ÇANKIRI’da özel harekat polisleri ile akaryakıt istasyonu çalışanı C.A.C. arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Güvenlik kamerasına yansıyan kavgada bir polisin, istasyon çalışanı C.A.C.’yi yerde tekmelediği görülürken, Valilikten yapılan açıklamada olaya karışan kişiler hakkında adli ve idari soruşturma başlatıldığı belirtildi.
Olay, 3 Ekim Perşembe günü saat 09.15 sıralarında il merkezindeki bir akaryakıt istasyonunda meydana geldi. Özel harekat polisleri ile akaryakıt istasyonu çalışanı C.A.C. ile çıkan tartışma yumruk ve tekmeli kavgaya dönüştü. İşyerindeki güvenlik kamerası tarafından kaydedilen kavgada bir özel harekat polisinin, C.A.C.’yi yerde tekmelediği ve sürükleyerek kapıdan çıkarmaya çalıştığı görüldü. Konuyla ilgili Çankırı Valiliği’nden yapılan açıklamada, “03.10.2024 Perşembe günü saat 09.15 sıralarında il merkezindeki bir petrol istasyonunda Özel Harekat Polisleri ile petrol istasyonunda çalışan görevliler arasında bir tartışma ve arbede yaşanmış olup konu Cumhuriyet Başsavcılığına intikal etmiştir. Olaya karışan ilgili kişiler hakkında adli ve idari soruşturma başlatılmıştır.” denildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Raporda, ‘cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı’ ve bacağın kopmasına neden olan travmanın, ölüm sonrası hayvanlar tarafından oluşturulmuş nitelikte olduğu belirtildi
DİYARBAKIR – Diyarbakır’da 21 Ağustos’ta kaybolan, 8 Eylül’de cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ‘ağız burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılması’na bağlı olarak öldüğü tespit edildi.
Bağlar ilçesi Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos’ta kaybolan, 8 Eylül’de cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran cinayetine ilişkin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sürüyor. Narin’in otopsi işleminde 91 örnek alınıp, bunların bir kısmı İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderilmişti. Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu, Eğertutmaz Deresi’nde cansız bedeni bulunan Narin Güran’a ilişkin adli belgeler ile otopsi raporu değerlendirilerek hazırladığı raporu Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.
Raporda, ‘mevcut verilerle Narin Güran’ın cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı’, çocuğun ölümünün kaybolduğu tarih olan 21 Ağustos’ta meydana geldiği yer aldı. Sol diz altından bacağın kopmasına neden olan travmanın, ölüm sonrası hayvanlar tarafından oluşturulmuş nitelikte olduğu aktarılan raporda, “Çocuğun ölümünün ağız burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılmasına bağlı meydana gelmiş olduğu, oy birliği ile mütalaa edilmiştir” ifadesine yer verildi.
Narin Güran’ın ağabeyi Enes Güran’ın kolundaki diş izleriyle ilgili inceleme yapan Adli Tıp 2. İhtisas Kurulunun mütalaasının çıkması bekleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Aytan’ın da evine giden ekipler, daralı 10 gram esrar ile 1 hassas terazi ele geçirdi. Ayrıca Aytan ve Kılınç’ın dijital materyallerine el konuldu. Berkay Kılınç, ilk ifadesinde, uyuşturucu maddeyi Gençay Hacı Aytan’dan aldığını söyledi. Aytan ve Kılınç, geçen 29 Nisan’da tutuklandı. Soruşturma kapsamında olayla ilişkisi olduğu belirlenen Koray Güneş de geçen 10 Haziran’da tutuklandı.
6 KİLO KOKAİN EKSİK ÇIKTI
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı, Gençay Hacı Aytan’ın Adli Emanet Memurluğu’nda görevli zabıt katibi olması nedeniyle idari soruşturma başlattı. Bu kapsamda Adli Emanet Memurluğu’nun uyuşturucu muhafaza edilen bölümünde yapılan kontrolde, 6 kilo kokainin olmadığı anlaşıldı. Bunun üzerine başsavcılık yeni bir soruşturma daha başlattı.
MALİ RAPORLAR İNCELENDİ
Gencay Hacı Aytan ve Berkay Kılınç’ın tutuklandıkları süreçte alınan kolluk ve savcılık ifadelerinde; uyuşturucu ödemesinin Bitcoin üzerinden yapılacağına yönelik beyanların bulunması ile şüphelilerin genel bankacılık hareketlerinin tespiti amacıyla Mali Suçları Araştırma Kurulu’ndan (MASAK) rapor talebinde bulunuldu. Aytan ve Kılınç’ın dijital materyalleri ve MASAK verileri üzerinden yapılan incelemede, şüpheliler arasında uzun süredir uyuşturucu madde trafiği olduğu anlaşıldı.
ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANDI
Bu süreçte etkin pişmanlıktan faydalanan Berkay Kılınç, 18 Ağustos’ta ek ifade verdi. Kılınç, ifadesinde, Gençay Hacı Aytan ile arasındaki uyuşturucu ticaretine ilişkin detaylı bilgiler verdi.
İfadesinde, Adli Emanet Memurluğu’nda görevli zabıt katibi Özlem Özabay’dan (41) uyuşturucu madde aldığını söyleyen Kılınç, MASAK raporunda da tespiti yapılan para transferi ile ilgili detayları anlattı.
UYUŞTURUCU TİCARETİ YAPTIKLARI ANLAŞILDI
Soruşturmanın devamında, Gençay Hacı Aytan, Özlem Özabay ve Berkay Kılınç’ın süreklilik arz edecek şekilde örgütlü bir faaliyet içerisinde uyuşturucu madde ticareti yaptıkları anlaşıldı. Berkay Kılınç’ın ayrıca Koray Güneş adlı kişinin Gençay Hacı Aytan’dan uyuşturucu alması için aracılık ettiğini, kendisine temin edeceği uyuşturucuyu Aytan’ın yönlendirmesi ile yine Emanet Memurluğu’nda görevli Sedef Sayan’ın (36) yardımıyla aldığına yönelik ifadesi, dijital materyal tespitleri ile doğrulandı. MASAK verilerinde yapılan incelemede de yoğun para akışları tespit edildi.
2 DOSYA BİRLEŞTİ
Antalya Adliyesi Adli Emanet Memurluğu’nda 6 kilo kokainin kaybolmasına yönelik soruşturmanın yanı sıra yine Adli Emanet Memurluğu’ndan uyuşturucu madde çıkarıldığına yönelik ihbara ilişkin soruşturma dosyaları birleştirildi. Soruşturma kapsamında 30 Ağustos’ta Özlem Özabay, Sedef Sayan, Enes Y., Soner Ş., Tarık P., Ayşe Ç., Kubilay D., Sait K., Ali C., Cumhur U., Ali A. ve Aydın Adil A. gözaltına alındı. Ayşe Ç. ifadesinde, “Adli Emanet Memurluğu’nda görevli Gençay Hacı Aytan’ın uyuşturucu madde kullandığını biliyordum. Şahsın esrar içtiğine defalarca şahit oldum. Kokain kullandığına denk gelmedim” dedi.
