KONYA’da bir sanat galerisinin mutfağındaki borudan sızan doğal gazın neden olduğu patlamada S.Y. (60), hafif yaralandı.
Selçuklu ilçesi Sille Ak Mahallesi Korcan Caddesi’nde 3 katlı binanın giriş katında bulunan Osman P.’ye ait sanat galerisinde saat 16.00 sıralarında patlama meydana geldi. Patlama sesini duyan çevredekiler, 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak haber verdi. İhbar üzerine olay yerine itfaiye, polis, sağlık ve doğal gaz dağıtım şirketi ekibi sevk edildi. Patlamada galeride bulunan S.Y., hafif yaralandı. S.Y., ilk müdahalesinin ardından ambulansla KonyaŞehir Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına aldı.
Ekipler yaptıkları incelemede patlamanın, galerinin mutfağındaki doğal gaz borusuna takılan ve metal olması gereken kelepçenin plastik olması nedeniyle gerçekleştiği ihtimali üzerinde duruyor.
Olayla ilgili soruşturma sürüyor.
Haber- Kamera: Salih BÜYÜKSAMANCI KONYA DHA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
HERKES PLASTİK KULLANIMINI AZALTMALI
Mikroplastiklerden korunmak için plastik kullanımını azaltmak gerekir. Mümkün olduğunca plastik pet şişe su yerine cam şişe kullanmalıyız. Sallama çay poşeti yerine demleme çay tüketmeliyiz. Plastik paketli gıdalardan uzak durmalıyız (ki güncel paketleme teknolojisi düşünüldüğünde çok zor bir durum). Özellikle günden güne kullanımı yaygınlaşan plastik çatal-bıçak-kaşıklardan olabildiğince uzaklaşmalı, tek kullanımlık adı “kağıt” bardaklar yerine cam veya porselen bardaklar tercih etmeliyiz. Alışverişlerde plastik poşet yerine bez veya kağıt torba kullanmalıyız. Yüz yıkama jelleri ve diş macunu gibi bazı kozmetik ürünlerin içeriğinde mikroplastikler kullanılıyor. Bu yüzden onları doğrudan yutabiliyoruz veya bu küçük parçacıklar cildimiz tarafından emiliyor. Bu ürünleri alırken mutlaka ürün üzerinde yazılan içeriği okumalı ve organik içerikli ürünlere yönelmeliyiz. Sentetik giyisiler, polyester, akrilik veya naylon bazlı olduğundan mikroplastik içerir. Sağlığa yönelik tehdidi en aza indirgemek adına pamuk, keten gibi doğal (organik içerikli) kumaşları tercih etmeliyiz. Kullandığımız sentetik giyisileri ise düşük sıcaklıklarda yıkamalıyız. Böylelikle mikroplastik salınımını neredeyse yarı yarıya azaltmış oluruz. Plastik geri dönüşümü sağlamak için plastik atıkları evimizde ayrı bir yerde biriktirip bu atıkları, dışarıda bulunan plastik atık kutularına atmalıyız.

NE GİBİ ÖNLEMLER ALINMALI?
Mikroplastik kirlenmesini azaltmaya yönelik akla gelen ilk önlem, plastik tüketiminin azaltılması ve tek kullanımlık plastiklerden vazgeçilmesidir. Mikroplastik kirlenmesiyle mücadele edebilmek için dikkatimizi özellikle plastik atıkların depolandığı alanlara vermemiz gerekiyor. Çünkü buralar aynı zamanda büyük plastiklerin çeşitli fiziksel ve kimyasal etkilerle bozunarak mikroplastiğe dönüştüğü önemli bir kirlenme kaynağı. Mikroplastik oluşumunu tetikleyen plastik atıkların doğru şekilde depolanması ve depolandığı yerlerde de, toprağa karışmasının önüne geçilmesi için uygun geoteknik uygulamalarla bu sahaların sızdırmazlıklarının sağlanması gerekiyor. Ülkemizde de katı atık depolama sahalarının izolasyonu yeterli düzeyde yapılmadığında plastik atıkların, toprakta ve suda kirlenmeye yol açacak olması aşikar.

