Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, AK Parti’nin Amasra 8. Olağan İlçe Kongresi’ne katıldı. Burada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tunç, şunları söyledi:
“Hangi ırktan olursa olsun hepimiz biz Türk milletiyiz”
“Ülkemizi huzursuz eden her türlü şer şebekesi ile kararlı biçimde mücadele edeceğiz. Çetelerden temizlemeye, bu milletin güvenliğini, huzurunu bozmak isteyen her türlü şer şebekesi ile sonuna kadar mücadele edeceğiz. Terörün her türlüsü ile mücadele kararlıyız. 40 yıldan bu yana ülkemizi sıkıntıya sokan, binlerce şehit vermemize neden olan PKK terör örgütünü bitirinceye kadar bu mücadelemiz devam edecek ve elimizdeki her türlü imkanı kullanarak bunu başaracağız.
Bizi kimse birbirimizden ayıramaz. Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi… Hangi ırktan olursa olsun hepimiz biz Türk milletiyiz, kardeşiz, beraberiz. O nedenle aramıza nifak tohumları sokmak isteyenlere müsaade etmeyeceğiz. İç cephemizi güçlendireceğiz, daha güçlü olacağız ve güneyimizde bir terör devleti kurulmasına kesinlikle müsaade etmeyeceğiz. Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar. Hangi kökene sahip olurlarsa olsunlar hepimiz biz Türkiye’de yaşayan Türk milletinin fertleriyiz ve hepimiz kardeşiz. Dolayısıyla bu kardeşliğimizi hiçbir zaman bozdurmayacağız. İç cephemizi güçlendireceğiz ve birlik beraberlik içerisinde ülkemizi daha güçlü kılacağız. Dünyada hakkaniyeti, adaleti daha güçlü sağlayacağız inşallah.
Gezi Direnişi’ni hedef gösterdi: “Burada öldürülenler var, şehit edilen polisler var, taşlanan dükkanlar var, sokakları ateşe verenler var”
Bize ‘tünel lazım değil, betona yatırım’ diyorlardı. Öyle miymiş? Bunlar sadece Amasra tünelleri için değil ki. Bunlar İstanbul’daki köprülere de aynısını söylediler. Söylemediler mi? İstanbul Havalimanı, İstanbul Köprüsü yapılmasın diye o Marmaraylar, Avrasyalar yapılmasın diye Gezi olaylarına gerekçe gösterdikleri şeyler onlar değil miydi? İki ağaç bahaneydi. Bildiri okudular, o bildiride ne dediler? ‘Şunlar, şunlardan vazgeçilirse biz dükkanları taşlamayı, polise taş atmayı bırakırız’ dediler. Şimdi bazıları çıkmış ‘Gezi olayları masumdu, niye bunlar mahkum oldu’ diye soruyor. Tarafsız ve bağımsız yargı elbetteki maddi gerçek neyse ona göre karar veriyor. Kesinleşmiş bir hüküm var. ‘E batı böyle istiyor.’ Tamam da kardeşim Türk yargısı bağımsız ve tarafsız ve dosyadaki delillere göre ilk derecesi, istinafı, Yargıtay’ı karar vermiş. Burada öldürülenler var, şehit edilen polisler var, taşlanan dükkanlar var, sokakları ateşe verenler var. Bir hukuk devletinde şiddete yer var mı? Hukukta, adalette şiddete yer olur mu? Hukuk devletinin olduğu yerde dükkan taşlamak serbest mi? Polise taş atmak, basın araçlarını taşlamak, terörist elebaşlarının posterlerini o binalara asmak hukuk devletinde mümkün olabilir mi? Kendisine hukuk devletiyim diyen batı ülkeleri bunlara müsaade ediyor mu?
“Sırtını teröre yaslayanlara, sırtını PYD’ye PKK’ya yaslayanlara bu millet hiçbir zaman müsaade etmez”
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devletinde şiddete, teröre yer yoktur. Hukuk devletinde şiddet çağrısı, Türk Ceza Kanunu’na göre de evrensel hukuka göre de suçtur. Hukuk devleti, şiddet çağrısına eğer müsaade ederse orası hukuk devleti değildir. İşte Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hukuk devletinden uzaklaştığını söyleyenler ama bir taraftan da ‘biz sırt sırtayız’… Sırtını teröre yaslayanlara, sırtını PYD’ye PKK’ya yaslayanlara bu millet hiçbir zaman müsaade etmez. Bunu böyle bilelim. Bu ülkenin huzurunu bozdurmayacağız. Çocuklarımızın geleceği için, gençlerimizin geleceği için, Türkiye’yi huzurlu bir geleceğe kavuşturmak için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Cumhur İttifakı ile beraber, milletimizle beraber gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Terör örgütü PKK/YPG, Fırat Nehri’nin doğusunda Irak sınırından başlayarak yaklaşık 122 kilometrelik bir hatta kurduğu onlarca gözlem kulesiyle Fırat Nehri’nin batısında konuşlu İran destekli grupları gözetleme olanağına sahip olacak. Kuleler sayesinde terör örgütü PKK/YPG, Fırat Nehri’nin iki yakasında silah ve petrol kaçakçılığını gözetleyebilecek. AA muhabiri, PKK/YPG’li teröristlerin inşa ettiği kuleleri ve kulelerin karşısında konuşlanan İran destekli grupların mevzilerini görüntüledi.

12 METRE YÜKSEKLİĞİNDE BETONARME KULELER
Kulelerin inşaat projesi, doğuda Suriye-Irak sınırındaki Bağoz beldesinden başlayarak Cedit Akidat beldesine kadar uzanıyor. Terör örgütü PKK/YPG, kuleleri yıl başından bu yana 1000 metrekare, yani yaklaşık bir dönüm alan üzerinde Arap çiftçilerin arazilerine el koyarak kurmaya başladı.
Her biri 12 metre yüksekliğindeki betonarme kuleler, teröristlere hem yer altında hem de üstünde faaliyet alanı tanıyor. Demirle güçlendirilerek beton duvarlarla çevrilen kuleler, toplamda 1000 metrekarelik bir alanı kaplıyor.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

GELİŞMİŞ GÖZETİM SİSTEMLERİ
Kulelerin ABD ordusunun desteğiyle modern güvenlik teknolojileriyle donatıldığını aktaran kaynaklar, her kulede güvenlik kameraları, termal dürbünler, hafif ve orta çaplı silahlar, sinyal karıştırıcı sistemleri, anti-personel ve zırh delici füzelerin bulunduğunu anlattı.

PKK/YPG’li teröristler, inşası tamamlanan kulelere, terör örgütünün “öz savunma güçleri” olarak adlandırılan yapılanmasının üyelerini konuşlandırdı. Her bir kulede iki saatlik sürelerle 7-8 terörist nöbet tutuyor. Kulelerde görev yapan teröristlere her 24 saatte bir lojistik malzeme sağlayan araçlarla destek veriliyor. Ayrıca teröristler düzenli olarak kuleler arasında devriye geziyor. Terör örgütü, Deyrizor’un doğusunda Latva Ziban bölgesinde de kule inşaat faaliyetlerini sürdürüyor.

TOPRAKLAR GASBEDİLDİ
Güvenlik gerekçesiyle adını vermek istemeyen Bağozlu çiftçi, PKK/YPG’li teröristlerin nehrin kenarındaki tarlasından bir dönüm toprak gasbettiğini söyledi. Tarlasını belirli saatlerde ve teröristlerden izin almak zorunda kalarak sulayabildiğini söyleyen çiftçi, “İtiraz ettik. Ama boş. Tarlama sadece 09.00-17.00 saatlerinde girebiliyorum. Kulelere yakın evler boşaltıldı. Artık orada kimse yaşamıyor.” dedi.
Acil durumlarda nehrin bir yakasından diğerine geçişi sağlayan geçitlerin de kuleler nedeniyle engellendiğini belirten çiftçi, “Köylerin bir kısmı doğuda, kalan kısmı da batıda. Her iki tarafta akrabalarım var. Acil sağlık durumu olduğunda nehrin diğer tarafına geçiyorduk. Artık geçemiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü hedef alan terör örgütü PKK’nın belediyeler üzerinden kendisine alan açmaya çalıştığı ‘Kayyum’ kararları ile tekrar gözler önüne serildi.

CHP-DEM’in ortak adayı Ahmet Özer’in terör örgütü bağlantısı ile tutuklanması ve Belediyeye Kayyum atanmasının ardından; DEM’li Mardin, Batman ve Halfeti Belediye Başkanları da görevden uzaklaştırıldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

TERÖR BAĞLARI BELGELENDİ!
İçişleri Bakanlığınca Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığına Ahmet Türk’ün yerine Mardin Valisi Tuncay Akkoyun, Batman Belediye Başkanı Gülistan Sönük’ün yerine Batman Valisi Ekrem Canalp ve Şanlıurfa Halfeti Belediye Başkanı Mehmet Karayılan’ın yerine Halfeti Kaymakamı Hakan Başoğlu görevlendirildi.
Bakanlık yaptığı açıklamada, söz konusu isimlerin terör örgütü üyeliklerine ayrı bir parantez açtı.

