New York Times’ın haberine göre; Northwestern’in karaciğer nakli hacminde 2020’den bu yana yüzde 30 artış yaşandı. Ulusal düzeyde ise akciğer, karaciğer ve kalp nakillerinin sayısı 2023’te yüzde 10’dan fazla arttı ki bu, on yıllardır görülen en büyük yıllık artışlardan biri. Peki nasıl oldu?
Perfüzyon benimseyen cerrahi programlar daha fazla organ nakli gerçekleştirebiliyor. Bu yöntemi ise basitçe şu şekilde tanımlamak mümkün: Organ hâlâ çalışıyor ama artık bir bedende değil.

FAZLADAN ZAMAN KAZANDIRIYOR
Perfüzyon, bağışlanan organın vücut dışında canlı kalmasını sağlayarak cerrahlara ekstra zaman kazandırır ve mümkün olan nakil sayısını artırır.
Chicago’daki Northwestern Memorial Hastanesi’nin ameliyathanesindeki insan karaciğeri bir düzeyde canlıydı. Dokularında dolaşan kan, oksijen sağlıyor ve atık ürünleri uzaklaştırıyor; organ, vücut için gerekli olan safra ve proteinleri üretiyordu. Oysa donör bir gün önce ölmüştü ve karaciğeri kutu gibi plastik bir cihazın içinde yatıyordu. Organ, canlılığını onu ihtiyaç sahibi bir hastaya nakledilmek üzere saklayan bu makineye borçluydu.
Hastanede organ nakli cerrahı olan Dr. Daniel Borja-Cacho, “Bu biraz bilim kurgu” diyor.

DAHA FAZLA ORGAN NAKLİ YAPILABİLİYOR
Perfüzyon, cerrahların çalışma şeklinden organ bağışlayabilecek hasta türlerine ve alıcıların sonuçlarına kadar organ nakli sürecinin her yönünü değiştiriyor. En önemlisi, perfüzyonu benimseyen cerrahi programlar daha fazla organ naklediyor.
Normal koşullarda kan akışı olmazsa organlar hızla bozulur. Donörün kan kaynağından çıkarıldıktan sonra ve alıcıya bağlanmadan önce organlarda meydana gelebilecek hasarı en aza indirmek için cerrahlar onları donma noktasının biraz üzerine kadar soğutarak metabolik süreçlerini önemli ölçüde yavaşlatıyordu.
Ancak karaciğerler 12 saatten fazla canlı kalmaz, akciğerler ve kalpler ise altı saate yakın bir süre boyunca canlı kalır.
Bilim insanları da organları daha dinamik koşullarda, daha sıcak bir ve kan veya başka bir oksijenli çözelti ile perfüze edilmiş halde tutmak için uzun süredir teknikler üzerinde deneyler yapıyorlar. Yıllar süren geliştirme sürecinin ardından, akciğerleri perfüzyon yoluyla korumaya yönelik ilk cihaz 2019’da Gıda ve İlaç İdaresi’nden onay aldı. Kalpleri ve karaciğerleri perfüze etmeye yönelik cihazlar ise 2021’in sonlarında onaylandı.

DAHA ÖNCE KULLANILAMAYAN ORGANLAR KULLANILIYOR
Cihazlar kanı veya oksijenli bir sıvıyı tüpler aracılığıyla, bağışlanan organın kan damarlarına pompalıyor. Perfüze edilen bir organdaki hücreler çalışmaya devam ettiğinden, klinisyenler organın alıcının vücudunda gelişip gelişmeyeceğini de daha iyi değerlendirebiliyor.
Prof. Dr. Kris Croome, bu bilginin de desteğiyle, nakil cerrahlarının, normalde reddedebilecekleri yaşlı veya hasta bağışçılardan alınan organları kullanmaya başladıklarını söyledi: “Daha önce sahip olamayacağımız organların peşine düşüyoruz ve iyi sonuçlar alıyoruz.”
