Savcılığın nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderdiği sevk yazısında, 10 şüphelinin terör örgütü PKK ile irtibatına ilişkin tespitler yer aldı.
“DEĞER AİLESİ”
Yazıda, terör örgütü PKK/KCK’nın siyasi alan yapılanmasında faaliyette bulundukları değerlendirilen şüphelilerin, örgüt adına faaliyet yürütmekteyken ölen kişilerin “Değer ailesi” olarak adlandırdıkları ailelerini ziyaret ediyor olabileceklerine dair haklarında istihbari bilgi elde edilmesi üzerine soruşturmaya başlandığı ifade edildi.
“YANLIŞ HABERLER İLE KAMUOYUNU ETKİLEMEYE ÇALIŞTI”
Polis ekiplerinin, 20 Eylül 2022’de Yavuz Genç isimli kişiyi aracının hacizli olduğunun anlaşılması üzerine durdurduğu, Genç’in aracını yakıp polis memurlarına saldırdığı, ekipler tarafından silahla etkisiz hale getirilen Genç’in hastanede yaşamını yitirdiği aktarılan yazıda, gözaltına alınan şüphelilerden Alamettin Demir’in konuyla ilgili yanlış haberler yaptığı, kamuoyunu etkilemeye çalıştığı ve görüşmelerinin incelenmesi sonucu suç unsuru içeren 88 görüşme tespit edildiği belirtildi.
ASILSIZ KİMYASAL SİLAH İDDİASI
Yazıda, şüphelilerden Çetin Demir’in suç unsuru içeren 61 görüşmesinin tespit edildiği, cep telefonu incelemesinde, DEM Parti Bağcılar ilçe binasında gerçekleştirilen etkinlikte duvarda terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının asılı olduğunun belirlendiği bilgisi verildi.
Şüpheli Çetin’in, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak’a düzenlediği operasyonlarda kimyasal silah kullandığına ilişkin asılsız iddialarla ilgili uluslararası kamuoyunda olumsuz algı oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinliklere katıldığı ifade edilen yazıda, şüpheli Enes Ayaz’ın ise örgütün kırsal alanına eleman kazandırma faaliyeti yürüttüğünün tespit edildiği belirtildi.
Yazıda, şüphelilerden İbrahim Elban’a ait dijital materyal incelemesinde, “HDP Eyüp İlçe Dayanışma” isimli WhatsApp grubunda örgüt elebaşı Öcalan ve örgütün sözde kurucularından Sakine Cansız, Mazlum Doğan, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in fotoğraflarının asılı olduğu etkinliğe ait görseller ile örgüt adına gerçekleştirilen eylemlere çağrılarla ilgili yazışmaların bulunduğu ifade edildi.
“YARGI MERCİ GİBİ DAVRANDI”
Şüpheli Yaşar Gökdemir’in ise örgütün sözde anayasası kabul edilen KCK sözleşmesinde “Halk Mahkemeleri” olarak bilinen yapı kapsamında, parti çatısı altında yasal görünüm kazandırılmaya çalışılan sözde Halk Komisyonu’nda aralarında alacak-verecek veya farklı anlaşmazlıklar bulunan tarafları bir araya getirdiği ve yargı merci gibi davrandığı belirtilen yazıda, Gökdemir’in taraflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmeye yönelik sözde kararlar vermeye çalıştığı kaydedildi.
Sevk yazısında, diğer şüphelilerin de terör örgütüyle bağlantılarına yer verilirken, 10 şüphelinin “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan tutuklanmaları talep edildi.
Şüphelilerin nöbetçi sulh ceza hakimliğindeki işlemleri sürüyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, terör örgütü PKK/KCK içinde faaliyet yürüttüğü tespit edilen 25 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Bunun üzerine harekete geçen emniyet güçleri, 25 adrese düzenledikleri operasyonda 21 şüpheliyi yakalamıştı.
]]>Gözaltına alınan 11 kişi arasında, daha önce dizi ve filmlerde oynayan bir oyuncu ile 17 yaşındaki ‘Zeus’ kod adlı hacker ve 5 yıldır firari olan 47 suçtan yakalama kararı bulunan şebeke lideri C.A.’nın da olduğu öğrenildi. Operasyona komandolar da destek verdi.
VİLLALARDA FAALİYET GÖSTERDİLER
İzmir İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat ve Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, siber suçlara yönelik yürüttüğü soruşturma kapsamında, bir şebekenin İzmir merkezli Aydın ve Balıkesir illerinde faaliyet gösterdiğini tespit etti. Lüks villalar kiralayarak kurdukları sistemler ile vatandaşları arayarak kendilerini avukat, hakim, savcı, banka görevlisi, polis ve asker gibi tanıtarak dolandırdıkları öğrenildi.

Birçok şikayeti değerlendiren jandarma ekipleri, iz sürerek şebekenin faaliyet gösterdiği İzmir, Aydın ve Balıkesir’deki adreslerini tespit etti. Teknik ve fiziki takip başlatan jandarma ekipleri, yapılan çalışmalar sonrasında eş zamanlı operasyon başlattı. Belirlenen adreslere eş zamanlı düzenlenen operasyonda komandolar da yer aldı. Operasyonlarda 11 şüpheli gözaltına alındı.
PİTBULL İÇİN OPERASYONA VETERİNER DE KATILDI
Operasyon kapsamında, Çeşme ilçesindeki lüks bir villada bulunan şüpheliler, koruma amaçlı bahçesinde yasaklı ırk olan ‘Pitbull’ cinsi iki köpeği beslediği öğrenildi. Jandarma ekipleri, önceden yapılan gözlemde bahçede bulunan köpeklerin tespit edilmesinin ardından operasyona veteriner getirerek iki köpeği de sakinleştirici ile etkisiz hale getirdiği bildirildi.
Operasyon kapsamında, şebeke lideri C.A. da jandarma ekipleri tarafından gözaltına alındı. Şebeke elebaşı C.A.’nın hakkında, 47 ayrı suçtan yakalama kararı olduğu ve 5 yıldır firari olduğu bildirildi. C.A.’nın üzerinde sahte avukat kimliği olduğu ortaya çıktı.
GÜNLÜK BEŞ MİLYON TL
Çeşitli yöntemler ile vatandaşlar dolandırarak günlük 5 milyon TL’ye yakın kazanç elde ettiği öğrenilen şebekenin içerisinde, eski dizi ve filmlerde oynayan bir kadın oyuncunun da olduğu ortaya çıktı. Ayrıca ‘Zeus’ kod adlı 17 yaşında bir hackerın bulunduğu belirtildi.
Zeus kod adlı çete üyesinin, dolandırılacak vatandaşların kimlik ve telefon numarası gibi bilgilerini yasa dışı yollarla elde ettiği belirlendi. Hackerın bilgisayarında ‘Dolandırılacak’ ve ‘Dolandırıldı’ isimli dosyalar oluşturduğu ve bu dosyalarda çok sayıda vatandaşın bilgileri yer aldığı öğrenildi.
OPERASYON DRONE KAMERASINDA
İzmir, Aydın ve Balıkesir’deki adreslere yapılan operasyon, drone ile görüntülendi. Şüphelilerin Çeşme ilçesindeki adresinde yapılan aramada, 23 dizüstü bilgisayar, 44 adet tuşlu telefon, 36 sim kart, 2 masaüstü bilgisayar, 1 ‘call center’ cihazı, 17 USB hafıza kartı, 15 uyuşturucu madde içiminde kullanılan malzeme, yaklaşık 20 gram metamfetamin, yaklaşık 35 gram kubar esrar, 1 hassas terazi ele geçirildi.
Operasyonda yakalanan hacker ve diğer 10 şüpheli sorgulanmak üzere İzmir İl Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. Çok sayıda vatandaşı dolandırarak haksız kazanç elde eden 11 şüphelinin, işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edileceği öğrenildi.
]]>İddianamede, Türkiye genelinde çok sayıda kişiye, avukatlık ofisi isimleri ve telefon numaraları ile birlikte, “Dosyanız icra takibi başlatılması için hukuk ofisine devredilmiştir.” mesajı gönderildiği belirtildi.
Telefonlarına mesaj gelen vatandaşların bu numaraları aradığında ise geçmiş yıllarda teslim almadıkları siparişlere ait kargo parasının faiziyle birlikte istenildiği belirtilen iddianamede, arayanlara ödeme yapmadıkları takdirde masraflarla birlikte haciz işlemi başlatılacağının söylendiği kaydedildi.
İddianamede, 90 lira ve 200 lira arasında değişen parayı faiziyle birlikte ödetmek için sürekli mesaj atılarak taciz edilen vatandaşların CİMER’e, emniyete ve savcılıklara giderek şikayette bulunması üzerine soruşturma başlatıldığı ifade edildi.
Kargo şirketinin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı suç duyurusu dilekçesine de yer verilen iddianamede, şirketin müşterilerine mesaj gönderip borç tahsilatı yapma gibi bir uygulamasının olmadığı, yapılan incelemede de mağdurların borcunun bulunmadığının belirlendiği aktarıldı.
DOLANDIRICILIK YÖNTEMLERİ
İddianamede, şüphelilerin güvenli olmayan ya da sahte alışveriş sitesi üzerinden ürün reklamı verdikleri, sonra da sipariş vermek amacıyla bu ürünlere erişim sağlayan mağdurların kişisel bilgilerini temin ettikleri anlatıldı.
Mağdurların sipariş vermese de oluşturulmuş gibi gösterildiği tespitine yer verilen iddianamede, sipariş verenlere ise alakasız ürünler gönderilerek, kargo iade işlemi yapılmasının sağlandığına dikkat çekildi.
İddianamede, şüphelilerin bu yöntem dışında, çeşitli firmalardan verilen siparişler sonrasında teslim alınmamış ve iade işlemi yapılmış kargo bilgilerini de temin ettikleri belirtildi.
Farklı dolandırıcılık grupları tarafından da kargo iade bilgilerinin ele geçirildiği ve birçok vatandaşın bu şekilde arandığı vurgulanan iddianamede, “Mevcut örgüt kapsamında mağdur olan on binlerce şahsın olduğu değerlendirilmekte olup, sadece şikayette bulunan şahısların bir kısmı yönünden evrak hazırlanmıştır.” ifadesine yer verildi.
AVUKATLARIN SORUŞTURMASI AYRICA SÜRÜYOR
İddianamede, haklarında Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden soruşturma izni alındığı belirtilen şüpheli avukatlar yönünden, soruşturma ve kovuşturma usullerinin farklı olması sebebiyle dosyalarının tefrik edildiği kaydedildi.
Şüpheli avukat G.Ö’nün şirket adına mesaj atarak, mağdurlardan para almaya çalıştığı öne sürülen iddianamede, mağdurların para yatırmaları için verilen hesap numaralarının ise avukat şüpheliler G.Ö, Y.M.Y, E.O.B ve M.D’ye ait olduğunun tespit edildiği kaydedildi.
Kargo şirketinin hukuk bürosu hakkında pek çok şikayeti olduğu belirtilen iddianamede, şirketin, avukat G.Ö. ile çok sayıda görüşme yaptığı, noterden de 18 Mayıs 2021 tarihli ihtarname gönderdiği ancak avukatın bu ihtarlara cevap vermeyip dolandırıcılık eylemine devam ettiği öne sürüldü.
Avukat şüphelilerin mesleklerini kullanarak müştekilerin kendilerine kolayca inanmasını sağladıklarına vurgu yapılan iddianamede, bu şüphelilerin avukat yapılanması adı altında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye oldukları, aynı zamanda kendi çalışanları olmadığı halde kendi isimleri adına diğer şüphelilerin arama yapmalarını sağladıkları iddia edildi.
Suç örgütü elebaşlarının Hakan Üzer ve Hakikan Üzer olduğu kaydedilen iddianamede, bu şüphelilerle doğrudan bağlantılı olan ve çağrı merkezlerinin kurulumu ile müşterilerin bilgi akışını sağlayan örgüt yöneticilerinin ise Mehmet Avcı ile Bekir Bekiroğlu olduğu ileri sürüldü.
İddianamede, örgütün hukuki altyapısının kurulmasını Avcı’nın, İstanbul ve İzmir’de kurulan çağrı merkezlerinin kontrolünü ise Bekiroğlu’nun sağladığı dile getirildi.
CEZA İSTEMLERİ
Haklarında dava açılan şüpheliler Hakan Üzer, Hakikan Üzer, Mehmet Avcı, ve Bekir Bekiroğlu’nun “suç işlemek amacıyla örgüt kurma”, 65 müştekiye karşı “nitelikli dolandırıcılık”, “kişisel verileri verme veya ele geçirilmesi” ile 137 mağdura yönelik “nitelikli dolandırıcılığa teşebbüs” suçlarından 712’er yıldan 1945’şer yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istenen iddianamede, Hakan ve Hakikan Üzer’in ayrıca “suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” suçundan 3’er yıldan 7’şer yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezasına çarptırılmaları istendi.
İddianamede, şüpheliler Erdoğan Yılmaz, Kubilay Elmas, Mustafa Yüksel, Olcay Altuğ, Mehmet Bestami Güder, Ramazan Emir Oran, Sedat Önder, Ahmet Tantaş, Yener Çıdıroğlu, Naki Şen, İsmail Karakaya, Hümeyra Yelkenci, Ayşe Karık, Melek Bal, Meryem Muratoğlu, Kübra Hasar, Özge Can, Rabia Üney ve Kübra Yılmaz’ın da “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak”, 65 müştekiye karşı “dolandırıcılık”, 137 mağdura yönelik “dolandırıcılığa teşebbüs” ile “kişisel verileri verme veya ele geçirme” suçlarından 603’er yıldan 1466’şar yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Ayselin Ünsal, Berna Kovan, Fadime Nur Uysal, Zeynep Karık, Senanur Ülker, Gülşen Tavukçu, Aleyna Uzunyılmaz, Hülya Atılmış, Eyüp Can Aytan, Enis Yılmaz ve Müşerref Ünal’ın da benzer suçlardan 594’er yıldan 1476’şar yıla kadar hapsi istenen iddianame, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Şüphelilerin yargılanmalarına ilerleyen günlerde başlanacak.
]]>“ÇIKIŞ TABELASI YOK”
İş yerinin mesul müdürü şüpheli İsmet Ş, yangın çıkan işletmede misafir karşılama çalışanı olarak görev yaptığını, 6-7 ay kadar öncesine kadar burada mesul müdürü olduğunu ancak sözleşme yenilemediğini ve şu anda iş yerinin mesul müdürü bulunmadığını iddia etti.
İsmet Ş, iş yerinin acil durum eylem planı olup olmadığını bilmediğini öne sürerek, “Ancak arka kapımızda yangın çıkışı uyarısı mevcuttu. Orası ayrıca personel girişi olarak kullandığımız, malzeme geldiği zaman kullandığımız yerdir. Normalde iş yerinin bir ana girişi ve bir de şimdi bahsettiğim arka çıkışı vardır. Başka girişi yoktur. Yalnız normalde kilitli ve kapalı duran pasajın içindeki kendi mağazamıza açılan bir kapı daha vardır. Ancak bu kapı kullanılmıyordu. Ana girişteki kapı iş yeri müşteriye kapalı iken kapalı ve kepengi inik olarak durur. Yangın sırasında açık mıydı bilmiyorum.” ifadelerini kullandı.