MEYVE VE SEBZELERDE HATTA BAL DA BİLE VAR
Mikroplastikler, plastik atıkların bozulması ve ufalanması sonucu 0,0001-5 mm boyutlarına ulaşmasıyla ortaya çıkan plastik parçacıkları olup, tatlı su kaynaklarından tarımsal topraklara, okyanuslardan kutuplara, ormanlardan bahçemizdeki toprağa kadar dünyanın neredeyse tüm bölgelerinde karşımıza çıkmaktadır. Mikroplastikler, içtiğimiz suyla, yediğimiz birçok besinle ve soluduğumuz havayla vücudumuza girebilmektedir. çok hafif olduğundan mikroplastikler, sudan ve topraktan kolayca havaya karışır. Rüzgar ve kar taneleri ile uzaklara bile taşınabilir. Yapılan araştırmalar sonucunda solunum yoluyla aldığımız mikroplastiklerde artış, akciğerlerde tespit edilen mikroplastik parçacıklarıyla ortaya konulmaktadır. Amerikalı bilim insanlarının 2018’de yaptıkları araştırmada şişelenmiş su örneklerinin yüzde 93’ünde plastik parçacıklar bulunmuştur. İç yüzeyi plastikle kaplı olan kağıt bardaklardaki sıcak içeceklerde mikroplastik tespit edilmiştir. Elma, havuç, brokoli gibi sebze ve meyvelerde de mikroplastiklere rastlanmıştır. Bunun sebebi, bitkilerin kök sistemlerinin küçük plastik parçacıklarını emebilmesidir. Başka bir araştırma kapsamında sofra tuzu, pirinç ve balda mikroplastik tespit edilmiştir. Ayrıca büyük balıklar, su kaplumbağaları ve su kuşları, yedikleri balık ve midyelerle beraber sulardaki plastik parçacıklarını vücutlarına alırlar. Dolyaısıyla mikroplastikler, yediğimiz balık ve midye gibi gıdalarla da vücudumuza girebilmektedir.
SAĞLIK İÇİN CİDDİ BİR TEHDİT
Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yapabileceğini, yürütülen araştırmalar sonucunda biliyoruz. Bunlar, bağırsak yolu veya idrarla vücuttan atılabilse bile sağlık alanında yapılmış bazı araştırmalarda iç organlara ulaşıp, kan dolaşımına katılmaları ve insan vücudunda birikmelerinin de mümkün olduğu gösterilmiştir. Mikroplastiklerin özellikle hormonal sistem üzerindeki bozucu işlevleri ve artan kanser riskine kadar farklı etkileri halen araştırılmaktadır. 2022’de Hollanda’daki araştırmacılar tarafından yayınlanan bir uluslararası makalede ise insan kanında dahi mikroplastiklere rastlanmıştır. Bu durum aslında oldukça ürkütücü ve makalenin son cümlesi basit bir ifadeyle ‘acaba mikroplastikler bağışıklık sisteminin işleyişini ve ilgili hastalıkları nasıl etkiler?’ şeklindeydi. Ayrıca bilişsel gelişim bozukluğu ve üreme bozukluğu gibi çeşitli sorunların da mikroplastiklerin insan vücuduna girmesi sonucu tetiklenebileceğinden de şüphe edilmektedir.
İNSAN VÜCUDUNA YILDA 5200 PARÇA MİKROPLASTİK GİRİYOR
Amerika’da Rutgers Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre bir insanın vücuduna farklı gıdalardan yılda yaklaşık 5200 parça mikroplastik giriyor. Bilinçsiz şekilde plastik tüketmeye devam edersek, çevreye ve sağlığa zararlı olan mikroplastiklere gelecekte çok daha fazla maruz kalabiliriz.
]]>Guardian’ın yayınladığı haberde plastik endüstrisnin yıllarca geri dönüşüm konusunda insanları nasıl kandırdığı ve çevreye nasıl zarar verdiği gözler önüne seriliyor.
