İsviçreli kuruluş Public Eye, Nestlé’nin Asya, Afrika ve Latin Amerika’da satılan bebek maması ürünlerinden aldığı örnekleri test için Belçika’daki bir laboratuara gönderdi.
İncelemeler sonucunda, bir yaş ve üzeri bebekler için tasarlanmış devam sütü formülü olan Nido ve altı ay ile iki yaş arasındaki çocuklara yönelik bir tahıl gevreği olan Cerelac’ta sakaroz veya bal şeklinde ilave şeker bulundu.
Afrika ve Latin Amerika’da satılan ürünlerin aksine Nestlé’nin ana Avrupa pazarlarındaki küçük çocuklara yönelik mamalarında ilave şeker bulunmuyor. Daha büyük çocuklara yönelik bazı tahıllar ilave şeker içerirken, altı ay ile bir yaş arasındaki bebeklere yönelik ürünler hiç şeker içermiyor.
Public Eye tarım ve beslenme uzmanı Laurent Gaberell ise Nestlé’nin bu tutumu için “Nestlé bu tehlikeli çifte standarda bir son vermeli ve dünyanın her yerinde üç yaşından küçük çocuklara yönelik tüm ürünlerinde şeker ilavesini durdurmalıdır” dedi.
İSVİÇRE’DE 0, NİJERYA’DA 6,8 GRAM İLAVE ŞEKER
DSÖ’nün Avrupa bölgesine yönelik kılavuz ilkeleri, üç yaşından küçük çocuklar için hiçbir gıdada ilave şeker veya tatlandırıcı maddeye izin verilmemesi gerektiğini belirtiyor. Diğer bölgeler için özel bir kılavuz hazırlanmamış olsa da, araştırmacılar Avrupa belgesinin dünyanın diğer bölgeleri için de aynı derecede geçerli olduğunu söylüyor.
Araştırmacılar küresel perakende satışlarının 1 milyar doların üzerinde olduğunu tespit ettikleri Cerelac’ın satışlarının yüzde 40’ının Brezilya ve Hindistan’da gerçekleştiğini belirtiyor.
Hindistan’da satılan Cerelac ürünleri üzerinde yapılan testler, her porsiyonda ortalama 2,7 gramdan fazla ilave şeker olduğunu gösteriyor. Brezilya’da ise sekiz üründen ikisinde ilave şeker bulunmadığı ancak diğer altısının her porsiyonda yaklaşık 4 gram ilave şeker içerdiği tespit edildi.
Araştırma sonuçları, Senegal ve Güney Afrika’da altı aylık ve daha büyük bebekler için bisküvi aromalı tahıl gevreklerinin her porsiyonunda 6 gram ilave şeker içerdiğini tespit edildi. Nijerya’da test edilen bir üründe ise 6,8 grama kadar şeker bulundu. İsviçre’de satılan aynı üründe ise hiç şeker bulunmuyor.
HER ÜLKEDE FARKLI ORAN
Dünya çapında perakende satışları 1 milyar doların üzerinde olan Nido markası üzerinde yapılan test sonuçları da ülkelerde satılan ürünlerin şeker seviyelerinin farklı olduğunu ortaya koydu.
Endonezya’da Nido bebek maması ürünlerinin tümü bal formunda 100 g ürün başına yaklaşık 2 gram veya porsiyon başına 0,8 gram ilave şeker içeriyor. Meksika’da, küçük çocuklar için satılan üç Nido ürününden ikisinde ilave şeker bulunmazken, üçüncüsünde porsiyon başına 1,7 gram şeker bulundu.
Rapora göre Güney Afrika, Nijerya ve Senegal’de satılan Nido Kinder 1 yaş üzeri ürünlerinin tümü porsiyon başına yaklaşık 1 gram ilave şeker içeriyor.
NESTLE’DEN SAVUNMA: STANDARTLARA UYUYORUZ
Yapılan araştırma sonuçlarının ardından bir Nestlé sözcüsü “Erken çocukluk dönemine yönelik ürünlerimizin besinsel kalitesine inanıyor ve çocukların büyüme ve gelişimine uyarlanmış yüksek kaliteli bileşenler kullanmaya öncelik veriyoruz” dedi.