“TATBİKAT YAPILMADI”
Bildiği kadarıyla mekanda, çıkış kapısı dışında insanları yönlendirebilecek bir çıkış tabelası olmadığını ifade eden şüpheli, “Yangın çıktığında yapılacaklarla ilgili, yangın cihazlarının yeriyle, acil çıkış yeriyle alakalı bir eğitim almadım. Bildiğim kadarıyla hiç yangın tatbikatı yapılmadı. İş yerinde yangın söndürme tüpleri vardı. Su şebekesine bağlı sabit yangın söndürme hortumu yoktu. Yağmurlama şeklinde tavanda fıskiye sistemi vardı ancak olay sırasında çalıştı mı bilmiyorum” dedi.
Yangın alarm sistemi olup olmadığını da bilmediğini söyleyen İsmet Ş, “İnsanların dumandan dolayı önlerini göremeyip kaçamamaları nedeniyle öldüklerini düşünüyorum. Çünkü olay yerine 1,5 saat sonra geldiğimde itfaiye görevlilerinden içerideki görüş mesafesinin çok düşük olduğunu öğrendim.” diye konuştu.

İŞLETME MÜDÜRÜ: EĞİTİM ALMADIM
İşletme müdürü şüpheli Arda Arman P. ise, işletmenin tavanında yangın söndürme sistemine ilişkin borular olduğunu bildiğini ancak itfaiye ekipleriyle birlikte içeri girdiğinde tavandan su geldiğini görmediğini belirtti.
Kendisine, böyle bir olayda ne yapılacağına dair herhangi bir eğitim verilmediğini söyleyen Arda Arman P, ayrıca tatbikat yapıldığını da görmediğini kaydetti.
Metal işleri firma sahibi şüpheli Çağatay A. ise, tadilat yapılacak yerlere bakmak için iş yerine gittiklerini belirterek, kontrolleri sırasında iş yeri teknik servis sorumlusu İbrahim Bildirici’den yanıcı maddeleri alarak kendilerine çalışma ortamı yaratmalarını istediklerini, onların da bir hafta süreyle dediklerini yaptıklarını söyledi.

“TAŞ YÜNÜ VE SUNTALAR VARDI”
Şüpheli, olay tarihinden yaklaşık 20 gün önce çalışmaya başladıklarını belirterek, “Girdiğimizde iş yerinde halen izolasyonda kullanılan taş yünü ve bazı yerlerde suntalar vardı. Orada yapılmayan eksiklikleri kendilerine söyledik ve temizlemelerini istedik. Projemize başladık. Metal kısımlarını taktık. Bir yandan mobilyacı arkadaşlar ses yalıtımı için MDF döşemeye başladılar. Yaklaşık 15-20 gün tadilat işine devam ettik. Olay günü iş yerinin alt katının işlemlerini bitirmiştik. Üst katını ise daha sonra yapacaktık. Bunun nedeni de ham madde değişikliği olmasından ve bu maddenin gelmesinin uzun süreceğiyle alakalıydı.” ifadelerini kullandı.
Sahne yapımı firması sahibi şüpheli Dursun Ç. de firmalarının iş yerinde yapılan tadilat ve tamiratla hiçbir alakası olmadığını, sadece satın alınan ürünün teslimatını yaptıklarını öne sürerek, “Yaşanan bu olaydan dolayı mağdur olduk. Bu işte kusuru olanlardan şikayetçiyim.” dedi.

“KAYNAKÇILAR VE AHŞAPÇILARIN BİR ARADA ÇALIŞMASI İHMALDİ”
Beşiktaş’ta, tadilat sırasında 29 kişinin hayatını kaybettiği eğlence merkezinin metal kaynak işlerini yapan işletmeci Kahraman E, ifadesinde, yangının çıkmasındaki ihmalin kaynakçılar ile ahşapçıların bir arada çalışmasından kaynaklandığını ileri sürdü.
Şüpheli, yaklaşık 17 gün sorunsuz çalıştıktan sonra işin yetişmeyeceği düşüncesi oluşunca bir yandan da mobilyacılar-ahşapçıların da işe başladığını anlatarak, “Aslında ahşapçıların da bizim işlerimiz bittikten sonra çalışması gerekirdi, orada bulunmaları yanlıştı. Ancak işlerin aynı anda yapılması kararını biz vermedik.” dedi.

TADİLATIN İLK GÜNÜ YANGIN
Çalışma odasındayken bağrışma üzerine siyah dumanların çıktığını anlatan şüpheli, “Burası Ahmet Sever’in kaynak yaptığı yere 2 metre kadar yakındı. İlk çalışmaya başladığımız gün kaynak makinasından sıçrayan kaynak çapakları orada bulunan izolasyon malzemesine sıçramıştı ve malzeme tutuşmuştu. Tutuşan malzeme A4 kağıdının yarısı kadar bir parçaydı; ancak bu tahminimce önceki tadilatlardan kalma, bu izolasyon malzemesinin içine tıkıştırılmış süngerimsi ince bir malzemeydi.” ifadelerini kullandı.
Kahraman E, kaynakçı Ahmet Sever’in, malzemenin sıkıntılı olduğunu ve çıkartılması gerektiğini söylediğini belirterek, “Bunun üzerine durumu Sinan beye ilettik. Olay günü alt kattaki bu son kaynak rötuşunu yapmadan, yani biz işimizi tamamen bitirmeden, kenara aldırdığımız izolasyon malzemelerinin olaydan birkaç gün önce tekrar locaların altına yerleştirildiğini gördüm. Ancak bu talimatı kim verdi bilmiyorum.” dedi.

“SÜRE KISITLI OLSA DA İŞİ KABUL ETTİK”
Normal koşullarda tadilat yapacakları alana, bütün yanıcı ve tehlikeli malzemelerin söküldükten sonra girmeleri gerektiğini söyleyen şüpheli “En az bir ay çalışmamız vardı; ancak ilk toplantıda bize ramazan ayı bitmeden tadilatın bitmesi gerektiğini, aksi halde bayramda mekanı açamayacaklarını ve bunun büyük bir maddi kayba yol açacağını söylediler. Biz de süre kısıtlı da olsa işi kabul ettik. Yaşanan olaydan dolayı çok üzgünüm. Böyle olsun istemezdim.” diye konuştu.

