Ortadoğu’da yükselen cihatçı fikirlerin tırmandığı 2012 yılında, Türkiye’deki selefi cemaatlerde de bir heyecan yaşanmaya başladı. Dünya’nın gözü, o tarihlerde Suriye’deydi. IŞİD, gücünü artırıyor, birçok ülkeden gelen cihatçılar, önce Irak’ta ardından Suriye’de devletlerini kuruyordu.
Örgüt, kendisiyle savaşan tüm ülke ve grupları, ‘Allah düşmanı’ ilan edip, sempatizanlarına saldırı talimatı verirken, en fazla hedef alınan ülkelerden biri de Türkiye olacaktı.
Nitekim 2013’te Reyhanlı’da bomba yüklü bir araçla düzenlenen saldırı, IŞİD-Türkiye arasındaki çatışmaların ülke içine sıçradığı ilk olay oldu.
IŞİD, saldırıyı üstlenirken, Türkiye’yi açık şekilde tehdit etti. Türkiye Cumhuriyeti, 10 Ekim 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan etti. Örgütün cevabı, ülkenin birçok tarafından sıralı saldırılar oldu. O saldırılardan en büyüğü, ‘terör örgütü’ ilanının ikinci yılında yaşandı: 10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda iki IŞİD’li canlı bombanın düzenlediği saldırıda, 103 kişi hayatını kaybetti.
Örgütün Türkiye’de Reyhanlı, Sultanahmet, Niğde, Diyarbakır, Suruç, İstiklal caddesi, Gaziantep Atatürk Hava Limanı, Reina ve son olarak 2024 başında Sarıyer’de bir kiliseye yaptığı 13 saldırıda, 363 kişi hayatını kaybetti… Bu saldırıların faillerinin 7’si yabancı uyruklu, 6’sı ise Türkiye vatandaşıydı.

IŞİD Terör Örgütü lideri Ebubekir Bağdadi, 2019’da elinde ‘Türkiye Vilayeti’ yazılı dosya varken görüntü verdi.
Adıyaman ve Gaziantep yapılanmalarındaki militanlarının yaptığı eylemlerin ardından emniyet güçleri operasyonlarla örgütü zayıflattı.
Yerel gücünü kaybetmek istemeyen örgüt, ‘Türkiye Vilayeti’ ismiyle, yapılacak eylemleri merkeze bağladı.
2019’da, Ebubekir el-Bağdadi’nin, üzerinde ‘Türkiye Vilayeti’ yazan bir dosyayla görüntü vermesi, IŞİD’in Türkiye’yi resmen kendi hiyerarşisine kattığının ve Türkiye Emiri olduğunun da göstergesiydi.
Nitekim örgütün bir dönem Türkiye Valiliği görevinde bulunan Kasım Güler, savcılığa verdiği ifadesinde, Türkiye Vilayeti’nin kuruluşunda yaşananları şöyle anlatacaktı: “2017’de Suriye’deyken Nusret Yılmaz yanıma geldi, bana kendisinin IŞİD tarafından Türkiye Valisi olarak görevlendirildiğini ve benimde yanlarında bulunmamı istediler. Ben yaralı olduğumdan yapamayacağımı söylememe rağmen Nusret Yılmaz örgüt merkezine benim ismimi vermiş. Gelen talimat üzerine 2017 Ocak ayında Türkiye Vilayeti’nde görevlendirildim.”
Araştırmacı-Gazeteci, ‘IŞİD Ağları’ kitabının yazarı Doğu Eroğlu, Nusret Yılmaz’ın, Suruç ve 10 Ekim saldırılarını gerçekleştiren Gaziantep grubunun üyelerinden olduğunu söylüyor.
“Vilayet kurulmadan önce, örgütün Türkiye sorumlusu, Gaziantep grubunun lideri ise Yunus Durmaz’dı” diyor.
