Şiir – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Wed, 08 May 2024 21:54:29 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Türk edebiyatında iz bırakan yazar: Sabahattin Ali https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinda-iz-birakan-yazar-sabahattin-ali/ https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinda-iz-birakan-yazar-sabahattin-ali/#respond Wed, 08 May 2024 21:54:29 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=7091 Emekli asker Cihangirli Ali Selahattin Bey ile Eğridereli Hüsniye Hanım’ın oğlu olan Ali, temiz ve sade üslubuyla gerçekçilik anlayışı ve samimi duygularıyla Türk edebiyatında iz bıraktı. 

Bulgaristan’da, Gümülcine Sancağı’na bağlı Eğridere, şimdiki adıyla Ardino ilçesinde 25 Şubat 1907’de doğan şair ve yazar Ali, ilk eğitimini Üsküdar’daki Füyuzat-ı Osmaniye Mektebi’nde aldı. 

I. Dünya Savaşı nedeniyle 1914’te Ali Selahattin Bey yeniden askere alınınca, Ali ailesiyle Çanakkale’ye yerleşti. Usta edebiyatçı,1918’e kadar yaşadığı savaş bölgesinden oldukça etkilendi. 

Geçim sıkıntısı ve aile içerisindeki huzursuzluklarla çocukluk dönemini geçiren yazar, eğitimine Çanakkale İbtidai Mektebi’nde devam etti. Okul, savaş nedeniyle öğretmensiz kalarak kapansa da Ali Selahattin Bey ve diğer subayların yardımıyla tekrar açıldı. Türkçe derslerini Ali’nin babası verdi. 

Sabahattin Ali, daha sonra devam ettiği Edremit İdadi Mektebi’nden mezun oldu, ardından Balıkesir’deki Muallim Mektebi’ne kaydoldu. 

Hikaye ve şiir yazmaya babası teşvik etti 

Öğretmen okulundayken babasının teşvikiyle hikaye ve şiir denemelerine başlayan Ali, bir yandan da okul gazetesi çıkardı. 

Sabahattin Ali, 3. sınıfta geçtiği İstanbul Muallim Mektebi’ndeki edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem’in teşvikiyle dergilere hikaye ve şiirler gönderdi.

Okul müsamerelerine de katılan Ali, babasının kalp krizi nedeniyle vefat etmesi üzerine, “Babam İçin” adlı şiiri kaleme aldı. Bu şiir daha sonra Orhan Seyfi Orhon’un yönettiği “Güneş” dergisinde yayınlandı. 

İlk büyük dostlukları İstanbul’da öğretmen okulunda öğrenciyken filizlenen Sabahattin Ali’nin, okul arkadaşları arasında, kadim dostu Pertev Naili Boratav ile uzun yıllar mektuplaştığı ve içini döktüğü Ayşe Sıtkı da vardı. 

Yazar Ali, 1927’de Muallim Mektebi’ni tamamlayarak Yozgat Merkez Cumhuriyet İlkokuluna öğretmen olarak atandı. Yozgat’ta İstanbul’daki sosyal çevresinin aksine yalnız kalan Ali, kendisini yazmaya ve okumaya verdi. 

Öğretmenlik görevinde bir yılı tamamladıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığının yabancı dil öğretmeni ihtiyacı nedeniyle açtığı, yurt dışında dil eğitimi sınavını kazanan Ali, Almanya’ya giderek Potsdam ve Berlin’de eğitim gördü. 

Usta edebiyatçı, Alman edebiyatının yanı sıra Rus edebiyatına da yoğunlaşarak, özellikle Ivan Turgenyev, Maksim Gorki ve Knut Hamsun gibi isimlerin eserlerini okudu. 

Komünizm söylemlerinde bulunduğu gerekçesiyle tutuklandı 

Yaşadığı tatsız bir olay sebebiyle Almanya’dan Türkiye’ye dönen Ali, bir müddet İstanbul’da Yüksek Muallim Mektebinde, arkadaşlarının yanında, Nihal Atsız, Nihat Sami Banarlı ve Pertev Naili Boratav’la aynı yatakhanede kaldı. 

Sabahattin Ali, 1930’da Gazi Enstitüsünde açılan yabancı dil sınavlarına katıldı ve Aydın Ortaokuluna Almanca öğretmeni olarak atandı.

Burada komünizm söylemlerinde bulunduğu gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan yazar, detaylı bir tahkikat yapılması amacıyla tutuklandı. 

Aydın Hapishanesi’nde 9 Eylül 1931’e kadar kalan Sabahattin Ali, başından geçenleri, Ayşe Sıtkı İlhan’a yazdığı mektuplarda anlattı. Bu sürede yazar kimliğini geride bırakmayan Ali, daha sonra yazacağı öyküler için de malzeme biriktirdi. 

Aydın’da öğretmenliğe başlamadan önce Nazım Hikmet’in çalıştığı “Resimli Ay” dergisine giden yazar, orada hem Zekeriya-Sabiha Sertel çiftiyle hem de Nazım Hikmet’le tanıştı.

Ali’nin ilk hikayesi olan “Bir Orman Hikayesi” eseri de bu dergide yayınladı. 

Usta edebiyatçı, beraatinden sonra Konya Ortaokulu’nda Almanca öğretmeni olarak göreve başladı. Konya’daki günlerini, “Bir Skandal” adlı eserinde anlatan yazar, yalnızlığını ve yaşadığı duygu karmaşasını okuruyla paylaştı. 

Sabahattin Ali, aşık olduğu Melahat Hanım’a şiirler yazdı ve bu duygularla katıldığı bir toplantıda okuduğu hicviyede, memleketin idaresinde olanlara ima ve tahkirde bulunduğu iddiasıyla yeniden tutuklandı. Bir yıllık mahkumiyeti, temyiz mahkemesinin aleyhinde karar vermesi üzerine 12 aydan 14 aya çıkarıldı. 

