İsrail, Gazze’deki masumları öldürmeye devam ederken bir yandan da rotasını Lübnan’a çevirdi.
Orta Doğu adeta ateş çemberine döndü.
Saldırılarını durdurmayan İsrail, dün Beyrut’ta 3 farklı noktaya hava saldırısı düzenledi.
İsrail ordusu saldırıdan sonra yaptığı açıklamada, Beyrut’ta “nokta atışı” bir saldırı düzenlendiğinin altını çizdi.
Hedef alınan noktanın Başura bölgesindeki Hizbullah’a ait sağlık merkezi olduğu belirtildi.
Gece gerçekleştirilen bu saldırıda 7 kişi öldü, 11 kişi yaralandı.
LÜBNAN’DA DA ÇOCUKLAR ÖLÜYOR
Hizbullah’ın kalesi olarak bilinen Dahiye’de de şiddetli patlama sesleri duyuldu.
İsrail ordusu bugün ise Lübnan’ın güneyindeki Bint Cubeyl belediye binasını vurduklarını, saldırıda en az 15 Hizbullah üyesinin öldüğünü açıkladı.
Hizbullah’tan saldırıya ilişkin henüz bir açıklama gelmedi.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarında 127’si çocuk olmak üzere bin 974 kişinin öldüğünü açıkladı.

İSRAİL BİR KEZ DAHA “TAHLİYE” DEDİ
İsrail ordusu, Lübnan’ın güneyindeki 25 kasabada yaşayanlar için yeni tahliye uyarısı yayınladı.
Lübnan haber ajansı, İsrail’in ilerleyen saatlerde Beyrut’un güneyindeki Jamous, Kafa’at ve Chyah mahallelerini de vurduğunu aktardı.
İsrail’in bugün Lübnan’ın güneyinde Nebatiye kentinin Ernun beldesine düzenlediği hava saldırısında iki kişinin öldüğü bildirildi.
Öte yandan Hizbullah, İsrail’in kuzeyindeki Sa’sa yerleşimine İsrail güçlerini hedef alan roket saldırısı düzenlediğini açıkladı.

İLK KEZ İSRAİL’E ATEŞ AÇILDI
İsrail ordusu dün ise Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyinde, Hizbullah’ın kalesi olarak nitelendirilen Dahiye bölgesindeki birçok mahalleye 12 hava saldırısı gerçekleştirdi.
Saldırılarda Dahiye’nin Hreyk, Eş-Şeyyah, Hades Beyrut, Şuveyfat, El-Amrusiye, Er-Ruveys ve El-Camus mahalleleri hedef alındı.
Lübnan ordusu, ülkenin güneyindeki hava saldırılarında bir Lübnan askerinin yaralandığını açıkladı. Askerin, Lübnan ordusuna bağlı bir birliğin güneydeki Kawkaba kasabasının girişinde yol açma çalışmaları sırasında yaralandığı belirtildi.
Lübnan ordusu daha sonraki açıklamasında, bir askerin öldürülmesinin ardından ilk kez İsrail’e ateş açıldığını duyurdu. İsrail saldırılarında şimdiye kadar üç Lübnan askeri öldü.
Öte yandan İsrail ordusu, sekiz askerinin Lübnan’daki çatışmalarda öldürüldüğünü duyurdu.

YÜZLERCE KİŞİ YERİNDEN EDİLDİ
Hizbullah’la 8 Ekim 2023’ten beri çatışmalara devam eden İsrail ordusu, 23 Eylül’de Lübnan’ın güney kentlerinin yanı sıra Bekaa ve Baalbek bölgelerine yüzlerce hava saldırısı düzenledi.
Lübnan makamlarına göre, Hizbullah’ın kullandığı iletişim cihazlarının patlatıldığı 17 Eylül’den beri 104’ü çocuk ve 194’ü kadın olmak üzere toplam bin 328 kişi hayatını kaybetti.
İsrail ordusunun 27 Eylül’de Beyrut’a düzenlediği hava saldırılarında ise Hizbullah lideri Hasan Nasrallah öldürüldü.
İsrail bombardımanı nedeniyle ülke içerisinde yüz binlerce kişi yerinden edildi.
Ülkenin güney kesimlerinden başkent Beyrut ve kuzeye göç dalgası devam ederken, 100 binden fazla kişinin de Suriye’ye geçtiği belirtiliyor.


Adile Topçu
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İddiaya göre, kimliği belirsiz kişi veya kişiler tarafından sabah saatlerinde bir galeriye silahlı saldırı düzenlendi. Saldırının ardından şahıslar geldikleri siyah renkte araçlarıyla olay yerinden kaçtı.

Çevredeki vatandaşlar tarafından polis ekiplerine haber verilmesi üzerine, olay yerine çok sayıda polis ve olay yeri inceleme ekipleri sevk edildi. Olayda ölen veya yaralanan olmazken, mermilerin isabet ettiği dükkanda maddi hasar meydana geldi.


Olayı gerçekleştiren şahısların galeri önüne araçla gelmeleri ve silah seslerini duyan vatandaşların kaçışmaları bir işyerinin güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Polis ekipleri silahlı saldırı olayını gerçekleştiren şahısları yakalamak için çalışmalarını sürdürüyor.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İngiltere’nin en yoğun tren istasyonlarında ücretsiz wi-fi hizmetini kullanmaya çalışan yolcular, hayatlarının şokunu yaşadı.
Yolcular, telefonlarının ekranlarında İslam karşıtı bir mesaj ile karşılaştı.
19 TREN İSTASYONUNA SİBER SALDIRI
Saldırı, Manchester Piccadilly, Birmingham New Street, Edinburgh Waverley ve Londra’daki 10 istasyonun da aralarında bulunduğu toplam 19 tren istasyonunda meydana geldi.
TERÖR SALDIRILARINA ATIFTA BULUNULDU
Yolcular, wi-fi’ye bağlanmaya çalıştıklarında “Seni seviyoruz Avrupa” başlıklı bir sayfada, terör saldırılarına atıfta bulunan içeriklerle karşılaştı.
Etki altında kalan istasyonlar arasında Londra Bridge, Paddington, King’s Cross, Waterloo ve Liverpool Lime Street gibi büyük istasyonlar yer alıyor.

TEKNOLOJİ ŞİRKETİNDE ÇALIŞAN BİR KİŞİ TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLDİ
Siber saldırı olayının ardından başlatılan soruşturma kapsamında harekete geçen İngiliz Ulaştırma Polisi, saldırıyla bağlantılı bir kişiyi gözaltına aldı.
Independent’te yer alan haberde; saldırının, Network Rail’e wifi hizmeti sağlayan Global Reach Technology şirketinde çalışan bir kişi tarafından gerçekleştirildiği belirtildi.
GÖZALTINA ALINDI
Tespit edilen şüpheli, Bilgisayarı Kötüye Kullanım Yasası 1990 ve Kötü Niyetli İletişim Yasası 1988 kapsamındaki suçlamalarla gözaltına alındı.
Öte yandan yetkililer, saldırıda kişisel verilerin etkilenmediğini duyurdu.
Öznur Kaya
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İsrail’in siber saldırısı sonucu Lübnan’da Hizbullah’ın da iletişim için kullandığı çağrı cihazlarında patlamalar meydana geldi.
Lübnan resmi ajansı NNA’ya göre, İsrail’in “pager” isimli çağrı cihazlarına sızması sonucu yüzlerce Lübnanlı yaralandı.
NNA’dan yapılan açıklamada, “Beyrut’un güney banliyöleri ile Lübnan’ın birçok bölgesinde benzeri görülmemiş düşmanca bir güvenlik olayı yaşandı. Yüksek teknoloji kullanılarak taşınabilir pager sistemleri patlatıldı ve çok sayıda yaralı olduğu, yaralıların hastanelere nakledildiği bildirildi.” ifadeleri kullanıldı.
İSRAİL ÇAĞRI CİHAZLARINI PATLATTI
Lübnan’da bazı çağrı cihazlarının, sahiplerinin üzerindeyken patladığı anlar sosyal medyaya yansıdı.
Görüntülerde, taşınabilir cihazların sinyal vermesiyle sahipleri tarafından ellerine alındığı ve bu esnada infilak ettiği fark ediliyor.
8 ÖLÜ, 2 BİN 800 YARALI VAR
Lübnan Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada 8 kişinin hayatını kaybettiği, 2 bin 800 kişinin ise yaralandığı duyuruldu.
Yaralanan kişilerin çoğunun Hizbullah mensubu olduğu kaydedildi.

SAĞLIKÇILARA ACİL KODLU ÇAĞRI YAPILDI
Öte yandan Lübnan Sağlık Bakanı Firas el-Ebyad, “Ülkenin farklı bölgelerinde çağrı cihazlarının patlaması sonucu yüzlerce kişi yaralandı.” dedi.
Lübnan Sağlık Bakanlığı, acil servislere gelen yüksek sayıda yaralılarla ilgilenmek için tüm sağlık çalışanlarına görev yaptıkları sağlık merkezine gitmeleri talimatı verdi.
Lübnanlılardan kan bağışı yapmalarını talep eden Sağlık Bakanlığı, yollarda ambulanslara öncelik verilmesi çağrısı yaptı.

LÜBNAN SOKAKLARINDA KAOS…
Sağlık Bakanlığı, personelinden ve vatandaşlardan çağrı cihazları kullanmamasını istedi.
Başkent Beyrut sokaklarında onlarca ambulansın hareketliliği gözlemlenirken Lübnan askerleri de kentteki kaos ve trafikteki yoğunluğu ortadan kaldırmak için caddelerde konuşlandı.

HİZBULLAH: EN BÜYÜK GÜVENLİK İHLALİ
Reuters’a konuşan bir güvenlik kaynağı ise, Hizbullah’ın yüzlerce üyesinin, haberleşmek için kullandıkları çağrı cihazlarının patlaması sonucu ağır yaralandığını söyledi.
Hizbullah yetkilisi, çağrı cihazlarının patlatılmasının İsrail ile yaklaşık bir yıldır süren savaşta örgütün maruz kaldığı “en büyük güvenlik ihlali” olduğunu söyledi.



