Genç İHH, Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği ve Doğu Türkistan Nuzugum Kültür ve Aile Derneği, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Çin yönetiminin Doğu Türkistanlı kadınlara yönelik işlediği zulümleri protesto etmek için 61 ilde yürüyüş düzenledi.
“DOĞU TÜRKİSTANLI KADINLARA SES VERİN”
İstanbul’daki eylem, Fatih Camii’nden Saraçhane Parkı’na kadar yapılan yürüyüşle başladı. Yürüyüşün varış noktasında ise ortak basın açıklaması yapıldı. “Doğu Türkistanlı Kadınlara Ses Verin!” başlığıyla düzenlenen basın açıklamasını Doğu Türkistan Nuzugum Kültür ve Aile Derneği Başkanı Müzeyyen Özuygur yaptı.
Kadınlar, 8 Mart’ta Doğu Türkistan için yürüdü – VİDEO
“HAK İHLALLERİ SON BULMALI”
Açıklamada, “Doğu Türkistan bölgesinde illegal yollarla kurulan toplama kamplarında kadınlığı, anneliği ve en başta insanlığı gasp eden bu işgali kınıyoruz. Günümüzde Doğu Türkistan’da olduğu gibi kadınlar savaşların en çok kaybeden cephesi olmuştur. Suriye, Yemen, Libya, Filistin ve Mısır’da çatışma ortasında kalan kadınların uluslararası sözleşmelerdeki haklarının ihlal edildiğine dikkat çekmek ve bu ihlallerin son bulması için kanunların icra edilmesi gerekliliğini belirtmek için buradayız” ifadeleri kullanıldı.

“KAMPLARDA BİRÇOK ZULÜM YAŞANIYOR”
Açıklamada ayrıca, “Sadece Doğu Türkistan’ın Hoten bölgesinde 15 bin kadının tutulduğu bir kamp olması çok sayıda kadının sesi olmamız gerektiği gerçeğini bir kez daha göstermektedir. Kamplarda; haksız ve keyfi tutuklama, hapsedilme, işkence ve toplu tecavüz, zorunlu kürtaj ve kısırlaştırma uygulaması, dini anlam ifade eden isimlerin değiştirilmesi, Aile Olmak Projesi adı altında ev içine Çinli erkeği zorla sokma, aile parçalanması ve çocukların annelerden alınması ile kültürel ve inanca dair faaliyetlerin tamamen yasaklanması gibi pek çok hak ihlali ve zulüm yaşanıyor.” ifadelerine yer verildi.

“BM, ÇİN’İ DURDURMAKLA SORUMLU”
Açıklamada son olarak, “Çin’in hak ihlalleri, uluslararası hukuka göre soykırım ve insanlığa karşı suçlar kategorisinde olan suçlardır. Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesidir ve Birleşmiş Milletler bünyesindeki çok sayıda insan hakları sözleşmesine taraftır. BM ve BM üyesi tüm devletler Çin’in yapmış olduğu bu suçları durdurmakla sorumludur.” denildi.

“ÇİN YÖNETİMİ SOYKIRIM VE ASİMİLASYON YÜRÜTÜYOR”
Yeniden Refah Partisi İstanbul Kadın Kolları Başkanı Ayşe Nur Aslan, Doğu Türkistan’daki zulümlerin 70 yılı aşkın süredir devam ettiğini belirtti. Aslan, “Doğu Türkistan’da 30 milyon insan Müslüman oldukları için Çin tarafından zulme uğruyor. Çin, kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı dahi gözetmeden sistematik asimilasyon ve soykırım faaliyeti yürütüyor.” dedi.

“ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HAREKETE GEÇMELİ”
Hüda Par İstanbul Kadın Kolları Başkanı Münevver Aktaş da, uluslararası örgütlerin zulümler karşısında çifte standart uygulamaması ve harekete geçerek yaptırımlar uygulaması gerektiğini belirtti.

Tesettür Seferberliği Platformu Başkanı Mürvet Cengiz ise, “Çin, Doğu Türkistanlı Müslüman Uygur halkına karşı baskı, tecrit, işkence, zulüm, katletme, aile ve özel yaşantıdan mahrum bırakma, dini ve kültürel haklarını ellerinden alarak asimile etmeye çalışmak gibi sayısız suç işliyor. Sistematik bir soykırım yapıyor” ifadelerini kullandı.
Eylem, yapılan konuşmaların ardından sona erdi.











Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“SUÇLAMALARINA ÇOK ÜZÜLDÜM”
Savaş’a sosyal medya hesabında yaptığı açıklama ile yanıt veren Zan “Siz daha depremin ilk günlerinde, binlerce insanın vebaline girmiş idealist müteahhitlerinizi ak-lamadınız mı?” tepkisini gösterdi. Zan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
– Değerli büyüğüm Sayın Lütfü Savaş Başkanıma cevaben; Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, şahsıma karşı atfettiğiniz suçlamaları şaşkınlıkla izledim ve bu toprakların bir evladı olarak Hataylılar adına daha çok üzüldüm.
– Bir devlet büyüğüm olarak bana katkılarınızı inkar etmeyeceğim gibi, yanınızda çalışmış biri olarak, emeğimin karşılığını almamın nesi sizi bu kadar rahatsız etti anlayabilmiş değilim.
– Sizin depremin birinci yılında, Hataylılar tarafından böylesine bir protestoya maruz kalmanız herkesten çok beni üzmüştür.
– Ancak, bu protestoların nedeni BEN değil, kendi seçmeninizle bu denli iddialaşmanız, en zor zamanlarımızda yanımızda olmamanız ve kalpten kalbe giden yolda bizlerle bağınızı koparıp, SAVAŞ-mak yerine YALNIZ bırakmanızdır.
“VOLKAN DEMİREL’İ BAHANE ETMENİZ…”
– Kaldı ki, farklı kültürlerin sembolü olan Hatay’da, birlik ve beraberliğimizi yakanda, kül edende, yanlış kararlara imza atanda, bize sırtını dönen de SİZSİNİZ!
– Ayrıca şahsınıza karşı yapılan bu protestolar yeni değil, daha adaylığınızın açıklandığında ilk gün başlamıştır. Yani benimle alakalı DEĞİLDİR!
– Öyle ki, olayla hiç alakası olmayan, depremde gece gündüz çalışan, Hatay için elini taşın altına koyan kıymetli hocam kardeşim Volkan Demirel’i bahane etmeniz ise, hem kendisine, hem halkın gönlündeki yerine HAKARETTİR.
– Zaten, geldiğiniz yerin diliyle topluma karşı siyasi söylem üretmekten asla vazgeçmemeniz, ahde vefayı yüreğine kötülük uğramamış HATAYLILARLA değil, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde olduklarınızla, yol arkadaşlığı etmenizdir.
“ALTIN MAKASLI AÇILIŞLAR…”
– Üstelik, protesto edilmenizle benim bir alakamın olmadığını, İDEALİST UĞRULARLA, ALTIN MAKASLI açılışları benim yapmadığımı en iyi SİZ biliyorsunuz!
– Hiçbir anmada bir Hataylının elini tuttunuz mu? Elinizi omzumuza koydunuz mu? İçtenlikle samimi bir şekilde sarıldınız mı?
– Siz SEÇİLMİŞ biri olarak, hemşehrilerimizin enerjisini polemiklerle tüketip, ihanet ideolojisi içerisinde Hatay ve Hataylılar’a en büyük kötülüğü yapmıyor musunuz?
– Siz kendi mensubu olduğunuz siyaset arenasında bile, MECBURİ bir aday olarak karşımıza çıkartılmadınız mı?
– Siyasi şaibelerinizle hakkınızda yapılan anketler yeterli görülmediğinden, yenilerini yaptıranlar bizzat SİYASET EVİNİZİN mensupları değil mi!
“MÜTEAHHİTLERİNİZİ AK-LAMADINIZ MI?”
– Siz daha depremin ilk günlerinde, binlerce insanın vebaline girmiş İDEALİST müteahhitlerinizi AK-lamadınız mı?
– Bizim tek isteğimiz, kaybettiklerimiz için saatler tam 04:17’yi gösterdiğinde sessizce YAS tutmaktı. Ne yazık ki, bu mümkün olmadığı gibi sizde yanımızda da durmadınız.
– Bizim sizden beklentimiz, ağır yıkım yaşamış yaralı yüreklere birazda olsa DOKUNABİLMENİZDEN ibaretti. İhtiyaç duyduğumuz tam da buydu ama olmadı, yapmadınız.
– Siz suçunu bilen siyasetçi kimliğinizle bahaneler üretip, bizleri provokatörlükle suçlamak yerine, kişisel hırslarınız, tercihleriniz ve heveslerinizin bir gün MİLLİ İRADENİN kalkanına çarparak darmadağın olacağınızı bilmeliydiniz.
– KEŞKE siz, “Kırk yıl önce düşman eline bırakılmayan TÜRK yurdu Hatay’ı, eski görkemli günlerine kavuşturup İHYA ve İNŞA etmek için hep birlikte mücadele edelim, Hatay hepimizin ŞAHSi MESELESİ olsun” diyebilseydiniz.
– Bilmenizi isterim ki, Son söz elbette HATAY HALKININ olacaktır.
Söz konusu açıklamaya herhangi bir editöryal müdahale yapılmamıştır.
]]>Çiftçilerin tarım sektöründe artan sorunlara dikkati çekmek için başlattığı traktörlü eylemler Avrupa’nın birçok ülkesine yayıldı.
Başta Almanya, Fransa, İspanya, Belçika, Hollanda, Polonya, İtalya ve Macaristan’da olmak üzere çiftçiler Avrupa Birliği’nin (AB) tarım politikalarını traktörleriyle protesto ediyor.
Çiftçiler, Avrupa Birliği’nin aşırı düzeydeki yönetmeliklerinin kendilerini ithalata karşı zayıf bıraktığını ve vergilerle dolu karmaşık bürokratik kurallardan bıktıklarını belirtiyor.
Paris Advanced Research Center (PARC) Direktörü Dr. Nevzet Çelik, ulusal hükümetlerin ve AB’nin ekonomik zorluklara etkin çözümler getirememesi nedeniyle başlatılan Avrupa’daki çiftçi protestolarını 3 soruda kaleme aldı.
1- GREVLERİN ARKA PLANI NEDİR?
Avrupa’da birçok şehirde, tarım protestoları yapılıyor. Bu şehirlerden biri olan Brüksel’de, çiftçiler Avrupa Parlamentosunun (AP) önünde seslerini duyurmak için kamu binalarını basıyor. Aynı şekilde Fransa’daki protestolarda 79 kişi gözaltına alındı. Çiftçiler, ulusal hükümetlerin ve Avrupa Birliği’nin (AB) ekonomik zorluklara etkin çözümler getirememesinden dolayı oldukça öfkeli.
Bu öfke Ukrayna savaşıyla birlikte daha da karmaşık hale geldi. Ukrayna-Rusya savaşının ardından yükselen enerji fiyatları ve mazot fiyatları nakliye maliyetlerinin artmasına neden oldu. AB’nin Ukrayna’dan gelen tarım ürünlerine gümrüksüz izin vermesi önce Doğu Avrupa ülkelerinde, ardından diğer üye devletlerde çiftçileri zor durumda bıraktı.
Geçen yıl, bu durumu protesto eden Polonyalı çiftçiler sokağa dökülerek sınır geçişlerini engellemeye çalıştı ve bu gösteriler Almanya, Fransa, Belçika ve İtalya gibi ülkelere de yayıldı.

Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay tarafından oluşturulan ekonomik ve siyasi bir blok Güney Amerika Ortak Pazarı (MERCOSUR) ile AB’nin imzaladığı anlaşma, tarımsal ve hayvansal ürünlerin bu ülkelerden daha ucuza gelmesine neden oldu. Bu durum ise AB çiftçilerini olumsuz etkiledi.
Çiftçiler, AB’nin aşırı düzeydeki yönetmeliklerinin kendilerini ithalata karşı zayıf bıraktığını, her alanda var olan vergilerden ve karmaşık bürokratik kurallardan bıktıklarını ifade ediyor.
AB, çiftçilerden daha sürdürülebilir bir tarım yapmalarını ve iklim kriziyle mücadelede adım atmalarını isterken, diğer yandan daha ucuz ürünler üretmelerini de talep ediyor. Bu durum, çiftçileri daha zorlu ve karmaşık bir konumda bırakıyor.
Öbür taraftan tarımdaki her türlü kimyevi ve zararlı maddeler içeren pestisit kullanımıyla ilgili artan endişelere rağmen dev kimya şirketlerinin liderliğindeki pestisit lobisi AB politikalarını etkilemek için yoğun bir lobi faaliyeti yürütüyor.
Çiftçiler, borç içinde olmalarına rağmen, Brüksel merkezli çiftçi birliği Copa-Cogeca lobisinin AB’nin tarım politikasında etkili olması, büyük tarım şirketlerini temsil eden kurumların bu politikaları şekillendirmede daha etkin olduğunu gösteriyor.