“KARBON TÜPLER PATLASAYDI YANGINI SÖNDÜREBİLİRDİ”
İşletmeci Şahzade Ş. de, ramazan ayı olması dolayısıyla tadilat yapmak istediklerini anlatarak, olay yerinde bulunan tüplerin oksijen tüpü olmadıklarını, sahnede gösteri yapıldığı sırada ya da sanatçıların şarkı söyledikleri sırada sahneye sis vermek amacıyla kullanılan karbon tüpler olduğunu belirterek, “Bu tüplerin içinde bulunan karbon yanıcı değildir. Hatta aksine şayet onlar patlamış olsaydı yangını da söndürebilirdi. Öyle bir özelliği vardır. Yaşanan olay nedeniyle üzgünüm.” dedi.
Şahzade Ş, tadilat işlerinde çalışmayıp hayatını kaybeden personelin olay yerinde bulunmalarına ilişkin şunları anlattı:
“Olay yerinde bulunan ve yıllardır birlikte çalıştığım için aramızda çok samimi bağ oluşan insanlar, tadilat dolayısıyla ayak altında dolaşıp işe engel olduklarından her zaman kendilerini gönderdim, fakat kendileri merak ettikleri için inisiyatif kullanarak gelmiş olabilirler. Zaten ramazan ayı olması dolayısıyla kendilerine ücret vererek izne ayırdım. Gelmek zorunda değillerdi. Fakat iş yerine karşı sorumluluk hissettikleri ve görmek için gelmişler.”
NE OLMUŞTU?
Gece kulübünde 2 Nisan’da tadilat sırasında çıkan yangında 29 kişi hayatını kaybetmiş, 2 kişi yaralanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında, iş yerinin mesul müdürü İsmet Ş. (65), iş yerinin ortakları Mehmet Menduh C. (45), Şahzade Ş. (50) ve Fatma D. (45), muhasebeci S.A. (39), işletme müdürü Arda Akman P. (26), tadilatla ilgili metal işleri sorumlusu Kahraman E. (47), metal işleri firma sahibi Çağatay A. (43) ve mobilyacı E.E. (40) gözaltına alınmış, E.E. emniyetteki işlemlerinin ardından serbest bırakılmıştı.
Çalışmalar kapsamında iş yeri teknik servis sorumlusu İbrahim B. (37), iş kazasından suç kaydı bulunan sahne yapımı firması sahibi Dursun Ç. (38) ve sahne yapımı teknik servis firması sahibi Sibel Ç. (42) de gözaltına alınmıştı.
İstanbul Adliyesindeki savcılıkta ifadeleri alınan 11 şüpheliden 9’u “taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edilmiş, 2 şüpheli ise savcılık ifadelerinin ardından serbest kalmıştı.
Sulh ceza hakimliğindeki işlemleri tamamlanan şüphelilerden 8’i tutuklanırken, 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Öte yandan, söz konusu iş yerinin ruhsatlandırılması, çalışma izni ve esasları ile süreç içindeki denetimlerine dair tüm bilgi ve belgelerin toplanmaya devam edildiği, ilgili kamu ve belediye görevlileri hakkında soruşturma işlemi yapılacağı belirtilmişti.
]]>Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 11 şüpheli bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi.
Şüphelilerden 2’si savcılıktan serbest bırakılırken; 9’u “Taksirle ölüme neden olma” suçundan tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.
SAVCILIĞIN SEVK YAZISI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklamaya sevk yazısında, yangın sonrasında olay yeri inceleme ekipleri, İstanbul İtfaiyesinin uzman ekipleri, üç kişilik iş güvenliği ve yangın uzmanı bilirkişi heyetince ve 2 Cumhuriyet Savcısı nezaretinde inceleme ve keşif yapıldığı kaydedildi.
Olay yerinde gerekli örneklerin alınarak usulüne uygun olup olmadıklarının tespiti için ilgili kurumlara gönderildiği anlatılan yazıda, bilirkişi ön raporuna göre gerekli tedbirleri almayarak ihmal gösterdikleri ve kusurlu oldukları belirtilen şüpheliler sıralandı.
Şüpheli Mehmet Menduh C. ve Fatma D’nin gece kulübünün sahibi olan şirketin yüzde 50 ortağı oldukları, İsmet Ş’nin şirkette mesul müdür olduğu ve birçok anlaşma ve evrakta adı geçtiği, Şehzade Ş’nin 2018’de şirketin iflas etmesi sonucu yeni kurduğu ve gece kulübünün sahibi olan şirketin ortakları olarak Mehmet Menduh C. ile Fatma D’yi şirkete ortak olarak atadığı ve şirketin tüm mali işleriyle organizasyon, tamirat, tadilat işlerini yürüttüğü, Çağatay A’nın gece kulübünde yapılan tadilatta çalışan ve ölen mobilya işçilerinin patronu olduğu, Kahraman E’nin gece kulübünde yapılan tadilatta çalışan ve ölen demir işçilerinin patronu olduğu, Kahraman E’nin Çağatay A. ile ortak olarak bu tadilat işine girdikleri, İbrahim B’nin kulübün tadilat ve tamirat işlerinden sorumlu olduğu ve yapılan bu tadilata ilişkin anlaşmalarda isminin olduğu ve organize ettiği, Dursun Ç. ve Sibel Ç’nin yüzde 50 hisseli gece kulübünde bulunan asansörlü ve hidrolik destekli sahneyi kuran şirketin sahipleri olduğu, Sibel Ç’nin sahibi olduğu Çeliker Teknik Servis Hizmetleri Ltd Şirketi bünyesinde çalışan 3 kişinin öldüğünün anlaşıldığı vurgulandı.
ÖN BİLİRKİŞİ RAPORU
Yazıda, şüphelilerin kusurlu oldukları, iş yerinin fenni ve teknik açıdan çalışmaya elverişli şekilde tutulması amacıyla üzerlerine düşen yasanın yüklediği yükümlülükleri yerine getirmedikleri ve bu sebeple birden fazla kişinin ölümüne sebep oldukları belirtildi.
Ön bilirkişi raporuna, olay yeri inceleme ekiplerinin yapmış oldukları incelemelere göre kusurlu olduklarının tespit edildiği vurgulanarak kamera görüntülerinden yanıcı malzemelerin iş yerinde depo edildiği, açık kaynak yapıldığı ve kaynak çapaklarının etrafa sıçradığı, yangın çıkış kapılarının kapalı olduğu, yangın söndürme sisteminin çalışmadığı, ayrıca ifadelere göre yangın söndürme tüplerinin bir kısmının çalışmadığına dikkat çekildi.
KUSURLU OLMALARI VE TOPLUMDA İNFİAL YARATMASI NEDENİYLE TUTUKLANMALARINA
Savcılığın sevk yazısında, şüphelilerin kusurlarının bulunması, olayda 29 kişinin ölmüş olması, bu durumun toplumda infial yaratması ve şüphelilerin serbest kaldığı takdirde telafisi zor zararların meydana gelebileceği, delillerin tamamen toplanmamış olması, asıl bilirkişi raporunun daha sonra düzenlenecek olması ve şüpheliler Mehmet Memduh C. , Şehzade Ş., Çağatay A., Sibel Ç., Dursun Ç., İsmet Ş., Kahraman E., Fatma D. ve İbrahim B’nin delilleri karartma ihtimalleri dikkate alınarak tutuklanmaları talep edildi.
BELEDİYE GÖREVLİLERİNE DE SORUŞTURMA
Öte yandan işyerinin ruhsatlandırılması, çalışma izni ve esasları ile süreç içindeki denetimlerine dair tüm bilgi ve belgeler toplanmakta olup, ilgili kamu görevlileri, belediye görevlileri hakkında ise 4483 sayılı yasa hükümlerine göre soruşturma başlatılacağı öğrenildi.
]]>Solunum yetmezliği ve kusma şikayetiyle ambulansla Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Elif Nur, kurtarılamadı. Elif Nur’un şüpheli görülen ölümüyle ilgili soruşturma başlatıldı. Çocukların yaşadığı evin sahibi olan hala Deniz Tiftik ile amca Sezer Tiftik, ‘çocuklara kötü muamele’ iddiasıyla gözaltına alınıp, tutuklandı. Elif Nur’un babaannesi Cihangül Kurumlu da 4 gün sonra yakalanıp, tutuklandı.

Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamenin ardından Eskişehir 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde 3 şüpheli hakkında dava açıldı.
İddianamede, Elif Nur’un halası Deniz Tiftik, amcası Sezer Tiftik ve babaannesi Cihangül Kurumlu hakkında Elif Nur’a yönelik ‘çocuğu canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet, devlet korumasına alınan diğer 2 kardeşe yönelik de ‘eziyet’ suçlamasıyla 6 yıldan 16’şar yıla kadar hapis cezası istendi.

Davanın karar duruşmasına tutuklu sanıklar Cihangül Kurumlu, Deniz Tiftik ve Sezer Tiftik yer aldı. Sezer Tiftik, suçsuz olduğunu belirterek, “Bu olayla uzaktan yakından alakam yok. Beraatimi talep ediyorum, ben suçsuzum. Bana iftira atıyorlar” dedi. Cihangül Kurumlu da suçlamayı kabul etmeyerek, “Çocukların kaldığı evde ben kalmıyordum. Bana iftira atıyorlar, çünkü ben bakmadım. Olayla bir alakam yoktur. Tahliyemi ve beraatimi istiyorum” dedi. Deniz Tiftik de çocuklara eziyet iddiasını kabul etmeyip, “Ben bu suçlamaları hak etmedim. Çocuklara çok iyi baktım. Suçlamayı kabul etmiyorum, hakkındaki suçlamalar yalandır. Beraatimi istiyorum” diye konuştu.

Mahkemede Elif Nur’un babası Gökhan Tiftik, Sezer Tiftik’in öz kardeşi olduğunu ve kendisinden şikayetçi olmadığını ifade ederek, “Sezer’den şikayetim yok. Deniz ve Cihangül’ü de Allah’a havale ediyorum, şikayetçiyim. Cezalandırılmalarını istiyorum” dedi.
BABAANNE VE HALASINA CEZA ÇIKTI
Mahkeme heyeti, aç bırakılarak ölüme terk edildiği belirlenen Elif Nur’un babaannesi Cihangül Kurumlu’ya ‘kasten öldürme’ suçundan verilen 23 yıl hapis cezasını iyi hal indirimiyle 19 yıl 2 aya düşürdü. Ayrıca heyet, diğer kardeşler Y.T. (10) ve M.T.’ye (13) yönelik eziyet suçundan 10 yıl hapse hükmetti. Cihangül Kurumlu toplam 29 yıl 2 ay hapis cezası almış oldu. Diğer tutuklu sanık Elif Nur’un halası Deniz Tiftik ise kasten öldürme suçundan verilen 22 yıllık hapis cezası iyi hal indirimiyle 18 yıl 4 aya indirildi. Deniz Tiftik ayrıca diğer iki kardeşe eziyet suçundan 8 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Toplamda ise Deniz Tiftik 26 yıl 8 ay hapis cezası aldı.

AMCA BERAAT ETTİ
Amca Sezer Tiftik ise Elif Nur’un ölümü ve diğer iki kardeşe yönelik eziyet suçlarından beraat etti. Mahkeme heyeti amca Sezer Tiftik’e Elif Nur’un ölümünün ardından çıkan tartışmalarda akrabalarını tehdit ettiği gerekçesiyle 2 yıl 6 ay hapse mahkum edildi. Kararının okunmasının ardından sanıklar Cihangül Kurumlu, Deniz Tiftik ve Sezer Tiftik birbirlerine sarılarak ağladı. Cihangül Kurumlu, salondan çıkarılırken, ‘Ben suçsuzum ben hiçbir şey yapmadım’ diye bağırdı.

İDDİANAMEDEN DETAYLAR
İddianamede yer alan İstanbul Adli Tıp Kurumu 1’inci Adli Tıp İhtisas Kurulu raporuna göre, Elif Nur’un fiziksel istismarın yanı sıra ölümünün uzun süreli beslenme yetersizliğine bağlı meydana geldiği belirlendi. Ayrıca şüphelilerin çocuklara bakmak için sosyal yardım parası aldığı belirtilen iddianamede, şu ifadeler kullanıldı:
“Şüphelilerin Elif Nur Tiftik ve mağdurlar M. ve Y.’nin bakımını üstlendikleri, hatta bakımları nedeniyle sosyal yardım aldıkları, ancak maktul ve mağdurların insani şartlarda ve insani koşullarda yaşamadıkları, çatı arasında, soğuk bir ortamda, eşyasız, çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimine uygun olmayan koşullarda yaşadıkları, ayrıca odadan ayrılmalarına engel olacak şekilde kapıya çan bağlamak suretiyle kapının açılmasından şüphelilerin haberdar oldukları mağdur çocukların ve maktulün günlerce ve hatta haftalarca herhangi bir besin maddesi yemeden çatı arasında kaldıkları tespit edildi.”