Perfüzyon aynı zamanda doktorların genellikle zamana karşı yarıştığı, gece yarısı başlayan ve arka arkaya tamamlanan saatler süren organ kurtarma ve nakil gibi meşakkatli süreci de kolaylaştırıyor. Artık cerrahi ekipler bir organı alıp gece boyunca uyurken onu perfüze edebiliyor ve gecikmenin organa zarar vereceğinden korkmadan sabah nakli tamamlayabiliyor.
Belki de en önemlisi, bu yöntem sayesinde yaşam desteğini kesilen ve komadaki hastaların organ bağışının kapısı da açılıyor. Her yıl on binlerce insan, dolaşımın durmasından sonra bu şekilde ölüyor, ancak ölüm süreci organlarını oksijenden mahrum bıraktığı için nadiren donör adayı oluyorlardı. Artık cerrahlar bu organları ya bir makineye alarak ya da daha düşük teknolojili bir yöntemle donörün vücudunun o bölgesinde kanı yeniden dolaştırarak perfüze ediyor. Bu da onları nakil için çok daha çekici hale getiriyor.

ARTIK BEKLEME LİSTESİ YOK
Amerika Birleşik Devletleri’nin organ nakli sistemini yürüten kâr amacı gütmeyen kuruluş United Network for Organ Sharing’in verilerinin analizine göre, 2020’den bu yana, nakledilen karaciğer sayısı iki katına çıktı. Bir zamanlar cerrahlar, organın oksijen yoksunluğuna karşı duyarlılığı nedeniyle bu tür donörlerin kalplerini hiç kullanmamıştı; 2023’te perfüzyon sayesinde 600’ün üzerinde nakil yaptılar.
Dr. Shimul Shah, Cincinnati Üniversitesi’nde yönettiği organ nakli programının, karaciğer için bekleme listesini ortadan kaldırdığını söyledi: “Kariyerim boyunca bunu söyleyeceğimi hiç düşünmezdim.”

MALİYET SORUNU
Ancak bu teknolojinin benimsenmesinin önündeki engellerden biri maliyet olabilir ve küçük hastaneler ön masrafları karşılayamayabilir.
Cihazı üreten şirketlerden biri olan TransMedics, düzenleyicilerin cihazını onaylamasının ardından fiyatlarını önemli ölçüde artırdı ve bu durum da Arizona Cumhuriyetçi Temsilcisi Paul Gosar’ın sert tepkisiyle karşılandı:
“Umut verici bir tıbbi ekipman yeniliği ve ülke çapında nakli artırma fırsatı yaratacak şey şu anda bir şirket tarafından rehin tutuluyor.”
Ancak bazı cerrahlar, perfüze organ verilen hastaların genellikle hastaneden daha hızlı ve daha az komplikasyonla ayrılmaları ve orta ve uzun vadede daha iyi sonuçlara sahip olmaları nedeniyle teknolojinin yine de para tasarrufu sağlayabileceğini söylüyor.
Bazı bilim insanları bu teknolojinin henüz bir başlangıç olduğunu belirtiyor. Cerrahlar da hâlâ kanlanan organların vücut dışında ne kadar süre hayatta kalabileceğinin üst sınırlarını araştırıyor.

İLERİDE NAKLE BİLE GEREK KALMAYABİLİR
Laboratuvarı akciğerleri vücut dışında korumaya yönelik teknolojilerin geliştirilmesinde yer alan Toronto Üniversitesi’nden Dr. Shaf Keshavjee, cihazların sonunda; doktorların akciğerleri değiştirmek yerine hastaların akciğerlerinin çıkarılmasına, onarılmasına ve geri yerleştirilmesine olanak sağlayabileceğini söylüyor.
Ülkedeki en yoğun kalp nakli programlarından biri olan Vanderbilt Üniversitesi’nin kalp cerrahisi alanında başkan olarak görev alan Dr. Ashish Shah, bunu “kutsal kase” olarak niteleyerek aynı fikirde:
“Meselâ; kalbin çok kötü. Çıkarıyorum. Cihazıma takıyorum. Senin bir kalbin olmasa da yapay bir kalple sana bir süre destek olabilirim. Bu arada kalbini onarıyorum ve sonra onu tekrar yerine yerleştiriyorum. Kendi kalbiniz. Gerçekten bunun için çalışıyoruz.”