2 – AB NE TEPKİ VERDİ?
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, çiftçilerin Brüksel’deki protestolarından sonra acil bir toplantı düzenleyerek Avrupa çiftçilerine destek olacaklarını, işbirliği yaparak idari yükü azaltacaklarını ve sektörün yapısal zorluklarını ele alacaklarını belirtti.
Brüksel’de düzenlenen protestoların ardından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise Avrupa’nın tarım sektörünün büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu kabul etti. Hedefte olan gıda devleri ile süpermarketlerin çiftçilere adil fiyatlar ödemesini sağlamak için AB’nin “köklü” bir tarım reformu yapması gerektiğini vurguladı.
Fransa’nın yeni seçilen Başbakanı Gabriel Attal ise protestoların bitmesi halinde yaklaşık 100 milyon Euro’luk bir fonu çiftçilere vereceğini söylese de bunun çok yetersiz olduğu biliniyor. Bununla beraber Attal hem çiftçi hem de tüm Fransızların hayat kalitesini düşüren bürokrasiyi azaltmak için reform yapılması gerektiğini belirterek “Günlük hayatımızdaki prosedürler ve karmaşıklıklar nedeniyle her yıl 60 milyar Euro kaybettiğimiz tahmin ediliyor” ifadelerini kullandı.

AB ise çevre emisyonu konusunda çiftçiler için belirlenen uygulamaları gevşetebileceğini açıklayarak, 400 milyon Euro’luk bir paket ile desteklenmelerini öngördü. Bununla birlikte AB’nin 2021-2027 dönemini kapsayan bütçesinin üçte biri, yani vergi mükelleflerinin ödediği 386,7 milyar Euro, çiftçilere ayrılsa da sübvansiyonlarda hektar başına ödeme yapılıyor ve bu nedenle AB tarım bütçesinin yaklaşık yüzde 80’i, en büyük ve en zengin şirket veya ailelere gidiyor. Bu durum da çiftçi sayısını azaltıyor. Örneğin 1946’da Fransa’da nüfusunun yüzde 46’sı çiftçiyken, bugün bu oran sadece yüzde 2.
AB’nin Ortak Tarım Politikası (OTP), AB çiftçilerini korumak amacıyla kurulmasına rağmen, küçük çiftliklerin azalmasının temel nedenlerinden biri haline geldi. 2005 ile 2020 yılları arasında AB’deki çiftçi sayısı neredeyse yüzde 40 oranında azaldı ve yaklaşık 5,3 milyon çiftçi işsiz kaldı.