YAŞANTILARINA DEVAM ETMİŞLER
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Adli Tıp Kurumu Bölümü’nden alınan raporda, diğer 2 kardeşin de yaşıtlarına göre yeterince beslenmedikleri ve gelişim geriliklerinin olduğu bilgisine yer verilen iddianamede, “Şüphelilerin çocukların durumuna aldırış etmeyen yaşantılarına devam ettikleri, kendileri uygun ortamda ve yeterli beslenme imkanı bulmuş iken maktul ve mağdurları bu imkanlardan bilerek mahrum ettikleri, işledikleri suç nedeniyle şüphelilerin kanunda öngörülen cezanın en üst sınırından cezalandırılmaları gerektiği, yine şüphelilerin maktulün kardeşleri mağdurlara karşı ise çocuğa eziyet suçlarını işlediklerine ilişkin haklarında kamu davası açmaya yeterlilikte delil ve kanaat oluştuğu” ifadeleri yer aldı.
]]>Yazıda, İsrail istihbarat mensubu “Victoria” kod adlı ajanın kendisini “Global Investigative Services” isimli şirket çalışanı olarak tanıttığı, Slovakya ve Güney Afrika operatörleri üzerinden dosya şüphelisi özel dedektif Hamza Turhan A. ile 2019’da ilk teması sağladığı ve 9 farklı numara üzerinden iletişim kurduğu belirtildi.
“Victoria” kod adlı kişinin ilk görüşmede Hamza Turhan A’dan, dedektif olarak sağladıkları hizmetlerin neler olduğunu, Türkiye’de bulunan kişiler hakkında herhangi bir araştırma yapıp yapmadığını, yapıyorsa ne tarz bilgiler elde edebildiğini öğrenmek istediğini beyan ettiği anlatılan yazıda, Hamza Turhan A’nın ise hedef kişilerin ev, iş adreslerini, telefon numarasını, kimlik ve pasaport numarasını, Türkiye’ye giriş-çıkış bilgilerini temin edebileceğini belirttiği aktarıldı.
Yazıda, “Victoria”nın Mayıs 2019’da Hamza Turhan A’dan elde ettiği bilgileri mail yoluyla raporlayarak göndermesini istediği, ödemelerin ilk etapta banka üzerinden gerçekleştirildiği, Hamza Turhan A’nın banka hesabına İsrail İstihbarat Servisi tarafından kullanılan “Emıl Slalov” isimli kişiye ait İsviçre’deki banka hesabından 1484 avro ödeme yapıldığı kaydedildi.
TEST ETMEK İÇİN DENEME GÖREVLERİ VERİLDİ
Şüpheli Hamza Turhan A’nın İsrail istihbarat mensubuyla görüşmek amacıyla Temmuz 2019’da Belgrad’a gittiği, seyahat ve konaklama gibi harcamaları için şüpheliye “Kryptomagnetic Venture Traders” isimli şirketin Kenya’daki banka hesabından 1030 avro ödeme yapıldığı belirtilen yazıda, şüphelinin ödemelerin devamını kripto para cinsinden aldığı anlatıldı.
Yazıda, şüpheli Hamza Turhan A’nın Ocak 2020’de “Victoria” ile görüşmek amacıyla plan yaptığı ancak Covid-19 salgını nedeniyle görüşemediği, sürecin devamında ajanın sağlık sorunlarını bahane ederek Eylül 2020’de şüpheliyi “Robert” ve “Andrea” isimli MOSSAD ajanlarıyla tanıştırdığı aktarılırken, şüphelinin bu ajanlarla eş zamanlı görüştüğü, “Victoria”nın ilk etapta şüphelinin imkan ve kabiliyetini test etmek amacıyla deneme görevleri verdiği belirtildi.
Ajan “Victoria”nın “Andrea” ve “Robert” aracılığıyla şüpheliyi İsrail’in dış politikasına ve ulusal çıkarlarına tehdit olarak algıladığı kişiler ile şirketler hakkında araştırma yapması doğrultusunda talimatlandırdığı aktarılan yazıda, şüphelinin yine bu ajan tarafından “Marc” kod adlı başka bir ajana Temmuz 2022’de devredildiği anlatıldı.
Yazıda, ajan “Marc”ın şüpheliyi Dubai, Irak/Kerbela ve Güney Afrika’da bağlantı bulmaya yönlendirdiği ve buradaki kişiler hakkında bilgi-belge talep ettiği anlatılırken, şüpheliye bu işler karşılığında ödemeyi kripto para cinsinden yaptığı kaydedildi.
SAHTE HESAPLA TACİZ NİTELİKLİ MESAJ
Şüpheli Hamza Turhan A’nın, 6’sı dosyanın şüphelisi 7 kişiden MOSSAD’ın taleplerini karşılamak amacıyla bilgi ve doküman temin ettiği, Tunus uyruklu Hamza K’ye yönelik tehdit eyleminde ise şüpheli Funda K’yi kullandığı belirtilen yazıda, bu kapsamda Hamza K. adına sahte Instagram hesabı açtığı, bu hesaptan Funda K’ye taciz nitelikli mesajlar gönderdiği, Funda K’yi Hamza K. hakkında şikayetçi olması için ikna ettiği, 15 Haziran 2021’de Güngören Polis Merkezi Amirliği’nde konuyla ilgili tutanak tutulduğu aktarıldı.
Yazıda şüpheli Hamza Turhan A’nın olay sırasında Hamza K’yi tehdit etmesi ve bunu görüntülü kayda alarak ajan “Victoria”ya göndermesi üzerine soruşturma işlemlerine başlandığı anlatıldı.
65 AKTİF VE 35 KAPATILMIŞ BANKA HESABI TESPİT EDİLDİ
Şüpheli Hamza Turhan A. hakkında detaylı tespitlere yer verilen yazıda, şüphelinin yurt dışı seyahatlerinde genellikle MOSSAD ajanlarıyla görüştüğünün tespit edildiği, MASAK araştırma ve tespit raporuna göre ise 63’ü aktif 35’i kapatılmış toplam 98 banka hesabının bulunduğu kaydedildi.
Hamza Turhan A’nın çok sayıda banka hesabıyla ajanlık faaliyetleri kapsamında elde ettiği menfaatleri gizlemeyi amaçladığı aktarılan yazıda, dosya şüphelileri ile aralarındaki para transferlerinin casusluk faaliyeti kapsamında olduğunun değerlendirildiği anlatıldı.
Şüpheliden ele geçirilen dijital materyallerde çok sayıda el yazısı not kağıdı ve doküman tespit edildiği, cep telefonuyla MOSSAD tarafından kullanıldığı belirlenen yurt dışı numaralarıyla çok sayıda görüşme yaptığının belirlendiği, “belgeler” kısmında ise Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’ndeki mitinge ilişkin emniyet tedbirleri kapsamında hazırlanmış kroki bilgisinin yer aldığı, bu bilginin de illegal yollarla temin edildiği kaydedildi.
Yazıda, Hamza Turhan A’nın telefonunda Suriyeli bir kişiye ait pasaport bilgilerinin yer aldığı, fotoğraflar bölümünde İsrail Başkonsolosluğu önünde gerçekleştirilen eyleme ait görüntülerin bulunduğu, bu görüntülerin de İsrail istihbarat servisiyle paylaşıldığının değerlendirildiği anlatıldı.
Şüpheli Hamza Turhan A’nın “Victoria Z”, “Andrea Tours” ve “Demet Kes” isimli kullanıcılarla casusluk faaliyetleri kapsamında sohbet kayıtları bulunduğuna, bu kişilerin de MOSSAD’a çalıştığının tespit edildiğine vurgu yapılan yazıda, şüphelinin konuşmalarında ise bilgi toplama, fotoğraflama ve koordinat bilgilerinin yer aldığı, bu konuşma içeriklerinden de şüphelinin eylemleri karşılığında menfaat temin ettiğinin belirlendiği aktarıldı.
HAMZA TURHAN A. HAKKINDAKİ TESPİTLER DOĞRULANDI
Yazıda, şüpheliden ele geçirilen sim kartta 14 kişinin kayıtlı olduğu, kartın gizliliğe riayet edilmek üzere kullanıldığı ve diğer şüpheliler Mehmet Y, Özkan Ş, Ercan K, Hakan K, Ömer Burak G. ve İsmail K ile çok sayıda ortak baz bilgisinin tespit edildiği, Hamza Turhan A’nın da bunu doğrulayarak kabul ettiği belirtildi.
Şüphelinin alınan ifadesinde de birçok konuyu doğruladığına, özellikle dosyanın diğer şüphelileri ve “Victoria” ile “Robert” isimli ajanlarla birlikte hareket ederek casusluk faaliyetlerini gerçekleştirdiğine işaret edilen yazıda, şüphelinin üzerine atılı “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme” suçunun vasfı dikkate alındığında kaçma ve delil karartma şüphesi bulunduğu ifade edildi.
Yazıda, şüpheli Funda K’nin satış elemanı olarak sigorta kaydı olduğu, Hamza Turhan A. ile gönül ilişkisi bulunduğu ve birlikte hareket ederek casusluk faaliyeti gerçekleştirdiği, özellikle İran uyruklu kişilerin takip edildiği illerde Hamza Turhan A. ile aile görüntüsü vererek dikkat çekmemeye çalıştıkları aktarıldı.
Şüpheli Mehmet Y’nin ise İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığında memur olarak görev yaptığı, özellikle şirket bazında bazı bilgilere kolay erişiminin bulunduğu bildirilen yazıda, memur olan şüphelinin 24 aktif, 12 de kapatılmış banka hesabı bulunmasının olağan akışa aykırı olduğu tespitine yer verildi.
Yazıda, Mehmet Y’nin hesabına Hamza Turhan A’dan farklı tarihlerde toplam 59 bin 501 lira para transferi gerçekleştirildiği aktarıldı.
İHRAÇ EDİLEN POLİS CASUSLUK YAPTIĞINI KABUL ETTİ
Meslekten ihraç edilen eski polis memuru şüpheli Özkan Ş. hakkında birçok suçtan adli kayıt bulunduğu, 35’i aktif 70 banka hesabı tespit edildiği, diğer şüphelilerle çok sayıda para transferine rastlandığı bildirilen yazıda, “Şüphelinin swift alma bilgilerine bakıldığında, hesabına 74.047,15 değerinde dolar ve avro girişi olduğu, telefonunda yapılan incelemede Mustafa Modoğlu başlıklı not dökümüne rastlandığı, dökümde ‘TC’si bulunup oteline de bakılacak.’ şeklinde içeriğin yer aldığı, dolayısıyla bunun casusluk faaliyeti kapsamında bir not olduğu” bilgisi yer aldı.
Yazıda, şüphelinin ifadesinde Hamza Turhan A. ile takip ve bilgi toplama eylemlerini kabul ettiği, otel kayıtlarının da bu eylemler sırasında gerçekleştirildiği, takip sürecinde şüpheli Ercan K’nin de kendilerine katıldığını söylediği aktarıldı.
Şüpheli Ömer Burak G’nin polis memuruyken istifa ettiği, birçok suçtan kaydı bulunduğu, çok sayıda kamu görevlisiyle para transferlerinin tespit edildiği, bu transferlerin de İsrail istihbarat servisi tarafından talep edilen veya Hamza Turhan A. tarafından iletilen bilgilerin temin edilmesi sebebiyle gerçekleştiğinin değerlendirildiği anlatıldı.
Yazıda, şüpheliye ait hesaplar arasındaki transferlerde 2023’te 279 milyon 64 bin 194 lira para girişi olduğu ve 9 milyon 685 bin 174 dolar para transferi gerçekleştiğine vurgu yapılarak, söz konusu rakamların hayatın olağan akışına aykırı olduğu kaydedildi.
6 ŞÜPHELİ TUTUKLANDI
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün ortak operasyonuyla gözaltına alınan 7 şüphelinin savcılıktaki işlemleri tamamlandı.
Şüpheliler, savcılık sorgularının ardından tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.
Şüphelilerden 6’sı nöbetçi İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliğince tutuklanırken, 1 şüpheli adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
]]>İddianamede ilk etapta 6-7 kişilik bir dolandırıcılık grubunun genellikle Şişli bölgesinde kendilerini kamu görevlisi ve kamu görevlileriyle bağlantılı olduklarını belirterek, nitelikli dolandırıcılık yaptıklarını, dolandırıcıların mağdurları oltalama yöntemiyle düşük fiyatta cinsel içerikli ürün sattıklarını gösteren bir internet sitesi kurarak buradan dolandırıcılık yaptıkları anlatıldı.
Siteden iletişim numarası paylaşan dolandırıcılar siteye giren mağdurların telefon numaralarına, “Teslim alınamayan kargonuz sebebiyle firmamızın oluşan zararından dolayı hakkınızda icra takibi başlatılacaktır. En kısa sürede iletişime geçiniz” şeklinde mesaj attığı ve mağdurları avukat olarak tanıtan dolandırıcıya yönlendirdikleri belirtildi.
Mağdurlara kendini firmanın hukuk danışmanı olarak tanıtarak icra takibinin kalkması için ilk etapta 10-15 bin lira aralığında para istendiği, parayı gönderen şikayetçilere “Gönderdiğiniz para revizyona düşmüş” diyerek iade edilebilmesi için 20-25 bin lira civarında para istediği, paranın daha sonra göndericiye iade edileceğini söyledikleri, bu şekilde şikayetçilerden belli miktarlarda para toplayarak dolandırıcılık yaptıkları aktarıldı.
1 GÜNDE BİN KİŞİYLE GÖRÜŞEREK 200 BİN LİRA DOLANDIRMIŞLAR
İddianamede dolandırıcıların 4 illegal çağrı merkezinin bulunduğu merkezden, 1 günde ortalama bin kişiyi yaklaşık 200 bin lira dolandırdıkları belirlendi. Dolandırıcıların örgütlü şekilde hareket ettiği belirlenirken şebekenin liderliğini ise Abdullah Çoşkun Çelebioğlu’nun yaptığı tespit edildi.
İddianamede 72 şüphelinin, anlatılan yöntemle mağdurları dolandırdıkları aktarıldı. Şebeke üyelerinin elde ettikleri paraları güvendikleri banka hesapları arasında çevirerek paranın izini kaybettirmeye çalıştıkları, çağrı merkezleri başında olan örgüt yöneticilerinin elde edilen paralardan üyelere haftalık olarak para verdiği, örgütün devamlılığını sağlamak amacıyla masrafları düşerek kalan parayı örgüt içerisindeki hiyerarşi ve iş bölümüne göre paylaştırdığı anlatıldı. İstanbul İl Jandarma Komutanlığı’nca 7 ay süren teknik ve fiziki takibin ardından, 13 Eylül 2023 tarihinde şebekenin lideri olduğu tespit edilen Abdullah Coşkun Çelebioğlu ve kardeşi Tayfun Çelebioğlu’nun da aralarında olduğu 55 kişi gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen şüphelilerden 31’i tutuklandı. Çalışmaların genişletilmesiyle, 82 kişi hakkında soruşturma açıldı.
DEŞİFRE OLMAMAK İÇİN TAKMA İSİMLER KULLANMIŞLAR
İddianamede şüpheliler Abdulkerim Balcı ile Fatih Saraçoğlu arasında geçen konuşmalardan şebekenin üst yöneticisinin Balcı olduğu, şebeke yöneticisinin ise Saraçoğlu olduğu belirlendi. Çağrı merkezlerinin gelir ve giderlerinin üst yönetici Abdulkerim Balcı tarafından takip edildiği, gün içerisinde sürekli şebeke lideri Abdullah Çoşkun Çelebioğlu’na kazanılan para miktarı gibi konularda bilgi verdiği ifade edildi.
Örgütün deşifre olmaması için takma isim kullandıkları anlatılan iddianamede; şüphelilerden Abdulkerim Balcı’nın ‘Tokyo’, örgüt üyelerinden Emre Şaşgın’ın ise ‘Mustafa Akdoğan’ takma ismini kullandıkları, mağdurları patates hatlardan aradıkları, hesaplara para gönderecek mağdurların açıklama kısmına ‘Ürün bedeli’ yazılmasını isteyerek, bu şekilde olayı suç kapsamından çıkartarak hukuki uyuşmazlık kapsamına sokmaya çalıştıkları tespit edildi. Öte yandan şebekenin para gönderirken açıklama kısmına ‘Dosya bedeli’ yazan mağdurların ise paralarını iade ettikleri belirlendi.
80 MİLYON KİŞİNİN VERİSİNİ 1 LİRA KARŞILIĞINDA BAŞKA DOLANDIRICILARINA SATMIŞ
İddianamede, şebekenin 2020 yılında faaliyete geçtiği, 2023 yılına kadar devam ettikleri ve dosyadaki şüphelilerin farklı tarihlerde yaklaşık olarak 9 bin kişiyi dolandırdığı, şebeke lideri Abdullah Çoşkun Çelebioğlu’nun elinde bulunan mağdurların isim, iletişim ve adres bilgilerinin yer aldığı data sayısının 80 milyon civarında olduğu, kendileri gibi dolandırıcılık yapan kişilere de bu bilgileri 1 lira karşılığında sattığı anlatıldı.
KARGO FİRMALARININ SİSTEMLERİNE GİREREK MÜŞTERİ BİLGİLERİNİ ALMIŞLAR
İddianamede şebekenin paravan şirket kurarak dolandırıcılık yaptığı, uzun süre görev yaparak güven kazanan Burak Tandoğan, Eyüphan Köse ve Gülşah Sarı gibi şüphelilerin İstanbul’un farklı ilçelerindeki illegal çağrı merkezlerinde sorumlu olarak görev yaptıkları belirlendi. Yöneticilerden Okay Mert’in dolandırmak için aradıkları kişilerin bilgilerini kargo firmalarının sistemlerine gizlice girerek elde ettiği tespit edildi. Şebeke lideri kardeşi Hasan Tayfun Çelebioğlu’nu da sahte ilaç üretiminden ve paketlemesinden sorumlu yönetici olarak görevlendirdiği aktarıldı.
ÇİFTLİK KURUP, ÇİFTLİĞE ALPAKA, GEYİK, AT ALMIŞLAR
İddianamede, şüphelilerin şikayetçileri dolandırdıkları paralarla Silivri’de bir arsa aldıkları ve buraya ‘Çelebioğlu çiftliği’ adında bir çiftlik kurdukları, Çelebioğlu’nun çiftlikten sorumlu, elde edilen paraları aklaması için yönetici olarak ise diğer kardeşi Mahir Çelebioğlu’nu görevlendirdiği belirtildi.İddianamede, elde edilen paralarla Silivri’deki çiftliğe maddi değeri yüksek alpaka, geyik, at, koyun, keçi, kedi, köpek gibi evcil ve yabani hayvanlar aldıkları anlatıldı. İddianamede 329 dolandırıcılık eylemi tek tek anlatıldı.
SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ, AĞABEYİNİ SORUMLU TUTTU
İddianamede, şüphelilerin soruşturma aşamasında verdiği ifadelere de yer verildi. Şebeke lideri Abdullah Çoşkun Çelebioğlu ifadesinde dolandırıcılık amacıyla şebeke kurmadığını ve bazı suçlamaları kabul etmediğini belirterek, “Dolandırıcılık olaylarıyla herhangi bir ilgim alakam yoktur. Dolandırıcılık faaliyetlerinin yürütüldüğü şirketler ağabeyim Hasan Tayfun Çelebioğlu’na aittir. Dolandırıcılık eylemlerinin yapıldığı yere ben haftanın 2-3 günü giderim. Burada kardeşimin adına işlemleri benim yürüttüğüm olur. Tape içeriklerindeki görüşmelerin bir kısmı bunlara ilişkindir. Bu şirketin müdürü Abdulkerim Balcıdır, bu işlemleri kendisi yürütür. Abdulkerim Balcı ile ilgili olarak ağabeyim Hasan Tayfun Çelebioğlu adına kayıtlı olan şirketin para işleriyle ilgili yapmış olduğumuz görüşmeler ve vermiş olduğum talimatlarla alakalı görüşmeler bana aittir. Ben bu işlemleri ağabeyimin adına yapıyorum. Bu işlemlerin dolandırıcılık işi olduğunu bilmiyordum. Eyüphan Köse ile aramızda geçen para alışverişine ilişkin konuşmalarsa, aramızdaki data alışverişine ilişkindir. Bu olayların dolandırıcılıkla alakası yoktur. Bu iş yerinde yapılan tüm faaliyetlerin sahibi ağabeyim Hasan Tayfun Çelebioğlu’dur. Ben bu işten herhangibir gelir elde etmem. Yukarıda açıkladığım gibi sadece yardım amacıyla bu işlemleri yaptım” dedi.
ELE GEÇİRİLEN İLAÇLARIN HALK SAĞLIĞINA ZARARLI OLDUĞU TESPİT EDİLDİ
Şüphelilerin gözaltına alındığı adreslerde ele geçirilen cinsel içerikli ilaçlar ve diğer ürünler incelenmek üzere, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne gönderilerek rapor hazırlandı. Gelen raporda ele geçirilen ilaçların bakanlık tarafından ruhsat verilen ilaçlardan olmadığı, ilaçların merdiven altı üretim ilaçlar olduğu ve tüm ilaçların halk sağlığını tehdit edebileceği belirtildi.
13 ŞÜPHELİ HAKKINDA 66 YILA KADAR HAPİS İSTEMİ
Şüphelilerden Abdullah Çoşkun Çelebioğlu’nun kurucu ve lider olduğu ve bu yüzden şebekenin tüm dolandırıcılık eylemlerinden sorumlu olduğu vurgulandı. İddianamede, şebeke lideri olarak Abdullah Çoşkun Çelebioğlu ile yöneticiler Hasan Tayfun Çelebioğlu, Abdülkerim Balcı, Fatih Saraçoğlu, Mahir Çelebioğlu, Eyüphan Köse’nin de aralarında bulunduğu 13 şüpheli, “Nitelikli dolandırıcılık, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama”, “Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti”, “Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye atacak şekilde ilaç yapma veya satma”, “Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme”, “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve yönetme”, “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” suçlarından ayrı ayrı toplamda 25 yıldan 66 yıl 4 aya varan hapis cezaları istendi. Yöneticilerin de şebekenin diğer işlediği suçlardan da sorumlu tutulması gerektiği vurgulandı.
69 ÖRGÜT ÜYESİNİN 56 YILA KADAR HAPSİ İSTENDİ
İddianamede, diğer 69 şüpheli hakkında ise ayrı ayrı farklı suçlardan 1 yıldan 56 yıla kadar farklı oranlarda hapis cezaları talep edildi. Sanıkların ilerleyen günlerde hakim karşısına çıkması bekleniyor.
]]>
Ürfi Çetinkaya’nın elebaşı olduğu organize suç örgütüne yönelik 20 Şubat’ta İstanbul, İzmir, Afyonkarahisar, Malatya, Antalya, Çanakkale, Bilecik, Muğla ve Balıkesir’de düzenlenen “Kafes-44” operasyonunda 23 şüphelinin tutuklandığı soruşturma devam ediyor.
Nöbetçi sulh ceza hakimliğinin karar yazısında, şüphelilerin kullandıkları örgütsel şifreli haberleşme programlarına yer verildi.
Karara göre, şüpheli Çetinkaya, kendisi hakkında “oyun oynandığını” ancak kimin yaptığını bilmediğini iddia etti.

