali K., iddiaya göre, kendisine “O zaman git karını çalıştır” dedi.

Ali K.
İkili arasında çıkan tartışma büyüyüp tekmeli, yumruklu kavgaya dönüştü. Bu sırada Ali K., cebinden çıkardığı çakıyı Kerem D.’nin boğazına sapladı. Yaralı halde kaçan Kerem D., bir kafeye sığınıp yardım isterken, ihbarla olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kerem D., sağlıkçıların ilk müdahalesinin ardından kaldırıldığı hastanede tedaviye alındı.
Polis ekipleri, olayın gerçekleştiği parkın bulunduğu sokakta yürüyen Ali K.’yi yakalayıp gözaltına aldı. Emniyetteki işlemlerinden sonra adliyeye sevk edilen Ali K., çıkarıldığı mahkemede tutuklandı.
“BENDEN EV İSTEDİ”
Hakkında, ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 15 yıla kadar hapis cezası istemiyle Bursa 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılan Ali K., ifadesinde, “Kerem D.’yi hiç tanımıyorum. Aşırı alkollüydü. Bir anda ne olduğunu anlayamadım. Kendi kendine küfürler ederek, bana tekme ve yumrukla saldırdı. Anneme, babama küfürler savurup bana kafa attı. Ellerimle kendimi korumaya çalıştım, bu kez boğazımdan tuttu, gömleğimi yırttı. Çakı o anda elimdeydi, şahsa ben çakıyla vurmadım. Ben ellerimde kan olduğunu görünce, ambulans çağırdım ve olay yerine dönmedim” dedi.
Ali K. “Ben kasıtlı olarak şahsı yaralamadım. Cezaevindeyken de kardeşime ulaşarak, şahısla ilgilenmelerini söyledim. Suçsuzum, beraatimi talep ederim. Kerem D., bu olaydan sonra benden ev istedi. Şikayetini ancak bu şartla geri çekeceğini söyledi. Kendisinden de özür diliyorum” diye konuştu.
“6,5 LİTRE KAN KAYBETMİŞİM”
Kerem D. ise mahkemedeki ifadesinde Ali K.’yi ilk kez olay günü gördüğünü, alkol aldıkları sırada, geçim derdi hakkında konuşurken kendisine, “Paran yetmiyorsa karını da çalıştır” diye konuştuğunu söyleyerek, şöyle konuştu:
– Bir anda benimle kavga etmeye başladı. ‘Benim burada başım belaya girecek’ dedim. Torbamı alıp gidecekken, 6’ncı adımımda sanık bıçak çekti. O esnada benim arkamdaydı, kendisini göremiyordum, ben eve gidiyordum. Kanı görünce bir kafeye gidip yardım çağırdım. Etraftaki insanlar ambulans ve polisi çağırdılar, hastaneye kaldırıldım.
– Doktor beni görünce ‘ex’ olduğumu söyledi. Bilincim açıktı, konuşulanları duyuyordum. 6,5 litre kan kaybetmişim. 4 gün yoğun bakımda kaldım. Daha sonra kalıcı olarak ses tellerimde, sol kulağımda ve sol kolumda felç oluştu. Kulağım duymuyor. Namusum, şerefim ve çocuğum üzerine yemin ederim sanığı tanımıyorum, önceden bir husumetim yoktur.
“ARBEDEDE DENK GELMİŞTİR”
Ali K.’nin avukatı Alper Kahraman ise müvekkilinin suç vasfının ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ olarak nitelendirilmemesi gerektiğini söyleyerek, “Müvekkilin doğrudan müştekiye yönelmiş herhangi bir kastının olmadığı açıktır. Fakat Kerem D.’nin müvekkilin üzerine saldırdığı ve bu sırada sanığın elinde bulunan çakının kendisini yaraladığı gözetildiğinde, müvekkilim Ali K.’nin yaralama kastı ile hareket etmediği görülmektedir. Çakının arbede esnasında müştekiye denk geldiği sabittir” diye konuştu.
Yapılan 3’üncü duruşmada ara karar veren mahkeme heyeti, tutuklulukta geçirmiş olduğu süre, delillerin büyük ölçüde toplanmış olması ve sanığın müdahale edebileceği bir delilin kalmamış olması, suç vasfının sanık lehine değişme ihtimali nedeniyle Ali K.’nin tahliyesine karar verip, duruşmayı erteledi.
]]>N.C., Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Yoğun Bakım ünitesinde yatarken, 17 Mayıs’ta hastanede hemşire olarak görev yapan Emre Kale’nin (30) cinsel saldırısına uğradı. N.C.’nin yattığı odaya ilaç almak için giren hemşirelerden E.E. ise yaşanan olayı görüp, durumu üstlerine bildirdi.
Yoğun bakım ünitesindeki güvenlik kameralarını izleyen güvenlik personeli, cinsel saldırıyı kameradan tespit etti ve görüntülerle birlikte polise şikayette bulunuldu.
İhbar üzerine çalışma başlatan polis, şüpheli Kale’yi, Bayraklı ilçesinde bir mekanda eşiyle yemek yerken gözaltına aldı.
Emniyette güvenlik kayıtları izletilen şüpheli, “Hastaya vermiş olduğum ilaçlar kendi elektronik sisteminde bulunan ilaçlar, görüntülerin devamı için söyleyecek herhangi bir şeyim yoktur” dedi.
Emniyetteki ifadelerin ardından Kale, sevk edildiği mahkemede tutuklandı, N.C. de olaydan bir süre sonra hayatını kaybetti.

40,5 YIL HAPİS İSTENDİ
Kale hakkında, ‘Kamu görevini kötüye kullanarak beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı cinsel saldırı’ ve ‘Uyuşturucu ve uyarıcı madde temin etme’ suçundan toplam 40,5 yıla kadar hapis cezası isteminde bulundu.
İddianame, İzmir 20’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Olayla ilgili N.C.’nin yakınları geçen yıl mayıs ayında, EÜ’ye 2 milyon TL manevi tazminat davası açtı.
Davanın görüldüğü İzmir 5’inci İdare Mahkemesi, 2 milyon TL yerine 600 bin TL manevi tazminatın faiziyle ödenmesine karar verdi.
Bunun üzerine davacılar manevi tazminat miktarının düşük belirlendiği gerekçesiyle; davalı idare ise idarelerinin kusurunun bulunmadığı, manevi tazminata faiz işletilmemesi gerektiğini ileri sürülerek konuyu istinafa taşıdı.
6’ncı İdare Mahkemesi dosyayı gördü. İstinaf başvurunun reddine karar verdi.
HAKİMLERDEN BİRİ ŞERH KOYDU
Ancak hakimlerden biri karara karar şerh düştü ve gerekçesini ise şu sözlerle açıkladı:
-Davacıların 4’üncü evre akciğer kanser hastası olması nedeniyle nefes alması güç olan ve oksijen maskesi kullandırılan, olaydan 1 hafta sonra vefat eden anneleri N.C.’nin sağlık hizmeti sürecindeki tedaviyi uygulayacak olan davalı idarenin çalışanı hemşire Emre Kale tarafından yoğun bakımdayken doktorlar tarafından yazılmayan uyuşturucu içerikli ilacı vererek ve oksijen maskesini çıkartmak suretiyle 20 dakikaya yakın süre ağızdan nefes almasını engelleyici şekilde cinsel saldırıda bulunulduğu anlaşıldığından, olayın niteliği, oluşan hizmet kusurunun ve sonuçlarının ağırlığı, hastanın son günlerinde bu acıyı yaşaması, kızlarının annelerinin katlanmak zorunda kaldığı olay nedeniyle duydukları acı, üzüntü, ruhsal travma, manevi boşluk göz önünde bulundurulduğunda; idarelerin kusurunun ağırlığını ortaya koyacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek, bir başka ifade ile benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı, aynı zamanda cezalandırıcı ve her durumda zenginleşmeye yol açmayacak 1 milyon TL manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği düşüncesiyle kabul edilen manevi tazminat miktarı yönünden çoğunluk kararına katılmıyorum.
‘KARARIN DANIŞTAY’DA BOZULACAĞI KANAATİNDEYİZ’
Bunun üzerine aile, avukatları Sezai Ağustos aracılığıyla konuyu Danıştay’a taşıdı. Ağustos, “İzmir 5’inci İdare Mahkemesi 600 bin TL manevi tazminata hükmetti. Ancak hükmedilen tazminat düşük olduğundan karara itiraz etmiştik. Bölge İdare Mahkemesi de itirazımızı reddetti fakat hakimlerden biri de bizimle aynı düşüncede karara muhalefet etti. Bir daha bu tür bir çirkin bir eylemin olmaması için caydırıcılık unsuru ağır basan bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirdi. Kararın Danıştay’da bozulacağı kanaatindeyiz” dedi.
]]>Kamyon, 100 metre ileride dururken Anıl Aci, çarpmanın etkisiyle savruldu. İhbar üzerine olay yerine, sağlık, polis ve jandarma ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen sağlık ekiplerince hayatını kaybettiği belirlenen Anil Aci’nin cenazesi Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü. Kazanın ardından gözaltına alınan kamyon şoförü 32 yaşındaki Sait İ. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

‘RÜZGAR SAVURDU’ DİYEREK SAVUNDU
Sait İ. ifadesinde “Rüzgarın idaremdeki aracı hafif savurması sonucu aracım sağ tarafa doğru yani emniyet şeridine doğru savruldu. Sonrasında emniyet şeridinde bir araç olduğunu fark ettim ve aracı toparlamaya çalıştım. Ancak emniyet şeridindeki aracın sol yanına sürterek çarptım. Orada birisine çarptığını aracımın aynasından arkaya baktığımda gördüm. Yolda herhangi bir ikaz bulunmamaktaydı” dediği öğrenildi.

Anıl Aci ve nişanlısı Elif Aydın
“ONUN Kİ YURT DIŞINA KAÇTI, BİZİMKİSİ SERBEST BIRAKILDI”
Baba Soner Aci, “Oğuz Murat Aci’nin olayının birebir aynısı. Nasıl emniyet şeridinde onları gelip ezip geçtiyse, kaza aynı fakat yerler ayrı, bizi de emniyet şeridinde geldi ezip geçti. Kaza anını şöyle hatırlıyorum. Bir toz duman içinde kaldım önüme baktığım zaman, kamyonun hızla gittiğini gördüm. Ben o arada olayın tam farkında değildim, bağırdım ‘kamyonu yakalayın’ dedim. Kamyon 500 metre sonra durdu. Zaten arkamı döndüğümde olanlar olmuştu. Arızaya bakacaktık, basit bir şeyse kendi çabamızla yapmaya çalışacaktık fakat durmamızla, kaputu açtık ve arkasından bu olay yaşandı. Arabayı ben kullanıyordum. Kaza hemen hemen birebir aynı, emniyet şeridinde. Onunki yurt dışına kaçtı, bizimkisi de bir gece gözaltında kaldı ertesi gün serbest bırakıldı. Adaletli bir şekilde tecelli etmesini istiyorum” dedi.

“ACININ NE OLDUĞUNU DAHA ANLAYAMADAN SERBEST BIRAKILDI”
Nişanlısından geriye kalan yüzüğü boynunda taşıyan Elif Aydın ise, “Olay anında orada değildim ama onlarla gidecektim. O gün biz zaten Anıl ile beraberdik. Dediği gibi düğünüme iki ay vardı. Nikah tarihi almak için beraberdik o gün, nikah tarihi almaya gittik. Acının ne olduğunu daha anlayamadan benim perşembe günü karşıma avukat çıkıp dedi ki, ‘Adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.’ Şu kadarcık bir dosya getirdiler elime, dedim ki, ‘Bu mu bunun karşılığı’. Anlatmadığımız duyguların vicdan azabını çekip, bir köşede oturup saatlerce duruyoruz. İnsanlar bizi toplamaya çalışıyor. En azından ilk duruşmaya kadar, o dört duvarın içinde kalsın. Vicdanıyla baş başa kalsın” ifadelerine yer verdi.
]]>Otomobil olay yerinden uzaklaşırken, vücuduna 4 kurşun isabet eden Arif Akcan, kanlar içerisinde yere yığıldı. Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye sevk edilen ambulansla Çekirge Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Akcan, kurtarılamadı. Olay yerinde yapılan incelemede çok sayıda boş kovan tespit edildi.
Olayla ilgili çalışma başlatan İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, çevredeki güvenlik kameralarını inceledi, görgü tanıklarının ifadelerine başvurdu. Yapılan araştırmada, otomobili kullananın Can Sır, ateş eden kişinin ise İlker Karagöz olduğu tespit edildi.
Şüphelilerden Can Sır, bir gün sonra Yıldırım ilçesi Bursa-Ankara kara yolu üzerinde yürürken, İlker Karagöz ise cinayetten 2 gün sonra, kaçtığı İnegöl’de anayol üzerindeki ağaçlıkta yakalanarak gözaltına alındı. Can Sır ile İlker Karagöz, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri adliyede çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Arif Akcan
CİNAYETİ İTİRAF ETTİ
Birçok suçtan kaydı bulunan ve cinayeti itiraf eden İlker Karagöz’ün, alkollü haldeyken tartışma çıkardığı gerekçesiyle Akcan’ın, İnegöl ilçesindeki gece kulübünden çıkarıldığını, bu nedenle onu Bursa’ya kadar takip edip, öldürdüğünü söylediği öğrenildi.
Ayrıca saldırı, bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde Akcan’ın, yolda yürürken arkasından gelen otomobilden ateş açıldığı ve yere yığıldığı görüldü.
“GÜRÜLTÜ YAPTIĞIM İÇİN DIŞARI ÇIKARDILAR”
Haklarında Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanıklar İlker Karagöz ve Can Sır’ın yargılanmasına başlandı. Mahkemede ilk kez ifade veren İlker Karagöz, olayın yaşandığı tarihte Arif Akcan’ın İnegöl ilçesinde işlettiği eğlence mekanından, gürültü yaptığı gerekçesiyle çıkartıldığını söyleyerek, “Arif Akcan’ın işlettiği içkili mekana, arkadaşlarımla eğlenmek için gitmiştim. Burada gürültü yaptığım gerekçesi ile bizimle tartıştılar ve bizi yaralayıp dışarı attılar. İş yerinden çıktıktan sonra, iş yerinin önünde Arif Akcan ile de tartıştık. Biz daha sonra oradan ayrıldık” dedi.
“CEBİMDE HOBİ AMAÇLI SİLAH TAŞIYORDUM”
Karagöz, mekandan çıkarıldıktan sonra başka bir yere eğlenmek için gittiğinde tesadüfen Arif Akcan’ı yolda gördüğünü ve kendisine 4 el ateş ettiğini belirterek şunları söyledi:
“Benim Arif Akcan’ın iş yerine gittiğimde, üzerimde hobi amaçlı taşıdığım tabancam bulunuyordu. Olay yerinden ayrıldıktan sonra, başka bir eğlence mekanında arkadaşım Can ile tesadüfen karşılaştık.
Ben başka bir suçtan cezaevine gireceğim için, son kez eğlenmek amacıyla o gece dışarıda vakit geçiriyordum. İnegöl’deki eğlence mekanları çok kalabalık olduğu için Bursa’ya gitmek istedim.
Eğlenmeye giderken tesadüfen Arif Akcan’ı, Altıparmak Caddesi’nde gördüm. Can’a silahı göstermeden, arabadan Akcan’a kızdığım için ateş ettim. Ailem var, çocuklarım mağdur oldu. Maddi durumumu göz önünde bulundurmanızı talep ediyorum ve tahliyemi istiyorum.”
“İLKER’İN SİLAHLA BİRİNİ VURACAĞINI BİLMİYORDUM”
Olay günü İlker Karagöz’ün içinde bulunduğu aracı kullanan Can Sır ise Arif Akcan ile aralarındaki husumetten haberi olmadığını söyleyerek, “İnegöl’de eğlence mekanları kalabalık olduğu için, İlker’in yönlendirmesi ile Bursa’ya gitme kararı aldık. Birlikte Altıparmak Caddesi’nde seyir halindeyken, İlker bana aracı yavaşlatmam gerektiğini söyledi. Ben de gireceğimiz mekana geldiğimizi düşünerek yavaşladım. O anda İlker Karagöz’de silah olduğunu fark etmemiştim. İlker bir anda cebindeki silahı çıkartarak rastgele ateş açtı. Olayın şoku ile kime neden ateş ettiğini anlamadım. İlker aracımı İnegöl’e sürmem gerektiğini ve kimseye bir şey söylemememi istedi. Korkudan eve gittim ve sonra yakalandım. Konu ile alakam yoktur. Beraatimi istiyorum” diye konuştu.
“SUÇTA KULLANILAN SİLAHIN DEĞERİ 200 BİN LİRA”
Maktul Arif Akcan’ın ailesinin Avukatı Büşra Öztürk Karaçam ise İlker Karagöz’ün hobi amaçlı taşıdığını söylediği silahın değerinin 200 bin lira olduğuna dikkat çekerek, “Sanığın ekonomik durumu ile bu silahı alması mümkün değildir. Sanık İlker Karagöz’ün hesabının araştırılmasını istiyoruz” dedi.
Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
Mahkeme Başkanı, Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunun ulaştığını tutanağa geçirdi.
Raporda, otopsi raporuna göre maktulün zehirlenerek öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı, bilincini kaybettirecek veya azaltacak, kendisini savunmasına etki edecek herhangi bir maddenin de tespit edilmediği kaydedildi.
Maktuldeki yaralanmalarının tamamının boğma öncesinde meydana getirildiği ve yaralanmaların sert ve künt bir cismin (sanığın ifadesinde belirttiği şekilde kırık sandalye bacağı, sopa ve benzeri cisim) doğrudan vurulması ile oluşturulmuş nitelikte olduğu anlatıldı.
3 Kafa bölgesindeki yaralanmaların yaşamını tehlikeye sokar nitelikte olduğu belirtilen raporda, kafatasında ve yüzünde kemik kırıkları bulunan ve beyin kanaması bulunan maktulün ölümünün bağla boğmaya bağlı meydana geldiği vurgulandı.
Raporda, ölende meydana gelen yaralanmaların tamamının sanığın kendisi tarafından yapılabileceği gibi bir başkası ya da başkaları tarafından da yapılmış olabileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamadığı da belirtildi.
TAKINTILIYDI, OLAYLARA KENDİSİ SEBEBİYET VERDİ
Rapora karşı savunması sorulan sanık Seçil Çiftçi, raporun kendi sözlerini doğruladığını öne sürerek Kafasının arkasına önce viski şişesiyle vurmuştum. Ancak herhangi bir şekilde etkilenmedi.
Elinde bıçak olduğu için bu defa sopayla birkaç kez kendisine vurdum. Sağ kolundaki yaralanmalar muhtemelen bu sırada oluşmuştur. Aynı zamanda kurtulmak için kafasına ve başka yerlerine de sopayla vurdum. Darbe almasına rağmen etkilenmeyip tekrar kalkmaya çalıştı. Boğma olayına ilişkin olarak da sadece o anda yerde bulduğum külotlu çorap ile kollarını bağlamak istedim.

O anda boğazına nasıl geldiğini hatırlamıyorum. Olay sebebiyle çok pişmanım dedi. Maktulün olaydan bir hafta kapısında yattığını belirten Çiftçi, Keşke ailesi bu hassasiyeti yaşarken gösterseydi. Madem kardeşinizle husumetimin olduğunu biliyorsunuz engel olmadınız, kör öldü badem gözlü mü oldu! Ben istemeden bu durum yaşandı. Takıntılıydı. Tokat’tan İstanbul’a geldi. Olaylara kendisi sebebiyet verdi diyerek tahliyesini talep etti. Sanık avukatı Onur Kemal, maktulle müvekkilinin daha önceden husumetli olduklarını, daha önce müvekkilini tehdit ettiğine dair mesaj ve arama kayıtlarının dosyada bulunduğunu kaydederek meşru müdafaa koşullarının oluştuğunu ve tahliye talep ettiklerini belirtti.
“BİRDEN FAZLA KİŞİ TARAFINDAN PLANLANARAK ÖLDÜRÜLMÜŞTÜR”
Şikayetçi Sevgi Arslan, Seçil’in de sürekli olarak ağabeyini aradığını, barışmak istediğini ve rahatsız edildiği yönündeki beyanlarının doğru olmadığını söyleyerek her iki sanığın da cezalandırılmasını talep etti.
Diğer şikayetçiler de sanığın bu eylemi tek başına yapmasının mümkün olmadığını vurguladılar. Şikayetçi avukatı Selman Ok, gelen raporda maktul Semih Sevim’in önce acımasızca darp edildiğini ardından katledildiğini bu eylemi tek başına yapamayacağını ifade ederek “Birden fazla kişi tarafından planlanarak canavarca öldürülmüştür. Her iki sanığın da en üst hadden cezalandırılmasını, Seçil’in tutukluğunun devamını, sanık Cemal Çiftçi’nin tutuklanmasını talep ediyoruz dedi.
“TEK BAŞIMA YAPTIM”
Yeniden söz alan Seçil Çiftçi, Eylemi tek başıma yaptım. Yanımda kimse yoktu. Yalnız yaşayan bir insanım. Deliller ortadadır, tahliyemi istiyorum dedi. Baba Cemal Çiftçi olayla ilgisinin olmadığını söyleyerek suçlamaları reddetti.
DOSYA MÜTALAAYA GÖNDERİLECEK
Mahkeme heyeti, mütalaanın hazırlanması için dosyayı duruşma savcısına gönderilmesine, sanık Seçil Çiftçi’nin tutukluluk halinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
İDDİANAME
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, 1 Ocak 2023’te Sancaktepe Sazak Çeşme Mesire Yeri yakınlarında kimliği tespit edilemeyen bir kişinin ölü bulunması üzerine soruşturmaya başlandığı, ölen kişinin daha önce hakkında kayıp ihbarı bulunan Semih Sevim (40) olduğunun tespit edildiği belirtiliyor.
İddianamede, sanık Seçil Çiftçi’nin tek başına tespiti yapılan yaralanmalara sebebiyet veremeyeceği ve babasıyla birlikte maktulün ölümüne neden olan fiilleri gerçekleştirdikleri yönünde kanaat oluştuğu anlatılıyor.
Seçil Çiftçi ve babası Cemal Çiftçi’nin Tasarlayarak kasten öldürme suçundan ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları isteniyor.
]]>Öldürülen Korkmaz’ın annesi R.K. (69) ise “Benim oğlumu 8 kasa bira için mi öldürdüler” diyerek tepki gösterip, gözyaşı döktü. Sanıklardan Muhammet Bozkurt’un babası Zihni Bozkurt (58) ve Levent Aydenk’in (48) tahliye edildiği duruşma ertelendi.
POMPALI TÜFEKLE ÖLDÜRDÜ
Olay, 23 Mayıs 2022’de Devrek ilçesi Çaydeğirmeni beldesinde Tolga Korkmaz’a ait gazinoda meydana geldi. Bir başka gazino sahibi Muhammet Bozkurt, babası Zihni Bozkurt, Levent Aydenk ve Ahmet K. (50) Tolga Korkmaz’dan 8 kasa bira borcunu tahsil etmek için işlettiği gazinoya gitti. İki gazinocu tartışırken, tabancasını çeken Levent Aydenk birkaç el ateş etti. Bu sırada Muhammet Bozkurt da aracından aldığı pompalı tüfekle Korkmaz’a ateş açtı. Saçmaların isabet ettiği Korkmaz, yere yığıldı. Yaralanan Tolga Korkmaz, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.

Tolga Korkmaz
Olayın ardından kaçan Muhammet Bozkurt, babası Zihni Bozkurt ve Levent Aydenk, bir süre sonra jandarmaya teslim oldu. Muhammet Bozkurt’un o dönem nişanlı olduğu, olayda kullanılan silah ile otomobilin sahibi olan eşi Z.Ş.B. (39) ve olay gecesi şoförlük yapan Ahmet K. de, bağlantıları olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Nöbetçi mahkemeye çıkarılan şüphelilerden Muhammet Bozkurt, Zihni Bozkurt, Levent Aydenk ve Ahmet K. tutuklanırken, Z.Ş.B. adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Bir süre sonra Ahmet K. de adli kontrol şartıyla tahliye edildi.
DAVA AÇILDI
Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameyle Zonguldak 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede Muhammet Bozkurt’a ‘kasten öldürme’ suçundan müebbet, Levent Aydenk’e ‘öldürmeye teşebbüs’ suçundan 15 yıla kadar, Zihni Bozkurt ve Ahmet K.’ye ‘suça iştirak’ suçundan müebbet, Z.Ş.B.’ye ise ‘yardım etme’ suçundan 15 yıla kadar hapis istendi. Muhammet Bozkurt ile Z.Ş.B. cezaevindeyken evlendi.