Kaynak: Anadolu Ajansı (AA)Can Badak
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“Filistin halkının, 40 binden fazla şehit ve kayıp, 70 binden fazla yaralıyla sonuçlanan bir imha, yerinden etme, açlık, tutuklama ve kitlesel katliam savaşına maruz kaldığını” belirten Dekran, erkek ve kadın hemşirelerin, Filistin halkının ayrılmaz bir parçası olduğunu, yaralılar ve hastaların hayatlarını kurtarmak için ulusal ve insani görevlerini yerine getirdiklerini ifade etti.
İsrail’in sağlık çalışanlarından 500’ünü öldürdüğünü, 1500’ünü yaraladığını, 312’sini ise alıkoyduğunu aktaran Dekran, İsrail’in, 7 Ekim’den bu yana 33 hastaneyi, 53 sağlık merkezini, 133 ambulansı imha ettiğini dile getirdi.
Dekran, uluslararası topluma ve dünyanın özgür insanlarına, sağlık çalışanları ve sağlık kurumlarını koruma, sınır kapılarının açılması için baskı yapma ve tıbbi yardım gönderilmesi çağrısında bulundu.
“NEKBE’DEN BU YANA 134 BİNDEN FAZLA KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ”
Filistin Merkezi İstatistik Kurumu, 15 Mayıs 1948’in 76’ıncı yıl dönümü münasebetiyle, Filistin’de yaşanan ölüm, gözaltı, yerleşim birimleri inşaatları ve toprak gasplarıyla ilgili istatistiki bilgilerin yer aldığı bir rapor yayımladı.
Buna göre, 1948’den bu yana (Filistin içinde ve dışında) yaklaşık 134 bin Filistinli ve Arap öldürüldü. Sadece 7 Ekim’den bu yana Gazze’de en az 14 bin 944’ü çocuk, 9 bin 849’u kadın olmak üzere 35 bin 34 Filistinli öldürüldü, çoğu kadın ve çocuk yaklaşık 7 bin kişinin cesedine ulaşılamadı. Batı Şeria’da ise 7 Ekim’den bu yana 492 Filistinli, İsrail askerleri ile Yahudi yerleşimcilerin saldırıları sonucu hayatını kaybetti.
Filistin Kurtuluş Örgütüne bağlı Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyetinin verilerine yer verilen rapora göre, 1967’den bu yana yaklaşık 1 milyon kişi gözaltına alındı.
Sadece 7 Ekim’den bu yana Batı Şeria’da gözaltına alınanların sayısı 8 bin 520’ye ulaştı, bunlardan bazıları serbest kalırken bazıları tutuklandı. Nisan ayı sonu itibarıyla İsrail hapishanelerinde bulunan tutuklu sayısı 3 bin 600’ü “idari tutuklu” olmak üzere 9 bin 400’e ulaştı.
BATI ŞERİA VE GAZZE’DEKİ SALDIRILAR
Rapora göre, 2022 sonu itibarıyla Batı Şeria’daki İsrail askeri noktaları ile yerleşim bölgelerinin sayısı 483’e ulaştı. Batı Şeria’daki yerleşimci sayısı ise yine 2022 sonu itibarıyla çoğu Kudüs’te olmak üzere 745 bin 467’ye yükseldi. 2023 yılında ise yerleşim birimleri inşaatında büyük bir artış gözlendi. İsrail makamları, Kudüs de dahil olmak üzere Batı Şeria’da, 18 bini aşkın yerleşim biriminin inşaat planına onay verdi.
İsrail makamları, Batı Şeria’da 2022’de 26 bin dönümlük Filistin toprağına el koyarken, bu rakam 2023’te 50 bin 526 dönüme yükseldi.
İsrail’in, 7 Ekim 2023’ten bu yana düzenlediği saldırılarda Gazze’de 104’ü Birleşmiş Milletlere (BM) ait olmak üzere toplamda 89 bin bina tamamen yıkıldı ya da büyük zarar gördü. Alt yapı, yollar, elektrik ve su şebekeleri ile tarım arazilerinin de zarar gördüğü Gazze’de savaşın maliyetinin 30 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.
İsrail, Batı Şeria’da ise 2023’te 659 bina ve tesisi kısmen ya da tamamen yıktı. Ruhsatsız oldukları gerekçesiyle 1333 Filistin tesisine de yıkım emri çıkardı.
Yahudi yerleşimciler ve İsrail güçleri, 2023’te Filistinlilere ve mülklerine yönelik 12 bin 161 saldırı gerçekleştirdi. Bunlardan 3 bin 808’i mülklere ve dini mekanlara, 707’si arazilere ve doğal kaynaklara, 7 bin 646’sı ise bireylere yönelik gerçekleşti. Bu saldırılarda 18 bin 964’ü zeytin ağacı olmak üzere yaklaşık 21 bin 700 ağaca zarar verildi ya da yerinden söküldü.
]]>Açıklamada, İsrail ordusunun “7 Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’nde 3 bin 70 katliam gerçekleştirdiği” bildirildi.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 14 bin 944 çocuk ve 9 bin 849 kadının hayatını kaybettiği belirtilen açıklamada, 10 bin kişinin enkaz altında veya kayıp olduğu, hastanelere ulaşan ölü sayısının 34 bin 622, yaralı sayısının da 77 bin 867 olduğu kaydedildi.
Açıklamada ayrıca Gazze’de İsrail saldırılarına maruz kalanların yüzde 72’sinin kadın ve çocuk olduğu vurgulandı.
75 BİN TONDAN FAZLA PATLAYICIYLA SALDIRI DÜZENLENDİ
İsrail’in halkı zorla aç ve susuz bıraktığı, yardımların girişini engelleyerek insani felakete neden olduğu Gazze’de 30 çocuğun yetersiz beslenme ve sıvı kaybı nedeniyle hayatını kaybettiği hatırlatıldı.
İsrail ordusunun 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye 75 bin tondan fazla patlayıcıyla saldırı düzenlediği aktarılan açıklamada, sağlık sektörünü de hedef alan İsrail saldırılarında Gazze’de 492 sağlık çalışanı ve 68 sivil savunma görevlisinin yaşamını yitirdiği ifade edildi.
İsrail askerlerinin baskın yaptığı hastanelerde bulunan 6 toplu mezardan 471 Filistinlinin cenazesinin çıkarıldığı belirtildi.
Saldırılar nedeniyle Gazze’de 17 bin çocuğun ebeveynlerinden biri veya her ikisinden yoksun şekilde yaşadığı vurgulandı.
Hayati tehlikesi bulunan ve yurt dışında tedavi edilmesi gereken yaralı sayısının 11 bin olduğu, yetersiz sağlık hizmeti nedeniyle 10 bin kanser hastasının ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu aktarıldı.
2 MİLYON KİŞİ YERİNDEN EDİLDİ
Yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı kalabalık barınma merkezlerindeki gayriinsani duruma işaret edilen açıklamada, yerinden edilme sonucu 1 milyon 95 bin bulaşıcı hastalık ve 20 binden fazla “Hepatit A” vakasının tespit edildiği bilgisi verildi.
Gazze’de sağlık bakımı verilemediği için 60 bin hamile kadının, ilaç eksikliği nedeniyle de kronik hastalığı bulunan 350 bin kişinin hayati tehlikesinin olduğu kaydedildi.
Açıklamada, İsrail ordusunun saldırılarını başlatmasından bu yana Gazze’de 5 binden fazla Filistinliyi gözaltına aldığı belirtildi.
İsrail askerlerinin 310 sağlık çalışanı ve 20 gazeteciyi alıkoyduğu, 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde 2 milyon kişinin yerinden edildiği vurgulandı.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 86 bin konutun tamamen yıkıldığı, toplamda ise 294 bin konutun zarar görerek oturulamaz durumda olduğu bilgisi paylaşıldı.
İSRAİL’İN VERDİĞİ ZARAR 33 MİLYAR DOLAR
İsrail ordusunun, 184 hükümet tesisi ile 103 okul ve üniversiteyi yerle bir ettiği, 311 okul ve üniversitenin ise kısmen zarar gördüğü kaydedildi.
İsrail ordusunun Gazze’de 243’ünü tümüyle yıktığı 321 camiye zarar verdiği ve 3 kiliseyi hedef alarak yıkımına neden olduğu aktarıldı.
Gazze’de İsrail’in 160 sağlık kuruluşunu hedef aldığı, 53 sağlık merkezi ile 32 hastaneyi hizmet dışı bıraktığı, 126 ambulansı da kullanılamaz hale getirdiği belirtildi.
İsrail’in Filistin’in kültürel mirasını da hedef aldığı, Gazze’de 206 tarihi ve kültürel varlığı yıktığı ifade edildi.
Gazze Şeridi’nde İsrail’in saldırılarıyla doğrudan verdiği zararın 33 milyar dolar olduğu belirtildi.
]]>Açıklamada, Halevi’nin, İsrail Güney Bölgesi Komutanı Tümgeneral Yaron Finkelman ve bazı komutanlarla yaptığı görüşmelerin ardından Gazze Şeridi’ndeki savaşı sürdürme planlarını onayladığı aktarıldı.
İsrail’in “Walla” internet sitesindeki habere göre, Genelkurmay Başkanı’nın görüşmeler sırasında Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ı işgal etme yönündeki operasyonel planları onayladığı aktarıldı.
İsrail’in aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de bugün yaptığı açıklamada, Binyamin Netanyahu başbakanlığındaki hükümetin Refah’ı işgal etmediği müddetçe var olma hakkının bulunmadığını söylemişti.
HAMAS YARIN AÇIKLAMA YAPACAK
“Al Qahera News”in haberine göre, Halil el-Hayye başkanlığındaki Hamas heyeti, hareketin Gazze’deki ateşkes önerisine ilişkin yanıtını iletmek üzere pazartesi günü Kahire’ye gelecek.
AA muhabirine konuşan isminin açıklanmasını istemeyen Filistinli bir kaynak da Hayye başkanlığındaki Hamas heyetinin Gazze’deki ateşkes önerisine ilişkin yanıtını iletmek üzere yarın Mısır’a geleceğini doğruladı.
Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas, dün, İsrail’in, 13 Nisan’da arabulucu Mısır ve Katar’a ilettiği esir değişimi ve ateşkes anlaşmasına dair tutumuna ilişkin resmi yanıtını aldığını duyurmuştu.
Hamas Siyasi Büro Üyesi Halil el-Hayye, 24 Nisan’da yaptığı açıklamada, İsrail ile dolaylı müzakerelerde esnek bir tutum sergilediklerini ancak Tel Aviv yönetiminin Gazze’ye yönelik savaşı bitirmeyi reddederek süreci uzattığını söylemişti.
İstihbarat Şefi Abbas Kamil’in başkanlığındaki Mısır heyeti de İsrail ile Hamas arasında esir takası müzakerelerini görüşmek için dün İsrail’e gitmişti.
İsrail hükümetinin, Hamas ile esir takası müzakerelerine “son bir şans vermeye hazır olduğunu” ancak müzakerelerde ilerleme kaydedilmezse Refah’a kara saldırısı başlatacağı mesajını Mısır tarafına ilettiği bildirilmişti.
REFAH NEDEN ÖNEMLİ?
Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah şehri, İsrail saldırılarından önce yaklaşık 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail’in 7 Ekim’deki saldırıları nedeniyle 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden oldu.
Yerinden edilen Filistinlilerin büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 4 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Yeterli konut olmaması nedeniyle Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak bir yerinin kalmayacağından endişe ediliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 9 Şubat’ta İsrail ordusu ve güvenlik teşkilatına “Refah’a saldırı planı hazırlanması” talimatını vermişti.
MERON HAVA ÜSSÜNE SALDIRI
İbranice yayın yapan Kanal 7 televizyonuna göre, dün gece Lübnan’ın güneyinden İsrail’in kuzeyine yoğun füze saldırısı yapıldı.
Saldırı sonucu yaralanan bir askerin Zeif Safad Hastanesi’ne kaldırıldığı ve tedavinin ardından taburcu edildiği belirtildi.
İsrail’in kuzeyindeki Yukarı Celil bölgesinde bulunan Bar Yohai yerleşim birimi ve Meron Hava Üssü güzergahında Lübnan topraklarından 26 füzenin geçiş yaptığı ve sınırı geçen bazı füzelerin imha edildiği bazılarının da boş alana düştüğü belirtildi.
Televizyon kanalı, saldırının ardından İsrail Hava Kuvvetlerinin karşılık olarak, Lübnan’ın güney sınırındaki Maron Ras beldesinde bulunan Hizbullah hedeflerini vurduğunu ayrıca, Tayr Harfa ve Yarin beldelerindeki Hizbullah’ın askeri altyapısını tahrip ettiğini kaydetti.
Öte yandan Lübnan resmi haber ajansı NNA, İsrail saldırısını doğrularken, savaş uçaklarının gece yarısı öncesinde Tayr Harfa ve Dahira beldelerinin çevresine düzenlediği saldırılarda evlere ve tarım alanlarına büyük zarar verdiğini duyurdu.
Lübnan’daki İran destekli Hizbullah’tan yapılan açıklamada ise, sınır hattı üzerinde yer alan Meron yerleşim birimi ve çevresinin onlarca katyuşa füzesiyle hedef alındığı ifade edilmişti.
Son verilere göre, İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten beri devam eden çatışmalarda 287 Hizbullah mensubu, 56 Lübnanlı sivil, 18 Emel Hareketi, 13 Hamas, 12 İslami Cihad mensubu ile 7 İsrailli sivil ve 12 asker öldü.
]]>
Filistin’e yönelik saldırılar yüzünden İsrail’e cephe alan ve seçimden sonra İsrail ile ticarete sınır getirme kararı alan Ankara henüz uluslararası kamuoyunu endişelendiren olay hakkında bir açıklama yapmadı.
İŞTE İRAN’IN İSRAİL’E SALDIRISINA TEPKİLER
ABD
ABD Başkanı Joe Biden, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını en güçlü şekilde kınadığını belirterek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya “ülkeye desteklerinin tam olduğu” mesajını ilettiğini ve İran’a ortak diplomatik tepki verilmesi için G-7 liderlerini toplayacağını bildirdi.
Biden, yaptığı yazılı açıklamada, “İran ile onun Yemen, Suriye ve Irak’taki bağlantılı örgütleri, bugün İsrail’deki askeri tesislere yönelik benzeri görülmemiş bir hava saldırısı düzenledi. Bu saldırıları en güçlü şekilde kınıyorum” ifadelerini kullandı.
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu Başkanı Dennis Francis, İran’ın İsrail’e hava saldırısıyla ilgili, tüm taraflara itidal çağrısı yaptı ve olayların bölgesel bir savaşa dönüşmemesi uyarısında bulundu.
Francis, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısına ilişkin yazılı açıklamasında, Orta Doğu’da zaten hassas olan durumun, son olaylarla daha da kırılgan hale geldiğini belirtti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını kınadı, bölgede saldırganlığın derhal son bulması ve tüm taraflara sükunet çağrısında bulundu.
Guterres, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarıyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti’nin İsrail’e yönelik kapsamlı saldırısıyla ortaya çıkan ciddi gerilimi şiddetle kınıyorum. Bu düşmanlıkların derhal son bulması çağrısında bulunuyorum” değerlendirmesinde bulundu.
AVRUPA BİRLİĞİ
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB’nin, İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını şiddetle kınadığını bildirdi.
Borrell, sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, “AB, İran’ın İsrail’e kabul edilemez saldırısını şiddetle kınıyor. Bu benzeri görülmemiş bir gerilim, bölgesel güvenliğe yönelik ciddi bir tehdittir” değerlendirmesinde bulundu.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de “İran’ın İsrail’e yönelik bariz ve haksız saldırısını şiddetle kınıyorum. İran ve vekillerine de bu saldırılara derhal son vermesi çağrısında bulunuyorum. Artık tüm aktörlerin gerilimi daha da artırmaktan kaçınması ve bölgede istikrarın yeniden sağlanması için çalışması gerekiyor” mesajını paylaştı.
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola da mesajında, saldırıların Orta Doğu’da daha fazla kaosu tetikleme riski taşıdığına dikkati çekerek, “AB, saldırıyı mümkün olan en güçlü şekilde kınıyor ve gerilimi azaltmak, durumun daha fazla kan dökülmesine dönüşmesini durdurmak için çalışmaya devam edecek” ifadesine yer verdi.
İNGİLTERE
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, İran’ın İsrail’e hava saldırısını şiddetle kınadıklarını belirterek, “Müttefiklerimizle durumu istikrara kavuşturmak ve gerilimin daha da tırmanmasını önlemek için acilen çalışıyoruz” ifadesini kullandı.
Sunak, X hesabından yaptığı paylaşımda, “İran rejiminin İsrail’e yönelik pervasız saldırısını en güçlü ifadelerle kınıyorum. İran bir kez daha kendi arka bahçesinde kaos tohumları ekmeye niyetli olduğunu göstermiştir” değerlendirmesinde bulundu.
FRANSA
Fransa Dışişleri Bakanı Stephane Sejourne, İran’ın İsrail’e hava saldırısını sert şekilde kınadıklarını bildirdi.
Sejourne, X hesabından yaptığı açıklamada, “Fransa, İran’ın İsrail’e karşı başlattığı saldırıyı en sert şekilde kınıyor” ifadesini kullandı.
İran’ın attığı bu eşi benzeri görülmemiş adımla istikrarsızlaştırma eylemlerinde yeni bir eşiği aştığını belirten Sejourne, İran’ın bölgede askeri gerilimin artması riskini göze aldığını aktardı.
RUSYA
Rusya, İran’ın İsrail’e saldırısından dolayı çok endişe duyulduğunu açıklarken taraflara itidal çağrısında bulunuldu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı İran saldırılarıyla ilgili yaptığı açıklamada “Bölgede bir başka tehlikeli tırmanıştan duyduğumuz büyük endişeyi ifade ediyoruz. İlgili tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz” ifadesi kullanıldı.
Rusya, İsrail’in Moskova’nın kınadığı Şam’daki İran konsolosluğunu vurmasının ardından Tahran’ın saldırının meşru müdafaa hakkı çerçevesinde yapıldığını söylediğini kaydetti.
ALMANYA
Almanya Başbakanı Olaf Scholz, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını şiddetle kınadı.
Alman Hükümet Sözcüsü Steffen Hebestreit, yaptığı yazılı açıklamada, “Şansölye Olaf Scholz, Tahran’daki rejimin bu gece İsrail topraklarına başlattığı ağır hava saldırılarını şiddetle kınadı. Bu sorumsuz ve hiçbir şekilde haklı çıkarılmayacak saldırıyla İran bölgede geniş kapsamlı yangını riske ediyor” ifadelerini kullandı.
İTALYA
İtalya Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Antonio Tajani, İran’ın İsrail’e insansız hava araçlarıyla (İHA) başlattığı kapsamlı saldırının ardından Orta Doğu’daki gelişmeleri dikkat ve endişeyle izlediklerini bildirdi.
MALTA
Malta Dışişleri, Avrupa İşleri ve Ticaret Bakanı Ian Borg, İran’ın İsrail’e İHA’larla saldırı başlatmasından derin endişe duyduklarını ve tüm tarafları itidalli olmaya çağırdıklarını belirtti.
BELÇİKA VE HOLLANDA
AB Dönem Başkanı Belçika’nın Dışişleri Bakanı Hadja Lahbib de saldırıyı kınadıklarını ifade ederek, “Bu büyük bir gerilimdir ve bölgesel istikrara yönelik bir tehlikedir. Bu saldırı halkı tehlikeye atıyor ve bizi barıştan daha da uzaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Hollanda hükümeti, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırılarını şiddetle kınadıklarını bildirdi.
Hollanda’da geçici hükümetin Başbakanı Mark Rutte, sosyal medya hesabından, Orta Doğu’daki durumun çok endişe verici olduğunu belirterek, “Bugün erken saatlerde Hollanda ve diğer ülkeler, İran’a İsrail’e saldırmaktan vazgeçmesi yönünde net bir mesaj gönderdi” paylaşımında bulundu.
AVUSTURYA VE ÇEKYA
Avusturya ve Çekya yönetimi, İran’ın İsrail’e İHA’larla düzenlediği saldırıyı kınadı.
Avusturya Başbakanı Karl Nehammer, sosyal medya hesabı X’ten yaptığı açıklamada, “İran’ın İsrail’e yönelik saldırılarını en sert şekilde kınıyorum” ifadesini kullandı.
Çekya Başbakanı Petr Fiala, X’ten yaptığı paylaşımda, kararlı bir şekilde destekledikleri İsrail’in, kendini savunma hakkının bulunduğunu kaydetti.
Çekya Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada da İran’a tepki gösterilerek, “İsrail’e saldırmaya karar veren İran ve yandaşlarının istikrarı bozucu davranışlarını sert bir şekilde kınıyor, İsrail’in meşru müdafaa hakkını yineliyoruz” ifadesi kullanıldı.
NORVEÇ VE DANİMARKA
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide de İran’ın İsrail’e yönelik “hukuka aykırı” ve “tehlikeli” saldırısını kınadığını bildirdi.
Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen, İran’ın İsrail’e yönelik saldırısını şiddetle kınadıklarını belirtti.
Rasmussen, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, taraflara itidalli davranma ve gerilimi düşürme çağrısında bulundu.
POLONYA
Polonya, İran’ın İsrail’e yönelik başlattığı saldırıları şiddetle kınadığını bildirdi.
Polonya Dışişleri Bakanlığı, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, İran ve müttefiklerine itidalli davranma ve saldırıları acilen durdurma çağrısında bulundu.
Slovenya Dışişleri Bakanı Tanja Fajon, Orta Doğu’da gerginliğin daha da tırmanmasının son derece tehlikeli olduğunu belirtti.
YUNANİSTAN
Yunanistan hükümetinin, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısını şiddetle kınadığı bildirildi.
Yunanistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, düşmanca tavırların daha fazla yayılmasından kesinlikle kaçınılması gerektiği vurgulandı.
SUUDİ ARABİSTAN
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, bölgedeki askeri gerilimin tırmanması ve tehlikeli yansımalarından “büyük endişe duyulduğu” belirtilerek, tüm taraflara azami itidal göstermeleri, bölgeyi ve halklarını savaşın tehlikelerinden uzak tutmaları çağrısında bulunuldu.
MISIR
Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmed Ebu Zeyd, X sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, taraflardan azami itidalle hareket etmelerini istedi.
Ebu Zeyd, “Mısır, İran’ın İsrail’e insansız hava araçlarıyla saldırı başlatmasından ve son dönemde iki ülke arasındaki tehlikeli tırmanıştan derin endişe duymaktadır.” ifadesini kullandı.
KATAR
Katar, İran’ın Suriye’nin başkenti Şam’daki konsolosluk binasını hedef alan İsrail saldırısına, füzeler ve kamikaze İHA’larla karşılık vermesinin ardından ilgili tüm taraflara gerilimi durdurma ve azami itidal çağrısında bulundu.
Katar Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, bölgedeki durumla ilgili derin endişe duyulduğu belirtilerek, tüm taraflardan gerilimi durdurmaları ve azami itidal göstermeleri istendi.
ÇİN
Çin, İran’ın İsrail’e düzenlediği hava saldırılarının ardından bölgede gerilimin yükselmesinden duyulan endişeyi dile getirerek taraflara itidal çağrısında bulundu.
Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, gerilimin, Gazze’deki çatışmanın yayılma etkisi olduğu kaydedilerek, savaşa derhal son verilmesi gerektiği belirtildi.
JAPONYA
Japonya hükümeti, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından, bölgede durumun sakinleştirilmesine yönelik taraflara güçlü bir şekilde çağrıda bulundu.
Japonya Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, “Japonya, bu saldırının Orta Doğu’daki mevcut durumu daha da kötüleştireceğinden derin kaygı duymakta ve bu gerilimi şiddetle kınamakta” ifadesine yer verilerek, Orta Doğu bölgesinde barış ve istikrarın Japonya için son derece önemli olduğu vurgulandı.
BREZİLYA
Brezilya, İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından, taraflara “maksimum itidal” çağrısında bulundu.
Brezilya Dışişleri Bakanlığının açıklamasında, bölgede artan gerilimin düşürülmesi için uluslararası toplumdan çaba göstermesi istendi.
İran’ın insansız hava aracı ve füze saldırısı haberlerinin endişeyle takip edildiği belirtilen açıklamada, Brezilya’nın, Gazze Şeridi’nde çatışmaların başlamasından bu yana, husumetin Batı Şeria, Lübnan, Suriye ve şimdi de İran gibi ülkelere yıkıcı şekilde yayılabileceği konusunda uyarıda bulunduğu da hatırlatıldı.
URUGUAY
Uruguay hükümetinden yapılan açıklamada ise İran’ın İsrail’e hava saldırısı kınanarak, Orta Doğu’da çatışmanın kötüleşmesinden üzüntü duyulduğu kaydedildi.
VENEZUELA
Venezuela, İran’ın İsrail’e hava saldırısının ardından, Orta Doğu’da artan gerilimden endişe duyduklarını bildirdi.
Venezuela Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, Orta Doğu’da artan gerilimin endişeyle takip edildiği belirtilerek, çatışmalara, Birleşmiş Milletlerin işlevsiz kalmasının, Filistin’de yaşanan soykırımın ve İsrail rejiminin mantıksızlığının yol açtığı kaydedildi.
ARJANTİN VE PARAGUAY
Güney Amerika ülkelerinden Arjantin ve Paraguay, İran’ın İHA’larla saldırı başlatmasının ardından İsrail’e desteğini duyurdu.
Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’nin sosyal medya hesabından paylaştığı Başkanlık Bildirisi’nde, ülkenin İsrail ile dayanışması ve “sarsılmaz bağlılığı” vurgulandı.
KOLOMBİYA
Kolombiya Cumhurbaşkanı Gustavo Petro, İran’ın İsrail’e İHA’larla saldırı başlatmasının ardından “3. Dünya Savaşı uyarısında” bulundu.
Sosyal medya hesabı X’ten açıklamada bulunan Petro, “Tahmin ediliyordu, şu anda insanlık hızlı şekilde iklimi karbondan arındırma hedefine doğru gitmesi gerekirken, 3. Dünya Savaşı’nın eşiğindeyiz. ABD’nin pratik olarak soykırıma destek vermesi dünyayı ateşledi.” ifadelerini kullandı.
KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), İran’ın İsrail’e yönelik hava saldırısının ardından taraflara itidal çağrısında bulundu.
KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, yaptığı yazılı açıklamada, Orta Doğu’da son dönemde yaşanan gelişmeler çerçevesinde bölgesel ve küresel güvenlik ile istikrarın korunmasının önemini vurguladı.
NE OLMUŞTU?
İsrail, İran’ın Şam’daki konsolosluk binasına 1 Nisan’da hava saldırısı düzenlemişti. Saldırıda İran Devrim Muhafızları Ordusundan 2’si general 7 kişi ölmüştü.
İran, İsrail’in konsolosluk saldırısının ülkesinin topraklarına saldırı anlamına geldiğini ve misillemede bulunacaklarını duyurmuştu. İsrail ise İran’ın saldırısına karşılık vereceğini bildirmişti.
İran, dün İsrail’e yüzlerce kamikaze insansız hava aracı, balistik ve seyir füzesiyle saldırı başlatmıştı.
İran, bazı askeri hedeflerin vurulduğunu, İsrail ise saldırıların çoğunun hava savunma sistemlerince önlendiğini ancak güneydeki bir askeri üsse füze isabet ettiğini açıklamıştı.
]]>Gallant, Han Yunus’ta “Hamas’ın askeri olarak işlevinin sona erdiğini” iddia ederek, İsrail askerlerinin bölgeden çekildiğini söyledi.
Gallant ayrıca, İsrail ordusunun yaklaşık dört aydır kara saldırısına devam ettiği ve arkasında büyük yıkım bıraktığı Gazze’nin güneyindeki Han Yunus’tan çekilmesinin saldırılardan kaçanların sığındığı Refah’a saldırıya “hazırlık amacıyla” gerçekleştiğini belirtti.
Ordu Sözcülüğünün AA’ya yaptığı açıklamada, ordunun Han Yunus’taki saldırıyı yürüten 98. Komando Tümeninin bölgedeki görevini tamamladığı kaydedilmişti.
Tümenin Gazze Şeridi’nden dün gece tamamen çekildiği aktarılan açıklamada, sadece Nahal Tugayının Gazze Şeridi’nde kalmaya devam edeceği bilgisi paylaşılmıştı.
HAN YUNUS’TA BÜYÜK YIKIM
İsrail ordusu bugünkü açıklamasında, Han Yunus’taki saldırıyı yürüten 98. Komando Tümeninin bölgedeki görevini tamamladığı ve dün gece buradan tamamen çekildiği, sadece Nahal Tugayının Gazze Şeridi’nde kalmaya devam edeceği aktarıldı.
İsrail medyasına göre, Gazze’deki sivillerin bölgenin kuzeyine dönmesini engellemek için Nahal Tugayı bölgede kalacak.
İsrail ordusunun Han Yunus’tan çekilmesiyle kentteki yıkım da gün yüzüne çıktı.
Ordu güçlerinin çekilmesinin ardından, yerlerinden edilen Filistinliler, kentte evlerinin olduğu bölgelere gelmeye başladı ancak yaşadıkları yerleri tanımakta güçlük çekti.
Haftalarca devam eden İsrail bombardımanının kentteki binaları moloz ve kül yığınına çevirdiği, yolların, İsrail’in hem hava saldırıları hem de buldozerlerle tahrip etmesi sonucu altüst olduğu görüldü.
Han Yunus kentinden Muhammed Ebu Diyab (31), İsrail ordusu çekildikten sonra geri döndüğünü ve yaşadıkları evi tamamen yıkılmış halde bulduğunu söyledi.
Kıyafetlerini ve bazı ihtiyaçlarını almak istediğini ama büyük bir yıkımla karşı karşıya kaldığını dile getiren Ebu Diyab, şöyle devam etti:
“Sadece ailemin evi değil, kentteki her şey tarumar olmuş. İsrail’in arkasında bıraktığı yıkım nedeniyle cadde ve sokaklar yürünemez halde.”
Refah’a göç etmek zorunda kalan Recep Ebu Aklin de (54) ordunun çekilmesinin ardından Han Yunus’a geldiklerini ve karşılaştıkları yıkım karşısında şok olduklarını dile getirdi.
İsrail güçlerinin kentte çok büyük bir yıkım bıraktığını ifade eden Ebu Aklin, “Han Yunus’ta ikamet ettiğim bölgede evimin yerini bulmakta dahi zorlandım.” dedi.
Ebu Aklin, “Burada hayatımda hiç şahit olmadığım, tarif edilemez bir yıkım gördüm. Saldırılar nedeniyle ne su var, ne altyapı ama direneceğiz, çadırda, molozların üzerinde yaşayacağız.” ifadesini kullandı.
Ebu Aklin, yaşadığı bölgenin yeniden imar edilmesini ve buraya hayatın geri dönmesini umduğunu dile getirdi.
Filistinli Derviş el-İsevi de (41) evlerini en güzel haliyle terk etmek ve başka bir bölgeye sığınmak zorunda kaldıklarını, bugün döndüklerinde ise tarifi mümkün olmayan bir manzarayla karşılaştıklarını belirtti.
İsevi, her şeye rağmen yurtlarına döneceklerini ve yıkılan evlerini yeniden inşa edeceklerini vurguladı.
REFAH’IN ÖNEMİ
Gazze’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah şehri, İsrail saldırılarından önce yaklaşık 280 bin Filistinliye ev sahipliği yapıyordu. İsrail’in 7 Ekim’deki saldırıları nedeniyle 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden oldu.
Yerinden edilen Filistinlilerin büyük bölümü, İsrail’in daha önce “güvenli olduğunu” iddia ettiği Refah’a sığındı. Kuzey bölgelerden gelenlerle Refah’ın nüfusu 4 katından fazla artarak 1,5 milyona ulaştı.
Yeterli konut olmaması nedeniyle Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda yaşam mücadelesi veriyor.
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak bir yerinin kalmayacağından endişe ediliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 9 Şubat’ta İsrail ordusu ve güvenlik teşkilatına “Refah’a saldırı planı hazırlanması” talimatını vermişti.
]]>BM’DEN MESAJ…
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, terör saldırısını şiddetle kınadı. BM Sözcülük Ofisi’nden saldırıya ilişkin yazılı açıklama yapıldı.
Açıklamada, Guterres’in yakınlarını kaybeden ailelere ve Rusya hükümetine başsağlığı dilediği belirtildi. Guterres’in Rusya’nın başkenti Moskova’da konser salonuna düzenlenen terör saldırısını şiddetle kınadığı aktarılan açıklamada, yaralılara acil şifalar dilendi.

AB’DEN TEPKİ
Avrupa Birliği (AB) Rusya’nın başkenti Moskova’da konser salonuna düzenlenen terör saldırısına tepki göstererek, sivillere yönelik her türlü saldırıyı kınadığını bildirdi.
AB Komisyonu Sözcüsü Peter Stano, X hesabından yaptığı açıklamada, AB’nin saldırı haberi karşısında şoke olduğunu ve dehşete düştüğünü bildirdi. Stano, “AB sivillere yönelik her saldırıyı kınıyor. Düşüncelerimiz Rusya’da saldırıdan etkilenen tüm vatandaşlarla beraber” ifadesini kullandı.
TÜRKİYE SALDIRILARI KINADI
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile telefonda görüştü. Diplomatik kaynaklardan yapılan açıklamada, “Sayın Bakanımız, Moskova’daki menfur terör saldırısını kınadığımızı belirtmiş, Rusya halkına ve hükümetine Sayın Cumhurbaşkanımızın ve halkımızın başsağlığı dileklerini iletmiştir” denildi.
Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada da şu ifadelere yer verildi: “Moskova’daki bir konser salonuna bu akşam (22 Mart) düzenlenen saldırıda çok sayıda ölü ve yaralı olduğu üzüntüyle öğrenilmiştir. Masum sivilleri hedef alan bu menfur terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. Rus halkına ve Rusya Hükümetine en derin taziyelerimizi sunuyoruz.”

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Moskova’da masum sivilleri hedef alan menfur terör saldırısını şiddetle kınıyor, Rusya hükümetine ve Rus halkına taziyelerimi iletiyorum” açıklamasında bulundu.
Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi Bilgiç de Moskova’daki terör saldırısını kınadı. Bilgiç, terör saldırısı ile ilgili X sosyal medya hesabındaki paylaşımında “Moskova’da masum sivilleri hedef alan terör saldırısını şiddetle kınıyor, Rusya halkına ve Rus hükümetine en derin taziyelerimizi sunuyoruz” ifadelerini kullandı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel de terör saldırısını lanetledi. Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Moskova’da bir konser salonuna düzenlenen ve masum sivilleri hedef alan terör saldırısını lanetliyorum. Saldırıda ölenlerin ailelerine ve Rusya Federasyonu vatandaşlarına başsağlığı diliyorum” ifadelerini kullandı.

“FAİLLERİ CEZALANDIRILMALI”
Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev, Rusya Devlet Başkanı Putin’e taziye mesajı gönderdi. Özbekistan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in Moskova’daki Crocus City Hall konser salonunda onlarca masum insanın hayatını kaybettiği ve ağır yaralandığı trajik olayla ilgili Putin’e derin taziyelerini ilettiği bildirildi.
Açıklamada, Mirziyoyev’in mesajında, sivillere yönelik bu terör saldırısını Özbekistan’ın şiddetle kınadığını kaydederken, bu suçun organizatörleri ile faillerinin cezalandırılacağının kaçınılmaz olduğunu vurguladığı, hayatını kaybedenlerin yakınlarına sabır, yaralılara ise acil şifalar dilediği belirtildi.
Tunus Dışişleri Bakanlığı da Moskova’daki saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaparak saldırıyı şiddetle kınadığını vurguladı: “Dost ülke Rusya halkına ve saldırıda hayatını kaybeden ailelere en içten taziyelerimizi sunuyoruz. Masum insanların hayatını kaybettiği bu korkakça eylemde yaralananlara acil şifalar diliyoruz.”

“SİVİLLERİN HEDEF ALINMASI KABUL EDİLEMEZ”
Macaristan Başbakanı Viktor Orban da sosyal medya hesabı X’ten yaptığı açıklamada, “Bu akşam Moskova yakınlarında meydana gelen menfur terör saldırısının ardından Rusya Federasyonu halkına en derin başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum” ifadesini kullandı.
Orban, saldırıda hayatını kaybedenlerin aileleri için dua ettiklerini belirtti.
Çekya Dışişleri Bakanlığının resmi sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda ise terör saldırısında hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunularak, “Çekya, Moskova’daki terör saldırısını kınıyor. Sivillerin hedef alınması kabul edilemez” görüşüne yer verildi.
Avusturya Dışişleri Bakanlığı da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Moskova’da bir konser salonuna düzenlenen saldırıyla ilgili korkunç haberler karşısında dehşete düştük. Düşüncelerimiz kurbanların aileleriyle birlikte. Yaralanan herkese acil şifalar diliyoruz” ifadesine yer verildi.
Açıklamada ayrıca, Avusturya’nın Moskova Büyükelçiliği ile sürekli temas halinde olunduğu ve gelişmeleri yakından takip ettikleri kaydedildi.

HAMAS’TAN KINAMA MESAJI…
Hamas’ın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Moskova’da sivilleri hedef alan, onlarca ölü ve yaralıya neden olan terör saldırısını şiddetle kınıyoruz” ifadelerine yer verildi.
Rusya yönetimine ve halkına en içten başsağlığı dilekleri iletilen açıklamada, yaralılar için de acil şifa temennisinde bulunuldu.
“SALDIRI KARŞISINDA DEHŞETE DÜŞTÜK”
İrlanda Başbakan Yardımcısı, Dışişleri ve Savunma Bakanı Micheal Martin, sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, Moskova’da ayrım gözetmeksizin düzenlenen saldırının korkunç görüntüleri karşısında şoke olduğunu belirtti.
Martin, “Sivillerin hedef alınması hiçbir koşulda haklı gösterilemez. Sevdiklerini kaybeden herkese başsağlığı dileklerimi iletiyorum” ifadesine yer verdi.
İsviçre Dışişleri Bakanlığının X hesabından yapılan paylaşımda da “Moskova’da çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği saldırı karşısında dehşete düştük” denildi.

Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı dilenen paylaşımda, Rusya’da yaşanan gelişmelerin yakından takip edildiği kaydedildi.
İskoçya Bölgesel Başbakanı Hamza Yusuf da Moskova’daki saldırıya ilişkin X’ten yaptığı paylaşımda, “Masum sivillere saldırmanın ve onları öldürmenin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Düşüncelerim saldırıdan etkilenenler ve aileleriyle” ifadelerini kullandı.
Moskova’da yaşanan saldırı sonrasında hafta sonu tüm halka açık etkinlikler iptal edildi ve terör saldırısını ele almak için bir görev gücünün kurulduğu açıklandı.
]]>Güvenlik görevlileri araya girerken; hastane yönetimi ‘beyaz kod’ bildiriminde bulundu. Hastaneye gelen polis ekipleri, Volkan Kuşçu’yu gözaltına aldı. Kuşçu’nun yapılan kontrolünde, 1,30 promil alkollü olduğu tespit edildi. Emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı hakimlikçe ev hapsiyle cezalandırılan Volkan Kuşçu, Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine yeniden gözaltına alındı ve çıkarıldığı nöbetçi hakimlikçe 9 Şubat’ta tutuklandı.
ŞİDDET MAĞDURU DOKTORU AVUKAT BABASI SAVUNDU
Volkan Kuşçu hakkında Edirne 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Kuşçu, ikinci duruşmaya tutuklu bulunduğu Edirne L Tipi Cezaevi’nden SEGBİS aracılığıyla katılırken, avukatları ise salonda hazır bulundu. Duruşmaya, B.B.Ö.’nün avukatlarıyla birlikte, babası Tunceli Barosu’na bağlı avukat Taner Özdeş de katılıp, kızının savunmasını üstlendi. Duruşmayı Edirne Tabip Odası’na bağlı çok sayıda doktor ve sağlık çalışanları da izledi.
Savcı, Volkan Kuşçu’nun tutukluluk halinin devamını isterken, B.B.Ö.’nün avukatları da aynı isteğe katıldıklarını beyan etti. Duruşmada söz alan B.B.Ö.’nün avukatı ve babası Taner Özdeş, sanığın yaptığı saldırının hiçbir bahanesi ve izahının olmadığını, sinsice ve canavarca hisle yaptığını söyledi. Saldırı sonucu kızının sol gözünde, basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek hasar oluştuğunu anlatan Özdeş, verilecek cezanın emsal teşkil etmesi gerektiğini kaydetti.
‘BİLİNÇSİZCE VE İSTEMSİZCE SALDIRDIM, ÖZÜR DİLERİM’
Söz verilen sanık Volkan Kuşçu ise hayatta tek varlığı olan annesini kaybetmenin etkisiyle bilinçsizce ve istemsizce saldırıyı gerçekleştirdiğini söyleyip, B.B.Ö. ve ailesiyle tüm sağlık çalışanlarından özür diledi. Mahkeme heyeti, saldırı mağduru doktor B.B.Ö. ile ilgili kati doktor raporunun beklenmesine ve sanık Volkan Kuşçu’nun tahliyesine karar verip, duruşmayı 12 Haziran’a erteledi.
‘HİÇBİR TAKDİR İNDİRİMİ UYGULANMASI MÜMKÜN DEĞİL’
Duruşma sonrası açıklama yapan Taner Özdeş, karara tepki gösterdi. Özdeş, “Adaletin işlemediğine bir örnek de az önce yaşadık. Çünkü kızımın, aynı zamanda müvekkilimin gözünde hasar oluştu ve basit tedaviyle giderilemeyecek bir hasar bu. Gencecik bir kız çocuğu, sağlık çalışanı, mesleğinin hemen başında bir emekçi. Olayda birden çok ağırlaştırıcı sebep var. Hiçbir takdir indirimi uygulanması mümkün değil. Haksız tahrikten bahsediyorlardı, onun da uygulanması mümkün değil. Sağlık çalışanı görevini yaparken neyin tahriki olacak? Hiçbir zaman olmaz” dedi.
Kızının gözünde de ciddi hasar oluştuğunu belirten Özdeş, “Biz zaten diken üstündeyiz, 40 gündür. Düşünün, okuyan bir insanın, hekim bir insanın gözünü kaybetmesi, benim de aynı şekilde gözümü kaybetmem. Bizim bir sürü insana faydamız oluyor, kamu görevi görüyoruz. Ne yazık ki, herhalde adalet mekanizması kamu hizmeti verdiğini unutuyor bazen. Kamu demek, toplum demek. Sağlıkçılar, hekimler var olacak ki, ben var olayım, onlar var olmazsa ben var olamam ki. Ama yaşam hakkı evrenseldir, bu olay da yaşam hakkının ihlaline yönelik, beden bütünlüğüne yönelik bir saldırıdır. Bunun böyle basite alınmaması gerekir. Burada sokaktan geçen iki insan tartışmamış, bu saldırı devletin kurumunda gerçekleşiyor. Devletin o hekimi koruması gereken bir yerde gerçekleşiyor. Onu yapamadın bari adalette yap. Devletten beklentimiz budur” diye konuştu.
‘TÜM İŞLERİMİ BIRAKIP, MÜCADELE VERECEĞİM’
Sağlıkta şiddetle ilgili yasaların değişmesi gerektiğini de söyleyen Özdeş, “Ciddi tedbirler alınması lazım, koruyucu önlemler alınması lazım, yasaların değişmesi lazım. Adaletin tecelli harfi harfine tecelli etmesi için elimizden ne geliyorsa yapacağım. Ben tüm işlerimi bırakacağım, bu mücadeleyi vereceğim. Hem meclis düzeyinde, hem de yargı düzeyinde bu mücadeleyi vereceğim” dedi.
‘BİR AN EVVEL ACİL ÖNLEMLER ALINMALI’
Edirne Tabip Odası Başkanı Gürcan Altun da sağlıkta şiddetle ilgili bir an önce ciddi tedbirler alınması gerektiğini söyledi. Altun, “Sağlık hizmeti kamusal bir hizmettir. Bu hizmetin sürdürülmesi sırasında gerek hekimlere, gerekse diğer sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin kabul edilebilir bir tarafı yok. Bizlerin güvenli ortamlarda ve insanca koşullarda çalışmaya ihtiyacımız var. Öncelikli olarak bu güvenliği sağlamak kamu otoritesinin görevi. Bunun haricinde bakıldığında buna yönelik caydırıcı önlemlerin alınması, yasaların çıkarılması gerekiyor. Aksi halde bunun önüne geçilmesi son derece zor. Sağlıkta fiziksel ve sözel şiddet günlük yüzleri bulmuş durumda. Bir an evvel acil önlem alınması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
]]>Açıklamada, İsrail ordusunun “7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde 2 bin 807 katliam gerçekleştirdiği” bildirildi.
İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında 14 bin çocuk ve 9 bin 220 kadının hayatını kaybettiği belirtildi.
Açıklamada, 7 bin kişinin enkaz altında veya kayıp olduğu belirtilirken, hastanelere ulaşan ölülerin sayısının 31 bin 819 olduğu, 73 bin 934 kişinin yaralandığı hatırlatıldı.
Gazze’de İsrail saldırılarına maruz kalanların yüzde 72’sinin kadın ve çocuk olduğuna vurgu yapıldı.
ÇOCUKLAR YETERSİZ BESLENME NEDENİYLE ÖLÜYOR
İsrail’in halkı zorla aç ve susuz bıraktığı ve insani yardımların girişini engelleyerek insani felakete sebep olduğu Gazze’de 27 çocuğun yetersiz beslenme ve sıvı kaybı nedeniyle hayatını kaybettiği aktarıldı.
İsrail ordusunun 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye 70 bin tondan fazla patlayıcıyla saldırı düzenlediği vurgulandı.
Açıklamada, sağlık sektörünü de hedef alan İsrail saldırılarında Gazze’de 364 sağlık çalışanı ve 48 sivil savunma görevlisinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.
Gazze’de 135 gazetecinin İsrail saldırılarında öldüğüne dikkati çekildi.
İsrail saldırıları nedeniyle Gazze’de 17 bin çocuğun ebeveynlerinden biri veya her ikisinden yoksun şekilde yaşadığı vurgulandı.
Hayati tehlikesi bulunan ve Gazze dışında tedavi edilmesi gereken yaralı sayısının 11 bin olduğu, yetersiz sağlık hizmeti nedeniyle 10 bin kanser hastasının ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekildi.
700 BİN KİŞİDE BULAŞICI HASTALIK TESPİT EDİLDİ
Yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı kalabalık barınma merkezlerindeki gayriinsani duruma işaret edilerek, yerinden edilme sonucu 700 bin bulaşıcı hastalık ve 8 binden fazla “Hepatit A” vakasının tespit edildiği bilgisi verildi.
Gazze’de sağlık bakımı verilemediği için 60 bin hamile kadının, ilaç eksikliği nedeniyle de kronik hastalığı bulunan 350 bin kişinin hayati tehlikesinin olduğu belirtildi.
İsrail güçlerinin 269 sağlık çalışanı ve 10 gazeteciyi alıkoyduğu, 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde 2 milyon kişinin yerinden edildiği vurgulandı.
İsrail’in Gazze’deki saldırılarında 70 bin konutun tamamen yıkıldığı, toplamda ise 290 bin konutun zarar görerek oturulamaz durumda olduğu bilgisi paylaşıldı.
İsrail ordusunun, 168 hükümet tesisi ile 100 okul ve üniversiteyi yerle bir ettiği, 305 okul ve üniversitenin ise kısmen zarar gördüğü kaydedildi.
İsrail ordusunun Gazze’de 224’ünü tümüyle yıktığı 290 camiye zarar verdiği ve 3 kiliseyi hedef alarak yıkımına neden olduğu bildirildi.
Gazze’de İsrail’in 155 sağlık kuruluşunu hedef aldığı, 53 sağlık merkezi ile 32 hastaneyi hizmet dışı bıraktığı, 126 ambulansı da kullanılmaz hale getirdiği belirtildi.
İsrail’in Filistin’in kültürel mirasını da hedef aldığı, Gazze’de 200 tarihi ve kültürel varlığı yıktığı aktarıldı.
ÇOCUKLAR YIKIM ARASINDA YİYECEK ARIYOR
Filistin resmi haber ajansı WAFA, Gazze Şeridi’nin güneyinde evlerine ekmek götürmek için tezgah açan çocukların görüntüsünü, “Gazze’ye yönelik savaş Filistinli çocukları seyyar satıcı olmaya mecbur bıraktı” başlığıyla yayımladı.
Gazze’nin kuzeyinden güneye sığınan Muhammed Şeleh, ailelerine katkı için seyyar satıcı olan çocuklara işaret ederek, “Bu çocuklar, dışarıda görebildiğiniz dünyadaki diğer çocuklara benzemiyorlar. Çünkü çocuklar oyun oynar ve okuluna gider.” dedi.
Yerinden edilmiş Filistinli Said Halil de çocuklarıyla açtığı küçük tezgahta rızıklarını aradıklarını ifade etti.
Kendilerine yardımların ulaşamadığından şikayet eden Halil, Gazze’de yerinden edilmiş insanlara yardım ulaştığına dair anlatılanların doğru olmadığını söyledi.
Gelen yardımlardan çok az insanın yararlanabildiği ve kendilerine ulaşan bir şey olmadığını dile getiren Halil, oturarak beklemek yerine küçük çocuklarıyla açtıkları tezgahta para kazanmaya çalıştığını kaydetti.
Küçük tezgahta başörtü satan 13 yaşındaki Muhammed Yusuf da Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus kentinden göç etmek zorunda kaldıklarını belirtti.
Seyyar satıcı çocuklardan Ömer et-Tahravi ise halihazırda babasının geçimini sağlayacağı hiçbir geliri olmadığı için seyyar satıcılık yaptığını ifade etti.
Tahravi, gün boyunca elde ettiği kazancıyla akşam eve yiyecek götürdüğünü kaydetti.
Seyyar satıcı çocuklardan Ahmed en-Nevacihe de babasının öldüğünü, amcasıyla açtıkları tezgahta kazandıklarıyla ailesini geçindirmeye çalıştığını anlattı.
GAZZE’DE NELER YAŞANDI?
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 500’ü çocuk, 9 bini kadın olmak üzere 31 bin 819 Filistinli öldürüldü, 73 bin 934 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede Dilan Polat ile müşteki Banu Parlak arasında husumet bulunduğu belirtildi.
“ENGİN POLAT G DALTONLAR ÇETESİYLE İRTİBAT KURDU”
İddianamede, Dilan Polat’ın sosyal medya hesabından yayınladığı bir videoda “Tedbir kararının anasını göreceksin, iftiranın danasını göreceksin. Bitti bitti… Sana bu prim fazla bile… Sana daha ne mesajlarım var sıra sıra…” şeklinde yaptığı açıklama ile Parlak’a tehdit mesajı gönderdiğine yer verildi.
Bu mesajdan kısa bir süre sonra Sezgin, Engin ve Dilan Polat’ın ortak kararıyla, Engin Polat, Banu Parlak’ın işyerine tehdit amaçlı silahlı saldırı düzenlenmesi için Gürcistan ülkesindeki bağlantılarıyla kamuoyunda “Daltonlar çetesi” olarak bilinen suç örgütünün firari yöneticilerinden olan Beratcan ve kardeşi Batın Can Gökdemir ile irtibat kurduğu kaydedildi.
Beratcan ve Batın Can’ın, Daltonlar grubuna ait hücre evinde eyleme hazır, talimat beklemekte olan şüpheliler Batuhan İnci, Yunus Emre Yıldız, Nizamettin Bilgili, Onur Abiç ve İsmail Emre Arifoğlu’na eylem talimatı verdiği anlatıldı.
Aldıkları talimat doğrultusunda 1 Ekim’de gece saatlerinde Parlak’a ait işyerine 2 ayrı silahlı saldırı gerçekleştirildiği kaydedildi.
İşyerinde saldırı sebebiyle 45 bin TL kadar maddi hasar olduğu anlatıldı.
“POLAT AİLESİNDEN BENİ ÖLDÜRTMEK İSTEDİKLERİ İÇİN ŞİKAYETÇİYİM”

İddianamede Banu Parlak’ın şikayet dilekçesine de yer verildi. Dilekçesinde Parlak, şu ifadeleri kullandı:
-Dilan Polat eski arkadaşımdı. Aynı sektörde faaliyet gösteren bir firma kurmam üzerine Dilan ve Engin Polat bana husumet beslemeye başladılar. Bu husumetimiz nedeniyle başlayan hukuki süreçler sonuçlandı.
-Ancak son zamanlarda kamuoyuna duyurulan bazı itiraf ve ihbar mahiyetindeki açıklamaları sebebiyle Engin ve Dilan Polat’ın benimle hukuk sınırları dışında hesaplaşma gayreti içerisine girdiklerini ve beni öldürtmek istediklerini anlıyorum.
-Basına da yansıyan bir videoda Halil İbrahim Kalkan isimli şahıs, Engin, Dilan Polat ve Gürsel Yılmaz tarafından azmettirilen bir şahsın silahlı saldırısına uğradığını, kendisinden beni ve Seyhan Soylu’yu vurmasını istediklerini ancak kendisinin kabul etmediğini açıkladı.
-Polat ailesinden beni öldürtmek istedikleri için şikayetçiyim. İşyerime ilk silahlı saldırı gerçekleştikten sonra sosyal medya hesabımdan ‘işyerime geçiyorum’ şeklinde paylaşım yaptım bunun üzerine işyerime tekrar silahla ateş edildiğini öğrendim. Can güvenliğimden endişe ettiğime dair paylaşımlar yaptım.
-Dilan’ın açıklamaya ilişkin haberleri kendisinin yaydığını düşünüyorum. 30 Eylül günü saat 21.30 sıralarında Dilan Polat beni arayarak ‘Kardeşim Sıla’yı içeriye aldılar. Engin’i de beni de alacaklar bak yapma, o görüntüleri sen yaydın” dedi.
-Görüşmeden yaklaşık 5 saat sonra işyerim kurşunlandı. Dilan kız kardeşi Sıla’nın gözaltına alınması sebebiyle beni sorumlu tutuyordu. Son paylaşımlarından birinde ekmeği öperek “Sana ekmek yedirmeyeceğim” dedi.
“OLAYIN ÖNCESİ BAYANLAR ARASINDA YAŞANAN TARTIŞMA”

Banu Parlak’ı tanımadığını söyleyen Engin Polat ise, şöyle konuştu:
-Bu şahıs eşimin eski arkadaşı olur. Saldırıyı sosyal medyadan duydum. Bu saldırıdan 2 gün önce Banu Parlak sosyal medyadan açıklama yapmış ve bizi suçlamıştı. Bahse konu saldırıyı kimin yaptığını bilmiyorum bir fikrim de yoktur.
-Beratcan Gökdemir’i tanımıyorum. Gürcistan ülkesine en son 2022 yılında 4-5 saatliğine arkadaş grubum ile girip çıktım. Onun haricinde bu ülke ile herhangi bir irtibatım yoktur. Halil İbrahim Kalkan’ı tanımıyordum.
-Yaklaşık 1 ay önce bizi tehdit etmesi ile ismini öğrendim. Bununla ilgili suç duyurusunda da bulunmuştuk.
-Niye bu şekilde bir iddia öne sürdüğü konusunda bir fikrim yoktur. Banu Parlak’a ait işyerine saldırı düzenlenmesi konusunda kendisini yönlendirmedim. Bu olayın öncesi bayanlar arasında yaşanan bir tartışmadan ibarettir.
-Benim ve ailemin Banu Parlak’ın işyerine yapılan silahlı saldırıyla hiçbir ilgisi yoktur. Kimin yaptığına dair de bir bilgim yoktur” şeklinde beyanda bulundu.
“O VİDEOYU CÜNEYT ÖZDEMİR, FEYZA ALTUN VE SEYHAN SOYLU İÇİN ÇEKTİM”

Banu Parlak’ı 4 yıldır tanıdığını eski arkadaşı olduğunu söyleyen Dilan Polat ise, şöyle konuştu:
-Bir süre önce aramızda küçük bir sorun yaşandı. Daha sonra barıştık ve tekrar görüşmeye devam ettik.
-Bahse konu silahlı saldırıya kadar aramızda herhangi bir husumet yoktu. Zaman zaman telefonda görüşürdük. İşyerine yapılan silahlı saldırıyı azmettirdiğim iddiasını kesinlikle kabul etmiyorum. Bu şahıs benimle aynı sektörde faaliyet göstermektedir. Ancak aramızda herhangi bir rekabet ilişkisi yoktu.
-Niye hakkımda böyle bir iddia ortaya attığını bilmiyorum. Beratcan ve Batın Can Gökdemir’i, Halil İbrahim Kalkan’ı tanımıyorum. Öne sürdüğü iddialar asılsızdır. Kalkan’ı Banu Parlak’a ait işyerinin kurşunlanması sonrasında televizyonda gördüm. Bahse konu sosyal medya paylaşımında sarf etmiş olduğum sözleri genele yönelik olarak söylemiştim.
-O tarihlerde sosyal medya üzerinden yoğun saldırıya maruz kalıyordum. Hatırladığım kadarı ile hastane odasında “İftiranın danasını göreceksin” içerikli videoyu o tarih itibari ile bana sözlü saldırıda bulunan Seyhan Soylu, Feyza Altun ve Cüneyt Özdemir isimli şahıslara ve genele yönelik çekmiş ve yayınlamıştım.
-Burada hedef Banu Parlak değildi. O dönem bahsi geçen tüm şahıslar bana karşı birleşmiş ve sözlü saldırı da bulunuyordu ben de bu saldırılara tepki olarak bu paylaşımı yaptım
İfadesinde Beratcan Gökdemir’i tanımadığını, ‘Daltonlar çetesi’ bilmediğini söyleyen Baba Sezgin Polat da iddiaların komplo olduğunu belirtti.
Sezgin Polat ne kendisinin ne oğlumun ne gelininin ne de diğer aile fertlerinin böyle bir olayla işi olmayacağını beyan etti.
POLAT AİLESİNİN 8 YILA KADAR HAPSİ İSTENDİ