Sözcü, yerel düzenlemelere veya uluslararası standartlara uyduklarını söyledi. İçeriklerdeki değişikliklerin ise yönetmelikler ve yerel malzemelerin bulunabilirliği gibi faktörlere bağlı olduğunu belirtti.
Nestlé sözcüsü ayrıca şirketin son on yılda bebek gevrekleri portföyündeki toplam ilave şeker miktarını dünya çapında yüzde 11 oranında azalttığını ve daha da azaltmak için ürünleri yeniden formüle etmeye devam ettiğini söyledi.
]]>Çikolata fiyatları geçtiğimiz yılki ramazan bayramına göre yüzde 90’dan fazla zamlandı.
Ayrıca şeker fiyatlarına da büyük zam geldi. Şeker fiyatlarında gelen zam, geçen yıl ramazandan bu yana yüzde 100’ü aşarken kurban bayramından bu yana ise yüze 75 oldu.
KAKAO KRİZİ
Dünyanın en büyük en büyük iki kakao tedarikçisi Fildişi Sahili ve Gana’daki tarımsal üretim sorunları nedeniyle kakao fiyatları geçtiğimiz haftalarda rekor üstüne rekor kırmıştı. Arz sorunları nedeniyle New York’ta kakao fiyatları ton başına fiyatı 10 bin doları gördü.
Kakao fiyatları, küresel arzdaki düşüşün etkisiyle 3 ayda yaklaşık iki katına çıkarak rekor seviyelere yükselirken, çikolata üreticileri hem boyutlarda küçülmeye hem de fiyatlarda artışa gitti.
Sektör temsilcilerine göre kakao krizi çikolata piyasasına yansımış durumda. Diğer yandan artan şeker fiyatları da şekerleme ve çikolata ürünlerini etkiliyor.
Kakao arzında sorunlarının ana nedeni uzun süreli kuraklık ve şiddetli yağmur gibi kötü hava koşulları gösterilirken, virüs kaynaklı bitki hastalıkları da mahsulü etkiledi.
ÇİKOLATA FİYATLARI TIRMANDI
Dünyadaki kakao üretiminin yüzde 60’ını karşılayan iki ülkeden gelen haberlerin ardından, tüm dünyada çikolata fiyatlarına yansımaya başladı. Çikolata üreticileri, yüksek kakao fiyatlarını ya fiyat artışları şeklinde ya da ambalaj boyutlarını azaltarak tüketicilere yansıtıyor.
Ramazan bayramlarında yaygın olarak tüketilen bir çikolata, marketlerde kilogram başına 380 TL civarında alıcı buluyor. 2023 yılındaki Ramazan bayramında benzer çikolatların fiyatı 200 TL civarında olurken Kurban Bayramı’nda ise 260 TL’ye satılıyordu.
2023 yılı Ramazan Bayramı’nda 100 TL civarında olan ikramlık şekerlemeler marketlerde bu bayram öncesi ortalama 215 TL’den satılıyor.
YÜZDE 140’LIK ARTIŞ FİYATLARA YANSIYACAK
Çikolata krizi ile ilgili açıklama yapan Patiswiss Yönetim Kurulu Başkanı Elif Aslı Yıldız, “Bu konuda çok fazla bilgi kirliliği var. Kakao ağaçlarını etkileyen virüsle ilgili net bir bilgi yok” açıklamasında bulunmuştu.
Yıldız, “El Nino derken iklim krizi derken, Ukrayna savaşından dolayı gübrenin yetersiz kalmasının da etkisiyle limanlara yüzde 30-35 daha az kakao ulaşmış durumda. Biz yüzde 3-5 bir etkilenme bekliyorduk yüzde 35-40 bir azalış beklemediğimiz bir azalış oldu. Maalesef bu durum kakao fiyatlarına bir yılda tonunda 2 bin pound’dan 4 bin 800 pound’a çıkmasına neden oldu” dedi.
ÇİKOLATA ALIRKEN DİKKAT
Kakao fiyatlarındaki yüzde 140’lık artış fiyatlara çok kısa sürede yansıyacağını dile getiren Yıldız, “Fiyatlara yansıtmamak için elimizden geleni yapıyoruz ancak TL’deki değer kaybından bağımsız bir durumla karşı karşıyayız” dedi.