Daha önce FETÖ’nün kendisini söz konusu duruma düşürdüğünü öne süren Çetinkaya, “Bana diyorlar, kripto telefonla bilmem ne olmuş. Bana ‘Japon’ diyorlar. Benim öyle bir kod adım yoktur. Japon’a benzeyecek bir tipim de yoktur. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.” ifadelerini kullandı.
Şüpheli Yaman Namlı ise savcılıkta kendisine sorulan soru üzerine “Anom” cihazını Ali Korman Erbacıoğlu’nun verdiğini söylediğini ancak bu kişinin kendisine telefon verdiğini aktardı.
Tanımadığı kişilerle ve söz konusu olayla ilişkisi olmadığını öne süren Namlı, üzerine atılı suçlamaları reddetti.
Şüphelilerden Rüstem Çetinkaya, emniyetteki ifadesinin 20 saat sürdüğünü, hakkında delil elde edilemediğini iddia etti.
Babası Ürfi Çetinkaya’yla resmi ya da gayriresmi işlem yapmadığını savunan Çetinkaya, soyadı nedeniyle kara para akladığı iddiasının tarafına atfedildiğini belirterek suçlamaları kabul etmedi.
Kararda, sanıklar hakkında elde edilen delillerde, “Anom Enterprise”, “Sky-ECC” ve “Encrochat” isimli şifreli haberleşme programlarının deşifre edilmesi sonucu şüphelilere ait görüşme kayıtları ile MASAK raporuna göre aralarında örgütsel birliktelik tespit edildiği kaydedildi.
Hakimlik kararında 23 şüphelinin tutuklanmasına, 20 şüphelinin de adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına hükmedildiği bildirildi.

NE OLMUŞTU?
“Türk Escobar’ı” olarak bilinen Ürfi Çetinkaya’nın elebaşı olduğu organize suç örgütüne yönelik 20 Şubat’ta İstanbul, İzmir, Afyonkarahisar, Malatya, Antalya, Çanakkale, Bilecik, Muğla ve Balıkesir’de düzenlenen “Kafes-44” operasyonunda 43 şüpheli gözaltına alınmıştı.
Almanya, Bulgaristan, İspanya, Moritanya, Portekiz ve Yunanistan’da 13 ton, Türkiye’de ele geçirilen 24 ton olmak üzere toplam 37 ton uyuşturucudan sorumlu oldukları tespit edilen zanlıların tanıdıklarıyla kendilerine ait gemi, ticari konteyner ve balıkçı tekneleriyle uluslararası uyuşturucu sevkiyatı yaptıkları belirlenmişti.