]]>
Prof. Dr. Burhan Engin
BAĞIRSAK HASTALIKLARI
Sindirim sisteminin uzun süreli iltihaplanmasına neden olan geçirgen bağırsak sendromu gibi bazı bağırsak hastalıkları alerjik egzama, akne (sivilce), ürtiker gibi sorunlara yol açabilir. Bu hastalıkları tedavi etmek iç in kullanılan ilaçlar da bazı cilt rahatsızlıklarına neden olabilir. Bağırsaklarımızdaki mikrop topluluğu olan mikrobiyotadaki dengenin bozulmasıyla yani faydalı bakterilerin sayısının azalması, zararlı bakterilerin artması sonucu gelişen hastalıklar da egzama, alerji gibi cilt sorunlarına yol açabilir.

KARACİĞER HASTALIKLARI
Karaciğer hastalıklarında başlıca klinik bulgular deride ve gözlerde sarılıkla kendini gösterir. Daha ileri safhalarda bu sarılık yerini deri renginde koyulaşmaya bırakabilir. Ayrıca karaciğer hastalıklarında protein yıkımındaki artışa bağlı deri elastikiyetinde azalma ve tırnaklarda bozulma görülebilir.

STRES DE ÖNEMLİ BİR NEDEN
Cilt hastalıklarının oluşmasında genetik faktörlerin yanı sıra stresle ortaya çıkan endişe, korku gibi psikolojik faktörler de etkilidir. Strese bağlı gelişen inflamasyon ile birlikte egzama, sedef, vitiligo, ürtiker ve rozase (gül hastalığı) gibi pek çok cilt hastalığı ortaya çıkabilir. Araştırmalar, özelikle kronik cilt hastalığı olanların büyük bir bölümünde tetikleyici psikolojik bir durumun ve stresin etken olabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca zayıf bir bağışıklık sistemi, aşırı güneşlenmek, virüsler, mantarlar, parazitler, alerjenler de cilt hastalıklarını tetikleyebilir.
KANSIZLIK
Dolaşım sisteminin ana görevi vücudun beslenmesini sağlamaktır. Bu sistemde görülecek bir bozukluk vücudumuzun en büyük organı olan deriyi ciddi anlamda etkileyecektir. Örneğin aneminin (kansızlık) ilk bulgusu deride ve göz altlarında solukluk şeklinde görülebilir. Bunun dışında damarı tutan romatizmal hastalıklar ve pıhtılaşma hücrelerindeki (trombositler) bozukluk deride noktasal veya daha büyük çapta kanamalar meydana getirebilir.
BÖBREK ÜSTÜ BEZİ HASTALIKLARI
Böbrek üstü bezinden salgılanan ve vücudun strese verdiği tepkiyi düzenleyen kortizol hormonunun bir hastalık sonrası aşırı salgılanması göbek çevresinde mor renkli çatlaklar, yanaklarda kızarıklık, deri altında kalınlaşma gibi farklı bulgulara neden olabilir. Böbrek üstü bezi yetmezliğinde ise tüm vücudun deri renginde koyulaşma görülebilir.

KRONİK BÖBREK HASTALIĞI
Kronik böbrek hastalığı olanlarda cilt kuruluğu ve şiddetli kaşıntı özellikle sık görülen ve hastanın hayat kalitesini bozan en önemli sorunlardan biridir.
DİYABET
Endokrin sistem her organda olduğu gibi derinin de fonksiyonlarınının devam ettirilmesinde önemli rol oynar. Boyun, koltuk altı gibi kıvrım bölgelerinde görülen kadifemsi kahverengi değişiklikler şeker hastalığının habercisi olabilir. Özellikle ayak parmak aralarında mantar, bakteri gibi enfeksiyonlar sık görülür. Kuruluk, çatlamalar ve kaşıntı da diyabetin cilt belirtileri arasında yer alır.

