Handlova’daki Kültür Evi’nde düzenlenen Bakanlar Kurulu Toplantısı sonrasında, binaya silahla ateş açan saldırgan, emniyet güçleri tarafından yakalandı.
AA muhabiri, yakın geçmişte öne çıkan liderlere yönelik düzenlenen bazı suikastlara ilişkin bilgileri derledi.
Abe Şinzo
Eski Japonya Başbakanı Abe Şinzo, Japonya’nın Nara kentinde Temmuz 2022’de katıldığı seçim kampanyasında silahla vurularak hayatını kaybetti.
Abe için Tokyo’nun merkezindeki Zojo-Ji Budist Tapınağı’nda az sayıda kişiyle basına kapalı bir cenaze töreni yapıldı.
Abe’ye suikast düzenleyen 42 yaşındaki Yamagami Tetsuya eski Başbakan’ın Birleşme Kilisesi’yle bağlantısı olduğu inancıyla Abe’yi hedef aldı.
John F. Kennedy
ABD’nin 35. Başkanı John F. Kennedy, 22 Kasım 1963’te Dallas’ta uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Suikastın faili olarak yakalanan Lee Harvey Oswald ise gözaltındayken Jack Ruby tarafından öldürüldü.
Resmi açıklamalarda Ruby’nin, Oswald’u “bireysel tepki” nedeniyle öldürdüğü ve herhangi bir örgütle bağlantısının kurulmadığı iddia edildi.
Kennedy suikastı, üzerinden geçen yaklaşık 61 yıla rağmen hala birçok soruyu içerisinde barındırıyor. Hakkında birçok komplo teorisi üretilen suikast, “Killing Kennedy” isimli filmle beyaz perdeye aktarıldı.
Kral Faysal
1964’ten suikasta uğradığı 25 Mart 1975’e kadar Suudi Arabistan’da krallık yapan Faysal bin Abdulaziz, ülkede bir dizi reformu hayata geçirdi. Televizyonların kurulmasını, kız okullarının açılmasını sağladı.
ABD’nin Yom Kippur Savaşı’nda İsrail’e destek vermesi nedeniyle Petrol İhraç Eden Arap Ülkeleri Birliğinin petrol ambargosu kararı almasında ve tarihte “1973 Petrol Krizi” olarak bilinen olayda önemli rol oynadı.
Kral Faysal, sarayında yeğeni Faysal bin Musad tarafından vurularak öldürüldü.
Park Chung-hee
Güney Kore’de yönetimi 1961’de askeri darbeyle ele geçiren Devlet Başkanı Park Chung-hee, 26 Ekim 1979’da arkadaşı Kim Jae Kyu tarafından bir restoranda silahla vurularak öldürüldü.
Kaynaklarda, İstihbarat Başkanı olan Kim’in, ülkeyi “demir yumrukla” yönettiği aktarılan Park’ı “Güney Kore’ye demokrasiyi geri getirmek için” öldürdüğünü söylediği belirtiliyor.
Enver Sedat
Eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır’ın ölümünün ardından Mısır’da yönetime geçen Enver Sedat, İsrail ile yakınlaşması nedeniyle suikasta kurban gitti.
Sedat’ın cumhurbaşkanlığı döneminde Mısır’ın da aralarında bulunduğu Arap ülkeleri ile İsrail arasında 6 Ekim 1973’te “Yom Kippur” Savaşı başladı. Bu savaşın ardından Kahire ile Tel Aviv arasında “Mısır-İsrail Barış Antlaşması”na varıldı.
Mısır Cumhurbaşkanı Sedat, 6 Ekim 1981’de, 6 Ekim Savaşı’nın (Yom Kippur) 8. yılı kutlamalarında düzenlenen resmi geçit töreninde, sonradan İslami Cihad Hareketi mensubu oldukları açıklanan Mısır ordusu subayları Halid el-İslambuli ve arkadaşlarınca kurşunlanarak öldürüldü.
“Dindar Cumhurbaşkanı” olarak bilinen Sedat, İsrail’i 1967 sınırları ile tanımak için Arap ülkelerine çağrıda bulundu ancak “hain” ilan edilerek öldürüldü.