ADLİ EMANET ÇALIŞANLARI TUTUKLANDI
Şüphelilerden Ayşe Ç., Kubilay D., Sait K., Ali C., Cumhur U., Ali A. ve Aydın Adil A. ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Enes Y., Tarık P. ve Soner Ş., adli kontrol talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Soruşturma sürecinde Enes Y. ve Tarık P.’nin tutuksuz yargılanmasına karar verildi. Adli emanet çalışanları Özlem Özabay ile Sedef Sayan ise tutuklandı. Ayrıca 10 Haziran’da Koray Güneş ve arkadaşları hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince düzenlenen operasyonda, Serhat Ç. ve Ensar B.’nin uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçlarından yakalandığı, tutuksuz yargılanmasına karar verildiği öğrenildi.
İDDİANAME İADE EDİLDİ
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu’nca hazırlanan iddianame, 10 Mart’ta 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Gençay Hacı Aytan’ın ‘nitelikli zimmet, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suç işlemek amacıyla örgüt kurma’ suçlarından, Özlem Özabay ve Sedef Sayan’ın ise ‘nitelikli zimmet, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma’ suçlarından cezalandırılması talep edildi. Soruşturma esnasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Berkay Kılınç ve Koray Güneş’in ‘uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma’ suçlarından cezalandırılması istendi. Enes Y.’nin ‘uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma’ suçundan, Ensar B. ve Serhat Ç.’nin ‘uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama’ suçlarından, etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ifadesi alınan Tarık P.’nin ise ‘uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama’ suçlarından cezalandırılması istendi. 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, iddianamedeki eksiklikler nedeniyle dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade etti.
‘SORUŞMA AŞAMASI AŞIRI UZUN SÜRDÜ’
Gençay Hacı Aytan ve Sedef Sayan’ın avukatı Ayşen Alkan, soruşturmanın 11 aydır devam ettiğini belirterek, bu sürenin çok uzun olduğunu, soruşturmanın tamamlanıp yargılamaya başlanılması gerektiğini söyledi. Alkan, “Şüpheli Gençay Hacı Aytan 29 Nisan 2023’ten itibaren tutuklu. Diğer müvekkilim Sedef de aynı şekilde. Soruşturma aşaması aşırı uzun sürdü. Müvekkillerim bu aşamada çok hak kaybına maruz kaldı. Savunma hakları dosyanın gizli yürütülmesi nedeniyle ellerinden alınmıştır. Bu süreci ne kadar hızlandırmaya çalışsak da müvekkillerim gerekli bilgileri verip, elinden gelen her şeyi yaptı. Ama elimizde olmayan sebepler nedeniyle bu süreç aşırı uzadı” dedi.
‘GERÇEKTEN SUÇLULAR KİMSE TESPİT EDİLMELİ’
Alkan, “İddia edildiği gibi emanetten çalındıysa, emanetin sorumluları ile ilgili herhangi bir soruşturma yürütülmedi. Bununla ilgili bir soruşturmanın olmadığı bilgisini edindik. Antalya Adliyesi’nde emanet gibi önemli bir yerin korunamaması ve oradan 6 kilo kokain çalındığı iddia edilerek, bunun sadece oradaki çalışan memurun üzerine atılmaya çalışılması, hukuka ve usule çok aykırı. Çünkü müvekkilim Gençay Hacı Aytan zaten içici. Adliyede herkes müvekkilimin içici olduğunu biliyormuş. İçici bir memurun emanete verilmesi, emanetteki sorumluların o memurun içici olduğunu bilmesine rağmen, orada görevinin devam ettirilmesi belli usulsüzlüklerin üstünün kapatılmaya çalışıldığının göstergesi. Dosyayı sadece 2-3 memur üzerine bırakalım, kapatalım düşüncesi olmamalı. Gerçekten suçlular kimse tespit edilmeli. Yargılamanın o şekilde yapılması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu. (DHA)
]]>
SORUŞTURMA YERİNE İHBAR KAYDI OLUŞTURULDU
Usulsüz adrese teslim bir şekilde sadece 4 firmadan teklif alınarak çıkılan ihaleyle ilgili Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı avukatları ise Kamu İhale Kanunu’na aykırı hareket edildiği, bu işi Diyarbakır’da yapan odalarına üye onlarca profesyonel firma olduğu gerekçesiyle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Bürosu savcılığı ise suç duyurusunu soruşturmaya değil, ihbar evrakı olarak kayda aldı. Ardından da Emniyet Müdürlüğüne yazı yazılarak asfalt ihalesiyle ilgili tüm evrakların birer onaylı suretinin acil-ivedi ve elden takipli olarak gönderilmesini istedi.

4 FİRMANIN DA BAĞLANTILI OLDUĞU BELİRLENDİ
Belediye Başkanı Hüseyin Beyoğlu’nun evrakları bir süre göndermeyip direnmesi üzerine soruşturmayı yürüten savcılık evrakların gönderilmediği taktirde mevcutlu olarak gözaltı yapılması talimatını verince tüm evraklar polise teslim edildi. Öncelikle davetiye usulüyle ihaleye katılan 4 firmayla ilgili Bankalar Birliğine yazı yazılarak bu şirketlerin birbiriyle bağlantılı olup olmadıkları soruldu. Gelen cevapta, 4 firmanın da birbirlerine kefil olan grup firma oldukları bildirildi.
Ticaret ve Sanayi Odası fiyat tespitinde de bulunulması için hukuk mahkemeleri nezdinde asfalt ihalesinin gerçek rakamının belirlenebilmesi için fiyat ve maliyet keşfi tespiti yapılması talebinde bulundu. Yapılan fiyat keşfi ve bilirkişi incelemesinde gerçek rakamın 3/1 fiyat olduğu bildirildi. 88 milyon 760 bin lira bedelle verilen ihalenin gerçek değerinin yaklaşık 30 milyon lira olduğu belirlendi.

MÜFETTİŞLER ADLİ SORUŞTURMA SONUCUNU BEKLİYOR
Kamunun zarara uğratıldığı asfalt ihalesiyle ilgili 2021 yılında ihbar kaydı üzerinden yürütülen incelemede Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 3 yılda soruşturmayı tamamlayamadı. Belediye Başkanının AKP’li olup halen görevde olması nedeniyle soruşturmada bugüne kadar bir arpa boyu yol alınamadı.
Fahiş rakamlarla adrese teslim yapılan ihaleyle haksız kazanç sağlanmasıyla ilgili iddiaların Diyarbakır’a gönderilen mülkiye müfettişlerinin de idari yönden yürüttükleri soruşturma dosyasına yansıdığı ve Başsavcılığın adli yönden soruşturmayı tamamlamasından sonra idari yönden de Mülkiye müfettişlerince soruşturma yürütüleceği bildirildi.

İMAMLIK YAPARKEN MALULEN EMEKLİ OLDU
İki eşli olan Hüseyin Beyoğlu’nun Diyanet’e bağlı imamlık yaparken Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanesinden akıl sağlığının yerinde olmadığına ilişkin rapor aldığı ve ardından malulen emekli olduğu öğrenildi.
Emekliliği elde ettikten sonra ikinci kez ayrı hastaneye giderek bu kez “Akıl sağlığının yerindedir” şeklinde rapor aldığı, ardından da Yalar olan soyadını Beyoğlu olarak değiştirdiği ve 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde de AKP’den Bağlar Belediye Başkan adayı olduğu bildirildi. Beyoğlu hakkında bir müteahhitten ruhsat ve kazı izni için rüşvet aldığı gerekçesiyle Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine icbar suretiyle irtikâp suçundan açılan davada da evine en yakın polis merkezine imza vermek koşuluyla adli kontrol kararı ve yurtdışına çıkış yasağı bulunuyor.