Muhammet Bozkurt
Davanın ilk duruşması görüldü. Salonda, ölen Tolga Korkmaz’ın annesi R.K. (69), sanıklar Muhammet ve babası Zihni Bozkurt ile eşi Z.Ş.B.’nin yanı sıra avukatlar hazır bulunurken, Levent Aydenk ile Ahmet K. ise SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katıldı.
“BABAMI KURTARDIM”
Muhammet Bozkurt ifadesinde, Tolga Korkmaz’ı 8 kasa bira borcunu almak için aradığını, onun da ‘Gel gazinoya paranı vereceğim’ dediğini söyleyerek, şunları kaydetti:
– Müzikholün orada 7-8 kişilik bir grup vardı. Levent ile arabadan indik. Dışarı çıkan Tolga Korkmaz, üzerime doğru yürüyüp ‘Sen kimsin, beni para için arıyorsun? Para için buraya geliyorsun’ dedi. Ben de ‘Abi ne oluyor bizi mi döveceksin. Beni sen çağırmadın mı?’ dedim. O arada Levent, ‘Durun sakin olun konuşmaya geldik’ dedi. Ancak Tolga, Levent’i itti. O arada biri de Levent’e vurdu. Sonra bütün kalabalık üzerimize çullandı. Başta yumruklarla daha sonra boş bira şişeleri, sandalyeler ve ellerine ne geçerse onunla saldırdılar. O sırada bize doğru gelen babamın yüzüne 1 takoz parçası isabet etti.
– Babam yere düştü. Kalabalıktan sıyrılıp babama doğru yöneldim. O sırada arkamdan 3-4 el silah sesi duydum. Karşı tarafın ateş ettiğini düşünerek paniğe kapıldım. Levent’te silah olduğunu bilmiyordum. Ben de o anlık panikle arabamdaki tüfeği aldım. Tüfeği aldıktan sonra 3-4 kişilik kalabalığın olduğu tarafa doğru yanlış hatırlamıyorsam 1 kez ateş ettim. Ortalık biraz dağıldı. Babamla biri boğuşuyordu, tekme atıp babamı kurtardım. Köye kaçtım. O dönem nişanlım olan eşim Z.Ş.B. de bizi teslim olmamız için ikna etti.
“2 AY ÖNCE VURULMUŞTUM, PANİKLEDİM”
Pişman olduğunu söyleyen Bozkurt, “Böyle bir şey olmasını istemezdim. Kimseyi öldürmek veya yaralamak gibi bir kastım yoktu. Kalabalığın elinden babamı ve Levent’i kurtarmak için silah kullanmak zorunda kaldım. Olaydan 2 ay önce vurulmuştum, silah sesini duyunca panikledim” diye konuştu.
Başına aldığı darbeden sonra olayları ve kişileri tam göremediğini söyleyen Zihni Bozkurt, yerde dövüldüğü sırada oğlunun kendisini kurtardığını söyledi. Levent Aydenk ise kendisini korumak için silahını ateşlediğini belirtti.
Muhammet Bozkurt’un eşi Z.Ş.B. ise 7 yıldır beraber olduklarını ve beraber çalışıp ev ile arabalar aldıklarını, araçları da birlikte kullandıklarını belirtti.
ANNE: BEDELİNİ KİM ÖDEYECEK?
Öldürülen Tolga Korkmaz’ın annesi R.K. şikayetçi olurken, “Ben her şeyin planlı olduğunu düşünüyorum. Benim oğlumu 8 kasa bira için mi öldürdüler, niye öldürdüler oğlumu? Bunun için mi? Bedelini kim ödeyecek” diyerek gözyaşı döktü.
Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklardan Zihni Bozkurt ve Levent Aydenk’in üzerine atılı suçun niteliğinin değişme ihtimalini ve tutuklu geçirdikleri süreyi göz önünde bulundurarak tahliyelerine karar verdi. Muhammet Bozkurt’un tutukluluğunun devamına karar verilen duruşma, kamera görüntülerinin bilirkişi tarafından incelenmesi için ertelendi.
Tolga Korkmaz’ın yakınları ise duruşma çıkışında sanıklar cezaevi aracıyla götürülürken ‘katiller’ diye bağırarak tepki gösterdi.
]]>Olayın ardından T.C.’nin, yazar olan annesi Eylem Tok tarafından Mısır’a kaçırıldığı tespit edilmişti. Olayla ilgili soruşturma başlatan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Eylem Tok hakkında ‘Suçluyu kayırma’ suçundan ve oğlu T.C. hakkında ‘Bir kişinin ölümü ile birlikte birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet vermek’ suçundan 2 Mart 2024 tarihinde yakalama kararı çıkardı. Başsavcılık, bugün anne ve oğlu için kırmızı bülten çıkarılması talebi hazırlayarak Adalet Bakanlığı’na gönderdi.
Olayla ilgili yeni detaylar ortaya çıktı. Hayatını kaybeden Oğuz Murat Acı’nın avukatı Hacı Orhan, Eylem Tok’un çocuğu ile birlikte 2 Mart 2024 tarihinde saat 03.50 sıralarında İstanbul Havalimanı’na, ayrıldığı eşi Bülent Cihantimur’un iş yerinde çalışan kişilerin getirdiğini açıkladı.
“18 YAŞINDAN KÜÇÜK 10 GENÇ”
Av. Orhan, açıklamasında şunları söyledi:
* “Ne yazık ki, 18 yaşından küçük 10 genç, Sarıyer Göktürk yolunda lüks araçlarıyla düzenledikleri yarış sonucu talihsiz bir olaya neden oldu. Üç ATV ile seyir halinde olan müvekkillerimiz, arkadan gelen lüks araçların yarışı sırasında çarpması sonucu 1 kişi hayatını kaybetti; geri kalanlar ise çok ağır şekilde yaralandı. Bu trafik kazasının ardından olay yerine gelen annenin, maalesef, yapmış olduğu ihmaller müvekkillerin acısına daha da katkı sağlamıştır.
* Yapmış olduğu açıklamalar da müvekkillerimizin acısını artırmıştır. Müvekkillerimizin tek talebi, suçluların bir an önce adalete teslim olması, yargılanması ve gerekli cezayı almasıdır. Ne yazık ki, orada yaralanan müvekkillerimizin beyanlarına göre, telefonlarının ellerinden alındığını, kendilerinin bizzat bildirdiği bir durum. Telefonları ellerinden alınan yaralılar, ne yazık ki kimseyi arayamıyorlar.”
“TELEFONU BAŞKA BİRİSİ AÇIYOR”
Orhan, yaralıların 1 saat boyunca yardım beklediklerini belirterek şöyle konuştu:
* “Göktürk-Sarıyer orman yolunda ne yazık ki saat 23.30’dan sonra çok tenha bir yer olduğu için çok az araç gidiş gelişi oluyor. Onların olay yerinden ayrılmasının ardından oradan geçen bir vatandaşın olaya müdahale etmesi üzerine, gerekli kişiler ve emniyet çağrılıyor, çocukların aileleri aranıyor. Çocukların, yaralılardan birisine gidip ‘Kimi aramam gerekiyor, var mı aklında bir numara?’ diye soran vatandaşa yardımcı olan müvekkilimiz, onun telefonunun gizli cebinde olduğunu söylüyor. Vatandaş telefonu alıp ‘Babam’ diye kayıtlı olan müvekkilimizin babasını arıyor; babası da diğer çocukların babasını arıyor, çünkü hepsi akraba.
* Diğer baba, kendi oğlunu aradığında telefonu başka biri açıyor ve ‘Ben güvenlik görevlisiyim, bu telefon bana bırakıldı’ diye beyanda bulunuyor. Daha sonra bir hanımefendi kendisini arayıp ‘Oğlunuz iyi bir şeyi yok’ diye beyanda bulunuyor. Ne yazık ki, görgü tanıklarından birisi vefat eden Oğuz Murat ile konuştuğunu, yaklaşık 1 saat boyunca yardım beklediklerini beyan ediyor. Eğer bu ihmal olmasaydı, annenin yapmış olduğu eylem, ihmalden kasten adam öldürmeye kadar gidecek bir süreci başlatmıştır.”
“‘HABERİM YOK’ DİYORDU, BABA İLE İLGİLİ ŞİKAYETÇİ OLACAĞIZ”
Av. Orhan, baba Bülent Cihantimur hakkında şikayetçi olacaklarını ifade ederek şunları aktardı:
* “Şu an, delil karartma amacıyla oğlunu yurt dışına kaçırmış durumda. Şu anki bilgilere göre, hanımefendi, ‘Ben kimsenin yaralı, ölü olduğunu bilmiyordum ama oğlumu kaçırmak istedim’ şeklinde beyanda bulunmuş. Bugün burada olmamızın sebebi, yeni öğrendiğimiz bir gelişme. En son gördüğümüz kadarıyla, suçlu anne ve çocuğu bırakan kişilerin, ne yazık ki, babanın iş yerinde çalışan kişiler olduğunu öğrendik. Baba şimdiye kadar ‘benim haberim yok’ diyordu, bu tamamen birlikte alınan bir karar. Siz anne olarak çocuğunuzu yurt dışına kaçıracak kadar tedirgin hissediyorsanız bunu babayla paylaşırsınız. Havaalanına bırakanlar, babanın çalışanları olduğu için babayla ilgili şikayette bulunacağız.”
“DAHA ÖNCE YARIŞLAR SEBEBİYLE HAKLARINDA ŞİKAYETLER VAR”
Orhan, 10 çocuk hakkında aşırı hızlı araç kullandıkları gerekçesiyle çok sayıda şikayet olduğunu ifade ederek, “Bugün anne, ‘Oğlumun adil bir şekilde yargılanmasını istiyorum, ülke bana teminat versin dönerim’ şeklinde bir beyanda bulundu. Şimdiye kadar ‘Bugün, yarın döneceğim’ diyen anne, devletimize güvenmediğini beyan ederek tarafları üzmüştür. Hepsi 18 yaşından küçük ve daha önce yarışlar sebebiyle haklarında şikayetler var. Aynı yolda seyir halinde olan bir sürücü, ‘Önce beni geçtiler, o kadar hızlıydılar ki içimden bunlar birinin başına bela olur diye geçirdim; az ileri gittiğimde ATV motorlarının içinden geçtiklerini gördüm’ diye beyanda bulundu” dedi.
“ÜLKEDEN KAÇMIŞ BİRİSİYLE ŞU AN YAPILACAK BİR GÖRÜŞME YOKTUR”
Orhan, Cihantimur ailesi ve Acı ailesi arasında herhangi bir görüşmenin gerçekleşmediğini belirterek “Akrabalar aracılığıyla müvekkilimize birileri ulaşmış, failin eşini tanıdığını ifade etmiş. Müvekkilimiz, sosyal statüsü açısından saygın bir insan. İşi gücü olan birisi, cahil birisi değil. Kendileri şunu söyledi: ‘Eğer bizimle diyalog kurmak istiyorlarsa, öncelikle adalete teslim olmaları gerekir; bu ülkeden kaçmış birisiyle şu an yapılacak bir görüşme yoktur. Acımızı paylaşacak olsalardı, cenazemizde bizimle birlikte olurlardı’ diye ifade etti. Ailesinden hiçbiri bir ziyarette bulunmamış; şu an bir görüşme yok” ifadelerini kullandı.
]]>Şarkıcı Metin Işık, eşi Gülbahar Işık ve oğlu Mustafa Işık, gözaltına alındı. Metin Işık ile oğlu tutuklanırken, Gülbahar Işık adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Metin Işık eylül ayında tahliye edilirken, olaya ilişkin Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma hazırlandı.
İDDİANAME HAZIRLANDI
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen iddianamede; tutuklu Mustafa Işık hakkında ‘kasten öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet, ‘silahla yaralama’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar ve ‘mala zarar verme’ suçundan 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istendi. Metin Işık hakkında ise ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan müebbet, ‘silahla kasten yaralamaya azmettirme’ suçundan 1 yıldan 3 yıla kadar ve ‘silahla tehdit’ suçundan da 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Gülbahar Işık için de ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan müebbet istendi.
“DAHA ÖNCEDEN HAZIRLIK YAPMADIK”
Kayseri 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasına sanıklar ile bazı müştekiler katıldı.
Metin Işık, “Ankara’da olduğum sırada evimi basmışlar. Olaydan 1 gün önce de eşimi ve oğlumu yaralamışlar. Bundan dolayı da olay günü kavga ettiğimiz Yusuf Memduh S. hakkında uzaklaştırma kararı aldırmıştık. Ben de evime bu olay nedeniyle kamera taktırmıştım. Savcılığa şikayet için gittim. Geri geldiğimde de eşim ile yolda oturmaya başladık. Yusuf Memduh S., belinden silahı göstererek bize hakaret etti. Ben de ‘bir daha buradan geçme’ dedim. Üzerimize doğru geldiler. Oğlum Mustafa dışarı çıkarak tüfekle ateş etti. Ardından karşı taraf kalabalık olduğu için ben de evden tüfeği alıp, camdan gösterdim ama ateş etmedim. Bu olay için daha önceden hazırlık yapmadık. Üzerime atılan suçlamayı kabul etmiyorum. Onların düğününde şarkı söyledim. Söyledikleri karşısında çok üzüldüm” dedi.
“KÜFRETTİKLERİ İÇİN TAHRİK OLDUM”
Mustafa Işık ise “Korkutmak amacıyla yere doğru ateş ettim. Bana, anneme ve babama küfrettikleri için tahrik oldum. Babam, ‘Vur oğlum, içeride sana bakarım’ demedi. Olayı tasarlamadım. Beni takip ediyorlardı. Bana silah gösteriyorlardı. Kimseyi vurmak gibi niyetim yoktu. Askerliğimi komando olarak yaptım. İsteseydim; vururdum. Yere doğru ateş ettim” diye konuştu.
SAVCI MÜTALAASINI AÇIKLADI
Duruşma savcısı, davaya ilişkin görüşünün hazır olduğunu belirterek, mütalaasını açıkladı. Savcı, Mustafa Işık’ın, ‘kasten adam öldürmeye teşebbüs etme’ suçundan müebbet hapsini, Metin Işık ile Gülbahar Işık’ın ise ‘kasten öldürmeye azmettirme’ suçundan beraatini istedi. Savcı, Metin Işık’ın ayrıca ‘silahla tehdit’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, Mustafa Işık’ın tutukluluk halinin devamına karar verip, esasa ilişkin savunma için duruşmayı erteledi.
]]>Penaltıdan yediği gollerle 2-1 mağlup olduğu Çorum FK ve 1-0 yenildiği Eyüpspor maçlarının ardından Süper Lig yarışında geriye düşmesine rağmen Play-Off hattındaki yerini koruyan Bodrum temsilcisinde Fikret Öztürk, hakem kararlarına tepki gösterdi. Bodrum FK-Eyüpspor maçında ev sahibinde teknik direktör İsmet Taşdemir’in 45’inci dakikada kırmızı kart görmesiyle başlayan olaylarda oyun 15 dakika dururken, tribünden atılan bir yabancı maddeyle gözünden yaralanan konuk ekibin yedek futbolcularından Uğur Demirok hastanelik oldu. Gerginliği iki kulübün başkanı sahaya girerek güçlükle yatıştırdı.

“YAŞANANLAR KABUL EDİLEBİLİR BİR OLAY DEĞİL”
Yaşanan olayların ardından takımına moral ziyaretinde bulunan Bodrum FK Başkanı Fikret Öztürk, hakem kararlarından dolayı maçın atmosferinin etkilendiğini söyleyerek, “Son 2 haftadır Bodrum FK üzerinde hakemler tarafından bir şeyler oynanıyor. Eyüpspor maçında olayları bu hale getiren hakemdi. Hakemin tutarsız kararları iki tarafı da çıldırttı” diye konuştu.
Öztürk, “Yaşananlar kabul edilebilir bir olay değil. Eyüpspor’daki yedek oyuncunun gözüne isabet eden yabancı maddeden dolayı sakatlanması ve yaralanması tasvip edilir değil. Dışarıdan bakıldığı zaman bunlar yanlış şeyler. Gerek Çorum maçında olsun, gerek Eyüpspor maçında olsun olayları bu hale getiren hakemdi” ifadelerini kullandı.

“BODRUM’DA DAHA ÖNCE HİÇBİR TAŞKINLIK GÖRMEDİM”
Başkan Öztürk, “Gözünde retina yırtığı var deniliyor, inşallah öyle bir şey yoktur. Maçtan sonra kulüp müdürümüz Süleyman Bey hastaneye gitti ve öyle bir şey olmadığını söylediler. Taraftar tabii ki haksızlıklara karşı bağıracaktır ama haksızlıklara karşı bağıran taraftara yedek kulübesinde oturması gereken oyuncuların yedek kulübesinin dışına çıkıp yanıt vermesinin ne işi var. Yedek oyuncular kulübede oturur. Dışarıda taraftarla muhatap olmasına, karşılıklı birbirine bir şeyler atmasına gerek yoktu. Bu şansız bir olay oldu. 4 senedir Bodrum FK ile ilgileniyorum, Bodrum’da daha önce hiçbir taşkınlık görmedim. Maçlara çok polis geliyordu, sayın valimizle konuştuğumda ‘bu kadar polise gerek yok çünkü Bodrum’da böyle bir taşkınlık olmuyor’ dedik. Bu hafta maalesef burada yaşadığımız olay bizi son derece üzdü” dedi.

“STADIN OLMASI LAZIM”
Bodrum FK için yeni bir stadın gerekli olduğunu söyleyen Fikret Öztürk, “Biz devre arasında 8 genç oyuncu aldık ve oyuncularımızın hepsi ilk 11’de çıkar ve en iyi oyunlarını oynarlar. Bodrum FK’lı oyuncularımız kendi sahalarından ziyade dışarıda daha başarılılar. Bandırma maçını alacaklarını inanıyorum. Ligde 9 maç kaldı, yolumuz uzun. Biz maalesef kolay maçlarda yeniliyoruz ama zor maçları alıyoruz. Bodrum Futbol Kulübü zor maçların cevabını veren oyunculardan oluşuyor. Bandırmaspor maçında endişem yok, inşallah kazanırız ve yolumuza devam ederiz. Biz de yüzde 90 Play-Off oynarız. Nereye kadar gider bilmem. Her şeyden önce Bodrum Futbol Kulübü’nün oynayacağı bir stadın olması lazım” dedi.
“İZMİR’E GİTTİKTEN SONRA DA ESPRİSİ YOK”
Fikret Öztürk, “Süper Lig’e çıktığımız zaman bizim maçlar yüzde 90 bence İzmir’de oynanır. İzmir’e gittikten sonra da esprisi yok. Sağlam bir altyapıyla borçsuz bir şekilde mutlu bir kulüp götürüyoruz. Biz istediğimiz zaman saha yerine getirilirse, gerekli altyapı oluşursa yüzde 90 Süper Lig’e çıkarız. 2 iyi golcü oyuncu alırız. Bütün futbolcular bizi tanır, burada da güzel bir yönetim oluşturduk. Geçen seneki final maçında direkten döndük. Bir taraftan kazansın diyoruz, bir taraftan stadımız yok ne yapacağız diyoruz. Bodrum FK 1’inci Lig’in en korkulan takımlarından birisi, o şekilde yoluna devam edecek. Süper Lig’e çıkarsak yok diyecek halimiz yok ama şartların yerine getirilmesi lazım, bu da siyasilerin işi” diye konuştu.
]]>Metro hattında Kemerburgaz-Göktürk arasında yüzeyde yürütülen kazık imalatı sebebiyle tünel büyük zarar gördü.
1094 yolcu kapasiteli, 120 km hız yapan ve 15-20 dakika aralıklarla çalışan trenlerin bulunduğu bu hatta, görgü tanıklarının anlatımlarına göre, hattan trenin geçmesinin üzerinden 3-4 dakika sonra eşine ender rastlanacak bir olay meydana geldi.
Yüzeyde çalışan sondaj matkabı tüneli delerek rayların üzerine indi, rayları da delerek tahrip etti.
TCDD “3. ŞAHISLAR” DEDİ
Ölümcül bir faciadan kıl payı dönülen olayın ardından TCDD’den yapılan açıklamada olay hafifletilmeye çalışıldı ve “Yüzeyde 3. şahıslarca yürütülen kazık imalatı sebebiyle tünel çeperi zarar görmüştür. Metro işletme sistemimiz her türlü dış etkene karşı kendisini korumaya alacak şekilde kurulduğu için dış etkiyi anında tespit ederek tüm trenleri korumaya almıştır. Herhangi bir sistem zararı meydana gelmemiştir” açıklaması yapıldı.
KİM BU 3.ŞAHISLAR?
On binlerce vatandaşın kullandığı hat üzerinde meydana gelen bu olayı CHP Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, TBMM gündemine taşıdı.
“Plansız, projesiz işi yaptıran, yapan üstlenici hangi kurum ve firmalardır? Bir facia yaşanmış olsaydı bunun sorumlusu ya da sorumluları kim ya da kimler olacaktı?” diye Bakan’a soran Karasu, “Söz konusu sondajı yapan firma ya da kurum kimden, ne zaman, hangi çalışma için izin almıştır? Eyüp Belediyesi ile bu çalışmanın bir ilgisi var mıdır?” diye sordu.
Karasu’nun önergesine Bakan Abdulkadir Uraloğlu, geçen süre içinde bir yanıt vermedi.
“UTANMAZLIĞIN ‘U’SU OLDU”
Bakanın, önergeyi yanıtlamak için 15 gün yasal süre olduğunu, ancak bu sürenin zaman zaman uzadığını belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı, vatandaşların can güvenliğini ilgilendiren bir konuda bakanlığın sessiz kalmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Karasu sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sondajın çelik boruları üç dakika önce düşse, tren yırtarak geçecekti. Allah korusun, dünyanın en önemli facialarından biri meydana gelebilirdi. Ama bu konuda TCDD’den ‘3. Şahıslar yaptı’ diye gayri ciddi, vahim olayı örten bir açıklamayla geçiştirilmeye çalışıldı.
Konuyu TBMM gündemine taşıdım. Bu sondajı kim yaptı, belediyelerden izin alındı mı, yoksa bu olay Eyüp Belediyesi’nin bir işi miydi? Bu ve benzeri olaylarla ilgili hangi önlemleri aldınız? diye tek tek sordum. Ama bakandan yanıt gelmedi.
Artık, ne yazık ki her yerde iş bilmez insanlar var. Bakan bey de bakanlıktaki işini gücünü bıraktı, AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayının basın danışmanı gibi çalışıyor. İstanbul ile yatıp İstanbul ile kalkıyor.
Her gün on binlerce vatandaşın kullandığı bu hatta, facianın eşiğinden dönülüyor. Bakan bey vatandaşların can güvenliği konusunu bile umursamıyor.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bir süre önce İstanbul’da inşa ettikleri metronun sembolünü U olarak açıklamıştı. Bu U, umursamazlığın U’su utanmazlığın U’su oldu”
]]>DONDURULMUŞ KUTUP AYISI ÇALINDI
Kanada’da tuhaf hırsızlık olayı şubatın ilk günlerinde basına yansıdı.
Polis, Edmonton kentinin kuzeyindeki Lily Lake Resort’ta bulunan 3,6 metre uzunluğunda ve 225 kilogram ağırlığındaki doldurulmuş kutup ayısının çalındığını açıkladı.

Kutup ayısının sabitlendiği kabloların kesildiğini kaydeden resort çalışanı, hırsızlığın planlı yapıldığını savundu.
Basına “Büyük kutup ayısı vurgunu” olarak yansıyan olayın ardından bölge sakinleri içi doldurularak ayakta sergilenen kutup ayısının internet üzerinden satışına rastlamaları halinde haber vermeleri için uyarıldı.
Olayı soruşturan yetkililer, Ağustos 2023’te de iki doldurulmuş rakunun çalındığını, değerlerinin 26 bin dolar olduğunu belirtti.
BİSİKLET SÜRERKEN PUMA SALDIRDI
ABD’nin Washington eyaletindeki Seattle kentinde 60 yaşındaki kadın, bisiklet sürerken korkutucu bir durumla karşı karşıya kaldı.
Bisiklet kullanan yaşlı kadının yolunu bir anda 34 kilogram ağırlığındaki puma kesti.

Pumanın kadına yapıştığını ifade eden eyalet yetkilileri, yaşlı kadının yaralandığını, hayvanın yaban hayatı polisi tarafından vurularak öldürüldüğünü kaydetti.
ÇOCUK OYUNCAK MAKİNESİNDE MAHSUR KALDI
Küçük çocuğun oyuncak merakı, başka bir ilginç olay olarak kayıtlara geçti.
Avustralya’nın Brisbane kentindeki alışveriş merkezinde pelüş oyuncaklar bulunan oyuncak yakalama makinesi, 3 yaşındaki Ethan’ın ilgisini çekti.
Ethan, ailesi fark etmeden oyuncakların alındığı hazneden makinenin içine girdi.

Çocuğun makineye sıkıştığı fark edilince yetkililer, kurtarma çalışmalarına başladı ancak olaya ilişkin görüntülerde Ethan’ın endişe duymadan içeride oturması dikkati çekti.
Polis, en uzak camı kırarak çocuğu makineden çıkardı.
DEMİ LOVATO’DAN ‘KALP KRİZİ’ ŞARKISI
Amerikalı ünlü şarkıcı Demi Lovato’nun performans sergilemesi için davet edildiği Amerikan Kalp Derneği’nde şarkı seçimi gündem oldu.
Lovato, Amerikan Kalp Derneğinin kadınların kalp sağlığı konulu kampanyası için düzenlediği etkinliğe davet edildi.
Etkinlikte şarkı söylemek üzere sahneye çıkan Lovato, ‘Heart Attack (Kalp Krizi)’ adlı şarkıyı seslendirmeyi tercih etti.

Lovato’nun kalp hastalıklarıyla ilgili etkinlikte bu şarkıyı seçmesi, sosyal medyada tepkilere yol açtı.
POLİS, GÖZALTINA ALDIĞI 4 KİŞİYE ARABAYI İTTİRDİ
Hindistan’ın Bihar eyaletinde polis, 4 kişiyi alkollü oldukları gerekçesiyle gözaltına aldı.
Gözaltına alınanların da bulunduğu polis aracı, yakıtının bitince yolda kaldı. Aracı kenara çekmek isteyen polisler, çareyi arabayı ittirmekte buldu.

Bellerine ip bağlanarak kaçmaları önlenen 4 kişi, polis gözetiminde aracı 500 metre boyunca iterek yol kenarına çekti.
EVSİZ ŞAHSIN UZAK KEYFİ
ABD’nin California eyaletinde 50 yaşındaki evsiz olan şahıs, kaçırdığı küçük uçakla gezmesi de şubatın ilginç olayları arasında yer aldı.
Gezdikten sonra plaja inen şahıs, kuma saplanan uçağı terk etti ancak daha sonra bölge polisi tarafından yakalandı.

Küçük uçağı kaçırmakla suçlanan 50 yaşındaki zanlının, havaalanındaki güvenlik ihmalini göstermek için uçağı kaçırdığını söylediği kaydedildi.
Şahsın, uçağa Palo Alto bölgesindeki havaalanını çevreleyen çitlerdeki boşluktan girerek ulaştığı öne sürüldü.
San Mateo polisinin açıklamasına iliştirilen fotoğrafta uçağın, pervanesi kuma saplanmış şekilde deniz kenarında durduğu görülüyor.
]]>İddiaya göre, olay günü öğle saatlerinde Y.A.M.A. ile N.M.T. birliktelik yaşadı. İlişki sırasında Y.A.M.A., N.M.T.’nin başını yataktan aşağı sarkıttı. Y.A.M.A. ardından her iki kolu vücudunun altında kalan hamile kadının boğazını önce sağ, sonra da sol eliyle sıktı. Bu sırada, boğazından hırıltı sesi gelip ağzından köpük çıkan kadın hareketsiz kaldı.
Durumu fark eden Y.A.M.A., saat 13.00 sıralarında evden çıkıp arkadaşları ile buluşmaya gitti. Saat 17.00 sıralarında tekrar geldiği evde, N.M.T.’nin hareketsiz yattığını gören şüpheli, bu kez cep telefonu ile aradığı arkadaşı İ.O.’dan yardım istedi. Eve gelen İ.O., sağlık ekiplerine haber verdi. Sağlık ekibinin yaptığı kontrolde N.M.T.’nin hayatını kaybettiği tespit edildi. İhbar üzerine adrese sevk edilen polis ekipleri, Y.A.M.A.’yı gözaltına aldı.
‘AMACIM FANTEZİ YAPMAKTI’
Emniyetteki sorgusunda, N.M.T.’yi bilerek ve tasarlayarak öldürmediğini söyleyen şüpheli, olayın birliktelik sırasında fantezi yapmak istemesi sonucu yaşandığını öne sürdü. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Y.A.M.A., tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Olayla ilgili Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, “Tanığın ifadesinin ardından yapılan soruşturma sonunda, Suriye uyruklu Y.A.M.A.’nın, birliktelik sırasında cinsel fantezi süsü vererek, hamile olduğunu bildiği N.M.T.’nin boğazını sıkıp öldürmek sureti ile üzerine atılı suçu işlediği belirlendi” görüşüne yer verildi.
Hakkında, Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘kadına karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açılan Y.A.M.A. mahkemedeki savunmasında, N.M.T. ile aralarında hiçbir sorun olmadığını belirtip, “Kendisiyle birliktelik yaşarken, eşimin baş kısmı yataktan aşağı sarkıyordu. Her iki kolunu vücudunun altına almıştı. Ben de fantezi amacıyla önce sağ elim sonra da sol elimle boğazını tutuyordum. Bu sırada kendisinden hırıltı sesi duydum. Ağzından köpük gelince korkup birlikteliğimize son verdim. Daha sonra hareketsiz olduğunu görünce kolunu havaya kaldırdım. Kolu yatağın üzerine düştü. Sonra gidip duş aldım. Yataktan indirip battaniye sardım. Bu sırada tamamen hareketsiz yatıyordu. Ne yapacağımı bilemediğim için saat 13.00’te evden çıktım. 17.00’de geri döndüm. Telefon ile yardım istediğim arkadaşım bana bir tanıdığını gönderdi. O kişi de sağlık ekiplerine haber vermemizi söyledi. Sonrasında gözaltına alındım. Ben, eşimi kesinlikle öldürmek istemedim” dedi.
‘BEYİN KANAMASI GEÇİRMİŞ OLABİLİR’
Y.A.M.A., mahkeme başkanının maktulün boynundaki morlukların nasıl olduğu sorusuna ise “Ölüm olayı birliktelik sırasında istemeyerek meydana geldi. Birliktelik yaşadığım kişi amcamın kızı olur, onu neden öldürmek isteyeyim. Onu çok seviyordum. Çok uzun süre cinsel birliktelik yaşadık. Boynundaki morarmalar onu öptüğüm için olabilir. Nasıl öldüğü ile ilgili bir fikrim yok o esnada beyin kanaması da geçirmiş olabilir” diye yanıt verdi.
AVUKATTAN TUTUKSUZ YARGILANMA TALEBİ
Sanık avukatı Mert Ata Kılıç ise yaptığı savunmada müvekkilinin eşinin öldürmeye yönelik kasti bir eylemi olmadığını, karşılıklı eylemlerin söz konusu olduğunu belirterek, “En aleyhte değerlendirmeyle ihmali bir davranıştan söz edilebilir. Bu da müvekkilimin olay anında şok etkisiyle ambulansa haber vermemesidir. Müvekkilim ile maktule arasında yaşanan cinsel ilişki sırasında karşılıklı fantezi amaçlı eylemler söz konusudur. Müvekkilin de bahsettiği gibi maktulenin boynundaki morarmalar bundan kaynaklıdır. Suç vasfının müvekkil lehine değişme ihtimali vardır. Tutuklama, tedbirden ziyade cezalandırmaya dönüşmüştür. Bu nedenle müvekkilin şu aşamada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar verilmesini talep ederiz” dedi.
ESKİ EŞ: ÇOCUĞU DÜŞÜRMEYE ÇALIŞIYORDU
Sanığın, 19 yıl önce ülkesinde evlenip, olaydan 8 ay önce boşandığı M.A. ise soruşturma sırasında verdiği ifadede, Y.A.M.A.’nın evliliklerinden olan 4 çocuğunu sevmediğini belirterek, “Her hamile kaldığımı öğrendiğinde, birlikteliğimiz sırasında boğazımı sıkıp karnıma bastırarak, çocuğu düşürmeye çalışıyordu” diye konuştu.
HABER ÇIKINCA MAĞDUR OLMUŞ
Tutuklu sanık Y.A.M.A.’nın yargılanmasına devam edildi. Mahkeme tarafından tanık olarak çağrılan, tutuklu sanığın boşandığı M.A., ifade vermeme hakkını kullanarak, konuşmak istemediğini söyledi. Duruşmada söz alan Y.A.M.A. ise suçsuz olduğunu yineleyip, “Olayın basında çıkmasının ardından ben ve ailem perişan olduk. Zor günler geçiriyoruz. Bu nedenle yargılamanın gizli yapılmasını istiyor, tahliyemi talep ediyorum” dedi.
Mahkeme heyeti, sanığın yargılamanın gizli yapılması ve tahliye talebini reddedip, duruşmayı erteledi.
]]>Çatıdan kopan kaplama parçaları, işten çıkıp servise doğru yürüyen cam balkon imalatı işçisi Mustafa Karaoğlu’nun üzerine düştü. Karaoğlu’nun arkasındaki 3 kişi de son anda kurtuldu. Sağlık ekiplerince Etlik Şehir Hastanesi’ne kaldırılan Karaoğlu, 4 gün süren yaşam mücadelesinden sonra yoğun bakımda hayatını kaybetti.
Olay anı, çevredeki bir iş yerinin güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde; işletmenin önünden yürüyen Karaoğlu’nun üzerine çatıdan kopan parçaların düşmesi ile yoldaki diğer kişilerin kaçması yer aldı.
6 YIL HAPİS TALEBİYLE DAVA
Karaoğlu’nun ölümü ile ilgili yürütülen soruşturma sonunda bina sahibi Yavuz T. hakkında Ankara 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.
Yavuz T., ‘taksirle ölüme neden olmak’ suçundan 6 yıla kadar hapis istemiyle tutuksuz yargılandığı davanın ilk duruşmasında savunma yaptı. Yavuz T., daha önce kiremitle kaplı olan çatıyı daha sağlam olması için kaplama malzemesi ile yenilettiğini, olaydan önce çatıyla ilgili bir şikayet almadığını, suçsuz olduğunu ve olayda bir sorumluluğu olmadığını ileri sürerek, beraatini talep etti.
Avukatı ise güvenlik kamerası kayıtlarına göre, Mustafa Karaoğlu’nun sağ elinin cebinde olduğunu söyleyerek, “Sol eli ile de sol tarafından siper ettiğinden dolayı uçan malzemeleri görmemiştir. Bunun üzerine hazırlıksız bir şekilde çarpan parçalar nedeniyle yere düşmüştür. Yine sağ elinin cebinde olması nedeniyle kendini koruyamamıştır. Vefat eden Karaoğlu aslında görebilseydi ya da servis aracı daha yakın bir noktada olabilseydi ya da sağ eli ile kendini koruyabilseydi; bu şekilde bir yaralanmanın söz konusu olmayacağını düşünüyoruz” dedi.
Duruşma, eksikliklerin giderilmesi için ertelendi.
“ÖZÜR DİLEMEK YERİNE EŞİMİ SUÇLUYORLAR”
Mustafa Karaoğlu’nun eşi Gizem Karaoğlu (24) avukatın savunmasına tepki gösterdi. 5,5 aylık kızının baba sevgisi olmadan büyüdüğünü söyleyen Karaoğlu, şunları söyledi:
“Avukat savunmasında eşimin yolda yürürken elinin cebinde olduğunu söylüyor. Eşim rüzgardan gelen topraklardan korunmak için elini siper etmişti. Eli cebinde değildi, önü açılmasın diye montunu cebine koyuyor.
‘Kafasına küçük parçalar düştü’ diyor; ama büyük parçalar ağırlıklı olan parçaların düşmesi ile hayatını kaybediyor. Karşı taraf eşimi kusurlu görüyor. Ekspertiz raporu 3 Haziran 2023’te tutuluyor; mahkemede geçiyor.
Ama bizim elimizde inşaatın yapıldığı videolar da var. 25 Mayıs 2023’te inşaat yapılmaya başlanmış. 1994 yılında aldıkları fabrikanın 2014 yılında çatısını membran olarak çevirmiş. Membran ne kadar sağlam yapıldı, ne kadar denetim yapıldı; bilmiyoruz.
Davamın sonuçlanmasını istiyorum. Çünkü benim 14 aylık bir kızım var; eşim vefat ettiğinde 5,5 aylıktı, baba sevgisini görmedi. Karşı tarafın ihmali olduğunu düşünüyorum. Bu zamana kadar bir özür dilemelerini beklerdim.
Özür dilemek yerine eşimi suçlu çıkarıyorlar. ‘Kendisini koruyabilirdi, üsten gelen çatı parçalarını görseydi.’ Eşimin koruma gibi şansı yok. Kimse çatının uçacağını hiçbir zaman tahmin edemez. Bunu doğal olarak eşim de tahmin edememiş”
“ŞAHİT OLSUNLAR” TALEBİ
Gizem Karaoğlu, eşinin doğum gününe 2 gün kala hayatını kaybettiğini belirterek, “Çiçek almayı düşünüyordum. Ama olmadı maalesef, mezarına götürmek zorunda kaldım. Olay sonrası düşen parçaları eşimin tek başına kaldıracağını ve kurtulabileceğini söylüyorlar. Tek kişinin kaldıramadığı fotoğrafta görülüyor. Eşimin yaşadığı olaydan sonra fotoğraflarda orada olduğu görülen ve yardım eden insanları arıyorum. Bu olay hakkında şahitlik yapmalarını istiyorum” diye konuştu.
]]>Ayşe Özgecan Usta, Ankara’dan Zonguldak’ta yaşayan sevgilisi Bartu Can Akkışla’nın yanına geldi.
Usta’nın kısa süre içinde evlenme isteğine Akkışla olumsuz cevap verince tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Usta, Akkışla’ya ‘Kendimi atacağım’ diyerek terasa yöneldi, korkuluklara çıkıp aşağı sarktı.
Akkışla, Usta’nın yanına gidip tutmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. 8’inci kattaki dairenin terasından düşen Usta, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.
Gözaltına alındıktan sonra ev hapsiyle serbest bırakılan Bartu Can Akkışla hakkında intiharı öngörebileceği ancak engellemediği gerekçesiyle ‘Taksirle ölüme neden olma’ ve kapıyı kilitleyerek Ayşe Özgecan Usta’nın dışarıya çıkmasına engel olduğu gerekçesiyle de ‘kişiyi hürriyetten yoksun bırakma’ suçlamasıyla toplam 11 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Akkışla’nın ev hapsi, daha sonra ayda 1 kez karakola gidip imza atmasını kapsayan adli kontrol şartına çevrildi.