İndira Gandi
Hindistan’ın ilk ve tek kadın Başbakanı olan İndira Gandi de suikasta kurban giden liderler arasında. Gandi, Sihler’e ait “Altın Tapınak”a yapılan askeri baskının emrini verdiği gerekçesiyle 2 Sih korumasınca 31 Ekim 1984’te vurularak hayatını kaybetti.
Gandi’nin öldürülmesinin ardından Hindistan’da Sihlere yönelik saldırılarda binlerce kişi öldürüldü.
Olof Palme
Eski İsveç Başbakanı Olof Palme, Güney Afrika’daki ırkçı rejimin yanı sıra hem ABD hem de Sovyetler Birliği’ni eleştiriyordu. Palme hükümeti, 1984’te PKK’yı terör örgütü olarak tanıdı.
Palme, 28 Şubat 1986’da eşiyle gittiği sinema salonundan çıktıktan sonra arkasından yaklaşan bir kişinin ateş açması sonucu yaşamını yitirdi.
Stockholm’un en işlek caddelerinden birinde eşiyle evine doğru yürüyen Palme’nin vurulduğu gün, korumaları yanında değildi.
Terör örgütü PKK’nın da şüphelileri arasında yer aldığı suikasta ilişkin onlarca kitap yazılırken, cinayete ilişkin soru işaretleri bugün hala devam ediyor.
İzak Rabin
Eski İsrail Başbakanı İzak Rabin de suikasta kurban giden liderler arasında yer alıyor. İsrail ile Filistin arasında barış sağlanması için gösterdiği çabalar Rabin’in sonunu hazırladı.
Rabin, iki devletli çözüm girişimi için Filistin Kurtuluş Örgütü ile İsrail arasında 13 Eylül 1993’te imzalanan Oslo Anlaşması’na imza atan isim oldu.
Aynı zamanda eski İşçi Partisi lideri olan Rabin, 4 Kasım 1995’te Tel Aviv’de katıldığı mitingin ardından İsrailli “aşırı sağcı” Yigal Amir tarafından silahla vurularak öldürüldü.
Suikast sonrası Filistin-İsrail meselesinde iki devletli çözüm olasılığı daha da zor hale geldi.
Refik Hariri
Lübnan’ı “yeniden inşa eden siyasetçi” olarak bilinen eski Başbakan Refik el-Hariri’ye yönelik suikast, ülkenin kaderini derinden etkiledi.
Ülkedeki 15 yıllık iç savaşın sona ermesine ciddi katkılar sunduğu gibi savaştan sonra 1992’de yönetime gelen ve savaşın izlerini silmek için yeniden imara öncülük eden Hariri, 14 Şubat 2005’te başkent Beyrut’ta konvoyunun geçişi sırasında patlatılan bir ton bomba yüklü araçla suikasta kurban gitti.
Lübnan, Hariri suikastından sonra ciddi kutuplaşmaya girdi ve siyasi belirsizlikler ülkeyi derinden etkiledi.
Benazir Butto
Pakistan’ın seçimle göreve gelen ilk Başbakanı Zülfikar Ali Butto’nun kızı olan Benazir Butto, 1988’de “Pakistan’ı ve Müslüman bir ülkeyi yöneten ilk kadın” olarak tarihe geçti.
Dönemin Cumhurbaşkanı tarafından iki yıl sürdürdüğü görevinden yolsuzluk iddiaları nedeniyle alınan Butto, 1993’te seçimlerden tekrar lider olarak çıktı ve ikinci kez başbakanlık koltuğuna oturdu.
İkinci başbakanlık görevinden 3 yıl sonra benzeri iddialarla alınan Butto, 1999’da kendi isteğiyle Pakistan’dan ayrıldı ve 2007’ye kadar ülkeye dönmedi.
Ülkede düzenlenen 2008 seçimlerine katılmak için Ekim 2007’de Pakistan’a dönen Butto, 27 Aralık 2007’de silahlı bir intihar bombacısının önce ateş etmesi ardından da üzerindeki düzeneği patlatması sonucu hayatını kaybetti.
