Sinema – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Wed, 13 Nov 2024 21:06:29 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Rahma Filmine Vietnam’da Jüri Özel Ödülü https://www.foxhaber.com.tr/rahma-filmine-vietnamda-juri-ozel-odulu/ https://www.foxhaber.com.tr/rahma-filmine-vietnamda-juri-ozel-odulu/#respond Wed, 13 Nov 2024 21:06:29 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/rahma-filmine-vietnamda-juri-ozel-odulu/ YönetmenFaysal Soysal’ın üçüncü uzun metraj film projesi “Rahma”, Vietnam’da ödül kazandı.

Vietnam’ın başkenti Hanoi’de bu yıl yedincisi düzenlenen “Hanoi Uluslararası Film Festivali”nin geliştirme bölümünde yarışan film, “Jüri Özel Ödülü”ne layık görüldü.

Festivalin geliştirme bölümünde Bangladeş, Malezya, Hindistan, Türkiye, Arjantin ve Vietnam’dan 8 proje yarıştı.

Bir hafta süren festivalde iki gün konuk olarak ağırlanan yönetmen Soysal, “Rahma” projesini tanıtmanın yanı sıra Türk sineması hakkında da Vietnamlı sinemaseverlere bilgi aktardı.

Soysal, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, çekimlerine hazırlandığı “Rahma” filminin ödüle değer görülmesinden mutluluk duyduğunu ifade ederek, “Vietnam’da düzenlenen festivalde bulunmak benim için farklı bir deneyimdi. Festivallerin en güzel tarafı farklı coğrafyalardan insanlarla bir araya gelmek, onları sinema penceresinden tanıyabilmek. İki günlük konukluğum sırasında bölgenin sineması hakkında yakından fikir edinme fırsatım da oldu. Hanoi Uluslararası Film Festivali’nin değerli jürisine projemi ödüle layık gördükleri için teşekkür ediyorum. Festival yönetimine ve ekibini de başarılı organizasyonları için kutluyorum.” dedi.

Proje, 2023’te TRT 12 Punto Senaryo Geliştirme Platformu’ndan “Ön Alım”, geçen ay Çanakkale’de ilki düzenlenen Troya Proje Geliştirme Platformu’ndan ise “En İyi Proje” ödüllerini kazanmıştı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü tarafından da desteklenen “Rahma”, yurt dışında da BulgaristanKültür Bakanlığı Film Fonu’ndan ortak yapım desteği aldı.

Konusunda “Anne sadece doğuran kişi midir, yoksa daha çok bağ kuran mıdır?” sorusunun cevabını arayacak olan film için ayrıca Balkon Film Yapım ve Ars Digital Yapım ortaklığında Avrupa’nın büyük fonu olan Euroimage’a da başvuru için hazırlanılıyor.

Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/rahma-filmine-vietnamda-juri-ozel-odulu/feed/ 0
Tarık Akan’ın Yol filmindeki atı vurma sahnesi hafızalarda; yönetmen vur dedi, vurmadım https://www.foxhaber.com.tr/tarik-akanin-yol-filmindeki-ati-vurma-sahnesi-hafizalarda-yonetmen-vur-dedi-vurmadim/ https://www.foxhaber.com.tr/tarik-akanin-yol-filmindeki-ati-vurma-sahnesi-hafizalarda-yonetmen-vur-dedi-vurmadim/#respond Thu, 26 Sep 2024 16:00:12 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/tarik-akanin-yol-filmindeki-ati-vurma-sahnesi-hafizalarda-yonetmen-vur-dedi-vurmadim/ Tarık Akan'ın Yol filmindeki atı vurma sahnesi hafızalarda; yönetmen vur dedi, vurmadım

Yılmaz Güney’in senaryosunu yazdığı, Şerif Gören’in ise yönetmen koltuğunda oturduğu Yol filmi, 1981’de çekildi. Film vizyona girdiğinde büyük beğeni kazandı.

Türk Sineması’nın önemli yapımları arasına kısa sürede girmeyi başardı. Filmde Seyit karakterini canlandıran ve aramızdan ayrılan oyuncu Tarık Akan’ın atı vurma sahnesi var ki; izleyince etkilenmemek elde değil.

Tarık Akan’ın yazdığı Anne Kafamda Bit Var kitabında anlatıyor. Akan,atı vurmak istemediğini söyledi. Önce ata bir iğne yapıldığını, at biraz gittikten sonra düşüp bayılacak ve kendisi atın kafasına tek kurşun sıkacaktı. Senaryo bu şekildedir fakat Tarık Akan buna asla cesaret edememiş.

Gerisini yazdığı kitaptan okuyalım;

“BAŞÇAVUS BİR KURŞUNDAN FAZLA VERMİYORDU”

“Atı vuracağım sahne çekilirken, hayvancığa uyuşturucu iğne yapıldı. At yere yığıldı. Yakın planların hepsi çekildi: Donmuş bir el, ateş edemeyen bir el, ısıtılmaya çalışılan bir el ve atın yakın planları böylece aradan çıktı. Sıra öldürme planının çekimine gelmişti. Kamera uzağa gitti, genel bir plan çekilecekti. Silah elimdeydi ve içinde bir tek kurşun vardı. Başçavuş bir kurşundan fazla vermiyordu. Şerif Gören, “Kamera!” diyecekti ve ben kısa bir süre sonra atın kafasına bir kurşun sıkacaktım. Karların ortasında ben ve yerde yatan atım trajik bir şekilde yerlerimizi almıştık.”

Sayfa: 176

“YAPAYACAĞIM ŞERİF, STOP”

Tarık akan o etkileyici sahneyi şöyle anlatıyor;

Kamera uzakta hazırlanırken at gözlerini açıp bana yalvarır gibi baktı. Kafasını kaldırmak istedi. Sanki bana doğru gelmek istiyormuş gibime gelmişti. Bu arada Şerif Gören, “Kamera!” diye bağırdı.
Bekledi. Burada tabancamı çekmeli ve kurşunu atın kafasına sıkmalıydım. Ama yapamıyordum işte.
“Ateş etsene! Ateş et!” diye bağırdı Şerif.
“Yapamayacağım Şerif, stop!” diye seslendim.