ÖZGECAN’IN DÜŞÜŞÜ AYRINTILI İNCELENDİ
Zonguldak 1’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine Yüksek Fizik Mühendisi, Psikiyatri Uzmanı, Adli Tıp Uzmanı ve Olay Yeri İnceleme Uzmanı’ndan oluşan 4 kişilik bilirkişi heyetince bir rapor hazırlandı.
38 sayfalık bilirkişi raporunda, ifade ve olay gününe dair hastane raporlarının yanı sıra Usta’ya ait geçmiş psikiyatrik muayene notları da yer aldı.
Ayrıca raporda, Usta’nın korkuluklardan sarktığı ve Akkışla’nın onu tuttuğu esnada kollarına uygulanan güç nedeniyle uzun süre tutamayacağı belirtildi.

PSİKİYATRİK DEĞERLENDİRME YAPILDI
Bilirkişi raporunun Özgecan Usta’nın psikiyatrik verilerini değerlendirdiği kısımda, 2 kez depresyon ve 1 kez Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) tanısı konarak tedavi uygulandığına değinilse de “Dava dosyasındaki bilgiler ele alındığında ölen kişinin olay tarihindeki ruh sağlığı hakkında kesin bilgiye ulaşılamamıştır. Psikiyatri ilacı kullandığına dair herhangi bir gösterge bulunmamaktadır” ifadeleri yer aldı.

Kanında 1.73 promil alkol tespit edilen Usta’nın olay günü mevcut psikiyatrik durumu hakkında kesin bilgiler sağlanamadığını ancak potansiyel risk faktörleri olabileceğinin değerlendirildiği raporda, “Ölen kişinin yüksek alkol düzeyi ve psikiyatrik geçmişi; intihar riskini potansiyel olarak artıran faktörler olarak kabul edilebilir” denildi. Ancak psikiyatrik değerlendirmelerin diğer kanıtlarla desteklenmedikçe tam olarak aydınlatılmasında tek başına yeterli olmayacağı ifade edildi.
‘SEVGİLİSİNİN YUKARI ÇEKEMEYECEĞİ DEĞERLENDİRİLDİ
Raporun sonuç bölümünde Usta’nın 26,12 metre yüksekten saatte 81,36 kilometre hızla 2,3 saniyede yere düştüğü ifade edilirken, Usta’nın kanında tespit edilen 1.73 promil alkol düzeyinin bilişsel fonksiyonları ile risk değerlendirme yeteneğini ciddi şekilde bozmuş olabileceğinin değerlendirildiği belirtildi.
Usta’nın kendisini tutan sanığın kollarına uygulanan 637 Newton kuvveti, 40 saniye ile 1 dakika arasında tutabileceği belirtilen raporda, “Uyguladığı kuvvet azaltacak ve yukarı tırmanmasını sağlayacak ayaklarını koyabilecek bir balkon dış duvarı çıkması olmaması, alkol etkisiyle beden gücünü tam anlamıyla kullanamaması ve bedenin ağırlığını bırakması nedeniyle Bartu Can Akkışla’nın bu ağırlığı yukarı çekemeyeceği değerlendirilmektedir” denildi.
]]>24 yaşındaki evli Burak Y. kendisinden 6 yaş büyük olan eşinin teyzesi Kadriye G. ile gönül ilişkisi yaşamaya başladı.
İkilinin yasak aşkı bir süre sonra telefon mesajlaşmalarıyla ayyuka çıkınca eşi durumu ailesine bildirdi.
Olay günü evde toplanan aile bireyleri bir süre sonra polisi arayıp, evde intihar olayı yaşandığı ihbarında bulundu.
İfadeleri alınan ev sakinleri soğukanlı bir şekilde birbiriyle çelişen ifadeler verince savcılık ilk etapta çifte infazla intihar olarak kayıtlara giren soruşturmayı genişletti.
İğneyle kuyu kazan savcılık ve polis Burak ile Kadriye’nin ölümünün yasak aşk infazı olduğunu çözdü.
Diyarbakır Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, telefon ses kayıtları, mesajlaşmalarla Burak Y.’nin eşinin teyzesi Kadriye G. ile uzun zamandan beri gönül ilişkisi yaşadıkları bildirildi.
Gizli yasak aşkın aile bireylerince öğrenilmesi üzerine Burak Y ile eşi Tuba Y.’nin, Umre ziyareti için Kadriye G.’nin kaldığı eve gittikleri, ikilinin bu evde öldürüldükleri, ancak polise ‘İkisi de intihar etti’ denilerek soğukkanlı ancak bir o kadar da birbiriyle çelişen ifadeler verdikleri ifade edildi.
Burak’ın kafasında, Kadriye’nin ise kafa ve bacağında mermi girişleri üzerine olayın infaz olduğu şüphesiyle soruşturmanın derinleştirildiği belirtildi.
ÇELİŞKİLERLE DOLU ÇİFTE İNFAZ
İddianamede, cep telefonları ile Whatsapp yazışmalarının incelenmesinde ikili arasında binlerce görüşme ve yazışma kaydı olduğu belirlendi.
Olay günü evdeki yakınlarından alınan el svap örneklerinde ve elbiselerinde atış artıkları tespit edildiği bildirildi.
İddianamede, evde bulunan yakınlarından bazılarının mutfağa girdiklerinde Burak ile Kardiye’yi vurulmuş halde bulduklarını belirtirken, bazılarının da mutfağa girdiklerinde Kadriye’yi vurulmuş halde gördüklerini, Burak’ın da bu sırada kendi kafasına sıktığını gördükleri şeklinde birbiriyle çelişen ifadeler verdiklerine dikkat çekildi.
İddianamede, Burak’ın kafasında mermi giriş ve çıkışı olduğu ancak olayın evde yaşanmasına rağmen çekirdeğin bulunmadığı vurgulandı.
Yine Kadriye’nin kafasının haricinde bacağındaki mermi çekirdeğinin ayakta intihar eden Burak’ın kafasından seken mermi çekirdeği olabileceği ihtimalinin de bulunmadığı dikkate alındığında ikisinin de evdeki yakınlarınca öldürüldüğü sonucuna varıldığı bildirildi.
YASAK AŞK AÇIĞA ÇIKINCA ÖLDÜRÜLDÜLER
Kadriye’nin ağabeyi Abdullah G., olay yerinde olmadığını, olayın yaşanmasından sonra eve geldiğini cesetlere ve silaha hiç dokunmadığını belirtmesine rağmen kolunda atış artığı ve antimon elementi bulunduğu vurgulandı.
Yakınlarının alınan ifadelerinde olayı umursamaz bir tavır içinde oldukları da dikkate alındığında ikili arasındaki yasak aşkın aile bireylerince öğrenilmesi üzerine ikisinin de öldürülmesi için uygun zamanı bekledikleri, aynı evde toplanan yakınlarının infaz kararı alıp Burak ve Kadriye’yi fikir ve eylem birliği içinde tasarlayarak öldürdükleri belirtildi.
İddianamede Kadriye’nin annesi Hatice, ağabeyleri Zeki, Abdullah, ablası Mensure ile Menice G. ve Burak’ın eşi Tuba Y.’nin “Tasarlayarak kasten öldürme” suçundan 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi.
Sanıkların yargılanmalarına önümüzdeki günlerde Ağır Ceza Mahkemesinde başlanacak.
]]>Tutkun, muayene etme bahanesiyle kıyafetlerini çıkardığı kadına cinsel saldırıda bulundu. Kendisine tepki gösterip direnen felçli kadının ağzını kapatıp tokat atan Tutkun, para istediği kadından olumsuz yanıt alınca, çekmeceleri ve dolapları karıştırdı. Kadının bağırmasıyla Tutkun evden kaçtı. N.T., telefonla aradığı yakınlarının yardımıyla polis merkezine gidip şikayetçi oldu. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı, yakalanan şüpheli tutuklandı. N.T. ise olaydan 15 gün sonra beyin kanaması geçirip hayatını kaybetti.
HAKKINDA İDDİANAME HAZIRLANDI
Serkan Tutkun hakkında, Orhangazi Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakkında ‘Basit cinsel saldırı’, ‘Kadına karşı basit yaralama’, ‘Bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık’ suçlarından 5 yıldan 10 seneye kadar hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı. Tutkun, savcılık sorgusunda verdiği ifadede, bayramlaşmak için zilini çaldığı sırada, kapısı açık olan evden ses geldiğini ve N.T.’nin kendisini içeri davet ettiğini iddia ederek, “Eve girdiğimde, 70 yaşlarında bir kadının yalnız oturduğunu gördüm. Bu kadın bana yürümekte zorluk çektiğini söyledi ve beni içeriye buyur etti. Ben de kadına ‘Hasta mısın, ben doktorum, seni muayene edeceğim’ dedim ve dışarıdan görünmemek için perdeleri kapattım” dedi.
“MUYANE EDECEĞİM DEYİP ŞALVARINI ÇIKARDIM”
Tutkun, psikolojik tedavisine kullandığı ilaçların parasını bulmak için hırsızlık amacıyla eve girdiğini öne sürerek, şunları söyledi:
“Seni muayene edeceğim’ dedim ve şalvarını çıkardım. Bana, ‘Ne yapıyorsun’ dediğinde, ‘Seni muayene ediyorum’ dedim. Kadına tokat attım. Bacaklarını okşadım, yüzünü öptüm. Ona sarılarak, bağırmaması için ağzını elimle kapadım. Ancak kendi kıyafetlerimi hiç çıkarmadım. Kadın bana bağırmaya devam edince, ben de ‘Bağırma paran var mı’ diye sordum. Bana kurbanlık aldığını ve parası olmadığını söyledi. O esnada evdeki çekmeceleri aradım. Para bulamayınca kaçtım.”
Yargılamada tanık olarak dinlenen N.T.’nin gelini H.T., “O gün ben evde değildim. Kayınvalidem daha sora bana, eve yabancı bir şahsın girdiğini, ağzını sıkı sıkı kapadığını, evin perdelerini çektiğini, pijama ve çamaşırını indirdiğini, ‘Doktorum’ diyerek kendisini öptüğünü, sarıldığını ve ‘Sana sarılıyorum, sen de bana sarıl’ dediğini anlattı. Annem bu olay nedeniyle şok içerisindeydi, sürekli olarak ‘Benim başıma bu da mı gelecekti?’ diyerek bacaklarına vuruyordu. Kayınvalidemin bu sözlerini, kamera kaydına aldık. Bu olaydan sonra toparlanamadı. Kendisi tansiyon hastasıydı. 15 gün sonra da beyin kanaması geçirerek vefat etti” dedi.
Olayla ilgili yargılamaya devam edildi. Duruşmaya, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi SEGBİS ile katılan Serkan Tutkun, daha önceki ifadeleri tekrarlayarak, “Bu suçu bilinçli olarak işlemedim. Üzgünüm. Tahliyemi istiyorum” dedi.
Mahkeme hakimi, N.T.’nin ailesinin sanıktan şikayetçi olduğu duruşmayı erteledi, sanığın tahliye talebini ise kabul etmedi.
]]>Acılı anne ve doğuştan görme engelli babası, en küçük çocuklarının öldürülmesinin üzüntüsü yaşıyor.
Aile, katilin mahkemede en ağır cezayı almasını istiyor.
“ÖĞRENDİĞİMDE ŞOK GEÇİRDİM VE ÇARESİZ KALDIM”
Doğuştan görme engelli baba İlhami Ünal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, olay anında Yozgat’ta bulunduğunu belirterek, karakoldan aranmasıyla olaydan haberdar olduğunu söyledi.
Yaşananları öğrendiğinde şok geçirdiğini ve çaresiz kaldığını ifade eden Ünal, şunları kaydetti:
*Çünkü görmüyorum ki herhangi bir şekilde bir başka çare bulayım. Sadece artık sesle temas kurmaya çalışıyorum insanlarla. Çocuğumun yüzünü görmemiştim. Bundan sonra da göremeyeceğim ama bana sesiyle yetiyordu.
*Hastaneye geldikten sonra da hastanenin bunda ihmali olduğunu düşünüyorum. Çünkü operasyon öyle arka arkaya üç defa aynı günde, iki gün içerisinde yapılacak bir şey değil. Zaten 5 ünite kan verilmiş.
*Yani vücutta kan bitmiş. Çocuğumu ilk yoğun bakımda gördüm. Zaten oraya çıkarıldım. Rica ettim çocuklarıma. Ben kalp hastasıyım. Dayanamayacağımı söylediler ama yine de rica ettim. Orada elinden tuttum, dokundum. O kanlı canlı çocuğum, o heyecanlı neşe satan çocuğum boylu boyunca yatıyordu.
Çocuğuyla en son ara tatilde Yozgat’ta görüştüğünü anlatan Ünal, bir hafta boyunca birlikte vakit geçirdiklerini dile getirdi.
Ünal, “Öğrendiğim kadarıyla böyle herhangi bir alacak verecek yok. Sadece okulda bir iki tartışmadan sonra en son söylediği, ‘Bunu senin yanına koymam’. Çocuğum evdeyken yakın arkadaşı aracılığıyla çağırılıp aşağıya indirildikten sonra parkta öldürüldü. Bu bir cinayettir. Bu bir terör olayıdır. Hüseyin’im şu an toprak altında. Adalet istiyorum.” diye konuştu.
“BAŞKA ANNELER YANMASIN”
Anne Nazire Ünal ise olayın yaşandığı gün oğlunun diş ağrısı için hastaneye gideceğini belirterek, olayı büyük kızından öğrendiğini anlattı.
Oğlunun bıçaklandığının haberini iş yerinde aldığını kaydeden anne Ünal, ardından oğlunun kaldırıldığı hastaneye gittiğini söyledi.
Hastanede tanımadığı bir kadının yanına geldiğini ve olay anına şahit olduğunu söylediğini ifade eden anne Ünal, “‘Ben gördüm senin çocuğunu. Ben gittiğimde yerde yatıyordu, üstünde birkaç kişi vardı resmini çekiyorlardı’ dedi. Niye bunu yapıyorsunuz? Allah’tan korkun. Niye müdahale etmiyorsunuz?” dedi.
Çocuğuna yaralı haldeyken bir kadın ve bir hemşire tarafından müdahale edildiğini söyleyen anne Ünal, çocuğunun daha sonra ambulansla hastaneye kaldırıldığını öğrendiğini belirtti.
Katil zanlısının gerekli cezayı almasını istediğini ifade eden Ünal, şunları söyledi:
“Oradan kurtulmamasını istiyorum. O çocuk oradan kurtulursa çok annelerin canı yanar. Çünkü cesaret alır. Nasıl olsa ben bir tavuk kestim. Girdim. Bir sene, iki sene yattım, çıktım. ‘Gene bir tavuk daha keserim’ der. O katil önce okula gidiyor. Benim çocuğumu soruyor. Raporlu diyorlar. Demiyorlar ki ‘Sen onu niye çağırıyorsun?’ En samimi arkadaşını götürüyor. Samimi olan arkadaşı da demiyor ki ‘Niye çağırıyorsunuz?’ Benim çocuğumu tuzağa düşürdüler. Çocuğum arkadaş kurbanı oldu. Çocuğum iyi niyetinin kurbanı oldu. Ben adalet istiyorum. Onun kurtulmasını istemiyorum. Benim kuzum gitti. Ben yandım başka anneler yanmasın.”
Öte yandan, hayatını kaybeden Ünal’ın son anları güvenlik kamerasınca kaydedildi. Bir büfenin kamerasına yansıyan görüntülerde Ünal’ın yaşamını yitirdiği parka yürüdüğü anlar görülüyor.
]]>Taş ailesinden Orhan Taş, Serhat Taş, Halil Taş ve Mehmet Can Taş ile Alyamaç ailesinden Mehmet Emin Alyamaç, Selim Alyamaç, Muhammed Alyamaç, Yunus Alyamaç ve Ömer Alyamaç hayatını kaybetti, yaralanan Ahmet Alyamaç ve M.A. ise hastanede tedaviye alındı.
Olaydan sonra Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 11’i tutuklu, 11’i firari toplam 31 şüpheli hakkında hazırladığı 151 sayfalık iddianame 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
İddianamede, 31 sanıktan 26’sı hakkında ‘Tasarlayarak kasten öldürmek’ suçundan 5’er kez ağırlaştırılmış müebbet, kavgaya müdahale eden güvenlik güçlerine yönelik açılan ateş nedeniyle de ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 117’şer yıldan 180 yıla kadar, 5 sanık hakkında ise ‘Tasarlayarak kasten öldürmek’ suçundan 4’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 338’er yıldan 530 yıla kadar hapis cezası talep edildi.

‘YAKINIMA, AYAK DİPLERİMİZE, TRAKTÖRÜN CAMLARINA İSABET EDİYORDU’
İddianamede şüpheliler ve sanıkların yanı sıra olaya ilk müdahale eden ve üzerlerine ateş edilen 9 jandarma personelinden O.A., Y.A., M.Ç., A.Ç., A.A., M.R.Y., S.S., İ.A., ve F.S.’nin ifadelerine de yer verildi.
Olay yerine vardıklarında yaşadıklarını anlatan M.R.Y., şöyle konuştu:
-Rampa yukarı 10 metre ilerledik. Yanımda Y.A. vardı. O sırada A.A. aracı stop ediyordu.
-Karşılaştığım manzara; tankerin lastiğine Muhammed Alyamaç, oturur vaziyette pantolonu kanlı bir şekilde yaslanıyordu, Şahin Alyamaç isimli üstü çıplak şahsı tankerin arka kısmına ayakta yaslanır halde gördüm. Boş arazide yerde sırtüstü uzanan ve bilinci kapalı gözleri açık vaziyette yatan kişinin ismini sonradan Ömer Alyamaç olarak öğrendim.
-Şahin Alyamaç’ın oğulları olan Barış ve Ferat Alyamaç isimli kardeşler de ağabeyleri Muhammed’in yanında bizi görünce bağırarak yardım istemeye başladılar. ‘Üzerimize ateş açıldı’ dediler.
-Bu şahısların üzerlerinde silah ve delici kesici alet görmedim. A.A. ve Y.A. ile 2 traktörün arasında yerde yatan Ömer Alyamaç isimli şahsın yanına gittik. Şahsın nabzını ben kontrol ettim, nabız olduğunu ve kalp atışı duyduğumu Y.A.’ya bildirdim.
-Karakol komutanımız A.A.’ya talimat verdi, makam aracını çekip yaralıları tahliye etmemizi söyledi. Aracı yukarı çıkarmayı başardı.
-Yaralı Ömer Alyamaç’ı çekerek alacağımız esnada yukarı tepelerden üzerimize ateş açıldı ve ben öndeki traktörün arkasına siper aldım.
-Siper aldığım traktörün alt ve yan kısmında 20 civarı boş kovan ve 2 Kalaşnikof şarjörü gördüm. Ateşin tepe bölgelerde geldiğini anladım. Ancak tepe bölgesini gözetlediğimde kimse göremiyordum. İsabet almadım ancak yakınıma, ayak diplerime ve traktörün camlarına isabet ediyordu.

-Mevzi değiştirmeye karar verdim. Makam aracının yanına Muhammed Alyamaç ve Barış Alyamaç siper aldı.
-Ben daha sonra makam aracına yakın olan beton kuyuya koştum. Yanıma Şahin Alyamaç geliyordu.
-Onu çekerek siper almasını sağladım. Ateş devam ediyordu ancak halen göremiyordum ve göremediğimden dolayı karşılık veremedim.
-Başımızın üzerinden mermiler geçiyordu, seslerini duyabiliyordum. Üstümüze ateş açan kişi ve kişileri görmedim ancak yakalanmaları halinde kendilerinden şikayetçiyim.
‘DUR, JANDARMA’ DEMEME RAĞMEN ÜZERİMİZE ATEŞ EDİLDİ’
O.A. da ihbarla olay yerine gittiklerini ifade ederek, şöyle konuştu:
-Bir anda üzerimize ateş edilmeye başlandı. Asker Y.A., yaralıların olduğu bilgisini verdi.
-Bunun üzerine traktörlerin sağ tarafında bulunan tepeye doğru korumalarımla birlikte koşarak çıkmaya başladık. Bu sırada üzerimize yoğun şekilde ateş edilmeye devam edildi. Çok yakınımızdan geçen mermiler oldu.
-Personellerime mevzi almalarını emrettim, yerde hareketsiz yatan bir şahsı, hücum yeleği ve omzunda askı kayışıyla asılı uzun namlulu silahı olan şahsın sürükleyerek geriye doğru uzaklaştırdığını gördüm.
-Bu sırada ‘Dur, jandarma’ diyerek şahısların teslim olmalarını söyledim. Şahsın yanına doğru hareket etmeye başladığım esnada üzerime tekrar ateş edilmeye başlandı.
-Kendimi yan tarafa doğru atarak siper aldım, siper aldığım yerin üzerine mermiler isabet etti. Personellerden S.S.’nin ateş etmek için kalktığı sırada üzerine gelen ateşten korunmak maksadıyla kendini yan tarafa attığında yamaç aşağı doğru sürüklendiğini gördüm.

