İlk olarak 25 Mart’ta kayıtlara geçen ABD’deki süt inekleri arasındaki H5N1 kuş gribi salgını şu anda sekiz eyalette en az 33 sürüye yayılmış durumda. Çarşamba günü, piyasada satılan sütte virüsün genetik kalıntıları ortaya çıkarken yetkililer sütlerin güvenli olduğunu duyurdu. Buna rağmen olası bir salgın riskinin önüne nasıl geçileceği de merak konusu oldu.
Bu virüsün hayvanlardan insanlara geçmesinden endişe edilirken şu an kayıtlara geçmiş tek bir vaka bulunuyor… Fakat ABD Başkanı Joe Biden’ın corona virüsü danışma kurulunda görev alan bilim insanı Rick Bright durumun daha da kötüye gidebileceğini New York Times’a açıkladı. Bright, “H5N1 bulaşmış bir kişi ile 10 kişi arasında ince bir çizgi var. Rakam 10 kişiye çıktığında büyük ihtimalle çok geç kalmışızdır” ifadesini kullandı.
HASTALIK NASIL YAYILIYOR?
Teksas eyaletinde tarımdan sorumlu komiseri Sid Miller, salgının izlerinin Şubat ayına kadar gidebileceğini söylerken bölgedeki birçok sürünün de bundan etkilenmiş olabileceğini dile getirdi. Öte yandan Bright, bu tür verilerin tutulmadığını söylerken New York Times, hayvanların telef olmasına sebep olan bu hastalığın insanlık için de korkunç bir trajediye evrilebileceğini dile getirdi.
İnek sütlerindeki enfeksiyon oranının çok yüksek olmasından dolayı hastalığın süt sağım makineleri ya da ahırların temizliği sırasında bulaşabileceği ihtimali üzerinde duruluyor. Hastalığın hayvanlar arasındaki bir diğer yayılma ihtimali de ineklerin yemleri olarak öne çıkıyor. New York Times, ABD’de çiftçilerin kümes hayvanlarının artık yatak malzemelerini (tüyler, dışkı, dökülen tohumlar) ucuz bir ek protein kaynağı olarak süt ve besi sığırlarına vermesine izin verildiğine dikkat çekti.
“SÜTÜ İÇEN KEDİLER ÖLDÜ”
Öte yandan ABD’deki birçok eyalette pastörize olmayan sütlerin yasal olarak satılabildiği hatırlatılırken bu durumun çok ciddi sağlık sorunları oluşturabileceği de belirtildi.
Dr. Bright yaptığı açıklamada, “Bu çok ciddi bir sağlık sorunu teşkil ediyor. Özellikle enfekte olmuş sütleri içen kedilerin öldüğü göz önünde bulundurulursa” dedi.
Yetkililer hayvanların doğru bir şekilde virüs testi yapılması gerektiğini açıklarken buna rağmen çok dağınık bir şekilde virüs testlerinin yapıldığı vurgulandı. Testlerin hangi ortamlarda yapılıp yapılmadığının bilinmediği duyurulurken bunların doğru bir şekilde tasnif edilmediğine de dikkat çekildi.
ABD Tarım Bakanlığı’nın hastalanan hayvanların gen dizilimlerini ve diğer verilerini zamanında paylaşmadığı da açıklanırken, paylaşılan verilerin de çok farklı bir formatta olmasının bilim insanlarının elini kolunu bağladığı açıklandı. New York Times’ın haberinde ABD’nin önde gelen kurumlarından Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (CDC) hastanelerin acil servislerindeki verileri izlediği belirtilirken, gözle görülür bir artış yaşanması durumunda çok geç kalınabileceği de aktarıldı. New York Times’a konuşan CDC yetkilileri şu ana kadar 23 kişinin hastalık testi olduğunu da söyledi.
]]>

Meral Sönmezoğlu
2020 yılında başlayan ve 2023’e kadar hızını kesmeyen Covid-19 salgınının etkileri yeni yeni kaybolmaya başlarken 2023 yılının kasım ayından itibaren sadece ülkemizde değil, Avrupa’nın çoğu ülkesinde ve Kuzey Amerika ülkelerinde de ağır bir solunum yolu enfeksiyonlarından bahsediliyordu. Bu, bu salgın da “tripledemik” yani 3’lü virüs salgını olarak tanımlandı.