YILMAZ GÜNEY ARAYA GİRİYOR

Tarık Akan atı vuramayınca Yılmaz Güney’in yeğeni araya girip görevi üstleniyor ve sahneler onunla tekrar çekiliyor. Lakin at ölmüyor, başçavuş da başka mermi vermeyince ortalık karışıyor ve Tarık Akan başçavuşun yakasına yapışıyor. Uzun uğraşlar sonucu ikna edilen başçavuşun verdiği mermiyle at öldürülüyor ve sahnenin çekimi bitiyor. Filme dikkatlice bakarsanız atı vuranın sadece eli görünüyor ve yüzü saklanıyor.

ensonhaber iconErgül Tosun
Editör

Haber Kaynak : ENSONHABER.COM

“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/tarik-akanin-yol-filmindeki-ati-vurma-sahnesi-hafizalarda-yonetmen-vur-dedi-vurmadim/feed/ 0
Müjde Ar: Yorulmaz ve yılmaz bir insan hakları savunucusu, sıkı bir feministim https://www.foxhaber.com.tr/mujde-ar-yorulmaz-ve-yilmaz-bir-insan-haklari-savunucusu-siki-bir-feministim/ https://www.foxhaber.com.tr/mujde-ar-yorulmaz-ve-yilmaz-bir-insan-haklari-savunucusu-siki-bir-feministim/#respond Tue, 11 Jun 2024 21:22:07 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=8146 1989 yılında kurulan Sinema Türk Film Merkezi Derneği’nin bünyesindeki Münih Türk Film Günleri başladı. 35 yıldır tamamen gönüllülerden oluşan bir ekip tarafından hazırlanan festivalde 450 eser arasından seçilen 27 film yer aldı. Türkiye’den deneyimli yapımcı ve yönetmenlerin hazırladığı bağımsız sanat filmleri seçkisi dokuz uzun metraj, sekiz belgesel ve on kısa filmden oluştu.

MÜJDE AR’A ONUR ÖDÜLÜ

Bu yıl odak noktasına tüm engelleri aşan güçlü kadınları koyan festival, 50. yılını kutlayan Türk sinemasının yıldızlarından Müjde Ar’ı ‘Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü’ne değer gördü. München Royal Film Palast’ta gerçekleştirilen galaya Müjde Ar ile eşi Ercan Karakaş, Münih Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Verena Dietl, Avrupa Sosyal Demokrat Halk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Necip Şahin de katıldı.

DİETL: MÜJDE AR BÜYÜK BİR İDOL

Sunuculuğu Esra Şahin ve Erkan Taşkıran’ın, çevirileri Şükran Atay ve Aylin Romey’in yaptığı galada sahneye davet edilen Belediye Başkanı Verena Dietl, “Münih Türk Film Günleri bugüne kadar pek çok tanınmış başarılı sanatçıyı ağırladı. Fakat Müjde Ar gibi bir şöhret sanırım ilk kez burada. O Türkiye’de büyük bir film idolü ve Türkiye’de yaşamış ya da orada kökleri olan herkes ona saygı duyuyor. Kariyeri 1974 yılında başlamıştı. Bugün sadece Münih Türk Film Günleri’nin 35. yılını değil, Müjde Ar’ın da sahnelerdeki 50. yılını kutluyoruz. Çok
saygıdeğer Müjde Ar, yıl dönümünüzü Münih kentiyle ve şehrin bu festivaliyle paylaştığınız için mutluyum” dedi.

LİNDNER: PEK ÇOK KADINA ROL MODEL OLDU

Sinema Türk’ün ve festivalin kurucularından Margit Lindner, “Müjde Ar konformist olmayan, asi, aynı zamanda şehvetli kadınları canlandırarak Türk sinemasında yeni bir kadın tipi yarattı. Bunu yaparken sinemaseverlerin kalbini kazandı ve Türk sinemasının ikonu haline geldi. 85 fazla filmde önemli karakterlere can veren Müjde Ar, kadının toplumdaki konumunu, cinsiyet eşitsizliğini ve erkek egemen bakış açısını benzersiz bir şekilde sorgulama ve hicvetme cesaretine sahipti. Pek çok kadın için rol model oldu ve kendisinden sonra gelen
pek çok oyuncuyu etkiledi. Sadece rolleri ile Türk sinema tarihinin yarım yüzyılını şekillendirmekle kalmadı, kişiliği ve karakteriyle Türkiye’de kadınların bağımsızlığı ve eşitliği için de bir öncü oldu” diye konuştu.

MÜJDE AR: BEN SIKI BİR FEMİNİSTİM

Daha sonra gecenin yıldızı Müjde Ar alkış sağanağı altında sahneye çıktı ve “Şunu anladım ki, başka hayatlarda var olmak inanılmaz bir zenginlik. 50 yıl boyunca boynunu eğmeden dimdik ayakta durabilmek çok da kolay değil. Ben yorulmaz ve yılmaz bir insan hakları savunucusu ve kadın hakları savunucusuyum. Sıkı bir feministim. Onun için bu ödülü annem Deli Aysel (Gürel) ve ablam Mehtap Ar dahil bütün kadınlara adıyorum. Acı çeken, şiddet gören, haklarını alamayan bütün güzel kadınlara…” ifadelerini dile getirdi.

Konuşmanın ardından yönetmenliğini Kartal Tibet’in yaptığı, Müjde Ar’ın Şener Şen’le başrolü paylaştığı ‘Şalvar Davası’ filminin gösterimi yapıldı.

‘KOMÜNİST OSMAN’ BELGESELİNE YOĞUN İLGİ

Festivalin ikinci gününde yönetmen Gökmen Ulu imzalı ‘Komünist Osman’ belgeseli izleyiciyle buluştu. İzmir Dikili’deki dört dönem süren belediye başkanlığında yerel devrim gerçekleştiren Osman Özgüven ve yoldaşlarının emek, demokrasi, barış mücadelesinin anlatıldığı belgesele Münih yaşayanları ilgi gösterdi.

