Yaşadığımız çağda Cennet öyküsünü çözümleyebilmek için sadece kutsal kitapların referansları yeterli mi?
Dahası bugün pek çok farklı alan okuması yapılabilecekken Cennet Bahçesi Miti’ni yalnızca dini dağarcık üzerinden yorumlamak doğru mu?
adem ve Havva’nın yaratılışı, ilk günah, sürgün ve dünya yaşamlarıyla ilgili tüm sorularınıza bu kitapla ulaşacaksınız

Sayfa: 128Tarihselci okuma yöntemi
Felsefeci ve Simgebilimci Göktuğ Halis Eden adlı yeni kitabında Eden Bahçesi-Cennet söylencesini dini dağarcığı bir kenara atmadan konuları derinlemesine irdeliyor.
Fakat psikoloji, işlevselci antropoloji, din fenomenolojisi, felsefe, göstergebilim, yapısalcı antropoloji ya da tarihselci okuma yöntemlerinin önerilerini de göz ardı etmeden değerlendiriyor ve bu mitin gerçek anlamını inşa etmede bu disiplinlerin açıklamalarından yararlanıyor.
Kitap sayfası için iletişim:
ergul.tosun@ensonhaber.com
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yapılan açıklamada; “Şimdi TFF Başkanının Genel Kurul tarihini Haziran ayı başına almaması nedeniyle SENİN SÖZÜN DE YERE DÜŞMÜŞKEN; bizlere verdiğin imza sözünü tutmanı bekliyor ve artık sana verdiği sözlerin dahi arkasında durmayan ve zavallı bahanelere sığınan TFF Başkanını hiçbir ortamda sahiplenmeni istemiyoruz Dursun Abi.” denildi.
İşte İstanbulspor’un o açıklaması:
“HATIRLA DURSUN ABİ!
16.04.2024 tarihli Süper Lig Kulüpler Birliği Vakfı toplantısındaki ifadelerini hatırlıyor musun Dursun Abi?
Bize olan ifadelerini hatırlamıyorsan da; en azından TFF Yönetimine ilişkin, birebir görüşmelerin öncesindeki açıklamalarını unutmamışsındır Abi.
Mevcut TFF Yönetimine “gelmiş geçmiş en kötü federasyon” dediğin günler de üzerinden çok geçmiş değil Abi.
“BUNLARI HATIRLATMAK İSTERİZ”
Ama halen bir büyüğümüz olduğun, “Abi” dediğimiz ve temsil ettiğin Türkiye’nin en büyük kulüplerinden Galatasaray Camiasına duyduğumuz saygıdan ötürü aşağıdaki hususları yeniden hatırlatmak isteriz Dursun Abi.
16.04.2024 tarihli toplantıda “mevcut TFF Yönetimi’nin kesinlikle değişmesi gerektiğini ve bunun en geç Haziran ayı başında yapılacak genel kurul ile yapılmasının zaruri olduğunu” Kulüpler Birliği Vakfı tarafından yapılan sunumda ve Kulübümüzün 23.04.2024 tarihli açıklamasında yer alan detaylar nedeniyle TFF’nin belirlediği Temmuz ayının kesinlikle kabul edilemez bir tarih olduğu hususunda, sizin de dahil olduğunuz şekliyle, katılan 16 Kulüp olarak nasıl ortak bir fikre vardığımızı hatırlıyorsundur Dursun Abi.
Söz aldığında “Ben kendisiyle görüşüyorum, merak etmeyin. Seçimi Haziran başına alacaktır” diyerek “imza vermeyi bu görüşme sonrasına bırakalım” diyen de, “18 Temmuz çok geç bir tarih, en geç Haziranın ilk haftası olması gerekli” diyen de sen değil miydin Dursun Abi?
Toplantıya katılan 16 Kulübümüzün temsilcileri önünde “en azından imzayla gitmesin, saygısızlık olmasın, diyalog kapımız açık kalsın” diye bizleri ikna etmeye çalışırken; “merak etmeyin, bu seçim Haziran başında yapılacak.” dedin diye sözüne itimat ettiğimiz Başkan da sendin Dursun Abi.
“İMZA VERECEĞİZ DEMİŞTİN”
“Eğer seçimi öne almazlarsa biz de imza vereceğiz.” diyen de sendin Abi.
Kulüplerimizle yapılan müzakerede, TFF ile yapılacak görüşmeleri yürütecek İstişare Heyetine seçilen ve TFF ile olan toplantıya Galatasaray Spor Kulübü Başkanı olarak değil, Süper Lig Kulüpler Birliği Vakfının yetkilendirdiği İstişare Heyeti olarak katılacağını söyleyen de sendin Abi.
Vakfımıza yapılan terbiyesizliğe ve alaycı tavra karşı, istişare heyetinin diğer üyeleri olan güzide Kulüplerimizin Başkanları gibi tepki koymak yerine; kameralara “Bu ne güzel soru Serhan” diye cevap vermen doğru oldu mu Dursun Abi ?
“SANA YAKIŞTI MI?”
Türk futbolunu her gün bataklığın içine çekenler için “İmzayla giderse saygısızlık olur” hassasiyetine sahipken; katıldığın toplantıda Vakfımıza saygısızlık yapılmasına müsaade etmen yakıştı mı Dursun Abi ?
Kameralara “Kulüpler Birliği içerisinde bölünme var.” derken, son istişare toplantısında senin taleplerine istinaden “bölünme var” dediğin Kulüplerin TAMAMININ ittifakıyla diyalog kapısının açık bırakıldığını unuttun mu Dursun Abi ?
Şimdi TFF Başkanının Genel Kurul tarihini Haziran ayı başına almaması nedeniyle SENİN SÖZÜN DE YERE DÜŞMÜŞKEN; bizlere verdiğin imza sözünü tutmanı bekliyor ve artık sana verdiği sözlerin dahi arkasında durmayan ve zavallı bahanelere sığınan TFF Başkanını hiçbir ortamda sahiplenmeni istemiyoruz Dursun Abi.
Temsil ettiğin Milyonlarca onurlu Galatasaray Taraftarına ve Galatasaray Spor Kulübü Camiasına olan saygımızdan ötürü sen bizim ABİMİZ kalmaya devam edeceksin. Ama tüm konuştuklarımızı iyi hatırlamanı ve Türk Futbolu’nun geleceği için bizlere verdiğin imza sözünü tutarak gereğini yapmanı bekliyoruz Dursun Abi.”
]]>Ermenistan basınında yer alan haberlere göre, Ulusal Meclis Savunma ve Güvenlik Konuları Daimi Komitesi Başkanı ve iktidardaki “Sivil Sözleşme” milletvekili Andranik Koçaryan, 1915 olaylarında ölen Ermenilerin, isim ve soy isim olarak belirlenmesi çağrısı yaptı. Koçaryan, Ulusal Meclis YouTube sayfasında yayımlanan açıklamasında, amaçlarının söz konusu kişilerin isimlerini ve yerlerini belirlemek olduğunu savunarak, “(Sayı) 1,5 milyondan fazla da olabilir az da olabilir. Şimdiye kadar ülkemiz bu soruna neden değinmedi? Yahudiler bunu başardı, biz başaramaz mıyız? Bu gelecekte kuracağımız ilişkiler açısından da önemli. Bunu yapmadıysak, eksik kaldıysak bu konu başlamalı ve sona ermeli, bunu kimse istismar etmemeli” ifadelerini kullandı.
Andranik Koçaryan, “1,5 milyon muydu, 2 milyon muydu, yoksa daha az mıydı? Bu net olarak belirlenmeli. Bu çok önemli bir çalışma” değerlendirmesinde bulundu.
Basına verdiği önceki röportajlarda, “Başbakan Nikol Paşinyan’ın da bu konuyu desteklediğini ve konuya dair yasal temeller oluşturmak istediğini” belirten Koçaryan, muhalefetin tepkisi üzerine yaptığı açıklamada ise “Açıklamam ne Başbakan Paşinyan’ın kararıdır ne de böyle bir siyasi karar vardır” ifadesini kullandı.
