Bakan Işıkhan 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Konuşmasında, “1 Mayıs’ın dayanışma ruhunu zedeleyen, 1 Mayıs’ı istismar eden bu eylemlere sıcak bakmamız elbette mümkün değildir” diyen Işıkhan, örgütlenme özgürlüğünün önünde, kökü darbeler ve baskıcı dönemlerde olan tüm engelleri kaldırdıklarını belirtti.
Işıkhan, tüm sendikalara hakkın ve adaletin peşinde özgürce faaliyet gösterebilecekleri zemini sağlayacak düzenlemeleri hayata geçirdiklerini söyledi.
Memurların toplu sözleşme yapma hakkına anayasal güvence getirdiklerini, özellikle kamu sendikacılığında çok iyi durumda olunduğunu ifade eden Işıkhan, kamuda sendikalaşma oranını yüzde 50’den yüzde 75’lere kadar çıkardıklarını belirtti.
Ancak Türkiye’de AKP döneminde sendikal haklara ilişkin yaşanan ihlaller Bakan Işıkhan’ın söylemlerinin tam tersine işaret ediyor.
ÖRGÜTLENME ORANI YERLERDE
Çalışma Bakanlığı’nın mart verilerine göre Türkiye’de toplam 16,3 milyon kayıtlı işçiden sadece 2,5 milyonu sendikalı. Öte yandan bu işçilerin de bir kısmı çeşitli yasal kısıtlar nedeniyle toplu iş sözleşmesi (TİS) kapsamında değil.
Bakanlık verilerine göre işçilerin yalnızca yüzde 10,1’i bir toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışıyor. Diğer bir değişle her 100 işçiden 85’i sendikaya üye olmadan 90’ı ise TİS imzalamadan çalışıyor.
AKP DÖNEMİNDE ERTELENEN GREVLER
AKP’nin sendikal haklara karşı yaptığı icraatlerden biri de grev yasağı. Türkiye’de AKP’nin iktidarda olduğu son 22 yılda 20 grev yasaklandı, bu yasaklardan 195 bin civarında işçi etkilendi.
AKP döneminde en çok grev yasağı metal sektöründe gerçekleşirken grevi en çok yasaklanan sendika ise Birleşik Metal İş.
2002 yılından 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununun yürürlüğe girdiği 2012 yılına kadarki 10 yıllık süre zarfında 5 grev yasaklandı. 2014’te yasaklanan Şişecam grevinden 5 bin 800 işçi etkilendi.
Aynı yıl Çöllolar Kömür Sahası ve Çayırhan Kömür’de alınan grev kararı da genel sağlığı ve milli güvenliği bozucu olduğu iddiasıyla yasakladı. 2015’te ise Birleşik Metal-İş’in toplam 38 iş yerinde yaklaşık 15 bin işçiyi kapsayan grevi yasaklandı.
2016 başlayıp 2018 yılında sona eren Olağanüstü Hal döneminde toplam 7 grev yasaklandı. Akbank çalışanlarının aldığı grev kararı da ‘ekonomik ve finansal istikrarı bozucu’ nitelikte olduğu gerekçesiyle yasaklandı.
2017’nin mayıs ayında Şişecam işçilerinin ikinci kez grevi yasaklanırken, Mefar İlaç fabrikasındaki greve ilişkin de yasak kararı verildi.
2018’de metal sektöründe 130 bin işçiyi kapsayan toplu iş sözleşmesi dönemindeki anlaşmazlıklar gerekçesiyle alınan grev kararı Bakanlar Kurulu kararıyla yasaklandı. 2018’de Adana ve Mersin’de Soda Kromsan işçilerinin aldığı grev kararına da yasak getirildi.
2019’da İZBAN (İzmir Banliyö Taşımacılığı Sistemi) işçilerinin grevi yasaklandı.
2020’de ise Şişecam’a bağlı Soda Sanayii AŞ’de, 2022’de ise Birleşik Metal-İş ve Özçelik-İş’in örgütlü olduğu Kocaeli’deki bulunan Bekaert’ta grevler yasaklandı.