Yeni rapora göre; plastik üreticileri 30 yılı aşkın süredir geri dönüşümün ekonomik veya teknik açıdan uygulanabilir bir çözüm olmadığını biliyordu. Yeni bir rapora göre bu, onları tanıtım yapmaktan alıkoymadı.
Raporu yayınlayan İklim Bütünlüğü Merkezi’nin (CCI) başkanı Richard Wiles, “Şirketler yalan söyledi. Onları sebep oldukları zarardan sorumlu tutmanın zamanı geldi” dedi.

Petrol ve gazdan yapılan plastiğin geri dönüştürülmesinin oldukça zor. Kimyasal olarak farklı binlerce plastik çeşidinin çoğu birlikte geri dönüştürülemediğinden, bir ayırma işlemi gerekiyor. Bu da zaten pahalı olan süreci daha da pahalı hale getiriyor. Ayrıca malzeme her yeniden kullanıldığında bozulduğu için yalnızca bir veya iki kez yeniden kullanılabiliyor.
Rapor, sektörün bu zorlukları onlarca yıldır bildiğini, ancak bu bilgiyi pazarlama kampanyalarında gizlediğini gösteriyor. Hatta endüstri içinden kişiler, plastik geri dönüşümünün ekonomik olmadığını, bunun kalıcı bir katı atık çözümü olarak kabul edilemeyeceğini ve sonsuza kadar devam edemeyeceğini söylediği de raporda yer alıyor.
Araştırma yazarları, petrol ve petrokimya şirketlerinin yanı sıra ticari birliklerinin, halkı kirlilikten korumak için tasarlanmış yasaları çiğnemiş olabileceklerini söylüyor.
TEK KULLANIMLIK PLASTİKLER
1950’lerde plastik üreticileri, sürekli büyüyen bir pazar sağlamak içim “tek kullanımlık” fikrini ortaya çıkardı. Raporun baş yazarı Davis Allen, “Tek kullanımlık plastiklere odaklanırlarsa insanların satın alacağını biliyorlardı” dedi.

1956’daki bir endüstri konferansında, bir ticaret grubu olan Plastik Endüstrisi Derneği, üreticilere düşük maliyet, büyük hacim ve tüketilebilirlik konularına odaklanmalarını ve malzemelerin çöpe atılmasını hedeflemelerini söyledi.
Ve ilerleyen yıllarda da sektör, plastiklerin kolaylıkla çöpe atılabileceğini veya çöp yakma fırınlarında yakılabileceğini kamuoyuna anlattı. Ancak 1980’lerde belediyeler market poşetleri ve diğer plastik ürünleri yasaklamayı düşünmeye başlayınca sektör yeni bir çözüm buldu: Geri dönüşüm.
GERİ DÖNÜŞÜM KAMPANYALARI
Rapora göre sektör, plastik geri dönüşümün ekonomik ve pratik açıdan uygun olmadığını uzun süredir biliyor. 1986 yılındaki bir raporda; plastiklere yönelik geri dönüşümün kalıcı bir katı atık çözümü olarak kabul edilemeyeceği belirtildi.
1989 yılında katkı maddeleri ve değiştiricileri ve vinil ambalaj malzemeleri üreticilerini temsil eden bir ABD endüstri ticaret grubu olan Vinil Enstitüsü’nün kurucu müdürü bir ticari konferansın katılımcılarına şunları söyledi: “Geri dönüşüm süresiz olarak devam edemez ve katı atık sorununu çözmez.”

Bu bilgiye rağmen Plastik Sanayicileri Derneği, 1984 yılında petrokimya firmaları ile şişeleyicileri bir araya getirerek Plastik Geri Dönüşüm Vakfı’nı kurarak sektörün geri dönüşüme olan bağlılığına odaklanan bir kampanya başlattı.
1988 yılında ticaret grubu, geri dönüştürülebilir plastiğin sembolünü piyasaya sürdü ve ambalajlarda kullanmaya başladı. Uzmanlar uzun zaman bu sembolün son derece yanıltıcı olduğunu söyledi ve son zamanlarda federal düzenleyiciler de bu endişelerini dile getirdi.