-Ona yakın olan F.S.’nin ivedi bir şekilde silah arkadaşının vurulduğunu düşünerek yanına koşmasını emrettim. Ben de direkt ateşin geldiği yöne doğru ateş ettim. Bir süre sonra gözetlemek için kafamı kaldırdım. Tepe üzerinde hareketsiz yatan birden fazla kişinin olduğunu gördüm.
-Yaklaşık 200 metre ileride ambulansın olduğunu, onun yanında yeşil tonlarında bir araç olduğunu gördüm. Bu sırada tekrar üzerimize doğru 1-2 el ateş açıldı.
-Tekrar mevzi aldım bir süre sonra kafamı tekrar kaldırdığımda ambulans ve yanındaki araç oradan ayrılmıştı.
-Personeller ile ivedi bir şekilde hareketsiz yatan şahısların yanına himayeli bir şekilde yaklaştık, personelim S.S.’ye şahısların nabızlarını kontrol ettirdim, diğer personelim F.S.’ye de 112’yi arayarak olay yerine ambulans istemesini söyledim.
‘TAKİP ETTİĞİMİZ ARAÇTAN BİZE ATEŞ EDİLDİ’
M.Ç. de olay yerinde araçtan indikten sonra kendilerine doğru hakim tepeden ateş edildiğini fark ettiğini belirterek, şöyle konuştu:
-Yerde sırtüstü yatan bir şahıs vardı. Hareketsiz olarak yatıyordu ve Ahmet Alyamaç isimli şahıs, bu şahsa bakarak bana ‘öldü’ dedi ve ağlıyordu.
-Ahmet Alyamaç’ın elinde silah görmedim. Arka yere dolandığımda beyaz renkli aracın içerisinde bazı şahısların bindiğini gördüm.
-Yaklaşık olarak 200-250 metre mesafedeydi. Arazide beyaz araçla yaklaşık olarak 10-15 dakika kovalamaca yaşadık. Arazide ekinlerin içinde çok hızlı bir şekilde gidiyordu. Önümüzde bulunan aracın sol arka kapısı açılarak bize doğru ateş edildi.
-Yanımda bulunan A.Ç.’nin tarafından da aracın bulunduğu istikamete doğru havaya ve 10-15 el ateş edildi ama şahıslar durmuyordu.
-Aracın içinde en az 3 kişi olduğunu düşünüyorum. Araç ekinlerin içinde çok hızlı ilerliyordu, ben arkasındaydım. Aracın 2 kere hızdan hakimiyetini kaybettim ama geri topladım.
-Şahıslar bölgeyi ve araziyi bildikleri için biçilmemiş arazinin içinde çok hızlı gidiyordu. Ben mesafeyi kapatamadım. Şahıs Serçeler Mahallesi mevkisine doğru gitti. Kastel tarafına döndüm ancak aracı bulamadık.
-112 Acil Çağrı Merkezi’ni aradım aracın bilgilerini verdim. Kaçması sebebiyle yol kontrolünde yakalanması için bilgileri verdim.
]]>Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından görevlendirilen 4 savcı tarafından sürdürülen soruşturmada bugüne kadar olayla ilgili olarak 9 kişi gözaltına alındı. Bu kişilerden 6’sı ‘taksirle ölümü ve yaralanmaya neden olmak’ suçundan tutuklanırken, aralarında şirketin Türkiye müdürü C.D. ile A.R.K. ve M.T.A., adli kontrol ve yurt dışı yasağıyla serbest bırakıldı.
Soruşturma çok yönlü olarak devam ederken, tutuklanan Murat Bayraktar, Şenol Demir, Soysal Doğan, Abdulkadir Cansız, Hüseyin Üstündağ ve Kanada uyruklu Jain Ronald Guille’nin ifadeleri ortaya çıktı.
“KENAN ÖZ ‘YIĞIN LİÇ BÖLGESİNDE ÇATLAKLAR’ VAR DEDİ”
Savcılıktaki ifadesinde sabah saatlerinde çatlakların fotoğraflarının geldiğini belirten oksit kırıcı mühendisi olarak görev yapan Şenol Demir şunları söyledi:
* “Yanımdaki arkadaşımla beraber yığma liç bölgesine çıktık. Buradan online toplantıya katıldık. Toplantıda iş güvenliği anlamında sıkıntı olup olmadığı soruldu. Yığın liç kıdemli süpervisörü Kenan Öz ‘Yığın liç bölgesinde çatlaklar’ var diyerek bakılmasını söyledi. Daha sonra toplantı sonlandırıldı. Murat Bayraktar yığın liç bölgesine geldi. Jeofizik Departmanına iş sağlığı ve güvenliği sorumlu personeline çatlaklar ile ilgili bilgi verilerek sahaya gelmesi istendi. Toplu bir şekilde çatlaklar incelendi. Bu sırada ben yığın liç alanından ayrılarak ofisler bölgesine geçtim.
* Ofis bölgesinde ben Anagold Güvenlik Müdürü Hakan Şahin, finans departmanından Serkan Köse ve Mehmet Sarıtaş ile beraber Anagold’un ay başından planladığı denetleme üzere yığın liç bölgesine gittik. Denetlemenin yarısında Kaan Murat Akpolat ve ekibi ile karşılaştık. Kaan Murat bizlere hitaben sahayı boşaltıyoruz. Bana da ayrıca ‘bilgilendirme maili atar mısın’ dedi. İdari ofisler bölgesine giderek maili hazırladım ve ‘ikinci bir bildirime kadar yığın liç bölgesine girişler kapatılmıştır’ diyerek maili hatırladığım kadarıyla iş güvenliği grubuna, bakım grubuna, sülfit operasyon, oksit operasyon, İliç white gruplarına 10.50’de gönderdim. Rutin işlerime geri döndüm.
* 14.28’de ofisteydim, deprem olduğunu düşünerek dışarı çıktım. Dışarı çıktığımda da yığın liçin kaymış yıkılmış olduğunu gördüm. Hemen apar topar olayın olduğu yığın liç kırıcı bölgesine gittim. Gitmemdeki amaç personelleri veya yardıma muhtaç olan varsa yardım etmekti. Yığın liç bölgesine giden yolda yolun çatallaşan kısmında güvenlikler tarafından durduruldum. Burada personelleri tek tek aradım. 8 kişiye ulaşamadım.”
“OLAYIN OLDUĞU GÜN ÖNCESİNE KADAR TEDBİR ALINMADI”
Bahse konu iş kazası hakkında aynı gün saat 10.50’de Anagold personellerine talep üzerine mail yolu ile bildirdim yaptığını belirten Şenol Demir, şu ifadeleri kullandı:
* “Konuyu daha önceden bilmiyordum. Aynı günün sabahı Whatsapp grubundan gelen mesaj ile öğrendim. Güvenlik tedbiri almak benim görevim değildir. Ancak her ihtimale karşı bildirilmesi istenen girişlerin kapatılması hususunu mail yolu bildirdim. Bununla ilgili olayın olduğu gün öncesine kadar tedbir alınmadı. Bununla ilgili bilgimiz yoktu. Yarılma/çatlama durumu söz konusu değildi. Ben en son yığın liç bölgesine 11.02.2024 Pazartesi günü öğleden sonra gitmiştim. Yığın liç bölgesinde sorun yoktu.
* Kabahatin yığın liçin dizayn, yani yığını yapan şirkette olduğunu düşünüyorum. Maden içerisinde bulunan yığın liç bölgesinin faz/ alan genişletmesi için yapılan patlatmalarda etkili olabileceğini düşünüyorum. 13.02.2024 günü Anagold Maden sahasında patlama yapıldı. Her gün saat 12.00 ile 12.30 arasında patlatma yapılmaktadır. Ancak olayın olduğu 13.02.2024 günü patlatma, olayın olduğu yere 500 metrelik alandan daha uzaktır. Maden sahası boşaltılmadı, bilgim yoktur. Boşaltılması yetkisi de bende yoktur. Kimse böyle bir şey olmasını istemez. Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum.”
“HAREKETLENMEYE BAŞLADIĞINI FARK ETTİM, KOŞARAK UZAKLAŞTIM”
Olay günü yapılması gereken işleri ve görevlerini yaptıklarını söyleyen Soysal Doğan ise ifadesinde şunları söyledi:
* “Yığın liç sahasında bulunan kendi konteynerlerimize gittim. Günlük rutin olan saha kontrollerimizi yaptım. Sahada çalışan İshak Demir, İsa Taşdelen ve yığın liç ekip liderlerinden Kenan Öz beni cep telefonundan aradı ve ‘sahada çatlak olduğunu araç ile beni alacağını’ söyledi. Saat 08.20 sıralarında, Kenan Öz ile beraber olayın meydana geldiği sahaya çıktık. Mühendisimiz Kaan Murat Akpolat, Murat Bayraktar, İSG Mühendisi Gizem Gazcı, Çevre Mühendisi Can Serdar Hastürk, Jeoloji Mühendisi Ali Rıza Kalender de olaya konu sahaya saat 09.00 sıralarında geldiler.
* İncelemeleri sonrası sahada bulunan YESTİ firması ve Mürekkepçiler firması sahadan çıkarıldı, çalışması durduruldu. Arkadaşlarımla lift 20 noktasına kontrol için görevlendirdim, kendim de yalnız olarak lift 33 bölgesine gittim, aramızdaki mesafe yaklaşık 30 metredir. Çatlakları kontrol ederken alanın hareketlenmeye başladığını fark ettim ve alandan koşarak uzaklaştım. Alan komple kaymaya başladı, kendim güvenli bir alana gittim. Kendi konteylerimize baktığımda hiçbir şey göremedim ve derhal güvenlik birimimizi aradım.”
“DOĞU BÖLGESİNDE 2 RADAR VE 2 ROBOTİK MAKİNE EKSİKTİ”
Şirkette Oksitproses Müdürü olarak görev yapan Hüseyin Üstündağ, ifadesinde şunları söyledi:
* “Anagold Maden şirketinde Okitproses Müdürü olarak yaklaşık 5 aydır görev yapıyorum. Aynı zamanda 15 yıldır maden mühendisiyim. Liç bölgesindeki projelendirme yurt dışı kaynaklı firma olan GRE isimli şirkete aitti. Bu şirket projelendirmeyi yaptı ve bizim şirket bünyesindeki proje ofisine uygulaması bırakıldı. Şirket bünyesindeki projeye göre 36 kata kadar yükleme yapılmasında bir sıkıntı yoktu. Biz daha 33’üncü kattaydık.
* Liç bölgesinde kırılmış malzemenin serilmesi ve sulama işlerini yapıyorum. Benim altımda başmühendis Murat Bayraktar çalışmaktadır. Ben olmadığım zaman vekil olarak yerime Murat Bayraktar bakıyordu. Olayın meydana geldiği liç 2010 yılından itibaren yapılmaya başlanan liçti. Bu bölgedeki ana yönlendirmeyi Anagold’un mühendisleri yapmaktadır. Ancak bölgede çalışanlar taşeron firmanın işçileri olabilmektedir.
* Radar işletme kısmı her pazartesi raporlarını bizle paylaşırdı. Bu kısmın amiri Mehmet Türk’tür. Ancak radara bakan kişi Ali Rıza Kalender’dir. Liç projesine gerek kaplanılan alan gerekse de yükseklik olarak uyulmuştur. Fazla yükleme yapılmamıştır. Doğu bölgesinde 2 radar ve 2 robotik makine eksikti. Bunun için açık işleme birimi bütçesinde yer ayrıldı. Ancak olay olduğu tarihte bu bölgede henüz cihazlar alınmamıştı. Serme işleminde serilen toprak içerisine çimento ve kireç eklenmektedir. Bunun azaltılması yahut çoğaltılması analize gönderdiğimiz şirket içerisindeki teknik birim ve dışında analizi yapan firmaya aitti.
* Oradan gelen talimatlar doğrultusunda miktarı azaltma veya çoğaltma yapabiliyorduk. Biz kendi bünyemizde bunun kararını veren kişi değildik. Bu olayın olduğu gün İstanbul’a araç almak için gitmiştim. Olay olduktan sonra duyar duymaz hızlı bir şekilde olay yerine intikal ettim. Göreve başladığım ilk dönemde liç bölgesinde bir açılma olmuştu ancak bu radarla tespit edilmeyecek kadar az bir alandı. Burayı çakılla jeoteknik birimin verdiği bilgi doğrultusunda kapattık. Herhangi bir sıkıntı olmadı.”
“ALAN GENİŞLEMESİ İÇİN PATLATMA YAPILIYORDU”
Oksit bölümü başmühendisi Murat Bayraktar, şöyle konuştu:
* “Oksit bölümü başmühendisi olarak görev yapıyorum. 2023 yılında liç bölgesindeki görevime başladım. Onun öncesinde Anagold şirketinde 2010 yılında kırıcı ve yığın liçi kısmında süpervisor olarak başladım. Ben 2010 yılından bu yana kırma eleme ve yığın liçini döküm işinde çalışıyorum. Borulama ayrı bir birime aitti. Borulama işi oksit bölümü içerisinde ayrı bir birimdi. Liç bölgesi benim göreve başladığım dönemde oluşmaya başlıyordu. 2020 yılından 2020 yılına kadar maden mühendisi olan şirket müdürlerimizce nereye ne miktarda dökeceğimiz söyleniyordu. Bu dönemde ayrıca dışardan destek de alıyorduk. Ancak 2020 yılından itibaren GRS şirketiyle danışmanlık konusunda anlaşıldı.
* O tarihten itibaren nereye ne dökeceğimizi bu şirket çiziyordu. Bizim Anagold birimi içindeki proje birimi bu şirketle birlikte yığın liç işinde bizi yönlendiriyordu. Oradan gelen talimatlar doğrultusunda nereye ne kadar dökeceğimizi dizayna uygun belirliyorduk. Liç bölgesinde mebran işini Yesti firması yapmakta, inşaat işlerini ise Çiftay şirketi yapmaktadır. Çiftay şirketi kamyonla malzeme taşınması, delme patlatma işlerini yapmaktadır. O gün de 12.00 gibi patlama yapıldı. Mürekkepçi isimli firma da aynı Çiftay gibi inşaat ve kaba hafriyat işlerini liç bölgesinde yapmaktadır. Ancak projeye uygun yönlendirmeyi Anagold şirketi proje birimi yapmaktadır.
* Her basamak 8 metreden oluşturulmakta projeye göre 36’ncı basamağa kadar çıkma yetkimiz vardı. Biz 33’üncü basamaktayken bu olay meydana geldi. Liç içerisine katılacak çimento 16, kireç 2-4 kilogram arasında değişmektedir. Kireci PH için kullanmaktayız. Çimentoyu ise bağlayıcılık özelliği nedeniyle kullanmaktayız. Son zamanlarda ton başına 16 kilogram şeklinde karışım yapardık. Karışımı denetleyen kişi kırıcı mühendisimiz Şenol Demir’dir. Bu karışım yapılarak büyütme yapılır. Döktüğümüz liç, topak topak hale getirilir aynı zamanda bu dökülen malzeme teste gider. Herhangi bir eksiklik olduğunda çimento ve su karışımıyla bu eksiklik giderilir.
“ÇATLAKLAR ÇİZGİ HAT BOYU ŞEKLİNDEYDİ”
* Olayın meydana geldiği gün saat 08.30’da iş güvenliğiyle ilgili rutin yaptığımız toplantıyı yapmak üzere toplandık. Yığın için kıdemli süpervisorumuz Kenan Öz bize çatlaklar olduğunu söyledi. Ben direkt toplantıyı bırakarak sahaya çıktım. Çıkmadan önce de Abdulkadir Cansız Bey’e konu hakkında bilgi verdim. Ben çıktığımda yukarıda Kenan Öz, Ramazan Çimen, Kaan Murat Akpolat ve Yesti firmasının çalışanları yaklaşık 25 kişi ve Mürekkepçi firması çalışanlarından bir kısım çalışan vardı. Yine proje departmanından İsak Aslan vardı. Biz alanda önce çatlakların olduğu yeri gezdik. Çatlaklar çizgi hat boyu şeklindeydi. Güneybatıdan kuzeydoğuya süreklilik arz ediyordu.
* Jeoteknik Berkay Mısır ile görüşme yaptık. Kendisi 70 milim kayma olduğunu söyledi. Bu kayma miktarı tehlikeli bir miktardır. Bütün çalışanların alanı terk etmesi için süratli bir şekilde bağırarak uyarıda bulundum. Ellerinde ne malzeme varsa bırakıp çıkmalarını söyledim. Onlar alanı terk edene kadar ben alanı terk etmedim. Biz alanı tamamen boşalttık. Saat 10.00’da toplantıya katılmak için oradan ayrıldım. 10.30’da liç bölgesine gittik yolların hepsini kapattırdım. Sonra liç bölgesine gittik. Biz gidene kadar solüsyon devam ediyordu. Gider gitmez tüm yolları kapattık, çalışmayı bitirdik. Alanı tamamen boşalttık. Ancak şirket bünyesinde çalışan üst düzey yönetici olduğunu düşündüğüm 3 yabancı şahıs vardı. Bu kişiler liç alanını görmek istiyorlardı. Bizim dubalarla yolu kapattığımız görünce Soysal Bey, engel olmaya çalışıyordu.
* Kaan Murat Akpolat’ı arıyor. Kaan Murat Bey müsaade verince 3 arabayla liç bölgesine giriyorlar. O arabanın birisinde Adnan Keklik, ikisinde Elif Hanım ile Kaan Murat Bey, üçüncü araçta ise 3 yabancı şahıs bulunuyormuş. Kesinlikle bu kişilerin alana girmesinde bilgim olmamıştır. 3 yabancı şahıs, Elif Hanım ve Kaan Murat Bey liç bölgesinin üst kısmına çıkıyorlar. Ancak Adnan Keklik alt orta kısımdan geri dönüyor. 14.28’de tam dönerken olay meydana geliyor.
* Kenan Öz ve Ramazan Çimen de ayrı arabayla yine onlarla bölgeye girmişler. Benim bunlardan haberim yok. Bu alanın yıkılmasına sebep olarak ilk aklıma gelen sebep dizaynında bir sorun olmuş olabilir. Ben projelendirmede sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca patlamanın da bu olayı tetiklemiş olabileceğini düşünüyorum. Çünkü hibliç alanının genişletilmesi için de hibliçin arka tarafından patlamalar yapılıyordu. Bunun da bu olaya sebep olabileceğini düşünüyorum.”
“EN BÜYÜK ÇATLAK 6 SANTİM BÜYÜKLÜĞÜNDEYDİ”
Mahkemede tercüman eşliğinde ifade veren Kanadalı Jain Ronald Gulle şöyle konuştu:
* “Kanada vatandaşıyım. Maden sahasında yapılan işlemlerin gözlemlenmesi ve raporlanmasından sorumluyum. Madenden asıl sorumlu kişi operasyon direktörü olarak görev yapan Kenan Özdemir olmadığı için Abdullah Cansız’dır. Oksidasyon bölüm sorumlusu ise Murat Bayraktar’dır. Görevim maden sahasını gözlemleyerek şirket merkezindeki ülke müdürüne raporlama yapmaktır. Murat Bayraktar’dan aldığım bilgileri şirket merkezindeki ülke sorumlusuna aktarmaktayım. 18 yıldır şirkette çalışmaktayım. Liç bölgesinde benim herhangi bir görevim yok. Ben olay günü liç bölgesine Murat Bayraktar ile giden kişilerdenim.
* Oradaki çatlakları gördük, ardından bunu da bildirmek için Anagold madendeki odama gittim. Amerika’daki merkeze bu durumu saat 11.00’de bildirdim. Saat farkından dolayı gece 02.00 olması nedeniyle tarafıma herhangi bir dönüş yapılmadı. Bana 2022 yılı Ağustos ayında 8 metre olması gereken yüksekliğin geçildiği bildirildi. Ben başlamadan önce söz konusu raporlama yapılmıştı. Hatta gereken seviyeye indirilmesi için rapor düzenlenmişti. Projeye uygun hale gelmesini raporladım. Zaten liç bölgesinde düzenli olarak firmalar denetim yapıyordu. Olay günü sahaya çıktığımda küçük çatlaklar gördük. En büyük çatlak 6 santim büyüklüğündeydi.
* Daha iyi görebilmek için yüksek bir noktaya çıktık. Solüsyon verilmeye devam ediliyordu. Tehlike anlaşıldığından solüsyonun farklı noktalara aktarılmasını söyledim. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Ayrıca kalp rahatsızlığım var. Kalp krizine sebep olan Angina isimli hastalığım var. İlaç kullanıyorum. Kanada hastanesinden alınmış belgelerim var. Tutuklanma talebimi reddediyorum. Herhangi bir kusurum olmadığı için adli kontrol uygulamasını da kabul etmiyorum. Ancak mahkeme aksi kanaatte ise adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını talep ediyorum.”
“LİÇ BÖLGESİNİN GENİŞLEMESİ İÇİN YAPILAN PATLAMALARA İLİŞKİN BİLGİM YOKTUR”
Mahkemede, 2018 Haziran ayından beri Anagold Çöpler Madeninde Bakım Müdürü olarak görev yaptığını anlatan Abdulkadir Cansız, şunları belirtti:
* “Çalışma alanım oksit ve tesis ekipmanlarının bulunduğu yer. ADR ve sart kısımlarıyla bir de sülfit tesisinin bakımlarını yapan kişiyim. Liç bölgesinde benim herhangi bir görevim bulunmamaktadır. Ben 5 Şubat’tan itibaren sınırlı şekilde bakıyordum. Operasyonlar direktördeydi. Oksit bölümü liç bölümü kırma bölümü hepsi ona bağlıydı. O olmadığı için toplantılarına ben vekalet ediyordum. Olay sabahı oksitten sorumlu başmühendis olan aynı zamanda da liçten sorumlu olan bana gelerek çatlaklar konusunda bilgi verdi. Ben de saat 10.00 toplantısında bunun aktarılması için söyledim. Bu toplantıya o da katılıyordu. Ona aktarmasını söyledim.
* Bütün operasyonlar ve iş güvenliği birimleri ona bağlıydı. Olay günü liç bölgesine gitmedim. Teknik bir bilgim olmadığı için katılmadım. Davet de edilmedim. Benim altımda elektrik sistemleri başmühendisi mekanik bakım başmühendisi, bakım planlama ve güvenlik başmühendisi bir de proses başmühendisi vardı. Benim birimimde toprak altında kalan herhangi bir kimse yoktu. Taşeronlarımızdan da yoktur. Liçe verilen solüsyon borulardan başka bir kişi sorumludur. Ancak ne kadar solüsyon verileceğini bildiğim kadarıyla mühendisler hesaplıyordu. Liç bölgesinin genişlemesi için yapılan patlamalara ilişkin bilgim yoktur.
* Ben teknik olarak liç bölgesinin herhangi bir bölümünden aktivitesinden sorumlu değilim. O konularda teknik bilgim de bulunmamaktadır. Bu soruşturmada olmam ise sanıyorum vekil olmam nedeniyledir. Benim İngilizcemin iyi olması ve daha iyi iletişim kurabileceğim sebebiyle vekaleten yerine bakmam söylendi. Aslında benim onunla çalıştığı birimle ilgili çok bilgim yok. Ben ona yardımcı olma maksadıyla yerine bakıyordum. Liç bölgesinin fizibilitesinde asıl görevli birim proje birimidir. Benim uzmanlık alanım elektrik mühendisliğidir. Benim bu alanla ilgili herhangi bir görevim yoktu. Benim herhangi bir risk durumda yığın liçinde bir görevim yoktu. Ayrıca radarla ilgili bir olaydan bahsedilmiş. Benim radarla ilgili de bir görevim yoktur. Tutuklama talebinin reddiyle tutuksuz yargılanmayı talep ederim.”
]]>ONLARA “CUNTACI” DENİLDİ
Olayın hukuk içerisinde çözülmesini sabırla bekledik. Ama bazı medya organlarında haksız yere ‘Cuntacı teğmenler’ diye ithal edildi. Eski bir TSK mensubu, bir Harbiyeli olarak üniformamızı çıkardık ama o Harbiyeli ruhu ölene kadar yaşayacak. Müvekkillerimizi savunurken TSK’nın da savunuculuğunu yapmaya özen gösteriyoruz. 10 Kasım töreni için içtima alanında toplanıldığında bir teğmen (isimleri yayımlamıyoruz) Atatürk resmini yakasına takmıyor. Yanındaki iki teğmen, neden fotoğrafı takmadığını soruyor. O da iğnesi olmadığını söylüyor. Ama bu söyleyiş tarzı aslında iğnesinin olmadığının yalan olduğunu ortaya koyan bir yüz ifadesiyle söyleniyor.
KOMUTANIN UYARISI ÜZERİNE
Takması ısrar edilince O da ‘Sizin zorunuzla mı takacağım’ diye cevap veriyor. Bunun üzerine iki teğmen konuyu bölük komutanına iletiyor. Bölük komutanı yanına çağırıyor, neden takmadığını soruyor. O da ‘Komutanım iğnem yok’ diyor. Bölük Komutanı iğne bulduruyor ve Atatürk resmini yakasına takmasını istiyor. Gönülsüz olarak takıyor. Olayın birinci safhası bu. Bunu yapan teğmenin Harp Okulu’ndan beri Atatürk’e karşı, Cumhuriyet’in temel değerlerine karşı bazı tavırları olduğu, Atatürk’ün adı geçen marşları söylemediği gibi bilgiler de var. Oysa Anayasamız, Harp Okulları Kanunu Atatürkçü olmayı emretmektedir.
İNANÇ-İBADET ÖZGÜRLÜĞÜ
Bazı yayın organlarında bu olayın namaz kılmaya tepki olduğu, dini inançlarını yerine getiren teğmenlere karşı acımasız bir tepki olduğu şeklinde haberler var. Bunlar doğru değil. Hatta o Whatsapp yazışmalarını incelediğinizde oradaki teğmenlerin tepkisi namaz kılan teğmenlere ya da dini inançlara değil. Buradaki tepki tarikat ve cemaatlere kendisini teslim edenlere yönelik. Bunun bedelini ülkemiz yakın geçmişte ağır ödedi. Bizim bunlardan ders almamız gerekiyor. Kimse kimseyi inançları nedeniyle sorgulayamaz ama kimse de dini inancını bir başkasına zorlayamaz. Yani laiklik ilkesi özetle budur.
SÖZLÜ KÜFÜRLEŞME VAR
10 Kasım törenlerinden sonra 20-30 teğmen, Atatürk fotoğrafı takmayan teğmenin odasına gidiyor, sözlü tartışma yaşanıyor. Fiziksel temas yok. Daha sonra bir teğmen, Atatürk fotoğrafını asmayan bu teğmenin odasına gidiyor, orada yine sözlü tartışma, küfürleşme oluyor. Bunu, tasvip etmiyoruz ama o gençlerin heyecanlarının da anlayışla karşılanması gerektiğini düşünüyorum. Küfür etmenin yaptırımı kınamadır. Yani meslekten çıkarma olmamalı diye düşünüyoruz.
13 Kasım’da da yaşanan olaylar var. Teğmenler arasında Atatürk resmini takmamak ciddi bir rahatsızlık yaratıyor Atatürk resmi takmayan teğmenin darp edildiği yönünde iddiaları da var ama tanık beyanları ve doktor raporu böyle bir olayı yaşanmadığını ortaya koyuyor. Yani hafif bir itişme olmuş ama vurma-kırma yok. Atatürk resmini takmayan teğmen komutanı izin vermemesine rağmen kışlayı terk edip Tuzla Devlet Hastanesi’ne gidiyor. Darp olmadığı bilgisi verilince karakola gidip şikayet ediyor. Olay savcılığa bildiriliyor. Savcılık da Çağlayan Adliyesi’ne dosyayı gönderiyor. Halbuki şikayetlerin nereye yapılacağı belli. Bu usulsüz şekilde karakola gidip müracaatta bulunuyor. Kısaca piyade okulunda yaşanan olayların gerçek boyutu bu şekilde.
‘DAVAMIZ HAYIRLI OLSUN’
Savcının değerlendirmesine göre teğmenler örgütsel hareket içinde değil. Atatürk resmi takmayanlara karşı spontane gelişen bir tepki Karşı tarafın eylemleri Atatürk’ün manevi hatırasına hakaret suçunu oluşturuyor, tepki gösteren teğmenlerin eylemi de en fazla hakaret ve basit hakaretle etkili eylem. Atatürk resmi takmayan teğmen Harp Okulu’ndayken ‘Allah için sevmek’ anlamına gelen ‘Hubb-i fillah’ adıyla whatsapp grubu kuruyor. Bu grubun 12 ile 40 üyesi var. Grubun ilk paylaşımı ‘Davamız hayırlı olsun.’ Acaba bu grup yine bir örgütsel amaçla kurulmuş tarikat veya cemaatin kontrolünde mi? Yoksa iyi niyetle, dini inançları gereği kurulan masum bir grup mu? Bilemiyoruz. Ama ciddi şüphelerimiz var. Ayrıca bu teğmenin Harp Okulu’ndayken bir tarikatın evindeki sohbetlere katıldığı bilgisi var. Bunların araştırılması gerekir.
DİSİPLİN, ADALETLE SAĞLANIR
TSK’da disiplin önemli. Disiplin soruşturması sürecinde müvekkillerden alınan savunmalarda itham şu; hizmete engel davranışta bulunmak. Müvekkillere itham edilen suçlar hakaret, basit müessir fiil. Hepsi şikayete bağlı yani hepsi uzlaşmaya tabi. Ağır suç falan kabul edilemez. Anayasamızda, TSK Personel Kanunu’nda, subay sicil yönetmeliğinde, Cumhuriyet’in temel değerlerine gönülden bağlı olmayan birisinin subay olma hakkı yoktur.Atatürk fotoğrafı takmayan ve ona destek olanlar, sıralı amirleri önünde ve okul komutanı huzurunda dahi ‘Ben Atatürk’ün 1923’e kadar yaptıklarına itiraz etmiyorum ama ondan sonrakilerini tasvip etmiyorum’ diyor. Atatürk 1923’ten sonra Cumhuriyet’in temeli olan devrimleri yaptı. Dolayısıyla bu teğmenin sözlerinin anlamı, ‘Cumhuriyet’in temel değerlerini benimsemiyorum, onlara karşıyım.’ Böyle birisinin subay olarak kalması çok tehlikeli ve çok riskli. Buna izin verilmemeli,
verilmedi de zaten. Yüksek Disiplin Kurulu kararı bizlere tebliğ edilmedi. Bu karar yargı denetimine açık. Atatürkçü teğmenlerin ihraç işleminin iptali için yargı yoluna başvuracağız ve yargının bu hatayı düzelteceğine inanıyoruz. Fotoğraf takmama olayına tepki gösteren diğer teğmenler hakkında da disiplin soruşturması başlatılmış. Tabii yargı süreci halen devam ediyor, onları bilemiyoruz.
]]>Olay, 30 Mayıs 2020 saat 10.30 sıralarında Çat ilçe merkezine 16 kilometre uzaklıktaki kırsal Köseler Mahallesi’nde yaşandı. Sıddık Güneş, oğlu Sinan Güneş, kardeşi Hasan Güneş ve yeğeni Baki Güneş kendilerine ait traktör ile tarlalarına hayvan gübresi dökmeye gitti. Bu sırada olaydan iki gün önce tartışma yaşadıkları Sıddık Yıldız’ın çocukları Sedrettin Yıldız, Burhanettin Yıldız ve İrfan Yıldız da Güneş ailesinin arkasından yürüyerek, tarlanın bulunduğu bölgede tartışmaya başladı.

Silah seslerinin gelmesi üzerine muhtar ve mahalle halkı olayın yaşandığı ve silah seslerinin geldiği bölgeye doğru gitti. Burada Sıddık Güneş, Hasan Güneş, Sinan Güneş ve karşı taraftan Sedrettin Yıldız’ın olay yerinde öldükleri görüldü. Ağır yaralı olan Baki Güneş ise yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.
OLAYDAN 23 SAAT SONRA YAKALANDI
Şüpheliler Burhanettin Yıldız ve İrfan Yıldız olaydan sonra kaçarak saklandı. Bölgede geniş güvenlik önlemi alan jandarma 5 kişinin öldüğü olayla ilgili Yıldız kardeşleri bulmak için kara ve havadan operasyon başlattı. Helikopter destekli aramalarda İrfan Yıldız ve Burhanettin Yıldız, olay yerinden yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki Göbekören Mahallesi yakınlarında arazide yakalandı.

Olaydan 23 saat sonra jandarma tarafından gözaltına alınan 2 kardeş, Çat İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Mahkemeye çıkarılan kardeşler tutuklanarak cezaevine gönderildi.
DÖRT KADININ EŞ ACISI
Köy mezarlığında yan yana toprağa verilen eşleri Hasan, Sıddık, Sinan ve Baki Güneş’in mezarları başında dua eden Nebahat, Lütfiye, Fidan ve Cansu Güneş, bundan böyle yetim kalan evlatlarına hem analık hem de babalık yapacaklarını söylemişti.

Fidan Güneş
Eşi öldürüldüğünde 3 aylık hamile olan ve mahkemede verdiği ifadesinde eşi, kayınpederi ve 2 yakınının katledildiğini söyleyen Fidan Güneş (25) “Olay yerine gittiğimde Sıddık Yıldız bana ‘senin eşini öldürdüm, sanma ki sen ve oğlunu yaşatacağım’ dedi, bana vurdu, yere düştüm, ‘Ben dediğimi yaparım, gördünüz mü bana bulaşılmaz’ dedi, Güneş ailesi ile Yıldız ailesi arasında husumet vardır, olaydan bir süre önce Fatma Güneş, Burhanettin Yıldız’a kaçmıştı, 1-2 ay sonra da intihar etti. Husumet bu olaydan kaynaklanmaktadır” diye konuştu.
“KIZIM BUNLARIN YÜZÜNDEN İNTİHAR ETTİ”
Olayda yaşamını yitiren Hasan Güneş’in eşi Nebahat Güneş (54) kızı Fatma Güneş’in Yıldız ailesine gelin olarak kaçırıldığını ve kızının sürekli baskı, tehdit ve hakaretlere maruz kalması nedeniyle kendini asarak intihar ettiğini söyledi.
Yaşanan bu olaydan sonra iki aile arasında husumet bulunduğu için Erzurum’u terk ederek Bursa’ya yerleştiklerini belirten Nebahat Güneş, şöyle devam etti:
– Eşim kurbanlık hayvan toplamak için ‘memleketimiz Erzurum’a gidelim’ dedi ve bir daha Erzurum’a döndük, burada sürekli bu aile bizi tehdit ediyordu, her gördükleri yerde çirkin söylemlerde ve hakaretlerde bulunuyordu, bu olayları sürekli muhtara söylüyorduk, muhtarın da haberi vardı.
– Sıddık Yıldız, sürekli bizim kapımıza gelip ‘200 adamım var sizin kimseniz yok’ diyerek bizi korkutuyor ve tehditlerde bulunuyordu. Bayramın dördüncü günü eşim ve diğer akrabalarım traktöre gübre yükleyip tarlaya götürürken bu şahıslar silahlanıp hepsini öldürmüş. Olay yerine giderken karşımıza çıkan Sıddık Yıldız, Fidan Güneş’e tekme vurarak onu çeşmeye soktu. Daha sonra da aynı şekilde benim sırtıma tekme ile vurdu ve bizim olay yerine gitmemizi engelledi.
– Bu sırada Sıddık Yıldız bize ‘Sizin ocağınızı söndürdüm, sizi ve diğerlerini de öldüreceğim’ dedi. Biz olay yerine gittiğimizde hepsi ölmüş Baki Güneş yaşıyordu, başının altına bir yastık gibi bir şey koymuşlar gözleri açıktı ancak kendisinde değildi o da öldü.
HAKSIZ TAHRİK İNDİRİMİ VERİLDİ
Mahkeme heyeti, sanıklar Burhanettin Yıldız ile İrfan Yıldız’ı, Baki, Hasan, Sıddık ve Sinan Güneş’i ‘kasten öldürme’ suçundan önce 4’er kez müebbet hapis cezasına çarptırdı. Heyet, haksız tahrik indirimi ile cezayı her bir sanık için 4’er kez olmak üzere 18’er yıldan 72 yıl hapis cezasına çevirdi. İki sanık da 72’şer yıl hapis cezasına mahkum edildi.

