Fransız Başkonsolosluğunun Gazze konulu tablonun sergilenmesine izin vermediği için sergiyi iptal etmek zorunda kaldığı öğrenildi.
Çalışması sansüre maruz kalan ve diğer sanatçılar tarafından da sansüre karşı desteklenen grafiti sanatçısı Muhammed Emin Türkmen, yaşananlarını anlattı.
MET takma adıyla tanınan Türkmen, Gazze konulu çalışmasına sansür uygulanmasına diğer sanatçıların da tepki gösterdiğini ve serginin Başkonsolosluğun ısrarıyla iptal edilmek zorunda kaldığını dile getirdi.
“GAZZE’YLE İLGİLİ ESER AYLAR ÖNCE GÖRÜŞÜLDÜ”
Yaklaşık 3 ay kadar önce Fransız Kültür Merkezinin kendisi ile iletişime geçerek olimpiyat oyunları temalı sokak sergisine davet ettiğini ve kendisinin de bu davete olumlu yanıt verdiğini söyleyen Türkmen, Gazze ve olimpiyatları birleştiren bir konuya sahip eser ile sergiye katılacağını, bunun için herhangi bir problem olup olmadığını aylar öncesinden ilgililerle görüştüklerini ifade etti.
Dünyanın bir ucunda insanlar katledilirken sadece olimpiyatları konu alan bir sergi yapmanın doğru olmayacağını, bu insanlara ses olmamanın komik, gerçeklikten uzak ve vicdanen rahatsız edici olacağını Fransız Kültür Merkezi yetkilileri ile yaptıkları görüşmede dile getirdiğini kaydeden Türkmen, şunları anlattı:
“Fransız Kültür yetkilileri ve diğer sanatçı arkadaşlar bu talebime olumlu yaklaştılar. Ancak bu süreçte, benden eserimde, herhangi bir hakaret unsurunun bulunmamasını rica ettiler. ‘Fransa sanat ve fikir konusunda özgürlükler ülkesidir.’ dediler ve bu yaklaşım ile açıkçası önce beni mutlu ettiler. Ben zaten hakareti, ifade özgürlüğü olarak kabul eden bir sanatçı değilim. Ancak sonrası konuştuğumuz gibi ilerlemedi.”
“BU SERGİDE OLMAMIN BİR ANLAMI YOK”
Fransız Kültür Merkezi yetkililerinin serginin açılmasına 2 gün kala acil bir toplantı düzenlenmesini talep ettiklerini ve sonrasında eserinin sergide gösterilemeyeceğinin kendisine beyan edildiğini belirten Türkmen, şu ifadeleri kullandı:
“Serginin açılışına 2 gün kala bana bir telefon geldi. Küratörümüz bir toplantı yapmamız gerektiğini belirtti. Toplantıda bana bu sergide bu tema içerisinde eserlerimi sergileyemeyeceğim beyan edildi. Ben de diğer sanatçı arkadaşlarımızın emeğini ziyan etmemek için uğraş verdim. Ancak onlar, alınan bu kararın Fransız Başkonsolosluğunun kararı olduğunu bana ilettiler. Ben eserimde düzeltme yapabileceğimi belirtmeme rağmen konsolosluğun Filistin ile alakalı bir eseri bu sergide görmek istemediklerini belirttiler.”
Türkmen, kendisi ile birlikte sergide eserleri sergilenecek 5 sanatçının emeğinin boşa gitmemesi adına süreci yapıcı bir şekilde çözüme kavuşturmaya çalıştığını, ancak Başkonsolosluk kararının kesin olması nedeniyle programda hazırladığı tablonun sergilenemeyeceği, sadece farklı bir çalışma hazırlaması durumunda programa katılım sağlayabileceğinin kendisine söylendiğini aktardı.
Türkmen, şöyle devam etti:
“Başka bir temaya dönüştüremeyeceksem eserimin sergilenemeyeceği bana iletildi. Ben bu motivasyon ile sergiye katıldım ve en başında çalışacağım konuyu zaten kendilerine iletmiştim. Nitekim en başında bu konuyla ilgili bir problem olmamış, kendileri de bunu kabul etmişti. Fakat bu tutum Başkonsolosluğun kararı ile değişti. ‘Eğer ben oradaki insanların acısını dile getiremeyeceksem zaten benim bu sergide olmamın da bir anlamı yok.’ diyerek çekilme kararı aldım.”
