Savcılığın nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderdiği sevk yazısında, 10 şüphelinin terör örgütü PKK ile irtibatına ilişkin tespitler yer aldı.
“DEĞER AİLESİ”
Yazıda, terör örgütü PKK/KCK’nın siyasi alan yapılanmasında faaliyette bulundukları değerlendirilen şüphelilerin, örgüt adına faaliyet yürütmekteyken ölen kişilerin “Değer ailesi” olarak adlandırdıkları ailelerini ziyaret ediyor olabileceklerine dair haklarında istihbari bilgi elde edilmesi üzerine soruşturmaya başlandığı ifade edildi.
“YANLIŞ HABERLER İLE KAMUOYUNU ETKİLEMEYE ÇALIŞTI”
Polis ekiplerinin, 20 Eylül 2022’de Yavuz Genç isimli kişiyi aracının hacizli olduğunun anlaşılması üzerine durdurduğu, Genç’in aracını yakıp polis memurlarına saldırdığı, ekipler tarafından silahla etkisiz hale getirilen Genç’in hastanede yaşamını yitirdiği aktarılan yazıda, gözaltına alınan şüphelilerden Alamettin Demir’in konuyla ilgili yanlış haberler yaptığı, kamuoyunu etkilemeye çalıştığı ve görüşmelerinin incelenmesi sonucu suç unsuru içeren 88 görüşme tespit edildiği belirtildi.
ASILSIZ KİMYASAL SİLAH İDDİASI
Yazıda, şüphelilerden Çetin Demir’in suç unsuru içeren 61 görüşmesinin tespit edildiği, cep telefonu incelemesinde, DEM Parti Bağcılar ilçe binasında gerçekleştirilen etkinlikte duvarda terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının asılı olduğunun belirlendiği bilgisi verildi.
Şüpheli Çetin’in, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kuzey Irak’a düzenlediği operasyonlarda kimyasal silah kullandığına ilişkin asılsız iddialarla ilgili uluslararası kamuoyunda olumsuz algı oluşturmak amacıyla düzenlenen etkinliklere katıldığı ifade edilen yazıda, şüpheli Enes Ayaz’ın ise örgütün kırsal alanına eleman kazandırma faaliyeti yürüttüğünün tespit edildiği belirtildi.
Yazıda, şüphelilerden İbrahim Elban’a ait dijital materyal incelemesinde, “HDP Eyüp İlçe Dayanışma” isimli WhatsApp grubunda örgüt elebaşı Öcalan ve örgütün sözde kurucularından Sakine Cansız, Mazlum Doğan, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez’in fotoğraflarının asılı olduğu etkinliğe ait görseller ile örgüt adına gerçekleştirilen eylemlere çağrılarla ilgili yazışmaların bulunduğu ifade edildi.
“YARGI MERCİ GİBİ DAVRANDI”
Şüpheli Yaşar Gökdemir’in ise örgütün sözde anayasası kabul edilen KCK sözleşmesinde “Halk Mahkemeleri” olarak bilinen yapı kapsamında, parti çatısı altında yasal görünüm kazandırılmaya çalışılan sözde Halk Komisyonu’nda aralarında alacak-verecek veya farklı anlaşmazlıklar bulunan tarafları bir araya getirdiği ve yargı merci gibi davrandığı belirtilen yazıda, Gökdemir’in taraflar arasındaki anlaşmazlıkları çözmeye yönelik sözde kararlar vermeye çalıştığı kaydedildi.
Sevk yazısında, diğer şüphelilerin de terör örgütüyle bağlantılarına yer verilirken, 10 şüphelinin “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan tutuklanmaları talep edildi.
Şüphelilerin nöbetçi sulh ceza hakimliğindeki işlemleri sürüyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma kapsamında, terör örgütü PKK/KCK içinde faaliyet yürüttüğü tespit edilen 25 şüpheli hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Bunun üzerine harekete geçen emniyet güçleri, 25 adrese düzenledikleri operasyonda 21 şüpheliyi yakalamıştı.