İrfan Yıldız (solda) – Burhanettin Yıldız (sağda)
4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hazırlanan gerekçeli kararda, olay yerinde çok sayıda tabanca ve tüfek bulunduğu, her iki tarafında birbirlerini öldürme kastı ile hareket ettiklerine vurgu yapıldı. Gerekçeli kararda, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığı hususu kuşkuyu aşacak şekilde aydınlatılamamış olmasının sanıklar lehine değerlendirilmesinin gerektiğine işaret edildi. Bu nedenle de haksız tahrik indirimi uygulandığı belirtildi.
Heyet sanıklara iyi hal indirimi uygulanmama gerekçesini ise şöyle açıkladı:
– Sanıkların fiili gerçekleştirdikten hemen sonra olay yerinden suçta kullandıkları silahlar ile ayrılmış olmaları, eylemde vahim nitelikte silah kullanmış olmaları, kolluk kuvvetlerine teslim sürecinde tape kayıtlarına göre adeta pazarlık havasına bürünen ve yargılama aşamasında soğukkanlı şekilde duruşmalara katıldığı görülen ve devamla sanık Burhanettin tarafından ateş ettiği ikrarında bulunulmuş ise de bu hususun dosya kapsamındaki maddi gerçeğe ulaşmada yeterli katkı sağlamadığı anlaşılmış ve sanıklar lehine takdiri indirim maddesinin uygulanmasına gerek duyulmayarak hüküm kurulmuştur.
]]>İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya, tutuksuz sanık Ege Akersoy gelirken şikayetçi İsmail Aydemir katılmadı. Ege Akersoy kimlik sorgusunda elektrik mühendisliği mezunu ve öğrenci olduğunu, çalışmadığından herhangi bir geliri olmadığını söyledi.
“YAPTIĞIMIN YANLIŞ OLDUĞUNU BİLİYORUM”
Akersoy, şöyle devam etti:
– 31 Aralık günü arkadaşımda kalmıştım. Sabahında vapurla Kadıköyden Karaköyde geldim. Haliç metro civarında şikayetçi ismail Aydemiri gördüm. Elinde yeşil üzerinde Arapça yazılı bayrak vardı. Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüm. Bu olay öncesinde Suudi Arabistanda oynanmak istenen Galatasaray-Fenerbahçe maçında ülkemizin kurucu önderinin isminin anılmasından ve İstiklal Marşının okutulmasından rahatsız olmalarından dolayı ben bu bayrağın Türkiye içinde dolandırılmasından rahatsız oldum. Ayrıca 12 askerimizin şehit olmasından dolayı ülkemizde sadece Türk bayrağı dalgalandırılması gerektiğini düşündüm.
– O gün tesadüfen denk geldiğim müştekiye ‘Sen Türk değil misin? Şu an hassas zamanlardayız, şehitlerimiz varken Türk bayrağının taşınması daha doğru’ dedim. O da ‘Sanane istediğim bayrağı taşırım’ dedi. Ardından bana doğru yaklaştığı sırada bana vuracağını düşünerek kendimi koruma dürtüsüyle kendisine bir kez yumruk attım. Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum. Bu olay müştekiyle aramızda münferiden yaşanmış bir olaydı böyle de kalması gerekirdi” dedi.
Akersoy, müştekiye yönelik “Tam bir Arap sevici Arap kültürünü savunuyor” tarzı sözler söylediğini hatırlamadığını belirtti. Akersoy’un avukatı Ali Öztürk ise “Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Halkın bir kesimin aşağılamak gibi bir durum yoktur. Bir anda gelişen münferit bir olaydır” diyerek beraat talep etti.
“ŞİKAYETİMİZ DEVAM ETMEKTEDİR”
Aydemir’in hasta olduğu için duruşmaya gelemediğini belirten müşteki avukatı Deniz Alp İmamoğlu ise “Şikayetiniz devam etmektedir. Savunmaları suçtan kurtulmaya yöneliktir. Müvekkilin kendisine yönelik bir hareketi olduğunu söylemiş o yüzden yumruk attığını söylemiştir. Ancak müvekkilimde skolyoz denilen omurga eğriliği rahatsızlığı vardır. Bu yüzden yaşı ve fiziki durumu dikkate alınarak yumruk atma imkanı olamaz. Müvekkilin katılma sebebi Filistinlilere yapılanlara karşı gelmek için olduğu gibi, 12 şehidimize rahmet okutmaktır” diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti.
Diğer şikayetçi avukatı ise müvekkilinin bayrağı miting alanındaki seyyar satıcıdan aldığını, ayrıca Türk bayrağı da taşımakta olduğunu ifade ederek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“OLAYI BURAYA GETİREN SOSYAL LİNÇ”
Savcı, dosyanın mütalaa için kendisine verilmesini istedi. Söz alan sanık avukatı Ali Öztürk, “Olayın, bayrağın illegal olup olmamasıyla ilgisi yoktur. Müvekkilimin, müştekinin hastalıklarını bilmesi mümkün değil, aralarında itişme olduğunu kendini koruma maksatlı hareket ettiğini söylemiştir. Olayı buraya getiren medyaya yansıması ve bir nevi sosyal linçtir. Müvekkilim bayrak da ne yazdığını bilmiyordu. Bayrak da ne yazdığını müşteki de olaydan önce bilmiyordu” şeklinde konuştu.
YURT DIŞI YASAĞI KALDIRILDI
Mahkeme, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere savcılığa gönderilmesine karar verdi. Sanık hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar veren mahkeme, duruşmayı 19 Şubat’a erteledi.
“UZLAŞMAYA HAZIRDIK”
Şikayetçi avukatı Deniz Alp İmamoğlu duruşma sonrasında basın mensuplarına açıklama yaparak müvekkilinin taşıdığı bayrağın, yasadışı bir bayrak olmadığını belirtti. İmamoğlu, müvekkilinin uğradığı saldırının kabul edilemez olduğunu söyleyerek “Böyle bir saldırının düşünce ve ifade özgürlüğüne yapıldığını düşünüyoruz. Sanığın cezalandırılmasını talep ettik. Sanık herhangi bir şekilde uzlaşmaya yanaşmadı. Biz müvekkilden el öpüp özür dilendiğinde uzlaşmaya açıktık ve bayrağa bir saygı gösterisinde bulunulduğunda uzlaşmaya hazırdık. Sanık bunu kabul etmedi” dedi.
NE OLMUŞTU?
Fatih’te 1 Ocak sabah saatlerinde yapılan ‘Şehitlere rahmet, Filistin’e destek, İsrail’e lanet’ mitingine katılan İsmail Aydemir elinde Kelime-i Tevhid Bayrağı ile yürümüştü. Ege Akersoy, Haliç metrosu civarında tesadüfen karşılaştığı Aydemir’e “Sen Türk değil misin” dedikten sonra yumruk atmıştı. Gözaltına alınan Akersoy tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
İddianamede Ege Akersoy’un kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e “Sen tam bir Arap sevicisisin… Arap kültürünü savunuyor” şeklinde söylemler ile halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği belirtildi.
İddianamede, şüpheli Akersoy’un “Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından toplam 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapsi istendi.Akersoy, iddianamenin kabul edilmesinin ardından yurt dışı çıkış yasağı konularak tahliye edildi.
]]>Olay, o dönem 17 yaşında olan mağdur S.T.’nin, 12 Ağustos 2022’de nakil olarak gittiği Ankara Sincan Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nde yapılan muayenesinde ortaya çıktı.
Vücudunda darp izleri görülen S.T.’nin, Kocaeli’deki cezaevinde M.D. ile birlikte, A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö.’nün cinsel istismarına maruz kaldıklarını, kemerle darbedildiklerini, zorla ayaklarını yıkattıklarını, kendilerine masaj yaptırdıklarını, bardaktan ve pet şişeden zorla idrar içirdiklerini beyan etmesi üzerine, kurum müdürlüğü tarafından suç duyurusunda bulunuldu.
Şüpheliler hakkında, Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılarak geçen Ocak ayında karar çıktı.

ÇOCUK KOĞUŞUNDAKİ SANIKLARA CEZA YAĞMIŞTI
Mahkeme heyeti, sanıkların suç tarihinde 18 yaşından küçük olmalarını dikkate alarak, S.T. ve M.D.’ye yönelik haklarında ‘çocuğa karşı eziyet’, ‘cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ ve ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçlarından şüpheliler A.S., E.G., K.T.Ö. ile Y.Ö., 19 yıl ile 30 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezası verdi. A.S., E.G., K.T.Ö. ve Y.Ö., ‘kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma’ suçundan beraat ederken, ‘kaçma şüpheleri olduğu gerekçesi’ ile tutukluluk hallerinin devamına karar verilmişti.

GARDİYANLAR HAKKINDA DA SORUŞTURMA
Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı gündeme gelen olayın ardından Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda görevli infaz koruma memurları Ahmet Ö., Ahmet S., Murat Ş., Ömer Ç. Ve Samet K. hakkında soruşturma başlattı. Soruşturmanın tamamlanmasının ardından şüpheliler hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede, mağdur S.T.’nin haklarında iddianame düzenlenen 18 yaşından küçük çocuklar A.D., E.G., Y.Ö. ile K.T.Ö. tarafından işkence ve istismara maruz kaldığı anlatıldı. S.T.’nin Sincan Çocuk Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na Ağustos 2022 tarihinde sevk edildiği anlatılan iddianamede, cezaevine girişte yapılan kontrollerde vücudunda morluklar ve yaraların tespit edilmesi üzerine suç duyurusunda bulunulduğu, Kocaeli 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü tarafından S.T.’ye yönelik 18 yaşından küçük 4 şüphelinin 11 Ağustos 2022 tarihinde gerçekleştirdikleri eylemlere ilişkin günün vardiya sorumlusu infaz koruma memurları hakkında soruşturma başlatıldığı aktarıldı.
İFADESİNDE GARDİYANLARDAN ŞİKAYETÇİ OLMADI
İddianamede, şikayetçi S.T.’nin ifadesine de yer verildi. İfadesinde S.T., “Bir olay sebebiyle 3 Ağustos 2022 tarihinde Kandıra Cezaevine girdim. Cezaevinde gündüz ve geceleri olmak üzere iki kez İnfaz Koruma memurları denetim yaparlardı. Ayrıca ses yükseldiğinde de kapıdan gelip kontrol ederlerdi. Kandıra Cezaevi’nde başıma gelen olay ile ilgili cezaevinden sevk edileceğim gün ismini bilmediğim infaz koruma memurunun biri gözümdeki morluğu fark etti ve bana gözümün neden mor olduğunu sorduğunda ona ‘ranzaya çarptım’ dedim. Ben yaşadığım olayı orada görevli infaz koruma memurlarına anlatmadım, yardım da istemedim. Bu olayı anlatmama sebebim olay içeriğinde ismi geçen çocuk suçluların ‘olayı anlatırsan sana daha kötü şeyler yaparız’ diye tehdit etmeleridir. Benim bu konu ile ilgili söyleyeceklerim bundan ibarettir. Bu konu ile ilgili İnfaz Koruma memurlarından herhangi bir davam ve şikayetim yoktur” dediği belirtildi.
ŞÜPHELİ GARDİYAN SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Gardiyanlardan şüpheli Ahmet Ö.’nin soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, “Ben olay tarihinde 20.00 ile 08.00 saatleri arasında çalışıyordum. Nöbetçi memur olarak da Ahmet S. ve Samet K. görev yapıyordu. Kural gereği biz her saat içerisinde 1 kez odaları, oda kapısındaki mazgaldan ya da oda kapısı açılarak kontrol ediyoruz. O gün de bu şekilde odaları kontrol ettik. O gün yaklaşık olarak 13 kez odayı kontrol ettik. Biz odaları kontrol ettiğimizde her hangi bir sorun yoktu ve herhangi bir şikayette bulunan da olmadı. Çocuk şahıslar D4 numaralı odada kalıyordu. Ben vardiyam esnasında herhangi bir olumsuzluğa rastlamadım. Odalar iki katlıdır, alt katta kamera sistemi bulunmaktadır. Alt katta herhangi bir olumsuzluk olsaydı tarafımızdan müdahale edilirdi. Olay üst katta kamera bulunmadığından orada gerçekleşmiş. Tarafımdan sorumluluklar yerine getirilmiştir. Ben ve nöbetçi memurlar o gün gerekli kontrolleri yaptık. Belirttiğim sebeplerden suçlamayı kabul etmiyorum” şeklinde ifadesine yer verildi.
ANKARA’YA NAKİL OLURKEN SAĞLIK RAPORU ALINMAMIŞ
Cezaevinde görevli gardiyanlardan şüpheli Murat Ş. ise ifadesinde, şikayetçi S.T.’nin kaldığı koğuşta kontrol ettikleri sıralarda koğuştakilere sorunu olup olmadıklarını sorduklarını, koğuştan kimsenin sorun bildirmediğini ifade etti. Diğer şüphelilerin de alınan ifadelerinde benzer savunmalar yaptığı görüldü. İddianamede S.T.’nin sevki sırasında darp raporu alıp almadığına ilişkin cezaevine sorulduğu, gelen cevap yazsında S.T.’nin Kocaeli’ndeki cezaevine girdiği gün alınan sağlık muayenesinde herhangi bir olumsuzluk görülmediği ve nakiller sırasında tutuklulardan sadece yolculuk yapıp yapamayacağı yönünde rapor alındığını bildirdi.
NAKİL SIRASINDA ŞİKAYETÇİYE MUAYENE YAPILMAMIŞ
İddianamede, S.T.’nin tutuklu olarak bulunduğu Kocaeli Ceza İnfaz Kurumu’nda, aynı koğuşta kaldığı A.S., E.G., Y.Ö. ve K.T.Ö. tarafından işkence gördüğü, cinsel istismara maruz kaldığı iddiasıyla Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi’ne fezleke düzenlendiği aktarıldı. S.T.’nin Ankara’daki cezaevine nakil olduğunda yapılan muayenede gözle görülür şekilde tespit edildiği vurgulandı.
“DURUMU FARK ETMEMELERİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI”
İddianamede, olayın yaşandığı gün vardiya memurlarının odaya en az iki defa girdiği, yaşanan olaylarda mağdurun yüzünde ve vücudunda meydana gelen yaralanmaları görmemelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu belirtildi. İddianamede, S.T.’nin mağduriyet yaşadığı belirtilerek kamu davası açılması için yeterli delilin bulunduğu vurgulandı.
5 GARDİYAN İÇİN 1 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
İddianamede, şüpheliler Ahmet Ö., Ahmet S., Murat Ş., Ömer Ç. Ve Samet K.’nin “Görevi Kötüye Kullanmak” suçundan ayrı ayrı 3 aydan 1 yıla kadar hapis cezası talep edildi. İddianamenin kabul edilmesiyle şüphelilerin ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.
“ALDIĞI YARALARIN TELAFİSİ OLDUKÇA GÜÇ”
Şikayetçi S.T.’nin avukatı Rıdvan Can Erdem, “Kocaeli Cezaevi’nde oldukça vahim bir olay yaşandı. Müvekkilim aynı koğuşta bulunan diğer çocuklar tarafından eziyete, işkenceye ve cinsel istismara maruz kaldı. Bu olayla ilgili yargılamanın sonuna gelindi ve Kocaeli 7. Ağır Ceza Mahkemesi sanıklar hakkında oldukça ağır cezalar hükmetti. Bununla birlikte devam eden bir davamız daha vardı. Müvekkilim S.T.’nin cezaevine girmesine sebep olan davada, beraat ile sonuçlandı. Müvekkilin masum olduğu ve cezaevine haksız yere girdiği anlaşılmış oldu. Sanıklar her ne kadar cezalarını almış olsalar da müvekkilin bu olay nedeniyle aldığı yaraların telafisi oldukça güç. Bizim devlet aleyhine açmış olduğumu tazminat davamız var. Biz burada mağdur S.T.’nin gerektiği gibi korunamadığını düşünerek Adalet Bakanlığı aleyhine tazminat davası açtık. Bu davamız şu ana sürüyor” dedi.
“HERKES GÖREVLERİNİ EN İYİ ŞEKİLDE YAPMALIYDI”
Avukat Can Erdem, “Yaşan şiddet ve taciz olayı Kandıra’da yaşanmasına rağmen bu hadise Kocaeli Cezaevi’nde ortaya çıkmadı. Müvekkil ve diğer çocuk mahkumlar, Ankara Sincan’daki cezaevine nakledilince orada fiziki muayenede ortaya çıktı. Bu olay Ankara’da yapılan fiziki muayenede ortaya çıkıyorsa Kandıra’da da ortaya çıkabilirdi. Kandıra Cezaevi’ndeki infaz koruma memurlarının ihmal suretiyle görevlerini kötüye kullandıkları gerekçesiyle, görevlerini gerektiği gibi yerine getirmediğini, oradaki çocukların koruma ve gözetimlerinin gerekti şekilde sağlanmadığını belirterek haklarında iddianame düzenleyip kamu davası açtı. Bu dava devam ediyor halen. Dava sonucunda muhtemeldir ki görevlerini gereği gibi yerine getirmediği kamu hizmetinden yasaklanma durumları söz konusu olacaktır. Ayrıca adli bir ceza da olacaktır. Burada herkes görevlerini en iyi şekilde yapmalıydı. Orada gardiyanlar görevlerini gerektiği gibi yerine getirseydi, o elim olaylar daha başlangıcında fark edilseydi işler bu noktaya gelmeden önlenebilecekti” diye konuştu.
“BİRBİRLERİNDEN OLDUKÇA ETKİLENİYORLAR”
Avukat Erdem, çocuk mahkumlar için özel bir cezaevi ortamı hazırlanması gerektiğini belirterek, “Özellikle 18 yaşından küçük çocuk mahkumların birbirlerinden oldukça etkilendiğini düşünüyoruz. Çünkü eziyet ve istismar davasında, sanıkların alınan savunmalarında, her biri esasında bunları kendilerinin düşünmediği ve birbirlerinden etkilenerek bu eylemleri gerçekleştirdiklerini söylediler. Adalet Bakanlığı’na çocuk mahkumların yetişkinler için hazırlanmış koğuşlarda değil de onlar için özel olarak hazırlanmış, gelişimleri, eğitimleri, sosyal faaliyetleri olan koğuşlarda kalması gerektiği yönünde yazı yazdık” ifadelerini kullandı.
]]>Alkol alan Ahmet Gürkan Erkutlu’nun yemek dönüşü kullandığı 09 ANF 396 plakalı otomobil, Hoşkoy-Mürefte mahalleleri arasındaki kara yolunda 8 metre yükseklikten denize uçtu.
Denizde ters dönen otomobilde Ahmet Gürkan Erkutlu, kendi imkanlarıyla kurtulurken eşi ise hayatını kaybetti.
Kazanın ardından gözaltına alınan ve 1,49 promil alkollü olduğu belirlenen Ahmet Gürkan Erkutlu, çıkarıldığı Şarköy Sulh Ceza Hakimliği’nde, ‘Şüphelinin atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu, şüphelinin tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapma hususu devam ediyor olması nedenleri ile şüphelinin taksirle ölüme neden olma’ suçundan tutuklandı.
Bir süre cezaevinde kalan Erkutlu, avukatının itirazıyla adli kontrol şartıyla tahliye edildi.

‘YÜZDE 100 ASLİ KUSURLU’
Şarköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ahmet Gürkan Erkutlu hakkında, ‘Bilinçli taksirle ölüme neden olmak’ suçundan 2 yıldan 9 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.
İddianamede, olayla ilgili bilirkişinin hazırladığı raporda, Erkutlu, ‘asli’ kusurlu bulundu.
Raporda, “Soruşturmaya konu ölümlü trafik kazasında, kazalı araç üzerinde yapılan incelemede, aracın teknik olarak herhangi bir eksikliğinin bulunmadığına, aracın gaz, fren ve debriyaj pedallarında herhangi bir takılmanın olmadığına, aracın lastiklerinde, sürücünün fren yapmasından kaynaklı herhangi bir sürtünme izi bulunmadığına, davaya konu kazanın meydana gelmesinde sürücü Ahmet Gürkan Erkutlu’nun, yüzde 100 oranında asli derecede kusurlu olduğuna dair görüş ve kanaat belirtir rapordur” denildi.
Şarköy’de esnaflık yapan Ahmet Gürkan Erkutlu, ifadesinde, eşiyle 29 Ekim 2022’de evlendiklerini, olay gecesi tanışma yıl dönümü olduğundan yemeğe gittiklerini söyledi.

Birlikte alkol aldıklarını belirten Erkutlu, şöyle konuştu:
-Yemek yediğimiz sırada aramızda benim işten eve geç gelmem sebebiyle tartışma çıktı ancak fiziksel temas olmadı. Daha sonra aramızdaki konuşmayı tatlıya bağladık, beraber çıkarak araca bindik, 60-70 kilometre hızla gitmekteydim.
-Karşıma tilki veya köpek benzeri bir hayvan çıktı. Ona çarpmamak için direksiyonu kırdım ancak frene basmadım.
-Ayağımı gaz pedalından çektim ve arabayı çarpmaktan kurtardım ancak direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı şeride girdim ve uçurumdan denize doğru uçtum.
-Çarpma anını hatırlamıyorum ancak araç ters döndüğünde içeri su dolmasıyla birlikte ben kendime geldim. Benim emniyet kemerim takılı değildi.
-Esma Deniz’in emniyet kemerinin takılı olup olmadığını bilmiyorum. Bir miktar su yutmaya başladığımda olayın şokundan çıktım. Elimle yokladığımda camın açık olduğunu gördüm ve camdan dışarı çıktım.
-Çıktığımda suyun sığ olduğunu gördüm. Ayağım su içerisinde denizdeyken su benim göğüs bölgeme kadar geliyordu. O sırada Esma’dan tepki yoktu, etraf da karanlıktı. Çarpmanın etkisiyle sırtımda ve kollarımda ağrı ve kesi vardı.
-İçeriye doğru elimle yokladım ancak Esma’ya o karanlıkta denk gelemedim. Bir ara ayağından yakaladım ancak dışarıya çekemedim.
-Daha sonra yardım çağırmak amacıyla yola çıkmaya çalıştım ancak bulunduğumuz yer çukur olduğu için tepeye yola çıkamadım” dedi.
‘YALNIZ YİYEN YALNIZ ÖLÜR İFADELERİNİ SÜREKLİ SÖYLERİM, ŞAKALAŞMADIR’
-Daha sonra itfaiye gelerek hem beni hem de Esma’yı bulunduğu yerden çıkardı. Olay günü hız yaptığıma dair ihbar doğru değildir. Ben hızlı değildim. Zannediyorum ki yoldan toprak kalktığı için böyle bir ihbar yapılmıştır.
-Esma Deniz’in annesi Saadet’in ifadeleri doğru değildir. Bizim Esma ile konuşmalarımız yüksek sesle olur ancak aramızda herhangi bir ayrılma kararı yoktur. ‘Yalnız öleceksin’ ifadesi benim ağzımdan hiç çıkmamıştır.
-Ben ona şaka amaçlı, ‘Yalnız yiyen yalnız ölür’ şeklinde ifadeleri sürekli söylerim, aramızda bir şakalaşmadır.
-Eşim özel hayatımızı ailesine, akrabasına bahsederdi. Kavgalarımız bu yüzden çıkardı. Ayrılmaya ilişkin bir durum söz konusu değildi.
-Benim için söylenen, ‘Ayrılırsak kötü olur’ şeklinde cümleleri ben kurmadım. Yaşananlar için pişmanım. Kasti hiçbir davranışım söz konusu değildir.

‘AYRILIRSAK BU İŞİN SONU KÖTÜ OLUR’
İddianamede hayatını kaybeden Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun yakınlarının da ifadelerine yer verildi.
Erkutlu’nun annesi Saadet Dellal, kızının sürekli evliliğiyle ilgili mutsuz olduğunu ve ayrılmak istediğini, buna karşın Ahmet Gürkan Erkutlu’nun ‘Ayrılırsak bu işin sonu kötü olur’ şeklinde ifadelerde bulunduğunu iddia etti.
Dellal, “Olaydan yaklaşık üç ay önce eşi olan Ahmet Gürkan’a beni ziyaret ettikleri esnada kızım Esma, ‘Bu böyle gitmez, ayrılalım’ dediğinde bahse konu şahıs ‘Ayrılırsak bu işin sonu kötü olur’ şeklindeki beyanı vardır. Haricen Ahmet Gürkan ile kızım bize geldiğinde benim kızıma karşı argo ve küfürlü konuşurdu. Kızımın mutsuz olduğunu sürekli görüyordum. Trafik kazasında benim kızım Esma Dellal Erkutlu’nun ölmesine sebebiyet veren Ahmet Gürkan Erkutlu’dan şikayetçi ve davacıyım” dedi.
‘ABLAMA KÜFÜR VE HAKARET İÇERİKLİ KONUŞMALARI VARDI’
Esma Deniz Dellal Erkutlu’nun kardeşi Onur Oğuz Dellal de ifadesinde, olay günü yaşananları anlattı.
Ablasının kendisine attığı mesajları işaret eden Dellal, “01.09.2023 günü saat 21.00 sularında beni aradı ‘Babamı çok özledim, Gürkan bana yalnız öleceksin’ dedi. Daha sonra Gürkan telefonu aldı bana ‘Ağabey yanlış anlama kardeşin bazen beni eksik düşürüyor, sen merak etme’ dedi telefonu kapattı. Yaklaşık 1-1,5 saat sonra kardeşim Esma Deniz’in ölüm haberini aldım. Ahmet Gürkan müteakip zamanlar benim kardeşimle ilgili küfürlü konuşmalar ve hakaret içerikli konuşmalar yapardı. Ben meydana gelen olayla ilgili kız kardeşimin ölümüne sebep olan Ahmet Gürkan Erkutlu isimli şahıstan şikayetçi ve davacıyım” ifadelerini kullandı.
Şarköy Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşma, hakimin izinli olması nedeniyle 10 Temmuz’a ertelendi.

Cinayet sonrası yakalanıp, tutuklanan Rümeysa Aydın hakkında Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan dava açıldı. 7,5 ay süren yargılama sonrası mahkeme heyeti, 4 Mart 2022’deki karar duruşmasında ‘meşru müdafaa’ kapsamında Rümeysa Aydın’a beraat kararı verip, tahliye etti.
BAM’DA BİR KEZ DAHA YARGILANDI
Cumhuriyet savcısı ile Murat Aydın’ın ailesinin avukatlarının itirazı sonucu dava dosyası, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi’ne (BAM) taşındı. İtirazın kabul edilmesi ile Rümeysa Aydın, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi’nde yargılandı.
Rümeysa Aydın ile taraf avukatlarının hazır bulunduğu duruşmada, savcının itiraz gerekçesi okundu.
Gerekçede, “Yaşanan olay bir bütün halinde düşünüldüğünde, sanık istese evde bulunan tüfekle de eylemi gerçekleştirebileceği gibi, maktul evden çıktıktan sonra, evde bulunan tüfeği almak yerine olay yerinden ayrılabilirdi. Olayın gelişimine göre sanık ile maktul arasındaki mesafe, sanığın 2 el ateş etmesi, hedef alınan bölgenin göğüs kısmı olup, maktulün vurulduğu yer ve konumu ile maktulün vurulma anında elinde tüfek bulunmaması nedeniyle olayın meşru müdafaada kalmadığı anlaşılmaktadır. Eylemin işleniş şekli ile dosyada bulunan bilgi ve belgelerin, sanığın maktulü olay öncesi darbettiğine yönelik iddiaları destekler şekilde olduğu görülmektedir. Bu kapsamda sanığın ‘eşe karşı haksız tahrik altında kasten öldürme suçundan’ cezalandırılması gerekmektedir” denildi.
‘TÜFEĞİ ALIP, GELECEĞİNİ DÜŞÜNDÜ’
Rümeysa Aydın da yaptığı savunmada, 2014 yılında kaçarak evlendiği Murat Aydın’ın, evlilik sonrası uyuşturucu kullanıp, kendisine sürekli olarak aile içinde şiddet uyguladığını söyledi. Eşinin, kendisini aldattığını da düşündüğünü söyleyen Aydın, olaydan önce eşinin çocuklarının odasına gelip, bardakları kendisine göstererek, ‘Buraya birileri geldi, beni aldatıyorsun’ diyerek şiddet uyguladığını, daha sonra döverek kıyafetlerini çıkartıp, vücudunda ilişki sırasında olabilecek iz aradığını belirtti.
Eşinin son 1 yıldır metamfetamin kullandığını ve halüsinasyonlar gördüğünü iddia eden Aydın, “Olaydan önce kayınvalidemi arayıp, kendisine, ‘Siz ikimizden birinin ölmesini mi bekliyorsunuz’ diye sordum. Olay günü Murat eve gelip, telefonumu karıştırdıktan sonra, kendi kafasına vurup, ‘Sen beni biriyle aldattın. Sen bittin, son duanı et’ dedi. Bahçeye çıkıp, araca yöneldi. Araçta olan tüfeği alıp, geleceğini düşündüm. Bunun üzerine içeri girip, evdeki tüfeği aldım. ‘Murat’ diye seslendim, koşarak geldi. ‘Dur artık, bana boşu boşuna işkence ediyorsun’ dedim. Elimdeki tüfeği almaya çalıştı. Bu sırada korku ve panik nedeniyle dolu olduğunu bilmediğim tüfeğin tetiğine parmağım gitti. Gözümü kapattım. Tetiğe bir kez bastım. Patlama sesi duydum. Gözümü açtığımda yere düşmüştü. Bezle yaralandığı yere tampon yapmak istedim. Bu esnada 112’yi aradım. Murat’ı vurduğumu söyleyerek ihbarda bulundum” dedi.
OY BİRLİĞİ İLE HAPİS CEZASI VERİLDİ
Tarafları dinleyen mahkeme heyeti, oy birliği ile Balıkesir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği beraat hükmünü bozarak, Rümeysa Aydın’a ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Heyet, ‘haksız tahrik’ ve sanığın duruşmadaki ‘iyi hali’ni dikkate alarak verilen bu cezayı 10 yıl 10 aya düşürürek, adli kontrol şartı verdiği Aydın’a yurt dışına çıkış yasağı getirdi.
]]>Diyarbakır’ın Şehitlik semtinde 27 yaşındaki Yazgül Ç. adlı bir kadın evin penceresinden yardım çığlıkları atarak, “Yanıyorum, yardım edin” diye bağırınca çevredekiler polise haber verdi.
Eve gelen polisler kadının bel üstünden yüz kısmına kadar vücudunda yanıklar tespit edince hemen Dicle Üniversitesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı.
Genç kadın, eşi ve kayınbiraderiyle tartıştıklarını,eşi Mahmut’un kendisini eline geçirdiği kızgın ütü ile yakmak istediğini, korku panikle evden kaçmaya çalışırken bu kez kayınbiraderi Ahmet’in saçından tutup yere düşürdükten sonra üzerine kolonya döküp ateşe verdiğini söyledi.
Bir anda alev aldığını ve acıyla komşularına sığınarak canını kurtardığını belirtti.
Yazgül Ç., şöyle konuştu:
-Duş alıp banyodan çıkınca evde kayınbiraderimi gördüm. Uyuşturucu işiyle uğraştığı için evime gelmesini istemiyordum. Eşime ‘Bunun ne işi var’ diye sorduğumda eşim saçımdan sürükleyerek beni oturma odasına götürdü ve ütüyü fişe takıp bacağıma bastırdı.
-Kaçmak isterken bu kez kayınbiraderim saçımdan beni yakalayıp yere düşürüp üzerime kolonya döküp yaktı.
-Can havliyle komşumuzun evine sığındım. O da üzerime su dökerek beni söndürmeye çalıştı. Bu sırada kocam ve kardeşi beni zorla evden çıkarmak istedi. Ben de kapıyı kilitleyip penceredenp yardım istedim.
-Olay günü evimize 2 kilo uyuşturucu getirmişlerdi. Evdeki 4 tane burma bileziğimi benden zorla aldılar.
-Beni yakmalarının nedeni eve uyuşturucu getirmelerine karşı çıktığım içindir. Beni halen tehdit edip davadan vazgeçirmeye çalışıyorlar.
-Ben kendi isteğimle küçük yaşta Mahmut’a kaçıp evlendiğim için gördüğüm şiddet nedeniyle bugüne kadar ailem de dahil kimseye bir şey anlatamadım, şikayetçiyim.
“KENDİ KENDİNİ YAKTI BEN YAKMADIM”
Kadının kocası Mahmut Ç. ise “Eşim onu aldattığımı düşündüğü için kıskançlık krizine girince tartıştık. Bana ‘Kendimi de seni de yakarım’ dedi. Birden kolonya döküp kendini yaktı. Onu söndürmeye çalışırken benim de kolum yandı. Eşim çıplak halde kaçmaya çalıştı. Ben de o halde çıkmasına engel olmak istedim. Karşı komşunun kapısını çaldı ve kapı açılınca içeri girip kapıyı arkadan kapattı. Kardeşim Ahmet bizde değildi. Kendisiyle görüşmüyoruz. Ütüyle eşimin bacağını yaktığımız iddiaları da yalandır” dedi.
“EVDE YOKTUM” DEDİ KAMERA KAYITLARI ONU DOĞRULAMADI
Kadının kayınbiraderi Ahmet Ç. ise, ağabeyi ile iki yıldır görüşmediklerini, yengesinin kendisine iftira ettiğini belirterek, olay saatinde bir çay ocağında oturuyordum” dedi.
Ahmet Ç’nin olay günü çay ocağında oturuyordum dediği işyeri ve çevresine ait geriye dönük tüm kamera kayıtlarını inceleyen polis, olayın yaşandığı gün ve saatte sanık Ahmet’in bu çay ocağına hiç gitmediğini tespit etti. Kullandığı cep telefonunun sinyal baz bilgilerine bakıldığında ise olayın yaşandığı saatte olay yerine en yakın baz istasyonundan telefonun sinyal verdiği belirlendi.
HAYATİ TEHLİKESİ VAR YÜZÜNDE SABİT İZ KALDI
Doktor raporunda, kadının yüz, kol, kulak, el, göğüs bölgesinde basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede yanıklar tespit edildiği ve hayati tehlikesi olduğu belirtildi. Ayrıca yüzünde sabit iz kalacak derecede yaralandığına dair adli tıp kurumunca rapor düzenlendi.
ÇIPLAK HALDE MERDİVENLERDE GÖRDÜM
Kadının sığındığı evin sahibi Abdurrahim K. ise merdivenlerde çıplak ve vücudu yanık halde Yazgül’ü gördüğünü belirterek, “Aşağı inmeye çalışırken kocası da onu eve çekmeye çalışıyordu. Yazgül hanım bu sırada benim evime girdi ve kapıyı kapatarak pencereden yardım istedi. Kocası da evine geri gitti. Ben kocasını sakinleştirmek için evlerine gittiğimde yalnızdı ve banyoda yanan havluyu söndürmeye çalışıyordu” dedi.
CEZAEVİNDEKİ GÖRÜŞME KAYITLARI İSTENDİ
Diyarbakır Başsavcılığı tutuklanan Mahmut ile tutuksuz Ahmet Ç. kardeşler hakkında ağır ceza mahkemesine dava açtı.
Duruşmaya gelen mağdur kadın, “Kocam benimle görüşmek için haber göndermişti. Cezaevine kendisini ziyarete gittiğimde bana görüş kabininde pişman olduğunu, hakkımı kendisine helal etmemi istedi. Bu kayıtları da isteyebilirsiniz” diyerek şikâyetçi olduğunu söyledi.
Mahkeme, ceza infaz kurumuna yazı yazılarak tutuklu ile tutuklu yakınları arasındaki görüşmelerin kayıt altına alınıp alınmadığını, alınmış ise bir örneğinin mahkemeye gönderilmesini isteyerek, tutuklu eşinin tutukluluk halinin devamına karar verdi.
]]>Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne saat 11.40 sıralarında pazar ayini sırasında maskeli iki kişi tarafından silahlı saldırı yapıldı. Saldırıda 52 yaşındaki Tuncer Murat Cihan hayatını kaybederken, silahlı saldırıyı gerçekleştiren şüpheliler yakalandı. Saldırıdan kısa süre sonra olayla bağlantısı olduğu tespit edilen kişilere ait çok sayıda adrese operasyon düzenlendi. Operasyonda gözaltına alınanların sayıları 51’e yükseldi.
23’Ü SINIR DIŞI EDİLECEK
Operasyona ve şüphelilere ait yeni bilgiler ortaya çıktı. Gözaltına alınanların Tacikistan, Rusya ve Türkiye vatandaşı oldukları belirlendi. 150 kişilik özel bir ekip tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında önce şüphelilerin araçları tespit edildi. Aracın yol güzergahını takip eden ekipler, şüphelilerin Başakşehir Güvercintepe Mahallesi’ne gittiğini belirledi. Burada tespit ettikleri adreslerin yakınlarında kar maskelerini de bulan ekipler adreslere operasyon yaptı.
Operasyonlarda saldırıyı gerçekleştiren Tacikistan uyruklu A.K. ile Rusya uyruklu D.T. ile birlikte saldırıyla ilgisi olduğu tespit edilen 51 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerden 23’ü sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezine teslim edilirken 28 şüphelinin ise emniyetteki işlemleri sürüyor. Şüphelilerin ifadelerinin alınmasına da başlandığı öğrenildi.