Soruşturma kapsamında, suç örgütüne ait toplam değeri yaklaşık 20 milyar olan 147 arsa, 56 konut, 8 apartman, 74 iş yeri, 53 lüks araç, tekne, 53 şirketteki ortaklık payları, 64 banka hesabı, 7 kiralık kasa ile çok sayıda ziynet eşyası, nakit para ve soğuk cüzdana tedbir konulmuştu.
“Teşekkül halinde uyuşturucu madde imal etmek ve nakletmek” suçlarından kesinleşmiş 24 yıl hapis cezası bulunan ve kırmızı bültenle aranırken İstanbul’da yakalanan Urfi Çetinkaya ise 12 Nisan 2023’te tutuklanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturması kapsamında, Emniyet Genel Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığının koordinesi ve İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin çalışmasıyla İstanbul merkezli 9 ildeki operasyonda yakalanan 43 şüpheliden 23’ü tutuklanmış 20’si ise adli kontrol tedbirleri uygulanarak serbest bırakılmıştı.
]]>AYDIN’DA FERDİ KAYHANLI VE TEOMAN AVCI
Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Aydın İl Jandarma Komutanlığınca yapılan 5 aylık takip neticesinde; Aydın merkezli Ankara, İzmir ve Muğla’da düzenlenen operasyonlarda araç satış işlemlerinde hileli eylemler yapıp, vatandaşlarımızı zarara uğratarak “Nitelikli Dolandırıcılık” suçunu örgütlü olarak işledikleri tespit edilen örgüt elebaşıları Teoman Avcı ve Ferdi Kayhanlı’nın da içerisinde bulunduğu 35 şüpheli yakalandı.
MASAK ile koordineli olarak yapılan analizler sonucu şüphelilere ait banka hesaplarında toplam 46 Milyon TL para hareketliliğinin olduğu tespit edildi.
KASTAMONU’DA ÖMER ÇINAR
Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde; Kastamonu İl Jandarma Komutanlığınca yürütülen 4 aylık takip neticesinde Kastamonu merkezli İstanbul, Ankara, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Samsun, Karabük ve Zonguldak’ta düzenlenen operasyonlarda Organize Suç Örgütü Üyelerinin; Sözde kuyumculuk adı altında faaliyet gösterdikleri fark edildi.
Kredi kartı borcunu ödeyemeyen ve nakit para talebi olan mağdurlardan belirli bir komisyon karşılığı, farklı şirketlere ait POS cihazlarını da kullanarak halk arasında “kredi kartına takla attırmak” tabiri ile bilinen yöntemle ödemelerini sağladıkları, Paravan şirketler kurarak bankalardan POS cihazları temin ettikleri ve Suç örgütü elebaşı ile örgüt üyeleri arasında, suçta kullanılan POS cihazlarını karşılıklı kargo ile gönderdikleri tespit edilen örgüt elebaşı Ömer Çınar’ın da içerisinde olduğu 21 şüpheli yakalandı.
MASAK ve Gelir İdaresi Başkanlığı ile yapılan ortak analizler sonucu 14 paravan şirkete ait banka hesaplarında 980 Milyon TL’lik işlem hacmi ve 105 Milyon TL’lik haksız kazanç elde edildiği tespit edildi.
BALIKESİR’DE SALİH BABAYİĞİT
Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde, Balıkesir İl Jandarma Komutanlığınca Gömeç, Burhaniye ve Ayvalık ilçelerinde yapılan 4 aylık takipli KOM Faaliyeti kapsamında MASAK ile yürütülen teknik ve fiziki takip neticesinde;
Maddi açıdan zor durumdaki şahıslara boş senet imzalatarak yüksek faizle borç para verdikleri, vadesi geldiği halde borçlarını ödemek isteyen şahısların faizlerini arttırarak borçlarının bitirilmesini engelledikleri sistematik şekilde daha fazla borçlandırdıkları tespit edildi.
Borcunu ödeyemeyen şahısları tehdit ve şiddet yoluyla baskı altına aldıkları, mağdurların, borçlarını ödemek amacıyla traktör ve arsalarını, düşük fiyata satışa çıkardıkları ve satışa çıkarılan mal varlıklarını şüphelilerin yakınları tarafından satın alınmasını sağladıkları tespit edilen örgüt elebaşı Salih Babayiğit’in de içinde bulunduğu 7 şüpheli yakalandı.
Örgüt tarafından, Çanakkale ve Balıkesir illerinde ikamet eden yaklaşık 37 vatandaşımızın mağdur edilerek 45 Milyon TL haksız kazanç elde edildiği tespit edildi.
Operasyonlar sonucu;
-132 adet kredi kartı,
-12 adet pos cihazı,
-121 adet araç satış sözleşmesi,
-2 Milyon 685 Bin TL tutarlı düzenlenmiş çek, senet ve dekont,
-Tabanca,
-Av tüfekleri,
-14 adet açık çek,
-Çok miktarda Türk Lirası ile çok sayıda dijital materyal ve dokümana ele konuldu.
Şüphelilerin, satışını yaptıkları token ile kripto piyasalarında para kazandıracaklarını vadettiği, ayrıca dron fabrikası kurarak da yine kar sözü verdikleri öğrenildi. Şüphelilerin 3 bin 100 kişiden yaklaşık 5 milyar 123 milyon TL topladıkları öne sürüldü.
YAZILIMLA İKNA ETMİŞ
Sedat Ocakcı’nın ilk olarak, borsada değerlendirdiğini söyleyerek para toplamaya başladığı, ardından kripto paraya girdiği, sonrasında yazılım firması kurduğu öğrenildi. Kripto için para topladığı sırada vatandaşları, ‘Bir yazılım sistemi geliştirdim. Bu sayede borsa ve kripto para işinde piyasanın iniş veya çıkış dönemleri yaşansa bile hiç kaybetmiyorum’ diyerek ikna ettiği belirtildi. Sedat Ocakcı’nın en az yüzde 17 kar vadettiği de kaydedildi.
Sedat Ocakcı’nın yakın dönemde bütün varlığı kripto borsasına aktardığı, soğuk cüzdana yüklediği, bu varlığı şoförüyle İstanbul’daki kuzeni Salih Han’a gönderdiği öğrenildi. Salih Han’ın bu soğuk cüzdan ile Dubai’ye kaçması üzerine Ocakcı’nın 31 Ocak’a kadar yatırımcıya ödeme yapmaması üzerine mağdurların Emniyet Müdürlüğü’ne şikayetçi oldukları kaydedildi.
OPERASYON 7 ŞUBAT’TA BAŞLADI
Karşıyaka Cumhuriyet Başsavcılığı, dolandırıcılık iddiaları üzerine soruşturma başlattı. Savcılığın talimatıyla 7 Şubat sabahı harekete geçen İzmir Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve nitelikli dolandırıcılık’ suçlarından haklarında gözaltı kararı çıkarılan, aralarında, Ocakcı Holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı (30) ve holdinge bağlı bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da bulunduğu 30 kişiye yönelik eş zamanlı operasyon düzenledi. Ocakcı Holding ve bağlı işletmelerinde arama yapıldı.
Ocakçı çiftinin lüks yaşamları dikkat çekiyordu
OCAKCI ÇİFTİ ADANA’DA YAKALANDI
Ocakcı çifti, İzmir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Adana Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerinin desteğiyle Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından, Adana’da saklandıkları kiralık evde yakalandı. Ocakcı çiftinin operasyon öncesi Türkiye’yi terk etmeye çalıştıkları ortaya çıktı. 1 Ocak 2023’te Ocakcı Holding’i kurduğu belirtilen Sedat Ocakcı hakkında ilk olarak geçen 1 Şubat’ta İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne şikayette bulunulduğu bildirildi.
Şikayetin ardından emniyetin talebiyle mahkeme tarafından hakkında yurt dışı çıkış yasağı getirildiği kaydedilen Ocakcı’nın 5 Şubat’ta Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan eşiyle yurt dışına gitmeye çalıştığı, ancak hakkındaki yurt dışı çıkış yasağını öğrenince Adana’ya geçip, eşyalı kiralık ev tuttuğu belirtildi. Sedat Ocakcı’nın Adana’ya gitmesindeki amacının, buradan da yasa dışı yollardan Kıbrıs’a gitmek olduğu öğrenildi.
DRON FABRİKASI İÇİN TAHSİS EDİLEN ALANA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI
Operasyonda haklarında gözaltı kararı verilen şüphelilerden 29’u yakalandı. Ayrıca 1 kişi yardım ve yataklıktan, Ankara’da 2 şüpheli de Sedat Ocakcı ile iş birliği yaptığı tespitiyle gözaltına alındı. Böylelikle İzmir merkezli Antalya, Ankara ve Aksaray’da gerçekleştirilen operasyonlarda toplam 32 kişi gözaltına alındı. 1 şüpheli ise halen aranıyor. Şüpheliler arasındaki emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın, üsteğmen olarak görev yaptığı Türk Silahlı Kuvvetleri’nden FETÖ soruşturmasında 2019 yılında ihraç edilen holding sahibi Sedat Ocakcı’nın geçmişte komutanı olduğu ortaya çıktı.
Alkan’ın Yüksek Askeri Şura Toplantısı’nda alınan kararla tuğgeneral olarak görev yaptığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan 30 Ağustos 2022’de emekli edildiği belirtildi. Alkan’ın, emekli olduktan sonra holdinge bağlı şirketlerden Metayıldız’ın genel müdür yardımcılığı görevini yürüttüğü kaydedildi. Şirkete, 15 Temmuz 2023’te, Yozgat Bozok Organize Sanayi Bölgesi Yatırım Alanı’nda yer tesis edildiği öğrenildi.
Dron imalatı üzerine fabrika kuracağını beyan eden şirket yetkililerinin, bu alanda 3-4 ay kadar hafriyat alım çalışması yaptığı ancak ‘Bozok Organize Sanayi Meta Yıldız Dron Fabrikası Meta Yıldız Bilişim Teknolojileri Dış Ticaret Sanayi Anonim Şirketi’ ibarelerinin yazılı tabelanın dışında, alanda başka hiçbir icraat gerçekleştirmediklerinin ortaya çıktığı belirtildi.
17 YAŞINDAN BERİ BORSAYLA İLGİLENİYORMUŞ
Polisteki işlemleri tamamlanan şüpheliler, 9 Şubat’ta adliyeye sevk edildi. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, şüphelilerden holding sahibi Sedat Ocakcı, eşi Seçilay Ocakcı ile holdingdeki bir şirketin genel müdür yardımcısı emekli Tuğgeneral Mehmet Rıfat Alkan’ın da aralarında olduğu 27 şüpheliyi tutukladı. Diğer 5 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 13 Şubat’ta aranan 1 şüphelinin daha yakalanıp tutuklanması üzerine, operasyondaki tutuklu sayısı 28’e yükseldi. Ayrıca Dubai’ye kaçan Salih Han hakkında da yakalama kararı çıkarıldı. Sedat Ocakcı’nın hakimlikteki ifadesi ortaya çıktı. 17 yaşından beri borsayla uğraştığını, askeriyeden ihraç edilince borsa eğitimi aldığını belirten Ocakcı, borsa robotları kullandığını ve bu nedenle zarar etmediğini söyledi.
‘PARASI ÇALINAN VE MAĞDUR BENİM’
Mağdurlara paralarını vermek ve borsadan çıkmayı istediğini söyleyen Ocakcı, soğuk cüzdanı kaçıran Salih Han’ın arkasında kimin olduğunu bilmediğini, şirketinde FETÖ’den atılan 3 kişinin bulunduğunu belirterek, “Bunlar bana karşı gelen FETÖ’cüler de olabilir. Salih’e cüzdanı nakde çevirsin diye verdim. Çalındığını, mesaj attığı zaman anladım. Dubai’ye kaçtığını öğrenince, polis merkezine giderek şikayetçi oldum. Salih hakkında yakalama kararı var. Asıl parası çalınan ve mağdur olan benim” dedi.
EŞİ SOSYALLEŞSİN DİYE ODA VERMİŞ
Eşinin şirket faaliyetleriyle ilgisinin bulunmadığını söyleyen Ocakcı, “Evde durmasın, sosyal olsun diye ona şirkette bir oda yaptım. Odasında ‘Yönetim Başkan Yardımcısı’ yazmasına rağmen imza yetkisi yoktur. Soysal medyadaki paylaşımlar, ona sürprizlerimdir” dedi.
Olayların sosyal medyada yayılmasından sonra güven kaybettiğini, mafya tipli kişilerin hedefi olup tehdit aldığını belirten ve kaçarken yakalanan Ocakcı, Kıbrıs’a gitme amacının eşini ve kayınvalidesini bırakıp geri dönmek olduğunu ifade etti. Ocakcı’nın ifadesinde “Ödemeleri yapacaktım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Suçsuzum” dediği öğrenildi.
]]>İstanbul Adliyesi önündeki polis kontrol noktasına 6 Şubat’ta silahla ateş açan 2 teröristin ölü ele geçirildiği, Dilfiraz Karataş’ın hayatını kaybettiği, 3’ü polis 6 kişinin yaralandığı saldırıya ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan, 48 şüphelinin tutuklandığı soruşturma devam ediyor.
Nöbetçi sulh ceza hakimliğinin karar yazısında bazı şüphelilerin saldırganlarla olan bağlantılarını anlatması yer aldı.
AVUKATLARINA GÖZALTI
Karara göre, şüpheli Didem Baydar Ünsal, sorgusunda saldırganlar Emrah Yayla ve Pınar Birkoç’un avukatı olduğunu, teröristlerin tutuklu olduğu süreçte onları cezaevinde ziyaret ettiğini aktardı. Yayla ve Birkoç’la kişisel arkadaşlıkları olmadığını öne süren şüpheli, kendisinin de yargılandığı dava dosyası kapsamında 27 Kasım 2023’te tahliye edildiğini, avukatıyla görüşmek üzere gittiği hukuk bürosunda gözaltına alındığını kaydetti.
Şüpheli Şimal Deniz ise saldırının olduğu gün İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesinde “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan yargılaması olduğunu, bu dosya kapsamında avukatıyla duruşmadan önce görüşmek üzere hukuk bürosuna gittiğini, bu sırada büroda gözaltına alındığını söyledi.
AÇIK HAT İSTEDİ
Hakkında delil bulunamadığını öne süren şüpheli Deniz, gözaltındayken emniyette yemek yememesinin sebebinin örgütsel tavır olmadığını ve kendi içinde durumu protesto ettiğini savundu. Şüphelilerden Selaatin Bulut da telefon malzemeleri satan dükkanı olduğunu, müşteri kararsız kaldığında onları mağazaya davet ettiklerini ifade etti.
Saldırgan Birkoç’u da bu şekilde iş yerine davet ettiğini öne süren şüpheli, saldırganın mağazaya girdiğinde kendisinden “turist hat” olarak bilinen açık hat istediğini anlattı.
Bulut, hakimlik sorgusunda şunları dile getirdi:
– Pınar, o gün bize değil başka bir dükkana girseydi de bu hatlardan alabilirdi. Polisler o gün dükkana geldiğinde kayıtları izlemek istedi. Görüntüleri izlerken ben de durumu anlattım. Hat aradıklarını söylediler, biz de beklemelerini söyledik ve hatları temin ederek verdik. Diğer müşterilere yaptığımız rutin işlemler dışında yaptığımız bir şey olmamıştır. Hatları ne yapacaklarını sorduğumda, öğrenci olduklarını, bir alışveriş sitesinde satış yaptığını, her numara için kota belirlendiğini, fazla hat olursa daha fazla satış yapabileceğini söylemişti. O an kendisi ile çay içip sohbet ettiğim doğrudur. Kendisi ile uzun bir sohbetim olmamıştır. O sırada kardeşim de dükkanın çevresindeydi. Onun varlığından dolayı müşterimle uzun süre oturmuş olabilirim. Suçsuzum, serbest bırakılmamı talep ederim.
Hakimlik kararında ayrıca 48 şüphelinin tutuklanmasına, 48 şüphelinin de adli kontrol tedbiriyle serbest bırakılmasına hükmedildiği kaydedildi.
ÇAĞLAYAN SALDIRISI
İstanbul Adliyesi önündeki polis kontrol noktasına 6 Şubat’ta silahla ateş açan 2 terörist ölü ele geçirilmiş, Dilfiraz Karataş hayatını kaybetmiş, 3’ü polis 6 kişi yaralanmıştı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 96 şüpheliden 14’ü “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “nitelikli kasten öldürme”, 33’ü “silahlı terör örgütüne üye olma”, 1 şüpheli ise “örgüte yardım etme” suçundan tutuklanmıştı. 48 şüpheli ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
Saldırgan Pınar Birkoç’un, olay günü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde duruşmada yargılanan kardeşi Necmiye Birkoç hakkında da eylemle irtibatlı olduğu değerlendirilerek “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçundan tutuklama kararı verilmişti.
Saldırı sonrasında sosyal medya hesaplarından provokatif paylaşımlar yaptığı tespit edilenlerle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 6 şüpheliden 5’i tutuklanmıştı.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Emniyet Genel Müdürlüğünün (EGM) ortak operasyonuyla gözaltına alınan 9 şüpheliden 7’si tutuklandı.
Başsavcılığın, şüphelilerin tutuklanmasına yönelik talebiyle mahkemeye gönderdiği sevk yazısında, soruşturma ve zanlılarla ilgili detaylar yer aldı.
İÇOM’DAN GELEN “YABANCI ŞAHIS VE ŞİRKET ARAŞTIRMASI” TALEBİ
Sevk yazısında, “özel dedektiflik” adı altında İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi (İÇOM) ile 2019’dan itibaren bağlantıda olan şüpheli G.K’nin, irtibatını devam ettirdiği, İÇOM ekibinde yer aldığı belirlenen Yuriy Kovalchuk tarafından verilen, yabancı şahıs ve şirketlere yönelik araştırma, keşif ve takip faaliyeti talimatlarını yerine getirdiği belirtildi.
Bu yolla maddi menfaat elde eden G.K’nin 6 kişi hakkında bilgi toplama eylemlerini, aralarında eşi ve üvey oğlunun da bulunduğu S.A.Y, F.S.K, S.Y ve Y.A.D. ile birlikte gerçekleştirdiği bilgisi verilen yazıda, şüphelinin ayrıca, devletin veri tabanındaki bilgileri kamu kurum ve kuruluşlardaki irtibatları aracılığıyla elde ettiği ve bunları “casusluk” suçundan tutuklu olan diğer şüpheli M.K. ile maddi gelir karşılığında paylaştığı bildirildi.
4 ŞÜPHELİ BAĞLANTILI OLDUKLARINI KABUL ETTİ
M.K’nin de bu bilgiler karşılığında, 2019-2022 tarihlerinde G.K’nin hesabına 64, eşinin hesabına ise 35 kez ödeme yaptığı aktarılan yazıda, dijital materyallerin incelenmesi kapsamında MOSSAD görevlileriyle iletişimde olduğuna dair kayıtlara ulaşılan G.K’nin, bu durumu kabul ettiği kaydedildi. Bu kişinin ayrıca, aile görüntüsü vermek adına takip esnasında eşiyle birlikte hareket ettiğinin tespit edildiği de yazıda vurgulandı.
G.K’nin şüphelilerden biri olan eşi F.S.K. hakkındaki değerlendirmelere yer verilen yazıda, F.S.K’ye ait banka hesaplarında çok sayıda ve olağan dışı miktarda para hareketlerinin belirlendiği, takip ve bilgi toplama faaliyetlerinde yer alması sebebiyle para trafiğinden haberdar olan F.S.K’nin, beyanlarında ayrıca söz konusu durumları kısmen kabul ettiği ifade edildi.