Cezasının dört ayını Konya Cezaevi’nde geçiren yazar, 6 ayını geçirdiği Sinop Cezaevi’nde, daha sonra bestelenerek unutulmayan şarkılar arasına giren “Aldırma Gönül” ve “Hapishane Şarkısı” adlı eserleri kaleme aldı. 

Ali, erken tahliye edilerek 29 Ekim 1933’te cezaevinden çıkınca Milli Eğitim Bakanlığına başvurarak öğretmenlik mesleğine geri dönmek istediğini belirtti. 

Öğretmenliğe Ankara 2. Ortaokulu’nda devam eden yazar, 1932’de İstanbul’daki bir yakınının vasıtasıyla tanıştığı Aliye Hanım’la mektuplaşmaya başladı. Aliye Hanım ve Sabahattin Ali, posta yoluyla nişan taktı, 16 Mayıs 1935’te evlendi. 

Başarılı edebiyatçı, 1937’de yedek subay olarak askerlik görevini tamamladı, 30 Eylül 1937’de kızı Filiz dünyaya geldi. 

“İçimizdeki Şeytan” romanı siyasi tartışmalara neden oldu 

İdeal bir eş ve sevecen bir baba olan Ali, kızının doğumunun ardından, bugün hala en çok okunan ve birçok dile çevrilen “Kuyucaklı Yusuf” ile “Kürk Mantolu Madonna” romanlarını kaleme aldı. Politikayla da içli dışlı olan Ali, çeşitli söylemleri dolayısıyla öğretmenlik görevinden tekrar alındı. 

Usta edebiyatçı, 1938’de “Çaydanlık” ve “Arap Hayri”, 1939’da “Isıtmak İçin” ve “Uyku” hikayelerini, 1940’ta “Selam” ve “Bir Mesleğin Başlangıcı” hikayelerini yazdı. “İçimizdeki Şeytan” romanı 3 Nisan-29 Haziran 1939’da Ulus gazetesinde tefrika edildi. Roman yayınlandıktan sonra pek çok siyasi tartışmaya neden oldu. 

Yazar Ali, 1941-1943’te yazdığı “Bir Konferans”, “Yeni Dünya”, “İki Kadın”, “Sulfata” ve “Hasan Boğuldu” adlı hikayelerini “Yeni Dünya” kitabında topladı. 

Milli Eğitim Bakanlığı Yayın Müdürlüğünde memur, Ankara Devlet Konservatuvarında ise çevirmen ve dramaturg olarak da çalışan usta edebiyatçı, Nihal Atsız’ın hakkında yazdığı bir yazıya karşı dava açtı. Davayı 1944’te kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamayan Ali, duruşmalar sonunda Milli Eğitim Bakanlığınca görevinden alındı. 

1945’te gazetecilik yapmaya başladı 

İstanbul’da 1945’te gazetecilik yapmaya başlayan Ali, “Tan Gazetesi” olayları sırasında, fıkralar yazdığı “La Turquie” ve “Yeni Dünya” gazeteleri tahrip edilince işsiz kaldı. 

Ali’nin yazıları “Yurt ve Dünya”, “Yeni Türk” ve “Tercüme” dergisinde okuyucuyla buluştu. Usta yazar, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la siyasal mizah dergisi “Marko Paşa”yı 1946’da çıkardı.

Bu dergiyi, “Malum Paşa”, “Merhum Paşa” ve “Öküz Paşa” adlı, yine siyasal içerikli mizah dergileri takip etti. 

Yayınlardan birinde “Adalet Koridorlarında” adlı yazısıyla yeniden tutuklanan ve 3 ay hapis yatan Sabahattin Ali, bu dönem İstanbul’da hem maddi hem de manevi yönden zorluklar yaşadı. 

Siyasi baskılardan uzak kalamayacağı, hür iradesine dayalı yayın hayatını sürdüremeyeceği fikriyle yurt dışına çıkmak isteyen ancak pasaport yasağından dolayı insan kaçakçılarıyla anlaşarak sınır dışına çıkmayı planlayan yazar, tanıştığı Ali Ertekin’le 31 Mart 1948’de Kırklareli’ne yola çıktı. 

Bulgaristan sınırında 16 Haziran 1948’te bir çobanın bulduğu cesedin Sabahattin Ali’ye ait olduğu tespit edildi. Ali Ertekin, daha sonra cinayeti işlediğini itiraf etti. 

Ormanda tanınmaz halde bulunan cesedin yazar Ali’ye ait olduğu ve 2 Nisan 1948’de vefat ettiği kayıtlara geçti. 

Eşi Aliye Ali, bu duruma ilişkin yaptığı bir açıklamada şunları kaydetmişti: 

“Sabahattin iyi yürekli, insanları çok seven biriydi. Senelerden beri daima dama taşı gibi oynanan sanata verdiği emek, polisçe devamlı tedirgin edilmesi sinirlerini yormuş olacaktı ki kaçma teklifi ona cazip gelmişti. Romanlarını rahat bir kafa ile yazabilme düşü, kafasını dinlemek istediği bir yer veya bir memleket aratıyordu ona herhalde.” 

Sabahattin Ali’nin edebi kişiliği 

Şiirlerini hece vezniyle yazan Ali, edebiyat dünyasına şiirleriyle adım attı. Halk şiirinin etkisinin hissedildiği eserlerini kaleme alırken, öykü ve romanlarında olduğu gibi toplumsal gerçekçilik yaklaşımıyla hareket eden Ali, şiire yaklaşımını 1938’de verdiği bir söyleşide, “Bence şiirin eskisi yenisi yoktur. İyi şiir, muhakkak ki insana bir şey ilave eder. Bu şey bazen tez olur, bazen bizim manen daha genişlememizi temin eden bir heyecan olur” ifadeleriyle dile getirmişti. 

Şiirlerini yazarken sade bir üslup kullanarak, daha geniş bir okuyucu kitlesi hedefleyen usta edebiyatçı, öykü ve romanlarında toplumsal gerçekçiliği ön planda tutarak, bu doğrultuda konular belirledi ve karakterleri hayatın içinden seçti. 