ARAÇ BİR YIL ÖNCE POLONYA’DAN GETİRİLMİŞ
Öte yandan şüphelilerin olayda kullandığı aracın 1 sene önce Polonya’dan Türkiyeye getirildiği, aracın bu süre içerisinde hiç trafiğe çıkmadığı, olay günü şüpheliler tarafından kullanıldığı belirlendi. Aracı getiren kişinin ise iki gün kaldıktan sonra geri döndüğü öğrenildi. Ayrıca olay günü saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerden A.K.’nin silahının tutukluk yapması sonucu, şüphelilerin panik yapıp kaçtığı kaydedildi.
İŞTE SALDIRGANLARIN KULLANDIĞI ARAÇ

BİR KURŞUN DUVARDA, DİĞERİ OTURAKTA
Öte yandan Santa Maria Kilisesi’ndeki silahlı saldırının gerçekleştirildiği bölüm basın mensuplarınca görüntülendi. Olay yerindeki incelemelerin tamamlanmasının ardından basın mensuplarının kiliseye girişine izin verildi. Kilisenin avukatı Afşin Hatipoğlu, basın mensuplarına silahlı saldırının detaylarını anlattı. Hatipoğlu, kilisenin 1 Şubat Perşembe günü saat 19.00’da yapılacak ayinle yeniden ibadete açılacağını duyurdu.

Saldırganların silahlarından çıkan kurşunlardan birinin oturaklara, diğerinin ise duvara isabet ettiği görüldü.
SALDIRGANLAR KURBANA KAPIYI AÇMIŞ
Saldırıyı anlatan kilisenin avukatı Afşin Hatipoğlu “Sabah ayininde, ayin devam ederken iki saldırgan kamuflajlı bir şekilde bu antreye geliyorlar. Ve kapıyı açıp içeriyi kontrol ediyorlar. Tam girmeye karar verdikleri anda başka bir kişi daha geliyor ve o kişiye kapıyı açıyorlar ayine girsin diye. Kapıyı açıp içeri aldıkları kişi o günkü kurban aslında. Onlar ayini bastıklarında önce rahmetliyi burada ne yazık ki katlediyorlar. Önce kabzayla kafasına vuruyorlar, daha sonra ateş ediyorlar. Sonra da rastgele kilisenin etrafına ateş ediyorlar” dedi.

Kilisenin avukatı Afşin Hatipoğlu
‘ARAPÇA VEYA FARSÇA KONUŞTULAR’ İDDİASI
Hatipoğlu, şöyle devam etti:
– Görgü tanıklarının söylediği Arapça veya Farsça tam çıkartamadıkları bir dille bazı şeyler söylüyorlar ve daha sonra uzaklaşıyor. Saldırı gerçekleştikten sonra ölen kişi dışında bir yaralı söz konusu değil. Polisin bize söylediği kadarıyla silahlardan birinin tutukluluk yaptığı, onun da paniğe sevk ettiği ve daha fazla can kaybının önüne geçtiği ama görüntülerde var, saldırganlardan bir tanesi kilisenin ortasına kadar devam ediyor, bağırmaya devam ediyor ve sağa sola ateş ediyor. Tabii büyük bir korku ortamı oluyor, bir kişi hayatını kaybediyor.
“Burası Perşembe günü saat 07.00’deki ayine kadar kapalı. Çünkü Hristiyan inancına göre, böyle bir saldırı olduktan sonra tekrar bir kutsama ayini olmadan o kilise ibadete açılamıyor. Bütün azınlık cemaatlerinin liderleri Perşembe günü saat 07.00de burada toplu ayin gerçekleştirecekler. Bu görmüş olduğunuz alanı da merhumun anısına ‘Anma bölgesi’ yaptılar. Buraya mum dikilip kendisi için dua edilecek. Burası kilisede muhafaza edilecek, merhuma saygı açısından saklanacak.
ANA KAPIYA TÜRK BAYRAĞI
Öte yandan Latin Katolik Cemaati Ruhani Reisi Massimiliano Palinuro da kiliseyi ziyaret etti. Çıkışta basın mensuplarına konuşan Palinuro, saldırıdan duyduğu üzüntüyü dile getirdi. “Tek gücümüz duadır” diyen Palinuro, “Yetkililere teşekkür etmemiz gerek. Büyük bir gayretle olayın sorumlularını yakaladılar” ifadelerini kullandı.

Palinuro “Sadece cemaatimize değil, bütün Türkiye’ye zarar veren bir olay ama birçok kişi, sivil otoriteler, yetkililer, komşular, bütün insanlar yanımızda durdu. Bundan dolayı memnunuz” dedi.
Massimiliano Palinuro, silahlı saldırıda hayatını kaybeden Tuncer Murat Cihan’ın cenaze törenine katılmak üzere kiliseden ayrıldı.
KOLLUK KUVVETLERİNE TEŞEKKÜR
Palinuro, yazılı açıklamasında ise şu ifadelere yer verdi:
– 28 Ocak 2024 tarihinde episkoposluğumuza bağlı olan Büyükdere Meryem’in Doğuşu Katolik Kilisesi’nde meydana gelen elim saldırıdan sonra 12 saat gibi kısa bir süre içerisinde olayın faillerini ve bağlantılı oldukları kişileri yakalama başarısını gösteren, başta İçişleri Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya olmak üzere tüm kolluk kuvvetlerine minnettarlığımızı ifade ediyoruz. Bu vesile ile İstanbul’daki Katolik cemaatlerinin kiliselerinde ibadetleri süresince güvenlik önlemlerinin artırılması ve sıkılaştırılması hususunda sizlerin yoğun desteğine ihtiyaç duyduğumuzu beyan ederiz.
Asırlar boyunca tüm dinlerin kardeşçe yaşadığı İstanbulumuzda bu karşılıklı sevgi ve saygı ikliminin devam edebilmesi için gösterdiğiniz çaba için müteşekkiriz. İstanbuldaki yaşayan Katolikler olarak ülkemiz insanlarının samimi kardeş sevgisini, vicdanını ve misafirperverliğini biliyoruz. Ülkemizi ve insanlarımızı çok seviyoruz. Terör eylemi aracılığıyla dehşet dalgası yaydığını sanarak kiliselere kendimizi kapatıp kapılarımızı içeriden kilitleyeceğimizi düşünen kişi ve grupların bunu başaramayacaklarını belirtmek isteriz.
]]>Kazada otomobilde bulunan arkadaşı 20 yaşındaki Şimel Zerda Mençik olay yerinde hayatını kaybederken araç sürücüsü Ali Ordueri ise yaralandı. Kaza sonrası Şabanözü Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı.
Tedavisi tamamlandıktan sonra gözaltına alınarak adliye sevk edilen Muhammet Ali Ordueri işlemlerinin ardından imza atma şeklinde adli kontrol hükümleriyle serbest bırakıldı.
Muhammet Ali Ordueri hakkında savcılık tarafından hazırlanan iddianamede ‘Taksirle ölüme neden olma’ suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istendi. İddianame Şabanözü Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

KAZA ANI GÜVENLİK KAMERASINA YANSIDI
Olay anı güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Görüntülerde düz olan cadde üzerine aracın hızla ilerlediği sırada kontrolünü kaybetmesiyle önce sağa sola savrulduğu, ardından ise aydınlatma direğine çarptığı görülüyor. Çarpma sonrası aydınlatma direğinin ışığının söndüğü de kameraya yansıdı.
ARAÇ İÇİNDE UYUŞTURUCU MADDE ÇIKTI
Kaza sonrası olay yeri inceleme ekiplerinin araç içinden çıkan maddeleri Emniyet Genel Müdürlüğü Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’ne gönderdi.
Çıkan rapora göre sürücü Muhammet Ali Ordueri’nin araç içinde bulunan ilaç benzeri maddelerin uyuşturucu madde türevlerinden olan metamfetamin olduğu vurgulandı.

ATK RAPORUNDA KANINDA UYUŞTURUCU MADDE ÇIKTI
Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesi’nce hazırlanan raporda sürücü Muhammet Ali Ordueri’nin kanında, saçında ve alınan kıl örneklerinde uyuşturucu maddelerden olan metamfetamin ile amfetamin bulunduğu belirtildi. Raporda kanda alkol olmadığı da açıklandı.
ARAÇ SÜRÜCÜSÜ HAKKINDA İDDİANAME HAZIRLANDI
Kazayla ilgili savcılıkça başlatılan soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. İddianamede, şüpheli Muhammet Ali Ordueri’nin sevk ve idaresinde olan otomobilin Kanlıca Mahallesinde cadde üzerinde direksiyon hakimiyetini kaybederek kaza yaptığı anlatıldı.
Kazada, 20 yaşındaki Şimel Zerda Mençik’in olay yeri inceleme ve ölü muayene tutanağına göre kafa kemiklerinin kırılması neticesinde beyin dokusunun zarar görmesiyle hayatını kaybettiği belirtildi.
KAZA TESPİT TUTANAĞINDA TRAFİK KURALLARINI İHLAL ETMİŞ
Kaza tespit tutanağında şüpheli Muhammet Ali Ordueri’nin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre “Aracın hızını, kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere girerken azaltmamak” ve “Sol şerit ihlali” kurallarını ihlal ettiği aktarıldı.
İFADESİNDE SUÇLAMALARI KABUL ETMİŞ
İddianamede şüpheli Ali Ordueri’nin soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, olay günü saat 00.30 sıralarında aracıyla seyir halinde iken direksiyon hakimiyetini kaybettiği, yanında yolcu olarak bulunan Şimel Zerda Mençik’in kazanın şiddetiyle araç içinden savrulduğunu anlatarak suçlamaları kabul ettiğini söylediği ifade edildi.
Kazaya ait Görüntü İnceleme tutanağında aracın Orta ilçesine doğru ters istikamette ilerlediği vurgulandı.
AİLE AVUKATI İDDİANAMENİN İADESİNİ TALEP ETTİ
Mençik’in ailesinin avukatı Doğan Eriş araç sürücü Muhammet Ali Ordueri’nin en ağır cezayı alması için hukuk mücadelesi başlattı. Avukat Eriş, iddianamede sürücü Ordueri’nin kanında çıkan uyuşturucu madde raporuna hiç değinilmemesine tepki göstererek yazılı açıklama yaptı. Avukat Doğan Eriş, “Şüphelinin hızının yavaşlatmaması, fren tedbirine başvurmaması, bir çaba içine girmemesi taksirden öte bir duruma işaret etmektedir. Olası kastla öldürme suçu kapsamında yargılamanın yapılması gerekir. İddianamede, araçta bulunan uyuşturucu maddeden, ATK raporundan hiç bahsedilmedi. İddianamenin iadesini talep ettik. Bu hususta olayın takipçisi olacağız ve gerekli birimlere şikayetlerimizi yapacağız” dedi.
Kazada ölen Şimel Zerda Mençik’in babası Hıdır Mençik savcılık tarafından hazırlanan iddianameye tepki gösterdi.
“ŞU ANDA ELİNİ KOLUNU SALLAYA SALLAYA GEZİYOR”
Kazada hayatını kaybeden Şimel Mençik’in babası Hıdır Mençik ise, “8 Ekim 2023 tarihinde kızım trafik kazasında vefat etti. Her kazada olduğu gibi acıydı. Önemli olan aracı kullanan kişinin uyuşturucu kullanması. Bizde uyuşturucu kullandığını bilmiyorduk. Adli tıp raporlarında kanında, saçında, teninde uyuşturucu madde örnekleri çıktı. Cumhuriyet savcılığının hazırladığı iddianamede ‘Taksirli ölüme neden olma’ ile ilgili dava açıldı. Bizim talebimiz ‘Bilinçli taksirli adam öldürmeye neden olma’ ile ilgili dava açılmasını istiyoruz. Çok fazla söyleyecek bir şey yok. Kızım tanıyordu. Arkadaşıydı. Kamera görüntülerinde çok hızlı araç kullanıyormuş ters yönden. Bundan 2 yıl önce de bir kişinin ölümüne sebebiyet vermiş. Hiç tutuklanmadı. Ceza almadı. Şu anda elini kolunu sallaya sallaya geziyor” dedi.
“BU BİR CİNAYET”
Kızının nasıl bir insan olduğunu anlatırken gözleri dolan baba Hıdır Mençik, “İkinci sınıf Üniversite öğrencisiydi. Sağlık bölümünü okuyordu. Melek gibi çocuktu. Ne diyeceksin ki? 20 yaşındaki çocuklar nasılsa o da öyleydi. Hayat doluydu. Neşeliydi. Arkadaşı olduğunu biliyordum ama detaylı tanımıyordum. Savcılık, iddianameyi hazırlarken, uyuşturucu madde çıktığını bildiği halde bu şekilde hazırlanmış. Adaletsiz bir sistem içinde yürüyoruz. Bunun için gerek neyse sonuna kadar götüreceğiz. Davamızı takip edeceğiz. Kesinlikle bu bir cinayet. Başka bir şey değil. Ters yönden 180 – 200 km hızla gidiyor bu araç şehir içinde. Kızım olay yerinde ölüyor. Kafa kemikleri kırılıyor. Diyecek başka bir şey yok” ifadelerini kullandı.

Olayla ilgili çalışma başlatan İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, şüphelileri tespit edip, operasyon düzenledi. Gözaltına alınan 4 şüpheli, adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden Hüseyin El Hammud’un 2 kardeşi öldürdüğü, tartışmanın da borç meselesi yüzünden çıktığı belirtildi. Adliyeye sevk edilen Abdul Hamid Alhıs ile cinayet şüphelisi Hüseyin El Hammud ve kardeşi Beşşar El Hammud tutuklandı, U.H. ise adli kontrolle salıverildi.
2 FARKLI GÜNDE 5 KİŞİ DAHA GÖZALTINA ALINDI
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, olaya ilişkin 2 farklı günde operasyonlar düzenledi. Polis ekipleri ilk operasyonda İsmail O., Muhammed El H. ve Bilal O.’yu, diğer operasyonda ise Eymed İ. ve Ahmad A.yı gözaltına aldı. 5 şüpheli, çıkarıldıkları Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘Kasten öldürme’ suçundan tutuklandı. Böylece olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında tutuklananların sayısı 8’e yükseldi.
İLK İFADESİNDE ÖLDÜRDÜĞÜNÜ KABUL ETMEDİ
Cinayet şüphelisi Hammud, ilk ifadesinde cinayeti kimin işlediğini görmediğini öne sürerek, “Kardeşim Beşşar ile birlikte yaklaşık 1 aydır Abdulhamit Alhıs’ın evinde misafir olarak kalırım. Olay gününde Bilal’e telefon geldi ve ölen şahısların da içinde olduğu 4 kişi eve geldi. Şahıslar eve geldiğinde ellerinde bıçaklar vardı. Eve geldiklerinde bıçaklar ceplerindeymiş, odaya geçtiler. Orada Bilal ile kavga ettiklerini duyunca odaya girdik. Bu sırada ellerinde bıçakları gördük. Kavga edenleri ayırmaya çalıştık. O sırada yaralandım. Bilal kavga esnasında ilk önce yere doğru daha sonrasında da biz kaçarken şahıslardan birisine ateş etti. Biz korkup aşağıya indik. Kaçarken 2-3 el daha ateş edildiğini duydum. Benim elimde kesinlikle silah veya tüfek yoktu. Ben kimseyi öldürmedim. Öldüreni de görmedim” diye konuştu.
CEZAEVİNDEN MEKTUP YAZARAK İTİRAFÇI OLDU
Hüseyin El Hammud, cezaevinden itirafçı olmak istediğine dair mektup yazdı. Savcılıkça yeniden ifadesi alınan Hammud, “3 yıldır uyuşturucu kullanıyorum. Olaydan 2 gün önce Muhammed’den 150 TL karşılığında uyuşturucu aldım. Ama parasını vermedim. Ardından beni arayıp, ‘150 TL, bin TL oldu’ dedi. Küfür etti. 15 dakika sonra da eve 5-6 kişi geldi. Beni dövmeye başladılar. Öldürecekler diye korktum. Tüfek ile 1 el ateş ettim. Ama, korkmadılar. Üzerime gelmeye devam ettiler. 2 el daha ateş ettim. Sonra da korkumdan olay yerinden kaçtım. ‘Parayı vermezsen seni keseceğiz’ dediler. Daha önce korktuğum için farklı ifade verdim” dedi.
Olayla ilgili soruşturmanın devam ettiği bildirildi.
]]>“KIZIMIN BACAĞINA VE BAŞINA SATIRLA VURMUŞ”
Ceylan Kılıç’ın babası Cevdet Allahverdi “Damadım olaydan önce tavanı kırıp kızıma, ‘Kendini as, sen kendini asmazsan ben seni öldürürüm’ demiş. Kızım uyurken kafasından aşağıya kaynar su dökmüş. Bize kanlı peçete içinde kanlı saç ve deri parçaları yollamışlar. Abdulkerim, kızımın satırla bacağına ve kafasına vurmuş bunları sanığın kardeşiyle evli olan diğer kızım Gülşen eşime anlatmış” dedi.
Esenyurt Necip Fazıl Kısakürek Mahallesi’nde 8 Nisan 2022 yılında evinde başından vurulmuş halde bulunan Ceylan Kılıç’ın intihar ettiği öne sürülmüştü. Ancak Ceylan Kılıç’ın ailesi olayın intihar değil cinayet olduğunu, Ceylan Kılıç’ın eşi tarafından öldürüldüğünü ifade etmişti. Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç bulunduğu cezaevinden getirilirken, taraf avukatları salonda hazır bulundu.
“SİLAHI ALIP İNTİHAR ETMİŞTİR”
Başlatılan soruşturma kapsamında tutuklanan ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açılan tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç, ilk duruşmadaki savunmasında iddiaları reddetti:
– Ceylan Kılıç’la 16 yıl önce evlendik. Olay yaşandığında Ramazan ayı içerisindeydik. Eşim de benim gibi oruç tutuyordu. Olay gecesi eşim ‘Sahur yemeği hazırladığımda sizi çağırırım’ dedi. Sahur vaktine kadar uyuyup sahur saatinde kalkardık. O gün eşim ‘Bugün uyumayalım, sahura kadar işlerimi yapayım’ dedi. Saat 23.30 sıralarıydı ben yatak odasına geçtim. Kulaklığımı takıp sosyal medyaya girdim. Oğlum Efe de yanımda telefonuna bakıyordu. Yatak odasında 1 saati geçkin zaman oyalanmış olabilirim. Dışarıdan geldiğini düşündüğüm bir ses duydum.
– Oğlum Efe de duydu. Balkon tarafına baktım, birşey yoktu. Eşimin bulunduğu salonun kapısı kapalıydı. Oğlum Efe benden önce salon kapısını açtı. Ben de hemen arkasındaydım. Salon kapısının sağ tarafında bulunan kanepe üzerinde eşimi vurulmuş halde gördüm. Benim evde bulundurduğum ruhsatsız tabancam vardı. Gaspa uğradığım için tedbir amaçlı bulunduruyordum. Benim bilgim olmadan silahı alıp intihar etmiştir. Ben kendisine hiçbir zaman şiddet uygulamadım. Cildi hassastı, en küçük bir yere dokunduğunda çürük oluşurdu.
‘KENDİNİ AS, ASMAZSAN SENİ ÖLDÜRÜRÜM’ DEMİŞ
Ceylan Kılıç’ın babası Cevdet Allahverdi ise ifadesinde kızının üzerine kuma getirilmek istendiğini ancak bunu kabul etmemesi üzerine şiddet gördüğünü anlatarak şunları söyledi:
– Ben Muş’un Malazgirt köyünde yaşıyorum. Diğer kızım Gülşen de sanığın kardeşiyle evlidir. Gülşen beni Eylül ayında arayıp ‘Ceylan’ı öldürüyorlar’ dedi. Abdulkerim tavanı kırmış, ‘Kendini as, sen kendini asmazsan ben seni öldürürüm’ demiş. Kızım Gülşen, Abdulkerim’in kaynattığı sıcak suyu Ceylan uyurken kafasına döktüğünü bana anlattı. Ben de Kıraç Polis Karakolu’nu arayıp şikayetimi dile getirdim.
– Polisler olay yerine gitmişler. Polisin telefonundan Ceylan beni aradı, ‘Baba niye şikayetçi oldun, kocamdır, birşey olmaz, üç çocuğum var’ deyince; ben de kızımın üzerinden elimi çektim. Daha sonra İstanbul’a geldim. Oğlum Volkan’ın evine yerleştik. Daha sonra eşim Gülşenle görüşüp geri döndüğünde ağlamaya başladı. Ne olduğunu sorduğumda elinde kanlı peçete vardı. İçinde de kanlı saç olan deri parçaları vardı. Bunlar nedir dediğimde de, ‘Abdulkerim, Ceylan’ın satırla bacağına vurmuş, kafasına vurmuş’ diye anlattı. Bu konuları Gülşen eşime anlatmış. Yalnız eşim bu kanlı peçete ve içindekileri kızım öldükten sonra bana gösterdi. Ceylan öldürülmeden önce Gülşen’in eşi Adem ile konuştuğumda da beni telefonda, ‘Seni de kızını da öldürürüz’ şeklinde tehdit etmişti.
CEZA İNDİRİMİNE İTİRAZ
Bakırköy 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasına tutuklu sanık Abdulkerim Kılıç bulunduğu cezaevinden getirilirken, taraf avukatları salonda hazır bulundu. Müşteki avukatı Hilal Gültepe Öztürk sanığın ‘Tasarlayarak eşe karşı kasten öldürme’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.
Söz hakkı verilmesi üzerine Abdulkerim Kılıç, “Tutuklandığımdan beri, eşimi kaybettiğim ve ailemin mağduriyetinden dolayı psikolojim bozuldu. Beraatimi ve tahliyemi istiyorum. Yemin ederim ki bu suçu ben işlemedim” dedi.Mahkeme heyeti, Abdulkerim Kılıç’a ilk olarak ‘Eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Ancak sanığa verilecek cezanın geleceği üzerindeki olumsuz etkilerini gözönüne alarak bu cezayı müebbet hapis cezasına indirdi. Müşteki tarafı karara itirazda bulunarak istinafa başvurdu.
ATIŞ UZAK MESAFEDEN
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun hazırlamış olduğu rapora yer verildi. Buna göre Ceylan Kılıç’a yapılan atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu tespit edildi. Ayrıca Ceylan Kılıç’ın ailesi ifadelerinde sanık Abdulkerim Kılıç’ın uzun zamandır Ceylan Kılıç’a eziyet ve tehdit ettiğini beyan etti.
Maktulün olay yerindeki duruş pozisyonu, silahın ve boş kovanın bulunduğu yer, İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü’nün raporu da gözönüne alındığında olayın intihar şüphesinden uzaklaştığı, Abdulkerim Kılıç’ın silahla Ceylan Kılıç’a ateş ederek öldürdüğü ve daha sonra silahı Ceylan Kılıç’ın eline tutuşturduğu belirtildi. Abdulkerim Kılıç’ın ‘Eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi.
]]>OLAYDAN DÖRT GÜN SONRA ÖLDÜ
Olay, geçen yıl 15 Mayıs’ta Kemalpaşa Mahallesi İnönü Caddesi’ndeki parkta meydana geldi. Lise öğrencisi Kıvanç Uman, Y.K.’nin eski sevgilisi ile sevgili olunca ikili arasında kavga çıktı. Kavgaya Y.K.’nin arkadaşları H.M.K. (16) ve Y.A. (16) da dahil oldu. 3 kişinin darbeleriyle yere yığılan Uman, yaralandı.
İhbarla bölgeye gelen sağlık ekipleri, yaralıyı İzmit SEKA Devlet Hastanesi’ne kaldırdı. Uman, daha sonra İstanbul’daki bir hastaneye sevk edildi. Ancak Kıvanç Uman, 19 Mayıs’ta hastanede hayatını kaybetti. Uman’ı darbeden Y.K., H.M.K. ve Y.A. tutuklandı. Olaya karışan Y.S.K. (15) ve A.B.K. (15) ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.
YAŞLARI KÜÇÜK DİYE 24 YIL İSTENDİ
Olay ile ilgili hazırlanan iddianamede, tutuklu sanık Y.K.’nin ‘kasten öldürme’ suçunu çocuğa karşı işlediği gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis, alenen hakaret suçu işlediği gerekçesiyle de 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi. İddianamede, Y.K.’nin yaşı nedeniyle öldürme suçundan 15 yıla kadar, alenen hakaret suçundan ise 1 yıl 3 aya kadar cezalandırılması istendi.
Tutuklu sanıklar Y.A. ve H.M.K.’nin ‘kasten öldürme’ suçunu çocuğa karşı işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilirken, yaşlarının küçük olması nedeniyle 24 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanıklar A.B.K. ve Y.S.K.’nin ise çocuğun kasten öldürülmesi ve azmettirme suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmaları, çocuk olmaları nedeniyle 15 yıla kadar hapis cezası almaları istendi.
“7-8 DEFA YUMRUK ATTIM”
Davanın ilk duruşması, dün Kocaeli 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada sanıklar ile öldürülen Kıvanç Uman’ın ailesi ve taraf avukatları hazır bulundu. Sanık ve tanıkların dinlendiği duruşmada tutuklu sanık Y.K., Kıvanç’ın kendisini teke tek kavgaya çağırdığını, birkaç gün sonra Kıvanç’ın kendisini arayıp, kavganın iptal olduğunu, konuşacaklarını, tek gelmesi gerektiğini söylediğini belirtti. Kavga anını da anlatan Y.K., “O bana vurdu, ben de ona vurdum. Kavga sırasında 7-8 defa yumruk attım. Sonra olay yerinden ayrıldık. Diğer arkadaşlarım kavgaya girmiş. Sonra kavga tamamen bitti, ben de uzaklaştım. Sonra da polisler bizi aldı” dedi.
“İKİ KEZ KARNINA, BİR KERE DE YÜZÜNE VURDUM”
Diğer tutuklu sanık H.M.K. de duruşmada kendini savundu. H.M.K., parka gittiklerinde Kıvanç ve arkadaşlarının geldiğini belirterek, “Zaten bir çember oluştu. Kıvanç ceketini çıkardı, oradan birisi ‘Başla’ dedi. Kıvanç, Y.K.’ye vurdu. Birbirlerini darbetmeye başladılar, sonra bunları ayırdık” diye konuştu.
H.M.K., ayırma sırasında Kıvanç’ın kendisine ‘Sen ne karışıyorsun’ demesi üzerine Kıvanç’ın 2 kere karnına 1 kere de hafif şekilde yüzüne vurduğunu anlattı. H.M.K., “Arkamdan Y.A. gelip, Kıvanç’ın üstüne çıktı. Kafasını, boynunu, yüzünü yumruklamaya başladı” dedi. Y.A.’yı ayırmak amaçlı ittiğini söyleyen H.M.K., Kıvanç’ın bayılmış durumda olduğunu belirtti.
“İTMESİ İÇİN ‘DİZ AT’ GİBİ BİR ŞEYLER SÖYLEDİM”
Tutuklu sanık Y.A. ise Kıvanç’a vurmadığını ve olaya karışmadığını söyledi. Azmettirici olarak yargılanan Y.S.K. de Kıvanç’ın yorgun olduğunu görünce korktuğunu, başına bir şey gelmemesi için desteklediğini anlatarak, “Kıvanç’ın halsiz olduğunu görünce itmesi için ‘Diz at’ gibi bir şey söyledim. Tam olarak ne dediğimi hatırlamıyorum” dedi.
“KARDEŞİM ÖLÜYOR DİYE BAĞIRDI”
Azmettirici olarak yargılanan A.B.K. ise kargaşa çıktığını, Kıvanç’ın yerde olduğunu söyledi. A.B.K., “Sonra K.’nin sesini duydum, ‘Kardeşim ölüyor’ diye bağırdı. Ondan sonra tekrar gittiğimde Kıvanç, tepkisiz yatıyordu, onu kollarıma aldım, ‘Ayıl’ dedim, 2-3 defa suratını elledim, ayılma yoktu. Kıvanç’ın yüzünü yıkadım, yıkamama rağmen bir tepki yoktu. Sonra Kıvanç benim ellerime kan kusunca orda zaten kendimi kaybettim” diye konuştu.
“BUNA SEBEP KÜFÜR MÜ?”
Sanıkların savunmalarının ardından mahkeme heyeti, Kıvanç Uman’ın annesi Derya Uman’a söz hakkı verdi. Derya Uman, sanıkların hepsinin çelişkili ifade verdiğini belirterek “Acılı bir anne olarak benim çocuğum bu kadar ne yapmış olabilir ki? Küfür dediğiniz şey, hani buna sebep mi? Sen de küfredersin; bu olay kapanır, bu kadar basittir. Benim çocuğum orada 15 dakika kavga ederken, o çemberi orada oluşturacağına, ‘Vur’ diyeceğine, neden kimse polis çağırmamış? Çocuğuma gittiğimde orada zaten hayatını kaybetmişti, müdahale ediliyordu, entübe edildi. Rabbim, oğlumu çok şükür ki 4 gün yoğun bakımda sevmeme müsaade etti. Oğlumu 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda kaybettim” dedi.
Baba Orhan Uman ise “Kıvanç okulunda başarılı bir öğrenciydi.19 Mayıs’ta da müzik gösterileri vardı. 19 Mayıs’ta müzik dinlemeye okula gideceğimize oğlumu toprağa verdik” diye konuştu. Mahkeme heyeti, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.
]]>Viyadük altında hareketsiz yatan bir kişiyi görenler, durumu 112 Acil Çağrı Merkezine bildirdi. İncelemede hayatını kaybettiği belirlenen kişinin Gökçe Ergen olduğu tespit edildi.
Olayla ilgili Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma başlattı. Soruşturma, delillerin toplanmasıyla tamamlandı.
Soruşturma kapsamında yapılan incelemede, Ergen’in ölümünün intihar olduğu belirlendi.
KANINDA HERHANGİ BİR UYARICI MADDEYE RASTLANMADI
Soruşturma dosyasında Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığı’nın raporu da yer aldı. Raporda, Ergen’in olay anında kanında uyuşturucu, uyarıcı madde ya da ilaca dair maddeye rastlanmadığı belirtildi.
Otopside de Ergen’in ölümünün genel beden travması sonrası çoklu kemik ve kafatası kırıklarına bağlı beyin kanaması, iç organ yaralanması ve iç kanama sonucu ölümün meydana geldiği tespit edildi.
‘KISA BİR SÜRE BEKLEDİKTEN SONRA KORKULUĞA TIRMANDI’
Olay anı ile ilgili ilçe polis merkezi amirliğinin kamera incelemeleri tutanağı da dosyada yer aldı. Buna göre, Gökçe Ergen’in köprü üzerinden görüntüye girdiği ve yalnız olduğu belirtildi. Ergen’in köprünün orta kısmına kadar yürüdüğü, bir süre sonra durduğu, kısa bir süre bekledikten sonra korkuluğa tırmanıp, kendini aşağıya bıraktığı ifadeleri tutanakta yer aldı.
‘NE YAPIYORSUN DEMEYE KALMADAN KENDİNİ AŞAĞI BIRAKTI’
Tanıkların ifadesinin de yer aldığı soruşturma dosyasında olayı gören, bölgede bulunan futbol sahasında arkadaşları ile top oynadıktan sonra eve doğru gittiğini söyleyen A.O., “Çenedağ Mahallesi’ndeki köprünün altına doğru geldiğim sırada bir kızın köprünün korkuluklarına tırmandığını gördüm. Sonrasında yürümeye devam ettim. Yine baktığımda kızın korkulukları aşıp, ayaklarını aşağı doğru sarkıttığını gördüm. ‘Ne yapıyorsun’ demeye kalmadan kız kendini aşağı bıraktı ve kafası üzerine düştü. Benim yanımda telefon olmadığı için oradaki 2 bayandan ambulansı aramasını söyledim ve olay yerine ambulans geldi. Köprüden atlayan kızın etrafında ve yanında kimseyi görmedim. Sadece atlamadan önce geriye, sağa doğru baktı ve atladı. Herhangi bir kavga görmedim” dedi.
‘İNTİHAR EDECEĞİM DEMEYE BAŞLADI’
Gökçe Ergen’in arkadaşı E.A. (14) verdiği ifadede Ergen’in sık sık intihar edeceğini söylediğini belirterek, şunları anlattı:
-Gökçe tanıştığımızdan beri gerek benimle konuşurken gerekse diğer arkadaşlarla konuşurken sürekli intihar edeceğini söylemekte idi.
-Ancak bunu şaka yollu ve sürekli söylediğinden dolayı kendisini ciddiye almıyorduk. ‘İntihar edeceğim’ veya ‘Kendimi öldüreceğim’ derken bunu neden yapacağına dair herhangi bir şey söylemedi.
-Son 10-15 gündür de ‘İntihar edeceğim’ demeye başladı. Ancak yine kendisini ciddiye almadık. Sene başında bir kez koluna kesik atmıştı ancak bu olayı okul dışında gerçekleştirmişti. Bu kolundaki kesi izini sınıf öğretmenimiz görmüş ve onunla konuşmuştu.
‘İNTİHAR ETMENİN ÇÖZÜMÜ OLMADIĞINI SÖYLEDİK’
Aile ile daha önce aynı binada oturan T.A., ifadesinde, “Gökçe’nin babası bir konudan dolayı cezaevinde bulunmaktadır. Ancak Gökçe babasının bu durumunu bilmemekteydi. Annesi, babasının iş için yurt dışında olduğunu söylemişti. Gökçe, daha önce birkaç kez çocuklarıma intihar edeceği yönünde söylemlerde bulunmuş. Bu durumu öğrenince daha önce bir kez Gökçe’nin annesi ile birlikte konuşarak uyardık. Ancak Gökçe şakaya vurarak öyle bir maksadının olmadığını söyledi. Yine benzer şeyleri çocuklarımdan duyunca yine Gökçe’nin annesi ile bundan 3 gün kadar önce bize oturmaya geldiklerinde konuştum ve birlikte yine Gökçe’ye intihar etmenin hiçbir şeyin çözümü olmadığını ve doğru olmadığını, bir sorunu sıkıntısı varsa bizimle paylaşabileceğini söyledik. Ancak Gökçe yine şakaya vurdu ve öyle bir niyeti olmadığını söyledi. Gökçe, çok akıllı ve zeki bir kızdı. Kendisini intihara neyin sürüklemiş olabileceğini bilmiyorum” dedi.
‘İNTİHARINA YÖNELİK HERHANGİ BİR SÖYLEMİ FARK ETMEDİK’
Olayla ilgili ifadesi alınan rehber öğretmen S.S. daha önce Gökçe ile konuştuklarını belirterek, şunları kaydetti:
-Gökçe’nin intihar etmesine yönelik herhangi bir söylemi veya davranışı, buna dair davranış bozukluklarını ne ben ne de sınıf öğretmeni duymadık ve fark etmedik.” Sınıf öğretmeni Ö.A. ise Gökçe’nin derslerinde başarılı, İngilizcesi çok iyi, arkadaşıyla ise arasının iyi olduğunu söyledi. Ö.A., “İntiharın ardından bazı öğrenciler, Gökçe’nin kendi aralarında sürekli olarak intihar edeceğini söylediğini ancak kendilerinin bunu ciddiye almadıklarını söylemeye başladılar.
-Ancak ne ben ne de diğer öğretmenlerin bu konuya dair herhangi bir şey duymadık. Bu çocukların kuruntuları da olabilir, gerçek de olabilir ancak benim bu duruma dair herhangi bir bilgim yoktur.
Soruşturma dosyasında Gökçe’nin yanında bulunan cep telefonunun kilidinin açılmadığı belirtilirken, olay ile ilgili Gökçe’nin intihara yönlendirildiğine veya azmettirildiğine veya teşvik edildiğine dair dosyada herhangi bir delilin bulunmadığı vurgulanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
]]>Dere üzerindeki kanalizasyon künkleri içinde 500 metre mesafedeki dere yatağına sürüklenen Burak Önder ile Mustafa Aslan hayatını kaybetti; Barış Önder çevredekilerce kurtarıldı.
Çocukların ölümünün ardından Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında; İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Dr. Murat Kuruoğlu, Dr. Fethi Kadıoğlu ve Dr. Oral Yağcı’dan oluşan bilirkişi heyeti, bölgede 10 Şubat 2022’de inceleme yaptı.
2 saat süren incelemede heyet, çocukların içinde sürüklendiği beton künkleri metre ile ölçtü. Boğulmaktan son anda kurtarılan Barış Önder de olay günü yaşadıklarını heyete anlattı.