DEM’LİLERDEN PROVOKASYAON
Kayyum kararları sonrası Mardin, Batman, Halfeti ve Esenyurt’ta DEM Partililer provokasyona girişti. Sokaklara çıkan DEM’liler terör örgütü PKK ile bağları belgenen isimlerin arkasında durduklarını yineledi.

PKK’NIN KANALINDA KAYYUMLARA TEHDİT!
DEM Parti Mardin İl Başkanı Mehdi Tunç ise PKK’nın kanalına çıkarak Kayyumları açık açık tehdit etti. Mehdi Tunç bölücük naraları da atarak ‘Kürdistan’ sözlerine imza attı.
Mehdi Tunç, “Gün boyu devam eden direnişimiz haftalarca devam edecek, Mardin halkı burada yarın mahkeme kuracak. İrade gaspına karşı kendi mahkemesini kuracak. Bu Kayyumlar buradan gidecek. Kürdistan coğrafyasından gitmeleri gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ama bir başka insafsızlık var ki, canımı en çok o yaktı. Hani kayıtlara geçen çete konuşmalarından biri “Suriyeli olmaz, bana ölecek Türk bebek lazım” demişti ya, bu lafı cımbızlayıp sosyal medyada “ırkçı” söylemlerine dayanak yaptılar. Dediler ki, “Bakın Suriyeli bebeklere dokunmuyorlar. Amaçları Türk’ün soyunu kurutup, vatanı Suriyelilere peşkeş çekmek..” Bu inanılmaz yalana rağbet edenler, prim verenler, bundan siyasi rant edinmeye çalışanlar oldu ne yazık ki…
Oysa gerçek şuydu: SSK ödemesinden yararlanmak için bebeğin mutlaka Türk vatandaşı olması gerekiyordu. Çünkü Suriyelilere böyle bir para ödenmiyordu.
Yazıklar olsun… Rezil siyasetiniz, sefil ırkçılığınız batsın!..
Bir canavarın portresi
Yenidoğan Çetesi kurarak 12 masum bebeğin canını aldığı iddiasıyla tutuklanan sözde doktor Fırat Sarı’nın fotoğrafını çektim sizler için. Çektim ki, bu caniler başka masumların canını almasın, sizler de uyanık olun diye…
1998’de PKK üyeliğinden 12 yıl kesinleşmiş cezası varmış. 2003’de Topluma Kazandırma Yasası ile cezası 2 yıla indirilmiş ve doktorluğa geri dönmüş.
Aslında felaket, yıllar öncesinden bağıra çağıra gelmiş de ruhumuz duymamış. Zira katıldığı bir YouTube programına yorum yağmış. İnsanlar onun gerçek yüzünü deşifre etmiş. Neler yazmamışlar ki?

“Şeytan. Bizim çocuğumuzu ne hallere koydun? TV’ye nasıl çıkabiliyorsun? (Ömer Karataş)
“Yazıklar olsun. Bebelerin ölümüne sebep olmuşlar. Özge hanım daha dikkatli konuk seçmeli.” (Kübra Türk)
“Ben de bebeklerin üzerinden nasıl para akladığını anlatacak sandım.” (S.Oğuz)
“Tüh sana be meslektaşım. Yazıklar olsun.” (Canan Bilge)
“Yazıklar olsun. Bebeklere yaptıklarının hesabını vereceksin. Rabbim hesabını sorar.” (Gülhanım Altunoğlu)
Diğer sayısız yorumda ise bu doktora emanet edilen bebeklerin nasıl günlerce sebepsiz yere yoğun bakımda tutulduğu, kiminin can verdiği, kiminin de son anda imza verilerek başka hastanelere sevk edilip kurtarıldığı anlatılıyor.
Bütün bunların ardından bir de dileğim var:
Umarım hayatını kaybeden yeni doğanların sayısı ifade edildiği gibi 12’de kalmıştır.
Ahlaksızlıkta son perde mi?
Dünyanın sonuna yaklaştığımızı belgeleyen dehşet verici videolardan birine sosyal medyada rastladım. Genç ve alımlı bir kadın, Dubai Mall’daki otoparkta lüks araçların üzerine “Zengin bir eş arıyorum” diye not iliştiriyordu.
Giderek “tamamen maddiyattan ibaret” bir dünyaya ne kadar hızla eriştiğimizi yüzümüze vuran bir ahlaksızlık manifestosu sanki. Ya da ruhunu şeytana para karşılığı satmaya niyetliler için garaj satışı…
Sonra biraz daha derinlemesine düşündüm. En azından bu kadın dürüsttü ve amacını açıkça beyan ediyordu. Çaktırmadan zengin adam avına çıkıp, nikah defterine imzayı bastırdıktan sonra asalak gibi adamın kanını emenlere ne demeli peki? Ama kadının unuttuğu bir gerçek var. O lüks araçların hiçbirini zenginler kullanmaz. Araçlardaki o notu ilk görecek kişi özel şoförlerdir. Yani bu girişim sadece şoförlerin telefon rehberine yarar…
Gaf’let kürsüsü
Gaziantep’te bir mağaza okul kıyafetlerini böyle tanıtınca büyük tepki aldı.

Zap’tiye
Biz Gazze’de katledilen bebeklere ağlarken meğer birileri burnumuzun dibinde bizim bebelerimizi soluksuz bırakıyormuş.
Ne demiş?
“Kedileri, köpekleri nasıl öldürüyorlar diyorduk. Meğer yeni doğan bebekleri de öldürüyorlarmış. Hem de gülerek, şakalaşarak…” (Sosyal medyadan)
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ÖCALAN İÇİN SLOGAN ATTILAR
“Festival” adı altında gerçekleştirilen gösteride PKK yandaşları, terör örgütünün bayraklarını taşıdı ve elebaşı Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması yönünde sloganlar attı.

FRANSA’NIN İZNİ DAHİLİNDE GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Fransa Dışişleri Bakanlığı, AA muhabirinin, PKK Avrupa Birliği ve Fransa tarafından terör örgütü olarak tanınırken örgüte ait paçavralarla terör propagandasının yapıldığı bu gösteriye neden izin verildiği sorusunu henüz yanıtlamadı. Türkiye, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 2021’de terör örgütü PKK/PYD/YPG güdümündeki sözde “Suriye Demokratik Konseyi” mensupları ile görüşmesini kınamıştı.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Terörden arananlar listesinde kırmızı kategoride yer alan PKK/KCK’lı Azad Akıncı, MİT’in hedef listesinde yer alıyordu. MİT, haber kaynakları aracılığı ile terörist Akıncı’nın konumunu tespit etti. MİT, Türkiye sınırına 160 kilometre derinlikte yer alan Mahmur’da Azad Akıncı’yı adım adım takip etti. En uygun anda nokta operasyonla terörist Azad Akıncı etkisiz hale getirildi.
Azad Akıncı, 2006 yılında PKK/KCK güdümünde faaliyet gösteren Özgür Liseli Gençlik Derneği yapılanmasında yer aldı. 2008 yılında “terör örgütü adına suç işlemek, terör örgütü adına faaliyetlerde bulunmak, terör örgütünün propagandasını yapmak” suçlarından tutuklandı. Aynı yıl Batman Kapalı Cezaevi’nde açlık eylemine katılan örgüt mensupları arasında yer aldı. Aralık 2008 itibarıyla PKK/KCK terör örgütünün sözde gençlik yapılanması olan Siirt Yurtsever Devrimci Gençlik sorumluluğu yaptı. 2009 yılında sözde Serhat alanına geçiş yaptı. 2011 yılında Yurtsever Devrimci Gençlik Merkezi Türkiye yürütmesi sorumluluğu yaptı. 2014 itibarıyla Metina’da lojistik faaliyetlerin sözde sorumluluğunu yürüttü. 2016 yılında Mahmur’da düzenlenen PKK/KCK Gençlik Kongresi’ne katıldı. 2017 yılında İran alanında KCR (Doğu Kürdistan Gençlik Topluluğu) biriminde sözde sorumlu düzeyde görev aldı. 2023 itibarıyla PKK/KCK Mahmur Genel Sekretarya sözde sorumlusu olarak faaliyet yürüttü. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİLLİ İstihbarat Teşkilatı (MİT), PKK/KCK terör örgütünün Mahmur kampı sözde genel sorumlusu ‘Adıl Mardin’ kod adlı Azad Akıncı’yı Irak’ın Mahmur bölgesinde etkisiz hale getirdi.
Terörden arananlar listesinde kırmızı kategoride bulunan, MİT’in de hedef listesindeki ‘Adıl Mardin’ kod adlı Azad Akıncı’nın konumu tespit edildi. MİT, Türkiye sınırına 160 kilometre derinlikte yer alan Mahmur’da, Azad Akıncı’yı adım adım takip etti. Terörist, düzenlenen nokta operasyonla etkisiz hale getirildi.
Azad Akıncı, 2006 yılından itibaren PKK/KCK güdümünde faaliyet gösteren sözde gençlik derneklerinde faaliyet yürüttü. 2008 yılında ‘Terör örgütü adına suç işlemek’, ‘Terör örgütü adına faaliyetlerde bulunmak’, ‘Terör örgütünün propagandasını yapmak’ suçlarından tutuklandı. Aynı yıl Batman Kapalı Cezaevi’nde açlık eylemine katılan örgüt mensupları arasında yer aldı. 2014 itibarıyla Metina’da lojistik faaliyetlerin sözde sorumluluğunu yürüttü. 2016 yılında Mahmur’da düzenlenen PKK/KCK’nın sözde gençlik kongresine katıldı. 2017 yılında İran alanında KCR biriminde sözde sorumlu düzeyde görev aldı. 2023 itibarıyla PKK/KCK Mahmur genel sekretarya sözde sorumlusu olarak faaliyet yürüttü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MİT’ten terör örgütü PKK/KCK’nın Finlandiya yapılanmasına operasyon
İSTANBUL – Terör örgütü PKK/KCK’nın Avrupa yapılanmalarına yönelik operasyonlarına devam eden Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT), son olarak örgütün sözde Finlandiya sorumlusu Naze Ad kod adlı Mehnaz Omarı’yı yakaladı.
MİT ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’nün ortak operasyonu sonucu, PKK/KCK’nın Finlandiya yapılanmasında sözde sorumlu düzeyde faaliyet gösteren İran/Urumiye kökenli Naze Ad kod adlı Mehnaz Omarı yakalanarak cezaevine gönderildi.
İranlı terörist Mehnaz Omarı, Finlandiya’da PKK/KCK kadroları ile örgüt üst yönetimi arasında koordinasyonu sağlıyordu. Ayrıca, PKK/KCK’lı Omarı, örgüte kişi aktarımı ve finans temininde de sorumlu düzeyde faaliyet gösteren terörist Omarı, örgüt adına Finlandiya’da eylem ve etkinlikleri de organize ediyordu.
Finlandiya Yapılanması ile İlgili Bilgiler Ele Geçirildi
Uzun süredir MİT’in takibinde olan Naze Ad kod Mehnaz Omarı, düzenlenen başarılı bir operasyonla İstanbul’da yakalanarak cezaevine gönderildi.
Mehnaz OMARI’nın yakalanması ile örgütün Finlandiya yapılanmasına ilişkin pek çok bilgiye de ulaşıldı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığı’nca terör örgütü PKK’nın şehir yapılanmasına yönelik başlatılan soruşturma kapsamında İl Jandarma Komutanlığı ekipleri, şüphelilerin yakalanması amacıyla eş zamanlı operasyon düzenlendi. Şanlıurfa, İstanbul, Mardin, Batman ve Şırnak’ta birçok adrese yapılan operasyonda, 10 şüpheli gözaltına alındı. Şüphelilerin adreslerindeki aramalarda çok sayıda dijital materyal, örgütsel doküman ve propaganda materyali ele geçirildi.
Şüphelerin sorgu işlemi sürdürülüyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
PKK- YPG’nin silahlı kadın yapılanması olan YPJ’nin tepe isimlerinden olan teröristin Suriye’den çıkış yaparak bir toplantı için Irak’ın kuzeyine geçiş yapacağı bilgisi üzerine MİT harekete geçti.