Tüketimin de dünyada yüzde 10 azalması gerektiğini, yoksa önümüzdeki dönemde çikolataya ulaşmanın zorlaşacağını belirten Yıldız, “Çikolata alırken mutlaka etiketlere bakılmalı. Güvendiğiniz markaları tercih edin, çünkü bazı üreticiler kakao yerine başka reçetelere yönlenebilir” açıklamasında bulundu.
ŞEKERLEMEDE FİYAT YÜZDE 80 ARTTI
İstanbul Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği (İHBİR) Başkanı Kazım Taycı İHBİR’in 2024 hedefleri ve ihracattaki son durumun değerlendirildiği toplantıda çikolata ve şeker fiyatlarındaki son duruma değindi.
Toplantıda İHBİR’in faaliyet alanına giren şekerleme ve çikolata ürünlerinde Ramazan Bayramı öncesindeki fiyat gelişmelerini de değerlendiren Taycı, “Şekerlemede fiyatlar geçtiğimiz yılki bayram dönemine göre yüzde 80 arttı. Enflasyon oranındaki artış halihazırda rakamlara yansımış durumda” dedi.
Bununla birlikte çikolatanın hammaddesi kakaodaki rekolte düşüşü ve buna bağlı fiyat artışları nedeniyle şekerleme ürünlerinin çikolataya göre hâlâ daha cazip olacağını belirten Taycı, “Kakao yağının tonu 30,000-32,000 euroya çıktı. Maliyet artışı ürünlere hala yansımadı. Bayramdan sonra fiyatlara yansıyacak. Ramazan Bayramı’ndan sonra çikolata fiyatından dolayı ulaşılması zor bir ürün olacak” dedi.
Taycı, kakao fiyatlarındaki artış nedeniyle hem üretici hem de tüketicilerin alternatif arayışında olacağını belirterek, “Masif çikolatadan ziyade, çikolata kaplamalı ürünler tercih edilecek” diye konuştu.

Prof. Dr. Osman Erk
Egzersize yürüyüşle başlayın
Ramazan nedeniyle bir ay boyunca bazı egzersiz ve sportif etkinliklerden uzak durulmaktadır. Bayramla birlikte bu egzersizlere yeniden başlanacaksa, yumuşak bir geçiş yapılmalıdır. Bayramla birlikte yapılan aşırı egzersizler kalbin iş yükünü artırır. Dengede olan bir kalbin iş yükü artacağından ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalınabilir. Koroner kan akımı istirahat sırasında yeterliyken aşırı aktivitelerle kalbin yeterince beslenmesini karşılayamayabilir. Bu da kalp krizlerini tetikleyebilir.

Disiplinli olmak şart
Mutlu bir bayram ve yaşam geçirmek için disiplinli beslenmek şarttır. Bayramlarda, özellikle de tatlı ve hamur işlerinin aşırı tüketimine bağlı olarak göğüs ağrıları, tansiyon yükselmeleri, kan şekerinde ani yükselme ve düşüşler gibi sağlık sorunları ön plana çıkar. Bu dönemde şeker hastaları diyetlerine daha fazla özen göstermelidir. Kalp sağlığı açısından da yağlı yemekler, kızartmalar, tatlı ve hamur işleri gibi yüksek kalorili yiyeceklerin tüketiminde aşırıya kaçılmamalıdır Kimi zaman az miktarda rafine şeker ve rafine un bile çeşitli hastalıklara yol açabilir. Bu nedenle fazla tatlı ve hamur işi tüketiminden kaçınılmalıdır. Bayram sabahı hafif bir kahvaltıyla güne başlanmalı, kızartma, kavurma yöntemleriyle pişirilmiş besinler tercih edilmemelidir, az tuzlu peynir, zeytin ve haşlanmış yumurta tükeltimelidir. Bitkisel gıdalar sağlığın sigortasıdır. Dolayısıyla bayramda da mümkün olduğu kadar hayvansal, işlenmiş, bol şeker içeren gıdalardan uzak durulmalı, baklagil ve sebze yemekleri tercih edilmelidir.
Tuzu da azaltın
Bayramda şekerin yanı sıra fazla tuz kullanmamaya da özen gösterilmelidir. Aksi takdirde, başta kalp sorunları olmak üzere sağlıkla ilgili çeşitli problemlerle karşılaşılabilir. Yiyecekler tuz yerine kırmızı pul biber, kekik ya da nane ile tatlandırılabilir.