Türkmen ayrıca Fransız Başkonsolosluğunun kararının ardından sergiye katılan diğer 5 sanatçı ve küratörün de “Sen yoksan ve sana bir sansür uygulanacaksa bizim de burada bulunmamızın bir anlamı yok.” diyerek programdan çekildiklerini, bunun üzerine serginin iptal edildiğini açıkladı.
“FİLİSTİN NASIL OLURDU KONUSUNU ANLATMAYA ÇALIŞTIM”
Sergide gösterilmek üzere hazırladığı tablo ile ilgili bilgiler veren Türkmen, şunları söyledi:
“Bu çalışmada konumuz olimpiyatlar olduğu için eserimde, ‘Olimpiyatlar Fransa’da değil de Filistin’de olsaydı nasıl olurdu?’ konusunu anlatmaya çalıştım. Bir an oradaki çocukların kaçışmaları, düşen bombalar canlandı. Bu tablo aslında bize şunu anlatıyor: 2040 olimpiyatlarına katılma ihtimali olan 15 bin çocuk İsrail tarafından öldürüldü. Eserin ismi: Gerçek Olimpiyatlardı (Real Olympics) Bu gerçek olimpiyatlarda bu çocuklara, yarışı kazanması durumunda sadece yaşama hakkı tanınıyor. Yani ikinci olma şansları yok çünkü ölüyorlar. Ben burada bunu anlatmak istedim.”
Hazırladığı tablonun yanı sıra Fransız Kültür Merkezi’nde kendine ayrılan bölümde evrensel barış mesajları, Gazze’de yaşananlar ile dünyanın bakış açısını gösteren ifadelerin yer aldığını belirten Türkmen, hiçbir hakaret unsuruna yer vermemesine rağmen eserine sansür uygulandığını kaydetti. Türkmen, şunları aktardı:
“Bu aslında tek başına bir tablo değildi. Bu tabloların asıldığı bir sokak duvarı oluşturmuştum enstitü içerisinde. O duvara bu tabloları asacaktım. Duvarda Filistin ile ilgili evrensel mesajlar yer alıyordu sevgi, barış ve özgürlük üzerine. Ben bu tabloları o mesajların yer aldığı duvar üzerine asacaktım ancak Başkonsolosluk kararı buna engel oldu, maalesef eserimin sergilenmesine müsaade edilmedi.”
Gazze’de süren katliama karşı sanatı ile Filistinlilere ses olmaya devam edeceğini belirten Türkmen, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“7 Ekim’den bu yana çok ciddi bir sivil katliamı var Filistin’de. Ben anlam veremiyorum, bütün dünya buna seyirci kalıyor. Ben bu süreç başladığından beri her akşam ‘Bu insanlar için acaba ne yapabilirim?’ diye düşünüyor, elimden geldiğince sanatımla oradaki insanlara, çocuklara ses olmak için çabalıyorum. Ben öbür dünyaya inanan bir insanım ve orada katledilen çocukların bir gün benim karşıma çıkıp ‘Biz orada katledilirken sen ne yapıyordun?’ diye soracaklarına inanıyorum. Benim orada onlara verebilecek bir cevabımın olması lazım. Bunu sanatımla yapmaya çalışıyorum. Onlar için yaptıklarım bir işe yarıyor mu bilmiyorum ancak elimden geldiği kadarıyla onlara ses olmaya çalışıyorum, olmaya devam edeceğim.”
]]>
Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürü sanat tarihçisi Goncagül Meriç, “Müren’in 45 yıllık sanat hayatını anlatan, gerek müziğiyle, gerek filmiyle ve birçok eserinin yer aldığı bir sergi oldu. Bir yıldan fazladır planlanan serginin aslında ayrı bir önemi de var. Bu yıl Bursa Kent Müzesinin 20’nci yılı. Sergi, müzenin 20’nci yılına da atfettiğimiz büyük bir işti. Burada Zeki Müren’i aslında hep onun bağdaştırıldığı Bodrum’la değil de Bursa’yla özdeşleştirdik. Burada yazdığı şarkılar, besteler, güfteler, onlara yer verdik. Daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarına yer verdik. Koleksiyon çok zengin” diye konuştu.