]]>DAHA DA İLERİYE GİTTİ
Atatürk’e yine hakaret ettiğine ilişkin haberler üzerine inceleme-soruşturma yapmakla görevlendirilen Mülkiye Müfettişi Rize’ye gitti. Orada, Şevki Yılmaz’ın ifadesini alması gerekirken kendisine yazılı olarak, “Atatürk’e hakaret edip etmediğini” sordu. Yılmaz da, Atatürk’e hakaret etmediğini öne sürdü ve ilk soruşturma dosyası kapatıldı.
İlk soruşturmadan hiçbir ceza almadan kurtulan Şevki Yılmaz, Atatürk aleyhine konuşmalarını sürdürdü. Bu arada Rize’de gazetecilik yapan bazı isimler, Yılmaz’ın hemen her konuşmasında Atatürk ve Cumhuriyet aleyhine olan söylemlerinden rahatsız oldu. Konuşmalarını videoya kaydetti, bu kişinin söylediklerini gazetelerine yazdı. Yılmaz’ın sözlerini bazı gazeteciler İçişleri Bakanlığı’na bildirdi, Rize halkının belediye başkanının sözlerinden rahatsız olduğunu belirttiler. Bunun üzerine iddiaları araştırmak için Mülkiye Başmüfettişi Muhittin Aliz ve Müfettiş Melih Özay Rize’ye gitti. Rize Valiliği’nde ki bazı üst düzey görevliler, Şevki Yılmaz’ın ifadesinin alınması için gelindiğini öğrenince, “Gitmeyin, şarlatanın birisidir, ifade alınırken olay çıkarır” denildi. Aliz, “Ne demek, adam şarlatansa şarlatan. İfadesini almadan geri dönülür mü? Ayrıca gazetecileri çağıracağız. Bu kişinin açıklamalarını hem gazetelerine yazmışlar, hem videoya çekmişler” karşılığını verdi.
GAZETECİLERE GÜVEN VERDİ
İki müfettiş gazetecileri davet etti. Ellerinde Şevki Yılmaz’ın Atatürk’e hakaretleri, Atatürk büstüne çelenk konulmamasıyla ilgili ne biliyorlarsa anlatmalarını istedi. Çoğu genç olan muhabirler, “Çekiniyoruz. Başımıza bir şey gelir” diye kaygılarını dile getirdi. Bunun üzerine Başmüfettiş Muhittin Aliz şunları söyledi: “Ben Başmüfettişim. Ne biliyorsanız söyleyin, kayıtların, bu konuda yazdığınız haberlerin bir örneğini bana verin. Bunları kimseye vermeyeceğim.” Gazeteciler, müfettişin babacan tavrından, güven veren konuşmalarından etkilendi. Ellerinde bulunan kayıtlarını CD’ye çektiler, haber kupürlerini getirdiler. Bunların incelemesinde Şevki Yılmaz’ın başkanlığı döneminde tam 26 kez Atatürk’e hakaret ettiği anlaşıldı. Aynı süreçte başka il ve ilçelere gidip yaptığı konuşmalarda da hakaretlerini sürdürdüğü tespit edildi.
Şevki Yılmaz’ın ulusal bayramlarda Atatürk büstüne çelenk konulma törenine gitmemek için, Rize’nin bir kasabasındaki doktordan rahatsız olduğuna ilişkin rapor aldığını belirten soruşturma raporunda şöyle denildi:
RAPORLAR TEK TEK İNCELENDİ
“Şevki Yılmaz, sağlıklı olduğu halde doktora gitmeden gitmiş gibi rapor aldırıyor. Amaç, Atatürk anıtına çelenk koymaya gitmemek. Doktorun raporları tek tek incelendi. Şevki Yılmaz’ın rapor aldığı günlerde kendisinin İstanbul’da, Ankara’da olduğu belirlenmiştir. Uçak biletleri de raporumuz ekinde yer almıştır.”
Müfettişler, Yılmaz’ın bu tutumu hakkında şu yorumu yapmış:
“Hemen her ulusal bayram öncesi Şevki Yılmaz’ın törene gitmemek için rapor aldığını belirledik. Sağlık Bakanlığı’na da, doktor hakkında işlem yapılması için suç duyurusunda bulunduk. Bu doktor cezalandırıldı. Şevki Yılmaz’ın, işi gücü Atatürk’e hakaret etmek olduğu soruşturma sırasında çok belirgin ve belgelerle ortaya koyduk.”
Şevki Yılmaz’ın başkanlığı döneminde son derece şımartıldığına dikkat çeken müfettişler, raporlarına şu ilginç bölümü de eklemişler: “Şevki Yılmaz, verdiği emre uymayan vatandaşlara hukuksuz bir biçimde para cezaları yazdırıyor. Atatürk’e hakaret etmekle kalmayıp, kanunlara da uymuyor. Şevki Yılmaz, kendisinin tahsilinin ‘İlahiyat Mühendisi’ olduğunu söylemesine rağmen bu da yalan. Tahsili imam hatip ortaokulu mezunu olduğudur.
ONLARI DA İNKAR ETTİ
Hacca gittiğinde de Atatürk’e hakaret etmişti. Bunu da inkar etti, basının kendisine komplo yaptığını söyledi. Tabii ki inandırıcı değildi. Savcı ile görüşmemde, ‘Bu kişi burada belediye başkanlığı yapacak yerde Atatürk’e hakaret ediyor’ dedi. Soruşturma başlattığını söyleyince, ‘Başlattınız ama kaç yıl sonra başlattınız’ dedim. Şevki Yılmaz’ın sonradan sordum Almanya’ya gittiğini öğrendik. 2 sene 9 ay hapis cezası verildi. Adamın son yıllara kadar sesi çıkmıyordu. 2004 yılında Türkiye’ye döndü.”
]]>Kahramanmaraş 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Muhsin Yazıcıoğlu’nun oğlu Fatih Furkan Yazıcıoğlu, ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu, Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayır, tutuksuz sanıklar Nedim Bakırhan, Ebubekir Semih Yüksekkaya, partililer ve taraf avukatları katıldı.
Tutuksuz sanıklar Davut Uçum ile Mustafa Atalar ise başka suçlardan hükümlü oldukları cezaevlerinden SEGBİS sistemiyle duruşma salonuna bağlandı.
UÇUM: ALEYHİMDE TEK BİR DELİL YOKTUR
Duruşma, Davut Uçum’un savunmasıyla başladı silahlı terör örgütüne üye olma ve kişinin ölümünden yararlanarak hırsızlık suçlarından yargılanan Uçum, suçlamaları kabul etmedi.
İddialarla ilgili hukuki deliller ve görsellerle bir çalışma hazırlayarak mahkemeye gönderdiğini belirten Uçum, şu ifadeleri kullandı;
*Bu çalışmayla her şey netlik kazanacak. Bu çalışmayı gördükten sonra insanlar bu cihazların alındığı söylüyorsa suçlularla iş birliğindedir, başka bir anlamı olamaz.
*Meclis araştırma komisyonu sayfa 146’daki hususların dikkate alınmasını talep ediyoruz. Benim aleyhime tek bir delil yoktur. Cihazlar ile ilgili gerçeklerin ortaya çıkması için çalışma yaptım, birileri bu duruma direnç göstermeye çalışmaktadır, çalışmada soyut bir husus yoktur.
*Bir sonraki mahkemede bu belgeleri anlatmak istiyorum, bu savunmam 2-3 saat sürebilir. Bilirkişi raporu ve tanık beyanlarına ilişkin delilleri ibraz ettim, tanıkların birbiri arasında vermiş oldukları beyanlar tutarlı değildir.