Her anı saniye saniye takip edilen kadın teröristin önce Irak’ın Sincar bölgesine, buradan da PKK elebaşlarıyla gizli bir toplantı gerçekleştirmek için Irak’ın Süleymaniye bölgesine geçiş yapacağı bilgisi üzerine operasyon için düğmeye basıldı.
MİT’in sahadaki yerel saha ajanlarından da aldığı bilgiler doğrulanınca kadın teröristin içinde bulunduğu sivil zırhlı araç deşifre edildi.

Sinyal takibiyle uydudan izlenen araca yönelik Irak’ın Sincar bölgesinde hareket halindeyken Silahlı İnsansız Hava Aracıyla nokta hava operasyonu gerçekleştirildi.
Tam isabetle vurulan araç patlamanın da etkisiyle yanarak hurda yığınına dönerken, araçta Zozan Haseki kod adlı Münevver Fatima ile şoförü de öldürüldü.

SİLAH VE LOJİSTİK AKTAMINDAN SORUMLUYDU
Kadın teröristin ölümü terör örgütü PKK içinde de şok etkisi yarattı. TSK’nın Suriye’nin kuzeyine gerçekleştirdiği Zeytin Dalı, Barış Pınarı, Fırat Kalkanı harekâtlarında yüzlerce teröristin başında yer alıp terörist aktarımı; lojistik ve silah aktarımından sorumlu olan terörist Fatima, ABD başta olmak üzere batılı ülkelerin IŞİD’le mücadele adı altında Suriye’ye gönderdiği silah ve mühimmatın da Suriye ile Irak’ın kuzeyine aktarımından da sorumluydu.

ABD’LİLERLE TOPLANTI VE TATBİKATLARA KATILIYORDU
Kadın terörist Suriye’nin kuzeyinde de sık sık bölgeye gelen ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı Ortadoğu Masasında görev alan CENTCOM’a bağlı üst düzey generallerle birlikte gizli toplantılara katılarak PKK-YPG’li teröristlerin sahadaki askeri eğitimleriyle ilgili tatbikatlara katılıyordu.
Kadın terörist, bölgedeki Arap aşiretlerinin de ileri gelenleriyle birlikte ABD’li generallerle toplantılara katılan isimlerden biriydi.
Terörist Münevver Fatima’nın Irak’ın kuzeyindeki barınma alanları başta olmak üzere Kandil bölgesi, Suriye ve Türkiye içinde de 1990’lı yılların sonlarına kadar Hakkâri, Siirt, Şırnak kırsalında da çok sayıda mayınlama, karakol baskını ve bombalı saldırı gibi saldırılarda yer aldığı bildirildi.