]]>Kararda, sanık Ahlam Albashır’ın terör örgütü YPG/PYD üyesi olduğu, hakkında yakalama kararı bulunan ve eylemin ardından Edirne üzerinden yurt dışına kaçırılan kendisi gibi terör örgütü üyesi olan sanık Bilal el-hacmaos ile beraber karı koca görüntüsünde, eylemi planlayan “Hacı” kod isimli terör örgütü yöneticisi Khalil Manja Hussein tarafından yasa dışı yollardan Türkiye’ye gönderildiği ifade edildi.
İstanbul’da Suriye uyruklu sanıklar Ferhat Habeş ve Fatma Berkel’in evlerinde 3 hafta kaldığı, sonraki süreçte ise atölyelerinde yaşamaya devam ettiği, bu süre zarfında “Hacı” kod isimli terör örgütü yöneticisinin talimatları ile Taksim ve Fatih gibi sivil vatandaşların yoğun olarak bulunduğu ve en üst zayiat ve zararın oluşabileceği bölgeleri tespit amacıyla keşifler yaptığı kaydedilen kararda, patlamanın yaşandığı gün Albashır’ın “Hacı” kod isimli örgüt yöneticisinin talimatıyla söylenilen yere çantayı bıraktığı ve ticari taksiyle bölgeden uzaklaştığı belirtildi.
“SALDIRININ AMACI DEVLETİ ACİZ GÖSTERMEK”
Kararda, sanık Albashır’ın vatandaşların can ve mal güvenliği konusunda telaşlanıp panik olacağı bir ortam oluşturmak, acı ve hüzün gibi kötü duyguların insanlarda oluşmasını sağlayarak toplumun refah ve konfor seviyesini düşürmek, devletin, vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlayamayacak düzeyde sözde aciz ve zavallı olduğu izlenimini oluşturarak vatandaşları devlete ve yönetime karşı kışkırtmak olduğu, bu nedenlerle Albashır’ın olabildiğince fazla insanın hayatını kaybetmesi hedefiyle Taksim bölgesini seçtiği ifade edildi.
Bu hedefi doğrultusunda sanığın elverişli hareketler ile belirlenmiş kurgu dahilinde tasarlandığı şekilde sebat ve ısrarla hazırlanan bombayı söylenen yere bıraktığına işaret edilen kararda, şu ifadelere yer verildi:
“Eyleminin pek çok insanın hayatını kaybetmesine sebep olacağını bildiği ve bunu isteyerek, sebatla ve koşulsuz olarak serin kanlı bir biçimde hareket ettiği, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya konan eylem neticesinde sanığın elinde olmayan sebeplerle 99 insanın hayatını kaybetmeyerek yaralandığı, sanığın suçu işledikten sonraki tutum ve davranışları, toplum açısından oluşturduğu ve oluşturma ihtimali bulunan tehlike, suçu işledikten sonra pişmanlık yaşadığına dair mahkememizde herhangi bir kanaat oluşmaması sebepleriyle hakkında takdiri indirim uygulanmasına yer olmadığına karar verilmiştir.”
Albashır’ın üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olma” suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına ilişkin ise şu değerlendirme yapıldı:
“Sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istenmiş ise de söz konusu suçun ‘devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak’ suçu içerisinde erimesi ve bu suçtan ayrıca ceza verilmesi hasebiyle hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir.”
Gerekçeli kararda, Suriye topraklarının büyük bir kısmının emperyalist güçlerin, muhalif kuvvetlerin ve terör örgütlerinin kontrolü altına girmesi nedeniyle milyonlarca insanın can ve mal güvenliği endişesi ile sığınmacı statüsünde başta Türkiye olmak üzere çevre ülkelere göç ettiği, bununla beraber yasa dışı yollardan Türkiye’ye gelmek ve burayı köprü olarak kullanıp Avrupa ülkelerine geçmek isteyen insanların ve grupların da çoğalması nedeniyle büyük bir göçmen kaçakçılığı ağının oluştuğu ifade edildi.