Jovenel Moise
Haiti Devlet Başkanı Jovenel Moise de suikata uğrayan liderlerden. Haiti’nin 53 yaşındaki Devlet Başkanı Moise, 7 Temmuz 2021’de silahlı kişilerce evine düzenlenen saldırıda hayatını kaybetti, eşi Martine Moise yaralandı.
Bülent Ecevit
Türkiye’de de birçok siyasi lider, suikast girişimlerine maruz kaldı. Eski Başbakan Bülent Ecevit’e yönelik biri ABD’de bir Rum tarafından olmak üzere birçok suikast girişiminde bulunuldu.
Ecevit’in atlattığı suikast girişimlerinden biri 29 Mayıs 1977’de İzmir’in Çiğli ilçesinde yaşandı. Seçim çalışmaları için İzmir’de yapılacak miting hazırlığı sırasında seçim otobüsüne binmek üzere olan Ecevit’e yaklaşan biri ateş açtı ancak kurşun sıyırarak arkada bulunan bir kişiye isabet etti.
Turgut Özal
Turgut Özal ise başbakan olarak görev yaptığı sırada, partisi ANAP’ın 18 Haziran 1988’de Ankara’da düzenlenen kongresinde kürsüde yaptığı konuşmada, Kartal Demirağ tarafından silahlı saldırıya uğradı.
Parmağından yaralanan Özal, suikast girişimi sonrası tekrar kürsüye çıkarak konuşmasını tamamladı.
]]>Güllü, “Abonelik sözleşmesinin tüketici tarafından sonlandırması halinde Abonelik Sözleşmesi Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinde yer alan ‘Sağlayıcı, sunmadığı hizmetin bedelini tüketiciden talep edemez’ hükmü gereği sözleşme süresinin ne kadar olduğuna bakılmaksızın kalan aylar için sağlayıcı, tüketiciden bedel talep edemez” dedi.
Güllü, birçok insanın gerek internetten gerekse satıcıdan temin ettiği ürün veya hizmeti aldıktan hemen sonra çeşitli sebeplerle iade etmek durumunda kaldığını belirtti.
“Bununla ilgili tüketiciler birçok sorun yaşıyor, tüketici şikayetleri içerisinde abonelikten kaynaklananların sayısı tüm şikayetler içinde çok önemli bir bölümü oluşturuyor” diyen Güllü, aboneliğini sonlandırmak isteyenlere, tüketiciye istisnasız denilecek şekilde işletmeler tarafından “cayma bedeli dayatması” uygulandığını söyledi.
‘TÜKETİCİ ALDATILIYOR’
Abonelik sözleşmelerinde, kanun koyucu tarafından tüketicinin uzun dönem bağlayıcı sözleşmelerle mağdur olmaması adına birtakım süre sınırlamaları getirildiğini hatırlatan Güllü, şunları kaydetti:
“Sağlayıcılar ve müşteri hizmetleri, tüketiciyi abonelik iptalinden caydırmak için fesih halinde kalan ayların ücretlerini ödemek zorunda olduklarını söylemekte ve tüketici aldatılmaktadır. Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinde de belirtildiği üzere tüketici almadığı/almayacağı ayların bedelini ödemek zorunda değildir.
Esasen herhangi bir ek menfaat söz konusu değilse hiçbir tüketici, kendisini taahhüt altına sokacak bir sözleşmenin tarafı olmaz dolayısıyla belirsiz süreli abonelik tesis eder. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 52’inci maddesinde abonelik sözleşmesinin tanımı, dördüncü fıkrasında ise abonelik sözleşmelerinin tüketici tarafından feshedilmesi düzenlenmiştir.”
‘TALEP EDEMEZ’
TÜKONFED Başkan Vekili Güllü, 6502 sayılı yasanın 52’inci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince “Taahhütlü Aboneliklerin” süresinin 1 yıldan uzun olduğu durumlarda cayma bedeli yansıtılamayacağına dikkati çekti.
Kanun yapıcının bu maddeyi düzenlerken kanun gerekçesi olarak tüketicilere belirsiz süreli veya süresi bir yıldan daha uzun olan belirli süreli abonelik sözleşmelerini diledikleri zaman feshetme hakkı verdiğini hatırlatan Güllü, “Kanunun bu maddesinde kanun koyucunun asıl amacının satıcı ve sağlayıcının, tüketiciyi uzun süre kendisine bağlamasını engellemeyi amaçladığı açıktır.” dedi.