Bağışıklık sistemimiz virüsleri unuttu
Bugün yaşanan durum, birsolunum yolu enfeksiyonu olmakla birlikte Covid-19 gibi tek bir virüs değil, birçok virüsün bazen bir arada, çoğunlukla peş peşe görülmesiyle seyrediyor. 2020 Covid salgını sırasında ve 2022 ve 2023 sezonunda, her kış görmeye alışık olduğumuz influenza görülmedi. Çünkü 3 yıl boyunca insanlar evlerinde kapalı kaldı, dışarı çıkınca maske taktı.
Dolayısıyla insanların bu virüslere karşı bağışıklığı belirgin olarak düştü. Bu yıl da her yıl görmeye alışık olduğumuz influenza salgını yeniden ortaya çıktı. Çünkü insanlar artık bir araya gelmeye başladı, korunma önemleri azaldı. Dolayısıyla bağışıklık sistemimizin unuttuğu virüsler hızlı ve kolayca yayıldı. Şu an özellikle İstanbul ve çevre illerde çok ciddi vaka birikimi var. Hastane acillerinde enfeksiyon, göğüs hastalıkları, kulak burun boğaz, polikliniklerinde çok yoğun bir hasta birikimi yaşanıyor. Acil serviste kuyruklar oluşmaya başladı. Hastane yatışları çok arttı. Hatta yoğun bakımlarda bu grip ve benzeri hastalıkların akciğer enfeksiyonları komplikasyonlarıyla dolmaya başladı.

VİRÜSLER BİRBİRİNE KARIŞTI
Covid, unutulan influenza A (grip) ve pandemi döneminde kaybolan RSV virüsü birbirine karıştı. Önceki yıllarda RSV her zaman salgın yapar ama kasım, aralık gibi biterdi. O biterken de influenza başlardı. Şimdi bu 3 virüs birbirine karışmaya başladı. O nedenle insanlar, burun akıntısı, öksürük ve kırıklık şikayetlerinin tam geçmek üzereyken yeniden başladığını söylüyor. Yani bitmeyen bir enfeksiyon ve buna bağlı şikayetlerden bahsediyor. Aslında bu durumun nedeni virüslerin arka arkaya etki etmesi. Azalmış bağışıklıkla birlikte salgın boyutundaki bu tablo görülüyor.
AŞI OMİCRON’UN YENİ VARYANTINDAN KORUMUYOR
Covid-19 soğuk algınlığı gibi bu virüslerin arasındaki yerini koruyor. Görülen vakalar arasında yüzde 20 oranında Omicron varyantının bir alt grubu olan yeni bir varyant yani JN1 var ve bu çok hızlı yayılan bir varyant. . Aşı olan ya da Covid geçirenlerin de bu varyanta karşı bağışıklığı zayıf olduğu için herkeste görülüyor. Hiç geçirmemiş evinde hep kapalı kalmış ‘ben 3 sene hiç yakalanmadım’ diyen herkes şu dönem Covid geçiriyor. Hatta bunu daha sık duyacağımız söyleyebilirim.”
RİSKLİ GRUPTA OLANLAR DİKKAT!
Bu sorun toplumun her kesiminden ve her yaş grubundaki insanı etkiliyor. Özellikle daha ağır seyreden, hastaneye yatması gereken hatta yaşam kaybıyla sonuçlanan riskli gruplar var. 5 yaşın altındaki çocuklar 65 yaşın üstündekiler daha ağır geçiriyor. Bunun yanında 70 yaşın üstündekileri, bağışıklık sistemini baskılayan ilaç kullananları riskli gruplar olarak tanımlıyor ve bu kişilerin mutlaka hastane gitmelerini öneriyoruz.