Yemek yerken acele etmeyin!
Bayramda öğün sayısının artması, daha fazla yeme isteğinin oluşması başta sindirim sistemi sorunlarını tetikleyebiliyor. Hazımsızlık sorununa karşı tüm yemekler yavaş yavaş ve bolca çiğnenerek yenmeli. Öğünlerde mideye birden yüklenilmemeli, azar azar beslenmeye özen gösterilmeli. Sindirime ayrıca nane veya sarı papatya çayları yardımcı olabilir.
Fazla çay, kahve ve gazlı içecek tüketmeyin
Bayramda fazla tüketilen şekerli/asitli içecekler, çay ve kahve de sağlık problemlerine yol açabilir. Örneğin fazla çay ve kahve tüketimi; çarpıntı, tansiyon bozukluklarına neden olduklarından özellikle kalp hastaları için zararlıdır.
Su içmeyi unutmayın
Yetersiz su tüketimi; baş dönmesi, halsizlik gibi şikayetleri beraberinde getirir. Bayramda da şekerli ve asitli içecekler yerine bol su tüketilmelidir.
]]>
Prof. Dr. Osman Erk
Kan şekerini düşürüp acıktırır
Yapaytatlandırıcılar ve şeker ilaveleri “diyabet dostu” ve “sağlık dostu” olarak lanse edilmesine rağmen insan sağlığını olumsuz etkiler. Tatlandırıcı ağza alınır alınmaz, tat alma refleksinin harekete geçmesiyle vücut çok fazla glikoz aldığını zannederek kanda ani insülin yüksekliği ortaya çıkar. Tıpkı fazla miktarda beyaz şeker ve nişasta alımında olduğu gibi, tatlandırıcı alımı sonrası ortaya çıkan ani insülin yüksekliği kan glikoz düzeyini düşürerek açlık hissinin ortaya çıkmasına neden olur. Kişi bir şeyler yeme ihtiyacı duyar. İnsülin bilindiği gibi yağ yakılmasını önleyen ve vücutta yağ depolanmasına neden olan bir hormondur. Kronik insülin yüksekliği başta kalp-damar hastalıkları olmak üzere diyabet, hipertansiyon, metabolik sendrom, kanser gibi pek çok hastalığın sebeplerinden biridir.

Metabolizmayı bozar
Tatlandırıcılarbeynin hipotalamus bölgesinde bulunan tokluk merkezine zarar vererek tokluk hormonu olan leptin reseptörlerinin işleyişini bozar. Bu yüzden leptin direnci oluşarak vücudun hormonal sistemi zarar görür. Sonuçta yapay tatlandırıcılar güçlü kimyasallar içeren sentetik maddelerdir.

Pek çok hazır gıdada var
Tatlandırıcıların büyük bir kısmı sıvı ve katı gıda maddeleri içinde katkı maddesi olarak bulunurken, ancak küçük bir kısmı sağlık nedenleriyle tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Marketlerde satılan birçok hazır yiyecek ve içecek içinde tatlandırıcılar ve fruktozdan zengin mısır şurubu yer almaktadır. Diyet içecekler, meyve suları, meyveli maden suları, sütler, bira, meyve şarapları, sakız, yoğurt, baklava, börek, pasta, kek, reçel, marmelat, helva, sütlü tatlılar, çorba, ketçap, konserveler, çikolata, çerez, şekerlemeler bunlardan bazılarıdır. Türkiye’de marketlerde satılan yiyecek ve içeceklerin içinde ne kadar yapay tatlandırıcı olduğu etiketlerde belirtilmemektedir. Sıfır kalori içerdiği söylenen yapay ve doğal tatlandırıcıların, bilinenin ve düşünülenin aksine şişmanlık ve diğer metabolik hastalıklara yol açtığı bilinmektedir. Tatlandırıcılar metabolizma hızını yavaşlatır ve hücre içindeki mitokondri fonksiyonlarını bozar.

Dost bakterilere zarar verir
Laktilol hariç doğal ve yapay tatlandırıcılar, bağırsak florası üzerine olumsuz etki yaparak flora üzerindeki dost bakterilerin oranını azaltır.