AB Komisyonu, çiftçilere AB tarım destek ödemelerinin devam edeceğini, çevresel nedenlerle arazilerinin bir kısmını nadasa bırakma zorunluluğundan 2024 yılı için muaf tutulacaklarını ancak bu alanlarda çiftçilerin pestisit kullanmadan ürün yetiştirmeleri gerekeceğini belirtti.
Almanya ve Fransa gibi Avrupa’nın en büyük iki tarım ülkesinde çiftçilerin protestolarının ardından mazota yönelik sübvansiyonların ve vergi indirimlerinin sona erdirilmesi planının askıya alınması gündemde. Avrupa Komisyonu protestolardan sonra kümes hayvanları, yumurta ve şeker için bir ithalat kısıtlaması ve Ukrayna’dan tarımsal ithalata sınırlamayı önerse de çiftçiler kısıtlamanın yeterli olamayacağı görüşündeler.
3 – PROTESTOLAR BÜYÜR MÜ?
İklim değişikliği, çiftçiler üzerinde en çok etki yapan faktörlerden biridir. Çiftçiler, su kıtlığı, toprak erozyonu ve aşırı hava olayları gibi zorluklarla mücadele etmek zorundadır. Ancak tarım, sadece bir ekonomik sektör olmaktan öte ulusal yeterlilik ve sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlayan bir sektördür. Gıda ve beslenme güvenliği, ekosistem sağlığı, çevre koruması ve su yönetimi gibi konuları kapsayan bütüncül bir yaklaşımla hareket edilmelidir.
Hem Covid-19 salgını hem de Ukrayna-Rusya savaşı; jeopolitik durumların, gıda güvenliği, tarımda sürdürülebilirlik ve direnç gibi stratejik konuların ulusal güvenlik meselelerine dönüşebileceğini gösterdi. Ukrayna savaşı, başta tahıl olmak üzere yem ve tarım için önemli olan enerji tedarikini riske atabilecek bir potansiyeli ortaya koydu.
Protestolar haziranda yapılacak AP seçimlerinde daha fazla vaatlerde bulunan aşırı milliyetçi partilerin sıçrama yapmasına katkı sağlayabilir. Muhafazakar ve aşırı sağcı politikacılar çiftçilerin güvenliğini ve istikrarını yeniden tesis etme sözü veriyorlar. Ancak, Ukrayna-Rusya savaşıyla birlikte ortaya çıkan jeopolitik gelişmeler ve artan enerji fiyatları, Brüksel’deki lobilerin etkisi, artan bürokratik prosedürler ortadan kalkmadan protestolar son bulmayacak gibi gözüküyor.
İsrail ile Hamas arasındaki çatışmalar devam ederken Tel Aviv’de bugün yine eylem vardı.
İsrail Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin politikalarının Hamas’ın güçlenmesini sağladığını savunan göstericiler ellerinde “Netanyahu, senin hükümetin cehennemden gelme”, “Ancak Netanyahu olmadan kazanabiliriz” ve “Netanyahu’yu verip (Gazze’deki İsrailli) esirleri geri alalım” yazılı pankartlar taşıdı.
Göstericiler sık sık “Hemen erken seçim istiyoruz” ve “Utan (Netanyahu)” sloganları attı.
Daha sonra yürüyüşe geçen protestoculardan bir kısmı şehrin ana arterlerinden Ayalon Caddesi’ni trafiğe kapattı.

Göstericilere müdahale eden İsrail polisi, yolda oturma eylemi yapan göstericileri zorla kaldırarak yolu açtı.
Protestocular ile polis arasında yaşanan arbedenin ardından, 4 gösterici gözaltına alındı.

Göstericilerden Yahiam Prior, İsrail hükümetinin 7 Ekim’de Hamas’a karşı başarısız olduğunu söyledi.
Weizmann Enstitüsünde bilim adamı olarak çalışan Prior, “Şimdi de ekonomiyi ve toplumu kötü yönetiyorlar ve geleceğe dair planları yok. En önemli şey gelecek” dedi.
Savaşın bir gün mutlaka biteceğini dile getiren Prior, şunları kaydetti:
“Bu noktaya geldiğinizde bir planınız olması lazım. O zaman bizimle Gazze ve Batı Şeria’daki Filistinliler ve Katar ve Suudi Arabistan gibi komşularımız arasında bir çeşit düzenlemeye ihtiyaç var. Netanyahu’nun böyle bir planı yok. Netanyahu siyasi olarak pozisyonunu koruyabilmek için savaşı uzatmak istiyor.”
Eleştirilerinin iktidardaki birlik hükümetine mi yoksa sadece Netanyahu’ya yönelik mi olduğu yönündeki soru üzerine Prior, “Hükümetin başında Netanyahu var. Bakanları o seçiyor. Dolayısıyla benim eleştirilerim hem Netanyahu’ya hem de tüm hükümete yönelik” ifadelerini kullandı.

