Ailesinin Elazığ’dan Diyarbakır’a göç ettiğini dile getiren Sabah, 16 Ekim 1952’de dünyaya geldiği Diyarbakır’da 13 yaşına kadar yaşadığını söyledi.
Coşkun Sabah, çocukluğunun Sur ilçesinde geçtiğini kaydederek, “7 yaşına kadar Sur içerisinde geçti. Evin avlusunda oynadığımı hatırlarım. İki katlı, merdivenli taş evler… Evde darbuka, cümbüş gibi müzik aletleri vardı. Rahmetli babam amatör olarak müzikle ilgilenirdi. Bu işten hiç para kazanmadı. Doğuda çok enstrüman çalan var. O yıllarda kendi zevki için enstrüman çalan yüz binlerce insan vardı. Bağlama pek yoktu. Cümbüş, keman, çok az da olsa kanun…” dedi.
“ENSTRÜMAN ÇALMAK GENETİK YATKINLIKLA İLGİLİ”
İlk gençlik yıllarında ağabeyiyle komşularının düğünlerinde çaldıklarını aktaran sanatçı, şöyle konuştu:
“Ağabeyim 13 yaşında ben 10. Enstrüman da kucağımıza sığmazdı. Ben 3-5 düğünü böyle hayal meyal hatırlarım. O düğünlere para kazanalım diye değil komşuluk görevini yapalım diye gittik. 10 yaşında ut çalmaya başladım. Genetik yatkınlığımız var. Zaten enstrüman çalmak genetik yatkınlıkla ilgilidir. Genetik kabiliyeti olmayana ne kadar ders, kurs verirsen ver, hiçbir şey olmaz.”
Coşkun Sabah, 1966’da ailesiyle İstanbul’a göç ettiklerini ve babalarının 1969’da ağabeyini ve kendisini konservatuvara yazdırdığını dile getirdi.
“İLK BESTEMİ EMEL SAYIN’A YAPTIM”
Babası Tekin Sabah’ın ticari girişimleri dönemin ekonomik koşulları sebebiyle sekteye uğrayınca ağabeyiyle beraber Beyoğlu’ndaki çeşitli mekanlarda müzisyenlikten para kazanmaya başladıklarını vurgulayan Sabah, şunları kaydetti:
“O zaman İstanbul’da onlarca gazino vardı. Bebek Belediye, Bebek Aşiyan, Bebek Kaskonyalı, Taksim Maksim, Lunapark, Çakıl, Gar, Şişli Semiramis… Gazinolarda saz grupları çalardı. Bunları da Müzisyenler Kıraathanesi’nden seçerlerdi. O dönem yerli filmlerde de şarkı okunurdu. Filmlerde görüntü vermek için çok gittim. Ben konservatuvarda Ahmet Özhan ve Bülent Ersoy’la beraber okudum. Hatta Ahmet Özhan’la çok hatıram var. Ahmet, Harbiye Orduevi’nde askerdi. Ben de o zamanlar Taksim Maksim’de ut çalıyorum. Ahmet geldi, ‘Coşkun ocağına düştük, yıl başında bana çalar mısın?’ diye sordu. ‘Arada 1-2 saat boşluğum var o saatler arasında sahne yaparsan gelebilirim’ dedim. O saatlerde Maksim’den çıkıp Harbiye’de Ahmet’e çaldım. Tekrar apar topar Maksim’e yetiştik. Onu hiç unutamam.”
“İlk bestemi Emel Sayın’a yaptım. O zamanlar Caddebostan Maksim’de Emel Sayın’a çalıyordum. Bestemi okudum, çok hoşuna gitti. Evine gittim, şarkıyı tekrar okudu, 45’lik plak doldurdu. Ama esas benim tanınmam ‘Baharı Bekleyen Kumrular Gibi’ şarkısıydı. Sonra Bülent Ersoy ‘İşte Bu Bizim Hikayemiz’i okudu. Filmde kullanıldı o da patladı. Bir sene sonra ‘Beddua’ geldi. Bu üç şarkı patlayınca patronların bir ilgisi oldu. Çamlıca’da Güzel İzmir Çay Bahçesi vardı. Hayri Engin vardı, ağabeyimle beni buldu o zaman. Orada ilk kez sahne almıştım. Ondan sonra Üsküdar’da Mutlu Düğün Salonu’nda çaldık.”
“BEŞİKTAŞ TRİBÜNLERİNİN BESTEMİ OKUMADIĞI MAÇ YOK”
Galatasaray taraftarı olan ve gönül verdiği takıma besteler yapan Sabah, Beşiktaşlı futbolseverlerin de kendi bestelerini stadyumlarda söylediğini belirterek, “1985 yılında Galatasaray için bir marş besteledim. O yıllarda kullanıldı ama aradan 40 sene geçmiş. 1990 yılında çıkardığım ‘Aşığım Sana Doyamıyorum’ bütün zamanların kaset satış rekorunu kırdı. Beşiktaşlılar o yıl başladı hala 15 gün önceki maça kadar her maçta okuyorlar. Beşiktaş tribünlerinin ‘Aşığım Sana Doyamıyorum’ bestemi 1990 yılının mayıs ayından 2024’ün mart ayına kadar okumadığı tek maç yoktur. Genelde ikinci devre 60-70. dakikadan sonra okuyorlar” dedi.
Müzisyenliğin yanında yıllar içinde birtakım ticari girişimlerde de bulunduğunu söyleyen Sabah, “Rutin konserlerimiz devam ediyor. Senede bir single dediğimiz tekli çıkarıyoruz. Şimdi müzik piyasası çok değişti. Ben ‘Anılar’ şarkısını yaptım, 1 ay sonra bütün Türkiye şarkıyı biliyordu. İlk tekliyi 4 sene önce ‘Yalan Yıllar’ olarak çıkardım. Kendi kitlemize bir armağan oluyor bu. Ben buna adapte olamadım. Albümün tadı bir başkadır” ifadelerini kullandı.
“BENİM ÇOCUKLUĞUMDA HER EVDE BİR ENSTRÜMAN VARDI”
Sabah, 1980’li yıllarda Türk halkının müziğe olan ilgisinin şimdikinden çok daha fazla olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:
“1980’li yıllardaki yaşantıda öncelikler farklıydı. İnsanlar hayatını idame ettirmek için yemek yer, su içerdi. Temel ihtiyaçlarını gördükten sonra ilk akla gelen müzikti. Şimdi müziğe sıra gelmiyor. Gündemi meşgul eden, dikkati dağıtan o kadar çok şey var ki… Benim çocukluğumda Diyarbakır’da herkes bir enstrüman çalıyordu. Her evde enstrüman vardı. Tabii televizyon yok, radyo yok, sosyal hayat yok, insanlar kendini müziğe veriyordu. 1980 yılında ut ve klavyeyle bir müzikholü götürme fikrinin mucidiyim ben. Benden 10 sene sonra ilk Sinan Özen çıktı. Arkasından Metin Şentürk geldi. Utla bir geceyi götüren bendim. Başladığım gibi devam ediyorum. Ben udu çok değişik formlarda çalabiliyorum. Bir müzik adamı olarak Türkiye’nin şu andaki müzik ortamından çok memnun değilim. Çünkü ben sadece şarkıcı değilim. Ben müzik adamıyım. Dinleyici kitlesi değişti. Müziğin geride olan tarafı daha çok tiraj alıyor.”
]]>Henüz çocukken müziğe tutkuyla bağlanan sanatçı, ilk ve ortaokulu Kars’ta Fevzi Çakmak Okulunda tamamladı.
Kayahan, babasının askerlik görevi nedeniyle Türkiye’nin birçok ilini dolaştı, gençlik yıllarını ise Ankara’da geçirdi. Sanatçı ilk evliliğini 8 Mart 1973’te Nur Açar ile yaptı.
İkilinin çocukları Beste 1974’te dünyaya geldi. Çift, 1991’de ayrıldı.
Vatani görevini İzmir’de tamamlayan sanatçı, daha sonra İstanbul’a gelerek profesyonel müzik çalışmalarına başladı.
Sanatçı, müzik dünyasına 1971’de “Yosun Gözlü Sevgilim-Bir Mektubun Var” adlı 45’liğiyle adım attı.
“İstanbul Hatırası” ile 1978’de Eurovision elemelerine katıldı
Kayahan, 1978’de düzenlenen Türkiye Eurovision elemeleri için bestelediği “İstanbul Hatırası” adlı şarkı ile elemeyi geçemedi.
“Bekle Gülüm – Ateş” adlı 45’liğini 1980’de müzikseverlerin beğenisine sunan sanatçı, seslendirdiği bütün eserleri kendisi yazıp besteledi.
Usta sanatçı, adını ilk olarak Sezen Aksu, Zerrin Özer, Bilgen Bengü ve yakın dostu Nilüfer’e verdiği şarkılarla duyurdu.
Kayahan’ın Nilüfer tarafından yorumlanan “Geceler”, “Kar Taneleri” ve “Esmer Günler” adlı eserleri, Türk pop müziğinin unutulmazları arasına girdi.
Sanatçı, “Geceler” adlı şarkısıyla 1986’da Ayşegül Aldinç ile katıldığı “Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması”nda “Altın Portakal” ödülüne layık görüldü.
TRT Müzik kanalında 1985’te “Cumartesiden Cumartesiye” kuşağı içinde çocuklar için bilim kurgu temalı “Sanmer 2095” adlı programı sunan sanatçı, 1987’de yine çocuklar için “Merhaba Çocuklar” albümünü hazırladı.
“Yemin Ettim” ve “Odalarda Işıksızım” albümleriyle iz bıraktı
Kayahan, ilk albümü “Yemin Ettim”i de 1991’de, ikinci albümü, “Odalarda Işıksızım”ı 30 Nisan 1992’de müzikseverlerle buluşturdu. İkinci albümün ardından büyük bir başarı elde eden sanatçı, aynı yıl 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Ankara Kızılay Meydanı’nda on binlerce kişinin izlediği bir konsere imza attı.
Sanatçının, 1993’te çıkardığı “Son Şarkılarım” albümündeki “Sarı Şekerim”, “Vazgeçmem” ve “Aman” adlı şarkıları müzikseverlerin büyük beğenisini kazanarak, geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.
“Sevenleri ayırmayın, sevenler ayrılmayın” sloganıyla 1995’te “Benim Penceremden” albümünü yayımlayan sanatçının, “Ben Anadolu Çocuğuyum” ve “Allah’ım Neydi Günahım” adlı eserleri, birçok müzisyen tarafından yorumlandı. Sanatçı, “Ben Anadolu Çocuğuyum” şarkısında, kültürel erozyon karşısındaki tepkisini dile getirdi.
Kayahan, hemen her albümünde “sevgi” temasını işlerken, 1996’da “Allah kimseyi sevgisiz bırakmasın” sloganıyla “Canımın Yaprakları” albümünü yayınladı.
“Emrin Olur” albümünü 1997’de müzikseverlerle buluşturan sanatçı, albümdeki “Şampiyon” şarkısını, taraftarı olduğu Galatasaray’ın şampiyonluğu dolayısıyla yeniden yorumlayarak, “Cimbom Şampiyon” adlı tekli çıkardı.
Sanatçı, 15 Ekim 1992’de Lale Yılmaz ile evlendi ancak çift 1993’te ayrıldı. Vokalisti İpek Tüter ile de 1999’da dünya evine giren Kayahan’ın, Aslı Gönül adını verdiği kızı 2000’de dünyaya geldi.
Usta müzisyen, “Beni Azad Et” albümünü 1999’da müzikseverlerle buluşturdu. “Gönül Sayfam” albümünü ise 2000 yılında çıkaran sanatçı, albümde 17 Ağustos 1999 depremi için yazdığı “17 Ağustos” şarkısı ile kızı Aslı Gönül için bestelediği “Ninni” adlı eserlerine yer verdi.
Kayahan, 45 yıllık kariyerinde, 45’likler, long playler ve albümlerin yanında “365 Gün” ve “Mevsim Hala Sen” adlı teklileri de müzikseverlerle buluşturdu.
Doğa ve çevre duyarlılığı ile de bilinen usta sanatçı, yaşamı boyunca birçok yardım konseri verdi ve gönüllü olarak çeşitli çalışmalara katıldı.
“Ölüm bir ceza değil, mezuniyettir”
Sanatçı, 1990’da yumuşak doku kanseri ile mücadele etti. 2004’te kansere yeniden yakalanan usta isim, tekrar iyileşti.
Hastalık 2014’te nüksetti. Bir yıl boyunca hastalığıyla mücadele eden Açar, küçük hücreli akciğer kanseri nedeniyle 3 Nisan 2015’te hayatını kaybetti.
Cenazesi Teşvikiye Camisi’nden kaldırılan sanatçı, vasiyeti gereği Kanlıca Mihrimah Sultan Mezarlığı’na defnedildi.
Romantik dizelerinin yanında inançlı yapısıyla da bilinen sanatçı, bir röportajında şunları söylemişti:
“Ölüm bir ceza değil, bana göre bir mezuniyettir. Yani, Cenab-ı Allah’ın katına çıkacaksınız, orada hesap vereceksiniz. Buradaki dünyanın yalan olduğunu, eğer bir düşünürseniz, zaten huzur kendiliğinden gelir. Cenab-ı Allah’ın gönderdiği Kuran-ı Kerim’i okusanız, o kitapta size ticareti nasıl yapacağınız bile anlatılıyor. En kolayını da söyleyeyim; helal ve haram. Bunu bilen bir dünyada, hiçbir problem çıkmaz.”
Tarkan, Sezen Aksu, Funda Arar ve Nilüfer’in de aralarında olduğu birçok ünlü sanatçı, 2014’te bir araya gelerek “Kayahan’ın En İyileri” albümünde yer aldı.
Arkadaşlarının deyimiyle, romantik melodileri iğne oyası gibi eserlerine işleyen ve şarkılarında daima insanları birlik ve sevgiye davet eden usta sanatçının, 45 yıllık sanat hayatında geride bıraktığı eserleri şöyle:
“Canım Sıkılıyor Canım (1981)”, “Merhaba Çocuklar (1987)”, “Benim Şarkılarım (1988)”, “Benim Şarkılarım 2 Siyah Işıklar (1989)”, “Yemin Ettim (1991)”, “Odalarda Işıksızım (1992)”, “Son Şarkılarım (1993)”, “Benim Penceremden (1995)”, “Canımın Yaprakları (1996)”, “Emrin Olur (1997)”, “Beni Azad Et (1999)”, “Gönül Sayfam (2000)”, “Ne Oldu Can? (2002)”, “Kelebeğin Şansı (2004)”, “Biriciğim’e (2007)”, “365 Gün (2011)”
]]>Türkçeyi 8 yaşında öğrenen ve o güne kadar Arapça konuşan Şahin, ilkokul öğretmeninin “Günün birinde sen şarkıcı olursun” dediğini belirterek, “İlkokul mezunuyum. Köyde çok fakir bir aileydik. Ben, ‘Şarkıcı olmak için gideceğim’ dedim. ‘Nasıl olur?’ dediler. Annemin, babamın ağlamasını hiç unutmam. 16 yaşımda ayrıldım. Adana, Antakya, Ankara bir ay 15’er gün çalıştım. Buralarda şarkıcı olunmazdı. Öğrendim ki İstanbul’da olunur. Daha 17 yaşına girmeden İstanbul’a geldim” diye konuştu.
O yıllarda Beyoğlu’nda bir otelde çalışmaya başladığını söyleyen Şahin, “Ütü öğrendim, temizlik yaptım. Otelin en üst katında bir oda var, halıları koyuyordum. Halıyla, yorgan öyle yatıyordum, çalışıyordum. O zaman plakçılık Sirkeci’de Doğubank İş Hanı’ndaydı. Daha sonra orada iş buldum” dedi.
“17 YAŞINDA ÜNLENDİM”
Sanatçı, çalıştığı plak şirketinden şarkıcı olmak için yardım istediğini dile getirerek, şöyle devam etti:
“Onlara ‘Ben şarkıcı olmak istiyorum.’ dedim. ‘Gurbette ömrüm geçecek/Bir daracık yerim de yok’ türküsünden bir kuple okudum. Ayağa kalktılar, ‘Allah Allah ne kadar güzel bir ses bu. Hemen 45’lik yapın’ dediler. O zaman long play bile yoktu. 45’lik yaptık. Üçüncü 45’likte ünlendim. Neye uğradığımı şaşırdım. Şarkıcı oldum, 17 yaşında ünlendim. Nota bilmem lazımdı. Notayı kitapların yardımıyla kendi kendime öğrendim. Kazandığım paraları da annemlere gönderiyordum. Bildiğim şarkıların notalarını aldım. Onları öğrendim.”
“SEN MEVSİMLER GİBİSİN’İ ALMAN SEVGİLİME YAZDIM”
Müziği çok sevdiğinin altını çizen Şahin, ilk bestesi ‘Sen Mevsimler Gibisin’ ile 4. Altın Kelebek Ödülleri’nde birincilik ödülü aldığını belirterek, “Dünyaya bir daha gelsem, yine müzisyen olurdum. Öncelikle bu bir aşk” değerlendirmesinde bulundu.