Yasaların, satıcı ve sağlayıcılardan, tüketicileri uzun süreli taahhütlerin vereceği zararlara karşı koruduğunu dile getiren Güllü, şöyle devam etti:
“Satıcı, sağlayıcı işletmeler, taahhütlü abonelik sözleşme sürelerini ve aynı sözleşme içeriğindeki birçok hususu tüketici ile müzakere yolu kapalı olarak matbu şekilde sunuyor. Tüketicinin içeriğine etki edemediği ve tüketici ile müzakere edilmeden hazırlanan matbu sözleşme hükümleri haksız şart olarak kabul edilmektedir. Firmalar 24 ay olarak belirli bir paket halinde sunulan sözleşmenin tüketici tarafından 10 veya 12 ay olarak uygulanmasını talep etmesi halinde satıştan kaçınma yoluna başvurmaktadır.”
Güllü, tüketiciyi sözleşmeyi kabule zorlayan bu durumun, 6502 sayılı kanunun haksız şart başlıklı 5’inci maddesi ile satıştan kaçınma başlıklı 6’ıncı maddesinin firmalar tarafından açıkça ihlal edilmesi anlamına geldiğini vurgulayarak, “Abonelik sözleşmesinin tüketici tarafından sonlandırması halinde Abonelik Sözleşmesi Yönetmeliği’nin 8’inci maddesinde yer alan ‘Sağlayıcı, sunmadığı hizmetin bedelini tüketiciden talep edemez’ hükmü gereği sözleşme süresinin ne kadar olduğuna bakılmaksızın kalan aylar için sağlayıcı, tüketiciden bedel talep edemez.” ifadelerini kullandı.
‘TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURABİLİR’
Güllü, satıcı veya sağlayıcıların tüketicilerin faturalarına cayma bedeli yansıtmaları durumunda tüketicilerin cayma bedelinin haksız ve fazla hesaplandığını düşünüyorsa bu konuda haklarını arayabileceklerini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Uyuşmazlığın parasal değerine göre İllerde Ticaret İl Müdürlüğü ilçelerde kaymakamlık bünyesinde oluşturulan tüketici hakem heyetine” (THH) veya arabulucuda mutabakat sağlanamadığı durumda tüketici mahkemesine başvuru yaparak haklarımızı kullanmamız mümkündür. 2024 yılı için tüketici hakem heyetlerine yapılacak başvurularda değeri 104 bin lira altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetlerine başvurulabilecektir.
THH kararlarına karşı taraflar tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içerisinde tüketici mahkemesinde itiraz için dava açabilirler. Bu davanın açılması ayrıca tedbir kararı verilmediği sürece THH kararının icrasını durdurmayacaktır. 104 bin lira ve üzerindeki uyuşmazlıklarda ise tüketici mahkemesinde dava açılabilecektir. Bu davanın açılmasından önce zorunlu dava şartı kapsamında Arabulucuya başvurulmuş olması gerekmektedir.”
]]>FSVO bu sabah Türkiye’den ithal edilen Beypazarı sodalarında yüksek miktarda bor tespit edildiği gerekçesiyle ülkede ürünün satışının yasakladığını açıklamıştı.
Daire tarafından yayımlanan kamuoyu uyarısında ürünün tüketiminin sağlık riski oluşturduğu belirtildi ve Federal Gıda Güvenliği ve Veterinerlik Dairesi’nin (FSVO), maden suyunun tüketilmemesini tavsiye ettiği belirtildi.
Açıklamada, sodanın İsviçre’deki dağıtımcısı BAK-SAN GmbH’nin ürünü derhal satıştan çektiği ve geri çağırma işlemlerini başlattığı bilgisine yer verildi.
Basına yansıyan haberlerin ardından Beyzaparı’ndan konuya ilişkin açıklama yapıldı.