ŞAMDA APO’NUN SEKRETERYASINDAKİ İSİMDİ
Teröristin 1990 yılında terör örgütüne katıldıktan sonra 5 yıl boyunca Suriye’nin başkenti Şam’da Abdullah Öcalan’ın kaldığı villada ideolojik eğitim aldıktan sonra terörist elebaşının sekretaryasında da bir dönem görev aldığı öğrenildi.
Teröristin Şanlıurfa Suruç sınırındaki Ayn El Arab, Ceylanpınar sınırındaki Resulayn, Akçakale sınırındaki Teb Abyad, Kızıltepe sınırındaki Amude, Cizre sınırındaki El Malikiye, Nusaybin sınırındaki Kamışlı bölgelerinde hudut birliklerine çok sayıda füzeli, havan ve roketli saldırıları da bizzat yöneten, emir ve talimatını veren isimlerden olduğu yakalanan veya teslim olan teröristlerin teşhis ve ifadelerinde yer alıyordu.
Zozan Haseki kod adlı terörist, Suriye’deki örgüt elebaşı Mazlum Kobani kod adlı Ferhad Abdi Şahin ile birlikte her yıl terör örgütü PKK-YPG için Pentagonun ayırdığı bütçeyle ilgili örgütün para trafiğini de yöneten isimlerden biri olduğu ifade edildi.
]]>
Bir strateji merkezinin de başında bulunan emekli Tümamiral Yaycı, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün sorularını yanıtladı.
HUSİLER, ABD VE TÜRKİYE
Tüm bu gelişmeler üzerine Aralık 2023’te ABD ve İngiltere’nin öncülüğünde “Refah Muhafızı Operasyonu” başlatıldı. Bu operasyon, Husiler öncülüğündeki ticaret gemilerine olan saldırılara yanıt vermek amacıyla oluşturulan çok uluslu bir koalisyon olarak duyuruldu. Husiler’in saldırılarına devam etmesi gerekçe gösterilerek 14 Aralık 2024’te Amerikan ve İngiliz gemilerinden Yemen’de Husilerin askeri kapasitesini azaltmayı amaçlayan füze saldırıları başlatıldı. Aralarında silah depoları, lojistik merkezler ve hava savunma sistemlerinin de bulunduğu yaklaşık 30 nokta vuruldu.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı, aynı zamanda bir strateji merkezinin de yöneticisi. Gelişmeleri Yaycı, SÖZCÜ’ye şöyle yorumladı: Yemen’de İran destekli Husiler’e ve tesislerine yönelik ABD ve İngiltere’nin söz konusu operasyonu başladığında bölgemizdeki gerilimin tırmanmasında İran’ın ın hamleleri ülkemiz için riskler yaratıyor. İran’ın sözde Suriye’deki etkisini kırmak bahanesiyle PKK ve YPG terör grupları ABD tarafından hareketlendirilebilir. Aynı zamanda, ülkemiz içerisinde ve ülkemize yönelik PKK terör faaliyetleri risklerini yükseltebilecektir. Türkiye’yi (bir müttefik olarak) Ortadoğu’da savaş bataklığına sürüklemek isteyen güçler var. Maalesef, ‘ülkemiz içerisinde ve ülkemize yönelik PKK terör faaliyetleri olasılık ve risklerinin yükselebileceğine’ dair değerlendirmelerimiz doğru çıktı ve malum PKK saldırıları oldu.
İran’ın hamlelerinin bölgeyi ve ülkemizi nasıl etkileyeceğini Cihat Yaycı şöyle yorumladı: İran, ABD ve İsrail’e Irak ve Suriye’de alan açıcı hamlelerine başladı. Irak’ın kuzeyinde Erbil’de bazı hedeflere 16 Ocak 2024’te füze ve SİHA’lar vasıtasıyla hava saldırıları düzenledi. ABD, bu saldırıları bahane edip, bölgeye hava savunma sistemleri getirip PKK’ya hava savunma şemsiyesi sağlayabilir. İsrail de misilleme bahanesi ile Suriye’de İran destekli gruplara operasyon adı altında PKK/YPG’ye alan açabilir. Tüm bunların Türkiye’nin güvenliğine tehlike ve tehdit oluşturacağına dair endişelerimizi artırıyor. İran’ın Irak’ın kuzeyine saldırısını bahane eden İsrail’in, Suriye’nin Halep kentini bombaladığını, bombalamayı sürdürdüğünü, bomba seslerinin Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde de duyulduğunu hatırlatan Yaycı “Halep ile Gazze’nin Allah aşkına ne alakası var?” dedi.
İŞİD’İ ETKİN GÜÇ MÜ
Suriye’nin toprak bütünlüğünü “sözde savunmak” için Suriye’ye gelen ve Suriye hava sahasını Suriye adına yaklaşık 12 yıldır Rusya’nın kontrol ettiğini hatırlatan Yayycı, sözlerini şöyle sürdürdü: Rusya, kontrolü altında olan Suriye hava sahasına İsrail uçaklarının girmesine ve saldırılarına niçin göz yumuyor? Suriye’ye İsrail saldırısı yetmiyormuş gibi 16 Ocak 2024’te İran Devrim Muhafızları, Suriye’nin kuzeyindeki IŞİD mevzilerine füze ve insansız hava araçlarıyla saldırdı. Bu saldırılarda Türkmenlerin yoğunlukla yaşadığı Halep’in kırsal bölgeleri de hedef alındı. Çok enteresan bir şekilde saldırının, ‘IŞİD’in İran’ın güneyindeki Kerman ve Rask kentlerinde düzenlediği saldırılara misilleme olduğu’ belirtildi. İran, ABD’nin ‘İŞİD’in Suriye’de mücadele edilmesi gereken etkin ve güçlü bir örgüt durumunu muhafaza ediyor’ iddiasını ve PKK/YPG’yi destekleme gerekçesini tam da ABD’nin istediği gibi destekliyor.
BİZE TEHDİT BÜYÜYOR
Bölgede yaşanan gelişmelerden en çok Türkmenler ve Suriye’nin etkilendiğini belirten Yaycı “PKK/YPG ise adeta korunuyor ve alanı genişletiliyor. Böylece Türkiye’ye yönelik tehdit de büyüyor” dedi. Yaycı, Pakistan-İran arasındaki füze atışlarını da şöyle yorumladı: İran 17 Ocak 2024’te bu kez de Türkiye’nin ve Çin’in en önemli müttefiki Pakistan’a saldırdı.İran Devrim Muhafızları, Pakistan’da silahlı Ceyş el Adl grubunun üsleri olarak tanımladığı yerleri hedef aldı ve sözde saldırılar Ceyş el Adl’in İranlı sınır muhafızlarını öldürdüğü saldırılara yanıt idi. İran’ın Pakistan’a saldırısının ne amaçla yapıldığı merak ediliyor. Zamanında hegemonik güçlerin Irak’a yaptıkları gibi İran vasıtasıyla Batı müttefiki Hindistan’ın rakibi, Türkiye ve Çin’in müttefiki Pakistan’ı yıpratmak amaçlanıyor. Böylece ABD ve Batı müttefiki Hindistan’a alan açmak isteniyor. Ayrıca, ABD’nin son zamanlarda Çin’in ‘Bir kuşak, bir yol’ projesine alternatif geliştirdiği Hindistan Ortadoğu Koridoruna (IMEC) zemin oluşturuyor.
Bölgemizdeki gelişmeleri yakından izleyen Cihat Yaycı, gelişmelerden oluşan resmi şöyle tanımladı: Jeopolitik bir gözle bakıldığında bu olaylar arasında ister istemez bir bağ olduğu şüphesi oluşuyor. Türkiye’ye yönelik terör saldırıları, İran’ın son hamleleri, ABD ve İsrail’in Türkiye karşıtı tutumlarından bağımsız değerlendirilmemeli. Yaşananlar dünya kamuoyunda bir savaş dinamiği olarak algılansa da, savaş ve çatışmaların bir ‘cambaza bak’ şeklinde cereyan edebileceği unutulmamalı. Uluslararası ilişkilerde ‘Masanın üstünde sağ elleri ile bilek güreşi yapıyor görünenler, masanın altında sol elleri ile el sıkışıyor olabilir!’ Dolayısıyla sorulması gereken daimi ve genel soru ‘Hacivat-Karagöz’ü perdenin arkasında kim/kimler oynatıyor?’ Bu sorunun cevabı ise müteakip eylemlerde yazıyor”
ÇOK AKTÖRLÜ İŞBİRLİĞİ
Bu gelişmelerin Türkiye’ye etkileri ne olabileceğine ilişkin soruyu, Yaycı şöyle cevaplandırdı: Güney sınırlarımızda perde arkasında çok aktörlü (ABD, İsrail, İran ve Rusya) kolektif bir iş birliğinin olduğu görülmektedir. Görülen odur ki, İsrail ve ABD’nin bölgede PKK/YPG dışında da örtülü bir tetikçiye daha sahip olduğuna işaret etmektedir. Bu işbirliği Türkiye’ye yönelik hamleleri barındırmaktadır. Son süreçte gerçekleşen PKK saldırıları bu gelişmelerden bağımsız değerlendirilmemeli. İran’ın tüm eylemleri PKK/YPG’ye ve İsrail’e alan açmaktadır. İran’ın eylemlerini gerekçe gösterecek olan ABD ve İsrail (Rusya’nın sessiz desteği ile) Suriye’de sözde ‘İran destekli grupları temizleme’ bahanesiyle PKK/YPG’yi kullanıp, PKK/YPG’nin Suriye’deki alanını İsrail’e doğru genişletebilir.
TÜRKİYE İLE İSRAİL KOMŞU OLUR!
TÜMAMİRAL Yaycı anlatıyor: İsrail ‘Bana İran destekli gruplar Lübnan ve Suriye üzerinden saldırıyor’ bahanesi ile Lübnan ve Suriye’de terör örgütü PKK’nın kontrol ettiği alan ile birleşecek şekilde işgallere başlayabilir. Nihayetinde kurulacak olan bir PKK/YPGİSTAN veya TERÖRİSTAN vasıtasıyla İsrail Türkiye’ye dolaylı komşu bile olabilir. Bu durum beka ve güvenliği bakımından Türkiye tarafından kabul ve tahammül edilebilir bir durum değildir. Mutlaka buna karşı da gerekli tedbirler alınmalıdır…
SURİYE’DEKİ VARLIĞIMIZ ARTIRILMALI
Emekli Tümamiral ve strateji merkezi yöneticisi Cihat Yaycı, bölgede meydana gelen gelişmelerin dikkate alınıp Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını takviye ve tahkim etmesinin önemli bir gereklilik olduğunu vurguladı. Yaycı şu uyarıda bulundu: Bu arada Türkiye’ye yönelik terör faaliyetleri nedeniyle güney sınırlarımızda toplanan dikkatimizi dağıtmak ve durumdan istifade etmek isteyenler olabilir. Bu maksatla çeşitli devletlerin işbirliğiyle başka bir alanda yeni bir sorunlu bölge yaratılabilir. Bu kapsamda Kıbrıs’ta Rum yönetimi tarafından KKTC topraklarına yönelik provokatif mütecaviz askeri hareketlilikler ve çeşitli saldırılar olabilir. Devletimizin tüm bu hususları değerlendirip gerekli tedbirleri aldığından ve alacağından şüphem yoktur.
]]>Milli İstihbarat Teşkilatı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin Irak ile Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği nokta istihbarata dayalı operasyonlar ile jandarma ve polisin Türkiye sınırları dahilinde gerçekleştirdiği iç güvenlik operasyonlarında 2023 yılında 5 ayrı renk kategorisinde aranan terör örgütü PKK başta olmak üzere FETÖ, MLKP, DHKP-C ve IŞİD gibi terörden arananların yer aldığı 81 teröristin etkisiz hale getirildiği belirlendi.
10 MİLYONLUK KIRMIZIDAN 11 TERÖRİST
SÖZCÜ’nün güvenlik kaynaklarından derlediği istatistik verilere göre, İçişleri Bakanlığının en çok aranan teröristler listesinin 10 milyon lira para ödüllü Kırmızı listesinde aranan 11 terörist Irak, Suriye ve yurt içinde etkisiz hale getirildi.
Terör örgütü MLKP’nin sözde Merkez Komite üyesi olan ve Bursa’da cezaevi servis aracına yönelik bombalı saldırının azmettiricisi olan Zeki Gürbüz MİT’in sıkı takibiyle Suriye’nin kuzeyindeki Haseki vilayetinde SİHA ile öldürüldü.
PKK’nın Siirt-Şırnak kırsalını içine alan ve 37 güvenlik görevlisinin şehit edildiği saldırılar da bizzat yer aldığı tespit edilen sözde Botan saha sorumlusu Hamiyet Yalçınkaya Şırnak’ın Bestler-Dereler bölgesinde JÖH taburlarıyla girdiği çatışmada 8 teröristle öldürüldü.
MLKP’nin merkez komite üyesi İbrahim Çiçek MİT’in Irak’ın Kuzeyindeki Süleymaniye kenti yakınlarındaki Asos Dağında düzenlediği operasyonla öldürüldü. KCK Yürütme Konseyi üyesi Azime Arsun tedavi amaçlı Fransa’ya kaçmak isterken Erbil havaalanında yakalandı.
MLKP askeri kanat sorumlusu Osman Nuri Ocaklı Suriye’nin Ayn El Arab (Kobani) kentinde MİT tarafından öldürüldü. PKK’nın sözde Zap Batı Karargahı sorumlusu Serhat Öğmen Pençe Kilit harekatında öldürüldü.
PKK’nın kurucu kadroları arasında yer alan eski Avrupa sorumlusu ve merkez komite üyesi Abdurrahman Çadırcı Suriye’nin kuzeyindeki Kamışlı’da MİT’in düzenlediği nokta operasyonla öldürüldü.
PKK’nın sözde orta saha diye adlandırdığı Diyarbakır, Bingöl, Elazığ, Muş, Batman, Bitlis, Erzurum kırsalını içine alan bölgenin genel sorumlusu 19 güvenlik görevlisini şehit etmekten aranan Hülya Demirer Lice’de JÖH taburları tarafından öldürüldü.
Demirer, İstanbul Beşiktaş’ta 36’sı polis, 8’i sivil 44 kişinin şehit edilmesi, 150 kişinin yaralanması, İstanbul Fatih-Vezneciler’de 5’i polis, 7’si sivil 12 kişinin şehit edilmesi, 36 kişinin yaralanması, İstanbul Sancaktepe’de askeri araca saldırı, Diyarbakır’ın Dicle, Hani, Lice ilçelerinde 8 askerin şehit edilmesi, Kulp İlçesinde odun toplamaya giden köylülere iki ayrı bombalı saldırıda 12 vatandaşın öldürülmesi talimatlarını vermekten aranıyordu.
Şırnak’ın Güçlükonak İlçesinde Jandarmanın gerçekleştirdiği operasyonda PKK’nın sözde Gabar Cephe yönetiminde yer alan Reis Gülturan sağ yakalandı. Irak’ın kuzeyindeki Süleymaniye’de MİT’in düzenlediği nokta operasyonda Diyarbakır kırsalında 27 güvenlik görevlisini şehit etmekten aranan Remzi Avcı öldürüldü.
Mardin’in Dargeçit İlçesinde de terörist Orhan Elma Jandarmanın gerçekleştirdiği operasyonda öldürüldü.
MAVİ LİSTEYE 5 ÇİZİK ATILDI
3 Milyon lira para ödüllü Mavi kategoride aranan teröristlerden Sait Ergül TSK’nın Kandil’e düzenlenen hava harekâtıyla öldürüldü. Ergül, Hatay-Osmaniye kırsalını içine alan sözde Amanoslar eyalet sorumlusuydu.
Van’ın Erciş İlçesinde ise sözde Serhat eyaleti sorumlusu Sevilay Akyıldırım öldürüldü. Irak’ın kuzeyindeki Gara Dağında ise terör örgütünün sözde Halk Savunma Merkez Komutanlığı üyesi Ahmet Gümüş öldürüldü. Suriye’nin Tel Rifat bölgesinde MİT’in SİHA ile gerçekleştirdiği operasyonda Rıdvan Ulugan öldürüldü.
Suriye’de Münbiç genel sorumlusu olan ve Türkiye’de bombalı saldırılar gerçekleştirmek için özel suikast birimi kuran Uman Derwiş MİTtarafından öldürüldü.
Derwiş, ABD’li üst düzey yetkililerle sıklıkla görüşenisimlerden biriydi ve Suriye genel sorumlusu Mazlum Kobani kod adlı Ferhad Abdi Şahin’in sekretaryasında yer alıyordu.
YEŞİL LİSTEDEN 8 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ
2 milyonluk Yeşil listeden Karadeniz bölgesi ile Sivas, Tunceli kırsalını içine alan sözde Dersim saha sorumlusu Yaşar kod adlı Osman Manak Jandarmanın düzenlediği operasyonla sözde Batı karargâhı diye adlandırılan Geyiksuyu bölgesinde öldürüldü.
Irak’ta sürdürülen Pençe Kilit harekâtında sözde Avaşin eyalet sorumlusu Özgür Alparslan öldürüldü. Terör örgütünün sözde özel güçsorumlusu olan ve şehir merkezlerinde bombalı saldırıların talimatlarını veren Demhat kod adlı Eyüp Çelik Bitlis’teki Kalemis Dağında öldürüldü.
Suriye Kamışlı’da MİT’in operasyonuyla PKK’nın Suriye’deki kadın yapılanması YPJ’nin tepe isimlerinden Zülfiye Binbir öldürüldü. Bitlis’te Jandarmanın düzenlediği operasyonda ise sözde Garzan eyaleti sorumlusu Suriye uyruklu Leyla Şeyho öldürüldü.
Erzincan Kemah kırsalında Yunus Babayiğit, Mardin’de Delil Bal, Suriye’de ise Sebahat Ormanlı etkisiz hale getirildi.
TURUNCU LİSTEDEN 15 TERÖRİST ETKİSİZ
1 milyon lira para ödüllü Turuncu listeden de 15 terörist etkisiz hale getirildi. PKK’nın bölge sorumluları Hamdiye Tekbudak, Mirza Sezek, Kahraman Karataş, Mehmet Şakir Alıcı ile Raife Kutlak Şırnak’ın Bestler-Dereler bölgesinde öldürüldü.
Cihan Nazlıer ile Cahit Aktay Irak’ın kuzeyinde hava harekâtıyla öldürüldü. Emrah Arpak Hakkâri Cilo Dağında, Serhat Yalçın ile Nazım Hikmet Ülgen Lice’de, Cihat Ay Kulp kırsalında, Veysi Aydemir Bitlis Tatvan’da, Ramazan Temel Mardin’de öldürüldü. FETÖ’den aranan Mehmet
Çetinkaya Muğla Köyceğiz’de yakalandı. FETÖ’cü Koray Vural’da MİT tarafından Tacikistan’da yakalanıp Türkiye’ye getirildi.
GRİ LİSTEDEN 42 TERÖRİST ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
500 bin lira para ödüllü gri listeden de 2’si FETÖ olmak üzere 42 terörist etkisiz hale getirildi. Etkisiz hale getirilen teröristlerin Medya Gök, Mustafa Bayındır, Menice Özkan, Ömer Sungur, Yakup Aslan, Leyla Sain, Evin Encü, Mesut Tekin, Ramazan Güneş, Selim Adıyaman, Kemal Turgut, Belgin Güven, Eyvaz Beyaz, Dicle Yemen, Vedat Ayhan, Fehmi Öğmen, Abdulkahar Karasaç, Ümit Korkmaz, Salih Dayan, Mazlum Akman, Güven Özcan, Sultan Oruç, Muhterem
Koç, İsa Temel, Habip Karakoç, Çetin Temel, Deniz Cevdet Bülbün, Ramazan Eliçümüş, Bilal Şahin, Esin Yalçın, Berjin Arşimet; Hüseyin Değirmenci, Onur Kamiloğlu, Muhammed Gönyeli, Onur Kapar, Derviş İnan, Mazlum Şener, İslam Ölçay. Ajda Çetin, Zekeriya Cerit (FETÖ Ankara’da yakalandı), Serkan Alpertonga (FETÖ Giresun’da yakalandı) Selma Şavluğ oldukları bildirildi.
Çağımızda istihbarat giderek daha da önem kazanıyor. Çok üzerinde durmamız, odaklanmamız, teknolojiyi yakından takip etmemiz, metot geliştirmemiz gereken bir alan. Çünkü kimse kimseye bunun metodunu, teknolojisini vermiyor. Oturup kendimizin birçok şeyi yeniden bulup operatif metotları hayata geçirmemiz gerekiyor. Terörle mücadele ihtisas alanı. Dış politika, dış operasyonlarda dost unsurlarla beraber çalışma konusu başka bir operasyon alanı. Kontrespiyonaj başka bir uzmanlık alanı. Sizin işiniz ise faaliyet gösteren casus bulma meselesi.
DÜŞMANIN YERİNE KOYUYORUZ
Bunların hepsi de yeniden kendini üreten bir yapı içinde evrilmesi gerekiyor. MİT’te çok ciddi ve ileri reformlar yapıldı. Bunun sonuçlarını belli ülkelerde görüyoruz. Suriye, Irak’ta bilinen yerler, dost unsurlarla yürütülen ve bize askeri maliyeti çok az olan çok önemli operasyonlar var. Tabi bunların hepsi basına yansımıyor, basına yansıyan kısmı belli yeteneklerin nasıl geliştiğini de gösteriyor. Şimdi teknoloji ayağına, insan ayağına ciddi yatırım yapmak, yeni metotların geliştirilmesi gerekiyor. Türkiye bu alanda çok ilerleme kaydetti. Şu anda İbrahim Kalın (MİT Başkanı) iyi çalışıyor, sistem devam ediyor. Terör şebekelerinin vurulduğunu ve casus servislerin yakalandığını görüyoruz. Burada odaklanma ve bir hedefin olması önemli. Türkiye’nin tehditlerini iyi anlamak önemli. Kendinizi sürekli düşmanın yerine koyup ona göre hareket etmeniz gerekiyor.