“BİZ ONUN HİÇ BİLMEDİĞİMİZ YÖNLERİNİ VURGULADIK”
Zeki Müren’in Bursa’nın Tophane semtinde Hisar bölgesinde dünyaya geldiğini anımsatan Meriç, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Burada biriktirdiği birçok anı var. Biz sergide önce sanatçı kişiliğiyle ve bir Bursalı olarak Zeki Müren’i anlattık. Bursa’yla bağını vurguladık, daha sonra onun sanat hayatında nasıl ilerlediğini, ne kademelerden geçtiğini ve aslında bize ne kattığını anlattık. Biliyorsunuz ki Zeki Müren, Türk sanat musikisine iz bırakan bir sanatçı. Aslında biz onun hiç bilmediğimiz yönlerini de vurguladık. Mesela ilk T sahne, podyum sahneyi gerçekleştiren ve sahnesinde kullanılan kişi Zeki Müren çünkü ‘sanatçı toplumla iç içe olmalıdır’ diyor ve böyle bir T sahne yapıyor ve halkla daha iç içe daha yakın bir sahne düzeni alıyor.”

Meriç, Zeki Müren’in aynı zamanda çok iyi bir tasarımcı olduğunu ve Mimar Sinan Üniversitesi’ni birincilikle bitirdiğini hatırlatarak, “İnanılmaz desenleri var. Biz bu sergide onlara da yer verdik. Hatta o desenleri dijitalleştirip bir alan yarattık. Oraya girdiğinizde hem onun çizdiği desenleri göreceksiniz hem de Zeki Müren şarkılarını dinleyebileceksiniz” ifadelerini kullandı.

ZEKİ MÜREN SERGİYE GELENLERİ KENDİ KARŞILAYACAK
Müren’in kariyerindeki 19 filmin 17’sinde başrol oynadığını aktaran Meriç, şunları kaydetti:
“Filmlerden fotoğrafları göreceğiz sergide. Yine sanatçının özel tasarladığı sahne kostümlerini göreceğiz. Onların da ayrı ayrı isimleri ve hikayeleri var. Onlara yer verdik. İnsanlar Zeki Müren’le burada bağ da kurabilecek. Mesela yapay zekayla oluşturduğumuz bir alanımız var. Orada sanatçıyla bir fotoğraf alıp hatıra oluşturabilecekler. Zeki Müren sergiye gelenleri kendi karşılayacak burada. Yine dijitalde yapay zekayla erkek ve kadın ayırt edip ‘Hoş geldiniz hanımefendi, hoş geldiniz beyefendi’ diyerek gelenleri karşılayacak.”

Sergiyi hazırlarken Bursa’ya ciddi bir koleksiyon getirdiklerini dile getiren Meriç, “Burada Türk Eğitim Vakfı ve Mehmetçik Vakfı’nın büyük destekleri var. Biliyorsunuz Zeki Müren sağlığında her iki vakfı da mirasçısı kabul ediyor ve hem eserlerini hem de mal varlığını onlara bırakıyor. Sergiyi yaparken belediyemizle vakıflar arasında bir protokol imzalandı ve protokol çerçevesinde eserleri geçici olarak sergilemek üzere müzeye kazandırdık” diye konuştu.

Meriç, yine hazırlık aşamasında sanatçıya yazılan hayran mektuplarını okuduklarını belirterek, “İnanılmaz bir koleksiyoner. Yurt dışı seyahatlerinden tutun da konuşma öncesi aldığı notlarına kadar hiçbir şeyini atmamış. Her şeyi çok iyi saklamış bir koleksiyoner kendisi ve o hayran mektuplarından da aslında hem ona duyulan sevgiyi görüyoruz hem de onun insanlara karşı olan bakış açısını” ifadelerini kullandı.
]]>Yıldız, eserlerin yaklaşık 500 yıldır dairede muhafaza edildiğinin altını çizerek, “Kimi zaman özenle muhafaza edilmiş, kimi zaman sadece saray ahalisi görebilmiş, özellikle Topkapı Sarayı’nın müze olmasının ardından yerli ve yabancı ziyaretçiyle buluşabilmiş olan eserler. Bu eserlerin hem bulunduğu alan hem de muhtevası çok önemli” dedi.