ŞİRKETTEN AÇIKLAMA GELDİ
Açıklamda “Beypazarı Maden Suyu’ndaki bor miktarının yüksek olduğu ve sağlığa zararlı olduğu yönündeki bilgilerin asılsız olduğu belirtilerek, “Dünya Sağlık Örgütü ve Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı tarafından belirlenen parametrelerin tamamında uygun değerler içinde olduğumuzu vurgularız” ifadelerine yer verildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
“Bir kısım sosyal medya mecralarında İsviçre kaynaklı bir habere dayandırılarak markamız Beypazarı Doğal Maden Suyu hakkında haksız ve gerçek dışı dezenformasyon amaçlı yayınlar yapılarak ürün içeriğindeki Bor miktarının yüksek olduğu ve sağlığa zararlı olduğu yönünde asılsız itham ve içerikler paylaşılmıştır.
Bu tür kötü niyetli ve haksız ithamlar ile ilgili tüketicilerimizi aydınlatmak ve doğru bilgileri aktarmak isteriz.
Ülkemizin yüzde 100 yerli ve milli değeri olan “BEYPAZARI” markası uluslararası arenada hızla büyümektedir. Firma olarak 30’u geçkin ülkeye ihracat yaparak Türkiye, Avrupa ve Dünya kalite ödülleri almış, ISO 22000; ISO 9001; ISO 14001; ISO 45001; FSSC 22000 ve ESMA kalite sertifikalarına sahip olan ve sektörde saygın bir yere sahip olan bir markayız. Şirketimiz ürünlerinin kalitesini sürekli olarak titizlikle izlemekte, yine ürünlerimiz Sağlık Bakanlığı tarafından da denetlenerek düzenli olarak analizleri yapılmaktadır.
Farklı ülkeler ve uluslararası kuruluşlar içme suyuyla ilgili kalite standartlarını belirlerken farklı bilimsel verilere ve politika yaklaşımlarına dayanarak değişiklikler yapabilirler. Bu politika ve yaklaşımlar, hangi bilimsel çalışmanın temel alındığı, tüketim alışkanlıkları, vücut ağırlıkları ve diğer faktörlere göre değişiklik arz etmektedir. Başka uluslararası kuruluşlar da içme suyundaki bor miktarı için farklı rehber değerler belirlemiştir.
İçme suyundaki bor için sağlık temelli düzenleyici sınırlar Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 2,4 mg/L, Avustralya Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Konseyi tarafından 4 mg/L ve Avrupa Birliği tarafından 1 mg/L olarak belirlenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı (U.S. EPA) ise içme suyundaki Bor için bir düzenleyici sınırlama belirlememiş ancak ömür boyu sağlık danışma değerini 5 mg/L olarak belirlemiştir.
Firmamız, Türkiye’deki Doğal Mineralli Sular Yönetmeliği’ne ve uluslararası standartlara uygunluğunu açıkça beyan eder. Dünya Sağlık Örgütü ve Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı tarafından belirlenen parametrelerin tamamında uygun değerler içinde olduğumuzu vurgularız. Haberin İsviçre kaynaklı olmasına rağmen, bu haberin “yüksek değer çıktı” şeklinde sunulmasının, bilgiyi yanlış algılamaya yönelik bir çaba olduğunu düşünüyoruz.
Önceki yıllarda İsviçre akredite analiz laboratuvarı EUROFİNS tarafından yapılan bor analiz sonucunu da paylaşarak, şeffaf ve doğru bilgi aktarımını sağlamaya önem verdiğimizi belirtmek isteriz. (analiz sonucu sapma değeri ile birlikte 0,80 mg/lt ye denk gelmektedir)”

]]>
2 MİLYON DOLAR DEĞERİNDE
Mimar Sinan’ın 1582 yılında inşa ettiği Ayakapı Hamamı, bakımsızlıkla gündemde. Haliç manzarasına hakim bir konumda bulunan Ayakapı Hamamı, 67 yıl önce özel mülk haline getirildikten sonra kaderine terk edilmiş durumda. 2. Selim’in eşi Nurbanu Valide Sultan’ın Mimar Sinan’a yaptırdığı Balat’taki Ayakapı Hamamı’nın duvarları tabela ve ilanlarla doldu.