Salonun tamamen dolduğu etkinlikte, belgesel gösteriminin ardından Gökmen Ulu ve dönemin tanığı olan eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş izleyicilerin sorularını yanıtladı.

KARAKAŞ: CHP PARTİ OKULU’NDA DERS OLARAK GÖSTERİLMELİ

Eski Kültür Bakanlığı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin Avrupa Örgütleri Sorumluluğu yapan SODEV Onursal Başkanı Ercan Karakaş, siyasi yaşamını SODEP, SHP, CHP’de sürdüren yol arkadaşı Osman Özgüven’in sosyal belediyecilikte çığı açtığını vurguladı. Belgeselin, CHP Parti Okulu’nda ders olarak gösterilmesini öneren Ercan Karakaş, “Bu teklifimi Özgür Özel’e de iletmiştim ve olumlu bakmıştı. Başta belediye başkanları olmak üzere bütün belediyecilerin ve partililerin izleyerek feyz alması gerekir” dedi.

ULU: İNSANLARIN KİMLİĞİNE DEĞİL YÜREĞİNE BAKMAK GEREKİR

Gökmen Ulu da gelen bir soru üzerine şöyle konuştu: “Biz Dikili’nin şanslı çocuklarıydık, çünkü Osman Özgüven ve yoldaşlarından iyi şeyler öğrendik. Örneğin, komşumuz Yunan halkına karşı sürekli bir düşmanlaştırma vardı. 1980’lerin darbe yönetiminde bu had safhadaydı. Özgüven ve arkadaşları ise geçmişin acılarından ders çıkarmayı ancak kin gütmemeyi yaşatarak öğretti. Çünkü kin insan yüreğine yüktür. Onlar ‘Savaşın kazananı,
barışın kaybedeni yoktur’ şiarıyla Ege’de dostluk kapısını yeniden açtılar. Karşı kıyıdaki Midilli’den Yunan heyeti gelirken limanda toplanan çocuklar olarak kaygılıydık. O çocuklar arasında arkadaşımız Özgür Özel de vardı. Midilli’den ellerinde çiçekler, yüzlerinde gülücükler, dillerinde şarkılarla geldiler, kucaklaştılar. Gördük ki, gelenler öcü değilmiş, bizim gibi insanlarmış. İşte o zaman anladık, insanların kimliğine değil, yüreğine bakmak gerekir.”

Festival, Tunahan Kurt’un ‘Karganın Uykusu’ Ziya Demirel’in ‘Ela ile Hilmi ve Ali’, Fikret Reyhan’ın ‘Cam Perde’, Kerem Soyyılmaz’ın ‘Rodakis’i Ararken’, Erdem Şenocak’ın ‘Son Hasat’, Katja Bürkle’nin ‘Son Noktada’, Can Merdan Doğan’ın ‘En Uzun Gece’ filmlerinin gösterimleriyle devam edecek.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/mujde-ar-yorulmaz-ve-yilmaz-bir-insan-haklari-savunucusu-siki-bir-feministim/feed/ 0
Türker İnanoğlu’nun vefatı ünlü isimleri yasa boğdu https://www.foxhaber.com.tr/turker-inanoglunun-vefati-unlu-isimleri-yasa-bogdu/ https://www.foxhaber.com.tr/turker-inanoglunun-vefati-unlu-isimleri-yasa-bogdu/#respond Sat, 11 May 2024 21:57:31 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=7192 Bir süredir sağlık sorunları nedeniyle tedavi gören Türker İnanoğlu 88 yaşında yaşamını yitirdi.

‘Bay Sinema’ olarak bilinen yönetmen, senaryo yazarı ve Erler Film’in kurucusu İnanoğlu, 18 yıldır yayınlanan ‘Arka Sokaklar’ dizisinin de eski yapımcısıydı.

Türker İnanoğlu, Yeşilçam’ın ünlü oyuncusu Gülşen Bubikoğlu ile evliydi.

İnanoğlu, yarın saat 10.00’da TİM’de yapılacak törenin ardından son yolculuğuna uğurlanacak.

Türker İnanoğlu’nun ölümünün ardından ünlü isimler sosyal medyadan duygularını paylaştı.

TÜRKAN ŞORAY

“En yakın dostum ,arkadaşım Türker İnanoğlu’nu kaybettik. Yokluğunu şimdiden hissetmeye başladım. Sinema kariyerimi başlatan, hayatımda özel bir yeri olan, değerli setdaşımın kaybından dolayı çok ama çok üzgünüm. Türk sinemasına kendini adamış, yaptığı katkılarla,verdiği emeklerle yapıtlarıyla ve filmleriyle sonsuza kadar yaşayacak unutulmayacak.”

FİLİZ AKIN

“Uzun süredir hastalıklarla uğraşıyordu. Doktorları ve ailesinin bütün gayretine rağmen kurtarılamamış. Hayatında pek çok şeyden de fazla sinemayı seven, gerçekten de son günlerine kadar üreten, önce yönetmen sonra sadece prodüktör olarak devam eden son çınarı, oğlumun babasını kaybettik. Başta eşinin, çocukları Zeynep ve İlker’in, torunlarının ve tüm sinema camiasının başı sağ olsun, sabırlar diliyorum… “Bay Sinema” maalesef yok artık…”

HÜLYA KOÇYİĞİT

“Ah Türker ah… Canım dostum, canım arkadaşım… Gerçek bir sinema emekçisini, Türker İnanoğlu’nu az önce kaybetmişiz… Çok derin bir üzüntü içindeyim. Güle güle ‘Bay Sinema’…. Türk sinemasının temel taşlarından, varlığıyla hep güven veren , huzur veren, mutluluk veren gerçek bir dosttun sen. Türk sineması; ömrünü sinemaya adamış, gece gündüz sadece sinema için yaşayan, sinemaya adeta oyuncu fabrikatörü olmuş önemli bir ismi kaybetti bugün….”