AKP döneminde ertelenen grevler
ERTELEME ‘FİİLİ YASAK’ DEMEK
Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’na göre, karar verilmiş veya başlanmış olan kanuni bir grev veya lokavt genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikte ise grev, cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 60 gün ertelenebiliyor.
Ancak kanuna göre ertelenen grevler 60 günlük erteleme süresi sonunda yeniden başlatılamıyor. Taraflar erteleme süresi içinde anlaşamazlarsa uyuşmazlık Yüksek Hakem Kurulu (YHK) tarafından çözülüyor. Bu nedenle grev ertelemesi fiilen grev yasağı anlamına geliyor.
SENDİKALAŞAN İŞTEN ATILIYOR
Öte yandan AKP döneminde sendika ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller grev yasaklarıyla sınırlı değil. Son yıllarda irili ufaklı pek çok işyerinde sendikalaşmaya çalışan işçiler işten atılmalarla karşı karşıya kalıyor.
Son dönemde işçileri sendikalaştıkları için işten çıkartan bazı işletmeler şöyle:
Urfa’da 2018’de sendikalı oldukları için işten atılan TÜVTÜRK Polçak Taşıt Muayene İstasyonu işçileri o tarihten beri direnişte. Urfa’da 2018 yılında Araç Muayene İstasyonu’nda çalışan 45 işçi, (DİSK) bağlı Nakliyat İş Sendikası’na üye olduktan sonra işten çıkarıldı. İşten çıkarıldıktan sonra taşıt muayene istasyonu önünde direnişe başlatan işçiler hem sendikal hakları için hem de işe dönebilmek için direnişlerini sürdürüyor.
İzmir’in Bergama ilçesindeki Agrobay Seracılık’ta çalışırken Tarım İşçileri Sendikası’na (Tarım-Sen) üye oldukları geçtiğimiz ağustos ayında 39 işçi işten çıkartıldı. Bu işçilerin 31’i tazminatsız işten atıldı.
İzmir’in Kemalpaşa ilçesinde bulunan Abalıoğlu Grup’a Lezita’da işçiler greve giderken Lezita, sendikanın yetki aldığı tarihten itibaren fabrikada sendikal örgütlenme yapan 30 işçiyi işten çıkardı.
Grev ilanından sonra işçi alımı ve işten çıkarmalar yasak olmasına rağmen, Lezita fabrikasında grevden önceki haftalarda yaklaşık 10 işçi işten çıkarıldı ve grevdeki işçilerin yerine göçmen işçiler alındı.
Şanlıurfa’da Özak Tekstil işçileri 2023 Kasım ayı başından itibaren, Öz İplik-İş’ten istifa ederek BİRTEK-SEN’de örgütlenmeye başladı. Sendika, üyelerinin tehdit edildiğini açıklarken bir kadın işçi, bu tehdit ve baskılar sonucunda sendikadan istifa etmeyince işten atıldı. Bunun üzerine 450’den fazla işçi iş bırakarak direnişe geçti. Eylemler şubat ayında sona erdi.
Adıyaman Besni’de bu yılın başında iki ay boyunca ödenmeyen ücretleri nedeniyle eylemlere başlayan işçiler işten atıldı. Geçtiğimiz günlerde işçilerin işe iade edilmesi ve elden verilen ücretlerin hesaplara yatırılmasını talep eden Mega Polietilen işçilerinin eylemi sürerken, eylem çadırına taşlı sopalı saldırı gerçekleştirildi.
Son olarak Manisa’da PilenPak Ambalaj’da çalışan 149 işçi Basın-İş Sendikası’na üye oldukları gerekçesiyle işten çıkarıldı. İşçiler işten çıkarmaların ardından direnişe başladı. İşçilerin başlattıkları grev 35 gündür sürüyor.
TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, “Bu sene 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü programını Bursa’da düzenleyeceğiz. Bu programda ana gündemimiz vergi olacak. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması lazım.” dedi.