İddianamede şüpheliler Barış Boyun, Beratcan Gökdemir ve Batin Can Gökdemir’in hakkında yakalama kararı çıkartıldığı, belirtildi.
Barış Boyun, Beratcan ve Batin Can Gökdemir’in ‘Silahlı suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit’, ‘Mala zarar verme’ ve ‘Ruhsatsız silah taşıma’ suçlarından ayrı ayrı toplamda 8 yıl 4 aydan 23 yıla kadar hapsi istendi.
Dilan, Engin ve Sezgin Polat için ise ‘birden fazla kişiyle birlikte silahla tehdit suçunu azmettirme’, ‘Mala zarar vermeye azmettirme’ suçlarından toplamda ayrı ayrı 8 yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Ayrıca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmaları istendi. Diğer 5 sanığın da çeşitli suçlardan değişen oranlarda cezalandırılmaları talep edildi.
]]>Bu trajik tablo, Gazze Şeridi sakinlerine yönelik İsrail’in yıkıcı saldırıları, zorla aç ve susuz bırakması ve yerinden etmesi sonucu maruz kalınan feci durumu somutlaştırıyor.
Filistinli çocuklar, bozuk gıdanın, gıda zehirlenmesi ve şiddetli ishal gibi hastalıklara yol açabileceğinden; sağlık açısından ne gibi ciddi etkiler yaratabileceğinden habersiz.
Filistinli 11 yaşındaki Said Fethi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, İsrail’in bölgeye yönelik saldırılarının ardından üç kardeşi ve anne-babasıyla birlikte evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını, şu anda Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye bölgesinde yaşadıklarını ifade etti.
Uzun süredir aç ve susuz bırakılan bölgede ailesiyle birlikte yiyecek bir şeyler aradıklarını aktaran Fethi, “Bir gün çöp konteynırlarında yiyecek aramak zorunda kalacağımı hiç düşünmemiştim. Ancak maruz bırakıldığımız açlık nedeniyle çöpten yiyecek toplamak dışında başka bir seçeneğimiz kalmadı.” dedi.
Fethi, Gazze Şeridi’nin kuzeyinde yaşanan kıtlık nedeniyle çürük patateslerin ve kabukların döküldüğü bu konteynıra geldiklerini, topladıklarını ailesiyle birlikte yemek için kaldıkları yere götürdüğünü aktardı.
“KARDEŞLERİM AÇLIKTAN AĞLAYARAK UYUYOR”
Filistinli çocuk, “Gazze’nin kuzeyinde yiyecek bir şey yok, ailemle birlikte günlerdir açlık çekiyoruz. Açlığımızı gidermek için çürük patates yemek zorunda kalıyoruz; yanında ekmek bile bulamıyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Kardeşlerim geceleri açlıktan ağlayarak uyuyor; yemek istiyorlar. Bu durum karşısında ne yapacağız bilmiyoruz?” diyen Fethi, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana yürüttüğü saldırılarının gölgesinde Gazze Şeridi’nin kuşatma altına aldığı kuzey bölgelerinde un yoksunluğu çekildiğini hatırlattı.
Fethi, “Aylardır maruz kaldığımız açlığı giderecek, tamamen doyduğumuz lezzetli ve sıcak bir yemek yemeği hayal ediyorum.” ifadesini kullandı.
“YAŞITLARIM GİBİ OYUN OYNAMAYI HAYAL EDİYORUM”
Filistinli 12 yaşındaki Nermin Abdussamed ise zorla yerinden edilen Filistinlilerin sığındığı okullardaki şartların çok zor ve trajik olduğunu belirtti.
Ekmek bile bulamadıklarını, bulabilirlerse patates yediklerini aktaran Filistinli küçük kız şunları söyledi:
“Okul sırasında oturmayı ve ders çalışmayı hayal ediyorum. Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki kıtlık nedeniyle çaresizce çöp konteynırlarında yiyecek aramak yerine herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmaksızın dünyadaki yaşıtlarımın yapabildiği gibi oyun oynamayı; eğlenmeyi hayal ediyorum.”
Nermin, önceki günlerde açlıklarını bastırmak için hayvan yemi yediklerini ama onun da bittiğini artık yiyecek bir şey kalmadığını ifade etti.
“Çocukluğumuzdan; eğitim ve oyun oynama haklarımızdan mahrum ettiler, sokaklarda evsiz barksız kaldık.” diyen Nermin, Gazze’nin kuzey bölgelerinde daha önce nadiren buldukları yiyeceklerin de artık kalmadığını; oyun oynamak için bile fırsatları olmadığını artık saldırılardan çok yorulduklarını aktardı.
İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının yanı sıra yaklaşık 5 aydır abluka altındaki bölgeye su, yiyecek, ilaç, yakıt ve elektrik tedarikini kesti; yaklaşık 2,3 milyon Filistinli büyük bir trajediye yol açan insani koşullarla karşı karşıya kaldı.
İsrail ayrıca Gazze Şeridi’nin kuzeyi ile Gazze kentini boğucu bir kuşatma altına almış durumda. Kuşatma nedeniyle bu bölgelerdeki Filistinlilere, gıda yardımlarının ulaşmasının engellenmesi yiyecek ve içilebilir suyun tükenmesine yol açıyor.
Yıllardır abluka ve 7 Ekim’den bu yana yıkıcı saldırı altındaki bölgeye kısmi insani yardım, ilk kez 24 Kasım’da başlayan ve bir hafta süren insani ara sırasında girmişti.
Gazze’deki hükümetin Medya Ofisi’nden 13 Ocak’ta yapılan açıklamada, İsrail’in Filistin halkına yönelik yürüttüğü aç ve susuz bırakma politikası nedeniyle orta kesimdeki Gazze kenti ile kuzey bölgelerindeki yaklaşık 800 bin kişinin hayatının tehlikede olduğu belirtmişti.
Gazze kentine 700, kuzeye 600 olmak üzere günlük 1300 tır insani yardıma ihtiyaç duyulduğu, ancak İsrail’in bölgede tam bir kıtlık yaşattığı aktarılmıştı.
Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA), 16 Şubat’ta yaptığı açıklamada, İsrailli yetkililerin Gazze’nin kuzeyine yönelik insani yardım misyonlarının yüzde 51’ini reddettiğini duyurmuştu.
GAZZE’DE NELER YAŞANDI?
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk, 8 bin 860’ı kadın olmak üzere 30 bin 410 Filistinli öldürüldü, 71 bin 700 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 245’i karadan işgal sürecinde olmak üzere 585 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 419 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ve Hizbullah arasında 8 Ekim’den bu yana sınırda yaşanan çatışmalarda 219 Hizbullah mensubu, 45 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas ve 12 İslami Cihad mensubu ile 6 İsrailli sivil ve 11 asker öldü.
]]>Bölük, Türkiye’de aralarında 10 Ekim Saldırısı’nın da olduğu birçok eylemi organize etti. 2018’de, Türkiye’de IŞİD’e katılma tartışmalarını başlatan Abdullah Külgecioğlu, bu bölüğün komutanlarındandı.
Hatta Külgecioğlu, kendi oğlunu da bu bölüğe dahil etmiş, Türkiye’ye dönen oğlu mahkemedeki ifadesinde, bölükte 100 kişinin 20’sinin Türk olduğunu söylemişti. Dahası, bu bölükte silah ve mühimmat eğitimini veren kişilerin de Gaziantepli olduğunu belirtti.
KİLİSE SALDIRISI
Türkiye’deki son saldırısını 2017’de yapan IŞİD, yedi yıl sonra, 23 Ocak 2024’te yeniden ortaya çıktı. İki yabancı uyruklu terörist, Sarıyer’de bulunan kiliseye ayin sırasında saldırı düzenledi. IŞİD, merkez medya organından yaptığı açıklamada saldırıyı kendilerine bağlı Türkiye Vilayeti tarafından yapıldığını duyurdu.
‘Türkiye Vilayeti’ isminin, 2019’da Bağdadi’nin elindeki not ve Kasım Güler’in itirafları dışında ilk kez örgüt tarafından ilan edilmesi dikkat çekiciydi. Kasım Güler, Türkiye’nin birçok noktasına silah gömdüklerini itiraf ederken, bunların arasında ağır makineli, otomatik, roketatar gibi teçhizatların olduğunu belirtiyordu. Fakat iki saldırgan kiliseye, kuru sıkıdan bozma silahla saldırmayı tercih etti.
Dahası dava dosyalarından ulaştığımız örgüt içi gizli mesajlaşmalarda, 2019-2020 arasında örgütün birden fazla saldırı için Türkiye’deki gruplardan ‘insan’ desteği istediği fakat bu isteklerinin karşılanmadığı anlaşılıyor.
Türkiye’den IŞİD’e ilk örgütlü katılımların gerçekleştiği yıllarda Konya Meram’da yapılan toplantıya katılanlardan bahsetmiştik. Ulaştığımız gizli yazışmalarda Kasım Güler’in Suriye’de örgüt yönetiminde olduğu yıllarda, Türkiye’de saldırı yapmak için eleman arayışında olduğu anlaşılıyor.
“TEHDİT EDİLİYORUZ”
Türkiye Vilayeti, bu saldırı için Konya’daki Bilal Özbuğday’ın Takva Mescidi’yle iletişime geçti. Türkiye’de bulunan ve mescitlerde yaptıkları sohbetlerle örgüte eleman sağlayan Habip Yıldırım, Türkiye Vilayeti tarafından eylem talimatını gerçekleştirememe nedenlerini anlatan gizli bir rapor yazdı. Bu raporda dört kişinin imzasının bulunması dikkat çekici bir detay. Çünkü burada Türkiye Vilayeti dışında Konya’da bulunan Takva Mescidi’nin de yönetim kadrolarının olduğu anlaşılıyor.
Söz konusu rapor, ‘eylem yapacak kişi’, ‘barınma ve hazırlık için yer’ ve ‘istihbari bilgi toplama’ konularından bahsederken örgütün güvenlik güçleri tarafından güçsüzleştirildiğini ortaya koyuyor.
Örgüt Kasım Güler’in başında olduğu 2019’un ilk ayları saldırı yapacakları insanlar bulmakta zorlanırken, ‘davetçiler’ vasıtasıyla kendileriyle irtibatlandırılan, tanışıklıkları olmayan kişilerle iletişim kurmak zorunda kalıyor.
Örgütün 2019 yılı itibariyle eleman ve lojistik destekte çözümsüz kaldığını, yöneticilerin savcılıktaki şu ifadesinden daha net anlayabiliyoruz: “IŞİD’in merkezinden şifreli bir program üzerinden bir mesaj gönderilerek benden LGBTİ’lilere yönelik silahlı eylem yapmam istendi. Ben bu risalenin orijinalini bizimle iletişim halinde olan ve Türkiye’de bulunan 15-20 kişiye ‘Kim eylem yapabiliyorsa yapsın’ şeklinde gönderdim. Merkeze Türkiye’de eylem yapacak gücümüz olmadığını da bildirdim, bu nedenle görevimden alındım.”
Türkiye Vilayeti yönetimine önce Şamlı Ebu Ahmet Şami getirildi, fakat Şamlı hava saldırılarından Afrin’e kaçınca yerini Şahap Variş aldı. Tam bu aşamada, örgütle Gaziantep’te tanışan, Antalya’da yaşayan bir kişi, “LGBTİ’lere saldırırım ama silahı siz sağlayın” diye dönüş yaptı.
Bu aşamada, örgütün Türkiye’ye gömdüğü silahlar devreye girdi. Örgüt silahı Antalyalı kişiye ulaştırdı fakat saldırgan, İstanbul’da kaldığı otelde yakalandı.
Önce Türkiye’deki mescitlerin “Baskı altındayız, saldırı yapamayız” raporu, sonra IŞİD merkezinin eylem için ısrarı, örgütün artık tanımadığı kişilere bile silah ulaştırarak beklentiye girmesine neden oldu.
Öyle ki Kasım Güler, LGBTİ’ye yönelik eylem yapacak kişinin yakalanmasının Türkiye Vilayeti’nin yöneticileri için son nokta olduğunu anlatıyor. İfadesine göre 2021’in Mart ayında Vilayet Valisi Şahap Tariş, yardımcısı Ali Bora, Türkiye’ye dönmeye çalışıyorlar.
Güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonlar, örgütün yönetici kadrolarının idlib ve Türkiye hattına geri çekilmesine neden oldu. Bu geri çekilme, iletişim kesintisini doğururken Türk kökenli savaşçılar, örgütte yükselmeye başladı.
Türkiye Vilayeti’nin mensubu Mustafa Dokumacı için yeni bir büro kurulması emri verildi. Bu büro, Rusya, Ukrayna, Azerbaycan ve 3-4 Avrupa ülkesini kapsayacaktı. Büronun, eylem, lojistik, maddi destek konularında söz hakkı olacaktı. Dokumacı, bu pozisyonla IŞİD terör örgütünde en yüksek rütbeye ulaşan Türk oldu. Buraya ayrıca Kasım Güler’in Veziristan ve İslami Cihat Birliği’nde tanıştığı, Suriye’deki bölüğünde bulunan Türki Cumhuriyeti vatandaşlarını da eklemek mümkün.
Kilise saldırganlarının birinin Rusya, diğerinin Tacikistan uyruklu oldukları ve eylemi Türkiye Vilayeti’nin üstlenmesi detayları birleşince, Dokumacı’nın atandığı konumun Türkiye’de saldırı gücü aradığı söylenebilir.
YABANCI TOPLULUKLAR
Özellikle IŞİD’e yönelik operasyonların yoğunlaştığı Sakarya, İstanbul, Samsun, Gaziantep, İzmir ve Samsun’a bakınca irtibatlı kişilerin büyük kısmını yabancıların oluşturduğunu söyleyebiliriz. Araştırmacı-gazeteci Doğu Eroğlu bu durumu “IŞİD’in Türkiye’deki geleceğini yabancı topluluklar şekillendirecek” diyerek tanımlıyor.
Peki neden? Eroğlu anlatmayı sürdürüyor: “Liderliği neredeyse buharlaşmış ve dünyanın farklı birkaç coğrafyasındaki nüfuz adacıklarını koruyabilmek dışında somut kazanımı kalmamış örgütün politik çıkarları için Türkiye’deki hayatlarını zorlaştırmak istemeyen yerli Selefi topluluklar ile IŞİD arasındaki mesafenin oldukça açıldığı söylenebilir. Ancak aynısını Türkiye’de yaşamını sürdüren yabancı Selefi topluluklar için söylemek mümkün değil. Güvenlik birimleri çok uzun zamandır güncel IŞİD faaliyetlerini Samsun, Bursa, Sakarya ve İstanbul’da yoğunlaşan yabancı toplulukları arasında arıyor. Ancak göçe ilişkin üst politikalar yüzünden bu çabalar da giderek güçleşiyor.”
Söz konusu IŞİD’in Türkiye Vilayeti, 2024’teki kilise saldırısı ve Kasım Güler olunca, ulaştığımız bazı iddianamelerden detayları da hatırlamakta yarar var. Öyle ki 2017’ye girdiğimiz ilk saatlerde Türkiye’nin en popüler eğlence mekânlarından Reina’ya düzenlenen saldırıda 39 kişi hayatını kaybetti. Özbekistanlı saldırgan Abdulkadir Masharipov, olay yerinden kaçtı. 17 Ocak’ta yakalandı. Peki kimdi bu ‘profesyonel saldırgan’?
Özbekistan İslami Hareketi’ne, daha sonra ise İslami Cihad İttihadı grubuna katılmış, burada dini, siyasi ve silahlı eğitim almış, Pakistan devleti sınırları yakınında Pakistan askerlerine karşı yapılan terör saldırı ve çatışmalara katılmıştı. 2014 yılında Afganistan Veziristan bölgesinde IŞİD’e biat etti.
2014 yılının son aylarında eşi ile birlikte İran’dan Suriye’deki çatışma bölgelerine geçebilmek için 1 yıl kadar bekledi. 2016’da Afgan, Uygur ve Çeçen bir grupla Van’a geldi. Ardından Konya ve Kayseri’de örgütün ayarladığı evlerde kalan Masharipov, İstanbul’da eylem talimatını bekledi.
Buradaki detaylar, Masharipov’un Kasım Güler’in Veziristan’daki örgütünde savaşmış olması, Kasım Güler’in memleketi Van’a geçip, Türkiye Vilayeti’nin en güçlü ilişkilerinin olduğu illerden olan Konya’da kalmış olması… Dahası, Kasım Güler, bu saldırıda kullanılan silahın Türkiye Vilayeti tarafından sağlandığını anlattı.
T akvimi 28 Haziran 2016’ya çevirdiğimizde, Atatürk Havalimanı’na IŞİD üyesi Rakim Bulgarov, Vadim Osmanov tarafından saldırı düzenlendi. Saldırıda 48 kişi öldü.
Soruşturmadaki çarpıcı detay ise saldırıdan 7 yıl sonra ortaya çıkacaktı. 23 Mayıs 2023’te Emniyet güçleri, Takva Mescidi’ne operasyon düzenledi. Operasyonda örgütün Marmara sorumlusu olduğu iddiasıyla gözaltına alınanlardan biri o raporda imzası bulunan Ramazan Özbuğday’dı.
Diğeri ise Özbuğday’ın İstanbul Valisi olarak atadığı Selman Salış’tı… Selman Salış, aynı zamanda Atatürk Havalimanı’na düzenlenen saldırıda militanlara yol gösteren Rıza Coşkun’un ortağıydı…
Kasım Güler’in anlattıkları, örgütün mesajları ve iddianameler örgütün güç kaybettiğini gösteriyor olabilir. Fakat bu noktada, IŞİD komutanlarından İlyas Aydın’ın «İslam Devleti›nin Irak ve Suriye›de kayıtlı 120 bin askeri vardı. İşlerin kötü gittiğini görenler ya da anlaşmazlığa girenler kaçtı. Belki 10 bini gitti. 10 bini de öldü. Hadi diyelim yarısı öldü. 7 bini Rojava’da. Nerede olduğu belirsiz 20-30 binin üzerinde adam var” cümlesini dikkate almakta da yarar var. Çünkü ona göre, bu savaşçılar dünyanın birçok yanına yayıldı…
]]>Ortadoğu’da yükselen cihatçı fikirlerin tırmandığı 2012 yılında, Türkiye’deki selefi cemaatlerde de bir heyecan yaşanmaya başladı. Dünya’nın gözü, o tarihlerde Suriye’deydi. IŞİD, gücünü artırıyor, birçok ülkeden gelen cihatçılar, önce Irak’ta ardından Suriye’de devletlerini kuruyordu.
Örgüt, kendisiyle savaşan tüm ülke ve grupları, ‘Allah düşmanı’ ilan edip, sempatizanlarına saldırı talimatı verirken, en fazla hedef alınan ülkelerden biri de Türkiye olacaktı.
Nitekim 2013’te Reyhanlı’da bomba yüklü bir araçla düzenlenen saldırı, IŞİD-Türkiye arasındaki çatışmaların ülke içine sıçradığı ilk olay oldu.
IŞİD, saldırıyı üstlenirken, Türkiye’yi açık şekilde tehdit etti. Türkiye Cumhuriyeti, 10 Ekim 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan etti. Örgütün cevabı, ülkenin birçok tarafından sıralı saldırılar oldu. O saldırılardan en büyüğü, ‘terör örgütü’ ilanının ikinci yılında yaşandı: 10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda iki IŞİD’li canlı bombanın düzenlediği saldırıda, 103 kişi hayatını kaybetti.
Örgütün Türkiye’de Reyhanlı, Sultanahmet, Niğde, Diyarbakır, Suruç, İstiklal caddesi, Gaziantep Atatürk Hava Limanı, Reina ve son olarak 2024 başında Sarıyer’de bir kiliseye yaptığı 13 saldırıda, 363 kişi hayatını kaybetti… Bu saldırıların faillerinin 7’si yabancı uyruklu, 6’sı ise Türkiye vatandaşıydı.

IŞİD Terör Örgütü lideri Ebubekir Bağdadi, 2019’da elinde ‘Türkiye Vilayeti’ yazılı dosya varken görüntü verdi.
Adıyaman ve Gaziantep yapılanmalarındaki militanlarının yaptığı eylemlerin ardından emniyet güçleri operasyonlarla örgütü zayıflattı.
Yerel gücünü kaybetmek istemeyen örgüt, ‘Türkiye Vilayeti’ ismiyle, yapılacak eylemleri merkeze bağladı.
2019’da, Ebubekir el-Bağdadi’nin, üzerinde ‘Türkiye Vilayeti’ yazan bir dosyayla görüntü vermesi, IŞİD’in Türkiye’yi resmen kendi hiyerarşisine kattığının ve Türkiye Emiri olduğunun da göstergesiydi.
Nitekim örgütün bir dönem Türkiye Valiliği görevinde bulunan Kasım Güler, savcılığa verdiği ifadesinde, Türkiye Vilayeti’nin kuruluşunda yaşananları şöyle anlatacaktı: “2017’de Suriye’deyken Nusret Yılmaz yanıma geldi, bana kendisinin IŞİD tarafından Türkiye Valisi olarak görevlendirildiğini ve benimde yanlarında bulunmamı istediler. Ben yaralı olduğumdan yapamayacağımı söylememe rağmen Nusret Yılmaz örgüt merkezine benim ismimi vermiş. Gelen talimat üzerine 2017 Ocak ayında Türkiye Vilayeti’nde görevlendirildim.”
Araştırmacı-Gazeteci, ‘IŞİD Ağları’ kitabının yazarı Doğu Eroğlu, Nusret Yılmaz’ın, Suruç ve 10 Ekim saldırılarını gerçekleştiren Gaziantep grubunun üyelerinden olduğunu söylüyor.
“Vilayet kurulmadan önce, örgütün Türkiye sorumlusu, Gaziantep grubunun lideri ise Yunus Durmaz’dı” diyor.
Eroğlu, Gaziantep Grubu’nun IŞİD içinde ‘özel bir konumda’ olduğunu belirtiyor: “Türkiye’den IŞİD’le hareket eden özelleşen tek yapıydı. Binlerce insan Suriye’ye savaşmaya ya da lojistik destek vermeye giderken hiçbiri Gaziantep Grubu kadar otonomluğa sahip değildi. Farkı, Yunus Durmaz ve etrafındaki insanların Türkiye’de eylem yapmak üzerine plan yapıyorlardı.”
IŞİD’in Türk yöneticilerinden İlyas Aydın da örgütün ‘Diyarbakır HDP Mitingi ve Suruç saldırılarını Gaziantep hücresinin inisiyatifiyle yaptığını söylerken geri kalan saldırıların merkezin emriyle yapıldığını anlatıyordu.
Örgüte yakın kaynaklar, bu noktada, IŞİD’in Türkiye Vilayeti’ni resmiyete kavuşturmak için ‘inisiyatifle’ yapılan eylemleri engelleyip, merkezden gelen talimatlarla eylem yapılmasını sağlamayı hedeflediğini belirtiyor.
2017’de kurumsallaşan Türkiye Vilayeti, kendi ordularını kuran, Türkiye’den insan kaynağı yaratmak için ilişki ağları olan bir ekipti. Bu ekibin içinde sınır emirliği görevinde bulunan İlhami Balı, Suriye’ye gitmek isteyenlere lojistik destek sağlıyordu. Balı’nın örgüt yönetimi ve militanlarla olan birçok görüşmesi, emniyetin takibindeydi.

ÖRGÜTLENME VE İLK GÖRÜŞMELER
IŞİD’in Türkiye’de kalabalıklaşması da bu kişiler çevresinde gerçekleşti. İddianame ve soruşturmalardaki gizli mesajlaşmalarda, selefi cemaatlerinin önde gelen isimleri ilk olarak 2013’te İstanbul’da buluşup, IŞİD’e katılıp katılmama konusunu tartıştı. Ardından Ekim 2014’te Konya Meram’da yine cemaatin önde gelenleri buluştu. Görüşmede, Kasım Güler, Abdullah Külgecioğlu, Bilal Özbuğday, Hüseyin Oral ve Hafız Mustafa vardı. Kasım Güler, 2014’ün Ocak ayında, Suriye’ye geçip, örgüte biat etmişti bile…
Külecioğlu, sohbete, ”Size önemli bir şeyler anlatacağım” diyerek başladı. Kasım Güler ile Afganistan’dan beri beraber hareket ettiklerini, beraber çalıştıklarını, şimdiyse İslam Devleti’nin kurulduğunu, bundan sonra çalışmalarını oraya kaydıracaklarını ve dolayısıyla bu noktada ilimle uğraşan insanların yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi. Bu nedenle, biz ilim sahiplerini davet ederek bir araya getirdiklerini söyleyerek Konya’dan Suriye’ye gitmek isteyen kişilere aracılık etmek istediklerini, orada bir Türk bölüğü kurmak istediklerini belirtti.

Ayrıca Konya’daki bu sohbet tek değildi. Yine 2014’te İstanbul’daki selefi gruplar, ilk kez bir araya gelerek Suriye’deki gelişmeleri tartışıyor, hatta birlikte namaz kılıyorlardı.
Sonucunda, Türklerin yönetimindeki ilk ordu kuruldu. Bu yapının içinde, Türk, Azeri ve Özbekler bulunuyordu.
Kasım Güler yönetimindeki ordunun Türkiye’deki cemaatlerde konuşulmaya başlanması, IŞİD’e destek vermeyen yapılar arasında tartışmalarla beraber kopuşlara da neden oldu. IŞİD’e katılmayı reddeden bazı cemaatlerin üyeleri, Güler’in bölüğüne katılmak için Suriye’ye gitti.
Açılan soruşturmalar, yargılamalar ve araştırmacıların bulgularından yola çıkarak IŞİD’in Türkiye’deki örgütlenme yapısının illerdeki gruplar arasındaki ‘davetçiler’ ile gerçekleştiğini söylemek mümkün.
YARIN: IŞİD İNTİHAR EYLEMLERİ GRUBU NASIL OLUŞTU? DAVETÇİLER KİM?
]]>İsrail’in saldırılarına işaret edilen raporda, “7 Ekim’den bu yana Gazze’de 161 BM çalışanı öldürüldü. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, 7 Ekim 2023 -12 Şubat 2024 tarihlerinde sağlık hizmetlerine yönelik 378 saldırı gerçekleşti, 98 sağlık kuruluşu ile 98 ambulans etkilendi.” ifadesi kullanıldı.
Raporda, “BM Nüfus Fonu (UNFPA) Gazze’de yeni doğan bebeklerin, annelerinin doğum öncesi veya doğum sonrası sağlık kontrolüne gidememesi nedeniyle hayatını kaybettiğini, kesintisiz bombardımanlar, güvenlik arayışıyla kaçma ve endişenin erken doğumlara yol açtığını bildiriyor.” ifadesine yer verildi.
SALDIRILAR SÜRÜYOR
BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı UNRWA verilerine değinilen raporda, yerinden edilmiş Filistinlilerin sığındığı barınaklara saldırıların sürdüğü belirtildi.
Raporda, 24 Şubat’a kadar Gazze’deki UNRWA tesislerine sığınan en az 403 yerinden edilmiş Filistinlinin öldürüldüğü, 1385’inin de yaralandığı kaydedildi.
İNSANİ FELAKET YAŞANIYOR
İsrail ordusunun 143 gündür saldırılarını sürdürmesinin yanı sıra insani yardımların girişini engellemesi nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfuslu Gazze Şeridi’nde insani bir felaket yaşanıyor.
Başta BM’ye ait kuruluşlar olmak üzere uluslararası çevreler, çoğu hastanenin hizmet dışı kaldığı, tıbbi malzeme eksikliğinin yaşandığı, açlık, susuzluk ve hijyen malzemeleri eksikliğinin tetiklediği hastalıklar nedeniyle Gazze’de ateşkes ilan edilmesi ve bölgeye insani yardımların girişinin artırılması çağrısında bulunuyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın 26 Ocak’ta İsrail’e karşı hükmettiği ihtiyati tedbir kararları arasında Gazze’de insani yardıma erişimin sağlanması yer almasına rağmen, şubat ayında Gazze’ye giren yardımın ocak ayına oranla yarı yarıya düştüğünü belirtiyor.
UNRWA Genel Komiseri Philippe Lazzarini, şubat ayında Gazze’ye giren insani yardımın önceki aya göre yüzde 50 oranında azaldığını belirtmiş, “Çaresiz yaşam koşullarındaki 2 milyon Filistinlinin artan ihtiyaçlarını karşılamak için yardımların azalması değil artması gerekiyordu.” açıklamasını yapmıştı.
İSRAİL’İN GAZZE’Yİ İŞGALİNDE 7 EKİM SONRASI
Hamas’ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, “Filistinlilere ve başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal değerlere yönelik sürekli ihlallere karşılık verme” gerekçesiyle İsrail’e 7 Ekim 2023’te kapsamlı saldırı düzenledi.
İsrail, 7 Ekim’deki saldırılarda 1200 İsraillinin öldüğünü, 5 bin 132 kişinin de yaralandığını açıkladı.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bin 660’ı çocuk, 8 bin 570’i kadın olmak üzere 29 bin 782 Filistinli öldürüldü, 70 bin 43 kişi yaralandı.
Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
İsrail ordusu, Gazze Şeridi’ne saldırılarının başladığı 7 Ekim’den bu yana 240’ı karadan işgal sürecinde olmak üzere 580 askerinin öldürüldüğünü duyurdu.
Çatışmalara 24 Kasım 2023’te 4 günlüğüne verilen ve daha sonra 3 gün daha uzatılan “insani ara”da 81 İsrailli ve 240 Filistinli esir karşılıklı serbest bırakıldı. Öte yandan İsrail, binlerce Filistinliyi alıkoyup hapsetmeye devam etti.
İşgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te de 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail güçleri ile yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin saldırılarında 406 Filistinli hayatını kaybetti.
İsrail ordusu ile Hizbullah arasında 8 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan çatışmalarda 212 Hizbullah mensubu, 11 Emel mensubu, 12 Filistin İslami Cihad Hareketi ve 12 Hamas Hareketi mensubunun yanı sıra 43 Lübnanlı sivil, 1’i asker 2 Lübnan güvenlik görevlisi, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri hayatını kaybetti.
]]>24 Şubat 2022’den beri süren Rusya-Ukrayna Savaşı ile İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılarda ölen sivillerin sayısı karşılaştırılınca ise kan donduran detaylar ortaya çıktı.

İsrail, yaklaşık 2.3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’ni havadan, karadan ve denizden aralıksız bombalıyor.

Filistinli kaynaklara göre, İsrail, bu saldırılarında 66 bin tondan fazla patlayıcı kullandı. Bu da Gazze’de kilometrekareye 183 ton patlayıcının atıldığı anlamına geliyor.
Saldırılar nedeniyle Gazze harabeye dönerken, bölgede 1.9 milyon Filistinli yerinden oldu.
İsrail’in saldırılarında, 29 bin 410 Filistinli öldürüldü, 69 bin 465 kişi yaralandı. Saldırılarda öldürülenlerin en az 12 bin 660’ını çocuklar, 8 bin 570’ini kadınlar oluşturuyor.

Yaralıların, yüzde 70’inden fazlası da kadın ve çocuklardan oluşuyor. Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
Bir yandan İsrail’in saldırılarından kaçarak hayatta kalma mücadelesi veren Filistinliler, Tel Aviv yönetiminin bölgeye yardım girişlerine çıkardığı engellemeler nedeniyle de açlıkla mücadele ediyor.

Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in yoğun saldırısı altındaki Gazze Şeridi’nde 2.2 milyon kişinin kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulundu.
BM’ye göre, Gazze’de 378 bin kişi Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) ölçeğine göre “felaket” olarak adlandırılan 5. seviye, 939 bin kişi de “acil durum” olarak bilinen 4. seviye açlıkla karşı karşıya bulunuyor.

Gazze Şeridi’ndeki akut gıda güvensizliği Dünya Sağlık Örgütünün “kritik” olarak nitelediği yüzde 15 çıtasını aşarak yüzde 16.2’ye ulaştı.
BM Dünya Gıda Programı (WFP), İsrail’in saldırılarına işaret ederek, emniyetli dağıtıma izin veren koşullar oluşana dek Gazze’nin kuzeyine hayat kurtaran gıda yardımı dağıtımını durdurma kararı aldı.

BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) da İsrail’in zorla aç ve susuz bırakarak insanlık felaketine yol açtığı Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Filistinlilerin kıtlığın eşiğinde olduğunu duyurdu.
Özellikle Gazze’nin kuzeyinde yaşayan Filistinlilerin un bulamadıkları için hayvan yemlerini öğüterek tüketmek zorunda kaldığı bildiriliyor.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞINDA 10.378 SİVİL ÖLDÜRÜLDÜ
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasının üzerinden 2 sene geçerken, Ukrayna’daki BM İnsan Hakları İzleme Misyonunun (HRMMU) 7 Şubat’ta yayımladığı verilere göre, savaşın başından beri ülkede 579’u çocuk, 2 bin 992’si kadın olmak üzere 10 bin 378 sivil öldürüldü, 19 bin 632 sivil yaralandı.
Ölümlerin 8 bin 95’i Ukrayna topraklarında, 2 bin 283’ü Rusya’nın yasa dışı ilhak ettiği topraklarda gerçekleşti.

Raporda, sayıların daha yüksek olabileceği belirtiliyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de öldürdüğü kadın ve çocukların sayısı, 2 yılda Rusya-Ukrayna Savaşı’nda hayatını kaybeden kadın ve çocukların sayısının 6 katından fazlasına tekabül ediyor.
GAZZELİLER KAÇAMIYOR
Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla kadın ve çocuklardan oluşan milyonlarca Ukraynalı, saldırılar nedeniyle ülkelerini terk etmek zorunda kalmış ve komşu ülkelere sığınmıştı.
Savaşın başından bu yana Ukrayna’ya destek veren Avrupa ülkeleri, Ukraynalı kadın ve çocukların oluşturduğu sivillere kucak açmıştı.
Öte yandan, 2007’den beri İsrail’in karadan, havadan ve denizden ablukası altında bulunan Gazze’deki 2,3 milyon Filistinli, yaklaşık 360 kilometrekarelik bölgede sıkışmış vaziyette.
İsrail saldırıları nedeniyle Filistinlilerin Gazze’de sığınabilecekleri güvenli bir yer bulunmuyor.
Gazze’nin kuzeyi, orta kesimleri ve güneyde yer alan Han Yunus bölgesine düzenlenen saldırılar nedeniyle yaklaşık 1,5 milyon Filistinli, 64 kilometrekarelik alana sahip Refah kentine sığındı.
BM verilerine göre, 7 Ekim’den önce 280 bin olan Refah’ın nüfusu, yerinden edilmiş Filistinlilerin göçüyle 5 kattan fazla arttı. Bu da Gazze’deki nüfusun yarısından fazlasının bu daracık kara parçasına sığındığı gözler önüne seriyor.
Yeteri kadar konut olmaması nedeniyle, Refah’a sığınan Filistinlilerin büyük bir bölümü, derme çatma çadırlardan oluşan kamplarda hayat mücadelesi veriyor.
İsrail yönetimi, son günlerde Filistinlilerin sığındığı Refah’a kara saldırısı başlatma yönünde sinyaller veriyor.
Refah’a saldırılması halinde, buraya sığınan Filistinlileri daha da zor günler beklediği belirtiliyor.
İsrail’in çıkardığı zorluklar nedeniyle bölgeye yeteri kadar yardım da ulaştırılamıyor.
]]>Haberde, birkaç hafta sürmesi beklenen saldırılarda Hamas’ın altyapısına odaklanılacağı ifade edildi.
Hamas’tan konuya ilişkin açıklama yapılmazken, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları, Zeytun Mahallesi’nin güneyinde İsrail Merkava tanklarından birini Yasin 105 füzesiyle hedef aldıklarını duyurdu.
BİNLERCE FİLİSTİNLİ YOLLARA DÜŞTÜ
Açlığın kol gezdiği Gazze’nin kuzeyinde binlerce Filistinli bu sabah yeniden yerlerinden edildi.
İsrail kara güçlerinin Zeytun Mahallesi’ndeki bazı bölgelere yeniden girmesi nedeniyle binlerce Filistinli tekrar yollara düştü.
Ellerindeki birkaç poşet ile Filistinliler, Zeytun Mahallesi’nden daha önce İsrail’in baskınına uğrayan Şifa Hastanesi’ne doğru yola koyuldu.

KADIN VE ÇOCUKLAR YAYA OLARAK BÖLGEDEN AYRILIYOR
Yerinden edilen Filistinlilerin büyük kısmını kadın ve çocukların oluşturması dikkati çekti. Kimisi eşek arabası, kimisi bisikletle birkaç parça eşyasını taşımaya çalıştı.
Büyük kısmının ise araç bulunmaması nedeniyle yaya olarak bölgeden ayrılmak zorunda kaldığı görüldü. Hasta ve yaşlı olanlar ise İsrail’in tahrip ettiği sokaklarda yakınlarınca tekerlekli sandalyeyle bölgeden taşınmaya çalışıldı.
SOKAKLAR SAVAŞ ALANINA DÖNDÜ
Filistinlilerin geçtiği sokaklarda, İsrail saldırıları nedeniyle oluşan yıkımın boyutları dikkati çekti.
İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, bu sabah X platformundan yaptığı açıklamada, Gazze’nin kuzeyindeki bazı bölgelerde yaşayan Filistinlilerden yerlerini terk etmelerini istemişti.
İsrail’in saldırıları nedeniyle yaklaşık 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze Şeridi’nde 1,9 milyon kişi yerinden edildi.
Filistinlilerin büyük bir bölümü, İsrail’in saldırıları nedeniyle birçok kez yer değiştirmek zorunda kaldı.
FİLİSTİNLİLERİN ELBİSELERİNİ ÇIKARDILAR
Sosyal medya platformlarında yayınlanan bir videoda, İsrail askerlerinin Gazze’de Birleşmiş Milletler (BM) Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) bağlı bir okulda alıkoyduğu yüzlerce Filistinlinin elbiselerini çıkardığı görülüyor.
Videoda, Gazze Şehri’nde UNRWA’ya ait Selahaddin Ortaokulu’nun avlusunda İsrail ordu güçleri tarafından alıkonulan erkeklerin, kıyafetleri çıkarılmış, elleri havada yerde oturması göze çarpıyor.
Sosyal medyada paylaşılan ve bir İsrail askerinin çektiği videonun çekim tarihine ilişkin bilgi edinilemedi.

“ESİRLERİN SERBEST BIRAKILMASI ÖNEMLİ BİR ŞEY DEĞİL”
İsrail’de aşırı sağcı Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, Gazze’deki İsrailli esirlerin serbest bırakılmasının ülkesi için “en önemli şey olmadığını” belirtti.
Smotrich, İsrail devlet televizyonu KAN’a yaptığı açıklamada, Gazze’deki İsrailli esirlerle ilgili açıklamada bulundu.
“Esirlerin, İsrail’in endişe etmesi gereken en önemli şey olmadığını” kaydeden Smotrich, İsrail için en önemli şeyin “Hamas’ı yok etmek olduğunu” vurguladı.
Smotrich, “Neden bunu bir yarışma haline getirelim? Şu an önemli olan nedir? Hamas’ı yok etmemiz gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Esirlerin serbest bırakılması çabasının önemli olduğunu aktaran Smotrich, “Ancak ‘bedeli ne olursa olsun’ sözünün sorunlu olduğunu anlamanız lazım.” ifadelerine yer verdi.
İsrail Savaş Kabinesi Üyesi Benny Gantz da X sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, esirlerin geri dönüşünü “en acil şey” diye niteleyerek, bunun sadece “amaçları olmadığı ve aynı zamanda da ahlaki zorunluluk olduğu” açıklamasında bulundu.
İsrail’de ana muhalefet lideri Yair Lapid de X platformundan yaptığı paylaşımda, “Smotrich’in kaçırılanların ailelerine yönelik saldırısı ahlaki bir rezalet.” diye tepki verdi.
Lapid, “Kalpsiz insanlar İsrail devletini uçuruma sürüklemeye devam edemezler.” ifadelerini kullandı.
İSRAİL YARDIMLARI ENGELLİYOR
UNRWA’nın X sosyal medya hesabından İsrail’in abluka altına aldığı Gazze’de yardım faaliyetlerini engellemesine ilişkin paylaşımda bulunuldu.
Paylaşımda, bu yılın başından bu yana İsrail’in, UNRWA ve insani yardım ortaklarının Gazze’in kuzeyine yönelik yardım ulaştırma ve değerlendirme yapma çalışmalarının yüzde 51’ini engellediği belirtildi.
Ayrıca, Gazze’nin kuzeyinde “gıda güvensizliğinin de son derece kritik bir aşamaya ulaştığı” uyarısı yapıldı.
ÖLÜ SAYISI 30 BİNE YAKLAŞTI
İsrail 7 Ekim 2023’ten beri yaklaşık 2,3 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze Şeridi’ne hava, kara ve denizden saldırılarını sürdürüyor.
Saldırılar nedeniyle bugüne kadar çoğu kadın ve çocuk 29 bin 195 Filistinli öldürüldü, 69 bin 170 Filistinli yaralandı.
Hava, kara ve denizden düzenlenen saldırılar nedeniyle Gazze’de 1,9 milyon Filistinli de yerinden oldu. İsrail’in çıkardığı zorluklar nedeniyle bölgeye yeteri kadar yardım da ulaştırılamıyor. Filistinliler bir taraftan İsrail saldırıları diğer taraftan da her gün daha derinleşen açlıkla mücadele ediyor.
BM, İsrail’in yoğun saldırısı altındaki Gazze Şeridi’nde 2,2 milyon kişinin kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğu uyarısında bulunmuştu.
BM’ye göre, Gazze’de 378 bin kişi Entegre Gıda Güvenliği Aşama Sınıflandırması (IPC) ölçeğine göre “felaket” olarak adlandırılan 5. seviye, 939 bin kişi de “acil durum” olarak bilinen 4. seviye açlıkla karşı karşıya bulunuyor.
Özellikle Gazze’nin kuzeyinde yaşayan Filistinlilerin un bulamadıkları için hayvan yemlerini öğüterek tüketmek zorunda kaldığı bildiriliyor.
]]>İklim aktivistleri, geçen ay Mona Lisa’ya karşı benzer bir gösteri yaptıktan sonra iki gün önce de Fransız müzesindeki Monet tablosuna çorba fırlattılar. Fransa’nın üçüncü büyük şehri Lyon’daki Musee des Beaux-Arts’tan yapılan açıklamada, Claude Monet’nin Bahar (Le Printemps) tablosuna saldırı düzenlendiği belirtildi.
Müze, 1872 tarihli tablonun camla korunduğunu ancak yine de yakın inceleme ve restorasyondan geçeceğini söyledi. Müze, vandalizm nedeniyle şikayette bulunacağını ve iki aktivistin tutuklandığını da sözlerine ekledi.

Herkes için sürdürülebilir sağlıklı gıda tedariği çağrısında bulunarak eylemi gerçekleştiren Riposte Alimentaire isimli grup, ocak ayında Louvre Müzesi’nin yine cam arkasında bulunan Mona Lisa tablosuna yapılan çorba saldırısını da üstlenmişti.
SANATI SEVİYORUZ AMA…
Aktivistler Ilona ve Sophie, çorba saldırısının ardından müzedekilere şunu sordu: “Eğer tepki vermezsek, bu bahar elimizde kalan tek bahar olacak. Geleceğin sanatçıları ne çizecek? Artık bahar olmazsa ne hayal edeceğiz?”
Hareket X’te “Sanatı seviyoruz, ancak geleceğin sanatçılarının yanan bir gezegende resim yapacak hiçbir şeyleri olmayacak” diyor.
Riposte Alimentaire aktivistleri 24 yaşındaki Sasha ve 63 yaşındaki Marie-Juliette de 28 Ocak’ta Mona Lisa’ya düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlenmiş ve çorbayı attıktan sonra şaşkın kalabalığa şunu sormuşlardı: “Daha önemli olan ne? Sanat mı, sağlıklı ve sürdürülebilir gıda hakkı mı?”
Web sitesine göre Riposte Alimentaire, Fransız hükümetinden ülkede gıda güvenliğinin sağlanmasını talep ediyor; buna onaylı gıda ürünlerini satın almak için kişi başına ayda 150 Euro tutarında gıda kartları dağıtılması da dahil.
BU İLK DEĞİL
Aktivistler ilk defa sanat eserlerini hedef almıyor. Ekim 2022’de Just Stop Oil grubundan iki aktivist, Londra’daki Ulusal Galeri’de Vincent van Gogh’un ‘Ayçiçekleri’ tablosunu koruyan camın üzerine domates çorbası döktüklerinde manşetlere çıkmıştı. O zamanlar sanatseverlerin gezegenden çok resimlerle ilgilendiğinden şikayet ediyorlardı.
Kültür Bakanı Rachida Dati çorba saldırısına yönelik eleştirilere öncülük etti ve X’te “Mona Lisa bizim mirasımız olarak gelecek nesillere aittir. Hiçbir sebep onu hedeflemeyi haklı gösteremez” diye yazdı.

Özellikle İtalya, ülkeyi protesto biçimleri nedeniyle aktivistlerin 50 bin avroya kadar para cezasına çarptırılmasını öngören bir yasa çıkarmaya sevk eden çok sayıda gösteriye tanık oldu. Geçtiğimiz yıl iklim aktivistleri Roma’nın dünyaca ünlü Trevi Çeşmesi’nin sularına daldı ve petrolü simgeleyen siyah bir sıvıyı döktü.
Anıtı ziyaret eden turistler fotoğraf çekerken, pankart açıp “Ülkemiz ölüyor” diye bağırdılar. Grup, sıvının karbon bazlı olduğunu ve çeşmeye zarar vermeyeceğini söylerken, Roma belediye başkanı ne olursa olsun şehrin Trevi Çeşmesi’nde dolaşan 300 bin litre suyu atıp yerine yenisini koymak zorunda kalacağını söyledi.
Grup ayrıca Milano’nun ünlü La Scala opera binasına da boya, ikonik tabloları koruyan camlara yiyecek fırlatmış ve İtalya Senatosu’na turuncu boya sıkmıştı.
Grubun üyeleri eylemleri sırasında trafiği de engelleyerek sürücüleri çileden çıkarmıştı. Çeşitli videolarda eylemcilerin sabah ve öğleden sonra trafiğin yoğun olduğu saatlerde yollara oturarak uzun trafik sıkışıklıklarına neden oldukları basına yansımıştı.
Aktivistlerin bu tip eylemleri ne kadar işe yarıyor tartışılır. Trafiği tıkayan bir eylem sırasında kızgın sürücüler iklim protestocularını defalarca tekmeleyip sürüklemişlerdi.
]]>Kahire yönetimi, Hamas’ın 2 hafta içinde İsrail ile esir takası ve ateşkes konusunda bir anlaşmaya varmaması durumunda İsrail ordusunun yüz binlerce Gazzelinin sığındığı Refah kentine kara saldırısı başlatacağı yönünde uyarıda bulundu.
İsrail basınında dün çıkan haberlere göre, Mısır, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentine kara harekatı düzenlemesi durumunda 1979 yılında imzalanan İsrail-Mısır barış anlaşmasını askıya alacağını Tel Aviv yönetimine bildirdi.
“ORDU DURUMDAN RAHATSIZ”
İsrail gazetesi Yediot Ahranot’un haberine göre, Han Yunus kentindeki saldırılarını sona erdirmeye yaklaşan İsrail ordusu, Refah kentinde kara operasyonlarına hazırlanıyor.
1,4 milyon nüfusun bulunduğu Refah kentinde savaşın nasıl olacağı konusunda soru işaretlerinin olduğu aktarılan haberde, İsrail’in yakın gelecekte savaş bağlamında iki şey görmek istediğini, bunların da esir takası ve Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki sınır hattı Philadelphia Koridoru’yla (Selahaddin Koridoru) alakalı olduğu kaydedildi.
Mısır’ın karşı çıktığı Refah’a askeri operasyonların yapılması seçeneğinde, Kahire yönetiminin İsrail denetimi olmadan Refah Sınır Kapısı’ndan yardımların girişini sağlamasından endişe edildiği belirtildi.
Haberde, İsrail’in, Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze Şeridi’ne giren her kamyonun güvenlik denetimini yapmasına olanak tanıyan Mısır ile koordinasyonunun eşi benzeri görülmemiş bir durum olduğu ve buna zarar vermenin Mısır’ın güvenliğinden daha fazla İsrail’in güvenliğine zarar vereceği değerlendirmesinde bulunuldu. Bu nedenle ordunun rahatsız olduğu ve denetim yapılmadan silah nakli yapılabileceği ihtimali konusunda uyardığı aktarıldı.
İsrail devlet televizyonunun dün yayınladığı habere göre, Mısır, Refah kentine kara harekatı düzenlemesi durumunda İsrail-Mısır Barış Anlaşmasını askıya alacağını İsrail’e bildirmişti.
İsrail-Mısır Barış Antlaşması, ABD’nin Washington şehrinde 26 Mart 1979 tarihinde, Camp David Sözleşmesinde alınan kararları takiben imzalandı. Anlaşmanın en önemli maddeleri arasında “taraflar arasındaki savaş halinin sona erdirilmesi, ilişkilerin normalleştirilmesi, İsrail’in Sina Yarımadası’ndaki askerlerini çekmesi ve bölgenin askerden arındırılması” yer alıyor.
REFAH’A SALDIRI SİNYALLERİ
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 1 Şubat’ta Gazze Şeridi’nin Han Yunus bölgesindeki İsrail birliklerini ziyaretinde yaptığı açıklamada, kara saldırılarını, Mısır sınırındaki Refah kentine taşıyacaklarını söylemişti.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da 4 Şubat’taki açıklamasında, Refah kentine kara saldırısı başlatacaklarının işaretini vermişti.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın 6 Şubat’ta siyasi kaynaklara dayandırdığı haberde, Refah kentinde operasyonlara başlamadan önce kentin tahliye edileceği belirtilmişti.
İsrail Başbakanlık Ofisinden 9 Şubat’ta yapılan açıklamada, Netanyahu’nun, ordu ve güvenlik teşkilatına, Gazze Şeridi’nin güneyine saldırı düzenlenmesi ve buraya sığınmış yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin yerinden edilmesi için gerekli planın hazırlanması talimatını verdiği kaydedilmişti.
REFAH’IN ÖNEMİ
Gazze Şeridi’nin güneyinde Mısır sınırında yer alan Refah kenti, İsrail saldırıları nedeniyle yerlerinden edilen binlerce kişinin kente sığınmasıyla birlikte 2,3 milyon nüfusa sahip Gazze’nin yaklaşık yarı nüfusuna ev sahipliği yapıyor.
İsrail güçleri, Refah kentini sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor. İsrail’in Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak yerlerinin kalmayacağından endişe ediliyor.
İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılarda en az 12 bini çocuk, 8 bin 190’ı kadın olmak üzere 28 bin 176 Filistinli öldürüldü, 67 bin 784 kişi yaralandı.
Enkaz altında hala binlerce ölü olduğu bildirilirken, halkın sığındığı hastane ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip ediliyor.
]]>Tel Aviv, yaklaşık olarak 1,5 milyon Filistinlinin bulunduğu bu bölgeyi sık sık hava saldırılarıyla hedef alıyor.
İsrail cephesinden Refah kentine kara operasyonu sinyali verilirken bu saldırının başlaması halinde sivillerin Gazze Şeridi’nde sığınacak başka bir yerleri kalmamasından endişe ediliyor.
Saldırılar devam ederken Kahire’deki üst düzey bir diplomat, Mısırlı yetkililerin İsrail’e bir uyarı yaptığını söyledi.
New York Times’ta yer alan habere göre Mısır, Filistinlilerin Sina Yardımadası’na geçmeye zorlanması durumunu 1979’da yapılan barış anlaşmasının fiilen askıya alacak bir ihlal olarak görecek.
İsrailli bir yetkili de bu uyarının ABD Başkanı Antony Blinken’a Kahire’de Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah es-Sisi ile görüşmek için bulunduğu sırada tekrarlandığını söyledi.
1979’DAKİ ANLAŞMA
Mısır-İsrail Barış Antlaşması, Mısırlıların “6 Ekim” İsraillilerin ise “Yom Kippur” olarak isimlendirdikleri, 6 Ekim 1973’te başlayan savaşın ardından imzalandı.
Antlaşmanın temelini, 17 Eylül 1978’de Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menahem Begin tarafından ABD Başkanı Jimmy Carter gözetiminde imzalanan Camp David Sözleşmesi oluşturdu.
Barış antlaşması ile Mısır, İsrail’i resmen tanıyan ilk Arap ülkesi oldu. Arap-İsrail Savaşı ile 1948’de başlayan daimi seferberlik durumu da Mısır için sona erdi.
Antlaşma gereği Mısır yönetimi, Sina Yarımadası’nın bazı bölgelerinin silahsızlanmasını kabul ederken, İsrail gemilerinin Suveyş Kanalı’ndan geçmesinin de önünü açtı. Mısır ayrıca Tiran Boğazı ve Akabe Körfezi’ni de uluslararası gemi yolu olarak kabul etti.
İsrail ise 1967’de işgal ettiği Sina Yarımadası’ndaki askeri ve sivil bütün varlığını geri çekmeyi, bölgeye inşa ettiği şehirler ve otelleri de olduğu gibi bırakmayı kabul etti.
Anlaşmadan sonra iki ülke arasında siyasi ilişkiler gelişti, karşılıklı büyükelçiler atandı. Mısır Parlamentosu, İsrail’e uygulanan ambargoyu kaldırdı ve karşılıklı ticaret başladı.
ANLAŞMADAKİ ‘FAALİYET MEKANİZMASI’ DETAYI
Antlaşma maddeleri arasında ‘faaliyet mekanizması’ diye bir ifade bulunuyor. Bu ifade uyarınca taraflar bölge şartlarının gerektirmesi durumunda karşılıklı görüşmelerde bulunarak veya görüşmeksizin antlaşma maddelerinden biri veya birkaçını geçici süre askıya alabiliyor.
İSRAİL’DEN SALDIRI SİNAYELLERİ
İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, 1 Şubat’ta Gazze Şeridi’nin Han Yunus bölgesindeki İsrail birliklerini ziyaretinde yaptığı açıklamada, kara saldırılarını Mısır sınırındaki Refah kentine taşıyacaklarını söylemişti.
Başbakan Binyamin Netanyahu da 4 Şubat’taki açıklamasında, Refah kentine kara saldırısı başlatacaklarının işaretini vermişti.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın 6 Şubat’ta siyasi kaynaklara dayandırdığı haberde, Refah kentinde operasyonlara başlamadan önce kentin tahliye edileceği belirtilmişti.
İsrail Başbakanlık Ofisi’nden dün yapılan açıklamada, Netanyahu’nun, ordu ve güvenlik teşkilatına, Gazze Şeridi’nin güneyine saldırı düzenlenmesi ve buraya sığınmış yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin yerinden edilmesi için gerekli planın hazırlanması talimatını verdiği kaydedilmişti.
]]>5 DAKİKADA ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
Buna göre adliye binasının karşısındaki metrobüs üst geçidinin önünde 11.35’te polis ekiplerinin dikkati çeken 2 terörist, şüpheli görülmeleri üzerine durdurularak GBT sorguları yapılmak istendi.
Bu sırada panikleyerek polislere biber gazı sıkıp kaçan 2 saldırgan, adliye binasının ana giriş kapısının karşısındaki meydana doğru ateş ederek koşmaya başladı.
Terörist Emrah Yayla, meydana ulaştığında burada bulunan polis kontrol noktasına silahla ateş etmeye devam etti.
Polisle çatışmaya giren ve hedef gözetmeksizin ateş eden Yayla, 11.39’da başından vurularak etkisiz hale getirildi.
Peşinden meydana koşarak gelen diğer terörist Pınar Birkoç da elindeki çantayı yere atarak polislere ateş etmeye başladı.
Polis ekiplerince açılan ateş soncu Birkoç da 11.40’ta başından vurarak etkisiz hale getirildi.
Bu sırada meydanda bulunan 4 vatandaş ile 3 polis memuru, isabet eden kurşunlar nedeniyle yaralandı. Akrabasının mevlidine gitmek için sabah evinden çıkan ve saldırıda yaralanan Dilfiraz Karataş kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Silahlı saldırı anında adliye önündekiler, bina içerisine kaçarken, adliye içindekiler de yere yattı.
Terör saldırısının ardından olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi.
ÇANTADAN ÇOK SAYIDA MERMİ VE PLASTİK KELEPÇE ÇIKTI
Adliyenin meydan yakınında bulunan C kapısı kapatılırken, polis ekiplerince binanın çevresinde yoğun güvenlik önlemi alındı. Ayrıca, polis helikopteri de önlemlere havadan destek verdi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ile Başsavcı vekili Mehmet Yılmaz 11.47’de saldırının gerçekleştiği alanda inceleme yaptı.
Kadın teröristin meydana bıraktığı şüpheli çantada, bomba imha uzmanları tarafından yapılan incelemede içeriği henüz belirlenemeyen bir düzenek, plastik kelepçeler, 48 mermi ve örgütsel doküman bulundu.
ABLASININ DAVASI VARDI
Saldırının ardından çalışma başlatan polis, olayda öldürülen Pınar Birkoç’un ablasının İstanbul Adliyesi’nde “silahlı terör örgütü üyesi olmak” suçundan duruşmasının olduğunu belirledi.
Bunun üzerine İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne giden ekipler, tutuklu sanık Necmiye Birkoç ile duruşmaya izleyici olarak katılan diğer kardeşi ve bazı kişileri 12.05’te gözaltına aldı.
Olay yeri inceleme ekipleri 12.12’de adliye çevresinde çalışma başlatıldı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca terör saldırısıyla ilgili başlatılan soruşturma kapsamında, terör örgütü DHKP/C üyelerinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti veya duruşma savcısını hedef alınıp almadığına yönelik çalışma sürüyor.
ÇATIŞMANIN İZLERİ KORKULUKLARDA
Öte yandan, saldırganlarla polis arasındaki çıkan çatışmanın şiddeti, demir korkuluklara isabet eden kurşun izleriyle gün yüzüne çıktı.
Olay yeri inceleme ekiplerinin tebeşirle daire içine aldıkları kovan yerlerinin, adliye binasına çok yakın mesafede olduğu görüldü.
Çok sayıda polisin devriye attığı alanda, güvenlik üst seviyede tutulmaya devam ediyor.
SALDIRGANLAR HAKKINDA ÇOK SAYIDA DAVA VARDI
Saldırıda öldürülen teröristlerden Emrah Yayla, 23 Kasım 2021’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava kapsamında 21 Haziran 2023’te 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Hakkında ikametine en yakın karakola imza atma ve yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbirleri uygulanan Yayla’nın dosyası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderildi.
Adana’da 2007 yılında yakalanan Yayla, sırt çantası ve arabasında bomba yapımında kullanılan düzenekler ve patlayıcı maddeler ele geçirilmesi üzerine hakkında açılan dava kapsamında 14 yıl cezaevinde kaldıktan sonra salıverildi.
Ardahan’da 1998 yılında doğan diğer terörist Pınar Birkoç ise terör örgütü DHKP/C üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuklu yargılandığı davada yaklaşık 6 yıl tutuklu kaldıktan sonra Şubat 2022’de tahliye edildi.
Fırat Nehri’nin batı yakasındaki İran destekli gruplar, 7 Şubat’ı 8 Şubat’a bağlayan gece de ABD güçlerinin konuşlandığı Ömer Petrol Sahası Üssü’ne kamikaze insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırısı düzenlemişti.
Terör örgütü PKK/YPG, 4 Şubat’ta, Ömer Petrol Sahası’nın yakınındaki karargaha düzenlenen kamikaze İHA saldırılarıyla 6 teröristin öldüğünü iddia etmişti.
ABD, 28 Ocak’ta Suriye-Ürdün sınırındaki Amerikan üssüne yönelik saldırıya karşılık olarak 3 Şubat’ta Suriye ve Irak’ta İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü ile bağlı milis gruplara ait en az 85 hedefin hava saldırısıyla vurulduğu duyurmuştu.
Suriye’de ABD güçlerinin konuşlandığı üslere Ekim 2023’ten bu yana roket ve aidiyeti bilinmeyen kamikaze insansız hava araçlarıyla çok sayıda saldırı gerçekleştirilmişti.
Fırat Nehri’nin doğusunda kalan Deyrizor toprakları, ABD destekli terör örgütü PKK/YPG’nin işgalinde, il merkezi ve diğer kırsal bölgeler ise Suriye ve İran destekli grupların kontrolünde bulunuyor.
İRAN’DAN ABD’YE KINAMA
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı yazılı açıklamada, söz konusu eylemin, Irak’ın “ulusal egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün ihlali” olduğu değerlendirmesinde bulunarak uluslararası hukuk ve ilkelere aykırı olduğunu belirtti.
ABD’nin Bağdat’ta Şii milis gücü Haşdi Şabi çatısı altında bulunan Ketaib Hizbullah’a bağlı komutanlardan Abu Bakır es-Saadi’yi hedef aldığı hava saldırısına tepki gösteren Kenani, “ABD CENTCOM terör gücünün Bağdat’taki saldırgan eylemi, Siyonist rejimin (İsrail’in) mazlum Filistin halkına karşı işlediği suçlara verdiği tam desteğin devamı doğrultusunda gerçekleştirdiğini” ifade etti.
Kenani, Irak halkı ve hükümetine başsağlığı dileğinde bulunarak “ABD’nin bu tür maceralarının devam etmesinin bölgesel ve uluslararası barışa ve güvenliğe karşı bir tehdit” olduğu değerlendirmesinde bulundu.
ABD’nin bölgedeki eylemlerini “yasa dışı ve tek taraflı saldırılar” olarak nitelendiren Kenani, saldırıların önlenmesi ve istikrarsızlığın genişlemesinin engellenmesi konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yanı sıra uluslararası toplumun da sorumluluğunun bulunduğunu ifade etti.
ABD’NİN SALDIRILARI
Haşdi Şabi’nin komutanlarından Abu Bakır es-Saadi’nin dün Bağdat’taki hava saldırısında öldürüldüğü belirtilmişti.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ABD güçlerinin, ABD askerlerine yönelik saldırılara yanıt olarak Irak’ta 7 Şubat Çarşamba günü saat 21.30 sularında tek taraflı bir saldırı düzenlediğini ve (Şii milis gücü) Ketaib Hizbullah grubundan bir komutanın öldürüldüğünü duyurmuştu.
Irak hükümetine bağlı Güvenlik Medya Ağı Başkanı General Tahsin Hafaci ise yaptığı yazılı açıklamada, ABD’nin Bağdat’ta Haşdi Şabi komutanına yaptığı saldırının Irak ve ABD arasındaki tüm anlaşmaları baltaladığını belirterek, “Irak’ın güvenliği ve selametini tehdit eden bu saldırıdan ABD ve koalisyon güçlerini sorumlu tutuyoruz.” ifadesini kullanmıştı.
CENTCOM, bir süre önce, 3 Amerikalı askerin öldüğü, 40’tan fazla askerin yaralandığı ABD’ye ait Kule 22 adlı üsse yapılan saldırıya karşılık olarak Irak ve Suriye’de İran Devrim Muhafızları Ordusuna ait hedeflere yönelik 2 Şubat’tan itibaren hava saldırıları düzenlediğini duyurmuştu.
]]>Savcılığın sevk yazısında, şüpheliler hakkında alınan istihbari bilgiler ile tespitlere yer verildi.
Şüpheli R.K’dan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu, farklı kişilere ait pasaport fotoğrafları bulunduğu, kaçakçı olduğu değerlendirilen kişiyle görüşme yaptığı ve telefonunda kaçak yollarla Meksika ve Avrupa’ya gitme arayışında olduğuna dair mesajlaşmalar tespit edildiği aktarıldı.