“Yeni sergilenme düzeni ciddi anlamda ziyaretçilerin ilgisine mazhar oldu”
Birkaç yıldır kapalı olan Mukaddes Emanetler Dairesi’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşrifiyle geçen yıl yeniden ziyarete açıldığını aktaran Yıldız, şunları kaydetti:
“Aradan geçen yaklaşık bir yılda, buradaki koleksiyonun yeni sergilenme düzeninin ciddi anlamda ziyaretçilerin ilgisine mazhar olduğunu söyleyebiliriz. Mukaddes Emanetler deyince, en önemlisi tabii ki Peygamberimize ithaf edilen Hırka-i Saadet burada bulunuyor. Yine Peygamberimizin sancağı Hazreti Osman’a ithaf edilen Kur’an, ardından Peygamberimizin şahsi silahları, sakalı şerifleri, mübarek dişi gibi pek çok emanet burada bulunuyor.
Bu koleksiyon esasen hepinizin de bildiği gibi Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı, Hicaz’ı fethinin ardından buraya ulaşıyor. Ancak burada çok önemli bir tarihi kahramanın da altını çizmek lazım. Medine Müdafii Fahrettin Paşa da Medine düşmeden önce Hicaz Demiryolu’nun daha faaliyetli olduğu günlerde son seferlerden bir kısmıyla bilhassa Osmanlı Sarayı’ndan mübarek topraklar için yapılmış hatıra eserleri, son tren seferleriyle İstanbul’a ulaştırıyor.”

Yasin Yıldız, dairedeki eserlerin sergilenmesinde özel bir vitrin sisteminin yapıldığına dikkati çekerek, “Buradaki eserlerin içinde birkaç bin yıllık olanlar var. Materyal olarak birbirinden çok farklı olanlar var ve tabii ki İslam dünyası için Hırka-i Saadet başta olmak üzere hem maddi hem manevi değeri çok kıymetli olan eserler var.
Bunların sergilenebilmesine yönelik son derece özel bir sergileme düzeni yapıldı ve bu vitrinleme sistemimiz bizim yaklaşık iki yılımızı aldı. Ama şunu çok rahat söyleyebiliriz. Her türlü iklim şartına, her türlü doğal afete karşı burada yapılmış sergi düzeni ciddi bir müzecilik başarısını içinde barındırıyor” değerlendirmesini yaptı.
Geçen yıldan bu yana Mukaddes Emanetler Dairesi’nde sergilenen eser sayısının 60’dan 300’e yükseltildiğini sözlerine ekleyen Dr. Yıldız, “Bu yeni sergileme düzeniyle koleksiyonumuzda bulunan eserleri ziyaretçimizle buluşturmuş olduk. Mukaddes Emanetlerin her bölümüyle ayrı ayrı ilgilenen mütehassis ziyaretçilerimiz var. Onlara yönelik bir düzenleme de yapmış olduk” diye konuştu.
Peygamberlere, halifelere ve sahabelere ait eşyaların yer aldığı “Mukaddes Emanetler Dairesi”nde Hazreti Muhammed’in Hırkası (Hırka-i Saadet), sakalı, ayak izleri, Uhud Savaşı’nda kırılan dişinin saklandığı mahfaza, mektupları ve kılıcı bulunuyor.
Müzede ayrıca Hazreti İbrahim’in tenceresi, Hazreti Musa’nın asası, Hazreti Davud’un kılıcı, Hazreti Yusuf’un cübbesi, halifelere ve sahabeye ait kılıçlar, Hazreti Fatma’ya ait gömlek, Kabe anahtarları, Hacerü’l Esved mahfazası gibi “Asr-ı Saadet”i yansıtan mukaddes emanetler sergileniyor.
]]>“İSTANBUL’UN MİRASI 5 YILDIR EMİN ELLERDEDİR”
İmamoğlu, tarihe sahip çıkmanın önemine işaret ederek “Ne yazık ki İstanbul’un tarihi ve kültürel mirası, uzun yıllar ihmal edilmiştir. Pek çok yanlış ve zararlı işler yapılmıştır. Özenli davranılmamıştır. Ve İstanbul’a, tabiri caizse, gözünün nuru gibi bakmak gerekirken, sıradan davranışlar sergilenmiştir. 5 yıldır bu değişti. İstanbul’un mirası 5 yıldır emin ellerdedir” dedi.

