Duruşma salonunun önünde Başkalaycı ailesine bağırıp tepki gösteren İsmail Çetin’in oğlu E.Ç.’ye mahkemenin düzenini bozmaktan 2 gün disiplin hapsi cezası verildi.
ARACIN ÖNÜNÜ KESTİ
Olay, geçen yıl 21 Ağustos’ta gece saat 22.30 sıralarında Sultan Köyü’nde meydana geldi. İsmail Çetin ile İrfan Başkalaycı arasında köy kooperatifinin yönetiminde usulsüzlük yapıldığı iddiasıyla husumet oluştu. İsmail Çetin, iddiaya göre gece eşi ve akrabasıyla pazardan dönen İrfan Başkalaycı’nın kullandığı minibüsün önünü kesti. İkili arasında yaşanan tartışmanın ardından Başkalaycı, aracına binip gaza basarak Çetin’e çarpıp üstünden geçti.

İsmail Çetin
TORUNUNUN GÖZÜ ÖNÜNDE ÖLDÜ
3 yaşındaki torununun gözü önünde başı aracın altında kalan Çetin, olay yerinde yaşamını yitirdi. Olay yerinden ayrılan Başkalaycı, daha sonra akrabası F.B.’yi evine bıraktıktan sonra eşi Azize Başkalaycı ile birlikte kızının Saraycık köyünde bulunan evine gitti. Başkalaycı, Saraycık köyü mevkinde jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı.
Olayın ardından tutuklanan Başkalaycı, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle ‘Kasten öldürme’ suçundan yargılandığı davada ilk kez hakim karşısına çıktı. Bolu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava öncesi polis ekipleri adliye içerisinde geniş güvenlik önlemi aldı. Mahkemede, Karabük’te bulunan cezaevinden Bolu’ya getirilen Başkalaycı ve yakınları ile öldürülen Çetin ailesinin yakınları ve avukatları hazır bulundu.
‘ÜZERİNDEN GEÇTİĞİMDEN HABERİM YOK’
Başkalaycı, duruşmada olay gecesi yaşananları anlatarak, kendisini böyle savundu:
– O akşam eşim ve akrabam ile pazardan dönerken İsmail Çetin, aracıyla sürekli yanımdan geçerek ileride önümüzü kesti. Benim İsmail ile hiçbir düşmanlığım yok. Daha önce de benim oğluma küfürler etti.
– O gece de aracımın yanına gelerek bana küfürler edip ‘Seni buradan öldürmeden gitmeyeceğim. Araçta bulunan eşim ve akrabam da Çetin’e gitmesini söyledi. Çetin, aracımın yanındaydı ve aracıma binerek gaza basıp gittim. Üzerinden geçtiğimden haberim yok. Öldürmek gibi bir kastım yoktu. Eşim araya girmese o beni öldürmüştü.

KOOPERATİF HUSUMETİ
Öldürülen İsmail Çetin’in eşi Aysel Çetin ise kooperatif nedeniyle sanıkla aralarında husumet olduğunu ifade ederek, “Oğlu kooperatif başkanıydı ve bunların açığını ortaya çıkardık. Eşime bu yüzden bunu kasten yaptılar. Eşimi kasten öldürdüler” diye konuştu.
OĞLUNA DA CEZA
Mahkemenin devam ettiği sırada salondan çıkan öldürülen İsmail Çetin’in oğlu E.Ç., Başkalaycı ailesinin yakınlarına tepki gösterdi. Mahkeme salonunun önünde bağırmaya devam eden E.Ç.’ye mahkeme başkanı tarafından mahkemenin düzenini bozmaktan 2 gün disiplin hapsi cezası verildi.
E.Ç. mahkemenin ardından polis ekipleri tarafından gözaltına alındı. Duruşma eksikliklerin giderilmesi için ileri bir tarihe ertelenirken, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verildi.
]]>Düğünlerde çalgıcılık yapan Gencay Korur, 9 Ağustos 2022 saat 20.00 sıralarında, boşanma davaları süren eşiyle konuşmak için kayınpederinin evine gitti.