Şahin, şarkının söz ve müziğinin kendisine ait olduğunu vurgulayarak, “Şarkıyı Alman sevgilime yazdım. Kumburgaz’da buluştuk, kulübe gittik, geldik. Üçüncü gün baktım yanımda yok. Bir geldim kahvaltı yerine, Almanya’dan sevgilisi gelmiş. Bana, ‘Ne yapayım?’ dedi. Ben de elimde melodika çalıyorum. Kendim öğrenmişim yine dilli kavalla birlikte. Yalancı bir dünyaya benzettim, ‘Yalancı dünya gibi yalancısın sevgilim/Sen mevsimler gibisin, değişirsin sevgilim’ şarkısı böyle çıktı” ifadelerini kullandı.
Sözü ve müziği başka şarkılara benzemeyen, işlenmemiş melodiler üzerine eserler üretmeye çalıştığını kaydeden Şahin, 1970’li yıllarda bir arkadaşının aşk acısından çok etkilenerek “Tanrım” şarkısını yazdığını söyledi.
“ZEKİ MÜREN 50 ŞARKIMI OKUDU”
Selami Şahin, bestekar olarak da her türlü besteye imza attığını söyleyerek, şunları kaydetti:
“Benden kim şarkı istiyorsa onun sesine göre yaptığım besteleri veriyorum ve şarkıyı okurken o sanatçının taklidini yaparak veriyorum. Niye? Eseri daha rahat geçsin diye. İyi bir rejisör oyuncuyu daha iyi oynatır. Benden kim eser istiyorsa onun sesine göre eser veriyorum. Rahmetli Zeki Müren 50 şarkımı okudu. Yıldıray Çınar, Ahmet Sezgin, Şükran Ay, Gönül Akkor, Behiye Aksoy yani Türkiye’de şarkılarımı okumayan kalmadı.”
“Zeki Müren, Taksim’de Maksim Gazinosu’na ‘Selami’ciğim bu akşam gel. Biliyorum çapkınsın, sevgilinle misafirimsin’ dedi. Ben de gittim. Başlamış okumaya. Sahnede, ‘Benim sevgili dostum, hoş geldin şeref verdin eskimeyen dostum’ dedi. O gece ben de ‘Eskimeyen Dostum’ şarkısını yaptım. Ertesi gün aradım, ‘Paşam nasılsınız?’, ‘İyiyim Selami’ciğim, beğendin mi dün geceyi?’ dedi. ‘Çok güzeldi, sizden bir ilham aldım, beste yaptım’ dedim. Hemen gittim. ‘Oku bakalım’ dedi. Ben de onun taklidini yaparak şarkıyı okudum. ‘Benim okumama gerek kalmadı. Aynı benim gibi okuyorsun, helal olsun’ dedi.”
İbrahim Tatlıses’in de 20’nin üzerinde şarkısını okuduğunun altını çizen Şahin, “Onun sesine uygun şarkı verdim. Roman şarkısı ‘Kasımpaşalıyım’ı Güllü ve Kibariye okudu. Ben benden eser isteyen sanatçının sesinin taklidini yaparak, şarkı yazıyorum ki eseri rahat okusun diye” değerlendirmesinde bulundu.
“YAPILMAMIŞI YAPIN, YAZILMAMIŞI YAZIN”
Genç müzisyenlere tavsiyelerde de bulunan sanatçı, “Lütfen yapılmamışı yapın, yazılmamışı yazın. Değişik, sloganlı olsun. Kalıcı şarkılar yapın. 100 şarkı yapacağınıza, bir sıfırı kaldırın, 10 şarkı yapın ama bin şarkıya bedel olsun.” açıklamasını yaptı.
Son projesi “Selami Şahin Saygı Albümü”nde birçok genç müzisyenin yer aldığını söyleyen Şahin, “Kime dediysek ‘hayır’ demedi. Hepsine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Oğlum ve kızım bu işe koşturuyor. 50 şarkıdan fazla yaptık. Yavaş yavaş çıkıyor işte arka arkaya. Okuyan arkadaşlar da kendi sesine göre bir bestemi seçiyor. Haftada bir şarkı yayınlanıyor ve dinlenme oranı çok yüksek. Bu bizi çok mutlu ediyor” dedi.
Selami Şahin, Arapça şarkılar da yazdığını ve Orta Doğu’da çok sevildiğini vurgulayarak, şu bilgileri verdi:
“Gittiğim zaman, Mısır’da, Lübnan’da yolda yürüyemiyorum. Ben onların sevgisi ile varım. Saygıyla eğiliyorum. Tabii hiçbir zaman, kimseyi benden büyük ya da küçük görmem, Allah’a çok şükür. Mısır’a gittiğimiz zaman bir restoranda yemek yiyeceğiz. Bir baktım benim şarkımı Arapça çalıyorlar. Nasıl oldu? Böyle kaldım. ‘Bu senin eserin, Selami Şahin’ dediler. Mısır, annemin memleketi, gidince insan etkileniyor.”
“BENİ SEVENLERE ÇOK ŞEY BORÇLUYUM”
Oğlu Lider Şahin’in de kendisi gibi besteler yaptığına işaret eden sanatçı, “Lider güzel çalışıyor. İyi söz, iyi müzik olmadan imzasını atmıyor ve o esere çalışmıyor. Ben arkadaşıma balık ısmarlamam, balık tutmasını öğretirim. Yani kendisi yazıyor sözleri, müziği de kendisi yapıyor” ifadelerini kullandı.
Sanatçı Şahin, çok sesli müzik dinlediğini, yerli şarkıları pek fazla etkilenmemek adına dinlemediğinin altını çizerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şimdi teknoloji çok ilerledi. Adam bir şarkı yapıyor, hafif dile düşüyor, bir sene sonra bir şey daha yapmadığı zaman unutulup gidiyor. Bir yere gelmek kolay. Orada kalmak önemli. En başta gençlerimize sesleniyorum; slogan kelimeleri kullansınlar. Mesela sevgilin, komşun, dostun, arkadaşın, iş ortağın olur, ‘Yeter be seninle başım dertte. Vallahi ne yapacağım bilmiyorum’ dersin. İşte slogan. Ya da ‘Bir sevgilim vardı, onu sevmedim, ayrıldık. Ona alıştım’. Yani ‘Alışmak sevmekten daha zor’. ‘Vallahi benim en iyi dostum içkim, sigaram. Onlar da terk ederdi, olmazsa param’ gibi. Yani sözlerle slogan şart.”
Sanat hayatında 58 yılı geride bırakan Şahin, “Şarkılarımı okumayan kalmadı. Bu kadar çok besteyi tutturdum. Şükürler olsun Allah’a, mutluyum. Beni sevenlere çok şey borçluyum. Allah onları başımızdan eksik etmesin. Selami Şahin varsa onların sevgisiyle var.” diye konuştu.
]]>Babası Sufi Beyin görevi dolayısıyla eğitimine Halep’te, Frere Maristes’te başlayan ve Adana Kemal Paşa İlkokulunda devam eden sanatçı, o günleri ise şu sözlerle aktarmıştı:
“Halep’teki Frere Maristes adlı Fransız mektebine gidiyor, tatillerde Adana’ya geliyordum. Annem keman ve ud çalar keyfince, ablam piyano çalarak Fransızca şarkılar söylerdi. Babamın tarafında herkes bir enstrüman çalar, güzel şarkı söylerdi. Evde fasıl kurulur, hepsi birer radyo icracısı gibi öyle güzel icra ederdi ki şarkıları. Ben de onları dinler, feyz alırdım.
Doğduğumda dedem anneme bir gramofon vermiş. Dedem ve babamın getirdiği taş plaklardan Tino Rossi, Caruso, Mozart, Hafız Burhan, Münir Nurettin plaklarını dinlerdik. Dinlediğim şarkıları çok güzel söylüyordum. İstanbul’a yerleşince, ortaokulda teneffüslerde arkadaşlarımın ısrarı üzerine bahçe duvarına çıkar, şarkı söylerdim.”
İlk müzik grubunu lise yıllarında kurdu
İstanbul’da Fatih Gelenbevi Ortaokulu’na giden sanatçı, 1951’de başladığı Sultanahmet Ticaret Lisesinden mezun oldu. Lise yıllarında İstanbul’da Şevket Uğurluel, Kanat Gür, Salim Ağırbaş ve Metin Ersoy ile kurduğu ilk grubuyla Florya plajında müzik yaptı.
Erol Büyükburç, bir yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesi Konservatuvarına devam ederken diğer yandan Alis Rosental’dan şan dersleri aldı.
İstanbul Üniversitesi İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nin Yüksek Ticaret bölümünde okuyan sanatçı, üçüncü sınıfta okuldan ayrıldı.
Başarılı sanatçı, kendi adına kurduğu ilk orkestrası Erol Büyükburç Vokal Grubu ile çeşitli müzik türlerinin Türkiye’deki öncü uygulayıcısı oldu. “Little Lucy” adlı bestesini 1961’de plak yapan sanatçı, ardından “Kiss Me”, “Lover’s Wish” ve “Memories” adlı bestelere imza attı.
1964’te Balkan Melodileri Festivali’ne katıldı
Büyükburç,1950’li yıllarda İngilizce sözlü yabancı besteleri yorumlamaya başladı ve daha sonra folk düzenlemelere imza attı.
Milli Orkestra ile 1964’te Belgrat’ta yapılan Balkan Melodileri Festivali’ne katılan sanatçı, farklı giyim tarzına ilişkin yaptığı bir açıklamada, “Anadolu popunun ortaya çıkışı, benim halk türkülerini aranje etmemle başlayan süreçtir. Farklı olmak istiyordum. Zeki Müren ve diğer şarkıcılar sahnede siyah smokinle şarkı söylüyordu. ‘O kadar ciddiyete gerek yok’ dedim. Las Vegas ve Hollywood’un pırıltısını sahne şovlarıma uyguladım ve kıyafetlerimde çok cüretkar davrandım” ifadelerini kullanmıştı.
Sanatçı, 1992’ye kadar çocuk şarkılarının yanı sıra kendi hazırladığı kukla karakterleri ve kukla oyunları için şarkılar yaptı, 1990’dan 2007’ye, TRT için tango emisyonlarına imza attı, yabancı şarkılara Türkçe söz yazıp yorumladı.
İlk albümü “Sevgi Çiçekleri”ni 1975’te müzikseverlerle buluşturan sanatçı, 1981’de “Sevemem” adlı şarkısının da aralarında olduğu “Sen Varsın”ı yayımladı. Albümdeki Sevemem şarkısı ile ün kazandı.
İstanbul’daki evinde 12 Mart 2015’te yaşamını yitiren sanatçı, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.
200’e yakın ödül aldı
“Kırık Kalp”, “Yasemin”, “Hop Dedik”, “Dünya Durdukça”,”Karakaş Gözlerin Elmas”, “Ağlarım”, “Aşk Yolunda” ve “Zeynebim” adlı eserlerin de aralarında bulunduğu 6 taş plak, 5 long play, 75 tane 45’lik, 9 kasete imza atan sanatçı ayrıca, 20 fotoromanda yer aldı.
Türkiye’nin Elvis’i olarak da anılan sanatçı, kariyerinde 200’e yakın ödüle değer görüldü, 1800 kadar şarkı yorumladı.
Yaşamı boyunca 33 filmde rol alan sanatçının oynadığı filmlerden bazıları şöyle:
“Neşeli Aşıklar”, “Kızılcıklar Oldu mu?”, “Gençlik Türküsü”, “Sus Sus Kimseler Duymasın”, “Menekşe Gözler”, “Turist Ömer Arabistan’da”, “Kavanoz Dipli Dünya”, “Kader Rüzgarı”, “Kurban Olayım”, “Nerdesin Firuze”, “Hababam Sınıfı Merhaba” ve “Hırçın Kız Kadife”
]]>Avrupa ülkelerinden, “İsrail’in Eurovision’dan menedilmesi” yönünde gelen çağrılara Belçikalı bakanlar da katıldı.
Ülkedeki bölgesel hükümetlerden Valonya-Brüksel Federasyonunun Çocuk, Sağlık, Kültür, Medya ve Kadın Hakları Bakanı Benedicte Linard, X hesabından İsrail’in Eurovision’a katılımıyla ilgili açıklama yaptı.
Linard, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında yarışmalardan ve Eurovision’dan dışlanması gibi İsrail’in de başta çocuklar olmak üzere, binlerce kişinin ölümüne yol açan apaçık uluslararası hukuk ihlallerine son verene kadar dışlanması gerekiyor” ifadesini kullandı.
Belçika basınına göre Linard, dün parlamentodaki bir oturumda da Belçika’nın Fransızca yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşu RTBF’ye bu yönde bir talepte bulunacağını belirterek “Gazze’deki savaş devam ettiği sürece İsrail’in katılımını yasaklama sorumluluğunu üstlenmek, organizatörlere aittir.” değerlendirmesinde bulundu.
Linard’ın çağrısına Flaman Hükümeti’nin Brüksel İşleri, Gençlik, Medya ve Yolsuzlukla Mücadele Bakanı Benjamin Dalle de destek verdi.
AFlaman basınına göre Dalle, İsrail’in Gazze’de kadınlar ve çocukların da aralarında olduğu masum sivilleri öldürdüğü sürece Eurovision’dan menedilmesi gerektiğini söyledi.
Flaman bakan, “Böylesine harika, birleştirici bir kutlamanın, uluslararası insancıl hukuku ve çocuk haklarını bu ölçekte ihlal eden bir katılımcıyla yapılması kabul edilemez.” ifadesini kullandı.
ÇAĞRILAR GİDEREK ARTIYOR
Fransa’yı 2023 Eurovision Şarkı Yarışması’nda temsil eden Fas asıllı Kanadalı şarkıcı La Zarra, 10 Ocak’ta İsrail’in şarkı yarışmasından menedilmesi çağrısında bulunarak “Maalesef bir kez daha Filistin halkına yönelik katliamla, soykırımla, Batı Şeria ve Lübnan’da saldırılarla karşı karşıyayız” ifadesini kullanmıştı.
İsveç’te aralarında sanatçılar ve müzik endüstrisi yetkililerinin de yer aldığı 1000 kişi 10 Ocak’ta imza toplayarak “İsrail’in Eurovision Şarkı Yarışması’ndan menedilmesini” istemişti. Sanatçılar, İsrail’in katılımının engellenmemesi durumunda İsveç’in yarışmadan çekilmesini talep etmişti.
İspanya azınlık sol koalisyon hükümetine dışarıdan destek veren sol görüşlü Podemos Partisi de 1 Ocak’ta yaptığı açıklamada, Gazze’de sivil ayrımı gözetmeksizin yaptığı saldırılar nedeniyle İsrail’in Eurovision Şarkı Yarışması’ndan ihraç edilmesi talebinde bulunmuştu.
İzlanda’da da müzisyenler derneği Aralık 2023’te ulusal yayın kuruluşu RUV’nin 2024 Eurovision yarışmasından çekilmesi çağrısı yapmıştı. İzlanda Yazar ve Bestekarlar Topluluğu (FTT), RUV’den “masum çocukların ve sivillerin öldürülmesine ve savaşa karşı durmasını” talep etmişti. FTT, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rusya’nın 2022’de Eurovision’dan menedildiğini hatırlatarak İsrail’in katılması halinde 2024 Eurovision’un boykot edilmesini istemişti.
İSRAİL ŞARKININ SÖZLERİNİ DEĞİŞTİRMİŞTİ
İsrail’in Eurovision’dan menedilmesi çağrıları devam ederken İsrail’in yarışmaya katılmayı planladığı “October Rain” (Ekim Yağmuru) adlı, Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısına atıfta bulunan şarkı, Avrupa Yayın Birliği (EBU) tarafından siyasi mesaj içerdiği gerekçesiyle reddedilmişti.
Bunun üzerine İsrail şarkıda değişiklikler yaparak ismini “Dance Forever” (Sonsuza dek dans et) yapsa da bu şarkı da aynı gerekçeyle geri çevrilmişti. Son olarak İsrail yarışmaya “Hurricane” (Kasırga) adlı şarkıyla katılacağını duyurmuştu.
]]>DONDURULMUŞ KUTUP AYISI ÇALINDI
Kanada’da tuhaf hırsızlık olayı şubatın ilk günlerinde basına yansıdı.
Polis, Edmonton kentinin kuzeyindeki Lily Lake Resort’ta bulunan 3,6 metre uzunluğunda ve 225 kilogram ağırlığındaki doldurulmuş kutup ayısının çalındığını açıkladı.