“Benim kanaatimce sanat, insana insanı ve hayatı ve bunların manasını öğretmekle muvazzaftır.” sözleriyle sanat anlayışını özetleyen Ali, Türk edebiyatına kazandırdığı eserlerle büyük beğeni topladı. 

Unutulmaz yazarın çeviri eserleri de bulunuyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinda-iz-birakan-yazar-sabahattin-ali/feed/ 0
İstiklal Marşı 103 yıl önce bugün kabul edildi https://www.foxhaber.com.tr/istiklal-marsi-103-yil-once-bugun-kabul-edildi/ https://www.foxhaber.com.tr/istiklal-marsi-103-yil-once-bugun-kabul-edildi/#respond Fri, 05 Apr 2024 21:57:10 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5707 Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından 12 Mart 1921’de onaylanan İstiklal Marşı, 1930’a kadar Ali Rifat Çağatay’ın bestesiyle icra edilirken, 1930’dan itibaren de Osman Zeki Üngör’ün bestesiyle okunmaya başlandı.

Ankara’daki Büyük Millet Meclisi, kuruluşundan bir yıl sonra duyulan ihtiyaç neticesinde “Milli Marş” yazımı için 500 lira ödüllü bir yarışma düzenledi.

Bu ödülün miktarını ve yarışmanın düzenlenmesini yürüten dönemin Maarif Vekaleti (Milli Eğitim Bakanı) Rıza Nur, yarışmaya güfte dışında 500 lira da beste ödülü koydu.

Yarışmaya olabildiğince çok sayıda katılım olması için Meclis tarafından aktif olarak çalışan gazetelere ve ülkede ulaşılabilen her yere bilgi ulaştırılırken, 6 ayda 724 şiir gönderildi.

İstiklal Marşı yazılması için TBMM tarafından gönderilen ilanın orijinal metni şu şekildeydi:

“Şairlerimizin dikkatine; Milletimizin dahili ve harici İstiklal uğruna girişmiş olduğu mücadeleyi ifade ve terennüm için bir İstiklal Marşı, Umur-u Maarif Vekili Celilesi’nce müsabakaya vazedilmiştir. İşbu müsabaka, 23 Kanun-u evvel sene 36 tarihine kadar olup bir heyeti edebiye tarafından, gönderilen eserler arasından intihap edilecektir ve kabul edilen eserin güftesi için beş yüz lira mükafat verilecektir ve yine laakal beş yüz lira tahsis edilecek olan beste için bilahare ayrıca bir müsabaka açılacaktır. Bütün müracaatlar Ankara’da Büyük Millet Meclisi Maarif Vekaleti’ne yapılacaktır.”

724 şiir arasından Mehmet Akif Ersoy’un eseri kabul edildi

Bu 724 şiirin değerlendirilmesi için Meclis bünyesinde görev yapan hükümetin Maarif Vekaletince (Milli Eğitim Bakanlığı) oluşturulan komisyonda görevlendirilen uzman kişiler, 724 şiiri tek tek okuyarak değerlendirme yaptı ve arasından 6’sını seçti.

Para ödülü konulduğu için yarışmaya katılmak istemeyen Burdur milletvekili Mehmet Akif Ersoy, daha sonra Hamdullah Suphi’nin ısrarı üzerine Taceddin Dergahı’nda kaleme aldığı ve Türk Ordusu’na hitap ettiği şiiriyle yarışmaya katıldı.

“Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın” diyen Ersoy’u ikna etmek için Hamdullah Suphi, “İstiklal Şairi”ne şu mektubu yazmıştı:

“Pek aziz ve muhterem efendim İstiklal Marşı için açılan müsabakaya, iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin matlup şiiri vücuda getirmeleri, maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Asil endişenizin icap ettirdiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbetimi arz ve tekrar eylerim efendim.”

Yapılan elemeler sonucu TBMM’nin 12 Mart 1921 tarihli oturumunda, Mehmet Akif’in yazdığı şiir coşkulu alkışlarla kabul edildi. Meclis’te İstiklal Marşı’nı okuyan ilk kişi de Hamdullah Suphi Tanrıöver oldu.

Mehmet Akif Ersoy, marşın kabulü sonrası bütçeden ayrılan 500 lira ödemeyi kadın ve çocuklara mesleki eğitim veren Darül Mesai Vakfına bağışladı.

Şiirin bestelenmesi için açılan yarışmaya 24 besteci katıldı

İstiklal Marşı’nın güftesini, şiirlerini topladığı Safahat’a dahil etmeyen Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nın Türk milletinin eseri olduğunu beyan etti.

Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı ve 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul etti.

1930’a kadar çalınan beste o yıl değiştirildi ve dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe konuldu ve toplam dokuz dörtlük ile bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yaptı.

Üngör’ün yakın dostu Cemal Reşit Rey ile yapılmış bir röportajda belirtildiğine göre, beste aslında başka bir güfte üzerine yapılmıştı ve İstiklal Marşı olması düşünülerek bestelenmemişti.

Söz ve melodide yer yer görülen uyum eksikliğinin (örneğin “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak” mısrası ezgili okunduğunda “şafaklarda” sözcüğü iki müzikal cümle arasında bölünmüştür) esas sebebi de budur.

Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde İstiklal Marşı olarak söyleniyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/istiklal-marsi-103-yil-once-bugun-kabul-edildi/feed/ 0
Türk edebiyatının güçlü kalemi: Ömer Seyfettin https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinin-guclu-kalemi-omer-seyfettin/ https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinin-guclu-kalemi-omer-seyfettin/#respond Sat, 23 Mar 2024 21:27:25 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=5101 Yüzbaşı Ömer Şevki Efendi ile Fatma Hanım’ın oğlu Ömer Seyfettin, 11 Mart 1884’te Balıkesir Gönen’de dünyaya geldi.

Usta edebiyatçı, 7 yaşına kadar kaldığı Gönen’de, 4 yaşından itibaren medrese eğitimi veren mahalle mektebine gitti.