Hakan Fidan, Sözcü Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün de bulunduğu gazetecilerin sorularını yanıtladı.
ERBİL’İ DE HEDEF ALIYOR
12 şehit vermemizden sonra Bağdat ve Erbil yönetimlerinin tutumlarıyla ilgili soruya Fidan şu karşılığı verdi: Terörle mücadelede Erbil’le tam bir iş birliğimiz var. PKK konusunda hassasiyetlerimizi paylaşıyorlar. Onlarla iş birliği konusunda her geçen gün daha da iyi bir noktaya gidiyoruz PKK aynı zamanda Erbil yönetimini de hedef alır bir durumda. PKK’nın Süleymaniye’de Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile geliştirdiği bir ittifak var. KYB ve PKK ittifakı, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) bloğuna olduğu gibi karşı. Süleymaniye ve PKK, bunlar Erbil yönetimine karşılar. Burada büyük sıkıntı var. Bağdat’taki belediye seçimleri, bölgede çeşitli sonuçlar çıkarttı. Bunlara yakından bakıyoruz. Taraflarla görüşüyoruz. Türkmen cephesi başkanı Hasan Turan’la da görüşme yaptık. Kerkük öznesinde nereye, nasıl gideceğiz meselesi. Seçim sonuçlarına baktığınız zaman orada, tabi ne kadar hile yapıldı yapılmadı bunlar çok tartışılan bir mesele. Aslında beklenmedik şekilde KYB’nin oylarını artırdığı görünüyor. Bizim istediğimiz önceden geliştirilen kuralın devam ettirilmesi, yani taraflar arasından yine münavebeli bir valilik sisteminin devam etmesi önemli. PKK ve KYB ortaklığının bölgede etkinlik kuracağı bir denklemin olmaması için çalışmaya devam ediyoruz.
BÜYÜK TOPLANTI YAPILDI
Bu eylemlerden önce Iraklılarla ortak güvenlik toplantısı yaptık. Geliştirdiğimiz format bugüne kadar olmamış bir formattı. 30 kişiyle toplandık. Diplomat, asker, istihbaratçı, havacı, karacı kim varsa herkes burada. Sonra ayrı bir odada daha az insanla bir araya geldik. 4-5 saat konuştuk. Bıkmadan, usanmadan PKK’nın ne kadar önemli bir tehdit olduğunu anlatıyoruz. Bazen biz kendimizde çok hakikat ve doğru olan bir şeyin karşı tarafta da aynı olduğunu varsayıyoruz. Aslında öyle olmuyor. Herkesin kendi dünyası ve öncelikleri var. Bağdat’taki PKK farkındalığını son 3 yılda 4 yılda ortaya çıkartabildik. Bu çok sistematik temaslarla, argümanlarla, ilişkilerle, iş birlikleriyle, desteklerle, şunlarla, bunlarla çok boyutlu götürülmüş bir konu.
OPERASYON İÇİN 3 SEÇENEK
Bizim temel argümanımız “PKK, Türkiye’ye karşı kurulmuş bir örgüttür. Türkiye’de bir metrekare toprak bile kontrol etmiyor. Ama Irak’ta büyük toprak kontrol eder noktaya gelmişler’ oluyor. Mahmur, Süleymaniye, Zaho, Kandil vesaire PKK varlığı var. Yani alan kontrol ediyor, köyleri kontrol ediyor. ‘Bu bizim için tehdit değil. Sizin için tehdit, egemenliğiniz için tehdit. Silahlı bir grup var, kontrolsüz burada’. diyorum. Bir de kalkınma yolunu konuşuyoruz. Yani bu türden örgütlerin bulunduğu bir coğrafyaya finansı nasıl getireceğiz? Sırf bunun için bunları ortadan kaldırmak… ‘Egemenlik meselesini nasıl halledeceksiniz burada? Tabii orada farklı denklemler var. Onlara da diyoruz ki ‘İstiyorsanız siz çözün, istiyorsanız beraber çözelim, bırakın biz çözelim yani savaşmaya devam edeceğiz. Zaten siz isteyin istemeyin. Bunda sıkıntımız yok. Bu konuda netiz. Ama irademizi ortaya koyuyoruz. ‘Bizim oradaki varlığımızın tek sebebi PKK ile mücadele. PKK ile mücadeleyi sahiplenirseniz bizim şey yapmamıza gerek kalmaz. Bu kadar fazla telaş göstermemize sebep kalmaz.’ Görüşmeler olumlu geçti.
AURİ SUİKAST VE SONUCU
Lübnan’da, Hamas’ın önemli isimlerinden Salih Auri’ye suikast düzenlenmesinin savaşın bölgede yayılmasında etkili olup olmayacağına ilişkin soruyu Fidan şöyle cevaplandırdı: Ben İsraillilerin, Lübnan’la savaşa girmemek için kendilerini zor tuttuğunu düşünüyorum. Ama bu yol çıkmaz sokaktır. Öyle bir şey olursa bu savaş tabii ki bitmez. Tam tersine, meselenin çözülmesi isteniyorsa, barış ve iki devletli çözüme odaklanmak lazım. Tehditleri zor kullanarak ben elimine edeceğim dediğiniz zaman, burada belli şeylerin olacağını öngörmek zor değil açıkçası. İsrail’in de Lübnan’daki bu operasyonu baktığınız zaman şöyle bir şey var. Bir Hizbullah hedefini, Hizbullah yöneticisini vurmuyor ama Lübnan’a ben senin üstünde uçuyorum, takip ediyorum mesajını veriyor. Dediğim gibi havadan operasyon yaptığınız zaman işte bölgenin önemi kalmıyor. Nerede olursanız olun vuruyor. Hizbullah buna nasıl aksiyon gösterecek? Yani tamamıyla savaşa girerek mi reaksiyon gösterecek yoksa misilleme yaparak mı? Bugün gelen raporda 3 askeri hedefe saldırdık diyorlar. Başından beri savaşın ilk gününden beri ortaya koyduğu aslında tavrın bir devamı.
HAMAS’A BAKIŞ DEĞİŞMİYOR
Tarafların Hamas’la ilgili tutumunda, 7 Ekim öncesi ile sonrası arasında değişiklik olmadığını belirten Fidan şöyle devam etti: Bizim gibi bunu, terörist olarak görmeyenler, bir direniş hareketi, parti görenler, o şekilde görmeye devam ediyor. Terörist görenler de aynı pozisyonlarını koruyor. Netanyahu’nun ilk günden pazarladığı bir resim var. Bütün bu süreci 7 Ekim gününde olan bazı olaylarla fotoğraflayıp, onun üzerinden Batıya anlattığı bir kurgu var. ‘Ben, katledildim. Bunu yapanlar barbar’ diye anlatıyor hadiseyi. Dolayısıyla onun için ne olduğunun önemi yok. Bizim duruşumuz bizim çıkışımız ise onun ortaya koyduğu o stratejiyi, Batı’nın satın aldığı o resmi, tamamıyla tersyüz ediyor.
BUNUN ADI BARBARLIK
Biz “Hiçbir gerekçe on binlerce sivilin ayrım gözetmeksizin öldürülmesi mümkün değil. Bunun adı barbarlık. Hamas’a yönelik tanımlamaları sivil katliamı üzerinden yapıyorsanız, aynı kuralı İsrail için de uygulamanız lazım” diyoruz. Bunlar, cevap veremedikleri konular. Hamas’ı kınayalım diyorlar. Tamam problem yok. Hangi gerekçe ile kınıyorsunuz? Sivil öldürdüğü için. Aynı gerekçeyle İsrail’i de kınayalım. Bunu yapamıyorlar. Bunlar tabi büyük pozisyon kaybı onlar açısından. Güç dengeleri değiştikçe, politik tavırların değişeceğine inanıyorum. Bölgede ABD’nin ve İsrail’in en yakın arkadaşı olduğu var sayılan ülkeler için de geçerli. Şu anda alınan tavırlar, dostluktan ya da düşmanlıktan alınmıyor, çaresizlikten alınıyor. ABD’nin İsrail adına savaşmakta olduğu bir denklemde bölge ülkeleri karşı gücü geliştirmek isteyecektir. Gazze’deki türden katliamların bir daha olmasını istemeyenler silahlanma ve güç arayışına girebilirler. Gazze’de yaşananlar, Batı’nın biriktirdiği krediyi kaybetmesine yol açtı. Ukrayna-Rusya meselesindeki tavırlarının tersine, Gazze konusunda bambaşka bir yerde durmaları, iki yüzlülüğün tavan yaptığı yerdir. Tüm bunların, çok büyük jeostratejik kırılmaya zemin hazırladığını görüyorum. Bu süreçte ilk defa ortaya koyduğumuz pratikler var. İlk defa temas grubu oluşturduk. Sistemli şekilde belli yerlere baskı yapmamız önemli. Hep birlikte olmamız söylem birliği sağladı.
]]>Açılım süreci, Megri Megri söylemleri, Dolmabahçe mutabakatı, Andımız ve T.C’yi kaldırma, İmralı’daki Apo’ya arkadaş gönderme, Kandil’den canlı yayın, Kışla’dan bayrak indirme ve Akil Adamlar günlerini çabuk unutan iktidar mensupları ve taraftarlarının hafızalarını tazeleyelim…
İşte gün gün yaşananlar:
31 Temmuz 2009: İçişleri Bakanı Beşir Atalay Kürt Açılımı kapsamında yapılan temasları basına açıkladı. “Bir aylık süre zarfında yaptığım görüşme ve toplantılar süreç açısından son derece olumlu olmuştur” dedi.