ÜLKEDE TARTIŞMALI KONU
Ermenistan’da uzun yıllardır 1915 olaylarında ölenlerin sayısının araştırılması konusu tabu olarak kabul ediliyordu. Siyasetçiler ve tarihçiler büyük ölçüde, tarihi olayların bu yönüyle incelenmesine karşı çıkıyordu.
Eski Ermenistan Ulusal Arşivleri Müdürü, tarihçi Dr. Amatuni Virabyan, tartışmaların başlaması üzerine yaptığı açıklamada, daha önce 1915 olaylarında ölenlerin isimlerini tespit etmeye çalıştıklarını ancak bunda başarılı olamadıklarını kaydetti. Virabyan, “Bakın biz sadece 200, 300 bin kişinin ismini bulabildik” ifadesini kullanarak, hükümetin girişiminin Ermeniler için sakıncalı olduğunu savundu.
Ermenistan muhalefeti, Paşinyan’a en yakın isimlerden Koçaryan’ın sözlerine tepki gösterdi.
Ermenistan Cumhuriyetçi Partisi üyesi ve eski Meclis Başkan Yardımcısı Eduard Şarmazanov, Paşinyan’ın, belirli bir amaç doğrultusunda sözde soykırımı unutturmaya çalıştığını savundu. Şarmazanov, “Belki de Paşinyan, Türkiye ve Azerbaycan’dan 24 Nisan’ın unutturulması yönünde yeni bir talimat almıştır. 24 Nisan yaklaşıyor, Paşinyan, 24 Nisan trajedisini, Ermeni soykırımını, ‘Büyük Felaket’i tarihe bırakmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
Muhalefetin tanınmış isimlerinden Lusine Haroyan da sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, iktidarın bu girişimle, sözde soykırımın inkarına doğru yöneldiğini iddia etti.
‘TÜRKİYE’NİN PLANI’
Tarihçi Haçatur Stepanyan, yönetimin Ermeniler için tartışma konusu olmayacak argümanları şüpheye düşürdüğünü savunarak, iktidarın girişiminin, bu konuda şimdiye kadar Ermenilerce verilen konferansları, yazılan kitaplar ve doktora tezlerini boşa çıkaracağını öne sürdü.
Tarihçi Doç. Dr. Mikayel Martirosyan ise bu girişimin Türkiye’nin planı olduğu, iktidarın “tarihi değiştirme” yoluyla sözde soykırımı inkar edeceği iddiasında bulundu.
Tarih çalışmaları da yapan Gümrü Devlet Pedagoji Enstitüsü öğretim üyesi Gagik Hambaryan, Paşinyan’ın, Türkiye’nin talimatıyla sözde soykırımın olmadığını kanıtlamaya çalıştığını savundu.
Ermenistan’ın başkenti Erivan’daki sözde soykırım müzesinin eski yetkilisi Suren Manukyan, hükümetin girişimini çok tehlikeli bulduğunu, ölenlerin listesinin çıkarılması fikrinin 1960’lardan bu yana Türkiye’nin gündemindeki tezlerden biri olduğunu öne sürdü.
Koçaryan’ın çıkışının ardından başlayan tartışmaya, Ermeni diasporasındaki bazı isimler de katıldı. Paşinyan yönetimini hedef alan birçok eleştiride, Paşinyan’ın 1915 olaylarının “soykırım” olduğuna ve ölenlerin sayısının 1,5 milyon olduğuna inanmadığına dair iddialara yer verildi.
Paşinyan hükümetinin ülkeye giriş yasağı koyduğu Ermenistan Devrimci Federasyonu Partisi üyesi, Fransa Ermeni Örgütleri Koordinasyon Konseyi Eş Başkanı Murad Papazyan, isim listesi hazırlamanın “Ermenilere diz çöktürmeyi amaçladığını” öne sürdü.
Analist Hakob Badalyan, iktidarın çağrısını “Türkiye için mükemmel ve hızla gelişen bir argüman” olarak niteledi.
]]>Bu “Lovelock Devleri” hakkındaki bilgiler; soluk tenli, kızıl saçlı, yerel kabilelere savaş açan, sonunda bir mağaraya kapatılıp yok edilen Amerikan yerlisi bir kabilenin hikayelerini anlatıyor.
Arkeologlara göre hikayede muhtemelen gerçekler abartılıyor hatta “tamamen uydurma” bile olabilir ancak bazı deliller inananları cesaretlendirmeye devam ediyor.

İLK BULGULAR 1911’DE ORTAYA ÇIKTI
Her şey, bir çift madencinin 1911’de devasa kalıntıları ilk kez keşfetmesiyle başladı. Uzun zamandır değerli bir gübre kaynağı ve barutun bir bileşeni olan yarasa dışkısı guano’yu arıyorlardı.
Ancak bu kişiler guano’yu ararken umduklarından fazlasını buldular: 60’tan fazla insan iskeleti. Üstelik bazılarının olağanüstü derecede büyük olduğu (iki metrenin üzerinde) olduğu bildirildi.
1912 ve 1924 yıllarında mağarada yapılan kazılarda binlerce eser ortaya çıkarıldı. Buluntuların çoğu beklendiği gibiydi: sepetler, ördek düdükleri, ok uçları ve hayvan şeklinde oyulmuş tören nesneleri. Ancak giyilmiş gibi görünen devasa sandaletler de dahil olmak üzere son derece tuhaf bulgular da vardı. Yaklaşık 38 cm uzunluğundaki bu ayakkabılar, kabaca 48 numara ayakkabıya karşılık geliyor.
Bir başka tuhaf bulgu da, ortalama bir insan elinin iki katı büyüklüğünde görünen, taşa kazınmış gibi görünen bir el iziydi.
Bu kazılardan elde edilen raporlar devlerin boyutlarının büyüdüğünü gösteriyordu: 1931 yılı itibariyle 2,7 ve 3 metre boyunda oldukları bildirildi.
Dikkat çekici bir şekilde, bazılarının kızıl saçları vardı; bu, Amerikan yerlileriyle tam bir tezat oluşturuyordu.

3000 YIL ÖNCE GÖÇ ETMİŞLER
Varlıkları bir sır olarak kalsa da sözlü gelenek bazı ipuçları verebilir.
Bölgenin yerli Paiute kabileleri, 3000 yıl önce bölgeye göç ettiği bildirilen Si-Te-Cah adlı barbar bir grubun hikayelerini anlatıyor.
Paiute mitolojisine göre Si-Te-Cah onlara ve komşularına savaş açmaya başladı ve kendileri de kızıl saçlıydı.
16. yüzyıl İspanyol fetihçisi Pedro Cieza de León’un anlatımları, “kızıl saçlı barbarlardan oluşan vahşi ve gizemli bir grubun” varlığını doğruluyor gibi görünüyor.
León’un anlatılarında, “Büyük tekneler gibi sazlıklardan oluşan sallarla deniz yoluyla gelen adamlardan bazıları o kadar uzundu ki dizden aşağısı sıradan bir orta boylu adamın boyu kadardı.” ifadesi yer alıyor.
TARİHÇİLER FARKLI KONUŞUYOR
Ancak bazı tarihçilerin kanıtlarla ilgili farklı açıklamaları var.
Nevada Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre, dev kalıntılar yalnızca uzun boylu insanlara ait olabilir; bu da insanların 2 ile 3 metre arasında değil, sadece 1.80 cm boyunda olduklarını söylüyor.
Sarah Winnemucca Hopkins’in “Paiute’ler Arasında Yaşam: Yanlışları ve İddiaları” başlıklı tarih kitabında devlerden hiç bahsedilmiyor, ancak barbarlardan bahsediliyor.