Kapalı kapılar ardında sektör liderleri geri dönüşümün gerçek bir çözüm olmadığını savundu.
DOLANDIRDILAR
Wiles, “Yaptıkları açıkça dolandırıcılık” diyor.
Rapor, sektördeki suiistimallerin bugün de devam ettiğini öne sürüyor. Son yıllarda endüstri lobi grupları, yeni plastikler, sentetik yakıtlar ve diğer ürünler üretmek için plastik polimerleri küçük moleküllere ayıran kimyasal geri dönüşümü teşvik etti. Ancak süreç kirlilik yaratıyor ve geleneksel plastik geri dönüşümünden çok daha fazla enerji tüketiyor.
Raporda kimyaal geri dönüşümün de bir çözüm olmadığına ve bunun sektör tarafından bilindiğine dikkat çekiliyor.
1994 yılındaki bir ticari toplantıda Exxon Chemical’ın Başkan Yardımcısı Irwin Levowitz, kimyasal geri dönüşümü ekonomik olmayan bir süreç olarak niteliyor. Ve 2003 yılında, uzun süreli bir ticaret danışmanı, endüstriyi kimyasal geri dönüşümü teşvik ettiği için eleştiriyor.
Raporun yazarı Allen da “Bu, daha önce gördüğümüz aldatmacanın sadece başka bir örneği, yeni versiyonu” diyor.

YASAL SONUÇLAR
Rapor, plastik endüstrisi ve geri dönüşümün irdelendiği bir dönemde geldi. İki yıl önce Kaliforniya başsavcısı Rob Bonta, fosil yakıt ve petrokimya üreticileri hakkında küresel plastik kirliliği krizine neden olma ve onu şiddetlendirmedeki rolleri nedeniyle kamuya açık bir soruşturma başlattı.
Geçen ay EPA (Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı), potansiyel bir yasağa doğru atılan ilk adım olan kimyasalın sağlık incelemesini duyurdu.
2023 yılında New York eyaleti de PepsiCo’ya karşı, tek kullanımlık plastiklerin kamuyu rahatsız etme yasalarını ihlal ettiğini ve şirketin tüketicileri geri dönüşümün etkinliği konusunda yanılttığını öne süren bir dava açtı.
Ayrıca iklim krizi tırmanırken, tüm küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 3,4’ünü oluşturan plastik üretimi ve imhasının iklim üzerindeki etkisi konusunda da endişeler git gide artıyor. Son yıllarda pek çok şehir ve eyalet, iklim krizinin tehlikelerini örtbas ettiği için petrol endüstrisine dava açtı.
Wiles, benzer şekilde petrol ve petrokimya endüstrilerinin halkı bilerek kandırdıkları gerekçesiyle mahkemeye verilmesinin iş modellerini değiştirmeye zorlayabileceğini söylüyor: “Sorunu çözmenin ilk adımının şirketleri sorumlu tutmak olduğunu düşünüyorum.”
Rapor, özellikle dış basında yankı uyandırırken geçtiğimiz günlerde de Britanya’nın su endüstrisi, çevre dostu ıslak mendillerin artık tuvalete atılamayacağını itiraf etmişti. Suda çözülebildiğini belirten etiketlerin de paketlerden kaldırılması gerektiği konuşulurken bu mendillerin su kaynaklarına ve suda yaşayan canlılara ciddi zararlar verdiği ortaya çıkmıştı.
]]>Küresel ısınmadan sonra dünyanın en büyük probleminin plastik kirliliği olduğu değerlendirmesinde bulunan Kıdeyş, Akdeniz’deki plastik kirliliğinin boyutu hakkında şu rakamları paylaştı:
“Her yıl Akdeniz’e gelen ortalama plastik miktarı 229 bin 465 ton, bunun yüzde 99’u deniz tabanında, kalanı deniz yüzeyinde veya plajlarda birikiyor. Yılda 74 bin 31 ton plastik Mısır’dan Akdeniz’e veriliyor, bunların 55 bin tonu Nil Nehri’nden geliyor.