Babasının Ayancık’a atanmasının ardından sübyan mektebine başlayan yazar, verilen eğitimi beğenmeyen ailesi tarafından 1892’de İstanbul’da Mekteb-i Osmani’ye yazdırıldı.

Ömer Şevki Efendi, kendisi gibi asker olmasını istediği oğlunu, Eyüpsultan Askeri Baytar Rüştiyesine yerleştirdi.

Burada tiyatroyla da tanışan ve yazmaya ilgi duyan Seyfettin, rüştiyeden arkadaşı Aka Gündüz ile Edirne Askeri İdadisinde eğitimine devam etti.

Her iki okul, usta yazarın askeri kimliğinin yanı sıra edebiyata yönelmesinde önemli rol oynadı.

İlk şiiri Mecmua-i Edebiyye’de yayımlandı

İdadinin son sınıfındayken, yazdığı şiirleri çeşitli dergilere gönderen Seyfettin’in ilk şiiri, Mecmua-i Edebiyye’de okuyucuyla buluştu.

Ömer Seyfettin, 1900’de İstanbul Kara Harp Okuluna girdi. Okuldan 1903’te mezun olan yazar, kura sonucu Kuşadası Redif Taburuna atandı. Aynı yıl taburda yaşanan karışıklıklar dolayısıyla göreve Kuşadası’nda değil Rumeli’de başladı.

Selanik ve Manastır’a bağlı Pirlepe’de çeşitli görevlerde bulunan yazar, elde ettiği başarılar dolayısıyla 2 liyakat madalyasıyla ödüllendirildi. İsyanın bastırılmasının ardından 6 Eylül 1904’te bağlı bulunduğu taburla Kuşadası’na döndü.

Askeri okullardaki eğitimini başarıyla tamamlayan Seyfettin, 1907’de İzmir’de açılan Jandarma Okulunda öğretmenlik yaptı ve jandarma örgütünün İzmir’deki kuruluş çalışmalarında yer aldı.

Ömer Seyfettin, burada “İzmir”, “Ahenk” ve “11 Temmuz” adlı gazete ve dergilerde yazılar kaleme aldı.

Önemli yazar ve fikir adamlarını tanıdı

Usta edebiyatçı, Baha Tevfik, Şahabettin Süleyman ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu gibi önemli yazar ve fikir adamlarıyla tanıştı. Yazar, idadiden arkadaşı Aka Gündüz’den sonra edebi çevresini genişletmeye başladı.

Baha Tevfik’in teşvikiyle Fransızcasını ilerleten Seyfettin’in bu dilde yazdığı birkaç şiir, “Perviz” imzasıyla “Mercure de Soleil” mecmuasında yayımlandı. Aynı yıllarda “Serbest İzmir”, “Sedad” ve “Muktebes” adlı süreli yayın organlarında Seyfettin’in yazı ve şiirleri okuyucuya ulaştı.

Ömer Seyfettin, ordudaki görevinden 1911’de ayrılarak Selanik’e gitti. Askeri rüştiyede başlayan şiir yazma merakı, artık hayatı boyunca sürdürmek istediği bir uğraş haline geldi.

Selanik ve Manastır’da yayımlanan “Bahçe”, “Kadın”, “Hüsn ve Şiir”, “Tenkid” ve “Piyano” mecmualarına şiirler gönderen yazar, Fransız edebiyatından, özellikle Catulles Mendes’ten çeviriler de yaptı.

Edebiyat-ı Cedide topluluğuna uygun şiirler ya da Fransız edebiyatından çevirilerle meşgul olan usta kalem, daha önce bir iki deneme yaptığı hikayeye, bir daha vazgeçmemek üzere döndü.

Seyfettin ve arkadaşları, 1911’de “Genç Kalemler” dergisini okurla buluşturdu. Derginin ilk sayısında Seyfettin’in imzasız yazdığı “Yeni Lisan” adlı başmakale, milli edebiyatın meydana gelmesinde ilk basamağı teşkil etti. Türklerde edebiyat alanında yeni bir uyanışın gerçekleştiğine işaret eden makale ve dergi, Türk edebiyatının dönüm noktalarından biri olarak gösterildi.

Balkan Savaşları başlayınca orduya döndü

Yazar Seyfettin, Balkan Savaşları’nın başlaması üzerine, yaklaşık 1 yıllık yoğun matbuat ve edebi faaliyetten sonra yeniden orduya döndü.

Garp ordusunda önce Kosova’da Sırplara, sonra Yanya’da Yunanlılara karşı yaklaşık 5 ay savaşan Seyfettin, esir düştü ve Atina yakınlarındaki Nafliyon kasabasında 10 ay kadar esaret hayatı yaşadı. Yazar, 17 Aralık 1913’te İstanbul’a döndü.

Esaret yıllarını tefekkür dönemi olarak değerlendiren usta edebiyatçı, bir taraftan hikayeler kaleme alırken diğer taraftan dil, kültür ve hayat üzerine düşüncelerini geliştirmeye çalıştı.

Ziya Gökalp ile tanışmasının ardından memleket gerçeklerine yönelen yazar, ilk hikayesini Balkanlar’daki görevi sırasında tuttuğu günlüklerden hareketle “İrtica Haberi” adıyla Genç Kalemler’de yayımladı.

Usta edebiyatçı, 23 Şubat 1914’te askerlikten bir kez daha ayrılarak İstanbul’a döndü.

Kısa süre sonra annesini kaybeden yazar, “Türk Sözü” ile yeniden yazarlığa başladı ve bir süre de “Yeni Mecmua”nın yayın sorumluluğunu üstlendi.

Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Erkek Muallim Mektebi’nde öğretmenlik yapan yazar Seyfettin, Ali Canip ile kısa süre Tetkikat-ı Lisaniye’de encümen üyeliği yaptı. Ömer Seyfettin, ders kitapları ve müfredat çalışmalarına katıldı, kaleme aldığı yazılarında ise yabancı okulların kapatılması ve bunların yerine milli okulların açılması yönünde görüşlerini dile getirdi.