Hamamın üst bölümünde çalılar, ağaçlar ve çatısındaki tahribatın yanında alt bölümde biriken çöplerle iç karartıcı bir manzara göze çarpıyor. Hamamın ana giriş kapısı ise kum çuvallarıyla kapatılmış durumda. 442 yıllık eser, 2 yıl önce 33 milyon liraya satışa çıkarılırken, bugünki fiyatı ise 2 milyon dolar olarak belirlendi. Tarihçi Mehmet Dilbaz, özel mülk statüsündeki bu eserin sahipsiz bırakılmasını eleştirirken, kültürel mirasın somut adımlarla korunması gerektiğini vurguladı.
SİNAN’IN SON ESERİ
Dilbaz, şöyle konuştu:
– Bu hamam, son derece önemli çünkü Mimar Sinan, 1588 yılında vefat etti ve bu yapı, onun vefatından önce inşa ettiği son eserdir. Tarihsel açıdan büyük bir öneme sahiptir çünkü oldukça sanatsal bir eser olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki, Cumhuriyet döneminden sonra, yaklaşık olarak 1940’lara kadar bu hamam, hamam olarak kullanılmaya devam etmiş. Henri Prost tarafından 1930’lu yıllarda çizilen İstanbul’un yeni nazım planı çerçevesinde, şu an bulunduğumuz Ayakapı-Balat-Haliç hattı, İstanbul’un yeni sanayi bölgesi olarak ilan edilmiştir” dedi.

“ADNAN MENDERES TARAFINDAN SATILMIŞ”
Hamamın geçmişi hakkında bilgi veren Mehmet Dilbaz “Tam bulunduğumuz alan bu Ayakapı civarına da keresteciler yerleştirilmiş. Bu hamamı da o zamanlar depo yapılmak üzere kiralanmıştır vakıflar tarafından. Ancak çok enteresan bir şekilde, 1957 yılında bu yapı, Adnan Menderes tarafından gerçekleştirilen yeni imar planı çerçevesinde, bu bölgedeki bazı eserler satışa çıkarılmış ve bu yapı şu anki sahibinin atalarına satılmıştır. Bu yapı 1960’larda ve 1970’lerde Kereste Deposu olarak kullanılmıştır” diye konuştu.
“20-25 YIL İÇERİSİNDE ÇÖKECEK”
Dilbaz, “Ünlü tarihçimiz Reşat Ekrem Koçu, 1960 yılında bu yapı kereste deposu olarak kullanılırken, buraya gelip ziyaret ettiğinde içinde orijinal, Sultan III. Murad döneminde Mimar Sinan tarafından yaptırılan bütün fresklerin ve süslemelerin parça parça durduğunu söylüyor. 1960 yılında bile bu hamamın içindeki pek çok kıymetli parça o zamanki sahipleri tarafından satılmıştır. Daha sonra tabii ki günümüzde o fresklerden ve süslemelerden hiçbir iz kalmamıştır” dedi.

Dilbaz, yapının çökebileceğini belirterek şunları söyledi:
– Daha sonra bu yapı özellikle yakın dönemde, yani son 10 yıl içinde, şimdiki sahipleri tarafından defalarca satışa çıkarılmıştır ve çok yüksek meblağlar doğal olarak talep edilmiştir. Burada şu anki sahiplerine kızacak bir durum yok. Neticede bu adamın şahsi mülküdür. Ancak bu yapının acilen restore edilmesi veya bir kültür merkezine dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu yapı tamir edilmezse en fazla 20-25 yıl içerisinde çökecek ve bu yapı çöktükten sonra ayağa kaldırma şansınız olmayacak.
]]>Köylüler, Tekağaç mevkiinde 2021’de yapımına başlanan çimento fabrikasının ÇED raporu ve ruhsatının iptali için protesto gösterileri düzenledi, Muğla 2. İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunarak dava açtı.
YEREL MAHKEME İPTAL ETTİ
Çimento fabrikasının ÇED raporu, köylülerin ve çevrecileri açtığı dava sonucunda mahkeme tarafından iptal edildi.
Bunun üzerine Menteşe Belediyesi, Muğla Çimento Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye ait Entegre Çimento Fabrikası ve Hammadde Ocakları Projesine verdiği ruhsatı iptal ederek mühürledi.
Davalı tarafın temyiz başvurusu Danıştay 4. Dairesi tarafından reddedilerek ÇED İptal kararı onaylandı. Karar, çevreciler ve köylüler tarafından sevinçle karşılandı.