HABUR REZALETİ
5 Ağustos 2009: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kürt açılımı ile ilgili DTP lideri Ahmet Türk’le bir araya geldi.
28 Ağustos 2009: Economist dergisi süreçle ilgili “Kürt açılımı cesaret verici” başlıklı bir analiz yayınladı.
19 Ekim 2009: Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 34 PKK üyesi Habur Sınır Kapısı’ndan girip teslim oldu. Gelenleri karşılamak üzere Şırnak’ın Silopi İlçesi’nde yaklaşık 50 bin kişi toplandı.
CHP’DEN GİZLİ GÖRÜŞME TEPKİSİ
15 Kasım 2009: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Milli birlik ve kardeşlik projemiz bir hedeftir. Demokratik açılım süreciyle bu hedefe ulaşacağız.” dedi.
18 Şubat 2010: CHP, Beşir Atalay hakkındaki gensoru önergesini TBMM’ye sundu. Önergede, “Hukuk devletlerinde bakanlar, terör örgütünü muhatap alan gizli görüşmeler yapamazlar” denildi.
21 Şubat 2010: Başbakan Erdoğan, demokratik açılımı ve çözüm sürecini anlatmak ve destek toplamak için 62 sanatçı ile bir araya gelip “Açılıma omuz verin” dedi.
25 Şubat 2010: CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, “Devlet Habur’da teröristlerin ayağına götürülmüştür. AKP, Habur’da teröre teslim olmuştur” dedi.
27 Mart 2010: MHP lideri Devlet Bahçeli “Açılım tuzağına düşmeyin” dedi.
OSLO GÖRÜŞMELERİ
13 Eylül 2011: MİT yetkililerinin, PKK’lılar ile Oslo’da yaptığı bir görüşmeye ait olduğu iddia edilen bir ses kaydı internette yayınlandı. Yayınanlanan ses kaydında Hakan Fidan, hem Öcalan’la hem PKK’lılarla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla ve “özel temsilcisi” sıfatıyla görüştüğünü ifade ediyordu. Ses kaydının MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, KCK üyesi Mustafa Karasu, PKK üyesi Sabri Ok, Kongra-Gel Başkan Yardımcısı Zübeyir Aydar ve koordinatör ülke temsilcileri arasında geçtiği iddia edildi.
HAKAN FİDAN İFADEYE ÇAĞRILDI
26 Eylül 2011: Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk, yeni bir başlangıç yapılması gerektiğini belirterek, bunun yolunun da Öcalan ile müzakerelerin yeniden başlatılmasından geçtiğini açıkladı.
7 Şubat 2012: MİT Müsteşarı Hakan Fidan, eski Müsteşar Emre Taner ve eski Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı.
9 Şubat 2012: Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla ilgili olarak “Herhangi bir suç yok yapılan görev var” dedi. İstanbul Emniyeti’nde iki şube müdürü görevden alındı.