İtalya 34 bin 309, Türkiye 23 bin 966 ton, Cezayir 13 bin 111 ton ve Arnavutluk 8 bin 625 ton plastiği her yıl Akdeniz’e gönderiyor. Plajlarda biriken plastik miktarı ise Türkiye’de kilometrede 374 kilogram, İsrail’de kilometrekarede 355 kilogram, Mısır’da 167 kilogram ve İspanya’da 154 kilogram olarak hesaplanıyor.”
“Karadeniz’in çöpleri yüzey akıntısıyla Akdeniz’e taşınıyor”
Denizlerin birbirini etkilediğini, Karadeniz, Marmara ve Ege Denizi’nin Akdeniz’in bir parçası olduğunu belirten Kıdeyş, Karadeniz’deki yüzey akıntısının, Marmara ile Ege’den geçerek Akdeniz’e doğru ilerlediğini ve yüzey çöplerini de Akdeniz’e taşıdığını anlattı.
10 mikrondan küçük yani gözle görülmeyecek boyuttaki plastiklerin canlılar tarafından çok rahat yenebildiğini ve böylece plastiklerin besin zincirine dahil olarak balıklardan insanlara geçtiğini dile getiren Kıdeyş, plastik sorununun bir ülkenin tek başına çözebileceği bir problem olmadığını, denizde sınır olmadığı için plastiklerin her yere taşındığını ifade etti.
Kıdeyş, “Küresel anlamda plastik önleme anlaşmasının resmi tartışmaları sürüyor, 2025 yılında da yürürlüğe girmesini bekliyoruz. Küresel ısınmada nasıl fazla yol alamıyor, sıcaklıkların 1,5 derecenin üzerine çıkmasını engelleyemiyorsak plastik konusunda da benzer bir durum var. Eğer nehirlerden gelenleri durdurabilir, tek kullanımlık plastiklerle ilgili ciddi tedbirler alabilirsek bu kirliliğin azaldığını görebiliriz, tamamen yok edemeyiz ama artışı azalır” dedi.
“Türkiye’nin kıyılarına günde kilometrede 30 ila 40 kilogram plastik atık vuruyor”
Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Akdeniz’e gelen kirliliğin temel nedenlerini, turizm sektöründe yaygın olarak kullanılan tek kullanımlık plastikler, kıyısal alanlardaki turistik faaliyetlerin neden olduğu atıklar ve Akdeniz’e kıyısı olup herhangi bir atık yönetimi altyapısı olmayan, atıklarını doğrudan denize bırakan ülkeler şeklinde sıraladı.
Saat yönünün tersine ilerleyen akıntıyla kıyılarda her ülkenin yanındaki komşusunun kıyısını kirlettiğini kaydeden Gündoğdu, “Akdeniz’e dökülen Nil Nehri, Seyhan, Ceyhan, Büyük Menderes, Po gibi birçok nehir istinasız çok ciddi kirlilik taşıyor. Bir yandan da Barselona, İzmir, Antalya, Adana, Mersin, İskenderiye, Beyrut, Atina, Marsilya gibi şehirler çok ciddi bir atık yükü oluşturuyor” diye konuştu.
Gündoğdu, şöyle devam etti:
“Bugün Akdeniz’in kuzeyden itibaren en kirli noktası ne yazık ki bizim kıyılarımız. Akıntı rejimi, nehir kenarlarındaki faaliyetler ve kentsel arıtma altyapılarının yetersizliği gelen atık yükünü artırıyor. Fas’tan başlayarak, İsrail de dahil olmak üzere Türkiye’ye kadar olan ülkelerin atık yönetimi altyapısı ne yazık ki o kadar gelişmiş değil. Suriye ve Mısır çöpünü kamyonlarla denize döküyor. İsrail, Filistin’i kendi çöp sahası olarak kullanıyor ve ayrıca şu anda bu bölgede savaş ve yıkımın getirdiği atıklar da var.”