FABRİKANIN ZARARLARI ÇOK FAZLA
Menteşe Kent Konseyi, Deştin platformu olarak yapılan ortak basın açıklamasında TMMOB Mimarlar Odası’nca düzenlenen 1 Ekim 2021 tarihli Mesleki Denetimde ÇED Çekince Raporu’nda tespit edilen sakıncaları paylaştıkları hatırlatılarak şöyle denildi:
“Sonraki süreçte Nihai ÇED Raporu konusunda, mahkemeye sunmak üzere Prof. Dr. M. Doğan Kantarcı (Em) tarafından uzman görüşü de hazırlanmıştır. Bahse konu rapor ve uzman görüşü incelendiğinde yapılması düşünülen projenin Kazan ve Bayır sulama göletlerinin su toplama havzası üzerinde yer aldığı görüldü.
Projenin yaratacağı tahribat neticesinde bu iki göletten sulanan tarım arazilerinin zarar göreceği, hammadde ocaklarında tercih edilen faaliyet yönteminin dereler ve yer altı suları bakımından zarar verici etkiye sahip olacağı ortaya çıktı.
Hali hazırda katı yakıtlı 3 termik santral, başkaca çimento fabrikaları ve çok sayıda taş ve mermer ocağından kaynaklı kirlenmenin boyutları ile birlikte düşünüldüğünde hava kalitesi açısından ciddi sonuçlar yaratacağı ortada.
Tesiste yapılması planlanan üretimin hali hazırda sıkışık durumda olan Muğla Yatağan Karayoluna ekstra bir yük ekleyeceği görülmektedir. Öte yandan toplam 776 hektar büyüklüğündeki proje alanı tarım alanlarına ve yetişmiş zeytinliklere fazlasıyla yakındır.
Deştin köyü bakımından bu mesafe 2 kilometreye kadar düşmekte olup ÇED dosyasında bulunan Tarım Ve Orman İl Müdürlüğü yazısında 1-1,5 kilometre mesafede başka zeytinliklerde mevcuttur. Bu Durum ise 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu’nun 20. Maddesine kesin aykırılık oluşturmaktadır.”
NİHAİ ÇED RAPORU ÇOK HATALI VE GÜNCELLİĞİNİ YİTİRMİŞ
Nihai ÇED raporunun çok hatalı ve güncelliğini yitirmiş veri içerdiği, tarım ve yerleşim alanlarına mesafe, proje alanında bulunan orman vasıflı alanlar gibi konularda yanlış bilgilere dayalı hazırlandığı açıklanarak şöyle denildi:
“Mevcut hali ile ÇED raporu projenin çevre üzerinde yaratacağı tahribatı göz ardı etmektedir. Tüm bu sebeplerle bugün itibarı ile proje hakkında verilen ‘ÇED olumlu’ kararının iptali talebi ile Menteşe Kent Konseyi, Akdeniz Yeşilleri Derneği ile Deştin ve Alaşar köylüleri adına dava açmıştık.
Geçen yıl yazında yaygın olarak yaşadığımız yangın felaketleri, kent ve doğal yaşam alanları üzerinde ciddi bir tahribat yaratmıştır. Kurulması planlanan Entegre Çimento Fabrikasının çevre ve canlı yaşamı yönünden yaratacağı sıkıntılar çok fazla”
]]>“KULİSLERDEN ELDE ETTİĞİM BİLGİLERİ KALEME ALDIM”
Şardan’ın savunmasına yer verilen iddianamede, “Haberin kamuoyunun bilgisi dahilinde olan güncel bir konu olduğunu, konunun başlangıcının İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar’ın kamuoyuna yansıyan dilekçesi olduğunu, bu olayın kamuoyunda geniş yankı uyandırması üzerine ismini vermek istemediği farklı kaynaklardan gelişmeleri takip ettiğini, gazetecilik mesleğinin temel kurallarından birinin de fikri takip olduğunu, kulislerden elde ettiği bilgileri yazısında kaleme aldığını, kulislerde yazdıklarından çok daha fazla bilgiler olduğunu, yazının içinde taraf olarak görülen Cumhurbaşkanı makamı ve MİT Başkanlığı tarafından herhangi bir yalanlama veya açıklama yapılmadığını” belirterek suçlamaları reddettiği anlatıldı.