10 Şubat 2012: MİT Müsteşarı Hakan Fidan ifade vermeye gitmeyerek, Abdullah Gül ile görüşmek üzere Çankaya Köşkü’ne çıktı.
11 Şubat 2012: KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağırılan fakat gitmeyen eski müsteşar Emre Taner ve eski müsteşar yardımcısı Afet Güneş ve 2 MİT görevlisi ile ilgili yakalama kararı çıkarıldı. MİT görevlilerini ifadeye çağıran Savcı Sadrettin Sarıkaya soruşturmadan alındı.
17 Şubat 2012: MİT Kanunu TBMM’de değiştirilerek Cumhurbaşkanı’nın onayıyla resmi gazetede yayınlandı. Fidan’ın ve diğer MİT mensuplarının görevleri kapsamındaki konularla ilgili ifade vermesi Başbakanlık iznine bağlandı. MİT mensupları ifade vermeye gitmedi. Kamuoyunda bu süreç FETÖ-AKP çatışmasının başlangıç noktası olarak da kabul edildi.

ERDOĞAN’IN OSLO SERZENİŞİ
24 Eylül 2012: KCK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar, sürecin tıkanmasından hükümeti sorumlu tutarken, görüşmelerin yeniden başlamasını istediklerini açıkladı. Aydar Oslo sürecinin en hızlı yürüdüğü dönemin 2009 yılı olduğunu belirtti.
26 Eylül 2012: Başbakan Erdoğan Oslo görüşmelerinin çözüme yönelik olarak yapıldığını, daha sonrasında samimiyetsizlik ve PKK tarafından bilgilerin servis edilmesi nedeniyle bu görüşmelere son verdiklerini söyledi.
MİT ÖCALAN İLE GÖRÜŞÜYOR
28 Aralık 2012: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Kürt sorununa çözüm bulmak için Abdullah Öcalan’a ziyaretlerde bulunduğunu duyurdu.
3 Ocak 2013: Ahmet Türk ve BDP milletvekili Ayla Akat Ata İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüştü.

FETÖ ELEBAŞINDAN DESTEK
8 Ocak 2013: Fethullah Gülen “sulh için milli onur, milli gurur ayaklar altına alınmamak kaydıyla, o mefkureye saygı devam ettiği müddetçe bence el de öpülebilir, etek de öpülebilir. Heyet-i İslamiye, heyet-i milliye arasında huzurun temini adına katlanılabilecek her şeye katlanmak lazım. Hayır sulhtadır, sulh her zaman hayırlıdır” açıklaması ile sürece destek verdi.
15 Şubat 2013: Erdoğan, MİT ile Öcalan arasındaki görüşmelerin “İmralı Süreci” yerine “Çözüm Süreci” olarak adlandırılmasının daha doğru olacağını açıkladı.
İMRALI ZABITLARI
23 Şubat 2013: BDP Grup Başkanı Pervin Buldan, İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve Diyarbakır milletvekili Altan Tan İmralı Adası’na gidip Öcalan ile görüştü. Adalet Bakanlığı’nın özel izniyle adaya giden delege PKK lideri Öcalan’ın barış için önerdiği yol haritasını kendisinden dinledi. Öcalan, BDP heyetiyle Kandil’e, PKK’nın Avrupa ayağına ve kamuoyuna bir mektup gönderdi.

28 Şubat 2013: Milliyet Gazetesi BDP heyeti ve Abdullah Öcalan arasında geçen görüşmenin detaylarını “İmralı Zabıtları” başlığıyla Namık Durukan imzalı bir haberle kamuoyuna açıkladı. Tutanaklarda Öcalan’ın BDP heyetine “Ne ev hapsi, ne de af. Bunlara gerek kalmayacak. Hepimiz özgür olacağız. Başarılı olursam ne KCK tutuklusu kalır, ne de başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Yalnız herkes bilmeli ki, ne eskisi gibi yaşayacağız, ne de eskisi gibi savaşacağız.” dediği ifade edildi.
ÖCALAN’IN MEKTUBU OKUNDU
18 Mart 2013: BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve milletvekilleri Pervin Buldan ile Sırrı Süreyya Önder, Abdullah Öcalan ile İmralı’da görüştü.
21 Mart 2013: Hükümet ile aylarca süren görüşmelerin ardından Abdullah Öcalan’ın mektubu hem Türkçe hem de Kürtçe olarak Nevruz kutlamaları çerçevesinde Diyarbakır’da okundu. Mektup PKK’nın silahlı güçlerini Türkiye topraklarından çekmesinin ve ateşkesin başlangıcı oldu.
29 Mart 2013: Erdoğan, Türkiye topraklarını terk eden PKK üyelerinin herhangi bir çatışma yaşanmaması için sınırdan geçerken silahları bırakmaları gerektiğini söyledi.
3 Nisan 2013: Hükümet çözüm sürecini halk nezdinde tanıtmak ve teşvik etmek için “Akil İnsanlar” adı verilen bir komisyon kurdu.

PKK ÇEKİLDİ
4 Nisan 2013: CHP ve MHP çözüm süreci için mecliste kurulacak komisyona üye vermeyeceklerini ve bu komisyonda herhangi bir görev almayacaklarını duyurdu. Erdoğan ilk kez Akil İnsanlar Heyeti ile toplandı ve çözüm sürecini halka anlatmaları ve teşvik etmeleri için kendilerinden yardım istedi.
20 Nisan 2013: Sırrı Süreyya Önder PKK’nın geri çekilmesinin 8 ila 10 gün içerisinde başlayacağını duyurdu.
25 Nisan 2013: PKK 8 Mayıs’ta Türkiye topraklarındaki bütün silahlı güçlerini Irak’a çekeceğini duyurdu.