Atalay, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan ve beraberindeki heyetin Türk-İş ziyaretinde Bakan Işıkhan’ın 2024 yılı için belirlenen asgari ücrete artış yapılmayacağı yönündeki açıklamasını anımsatan Atalay, şu ifadeleri kullandı:
“Enflasyonu durdurmadan, tabiri caizse küpün altını kapatmadan küpün üzerine istediğiniz kadar suyu doldurun, kısacası parayı verin paranın bir hükmü kalmıyor. Bunun için biran evvel küpün altını kapatmak lazım, enflasyonu durdurmak lazım. Ondan sonra da toplumun alım gücünü belirli bir noktaya çekmek lazım.”
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü programını bu yıl Bursa’da düzenleyeceklerini vurgulayan Atalay, “Bu programda ana gündemimiz vergi olacak. Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınması lazım. İşçiler ocak ayında aldığı ücreti iki ay sonra vergi kesintileri nedeniyle alamıyor. Bununla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bu işçiyi de memuru da ilgilendiriyor. Sene başında alınan 20 bin lira, sene sonunda 16 bin liraya düşüyor. Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok.” diye konuştu.
Atalay, 13. Çalışma Meclisi’nin 29-30 Nisan’da düzenleneceğini anımsatarak, “Bu toplantıda, sendikalar, sivil toplum örgütleri olarak sıkıntılarımızı bir daha Sayın Cumhurbaşkanına anlatırız. İşçiyi, emekliyi, taşeron işçisini, asgari ücretliyi, fakiri güldürmeden bu ülkede barışı sağlamamız mümkün değil.” dedi.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ VURGUSU
Türkiye’nin bir anayasa değişikliğine ihtiyacı olduğunu dile getiren Atalay, şunları kaydetti:
“17 milyon işçinin olduğu ülkede, 2,5 milyon işçi sendikal örgütlü. Bu kabul edilir bir rakam değil. Bu savunabilecek bir rakam değil. Burada evvela Meclis sorumlu, ülkeyi yönetenler sorumlu. Biz de sendikacı olarak sorumluyuz. Düşünebiliyor musunuz? Sıradan bir iş yerinde 1000 kişi çalışıyor, 952 tanesinin üyeliğini alıyoruz. İşveren yetki davası açıyor. Yetki davası mahkemede 7 sene sürüyor. 7 sene sonra ne iş yeri kalıyor ne sendika kalıyor ne bir şey kalıyor. Sendikalar Yasası, 12 Eylül’den kalan, darbe anayasasından kalan bir düzenleme. Anayasa değişikliğine esas işçilerin ihtiyacı var.”
İŞ KAZALARINA TEPKİ
Son dönemde yaşanan iş cinayetlerine de dikkati çeken Atalay, konuşmasına şöyle devam etti:
“İliç’te 7 arkadaşımız hala toprak altında. İş kazalarında her gün 4 işçi hayatını kaybediyor. Beşiktaş’ta kısa bir zaman evvel 29 kardeşimiz yanarak, bağıra bağıra can verdi. Bu ülkenin büyük kesimi, onları hala görmedi. Bu ülkede sayıları bir elin parmakları kadar olan kadrolu eylemciler var. En ufak meselede ortaya çıkıyorlar ama Beşiktaş’taki bu vahim iş cinayetinde hiç kimse ağzını açmıyor.
Beşiktaş’ın sorumlusu kimse, Soma’nın sorumlusu kimse, İliç’in sorumlusu kimse, bunlar hesap vermeden iş kazalarını önleme şansımız yok. İşçi sağlığı ve iş güvenliği, paradan daha önemli, insan canı paradan daha önemli. İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili dünyanın en iyi kanunu bizde olmasına rağmen maalesef merhametsiz işverenler bu işi suistimal etmeye, işçileri göz göre göre ölüme götürmeye devam ediyorlar.
Burada sendikaların, Bakanlığın, ülkeyi yönetenlerin sorumluluğu var. Ben nefes aldığım müddetçe Soma’nın cinayet olduğunu anlatmaya devam edeceğim.”