BELİRTİLER AYNI AMA TEDAVİLER FARKLI
Klinik olarak ilk muayene sırasında yaşanan RSV, influenza ya da Covid olup olmadığının kesin olarak ayırt edilemiyor. Çünkü vakaların hepsinde ateş, kırıklık, vücut ağrıları, sırt ağrıları, boğaz ağrısı ve öksürük görülüyor. Öksürük çok uzun bir süre kuru ama daha sonra balgamlı hale dönebiliyor ve alıştığımız enfeksiyonlardan farklı olarak daha uzun süren bir kuru öksürük oluyor. Hastalar göğüs ağrısı, kaburga ağrıları, sırt ağrılarından yakınıyor. Belirtiler aynı olsa da enfeksiyonlarda farklı tedavi protokolleri uygulanıyor. Bu nedenle de özellikle riskli gruptaki kişilerin mutlaka tanıya göre tedavi edilmesi gerekiyor.
Hem Covid hem de influenza için tanı konulduğunda kullandığımız etkin ilaçlar var. RSV, çocuklarda özellikle de bir yaşın altındaki çocuklarda, zatürreye hatta yaşam kaybına yol açabiliyor. Çocukluk astımlarının temelinde de RSV virüsü yatıyor. Bu nedenle tanı koyarak ona göre bir tedavi düzenliyoruz. Dolayısıyla eğer çocuk ya da yaşlı kişiler enfeksiyonu ağır geçiriyorsa mutlaka hastaneye başvurması ve tanı konularak uygun tedavi görmesi çok önemli. Çünkü bu sayede hem kısa sürede iyileşmesi sağlanabilir hem de başkalarına bulaştırması önlenebilir.

Kapalı alanlarda maske takılmalı
Yaşananbu salgından etkilenmemek için bazı önlemler almak şart. Öncelikle maske ve hijyen önlemlerine karşı dikkatimizi yoğunlaştırmalıyız. Özellikle toplu taşıma araçlarında, asansörde ve daha kalabalık yerlerde maske takmakta fayda var. Çünkü hafif belirtilerle seyreden kişiler bile birkaç metre alandaki herkese enfeksiyonu bulaştırabilir. Her ne kadar insanlar maske kullanmaktan bıkmış olsa da eğer yakın mesafede kapalı alanda bulunacaksa kesinlikle maske kullanılmasını öneriyorum. Hastanelerimizde yeniden bu uygulamaya döndük. Açık havada bir metreden daha uzun mesafe bulunacaksa maske kullanmanın çok anlamı yoktur. Bunun yanında el yıkamak çok önemli. Çünkü dokunduğumuz her yerden virüsü alma riskimiz var. Bu nedenle el hijyeni konusuna aynı bir önem verilmeli. Bir diğer önemli konu da şu kış döneminde tokalaşma belki ama özellikle risk gruplarının kimseyle sarılıp öpüşmemesi gerekir.
]]>İlk Covid-19 vakasının 2019 sonunda Çin’in Vuhan kentinde tespit edilmesi ve buradan hızla dünya çapında yayılmasının ardından çoğu ülke, vatandaşlarını korumak için önce sınırlarını kapattı, ardından da içeride çeşitli kısıtlayıcı tedbirler hayata geçirdi.
Dünya ekonomisi, 2020’nin ilk aylarından itibaren Covid-19’a karşı alınan çeşitli önlemler nedeniyle durma noktasına gelirken, başta sağlık olmak üzere gıda, tarım ve ulaşım gibi krizle mücadelede kritik olarak belirlenen bazı sektörler dışında ekonomik faaliyete büyük ölçüde ara verilmişti.
Salgın nedeniyle üretimin ve hayat akışının ciddi biçimde durması küresel ekonomi ve ticareti aksatırken, ülkeler halk sağlığı odaklı politikalara yoğunlaşarak vatandaşlarını evlerine kapattı.
Salgınının neden olduğu üretim ve istihdam kaybı ile ücret sorunlarını gidermek üzere uygulanan politikaların finansmanı da ciddi boyutlara ulaştı.
Kamu finansmanı ve mali imkanları daha güçlü olan ülkeler çeşitli destekleyici politikalarla halkını bir ölçüde krizden mali olarak muhafaza edebilirken daha zayıf ve kırılgan ülkeler krizi derinden hissetti.