“BİZDEN ÖNCE BAZI DERNEK VE VAKIFLARIN KULLANIMINA VERİLİRDİ”
İmamoğlu şöyle konuştu:
“Bulgur Palas, aslında bizden önceki yönetimle aramızdaki zihniyet farkını ortaya koyan çok özel örneklerden birisi. Bizden önce İstanbul’un kamuya ait tarihi alanları, yapıları, bazı şahısların, imtiyazlı bazı dernek ve vakıfların kullanımına verilirdi.
Biz ise, tam tersini yapıyoruz. Kamuya ait alanları, yapıları yeniden halka açmakla kalmıyor, Bulgur Palas örneğindeki gibi, ihmal edilmiş özel mülkleri de tüm İstanbulluların yararlanabileceği hale getiriyoruz.
Bu önemli bir anlayış farkıdır. Zihniyet farkıdır. Ahlak farkıdır. Tarihe sahip çıkmak, öyle lafla olmaz. İş yapacaksınız. İcraat yapacaksınız. Bizim yaptıklarımızı, gerekirse kopyalayacaksınız. Sorun yok, kopyalayabilirsiniz yani. Problem değil”

“EMEKLİ ETMEYE HAZIRLANIYORUZ”
İstanbul’un tarihinin en çok restorasyon yapılan dönemini yaşadığına dikkat çeken İmamoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim meydanlarından yaptığı konuşmalara da tepki gösterdi. İmamoğlu şunları söyledi:
“Bugün İstanbul’un hizmet alması için farklı görüşleri olanlar var. Ne diyorlar? İlla hükümetle belediye, aynı partiden olmalıymış. Bak sen! Seçim yapmayalım o zaman. Muhtarlar da gitsin otursun evinde.
İstiyor ki, her şeyi ona teslim edelim. Neyse; biz onu yavaş yavaş emekli etmeye hazırlanıyoruz. Merak etmesin. Yıllarca İstanbul’u, hükümetle el ele yönettiler. O şımarıklık, o kibir, İstanbul’un her köşesini ihmale boğdu.
Sarayburnu’na gidin; biblo gibi şimdi. Çöplüktü. Beyazıt çöplüktü, biblo gibi. Haliç kıyıları pırlanta gibi, yemyeşil. Öyle değil mi? Bakın sadece burayı anlatıyorum. İşte Bulgur Palas, Beyazıt Meydanı…
Kara surlarının içine yüzlerce kamyon çöp yığdılar, çöp. Şimdi pırıl pırıl. Onun için işi bilene, ehline verince bu işler güzel oluyor. O bakımdan demokrasiye inancını kaybetmiş insanlara, demokrasiyi güçlü şekilde hatırlatacağız. Nerede? Az kaldı. 31 Mart’ta sandıkta. Bu sandığı biz çok seviyoruz.”

“25 YILDA YAPAMADIKLARINI, BİZ 5 YILDA YAPTIK”
“Farkında mısınız; İstanbul’un bu 5 yılını, son 25 yılla kıyaslıyorlar. Olsun, kıyaslasınlar. Çünkü o 25 yılda yapamadıklarını, biz 5 yılda yaptık. Gururla anlatıyoruz. Hükümet, belediye el ele olduğu dönemde, bizim yaptığımız kadar metroyu yapamadılar.
Yeni metroları biz yapacağız, yapmamamız için imzayı erteliyorlar. 31 Mart’ta, demokrasi dersini alsın, bak bir hafta içinde imzalayacak. Göreceksiniz. Yapamazlar. Çünkü niye yapamazlar biliyor musunuz? Bunlar şöyle bakıyorlar, ‘Bizden mi onlardan mı!’ Bu milletin hepsi bizim.
Anlayamadılar bunu hala. Biz, insanı insan olduğu için çok seviyoruz. Vatandaşları, ‘Bize oy verenler vermeyenler’ diye bölenlerin yaptığı işten var ya, kimseye hayır gelmez kardeşim.”