Kutup ayısının sabitlendiği kabloların kesildiğini kaydeden resort çalışanı, hırsızlığın planlı yapıldığını savundu.
Basına “Büyük kutup ayısı vurgunu” olarak yansıyan olayın ardından bölge sakinleri içi doldurularak ayakta sergilenen kutup ayısının internet üzerinden satışına rastlamaları halinde haber vermeleri için uyarıldı.
Olayı soruşturan yetkililer, Ağustos 2023’te de iki doldurulmuş rakunun çalındığını, değerlerinin 26 bin dolar olduğunu belirtti.
BİSİKLET SÜRERKEN PUMA SALDIRDI
ABD’nin Washington eyaletindeki Seattle kentinde 60 yaşındaki kadın, bisiklet sürerken korkutucu bir durumla karşı karşıya kaldı.
Bisiklet kullanan yaşlı kadının yolunu bir anda 34 kilogram ağırlığındaki puma kesti.

Pumanın kadına yapıştığını ifade eden eyalet yetkilileri, yaşlı kadının yaralandığını, hayvanın yaban hayatı polisi tarafından vurularak öldürüldüğünü kaydetti.
ÇOCUK OYUNCAK MAKİNESİNDE MAHSUR KALDI
Küçük çocuğun oyuncak merakı, başka bir ilginç olay olarak kayıtlara geçti.
Avustralya’nın Brisbane kentindeki alışveriş merkezinde pelüş oyuncaklar bulunan oyuncak yakalama makinesi, 3 yaşındaki Ethan’ın ilgisini çekti.
Ethan, ailesi fark etmeden oyuncakların alındığı hazneden makinenin içine girdi.