HİPERTİROİT VE HİPOTİROİT
Tiroit bezinin çok çalışması (hipertiroit) ellerde, koltuk altında veya vücutta terleme artışıyla kendini gösterebilir. Ayrıca ayaklarda ödem tırnaklarda şekil bozukluğu gelişebilir. Tiroit bezinin az çalışması (hipotiroit) sonucunda saçlarda ve kaşlarda dökülme görülebilir.

ÇÖLYAK
Bu hastalık özellikle buğday, arpa ve çavdar gibi gıdaların alınması sonrası hem bağırsaklarda sindirme güçlüğü hem de deride şiddetli kaşıntılı lezyonlar şeklinde kendini gösterebilir.
DiKKAT!
Yukarıda bahsedilen deri bulguları iç organlarda bir bozukluk olmadan da kendini gösterebilir. Bu nedenle ortaya çıkan bu şikayetlerde bir dermatolji uzmanına başvurulması gerekir.
]]>Kariyer görüşmelerinin de olduğu fuarda AÜ Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi ve Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu, Organ Nakli Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan konuk oldu ve öğrencilerin sorularını yanıtladı.
“İNSAN ÖMRÜNDE ŞİMDİLERDE 80-85’LERDEN BAHSEDİYORUZ”
Başarılı yüz, rahim ve kol nakilleriyle adını dünya tıp literatürüne yazdıran Prof. Dr. Özkan, ölümsüzlüğün mümkün olup olmayacağını anlattı. Prof. Dr. Özkan, “Aslında bakarsanız çok ünlü bir milyarder vardı. Kalp ve karaciğer nakli oldu ama sonuçta öldü. Orta Çağ’a doğru gidersek insanların ana hedefi ölümsüzlüğü bulmakmış. Sürekli çalışmışlar. Bir süre sonra ölümsüzlüğü bulamayacaklarını anlamışlar. İnsan ömründe şimdilerde 80-85’lerden bahsediyoruz. Ölümsüzlük denilen kavramda 30’lardan 80’e geldiysek belki 100’e de uzayacak. Doğdunuz ve iki kolunuz yok, 80 yaşına kadar yaşamak ister misiniz? Daha huzurlu yaşamaktan bahsediyorum. Hedefimizi hep üst seviyede tutmak gerekir” dedi.
“KAFA VE BEYİN NAKLİ MÜMKÜN OLACAKTIR”
Prof. Dr. Ömer Özkan, çok sayıda nakle imza attıklarını, ancak organ nakliyle hayata tutunan bazı ailelerin yaşamını yitirdikten sonra organ nakline izin vermediği durumlarla karşılaştığını da anlattı. Canlıdan organ nakli yapan en iyi ülkelerden birinin Türkiye olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Özkan, beyin ve kafa naklinin gelecekte mümkün olup olmayacağına ilişkin “Beyin nakli yüzyıllardır insanların aklında olan bir şey. Çok fantastik geliyor. Beyin nakletmek ne için yapılır? Faydalı olabileceği birkaç hastalık da var aslında. Bir gövde lazım bize. Kafa naklinden önce felç konusunu çözmek lazım. Felç hastalarını iyileştirdiğimiz zaman bilin ki kafa nakli de mümkün olabilecektir” dedi.
“GEN TRANSFERİ YAPACAK BİRİNİ BULAMIYORUM”
Türkiye’de tıptaki bilim insanlarının yurt dışına gittikten sonra geri dönmediğinden de dert yanan Prof. Dr. Ömer Özkan, “İnsanlarımız gittikten sonra geri dönmüyor. Temel bilimlerdeki kaynaklarımızı hep dışarı kaybediyoruz. Ülkemizde genetikçi, gen transferi yapacak birini bulamıyorum. 2 milyon 600 bin dolar bir hapın bedeli. Bizim bunun üstünde bir şey yapmamız lazım. Kanser hastalarının tedavisinin bizim kuracağımız laboratuvarlarda gerçekleştirileceğini düşünüyorum” dedi.