*Kaza Soruşturma Kurulu (KSK) heyeti arasında bir anlaşmazlık vardır ve bu hususta soruşturma açılmazsa çok geç kalınabilir.
SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Silahlı terör örgütü üye olmak suçundan yargılanan Mustafa Atalar da suçlamaları kabul etmedi. Atalar, yargılandığı suçtan dolayı zaten hükümlü olduğunu, bir kişinin aynı suçtan birden fazla yargılanamayacağını belirterek beraatini istedi.
Silahlı terör örgütüne yardım etme, kişinin ölümünden yararlanarak hırsızlık suçuna yardım etme suçlarından yargılanan Nedim Bakırhan ile Ebubekir Semih Yüksekkaya da suçlamaları reddetti.
TINAZCI: MÜVEKKİLİMİN YARGILANMASI ADALETE AYKIRIDIR
Yüksekkaya’nın avukatı Zafer Tınazcı ise müvekkilinin suçsuz olduğu ve bunun da dosyadaki tüm delillerle de sabit olduğunu söyledi. Tınazcı, şunları söyledi:
*Mahkeme soruşturması yürütülen dosyayı bu dosyada bekletici mesele yapmıştır, mahkeme içeriğini bilmediği bir dosyanın soruşturmanın sonucunu beklemektedir. 7’nci celsede mütalaada soruşturma yürütüldüğü belirtilen kişiler içinde müvekkilin ismi yoktur, durum böyle iken 2015 yılından bu yana müvekkilimin yargılanması adalete aykırıdır.
*Soruşturması devam eden dosyada müvekkil hakkında iddia olmadığı hususu dikkate alınarak müvekkil yönünden dosyanın tefrik edilerek beraatine karar verilmesini talep ediyoruz.
*Devlet Denetleme Kurulu raporunun 522’nci sayfasında kaza kırım heyetinin ısrarla sabah gidilmediği ve öğleden sonra gidildiği belirtilmiştir ancak sabah gidildiği deliller ve fotoğraflar ile sabittir, ilk gidişleri ile ilgili olarak dahi doğruyu söylemedikleri dikkate alınarak asıl sorumluların bu kişiler olduğunu ortaya koymaktadır.
*Göksun Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada Argus cihazının olup olmadığına dair ABD’ye yazı yazılmış ancak Argus’un olduğuna dair bir husus yoktur. Skymap cihazının kayıp olduğu belirtilmektedir, devlet denetleme kurulunda bulunan resimde var olan bu cihazın saati 10.30 civarıdır, GPS cihazı küçük bir cihazdır, karların üstünde bu cihazın resmi çekilmiş ve sonrasında kaybolmuştur, her şeyi toplamakla görevlendirilen bilirkişi heyeti görevini yapmamış ve en iyi ihtimalle görevi suiistimal suçunu oluşturmuştur.
YAVUZ: ANA SORUŞTURMA DOSYASINDA 11 KİŞİ GÖREVLENDİRİLDİ
Yazıcıoğlu ailesinin avukatı Kemal Yavuz ise Davut Uçum’un konusunda uzman teknik bir bilirkişi olduğunu, bu nedenle yaptığı çalışmayı dinlemek istediklerini söyledi. Davada sanık olan askerlerin hırsızlıktan yargılanmalarının da çok yanlış olduğunu belirten Yavuz, şunları söyledi:
*Helikopterin düşürülmesi olayında birinci derecede bize tartışmasız somut veri, yani seyri, irtifası hakkında bize bilgi verecek ve dolayısıyla düşmesindeki sebebe ulaşabileceğimiz somut veriyi verecek yegane şey bu GPS cihazlarıdır. Bu GPS cihazlarının alınması tesadüf olabilir mi?
*BU GPS cihazlarını alanlara hırsızlıktan yargılama yapılabilir mi? Şu an elinizde dosya hırsızlık dosyası Bu kabul edilebilir bir şey değil. Yine tapelerde ‘Onlar söktü biz de yaktık’ diyen var. Bu kadar verinin içerisinde Skorsky kaza kırım ekibinin gönderilme sebebinin asli unsuru helikopterin temizlemesi, helikopterde veri bırakılmamasıdır. Bunu anlamazsak bu dosyayı anlayamayız.
*Biz bu dosyayı ana soruşturma dosyasından ayırarak bir yere varamayız. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen, ana soruşturma dosyası diye tanımladığımız dosyada bilirkişiler atandı, daha önce de atanmıştı. Yeniden uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerde değişiklik oldu 11 kişi görevlendirildi.
*Önümüzdeki aylar içerisinde önemli gelişmeler olacağının beklentisi içerisindeyiz. Ana dosyadaki deliller ile GPS cihazlarının sökülmesi hususu değerlendirilmez ise eksik yargılama olacağına kanaatindeyiz, sanıklar zaten yargılanıp ceza almış ve mahkum olmuş kişilerdir.
*Bu kişilere örgüt üyeliğinden dava açılarak bir yere varılamaz, Muhsin Yazıcıoğlu hakkındaki dava açıldı ve yargılama yapılıyor algısı oluşturmak için bu dosya açılmıştır.
ÇAYIR: SAVCI HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ
Duruşma sonunda mahkeme heyeti davayı 5 Haziran’a erteledi. Adliye çıkışında Milli Yol Partisi Genel Başkanı Remzi Çayı da bir açıklama yaparak davanın takipçi olmaya devam edeceklerini söyledi. GPS cihazlarının delil karartma olduğunu, bu nedenle de davanın bu şekilde açılması gerektiğini ifade eden Çayır, “Peki kardeşim, sen koskoca Türk İslam coğrafyasında ismi ve varlığı bütün insanlarca takdirle karşılanan Muhsin Yazıcıoğlu’nun davasını bir hırsızlık iddianamesi ile nasıl sınırlarsın? Bu iddianameyi kim hazırladı, bu aklı o savcıya kim verdi? O savcı hakkında Milli Yol Partisi olarak Muhsin Yazıcıoğlu’nu sevenler olarak onun davasına sahip çıkanlar olarak suç duyurusunda bulunacağız” diye konuştu.
]]>“KULİSLERDEN ELDE ETTİĞİM BİLGİLERİ KALEME ALDIM”
Şardan’ın savunmasına yer verilen iddianamede, “Haberin kamuoyunun bilgisi dahilinde olan güncel bir konu olduğunu, konunun başlangıcının İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın kamuoyuna yansıyan dilekçesi olduğunu, bu olayın kamuoyunda geniş yankı uyandırması üzerine ismini vermek istemediği farklı kaynaklardan gelişmeleri takip ettiğini, gazetecilik mesleğinin temel kurallarından birinin de fikri takip olduğunu, kulislerden elde ettiği bilgileri yazısında kaleme aldığını, kulislerde yazdıklarından çok daha fazla bilgiler olduğunu, yazının içinde taraf olarak görülen Cumhurbaşkanı makamı ve MİT Başkanlığı tarafından herhangi bir yalanlama veya açıklama yapılmadığını” belirterek suçlamaları reddettiği anlatıldı.
YAZIYA ERİŞİM ENGELİ GETİRİLDİ
Soruşturma kapsamında adresinde arama yapılarak delillerin muhafazasına karar verilen Şardan’ın yazısı hakkında İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 2 Kasım 2023’te erişimin engellenmesi ve yayından çıkarılması kararı verildiği ifade edildi. El konulan dijital materyallerin incelendiği, dosya kapsamında herhangi bir bulguya rastlanmadığı kaydedildi.