Gencay Korur, burada yanında getirdiği av tüfeğiyle eşini öldürüp, kaçtı. Sosyal medya hesabından ‘gülen yüz’ ifadesi ve ‘Gururlu hissediyor’ paylaşımı yapan Korur, polis tarafından İzmir’in Dikili ilçesinde yakalandı.
İfadesinde, “Olay günü eşimin yaşadığı ailesinin evine gittiğimde dışarıda telefon ile konuşurken gördüm. Cilveli şekilde konuştuğunu duyunca sinirlenerek av tüfeğini sakladığım yerden aldım. Eşimi takip ederek evin içerisine girip kendisine ateş ettim” diyen Korur, tutuklandı.
Korur hakkında ‘eşi kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı.

CİNAYETTEN 1 GÜN SONRAKİ MESAJLAR
Davanın 5’inci duruşması Çanakkale 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu sanık Gencay Korur, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katılırken, Ayşe Korur’un yakınları duruşma salonundaki yerlerini aldı.
Duruşmada, Gencay Korur’a ait telefon kayıtlarının bilirkişi tarafından incelenmesi sonucunda hazırlanan rapor mahkemeye sunuldu. Bilirkişi raporunda Gencay Korur’un telefon rehberinde ‘Aşkım’ isimli kişiye yazdığı mesajda 10 Ağustos 2022 tarihinde cinayetten 1 gün sonra yazdığı mesajlarda şu ifadeler yer alıyor:
“Gencay Korur: Ayşe’yi öldürdüm, kaçıyorum; Aşkım; Ne zaman? Hani yapmaktan vazgeçmiştin. Sen ciddi misin? O zaman neden teslim olmuyorsun da kaçıyorsun ki?; Gencay Korur: Olacağım, Aşkım; Hani hapiste el üstünde tutarlardı, şimdi ne değişti. Gencay Korur: Gidiyorum. Teslim olacağım. Aşkım; Öldüğüne emin misin? Belki sadece yaralanmıştır. Gencay Korur: Ya salak salak konuşma öldü diyorum.”
Tutuklu sanık Gencay Korur, mahkemedeki savunmasında bilirkişi raporunu kabul etmediğini belirterek, “3 kızım da benden değil. Çocuklar benden değil. Eşim kimden hamile kaldı? DNA testi istiyorum” dedi. Korur’un savunmaSInın ardından, mahkeme heyeti, duruşmayı 12 Mart’a erteledi.
‘SEVGİLİSİNİ ‘AŞKIM’ DİYE KAYDEDİYOR’
Duruşma sonrası adliye çıkışında açıklama yapan şikayetçi Avukatı Ahmet Erzi şunları söyledi:
“Ayşe Korur cinayetinde sanık her ne kadar ‘namus cinayeti’ şeklinde cinayeti işlediğini beyan etmiş ise de telefon yazışmalarında sanığın başka kadınlarla olan samimi konuşmaları, aynı zamanda birlikte olduğu kadınlara kendi eşini Ayşe Korur’u öldüreceğine dair beyanları ortaya çıkmıştı.
Dolayısıyla namusa ilişkin hiçbir şey yoktur, kalmamıştır. Mevcut halden Cumhuriyet savcımız mütalaasını hazırlamak üzere dosyanın kendisine tevdi edilmesini talep etti. Önümüzdeki celse mütalaa açıklanacak.
Biz mütalaanın ağırlaştırılmış müebbet olacağından hiçbir şüphe duymamaktayız. Sanığında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alacağından şu andaki durum itibariyle hukuken de emin durumdayız. İnşallah hak ettiği cezayı alacak.
Ayşe Korur’u öldürdüğünü kendi kız arkadaşına anlatıyor. Anlattıktan sonra da kız arkadaşının şöyle bir beyanı var. Diyor ki; ‘Hani öldürmekten vazgeçecektin?’ yani karısını öldürmeyi daha önce planlayıp, kendi kız arkadaşına anlatıyor. Öldürdükten sonra da kız arkadaşına bilgi veriyor; ‘Karımı öldürdüm’ diye.