“ORGANLAR RAFLARDA SATILACAK SEVİYEYE GELECEK Mİ?”
Tıpta Uzmanlık Sınavı’nda çoğunlukla plastik cerrahi alanının tercih edildiğini, bunun da bir trend haline geldiğini belirten Prof. Dr. Ömer Özkan, zor olduğu için tıp fakültesi mezunlarının artık beyin ve kalp cerrahisi alanında uzmanlığı tercih etmediğini söyledi. Prof. Dr. Özkan, tıbbın gelişmesiyle birlikte insanların ihtiyaç duyacağı her türlü organın raflarda satılacak kadar kolay bulunabilecek seviyeye gelip gelemeyeceği sorusunu da yanıtladı.
Prof. Dr. Ömer Özkan “Tekerlek, arabalar bulunuyor ama bir buhar makinesi bulunuyor o kadar hızlı ilerliyor. Tıpta bu durum farklı. Biz daha buhar makinesini keşfetmedik. Daha emekleme aşamasındayız. Bir gün göreceksiniz ki kalbin siparişini vereceksiniz ve takacaksınız. Ütopik gibi gelebilir ama değil. 15-20 güne kadar anne karnı dışında yaşatılan çocuklar var” dedi.
]]>Her iki böbreği yüzde 30 çalışan Yalınkaya, hastalığıyla mücadele ederken 2019’da Muş Alparsan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümünü kazandı.
Yalınkaya, ilk dönemde gösterdiği başarıyla aynı üniversitenin Sınıf Öğretmenliği Bölümünü okumaya da hak kazandı.
Üniversitede iki bölümü birlikte okuyan Yalınkaya, 3. sınıfta böbreklerinin tam anlamıyla fonksiyonlarını kaybetmesi ve hastalığının son evrelerinde durumunun ağırlaşması üzerine diyaliz tedavisi görmeye başladı.
Yalınkaya, hastalığına rağmen geçen yıl üniversiteden mezun olmayı başardı.
Nakil haberini gece yarısı öğrendi
Bu süreçte böbrek yetmezliği için organ nakli listesine yazılan Yalınkaya’ya, sevindiren haber yaklaşık 1 ay önce gece yarısı Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Merkezi ekibi tarafından verildi.
Ekip, Antalya’da trafik kazası geçirerek beyin ölümü gerçekleşen 47 yaşındaki bir erkeğin böbreğinin Yalınkaya’ya nakledileceğini bildirdi.
Yapılan operasyonla kadavradan alınan böbrek, Organ Nakli Merkezi ekibi tarafından Yalınkaya’ya başarılı bir şekilde nakledildi.
“Böbreğin bulunduğunu öğrenince gözyaşlarıma hakim olamadım”
Yalınkaya, hastalığı sürecinde okula devam ettiği için çok zorlandığını belirterek, üniversite sınavına adeta hastanede hazırlandığını söyledi.
Üniversitede okuduğu sırada böbrek fonksiyonlarını tamamen yitirdiğini ifade eden Yalınkaya, şöyle konuştu:
“Hayatımdan umudumu yitirdiğim dönem diyaliz zamanıydı. O süreçte su içmeye hasret kaldım. Su için gözyaşı döküyordum. Diyaliz süreci beni çok yordu. Hayatıma diyalizle devam edeceğimi sandım. Bu süreçte tamamen pes ettim. Hiç kimseden beklentim olmadı.
Bir yerden böbrek geleceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Diyalizden sonra sürekli bayılmalar oluyordu. Hastalık beni çok yıprattı. Böbreğin kadavradan geleceği aklımın ucundan geçmiyordu. Bir gece ansızın gece yarısı koordinatör aradı.
Böbreğin bulunduğunu öğrenince gözyaşlarıma hakim olamadım. Çok heyecanlandım, mutlu oldum. Böbrek çıkmıştı bana, ama bir yandan bir hayat yitirilmişti. Bir can toprağa verilmişti. Toprağa verilmesine rağmen başka bir cana hayat vermeleri, umut olmaları beni çok mutlu etti.