“Ah Türker, geride muhteşem bir dostluk bıraktın öncelikle benim için. Açtığın sinema salonları, ülkemize kazandırdığın video, kurduğun stüdyolar, Erler Film, Türvak, Tim Show Center, Karabük Ünivsetistesi Türker İnanoğlu İletişim Fakültesi ve daha nicesi… Ne kadar önemli izler bıraktın gönlünü bu sektöre vermiş insanlara…”

“Türker İnanoğlu’na Allahtan rahmet, tüm sevenlerine sabır diliyorum. Biricik evlatları sevgili İlker ve sevgili Zeynep size sıkı sıkıya sarılıyorum. Türk sinemasının başı sağ olsun.”

MÜJDE AR

“Türker İnanoğlu’nu sinemanın bir bireyi olarak ifade etmek hafif kalır. Türker İnanoğlu sinemanın kendisiydi. Onun için önce sinema vardı, sonra hayat vardı. Bütün yakın çevresindeki arkadaşlarına inanılmaz bir vefa duyan insandı.”

ERDAL ÖZYAĞCILAR

“Türker ağabey meslek hayatımda bana gösterdiğin sevgiyi, bana gösterdiğin güveni, bana verdiğin öğütleri, Yeşilçam filmleri ve dizi film dünyasında bana öğrettiklerini helal et. Beraber çalıştığımız yapımlarda katkılarım helal olsun. Seni ve kulağıma küpe olan sözlerini unutmayacağım. Hep yüreğimdesin. Nurlar içinde yat.”

EROL EVGİN

“Türk sinema ve televizyon dünyamızın duayeni, değerli dostum Türker İnanoğlu’nu kaybettik. Yapımcı, yönetmen, senarist olarak ömrünü sanata adamış Türker İnanoğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır ve başsağlığı dilerim. Mekânı cennet olsun.”

ALİ SUNAL

“Hoşçakal Türker ağabey. Küçük bir çocukken benimle arkadaşlık yaptığını, Zeynep ile oynayalım diye beni evden alıp kendi evinizde yatılı ağırlamanızı ve uyuyana kadar korktuğum için başımda bekleyip bana masal anlatmanı asla unutmayacağım…”

HAMDİ ALKAN

“Canım Türker ağabeyim mekânın cennet olsun.Huzur içinde uyu.”

EROL EVGİN

“Türk sinema ve televizyon dünyamızın duayeni, değerli dostum Türker İnanoğlu’nu kaybettik. Yapımcı, yönetmen, senarist olarak ömrünü sanata adamış Türker İnanoğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır ve başsağlığı dilerim. Mekânı cennet olsun.”

AJDA PEKKAN

“Bir duayeni daha kaybetmenin derin üzüntüsüyle, sinema dünyasınin ve İnanoğlu ailesinin başı sağ olsun, mekânı cennet olsun.”

YILMAZ ERDOĞAN

“Güle güle Türker Ağbi… Seninle çalışmanın, ağbi- kardeş sohbetleri yapmış olmanın onurunu hep taşıyacağım.”

 

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/turker-inanoglunun-vefati-unlu-isimleri-yasa-bogdu/feed/ 0
Nuri Bilge Ceylan: Belki de artık hiç film çekmem https://www.foxhaber.com.tr/nuri-bilge-ceylan-belki-de-artik-hic-film-cekmem/ https://www.foxhaber.com.tr/nuri-bilge-ceylan-belki-de-artik-hic-film-cekmem/#respond Wed, 01 May 2024 21:21:30 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6794 20. Akbank Kısa Film Festivali’ne onur konuğu olarak katılan yönetmen Nuri Bilge Ceylan, ilk filmi ‘Koza’nın gösteriminin ardından sinema hayatına dair açıklamalarda bulundu.

Sinemaya adım attığı yıllarda henüz video kameraların, internetin olmadığını belirten Ceylan, “Çocukluğum Çanakkale Yenice’de geçti. O küçücük kasabada bir sinema vardı ve her gün film değişirdi. Nasıl yaşamamız gerektiğini ve ne olmak istediğimizi o sinemadan öğrendik. Filmler değiştiği için de her gün hayallerimiz değişirdi. Mehmet Eryılmaz’ın bana çok büyük faydası olmuştur. O olmasaydı ben sinemaya başlamamış bile olabilirdim” dedi.

Ceylan, Eryılmaz’ın çektiği bir kısa filmde kendisini başrolde oynatmak istediğinden bahsederek, “Bütün aşamalara dahil olmak koşuluyla, sinema yapmayı öğrenebilirim düşüncesiyle kabul ettim. Filmi çektik, montajına girdim. Her şey mucize gibi geliyordu. Sonra bir kamera satın aldım. Aklıma gelen fikirleri not ediyordum ve onları çekiyordum. Öğrenmenin en iyi yolu kesinlikle hata yapmaktır. Çünkü hatalar doğruyu öğretiyor insana” ifadelerini kullandı.

“HAYATIN SIRLARI KAFAMA TAKILIYOR VE ONLARIN PEŞİNDEN GİDİYORUM”

Sinemanın bir arayışı temsil ettiğine dikkati çeken usta yönetmen, şöyle devam etti:

“İnsan bir yere gelip de bir şey olmuyor, devamlı arıyorsun, anlamaya çalışıyorsun. İnsan bedenen yaşlanıyor ama ruhu çocuk. Bilinç daha çok bilmediği bölgelere yoğunlaşıyor. Ben mesela öğretmen olamam. Çünkü bildiklerim beni ilgilendirmiyor. Bilmediğim, kendi ruhumun, dünyanın veya hayatın sırları kafama takılıyor ve onların peşinde gidiyorum. Dolayısıyla film yapmak da asla bir bildiri ya da bildiklerimi diğer insanlara aktarmak gibi bir eylem olamaz. Film yaparken kendim de bir şey arıyorum. Ancak o şekilde motive olabilirim. Film yapmak bir tür araştırma, terapi, anlamaya çalışmak benim için.”