Cep telefonu kayıtlarında var. Sevgilisini telefonuna ‘Aşkım’ diye kaydediyor. Daha sonra da ‘Karım beni aldattı’ diye savunma yapıyor. Yani ortada bir namusa ilişkin herhangi bir durum söz konusu değil. Burada eşini aldatan da sanığın kendisi.
Ayrıca, cezasında indirim almak için dava boyunca birtakım yalanlar, iftiralar attı. Lakin bunların hiçbiri de gerçeklik payı noktasında ortaya çıkmadı. Sanığın en ağır cezayı alacağından biz artık eminiz”
]]>“ATATÜRK TÜM DÜNYAYA İNGİLİZLERİ YENİLEBİLECEĞİNİ GÖSTERDİ”
Hüseyin Baş şunları söyledi:
* “Çanakkale’de bir yiğit meydana çıktı. Bütün dünyaya İngilizin yenilebileceğini gösteren, sömürgeciliğin bitebileceğini gösteren, milletlerin millet olma bilincine sahip olduğunda kendi kaderlerini tayin edebileceğini gösteren bir yiğit çıktı. O’nun adı Mustafa Kemal Atatürk’tü. Bu duruma çok içerlemiş olan İngilizler o tarihten itibaren şu propagandaya başladılar; ‘Biz bu Atatürk’ü yenersek, bu fikri yenersek, dünyada yeniden bu imparatorluğun sömürge hakimiyetini kurabiliriz’ dediler. Bunu hayata geçirebilmek için ne yaptılar? Dünyanın dört bir yanına eğitim yoluyla, ticaret yoluyla, siyaset yoluyla fitne tohumları atmaya başladılar. Özellikle de ülkemizde Gazi Mustafa Kemal Atatürk üzerinden kavga çıkarmaya başladılar.
* Bu kavgayı çıkarırken size , ‘Ben, sizi sömürmek istiyorum o yüzden de Atatürk’ü silmem gerekiyor dolayısıyla Atatürk’e türlü türlü iftiralar atıyorum’ deseydi, ‘Dur bakalım, hadi oradan’ diyecektiniz ama bunlar kendilerince çok uyanık bir şey yaptılar. Zannettiler ki Haydar hoca bunu fark etmeyecek, zannettiler ki Hüseyin Baş bunu fark etmeyecek, zannettiler ki Bağımsız Türkiyeliler bunu fark etmeyecek. Sizin aranıza sizdenmiş gibi görünen ajanlar serpiştirdiler. Şimdi bu İngilizin derdi neydi; bütün dünyada tekrar sömürge imparatorluğunu kurmaktı. Bunu yapabilmek için sizdenmiş gibi görünen insanlarla birlikte, ajanlarla birlikte Atatürk’ü türlü türlü iftiralarla eritmeye çalıştılar. Bizim içimizdenmiş gibi görünen, Müslümanmış gibi, Türkmüş gibi görünen insanların niye bu kadar Atatürk ile kavga ettiğiniz şimdi anlıyor musunuz?”
“ATATÜRK KARŞITLIĞI AJANLIK FAALİYETİDİR”
Hüseyin Baş, sözlerine şöyle devam etti:
* “İsrail’in başkenti Tel Aviv’de bir İslam Üniversitesi var. Bu üniversiteden mezun olanlar Müslümanlarmış gibi Ortadoğu’ya serpiştirilmiş, birçoğunun cemaatler kurduğu, birçoğunun camilerde imamlık yaptığını İsrailliler kendi elleriyle servis ettiler. Meğer bizim hoca diye sağda solda gördüğümüz insanların bir kısmı aslında İsrail ajanıymış. Yine yakın zaman önce ajanslara ‘Türkiye’de MOSSAD ajanları yakalandı’ diye haber düştü. Bir baktık ki bizim mahalledeki Ayşe teyzenin aynısı, bizim mahallenin camisindeki hocanın aynısı MOSSAD ajanıymış, tutuklanmış. Bu MOSSAD ajanlarının hepsi tutuklandı mı zannediyorsunuz! Bunların büyük bir kısmı dışarıda, bunların bir kısmı sosyal medyada size vaaz veriyor, insanlar onlara alkış tutuyor. Sakın bu oyunlara gelmeyin. Bunların Cumhuriyet karşıtı, Atatürk karşıtı olduğu andan itibaren bir ajan faaliyeti olduğunu kafamızda kodluyoruz.”