“TEBLİĞ EDİLEN METİN GERÇEĞİ YANSITMIYOR”
Konuya ilişkin, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in imzasıyla yazılı açıklama yapıldı. Bakanlığın gönderdiği yazının gerçeği yansıtmadığını belirten Türkmen, şu ifadeleri kullandı:
* “BİRTEK-SEN’in Özak Tekstil işçileri üzerinde sendikal baskı kurduğu, fabrikadaki Öz İplik İş üyelerine BİRTEK-SEN’e geçmeleri ve içeride çalışmaya devam eden işçilere de eyleme katılmaları için baskı yaptığı’ ifadeleri yer alıyor. Yazıda, 29 Kasım 2023 ve 1 Aralık 2023 tarihlerinde fabrikada yapılan incelemeler neticesinde bu sonuca varıldığı ifade ediliyor.
* Tebliğ edilen metinde yer alan ifadelerde, Özak Tekstil’de 622, yine Özak Tekstil’e ait olan ve aynı adreste bulunan Kübrateks’te 76, toplam 698 Öz İplik İş üyesinin bulunduğu ve bunların 432’sinin Öz İplik İş’ten istifa ettiği yazıyor. Ancak bu durum gerçeği yansıtmıyor. Açtığımız davalar için ilgili mahkemelere sunduğumuz belgelerde de yer aldığı gibi, 2023 yılı Kasım ve Aralık aylarında BİRTEK-SEN’e Özak Tekstil’den toplam 545 üye gelmiştir. Bu üyeliklerin bir kısmı, eylemlerimiz devam ederken, fabrikada çalışmaya devam eden işçilerden oluşmaktadır.”
“GERÇEKLERİ YANSITMAKTAN UZAK OLDUĞU AÇIKTIR”
Ceza kararına dayanak olarak gösterilen teftiş raporunu hazırlayan müfettişlerin, görevini kötüye kullandığını savunan Türkmen, “Teftişe geldiklerinde sadece patronla ve patronun baskısı altındaki işçilerle görüşmüş ve bu mağduriyetin asli tarafı olan eylemdeki işçilerle ve sendikamız temsilcileriyle hiçbir şekilde görüşmeden rapor yazmışlardır. İncelemenin, BİRTEK-SEN üyesi hiçbir işçiyle görüşülmeden, patronun ve Öz İplik İş Sendikası’nın baskısı altındaki işçilerle görüşerek yapıldığı ve bu yüzden gerçekleri yansıtmaktan uzak olduğu açıktır” dedi.
“FABRİKA SOKAĞINA SOKULMAYAN BİRTEK-SEN İŞÇİLERE NASIL BASKI YAPMIŞ OLABİLİR?”
Türkmen, para cezası kararında yer alan “BİRTEK-SEN’in işyerinde çalışan işçilere kendi sendikalarına üye olmaları yönünde baskı yapıldığı anlaşılmıştır” ifadelerine ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:
* “Eyleme katılan işçilerin jandarma barikatından dolayı fabrikanın sokağına bile sokulmadığı, içerideki işçiler ile eyleme devam eden işçilerin hiçbir şekilde iletişime geçemediği koşullarda BİRTEK-SEN işçilere nasıl bir baskı yapmış olabilir? Söz konusu tebligatta, ‘İnceleme sonucunda işveren tarafından işçilere herhangi bir sendikal baskı yapılmadığı kanaatine varılmıştır’ denilmektedir. Bu incelemenin hangi heyet tarafından, hangi işçilerle görüşerek, hangi fabrikada yapıldığını anlamak mümkün değil.