MİT’İN CEVABI DA İDDİANAMEDE YER ALDI
İddianamede, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) soruşturmaya konu köşe yazısı içeriğinde kurumları tarafından hazırlandığı iddia edilen bir rapor olup olmadığının sorulduğu, MİT’in 17 Kasım 2023 tarihli cevabında, teşkilatları tarafından hazırlanmış bir rapora rastlanılmadığının belirtildiği vurgulandı.
ADALET BAKANLIĞI’NDAN SORUŞTURMA İZNİ ALINDI
İddianamede, Tolga Şardan’ın yazı içeriğine yer verilerek “…yargıdaki çürüme” şeklindeki ifadelerinin de ‘Devletin yargı organlarını aşağılama’ suçu kapsamında kaldığı ve TCK 301/1. maddesi kapsamında yürütülen soruşturmaların Adalet Bakanlığı’ndan ‘soruşturma izni’ alınması gerekmesi nedeniyle, bu suç açısından dosyanın ayrıldığı kaydedildi. Bakanlığın soruşturma izni vermesinin ardından hukuki ve fiili irtibat nedeniyle dosyaların birleştirildiği kaydedildi.
DELİL SUNAMADIĞI VURGULANDI
İddianamede, Tolga Şardan’ın internet sitesi üzerinden yayınladığı köşe yazısı içeriğinde, MİT tarafından ‘yargı raporu’ adı altında rapor düzenlendiği şeklinde kesin yargı içeren cümlelerin yer aldığı, Şardan’ın her ne kadar yazısında yer alan bilgileri teyit ederek yayınladığı iddia edilmiş ise de soruşturma dosyasına buna ilişkin herhangi bir delil sunamadığı belirtildi.
“YARGI TEŞKİLATINI ZAN ALTINDA BIRAKTIĞI…”
Ancak MİT’in cevabında böyle bir rapor olmadığının açıkça belirtildiği kaydedilen iddianamede, köşe yazısı içeriğinde yer alan ve adliyelerde usulsüz ve yasaya aykırı olarak işlemler yapıldığı iddiasının halkın devlet kurumlarına olan güvenini olumsuz etkileyeceği, bu bilginin kamu düzeni ile ilgili olduğu ve halkı yanıltıcı mahiyette olduğu, kamu barışını bozmaya elverişli olduğu, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçunun yasal unsurlarının oluştuğu anlatıldı.
İddianamede, köşe yazısında doğrudan devletin yargı organlarında usulsüz ve yasaya aykırı işlemler yapılarak kararlar verildiği ifadelerinin bir bütün olarak yargı teşkilatını zan altında bıraktığı ve toplumda yargı teşkilatına olan güveni zedeler mahiyette olduğu ve devletin yargı organlarını aşağılama kastıyla hareket ettiği öne sürüldü.
5 GÜN TUTUKLU KALDI
Sözlerinin hakaret içerikli olduğu vurgusu yapılan iddianamede, internet sitesi üzerinden yapmış olması ve köşe yazısının çok sayıda kişi tarafından görülmüş olması nedeniyle aleniyet unsurunun gerçekleştiği ifade edildi. 1 Kasım’da tutuklanan ve 6 Kasım’da tahliyesine karar verilen Şardan’ın ‘Yanıltıcı bilgiyi alenen Yayma’ ve ‘Devletin yargı organlarını alenen aşağılama’ suçlarından toplam 1 yıl 6 aydan 5 yıla kadar hapsi istendi. Şardan hakkındaki iddianame kabul edilirse İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.
]]>Daha sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Sağkan, şunları söyledi:
* “Öncelikle içeride İçişleri Bakanımız ve valimizle görüştük. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Sürecin işleyişine yönelik bilgiler aldık. Biz bir hukuk kurumuyuz. Önceliğimiz hukukun işlemesini sağlayabilmek. Bunun için çaba gösteriyoruz. Ancak bugün itibariyle önceliğimiz ise hepimizin olduğu gibi 9 canımızın sevdiklerine bir an önce kavuşabilmesini temenni ediyoruz. Buna ilişkin çalışmaların bize devam ettiği söylendi. Ayrıca, bu kimyasal atık dolu yığının yeraltı sularına karışarak daha büyük bir alana zarar vermemesi bakımından da çalışmalar yürütüldüğü ifade edildi. İçeride kriz masası toplantısı var. Ciddi bir şekilde çalışmaların yürütüldüğünü gördüğümüzü ifade edebilirim” dedi.
“MADEN KAZASINA BİZ KAZA DİYEMEYİZ”
Maden ocağı için yapılan uyarıların yok sayıldığını söyleyen Sağkan, şunları belirtti:
* “İliç’teki bu maden kazasına biz kaza diyemeyiz. Göz göre göre gelen bir olaya biz kaza diyemeyiz. Maalesef bugüne kadarki bütün uyarıların yok sayıldığı TBB’nin bizzat 14 Nisan’da kamuoyuyla paylaştığı açıklamaların yok sayılmasının bugün çok acı bir sonucunu yaşıyoruz. Biz burayla ilgili olarak kapsamlı bir açıklama yaptık.
* Özellikle ikinci kapasite artışına ilişkin olumlu ÇED raporunun emsal gerçekliklerle bağdaşmadığı, burada su havzasına çok yakın bir noktaya kurulan madenin aynı zamanda yeraltı sularıyla birlikte bilimsel gerçekliklerle değerlendirildiğinde buna ÇED olumlu raporunun verilmemesi gerektiği ifade ettik. Bunun çok büyük felaketlere sebebiyet vereceğinin özellikle altını çizdik. Aynı zamanda bu uyarımızdan yaklaşık 2 ay sonra ise bir siyanür sızıntısı gerçekleşti. O zaman da tekrar bu bölgeye dikkat çektik.
* TBB olarak burada devam etmekte olan yargılamalara müdahil olduk. İdarenin yaptığı hukuksuzluğa yargının ‘dur’ demesi gerektiğini söyledik. Ancak ne kamuoyuna derdimizi anlatabildik ne de yargıya derdimizi anlatabildik. Gelinen süreçte maalesef ki bütün bu uyarıların göz ardı edilmesi neticesinde bugün bu facia ile karşı karşıyayız.”
“TBB OLARAK TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”
Siyanürle bu coğrafyada altına ilişkin bir maden çalışması yapılmasının kaçınılmaz sonucunun yaşandığını söyleyen Sağkan sözlerine şöyle devam etti:
* “Artık bir karar verilmesini istiyoruz. Bu faciaların yaşanmasını istemiyoruz. 3 ay sonra hiçbir şey olmamış gibi kaldığı yerden bu işletmenin çalışmasına devam etmesini istemiyoruz. Bu nedenle hem burada yürütülmekte olan ceza soruşturmasını en etkin şekilde Erzincan Baromuzla beraber, tüm barolarımızla birlikte TBB olarak takipçisi olacağız hem de bundan sonra tekrar bu tür faciaların yaşanmaması için muhakkak ki farkındalık çalışmalarını yürüteceğiz, hukuki anlamda elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. Mağdur ailelerin de tamamen avukatlık hizmetlerini yürütmek üzere Erzincan Baromuz gereken bütün hukuki süreci yürütecektir. Aynı şekilde TBB de gerekli bütün kapasitesiyle Erzincan Barosunun yanında bu hukuk mücadelesini sürdürecektir.”