YAZIYA ERİŞİM ENGELİ GETİRİLDİ
Soruşturma kapsamında adresinde arama yapılarak delillerin muhafazasına karar verilen Şardan’ın yazısı hakkında İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından 2 Kasım 2023’te erişimin engellenmesi ve yayından çıkarılması kararı verildiği ifade edildi. El konulan dijital materyallerin incelendiği, dosya kapsamında herhangi bir bulguya rastlanmadığı kaydedildi.
MİT’İN CEVABI DA İDDİANAMEDE YER ALDI
İddianamede, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) soruşturmaya konu köşe yazısı içeriğinde kurumları tarafından hazırlandığı iddia edilen bir rapor olup olmadığının sorulduğu, MİT’in 17 Kasım 2023 tarihli cevabında, teşkilatları tarafından hazırlanmış bir rapora rastlanılmadığının belirtildiği vurgulandı.
ADALET BAKANLIĞI’NDAN SORUŞTURMA İZNİ ALINDI
İddianamede, Tolga Şardan’ın yazı içeriğine yer verilerek “…yargıdaki çürüme” şeklindeki ifadelerinin de ‘Devletin yargı organlarını aşağılama’ suçu kapsamında kaldığı ve TCK 301/1. maddesi kapsamında yürütülen soruşturmaların Adalet Bakanlığı’ndan ‘soruşturma izni’ alınması gerekmesi nedeniyle, bu suç açısından dosyanın ayrıldığı kaydedildi. Bakanlığın soruşturma izni vermesinin ardından hukuki ve fiili irtibat nedeniyle dosyaların birleştirildiği kaydedildi.
DELİL SUNAMADIĞI VURGULANDI
İddianamede, Tolga Şardan’ın internet sitesi üzerinden yayınladığı köşe yazısı içeriğinde, MİT tarafından ‘yargı raporu’ adı altında rapor düzenlendiği şeklinde kesin yargı içeren cümlelerin yer aldığı, Şardan’ın her ne kadar yazısında yer alan bilgileri teyit ederek yayınladığı iddia edilmiş ise de soruşturma dosyasına buna ilişkin herhangi bir delil sunamadığı belirtildi.
“YARGI TEŞKİLATINI ZAN ALTINDA BIRAKTIĞI…”
Ancak MİT’in cevabında böyle bir rapor olmadığının açıkça belirtildiği kaydedilen iddianamede, köşe yazısı içeriğinde yer alan ve adliyelerde usulsüz ve yasaya aykırı olarak işlemler yapıldığı iddiasının halkın devlet kurumlarına olan güvenini olumsuz etkileyeceği, bu bilginin kamu düzeni ile ilgili olduğu ve halkı yanıltıcı mahiyette olduğu, kamu barışını bozmaya elverişli olduğu, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçunun yasal unsurlarının oluştuğu anlatıldı.
İddianamede, köşe yazısında doğrudan devletin yargı organlarında usulsüz ve yasaya aykırı işlemler yapılarak kararlar verildiği ifadelerinin bir bütün olarak yargı teşkilatını zan altında bıraktığı ve toplumda yargı teşkilatına olan güveni zedeler mahiyette olduğu ve devletin yargı organlarını aşağılama kastıyla hareket ettiği öne sürüldü.
5 GÜN TUTUKLU KALDI
Sözlerinin hakaret içerikli olduğu vurgusu yapılan iddianamede, internet sitesi üzerinden yapmış olması ve köşe yazısının çok sayıda kişi tarafından görülmüş olması nedeniyle aleniyet unsurunun gerçekleştiği ifade edildi. 1 Kasım’da tutuklanan ve 6 Kasım’da tahliyesine karar verilen Şardan’ın ‘Yanıltıcı bilgiyi alenen Yayma’ ve ‘Devletin yargı organlarını alenen aşağılama’ suçlarından toplam 1 yıl 6 aydan 5 yıla kadar hapsi istendi. Şardan hakkındaki iddianame kabul edilirse İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak.
]]>