* İncelemenin yapıldığının söylendiği tarihte, fabrika önünde yüzlerce işçi ‘Öz İplik Dışarı, BİRTEK-SEN İçeri’, ‘Sendika Hakkımız Engellenemez’, ‘Özak’ta Baskılar Son Bulsun’ sloganları atarken inceleme nerede ve kiminle yapılmıştır. Her gün haber kanalları, gazeteler, işçilerin Özak’ta uğradığı zulmü haber yaparken; tarafımıza gönderilen tebligatın hazırlandığı İŞKUR Şanlıurfa Müdürlüğü bile, Özak Tekstil’de yaşanan durumdan dolayı o tarihte Özak’a işçi alımını durdurmuşken; henüz eylemler başlamadan önce 450 işçinin imzaladığı ‘Özak Tekstil’de işçilere sendikal baskı yapıldığını’ içeren metinler ortadayken; Çalışma Bakanlığı, hangi görüşmeler sonucunda bu karara varmış, anlamak güçtür.”
“AYNI KARARLILIKLA MÜCADELE EDECEĞİZ”
Özak Tekstil direnişinin meşru, barışçıl ve anayasal bir eylem olduğunu belirten Türkmen, “Başta Özak Tekstil patronu olmak üzere, işçi ve sendika düşmanı tekstil patronlarının ve onlarla işbirliği içinde hareket eden resmi kurumların saldırıları karşısında da aynı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
]]>“BU KADAR DÜŞÜK MAAŞLARIN SEBEBİ SÖZDE SOSYAL GÜVENLİK REFORMUDUR”
Sendikanın yöneticilerinden Ünver Ünal, yapılan basın açıklamasında şunları söyledi:
* “Yaşanan hayat pahalılığının giderilmesi, emeklilerin bir nebze de olsa insanca yaşaması için artık yüzdelik zamların bir anlamı kalmamıştır. Yeni bir anlayışın, yeni bir uygulamanın devreye sokulması gerekir. Çünkü bu kadar düşük maaşların sebebi AKP iktidarının 2008’de kanunlaştırdığı sözde sosyal güvenlik reformudur. Bugün bu uygulama iflas etmiştir. İflas etmiş bu uygulamaya derhal son verilmelidir. Yeni bir yöntem bulunmak zorunludur. Yeni yöntemi biz söyleyelim. Emeklilere maaş bağlama oranı dul ve yetimleri de kapsayacak biçimde değiştirilmeli ve taban maaş uygulaması güncellenmelidir.

“YENİ ARTIŞIYLA BİRLİKTE BÜTÜN EMEKLİLERE DE VERİLMELİ”
* Buna göre yıllarını çalışma hayatına vermiş, değer üretmiş, emekli hakkını almış ve emekli olmuş her bireyin taban maaşı, işe yeni başlamış en düşük memur maaşına eşitlenmelidir. Yani 30-40 yıl çalışmış, değer üretmiş ve primlerini peşin ödemiş, türlü zorluklara göğüs germiş bir emeklinin alacağı maaş, henüz işe yeni başlamış en düşük memur maaşına eşitlenmelidir. Bugün için bu miktar 32 bin lira civarındadır. Prim gün sayısı, prim miktarı, eğitim, ek ödeme vb. kriterler de göz önüne alınarak emekli maaşlarına hak edişler kademe kademe eklenmelidir. Memurlara verilen 8077 lira yeni artışıyla birlikte bütün emeklilere de verilmelidir. Emeklilerin ekonomik sorunlarının çözüm yolu budur. Bunun dışında yüzdelik artışlar çözüm değildir.
“BUGÜN YAPILAN ARTIŞ 3 AY SONRA ANLAMSIZLAŞIYOR”
* Bugün yapılan artış 3 ay sonra anlamsızlaşıyor. Zira iktidar ne bürokratlarının, ne de iktidar erkinin öngördüğü enflasyon oranları hiç bir zaman tutmadığı gibi yine tutmayacaktır. Görünen TÜİK kılavuz istemez. İktidarı bir noktada daha uyarmak istiyoruz. 7500 lira maaş alan emekli arkadaşlarımızın hemen hemen tamamının kök maaşı çok daha düşüktür. Sakın ola ki kök maaş üzerinden maaş artışlarını düşünmeyin. O durumda yeni bir 2023 Temmuz sendromu yaşanır. Yani 6 milyon emekli yine sıfır zam ile karşılaşır ki; bu tam da emeklileri diri diri mezara gömmek olur.