“7 ŞÜPHELİDEN 4’Ü GÖZALTINDA BİLGİSİ VAR”
“Maden ocağı ile ilgili herhangi bir gözaltı var mı?” sorusuna cevap veren Sağkan, şu ifadeleri kullandı:
* “Şu anda öğrendiğimiz 7 şüpheli bulunduğu ve bunlardan 4’ünün gözaltında olduğuna dönük. Zannedersem soruşturmanın selameti bakımından, çünkü burada delillerin karartılmaması çok büyük önem arz ediyor. Bugüne kadar birçok soruşturmada bu tür yaşanan aksaklıkların ileride kovuşturmaya geçtiğinde maalesef ki etkin cezalar verilememesinin temel sebebi olduğunu görüyoruz. Bu tür davalarda soruşturma kısmı çok önem arz eder. Bu sebeple bütün sorumluların yargı önünde hesap verebilmesi bakımından etkin ve şeffaf bir soruşturma yapılmasını bekliyoruz. Bunun takipçisi olacağız. Ancak şu anda kamuoyu ve bizlerle paylaşılan net bir bilgi yok. Soruşturmanın selameti bakımından bu şekilde yürütülmesi uygun görülüyor. Ancak TBB de soruşturma sürecini etkin bir şekilde takip edecek, gizlilik unsurlarına zarar vermemek kaydı ile kamuoyu ile gerekli ölçüde açıklamalarımızı paylaşacağız.
]]>İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Yayla, 21 Haziran 2023’teki karar duruşmasında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Hakkında ikametine en yakın karakola imza atma ve yurt dışına çıkış yasağı yönünde adli kontrol tedbirleri uygulanan Yayla’nın dosyası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine gönderildi.
Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Yayla hakkında 2022’de örgütsel faaliyetlerinden dolayı “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan ayrı bir soruşturma yürütüldü.
Soruşturma sonucunda Yayla’ya yöneltilen suçlamanın, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı dava dosyasındaki dönemleri kapsadığı değerlendirildi.
Yayla’nın 2021’de bir panelde yaptığı konuşmanın “sempatizanlık” göstergesi olması, bunun başlı başına örgüt üyeliği suçu kapsamına girmemesi, dosyanın açılan davayı tekrar eden nitelikte olması gerekçeleriyle soruşturmada takipsizlik kararı verildi.
İTİRAFÇI TEŞHİS ETTİ
Takipsizlik kararında, terör örgütü DHKP/C’ye yönelik soruşturma kapsamında İçişleri Bakanlığının Terörden Arananlar Listesi’nde gri kategorisinde yer alan Kerim Kaya’nın yakalandıktan sonra etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak tanık koruma programına alındığı belirtildi.
Kaya’nın 245 kişiyi teşhis ettiği ve bunlardan biri olan Emrah Yayla hakkında soruşturma başlatıldığı kaydedilen kararda, Yayla’nın ifadesinde hakkındaki beyanları kabul etmediği, yaklaşık 14 yıl cezaevine kaldığını, çıktıktan sonra hasta tutsaklara yönelik özgürlük paneline konuşmacı olarak katıldığını söylediği anlatıldı.
“TEKRAR ÖRGÜT İÇİN ÇALIŞACAĞINI BİLİYORUM”
Kararda, M.M.D’nin de Emrah Yayla hakkındaki beyanlarına yer verildi.
M.M.D, Yayla ile ilgili beyanında, “Yayla, geçmişte DEV-Genç içerisinde faaliyet yürüttüğünü, çıkınca DEV-Genç için faaliyet yürüteceğini, kendisinin örgütten kopmayacağını, bizim de örgütten kopmamamız gerektiğini söylerdi. Bu kişinin serbest bırakıldıktan sonra da tekrar örgüt için çalışacağını biliyorum.” ifadelerini kullandı.
Kararda, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca Yayla hakkında 2007’de düzenlenen iddianamede terör örgütü DHKP/C ile iltisaklı olduğu bilinen ve legal alanda faaliyet yürüten “Haklar ve Özgürlükler Cephesi (HÖC)” adlı oluşum içerisinde aktif faaliyet gösterdiği tespit edilen Emrah Yayla ile bir kişinin 6 Nisan 2007’de yakalandığı bildirildi.
Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamedeki ayrıntılara yer verilen kararda, Yayla’nın sırt çantası ve arabasında bomba yapımında kullanılan düzenekler ve patlayıcı maddeler ele geçirildiği ve Yayla’nın Adana’da iletişimde olduğu 1 kişinin ikametinde de patlayıcı maddeler bulunduğu belirtildi.
GÖZALTI SAYISI 90’NA ÇIKTI
Silahlı saldırısına ilişkin soruşturmada yeni şüpheliler tespit edip gözaltı kararları aldı. Başsavcılık talimatıyla hareket eden polis ekiplerinin, şu ana kadar 90 zanlıyı gözaltına aldığı öğrenildi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, dün yaptığı açıklamada, soruşturma kapsamında 25 ayrı adrese operasyon düzenlendiği ve 40 kişinin gözaltına alındığını bildirmişti. Yerlikaya ayrıca, operasyonların devam ettiğini belirtmişti.
]]>6 Şubat’ta meydana gelen ikinci depremin merkez üssü Elbistan’da 3 bloklu Sağlam Evleri Sitesi yıkıldı. Yunus Emre Mahallesi Hacı Esat Efendi Caddesi üzerindeki sitenin B bloğunda Cemal Koç ve eşi Remziye Koç, C bloğunda da Yakup Küleç ile eşi Nil Küleç hayatını kaybetti. Yaşanan ölümlerle ilgili Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 5 kişi gözaltına alındı. Şüpheliler, sorgularının ardından sevk edildikleri mahkemece yurt dışı çıkış yasağı ile serbest bırakıldı.

“İLKOKUL MEZUNUYUM, FENNİ MESUL OLMA İHTİMALİM YOK”
Şüphelilerden fenni mesul olarak gözaltına alınan Mehmet Şahin (53) ifadesinde suçlamaları kabul etmedi. Dosyaya isminin nasıl girdiğine de bir anlam veremediğini belirten Şahin, yurt dışı çıkış yasağı ile serbest kaldığı Elbistan Sulh Ceza Mahkemesi’nde kendisini şöyle savundu:
“Ben fırıncılık işi ile uğraşmaktayım, ilkokul mezunu biriyim. Bana söylemiş olduğunuz Sağlam Evleri’nin fenni mesulü mimar Mehmet Şahin’miş, isim benzerliği sebebiyle buradayım. Dosyada benim TC numaramın ve kimlik bilgilerimin neden bulunduğunu bilmiyorum. Kesinlikle söz konu yıkılan binayla ilgili herhangi bir irtibatım yoktur. Benim fenni mesul olma ihtimalim yoktur çünkü fenni mesul olabilmek için ya inşaat mühendisi ya da mimar olmak gerekmektedir. Bu sebeple benim fenni mesul olabilmem mümkün değildir.”

Ömer Koç
“BU AÇIKÇA RESMİ EVRAKTA SAHTECİLİKTİR”
Depremde babası Cemal ve annesi Remziye Koç’u kaybeden Ömer Koç, depremin üzerinden 11 ay geçmesine rağmen soruşturmada hiçbir ilerleme olmadığını belirtti. İlkokul mezunu birinin Elbistan Belediyesi’nce mimar olarak gösterilmesinin skandal olduğunu ifade etti.