Harbiye Nezaretinin kültür ve sanat adamları için 1915’te Çanakkale cephesine düzenlediği geziye katılan usta kalem, aynı yıl İttihat ve Terakki Fırkası’nın ileri gelenlerinden Besim Ethem Bey’in kızı Calibe Hanım ile evlendi.

Çiftin, Hatice Fahire Güner adını verdikleri kızı, 1917’de dünyaya geldi. Seyfettin, çok uzun sürmeyen bu evliliğin ardından 1918’de yalnızlık ve bekarlık günlerine döndü.

Yeni Mecmua’da, hikayeciliği yönünden en üretken yıllarını yaşadı

Ömer Seyfettin’in Yeni Mecmua’nın başında bulunduğu dönem, hikayeciliği yönünden en üretken yıllar oldu. “Eski Kahramanlar” serisindeki hikayelerini de yazdığı 1917-1918’de, 32 hikayesi yayımlandı.

Usta hikayeci, ölümüne kadar geçen sürede bir taraftan sağlık problemleriyle uğraşırken diğer yandan kalem faaliyetlerine ve öğretmenliğe devam etti. İşgal günlerinin acı ve endişesi içinde hastalığı ilerleyen yazar, yatağa düştü.

Henüz 36 yaşındayken 6 Mart 1920’de şeker hastalığı nedeniyle vefat eden Ömer Seyfettin’in cenazesi, Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı’na defnedildi. Burası tramvay garajı yapılınca Seyfettin’in kabri, 23 Ağustos 1939’da Zincirlikuyu Mezarlığı’na taşındı.

150’ye yakın hikaye kaleme aldı

Ömer Seyfettin’in 100’e yakın şiiri, ölümünden sonra bulunan el yazıları ve arkadaşlarına gönderdiği mektuplarda yer aldı.

Roman denemeleri “Ashab-ı Kehfimiz”, “Harem”, “Yalnız Efe” ve “Efruz Bey” ile 150 civarında hikayeyi kaleme alan yazar, mensur şiir, fıkra, hatırat, mektup, makale ve çeşitli türlerdeki tercümelerden oluşan geniş bir külliyata imza attı.

Modern Türk hikayeciliğinin kurulmasında öncü rol üstlenen Seyfettin, hikayelerinin konularını belirlerken sadece kişisel tecrübesiyle sınırlı kalmadı.

Seyfettin, çocukluğundan itibaren okuduğu okullar, çalıştığı, gezip gördüğü yerlerde edindiği izlenimler, duyduğu, dinlediği olaylar, okuduğu kitapların yanında, yaşadığı devirdeki sosyal ve siyasi olaylar, Türk tarihi, Türk kültür ve medeniyeti gibi konularla hikayelerinin çerçevesini oluşturdu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/turk-edebiyatinin-guclu-kalemi-omer-seyfettin/feed/ 0
Türk şiirinde ahengin kalemi: Cenap Şahabettin https://www.foxhaber.com.tr/turk-siirinde-ahengin-kalemi-cenap-sahabettin/ https://www.foxhaber.com.tr/turk-siirinde-ahengin-kalemi-cenap-sahabettin/#respond Mon, 12 Feb 2024 21:09:34 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=3274 Kuzey Makedonya sınırlarındaki Manastır şehrinde 1871’de doğan şair, babası Binbaşı Osman Şahabettin Bey’in 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Plevne’de şehit düşmesinin ardından ailesiyle İstanbul’a geldi.

Tophane’deki Feyziye Mektebi’nde ilk öğrenimi tamamlayan Şahabettin, Eyüp Askeri Rüşdiyesi’ne başlasa da okulun yıkılması üzerine, Gülhane Askeri Rüşdiyesi’ne devam etti ve askeri liseden 1880’de mezun oldu.

Cenap Şahabettin, kura ile Tıbbiye İdadisi’ne girdi, iki yıl okuduktan sonra Askeri Tıbbiye’nin 5. sınıfına kabul edildi.

Doktor yüzbaşı olarak 1889’da okulu bitiren şair, iyi bir derece ile mezun olduğu için 1890 yılında cilt hastalıkları alanında eğitim görmek üzere devlet tarafından Paris’e gönderildi.

Paris’te dört yıl kalan usta edebiyatçı, döndükten sonra Mersin, Rodos ve Cidde’de karantina hekimliği ve sıhhiye müfettişliği görevlerinde bulundu.

Önce divan şiiri, ardından Batı tarzına yöneldi

Henüz 14-15 yaşlarındayken divan gazellerini taklit ederek şiire başlayan ve ilk şiirlerini okuldayken yazan usta edebiyatçının ilk eserleri, 1885’te Muallim Naci’nin yönettiği “Saadet” gazetesinde yayımlandı.

Şahabettin, “Mekteb”, “Hazine-i Fünun”, “Maarif” ve “Malumat” dergilerinde şekil, içerik ve anlatım bakımından farklı şiir denemelerinde bulundu. Usta şair önceleri Muallim Naci’nin etkisiyle divan şiiriyle ilgilense de daha sonra Recaizade Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamid Tarhan’dan etkilenerek Batı tarzı şiire yöneldi.

Dönemin önemli edebiyat dergisi “Servet-i Fünun”da şiirleri yayımlanan şair, zamanla Tevfik Fikret ve Halit Ziya Uşaklıgil ile Servet-i Fünun edebiyatının üç önemli isminden biri oldu ve şiirleriyle dönemin edebiyat dünyasında çokça tartışıldı.

Şahabettin, bir süre sonra “Servet-i Fünun” şairlerinden ayrılarak bireysel şiiri tercih etti ve şiirde heceyi müzikle uyumlu kullanmayı savundu.