“EMEKLİ TABAN MAAŞI BELİRLENMELİ”
* Emeklilere bayram ikramiyesi diye verilen 2000 liranın güncel karşılığı kalmamıştır. Satın alma gücü yok denecek kadar azdır. Bunun yerine bayram ikramiyeleri asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır. Bize bütçemiz kısıtlı, para yok hikayeleri anlatılmasın. Para yok diye ötv arttırıldı mtv ikiye katlandı. Ama şans oyunlarında vergiler yüzde 50, yani yarı yarıya düşürüldü. Demek ki; sorun para sorunu değildir. Sorun adil bölüşümdür, sorun tercih sorunudur. Tekrar uyarıyoruz: En düşük emekli maaşı, en düşük memur maaşına eşitlenerek emekli taban maaşı belirlenmelidir. Emekli maaşları bu kriter üzerinden yeniden yapılandırılmalıdır.”
“KARI KOCA EMEKLİ OLSA BİLE ALINAN MAAŞ BİR EV KİRASI ETMİYOR”
Sendika üyesi 65 yaşındaki emekli Mehmet Anlı ise elinde ekmek ile şunları söyledi:
* “Devamlı prim ödedim, 20 ay askerlik yaptım, üretim yaptım, bu ülke için gerekli her şeyi yaptım. Vergilerimi ödedim ama ne yazık ki emekli olup rahat edecekken tam tersine açlıkla, sefaletle, yoklukla karşı karşıya kaldım. 17 yıl oldu emekli olalı aldığım maaş 7 bin 500 lira. Bugün en ucuz ev kirası 15 bin 20 bin lira. Karı koca emekli olsa bile alınan maaş bir ev kirası etmiyor.
* Bizim evimize aylardır kırmızı et girmiyor, bugün bir kangal sucuğu, bir avuç kıymayı üç tane yemek yapmamız gerekiyor. Evimize et girmiyor, evimize peynir çeşitleri girmiyor. İnsan gibi yaşamayı bırak, insana yakışır olmayan bir yaşamı bile sürdüremiyoruz. Kendi ayaklarımızın üzerinde duramıyoruz. Onun için hükümetten isteğimiz, her şeyden önce emeklilerin insan gibi yaşayabileceği bir maaş artışı yapılmalıdır mutlaka.
“ÇAĞDAŞ BİR DEMOKRASİ OLURSA BİZİM HAKLARIMIZ GELİR”
* Emekli sendikalarına açılan kapatma davaları durdurulmalıdır. Hakkımızı arayabildiğimiz tek kanal emekli sendikasıdır. Sürekli sendikamız hakkında kapatma davaları açılıyor. Bu durdurulmalıdır. Biz demokrasi istiyoruz. Biz insan gibi yaşamak istiyoruz. Biz, bırakın Avrupalı emekli gibi yaşamayı, biz ölmeden yaşamak istiyoruz. Sürünmeden yaşamak istiyoruz. Bugün ekmeğimizin mücadelesini, demokrasinin mücadelesini veriyoruz. Bugün bizler Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulanmadığı, kuşa döndürüldüğü bu ortamda demokratik bir hukuk devleti istiyoruz. Çağdaş bir demokrasi olursa bizim haklarımız gelir.
“EMEKLİLER, ÖLÜMÜN KIYISINDA GEZİYOR”
* 20 yıl önce bir emekli maaşı asgari ücretten yüzde 50-60 daha fazlaydı, bugün ne yazık ki tam tersine, asgari ücretin yarısına düştü emekli maaşı. Bugün ülkeyi yönetenlerin hiç mi emekli yakınları yok, hiç mi emekli akrabaları yok? Hepiniz müteahhit mi oldunuz? Bir kere emeklinin sesinin dinleyin. İnsanların illa intihar mı etmesi lazım? Sokaklarda intihar mı etmesi lazım? Birilerinin kendisini köprüden aşağı mı atması lazım? Zehirlemesi mi lazım insanları? Emekliler, ölümün kıyısında geziyor.”
]]>