Bağımlılık yapar
Aspartam, sukraloz, sakarin gibi yapay tatlandırıcılar diyette asla yer almamalıdır. Yapay tatlandırıcılar tıpkı şeker gibi bağımlılık yapabilen kimyasallardır.

Depresyona yol açar
Genel olarak bütün tatlandırıcılar; beyinde serotonin adı verilen, sinir hücreleri arasındaki iletişimi sağlayan kimyasal madde miktarını düşürerek depresyona neden olabilir. Serotonin sentezi için triptofan adlı esansiyel bir aminoaside ihtiyaç vardır. İnsülin salgılanması ve tokluk hormonu olan leptin direncine neden olmaları; beyinde serotonin miktarını düşürmeleri ve kanserojen olabilen bazı bileşiklere dönüşebilmeleri gibi nedenlerle tatlandırıcılardan uzak durulmalıdır.

Zayıflatmaz şişmanlatır!
Yapay tatlandırıcıların zayıflamaya yardımcı olduğu düşünülür fakat en önemli yan etkileri artan karbonhidrat isteği ve ihtiyacıdır. Tatlandırıcılar toksin sayılmalıdır, zayıflatmaz aksine kilo aldırır. Yapay tatlandırıcılardan uzak durmak kişinin kilo vermesine yardımcıdır.
İŞTE ETİKETLERDEKİ KODLARI
“Diyet” “light”, “kalorisiz”, “şekersiz” gibi ibarelerle pazarlanan gıdaların rafine şeker yerine, en az rafine şeker kadar zararlı olan çeşitli tatlandırıcılar kullanılmaktadır. Aspartam, sakarin ve asesülfam, Amerika’da en kötü 10 katkı maddesi içinde yer almıştır. Etiketlerinde asesülfam (E950), aspartam (E951), sakarin (E954), sukraloz (E955), taumatin (E957), glisirizin (E958), stevya (E960) kodlarının yer aldığı katı ve sıvı gıdalardan uzak durulmalıdır. Amerika ve Avrupa ülkelerinde son 25 yılda beyin tümörü vakalarında ciddi bir artış saptanmıştır ve bunun yaygın olarak kullanılan aspartamla bile ilişkili olduğu iddia edilmektedir. Doğal tatlandırıcı olan stevya da dahil olmak üzere hiçbir tatlandırıcı kullanılmamalıdır. Yiyeceklerin tadı tatlandırıcı olmadan hissedilmeye çalışılmalıdır.
]]>
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Binnur Pınarbaşı Şimşek de Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın aspartanı ‘muhtemel kanser yapıcı maddeler’ arasına aldığını hatırlatarak, bu maddeyle ilgili bilinmesi gerekenleri şöyle anlattı:
Şekerden 200 kat daha tatlı
Aspartam, şekerden 150-200 kat daha tatlı olup, beyaz toz yapıda ve kokusuz bir tatlandırıcıdır. Aspartam FDA (Amerika Gıda ve İlaç Dairesi) tarafından 1974’te onay aldı. Ancak hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda muhtemel toksik ve kanserojen etkileri görülmesi üzerine onay bir yıl sonra askıya alındı. FDA, 1981 yılında insanlar tarafından tüketilen miktarının kanser yapacak seviyenin çok altında olduğu gerekçesi ile aspartamı yeniden onayladı. 1983’ten itibaren de içeceklerde kullanılmasına onay verdi. Aspartamın 1 gramı 4 kilokalori enerji sağlar, şekerden 200 kat daha tatlıdır, maliyeti düşük olduğu için kullanımı sadece gıdaları tatlandırmak amacıyla olmayıp, diş macunlarında, aralarında boğaz pastilleri, çiğnenebilir vitaminlerin de bulunduğu 600’den fazla ilaçta da bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bir kişinin günlük tüketebileceği aspartam miktarı kilosu başına 40 mg’ı geçmemelidir.”
Hangi gıdalarda bulunur?