ULUSAL ÇIKARLAR ÖN PLANDA KALDI
Covid-19 uzun yıllar boyunca öne çıkarılan ticarette küresel yaklaşımları geri plana itti.
Normalde birlikte hareket eden pek çok ülke, kriz halinde ulusal çıkarlara ve bencil davranışlara yönelirken ticarette korumacı rüzgarlar ağırlık kazandı.
Salgının neden olduğu ekonomik durgunluktan nasıl çıkılacağı konusunda dünya çapında ortak veya benzer bir tutum belirlenememesi ve ekonomik faaliyetlere geniş ölçüde ara verilmesi ile özellikle ekonomileri daha hassas ve kırılgan olan ülkeler daha da zayıfladı.
Uygulanan katı kapanma ve karantina kuralları sayesinde ülkelerde vakaların azalması ve can kayıplarında düşüş görülmesine rağmen ülkelerin ekonomik krizin etkisini aşabilmek için tekrar normal hayata dönmeye çalışmaları, yeni dalgalar ve varyantlar ortaya çıkmasıyla defalarca sekteye uğradı.
Daha önce de yavaşlama dönemleri yaşanmasına rağmen dünya ekonomisinde bu seviyede bir “tamamen durma” noktasına gelinmemişti.
DÜNYA EKONOMİSİ KÜÇÜLDÜ
Dünya Bankası (DB) verilerine göre, salgın önceki dönem olan 2019 yılında dünya ekonomisi yüzde 2,6 büyürken, 2020 yılında küresel ekonomi yüzde 3,1 küçüldü.
Bu ölçüde bir küçülmeyle dünyada yaşanmış en büyük ekonomik kriz olan 1929’daki Büyük Buhran’dan beri karşılaşılmamıştı.
Salgının etkisinin hafiflemesi ve düşük baz etkisiyle 2021 yılında dünya genelinde yüzde 6 büyüme gerçekleşirken 2022’de bu oran yüzde 3,1 seviyesinde duruldu. Bu yıl için ise ekonomik büyüme beklentisi yüzde 2,7 seviyesinde öngörülüyor.
İŞSİZLİK YÜKSELDİ
Salgın, dünya çapında işsizliğin de artmasına neden oldu. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, özellikle genç ve kadın istihdam oranı hızla artarken 2020 yılında dünya genelinde işsizlik oranı bir önceki yıla kıyasla yüzde 1,36 artarak yüzde 6,9 seviyesine ulaştı.
Sadece salgının ilk dönemi olan 2020 yılında dünyadaki işsiz sayısı 33 milyon artarak 220 milyonu gördü.
Küresel işsizlik 2021’de yüzde 6,2’ye ve 2022’de de yüzde 5,77’ye inerken, bu dönemde de salgın öncesindeki 2019 yılının üzerinde seyretti.
KÜRESEL TİCARET GERİLEDİ
Salgın küresel ticareti de çok olumsuz etkiledi. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) verilerine göre, küresel mal ve ürün ticareti 2020’de yüzde 9 azalırken bu ölçüde bir gerileme verilerin kurum tarafından toplandığı dönemde hiç belirlenmemişti.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, 2019’da 19 trilyon dolar seviyesinde olan küresel mal ihracatı 2020’de 17,6 trilyon dolara indi. 2021’de toplam mal ve ürün ihracatı 22,3 trilyon dolara, 2022’de de 24,9 trilyon dolara yükseldi.
Covid-19, tedarik zincirlerinde kesintilere neden olurken, mal kıtlığına ve daha yüksek fiyatlara yol açtı. Covid-19 kaynaklı tedarik zinciri sorunları, tüketici fiyatlarını artırırken bazı ürünlerin bulunmasını da zorlaştırdı. Bu durum enflasyondaki artışta öncü bir rol oynadı.
Salgınla özellikle Asya ülkelerinde üretimlerde gecikmeler yaşanırken deniz yoluyla taşınan ürünlerin nakliyesinde sorunlar söz konusu oldu. Bununla navlun fiyatları da zirve yaptı. Bu nedenle özellikle uzun mesafelerden taşınacak ürünlerin maliyetleri hızla artarken tedarik gecikmeleri de önemli bir problem olarak ortaya çıktı.