KİLİSE SALDIRISI ZANLISIYLA GÖRÜŞMELER
Yazıda, şüphelinin telefonunda, Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırı soruşturmasında tutuklanan şüpheli S.R’nin numarasının kayıtlı olduğu ve bu şüpheliyle çok sayıda görüşme gerçekleştirdiği ifade edildi.
Şüpheli M.D’nin dijital materyallerinde ise çatışma bölgelerinden olduğu değerlendirilen, ellerinde uzun namlulu silah olan ve üniforma giyen kişilerin fotoğraflarının bulunduğu anlatılan yazıda ayrıca, sahte pasaport evrakı ile “Çeçen İçkerya Cumhuriyeti” arması olarak bilinen simgenin, terör örgütü IŞİD’in sözde bayrağına uyarlandığı resmin yer aldığının tespit edildiği kaydedildi.
Yazıda şüphelilerden M.G. hakkında, IŞİD’in sözde Horasan Vilayeti yapılanmasının İstanbul Şer’i Kadısı ve İstanbul’daki medreselerinin sorumlusu olduğu değerlendirilen “Şeyh Talha” kod adlı Tacik uyruklu Mukhammad Sharıpov’un medresesinde sorumlu olarak görev yaptığına dair istihbari bilgi elde edildiği belirtildi.

TELEFONDAN SALDIRIYA AİT GÖRÜNTÜLER ÇIKTI
Şüpheli M.G’nin cep telefonunun incelemesi sonucunda, Santa Maria Kilisesi’nin fotoğrafı, saldırı anına ait fotoğraf ve videolar, saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerin örgüte yakın Amak Haber Ajansı tarafından yayınlanan görüntüleri, şüphelilerin kollukta çekilen görüntüleri, saldırıda kullanılan aracın PTS kayıtlarını içeren görüntüler ile İstanbul’da olduğu değerlendirilen ve tam olarak adresi tespit edilemeyen bina fotoğraflarının bulunduğu kaydedildi.
Saldırının ardından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli A.A’nın numarasının şüpheli M.G’de kayıtlı olduğu ve çok sayıda görüşme tespit edildiğine vurgu yapılan sevk yazısında, şüphelilerden M.D’nin cep telefonunda da saldırının faillerinin fotoğrafının bulunduğu tespitine yer verildi.
Şüpheli A.H.A hakkındaki istihbari bilginin de yer aldığı sevk yazısında, şüphelinin Zeytinburnu’nda gıda ürünleri satışı yapılan iş yerinin sahibi olduğu, aynı zamanda bu adreste terör örgütüne ulaştırılmak üzere Türkiye’den Afganistan’a gönderilen paraların transferini gerçekleştirdiği aktarıldı.
IŞİD’E KATILMAK İÇİN SURİYE’YE GİTTİ
Şüpheli F.M’nin hakimlikteki ifadesinde, IŞİD’e katılmak için Suriye’ye gittiğini ancak katılmadan önce İdlib’de “Şeydat” isimli grup tarafından yakalandığını söylediği öğrenildi.
Grup tarafından 20 gün hapiste tutulduktan sonra serbest bırakıldığını belirten şüphelinin, bu gruba katılma davetini kabul etmediğini ve kaçak yollardan Türkiye’ye geldiğini anlattığı bilgisine ulaşıldı.
“PİŞMANIM”
Şüpheli F.M’nin ifadesinde, “IŞİD’in Beşşar Esed ile savaştığı fikrine kapılmıştık, o nedenle gittik, öyle olmadığını gördük. Bu yüzden pişmanım. Savcılık ve emniyetteki ifadelerimi tekrar ediyorum. Bundan sonraki süreçte de hatırladıkça bildiğim konularda devlete yardımcı olacağım. Serbest bırakılmayı talep ediyorum” dediği öğrenildi.
Hakimlik, tutuklanmasına karar verdiği bu şüpheliyle ilgili Suriye’de çeşitli örgütler tarafından yakalanıp sorgulandıktan sonra kaçak yollarla Türkiye’ye geldiğine ilişkin etkin pişmanlık kapsamında ikrarlı anlatımları ile üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğunu kaydetti.
Savcılığın ardından hakimliğe çıkarılan diğer şüphelilerin üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek, serbest bırakılmayı talep ettiği bilgisine ulaşıldı.

EBU HANZALA’NIN FOTOĞRAFI ÇIKTI
Hakimlik kararında, şüpheli A.N.Q’dan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucunda, çatışma bölgelerinde çekildiği değerlendirilen, ellerinde uzun namlulu silah olan ve üniforma giyen kişilerin fotoğrafları, çok sayıda farklı kişiye ait kimlik ve pasaport resimleri, IŞİD silahlı terör örgütünün ideolojisini içeren kitaplar ve Ebu Hanzala kod adlı Halis Bayancuk’un fotoğrafları olduğunun görüldüğü kaydedildi.
Şüpheli A.H.A’yla ilgili değerlendirmelere de yer verilen kararda, Van üzerinden kaçak yollarla Türkiye’ye giren şüphelinin para transfer işi yaptığını kabul ettiği ve bu işlemi dükkanındaki uygulama üzerinden gerçekleştirdiğini söylediği aktarıldı.
Hakimlik kararında, 10 şüphelinin “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan tutuklanmasına, 5 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirleri uygulanmasına hükmedildiği kaydedildi.
NE OLMUŞTU?
Emniyetten yapılan açıklamada, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve MİT Başkanlığı ile yürütülen koordineli çalışmalarda, IŞİD sözde Horasan Vilayeti (İSKP) Türkiye yapılanmasıyla bağlantılı olduğu belirlenen 20 zanlının yakalanması amacıyla İstanbul merkezli olmak üzere Kocaeli ve Yalova’da operasyon düzenlendiği belirtilmişti.
Açıklamada, Kocaeli ve Yalova’da birer adres ile İstanbul’da 8 ilçe olmak üzere toplam 23 adrese yönelik operasyon gerçekleştirildiği, 12 şüphelinin gözaltına alındığı kaydedilmişti.
Operasyonun devamında 2 şüpheli ve 28 Ocak’taki Santa Maria Kilisesi saldırısına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 1 şüpheli olmak üzere toplam 3 zanlının daha yakalandığı aktarılan açıklamada, “Konu ile ilgili yakalanan ve adli makamlara sevk edilen toplam 15 şüpheli şahıstan 5’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulanmış, 10’u ise tutuklanarak ceza infaz kurumuna teslim edilmiştir” denilmişti.
]]>Terörist ifadesinde, şöyle konuştu:
-Kuzey Irak’taki Gara Dağında barınırken Murat Karayılan’ın benimde içinde bulunduğum bir grubu Suriye’ye YPG saflarına gönderdi. Şehir savaşını öğrenmemiz gerektiğini söyledi.
-Orada da Mazlum Kobani kod adlı Ferhat Abdi Şahin’in talimatıyla tim komutanı olarak çatışmalara katıldım.
-IŞİD’e karşı burada başarı elde edince örgütün talimatıyla bu kez taburumla birlikte IŞİD’in ele geçirdiği Musul’a bağlı Sincar’a geçtim.
-Burada da uzun süre savaştım. Buradan kaçmak imkânsız olduğu için tekrar Kuzey Irak’a geri döndüm. Pençe Kilit operasyon bölgesinde birlik sorumlusuydum.
-Teslim olmak istediğim için emrimdeki 9 kişilik grubu koordine tepesindeki çatışmaya sokmadım. Türk askeriyle çatışmalardan kaçındığım için örgüt silahımı alıp beni sorguya çekti.
-Sonra tekrar keşif için araziye çıktık, askerleri yakın mesafeden gördüğüm halde ateş etmedim. Keri silsilesi denilen noktaya füze taşıyarak gittim.

-Füzeci Ali kod adlı terörist füzeyi bana taşıttı. Kabul etmeseydim kafama sıkabilirdi.
-Füzeyi iki kez ateşleyip askerleri vurduğunu söyledi, bana da bu saldırıyı kamera ile kayıt ettirdi. Sonra araziye yerleştirilen havan mermileri uzaktan kumanda ile patlatıldı.
-Bulduğum ilk fırsatta kaçıp peşmerge karakoluna teslim oldum. Bana Türkiye’ye gitmek istiyor musun diye sordular.
-Kalmak isteseydim beni iade etmezlerdi. Ancak ben Türkiye’ye teslim olmak istediğimi söyledim. 1 ay tutuklu kaldıktan sonra Türk görevlilere teslim edildim, çok pişmanım
MİLLİ SAVUNMA VE KARA KUVVETLERİ DE DOĞRULADI
Mahkeme, Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile yazışma yaparak teröristin füzeli saldırı başta olmak üzere itiraf ettiği 7 ayrı eylemin bahse konu tarihlerde gerçekleştirilip gerçekleşmediğini sordu.
Gelen cevapta, teröristin ifadesinde geçen saldırıların belirtilen gün ve saatte Pençe Kilit ve Pençe Kaplan operasyon bölgelerinde pusu ve dinleme yapan güvenlik güçlerine karşı gerçekleştirildiği, bazı askerlerin yaralandığı doğrulandı.
2 nolu fotoğraf terörist Gebat Yılmaz
AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET VE 48 YIL 6 AY HAPİS
Mahkeme, teröristin aldığı eğitimler sonucunda, 3 farklı eylemde çatışmalara girdiğini, güvenlik güçlerine karşı füzeli saldırıyı kayda aldığını, yine bölgedeki askerlere karşı havan mermisiyle saldırıda bulunduğunu belirtti.
Sanığın bu eylemi gerçekleştirme niyeti, saldırı sonucunun toplumda meydana getirdiği etki, ortaya çıkan zarar ve tehlikenin ağırlığı dikkate alındığında sanığın gerçekleşen her bir olay için ayrı ayrı 3 kamu görevlisinin öldürmeye teşebbüs suçunu işlediğinin sabit olduğuna kanaat getirildi.
Mahkeme ilgili kurumlarla yapılan yazışmalara göre teröristin itiraf ettiği saldırıların doğru olduğunun bildirilmesi nedeniyle Gebat Yılmaz’ı “Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve 48 yıl 6 ay hapisle cezalandırılmasına karar verdi.
Teröristin teslim olduktan sonra Irak’ın kuzeyindeki Pençe Kilit harekatı bölgesindeki tüm barınma alanları ve eğitim kamplarının bulunduğu noktalar uydu üzerinden belirlenen koordinatlarla tespit edilerek vurularak yerle bir edildi.
]]>Sarıyer’de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne saat 11.40 sıralarında pazar ayini sırasında maskeli iki kişi tarafından silahlı saldırı yapıldı. Saldırıda 52 yaşındaki Tuncer Murat Cihan hayatını kaybederken, silahlı saldırıyı gerçekleştiren şüpheliler yakalandı. Saldırıdan kısa süre sonra olayla bağlantısı olduğu tespit edilen kişilere ait çok sayıda adrese operasyon düzenlendi. Operasyonda gözaltına alınanların sayıları 51’e yükseldi.
23’Ü SINIR DIŞI EDİLECEK
Operasyona ve şüphelilere ait yeni bilgiler ortaya çıktı. Gözaltına alınanların Tacikistan, Rusya ve Türkiye vatandaşı oldukları belirlendi. 150 kişilik özel bir ekip tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında önce şüphelilerin araçları tespit edildi. Aracın yol güzergahını takip eden ekipler, şüphelilerin Başakşehir Güvercintepe Mahallesi’ne gittiğini belirledi. Burada tespit ettikleri adreslerin yakınlarında kar maskelerini de bulan ekipler adreslere operasyon yaptı.
Operasyonlarda saldırıyı gerçekleştiren Tacikistan uyruklu A.K. ile Rusya uyruklu D.T. ile birlikte saldırıyla ilgisi olduğu tespit edilen 51 kişi gözaltına alındı. Şüphelilerden 23’ü sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezine teslim edilirken 28 şüphelinin ise emniyetteki işlemleri sürüyor. Şüphelilerin ifadelerinin alınmasına da başlandığı öğrenildi.

ARAÇ BİR YIL ÖNCE POLONYA’DAN GETİRİLMİŞ
Öte yandan şüphelilerin olayda kullandığı aracın 1 sene önce Polonya’dan Türkiyeye getirildiği, aracın bu süre içerisinde hiç trafiğe çıkmadığı, olay günü şüpheliler tarafından kullanıldığı belirlendi. Aracı getiren kişinin ise iki gün kaldıktan sonra geri döndüğü öğrenildi. Ayrıca olay günü saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerden A.K.’nin silahının tutukluk yapması sonucu, şüphelilerin panik yapıp kaçtığı kaydedildi.
İŞTE SALDIRGANLARIN KULLANDIĞI ARAÇ

BİR KURŞUN DUVARDA, DİĞERİ OTURAKTA
Öte yandan Santa Maria Kilisesi’ndeki silahlı saldırının gerçekleştirildiği bölüm basın mensuplarınca görüntülendi. Olay yerindeki incelemelerin tamamlanmasının ardından basın mensuplarının kiliseye girişine izin verildi. Kilisenin avukatı Afşin Hatipoğlu, basın mensuplarına silahlı saldırının detaylarını anlattı. Hatipoğlu, kilisenin 1 Şubat Perşembe günü saat 19.00’da yapılacak ayinle yeniden ibadete açılacağını duyurdu.

Saldırganların silahlarından çıkan kurşunlardan birinin oturaklara, diğerinin ise duvara isabet ettiği görüldü.
SALDIRGANLAR KURBANA KAPIYI AÇMIŞ
Saldırıyı anlatan kilisenin avukatı Afşin Hatipoğlu “Sabah ayininde, ayin devam ederken iki saldırgan kamuflajlı bir şekilde bu antreye geliyorlar. Ve kapıyı açıp içeriyi kontrol ediyorlar. Tam girmeye karar verdikleri anda başka bir kişi daha geliyor ve o kişiye kapıyı açıyorlar ayine girsin diye. Kapıyı açıp içeri aldıkları kişi o günkü kurban aslında. Onlar ayini bastıklarında önce rahmetliyi burada ne yazık ki katlediyorlar. Önce kabzayla kafasına vuruyorlar, daha sonra ateş ediyorlar. Sonra da rastgele kilisenin etrafına ateş ediyorlar” dedi.

Kilisenin avukatı Afşin Hatipoğlu
‘ARAPÇA VEYA FARSÇA KONUŞTULAR’ İDDİASI
Hatipoğlu, şöyle devam etti:
– Görgü tanıklarının söylediği Arapça veya Farsça tam çıkartamadıkları bir dille bazı şeyler söylüyorlar ve daha sonra uzaklaşıyor. Saldırı gerçekleştikten sonra ölen kişi dışında bir yaralı söz konusu değil. Polisin bize söylediği kadarıyla silahlardan birinin tutukluluk yaptığı, onun da paniğe sevk ettiği ve daha fazla can kaybının önüne geçtiği ama görüntülerde var, saldırganlardan bir tanesi kilisenin ortasına kadar devam ediyor, bağırmaya devam ediyor ve sağa sola ateş ediyor. Tabii büyük bir korku ortamı oluyor, bir kişi hayatını kaybediyor.
“Burası Perşembe günü saat 07.00’deki ayine kadar kapalı. Çünkü Hristiyan inancına göre, böyle bir saldırı olduktan sonra tekrar bir kutsama ayini olmadan o kilise ibadete açılamıyor. Bütün azınlık cemaatlerinin liderleri Perşembe günü saat 07.00de burada toplu ayin gerçekleştirecekler. Bu görmüş olduğunuz alanı da merhumun anısına ‘Anma bölgesi’ yaptılar. Buraya mum dikilip kendisi için dua edilecek. Burası kilisede muhafaza edilecek, merhuma saygı açısından saklanacak.
ANA KAPIYA TÜRK BAYRAĞI
Öte yandan Latin Katolik Cemaati Ruhani Reisi Massimiliano Palinuro da kiliseyi ziyaret etti. Çıkışta basın mensuplarına konuşan Palinuro, saldırıdan duyduğu üzüntüyü dile getirdi. “Tek gücümüz duadır” diyen Palinuro, “Yetkililere teşekkür etmemiz gerek. Büyük bir gayretle olayın sorumlularını yakaladılar” ifadelerini kullandı.