Tarihçiler, kuru çöl koşullarında yaşlanmanın koyu saçları kırmızıya çevirebileceğini, bunun da kızıl saçlı kalıntıların potansiyel olarak açıklayıcı olabileceğini belirtiyor.
Dahası, tarihçi Adrienne Mayor, “İlk Amerikalıların Fosil Efsaneleri” adlı kitabında, yerel girişimcilerin bölgedeki turizmi canlandırmak için insan kalıntılarının boyunu abartmış olabileceğini yazdı.
Nevada, Winnemucca’daki tarih müzesi şu anda Lovelock Mağarası’nda bulunan eserlerin çoğunu barındırıyor.
]]>BİTLİS
Valilikten yapılan açıklamada; olası olayların önüne geçmek, halkın can ve mal güvenliğini sağlamak için 03-17 Nisan’da yapılacak basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılması, çadır ve stant kurulması/açılması, imza kampanyası düzenlenmesi, bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılmasının yasaklandığı bildirildi.
Valilikten yapılan açıklamada şöyle denildi:
-Eylemler ile saldırı olaylarının önüne geçmek, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerini sağlamak, terör örgütlerinin planlarını bertaraf etmek ve bu bağlamda, milli güvenliğin sağlanması, kamu düzeni ve genel sağlığın korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, temel hak ve özgürlükler ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin ve genel asayişin devamının temini ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi amacıyla; Bitlis coğrafi sınırları içerisinde 03/04/2024 tarihini saat:00.01’den 17/04/2024 tarihi saat:23.59’a kadar 15 gün süre ile; Valilik ve Kaymakamlık makamlarınca uygun görülenler hariç olmak üzere, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hükümlerine göre düzenlenecek gösteri yürüyüşü, açık hava toplantıları ve kapalı yer toplantılarının 2911 Sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine istinaden yasaklanması, Valilik ve Kaymakamlık makamlarınca uygun görülenler hariç olmak üzere, basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılması, çadır ve stant kurulması/açılması, imza kampanyası düzenlenmesi, bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılması ve her türlü protesto eylemi şeklindeki faaliyetlerin de 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11. Maddesinin (a) ve (c) fıkra hükümleri gereğince belirtilen tarihler arasında yasaklanması, yine yukarıda belirtilen tarihler arasında, ilçelerimizden veya çevre illerden bireysel veya toplu olarak veya ilimiz güzergâhını kullanarak, başta yukarıda belirtilen örgütsel çağrılarda bahsedilen konu ve benzer konulara ilişkin her türlü kanuna aykırı eylem/etkinliklere katılım sağlanmasının önlenmesi amacıyla, kanuna aykırı eylem/etkinliklere katılması muhtemel şahıs/şahıslar/grup/grupların 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11. Maddesinin (c) fıkra hükümleri gereğince, ilimiz ve ilçelerimize girişlerine, buralardan bireysel veya toplu olarak çıkışlarına izin verilmemesine karar verilmiştir.
SİİRT
Siirt Valiliği’nden yapılan açıklamada, Pervari ilçesi ve bağlı tüm köylerde 3 Nisan Çarşamba günü saat 01.00’den itibaren ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağının ilan edildiği duyuruldu.
Açıklamada, “İlimize bağlı Pervari ilçe merkezi ve bağlı tüm köylerde, 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunun ilgili maddeleri gereğince; 3 Nisan 2024 tarih ve saat: 01.00’den geçerli olmak üzere ikinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Söz konusu yasağa vatandaşlarımızın uyması kendi can ve mal güvenlikleri açısından önem arz etmektedir” denildi.
VAN
Valilikten yapılan açıklamada, kent genelinde 3 Nisan’dan geçerli, 17 Nisan da dahil olmak üzere 15 gün süreyle Valilik ve Kaymakamlık makamlarınca uygun görülenler hariç olmak üzere, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hükümlerine göre düzenlenecek gösteri yürüyüşü, açık hava toplantıları ve kapalı yer toplantılarının yasaklandığı belirtildi.
]]>Bir yıl sonra ev sahibi, yüzde 25 kira zammının üzerinde fahiş artış yapmak istedi.
Appel, kira için istenen 17 bin lirayı çok bulup kabul etmeyince, ev sahibinin talebi üzerine Ankara Batı İcra Müdürlüğü tarafından tahliye emri gönderildi.
Appel, tahliye taahhütnamesinin düzenlendiği tarihte herhangi bir evrak imzalamadığını, kontrat yaparken kendisine imzalatılan boş evrak üzerinde daha sonra tahrifat yapıldığını ileri sürerek, avukatı Kürşat Kaan Yıldırım aracılığıyla itirazda bulundu. Bunun üzerine tahliye durduruldu.
Denissa Appel, taahhütnamenin iddia edilen tarihte imzalanmadığını söyleyerek, “Yabancı olarak mağduriyetimi belirtmek istiyorum; çünkü Türkçe bilmiyorum. Bana kontratı imzalattılar. Ek bir belge verdiler, onu da kontrata aitmiş gibi gösterdiler. Ama orada tarih belirtilmemiş. Bir sene sonra evden çıkacakmış gibi bir evrak bana imzalatmışlar. Bu benim çok zoruma gitti. Çünkü ben burada yabancıyım. Türkiye’de böyle bir şey yaşayacağımı hiç düşünmemiştim” dedi
‘3 KAT ARTIŞ TALEP EDİYOR’
Avukat Kürşat Kağan Yıldırım ise müvekkilinin Türkçe bilmediğini belirterek, şöyle konuştu:
-Kendisi evi kiralarken emlakçı ve ev sahibiyle bir araya geliyor. Kendisinin tek niyeti aslında bir ev kiralamak ve orada uzun seneler oturmak. Bununla birlikte tabii o anda kira sözleşmesi yapılırken herhangi bir tercüman bulundurulmuyor.
-Müvekkile bir metin imzalatılıyor kira sözleşmesi olarak; ama müvekkilin metinin içeriğinde anladığı tek şey oturacağı adres ve kira bedeli. Bir yıl sonra müvekkilimizin mevcut ödediği kiranın 3 katına yakın bir kira artışı talep ediliyor.
-Müvekkil bunu karşılayamayacağını söylüyor. Ev sahibi de müvekkilimizle iletişimi keserek kira sözleşmesinin imzalandığı gün müvekkilimizden ayrıca alınan üzerinde tarih bulunmayan taahhütnameyi icraya veriyor.
-Müvekkilim, ‘Ben evi kiraladığım gün dışında ev sahibiyle hiç bir araya gelmedim, sadece bana o gün bir kira sözleşmesi imzalatıldı, başka bir belge imzalatıldıysa da ben zaten mahiyetini bilmiyorum diyerek, şikayette bulundu.
‘SIKLIKLA KARŞILAŞILAN BİR DURUM’
Tahliye emrine itiraz ettiklerini ve sürecin tahliye davası olarak devam edeceğini belirten Yıldırım, “Arabuluculuk süreci de geçti. Yargılama sürecinde biz bu iddialara karşı cevaplarımızı vereceğiz. Bu, kiracı olan vatandaşlarımızın da sıklıkla karşılaştıkları bir durum. Bugün Ankara’da veya başka büyük bir şehrimizde bir ev kiralamaya gittiğinizde emlakçı ve ev sahipleri sizlere kira sözleşmesiyle birlikte üzerinde herhangi bir tarih olmayan bir taahhütname imzalattırıyorlar. Bunu imzalamazsanız da size evi kiralayamayacaklarını söylüyorlar. Kiracılar mecburen o eve ihtiyaçları olduğu için bu taahhütnameleri üzerinde tarihi olsa da olmasa da imzalıyorlar. Yargıtay’ın kararlarına göre üzerinde eğer siz tarih belirtilmeyen bir taahhütnameyi boş bir imza şeklinde verirseniz bunu baştan kabul ettiğiniz yönünde yargı kararları var ve sizin dava sonucunda tahliyenize karar veriliyor” ifadelerini kullandı.