“OKUDUĞUNUZA DEĞİL, YAŞADIĞINIZA OY VERİN”
AKP’nin tarımı, hayvancılığı, sanayiyi bitirdiğini söyleyen Hüseyin Baş, “AK Parti 20 seneden beri Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne sokacağım, çağdaş bir ülke yapacağım diye tarımı bitirdi, sanayiyi bitirdi, hayvancılığı bitirdi, esnafı bitirdi, her şeyi bitirdi. Ama dönüyoruz bir cümle propagandaya oy veriyoruz. Duyduklarınıza oy veriyorsunuz yaşadığınıza değil. Okuduğunuza oy veriyorsunuz yaşadığınıza değil. Yaşadığınıza oy vereceksiniz. Ne yaşıyorsanız bunun faturasını sandıkta keseceksiniz. Gidiyorsunuz sonra tepki diye tıpkısının aynısına oy veriyorsunuz” dedi.
“HEM ATATÜRKÇÜ, HEM DİNDAR HEM DE MİLLİYETÇİYİZ?”
Hüseyin Baş, konuşmasında “Türkiye’de siyaset öyle bir noktaya geldi ki; birini seçsen milliyetçilik elden gidiyor, diğerini seçsen cumhuriyet elden gidiyor, bir başkasını seçsen din elden gidiyor vs. Ya hu bir ülkede bir tane adam yok mu; hem milliyetçi, hem dindar, hem Atatürkçü, hem cumhuriyetçi olsun. Yok mu bu ülkede bu adam? Bu ülkede bunu isteyenler yok mu? Şimdi siz Atatürkçü müsünüz? Evet. Cumhuriyetçi misiniz? Evet. Laik misiniz? Evet. Milletçi misiniz? Evet. Dindar mısınız? Evet. o zaman bu ülkeyi bunların hepsine evet diyenlerin yönetmesi gerekmiyor mu?” ifadelerini kullandı.
“BUNLAR GİDERSE NE OLACAK?”
Konuşmasında Şems ile Mevlana’nın bir sohbetinden alıntı yapan Hüseyin Baş, “Sürekli bir korku imparatorluğu. Her seçim aynı hikaye; biz gidersek sistem çöker! Sistem dediği de ne, yolsuzluk. Şems ile Mevlana’nın bir sohbetinden bahsedilir. Şems Mevlana’ya ‘Düzenim bozulur, canım sıkılır, hayatım alt üst olur diye endişe etme. Hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını nereden biliyorsun’ demiş. Bunlar gitti ne olacak? Asgari ücret 17 bin lira mı olacak? Emekli maaşı 10 bin lira mı olacak? Dolar 31 lira mı olacak? Enflasyon yüzde 70 mi olacak? Bunlar giderse ne olacak? Bunlar giderse yasama – yürütme- yargı bir tane adamın elinde mi toplanacak? Bunlar giderse Anayasa tanınmaz hale mi gelecek? Bunlar giderse biz ne kaybedeceğiz? Bunu deyin sandığa gidin ve ‘Benim kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı’ deyin. Dünyanın en güçlü insanı kaybedecek bir şeyi olmayan insandır, işte biz o insanız” dedi.
“BUNLAR DEVLETİ ÖLDÜRMENİN PEŞİNDE”
AKP’nin Türkiye Cumhuriyeti devleti için bir tehdit olduğunu vurgulayan Hüseyin Baş, “Devletler de insan gibidir. Vücutta bir organ iflas etti, artık bitkisel hayat… Devletin organları neler? Devletin organları hukuken yasama yürütme yargı. Başka; eğitim öldü mü, sağlık öldü mü? Öldü. Siyaset öldü, bürokrasi öldü, denetim öldü, hepsi öldü. Ülkede ayakta kalan hiçbir şey kalmadı. Bu ne demektir? Devlet ölecek. Bunlar devleti öldürmenin peşinde. Ülkenin bütün imkanlarını tek bir adamın eline verdiler, O adam da başkalarının komiserliğini yapıyor. Geldiğimiz nokta bu, bitmiş bir haldeyiz. Dolayısıyla ben size şunu söylüyorum; başkaları gibi ya ben bir dönemi beğeniyordum diyemiyorum. Bunlar ilk geldiği günden beri Türkiye Cumhuriyeti Devleti için bir tehdit arz ediyorlardı ve bugün o tehdidin gerçek bir tehdit olduğunu yaşıyoruz” diye konuştu.