Palinuro “Sadece cemaatimize değil, bütün Türkiye’ye zarar veren bir olay ama birçok kişi, sivil otoriteler, yetkililer, komşular, bütün insanlar yanımızda durdu. Bundan dolayı memnunuz” dedi.
Massimiliano Palinuro, silahlı saldırıda hayatını kaybeden Tuncer Murat Cihan’ın cenaze törenine katılmak üzere kiliseden ayrıldı.
KOLLUK KUVVETLERİNE TEŞEKKÜR
Palinuro, yazılı açıklamasında ise şu ifadelere yer verdi:
– 28 Ocak 2024 tarihinde episkoposluğumuza bağlı olan Büyükdere Meryem’in Doğuşu Katolik Kilisesi’nde meydana gelen elim saldırıdan sonra 12 saat gibi kısa bir süre içerisinde olayın faillerini ve bağlantılı oldukları kişileri yakalama başarısını gösteren, başta İçişleri Bakanımız Sayın Ali Yerlikaya olmak üzere tüm kolluk kuvvetlerine minnettarlığımızı ifade ediyoruz. Bu vesile ile İstanbul’daki Katolik cemaatlerinin kiliselerinde ibadetleri süresince güvenlik önlemlerinin artırılması ve sıkılaştırılması hususunda sizlerin yoğun desteğine ihtiyaç duyduğumuzu beyan ederiz.
Asırlar boyunca tüm dinlerin kardeşçe yaşadığı İstanbulumuzda bu karşılıklı sevgi ve saygı ikliminin devam edebilmesi için gösterdiğiniz çaba için müteşekkiriz. İstanbuldaki yaşayan Katolikler olarak ülkemiz insanlarının samimi kardeş sevgisini, vicdanını ve misafirperverliğini biliyoruz. Ülkemizi ve insanlarımızı çok seviyoruz. Terör eylemi aracılığıyla dehşet dalgası yaydığını sanarak kiliselere kendimizi kapatıp kapılarımızı içeriden kilitleyeceğimizi düşünen kişi ve grupların bunu başaramayacaklarını belirtmek isteriz.
]]>ABD’nin Irak ve Suriye’de bulunan üslerine yönelik saldırıların başladığı 17 Ekim 2023’ten bu yana toplam 140 saldırı yapıldığını belirten Singh, bunların 57’sinin Irak’ta, 83’ünün de Suriye’de olduğu bilgisini paylaştı.
Singh, Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik devam eden Husilerin saldırılarına da değinerek, Husilere bu saldırıları durdurmaları çağrısını yineledi.
Bir gazetecinin, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarını durdurması halinde Husilerin eylemlerine son vereceğini açıkladığını hatırlatması üzerine Singh, Kızıldeniz’de olanlarla Gazze’de yaşananların arasında bir bağ bulunmadığını iddia etti.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), en son dün gece ve bu sabah Husiler tarafından kullanıldığı iddia edilen füze rampalarına karşı yeni saldırılar düzenlediğini duyurmuştu.
ABD yönetimi, ayrıca dün, Yemen’de Husiler olarak bilinen Ensarullah Hareketi’ni, Kızıldeniz’deki saldırıları nedeniyle yeniden “yabancı terör örgütleri” listesine almıştı.
ABD’DEN HUSİLERE KARŞI SALDIRI
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), son günlerde Kızıldeniz’deki eylemleriyle gündemden düşmeyen gruba karşı saldırı yapıldığını duyurdu.
Açıklamada, “Kızıldeniz’de seyrüsefer serbestisini korumaya, ABD ve ortak deniz trafiğine yönelik saldırıları önlemeye yönelik devam eden çok uluslu çabalar bağlamında 18 Ocak’ta, CENTCOM güçleri Yemen’de Husilerin kontrolündeki bölgelerde ateşlenmeye hazır ve Kızıldeniz’in güneyini hedeflenen 2 gemi savar füzeye saldırı düzenlendi.” ifadesi kullanıldı.
Söz konusu füzelerin bölgedeki ticari gemiler ve ABD Donanması gemileri için “yakın bir tehdit olduğu” savunulan açıklamada, füzelerin ABD güçlerince tespit edildiği ve “meşru müdafaa” amacıyla vurularak imha edildiği belirtildi.
BIDEN: HUSİLERİN SALDIRILARI HENÜZ ENGELLENEMEDİ
ABD Başkanı Joe Biden, Kuzey Carolina’ya yapacağı ziyaret öncesi, Beyaz Saray’da gazetecilerin sorularını cevapladı.
ABD Başkanı, Amerikan ve İngiliz donanmasının gerçekleştirdiği ortak operasyonun, Husilerin Kızıldeniz’den geçen ticari gemileri hedef almasını henüz “engelleyemediği” itirafında bulundu.
Bölgedeki ABD güçlerinin, Yemen’den yapılan gemilere yönelik saldırılara verdiği karşılıkla ilgili, “Husileri durduruyorlar mı? Hayır. Devam edecekler mi? Evet.” diye konuşan Biden, ABD’nin Husilere yönelik operasyonlara devam edeceğini vurguladı.
Aynı dakikalarda ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), X’te yaptığı paylaşımda, “Kızıldeniz’in güneyini hedef alan ve fırlatılmaya hazırlanan iki Husi gemisavar füzesinin imha edildiğini” kaydetti.
KIZILDENİZ’DEKİ DURUM
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze’deki saldırılarına tepki gerekçesiyle 31 Ekim’de Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu belirttikleri ticari gemilere el koymaya, bazılarına da dron ve füzelerle saldırılar düzenlemeye başladı.
ABD güçleri, bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze dronları düşürdüğünü belirtti.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliğinin tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden yapılıyor.
]]>SON OLARAK ABD’LİLERİN YANINDAYDI
Suriye’nin Haseki vilayetinde Kamışlı İlçesinden Nusaybin sınırındaki hudut birliklerine yönelik saldırı hazırlığı içinde olduğu tespit edilen PKK-YPG’nin Haseki bölge komutanı Hasan Cihad Bekir, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın düzenlediği nokta operasyonla öldürüldü. Haseki’de barındığı tespit edilen teröristin bulunduğu PKK-YPG’ye ait binaya düzenlenen operasyonda öldürülen teröristin son olarak IŞİD’li teröristlerin ve ailelerinin rehin tutulduğu ABD Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı birliklerin de ziyaret ettiği Hol
Kampı’nda ABD’lilerin yanında görüntülenmişti.
TERÖRİSTBAŞINDAN İDEOLOJİK EĞİTİM ALDI
Suriye uyruklu terörist 30 yıldan beri terör örgütü PKK’nın Suriye, Irak’ın kuzeyi ve Türkiye sınırları içinde birçok bölgede kanlı saldırıların planlamasını yapmaktan aranıyordu. Hasan Cihad Bekir, 1993 yılında da Abdullah Öcalan’ın barındığı Şam’daki sözde Mahsun Korkmaz Akademisi’nde bizzat teröristbaşından ideolojik eğitim almış ve bir dönem yakın korumalığını yapmıştı. Bekir’in, Şırnak ve Siirt kırsalındaki Kato, Gabar, Cudi, Kel Mehmed, Çırav, Herekol, Bestler-Dereler bölgelerinde güvenlik güçlerine karşı çok sayıda saldırıda yer aldığı yakalanan ve teslim olan teröristlerin teşhis ve ifadelerinde yer alıyor.
ÜST DÜZEY SORUMLUYDU
Terörist, 2008-2012 yıllarında Tunceli, Bingöl, Erzincan kırsalı ile buradan açılım grubu içinde yer alarak Karadeniz kırsalına sızma yaparak çok sayıda asker ve polisin şehit edildiği saldırıların da başındaki isimlerden biriydi. Bekir, ‘Dersim Sahası’ diye adlandırılan Tunceli’ye Ovacık, Günbeyi, Geyiksuyu, Çiçekli, Pertek, Bali Deresi, Gari Kuşağı, Hozat, Çemişgezek kırsalını içine alan Batı karargahı ile Pülümür, Kocatepe, Pokus, Nazimiye, Bezik Ormanları, Kıl Deresi, Dokuzkayalar ve Şişik ormanları ile Batı il merkez gücü diye adlandırılan Aliboğazı kırsalında üst bölge sorumlusu düzeyinde faaliyet yürütüyordu.
Terörist Bekir, Tunceli kırsalındayken Mercan Dağları üzerinden açılım grubu adı altında Erzincan Refahiye-Kızıldağ üzerinden Zigana geçidi, Gümüşhane üzerinden Tokat ve Karadeniz’in iç kesimlerine kadar sızan grupların başında yer alıyordu.
11 ŞEHİDİN FAİLİ
Terörist Bekir’in, Tunceli’ye bağlı Nazımiye İlçesindeki Sarıyayla Jandarma Karakolu’na saldırıda karakol komutanı Hasan Özürberk ile askerler Kemal Koçyiğit, Adem Şimşek, Erman Aydın ve Ahmet Eyce’nin şehit edilmesi, Sivas Suşehri’nde uzman çavuş Şükrü Özyol, Giresun Dereli İlçesinde Astsubay Ahmet Eryılmaz, Ordu’nun Akkuş İlçesinde uzman çavuş Hacı Emin Pişkin, Bingöl’ün Kığı İlçesinde er Eyüp Gürsoy’un şehit edilmesi, Samsun’un Ladik İlçesinde devriye gezen polis aracına saldırıda Malik Soykal ile Hüseyin Koç adlı polislerin şehit edildiği saldırıları bizzat gerçekleştirmekten aranıyordu.
Terörist Bekir’in, 2013 yılında Tunceli kırsalından beraberindeki bir grupla Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarına buradan da Arap Baharı sonrasında oluşan yönetim ve otoride boşluğundan istifade ederek Suriye’nin kuzeyini işgal eden PKK-YPG saflarında 2018’den bu yana sorumlu düzeyde faaliyet yürütüyordu. Terörist Deyri Zor bölgesinden Haseki’ye saha sorumlusu olarak geçince MİT’in sıkı takibiyle düzenlenen nokta operasyonla öldürüldüğü ortaya çıktı.
]]>Kahhum, “Yemen’den Amerikalılara şunu söylüyoruz: Yemen’e yönelik tüm hareketleriniz ve saldırılarınız başarısızlıkla deneme bonusu
sonuçlanacak, saldırılarınıza tüm gücümüzle karşı koyacağız. Yemen’in kudretini göreceksiniz ve bölgeden aşağılanmış bir halde çekileceksiniz. Kibrinizi kıracak, sözde heybetinizi yıkacak Yemen caydırıcılığını göreceksiniz” dedi.
“BİR FETİH VE CİHAT”
Yemen’in, devletiyle, halkıyla ve ordusuyla ABD ile bir savaşa hazırlandığına dikkati çeken Kahhum, şunları söyledi:
“Yemen devleti, liderliği, silahlı kuvvetleri ve halkı tetikte ve ABD ile açık bir savaşa girmeye hazırlanıyor. Filistin ve ümmetin tüm davaları uğruna, Amerika, İngiltere ve İsrail’in temsil ettiği Büyük Şeytan’la doğrudan karşı karşıya gelmek büyük deneme bonusu veren siteler
bir onurdur.”
Kahhum, ABD ile savaşın “vaat edilen bir fetih ve cihat” olduğunu söyledi.

“SALDIRILAR ETKİSİZ”
ABD’nin Yemen’deki saldırılarının etkisiz olduğunu savunan Kahhum, “ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik saldırılarının hiçbir etkisi olmadı ve olmayacak. Bu, egemenliği ve uluslararası yasaları çiğneyen bir saldırı ve suçtur” değerlendirmesinde bulundu.
“YEMEN’E SAVAŞ İLAN ETTİLER”
Kahhum, “ABD ile İngiltere’nin vurduğu hedefler daha önce bombalanan bölgelerdeydi ve bu yeni bir şey değil. Bununla birlikte Yemen’e savaş ilan ettiler ve dolayısıyla Yemen’in onlara yönelik yapacağı saldırılara ve Yemen’in stratejik caydırıcılığına katlanmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Ali el-Kahhum, “Bu terörist ABD’dir ve bu da onun işlediği suçudur. Bu açık bir savaştır ve devam ediyor. Saldırılarında pişman olacaklar ve bedelini ağır ödeyecekler. Yemen, yüce milletiyle, devletiyle, liderliğiyle, silahlı kuvvetleriyle, güçlü eliyle ve askeri yetenekleriyle büyüktür” şeklinde konuştu.
Kahhum, ABD’ye zafere ulaşana dek savaşacaklarına dikkati çekerek, düşmanlarına karşı tepkilerinin sert ve acıklı olacağını öne sürdü.

KÜRESEL TİCARETİ TEHDİT EDİYORLAR
İran’ın desteklediği Yemen’deki Husiler, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırılarına tepki olarak, 31 Ekim’den bu yana Yemen açıklarında İsrailli şirketlere bağlı olduğunu iddia ettikleri ticari gemilere el koymaya ve bazılarına da drone ve füzelerle nazillispor.com
saldırılar düzenlemeye başladı.
ABD güçleri bu süreçte birçok kez Yemen’den atılan füze ve kamikaze droneları düşürdüğünü duyurdu.
Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi, Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı aldı.
ABD, küresel deniz ticareti güvenliği tehlikeye girdiği gerekçesiyle 18 Aralık’ta bir grup ülkenin katılımıyla Husi güçlere karşı “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu “deniz görev gücü” oluşturulduğunu açıkladı.
Kızıldeniz’de 31 Aralık’ta İsrail’le bağlantılı gemiyi ele geçirmeye çalışan Husilere ait 3 sürat teknesi ABD helikopterleri tarafından ateş altına alındı.
Husiler, 10 Ocak’ta da İsrail’e destek olduğu gerekçesiyle Kızıldeniz’de ABD’ye ait bir geminin füze ve kamikaze dronlarla hedef alındığını bildirdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), 11 Ocak’ta ABD ve Japonya tarafından sunulan ve Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarının acilen sonlandırılmasını talep eden karar tasarısını kabul etti.
Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan Süveyş Kanalı üzerinden küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’si yapılıyor.
]]>ABD Başkanı Joe Biden, TSİ sabaha karşı yaptığı açıklamada Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda’nın da desteklediği ABD ve Birleşik Krallık’ın Husilere saldırı düzenlediğini açıkladı. Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamaya göre Biden, “Bu saldırılar Husilerin Kızıldeniz’deki uluslararası gemiciliğe yönelik saldırılarına doğrudan bir yanıttır” dedi. Biden, Husilerin tarihte ilk kez ticari gemilere gemisavar balistik füze ile saldırdığını da vurguladı.
Biden, “Bu saldırı ABD’yi ki buna askeri personel, gemilerde çalışanlar, partnerlerimiz, uluslararası ticareti tehlikeye atarken taşımacılığın özgürlüğünü de tehdit etti” dedi.
Yemen’deki İran destekli Husiler, ABD ve İngiltere’nin Yemen’e yönelik düzenlediği saldırılara yanıt olarak Kızıldeniz’de ABD-İngiliz savaş gemilerinin hedef alındığını duyurdu.
ABD ve İngiliz savaş uçaklarının Yemen’de birkaç kentte bazı noktalara yönelik hava saldırısı düzenlediği açıklandı. Yemen’deki yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, ABD ve İngiliz savaş uçakları gece saatlerinde Yemen’in Sana, Hudeyde ve Taiz kentlerinde bazı noktalara hava saldırısı düzenledi.
Saldırılara ilişkin detaylı bilgi paylaşılmazken, düzenlenen hava saldırılarına ilişkin sosyal medya hesaplarından görüntülere yer verildi.
“YEMEN’İN YANITI GECİKMEDİ”
Husilerin siyasi büro üyesi Ali el-Kahhum, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, “Yemen’in yanıtı (ABD ve İngiltere’ye) gecikmedi. Yemen silahlı kuvvetleri, Kızıldeniz’deki ABD-İngiliz savaş gemileri ile askeri bölge ve üslerine güçlü bir şekilde karşılık veriyor.” ifadelerine yer verdi.
Husilerin sözde hükümetindeki Dışişleri Bakan Yardımcısı Hüseyin el-İzzi de X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, “Ülkemiz, ABD ve İngiliz gemileri, denizaltıları ve savaş uçakları tarafından büyük bir saldırıya maruz kaldı. Hiç şüphesiz ABD ve İngiltere, bu bariz saldırganlığın tüm vahim sonuçlarına ağır bir bedel ödemeye hazırlanmak zorunda kalacak.” ifadelerini kullandı.
Husilere bağlı SABA haber ajansı da haberinde başkent Sana, Hudeyde, Sada ve Zemar kentlerinin “ABD saldırganlığına” maruz kaldığı bilgisini paylaştı.
Yemen’deki yerel kaynaklar, ABD ve İngiliz savaş uçakları gece saatlerinde Yemen’in Sana, Hudeyde ve Taiz kentlerinde bazı noktalara hava saldırısı düzenlediğini duyurmuştu.
Saldırılara ilişkin detaylı bilgi paylaşılmazken, düzenlenen hava saldırılarına ilişkin sosyal medya hesaplarından görüntülere yer verilmişti.
SON DÖNEMDE SALDIRILARIN DOZU ARTMIŞTI
Son dönemlerde Yemen’deki Husilerin, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına karşılık ticari gemilere yönelik eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı almıştı.
Pentagon, 6 Aralık 2023’te Yemen’deki Husi güçlerinin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı uluslararası “Deniz Görev Gücü” kurulması için görüşmeler yaptıklarını bildirmiş, 18 Aralık’ta da “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu misyon oluşturulduğunu duyurmuştu.
Husilerin saldırıları, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin yapıldığı Süveyş Kanalı’ndan geçişleri tehlikeye atarken, Kızıldeniz’de ticari gemilerin uğradığı saldırılar ve şirketlerin pes peşe aldığı kararlar, küresel ekonomide yeni bir “tedarik zinciri krizi”nin başlayacağına ilişkin endişeleri artırmıştı.
]]>ORTAK SALDIRI
Biden, açıklamasında, “Bugün, talimatımla, ABD ordu güçleri İngiltere ile birlikte ve Avustralya, Bahreyn, Kanada ve Hollanda’nın da desteğiyle Yemen’de Husi isyancıları tarafından kullanılan bazı hedeflere hava saldırısı düzenledi.” ifadesini kullandı.
DOĞRUDAN MİSİLLEME
Saldırıların, Husilerin Kızıldeniz’deki eylemlerine doğrudan misilleme olduğunu belirten Biden, sonuncusu 9 Ocak’ta gerçekleşen ve Husilerin doğrudan Amerikan gemilerini hedef aldığı bir dizi saldırıya uluslararası koalisyonla yanıt verdiklerini kaydetti.
BM KARARINI HATIRLATTI
Husilere karşı hem bölgede ABD öncülüğünde kurulan deniz gücüne hem de uluslararası kamuoyunda oluşan yaklaşıma dikkati çeken Biden, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde önceki gün alınan ve Husilerin saldırılarına son vermesi çağrısı yapan kararı hatırlattı.
“Yemen’deki bu saldırılar, ABD ve müttefiklerinin dünyanın en kritik ticari rotalarından birindeki seyrüsefer özgürlüğünün tehlikeye atılmasını ve personelimizin hedef alınmasını tolere etmeyeceğimizin açık mesajıdır.” değerlendirmesini paylaşan Biden, gerekmesi halinde bundan sonra da ileri tedbirleri almakta tereddüt etmeyeceğini vurguladı.
TOMAHAWK DA KULLANILDI
Amerikan medyasına açıklama yapan bazı Amerikalı yetkililer de ABD ve İngiltere ordu kuvvetlerinin en az 12 Husi hedefini vurduğunu, saldırıların savaş uçakları ve Tomahawk füzeleriyle yapıldığını bildirdi.
HEDEF ALINAN YERLER
Konuyla ilgili açıklama yapan ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise saldırıda Husilere ait insansız hava araçlarını, balistik ve seyir füzeleri ile radar ve gözetleme kapasitelerini hedef aldıklarını kaydetti. Austin, ABD’nin bundan sonra da Yemen’deki Husilere yönelik “gereken hallerde” saldırı hakkını mahfuz tuttuğunu ve Kızıldeniz’deki gemi trafiğinin istikrarlı şekilde sürmesinin öncelikleri olduğunu belirtti.
YEMENİ YALANLADI
Saldırıya ilişkin telefonla brifing düzenleyen ABD’li üst düzey bir savunma yetkilisi ise Yemen’in ABD veya İngiltere’ye ait herhangi bir savaş uçağı ya da savaş gemisini hedef aldığı yönündeki iddiayı reddetti.
Yetkili, “Şu anda Husilerden herhangi bir karşılık görmedik.” ifadesini kullandı.
KIZILDENİZDE NELER OLMUŞTU
Son dönemlerde Yemen’deki Husilerin, İsrail’in Gazze’ye saldırılarına karşılık ticari gemilere yönelik eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı almıştı.
Pentagon, 6 Aralık 2023’te Yemen’deki Husi güçlerinin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı uluslararası “Deniz Görev Gücü” kurulması için görüşmeler yaptıklarını bildirmiş, 18 Aralık’ta da “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu misyon oluşturulduğunu duyurmuştu.
Husilerin saldırıları, Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlayarak Avrupa ile Asya arasındaki en kısa rotayı sunan ve küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin yapıldığı Süveyş Kanalı’ndan geçişleri tehlikeye atarken, Kızıldeniz’de ticari gemilerin uğradığı saldırılar ve şirketlerin pes peşe aldığı kararlar, küresel ekonomide yeni bir “tedarik zinciri krizi”nin başlayacağına ilişkin endişeleri artırmıştı.
]]>ABD donanmasından yardım isteyen Maersk, gemilerinden birine Husiler tarafından düzenlenen saldırının ardından, güvenlik durumunu değerlendirmek üzere tüm Kızıldeniz transit geçişlerini 48 saatliğine askıya aldı.
ABD donanması Maersk Hangzhou’dan gelen yardım çağrısına yanıt verirken kendilerine ateş açıldığını ve bunun sonucunda iki gemisavar balistik füzeyi düşürdüğünü söyledi. Bu saldırının ardından Maersk sabah saatlerinde yeniden saldırıya uğradığını belirterek ABD’den ikinci kez yardım istedi.
Maersk’e düzenlenen son saldırı ABD’nin denizcilik şirketlerine küresel ticaretin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz’den geçmenin güvenli olduğuna dair güvence verme çabalarını baltaladı.
İKİNCİ KEZ YARDIM ÇAĞRISINDA BULUNDULAR
ABD, sabah 6.30’da Maersk tarafından bir yardım çağrısı daha aldığını açıkladı. Bu, aynı gemiden 24 saatten kısa bir süre içinde ikinci kez yardım çağrısı anlamına geliyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamaya göre, Yemen’den gelen dört küçük bot gemiye 20 metre yaklaştı ve gemiye çıkmaya çalıştı.
ABD saldırılara üç botu batıran bir saldırıyla karşılık verdi.
Açıklamada, “Küçük botlara sözlü çağrı yapılması sürecinde, küçük botlar mürettebatlı ABD helikopterlerine silah ve hafif silahlarla ateş açıldı” denildi. Açıklamaya göre dördüncü bot kaçtı ve ABD personeline veya ekipmanına herhangi bir zarar gelmedi.
Centcom, X’teki daha önceki bir gönderisinde, Singapur bayraklı ve Danimarka’ya ait konteyner gemisiyle ilgili ilk olayın, yerel saatle cumartesi akşamı, geminin Güney Kızıldeniz’den geçerken bir füze tarafından vurulduğunun bildirilmesiyle meydana geldiğini söyledi.
Centcom yaptığı açıklamada, Graveley’in Yemen’deki Husi kontrolündeki bölgelerden gemilere ateşlenen iki gemisavar balistik füzeyi düşürdüğünü söyledi.
Maersk’in bir sözcüsü olayları doğruladı ve mürettebatın güvende olduğunu ve geminin kuzeye doğru ilerlemeye devam ettiğini söyledi.
SAREE: TÜM SEÇENEKLERE HAZIR OLUN
Pazar günü televizyonda yayınlanan ve öncesinde Amerikan karşıtı propaganda videolarının ve sloganların yer aldığı bir açıklamada Husi güçlerinin sözcüsü Yahya Saree, grubun 10 üyesinin öldüğünü ya da kayıp olduğunu söyledi.
Geminin İsrail’e doğru gittiğini ve ABD’nin grubun gemiyi durdurma yönündeki insani ve ahlaki görevine müdahale ettiğini söyleyen Saree, Yemenlileri, Arapları ve Müslümanları Amerikan tırmanışına karşı koymak için tüm seçeneklere hazır olmaya çağırdı.
Saree, ABD liderliğindeki deniz koalisyonuna katılmaları halinde tüm ülkeleri “vahim” sonuçlarla karşı karşıya kalacakları konusunda uyardı.
‘ŞİRKETLER RİSK TOLERANSINA KARAR VERECEKLER’
Rane Network’ün kıdemli Orta Doğu ve Kuzey Afrika analisti Ryan Bohl, “Husiler hâlâ ABD stratejisinin sınırlarını test ediyor. ABD’nin de bugün bildirilenlere benzer başarılı müdahaleler geçmişi olduğu göz önüne alındığında, her nakliye şirketi kendi risk toleransına karar vermek zorunda kalacak” dedi.
Bohl, ABD ve müttefikleri Kızıldeniz’den geçen her gemiye eşlik etse bile bunun Husilerin hava saldırılarını caydırmayacağını söyledi.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un Yemen uzmanı Farea Al-Muslimi de pazar günkü olayın Husilerin amaçlarının Gazze’deki savaşın ötesine geçtiğini söyledi.
Muslimi “ABD ile bir boks maçı yapmak için dua ediyor ve bunu umuyorlar, bu kesinlikle onların hayali,” diyerek Husilerin bölgesel ve küresel konumlarını hesaba katılması gereken bir direniş gücü olarak güçlendirmek istediklerini belirtti.
NE OLMUŞTU?
Son dönemlerde Husilerin eylemlerinin ardından çok sayıda gemicilik şirketi de Kızıldeniz’deki seferlerini durdurma kararı almıştı.
Pentagon, 6 Aralık’ta Yemen’deki Husi güçlerinin Kızıldeniz’deki ticari gemilere yönelik saldırılarına karşı uluslararası “Deniz Görev Gücü” kurulması için görüşmeler yaptıklarını bildirmiş, 18 Aralık’ta da “Refah Muhafızı Operasyonu” adında çok uluslu bir misyonun oluşturulduğunu duyurmuştu.
Buna karşılık olarak, Yemen’deki Husilerin lideri Abdülmelik el-Husi, “Amerika’nın gerilimi tırmandırmaya yönelik herhangi bir eğilimi veya Yemen’i hedef alması karşısında boş durmayacaklarını” belirtmiş ve “ABD’yi, İsrail gemilerini korumak amacıyla Kızıldeniz’i askerileştirmeye çalışmakla” suçlamıştı.
Husiler, kasım ayının ortasından bu yana bir konteyner gemisini ele geçirdi ve Kızıldeniz’de 20’den fazla saldırı düzenledi. Bunun Filistinlilerle dayanışma gösterisi olduğunu söylediler.
İsrail, kenilerine eşi benzeri görülmemiş bir saldırı başlatan Hamas’ı ortadan kaldırana kadar Gazze’de yaklaşık üç aydır sürdürdüğü savaşı devam ettirme sözü verdi.
ABD geçen hafta İran’ın Husilerin gemilere yönelik saldırılarına “derinden müdahil olduğunu” ve Yemenli militanların Tahran tarafından sağlanan izleme sistemlerine güvendiğini söyledi. İran bunu yalanladı.
Gazze’deki Hamas hükümetinin sağlık yetkililerine göre bugüne kadar 21 binden fazla Filistinli öldürüldü. Birleşmiş Milletler, Gazze’de yaşayan yaklaşık 2 milyon kişinin ciddi gıda sıkıntısı çektiği ve insani durumun vahim olduğu uyarısında bulundu.
]]>
ÜS BÖLGESİNE SALDIRI HAZIRLIĞI
Teröristlerin üzerlerinde ele geçirilen dokümanların incelenmesinde, Hakkâri-Irak sınırını birbirinden ayıran bölgedeki iki ayrı geçici üs bölgesine saldırı hazırlığı içinde olduklarına dair üs bölgesine ait yerleşkelerin basit krokileri de çıktı. Öldürülen teröristler arasında, Mardin’in Nusaybin İlçesinde 2016 yılında sözde özerklik ilanıyla çukur ve hendekler kazarak güvenlik güçlerine yönelik bombalı ve silahlı saldırıların başında yer alan Mahir Binevş kod adlı İdris Erkol’un da olduğu tespit edildi.