Çocuğun makineye sıkıştığı fark edilince yetkililer, kurtarma çalışmalarına başladı ancak olaya ilişkin görüntülerde Ethan’ın endişe duymadan içeride oturması dikkati çekti.
Polis, en uzak camı kırarak çocuğu makineden çıkardı.
DEMİ LOVATO’DAN ‘KALP KRİZİ’ ŞARKISI
Amerikalı ünlü şarkıcı Demi Lovato’nun performans sergilemesi için davet edildiği Amerikan Kalp Derneği’nde şarkı seçimi gündem oldu.
Lovato, Amerikan Kalp Derneğinin kadınların kalp sağlığı konulu kampanyası için düzenlediği etkinliğe davet edildi.
Etkinlikte şarkı söylemek üzere sahneye çıkan Lovato, ‘Heart Attack (Kalp Krizi)’ adlı şarkıyı seslendirmeyi tercih etti.

Lovato’nun kalp hastalıklarıyla ilgili etkinlikte bu şarkıyı seçmesi, sosyal medyada tepkilere yol açtı.
POLİS, GÖZALTINA ALDIĞI 4 KİŞİYE ARABAYI İTTİRDİ
Hindistan’ın Bihar eyaletinde polis, 4 kişiyi alkollü oldukları gerekçesiyle gözaltına aldı.
Gözaltına alınanların da bulunduğu polis aracı, yakıtının bitince yolda kaldı. Aracı kenara çekmek isteyen polisler, çareyi arabayı ittirmekte buldu.