8 Mayıs 2013: PKK üyeleri Türkiye topraklarını terk etmeye başladı. Çözüm süreciyle ilgili olarak kurulan meclis komisyonu ilk kez toplanarak kamuoyunu süreçle ilgili daha çok aydınlatacaklarını bildirdi.
9 Mayıs 2013: Akil Adamlar Heyeti Erdoğan’a ilk raporunu sundu ve süreçle ilgili görüşlerini paylaştı.
19 Haziran 2013: Terörist Murat Karayılan “devletin süreci sabote ettiğini bu yüzden sürece dair ciddi kaygılarının oluştuğunu” söyledi.
2 Temmuz 2013: Çözüm süreciyle ilgili görüşmelerin başladığı tarihten sonra ilk kez Diyarbakır Lice’de bir gösterici hayatını kaybetti. Bu durum basında “Çözüm sürecinde güven bunalımı” şeklinde yorumlandı.
25 Eylül 2013: Terörist Cemil Bayık hükümetin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmelerin diyalog aşamasından müzakere aşamasına geçmemesi durumunda ve hükümetin adım atmaması durumunda süreci bitireceklerini açıkladı.

ANDIMIZ KALDIRILDI
1 Ekim 2013: Başbakan Erdoğan, demokratikleşme paketini açıkladı. Pakette çözüm süreciyle ilgili farklı dilde eğitim, seçim barajında değişiklik, eski köy isimlerinin verilmesi, öğrenci andının kaldırılması, “x, w, q” harflerinin kullanılabilmesi gibi yenilikler olduğu belirtildi.
BARZANİ: ÖCALAN SERBEST KALIR
17 Aralık 2013: Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine Türkçe ile birlikte Kürtçe “Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi” yazılı yeni bir tabela eklendi.
14 Nisan 2014: Mesut Barzani, çözüm sürecinin sonuca ulaşması halinde Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılacağını iddia etti.
MİT KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK
26 Nisan 2014: MİT Kanunu’nda, kamuoyunda çözüm sürecinde görev alan MİT görevlilerini yasal güvence altına almak için çıkarıldığı söylenen değişiklikler yapıldı. Bununla kanuna, “MİT mensupları görevlerini yerine getirirken ceza ve infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülerle önceden bilgi vermek suretiyle görüşebilir, görüşmeler yaptırabilir, görevinin gereği terör örgütleri dâhil olmak üzere millî güvenliği tehdit eden bütün yapılarla irtibat kurabilir” hükmü eklendi.

TÜRK BAYRAĞI İNDİRİLDİ
7 Haziran 2014: Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan, Abdullah Öcalan’ın çözüm sürecini diğer Kürt aktörlerden daha iyi değerlendirdiğini savundu.
9 Haziran 2014: Diyarbakır Lice’de gösteri yapan bir grup, 2. Hava Kuvveti Komutanlığı’nın arka kapısının olduğu bölgedeki duvardan atlayarak kışla içinde direkteki Türk bayrağını indirdi.
1 Temmuz 2014: KCK davasında 30 kişi tahliye edildi.
8 Temmuz 2014: HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, barışın sağlanması için Öcalan dahil siyasi mahkumların bırakılması, TMK’nın lağvedilmesi ve anadilde eğitimin önünün acilen açılması gerektiğini söyledi.
20 Ağustos 2014: MİT Müsteşarı Hakan Fidan İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüştü.
20 Ağustos 2014: Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, görüşmelerin artık genişlemesi ve Avrupa ile Kandil’e uzanmasını arzu ettiklerini söyledi.

KANDİL İLE DİREKT GÖRÜŞÜLMESİNİ ARZU EDİYORUM
22 Ağustos 2014: Erdoğan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan sürecin sahibinin Beşir Atalay olduğunu ve istediği örgüt ve kişiyle görüşebileceğini açıkladı.
23 Ağustos 2014: Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın “Kandil’le direkt görüşülmesini arzu ediyorum” açıklamasına terörist Cemil Bayık “Biz her zaman açığız. Bu basın olabilir, heyetler, uluslararası kurumlar olabilir” şeklinde yanıt verdi.
27 Ağustos 2014: Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı görevi süresince de çözüm süreciyle yakından ilgileneceğinin altını çizdi.
KOBANİ OLAYLARI
6 Ekim 2014: Abdullah Öcalan çözüm sürecinde yeni adımlar atılması için hükümete 15 Ekim 2014’e kadar süre verdi.
7 Ekim 2014: HDP, IŞİD tarafından kuşatılan Suriye’deki Kürt kenti Kobanê için “Kobani’nin düşmesi durumunda çözüm süreceğinin biteceğini” belirtti.
8-9-10 Ekim 2014: Yurt genelinde IŞİD ve Kobani protestoları sonucunda 40 kişi hayatını kaybetti. Bingöl İl Emniyet Müdürü’ne yönelik silahlı saldırıda, Emniyet Müdür Yardımcısı ve bir başkomiser öldürüldü. Yurt genelinde 112 kişi tutuklandı. Abdullah Öcalan Kobani ile çözüm sürecinin ayrılmaz bir bütün olduğunu söyledi.
5 Kasım 2014: HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, çözüm sürecinin Öcalan ya da hükümet ‘bitti’ demedikçe devam edeceğini söyledi.
17 Kasım 2014: Çözüm sürecinde 6-8 Ekim olayları nedeniyle askıya alınan görüşmeler, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ile HDP heyetinin yaptığı görüşmeyle yeniden başladı. Öcalan’ın daha önce yanına verilen 5 hükümlünün değiştirilmesi, sekreterya heyetinin genişlemesi ve gözlemci heyetinin oluşturulması için hazırlık yapıldığı kamuoyuna yansıdı. HDP heyeti sekreterlik işlevi yapacak 5 hükümlünün ismini hükümete verdi. Müzakere heyetine Hatip Dicle ile Ceylan Bağrıyanık da dahil edildi.

29 Kasım 2014: Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan, İdris Baluken ve Hatip Dicle’den oluşan heyet İmralı’da Öcalan’la görüştü. 4 başlıktan oluşan Müzakere Süreci Taslağının ana hatlarının belirlendiği açıklandı. Öcalan en fazla 4-5 ay içinde tüm Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek büyük demokratik çözümün sağlanabileceğini söyledi. Öcalan ayrıca, bu kararlılığın gösterilmemesi durumunda kaosun derinleşeceği ve darbe girişiminin sonuç alabileceği uyarısını yaptı.
28 Şubat 2015: HDP Heyeti ile hükümetin Dolmabahçe Başbakanlık ofisinde yaptığı görüşmenin ardından 10 maddelik deklerasyon paylaşıldı. Öcalan’ın PKK’yi bahar aylarında silah bırakma için kongreye davet ettiği bildirildi.
28 Şubat 2015: Başbakan Ahmet Davutoğlu Çözüm Süreci’nin yeni bir aşamaya girmiş bulunduğunu, silah dilinin sona ererek demokratik yaşama geçileceğini söyledi.
1 Mart 2015: KCK Eş Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Öcalan tarafından yapılan silah bırakma çağrısı tarihi bir adım olarak nitelendirilerek hükümet üzerine düşeni yaptığı takdirde sorumluluklarını yerine getirecekleri dile getirildi.
1 Mart 2015: ABD Dışişleri Bakanlığı, Öcalan tarafından yapılan silah bırakma çağrısını memnuniyetle karşıladığını belirtti.
ERDOĞAN: ÖCALAN’IN ÇAĞRISI ÖNEMLİ
11 Mart 2015: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Öcalan’ın silah bırakma çağrısının güven ve barışın, istikrarın tesisi için önemli olduğunu söyledi ve bu vaatlerin sözde kalmayarak uygulamaya geçirilmesi temennisinde bulundu.
18 Mart 2015: Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Çözüm Süreci’ne ilişkin izleme heyetinde yer alan isimlerin belirlenmesi ile ilgili olarak açıklama yapılmadan ortaya atılan iddialara itibar edilmemesini söyledi.

20 Mart 2015: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İzleme Heyeti’nden haberinin olmadığını ve bu olaya olumlu bakmadığını açıkladı.
21 Mart 2015: Öcalan Diyarbakır’da okunan Newroz mesajında silahlı mücadeleyi bırakmak adına PKK’ye kongreyi toplama çağrısında bulundu. Kongrenin toplanmasını milletvekilleri ve İzleme Heyeti’nden oluşacak bir “Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu’nun kurulması şartına bağladı.
22 Mart 2015: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe toplantısını doğru bulmadığını açıkladı.
7 Haziran 2015: HDP yüzde 13,02 oy alarak mecliste 80 milletvekilliği elde etti. AKP 13 yıllık tek parti iktidarından sonra tek başına hükümet kurma çoğunluğunu kaybetti. Seçimin yenileneceği 3 Kasım 2015 tarihine kadar gerçekleşen terör olayları ve patlamalarda çok sayıda sivil vatandaş, polis ve asker yaşamını yitirdi.
]]>