Binbaşı Ahmet Karaman, Nusaybin’deki hendeklerde şehit olmuştu.
NUSAYBİN’DEKİ SALDIRILARIN BAŞINDAKİ İSİMDİ
Terörist Erkol, terör örgütünün silahlı kanat yapılanmasında sözde Özel güç suikast ve sabotaj saldırılarından sorumluydu. Kandil’de uzun zaman terörist elebaşı Murat Karayılan’ın da yanında yer alan terörist İdris Erkol, sözde özerklik ilanından sonra Mardin’in Nusaybin İlçesi kırsalındaki Bagok Dağı Ömeryan bölgesinden İlçe merkezine sızarak buradaki 350 teröristten sorumlu olup eylemlerin başında yer alarak planlamasını yapmaktan aranıyordu.
Binbaşı Turgay Çelik, Nusaybin’deki hendeklerde şehit olmuştu.
İKİ BİNBAŞI, EMNİYET MÜDÜRÜ VE EMNİYET AMİRİNİ ŞEHİT ETTİ
Nusaybin Dibek Köyünde öldürülen terör örgütünün üst düzey yöneticilerinden Soro kod adlı Salih Kaplan ile birlikte Nusaybin İlçe merkezindeki bombalı ve silahlı saldırılara katılan terörist İdris Erkol, İlçede kontrolün sağlanmasından sonra sivil kıyafetlerle Suriye’ye kaçmayı başarmıştı.
Terörist bu tarihten itibaren hakkında yakalama kararı çıkarılarak her yerde aranıyordu. Suriye’den Irak’ın kuzeyindeki Zap Vadisine geçen terörist, burada da şehir merkezlerindeki bombalı saldırıları organize eden PKK’nın sözde gençlik yapılanması Komalen Ciwan içerisinde uzmanlık eğitimi verip sorumlu düzeyde faaliyet yürüttü.
Terörist İdris Erkol, 4 Nisan 2016’da Nusaybin Dicle Mahallesi Menekşe sokakta hareket halindeki askeri time RPG-7 roketatarıyla saldırı düzenledi. Hain saldırıda Bingöl’den geçici görevle ilçeye gelen Piyade Kurmay Binbaşı Turgay Çelik ile Astsubay Selçuk Karabakla şehit oldu. 7 Nisan 2016 günü yine Dicle Mahallesinde bu kez 600 kiloluk el yapımı uzaktan kumandalı bombayı güvenlik güçlerinin geçişi sırasında infilak ettirdi.
Olayda Jandarma Özel Harekât Tabur Komutanı Binbaşı Ahmet Karaman ile Bingöl’den geçici görevle ilçeye gelen polis Özel Harekât Müdürü Zafer Kurt ile iki özel harekat polisi şehit oldu. Aynı gün Dicle Mahallesinde çatışmaların yoğunlaşması üzerine bir evin tuvalet duvarından açılan mazgaldan Kannas keskin nişancı suikast silahıyla ateş açan terörist Erkol, Emniyet Amiri Doğan Sakarya’yı şehit etti. Sakarya da İzmir’den geçici görevle Nusaybin’e gitmişti.

Emniyet Amir’i Doğan Sakarya ve Zafer Kurt ile Binbaşı Ahmet Karaman, Nusaybin’deki hendeklerde şehit olmuştu.
YARBAYIN FOTOĞRAFI HAFIZALARA KAZINMIŞTI
1 Haziran 2016 günü Nusaybin’de terk edilmiş metruk bir binaya arama için giren güvenlik güçlerine terörist Erkol’un da içinde yer aldığı bir grup terörist tarafından el yapımı kumandalı bombayla saldırı düzenlendi. Olayda aralarında Yarbay Necmettin Tetik’in de bulunduğu 11 asker yaralandı, 1 Uzman Çavuş şehit oldu. Bir gözünü kaybeden Yarbay Tetik, emekli olduktan sonra Jandarma Özel Asayiş Komutanlığı’nda Eğitim Öğretim Başkanı olarak askerlere eğitim vermeye devam etti.
Yarbay Necmettin Tetik’in Silopi’de kış ortası üşüyen bir çocuğun ellerini kendi avuçlarının içine alarak nefesiyle ısıtmaya çalıştığı fotoğrafı hafızalara kazınmıştı. Tetik de emrindeki taburuyla birlikte Adıyaman’dan geçici görevle Nusaybin’e gelmişti. Yarbay Tetik, sol gözünün tamamını, sağ gözünün görüş kabiliyetinin yüzde 70’ini, işitme kabiliyetinin yüzde 60’ını kaybetmişti.

Askeri kaynaklardan edinilen bilgilere göre, ikinci çatışma Duhok’un Amediye İlçesine bağlı Dereluk kasabasına bağlı Sergeli Köyü kırsalındaki 1740 ve 1754 rakımlı tepede konumlanan üs bölgesine teröristlerin sızma girişimiyle başladı. Teröristlerin kriptolu telsiz kestirmelerinde uzun zamandan beri Mehmetçiğin konumlandığı bölgede saldırı hazırlığı içinde olduğuna dair istihbari bilgiler elde edildi.
Teröristlerin, yağış olmayan açık havalarda 7/24 keşif/dinleme/gözetleme faaliyeti yürüten İnsansız Keşif Uçakları, Silahlı İnsansız Hava Aracı, üs bölgelerinde yüksek çözünürlüğe sahip gece görüşlü termal cihazlarla bölgenin kontrol altında tutulduğunu bildikleri için uzun zamandan beri sağanak yağış; sis ve puslu bir havayı bekledikleri belirlendi.

Pençe-Kilit Harekatı bölgesinde, Mehmetçiğin operasyonları devam ediyor.
5-10 METRE YAKIN MESAFEDEN SICAK ÇATIŞMA
Olumsuz hava şartlarında gece görüşlü teknolojik aygıtların çalışmadığı veya sağlıklı görüntü alamadığını fırsat bilen hainlerin, son iki günden beri bölgede yoğun yağış sonrası oluşan sisli ve puslu havayı fırsat bilerek üs bölgesine saldırı girişiminde bulundukları belirlendi. Teröristler, 41. Piyade Komando Tugay Komutanlığına bağlı timlerin konuşlu bulunduğu 1740 ve 1754 rakımlı tepelerdeki iki ayrı üs bölgesine havanın kararmasına yakın gün batımında kalabalık grupla saldırı düzenledi. Üs bölgesine 20 metre mesafeye kadar sızan teröristler uzak emniyet timlerince fark edilince 5-10 metre kadar yakın mesafeden çıkan çatışmada 6 asker şehit oldu. İki saat süren çatışmada 1’i ağır 13 asker de yaralandı.
TEPE KAMERALARIYLA SALDIRDILAR
Saldırı tipi el bombaları, roketatar, Dragunov keskin nişancı tüfeği, Zagros silahı, ABD yapımı M-16, M-15 ve Kalaşnikof piyade tüfekleriyle saldıran teröristlere anında karşılık verilince geri püskürtülen hainlerle sağlanan sıcak temas da 16 terörist silah ve mühimmatlarıyla ölü ele geçirildi.
Teröristlerin her iki üs bölgesini ele geçirip buradaki 60’dan fazla askerimizi şehit ederek silah ve mühimmatlarını da gasp ettikten sonra bunları kayıt altına alarak terör örgütüne müzahir yayın organlarında propaganda aracı olarak kullanıp halen ayakta olduğu imajını vermeye çalıştıkları tespit edildi.
Teröristlerin üzerlerinde rüzgâr ölçer, yön gösteren pusula cihazları, güneş panelleri, telsizler, karakol ve üs bölgelerine saldırı planları içeren basit krokiler de ele geçirildi. Diyarbakır 2. Taktik Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki 8. Ana Jet Üssündeki Pars ve Atmaca filolarından havalanın F-16’lar çatışma bölgesine yakın noktadaki Çarçel, Segire, Şiva, Karadağ ve Elhu bölgelerini lazer güdümlü akıllı mühimmatlarla vurdu. PKK’lı teröristler bu bölgelerde yeraltına kazdıkları zikzaklı tünellerde barınıyordu.

ŞEHİT VE YARALILAR AMEDİYE’DEN AMBULANSLA ALINDI
Çatışmanın ardından olumsuz hava şartlarının bölgede devam etmesi ve helikopter uçuşlarının riski olması nedeniyle şehit ve yaralı askerler bölgeye en yakın noktadaki Duhok Vilayetine bağlı Amediye İlçesine giden ambulanslarla Şırnak’ın Silopi İlçesindeki Habur Sınır Kapısından otopsi işlemleri yapılmak üzere Şırnak Devlet Hastanesi’ne getirildi. Öldürülen teröristlerin de cesetleri kimlik tespiti, parmak izi ve otopsi işlemleri yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. Hain saldırının planlayıcısı ve başındaki isimlerin terör örgütü PKK’nın sözde Kuzey Sevk İdare elebaşlarından 10 milyon lira para ödüllü kırmızı kategoride aranan Haki Gabar kod adlı İskan Akyüz ile Sedat Urfa kod adlı Abdulkadir Zenger oldukları teröristlerin kriptolu telsiz kestirmelerini çözümleyen bölgede istihbari amaçlı dinleme yapan güvenlik güçlerince deşifre edildi. Pençe Kilit harekatının başlamasından bu yana kadar toplam 777 teröristin etkisiz hale getirildiği bildirildi.

Öte yandan gece boyunca Hava Kuvvetleri Harekât Merkezinden operasyonları yöneten Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, sabahın ilk ışıklarıyla beraber TSK komuta kademesiyle birlikte Irak sınır hattına gittiği belirtildi.
]]>BÖLGEDE GÖRÜNTÜ ALINAMADI
PKK’lı teröristlerin Hakkâri Çukurca, Şemdinli, Derecik sınırı ile Şırnak’ın Beytüşşebap, Uludere ve Silopi İlçelerinden Türkiye’ye sızmalarını önlemek amacıyla 17 Nisan 2022 günü Irak’ın kuzeyindeki Metina, Zap, Avaşin ve Basyan bölgelerinde başlatılan Pençe Kilit hava destekli kara harekâtı devam ederken, dün PKK’lı teröristlerin düzenlediği saldırıda 6 askerimiz şehit oldu.
Hain saldırının ayrıntılarına SÖZCÜ ulaştı. Teröristlerin Mehmetçiğin konumlandığı üs bölgesine saldırı için günler öncesinden hazırlık yaparak hava durumunu takip ettikleri, İnsansız Keşif Uçakları ile Silahlı İnsansız Hava Araçları ve taarruz helikopterlerinin görüntü alamadığı, bulutlu, yağışlı ve sisli hava kolladıkları anlaşıldı. Teröristlerin dünkü yoğun sağanak yağış sonrası bölgeye çöken yoğun sis üzerine gün batımına yakın havanın karardığı anda pusuda bekledikleri öğrenildi.
DÜN 16.15’TE GERÇEKLEŞTİ
Çöken sis nedeniyle görüş mesafesinin neredeyse bir metrenin altına düşmesi üzerine saat 16.15 sıralarında teröristlerin yeni nesil AT-4 ve Konkurs füzeleri ile roketatar ve uzun namlulu silahlarla gerçekleştirdikleri saldırıda Piyade Teğmen Ramazan Günay, Piyade Uzman Çavuş Mehmet Serinkan, Piyade Uzman Onbaşı İsmail Yazıcı, Piyade Sözleşmeli Erler Yasin Karaca, Çağatay Erenoğlu ve Emre Taşın şehit oldu, 1 askerimiz de yaralandı.
GRUBUN BAŞINDAKİ TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ
Sisli, kapalı ve yağışlı havalarda hava ve teknolojik görüntü aygıtlarının çalışmaması veya sağlıklı görüntü kaydedemeyişinden yararlanan teröristlerin kaçış güzergâhları kontrol altına alındı. Üzerlerinde arazi yapısıyla uyumlu kamuflaj kıyafetleri bulanan, hava ve kara operasyonlarından kurtulmaya çalışan teröristler 4 farklı kaçış noktasında kıstırıldı. Operasyonda 1’i saldırının başında yer alan Avareş Dijwar kod adlı grup sorumlusu olmak üzere 9 terörist yanlarındaki silah ve mühimmatlarıyla birlikte etkisiz hale getirildi. Bölgede operasyonlar kesintisiz devam ediyor.
PENÇE KİLİT’TE 125 ŞEHİDİMİZ VAR
700’den fazla teröristin etkisiz hale getirildiği 17 Nisan 2022’den bu yana Pençe Kilit harekatında şimdiye kadar 1 Binbaşı, 4 Üsteğmen, 9 Teğmen, 9 Astsubay, 63 Uzman Çavuş, 31 sözleşmeli er ve 8 korucu olmak üzere 125 güvenlik görevlisi de şehit oldu. Şehitlerimizin isimleri şöyle:
BİNBAŞI: Mehmet Duman,
ÜSTEĞMEN: Ömer Delibaş, Serkan Erkuş, Tunahan Yavuz, Abdullah Köse.
TEĞMEN: Kaan Kanlıkuyu, Bekir Can Kerek, Abdulkadir Güler, Ömer Faruk Civelek, Ömer Bağra, Duabey Onur Öztürkmen, Fatih Uğur Altınbaş, Eril Alperen Emir, Ramazan Günay.
ASTSUBAY: Batuhan Şimşek, Okan Meteöz, Gökhan Ağıl, Yusuf Ataş, Emre Sevinç, Buğra Çalgay, Ünal Sipahi, Musa Esat Kaya, Necdet Çalış.
PİYADE UZMAN ÇAVUŞ: Furkan Gök, Kubilay Çon, Mümin Çarkçı, Onur Doğan, Hüseyin Cankaya, Bican Kapılay, Hasan Çatal, Muhammed Serttaş, İslam Sancak, Gökhan Demir, Ömer Yıldırım, Mehmet Ali Çap, Ramazan Gök, Kadir Kemik, Sercan Baş, Abdullah Bayram, Serkan Taşçı, Enes Özgül, Serhat Bal, Muhammet Mustafa Koca, Murat Yıldırım, Ömür Ertuğrul Sarı, Selahattin Taşkın, Remzi Nişan, Mehmet Burak Keçe, Reşat Ergin, Halil Koç, Mustafa Demir, Mahsun Şimşek, Ümit Kesti, Fatih Kalkan, Harun Yıldırım, Savaş Borlu, Muhammed Karaçam, İbrahim Han, Cemil Yavaş, Faim Bozkurt, Lokman Akçağlayan, Halil Yıldız, Sinan İnak, Mustafa Yıldız, Eyüp Uğurlu, Mustafa Işık, İbrahim Halil Yiğit, Nedim Korkmaz, Mustafa Bazna, Cem Ahmet Kaya, Halil Şahin, Alpay Aras, Enes Kırmızıkoç, Kemal Özek, Uğur Özdemir, Özkan Lale, Mustafa Sezer, Ege Süleyman Görece, Ali Demir, Erkan Selçuk, Caner Torun, Recep Parlak, Mehmet Emre Teke, Mustafa Çakmak, Mehmet Serinkan, İsmail Yazıcı.
SÖZLEŞMELİ ER: Fırat Canlı, Doğukan Korkmaz, Nurettin Uzun, Yunus Kalkan, Selman Güler, Celal Tekedereli, Mehmet Meral, Fuat Özer, Cüneyt Taşyürek, Fırat Güner, Mustafa Öztürk, İsmail Esmer, İsmail Ünal, Mehmet Demir, Hakan Köroğlu, Hüseyin Korkmaz, Adem Avunan, Muhammet Küçük, Özcan Kaya, Hasan Taş, Furkan Günergök, Erdem Kavlak, Mehmet Can, Mahmut Üçdağ, Bünyamin Barlık, Alican Güneş, Emrah Gündüz, Fevzi Kızıltaş, Yasin Karaca, Çağatay Erenoğlu, Emre Taşın.
GÜVENLİK KORUCUSU: Kemal Alim, Hüseyin Sarı, Mehmet Emin Sak, Bülent Vermez, Kemal İmece, Avdi Demir, Veysi Sebik ve Kerem Encü.
]]>
Dün 24 yaşındaki David Kozak şehrin merkezindeki üniversitenin balkonundan otomatik bir silah ile yoldan geçenlere ateş açmıştı. Saldırı sonucunda 14 kişi yaşamını yitirirken resmi verilere göre de 25 kişi yaralandı.
Polisin müdahale ettiği ve ölü ele geçirilen Kozak ile ilgili yeni bilgiler de gelmeye başladı.
Kozak’ın saldırıdan saatler önce Prag yakınlarındaki köyde babasını öldürdüğü ortaya çıktı. Kozak’ın babasının cansız bedeninin bulunduğu açıklandı.
Öte yandan Çekya polisi, saldırganın geçen hafta başkent yakınlarındaki bir ormanlık alanda yaşanan cinayet olayıyla bağlantılı olduğunu duyurdu. Geçen hafta ormanlık alanda bir adam ve yeni doğmuş bebeği ölü bulunmuştu. Bu saldırının arkasında da Kozak olduğunun tahmin edildiği kaydedildi.
Prag yakınlarındaki Klanovice’de yaşanan olayda 32 yaşındaki baba ile 2 yaşındaki kızı öldürülmüştü. Olayın ardından yüzlerce polis ormanlık alanı tararken saldırganı kaçırmışlardı. Yetkililer iki olayın bağlantılı olduğu ihtimali üzerinde durmaya başladı.
“İNTİHAR ETMEK İSTİYORUM”
Öte yandan Kozak’ın yanında çok fazla silah ve mühimmat olduğu da açıklandı. Çekya İçişleri Bakanı, “Eğer polis zamanında binaya girmeseydi saldırgan çatıda öldürülmez ve çok daha fazla kurban olurdu” dedi.
Kozak’ın mesajlaşma platformu Telegram’da Rusça bir günlük yazdığı da kayıtlara geçti. Yerel medyada yer alan haberlerde mesajda Kozak’ın, “Bir gün bir okula silahlı baskın yapmak istiyorum ve muhtemelen intihar etmek istiyorum” dedi.
Çekya tarihinin en kanlı saldırı olayı olarak kayıtlara geçen saldırıdan önce Kozak’ın yazdığı mesajlar da yayınlandı. Mesajlardan birinde Kozak’ın, “Okula silahlı saldırı düzenlemek ve intihar etmek istiyorum. Alina Afanaskina bana çok yardımcı oldu” dedi. Kozak’ın bahsettiği Afanaskina ise bu ayın başında Rusya’da bir okula silahlı saldırı düzenleyen 14 yaşındaki öğrenciydi.
Mesajında devamında ise, “Ben her zaman öldürmek istiyordum. Ben gelecekte bir manyak olacağımı düşünüyordum” dedi.
AVRUPALI LİDERLER SALDIRIYI KINADI
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Prag’ın merkezindeki Karls Üniversitesinde 15 kişinin öldüğü ve çok sayıda kişinin yaralandığı silahlı saldırı sonrasında X sosyal medya platformundan paylaşımda bulundu.
Prag’da birçok kişinin hayatını kaybetmesine neden olan silahlı saldırı karşısında dehşete kapıldığını belirten von der Leyen, “Mağdurların ailelerine ve bir bütün olarak Çekya halkına en derin başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Sizin yanınızdayız ve yas tutuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola da X’teki hesabından Çekya dilinde yaptığı paylaşımda, Prag’da yapılan saldırı karşısında dehşete düştüğünü kaydetti.
Metsola, “Avrupa’nın en eski üniversitelerinden birinin terör sahnesi olarak görülmesi yürekleri dağlıyor. Düşüncelerim kurbanların aileleriyle birlikte, yaralılara acil şifalar diliyorum, Avrupa Çekya’nın yanında.” değerlendirmesinde bulundu.
AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in X sosyal medya platformundaki paylaşımında da “Prag’daki korkunç saldırının kurbanlarının ailelerine en içten başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Toplumlarımızda bu tür şiddete yer bırakmamalıyız” ifadeleri yer aldı.
Almanya: Almanya Başbakanı Olaf Scholz, X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, Çekya’daki silahlı saldırının ardından “derin şok” yaşadığını belirtti.
Scholz, “Düşüncelerimiz kurbanların aileleri ve dostlarıyla birlikte. Çek dostlarımızın acısını paylaşıyoruz. Yaralılara acil şifalar diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock, X’ten yaptığı açıklamada, söz konusu saldırının “Avrupa’nın kalbini vurduğunu” kaydetti.
Baerbock, “Yastayız. Düşüncelerimiz tüm kurbanların aileleri ve dostlarıyla. Başsağlığı diliyorum.” paylaşımında bulundu.
Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser, yaptığı yazılı açıklamada, bu zor zamanda Çekya ile dayanışma içinde olduklarını bildirdi.
Fransa: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, X’ten yaptığı açıklamada, Prag’daki silahlı saldırıdan ötürü üzüntü duyduğunu belirtti.
Macron, olayın mağdurları, yaralılar ve yakınlarının yanı sıra Çekya makamları ve halkıyla dayanışma içinde olduğu mesajını paylaştı.
İtalya: İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, X’teki hesabından “Prag’daki silahlı saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine, Başbakan Petr Fiala ve tüm Çekya’daki halka en derin başsağlığı dileklerimi iletiyorum.” paylaşımında bulundu.
Meloni, “Her türlü şiddeti, fanatizmi ve terörü en güçlü şekilde kınadığımızı yineliyoruz. Avrupa, vatandaşlarının güvenliğini en üst düzeyde temin etmek için gerekli her türlü aracı kullanmalıdır.” sözlerine yer verdi.
Malta: Malta Başbakanı Robert Abela, X’ten yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:
“Prag’da yaşananlardan derin üzüntü duyduk. Mağdurların ailelerine ve Çekya halkına en derin taziyelerimi sunuyorum.”
Slovenya: Slovenya Cumhurbaşkanı Natasa Pirc Musar, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Prag’daki saldırı haberi karşısında dehşete düştük. Çok sayıda masum insanın hayatını kaybetmesinden üzüntülüyüz. Noel, derin üzüntülerin değil, barışçıl faaliyetlerin zamanı olmalı.” değerlendirmesini yaptı. Pirc Musar, Çekyalı mevkidaşı Petr Pavel’e de derin üzüntülerini ilettiğini aktardı.
Slovenya Dış ve Avrupa İşleri Bakanlığı da Çekya’ya başsağlığı dileklerini ileten bir mesaj yayımlayarak, dayanışma içinde olduklarını kaydetti.
Hırvatistan: Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenkovic, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Prag’daki saldırı haberleri karşısında derinden sarsıldım. Masum insanların hayatını kaybetmesi korkunç. Düşüncelerimiz yakınlarını kaybedenlerin aile ve arkadaşlarıyla birlikte. Çekya halkı ve Çekya Başbakanı Petr Fiala’ya en derin üzüntülerimi iletiyorum.” sözlerini kullandı.
Bosna Hersek: Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Zeljko Komsic, Çekya Cumhurbaşkanı Pavel’e taziye mesajı gönderdi. Komsic, mesajında şunları kaydetti:
“Prag’da yaşanan trajik olay karşısında şaşkın ve endişeliyim. Yapılan saldırıyı kınıyorum. Bosna Hersek halkı, Devlet Başkanlığı Konseyi ve şahsım adına en derin üzüntülerimi sunuyorum. Yaralıların da en kısa sürede iyileşmelerini temenni ediyorum.”
Kosova: Kosova Cumhurbaşkanı Vjosa Osmani, sosyal medya hesabından “Düşüncelerimiz kurbanların aileleriyle ve bugün Prag’da yaşanan korkunç toplu silahlı saldırıdan etkilenen herkesle birlikte.” mesajını paylaştı.
Osmani, Kosova’nın Prag sakinleri ve Çekyalı müttefikleriyle dayanışma içinde olduğunu vurguladı.
Yunanistan: Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, X’teki paylaşımında, Prag’daki “menfur saldırıdan şoke olduğunu” belirterek, Yunan halkı adına kurbanların aileleri ve yakınlarına en derin taziyelerini sunduğunu ve yaralılara acil şifa dilediğini aktardı.
]]>