Bir yandan ölen kişinin ailesine çok üzüldüm. Ben her gece onlara dua ediyorum. Bana böbreği nakledilen kişinin ailesiyle mutlaka tanışmak istiyorum. O kişin ailesine ulaşmaya çalışacağım. Onlara minnettarım. Onları ömür boyu unutmayacağım.”
Kadavradan çıkan organların 4 hastaya can verdiğini, bunlardan birinin de kendisi olduğunu anlatan Yalınkaya, hastaların umutlarını kaybetmemelerini istedi.
Ailesi ve kendisinin de organ bağışında bulunacağını dile getiren Yalınkaya, şöyle dedi:
“Beni arayan soran herkese öldükten sonra, canları toprağa gittikten sonra, bir başkasına umut olmalarını, organlarını bağışlamalarını istiyorum. Organ bağışı çok önemli. Toprağın değil sağlığını kaybeden insanların organa ihtiyacı var. Bu nedenle herkesin organ bağışında bulunmalarını istiyorum. Antalya’dan gelen böbrek bana can oldu. Şu an sosyal hayatıma rahat devam ediyorum. En azından su içebiliyorum. Ailemle zaman geçirebiliyorum. Rahat nefes alabiliyorum. En kısa sürede atanıp öğrencilerime kavuşmak ve onların yollarına ışık olmak istiyorum. Öğrencilerimi hasretle bekliyorum. İnşallah onlara kavuşacağım.”
Yalınkaya, hastalığı sürecinde kendisine destek olan ailesine, öğretmenlerine ve sağlık çalışanlarına teşekkür etti.
“Mutluluktan ağlayarak geldik hastaneye”
Baba Gafur Yalınkaya (55) ise kızının böbrek nakli sayesinde hayata tutunduğunu belirterek, “Çocuğum çok zor bir süreçten geçti. Durumu şu an çok güzel. Sağlığına kavuştu. Yüksek lisans yapacak. Gece gelen telefonla hayatı değişti. Mutluluktan ağlayarak geldik hastaneye.” ifadelerini kullandı.
“Türkiye’de yapılan organ bağışların yüzde 80’i canlıdan”
Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Organ Nakli Merkezi Mesul Müdürü Doç. Dr. Ramazan Danış ise yapılan nakil ile hastasının hayata tutunduğunu söyleyerek,” Zeynep şanslıydı, bir gece aniden Antalya’da 47 yaşında beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın 6’da 6 doku uyumu olduğu için böbreği Zeynep’e naklettik. Eğer bu böbrek gelmeseydi Zeynep hayatını bir üniversite mezunu olarak diyalizde geçirecekti.”
Türkiye’de yapılan organ bağışlarının yüzde 80’inin canlıdan olduğunu aktaran Danış, “Avrupa’da tam tersi yüzde 80’i beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden. Türkiye’de bu sayının artması lazım. Şu an sadece Diyarbakır’da 700 kişi böbrek nakli bekliyor. Bu sayı Türkiye’de 40 bine yakın. Onun için organ bağışına mutlaka halkın büyük bir önem vermesi lazım” sözlerine yer verdi.
]]>O günden sonra hayatı bir anda değişen ve İzmir’de yaşamaya başlayan Topçu, “Kardiyoloji servisinde tanı koyulduktan sonra kalp nakli sırasına alındım. 1 hafta 10 gün içinde organ bulundu ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Öztekin Oto tarafından nakil ameliyatı oldum. Askerdim ve sağlık sigortam yoktu. Hastanede bir süre kaldım. Daha sonra hastanede hizmetli personel olarak çalışmaya başladım. Hastalara yardım ettim, personel olarak kan bankasında çalıştım. 10 yıl sonra malulen emekli oldum. Daha sonra Rize’ye döndüm. Yılda bir kontrole geliyordum” dedi.