Bellerine ip bağlanarak kaçmaları önlenen 4 kişi, polis gözetiminde aracı 500 metre boyunca iterek yol kenarına çekti.
EVSİZ ŞAHSIN UZAK KEYFİ
ABD’nin California eyaletinde 50 yaşındaki evsiz olan şahıs, kaçırdığı küçük uçakla gezmesi de şubatın ilginç olayları arasında yer aldı.
Gezdikten sonra plaja inen şahıs, kuma saplanan uçağı terk etti ancak daha sonra bölge polisi tarafından yakalandı.

Küçük uçağı kaçırmakla suçlanan 50 yaşındaki zanlının, havaalanındaki güvenlik ihmalini göstermek için uçağı kaçırdığını söylediği kaydedildi.
Şahsın, uçağa Palo Alto bölgesindeki havaalanını çevreleyen çitlerdeki boşluktan girerek ulaştığı öne sürüldü.
San Mateo polisinin açıklamasına iliştirilen fotoğrafta uçağın, pervanesi kuma saplanmış şekilde deniz kenarında durduğu görülüyor.
]]>Çin’e seyahat eden Amerikalı CEO’lar büyük zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Belki de en korkuncu iş dünyasının liderlerinin sahnede büyük kalabalığa dans edip şarkı söylemesi olabilir.
Trilyon dolarlık Silikon Vadisi çip şirketi Nvidia’nın Tayvan doğumlu Amerikalı genel müdürü Jensen Huang, geçen ay Şanghay’daki yerel çalışanları ziyaret ettiğinde, tezahürat yapan personel onu bir Çin halk dansına katılması için sahneye çağırdı.
#Nvidia’s co-founder and CEO Jensen Huang recently attended the firm’s annual parties in Chinese mainland while wearing the traditional northeastern big flower jacket and performed the #yangko dance, photos posted by the staff on social media showed. Huang's trip didn’t include… pic.twitter.com/3seH4yO94O
— Yicai 第一财经 (@yicaichina) January 22, 2024
Oregon’da büyüyen ve şu anda dünyanın en zengin adamları arasında yer alan 60 yaşındaki Huang, insanın evine ve ebeveynlerine duyduğu özlemi anlatan bir Çin şarkısında ritmik hareketler sergilemeye çalıştı.
Şangay’da Nvidia mühendislerinden biri olan David Chen, “Dans hareketleri biraz sertti ve bacakları ile kolları koordine değildi” diyerek değerlendiriyor patronunun sahne performansını. Ama aynı zamanda Huang’ın tavrını da beğendiğini söylüyor ve artık şirkete daha bağlı hissettiğini belirtiyor.
Çinli patronların ise sahneye çıkmaları son derece yaygın. Bazıları sürüklenir, bazıları ise isteyerek sahneye çıkar. Alibaba Grubu kurucu ortağı Jack Ma, 2019’da emekliliğini ve Alibaba’nın 20. yıldönümünü kutlamak için vatkalı siyah deri bir ceket giydi ve bir stadyumda 60 bin çalışanına şarkı söyledi.

AY YENİ YILI’NDA PARTİLERDEN KAÇIŞ YOK
Çin’i ziyaret eden yöneticiler özellikle Ay Yeni Yılı’na denk gelirlerse ayrıca dikkat etmeliler. Çünkü bu özel zaman için düzenlenen partilerde sahneye çıkmamalarının imkânı yok. Bu noktada bir yöneticinin iyi bir konuşma yapmasındansa şarkı söylemesi ya da dans etmesi daha önemli.
Yıllarca ülkede başkan yardımcısı olarak çalışmış Silikon Vadisi emektarı Hugo Barra da liderlerin kişisel mücadelelerini veya eksikliklerini ABD’ye kıyasla daha az tartıştığı Çin’de dans etmek ve şarkı söylemek, yöneticilerin bağ kurulabilir görünmeleri için en kabul edilebilir yöntemler olduğunu söylüyor.
Oradayken sıklıkla diğer üst düzey Xiaomi liderleriyle birlikte dans eden ve şarkı söyleyen Barra, “Çin’de CEO’ların aptal olmasına izin veriliyor” diyor. Barra, performanslarının tamamının halka açık olmaması ve videolarının sosyal medyada olmamasından ise son derece memnun.
ELON MUSK DA SAHNEDE
Tesla CEO’su Elon Musk da Çin’in bu geleneğinden kaçamadı. 2020’nin başlarında Çin’de sahnedeyken, Tesla’nın Şangay fabrikasında üretilen Model 3’lerin ilk teslimatını kutlarken dansa başladı.

Musk ceketini çıkardı ve coşkulu Çinli kalabalığın önünde önce ceketini fırlattı ardından da dans etmeye başladı. Yaptığı dansın 18 saniyelik bir klibini de tweetledi.
Bir Tesla yöneticisi, Musk’ın performansını şöyle anlatıyor: “İlk kez kulüplere giden bir genç gibi dans ediyordu.”
ÇİNLİ MESLEKTAŞLARINDAN ÖĞRENECEKLERİ ÇOK ŞEY VAR
İş danışmanlığı firması iMpact’ı kuran ve Çinli ve Batılı şirketlerin birbirlerinin geleneklerini anlamalarına yardımcı olan Chris Pereira, kurumsal yaşamın hiyerarşik ve kontrollü olma eğiliminde olduğunu söylüyor: “Şirket partileri, liderlerin yakınlık kurmaları ve minnettarlıklarını göstermeleri için iyi bir fırsat.”
İşletme danışmanı Pereira, Çin’e ilk kez gelen ziyaretçilerin ülke hakkında sahip olduğu en büyük yanılgılardan birinin, orada eğlenilemeyeceği olduğunu söylüyor: “Dans etmek ve şarkı söylemek artık Batılı CEO’lar arasında yaygın olmayabilir. Ama belki de bu aslında Çinli meslektaşlarından öğrenebilecekleri bir şeydir.”
]]>Duş almak için banyoya giren Neslihan, uzun süre kalınca, durumdan şüphelenen annesi Dr. Hale Kabacaoğlu içeri girdi.
Kızını yerde hareketsiz bulan Dr. Kabacaoğlu, olayın şokunu üzerinden atıp, Neslihan’ın duran kalbini, yaptığı kalp masajıyla yeniden çalıştırdı.
Neslihan Köse, çağırılan ambulansla Devlet Hastanesine kaldırıldı. Karbonmonoksit zehirlenmesi nedeniyle komaya giren genç kız, önce Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne, buradan da İstanbul’daki, o dönem ismi GATA olan hastahaneye sevk edildi.
Hastanede 2 ay kalan Neslihan, annesinin isteğiyle Ankara Bilkent TSK Rehabilitasyon ve Bakım Merkezi’ne yatırıldı.
Çekilen MR’ında tıpta atrofi diye tanımlanan beyin hücrelerinin tamamına yakınının ölü olduğu görüldü.
Kızına, ölümü yakıştıramayan Hale Kabacaoğlu, doktorların “Gerekirse organ bağışı yapar mısınız?” teklifini kabul etmedi.

“BİTKİSEL HAYATTAKİ KIZINA MÜZİK DİNLETİP, KİTAP OKUDU”
Eşinden boşanıp mesleğine ara veren Hale Kabacaoğlu, velayeti kendisinde olan kızının tedavisi süresince hastanede çocuğunu yalnız bırakmadı.
Bitkisel hayattaki çocuğuna, Mozart’ın parçalarını dinletip, kitap okudu, hikayeler anlattı.
Yanından ayrılmadığı Neslihan’ın, geceleri uyurken düşmemesi için de kelepçeyle elini eline bağladı.
Neslihan aylar sonra, hafızası silinmiş olarak gözlerini açtı, uzun süren tedavinin ardından da taburcu edildi.
Hale Kabacaoğlu, 19 yaşındaki kızını yeni doğan bir bebek gibi 3 sene altını bezledi, ardından da yemek yeme ve tuvaletini giderme gibi temel eğitimler verdi.
Fitoterapi, apiterapi, hirudoterapi, bioenerji, 2 kez kök hücre nakli yaptırdı.
Sağlığına kavuşması için, Brezilya, Avusturya, Güney Kore’ye götürdü. Verdiği eğitim ve yaptığı tekrarlarla, Neslihan’a okuma ve yazmayı hatırlattı.

“EVİNİN DUVARLARINI YIKTI”
Hale Kabacaoğlu, kızının yürürken çarptığı evin iç duvarlarını yıktırdı, kapıları kaldırdı.
Evin çeşitli noktalarına ayna yerleştiren Hale Kabacaoğlu, Neslihan’ın odalardaki hareketlerini gözlemlemeye başladı.
Kabacaoğlu, kızının öğrendiklerini kolay unutması için çareyi, duvarlara yazı yazmakta buldu.
Havlu, diş macunu, lavabo, ayna gibi materyallerin üzerine yazılan yazılarla Neslihan’ın bu objelere, hatırlatma ihtiyacı duymadan ulaşmasını sağladı.