Şiiri “Sözcüklerle yapılmış resim” olarak tanımlıyordu

Usta şair, Tanzimat’tan sonra Batı edebiyatı tesirinde gelişen Türk şiirinde Abdülhak Hamid’in ardından en büyük yenilikleri yapanlar arasında yer aldı; İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra Meclis-i Kebir-i Sıhhi üyeliği ve Daire-i Umur-ı Sıhhiyye müfettişliği görevlerini üstlendi.
Bir dönem düz yazıya yönelen ve “Tanin”, “Hürriyet”, “Kalem”, “Hak” gazetelerinde makaleler yazan Şahabettin, “Sözcüklerle yapılmış bir resim” olarak tanımladığı şiirde, aşk ve tabiat konularına ağırlık verdi.

Cenap Şahabettin’i, Balkan Savaşlarından sonra birkaç kez Avrupa’ya gönderen “Tasvir-i Efkar” gazetesi, usta kalemin yazılarını, “Avrupa Mektupları” başlığıyla yayımladı.

Hekimlikten 1914’te emekliye ayrılarak Darülfünun’da Türk edebiyat tarihi, Batı edebiyatı ve Fransızca dersleri okutan şair, Birinci Dünya Savaşı yıllarında ise 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın davetiyle Suriye’ye gitti. Şahabettin’in bu gezileri, 1918’de “Suriye Mektupları” adıyla okura ulaştı.

Şahabettin, nesir alanında eserler verdiği gibi tiyatroyla da ilgilendi; 2. Meşrutiyet döneminde hız kazanan tiyatro çalışmalarına katılarak, “Sahne-i Osmaniye” ve “Darülbedayi” gibi toplulukların edebi kurullarında görev aldı.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Milli Mücadele’yi küçümseyen sözler sarf ettiği ileri sürülerek, öğrenciler ve diğer bazı hocalar tarafından aleyhinde gösteriler düzenlenen usta şair, 1922’de Ali Kemal, Rıza Tevfik, Hüseyin Daniş ve Barsamyan Efendi’yle üniversitedeki görevinden istifa etmek zorunda kaldı.

Başarılı edebiyatçı, yaşamının son yıllarında yoğun bir şekilde Fransızca-Türkçe sözlük üzerinde çalışsa da, eseri tamamlayamadan, beyin kanaması nedeniyle 12 Şubat 1934’te İstanbul’da vefat etti. Usta şairin cenazesi, Bakırköy Mezarlığı’nda kızı Destine Hanım’ın yanına defnedildi.

Türk edebiyatında şair kimliği ile ön planda olan Şehabettin, Meşrutiyet’in ilanına kadar çoğunlukla şiir yazdı, 1908’den sonra ise nesirler kaleme aldı. 1908 öncesi 179, sonrası sadece 30 şiir yayımlayan yazar, 1908’e kadar 95 makale, bu tarihten sonra ise 903 makalesini okurlarla buluşturdu.

Mustafa Asım Efendi, Muallim Naci ve mahalle komşuları Şeyh Vasfi, çocuk yaşta şiire ilgi duyan Şahabettin’i bu alana çekerek ona ilk şiir bilgileriyle şiir yazma zevkini aşıladı.

Üç isim de dönemlerinde divan edebiyatı geleneğini sürdüren şairlerdendi. Usta şairin kaleme aldığı gazel özelliği bulunan ilk şiiri, 1885’te Saadet gazetesinde yayımlandı.

İlk iki yıl yazdığı 19 şiirin tamamı gazel, çoğu da Şeyh Vasfi, Muallim Naci ve Namık Kemal’in gazellerine yapılmış nazire veya tahmistir. Bu yıllardan sonra Abdülhak Hâmid ve Recâizâde Mahmud Ekrem tesiri daha belirli hale gelir.

Eserleri

Şiir: “Tamat”, “Seçme Şiirleri”, “Bütün Şiirleri”, “Elhan-ı Şita”, “Yakazat-ı Leyliye”

Tiyatro: “Yalan”, “Körebe”, “Küçükbeyler”, “Merdud Aile”

Gezi yazısı: “Hac Yolunda”, “Afak-ı Irak”, “Avrupa Mektupları”, “Suriye Mektupları”, “Medine’ye Varamadım”

Düz yazı: “Evrak-ı Eyyam”, “Nesr-i Harp”, “Nesr-i Sulh”

İnceleme: “William Shakespeare”, “Kadı Burhanettin”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/turk-siirinde-ahengin-kalemi-cenap-sahabettin/feed/ 0
Sevgiyi öğreten adam: Cemal Süreya https://www.foxhaber.com.tr/sevgiyi-ogreten-adam-cemal-sureya/ https://www.foxhaber.com.tr/sevgiyi-ogreten-adam-cemal-sureya/#respond Mon, 08 Jan 2024 21:18:35 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=2046 Şiirin yanı sıra deneme, çocuk kitabı, günce, derleme ve tenkit yazıları kaleme alan, şiir ve düz yazı tercümesi yapan edebiyatçının gerçek adı Cemalettin Seber idi.

Hüseyin ve Gülbeyaz çiftinin oğlu olarak, Erzincan’da 1931’de dünyaya gelen Süreya’nın ailesi 1938’de sürgün edilince, Tunceli Pülümür’den Bilecik’e gitmek zorunda kaldı.

Kimi kaynaklara göre 1937’de, kimi kaynaklara göre ise sürgünden 6 ay sonra, 23 yaşında olan annesini kaybeden Süreya, iyi bir eğitim alması için İstanbul’da yaşayan halasının yanına gönderildi.

Bir yıl sonra babası, diğer çocuklarını da alarak İstanbul’a geldi ve çalışmaya başladı. Ancak aile yeniden, sürgün yeri Bilecik’e gönderildi.

Bilecik Ortaokulu’na başlayan Süreya, 1944’te babasıyla evlenen üvey annesi Esma’nın eziyetinden kaçmak için parasız yatılı okul sınavlarına girdi.

Derslerdeki başarısıyla öğretmenlerinin dikkatini çekti

Türkçe ve edebiyat derslerindeki başarısıyla öğretmenlerinin dikkatini çeken Süreya, 1947’de parasız yatılı olarak girdiği Haydarpaşa Lisesi’nin ardından, 1950’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nde eğitim gördü.