Eroğlu, Gaziantep Grubu’nun IŞİD içinde ‘özel bir konumda’ olduğunu belirtiyor: “Türkiye’den IŞİD’le hareket eden özelleşen tek yapıydı. Binlerce insan Suriye’ye savaşmaya ya da lojistik destek vermeye giderken hiçbiri Gaziantep Grubu kadar otonomluğa sahip değildi. Farkı, Yunus Durmaz ve etrafındaki insanların Türkiye’de eylem yapmak üzerine plan yapıyorlardı.”
IŞİD’in Türk yöneticilerinden İlyas Aydın da örgütün ‘Diyarbakır HDP Mitingi ve Suruç saldırılarını Gaziantep hücresinin inisiyatifiyle yaptığını söylerken geri kalan saldırıların merkezin emriyle yapıldığını anlatıyordu.
Örgüte yakın kaynaklar, bu noktada, IŞİD’in Türkiye Vilayeti’ni resmiyete kavuşturmak için ‘inisiyatifle’ yapılan eylemleri engelleyip, merkezden gelen talimatlarla eylem yapılmasını sağlamayı hedeflediğini belirtiyor.
2017’de kurumsallaşan Türkiye Vilayeti, kendi ordularını kuran, Türkiye’den insan kaynağı yaratmak için ilişki ağları olan bir ekipti. Bu ekibin içinde sınır emirliği görevinde bulunan İlhami Balı, Suriye’ye gitmek isteyenlere lojistik destek sağlıyordu. Balı’nın örgüt yönetimi ve militanlarla olan birçok görüşmesi, emniyetin takibindeydi.

ÖRGÜTLENME VE İLK GÖRÜŞMELER
IŞİD’in Türkiye’de kalabalıklaşması da bu kişiler çevresinde gerçekleşti. İddianame ve soruşturmalardaki gizli mesajlaşmalarda, selefi cemaatlerinin önde gelen isimleri ilk olarak 2013’te İstanbul’da buluşup, IŞİD’e katılıp katılmama konusunu tartıştı. Ardından Ekim 2014’te Konya Meram’da yine cemaatin önde gelenleri buluştu. Görüşmede, Kasım Güler, Abdullah Külgecioğlu, Bilal Özbuğday, Hüseyin Oral ve Hafız Mustafa vardı. Kasım Güler, 2014’ün Ocak ayında, Suriye’ye geçip, örgüte biat etmişti bile…
Külecioğlu, sohbete, ”Size önemli bir şeyler anlatacağım” diyerek başladı. Kasım Güler ile Afganistan’dan beri beraber hareket ettiklerini, beraber çalıştıklarını, şimdiyse İslam Devleti’nin kurulduğunu, bundan sonra çalışmalarını oraya kaydıracaklarını ve dolayısıyla bu noktada ilimle uğraşan insanların yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi. Bu nedenle, biz ilim sahiplerini davet ederek bir araya getirdiklerini söyleyerek Konya’dan Suriye’ye gitmek isteyen kişilere aracılık etmek istediklerini, orada bir Türk bölüğü kurmak istediklerini belirtti.

Ayrıca Konya’daki bu sohbet tek değildi. Yine 2014’te İstanbul’daki selefi gruplar, ilk kez bir araya gelerek Suriye’deki gelişmeleri tartışıyor, hatta birlikte namaz kılıyorlardı.
Sonucunda, Türklerin yönetimindeki ilk ordu kuruldu. Bu yapının içinde, Türk, Azeri ve Özbekler bulunuyordu.
Kasım Güler yönetimindeki ordunun Türkiye’deki cemaatlerde konuşulmaya başlanması, IŞİD’e destek vermeyen yapılar arasında tartışmalarla beraber kopuşlara da neden oldu. IŞİD’e katılmayı reddeden bazı cemaatlerin üyeleri, Güler’in bölüğüne katılmak için Suriye’ye gitti.
Açılan soruşturmalar, yargılamalar ve araştırmacıların bulgularından yola çıkarak IŞİD’in Türkiye’deki örgütlenme yapısının illerdeki gruplar arasındaki ‘davetçiler’ ile gerçekleştiğini söylemek mümkün.
YARIN: IŞİD İNTİHAR EYLEMLERİ GRUBU NASIL OLUŞTU? DAVETÇİLER KİM?