Ömer Koç, “Bu sitede annem ve babam dışında 2 kişi daha hayatını kaybetti. 4 kişinin ölümüyle ilgili Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı’nca bir soruşturma başlatıldı. Ekim ayında soruşturma dosyasını incelediğimde dosyada 5 şüphelinin olduğunu fark ettim ve şüphelilerden birinin ifadesi dikkatimi çekti. Fenni mesul olarak gözaltına alınan Mehmet Şahin, ilkokul mezunu bir fırıncı olduğunu, bu nedenle de fenni mesul olmasının, mimar, mühendis olmasının imkansız olduğunu söylüyor. Bu kişi, Haziran ayında itiraz dilekçesi veriyor, mahkemeye başvuruyor yurt dışı çıkış yasağının kaldırılması için. O talep de reddediliyor ve isim benzerliğinden dolayı mağdur olduğunu söylüyor.” dedi.
“ADRES BİLGİLERİ AYNI İMZALAR FARKLI”
Ömer Koç, “Günümüzde isim benzerliğinden bir kişinin mağdur olması zor. Bunu araştırdığımda, depremin enkazından çıkardığım için eşyaların arasında evin yapı kullanım izin belgesini buldum. Yapı kullanım izin belgesindeki Mehmet Şahin’in kimlik ve adres bilgileri ile ifade tutanağındaki kimlik ve adres bilgilerini karşılaştırdığımda birebir aynı olduğunu ancak imzaların farklı olduğunu fark ettim. Daha sonra ben bu Mehmet Şahin ile görüştüm, kendisi bana ‘Keşke tek dosyam sizin olsa, sizin dosya dışında 6 dosyam daha var benim’ dedi. Yani ilkokul mezunu bir fırıncı, depremle ilgili 7 ayrı soruşturmada şüpheli olarak gözüküyor. Belediye bununla da yetinmeyip Mehmet Şahin’e mimarlar odası sicil numarası da vermiş. Bu yapı kullanım izin belgesi Elbistan Belediyesi tarafından düzenlenen ıslak imzalı bir belge, yani resmi bir belge. Resmi bir belgede alakasız bir kişinin isim, kimlik, adres bilgileri yer alamaz, yer alıyorsa bu açıkça resmi evrakta sahteciliktir. Biz bu soruşturmalar devam ederken Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan buna ek olarak resmi evrakta sahtecilik suçundan da resen bir soruşturma başlatmasını bekliyoruz. Bunun yanında Elbistan Belediyesi’nin de burada idari bir soruşturma başlatması gerekir çünkü ortada apaçık bir şekilde resmi evrakta sahtecilik var.” ifadelerini kullandı.
]]>Görüntülerdeki polisin, Kütahya İl Emniyet Müdürlüğü Av ve Spor Silahları Büro Amirliği’nde görevli polis memuru Hasan Önder olduğu iddia edildi. Önder, hakkında açılan idari soruşturma kapsamında açığa alındı. Yaklaşık yedi ay sonra görevine iade edildi, şimdi başka bir ilde görevini sürdürüyor.
KAYIP TABANCA SORUŞTURMASI 5 AYDA TAMAMLANDI
Tabancaların çalınması ile ilgili soruşturma, olaydan yaklaşık beş ay sonra Şubat 2023’te tamamlandı, Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesi 3 Şubat 2023’te Kütahya Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.
Polis hakkındaki iddianamede, kendilerine ait olduğu iddia edilen tabancaları çalınan sekiz kişi müşteki olarak yer aldı.
İLK DURUŞMA YAKLAŞIK 15 AY SONRA YAPILDI
Polisin yargılanmasına, olaydan yaklaşık 15 ay sonra; 30 Kasım 2023’te, Kütahya 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlandı. İddianameye ve birinci duruşmanın tutanaklarına göre olay şöyle oldu:
SAYIMDA SEKİZ SİLAH EKSİK ÇIKTI
Kütahya İl Emniyet Müdürlüğü Silah ve Patlayıcı Maddeler Şube Müdürlüğü Silah Bulundurma ve Taşıma Büro Amirliği’nde bulunan sekiz adet ruhsatlı tabancının 13 Eylül 2022’de muhafaza edildiği yerde olmadığı tespit edildi. Silahlar, haklarında soruşturma açılan sekiz kişiye aitti. Bir kişinin teslim edilmesi gereken silahı, olması gereken yerde bulunamayınca yapılan kontrolde diğer yedi silahın da kayıp olduğu anlaşıldı.
POLİS NOT KÂĞIDI BULDU
Tespit üzerine Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Soruşturmanın devam ettiği 26 Eylül 2022 tarihinde, o dönem Kütahya İl Emniyet Müdürlüğü Av ve Spor Silahları Büro Amirliği’nde görevli polis memuru Hasan Önder, bir banko üzerinde bir not kâğıdı buldu. Notun bulunması ile ilgili tutanak tutuldu. Tutanağa göre, Hasan Önder tarafından bulunan not kağıdının üzerinde; “7 Ekim Cuma günü silahlar sizde olacak amir bey. Bu notu sizin haricinizde bir kişi duyarsa, öğrenirse veya herhangi bir şikâyetiniz olursa silahlar gelmeyecek” ifadelerinin yazıldığı tespit edildi.
“AMİR SONRA BAKACAĞIZ DEDİ” İDDİASI
Polis Hasan Önder, daha sonra verdiği ifadesinde; notu amirine söylediğini, amirinin kendisine “Bunu şu an şubede kimse bilmesin, sonra bakacağız” dediğini ileri sürdü.
Önder, “Normal görevime devam ettim. Sonraki gün konu ile ilgili soruşturma açıldı. Bu not yazılı kağıdı kesinlikle ben bırakmadım. Zaten benim tarafımdan yazılmış ve katlanmış olsa benim parmak izimin çıkmaması mümkün değildir” dedi.
NOT KAĞIDI KRİMİNALDE İNCELENDİ
Bursa Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü, not kâğıdı üzerinde kriminal inceleme yaptı. İnceleme sonuçları, 21 Ekim 2022 tarihinde raporlaştırıldı. Buna göre not kağıdının Hasan Önder’e ait olup olmadığı belirlenemedi. Raporda, “Tetkik konusu belge üzerinde bulunan harflerin çizgisel hatlar kullanılarak köşe şekilde yazıldığı ve durumun inceleme konusu belge üzerinde bulunan yazılar üzerinde şahıs aidiyetinin belirlenmesinde esas alınacak şahsa ait itiyatların, kaligrafik ve karakteristik unsurların tespitini engellemek amacıyla yazım aşamasında bilinçli olarak yapıldığı” değerlendirildi. Raporda, “Tetkik konusu belge üzerindeki yazıların mukayeseye konu yazılarla müspet veya menfi bir kanaat beyan edilmesinin mümkün olmadığı” ifadeleri kullanıldı.
30 AĞUSTOS’TA KAYDEDİLEN GÖRÜNTÜLER
Soruşturma kapsamında Silah ve Patlayıcı Maddeler Şube Müdürlüğü’nü gösteren kamera kayıtları incelendi. 4 Kasım 2022’de tarihli İnceleme Tutanağından; 30 Ağustos 2022 tarihinde sivil giyimli bir erkek şahsın elleri boş olarak girdiği ve bir poşetle çıktığı belirlendi. Kamera görüntülerindeki erkek şahsın, Av ve Spor Silahları Büro Amirliği’nde görevli polis memuru Hasan Önder olduğu iddia edildi.