‘İNSAN GİRİŞİNİ ENGELLEYEN ÖNLEM ALINMAMIŞ’
Bilirkişi heyeti, hazırladığı raporu Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na sundu. Raporda, olayda herhangi bir kasıt bulunmadığı, kaza olduğu nitelendirildi. Olayın meydana gelmesinde, hidrolik olarak açık kanalın etrafında; insan girişini engeller nitelikte tel, çit ve benzeri herhangi bir önlem alınmamış olmasının etkisine dikkat çekilen raporda, “Benzer şekilde yolun kenarında zemin altında yer alan betondan yapılmış 200 metre uzunluğundaki boru menfezlerin ağzında boruya katı madde girişini engeller nitelikte koruyucu bir ızgaranın olay sarihinde bulunmuyor olması da başka bir etken olarak değerlendirilmiştir” denildi.
‘KANALI USULÜNE UYGUN KAPAMAYAN İDARE ASLİ KUSURLU’
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi ile Ergene Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nün ‘asli kusurlu’ bulunduğu raporda, şunlar kaydedildi:
-2016-2017 yılları arasında açık kanalı, kapalı kanal haline getiren idarenin belirlenmesi gerekmektedir. Bu idareler kapsamında ise Ergene Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’nden hangisinin kanalı kapalı hale getirdiğinin belirlenmesi halinde; gerek kanal girişlerinin güvenliğinin sağlanmaması gerek yoldan gelen suyun taşkın yapmasına neden olması kapsamında, su kenarında bulunan menfezlerin ani suyla yaşamlarını yitirmesine neden olduğu değerlendirmesi yapılmıştır. Bu nedenle bu işleri yapan idarenin gerekli özeni borunun yerine getirilmemiş olması karşısında, 2016-2017 arasında kapalı kanalı usule uygun yapmayan idarenin asli kusurlu olduğu takdiri savcılığınıza ait olmak üzere değerlendirilmiştir.
‘YOLDA DEFORMASYONA MÜDAHALE EDİLMEMİŞ’
Raporda ayrıca olayın meydana geldiği bölgede otoyolun menfez bölgesinde oluşan deformasyona da müdahale edilmediği kaydedildi.
Otoyolun bakımından sorumlu belediyenin bu nedenle ‘tali kusurlu’ bulunduğu raporda, “Bu açıdan 2016 yılında kapalı kanal yaparken bu kanalın yola etkisinin göz önüne alınmadığı yoldaki deformasyon artışı ile sabittir. Deformasyonlar olmasına rağmen yol bakımı sırasında da 2018 yılından olayın olduğu tarihe kadar da müdahale edilmediği de görülmektedir. Bu açıdan yolun bakımından sorumlu idarenin tarihleri göz önüne alarak belirlenmesi ve bu idarenin olayın oluşumunda denetim eksikliği kapsamında takdiri savcılığınıza ait olmak üzere tali kusurlu olduğu değerlendirmesi yapılmıştır” denildi.

6 KİŞİ HAKKINDA SORUŞTURMA İZNİ
İçişleri Bakanlığı, Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sürdürdüğü soruşturmada, 2,5 yıl sonra Ergene Belediye Başkanı Rasim Yüksel, dönemin Fen İşleri Müdürlüğü’nden sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Hülya İnci, Belediye Başkan Yardımcıları Mehmet Cebeci, Gökhan Akman, Fen İşleri Müdür vekili Hilal Altun ve eski Fen İşleri Müdür Vekili tekniker Fuat Renksor, hakkında soruşturma izni verildi. İzin kararında olay anlatılarak, şöyle denildi:
-Olayın meydana geldiği yağmur suyu tahliye şebekesinin/hattının kapalı şekilde olduğu, çift sıra büzden oluştuğu, büzlerin iç çapların 50 santimetrelik, yaklaşık 200 metre uzunluğunda olduğu, olayın meydana geldiği yağmur suyu tahliye şebekesinin/hattının 2016 yılında Ergene Belediyesi tarafından yapıldığı ve bu tahliye şebekesinin/hattının Tekirdağ Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’ne (TESKİ) devrinin yapılmadığı, bilirkişi raporunda da ‘kapalı kanal yapılırken gerek kanal girişlerinin güvenliğinin sağlanmaması, gerekse yoldan gelen suyun taşkın yapmasına neden olması kapsamında, maktullerin ani su ile yaşamlarını yitirmesine neden olunduğu, 2016-2017 yıllarında kanalı usule uygun yapmayan Ergene Belediyesi’nin gerekli dikkat ve özeni yerine getirmemesinden dolayı asli kusurlu olduğu’ değerlendirmesi yapıldığı anlaşıldığından soruşturma izni verilmesini karar verilmiştir.”
‘İZİN BİZİ MEMNUN ETTİ’
Ölen çocukların ailelerinin avukatı İbrahim Doğan, İçişleri Bakanlığı’nın soruşturma izni vermesinin kendilerini memnun ettiğini belirtti.
Doğan, “Aradan geçen zaman içerisinde yapmış olduğumuz müracaatlarımız, başvurmuş olduğumuz hukuki yollar ulaşmış olduğumuz merciler, taleplerimize karşı duyarlı davrandılar. İçişleri Bakanlığı’ndan bizzat Bakanımız Ali Yerlikaya imzasıyla soruşturma iznimiz geldi. Bu soruşturma izninde Ergene Belediye Başkanı Rasim Yüksel’in de aralarında bulunduğu 6 kişi için soruşturma izni verildi. Bundan sonraki süreçte bu şahıslar ile ilgili hazırlanacak iddianameyi bekleyeceğiz. Ancak daha öncesinde dosya kapsamında düzenlenmiş olan bilirkişi raporunda kusurlu bulunduğu belirtilen diğer kurumlar ile ilgili soruşturma iznini verilmesini bekliyorduk. Bunlarla hali hazırda verilmiş bir soruşturma izni yok, bu hususun da takipçisi olacağız. Verilmiş olan soruşturma izni kısmen bizi memnun etmiş olsa da bize göre tam anlamıyla yeterli değil. Çünkü bu olayda kusurlu olan farklı kurumların da bulunduğu özellikle Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı TESKİ başta olmak üzere birden fazla sorumlu kurumun olduğu noktasında bir hukuki düşüncemiz ve kanaatimiz var. Bilirkişi raporu da bizim bu kanaatimizi destekler mahiyetteydi. Bu sebeple verilmiş olan soruşturma izni tam yeterli değil ancak daha önceki sürece göre dediğimiz gibi kısmi de olsa bir soruşturma izni gelmiş olması da bizi memnun etti” diye konuştu.
]]>Dışarıda görevlilerle tartışıp, olay yerinden ayrılan Caner Yaşa ve Yusuf A., durumu arkadaşları Veysel Karani Karakaş (27), Aytaç Yaşa (36) ve Güven Yaşa’ya (27) söyledi. Bunun üzerine Veysel Karani Karakaş, Aytaç Yaşa ve Güven Yaşa kendilerine ait otomobile binip, kulübe gitti.
Dışarıda bekleyen şüpheliler, mekanın kapanmasının ardından patronunun otomobilini almaya gelen Emir Çelik’e ateş edip, kaçtı. Yaralanan ve özel bir hastaneye kaldırılan Çelik, kurtarılamadı.

İZMİR’DE YAKALANDILAR
Soruşturma kapsamında Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, güvenlik kamerası görüntülerini izleyip, cinayette kullanılan otomobilin sahibinin Caner Yaşa olduğunu tespit etti.
Polis, Caner Yaşa ile arkadaşı Yusuf A.’yı gözaltına aldı. Şüphelilerin sorgularında Veysel Karani Karakaş, Aytaç Yaşa ve Güven Yaşa’nın arkadaşları oldukları, olayın ardından Yıldırım ilçesinde bir araya geldikleri, yanlarına da Yusuf Çelik (26), D.Ç. (33), H.M. (30), Y.S. (34), A.İ.yi (38) yardım için çağırdıkları öğrenildi.
Ekipler, söz konusu 5 şüpheliyi de gözaltına aldı. Bu kişiler ise ifadelerinde Veysel Karani Karakaş, Aytaç Yaşa ve Güven Yaşa’ya İzmir’e kaçmaları için yardım ettiklerini ve aracı da sakladıklarını itiraf etti.
Şüphelilerin İzmir’de S.T.’ye (37) ait bağ evinde saklandığı belirlendi. Ekipler, cinayetten 3 gün sonra 12 Ağustos’ta düzenledikleri operasyon ile Veysel Karani Karakaş, Aytaç Yaşa ve Güven Yaşa ile saklanmalarına yardım ettiği belirlenen S.T.’yi gözaltına alıp, Bursa’ya getirdi.
Gözaltına altına alınan 11 şüpheliden 7’si adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, Aytaç Yaşa, Güven Yaşa, Veysel Karani Karakaş ve Yusuf Çelik tutuklandı.

OLAY ANI GÜVENLİK KAMERASINDA
Öte yandan olay, güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde, şüphelilerin otomobille gelip hareket halinde ateş açtıkları, Emir Çelik’i vurdukları ve olay yerinden kaçtıkları görüldü. Görüntülerde olay yerinde bir de minibüs olduğu tespit edildi.
Otomobilden açılan ateşle Emir Çelik’in vurulduğu sırada, minibüsten de ateş açıldığı kamera görüntülerine yansıyınca, ateş açan kişinin Emir Çelik’in amcasının oğlu olan İ.Ç. olduğu belirlendi.

CİNAYETTEN 5 AY SONRA GÖZALTINA ALINDI
Olaydan 2 ay sonra bir yaralama olayına karışan İ.Ç., kuzeni Emir Çelik’in olay günü kullandığı silahtan çıkan kurşunla öldürülmüş olma ihtimali üzerine, cinayetten 5 ay sonra ‘kasten öldürme’ suçlamasıyla gözaltına alındı.
İfadesinin ardından İ.Ç., serbest bırakıldı. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 4’ü tutuklu, 12 sanık hakkında Bursa 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. 4’ü tutuklu 8 sanığın ‘tasarlayarak öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, 3 sanığın ‘suçluyu kayırma’, ‘suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme’ suçlamasıyla 5 yıla kadar hapis, dosyaya sonradan dahil edilen ve iddianamede ‘müşteki şüpheli’ olarak yer alan maktulün kuzeni tutuksuz sanık İ.Ç.’nin ise ‘kasten öldürme’ suçlamasıyla müebbet hapsi istendi.
AVUKAT, 2 FARKLI GÜVENLİK KAMERASINI BİRLEŞTİRDİ
Bursa 4üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 5’inci celsesinde, tutuksuz sanık İ.Ç.’nin avukatı Sedat Gülen’in yaptığı savunma davanın seyrini değiştirdi. Olay yerinde 2 aracın bulunması ve Emir Çelik’in hangi araçtan açılan ateşle öldüğünün tespiti için cinayet anına ilişkin 2 farklı güvenlik kamerasını birleştiren Gülen, olay yerinde yaptığı canlandırmayı mahkemeye sundu.
Ateş açıldığı anda Emir Çelik’in, kuzeni İ.Ç.’nin içinde olduğu minibüse binmeye çalıştığını belirten Gülen, yaptığı canlandırmada aradaki mesafeyi metre ile ölçtü.
Emir Çelik ile İ.Ç. arasındaki mesafenin 30 santim olduğuna dikkat çeken Gülen, polis ve dosyayı hazırlayan savcının iddiasının, Emir Çelik’in, İ.Ç.’nin silahından çıkan kurşunla öldüğü yönünde olduğuna, bu durumda Emir Çelik’in yakın atış mesafesinden ölmüş olması gerektiğine dikkat çekti.
MAKTULÜN KIYAFETLERİNİN ADLİ TIP’A GÖNDERİLMESİNİ İSTEDİ
Yakın mesafeden açılan ateşle ölen bir kişinin üzerinde barut izi ve atış artığı olacağını söyleyen avukat Gülen, Emir Çelik’in öldüğü zaman üzerinde olan kıyafetlerin kriminal inceleme için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesini istedi.
Gülen’in, atış mesafesinin hesaplanması yönündeki talebi üzerine, Çelik’in öldüğü anda üzerinde olan kıyafetleri kriminal incelemeye gönderildi. İncelemede Emir Çelik’in kıyafetinde atış artığı bulunmadığı ve uzak atış mesafesi ile öldürüldüğü tespit edildi. Bu rapor üzerine savcı, karar duruşmasında mahkemeye sunduğu esas hakkındaki mütalaasında tutuksuz sanık İ.Ç.’nin beraatini istedi.
KARARDA ‘TİŞÖRT’ DETAYI
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, suçunu sabit gördüğü sanıklara 10 ay ile 27 yıl arasında hapis cezası verirken, ‘kasten öldürmek’ suçundan müebbet hapsi istenen İ.Ç.’nin, ‘maktulün tişörtüyle ilgili tanzim edilen Adli Tıp Kurumu raporu ve mahkumiyetini gerektiren her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği’nden beraatine karar verdi.
İ.Ç., ‘ruhsatsız silah taşımak’ ve ‘delilleri yok etmek’ suçundan ise toplam 20 ay hapse çarptırıldı. İ.Ç.’nin bu cezası da ertelendi.
]]>KUZENLERİN TARTIŞMASI KAVGAYA DÖNÜŞTÜ
Olay, 20 Ağustos’ta Kayhan Mahallesi’nde meydana geldi. Yusuf Söylenmez, kız arkadaşı Buse Simay Karakaya ile daha önce ilişki yaşadığı için aralarında husumet bulunduğu ileri sürülen amcasının oğlu Hasan Söylemez (25) ile parkta buluştu. Yusuf Söylemez buluşma noktasına yanında Emircan Uyar (20), Muhammet Söylemez (20), Furkan Aygün (19), İsmail Bağlan (21), Tolga Gök (18) ve kız arkadaşı Buse Simay Karakaya’yı da getirdi. Burada kuzenler arasında çıkan tartışma, kavgaya dönüştü. Yanında taşıdığı bıçakla Yusuf Söylemez’i elinden yaralayan Hasan Söylemez, kaçıp, parkın karşısındaki bir markete sığındı.

SİLAHLA MARKETE BASKIN
Elindeki pompalı tüfekle Hasan Söylemez’in peşinden giden Yusuf Söylemez, önce markette kasiyer olarak çalışan Merve Acar’a ardından Hasan Söylemez’e doğru art arda ateş etti. Olayın ardından Yusuf Söylemez ile yanındaki 6 kişi kaçtı. Kanlar içinde yere yığılan Merve Acar ile Hasan Söylemez, ambulansla Pamukkale Üniversitesi Hastanesi’ne götürüldü. Merve Acar, doktorların tüm çabasına karşın kurtarılamadı.
ÇEYİZ PARASI BİRİKTİRİYORDU
Hürriyet Mahallesi Muhtarı Mehmet Çakar’a ait olan markette kasiyer olarak çalışan Acar, 21 Ağustos’ta Denizli’de gözyaşları arasında toprağa verildi. İşletme ve uluslararası ilişkiler mezunu olan Acar’ın, Çakar’ın baldızı olduğu, eniştesine ait olan markette çeyiz parası biriktirmek için çalıştığı öğrenildi.

Denizli İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Bürosu Amirliği ekipleri, olayın ardından kaçan şüphelileri tespit etti. Ekipler, Yusuf Söylemez ile Emircan Uyar, Muhammet Söylemez, Furkan Aygün, İsmail Bağlan, Tolga Gök ve Buse Simay Karakaya’yı yakalayıp, gözaltına aldı. Polis tarafından gözaltına alınan 7 kişi, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri Adliyede tutukladı.
ACAR’IN ÖLDÜRÜLME ANLARI KAMERADA
Bu arada Merve Acar’ın öldürülme anları da marketin güvenlik kamerasına yansıdı. Güvenlik kamerası görüntülerinde market önünde Yusuf Söylemez ile tartışan Hasan Söylemez’in içeri girmesi, ardından Yusuf Söylemez’in yanındaki 6 kişiyle ve elindeki pompalı tüfekle markete girip, önce Merve Acar’ı ardından Hasan Söylemez’i vurduğu görüldü. Görüntülerde ayrıca olay yerindeki vatandaşların Acar’a yardım etmeye çalışması ve Acar’ın sağlık ekiplerince ambulansa taşınması yer aldı.