“KIYAMETTEN SONRA İŞİN O KADAR KOLAY OLMADIĞINI ANLADIM”
2001 yılında Neslihan’ı banyodan ölü çıkardığını, kızının göz bebeklerinde 15 gün ışık refleksi dahi olmadığını ve kayıtlara da ölü olarak geçtiğini ifade eden ancak bir an olsa bile ümidini kesmediğini belirten Hale Kabacaoğlu, “İlk doğurduğum çocuk normal bir çocuktu. 19 yaşına kadar normaldi.
Kıyametten sonra, ben her şeyi yeni doğmuş gibi öğretirim diye düşünürken, işin o kadar kolay olmadığını anladım. Çünkü normal bir insan beynine bazı şeyler öğretmek çok kolay ama bütün hatları kopmuş, kesilmiş, nöronları olmayan bir beyine bazı şeyleri öğretmek çok çok zor.
Defalarca tekrarlaya tekrarlaya yer etmesini sağlıyorsunuz. Bir tuvalet eğitimi için 6 ay ben banyoda hayatımı geçirdim. Dil felcini çözmek için 1 hafta boyunca sabah 8’den gece 12’ye kadar sürekli sayı saydırttım.
Çok büyük bir mücadele, çok büyük bir azim ve evet çok büyük bir sabır. Neslihan için diyorlar ki, ‘En büyük avantajın annenin Hale Hanım olması.’ Ben bütün hepsini Neslihan’da kullandım. Doktorluğumu da anneliğimi de sağlık personelliğimi de hepsini” sözleriyle yaşadığı zorlu süreci anlattı.

“AKLIYLA, FİKRİYLE, ZEKASIYLA, HER ŞEYİ İLE BENİM YANIMDA”
22 yılda Neslihan’ın fiziksel olarak büyük ilerleme kaydettiğini ama mental olarak önlerinde daha çok uzun bir yolun olduğunu söyleyen Kabacaoğlu, şunları söyledi:
“Fiziksel olarak yüzde 95 diyebilirim. Senin yaptığın her şeyi Neslihan yapabilir. Neslihan yürür, Neslihan koşar, Neslihan oturur, kalkar ki bunların hiçbirisi bana yapacak diye söylenmedi. Böyle olmayacak denildi. Yatalak hasta olacak denmişti.
Yürüyemeyecek ancak yürürse böyle oraklama tarzında. Ama Neslihan şu anda normal yürüyor. Yüzde 95, belki yüzde 100’ünü geri kazandım ben. Mental olarak daha yavaş ilerliyoruz. Çünkü MR’larında total kortikal atrofi var. Yani beyin hücresi kalmamış gibi.
Olayın başında, Neslihan nasıldı biliyor musun? Ben sandalyeye oturtuyordum, ben sandalyeden kaldırıyordum. O sandalyede oturduğu süre içinde bana öyle geliyordu ki, sanki bir tül perde arkasında veya bulutların arkasında, Neslihan’ın bedeni oradaydı ama kendi yoktu orada. Kendi yoktu.
Ama şu anda Neslihan aklıyla, fikriyle, zekasıyla her şeyiyle şu anda benim yanımda. Konuşma geri geldiğinde her kelimeyi tekrarlıyordu. Şu anda biz karşılıklı muhabbet ediyoruz.”

“ŞARKILAR ÖLMÜYORMUŞ”
Sosyal hayata adapte olması için Türk sanat müziği korosunda eğitim alan, hem solo hem koro konserle ilk sahne deneyimini de yaşayan Neslihan’ın, şarkı söylemeyi çok sevdiğine dikkat çeken Hale Kabacaoğlu, “Amerika’ya gittiğimde, oradaki tıp bilim adamlarıyla görüştüğümde, bana bir Koreli çocuktan bahsetmişlerdi, dünyada yaşayan ilk vaka oymuş diye.
Egzoz gazından zehirlenmiş. O da şarkıcı olmuş. Kore’ye götürdüğümde de bana öyle dediler. Şarkının beyinde belli bir yeri yokmuş. Yani hafızada, bellekte yeri yokmuş. Dolayısıyla onu kronolojik sırayla geri çağıracak yer olmadığı için, şarkılar ölmüyormuş. Eski şarkıları da hatırlıyor, yeni kayıt da yapıyor. Şarkı hafızası böyleymiş” diye konuştu.

“ÇOCUĞUMUN BENDEN SONRAKİ İSTİKBALİ EN BÜYÜK ENDİŞEM”
En büyük endişesinin, hayatını kaybetmesi durumunda Neslihan’ın tek başına kalacak olması olduğunu söyleyen Hale Kabacaoğlu, “Benden sonra çocuğumun istikbali, en büyük endişem o. Onun için de birtakım girişimlerim var. Yani şu, ben elimden gelen en güzel hayatı yaşatmaya çalışıyorum.
Yurt dışı gezilerimiz, yurt içi gezilerimiz, dışarıda arkadaşlarla toplantılarımız yani sosyal hayata ağırlık verdim. Benden sonra da aynı şekilde mutlu olsun istiyorum çocuğum. Darüşşafaka’yı düşünüyorum ben. Urla’daki İzmir’deki Darüşşafaka’yı. O konuda görüşmelerim var, girişimlerim var.
Çocuğum benden sonra da mutlu olsun, iyi yaşasın istiyorum. Benle yaşayabildiği kadar yaşasın. Sonuna kadar yaşasın. Ama o benden çok genç. Benden daha çok yaşayacak o. Ben yaşadığım sürece zaten o benim başımın tacı. Vermem, kimseye emanet etmem” ifadelerini kullandı.

“NESLİHAN İŞ KADINI OLACAKTI, BEN DE TORUNLARIMA BAKACAKTIM”
Neslihan’ın en büyük hayalinin iş kadını olmak, kendisinin ise torunlarına bakmak olduğunu söyleyen Kabacaoğlu, “Neslihan, mühendis olacaktı. Hatta ona bir fabrika arsası almıştık. Onu yapacaktık. Yani bir iş kadını olacaktı. Malzeme bilimleri mühendisi olacaktı.
Tabii o hayalimiz de öldü. O iş kadını olacaktı, benim hep hayalim oydu. Topuklu pabuçlarla yürüyecekti. Ben de torunlarıma bakacaktım. Onun çocuklarına bakacaktım. Öyle bir hayat düşlüyordum ben. Ama olmadı. Şimdi olabildiğince mutlu etmeye çalışıyorum çocuğumu” diye konuştu.

“HER 30 ARALIK’TA ÖLÜP, 31 ARALIK’TA YENİDEN DOĞUYORUZ”
22 yıl önce yılbaşı kutlamasına hazırlanırken yaşadıklarının bir an bile aklından çıkmadığını, her 30 Aralık’ta o günü tekrar yaşadığını söyleyen Hale Kabacaoğlu, ölüme inat her 31 Aralık’ta da yeniden hayata başladıklarını belirterek şunları söyledi:
“Yılbaşı tatili için gelmişti. O gün sabah ehliyet sınavına girdi, sınavı kazandı. Öğleden sonra beraber yılbaşı alışverişi yaptık. Akşam eve geldik. Hatta saç boyası aldık, Neslihan benim saçlarımı da boyayacaktı.
O banyoya girdi. Ben de mutfakta ertesi gün için yemek hazırlığına giriştim. Aramızda bir duvar vardı. Banyodan çıkıp saçlarımı boyayacaktı, ben banyoya girecektim. Ama olay hiç gerçekleşmedi. Çünkü banyodan Neslihan’ı ölü çıkardık o gece.
Ondan sonraki yılbaşları, 30 Aralık günleri çok kötü geçiyor, ağlayarak geçiyor. Bir gün öncesi, 30 Aralık öyle geçiyor ama 31 Aralık’ta, Allah’a şükür mezarlığa gitmedim diye dua ediyorum ben. Her yılbaşında 30 Aralık’ta ölüyoruz, 31 Aralık’ta doğuyoruz.”

“HAYATTAKİ VAZGEÇİLMEZLERİ ANNESİ, KAHVE İÇMEK VE ŞARKI SÖYLEMEK”
Hayattaki vazgeçilmezleri, annesi, kahve içmek ve şarkı söylemek olan Neslihan Köse, haftanın 5 günü, 3 farklı rehabilitasyon merkezine gidiyor, el becerilerinin gelişmesi için eğitim alıyor.
Ayrıca sosyal hayata hazırlık için de kognitif terapi gören Neslihan’ın en büyük keyiflerinden biri de yurt dışı seyahatleri.
Şu ana kadar gittiği ülkeler arasında en sevdiğinin Brezilya olduğunu söyleyen Neslihan, nisan ayında Sakura Festivali için Japonya’ya gitmeye hazırlanıyor.
11 Nisan’daki doğum gününü de Japonya’da kutlayacak olan Neslihan, “Japonya’ya gideceğiz. Heyecanlıyım, çok güzel bir gezi olacak. Daha yeni Berlin’den geldik. Güzel geçti. Japonya’nın yemeklerini merak ediyorum” dedi.