RUS EDEBİYATI VURGUSU

Filmlerinde Rus edebiyatının etkilerinin olduğuna işaret eden Nuri Bilge Ceylan, “Cemal Süreya gibi söyleyecek olursam ‘Suç ve Ceza’yı okudum, o gün bugündür huzurum yoktur. Aslında bu romanı çok beğendiğimden değil, beni anlatıyor gibi geldi. ‘Kış Uykusu’ temel olarak Dostoyevski’nin iki hikayesinden yola çıkarak, onlara dayanarak yazılmış bir film. Kendimi tanımama, insan denen şeyi anlamama yardım ettiği için Rus edebiyatını seviyorum” diye konuştu.

Ceylan, kendisine göre benzer ruha sahip insanların kardeş olduğunu söyleyerek, “Mesela Tarkovski’nin filmlerinde Eric Rohmer’dan şeyler görürüz. Bu çok normal ve hoşuma gidiyor. Sadece filmler değil, kitaplar, hayattaki her şey insanı etkiliyor. Bütün bunların toplamıyız aslında. Abbas Kiarostami de bana çok kapı açtı. Onun filmlerinde de mutlaka büyük hikayeler bulmak gerekmediğinin örneğini görmek çok heyecanlandırmıştı beni” dedi.

İlk filmlerine ilişkin eleştirileri olduğunu belirten Ceylan, şunları kaydetti:

“‘Kasaba’ Berlin’de gösterildiğinde çok kötü gelmişti, diyalogların çalışmadığını düşünmüştüm. Diyalogların çalışmıyor oluşu, bende tuhaf bir korku yarattı diyaloglara karşı. Hala ‘Kasaba’yı izleyemem. Bu meseleyi halletmem için radikal çözümler aramaya başladım ve bir daha dublajla film yapmadım. Diyalog korkusu bende öyle bir travmaya neden oldu ki, son filmime kadar ‘Acaba burada bu diyaloğu çalıştırabilir miyim?’ gibi korkular yaşadım.”

“ZAMAN BENİM İÇİN DÜNYADAKİ EN TRAJİK ŞEY”

Sinemada zaman kavramının altını çizen Nuri Bilge Ceylan, “Zaman benim için dünyadaki en trajik şey. Zaman kavramı, benliğime hakim olduğunda her şey anlamını yitiriyor benim için. Zaten her şeyi çok anlamlı bulan değilim. O yüzden biraz anlamı yaratmak zorunda kalıyorum belki de. Her şeyin boş gelme duygusu beni çok kolay etkisi altına alabiliyor. Dolayısıyla edebiyat, sanat, sinema, film yapmak, bunların hepsi benim bu tarafıma çok iyi geldi. Çünkü aksi takdirde melankolik yapım bünyeme egemen olabilirdi” dedi.

Ceylan, gelecekteki çalışmalarına ilişkin de şunları anlattı:

“Şu an ne yapacağımı bilmiyorum. Çekmecesinde bir sürü projesi olan yönetmenlerden hiçbir zaman olamadım. Çünkü bir film yapmak insanı değiştiriyor. Mesela iki tane projem olsa, birinciyi çektiğim zaman öyle bir pozisyona geliyorum ki ikinciyi çekmeyi istemez bir halde oluyorum. Dolayısıyla duygularıma bırakıyorum, bekliyorum, kitap okuyorum, geziyorum sonra kendiliğinden bir şey yavaş yavaş hakimiyet kuruyor üzerimde. Film çekmek için onu bekliyorum. Belki de artık hiç film çekmem, bilmiyorum. Proje bazlı film çeken biri değilim. Bu aralar fotoğrafla uğraşıyorum, daha çok hoşuma gidiyor.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/nuri-bilge-ceylan-belki-de-artik-hic-film-cekmem/feed/ 0
Yeşilçam’ın zarif oyuncusu: Belgin Doruk https://www.foxhaber.com.tr/yesilcamin-zarif-oyuncusu-belgin-doruk/ https://www.foxhaber.com.tr/yesilcamin-zarif-oyuncusu-belgin-doruk/#respond Sat, 27 Apr 2024 09:00:43 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6675 Yeşilçam’ın unutulmayan sanatçıları arasında yerini alan sanatçı, Hasan Doruk ile Refet Hanım’ın çocuğu olarak 28 Haziran 1936’da dünyaya geldi.

Yıldız dergisinin 1952’de İstanbul Film ile düzenlediği yarışmada, genç kızlar arasında birinci seçilen Doruk, aynı yıl Faruk Kenç’in senaryosunu yazıp, yönetmenliğini üstlendiği “Çakırcalı Mehmet Efe’nin Definesi” adlı filmle sinemaya adım attı.

Sanatçı, 1953’te gerçekleştirilen güzellik yarışmasında Türkiye İkinci Güzeli seçildi, “Köroğlu/Türkan Sultan” ve Ömer Lütfi Akad’ın yönettiği, Ayhan Işık ile ilk kez kamera karşısına geçtiği “Öldüren Şehir” filmlerinde rol aldı.

Ailesinin engellemelerine rağmen Enver Paşa’nın yeğeni, yönetmen Kenç ile 1954’te evlenen Doruk’un kızı Gül, 1955’te dünyaya geldi. Çift, 5 yıllık evliliğin ardından boşandı.

Başarılı sanatçı, 1955’te Neriman Köksal ve Kenan Pars ile “Ölüm Korkusu”, Zeki Müren’le “Son Beste”, 1957’de ise Turan Seyfioğlu ile “Çölde Bir İstanbul Kızı” filmlerinde başrol oynadı. Son Beste sinemada büyük ilgi gördü.

“Küçük Hanımefendi” en beğenilen filmlerinden oldu

Oyuncu Doruk, Nejat Saydam’ın yönettiği, sinemanın unutulmazları arasında yer alan 1961 yapımı “Küçük Hanımefendi” filminde başrolleri Ayhan Işık ve Sadri Alışık ile paylaştı.