GÖRÜNTÜLERDEKİ POLİS, NOT KAĞIDINI BULAN POLİS
Hasan Önder, bir banko üzerinde, “7 Ekim Cuma günü silahlar sizde olacak amir bey. Bu notu sizin haricinizde bir kişi duyarsa, öğrenirse veya herhangi bir şikâyetiniz olursa silahlar gelmeyecek” ifadelerinin yazılı olduğu bir not kâğıdı bulmuştu.
Soruşturma aşamasında, Hasan Önder’in ifadesine başvuruldu. Önder; “Kamera görüntülerindeki şahsın kendisi olduğunu, elinde bulunan beyaz renkli poşet içerisinde çini ham maddelerinin bulunduğunu, bu malzemeleri annesinin çini kursuna gitmesi sebebiyle daha önce alarak silah dolabının bulunduğu odaya koyduğunu, izne ayrılacağından bu malzemeleri almak için resmî tatil olan 30 Ağustos 2022 tarihinde sivil olarak emniyet müdürlüğüne geldiğini, silahları kendisinin almadığını” söyledi.
Kütahya Sulh Ceza Hakimliği, 10 Kasım 2022’de Hasan Önder’in “iletişiminin denetlenmesine” karar verdi. Herhangi bir şüpheli görüşmenin yapılmadığı belirlendi. Hakimlik ayrıca; 5 Ocak 2023 tarihinde Önder’in evinin aranmasına karar verdi, herhangi bir suç unsuruna rastlanmadı. Farklı bankalara ait hesap hareketlerinde dikkat çeken bir para giriş çıkışı bulunmadı.
BİR GÜN GÖZALTINDA KALDI
Önder, 5 Ocak 2023’te gözaltına alındı. 6 Ocak 2023’te adli kontrol tedbiri ile serbest bırakıldı. Önder hakkındaki iddianame, gözaltına alınmasından yaklaşık bir ay sonra 3 Şubat 2023’te tamamlandı. İddianamede, şu değerlendirmeler yapıldı:
“Kütahya İl Emniyet Müdürlüğü Av ve Spor Silahları Büro Amirliği’nde görevli polis memuru olan şüpheli Hasan Önder’in 30 Ağustos Zafer Bayramı sebebiyle resmi tatil olan 30 Ağustos 2022 tarihinde sivil kıyafetler ile görev yaptığı Silah ve Patlayıcı Maddeler Şube Müdürlüğü Av ve Spor Silahları Büro Amirliği’nin yan kısmında bulunan Silah Bulundurma ve Taşıma Büro Amirliği’ne gelerek çalınan silahların bulunduğu anahtarların bulunduğu (…) masanın çekmecesini açarak ve daha sonra silah dolabının bulunduğu depo olarak kullanılan odaya elleri boş halde girip elinde beyaz renkli bir poşet ile odadan çıkarak olay yerinden ayrılması… hususun kamera görüntüleri ve CD inceleme tutanağı ile sabit olması… şüphelinin bahse konu tabancaları alarak üzerine atılı suçu işlediğini gösterdiği…
Yine şüphelinin savunmalarında, elindeki poşette daha önce annesine aldığı çini ham malzemelerinin bulunduğu iddia etmiş ise de (…) çini malzemelerini görev yaptığı il emniyet müdürlüğü binasına getirerek arşiv odasında muhafaza etmesinin olağan hayatın akışına aykırı olduğu gibi, şüphelinin görevli olduğu zaman diliminde iddia ettiği malzemeleri alması mümkün iken özellikle resmi tatil olması sebebiyle şubede görevli kimsenin olmadığı zaman diliminde gelerek söz konusu iddia ettiği çini malzemelerini almasının da hayatın olağan akışına aykırı olduğu… şüphelinin suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarına itibar edilmediği ve…
30 Ağustos 2022 tarihinde Kütahya Emniyet Müdürlüğü’ne gündüz vakti olan zaman diliminde gelerek müştekilere ait olan Kütahya İl Emniyet Müdürlüğü’nce muhafaza edilen 8 adet tabancı almayı şeklindeki eylemin ‘Bina İçerisinde Muhafaza Altına Alınmış Eşya Hakkında Hırsızlık’ suçunu oluşturduğu kanaatine varıldığı…”
“HIRSIZLIK SUÇUNUN SEKİZ KEZ İŞLENDİĞİ…”
İddianamede, polis memuru Hasan Önder; “bina içerisinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık’ yapmakla suçlandı. Suçun, silahları çalınan sekiz mağdura yönelik ayrı ayrı olmak üzere sekiz kez işlendiği ileri sürüldü.
“DAHA İYİ MARKALI TABANCALAR VARKEN BUNLARI MI ÇALACAĞIM BEN?”
Hasan Önder hakkındaki yargılamanın ilk duruşması, 30 Kasım 2023 tarihinde Kütahya 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Duruşmaya, sanık Hasan Önder de katıldı. Önder, duruşmada şunları söyledi:
“Kayıp olan tabancalar çok maliyetli olmayan tabancalardır. ‘Kırıkkale’ marka tabancalardır. Daha iyi markalı tabancalar varken bunları mı çalacağım ben? Ayrıca çalınan tabancaların toplam fiyatı 2-3 aylık maaşım eder, hatta etmez bile. Çalınan tabancaların mali değeri yoktur. Kimseye satamazsınız.
“BU POŞETE SEKİZ TANE SİLAHIN GİRMESİ MÜMKÜN DEĞİL”
Emniyetin içinde kameraların olduğunu biliyorum. Neden bile bile böyle bir şey yapayım. Silahların boyutları göz önüne alındığında bu poşete sekiz tane silahın girmesi mümkün değildir.
Bu olaydan dolayı benim hakkımda soruşturma yürütülmüş. 7 ay kadar süre açığı alındım. Ancak ben daha sonrasında Kütahya İl Emniyet Müdürlüğü tarafından göreve iade edildim.”
ÇALINAN SİLAHLARDAN BİRİNİN SAHİBİ: “2013 YILINDA HAKKIMDA SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMÜŞTÜ”
İlk duruşmada, bazı silah sahiplerinin beyanları da alındı. Bir müşteki, “Benim 2013 yılında hakkımda soruşturma yürütülmüştü. Soruşturma sonuçlanıncaya kadar silahıma el konularak Emniyet’te duruyordu. Daha sonra benim soruşturmam beraatle sonuçlandı. Ancak ben gidip Emniyet’ten silahımı teslim almadım. Silahımın ruhsat süresinin dolup dolmadığını şu anda hatırlamıyorum. Ben, silahımı çalan kişilerden şikayetçiyim” dedi.
TÜM KAMERA KAYITLARININ İNCELENMESİNİ TALEP ETTİ
Hasan Önder’in avukatı, “Çalınan silahların bulunduğu dolabın olduğu oda, herkes tarafından kullanılmaktadır. Müvekkilin atılı suçla karşı karşıya kalmasının tek sebebi, kamera kayıtlarındaki arşiv odasından elindeki bir poşetle çıkmasından ötürüdür. Bu ise tek başına atılı suçu işlediğini göstermez. Mayıs ayından itibaren müvekkilin gözaltına alındığı tarihe kadarki tüm kamera kayıtlarının getirilerek incelenmesini talep ediyoruz” diye konuştu.
Avukatın tüm kamera görüntülerine ilişkin talebi karşısında bir değerlendirme yapmayan mahkeme; silahları çalındığı iddia edilen kalan altı müşteki ile birlikte altı tanığın daha dinlenmesine karar verdi. Duruşma, 2 Nisan 2024 tarihine ertelendi.
]]>