Covid-19 ile aksayan küresel ticarette salgının hafiflemesi ve ekonomik toparlanmayla yeni sorunlar belirginleşti.
Ekonomilerin açılması ile artan talep karşısında özellikle Asya ülkeleri odaklı üretim ve tedarik zincirlerinde kesintiler ve sorunlar yaşanmaya başladı.
Uzun mesafelerdeki taşımacılık maliyetlerinin katlanarak artması nedeniyle pek çok yabancı uluslararası firma açısından Türkiye gibi daha yakın, istikrarlı ve stratejik ülkeyi yatırım ve üretim açısından cazibeli hale getirdi.
Salgın ve sonrasındaki dönemde Türkiye, lojistik altyapısı ve üretim imkanları ile mobilya, tekstil, ilaç ve paketleme gibi alanlarda faaliyet gösteren pek çok uluslararası şirketin dikkatini çekerken, Batılı firmalar Türkiye’ye yatırım planlarına hız verdi.
HAVACILIK VE TURİZM CAN ÇEKİŞTİ
Covid-19’la sınırların kapatılması ve seyahat yasağı gibi kısıtlayıcı tedbirler başta ulaşım ve turistik konaklama olmak üzere hizmet sektörünü eşi benzeri görülmemiş bir krize soktu.
Zorunlu olmayan seyahatlerin yasaklanması ile hava yolculuklarına olan talep önemli ölçüde azaldı. Salgın nedeniyle hava trafiği durma noktasına gelirken bazı bölgelerde uçuşlar neredeyse salgın öncesine kıyasla yüzde 90 geriledi.
Sermaye yoğunluğu aşırı yüksek olan, nakit akışının ve devamlı faaliyetin kritik öneme sahip olduğu havacılıkta uçakların durması sektörün “ölümü” olarak nitelendirildi.
Pek çok ülke, hava yollarını salgının neden olduğu kriz sürecinden kurtarmaya çabaladı.
Havacılık sektörü ancak 2023’te salgın öncesi sefer ve yolcu seviyelerini tekrar yakalayabildi.
Turizm sektörünün kendine gelmesi ve krizi atlatabilmesi de 4 yılı buldu. Covid-19 nedeniyle uygulanan kısıtlamaların kapanma noktasına getirdiği konaklama ve turistik işletmeler ancak aşamalı biçimde toparlanırken, müşteri sayıları salgın öncesi seviyelere ancak 2023’te yeniden ulaşabildi.
GIDANIN STRATEJİK ÖNEMİ
Covid-19 ve yürürlüğe giren çeşitli tedbirler gıda güvenliği ile tarımın stratejik öneminin tekrar dikkati çekmesini sağladı.
Salgın, küresel tarım sektörü açısından da önemli sonuçlar doğurdu. Covid-19, tarım ve hayvancılığın ekonomiler için ne derece kritik olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Pek çok ülkede yürürlüğe giren kısıtlamalar nedeniyle vatandaşlar marketlere akın ederken, insanlar, makarna, pirinç, un ile çeşitli bakliyat ve konserve ürünleri satın almak için birbiriyle yarıştı. Salgın nedeniyle bu nesil ilk defa marketlerde boş raflarla karşılaşmak durumunda kaldı.
Covid-19’un başından itibaren tarımsal üretim ve gıda zincirindeki bütün unsurlar kritik sektörler olarak sıralanırken bunların faaliyetlerini en az kesintiyle sürdürebilmelerine olanak sağlandı. Gıda sevkiyatının aksamaması için de çok sayıda tedbir ve izin yürürlüğe kondu.
Salgın döneminde bazı ülkeler kendilerini olası kıtlık riskinden korumak için tarımsal ürün ve gıda ihracatına çeşitli sınırlamalar getirmeye de başladı. Bu durum küresel ticarette gıda ve tarıma yönelik kısıtlamalara karşı yeni stratejiler belirlenmesi gerekliliğini ortaya çıkardı.
]]>