Şüpheli B.Y’nin de yine zanlılardan biri olan eşi S.Y. ile aile görüntüsü vererek takip işlemlerinde yer aldıkları, hedeflerindeki kişilerin araçlarına GPS cihazı yerleştirip fotoğraflarını çektiklerini ifadelerinde kabul ettiklerine işaret edilen yazıda, çiftin birlikte hareket ederek “casusluk” faaliyeti gerçekleştirdiği öne sürüldü.
M.K., “ASKERİ VE SİYASİ CASUSLUK” DAVASI KAPSAMINDA TUTUKLU
Sevk yazısında, şüpheli M.K’nin İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde “askeri ve siyasal casusluk” suçundan yargılandığı dava dosyası kapsamında tutuklu olduğu bilgisine de yer verildi.
M.K’nin hukuk bürosu çalışanı olarak görünmesine rağmen yabancı uyruklu şahısların kişisel bilgilerini yasa dışı yollardan elde ettiği, söz konusu bilgileri şüpheliler S.A.Y, G.K. ve aynı mahkemede “casusluk” suçundan yargılandığı tutuklu sanık S.K. ile paylaştığı, birlikte bilgileri MOSSAD’a ilettikleri ve bu nedenle M.K’nın bilgi ağı içerisinde kritik bir isim olduğu bilgisi verildi.

Bu yolla menfaat elde eden M.K’nin, banka hesabında olağan dışı miktarda para olduğu ve diğer şüphelilerle çok sayıda HTS kaydının bulunduğu da anlatıldı.
Şüphelilere ait dijital materyallere ilişkin incelemelerin tamamlanamaması nedeniyle delillerin tam olarak elde edilmediğine dikkat çekilen yazıda, dosyanın geldiği aşamada kaçma şüphelerinin olması gerekçesiyle şüphelilerin tutuklanmalarına karar verilmesi talep edildi.
M.K. HAKİMLİK SORGUSUNDA SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
İstanbul Sulh Ceza Hakimliğinin tutuklama kararında M.K’nin beyanları yer aldı. Bu kişi, “casusluk yapmasının imkansız olduğu, yurt dışına çıkmadığı, kimseden para almadığı, avukatın yanında çalıştığı, kimseyi tanımadığı ve suçlamaları kabul etmediği” yönünde savunma yaptı.
Hakimlik kararında, şüpheli F.S.K’nin, şüpheli eşi G.K. ile beraber Türkiye’ye gelen yabancı bir kişiyi takip ettiği, kendisine ait banka hesaplarında çok sayıda ve olağan dışı miktarda para hareketlerinin olduğuna ilişkin MASAK raporundan bahsedildi.
Şüpheli S.A.Y. ile ilgili değerlendirmelere de yer verilen kararda, bu kişinin, G.K’nin yönlendirmesiyle MOSSAD’a çalıştığı belirlenen “İgor” isimli şahıstan gelen bilgilerle yabancı uyruklu şahısların takibini yapıp haklarında bilgi topladığı, HTS incelemesine göre diğer şüphelilerle çok sayıda iletişim kurduğunun tespit edildiği aktarıldı.
Hakimlik, 7 şüphelinin “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak”, “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etmek” ve “hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek” suçlarından tutuklanmaları yönünde hüküm kurdu.
![]()
NE OLMUŞTU?
MOSSAD’ın Türkiye’deki hedeflerini özel dedektifler aracılığıyla takip ettiğini belirleyen MİT, yaptığı çalışma kapsamında, İsrail istihbarat servisinin, irtibatlı olduğu özel dedektifler aracılığıyla hedeflerine yönelik biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf-video toplama, canlı takip, takip cihazı yerleştirme gibi faaliyetler yürüttüğünü belirlemişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma çerçevesinde 9 şüphelinin edindikleri bilgileri, özel dedektifler aracılığıyla MOSSAD’a sattığı tespit edilmişti.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesi ile Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince İstanbul ve İzmir’de eş zamanlı düzenlenen operasyonda 9 şüpheliden 7’si yakalanmıştı. Şüphelilerden 2’sinin ise aynı suçlarla ilgili soruşturma kapsamında daha önce tutuklandığı öğrenilmişti.
]]>Savcılığın sevk yazısında, şüpheliler hakkında alınan istihbari bilgiler ile tespitlere yer verildi.
Şüpheli R.K’dan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucu, farklı kişilere ait pasaport fotoğrafları bulunduğu, kaçakçı olduğu değerlendirilen kişiyle görüşme yaptığı ve telefonunda kaçak yollarla Meksika ve Avrupa’ya gitme arayışında olduğuna dair mesajlaşmalar tespit edildiği aktarıldı.

KİLİSE SALDIRISI ZANLISIYLA GÖRÜŞMELER
Yazıda, şüphelinin telefonunda, Santa Maria Kilisesi’ne yapılan saldırı soruşturmasında tutuklanan şüpheli S.R’nin numarasının kayıtlı olduğu ve bu şüpheliyle çok sayıda görüşme gerçekleştirdiği ifade edildi.
Şüpheli M.D’nin dijital materyallerinde ise çatışma bölgelerinden olduğu değerlendirilen, ellerinde uzun namlulu silah olan ve üniforma giyen kişilerin fotoğraflarının bulunduğu anlatılan yazıda ayrıca, sahte pasaport evrakı ile “Çeçen İçkerya Cumhuriyeti” arması olarak bilinen simgenin, terör örgütü IŞİD’in sözde bayrağına uyarlandığı resmin yer aldığının tespit edildiği kaydedildi.
Yazıda şüphelilerden M.G. hakkında, IŞİD’in sözde Horasan Vilayeti yapılanmasının İstanbul Şer’i Kadısı ve İstanbul’daki medreselerinin sorumlusu olduğu değerlendirilen “Şeyh Talha” kod adlı Tacik uyruklu Mukhammad Sharıpov’un medresesinde sorumlu olarak görev yaptığına dair istihbari bilgi elde edildiği belirtildi.

TELEFONDAN SALDIRIYA AİT GÖRÜNTÜLER ÇIKTI
Şüpheli M.G’nin cep telefonunun incelemesi sonucunda, Santa Maria Kilisesi’nin fotoğrafı, saldırı anına ait fotoğraf ve videolar, saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerin örgüte yakın Amak Haber Ajansı tarafından yayınlanan görüntüleri, şüphelilerin kollukta çekilen görüntüleri, saldırıda kullanılan aracın PTS kayıtlarını içeren görüntüler ile İstanbul’da olduğu değerlendirilen ve tam olarak adresi tespit edilemeyen bina fotoğraflarının bulunduğu kaydedildi.
Saldırının ardından yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli A.A’nın numarasının şüpheli M.G’de kayıtlı olduğu ve çok sayıda görüşme tespit edildiğine vurgu yapılan sevk yazısında, şüphelilerden M.D’nin cep telefonunda da saldırının faillerinin fotoğrafının bulunduğu tespitine yer verildi.
Şüpheli A.H.A hakkındaki istihbari bilginin de yer aldığı sevk yazısında, şüphelinin Zeytinburnu’nda gıda ürünleri satışı yapılan iş yerinin sahibi olduğu, aynı zamanda bu adreste terör örgütüne ulaştırılmak üzere Türkiye’den Afganistan’a gönderilen paraların transferini gerçekleştirdiği aktarıldı.
IŞİD’E KATILMAK İÇİN SURİYE’YE GİTTİ
Şüpheli F.M’nin hakimlikteki ifadesinde, IŞİD’e katılmak için Suriye’ye gittiğini ancak katılmadan önce İdlib’de “Şeydat” isimli grup tarafından yakalandığını söylediği öğrenildi.
Grup tarafından 20 gün hapiste tutulduktan sonra serbest bırakıldığını belirten şüphelinin, bu gruba katılma davetini kabul etmediğini ve kaçak yollardan Türkiye’ye geldiğini anlattığı bilgisine ulaşıldı.
“PİŞMANIM”
Şüpheli F.M’nin ifadesinde, “IŞİD’in Beşşar Esed ile savaştığı fikrine kapılmıştık, o nedenle gittik, öyle olmadığını gördük. Bu yüzden pişmanım. Savcılık ve emniyetteki ifadelerimi tekrar ediyorum. Bundan sonraki süreçte de hatırladıkça bildiğim konularda devlete yardımcı olacağım. Serbest bırakılmayı talep ediyorum” dediği öğrenildi.
Hakimlik, tutuklanmasına karar verdiği bu şüpheliyle ilgili Suriye’de çeşitli örgütler tarafından yakalanıp sorgulandıktan sonra kaçak yollarla Türkiye’ye geldiğine ilişkin etkin pişmanlık kapsamında ikrarlı anlatımları ile üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğunu kaydetti.
Savcılığın ardından hakimliğe çıkarılan diğer şüphelilerin üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek, serbest bırakılmayı talep ettiği bilgisine ulaşıldı.