Türkiye’nin kıyısal alanlarına, kilometreye günde 30 ila 40 kilogram plastik atık vurduğuna dikkati çeken Gündoğdu, Akdeniz kıyılarındaki plastik kirliliği rakamlarıyla ilgili, “İskenderun Körfezi’nde kilometrekarede ortalama 1,5 milyon adet plastik bulunuyor.
Mersin Körfezi’nin durumu daha kötü, miktar 10 milyona kadar çıkıyor. Antalya bu konuda biraz daha şanslı, İskenderun Körfezi’nin yarısı kadar rakamlar var. Açık denizde bulunan Finike Deniz dağlarının olduğu bölgede kilometrekarede 739 bin plastik bulunuyor” bilgisini paylaştı.
“Denizlerdeki plastiklerin yüzde 80’i tek kullanımlık ürünlerden geliyor”
Atık suların içinde evsel ve tarımsal kirleticilerin, deterjanların, endüstriyel kimyasalların, boyaların, kalıcı ve uçucu organik kirleticilerin, organik bileşiklerin, yağların, ağır metallerin ve mikroplastiklerin yer alabildiğini aktaran Gündoğdu, atık su arıtma sistemleri özel olarak bütün bu kirleticileri gidermek için tasarlanmadığı takdirde suyun arıtılamadığını, bunun sonucunda da çok ciddi miktarda kirleticinin denizlere ulaştığını dile getirdi.
Gündoğdu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Denizlerimizin plastik çorbasına dönmesine neden olacak bir kirlilikle karşı karşıyayız. Plastiklerin üretim ve tüketim artışı devam ederse önümüzdeki 10 yılda kirlilik 3 kat artacak, bu da 1 kilometre sahil şeridimizde günlük 90 kilogram plastik olacağı anlamına geliyor.
Akdeniz ve Ege’de kilometrekarede deniz suyunda yaklaşık 3 ila 15 milyon arasında mikroplastik olacağını söyleyebiliriz. Denizlerdeki plastiklerin yüzde 80’i tek kullanımlık ürünlerden geliyor, üretim azaltılmadan denizlerden ve kıyılardan plastik toplayarak bu işi çözemeyiz.
Bu teknolojilerin hiçbiri plastik kirliliğini azaltmıyor. Su yüzeyini temizleyen çöp kaparlar daha çok deniz canlılarını yakalıyor. Plastik üretimimizi önümüzdeki 20 yıl içerisinde en az yüzde 40 azaltmamız gerekiyor.”
]]>Belgeselin konusunu ilk başta su olarak planladığını, bu amaçla İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde dünyadan alınan su örneklerinin karşılaştırıldığı bir laboratuvarda çekimlere başladığını anlatan Düzyatan, araştırmaları sırasında mikroplastik tehlikesinin boyutunu fark ettiğini ve belgeselin içeriğinin değiştiğini söyledi.
Çekimlere İngiltere’nin ardından Tayland, Malezya, Filipinler ve Japonya’da devam ettiğini belirten Düzyatan, “Bir su belgeseli çekeceğimizi planlarken bir anda mikroplastik belgeseline dönüştü çünkü sularımızı hızla mikroplastiklerle doldurduğumuzu ve bundan en çok etkilenenlerin Uzak Doğu Asya’daki toplumlar olduğunu fark ettik. Malezya, Filipinler gibi mutfak kültürleri olmayan toplumlar sürekli hazır yiyecek yiyor ve bu yüzden de sürekli tek kullanımlık plastik atıklara maruz kalıyor” diye konuştu.
4 YILDA TAMAMLADI
Son çekimleri Türkiye’de yaparak belgeseli 4 yılda tamamladığını kaydeden Düzyatan, belgeselin 30 dakikalık ilk iki bölümünün yurt dışı, 42 dakikalık son bölümünün ise Türkiye’de yapılan çekimlerden oluştuğu bilgisini verdi.
Yıllar içinde kullanım amacı değişerek daha çok kullan-at ürünlere dönüştürülen plastiklerin çevreye zarar vermeye başladığına değinen Düzyatan, mikroplastik kirliliğine neden olan tek kullanımlık plastiklerin kullanımının asgariye indirilmesi gerektiğini en çarpıcı örneklerle izleyiciye aktarmaya çalıştığını dile getirdi.