“İKİNCİ BİR NESLİHAN YETİŞTİRİYORUZ”
Annesi sayesinde hayata yeniden dönme şansı yakaladığını ifade eden Neslihan, “Hayata yeniden başladım. İkinci bir Neslihan yetiştiriyoruz çünkü. Bu Neslihan güzel, şirin, tatlı. Tatlı bela. Kendimi severim. Hayattaki vazgeçilmezim annem, annemden başka kimse olamaz ki” diye konuştu.
Neslihan’ın en büyük hayali ise, “Tarkan’la birlikte şarkı söylemek. Tarkan’ı çok sevdiğini söyleyen Neslihan, onun parçalarından birini de seslendirerek, Tarkan’ı çok seviyorum. Onunla beraber şarkı söylemek istiyorum” dedi.
]]>Bu şarkının adı “Muhtar”… Cem Karaca sözlerde kendisine sesleniyor. Malum, Cem Karaca’nın ilk adı “Muhtar”. 1968 çıkışlı bu şarkısı görece az biliniyor. Çünkü aynı yıl yayınladığı “Resimdeki Gözyaşları” tüm listeleri silip süpürüyor. Bu yüzden midir bilinmez filmde “Muhtar”a başta yer verilmiyor. Cem Karaca’yı canlandıran İsmail Hacıoğlu o kadar çok ısrar ediyor ki sonunda şarkı film müzikleri arasına ekleniyor ve böylece “Muhtar” belki de gölgesinden kurtuluyor.

Cem Karaca 1960’ların başında rock’n roll sevdasıyla başlıyor müzik yolculuğuna. Sanatçı bir ailenin çocuğu. Ünlü tiyatro ve sinema sanatçısı annesi Toto Karaca en büyük destekçisi. Oyuncu ve tiyatro yönetmeni babası Mehmet Karaca’nın ise oğlu için bambaşka idealleri var. “Ben oğlumun hariciyeci olmasını istiyordum” diyor bir röportajında. Öyle ki Cem Karaca’nın müzisyen olmasını engellemek için konserlerinde adam kiralayıp oğlunu yuhalatacak kadar ileri gitmiş!
Karaca’nın 40 yıllık müzik kariyerinde en zorlu dönemi kuşkusuz darbe süreciydi. Yasaklı yıllarda ne kadar itibarsızlaştırılmaya çalışılırsa çalışılsın ne adı ne de eserleri halkın gönlünden silinebildi. İşte film Karaca’nın çocukluğundan, 1987 yılında yurda dönüşüne kadar geçen sürede yaşadıklarını anlatırken aslında ülkenin sosyopolitik ahvalini ekrana taşıyor. Yönetmen Yüksel Aksu’nun da dediği gibi; “Bu film sadece bir müzisyen biyografisi değil, bir Cumhuriyet biyografisi…”

1970’lerdeki müzik çalışmaları büyük kentlerde yaşanan proleterleşmeye odaklanıyordu. 12 Mart Muhtırası sonrası Anadolu rock giderek politikleşti. Muhalif tonu yüksek şarkılarında işçi sınıfının sorunlarına odaklanan Cem Karaca bu süreçte sol kesimin sembolü haline geldi. Ona göre rock müziği bir isyandı. Dünyayı yorumlama şekliydi.
Ama o yıllarda birlikte sahne aldığı Moğollar’ın kurucusu Cahit Berkay şarkıların marşlara dönüşüp politikleşmesinden endişe ediyordu. Müzikal dil konusunda yaşanan bu fikir ayrılığı yolları da ayırdı. Filmde de bu detaylara ayrı bir parantez açılmış. Zaten korkulan da oluyor ve Cem Karaca 1978’de çıkardığı 1 Mayıs plağında komünizm propagandası yapmakla suçlanıyor. Hakkında soruşturma başlatılınca da Almanya’ya yerleşiyor. Darbe sonrasında ise vatandaşlıktan çıkarılıyor. 8 yıl sürüyor memleket hasreti…

Cem Karaca’yı canlandıran Hacıoğlu da tıpkı onun gibi İstanbul-Bakırköy’de doğup büyümüş. “Karaca benim çocukluk kahramanımdı” diyor. Belki de karşılaşmışlardır kim bilir? Bu yüzdendir ki projeyi duyduğunda rolü almayı çok istiyor. Ama başrol için düşünülen isim Erdal Beşikçioğlu. Bir şekilde anlaşma sağlanamayınca rol Hacıoğlu’na gidiyor. O kadar heyecanlanıyor ki hemen kampa giriyor oyuncu.
Yönetmen Yüksel Aksu aslında Hacıoğlu’nun sesini şarkılarda kullanmayı düşünmüyor. Cem Karaca’nın orijinal şarkıları playback yapılacak. Ama İsmail Hacıoğlu öyle hevesli ki… “Şarkıları ben okuyacağım değil mi abi?” diye sorduğunda Yüksel Aksu “Nasıl yani sen mi okuyacaksın?” diye şaşırıyor. Hacıoğlu “En azından bir deneyelim” diyor. Müzik Direktörü Cem Öğet’le birlikte 300 saat kayıt odasına kapanıyorlar. 1974’te Cem Karaca ile Dervişan grubunu kuran Müzisyen Uğur Dikmen de çalışmalara destek veriyor. İsmail Hacıoğlu şarkıları öyle bir söylüyor ki yönetmen playbackten vazgeçiyor.

Filmin senaryo danışmanı Cem Karaca’nın oğlu Emrah Karaca… Yıllarca hasretini çektiği babasıyla bu filmde kucaklaşıyor bir anlamda. Filmde Cem Karaca’nın gönül ilişkilerine de yer veriliyor ama hayatına giren kadınlar gölgede bırakılmış gibi geldi bana. Diyaloglar yok denecek kadar az. Cem Karaca hep mağdur, hayatındaki kadınlarsa hep yolda bırakanlar gibi yansıtılmış. Tamam; bu filmin kahramanı Cem Karaca ama hiç mi hatası yoktu?
Türkiye için önemli figürlerin hayat hikayesi sinemaya aktarılırken yüceltmeye daha fazla odaklanıldığını, bu anlamda riskten kaçınıldığını daha önceki biyografilerde de görmüştük.

Filmdeki renk kullanımı dönemin ruhuna çok yakışsa da kimi sahnelerde fazla koyu görünüyor. Cem Karaca şarkıları dışında dramatizasyonu artırmak için kullanılan enstrümantal şarkılar da fazlaydı. Zaten yeterince dramatik olan sahnelere bir de bu müziklerle yüklenmek gerekli miydi bilemedim. Öte yandan Cem Karaca’nın kendine has nüktedanlığı filmin genel diline de hakim. Sadece bir dram izlemiyoruz yani. Ve tüm film boyunca Cem Karaca şarkılarına doyuyoruz. İsmail Hacıoğlu’nun ses yeteneğine ve oyunculuğuna hayran kalarak.
]]>Kraliyet Ailesi’ni karıştıran skandal kitap, seneler sonra tüm dünyada iki filmin gişede kıyasıya mücadele etmesi derken 2023’ün oldukça hareketli geçtiğini söyleyebiliriz. İşte yıla damga vuranlar…
ÜNLÜ OYUNCU DAĞDA KAYBOLDU
Ocak ayında tüm dünya 65 yaşındaki aktör Julian Sands’in Los Angeles şehir merkezinden 65 kilometre uzaklıktaki Baldy Dağı’ndaki bir patikada kaybolmasıyla sarsıldı.

Ünlü oyuncudan aylarca hiçbir haber alınamamıştı ki haziran ayında Baldy Dağı yakınlarında insan kalıntılarının bulunduğu bildirildi.
PRENS HARRY’NİN SANSASYONEL KİTABI
2023’e hızlı bir başlangıç yapan isimlerden biri de Prens Harry oldu. Ocak ayında anılarını yayınladığında dudak uçuklatan açıklamalarına hiç kimse hazır değildi.

Kraliyet’in yaramaz çocuğu, abisi William ve Kate’i hedef aldığı açıklamalarıyla dikkat çekerken babasıyla ilişkisine değinmeyi ve aile içindeki ırkçı söylemleri kaleme almayı da ihmal etmemişti.
BU YIL, ONLARIN YILI OLDU
Belki pandeminin etkisi belki de dünyanın en çok beğenilen isimleri oldukları için… Hiç şüphesiz Beyoncé ve Taylor Swift turneleriyle bu yılın en çok konuşulan iki ismi oldu.

Müzik dünyasının önde gelen isimlerinden biri olan ve tüm dünyada milyonlarca hayrana sahip olan Beyoncé’nin konserleri yoğun ilgiyle karşılandı. Ancak ünlü şarkıcının konserlerinden herkes memnun değildi. Şarkıcı, konseri için binlerce hayranının İsveç’e akın etmesiyle, Stockholm ve çevresindeki otellerin gecelik fiyatlarının artmasına neden oldu ve beklenen enflasyon düşüşünü engellemekle suçlandı.

Bu yıl konserleriyle sık sık gündeme gelen bir diğer isim de Taylor Swit oldu. Ünlü şarkıcının şarkı sözleri artık üniversitelerde bir dersin konusu bile haline gelirken konser biletleri de yok sattı.
GİŞEDE KIYASIYA MÜCADELE
Özellikle de pandeminin yaşanmasıyla beraber sinema salonları bir türlü eski şaşalı zamanlarına dönmekte son derece zorlanıyorlardı. Ancak bu yıl, seneler sonra ilk defa iki film aynı gün vizyona girerek haftalarca gişede kıyasıya bir mücadele içine girdi. Üstelik iki filmin de tarzları ve konuları oldukça farklıydı.