“BU YAŞADIKLARIMIZ HALA FRAGMAN, HENÜZ FİLME GEÇMEDİK”
Seçim sonrası pahalılığın artacağı uyarısında bulunan Baş, “Bu yaşadıklarımız hala fragman, daha filmi yaşamadınız, bak tekrar ediyorum hala fragman izliyoruz, film çok feci, film çok kötü. Şimdi seçim geçecek, pahalılığa daha da hazır mısınız? Bugün hala evinize getirdiğiniz ekmeği getiremeyecek hale geleceksiniz. Bunu herkes için demiyorum, bu ülkenin yüzde 10’nu 8,5 milyon insan yapıyor. Bunların keyfi yerinde, hiçbir sorunları yok. Dünya yansın bir kalbur samanları yanmaz ama geri kalan 75 milyon insan evine ekmek götüremeyecek” dedi.
]]>OLAYDAN DÖRT GÜN SONRA ÖLDÜ
Olay, geçen yıl 15 Mayıs’ta Kemalpaşa Mahallesi İnönü Caddesi’ndeki parkta meydana geldi. Lise öğrencisi Kıvanç Uman, Y.K.’nin eski sevgilisi ile sevgili olunca ikili arasında kavga çıktı. Kavgaya Y.K.’nin arkadaşları H.M.K. (16) ve Y.A. (16) da dahil oldu. 3 kişinin darbeleriyle yere yığılan Uman, yaralandı.
İhbarla bölgeye gelen sağlık ekipleri, yaralıyı İzmit SEKA Devlet Hastanesi’ne kaldırdı. Uman, daha sonra İstanbul’daki bir hastaneye sevk edildi. Ancak Kıvanç Uman, 19 Mayıs’ta hastanede hayatını kaybetti. Uman’ı darbeden Y.K., H.M.K. ve Y.A. tutuklandı. Olaya karışan Y.S.K. (15) ve A.B.K. (15) ise adli kontrol kararıyla serbest bırakıldı.
YAŞLARI KÜÇÜK DİYE 24 YIL İSTENDİ
Olay ile ilgili hazırlanan iddianamede, tutuklu sanık Y.K.’nin ‘kasten öldürme’ suçunu çocuğa karşı işlediği gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis, alenen hakaret suçu işlediği gerekçesiyle de 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edildi. İddianamede, Y.K.’nin yaşı nedeniyle öldürme suçundan 15 yıla kadar, alenen hakaret suçundan ise 1 yıl 3 aya kadar cezalandırılması istendi.
Tutuklu sanıklar Y.A. ve H.M.K.’nin ‘kasten öldürme’ suçunu çocuğa karşı işledikleri gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilirken, yaşlarının küçük olması nedeniyle 24 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanıklar A.B.K. ve Y.S.K.’nin ise çocuğun kasten öldürülmesi ve azmettirme suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmaları, çocuk olmaları nedeniyle 15 yıla kadar hapis cezası almaları istendi.
“7-8 DEFA YUMRUK ATTIM”
Davanın ilk duruşması, dün Kocaeli 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada sanıklar ile öldürülen Kıvanç Uman’ın ailesi ve taraf avukatları hazır bulundu. Sanık ve tanıkların dinlendiği duruşmada tutuklu sanık Y.K., Kıvanç’ın kendisini teke tek kavgaya çağırdığını, birkaç gün sonra Kıvanç’ın kendisini arayıp, kavganın iptal olduğunu, konuşacaklarını, tek gelmesi gerektiğini söylediğini belirtti. Kavga anını da anlatan Y.K., “O bana vurdu, ben de ona vurdum. Kavga sırasında 7-8 defa yumruk attım. Sonra olay yerinden ayrıldık. Diğer arkadaşlarım kavgaya girmiş. Sonra kavga tamamen bitti, ben de uzaklaştım. Sonra da polisler bizi aldı” dedi.