Yıldırım, kontrat yapılırken kiracılara boş taahhütnameye imza attıklarına bunun fotoğrafını çekip, ileride yaşanabilecek hukuki bir durumda delil olarak saklamaları tavsiyesinde bulundu.
]]>Ayverdi, 25 Kasım 1905’te Meliha Hanım ile Piyade Kaymakamı Yarbay İsmail Hakkı Bey’in ikinci çocuğu olarak İstanbul Şehzadebaşı’nda dünyaya geldi.
Sanat tarihçisi Ekrem Hakkı Ayverdi’nin kardeşi olan usta yazarın, baba tarafı Ramazanoğullarına, anne tarafı ise Bektaşi dervişi Gül Baba’ya kadar uzanıyor.
Babasının kütüphanesiyle kendisini yetiştirdi
Samiha Ayverdi, henüz 3-4 yaşındayken babasının kendi evlerinde düzenlediği ve Ziya Paşa, Cevdet Paşa, Ahmet İzzet Paşa, Çürüksulu Mahmut Paşa ile ressam Ali Rıza Bey’in yer aldığı selamlık sohbetlerine katıldı.
Mahalle mektebine 5 yaşında başlayan usta edebiyatçı, babasının zengin kütüphanesiyle kendini yetiştirdi.
Samiha Ayverdi, Süleymaniye Kız Numune Mektebi’nden 1921’de mezun olduktan sonra tarih, tasavvuf, felsefe ve edebiyat alanlarında aldığı özel derslerle eğitim hayatını sürdürdü.
İyi derecede Fransızca bilen ve keman çalan Ayverdi, ruhen ve fikren anlaşamadığı, kaymakam olan eşinden kızı Nadide’nin doğumundan sonra ayrıldı, bir daha evlenmedi.
Kenan Rıfai, hayatının dönüm noktası oldu
Annesi sayesinde tanıştığı, mütefekkir ve mutasavvıf Kenan (Rifai) Büyükaksoy, yazarın hayatında önemli bir rol oynadı. Yazarlığa Kenan Rifai aracılığıyla adım atan Ayverdi, ilk yazılarını Necip Fazıl Kısakürek’in yayınladığı “Büyük Doğu” dergisinde okurla buluşturdu.
Ayverdi’nin yazıları “Resimli İstanbul Haftası”, “Fatih ve İstanbul”, “Türk Yurdu”, “Havadis”, “Ölçü”, “Hür Adam”, “Anıt”, “Türk Kadını”, “Tercüman”, “Kubbealtı Akademi Mecmuası” ve “Türk Edebiyatı” adlı dergilerde de okuyucuyla buluştu.
Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşuna genç yaşta tanık olan Ayverdi’nin,”Aşk Budur” adlı ilk romanı 1938’de yayınlandı.
Usta edebiyatçı, tarih ve medeniyet konularını eserlerine taşıdı, 1946’ya kadar tasavvuf ve manevi aşk üzerine roman ve hikaye kitapları yazdı. Sonraki yıllarda ise edebi hayatına tarihi ve sosyal içerikli biyografi, hatıra, mektup, makale ve inceleme türündeki eserlerle devam etti.
Mutasavvıf edebiyatçılardan etkilendi
Mevlana, Muhyiddin-i Arabi, Hafız ve Şeyh Sadi Şiraz’dan etkilenen Samiha Ayverdi, bir yandan da Batı edebiyatını ve dünya düşünce akımlarını takip etti.
Ayverdi, hayatı boyunca yaklaşık 50 eser kaleme aldı. Yaşadığı dönemde batılılaşmayla meydana gelen değişimi ve bu değişimin toplumda sebep olduğu sorunları ve çözümleri romanlarına taşıyan yazar, eserlerinde Türkçeyi yalın ve titizlikle kullandı.
Kaleme aldığı “İbrahim Efendi Konağı”nda, kişisel anılarından yola çıkarak, konak hayatını, “Mesihpaşa İmamı” romanında ise sevgiden yoksun ve sahip olduğu değerlerin farkında olmayan bir din adamını anlattı.
Samiha Ayverdi, Türkiye’deki milli eğitim ve kültür alanında yaşadığı boşluklardan ve hatalardan yola çıkarak, “Milli Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız” adlı eseri hazırladı.
Milli kültür ve manevi değerler adına birçok hizmette bulundu
Mevlana’nın anıldığı ve hala devam eden “Şeb-i Arus” merasimlerinin ilk kez 1954’te yapılmasına öncülük eden Ayverdi, dönemin halk aşıklarına ulaşarak çeşitli derlemeler yapan, kasetler hazırlatan ve Yunus Emre’nin şiirleriyle ilahileri yayınlayan “Yeni Doğuş Cemiyeti” derneğinin kurucuları arasında faaliyet gösterdi.
Ayverdi, aksiyoner ve birleştirici mizacıyla bazı sosyal ve kültürel kurumların oluşmasını teşvik etti ve İstanbul Fetih Cemiyeti, İstanbul Enstitüsü ve Yahya Kemal Enstitüsü’nde üye olarak yer aldı.
Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi ile Kubbealtı Akademisi’nin kurucu üyesi olan Ayverdi, 1969-1980’de çeşitli Avrupa ülkelerine seyahatler yaptı. Bu seyahatlerde aldığı notları “Yeryüzünde Birkaç Adım” adlı eserinde bir araya getirdi.
Yazar Ayverdi, çevreye duyarlılığı ile de dikkati çekti. Fatih’te İtfaiye durağından Edirnekapı’ya kadar devam eden Fevzipaşa Caddesi’nde ve Koyunbaba Parkı’nda ağaçlandırma çalışması yapılmasına vesile oldu.
Ödülleri
Birçok ödüle de değer görülen Samiha Ayverdi’ye, 1978’de “Türkiye Milli Kültür Vakfı Armağanı”, 1984’te Milli Kültür Vakfı tarafından “Türk Milli Kültürüne Hizmet Şeref Armağanı”, 1985’te “Boğaziçi Başarı Ödülü”, 1988’de Türkiye Yazarlar Birliği’nce “Yılın Dil Ödülü” ve 1992’de Türkiye İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği tarafından “Üstün Hizmet Ödülü” verildi.
Ayverdi ayrıca 13 Mayıs 1990’da Başbakanlık Aile Araştırmaları Kurumundan şükran beratı aldı.
Hakkında çeşitli doktora ve yüksek lisans tezleri hazırlanan yazarın birçok eseri, İngilizce, Arapça, Azerbaycan Türkçesi, Almanca ve Urduca’ya çevrildi.
Fatih’te 22 Mart 1993’te 87 yaşındayken vefat eden Ayverdi, Merkezefendi Mezarlığı’na defnedildi.
Ayverdi’nin bazı eserleri şöyle:
“Batmayan Gün”, “Mabette Bir Gece”, “Ateş Ağacı”, “Yaşayan Ölü”, “Yolcu, Nereye Gidiyorsun?”, “İstanbul Geceleri”, “Edebi ve Manevi Dünyası İçinde Fatih”, “Boğaziçi’nde Tarih”, “Misyonerlik Karşısında Türkiye”, “Türk Rus Münasebetleri ve Muharebeleri”, “Türk Tarihinde Osmanlı Asırları”, “Abide Şahsiyetler”, “Kölelikten Efendiliğe”, “Yeryüzünde Birkaç Adım”, “Bağ Bozumu, “Dile Gelen Taş”, “Ratibe”, “İki Aşina”, “Ezeli Dostlar”
]]>İngiliz ve Fransızlardan oluşan İtilâf donanması, 18 Mart 1915 günü savaş gücünün neredeyse üçte birini kaybetti. Üç büyük savaş gemisi, iki muhrip ve yedi mayın tarama gemisi batırıldı. 800 kişilik zayiat verdiler. Türk tarafının kaybı ise, 26 şehit ve 53 yaralıdır. 200 yıldır yenilmeyen Büyük Britanya İmparatorluğu için büyük bir travmaydı bu yenilgi. Nusret mayın gemisi gerçekten 18 Mart’ın kahramanıdır. Nusret mayın gemisi, muharebe gemilerinin manevra yaptıkları Erenköy Koyu’nun tam burnu istikametinde, 7/8 Mart 1915 gecesi, sabah saat 3.20’de 26 mayının döşedi. Bu mayınlara çarpan ‘yenilmez İngiliz donanması’ daha ilk günde donanmasının üçte birini kaybetti. Türk topçusunun başarısı da kayda değer. 18 Mart Zaferi, Türklerin uzun zamandır kazandığı ilk zaferdi.