Aspartam aroma modifikasyonu amacıyla gıdalara yüzde 0.01, tatlılğı artırmak için ise yüzde 0.6 düzeyinde katılmaktadır. E951 numaralı gıda katkı maddesidir. Gıdalara ilave edilecek aspartam miktarı gıdanın pH değerine, sıcaklığa, viskozite, toplam kuru madde ve ürünün spesifik aromasına göre değişiklik göstermektedir. Alkolsüz içecekler, tatlı karışımları, donmuş tatlı ve yoğurt, aromalı süt ürünleri, toz içecek karışımları, kahvelere konulan aromalı şuruplar, sebze suları, sakız, çiğnenebilir multivitamin, diş macunu ve kahvaltılık gevrek dahil olmak üzere 6 binden fazla ürün içinde bulunmaktadır. Gazlı içecekler, tatlılığı ve tüketimi fazla olan gıda maddeleridir. Gazlı içeceklerde kullanılan aspartam düzeyi pH ve gazlı içecek cinsine göre farklılık gösterir. Tahıl ürünlerinde, bir kısım şeker yerine aspartam kullanılmaktadır. Kullanılan aspartamla şeker miktarı azaldığı için daha fazla tahıl ile daha az enerji eldesi mümkün olabilmektedir. Şekerlemelerde (şekersiz naneli şekerler, sert şekerlemeler, çikolata, sakız, yumuşak şekerlemeler vb.) diş çürümelerine neden olmaması, kalori değerinin düşük olması nedeniyle yaygın şekilde kullanılmaktadır. Aspartam bunların dışında tatlı turşularda, kremalarda, reçel, marmelat, jöle ve benzeri pasta dolgu maddelerinde de kullanılmaktadır.”
Ne gibi riskleri var?
Gebelikte aspartam büyük ölçüde kalori alımını azaltmak için geleneksel şekerin yerine kullanılmasına rağmen, kadınların üreme sağlığı açısından güvenliği belirsizliğini korumaktadır. Aspartam ve benzeri tatlandırıcıların önerilen seviyeler aşılmadığı sürece hamilelik ve emzirme döneminde tüketilmesi güvenli olarak kabul edilmektedir. Besin değeri olmayan tatlandırıcıların tüketiminin erken doğum riskine neden olabileceği düşünülmektedir. Klinik, hayvan ve hücre deneylerini içeren çalışmalar, aspartam tüketiminin oosit olgunlaşmasını bozarak kısırlık riskini 1,79 kat artırdığını göstermektedir. Uzun süreli aspartam tüketiminin müllerian hormon (AMH) ve progesteron sekresyonunu azaltarak yumurtalık ve granüloza hücrelerinde oksidatif stresin artmasına neden olduğu gösterimiştir. Aspartam kullanımı aynı zamanda tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, alkol dışı yağlı karaciğer hastalığı ve hormonla ilişkili kanser riskinde artışla da ilişkilendirilmiştir. Araştırmalar ayrıca 9-10 yaş arası kızlarda erken menarş riskinin yüksek olduğunu göstermiştir.
Mental stresi de artırabilir
Tatlandırıcıların olumsuz etkinliğinde öne sürülen mekanizmalar; tatlandırıcıların bağırsaktaki glukozun emilimini artırdığı, bağırsak mikrobiyotasını değiştirdiği, oksidatif stresi tetiklediği, beyin nörotransmiterlerinde değişikliğe neden olduğu şeklinde sayılabilir. Aspartamın günlük kabul edilebilir alım miktarından daha yüksek alınması durumunda, glutatyon seviyelerinin artmasının yanı sıra beynindeki oksidatif stres düzeylerini artırdığı bulunmuştur. Çalışmalar, aspartam ve metabolitlerinin Alzheimer hastalığı, Parkinsonizm, Multiple Skleroz ve beyin tümörleri gibi nörodejeneratif hastalıkların riskini artırdığını göstermektedir. Ayrıca aspartam, nöronlardaki çeşitli kalsiyum kanallarını aktive ederek hücre ölümüne neden olabilmektedir. Aspartamın insanlarda nörolojik ve davranışsal bozukluklara neden olabileceği öne sürülmektedir. Aynı zamanda bağırsak mikrobiyotasının kompozisyonunu da değiştirebilir. Uzun süreli aspartam tüketiminin mental stresi de artırdığı gösterilmiştir. Aspartam tüketiminin cilt döküntüleri, kaşıntı, gözlerde sulanma ve solunum zorluğu gibi alerjik reaksiyonlara neden olabileceği bildirilmiştir.