“İKİ KEZ KARNINA, BİR KERE DE YÜZÜNE VURDUM”
Diğer tutuklu sanık H.M.K. de duruşmada kendini savundu. H.M.K., parka gittiklerinde Kıvanç ve arkadaşlarının geldiğini belirterek, “Zaten bir çember oluştu. Kıvanç ceketini çıkardı, oradan birisi ‘Başla’ dedi. Kıvanç, Y.K.’ye vurdu. Birbirlerini darbetmeye başladılar, sonra bunları ayırdık” diye konuştu.
H.M.K., ayırma sırasında Kıvanç’ın kendisine ‘Sen ne karışıyorsun’ demesi üzerine Kıvanç’ın 2 kere karnına 1 kere de hafif şekilde yüzüne vurduğunu anlattı. H.M.K., “Arkamdan Y.A. gelip, Kıvanç’ın üstüne çıktı. Kafasını, boynunu, yüzünü yumruklamaya başladı” dedi. Y.A.’yı ayırmak amaçlı ittiğini söyleyen H.M.K., Kıvanç’ın bayılmış durumda olduğunu belirtti.
“İTMESİ İÇİN ‘DİZ AT’ GİBİ BİR ŞEYLER SÖYLEDİM”
Tutuklu sanık Y.A. ise Kıvanç’a vurmadığını ve olaya karışmadığını söyledi. Azmettirici olarak yargılanan Y.S.K. de Kıvanç’ın yorgun olduğunu görünce korktuğunu, başına bir şey gelmemesi için desteklediğini anlatarak, “Kıvanç’ın halsiz olduğunu görünce itmesi için ‘Diz at’ gibi bir şey söyledim. Tam olarak ne dediğimi hatırlamıyorum” dedi.
“KARDEŞİM ÖLÜYOR DİYE BAĞIRDI”
Azmettirici olarak yargılanan A.B.K. ise kargaşa çıktığını, Kıvanç’ın yerde olduğunu söyledi. A.B.K., “Sonra K.’nin sesini duydum, ‘Kardeşim ölüyor’ diye bağırdı. Ondan sonra tekrar gittiğimde Kıvanç, tepkisiz yatıyordu, onu kollarıma aldım, ‘Ayıl’ dedim, 2-3 defa suratını elledim, ayılma yoktu. Kıvanç’ın yüzünü yıkadım, yıkamama rağmen bir tepki yoktu. Sonra Kıvanç benim ellerime kan kusunca orda zaten kendimi kaybettim” diye konuştu.
“BUNA SEBEP KÜFÜR MÜ?”
Sanıkların savunmalarının ardından mahkeme heyeti, Kıvanç Uman’ın annesi Derya Uman’a söz hakkı verdi. Derya Uman, sanıkların hepsinin çelişkili ifade verdiğini belirterek “Acılı bir anne olarak benim çocuğum bu kadar ne yapmış olabilir ki? Küfür dediğiniz şey, hani buna sebep mi? Sen de küfredersin; bu olay kapanır, bu kadar basittir. Benim çocuğum orada 15 dakika kavga ederken, o çemberi orada oluşturacağına, ‘Vur’ diyeceğine, neden kimse polis çağırmamış? Çocuğuma gittiğimde orada zaten hayatını kaybetmişti, müdahale ediliyordu, entübe edildi. Rabbim, oğlumu çok şükür ki 4 gün yoğun bakımda sevmeme müsaade etti. Oğlumu 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda kaybettim” dedi.
Baba Orhan Uman ise “Kıvanç okulunda başarılı bir öğrenciydi.19 Mayıs’ta da müzik gösterileri vardı. 19 Mayıs’ta müzik dinlemeye okula gideceğimize oğlumu toprağa verdik” diye konuştu. Mahkeme heyeti, dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.
]]>