Bir tarafta Greta Gerwig’in usatlıkla yönettiği, tüm zamanların ikonik oyuncağını sıra dışı bir anlatımla beyaz perdeye yansıtıp Barbie filmi yer aldı. Başrollerde Margot Robbie’nin büyüleyici güzelliği ve Ryan Gosling’in başarılı performansıyla film hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden tam not aldı.
Diğer tarafta ise gişenin başarılı ismi, ünlü yönetmen Christopher Nolan’ın yönettiği Oppenheimer yer aldı. Nolan, her zaman olduğu gibi kaliteden ödün vermeyerek kullandığı teknikle dikkat çekerken filmde yer alan oyuncuların başarılı performansları da ayrıca göz doldurdu. Cillian Murphy, Robert Downey Jr., Matt Damon, Emily Blunt, Florence Pugh, Josh Hartnett ve Gary Oldman gibi yıldızlar karması bir yapımın olumsuz eleştiri alması zaten söz konusu olamazdı.

J. Robert Oppenheimer’ın hayatından bir kesiti konu alan Oppenheimer filmi, küresel gişede 550 milyon doları aşarken şimdiye kadar en yüksek hasılat yapan İkinci Dünya Savaşı filmi oldu.
İki filmin de Oscar’daki performansları şimdiden merak konusu.

Her ne kadar bu iki film, bu yıla damga vursa da aslında bahsedilmesi gereken bir isim daha oldu: Martin Scorsese… Ünlü yönetmen Barbenheimer savaşından birkaç ay sonra Dolunay Katilleri (Killers of the Flower Moon) ile dikkat çekti. Leonardo DiCaprio ve Robert De Niro, Lily Gladstone ve Jesse Plemons gibi ünlü isimlerin başarılı performanslarıyla öne çıkan film ayrıca David Grann’ın kaleme aldığı Dolunay Katilleri: Osage Cinayetleri ve FBI’ın Doğuşu adlı kitabın uyarlamasıydı.
SHAKIRA’NIN İNTİKAM ŞARKISI
2022 yılını özel hayatındaki talihsizliklerle bitiren Shakira, 2023 yılına tüm bu acılardan kurtulmak için kendisini müziğe verdi diyebiliriz. Ünlü şarkıcı, 11 yıldır birlikte olduğu ve iki çocuğunun babası Pique’nin kendisini aldattığını öğrendikten sonra toparlanmak için kariyerine odaklandı ve yaptığı şarkıyla günlerce konuşuldu.

Shakira, eski sevgilisinden yaptığı şarkıyla intikam aldı. Arjantinli DJ Bizarrap ile 11 Ocak Çarşamba günü YouTube’da paylaşılan yeni parçada şarkıcı, Piqué’nin 23 yaşındaki yeni kız arkadaşı Clara Chia Marti’ye atıfta bulunuyor. Şarkı sözlerinde; “Seninle geri dönmüyorum, benim için ağlama ya da bana yalvarma/ Seni eleştirmelerinin benim hatam olmadığını anladım/ sadece ben müzik yapıyorum” derken sözlere şu şekilde devam ediyor: “Yedeğim olduğu varsayılan kişiyle sana iyi şanslar dilerim/ Sana ne olduğunu bilmiyorum bile/ O kadar tuhafsın ki seni tanıyamıyorum bile/ Ben iki tane 22’lik kıza değerim. Bir Ferrari’yi bir Twingo ile takas ettin. Bir Rolex’i bir Casio ile takas ettin/ Bir sürü spor salonuna gittin ama biraz da beynini çalıştır”
SAVAŞLAR, GÖSTERİ VE SANAT DÜNYASINI DA ETKİLEDİ
Rusya ve Ukrayna Savaşı’ndan sonra bu yıl tüm dünya İsrail ve Filistin arasındaki yıkıcı çatışmaya da tanık oldu. Pek çok ünlü isim çatışmalara tepki gösterirken bazıları bu nedenle projelerinden bile oldu.

Oscar ödüllü oyuncu Susan Sarandon Filistin’e destek olunca, ajansı ünlü oyuncu ile yollarını ayırırken Bella Hadid’in de Dior ile anlaşmasının sonlanmasının nedeni olarak aynı durum gösterilmişti. Çığlık filminde yer alan Melissa Barrera’nın Filistin’i desteklediği paylaşımlardan sonra da filmdeki rolüne son verildi. Hatta Barrera’nın filmden çıkarılması üzerine rol arkadaşı olan Wednesday yıldızı Jenna Ortega’nın da filmden çekildiği belirtildi.
Geçtiğimiz günlerde de filmin yönetmeni projeden çekildiğini duyurdu.
HOLLYWOOD, GREVLE SARSILDI
Bu yıl pek çok dizi ve film yayın tarihlerini ertelemek ya da iptal etmek zorunda kaldı. Bunun en büyük nedeni ise seneler sonra Hollywood’da yaşanan en büyük grevdi.
Mayıs ayında, Amerika Yazarlar Birliği (11.500 senaristi temsil ediyor), greve gitti. Bu, pandemiden bu yana ABD’de televizyon ve film yapımında yaşanan en büyük kesintiydi; özellikle de temmuz ayının başlarında aktörlerin de yazarların grevine katılması Hollywood’u durma noktasına getirdi.

Kırmızı halılar boş kaldı, prömiyerler iptal edildi. Margot Robbie, Rosario Dawson, Florence Pugh ve Olivia Wilde gibi birbirinden ünlü isimler bu defa oyuncu değil haklarını arayan aktivistler olarak öne çıktı.
Hiçbir oyuncu ya da yazar yeni filmi ya da dizisi yayınlansa bile projesini tanıtacak paylaşımda bile bulunmadı. Buna Oppenheimer ve Barbie gibi gişede iddialı iki filmin oyuncuları da dahil.
HARRY POTTER HAYRANLARINA MÜJDE
Bu yıl hiç şüphesiz sihir dünyanın hayranları için en mutlu haber geldi. Harry Potter kitapları dizi olarak hazırlanmaya başladı. HBO Max, büyücüler dünyasının yeniden başlatılacağını ve filmlerden tamamen farklı bir oyuncu kadrosuna sahip olacağını duyurdu.

Ünlü kanalın duyurusu üzerine Rowling de şu açıklamayı yaptı: “Max’in kitaplarımın bütünlüğünü koruma taahhüdü benim için önemli ve yalnızca uzun bir televizyon dizisinin sağlayabileceği derinlik ve ayrıntı derecesine izin verecek bu yeni uyarlamanın bir parçası olmayı dört gözle bekliyorum.”
YAPAY ZEKÂ YARDIM ETTİ BEATLES’TAN YENİ ŞARKI
Müzik dünyası Beatles’ın seneler sonra çıkardığı şarkıyla çalkalanadı. Şarkı da klibi de dinleyenlerin tüylerini diken diken ederken yapay zekânın yardımları yadsınamaz.
“Now and Then” isimli şarkının yayınlanmasından sekiz gün sonra Beatles, yeniden listelerde ilk sıraya yerleşti.

Parça, John Lennon tarafından 1970’lerin sonlarında yapılan ve bu yılın başlarında grubun hayatta kalan üyeleri Sir Paul McCartney ve Ringo Starr tarafından tamamlanan özel bir kayıttan oluşuyor.
John Lennon 1980’de vurularak öldürülmeden birkaç yıl önce, 1970’lerin sonlarında evde kasete şarkıyı çekiyor. Lennon’ın eşi Yoko Ono da 1990’ların başında bu kaseti McCartney’e veriyor ve o da daha sonra George Harrison ve Ringo Starr ile kayıt üzerinde çalışıyor. Üçlü, kasetin zayıf ses kalitesinin, özellikle de Lennon’ın piyano eşliğinin öne çıkmasının şarkıyı değerlendirmeye engel olduğuna karar verip rafa kaldırıyor. Gerçekten de Lennon’ın sesini orijinal kayıttan ayırmak için doğru yazılım 2022 yılına kadar mevcut değildi. Nihayet teknolojik koşullar el verdikten sonra kayıt temizlendi, Ringo Star ve McCartney’nin düzenlemeleri eklendi ve son haline kavuştu.
FRIENDS YILDIZININ ÖLÜMÜ ŞOKE ETTİ
Bir dönemin fenomen dizisi Friends’te Chandler Bing karakterini canlandırarak tüm dünyadan hayranlara sahip olan Matthew Perry’nin ani ölümü hayranlarını ve ailesini olduğu gibi rol arkadaşlarını da derinden sarstı.

54 yaşındaki oyuncunun ölümü üzerine ilk olarak Jennifer Aniston, Courteney Cox, Lisa Kudrow, Matt LeBlanc ve David Schwimmer ortak bir açıklama yayınladı: “Matthew’un kaybından dolayı hepimiz büyük bir yıkım yaşadık. Biz birbirimiz için oyuncu kadrosundan çok daha fazlasıydık. Biz bir aileyiz. Söylenecek çok şey var ama şu anda bu anlaşılmaz kaybın yasını tutmak ve işlemek için biraz zaman ayıracağız. Zamanla, elimizden geldiğince daha fazlasını söyleyeceğiz. Şimdilik düşüncelerimiz ve sevgimiz Matty’nin ailesiyle, arkadaşlarıyla ve onu dünya çapında seven herkesle birlikte.”
Oyuncunun ölümüyle bir dönem adeta sona erdi.
]]>