Film, yılın en çok izlenen ve en beğenilen filmlerinden birisi olup, çok olumlu eleştiriler alınca, aynı kadroyla 1962’de “Küçük Hanım Avrupa’da” ve “Küçük Hanımın Kısmeti”, 1970’te ise “Küçük Hanımın Şoförü” adlı devam filmleri çekildi.

Sanatçı Zeki Müren ile de bir dizi sinema filminde rol alan sanatçı, 1959’da “Kırık Plak”, 1961’de “Hep O Şarkı”, 1962’de “Bahçevan”, 1963’te “İstanbul Kaldırımları”, 1964’te “Hayat Bazen Tatlıdır” adlı yapımlarda oynadı.

Yönetmen ve senarist Özdemir Birsel ile 1961’de evlenen Doruk, 1964’te çekilen “Duvarların Ötesi” filminde Tanju Gürsu ve Erol Taş ile başrolü paylaştı. Sanatçının oğlu Aydın 1967’de dünyaya geldi.

Özellikle melodramlar ile duygusal güldürülerin değişmez oyuncularından biri haline gelen sanatçı, 1950 ve 1960’lı yılların en beğenilen yapımlarında rol aldı.

Başarılı oyuncu, 1969 yapımı “Ayşecik-Yuvanın Bekçileri” filmiyle 1970’te Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görüldü.

Zayıflama ilaçlarıyla sağlığını kaybetti

Aldığı kiloları vermek amacıyla kullandığı ilaçların yan etkisi ve yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle zor günler geçiren sanatçı, bir süre akıl hastalarının tedavi gördüğü Fransız Lape Hastanesinde yattı.

Yaşadığı sağlık sorunlarının yanı sıra 1970’li yılların başında eşi de iflas edince, ekonomik olarak sarsılan sanatçının evindeki eşyalar haczedildi.

Kariyeri boyunca Ayhan Işık, Zeki Müren, Göksel Arsoy, Eşref Kolçak, Ekrem Bora, Tamer Yiğit, Ediz Hun, Cüneyt Arkın ve İzzet Günay ile başrol oynayan sanatçı, 1972’de son filmi “Gecekondu Rüzgarı”nda rol aldı.

Sinemayı 1975’te bıraktı

Zeki Müren’in “Burnunun ucundan, kirpiğinin gölgesine kadar güzel” dediği sanatçı, 1975’te sinemayı bıraktığını açıkladı.

Sadri Alışık’ın vefatından bir hafta sonra 26 Mart 1995’te hayata veda eden Doruk, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

Belgin Doruk, 1987’de konuk olduğu TRT ekranlarında yayınlanan Kamera Arkası programında 1960’lı yılların Türk sinemasına dair şunları anlatmıştı:

“Bir arz talep melesi oluyordu. O filmleri yapıyorduk, çünkü halk bayılıyordu. İzleyici gülmek, ağlamak istiyordu. Hatta filmler ikişer kere çekiliyordu. Bütün romanlar falan. Bir yılda oynadığım filmler 12’yi geçmedi. Fakat bir ara zannediyordum 1958’ler falandı. 3 filmde bir gün içerisinde çalıştığımı biliyorum.

Sabah gidip öğlene kadar bir sette, öğleden akşama kadar bir sette, akşamdan sabaha kadar 3. sette çalıştığımı hatırlıyorum. Biz şunu yaşadık, ‘Altın Çağ’ diyoruz o döneme, seyircimizle kucak kucağa, o büyük coşkuyu içimizde hissederek, onlar bizle, biz onlarla. Bir film çekildiği zaman polis kordonu altında çalışırdık. O ne büyük bir izdihamdı birimizi görmek için. Sinemaların prömiyerlerinde camlarının kırıldığını hatırlıyorum.”

Sanatçının oynadığı filmler şöyle:

1952’de “Çakırcalı Mehmet Efe’nin Definesi”, “Kanlı Çiftlik”, 1953’te “Köroğlu/Türkan Sultan”, “Öldüren Şehir”, 1954’te “Çalsın Sazlar, Oynasın Kızlar”, 1955’te “Kader”, “Son Beste”, “Ölüm Korkusu”, 1957’de Mahşere Kadar”, “Çileli Bülbül”, “Lejyon Dönüşü”, “Çölde Bir İstanbul Kızı Şermin”, 1958’de “Daha Çekecek miyim?”, “Beraber Ölelim”, “Hayat Cehennemi”, 1959’da “Kederli Yıllar”, “True Romance”, 1959’da “Annemi Arıyorum”, “Binnaz Binnaz”, “Kırık Plak”, “Ömrümün Tek Gecesi”, “Ölmeyen Aşk”, 1960’ta “Ayşecik Şeytan Çekici”, “Gece Kuşu”, “Kanlı Firar”, “Satın Alınan Adam”, “İlk Aşk”, “Yeşil Köşkün Lambası”, 1961’de “Aşkın Saati Gelince”, “Bir Demet Yasemen”, “Düğün Alayı”, “Kızıl Vazo”, “Bir Yaz Yağmuru”, “Tatlı Günah”, “Zavallı Necdet”, “Özleyiş”, 1962’de “Bülbül Yuvası”, “Küçük Hanımefendi”, “Aşka Karşı Gelinmez”, “Daima Kalbimdesin”, 1963’te Akdeniz Şarkısı”, “Gönül Avcısı”, “Aşk Tomurcukları”, “Bahçevan”, “Kadınlar Hep Aynıdır”, 1964’te “Bitirimsin Hanım Abla”, “Duvarların Ötesi”, “Evcilik Oyunu”, “Aşk ve Kin”, “Şoförler Kralı”, “Suçlular Aramızda”, “İstanbul Kaldırımları”, 1965’te “Bir Gönül Oyunu”, “Hep O Şarkı”, “Kırık Hayatlar”, “Satılık Kalp”, “Sayılı Dakikalar”, “Yasak Cennet”, “Şoförün Kızı”, “Toprağın Kanı”, 1966’da “Bozuk Düzen”, “Allahaısmarladık Yavrum”, “Sevgilim Bir Artistti”, “Toprağın Kanı”, “Güzel Bir Gün İçin”, 1968’de “Atlı Karınca Dönüyor”, “Kanlı Nigar”, “Yıkılan Gurur”, “İstanbul’da Cümbüş Var”, “İstanbul’u Sevmiyorum”, 1969’da “Şahane İntikam”, “Ayşecik Yuvanın Bekçileri”, 1970’te “Küçük Hanımın Şoförü”, “Gönül Meyhanesi”, “Pamuk Prenses ve 7 Cüceler”, 1973’te ise “Gecekondu Rüzgarı”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/yesilcamin-zarif-oyuncusu-belgin-doruk/feed/ 0
Halil Ergün: Parayı kazananlar sinemaya yatırım yapmadı, apartmanlar kurdu https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/ https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/#respond Thu, 21 Mar 2024 21:03:19 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4978 Tiyatro kökenli olduğunu söyleyen Halil Ergün “İznikliyim ben. Toprağa bağlı ve çok eski bir aile. Annem sefir, babam elektrik mühendisi, abim doktor olmamı istiyordu ama ben doğaya dönüktüm. Müsamereler filan oluyordu. Filmler seyrediyorduk. Sinemamız vardı, babamların işlettiği. Tüm filmleri seyrediyorduk beş yayından itibaren. Kerpiçten yapılmış bir salon ve sinemaydı. Ama hiç öyle artist olmak, meşhur olmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece hoşlandığımı biliyorum” dedi.