– Çanakkale Muharebeleri savaş tarihinde niçin çok önem taşır?
Çanakkale Muharebeleri ya da Gelibolu Harekâtı, tarihte o ana kadar yapılan en büyük amfibi harekâttır. İkinci Dünya Savaşı’nda Müttefik kuvvetlerin yaptığı Normandiya Çıkarması’ndan önceki en büyük çıkarmadır. Çanakkale Harekâtı, başta Balkan Savaşı olmak üzere, uzun süren askeri yenilgiler döneminden sonra küçülen, yıkılış döneminde bulunan, önemli moral ve itibar kaybına uğrayan Osmanlı Devleti’nin kazandığı ilk büyük cephe savaşıdır. Balkan Savaşı’nda büyük felaket yaşayan Türk Ordusu, Çanakkale zaferiyle küllerinden doğmuş ve gelecekte Millî Mücadele için gerekli ruhun var olduğunu göstermiştir. Çanakkale Zaferi, Milli Mücadelenin ve Cumhuriyet’in önsözüdür. Mustafa Kemal, Çanakkale’de Millî Mücadele’nin çekirdek kadrosunu oluşturur. Çanakkale, Mustafa Kemal’in tarih sahnesine ve Türk Milleti’nin huzuruna çıktığı devler savaşıdır. Türk Milleti, Çanakkale’de Anafartalar Kahramanı ile tanışır. Bu açıdan, Mustafa Kemal’in doğum yeri Çanakkale’de Kemalyeri’dir. Kemalyeri, Mustafa Kemal’in muharebenin başında gözetleme yerine verilen isimdir. Eğer Çanakkale zaferle sonuçlanmasaydı, Millî Mücadele yolculuğu başlatılamaz, Türk İstiklal Savaşı yapılamazdı.

Naim Babüroğlu
– Çanakkale Muharebeleri denizde ve karada 287 gün, karada 260 gün sürdü. Savaş, neden karada bu kadar uzun sürdü?
Çanakkale Cephesi Komutanı Alman General Liman von Sanders, Türk komutanların hazırladığı savunma planını değiştirir ve tam tersi bir savunma şeklini Enver Paşa’ya önerir. Planı Enver Paşa onaylar. Plan, kıyı hattını zayıf tutmak, geride takviyeler bulundurmak ve düşmanın kıyıya çıkış yerine göre saldırıya geçmek esasına dayanır. Türk komutanların planı ile çelişen bu savunma sistemi, düşmanın kıyıya çıkmasına adeta izin veriyordu. Savunma Bölge önceliği konusunda da, Türk Komutanları ile Sanders arasında ayrılık vardı. Mustafa Kemal ve diğer Türk komutanlar birinci derecede savunma önceliğini Gelibolu Yarımadası’na vermişlerdi. Alman Ordu Komutanı, düşman çıkarmasının Gelibolu Yarımadası’na yapılacağını kabul etmiyordu.Bu savunma planına Türk komutanlar şiddetle itiraz ederler. 9’uncu Tümen Komutanı Albay Halil Sami Bey, 6 Nisan 1915’te bağlı olduğu Kolordu Komutanlığı’na; Yarbay Mustafa Kemal, 3 Mayıs 1915’te doğrudan Enver Paşa’ya; 5’inci Ordu Komutanlığı Kurmay Başkanı Albay Kazım (İnanç) 4 Mayıs 1915’te, doğrudan Enver Paşa’ya mesaj göndererek bu planın felakete yol açacağını yazarlar. Ancak, Enver Paşa bu feryatları dinlemez. Sonuçta, Çanakkale’de kıyı hattı kuvvetli olarak savunulmadığı ve böylece düşmanın karaya çıkmasına izin verildiği için 260 gün boyunca düşmanı denize dökmek mümkün olmamış ve oluk oluk Türk kanı akmıştı. Alman Genelkurmay Başkanı General von Moltke, Enver Paşa’ya gönderdiği, 10 Ağustos 1914 tarihli yazısında: “Osmanlı müttefikin vazifesi, mümkün olduğu kadar çok Rus ve İngiliz kuvvetlerini bağlamak…” diyordu. Bu belge, Alman Genelkurmayı’nın, Türk Ordusu’nu Alman çıkarları için kullanmak istediğinin ve Alman çıkarlarının Türk çıkarları önünde geldiğinin bir göstergesidir. Çanakkale’de, 500 bin işgalci askeri uzun süre tutarak Almanları Batı Cephesi’nde rahatlattık, ancak karşılığında gürbüz bir nesli de yitirdik.
– ÇanakkaleCephesi’nde gerçek kayıplarla ilgili değişik sayılar var. Gerçek kayıp sayısı hakkında ne düşünüyorsunuz?
5’inci Türk Ordusu’nun harp cerideleri, günlük zayiat çizelgeleri ve zayiat raporları incelendiğinde, ayrıca sevk edildikleri hastanelerde şehit olanlar hesaba katıldığında, 3 Kasım 1914’ten 9 Ocak 1916’ya kadar geçen sürede Türklerin şehit sayısı 101 bin 279; 102 bin 603 yaralı, kayıp 10 bin esir olmak üzere, toplam kaybın 213 bin 882 olduğu ortaya çıkar. İngilizlerin kaybı, 205 bindir. Fransızların ise 47 bindir. İtilâf kuvvetleri 252 bin, Türk kuvvetleri 213 bin 882 olmak üzere toplam 465 bin 882 kayıp verilmiştir.
– Çanakkale Cephesi’nde, Mustafa Kemal’in rolü ve etkisinin abartıldığını düşünenler var…
Mustafa Kemal, yarbay ve albay olarak 9 ay 13 gün Gelibolu muharebe alanında kaldı. Stratejik bir komuta makamında değildir. Ancak, o makamda bulunanlar adına kararlar verdi ve başarılarıyla stratejik sonuçlar elde etti. Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri’nde dört kez Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u, padişahı ve payitahtı kurtarır. Birinci kurtarışı, 25 Nisan 1915’te Arıburnu’na çıkan düşmana 57 ve 27’nci Alaylarla yaptığı saldırıdır. İkinci kurtarışı Anafartalar Grup komutanı olarak, saldırı yapan İngiliz Kolordusu’na, 9 Ağustos 1915’te 7 ve 12’nci tümenlerle yaptığı taarruzdur. Üçüncü kurtarışı 10 Ağustos 1915 günüdür. Conkbayırı’na kadar ilerlemiş İngiliz kuvvetlerine yaptığı süngü hücumudur. Dördüncüsü 21 Ağustos 1915’te, İkinci Anafartalar Muharebesi’nde çok daha güçlü İngiliz kuvvetlerine yaptığı karşı taarruzdur. Böylece işgal kuvvetlerinin İstanbul hayali son bulur. İtilaf Kuvvetleri Başkomutanı İngiliz Orgeneral Hamilton, 10 Ağustos 1915’te, anılarına şöyle yazar: “Conkbayırı’nda Türkler, çok iyi bir komutana sahipler. Çok iyi komuta edilen ve yiğitçe dövüşen Türk ordusuna karşı savaşıyoruz.” İngiliz Orgeneral Mustafa Kemal’e hakkını verir. Savaş tarihi yazarı İngiliz yazar Alan Moorehead, Gelibolu adlı kitabında, “O genç ve dahi Mustafa Kemal’in o sırada orada bulunması, müttefikler bakımından tarihin en acı darbelerinden biri olmuştur.” Mustafa Kemal’e hakkını teslim eder. Albay Mustafa Kemal, Çanakkale Muharebeleri’nde Truva Savaşı’nın intikamını alır.