7 KİŞİ İÇİN MÜEBBET İSTENDİ
Merve Acar’ın öldürülmesiyle ilgili Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı. 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, Merve Acar’ı öldürüp, amcasının oğlu Hasan Söylemez’i yaralayan Yusuf Söylemez hakkında ‘kadına karşı kasten öldürme’, ‘kasten öldürme’, ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası istendi. Olaya karışan diğer kişiler Emircan Uyar, Muhammet Söylemez, Furkan Aygün, İsmail Bağlan, Tolga Gök ve Yusuf Söylemez’in kız arkadaşı Buse Simay Karakaya için ise ‘kadına karşı kasten öldürme’ ve ‘kasten öldürmeye teşebbüs’ suçlarından ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezası istendi.
ISRARLA PEŞİNİ BIRAKMAMIŞLAR
Savcılık iddianamede, şüphelilerin bıçaklarla ve tüfekle öldürmeye hazırlanarak olay yerine geldiklerini, Hasan Söylemez’in şüphelilerin elinden kaçıp, markete sığınmasına rağmen ısrarla peşini bırakmadıklarını belirtti. Ayrıca şüphelilerin Hasan Söylemez ile Merve Acar’ın yaralandıklarını bilmelerine rağmen uzaklaşmalarını, olay sırasında şüphelilerin birbirlerine engel olmaya çalışmadıklarını, market içinde başka insanların bulunabileceğini bildikleri vurgulandı.
Olay sırasında Merve Acar’ın bağırdığını, Acar’ın sesinin şüpheliler tarafından duyulabileceğine yer verildi. Şüphelinin marketin içine yakın mesafeden nişan alarak ateş etmesiyle Merve Acar’ı da isabet almasının mutlak ve kaçınılmaz olduğu ifade edildi. Marketteki tanıkların engel olmasına rağmen şüphelinin market içine girip ikinci kez ateş ettiğine yer verilirken şüphelilerin Merve Acar ile Hasan Söylemez’i öldürmek isteyerek doğrudan kastla hareket ettikleri belirtildi.
]]>Kafedekilerin ihbarıyla adrese, polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. İlk müdahalesi yapılan Donma, kaldırıldığı Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 5 Temmuz akşamı hayatını kaybetti.
İKİ RUHSATSIZ TABANCAYLA YAKALANDI
Cinayet Büro Amirliği ekipleri, şüpheli Volkan Deran’ın, Yeşiloba Mahallesi’nde bir evde saklandığı bilgisine ulaştı. Adrese yapılan baskında şüpheli, 2 ruhsatsız tabancayla yakalandı. Sefa Can Donma’nın, borçlu olduğu Bora T. ile bir süre önce tartıştığı, tanıdıklarının araya girmesiyle barışmak için olay günü kafede buluştukları ortaya çıktı.
Bora T. ile Donma’nın yeniden tartıştıkları, bunun üzerine Deran’ın tabancayla ateş ettiği belirlendi. İşlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Deran, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı. Olayın ardından 12nci Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Volkan Deran ve azmettirici olduğu öne sürülen Bora T., cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yöntemiyle katıldı.
Hakkındaki iddialar hatırlatılan Deran, olay günü arkadaşı Bora T. ile kafede oturduklarını kafe çıkışı Donma ile karşılaştıklarını ve kendisini hakaret ettiğini söyledi.
Deran, savunmasında, “Kendisinin bana küfretmesi nedeniyle aramızda tartışma çıktı. Sesi duyup yanımıza gelen Bora T. tartışmayı araladı. Sonrasında maktul benden özür diledi. Bir süre daha kafede oturduktan sonra olayın gerçekleştiği fırına gittik. Fırına gitmeden önce Bora T. telefonda Mustafa isimli bir kişiyle konuştu. Mustafa, yanında 2 kişiyle fırına geldi. Bora T. ile fırında oturup konuşmaya başladılar. Sonra bizim bulunduğumuz fırına maktul Sefa Can Donma da geldi. Maktul aniden bana küfretmeye başladı. Maktulün elini beline doğru götürmesi üzerine, yanımda bulunan tabanca ile Sefa Can Donma’nın ayağına doğru ateş ettim. Benim kimseyi öldürme amacım yoktu. Olay anında kullanmış olduğum silahı polise teslim ettim. Bora T. beni bu olaya azmettirmedi. Suçlamayı bu anlattığım şekilde kabul ediyorum” dedi.
“MAKTULU TANIMIYORUM”
Sanık Bora T. ise Volkan D.’yi suça azmettirmediğini ileri sürerek, “Fırında masada oturduğumuz sırada Sefa Can Donma, Volkan D.’ye hitaben küfretti. Sonrasında silah sesi duydum. Ben kesinlikle ‘bunlara sık’ şeklinde talimat vermedim. Maktul ile hiçbir tanışıklığım yoktur. Tahliyemi ve beraatimi talep ediyorum” ifadelerini kullandı.
Görüşü sorulan savcı da dosyadaki mevcut delil durumu, üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı dikkate alınarak sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesi ve eksik hususların giderilmesi yönünde talepte bulundu.
Mahkeme heyeti, beyanı alınmayan tanıkların bir sonraki duruşmaya zorla getirilmesine ve sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verip eksik hususların giderilmesi için duruşmayı erteledi.
]]>MEZAR AÇILDI, DNA UYUMLU ÇIKTI
Hüseyin K. polis ifadesinde çocuğun neden öldüğünü bilmediğini söylerken, savcılık ifadesinde hasta olduğu için öldüğünü ve mezar yeri parası olmadığı için kendisinin gömdüğünü ileri sürdü. Babanın çelişkili ifadeleri karşısında eşi ve baldızının da birbirleriyle tutarsız ifadeleri tespit edildi. Savcılıkça bebeğin gömüldüğü yerde ‘fethi kabir’ (cenazenin incelenmek üzere mezarının açılması) yapıldı. Bebeğe ait bulguların DNA’sı sanık babayla uyumlu çıktı. Savcılık, baba Hüseyin K. hakkında Olası kastla çocuğunu öldürme suçundan müebbet hapis istemiyle dava açtı.
20’Lİ YAŞLARDAKİ ÜÇ KARDEŞ İHBAR ETTİ
Olay, 14 Temmuz 2016 tarihinde V.K. (25), Ö.K. (23) ve M.K. (21) adlı kardeşlerin, Arnavutköy İlçe Emniyet Müdürlüğüne yaptığı ihbarla ortaya çıktı. Üç kardeş babalarının 2003 tarihinde o sırada 15 aylık olan kardeşleri Armağan’ı eziyet edercesine dövdüğünü, uğradığı şiddet sonucu sabaha kadar ağlayan kardeşlerinin öldüğünü, babalarının bu olayı gizlemek için bir arkadaşıyla birlikte küçük kardeşlerini Arnavutköy Mezarlığı’na gömdüğünü iddia ettiler. Korkunç iddia üzerine Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Kardeşlerin ayrı ayrı ifadeleri alındı.
“ARMAĞAN’A ‘ŞEYTAN ÇOCUK’ DERDİ”
Olay sırasında 3 yaşında olan ve baba şiddeti nedeniyle evden kaçan Ö.K. ifadesinde şunları söyledi:
– Ben 3-4 yaşlarındayken babamdan şiddet görmeye başladım. Eline ne geçerse onunla bizi döverdi. 2001 yılında doğan kardeşim Armağan için babam ‘Şeytan çocuk’ derdi. Bir gece babam kardeşimi kötü dövdü. Çocuk sabaha karşı öldü. Annem ve babam bizden gizli bu çocuğu götürüp Arnavutköy Mezarlığına gömdüler. Biz, sonraki konuşmalardan bunu anladık. 5-6 yıl sonra okul kaydı çıktığından nüfus müdürlüğüne öldüğünü belgelemek için başvuruda bulundular. Tanık olarak teyzemi gösterdiler” dedi.
“SİZ ÖLSENİZ NE OLACAK, BAŞKA ÇOCUĞUMUZ OLUR”
Ö.K. ayrıntılı ifadesinde de babasının kardeşlerini ve kendisini kabloyla dövdüğünü, Armağan’ı kabloyla dövdükten sonra tekme ve yumruk attığını, duvara fırlattığını söyleyerek yaşadıklarını şöyle anlattı:
– Babam bizi döverken, ‘Siz ölseniz ne olacak, siz ölürsünüz bizim başka çocuğumuz olur. Şuraya bir çukur kazar üstünüze iki toprak atarız olur biter’ derdi. Armağan’ı döverken, ‘Bu çocuk bir ölse ben öldürmüş olmam eceli gelmiş, ölmüş olur. Allah bana günah yazmaz. Dinimizde çocuk 7 yaşına kadar namaz kılmazsa döverek öldürebilirsiniz. Ben cennetliğim’ derdi. O gece Armağan’ı döverken, Armağan bizden yardım istedi. Bize bakarak ‘aba uf’ diyordu.
“BABAMIN ÖLDÜRDÜĞÜNÜ SÖYLEMEDİLER”
– Babam bunun üzerine Armağan’ı alarak başka bir odaya götürdü ve kapıyı kapattı. Biz kapının arkasından sadece çığlık seslerini duyduk. Daha sonra babam odadan çıktı, gidip uyudu. Armağan teyzemin yanındaydı. Teyzem Armağan’a mama ve su vermeye, susturmaya çalışıyordu. Armağan sürekli ‘uf, uf’ diye ağlıyordu. Teyzem susturmaya çalışıyordu, ancak ateşi yükseliyordu. Armağan iyice kötüleşince teyzem, annem ve babamın odasına gidip ‘Armağan ölüyor’ dedi. Ancak ikisi de umursamadı. Armağan’ı babamın öldürdüğünü kimseye söylemiyorlardı.
“ANNEM DE TEYZEM DE BABAMA MÜDAHALE ETMEDİ”
Olay sırasında 5 yaşında olan V.K. ise babasının küçük kardeşinin doğduğundan beri dövdüğünü, ölümünden bir gün önce de babasının çok dövmesi yüzünden kardeşinin yürüyemediğini söyledi.
V.K. ifadesinde şunları dile getirdi:
-Olay günü babam, Armağan’ı yanına çağırdı. Armağan, babamın yanına gitmeyerek teyzemin arkasına saklandı. Bunun üzerine babam Armağan’ı dövmeye başladı. Annemin eşarbını boğazına dolayıp havada sallandırdı. Çocuğu duvara vurdu. Eli yüzü mosmor kesilmişti. Annem de teyzem de babama müdahale etmedi. Babam onları da dövüyordu. Saat 04.30-05.00 sıralarından teyzem telaşla, ‘Bu çocuğun nefesi gelmiyor’ dedi. Saat 6’ya doğru annemle babam evden çıktılar. Babamın arkadaşı geldi. Teyzem, ‘Kardeşiniz öldü, babanlar gömmeye götürdüler’.
SANIK ÇELİŞKİLİ İFADELER VERDİ
Sanık baba Hüseyin K. 28 Kasım 2016 tarihinde polise verdiği ifadesinde, Armağan’ın neden vefat ettiğini bilmediğini, herhangi bir sağlık sorunu olmadığını söyledi. Baba 14 ay sonra savcılıkça alınan ifadesinde ise, işten geldiğinde Armağan’ın hasta olduğunu öğrendiğini, ertesi gün hastaneye götürmeyi düşündüğünü, ancak gece vefat ettiğini, mezar yeri satın alacak parası olmadığı için Armağan’ı Arnavutköy mezarlığına defnettiğini, ölümden sonra nüfus müdürlüğüne başvurduğunu ancak görevlilerin ölüm kaydı düşmediğini söylediği, memleketten muhtarın araması üzerine Aydın Söke’de tekrar öldüğünü bildirdiğini söyledi.
ANNE: MERDİVENLERDEN DÜŞTÜ
Anne Ceyhan K. de olay günü Armağan’ın merdivenlerden düştüğünü, kafasının şiştiğini, ancak maddi durumları olmadığı için hastaneye götüremediklerini, acılarından dolayı kocasının ölüm olayını yetkililere bildirmediğini, kocasının arkadaşıyla birlikte bebeği defnettiğini anlattı.
BİRLİKTE GÖMDÜĞÜ ARKADAŞI İFADE VERDİ
Sanık baba ile birlikte bebeği gömen arkadaşı Ahmet Ç. ifadesinde, Hüseyin K’nin bebeğinin ölmeden önce hasta olduğunu, ancak doktorlara güvenmediği için bebeği hastaneye götürmediğini, olay günü sabah Hüseyin’in evine gittiğinde Armağan’ın öldüğünü öğrendiğini, Hüseyin bebeği tek başına defnedeceğini, onu yalnız bırakmamak için yanında gittiğini, sabah saat 08.00 sıralarında cenaze namazını kılarak bebeği defnettiklerini söyledi.
İKİ KARDEŞİN DAHA İFADESİ ALINDI
Soruşturma sürecinde baba Hüseyin K’nın yaşayan 9 çocuğundan biri olan E.K. ile D.K’nin de ifadesine başvuruldu. E.K. kardeşlerinin aksine babasının kardeşlerini darp etmediğini, kardeşinin olay öncesinde herhangi bir kaza da geçirmediğini, rahatsızlığının da olmadığını söylerken; D.K. babasının Armağan’ı dövdüğünü, susmayınca eşarpla boynunu sıkıp susturmaya çalıştığını, sabah uyandıklarında anne ve babasının kardeşlerinin öldüğünü söylediğini anlattı.
Savcılıkça, 9 Haziran 2022 tarihinde sanık babanın gösterdiği yerde ,’fethi kabir’ (cenazenin incelenmesi için mezarın açılması) işlemi yapıldı. Açılan mezarda iki farklı bebek cesedi bulundu, yapılan DNA incelemesinde bulunan bebek kemiklerinden birinin sanık babanın DNA’sıyla uyumlu olduğu saptandı.
20 YIL SONRA DAVA AÇILDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına fezlekeyle gönderilen soruşturma sonucunda 27 Ekim 2023’te iddianame hazırlandı. İddianamede baba, anne ve teyzenin ifadelerinin birbiriyle çeliştiği, ayrıca babanın savcılık ve polis ifadelerinin de tutarsız olduğu belirtildi. İddianamede, sanık babanın bebeğin ölümünü ilk kez 7 yıl sonra 1 Haziran 2010 tarihinde Aydın, Söke Kaymakamlığına bildirdiği belirtildi.
CENAZE DÜZENLEMEMESİ HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRI
İddianamede, İlahiyat Fakültesi mezunu baba Hüseyin K’nın İslam dininin gereği üzerine cenaze merasimi düzenlemeden bebeğini erken saatlerde arkadaşıyla defnetmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığına dikkat çekildi.
MÜEBBET HAPSİ İSTENDİ
İddianamede, 2003 yılının kış aylarında, kesin olarak tespit edilemeyen bir tarihte öz oğlu olan 2001 doğumlu Armağan’ı kablo ile başına vurarak, tekme ve yumrukla, eşarpla boğazını sıkarak ve duvara fırlatarak darbederek bebeğin ölümüne neden olduğu belirtildi. Sanığın “Olası kastla nitelikli kasten öldürme” suçundan müebbet hapisle cezalandırılması istendi.
İLK DURUŞMADA ‘TİYATRO’ DEDİ
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde geçtiğimiz günlerde görülen ilk duruşmaya, üç kardeşin yanı sıra kardeşlerden D.K de şikayetçi olarak katıldı. Karısıyla Aydın’da yaşayan sanık Hüseyin K. ise Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.
Sanık Hüseyin K. savunmasında, suçlamaların asılsız olduğunu ve üzerine tiyatro oynandığını ileri sürdü. Suçlamaları anlamakta zorlandığını söyleyen sanık baba “İddialara konu olan bebeğim 6 kilo doğmuştur. Her çocuğumuza kendi özelliklerine göre ilgi gösterdik. Vefat öncesi eşim bebeğin merdivenden yuvarlandığını söyledi. Kontrol ettim herhangi bir bulgu yoktu. Eşimin anlattığına göre o gün biraz ateşlenir gibi olmuş. Akşam bir şeyi yoktu. Sabaha karşı eşim beni kaldırdı. Çocuk hareketsizdi. Nabzı atmıyordu. Vefat ettiğini anladım” dedi.
ÜÇ KARDEŞ BABALARI İÇİN CEZA İSTEDİ
Hüseyin K. maddi imkanlarının yetersiz olduğunu, daha önceden vefat eden bebeğinin cenaze masraflarını karşılayamadığını ve aynı sıkıntıları yaşayacağı düşüncesiyle defin işlemlerini kendisinin yaptığını belirterek beraatini istedi. Şikayetçi kardeşler de babalarından gördükleri eziyet nedeniyle cezalandırılmalarını talep etti. Mahkeme, bir sonraki duruşma anne ve teyzenin dinlenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.
]]>İddiaya göre, olay günü öğle saatlerinde Y.A.M.A. ile N.M.T. birliktelik yaşadı. İlişki sırasında Y.A.M.A., N.M.T.nin başını yataktan aşağı sarkıtıp, her iki kolu vücudunun altında kalan hamile kadının boğazını önce sağ sonra da sol eliyle sıktı. Bu sırada, boğazından hırıltı sesi gelip ağzından köpük çıkan kadın hareketsiz kaldı.
Durumu fark eden Y.A.M.A., saat 13.00 sıralarında evden çıkıp arkadaşları ile buluşmaya gitti. Saat 17.00 sıralarında tekrar geldiği evde, N.M.T.’nin hareketsiz olarak yattığını gören şüpheli, bu kez cep telefonu ile aradığı arkadaşı İ.O.’dan yardım istedi.
Eve gelen İ.O., sağlık ekiplerine haber verdi. Gelen sağlık ekibinin yaptığı kontrolde N.M.T.nin hayatını kaybettiği tespit edildi. İhbar üzerine adrese sevk edilen polis ekipleri, Y.A.M.A.’yı gözaltına aldı.

‘FANTEZİ’ İDDİASI
Emniyetteki sorgusunda, N.M.T.’yi bilerek ve tasarlayarak öldürmediğini söyleyen şüpheli, olayın birliktelik sırasında fantezi yapmak istemesi sonucu yaşandığını öne sürdü. Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Y.A.M.A., tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Olayla ilgili Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Tanığın ifadesinin ardından yapılan soruşturma sonunda, Suriye uyruklu Y.A.M.A.nın, birliktelik sırasında cinsel fantezi süsü vererek, hamile olduğunu bildiği N.M.T.nin boğazını sıkıp öldürmek sureti ile üzerine atılı suçu işlediği belirlendi görüşüne yer verildi.
Hakkında, Bursa 4üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde kadına karşı kasten öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açılan Y.A.M.A.’nın yargılanmasına devam edildi.
N.M.T. ile aralarında hiçbir sorun olmadığını söyleyen sanık, olay günü yaşananları şu sözlerle aktardı:
“Kendisiyle birliktelik yaşarken, eşimin baş kısmı yataktan aşağı sarkıyordu. Her iki kolunu vücudunun altına almıştı. Ben de fantezi amacıyla önce sağ elim sonra da sol elimle boğazını tutuyordum.
Bu sırada kendisinden hırıltı sesi duydum. Ağzından köpük gelince korkup birlikteliğimize son verdim. Daha sonra hareketsiz olduğunu görünce kolunu havaya kaldırdım. Kolu yatağın üzerine düştü.
Sonra gidip duş aldım. Yataktan indirip battaniye sardım. Bu sırada tamamen hareketsiz yatıyordu. Ne yapacağımı bilemediğim için saat 13.00’te evden çıktım. 17.00’de geri döndüm.
Telefon ile yardım istediğim arkadaşım bana bir tanıdığını gönderdi. O kişi de sağlık ekiplerine haber vermemizi söyledi. Sonrasında gözaltına alındım. Ben, eşimi kesinlikle öldürmek istemedim. Eşim amcamın kızı oluyor “
“BEYİN KANAMASI GEÇİRMİŞ OLABİLİR”
Y.A.M.A., mahkeme başkanının maktulün boynundaki morlukların nasıl olduğu sorusuna ise “Ölüm olayı birliktelik sırasında istemeyerek meydana geldi. Birliktelik yaşadığım kişi amcamın kızı olur, onu neden öldürmek isteyeyim. Onu çok seviyordum. Çok uzun süre cinsel birliktelik yaşadık. Boynundaki morarmalar onu öptüğüm için olabilir. Nasıl öldüğü ile ilgili bir fikrim yok o esnada beyin kanaması da geçirmiş olabilir” diye yanıt verdi.
AVUKATTAN TUTUKSUZ YARGILANMA TALEBİ
Sanık avukatı Mert Ata Kılıç ise yaptığı savunmada müvekkilinin eşinin öldürmeye yönelik kasti bir eylemi olmadığını karşılıklı eylemlerin söz konusu olduğunu belirterek, En aleyhte değerlendirmeyle ihmali bir davranıştan söz edilebilir. Bu da müvekkilimin olay anında şok etkisiyle ambulansa haber vermemesidir. Müvekkilim ile maktule arasında yaşanan cinsel ilişki sırasında karşılıklı fantezi amaçlı eylemler söz konusudur. Müvekkilin de bahsettiği gibi maktulenin boynundaki morarmalar bundan kaynaklıdır. Suç vasfının müvekkil lehine değişme ihtimali vardır. Tutuklama, tedbirden ziyade cezalandırmaya dönüşmüştür. Bu nedenle müvekkilin şu aşamada tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar verilmesini talep ederiz dedi.
ESKİ EŞ: ÇOCUĞU DÜŞÜRMEYE ÇALIŞIYORDU
Mahkeme heyeti, sanığın, 19 yıl önce ülkesinde evlenip, olaydan 8 ay önce boşandığı ve soruşturma sırasında verdiği ifadede, esk eşinin evliliklerinden olan 4 çocuğunu sevmediğini belirterek, “Her hamile kaldığımı öğrendiğinde, birlikteliğimiz sırasında boğazımı sıkıp karnıma bastırarak, çocuğu düşürmeye çalışıyordu” diyen M.A.’nın tanık olarak dinlenmesi, polis tarafından olay yerinde çekilen görüntülerin incelenmesi için, duruşmayı ileri bir tarihe ertelerken, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.
]]>SİLAH-BIÇAK KULLANIMI ARTTI
Polat “Her 4 olgunun 3’ü sözel başlayıp fiziksel şiddete dönüşüyor. Korkutucu olan ise ateşli silah ya da bıçak gibi alet kullanımının yükselmiş olması. Kırsalda balta, keser, taş, hatta pompalı tüfekle sağlıkçılara saldırı olurken, şehirde daha çok bıçak ve silah görüyoruz. Maalesef her 5 olgunun 1 ‘inde adli sürecin dahi başlatılmadığını gözlüyoruz” dedi. Polat “Ama beyzbol sopası satışları Amerika’dan sonra dünyada en çok Türkiye’de. Hepsi sadece kavga etmek, dövüşmek ve birbirini dövmek için satılıyor. Şiddet, yaşamımızın çok içerisinde ve sanki çözümün bir parçası gibi algılanıyor” diye konuştu.
SADECE MEDYADA 457 ŞİDDET OLAYI
İMDAT Şiddeti Önleme ve Rehabilitasyon Derneği’nin yaptığı “Sağlıkta Şiddet” araştırması sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre, sağlıkta şiddet olayları bir yıl önceye göre yüzde 86 oranında artış gösterdi.
Prof. Dr. Oğuz Polat, en dikkat çekenin artık tabanca, bıçak, balta, keser, pompalı tüfek gibi silahların şiddette çok sık görülmesi olduğunu kaydetti. Rapora göre 1 Ocak ile 20 Aralık 2023 tarihleri arasında sadece medyaya yansıyan “sağlıkta şiddet” olay sayısı 457.
HER BEŞ OLAYDAN BİRİ POLİSE İNTİKAL ETMİYOR
Saldırıların yaklaşık yüzde 43’ü hemşirelere, yüzde 41’i hekimlere, yüzde 15.8’i ise yardımcı sağlık personeline yapıldı. Saldırıların yüzde 60’dan fazlası ise hasta yakınları tarafından gerçekleştiriliyor. Şiddet vakalarının yüzde 75’i hem sözel hem fiziksel şiddet olarak kaydedilirken, şiddet olaylarının yüzde 86’sı darp ile yüzde 14’ü ise ateşli ve silahlı saldırı şeklinde gerçekleşiyor.
Ancak tüm bunlara rağmen şiddet olaylarının 5’te biri, adli süreçlere bile yansımadan kapatılıyor. Sağlıkta şiddetin en çok görüldüğü branşlarda ise başı, acil servis, genel cerrahi ve kadın doğum çekiyor.
“10 VAKADAN 9’U SÖZEL ŞİDDETLE BAŞLIYOR”
Polat, “Şiddet Önleme ve Rehabilitasyon Derneği olarak her yıl bir rapor yayınlıyoruz ve o yılın en önemli konularını kendimize baz seçiyoruz. Bu yıl sağlıkta şiddeti seçtik, çünkü çok fazla olay yaşamıyor” diyerek çalışmanın detaylarını şöyle özetledi:
– Medya üzerinden bir çalışma yaptık. Medyada 25 kanalı ve haber mecrasını taradık ve oralarda çıkan haberlere göre bir çalışma ortaya çıkardık. Ama biliyoruz ki bu çalışma aslında buzdağının sadece görünen yüzü. Altında çok daha fazlası var. En çok dikkat çeken olay, yüzde 85 gibi bir oran ki her 10 vakanın 9’u yapar, burada şiddet önce sözel başlıyor, ondan sonra fiziksel şiddete, darpa dönüyor. 2021’den 2022’ye sağlıkta şiddette yüzde 31 artış olmuş. Ama 2022’den 2023’e geldiğimiz zaman yüzde 86’lık bir artış var.
“YÜZDE 13 KONUŞMADAN YUMRUK ATIYOR”
Sağlıkta şiddette ikinci kötü boyutun bu olaylara maruz kalanların yüzde 87’sinin hekim ve hemşire olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Polat “Saldıran her 5 kişiden 3’ü de hasta yakını. Sözel şiddet oranı yüzde 10. Her 10 kişiden biri, bağırıyor çağırıyor sözel şiddet gösteriyor ama yüzde 13, hiç konuşmadan direkt yumruklarla, darp ederek giriyor. Bir de başka boyut daha giriyor işin içine, ateşli silahlar ya da kesici aletler konusu. Kırsalda balta, keser, sopa çok daha yoğun. Hatta taş ve pompalı silah bile kullanıldığını görüyoruz. Ama şehre geldiğimizde, metropollerde ateşli silah, bıçak, kesici aletlerin daha fazla kullanıldığını görüyoruz. Bu çok net bir ayrım gibi çıkıyor karşımıza” dedi.
“YETERLİ DOKTOR YOK”
Prof. Polat, hekim göçü ile sağlıkta şiddetin birbirinden bağımsız düşünülemeyecek konular olduğuna da işaret ederek şöyle konuştu:
– Evet fakülte sayımız arttı, doktor sayımız arttı ama halen yeterli sağlık personelimiz, doktorlarımız başta olmak üzere yok. Demek ki bunun için önlemler almamız gerekiyor. Doktorların ve sağlık personelinin değersizleştirilmesini görüyoruz. Bu birinci boyut. İkinci boyut ise sağlık personelinin ne yapması gerektiği, nasıl yapması gerektiği ile ilgili hastalarımızı ve toplumumuzu çok bilgilendirmemişiz.
– Vatandaş zannediyor ki, istediği zaman gelir, hastaneye girer, istediği işlemi yaptırır ve çıkar. Kurallar, yapılması gereken prosedürler, sanki onlara zorluk çıkarmak için konulmuş algısı var. oysa bir algoritma var. Bu algoritma içerisinde çalışmak zorunda sağlık sistemi.
“DÜNYADA AĞIR YAPTIRIMLAR VAR”
Prof. Dr. Polat, dünyada, sağlıkta şiddeti çözmüş ülkelerdeki dikkat çeken önlemlere de değinerek sözlerini şöyle tamamladı:
– Görev başındaki bir sağlık çalışanına şiddet uygulayan kişinin, çok acil olmadıkça sağlık hizmeti almaktan belli bir süre için men edilmesi gibi bir ceza var, ki bence çok geçerli, uygulanabilir bir cezadır. Bugün, Amerika’ya baktığımızda bu var. Almanya ve İngiltere’de ise şunu yapıyorlar: Hekimlere veya sağlık çalışanlarına herhangi bir şiddet uygulandığı anda, çok hızlı bir mahkeme aşaması var ve çok da ağır cezalar uyguluyorlar.
– Devlet görevlilerinin, Cumhurbaşkanından başlamak üzere, mutlaka ve mutlaka bu konuda doğru mesajları vermesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmak isterim. Sonuçta, dünyada bu sorunu çözmüş ülkelere baktığımızda, emniyetin, hukukun, o ülkeyi yönetenlerin hepsinin birlikte, olaya bir tavır koyması söz konusu ve önlemleri almış olması söz konusu.
]]>DEVRİM ŞEHİDİ KUBİLAY KİMDİR? MENEMEN OLAYI NEDİR?
Tam adıyla Mustafa Fehmi Kubilay, 1930 yılında Menemen’de yedek subay sıfatıyla askerlik görevini yapmaktaydı. Şeyh Esat’ın Manisa’da Nakşibendi tarikatını yaymakla görevlendirdiği Laz İbrahim tarafından yönlendirilen, Manisa tarafından gelen çember sakallı, sarıklı ve cüppeli dördü silahlı 6 kişi, 23 Aralık 1930’da sabah namazını takiben camiden aldıkları Yeşil Sancağı yola dikerek silah zoruyla etraflarına adam toplamaya başladılar. Elebaşılar arasında, Giritli Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan vardı. Derviş Mehmet camide namaz kılanlara kendini “Mehdi” olarak tanıttı ve dini korumaya geldiklerini söyledi.
Arkalarında 70 bin kişilik Halife ordusu olduğunu, öğle saatlerine kadar şeriat bayrağı altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söyleyerek tehdit ettiler. Diktikleri bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye ve “Şapka giyen kafirdir! Yakında yine şeriata dönülecektir.” diyerek bir isyan hareketi başlatmak istediler. Kasabaya halife ordusunun geleceği iddiası halkı korkuttu.
Olayların ilçedeki askeri birlikte duyulmasıyla, bir bilgiye göre; alay komutanı, yedek subay Kubilay’ı olay yerine gönderdi. Kubilay bu hareketi bastırmak için bir manga askerle olay yerine geldi. Askerlerin yanından ayrılarak tek başına onların arasına girip teslim olmalarını istedi. Gruptan biri ateş ederek Asteğmen Kubilay’ı yaraladı. Karşıdan bunu gören askerler ateş açtılar. Fakat tüfeklerinde öldürücü etkisi olmayan manevra fişekleri vardır. Derviş Mehmet “bana kurşun işlemiyor” diyerek halkı kandırmaya çalıştı.
Kubilay yaralı halde cami avlusuna sığındıysa da, Derviş Mehmet ve arkadaşları peşi sıra geldiler. Derviş Mehmet, çantasını açıp testere ağızlı bağ bıçağını çıkardı ve yaralı Asteğmen Kubilay’ın başını kesti. Kesik başı yeşil bayrağın sopasına dikmeye çalıştılar ancak başaramadılar. Birisi ip getirdi ve Kubilay’ın başı yeşil bayrağın dikili olduğu sopaya iple bağlandı. Olay yerine yetişen Bekçi Hasan ateş edip gruptan birini yaraladı. Ancak açılan ateş sonucu o da öldü. Arkadaşının yardımına koşan Bekçi Şevki de açılan ateş sonucu öldü.
Bu aşamada askeri birlik olay yerine geldi ve komutan “Teslim olun!” çağrısı yaptı Ancak olay çatışmaya dönüşür ve askeri birlik ateş etti. Göstericilerden Derviş Mehmet de dahil bazıları ölürken, bazıları katı. Kaçanların hepsi daha sonra yakalandı.
OLAYIN ARDINDAN NELER YAŞANDI?
Kubilay Olayı, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 1925’deki Şeyh Said İsyanından sonra tanık olduğu En önemli olaylardan biridir.
Devlet Kubilay’ın şehit edilmesine sert tepki gösterildi. 27 Aralık 1930 günü Dolmabahçe Sarayı’nda Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında bu konuda bir toplantı yapıldı.
Kaynakların ifadesine göre, Mustafa Kemal Paşa, Kubilay Olayına çok kızmıştı. Daha birkaç yıl önce Yunan İşgalinin acısını tatmış bir muhitte bu olayın meydana gelmesi üzerine, bazı kaynaklara göre, ilçenin haritadan silinmesini emretti. Ertesi gün de, “Böyle emirler verirsem, uygulamayın, sonra bir daha sorun”, dedi.
28 Aralık 1930’da orduya gönderdiği başsağlığı telgrafında, “Mürtecilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvipkar bulunmalarının bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hadise” olduğunu belirtti.
]]>Hastaneye kaldırılan Tuncel, kurtarılamadı. Soruşturmada gözaltına alınıp ifadesinde, ”O sırada içerideydim, düştüğünü görmedim” diyen Halil İbrahim A., serbest bırakıldı.
Daha sonra ikinci kez gözaltına alınan Halil İbrahim A., bu defa adli kontrolle salıverildi.

‘TEHDİT VE ŞANTAJ’ İDDİASI
Soruşturmada çiftin çalıştığı hastanenin mali işler uzmanı ve icra kurulu üyesi Çiğdem Özkan da gözaltına alındı. ‘Tehdit ve şantaj’ suçlamasıyla tutuklanan Özkan’ın, hastanenin sahibi ve başhekimi olan doktor T.C. ile sevgili oldukları belirtildi.
Özkan’ın, T.C. ile Saliha Tuncel’in birlikte villaya girdiklerine dair görüntülerle hemşireyi tehdit ettiği öne sürüldü. Daha önce ifadesine başvurulan T.C. de yeniden gözaltına alındı. T.C., işlemlerinin ardından adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.

PENCERE VE KORKULUKTA PARMAK İZİNE RASTLANMADI
Olayın ardından tüm delil ve alınan doku örnekleri üzerinde Ankara Adli Tıp Kurumu tarafından da bilirkişi raporu hazırlandı.
Bilirkişi raporunda, fiziksel darp ve zorlama nedeniyle çığlık atan veya mukavemet gösteren kadın sesi duyulduğunu gösterir dosyada herhangi bir ifadeye rastlanmadığı belirtildi.
Düşmenin yaşandığı pencere ve korkuluk üzerinde herhangi bir parmak izi ve DNA örneği bulunmadığı kaydedildi.
Raporda, Halil İbrahim A.’nın da düşmenin hemen ardından, düşmeyi duyarak veya görerek bir telaşa kapıldığının, kamera görüntüleri ve ifade tutanaklarından anlaşıldığına yer verildi.
İNTİHARA MEYİLLİ DEĞİL
Bilirkişi raporunda, Saliha Tuncel’in, intihara meyilli bir kişiliği olduğuna yönelik psikolojik sorunu olduğunu gösteren belgeye veya tanık ifadelerine rastlanmadığı belirtildi. Hemşirenin ölümünün, künt genel beden travmasına bağlı kafatası, boyun omuru ve kemik kırıklarıyla, beyin ve iç kanama sonucu meydana geldiği anlatıldı. Hemşire Tuncel’in, ölümünde zehirlenmeye bağlı herhangi bir tıbbi bulguya da rastlanmadığı ifade edildi.
Saliha Tuncel’den alınan tırnak sürüntülerinde hem kendisine hem de Halil İbrahim A.’nın DNA örneklerinin birlikte bulunmasının da aynı iş yerinde çalışmaları, 4 yıldır birlikte olmaları, olay tarihinden önceki 3 gün içerisinde birkaç kez buluşmaları, olay anında aynı evde bulunmaları ve olay sonrası Halil İbrahim A.’nın yanına inerek yardımda bulunmasından kaynaklanabileceğinin değerlendirildiği anlatıldı.

DENGESİNİ KAYBEDİP DÜŞTÜ
Olay yerinde yapılan fiziki incelemelerin de değerlendirildiği raporda, ”Düşme pozisyonu ve bedenin binadan çok ileri doğru bir menzille ayrılmaması, eşikte bulunduğu düşünülen müteveffa Saliha Tuncel’in vücudunun dengesini kaybetmesi sonrası yeterince yüksek olmayan balkon korkuluğunun üzerinden düştüğü yönünde bulgu olduğu, zorlamaya bağlı bir düşme bulgusunun olmadığı değerlendirilmektedir” denildi.
ŞANTAJ DAVASI BAŞLADI
Olayın ardından, ‘Tehdit ve şantaj’ suçundan tutuklanan Çiğdem Özkan’ın, Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki yargılanmasına da başlandı. Davada, Özkan’ın tutukluluk halinin devam etmesine karar verilirken, duruşma ertelendi.
‘BAŞKA KIZ ÇOCUKLARI YANMASIN’
Niğde’den eşi ve kızıyla duruşmayı izlemeye gelen baba Salim Tuncel, duruşma sonrası açıklamada bulundu.
Tuncel, ”Çok sağ olsun hakim, savcılarımız, avukatım ile devletimiz bizden yana oldular. Bir kadının, bir kız çocuğunun Aksaray iline emanet edilebileceğini gördüm. Aksaray’da iyi kişilerin de olduğu biliyorum. Devletimizden Allah razı olsun. Biz her zaman devletimizin yanındayız. Bugün karar çıkmadı, ileriki aşamada ne çıkar biz de bilmiyoruz. Tek dileğim benim kızımdan başka kız çocukları yanmasın. Devletimiz de burada bir kız çocuğuna sahip çıktı. Hastane müdürü Çiğdem Özkan’ın, tutukluluğunun devam etmesi bizim içimizi az da olsa rahatlattı” dedi.
Hacer Tuncel de ”Benim 25 yaşındaki kızımla 40 yaş üstü 3 kişi ortada oynamışlar. Benim kızım böyle birisi değildi. Hayatı yaşamayı seven birisiydi. 3 kişi kızımı oyuncak etmişler. Benim içimi yakanların da içi yansın. Adalet istiyoruz. Sabah 10’dan gece 20.30 kadar davadaydık. Ben kendi kızım için ayakta durmak zorundayım. Çünkü arkamda daha çocuklarım var” diye konuştu.
]]>