Prior, Netanyahu’nun yıllardır aleyhindeki protestolara rağmen iktidarda kalmayı başardığının hatırlatılması üzerine, bu sefer durumun farklı olduğunu ifade ederek şunları kaydetti:
“(Hamas’ın İsrail’e karşı eylem düzenlediği) 7 Ekim’de yaşananlar korkunçtu (ve bu Netanyahu’nun başbakanlığı zamanında oldu). Halkın buna tepkisiz kalacağını sanmıyorum. Şu an (hükümet karşıtı gösteriler) şiddet içermiyor ve çok yaygın değil çünkü savaş devam ederken insanlar protesto yapmak istemiyor. Savaş halinde olan askerler protesto düzenleyemez. Ancak önümüzdeki haftalarda ve aylarda milyonlarca insanın protesto düzenlediğine şahit olacaksınız.”

“HALKIN PARASINI ÇALDI”
Protestoya katılan Anna Goldman isimli diğer bir İsrailli de Netanyahu’yu, “İsrail’in güvenliğini sağlayamamak ve (halkın) parasını çalmakla” suçladı.
Gazze Şeridi’ne saldırılar başlamadan önce de Netanyahu’ya yönelik eleştirileri olduğunu dile getiren Anna, “(Katar’ın Gazze Şeridi’ne yaptığı yardımlar) Netanyahu, Katar’dan aldığı milyonlarca doları Hamas’a verdi” dedi.
Anna, “Netanyahu, koltuğunu koruyabilmek için savaşı uzatıyor ve İsrail’in güvenliğini sağlayamıyor” ifadelerini kullandı.
Gazze’deki İsrailli esirlerin bir kısmının yapılan müzakereler sonucunda bırakıldığını hatırlatan Anna, diğer esirlerin de serbest bırakılması için “Hamas dahil tüm taraflarla” müzakere yapılması gerektiğini söyledi.