“YILMAZ GÜNEY SENİ GÖREVE ÇAĞIRIYOR’ DEDİLER”

Ergün, yaşamında oyunculuğun rolüne ilişkin, şu bilgileri verdi:

“Sanatın insan hayatındaki işlevi konusunda bilincimiz, bilgilenmemiz ortaya çıktı ve bir hayat tarzına dönüştü bir süre sonra. İnsan hayatlarını sergilemek, halka bir şey söylemek benim tarzım oldu. Tiyatrolar kurduk. Çok önemli tiyatro hareketlerinin içinde oldum. Şansımıza, Anadolu’da 40 tiyatronun dolaştığı bir dönemdi. Halkımızla sanatın buluştuğu, köylere kentlere kadar uzanan bir tiyatro macerası… Halkın toplumsallaşma kültüründe çok önemli fonksiyonu vardır, başka insan hayatlarına katılma kültürü. Sonra bu, bir hayat tarzına dönüştü. Sinemada 12 Mart’ı yaşadık. Kasabama döndüm. Yılmaz Güney hapse girmişti. Arkadaşlarım dedi ki, ‘Yılmaz abi seni göreve çağırıyor. Bir film var, senin oynamanı istiyor.’ 1974 yılının eylül, ekim aylarında sette buldum kendimi ve kadere dönüştü. Çok sevdim kamerayı. Kamera sesini sevdim ve kaldım. Hiçbir zaman şöhret olmak, para pul kazanmak, çok büyük aşklar yaşamak gibi bir tarzımız yoktu. Çünkü Türkiye’deki o tartışmalardan etkilenmiştik. Bir şey söylemek, ülkenin sorunlarına, insanların sorunlarına, sanatın diline ilgi duydum ve hayat tarzım haline geldi. Bir kader gibi bugüne geldik.”

Oyunculukta rolünü en iyi biçimde yapmaya çalıştığını kaydeden sanatçı, “Bizler yönetmen oyuncularıyız. Senarist ve yönetmen kurar. Biz de bize sunulan karakteri en iyi şekilde sergilemek durumundayız. Toplumun çözümlenmesi, toplumdaki insan ilişkilerinin tahlil bilgisi ya da sınıfsal meseleler. Hayatın içindeki ayrı ayrı karakterlerin ayrı sosyal konumların, statülerin varlığını fark etmek, size sunulan karakteri de o anlamda yorumlama mecburiyeti ve çözüm bulma çabası getirir” değerlendirmesinde bulundu.

“ÇOK AĞLAYINCA, ÇOK İYİ OYNAMIŞ OLMAZ”

Usta oyuncu, kariyeri boyunca birbirinden farklı birçok rolü oynadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Ben patronu da, kötüyü de oynadım. ‘Jön kötü adam oynamaz.’ dediler. Jön dayak yemez, sadece döver. Öyle bir kültür vardır bizim Yeşilçam’da. Ama insan öyle değildir. Siz gösterebilirsiniz bunu. Rolün etkisinde kaldım, eve gittim filan. Ben böyle bir şeye inanmam. Bana verilen rolü sadece yorumlarım. Toplum içinde gözlemlerimiz, bilgimizle günlük hayatımızdaki örnekleri gözlemek, bilmek, tanımak noktasında, bir zenginlik taşımak zorundayız. En iyisini yapmaya çalışırız. Asıl mesele vücudunuzu çözmek. Elinizi, kolunuzu, gözünüzü hangi jestle hangi yansımayla sunabilirsiniz? Bunu çözmek de bir bilim işidir. Aslında sanat da bir bilim işidir bir tarafıyla. Duygusal iş meselesi değildir. Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz. Mesele o karakterin toplumsal konumu. Köydeki başka, kentli başka, zengin, fakir, yoksul başkadır. Bakışlar bile değişir.”

Oyuncunun senaryoya katkılarına da dikkati çeken sanatçı, “Aslında sinema oyunculuğu gözlerle doğru bakmaktır. Kamera göz ilişkisi çok mühim. Bir karakteri ya da durumu, o sahneyi anlatmada sadece hareketle olacak işler değildir bu. Mesleğinizi sevdiğiniz zaman böyle. Ben hala heyecan duyuyorum. Sokakta yürürken millet bana sarıldığında, ‘Beni seviyorlar’ diye bakmıyorum. İyi sunmuşum mesleğimi, çabalarımı diye algılıyorum. O beni çok sevindiriyor” diye konuştu.