]]>Polisten kaçarken üzerindeki şifreli örgütsel dokümanları imha etmek isterken yakalanan zanlı hakkındaki suçlamaları kabul etmezken, mahkemedeki savunmasında yakalanmasıyla ilgili savunma yapmak yerine terör örgütü elebaşı ve PKK propagandasına yönelik savunma yapmayı tercih etti.
Farklı tarihlerde güvenlik güçlerince yakalanan ve teslim olan 4 terörist de sanığı duruşma salonunda teşhis ederek örgüt içindeki konumu ve faaliyetleriyle ilgili ayrıntılı ifadelerde bulunarak teşhis ettiler.
DBP İL BİNASINDA KALIYORDU HDP’DE EĞİTİM VERİYORDU
İtirafçı terörist E.D, “Benim kadro olarak Irak’ın kuzeyinden Diyarbakır’a düzenlemem yapılınca sanığı Bağlar İlçesindeki Eşit Özgür Yurttaş Derneğinde gördüm. Kendisi örgütün gençlik kolu olan Komalen Ciwan adlı yapılanmasında sorumlu düzeyde faaliyet yürütür. Bağlar İlçesinde örgüt adına eylemleri organize eder, örgüte katılmak isteyenlerin kırsala aktarımını sağlar, araç ve kurye temin eder” dedi.
HDP İSTANBUL İL BİNASINDA BİZE İDEOLOJİK EĞİTİM VERDİ
Teröristler B.A, Z.A ile Z.K ise, “Cüneyt A. Örgütün mali yapılanması içinde üst düzey faaliyetlerde bulunur. Diyarbakır’da DBP il binasında kalır. Birden fazla yabancı dil bilir ve bu nedenle örgüt için önemli biridir. Çok tehlikeli biridir. Gizliliğe büyük önem verir. Bizi Suriye’deki YPG saflarına gönderen kişidir. HDP İstanbul İl binasında da bize 45 gün boyunca bize sözde Kürdistan tarihi ve ideolojik örgütsel eğitim vermiştir. Çukur ve hendek döneminde Şehitlik semtindeki bütün eylemleri organize eden kişidir. Örgütsel faaliyetlerini gizlemek için legal görünümlü olarak DBP İl binasında Parti Meclisi üyesiymiş gibi hareket eder. Ancak asıl görevi Diyarbakır’da en üst düzey kadro sorumlusudur. HDP İstanbul İl binasındaki gençlik odasında eğitime gelen gençlere PKK terör örgütü hakkında eğitimler verirdi. Gizliliğini sağlamak için altındaki kadrolara kimliğini gizleyip Ali kod adını kullanırdı” dediler.
KADRO OLARAK BİLİNEN ÜST DÜZEY YÖNETİCİDİR
Sanığın kaçarken polis tarafından yakalanınca imha etmeye çalıştığı şifreli notların kırsal alanda barınan teröristlerle telefon dinlemesi gibi teknik takibe yakalanmamak için kendi aralarındaki yazışmalar olduğu belirlendi. Mahkeme, sanığın kaçarken üzerinde ele geçen örgütsel dokümanlar ile teslim olan ve yakalanan teröristlerin mahkeme huzurunda alınan ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde örgüt içinde kadro tabir edilen üst düzey sorumlulardan olduğuna dikkat çekti.
CEZAYI DUYUNCA SLOGAN ATTI
Kırsal ile şehir arasında köprü görevi görüp örgütün gizli kuryelerini yaparak faaliyetlerini organize ettiğini belirten mahkeme sanığın kastının yoğunluğu, suçun işlendiği zaman ve yeri, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen neticenin ağırlığı ile suçun işlenmesindeki biçim ve özellikleri, pişmanlık göstermemesi de dikkate alındığında silahlı terör örgütü üyeliğine ön görülen hapis cezasının alt sınırından uzaklaşılması gerektiği yönünde mahkemede vicdani kanaatın hasıl olduğuna vurgu yapıldı.