“BANA DOKTOR GİBİ DEĞİL, BABA GİBİ DAVRANIYORDU”
Bir yıl önce Rize’de kanser hastası annesini hastaneye götürürken bir anda fenalaştığını dile getiren Recep Topçu, nakil kalbinin yeniden bir sağlık sorunuyla kendini hatırlattığını kaydetti. Topçu şöyle devam etti:
“Bir yıl önce kalbim durduğu için hastanede müdahale etmişler. Beni yeniden hayata döndürdüler. Stent takıldı. Daha sonra 5-6 ay içinde aynı rahatsızlıklar tekrarladı. Bu yüzden İzmir’e geldim ve beni kalp nakliyle ikinci yaşamıma kavuşturan Öztekin Oto hocam bu kez baypas karar verdi. Öztekin hocam bana doktor gibi değil baba gibi davranıyordu. Onun sayesinde İzmir’de sigortalı işe girdim. Ama kontrollere gelmediğim için bana zaman zaman kızıyordu. Hayatıma maddi, manevi dokundu. Nakil kalbime yapılan müdahale sonrası yaşam mücadelem devam ediyor. Bugün taburcu oldum. Tekrar memlekete, eşimin yanına döneceğim.”
“O YILLARDA DONÖR BULMAK DAHA ZORDU”
Türkiye Kalp ve Sağlık Vakfı Başkanı, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Kalp Damar Cerrahı Prof. Dr. Öztekin Oto ise 25 yıl önce kalp naklinin kolay yapılan bir ameliyat olmadığını belirterek Recep Topçu’nun, kendisinin dördüncü kalp nakli hastası olduğunu kaydetti.
Prof. Dr. Oto, “Hastamız geldiğinde vücudunun her tarafı şiş durumdaydı. Tedaviye başladık, listeye alındı ve kısa süre sonra kalp bulundu. Hastamız şanslıydı. Çünkü o yıllarda donör bulmak zordu. Ben çeşitli etkinlikler yapıyordum. Hastamız yeşil kartlı olduğu için çıktığı anda ilaçlarını alamaz diye başhekimimizin onayıyla hastanemizde sigortalı olarak işe aldık. Daha sonra kontrollerini aksattı. Bir yıl önce Rize’de kalbi durmuş. Nakledilen kalbin ön yüzündeki damarda yüzde 90’lık bir tıkanıklık olmuş. Orada yapılan anjiyosunda bir koroner damarın tıkalı olduğu görülüyor, ona stent takılıyor. Daha sonra şikayetleri tekrarlayınca İzmir’e geldi ve tekrar anjiyo yaptık. Takılan stent tıkanmıştı” dedi.
“GEÇ DÖNEM ORGAN REDDİ OLDUĞUNU TAHMİN EDİYORUZ”
Recep Topçu’nun durumunu geç dönem organ reddi olarak tanımladıklarını ifade eden Prof. Dr. Öztekin Oto, hastanın öyküsünün bilimsel yayın olarak da kıymetli olduğunu belirtip şöyle devam etti:
“Doku reddi nedeniyle kalbinde yapışıklıklar vardı. Nakil yapılmış organa kendi damarıyla baypas yaptım. Bu Türkiye’de ilk ama dünyada da çok nadir yapılan bir işlem. ‘İkinci kalbi de hastalandı’ diyebiliriz. Kalbin asıl sahibi hasta yaşasaydı kendi organında da bu damar sertliği olabilirdi. Onun aile öyküsü ve genetik kodlamasını bilmiyoruz. Ama ona pek benzemiyor. Çünkü oluşan darlığın stili geç dönem organ reddi gibi görünüyor. Biz bunun için baypasla birlikte ilaç rejimini değiştirdik. Kolesterol düzeyini düşürecek ilaca başladık. Yaşanan durumun geç dönem organ reddi olduğunu tahmin ediyoruz. Hasta sigara, alkol kullanmıyor, şeker hastası değil. Bilimsel yayın olarak da bu konu çok özellikli. 25 yıl yaşaması da önemli. Kimsenin 25 yıl yaşayan hastası yok. Bundan sonra koroner hastalarına önerdiğimiz gibi yaşam şekli değişikliği ve diyetine dikkat etmesini tavsiye ediyoruz.”
]]>