“ATOM KARINCAYI DA GEÇERİM”
“Biz; tarihimizi, inançları, dini ve milli duyguları istismar etmeden, 16 milyon İstanbulluyu eşit ve değerli kabul eden bir anlayışla devam edeceğiz çalışmaya. Hem de çok çalışacağız, onu söyleyeyim. Yani ben artık, ‘atom karınca’ diyorum ama, atom karıncayı da geçerim, onu söyleyeyim. Durmak yok. Biz, tarihimizi bu anlamda daha da güzel günlere eriştireceğiz. Emanetlerimizi, bu milleti birleştiren, bütünleştiren, manevi köprüleri, duygusal bağları güçlendirip, büyütmeye devam edeceğiz.”
“MAGNUM İSTANBUL’DA” SERGİSİYLE AÇILDI
İmamoğlu ve beraberindeki heyet, açılış töreninin ardından Bulgur Palas ve çevresini gezdi. Tarihi yapının açılışı; dünyaca ünlü fotoğraf ajansı Magnum Photos ve İBB’nin kalıcı iş birliğiyle, Magnum’un 77. yıl özel sergisi “Magnum İstanbul’da” ile gerçekleştirildi.
“Magnum İstanbul’da” sergisi, bazıları dünyanın en ikonik fotoğrafları arasında değerlendirilen 200’ün üzerinde eserden oluşuyor. Sergide; Jonas Bendiksen, Henri Cartier-Bresson, Cornell ve Robert Capa, Ara Güler, David Seymour gibi önemli fotoğrafçıların da aralarında bulunduğu 70 sanatçının çalışmaları yer alıyor.
GÖRKEMLİ YAPININ TARİHÇESİ
Fatih’te, şehrin yedinci tepesi olarak tanımlanan Kocamustafapaşa Tepesi’nde bulunan görkemli yapı, dönemin Bolu Milletvekili Mehmet Habib Bey tarafından yaptırıldı. 1912 yılına tarihlenen konağın, İtalyan Mimar Giulio Mongeri’nin imzasını taşıdığı düşünülüyor.
Konağın inşa sürecinde ekonomik açıdan büyük bir yükün altına giren Mehmet Habib Bey’in ödeyemediği borçları nedeniyle 1926 yılında Osmanlı Bankası’na devredilen yapı, uzun yıllar Osmanlı Bankası arşivi olarak kullanılmış, aynı zamanda banka çalışanlarının konutu olarak da işlev gördü.
Osmanlı Bankası’nın 2001 yılında özel bir bankaya devredilmesiyle yapının mülkiyeti de el değiştirdi. Kent sakinlerinin erişimine kapalı özel bir mülk iken 2021 yılında İBB tarafından satın alınarak İstanbullulara armağan edildi.
Tarihî yapı; 135 kişilik kütüphanesiyle, sergi salonu, öğrenci kulüplerinin kullanımına tahsis edilen alanlar, restoran, çok amaçlı etkinlik alanları ve benzersiz İstanbul manzarasına sahip seyir terasıyla artık bir yaşam merkezi olarak tüm İstanbullularla buluştu.
Pazartesi hariç her gün 10.00 – 19.00 arası ücretsiz olarak ziyaret edilebilen Bulgur Palas’ın kütüphanesi ise her gün 22.00’ye kadar açık.
]]>Hafta boyunca “Bir Halk Düşmanı” Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, “Yaftalı Tabut” Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, “Kuğunun Şarkısı” Ümraniye Sahnesi’nde temsil yapacak.
Ayrıca “Ben Medea Değilim” Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, “Komik Para” Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, “Sivrisinekler” ve “İfigenya” Müze Gazhane’de izleyici karşısına çıkacak.
Hafta sonunda ise çocuk oyunları “Benim Küçük Yıldızım”, “Çöpsüz Dünya”, “Herkes Sihirbaz Olacak”, “Bir Gece Masalı” ve “Fındıkkıran” Şehir Tiyatrolarının sahnelerinde boy gösterecek.
İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) bu hafta 30 Ocak-3 Şubat tarihleri arasında farklı oyunlar seyircilerin beğenisine sunulacak. Mecidiyeköy Büyük Sahne’de “Profesyonel”, Mecidiyeköy Stüdyo Sahne’de “Bir Picasso”, Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Yalnızlık İntiharı” oyunları sahnelenecek.
Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Parmak” 1 Şubat itibarıyla “Sonbahara Son Güller”, Garibaldi Sahnesi’nde ise “Tamamen Doluyuz” oyunları yer alacak.