Sanığın 13 yıl 6 ay hapisle cezalandırılarak tutukluluk halinin devamına karar verildi. Bölge İstinaf Mahkemesi ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi de delillerin hukuka uygun elde edildiğini, yerel mahkeme kararında bir isabetsizlik görülmediğinden mahkumiyet hükmünün oy birliğiyle onanmasına karar verdi.
]]>23. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanık Mutlu ve avukatı katıldı. Duruşmada, müşteki Fenerbahçe Spor Kulübünü temsilen de bir avukat hazır bulundu. Duruşmada söz verilen Fenerbahçe Spor Kulübü avukatı İsmail Hakkı Başaran, sanığın mahkumiyetine karar verilmesini istedi.
YURT DIŞI ÇIKIŞ YASAĞINA DEVAM
Mahkeme heyeti sanık Mutlu’ya karar duruşması olduğunu bildirerek, son savunmasını yapmasını istedi. Sanık Mutlu, yargılama sürecinde savunma hakkının ihlal edildiğini öne sürdü.
Kendisinin seküler hayatı olduğunu öne süren sanık, “Bu memlekette dedelerim yetim kaldı. Kim teröristse Allah belasını versin. Ülkücü camiada yetiştim. Bir seferine mahsus Kimse Yok Mu Derneğine bir kurban bağışı yapmışım” diye konuştu.
Mahkeme heyeti, sanık Mutlu’yu “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası çarptırdı. Heyet, sanık hakkında uygulanan yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbirinin devamına hükmetti.
GAYBUBET EVİNDE YAKALANDI
FETÖ’nün avukatlar yapılanmasında yer alan ve “futbolda şike kumpası” davasının firari sanığı avukat Cemalettin Mutlu ile kardeşi Veli Mutlu, 18 Eylül 2021’de Eyüpsultan’da bir gaybubet evine düzenlenen operasyonda yakalanmıştı.
FETÖ mensuplarınca gerçekleştirilen “Askeri Casusluk”, “Fuhuş ve Şantaj”, “Poyrazköy” ile “Amirallere Suikast” gibi kumpas soruşturmalarında yer aldığı belirlenen Mutlu Ekizoğlu, Nazmi Ardıç, Tufan Ergüder, Yurt Atayün ve Ömer Köse’nin de aralarında bulunduğu birçok emniyet mensubunun bir dönem avukatlığını yapan Mutlu, çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı.
AZİZ YILDIRIM ALEYHİNE İFADE BASKISI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu tarafından hazırlanan iddianamede, sanık Mutlu’nun avukatlık yapılanması içerisindeki eylemlerine yer verilmişti.
Mutlu’nun telefon hatlarıyla örgütün mahrem imamlarından avukat Faik Toklucu ve Alaeddin Yüksel Bulut ile irtibatının bulunduğu aktarılan iddianamede, sanığın ayrıca ByLock kullanıcısı kişilerle iletişim kaydının tespit edildiği anlatılmıştı.
İddianamede, MASAK raporuna göre, Mutlu’ya FETÖ üyelerince bazı ödemeler yapıldığına, Mutlu’nun da kimi şüphelilere bir miktar para gönderdiğine yönelik tespitlerin yer aldığı kaydedilmişti.
Sanıkla ilgili “futbolda şike kumpası” davasındaki bazı sanıkların beyanlarına yer verilen iddianamede, Mutlu’nun, Aziz Yıldırım’ın tutuklandığı “futbolda şike” soruşturması kapsamında gözaltına alınan Şekip Mosturoğlu ve Ahmet Çelebi gibi kişileri cezaevinde ziyaret edip tahliye edilecekleri yönünde teşvikle Yıldırım aleyhine ifade vermeye zorladığı belirtilmişti.
İddianamede, dönemin Beşiktaş Jimnastik Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören’in başsavcılıkça bilgisine başvurulduğu sırada sanığın da orada olduğu ve bu iş için 25 bin 643 lira aldığı aktarılmıştı. Mutlu’nun bu şekilde örgütün kurgulayıp yürüttüğü soruşturma dosyasına delil oluşturmaya çalıştığı vurgulanan iddianamede, sanığın “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapisle cezalandırılması istenmişti.
]]>