]]>“BORÇ-FAİZ SARMALINDA”
Özelleştirmenin ardından üretimini, Türkiye genelindeki 15 fabrikası ile sürdüren Türkşeker, Sayıştay raporuna göre borç-faiz sarmalında… Kurumun özkaynaklarının 10 yıl içinde eksiye düştüğünün belirtildiği, özkaynak artırımı için bankalardan kredi çektiğinin belirlendiği raporda; “İşletmeler borç ve faiz sarmalı içine girmekte ve faaliyetlerini durdurma noktasına gelmektedir… Kurumun en önemli problemi; üretim maliyetinin altındaki fiyatlardan satış yapması nedeniyle özkaynaklarının yıllar itibariyle erimesidir. Özkaynakların erimesi neticesinde kurumun kaynak ihtiyacı banka kredileri yoluyla karşılanmış ancak finansman giderleri maliyetler üzerinde baskı oluşturmaya başlamış ve nihayetinde borç-faiz sarmalına girilmiştir” denildi.
ALIM GÜCÜ ERİDİ
Sayıştay’ın, Türkşeker’in hesaplarına ilişkin denetim raporu TBMM’ye sunuldu. Sayıştay denetçileri, Türkşeker Anonim Şirketi’nin “son 10 yıllık süreçte toplam özkaynaklarının şeker pancarı alım gücüne göre reel olarak 21 milyon 366 bin 305 ton eridiği” belirledi. Raporda, “İşletmenin faaliyetlerinin sürekliliği ve devamlılığının sağlanabilmesi için hammadde bazında özkaynaklarının alım gücünün yıllar itibariyle korunması önem arz etmektedir” denildi.
“İŞLETMELER FAALİYETLERİ DURDURMA NOKTASINDA”
Raporda şu değerlendirmeler yapıldı:
– İşletmenin faaliyetlerinin sürekliliği ve devamlılığının sağlanabilmesi için hammadde bazında özkaynakların alım gücünün yıllar itibariyle korunması önem arz etmektedir. Özkaynak alım gücünün erimesi işletme faaliyetlerinin sürekliliğinin akamete uğramasına yol açmasının yanında ek kaynak ihtiyacının doğmasına da sebep olmaktadır. İlave kaynak ihtiyacının finansman yoluyla karşılanması durumunda ise işletmeler borç ve faiz sarmalı içine girmekte ve faaliyetlerini durdurma noktasına gelmektedir.
REEL BİR KÂR YOK
– Kurumun en önemli problemi; üretim maliyetinin altındaki fiyatlardan satış yapması nedeniyle özkaynaklarının yıllar itibariyle erimesidir. Özkaynakların erimesi neticesinde Kurumun kaynak ihtiyacı banka kredileri yoluyla karşılanmış ancak finansman giderleri maliyetler üzerinde baskı oluşturmaya başlamış ve nihayetinde borç-faiz sarmalına girilmiştir. 2022 yılında 1.169 milyon TL dönem karı edilmiş olmasına rağmen dönem karının geçmiş dönem maliyetleri ile izlenen stok satışlarından kaynaklandığı reel anlamda bir kar edilmediği değerlendirilmektedir.
5 YILDA KREDİ VE FAİZ TUTARI ARTTI
Raporda, kurumun özkaynaklarındaki azalma nedeniyle devamlılık için borçlanma yoluna gittiği saptandı. Buna göre; kurumun yıllar içerisinde özkaynaklarının eksiye düştüğü, finansman ihtiyacının, “ticari bankalardan kredi almak yoluyla temin edildiği” belirtildi. Hazırlanan tabloda, son beş yılda kullanılan kredi tutarı ve faiz tutarının giderek arttığı gözlemlendi.
380 BİN TON ŞEKER DENETLENMEDİ
Aynı zamanda raporda Türkşeker’in “Tüketicinin düşük fiyattan şeker alması ve piyasada şeker fiyatının düşürülmesi amacıyla” marketlere ve şirketlere 2022 yılında “380 bin ton şeker” verdiği, taahhütnamede “şekerin toptan satılmayacağının” belirtildiği, market raflarında bir denetim yapılmadığına dikkat çekildi. Sayıştay, “taahhütnameye uymayanların karşılaşacağı yaptırımların bulunmaması nedeniyle projenin başarıya ulaşması mümkün olmamıştır” tespitinde bulundu.