– Balkan Faciası sonrası Türk ordusunun Çanakkale Destanı yazmasını savaş tarihi açısından neye bağlıyorsunuz?
Mustafa Kemal, Çanakkale’de verdiği emirlerin çoğunda, “Balkan Faciası’nın yaşanmaması için”şeklinde ifade kullanır. Hatta, Balkan felaketine neden olabilecek askerlerin kurşuna dizilmeleri emrini de verir. O genç subay kadrosu, Balkan utancını bir daha yaşamamak için gerekli tüm önlemleri alır. Saldırıda askerinin başındadır, taarruzda en önde komutanlar vardır.
İngiliz Resmî Tarihçilerinin tespitinde olduğu gibi, Türk askerinin Çanakkale Muharebeleri’nde başarılı olmasının temel nedeni, savundukları toprağın anavatanları olduğunu bilmeleridir. Türk askerinin başarılı olmasının ikinci nedeni de, muharebelerde Türk komutanların askerle beraber ön hatta bulunması ve karşı saldırılarda birliklerin başında hareket etmeleridir. Üçüncü nedeni de askerdeki manevi güçtür. Benim değerlendirmeme göre dördüncü nedeni de, iki yıl önce yaşanan Balkan utancının bir daha yaşanmaması isteğidir.
– Çanakkale Muharebeleri’nin sonuçları ve dünya savaş tarihindeki yerini nasıl konumlandırırsınız?
Çanakkale Harekâtı, başta Balkan Savaşı olmak üzere, uzun süren askeri yenilgiler döneminden sonra küçülen, yıkılış döneminde bulunan, önemli moral ve itibar kaybına uğrayan Osmanlı Devleti’nin kazandığı ilk büyük cephe savaşıdır. İtilâf Devletleri, büyük umutlarla başladıkları Gelibolu Harekâtı sonunda, 260 günde Seddülbahir bölgesinde sadece beş, Arıburnu bölgesinde ise ancak 1.5 kilometre ilerleyebildiler. Çanakkale Harekâtı, Birinci Dünya Savaşı’nın en az iki yıl daha uzamasına neden olmuştur, çünkü İngiltere ve Fransa, yaklaşık bir yıl süreyle, yarım milyon civarında bir kara ve deniz gücünü Çanakkale’de bulundurmak zorunda kalınca, Almanya’nın Batı Cephesi’ndeki yükü çok hafiflemiş ve direnme gücü artmıştır. Almanya, Osmanlı ordusuyla İngiliz ve Fransız kuvvetlerini Çanakkale Cephesi’nde tutarak hedefine ulaşmıştır. Çanakkale Boğazı geçilemediğinden destek alamayan Rusya’da, Ekim 1917’de Bolşevik İhtilali patlak vermiş ve Çarlık Rusya’sı yıkılmıştır. Ayrıca, Çanakkale Muharebeleri, Çarlık Rusya’sının yüzyıllardır gerçekleştirmek istediği Boğazlara sahip olma hayalini geriletmiştir. En önemli sonucu, Çanakkale Zaferi Millî Mücadele’nin ve Cumhuriyet’in önsözünü yazmıştır. Ve Anafartalar kahramanını tarihe ve Türk milletine kazandırmıştır.

ATATÜRKSÜZ ÇANAKKALE OLUR MU?
Kemalyeri’ni, Arıburnu’nu, Conkbayır’ı, Anafartalar’ı coğrafyadan silmeniz gerek. Bu da yetmez… İngiliz, Fransız, Avustralya, Alman, Yeni Zelanda tarihini de yok etmeniz lazım… Çanakkale şehitlerinin türküsünü nasıl yok edeceksiniz?.. Yani, silmeniz mümkün değil… “Tarih nankör değildir, bir hizmeti unutmaz.”
]]>TOGG’LAR BİLE PERTE ÇIKTI
Neredeyse her yıl aynı cadde üzerinde dorsesi üst geçide takılan ve devrilerek başka araçları ezen TIR’lar için hiçbir önlem alınmadı. 5 ay önce 4 adet sıfır km TOGG TIR’ın üzerinde üst geçite takılarak perte çıktı.

Farklı gün ve saatlerde aynı yerde devrilen TIR’ların o güzargahı kullanmalarına göz yumuldu. Raur Orbay Caddesi üzerindeki facia göz göre göre geldi.
Çevre civarda oturan vatandaşların sürekli olarak görmeye alışık olduğu o manzara en sonunda 4 kişinin canına mal oldu. Ramazan’ın ilk günü akşam saatlerinde Mehmet F.’nin (50) kullandığı 34 ER 260 plakalı TIR’ın dorsesi yine aynı üst gecide takılarak sol tarafında seyreden 34 TY 3045 plakalı otomobilin üzerine devrildi. Otomobilde sıkışan sürücü Recep A. (45) ile Sultan A. (44), Güler Rukiye A. (67) ve Merve A. (16) hayatını kaybetti. Bölgede yaşanan ihmal en sonunda 4 kişinin hayatına mal oldu.
İŞTE RAUF ORBAY CADDESİ ÜZERİNDE YAŞANAN BENZER KAZALAR:
TARİH 22.02.2024: Kaza, saat 16.00 sıralarında Bakırköy Rauf Orbay Caddesi Florya istikametinde yaşandı. Yaklaşık 4 ay önce Togg yüklü bir TIR, Ataköy Marmaray alt geçidinden geçtiği sırada üst geçide takılmıştı. Aynı alt geçitten geçerken yine bir TIR’ın dorsesi üst geçide çarptı. Arkasından gelen seyir halindeki kamyonet sürücüsü, TIR’ın üst geçide çarptığını görüp ani fren yaptı. Kamyonetin de arkasından gelen bir başka otomobil hızını alamayarak kamyonete çarpınca 3 araçta hasar meydana geldi. Sürücüler kazayı yara almadan atlattı.

TARİH 14.10.2023: 4 adet sıfır km TOGG taşıyan 34 KM 7094 plakalı TIR seyir halindeyken yüksekliği 4.10 metre olan Ataköy Marmaray Köprüsü’ne çarptı. TIR’ın şoförü Ataköy Marmaray alt geçidinden geçtiği sırada üst kısımda bulunan araç, üst geçide takıldı ve diğer iki araca çarparak askıda kaldı. TIR’ın üzerinde bulunan 3 tane araç hasar alırken, trafik tek şerite düştü.
TARİH 07.10.2023: Kaza yine gece yarısı 03.00’te Bakırköy Rauf Orbay Caddesi üzerinde meydana geldi. Florya istikametine seyreden Cemil K. idaresindeki TIR üst geçide çarptı. Çarpmanın etkisiyle TIR ve dorsesindeki konteyner ayrı yerlere savrulurken sürücü Cemil K. (48) ve yanındaki Ruslan A. (44) kazayı hafif yaralı atlattı.

TARİH 19.01.2023: Abdulkadir Çolak yönetimindeki 34 NTU 44 plakalı ev eşyası yüklü TIR, Rauf Orbay Caddesi Florya yönünde Marmaray üst geçidine çarptı. Sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybettiği TIR, devrildi. Kendi imkanları ile araçtan hafif yaralı olarak çıkan şoför, olay yerine gelen ambulansla hastaneye sevk edildi.
TARİH 01.06.2023: Yeşilyurt Mahallesi Rauf Orbay Caddesi’nde Florya istikametine giden Mesut Ü. idaresindeki TIR, üst geçide çarptı. Çarpmanın etkisiyle TIR, dorsesindeki konteynerle birlikte devrildi. Sürücü, kazayı yara almadan atlattı.