SAVAŞ KARŞITLARI DA DESTEK VERDİ
Netanyahu karşıtı gösteriye Gazze’ye yönelik saldırılara karşı çıkan bir grup da destek verdi.
Savaş karşıtı bu göstericilerden Cindy Anna, İsrail’in Gazze’de katliam yaptığı yönündeki eleştirilere katıldığını söyledi.
Anna, “Bu sorunun (İsrail-Filistin meselesi) askeri bir çözümü yok. Hamas 7 Ekim’de katliam yaptı. Savaş (Gazze’deki İsrailli) esirleri geri getiremez. Müzakere ederek barışa ulaşmalıyız” dedi.
Savaş karşıtı yaklaşık üç yüz kişilik grup daha sonra buradan ayrılarak başka bir noktada eylemlerine devam etti.
]]>Alman Haber Ajansının (DPA) haberine göre, dün gece Schlüttsiel’deki feribot iskelesini bloke eden çiftçiler Habeck’in feribottan ayrılmasına izin vermedi.
Feribottan ayrılamayan ve bireysel çiftçilerle görüşme teklifi kabul edilmeyen Habeck, Hallig Hooge’ye geri dönmek zorunda kalırken, polis çiftçileri sakinleştirmeye çalıştı.
Ekonomi ve İklimi Koruma Bakanlığından yapılan açıklama da ise Habeck’in çiftçilerle konuşmaktan mutluluk duyacağını belirterek “Ne yazık ki güvenlik durumu tüm çiftçilerle görüşmeye izin vermedi. Bakan Habeck’in bireysel çiftçilerle görüşme teklifi maalesef kabul edilmedi.” denildi.
Aralık ayından beri Alman koalisyon hükümetinin tarımsal dizel sübvansiyonunun kaldırılmasını ve planlanan araç vergisi muafiyetini “traktörleriyle” protesto eden çiftçiler, istekleri karşılanmazsa ocak ayından itibaren “büyük protestolara” başlayacaklarını belirtmişti.
HÜKÜMET ÇİFTÇİLERİ ELEŞTİRDİ
Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti’nin oluşturduğu hükümet ve politikacılar çiftçilerin Habeck’in feribottan ayrılmasına izin vermemesini eleştirdi.
Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Habeck’in iskeleye varışının engellenmesini utanç verici olarak nitelendirdi.
Hebestreit, “Federal Bakan Habeck’in bugün bir feribot iskelesine varışının engellenmesi utanç vericidir ve demokratik bir arada yaşama kurallarını ihlal etmektedir. Protesto kültürünü anlayışla karşılayan hiç kimse, siyasi ahlakın böylesine acımasızca çiğnenmesini umursamamalıdır.” İfadelerini kullandı.
Yeşiller Partisi’nin Federal Meclis Grubu yöneticilerinden Britta Haßelmann ise “yaşananların şok edici” olduğunu belirterek, “Bunun demokratik ortamda barışçıl protesto ile hiçbir ilgisi yoktur. Bu tür eylemler hiçbir şekilde haklı gösterilemez. Çiftçiler Birliği’nin bu saldırıları şiddetle kınamasını ve bu tür eylemlerle arasına mesafe koymasını bekliyorum.” dedi.
Adalet Bakanı Marco Buschmann (FDP) insanlara ya da mallara yönelik şiddetin siyasi bir tartışmada yeri olmadığını vurgulayarak, “Bu durum, barışçıl bir şekilde gösteri yapan pek çok çiftçinin kaygılarına gölge düşürmektedir.” ifadesini kullandı.
Yeşiller partisinden Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock ise demokrasinin hararetli tartışmalarla gelişeceğine işaret ederek, “Kelimelerin yerini laf kalabalığının ve tartışmaların yerini şiddetin aldığı yerde, demokratik bir sınır aşılmış demektir.” değerlendirmesinde bulundu.
Tarım Bakanı Cem Özdemir ise sosyal medya platformu X’da toplumun geniş kesimlerinin birbirlerine medeni bir şekilde davranması gerektiğini vurgulayarak, “Konu ister iklim aktivistleri isterse feribot limanındaki çiftçiler olsun, ben her zaman aynı kıstası uyguluyorum: şiddet ve zorlama alçakçadır ve aynı zamanda amaca zarar verir.” ifadelerini kullandı.
HÜKÜMET ÇİFTÇİLERİN PROTESTOSUNA YANIT VERDİ
Perşembe günü Alman hükümeti, çiftçilerin tarımsal sübvansiyonların azaltılmasına yönelik kitlesel protestolarına yanıt vererek, tarım araçları için vergi muafiyetinin kaldırılmasından vazgeçileceğini açıkladı.
Ancak Alman Çiftçiler Birliği hükümetin bu önlemlerini yetersiz bularak, protestoslara devam edeceklerini açıkladı.
Alman Çiftçiler Birliği, istekleri karşılanmazsa, 8 Ocak Pazartesi günü “ülkenin şimdiye kadar görmediği kadar büyük” bir protesto başlatacaklarını duyurmuştu.
ALMAN ÇİFTÇİLER NEDEN PROTESTO EDİYOR?
Almanya Anayasa Mahkemesi, kasımda koalisyon hükümetinin, Kovid-19 salgını döneminden kalma 60 milyar avroluk kullanılmamış krediyi bir iklim fonuna aktarma kararının anayasaya aykırı olduğuna karar vermesinin ardından Alman hükümeti 2024 bütçesinde tasarrufa gitmek zorunda kalmıştı.
Mahkeme kararının ardından hükümetin borç frenini art arda beşinci yıl için askıya alması ya da tasarruf ve vergi artışları için yaklaşık 17 milyar avro bulması gerekiyordu.
Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller Partisi ve Hür Demokrat Parti’nin oluşturduğu hükümet, gelecek yılın bütçesinde açığı kapatmak için, geçen hafta karbon vergisini öngörülenin üzerinde artırdı. Karbon vergisi (CO2 fiyatı) ton başına 30 avrodan 40 avro yükseltildi. Bunun da ülkede benzin ve dizel litre fiyatlarını sırasıyla 4,3 cent ve 4,7 cent artırması bekleniyor.
Alman hükümeti, bütçe kesintilerinin bir parçası olarak çiftçiler için vergi muafiyetlerini kaldırmayı ve tarımsal dizel sübvansiyonu da sonlandırmayı planlıyordu.
Hükümetin planına göre, Alman çiftçiler artık tarımda kullandıkları mazot için vergi indirimi almayacak ve tarım araçları için vergiden muaf tutulmayacak.
Alman hükümeti bu önlemlerin iklimin korunmasına yardımcı olacağını savunuyor.
Bu arada, Hollanda ve Fransa gibi diğer Avrupa ülkelerinde de çiftçiler tarafından benzer protestolar düzenlenmesi dikkati çekiyor.
]]>