Düzyatan, “Şu anda dünyada üretilen plastiğin yüzde 20’si doğrudan okyanuslara boşaltılıyor. Bu çok ciddi bir problem ve işin derinine doğru inmeye başladıkça gerçekten çok da iç açıcı olmayan tablolarla karşılaşıyorsunuz. İçtiğimiz sularda plastiğe, mikroplastiklere rastlıyoruz. Yer kaynaklarımızda ve deniz canlılarında da mikroplastiklere rastlıyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Belgeselde çevre kirliliğine neden olan plastikler kadar sorunu çözmek için girişimlerde bulunan iyi örneklere de yer verdiğini vurgulayan Düzyatan, Japonya’da gördüğü örnek bir sıfır atık uygulamasıyla ilgili şunları söyledi:
“Kamikatsu diye özel bir bölgeleri var, 2 bin 500 kişilik bir kasaba. Sıfır atık projesine yaklaşık 8-10 yıl önce başlamışlar ve şu anda amaçlarına ulaşmışlar. Çöplerini 40 küsur parçaya ayırıyorlar. Bütün bireyler, aileler evlerinde çöplerini ayırıyor, sonra da bir fabrikaya götürüp çöplerini 40 ayrı parçaya ayrılmış şekilde bırakıyorlar ve neredeyse sıfır atığa gelmiş durumdalar. Bu müthiş bir örnek. Dünyadaki sıfır atık uygulamalarına baktıktan sonra Türkiye’de bu konuda neler yapıldığını detaylıca araştırıp Türkiye’den örneklere yer verdim.”
“FİLİPİN’DE ÇOK ETKİLENDİM”
Düzyatan, çekimler esnasında yaşadığı hafızasında kalan önemli anlardan birini de şöyle aktardı:
“Filipinler’in biraz daha aşağısında bir mahalleye girdim. Çok fakir bir mahalleydi. İnsanlar tek odalı küçücük evlerde, daracık sokaklarda yaşıyordu. Ona rağmen sıfır atık projesi başlatmışlar ve o evlerde sıfır atıkla uğraşıyorlardı. Yani o küçücük, tek göz odalı evlerde, çok büyük bir fakirliğin içinde yaşayıp sabahleyin plastikleri oraya, metalleri buraya, kağıtları buraya diye çöp ayırıyorlardı. Bundan çok etkilendim. Yani yaşadıkları ortam ve yaptıkları iş çok etkileyici, mükemmel gerçekten. Biz bunu unutuyoruz. Modern hayatlarımızda o günlük koşturmalarımızda birçok imkan elimizde varken bunları yapmıyoruz ama elinde hiçbir imkan olmayan, çok zor şartlarda yaşayan insanlar dünyayı bizden daha fazla düşünüyor.”
Düzyatan, belgeselin yakın zaman önce bir yayıncı kuruluş tarafından yayımlandığını, bir süre sonra da açık yayın olarak paylaşılacağını bildirdi.
“BİR İNSAN DÜNYAYI DEĞİŞTİREBİLİR”
Tek kullanımlık plastiklerin kullanımını en aza indirmeyi, geri dönüşümü desteklemeyi, kamuoyunda farkındalık yaratmayı ve toplumda sürdürülebilir uygulamaların benimsenerek plastik kirliliğinin azaltılmasına katkıda bulunmayı amaçladığını ifade eden Düzyatan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Yapmaya çalıştığım şey; bireysel farkındalıkları yakalayabilmek ve insanlara bireylerin kendi başlarına aldığı kararlar doğrultusunda dünyayı değiştirebileceklerine inandırabilmek çünkü ben gerçekten bir insanın dünyayı değiştirebileceğini düşünüyorum. Eğer gerçekten Brezilya’da bir kelebeğin kanat çırpması bütün dünyayı etkileyebiliyorsa bir insan dünyayı değiştirebilir.”
]]>