TARİH 23.05.2022: B.U’nun kullandığı TIR, Marmaray alt geçidine takıldı. Savrulan TIR dorsesi, aynı yönde ilerleyen M.M yönetimindeki 34 RC 9929 plakalı otomobile çarptı. TIR , çarpmanın ardından devrildi. Tır şoförü yaralandı. Kazada şans eseri ölen olmadı.
TARİH 31.10.2022: Ataköy istikametinden Florya yönüne giden sürücü S.Ö. idaresindeki 59 AB 925 plakalı TIR şoförü yüksekliği hesaplayamayınca dorseyi alt geçide çarptı. Çarpmanın etkisiyle TIR’ın dorsesi, yan şeritte bulunan S.S.D. yönetimindeki 34 VY 4343 plakalı otomobilin üstüne devrildi. Otomobil sürücüsü yaralandı. Kazada şans eseri ölen olmadı.

TARİH 21.02.2019: Kaza, saat 02:00 sıralarında Bakırköy Sahil yolu Yeşilköy istikametinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Rauf Orbay Caddesi’nden Yeşilköy istikametine giden 34 LE 5153 plakalı TIR sürücüsü 4 metrelik azami yükseklik tabelasını fark edememesi üzerine üst geçide çarparak yola devrildi. Konteynerin düştüğü şeritte başka bir aracın olmaması olası bir faciayı önlerken, kaza nedeniyle Yeşilköy istikametinde yol trafiğe kapatıldı.

TARİH 02.08.2018: Mevlüt Sağlam yönetimindeki 34 HS 2161 plakalı TIR, aynı güzargahtaki Yeşilyurt köprüsünün altından geçtiği sırada yüksekliği hesaplayamayınca köprüye çarptı. Kontrolünü kaybeden TIR devrilirken, dorsesi Özden Büyüksoy’un kullandığı 34 PL 9350 otomobili duvara sıkıştırdı. Devrilen TIR içinde sıkışan Sağlam’ı araç içinden itfaiye ekipleri çıkarılırken, yaralanan TIR ve otomobil sürücüsü sağlık ekiplerince hastaneye kaldırıldı.

İLK SAHUR NE ZAMAN?
İlk sahur 10 Mart Pazar gecesi, ilk iftar ise 11 Mart Pazartesi akşamı olacak.
İL İL RAMAZAN İMSAKİYESİ
İSTANBUL SAHUR SAATİ
İstanbul için imsak vakti 11 Mart sabahı saat 05.51’de yapılacak.
|
İSTANBUL İmsakiye |
|||||||
| Hicri Tarih | Miladi Tarih | İmsak | Güneş | Öğle | İkindi | Akşam | Yatsı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 Ramazan 1445 | 11 Mart 2024 Pazartesi | 05:51 | 07:15 | 13:19 | 16:35 | 19:13 | 20:32 |
| 2 Ramazan 1445 | 12 Mart 2024 Salı | 05:49 | 07:14 | 13:19 | 16:36 | 19:14 | 20:33 |
| 3 Ramazan 1445 | 13 Mart 2024 Çarşamba | 05:47 | 07:12 | 13:19 | 16:37 | 19:15 | 20:34 |
| 4 Ramazan 1445 | 14 Mart 2024 Perşembe | 05:46 | 07:10 | 13:18 | 16:37 | 19:16 | 20:36 |
| 5 Ramazan 1445 | 15 Mart 2024 Cuma | 05:44 | 07:09 | 13:18 | 16:38 | 19:17 | 20:37 |
| 6 Ramazan 1445 | 16 Mart 2024 Cumartesi | 05:42 | 07:07 | 13:18 | 16:39 | 19:19 | 20:38 |
| 7 Ramazan 1445 | 17 Mart 2024 Pazar | 05:40 | 07:05 | 13:17 | 16:39 | 19:20 | 20:39 |
| 8 Ramazan 1445 | 18 Mart 2024 Pazartesi | 05:39 | 07:04 | 13:17 | 16:40 | 19:21 | 20:40 |
| 9 Ramazan 1445 | 19 Mart 2024 Salı | 05:37 | 07:02 | 13:17 | 16:40 | 19:22 | 20:41 |
| 10 Ramazan 1445 | 20 Mart 2024 Çarşamba | 05:35 | 07:00 | 13:17 | 16:41 | 19:23 | 20:43 |
ANKARA SAHUR VAKTİ
Ankara için imsak vakti 11 Mart sabahı saat 05.36’da yapılacak.
|
ANKARA İmsakiye |
|||||||
| Hicri Tarih | Miladi Tarih | İmsak | Güneş | Öğle | İkindi | Akşam | Yatsı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 Ramazan 1445 | 11 Mart 2024 Pazartesi | 05:36 | 06:59 | 13:04 | 16:21 | 18:58 | 20:16 |
| 2 Ramazan 1445 | 12 Mart 2024 Salı | 05:35 | 06:58 | 13:03 | 16:21 | 18:59 | 20:17 |
| 3 Ramazan 1445 | 13 Mart 2024 Çarşamba | 05:33 | 06:56 | 13:03 | 16:22 | 19:00 | 20:18 |
| 4 Ramazan 1445 | 14 Mart 2024 Perşembe | 05:31 | 06:55 | 13:03 | 16:23 | 19:01 | 20:19 |
| 5 Ramazan 1445 | 15 Mart 2024 Cuma | 05:30 | 06:53 | 13:03 | 16:23 | 19:02 | 20:20 |
| 6 Ramazan 1445 | 16 Mart 2024 Cumartesi | 05:28 | 06:51 | 13:02 | 16:24 | 19:03 | 20:21 |
| 7 Ramazan 1445 | 17 Mart 2024 Pazar | 05:26 | 06:50 | 13:02 | 16:24 | 19:04 | 20:22 |
| 8 Ramazan 1445 | 18 Mart 2024 Pazartesi | 05:25 | 06:48 | 13:02 | 16:25 | 19:05 | 20:23 |
| 9 Ramazan 1445 | 19 Mart 2024 Salı | 05:23 | 06:47 | 13:01 | 16:25 | 19:06 | 20:24 |
| 10 Ramazan 1445 | 20 Mart 2024 Çarşamba | 05:21 | 06:45 | 13:01 | 16:26 | 19:07 | 20:26 |
İZMİR’DE SAHUR SAAT KAÇTA?
İzmir için imsak vakti 11 Mart sabahı saat 06.01’da yapılacak.
|
İZMİR İmsakiye |
|||||||
| Hicri Tarih | Miladi Tarih | İmsak | Güneş | Öğle | İkindi | Akşam | Yatsı |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 Ramazan 1445 | 11 Mart 2024 Pazartesi | 06:01 | 07:22 | 13:26 | 16:45 | 19:21 | 20:37 |
| 2 Ramazan 1445 | 12 Mart 2024 Salı | 05:59 | 07:20 | 13:26 | 16:45 | 19:22 | 20:38 |
| 3 Ramazan 1445 | 13 Mart 2024 Çarşamba | 05:58 | 07:19 | 13:26 | 16:46 | 19:23 | 20:39 |
| 4 Ramazan 1445 | 14 Mart 2024 Perşembe | 05:56 | 07:17 | 13:26 | 16:46 | 19:24 | 20:40 |
| 5 Ramazan 1445 | 15 Mart 2024 Cuma | 05:54 | 07:16 | 13:25 | 16:47 | 19:25 | 20:41 |
| 6 Ramazan 1445 | 16 Mart 2024 Cumartesi | 05:53 | 07:14 | 13:25 | 16:47 | 19:26 | 20:42 |
| 7 Ramazan 1445 | 17 Mart 2024 Pazar | 05:51 | 07:12 | 13:25 | 16:48 | 19:27 | 20:43 |
| 8 Ramazan 1445 | 18 Mart 2024 Pazartesi | 05:49 | 07:11 | 13:25 | 16:48 | 19:28 | 20:44 |
| 9 Ramazan 1445 | 19 Mart 2024 Salı | 05:48 | 07:09 | 13:24 | 16:49 | 19:29 | 20:45 |
| 10 Ramazan 1445 | 20 Mart 2024 Çarşamba | 05:46 | 07:08 | 13:24 | 16:49 | 19:30 | 20:46 |
İLK İMSAK IĞDIR’DA SON İMSAK ÇANAKKALE’DE
İlk imsak yarın Iğdır’da saat 04.52’de, ilk iftar Iğdır’da 18.13’te yapılacak.