EBU HANZALA’NIN FOTOĞRAFI ÇIKTI
Hakimlik kararında, şüpheli A.N.Q’dan ele geçirilen dijital materyallerin incelenmesi sonucunda, çatışma bölgelerinde çekildiği değerlendirilen, ellerinde uzun namlulu silah olan ve üniforma giyen kişilerin fotoğrafları, çok sayıda farklı kişiye ait kimlik ve pasaport resimleri, IŞİD silahlı terör örgütünün ideolojisini içeren kitaplar ve Ebu Hanzala kod adlı Halis Bayancuk’un fotoğrafları olduğunun görüldüğü kaydedildi.
Şüpheli A.H.A’yla ilgili değerlendirmelere de yer verilen kararda, Van üzerinden kaçak yollarla Türkiye’ye giren şüphelinin para transfer işi yaptığını kabul ettiği ve bu işlemi dükkanındaki uygulama üzerinden gerçekleştirdiğini söylediği aktarıldı.
Hakimlik kararında, 10 şüphelinin “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan tutuklanmasına, 5 şüpheli hakkında ise adli kontrol tedbirleri uygulanmasına hükmedildiği kaydedildi.
NE OLMUŞTU?
Emniyetten yapılan açıklamada, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce, İstihbarat Şube Müdürlüğü ve MİT Başkanlığı ile yürütülen koordineli çalışmalarda, IŞİD sözde Horasan Vilayeti (İSKP) Türkiye yapılanmasıyla bağlantılı olduğu belirlenen 20 zanlının yakalanması amacıyla İstanbul merkezli olmak üzere Kocaeli ve Yalova’da operasyon düzenlendiği belirtilmişti.
Açıklamada, Kocaeli ve Yalova’da birer adres ile İstanbul’da 8 ilçe olmak üzere toplam 23 adrese yönelik operasyon gerçekleştirildiği, 12 şüphelinin gözaltına alındığı kaydedilmişti.
Operasyonun devamında 2 şüpheli ve 28 Ocak’taki Santa Maria Kilisesi saldırısına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında 1 şüpheli olmak üzere toplam 3 zanlının daha yakalandığı aktarılan açıklamada, “Konu ile ilgili yakalanan ve adli makamlara sevk edilen toplam 15 şüpheli şahıstan 5’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulanmış, 10’u ise tutuklanarak ceza infaz kurumuna teslim edilmiştir” denilmişti.
]]>GÖZALTINDAKİ EŞİ SERBEST
İl Jandarma Komutanlığı ekipleri ve Jandarma Suç Araştırma Timi’nin (JASAT) çalışması sonucu olayla bağlantısı olabileceği düşünülen, Soykuk’un eşi S.A.S., oğulları S.S. ve B.B.S. ile komşuları İsmail Kocatürk gözaltına alındı. Soykuk’un eşi S.A.S., ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakılırken, diğer 3 şüpheli ise adliyeye sevk edildi. Şüphelilerden İsmail Kocatürk tutuklandı, Soykuk’un 2 oğlu ise serbest kaldı.
115 SAATLİK KAMERA GÖRÜNTÜSÜ İZLENDİ
İl Jandarma Komutanlığı’na bağlı JASAT ekipleri, Hasibe Soykuk’un cinayet şüphelisini bulmak için çalışma başlattı. 115 saatlik güvenlik kamerası görüntüsü inceleyen ekipler, ölen Soykuk’un evinin arka bahçe kısmını gören kamera görüntüsünde bir kedinin hayatın olağan akışına aykırı hareketlerde bulunarak, panikle kaçtığını belirledi. Bu bölgede yapılan araştırmada, Hasibe Soykuk’un komşusu ve çocuklarının arkadaşı olan İsmail Kocatürk’ün evinin bulunduğu yerde kan izlerinin olduğu tespit edildi. Şüpheli komşu Kocatürk’ün evinde yapılan incelemede ise evin bazı bölümlerinde ve lavaboda kan izleri bulundu.
POŞETLE MALZEME GÖTÜRMÜŞ
Jandarma ekipleri, çevredeki kamera görüntülerinde yaptığı incelemede, İsmail Kocatürk’ün elinde poşet ile malzeme götürdüğünü belirledi. Kocatürk ise karakolda alınan ifadesinde söz konusu poşet içinde suça konu olan keser ile kanlı elbise ve ayakkabıyı evin uzağında bulunan boş bir alana attığını söyledi. Jandarma tarafından keşif yapılan bölgede söz konusu malzemeler de ele geçirildi. Hasibe Soykuk’un kafasına keser ile vurarak öldürdüğü iddia edilen İsmail Kocatürk’ün, ‘hırsızlık’ ve ‘dolandırıcılık’ suçlarından da 9 farklı suç kaydı olduğu ortaya çıktı.
İLK İFADESİNDE CİNAYETİ KABUL ETMEDİ
İsmail Kocatürk ilk ifadesinde cinayeti işlemediğini öne sürerek, “Ses geldi. B.B.S.’nin elinde keser vardı. Birbirimizi itekledik. B.B.S., bana ‘kimseye bir şey söyleme, aileni de çocuklarını da öldürürüm’ dedi. Korkuyla evime gittim. Kan lekelerini yıkadım. Söz konusu malzemeleri de boş bir alana götürüp attım” dedi.
CEZAEVİNDEN İTİRAF İÇİN DİLEKÇE YAZDI
Şüpheli komşu İsmail Kocatürk, tutuklu bulunduğu cezaevinden dilekçe yazarak, yeniden ifade vermek istedi. Kocatürk’ün dilekçesi sonrası savcılık tarafından yeniden alınan ifadesinde, “Hasibe Soykuk’un ailesi ile 4 gün için gübre taşıma için anlaştım. 1 günlük ücretimi verdiler. 500 lira aldım. Ama 3 günlük ücretim olan toplam 1500 TL’yi vermediler. Evlerine gittim oğlu B.B.S.’yi sordum. Hasibe’ye, ‘oğlun esrar içmek yerine paramı versin’ dedim. Hasibe bana ‘sen oğlumu takip edeceğine önce karını takip et’ dedi. Tartıştık. İtişme oldu. Koltuk üzerinde keseri gördüm, alıp vurdum. Ardından Hasibe içeri doğru gitti. Arkasından gidip bir kez daha vurdum. Araç sesini duyunca kaçtım. Amacım öldürmek değildi. Pişmanım” dediği ortaya çıktı.
]]>Şüpheliler hakkındaki savcılığın sevk yazısında, geçmiş dönemlerde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İsrail İstihbarat Servisi’nin faaliyetlerinin akamete uğratılması amacıyla yapılan çalışmalar neticesinde toplanan deliller ışığında soruşturmalar yürütüldüğü anımsatıldı.
İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı kişi veya kişilerin, ülkede bulunan Filistin ve Suriye uyruklu kişilerle irtibatlanarak İsrail Devleti için önem arz eden bilgi ve belgelerin elde edildiği, aktarılan bilgiler karşılığında uluslararası para transfer şirketleri, havale ofisleri ve canlı kuryeler vasıtasıyla bilgi aktaran kişilere para transfer edilerek ödeme gerçekleştirildiğinin tespit edildiği hatırlatıldı.
“DEVLETİN VERİ TABANINDAKİ BİLGİLERİ TEMİN ETTİLER”
Profesyonelce yapılması istenilen işlerde dedektiflerden istifade edildiği aktarılan yazıda, taktik işlerde ise ağırlıklı olarak şüphe uyandırmayan kişilerden faydalanıldığı, dedektiflere biyografik bilgi toplama, keşif, tahkikat, fotoğraf, video, bilgi, belge, canlı takip etme, takip cihazı yerleştirme, canlı kurye bulma ve siber faaliyetler görevlerinin verildiği, dedektiflerin sistem açıklarından, kritik öneme haiz devlet kurumlarında görev yapan çevrelerinden faydalandığı ve devletin veri tabanındaki bilgileri temin ettikleri kaydedildi.
Yazıda, bu kapsamda uluslararası casusluk faaliyetlerinin tespit ve deşifresine yönelik iltisaklı kurumlarla yürütülen çalışmalar ve savcılığa gönderilen bilgi ve belgeler neticesinde, İsrail İstihbarat Servisi Çevrimiçi Operasyon Merkezi’nin (İÇOM) olası hedeflerine işaret edildi.
“FİLİSTİN UYRUKLU ŞAHISLAR HEDEFLENDİ”
Bu kapsamda şüpheli oldukları tespit edilen 46 kişiyle bağlantı kurulduğu belirtilerek, “Tüm bu faaliyetler ile güncel olarak devam eden İsrail-Filistin çatışmasının küresel boyuta evrilmesi kapsamında İÇOM’un ülkemizde insani mülahazalarla ikamet eden Filistin uyruklu şahısları ve ailelerini hedef almayı amaçladığı değerlendirilmektedir.” denildi.
HAMAS BAĞLANTILI KİŞİLERİN BİLGİLERİNİ AKTARDILAR
Sevk yazısında ayrıca, tüm dosya kapsamı ve deliller incelendiğinde, şüphelilerin İsrail istihbaratı oluşumu olan İÇOM adına faaliyetlerde bulunarak İsrail devleti için önem arz eden ve tehlikeli görülen özellikle Filistin vatandaşı ve Hamas bağlantılı kişilerin bilgi, belge ve fotoğraflarını temin etmek suretiyle İsrail istihbaratına aktardıkları, bunun karşılığında özellikle terör örgütleri tarafından kullanılan para sistemlerini kullanarak menfaat temin ettiklerinin anlaşıldığı kaydedildi.
“YARALI FİLİSTİNLİLERDEN BİLGİ TOPLADI”
Yazıda, Hazem M.A.E. isimli zanlının sağlık destek personeli olarak çalıştığı, özellikle son dönemde Filistin’den getirilen yaralı ve yardıma muhtaç kişilerle ilgilendiği, bu kişilerle ilgili toparladığı bilgileri de İsrail istihbaratı ile paylaştığının değerlendirildiğine yer verildi.
500 DOLAR KARŞILIĞINDA KİŞİSEL BİLGİLERİ SATTI
Şüpheli Muhammed B’nin, amacı Filistin’de yaşayan Müslümanların İsrail tarafından uğradıkları zulmü anlatmak olan bir dernekte çalıştığı belirtilen yazıda, şüphelinin toplantılara katılacak kişilerin kişisel bilgi formlarını topladığını ve bu bilgileri Lübnan uyruklu Kanada vatandaşı Cemal H’ye 500 dolar karşılığında ilettiğini beyan ettiği belirtildi.
SÜLEYMANİYE CAMİSİNİN VİDEOSUNU İSTEDİLER
Sevk yazısında, şüpheli Amal S.E.S’den Türkiye’deki Süleymaniye Camisi’nin iç ve dış kısımlarının videosunun istendiği, hasta olduğu için kocasına çektirerek bu videoyu irtibat kurduğu kişiye gönderdiği ve bunun karşılığında 150-200 dolar aldığı kaydedildi.
Yazıda, zanlıların telefon trafiği ve para transferlerine dair detaylara da yer verilirken, bazılarının suçtan kurtulmaya yönelik savunma yaptıkları ifade edildi.
NE OLMUŞTU?
İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün faaliyetleri kapsamında MİT Başkanlığı ve İstihbarat Şube Müdürlüğünce yapılan çalışmada, İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad’ın, Türkiye’de insani mülahazalarla ikamet eden yabancı uyruklu kişilere yönelik keşif, takip, darp ve kaçırma gibi işler yapmayı amaçladığı yönünde bilgiler elde edilmişti.
Söz konusu faaliyetlerin “uluslararası casusluk” kapsamında olabileceğinin değerlendirilmesi üzerine 46 şüphelinin yakalanmasına yönelik harekete geçen emniyet güçleri, 2 Ocak’ta İstanbul’da 15 ilçe ile Ankara, Kocaeli, Hatay, Mersin, İzmir, Van ve Diyarbakır’da belirlenen 57 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda 34 şüpheliyi yakalamıştı.
Adreslerde yapılan aramalarda 143 bin 830 avro, 23 bin 680 dolar, muhtelif miktarda farklı ülkelere ait nakit para, ruhsatsız tabanca ve çok sayıda fişek ile dijital materyale el konulmuştu.
Şüpheliler, emniyetteki işlemlerinin ardından Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne getirilmişti.
Adliyeye gönderilen 34 şüpheliden 26’sı, “siyasal veya askeri casusluk” suçundan tutuklanmaları talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.
Hakimlik, şüphelilerden 15’inin tutuklanmasına, 11’i hakkında ise adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar vermişti.
8 şüphelinin de sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edildiği öğrenilmişti.
]]>