Halil Ergün, gerçek sanatçıların ardında iz bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti:

“Ben Yeşilçamlıyım diyorum artık. Keskin dönemlerimizde çok bilmişliğimiz, gençliğimiz vardır, en doğrusunu biz biliriz diye. Bizde de öyle keskin kararlar vardı, tiyatro da yaparken. Ama hayat size çok şey anlatıyor. Daha başka düşünmeye başlıyorsunuz. Yeşilçam’a girdiğimde biraz tepeden bakma meselesi vardı. Sonra fark ettim ki Türkiye sinemasının adı Yeşilçam’dır. Şimdi Yeşilçamlı olmakla çok övünüyorum ben. 80’e yakın filmde oynadım. Sonra düşünmeye başladım. Yanlışıyla doğrusuyla, eksiği, hatalı olanı vardır ama genel bir süreçten bahsediyorum. Çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bugün noktalanmıştır, başka bir mecraya düşmüştür.”

“YEŞİLÇAM İÇİN KASABALARA SİNEMALAR KURULDU”

Yeşilçam’ın Türkiye’de toplumsallaşmanın çok önemli bir işlevini yerine getirdiğini vurgulayan sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bölgeler kurmuşlar; Güneydoğu Anadolu, Doğu, Karadeniz, Marmara bölgesi, Adana, İzmir. Orada bir ekonomi kurulmuş kasabalara kadar giden sinemalar. Babamla hala oğlunun açtığı kerpiç bir sinemaydı. O güne kadar insanların buluşmaları köyde, kasabada hatta kentin belli yerlerinde… Toplumsallaşma diyebileceğimiz, başka insan hayatlarına tanık olma, başka insan hayatlarının sevincini, acısını paylaşma kültürü… Ya cenazelerde acılara ortak olursunuz. Namaz kılar veya cenazesini götürürsünüz ya da düğünlerde mutluluklara ortak olur hediye götürürsünüz. Bir ailenin, komşunun acısına ortak olmaktır. Yeşilçam için kasabalara kadar sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi.”

Usta sanatçı, Yeşilçam anılarına da değinerek, “Unutulmuş kahramanlar üç kuruşa oynardı. Gittiğimde heyecan duyuyordum. Hayatımıza girmiş birinci, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamış insanlar vardı. Kadir Savun geliyor setime, ellerim titriyordu. O kadar tutkuyla ve mesleklerine bağlı işler yaptılar ki. Bu açıdan çok önemli işlev yerine getirmiştir Yeşilçam. Yeşilçam sinemacısı olmaktan çok şey kazandım, çok şey öğrendim. Bir tek eksikliğimiz şu. Dünya çapında sinema kültürüne sahip başarılarımız var ama Amerikan, İngiliz, Fransız sineması gibi değil. Oradaki eksiklik şudur. 200-300 film çekildiği zamanlar var. Bölgelerde dolup taşıyor sinemalar. Parayı kazananlar tekrar sinemanın teknolojik gelişmesine yatırım yapmadı. Fırınlar yaptı, apartmanlar kurdu, parayı başka yere aktardılar” değerlendirmesini paylaştı.

“İYİ Kİ SUNA ABLA BENİ TİYATROYA KOYMUŞ”

Perihan Savaş da oyunculuğa henüz 5 yaşında tiyatro sahnesinde adım attığını belirterek, “Sinemada da uzun bir zaman oldu. Sevgili Suna Pekuysal’ın annemin arkadaşı olması, ‘Ben bu kızı tiyatroya götüreceğim, bu kızda cevher var’ demesiyle başlayan bir süreç. Sonra kendimi bulduktan sonra bir baktım ki sanatın içinde, tiyatrodayım. Aynı zamanda okul da başladı. İyi ki beni götürmüş Suna abla, iyi ki tiyatroya koymuş, iyi ki bu mesleğin içinde olmuşum. Herhalde farklı bir meslek düşünemezdim” dedi.

Sinemaseverlerin gösterdiği ilgiye de değinen sanatçı, şunları kaydetti:

“İnsanların sevgiyle bakması, kucaklaması, herkese nasip olan bir şey değil. Evde televizyonda ya da sinemada izledikleri zaman, bizi ailelerinden biriymiş gibi kabul etmeleri ve sokakta size baktıklarında gözlerindeki ışıkları gördüğümüz zaman çok mutlu oluyorum. İnsanların yaşadığı olumsuzlukları hem tiyatroyla hem sinemayla birlikte bir yerlere aktarabiliyorsak, bir şeyleri önleyebiliyor ya da ‘Bunun böyle yapılması gerekiyor’ diyebiliyorsak bu bizim için çok önemli. O yüzden de tarafsız, kimseye ayrım yapmadan sevgiyle kucaklamak ve onların yaşadığı sorunları aktarmak bizim görevimiz diye düşünüyorum.”

Perihan Savaş, Türk sinema ve dizi sektöründeki duruma da dikkati çekerek, “Sinemada bir senaryo geliyor önünüze. Dizide ise ya iki ya da üç senaryo gönderiyorlar. Sonraki hikayelerin bir sinopsisini yani kısa anlatımını çıkarıyorlar. Oynadığım son diziden bahsedeyim. Üç bölüm senaryo okudum. 1980’leri anlatan olağanüstü bir şeydi. ‘Bu işin içinde olmak istiyorum.’ dedim. Bir baba çocuğun acı hikayesini anlatan, arada aşkı da olan çok güzel bir hikayeydi. Ne yazık ki bu diziler uzadığında, kanallar dizilere, senaryoya müdahale ettiğinde, sizin okuduğunuz şeyin çok daha dışına çıkıyor Biz 1980’ler diye başladığımız bir işi, Adams Ailesi olarak bitirdik. Üç senarist, üç yönetmen değişti” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/feed/ 0