Cemal Süreya, üniversitede öğrenciyken 23 Kasım 1953’te Seniha Hanım ile evlendi. Çiftin 3 Ağustos 1955’te kızları Ayçe dünyaya geldi.

Okuldan 1954’te mezun olan ve aynı yıl Eskişehir Vergi Dairesinde stajyer olarak göreve başlayan Süreya, Teftiş Kurulu sınavını kazanarak 11 Ağustos 1955’te maliye müfettiş yardımcısı olarak İstanbul’a gitti.

İkinci Yeni şiirinin öncülerinden kabul edildi

İlk şiiri “Şarkısı Beyaz” 1953’te “Mülkiye” adlı okul dergisinde çıkan Süreya, “İkinci Yeni” şiirinin öncülerinden biri kabul edildi.

Eserlerindeki ironiyi ortaya koyan “Gül” şiiri, Yeditepe dergisinde yayımlandığında 23 yaşında olan Süreya, Sezai Karakoç, Muzaffer Erdost, Nihat Kemal Eren ve Hasan Basri ile yakın arkadaş oldu.

Hem şiirleri hem de yazılarının yayımlanmasıyla dergi çıkarma düşüncesine giren Süreya, Temmuz 1959’da başladığı askerlik görevini 31 Aralık 1960’ta tamamladı.

Askerliğini yaparken fark dersleri vererek hukuk diploması da alan usta edebiyatçı, 1 Ağustos 1960’ta “Papirüs” dergisinin ilk sayısını yayımladı. Dört sayfalık dergiye ikinci sayıdan sonra 8 ay ara veren şair, üç sayı sonra Temmuz 1961’de dergiyi kapattı.

Maliye Bakanlığı tarafından bir yıllığına gönderildiği Paris’ten 1964’te İstanbul’a geri dönen Cemal Süreya, Maliye Teftiş Kurulundan arkadaşları Sezai Karakoç ve Doğan Yel ile 31 Temmuz 1965’te istifa ederek edebiyata ağırlık verdi.

Süreya, 1 Haziran 1966’da 3. kez “Papirüs”ü okuyucuyla buluşturdu ve Mayıs 1970’e kadar düzenli olarak aylık yayımladı.

Maliye Bakanlığındaki memuriyetine 1971’de dönen şair, İstanbul Hocapaşa Vergi Dairesi, Maliye Tetkik Kurulu, İstanbul Darphane ve Damga Matbaası Müdürlüğünde de görev yaptı.

Başyazılarını yazdığı “Oluşum” dergisinde ve kurucularından olduğu “Türkiye Yazıları” dergisinde yöneticilik de üstlenen Süreya, 1977’de “Politika” gazetesinin sanat sayfasında haftada bir yazdığı “Günübirlik” yazılarıyla gazete yazarlığına başladı.

Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyeliği yaptı

Kültür Bakanlığı Kültür Yayınları Danışma Kurulu üyeliği de yapan ve “Papirüs”ü son olarak 15 Mart 1981’de çıkaran Süreya, çeşitli devlet kademelerinde görev aldıktan sonra 1982’de emekli oldu.

Eserlerini, Osman Mazlum, Adil Fırat, Ali Fakir, Ali Hakir, Ahmet Gürsu, Hüseyin Karayazı, Birsen Sağanak, Dr. Suat Hüseyin gibi farklı mahlaslarla kaleme alan Süreya, şiirin yanı sıra deneme, çocuk kitabı, günce, tenkit yazısı, şiir ve düz yazı tercümesi ve derleme de yazdı.

Cemal Süreya, ilk kitabı “Üvercinka” ile 1958’de Yeditepe Şiir Ödülünü, Arif Damar’la paylaştı.

İkinci kitabı “Göçebe”yle 1966’da Türk Dil Kurumu Edebiyat Ödülünü, “Sıcak Nal” ve “Güz Bitiği” kitaplarıyla 1988’de Behçet Necatigil Şiir Ödülünü aldı.

Yaklaşık 40 kitabı Fransızcadan Türkçeye çeviren ve dört kez evlenen Süreya, 9 Ocak 1990’da hayatını kaybetti ve Kulaksız Mezarlığı’na defnedildi.

Usta edebiyatçının eserlerinden bazıları şöyle:

“Şapkam Dolu Çiçekle”, “Göçebe”, “Günler”, “Güz Bitiği”, “Sevda Sözleri”, “Üvercinka”, “Uzaktan Seviyorum Seni”, “Günübirlik”, “Uzat Saçlarını Frigya”, “Aydınlık Yazıları / Paçal”, “Papirüs’ten Başyazılar”, “Onüç Günün Mektupları”, “Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi”, “Güvercin Curnatası”, “Mülkiyeli Şairler”, “Oluşum’da Cemal Süreya”, “Yüz Aşk Şiiri”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/sevgiyi-ogreten-adam-cemal-sureya/feed/ 0
İstiklal Marşı şairi: Mehmet Akif Ersoy https://www.foxhaber.com.tr/istiklal-marsi-sairi-mehmet-akif-ersoy/ https://www.foxhaber.com.tr/istiklal-marsi-sairi-mehmet-akif-ersoy/#respond Tue, 26 Dec 2023 21:18:23 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=1547 Fatih’te 20 Aralık 1873’te dünyaya gelen Ersoy’un babası Fatih Medresesi müderrislerinden İpekli Mehmet Tahir Efendi, annesi ise Emine Şerif Hanım’dı.

Eğitim hayatına Fatih’te Emir Buhari Mektebinde dört yaşındayken başlayan Mehmet Akif, yaklaşık iki yıl sonra Fatih İlkokulu’na geçti. İlkokul tahsilini burada tamamlayan milli şair, 1882’de Fatih Merkez Rüştiyesinde eğitimine devam etti.

İstiklal şairi, rüştiye mektebinde 3 yıl geçirdikten sonra, mülkiye mektebinde eğitim hayatını sürdürdü.

Babasının vefat etmesi ve evlerinin yanması sonucu zor günler geçiren Mehmet Akif, ailesinin geçimini sağlamak üzere mülkiye mektebindeki eğitimini bırakıp veteriner yüksekokuluna girdi.