]]>
Hayati görevleri var
Böbrekler normal metabolizma sonucu vücutta oluşan asidik karakterde atık maddeleri idrarla vücuttan uzaklaştırarak hayati görev yapan organlardır. Vücutta en fazla çalışan organların başında gelir. Böbrekler olmadan yaşam düşünülemez çünkü vücutta su, tuz ve elektrolit dengesini, pH seviyesini düzenleyerek bütün organların normal fonksiyon görmelerini sağlar. Böbrekler ayrıca D vitamini sentez ederek kalsiyum ve fosfor dengesini, kemik sağlığını devam ettirir. Böbreklerden salınan eritropoetin adı verilen hormon benzeri madde kemik iliğinde kan hücrelerinin yapımını uyarır. Böbreklerin immün sistem ve normal cinsel sağlık üzerinde de önemli fonksiyonları vardır.
İşte diğer sebepler
Diyabet ve yüksek tansiyon dışında glomerulonefit adı verilen böbrek hastalığı, polikistik böbrek hastalığı, bazı romatizmal hastalıklar ve ağrı kesici antiromatizmal ilaçların uzun süre kullanımı böbrek sağlığını tehdit eder. Ayrıca vücutta genel olarak damar sağlığını bozan şişmanlık, sigara, gereksiz yere ağrı kesici-antibiyotik-bitkisel olduğu ileri sürülen besin destekleri kullanımı ve kolesterol yüksekliğinin yanı sıra sık idrar yolu enfeksiyonu geçirmek ve aşırı tuz tüketimi gibi durumlar da böbrek yetmezliğini kolaylaştırır.

İki önemli tehdit
Şeker hastalığı Türkiye dahil dünyanın hemen her ülkesinde kronik böbrek yetersizliğinin en sık nedenidir. Türkiye’de 10 milyon kadar şeker hastası olduğu düşünülünce, böbrek yetmezliği açısından riskin büyüklüğü ortaya çıkar. Bu nedenle şeker hastalığının erken teşhis edilmesi, uygun şekilde tedavi edilmesi son derece önemlidir. Bu hastalık sadece insülin ve şeker ilaçları eksikliği değildir. Uygun tıbbi tedavi yanı sıra spor, diyet ve yaşam tarzının değiştirilmesi çok önemlidir. Böbrek yetmezliği olan hastaların yaklaşık l/4’ü de hipertansiyon hastalarıdır. Hipertansiyon böbrek yetmezliğinin şeker hastalığından sonraki en sık nedenidir. Hipertansiyon maalesef çok fazla önemsenmeyen, tedavisi uygun olarak yapılmayan bir hastalıktır. Hipertansiyon hastalığı da sadece tansiyon ilaçları eksikliği durumu değildir. Spor, tuzsuz diyet, stressiz yaşam, sigara ve alkolden uzak durulması gibi önlemleri olan bir hastalıktır. Şeker hastalığı ve hipertansiyon sorunlarının çok fazla artması, bu hastalıkların tedavilerinde yeterince başarı sağlanamaması böbrek yetmezliğini salgın bir hastalık konumuna getirmiştir.
Hangi belirtilere yol açar
Geçmeyen yorgunluk, iştahsızlık, mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, uyku bozuklukları, daha çok geceleri can yakan kas krampları, ayak bileklerinde şişlik, ciltte kuruma, erkeklerde ereksiyon problemi ve geceleri sık idrara çıkma gibi sorunlar yaşandığında en kısa zamanda kontrole gidilmeli.
Nelere dikkat edilmeli?
Böbrek yetmezliği tanısı basit kan ve idrar tetkikleriyle rahatlıkla konulabilir. Erken teşhis, altta yatan şeker ve hipertansiyon gibi hastalıkların uygun bir şekilde tedavisi, diğer risk faktörlerinin ortadan kaldırılması son derece önemlidir. Uygun kan şekeri ve tansiyon değerlerinin yanı sıra obezitenin ortadan kaldırılması, sigaranın bırakılması, tuz alımının kısıtlanması, alkol içilmemesi, su içilmesi, kolesterol yüksekliğinin önlenmesi, gelişigüzel ağrı kesici kullanılmaması ve düzenli egzersiz böbrek sağlığı için çok önemlidir.
]]>