Çocuk oyunları “Güneşle Buluşmak İsteyen Kardan Adam” AKM Tiyatro salonunda, “Kırmızı Küre” de Mecidiyeköy Büyük Sahne’de 4 Şubat’ta minik izleyicilerle buluşacak.
SAHNE SANATLARI VE KONSERLER
Maximum Uniq Hall’de tiyatroseverlerle buluşacak oyunlardan “Hücreler” 29 Ocak, “Aydınlıkevler” 31 Ocak-1 Şubat, “Richard” 2 Şubat, “Küheylan” 3 Şubat ve “Güldüy Güldüy Show Çocuk” ise 4 Şubatta sahnelenecek.
Fransa’daki 1830 ve 1848 devrimleri arasındaki dönemde siyasal ve toplumsal yaşamı konu alan 3 perdelik “La Bohème” Operası 31 Ocak’ta, Wolfgang Amadeus Mozart tarafından bestelenen “Don Giovanni” Operası 29 Ocak’ta AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda izleyiciyle buluşacak.
Jazz ile Mugam’ın birlikteliğini müziğine taşıyan Azerbaycanlı sanatçı Alafsar Rahimov, Piyano’da Kaan Bıyıkoğlu, Bass Gitar’da Enver Muhamedi, Davul’da Burak Durman ve Elektro Gitarda Tümer Uluçınar eşliğinde 2 Şubat’ta CRR’de müzikseverlerle buluşacak. Sanatçı konserinde, Doğu ve Batı ezgilerini bir araya getirerek geleneksel müziği ve aynı zamanda kendi bestelerini deneysel bir yaklaşımla harmanlayacak.
Brooklyn, New York’taki tarihi Kings Theatre’da biletleri tükenen dünya prömiyerinin ardından Birleşik Kralık turnesine çıkan “Spider-Man: Into the Spider-Verse Live in Concert”, 3-4 Şubat tarihlerinde BKM iş birliğiyle Zorlu PSM’de izlenebilecek.
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Öğrenme Programları Yarıyıl Tatili Atölyeleri kapsamında farklı yaşlardaki çocuklar ve öğretmenler için düzenlenen yüz yüze sergi turu ve atölyeler 4 Şubat’a kadar sürecek.
Zeytinburnu Kültür Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen Karne Festivali’nde 30 Ocak-4 Şubat arasında çocuklar için eğlence, sahne şovu, tiyatro ve sinema gösterimleri yapılacak.
En iyi üç fotoğraf karesinin Esenler Belediyesi tarafından ödüllendirileceği “Esenler’in Dönüşümü” yarışmasının başvuruları 31 Ocak’ta sona erecek.
DEVAM EDEN BAZI SERGİLER
İstanbul Klasik Sanatlar Merkezi tarafından düzenlenen, “Klasik Sanatlar” karma sergisi, Altunizade Kültür ve Sanat Merkezi’nde görülebiliyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Konya Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla hazırlanan “750. Vuslat Yılında Hz. Mevlana” sergisi de Sultanahmet’teki Türk İslam Eserleri Müzesi’nde (TİEM) meraklılarını ağırlamaya devam ediyor.
Milli İstihbarat Teşkilatının 97. kuruluş yılına ithafen hazırlanan “Temas İstanbul” sergisi AKM Galeri’de, Ömer Koç Koleksiyonu’ndan seçilen eserlerle oluşturulan “Farz Et Ki Sen Yoksun” adlı sergi Arter’de ziyaret edilebilir.
Üsküdar Belediyesince organize edilen “Osmanlı Filistin’ine Üç Boyutlu Yolculuk” sergisi Nevmekan Sahil Galeri’de, Kudüs’ün kültürel mirasını fotoğraf karelerine taşıyan ve 58 eserden oluşan “Osmanlı Döneminde Kudüs” sergisi de Dr. Kadir Topbaş Kültür Sanat Merkezi’nde izlenebilir.
Neyzen, besteci ve yapımcı Mercan Dede’nin 30 yıllık görsel sanat çalışmalarının bir seçkisinden oluşan “Sen Potansiyellerle Doğdun” sergisi Beyoğlu’ndaki Casa Botter Binası’nda, “Meşgul Şehir: İşgal İstanbul’unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918-1923” sergisi ise İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Galerisi’nde sanatseverleri bekliyor.
]]>