İlk şiiri 19 yaşında yayımlandı

Halkalı Ziraat ve Baytar Mektebi’ni birincilikle tamamlayan Mehmet Akif Ersoy, Orman ve Ma’adin ve Zira’at Nezareti fen heyetinin, baytarlık işlerine bakan beşinci şubesine müfettiş muavini olarak atandı.

Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey’in kızı İsmet Hanım ile 1894’te evlenen Mehmet Akif’in Cemile, Feride, Suad, İbrahim Naim, Emin ve Tahir isimlerinde 6 çocuğu dünyaya geldi.

İlk şiiri Destur’u 19 yaşındayken yazan usta edebiyatçının 1893 ve 1894’te Hazine-i Fünun Dergisi’nde gazelleri, 1895’te de Mektep Mecmuası’nda Kur’an ve Hitab adlı şiiri yayımlandı.

Mehmet Akif Ersoy, “Sa’di” mahlası ile 1900’lü yılların başına kadar gazetelere ve dergilere şiirler gönderdi.

2. Meşrutiyet’in ilanından sonra Sırat-ı Müstakim dergisinin başyazarı olan milli şair, 24 Kasım 1908’de aralarında Ahmet Mithat Efendi, Namık Kemalzade Ali Ekrem ve Tevfik Fikret gibi döneminin öne çıkan isimlerinin de yer aldığı Darülfünun Edebiyat Şubesi birinci sene “Edebiyat-ı Osmaniye” muallimliğine tayin edildi.

Ersoy’un dergide yayımlanan şiirlerinin yer aldığı Birinci Safahat, 1911’in nisan ayında basıldı. Dergi, Ersoy’un, dönemin Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa’yı yerdiği gerekçesiyle örfi idarece kapatıldı.

Şiirlerini “Safahat”ta topladı

Şiirlerini 7 kitap halinde “Safahat” isimli eserinde toplayan Ersoy, 1911’de yazdığı ilk bölümde Osmanlı toplumunun meşrutiyet dönemini, 1912’de yazdığı “Süleymaniye Kürsüsünde” Osmanlı aydınlarını kaleme aldı.

Milli şair, “Halkın Sesleri” adlı üçüncü bölümü 1913’te yazarken, “Fatih Kürsüsünde” isimli eserini ise 1914’te kaleme aldı.

I. Dünya Savaşı hakkında görüşlerini 1917’de yazdığı “Hatıralar” eserinde işleyen Ersoy, 1924’te “Asım”ı, 1933’te ise 7. bölüm olan “Gölgeler”i okuyucuyla buluşturdu.

Milli şair, Türk milletinin hürriyet mücadelesi için yazdığı “İstiklal Marşı”nı “Safahat” eserine koymadı.

“Kur’an’dan Ayet ve Hadisler” ile “Mehmet Akif Ersoy’un Makaleleri” adlı çalışmaları ise vefatının ardından okunabildi.

Arabistan’a 1917’de görevli olarak giden Mehmet Akif, 1918’de İstanbul’da kurulan Darul-Hikmet-i İslamiye Cemiyeti’nde başkatip olarak çalışmaya başladı. “Asım’ın Nesli”ne Eylül 1919’da başlayan Ersoy, 1924’e kadar şiir yazmaya devam etti.

Vatan mücadelesi için Anadolu’ya gitti

Milli mücadeleye desteğini artırmak için Anadolu’ya giden şair, Ankara’ya izinsiz gittiği gerekçesiyle Darul-Hikmet-i İslamiye Cemiyeti’ndeki görevinden azledildi.

Ankara’ya giden Mehmet Akif Ersoy, Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 5 Haziran 1920’de Burdur milletvekili seçildi.

İstiklal mücadelesinde Anadolu’da etkili olan Akif’in, Kastamonu’daki Nasrullah Camii’nde verdiği vaazı basılarak diğer illere ve cephelere dağıtıldı.

Mehmet Akif Ersoy, 48 yaşında Taceddin Dergahı’na yerleşti ve İstiklal Marşı’nı burada yazdı. 500 lira ödüllü İstiklal Marşı yarışmasına katılmayan milli şair, Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Beyin ricası ve arkadaşı Hasan Basri Beyin teşvikiyle yazmaya başladı.

İstiklal Marşı 17 Şubat’ta Sırat-ı Müstakim ve Hakimiyet-i Milliye’de yayımlandı. Bakan Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunan İstiklal Marşı, ayakta alkışlandı. İstiklal Marşı 12 Mart 1921’de “Milli Marş” olarak kabul edilirken, Ersoy kendisine ödül olarak takdim edilen 500 lirayı hayır kurumuna bağışladı.

Abbas Halim Paşa’nın davetiyle 1923’te Mısır’a giden Ersoy, Kahire Üniversitesinde Türk Edebiyatı dersleri verdi.

Milli şair, Abbas Halim Paşa’nın vefatından sonra rahatsızlanmasının ardından 1935’te Lübnan’a gitti. Lübnan’da sıtmaya yakalanan Mehmet Akif 1936’da Antakya’ya geldi.

Sonrasında İstanbul’a dönen istiklal şairi, Abbas Halim Paşa’nın Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’na yerleşti.

Nişantaşı’nda tedavi gören Mehmet Akif, 27 Aralık 1936’da Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’ndaki dairede 63 yaşında hayata gözlerini yumdu.

Mili Şair Mehmet Akif Ersoy’un Edirnekapı Şehitliği’nde bulunan kabri ve Ankara’dayken yaşadığı, sonrasında da müzeye çevrilen Taceddin Dergahı binlerce kişi tarafından ziyaret ediliyor.

Doğum tarihi 20 Aralık, vefat tarihi ise 27 Aralık olan Ersoy, “20-27 Aralık Mehmet Akif Ersoy’u anma Haftası” dolayısıyla da çeşitli etkinliklerle yad ediliyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/istiklal-marsi-sairi-mehmet-akif-ersoy/feed/ 0