Ramazanın ilk günü son imsak Çanakkale’de saat 06.02’de, son iftar Çanakkale’de 19.24’te yapılacak.
Artvin, Kastamonu, Kırklareli, Samsun, Zonguldak ve Sinop’ta 13 saat 23 dakika ile en uzun, Adana, Antalya, Gaziantep, Hakkari, Hatay, İzmir, Kilis, Mardin, Muğla, Şanlıurfa, Şırnak ve Van’da ise 13 saat 20 dakika ile en kısa oruç tutulacak.
]]>Kadınların hakları ve eşitliği konusundaki mücadelede ilerleme kaydedilmesine rağmen, hala önemli sorunlar ve eşitsizlikler vardır ve Dünya Kadınlar Günü, bu konuların önemini vurgulayarak değişim için bir çağrı niteliği taşır.
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NE ZAMAN?
Dünya Kadınlar Günü her yıl 8 Mart tarihinde kutlanır. 2024 yılında da Dünya Kadınlar Günü 8 Mart Cuma günü kutlanacak.
Bu özel günde, kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda elde ettiği başarılar kutlanır ve toplumsal cinsiyet eşitliği için farkındalık yaratılır.

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ÖNEMİ NEDİR?
Tarihsel Önem:
1857’de New York’ta tekstil işçilerinin greviyle başlayan ve kadın hakları mücadelesinin sembolü haline gelen bir gündür.
Kadınların oy hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi temel haklara kavuşması için verilen uzun mücadelenin anısına kutlanır.
Toplumsal Önem:
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için farkındalık yaratılmasını sağlar.
Kadınların karşılaştığı sorunlara ve ayrımcılığa dikkat çeker.
Farklı alanlarda başarılı olan kadınların görünürlüğünü artırır ve ilham kaynağı olur.
Kültürel Önem:
Kadınların toplumdaki değerini ve önemini vurgular.
Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen kadınları bir araya getirir.
Kadın dayanışmasını ve birlikteliğini güçlendirir.
Politik Önem:
Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi için politik ve yasal düzenlemelerin yapılmasını teşvik eder.
Kadınların siyasi ve ekonomik hayatta daha fazla yer almasına katkıda bulunur.
Sürdürülebilir kalkınma ve barış için kadınların rolünü öne çıkarır.
Tarihçesi:
Dünya Kadınlar Günü’nün kökeni 19. yüzyıla kadar uzanır. 1857 yılında New York’ta tekstil işçilerinin daha iyi çalışma koşulları için başlattığı grev, bu özel günün ilk kıvılcımı olarak kabul edilir. O zamandan bu yana, dünya genelindeki kadınlar, oy hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi temel haklara kavuşmak için mücadele ettiler ve birçok önemli başarı elde ettiler.
Önemi:
Dünya Kadınlar Günü, sadece bir kutlama günü olmanın ötesinde, birçok açıdan büyük önem taşır:
Tarihi bir öneme sahiptir: Kadın hakları mücadelesinin sembolü olan bir gündür.
Toplumsal değişime katkıda bulunur: Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için farkındalık yaratılmasını sağlar.
Kadınların karşılaştığı sorunlara dikkat çeker: Şiddet, ayrımcılık, yoksulluk gibi sorunlara karşı mücadeleyi teşvik eder.
Kadın dayanışmasını ve birlikteliğini güçlendirir: Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen kadınları bir araya getirir.
Politik değişimleri teşvik eder: Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi için politik ve yasal düzenlemelerin yapılmasını teşvik eder.
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NEDEN 8 MART’TA KUTLANIYOR?
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansında gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletlerinde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti. Birleşmiş Milletlerin sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığının yazılmamıştır.
TÜRKİYE’DE KADINLAR GÜNÜ
Türkiye’de 1921 tarihinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandı. 1980 darbesi döneminde dört yıl kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her geçen gün daha da geniş kitlelerle kutlanmaya devam ediliyor.
]]>8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NE ZAMAN?
Dünya Kadınlar Günü her yıl 8 Mart tarihinde kutlanır. 2024 yılında da Dünya Kadınlar Günü 8 Mart Cuma günü kutlanacak.
Bu özel günde, kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda elde ettiği başarılar kutlanır ve toplumsal cinsiyet eşitliği için farkındalık yaratılır.
DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ÖNEMİ NEDİR?
Tarihsel Önem:
1857’de New York’ta tekstil işçilerinin greviyle başlayan ve kadın hakları mücadelesinin sembolü haline gelen bir gündür.
Kadınların oy hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi temel haklara kavuşması için verilen uzun mücadelenin anısına kutlanır.
Toplumsal Önem:
Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için farkındalık yaratılmasını sağlar.
Kadınların karşılaştığı sorunlara ve ayrımcılığa dikkat çeker.
Farklı alanlarda başarılı olan kadınların görünürlüğünü artırır ve ilham kaynağı olur.
Kültürel Önem:
Kadınların toplumdaki değerini ve önemini vurgular.
Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen kadınları bir araya getirir.
Kadın dayanışmasını ve birlikteliğini güçlendirir.
Politik Önem:
Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi için politik ve yasal düzenlemelerin yapılmasını teşvik eder.
Kadınların siyasi ve ekonomik hayatta daha fazla yer almasına katkıda bulunur.
Sürdürülebilir kalkınma ve barış için kadınların rolünü öne çıkarır.
Tarihçesi:
Dünya Kadınlar Günü’nün kökeni 19. yüzyıla kadar uzanır. 1857 yılında New York’ta tekstil işçilerinin daha iyi çalışma koşulları için başlattığı grev, bu özel günün ilk kıvılcımı olarak kabul edilir. O zamandan bu yana, dünya genelindeki kadınlar, oy hakkı, eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi temel haklara kavuşmak için mücadele ettiler ve birçok önemli başarı elde ettiler.
Önemi:
Dünya Kadınlar Günü, sadece bir kutlama günü olmanın ötesinde, birçok açıdan büyük önem taşır:
Tarihi bir öneme sahiptir: Kadın hakları mücadelesinin sembolü olan bir gündür.
Toplumsal değişime katkıda bulunur: Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlenmesi için farkındalık yaratılmasını sağlar.
Kadınların karşılaştığı sorunlara dikkat çeker: Şiddet, ayrımcılık, yoksulluk gibi sorunlara karşı mücadeleyi teşvik eder.
Kadın dayanışmasını ve birlikteliğini güçlendirir: Farklı kültürlerden ve geçmişlerden gelen kadınları bir araya getirir.
Politik değişimleri teşvik eder: Kadın haklarının korunması ve geliştirilmesi için politik ve yasal düzenlemelerin yapılmasını teşvik eder.

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ NEDEN 8 MART’TA KUTLANIYOR?
8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26 – 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921de Moskova’da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansında gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletlerinde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Martın Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmasını kabul etti. Birleşmiş Milletlerin sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığının yazılmamıştır.
TÜRKİYE’DE KADINLAR GÜNÜ
Türkiye’de 1921 tarihinde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlandı. 1980 darbesi döneminde dört yıl kutlama yapılmadı. 1984’ten itibaren her geçen gün daha da geniş kitlelerle kutlanmaya devam ediliyor.
]]>