“TERÖR ÖRGÜTLERİ GÖÇMEN KAÇAKÇILIĞINI ORGANİZE EDİYOR”
Göçmen kaçakçılığı ağının içinde Türkiye’de ve uluslararası alanda faaliyet gösteren terör örgütü ve yasa dışı oluşumların ve çetelerin etkin olduğu kaydedilen kararda, bu grupların kendi amaçları ve çıkarları doğrultusunda mensuplarının ve sivil insanların yasa dışı yollardan Türkiye’ye girmelerini, buradan geçerek Avrupa ülkelerine ulaşmalarını koordine ettiği ve sağladığı anlatıldı.
Terör örgütü YPG/PYD’nin emellerine ulaşmak ve kanlı eylemlerini gerçekleştirmek amacıyla, yetiştirdiği mensupları olan sanıklar Ahlam Albashır ve Bilal el-Hacmaus’u yine örgütün mensubu olan ve göçmen kaçakçılığı yaparak kendini bu şekilde tanıtan sanık Khalil Manja Hussein aracılığıyla Türkiye’ye yasa dışı yollardan gönderdiği vurgulanarak, Hussein’in irtibata geçtiği göçmen kaçakçısı sanıklar Süleyman Güder ve Tareq Alkhatib’in, sanık Güder’e ait araçla Albashır ve Hacmaus’u Hatay’dan Adana Ceyhan’a getirdiği aktarıldı.
DAVANIN GEÇMİŞİ
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde, terör örgütü PKK/YPG tarafından 13 Kasım 2022’de düzenlenen bombalı saldırıda, 6 kişinin hayatını kaybettiği, 99 kişinin yaralandığı kaydedilmişti.
İddianamede, soruşturma kapsamında terör örgütü YPG/PYD’nin özel istihbarat elemanı olan sanıklar Ahlam Albashır ve Bilal el-Hacmaus’un, örgüt tarafından özel eğitime tabi tutulup talimatlandırıldığı, patlayıcı malzeme eşliğinde Türkiye’ye gönderildiklerinin tespit edildiği belirtilmişti.
Sanıkların, örgütün kurduğu ağ vasıtasıyla illegal yollardan İstanbul’a intikal edip örgüte ait evlere yerleştirildiği aktarılan iddianamede, bu kişilerin gelen talimatla söz konusu eylemi gerçekleştirdiklerinin belirlendiği ifade edilmişti.
İddianamede, sanık Bilal el-Hacmaus’un Edirne’den yurt dışına firar ettiğine, hakkında yakalama emri düzenlenip kırmızı bülten talebinde bulunulduğuna dikkati çekilerek, Terörle Mücadele Daire Başkanlığının yaptığı araştırma ile bombalı saldırı eylemini organize edip talimatını veren, örgütün sözde yönetim kadrosundaki Cemil Bayık, Hülya Oran, Sabri Ok, Saliha Bişkin, Velid Halil, Layika Gültekin, Fehman Hüseyin ve Ferhat Abdi Şahin ile Khalil Manja Hussein (Halil Menci) hakkında yakalama emri düzenlendiği aktarılmıştı.
Terör saldırısının failleri Ahlam Albashır ile Bilal el-Hacmaus’u yönlendiren ve yurt dışına kaçmasını sağlayan terörist sanık Halil Menci’nin, PYD/YPG kontrolündeki Kamışlı’da bulunduğu tespit edilmişti. Menci, 22 Şubat’ta Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) Suriye’nin kuzeyindeki Kamışlı’da gerçekleştirdiği nokta operasyonla etkisiz hale getirilmişti.
VERİLEN CEZALAR
Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, tutuklu sanık Ahlam Albashır’ı “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürme” ve “tasarlayarak bombalama suretiyle kasten öldürme” suçlarından 7 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.
Heyet, sanık Albashır’a ayrıca 99 kez “kasten öldürmeye teşebbüs” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi” suçlarından da toplamda 1794 yıl hapis cezası ile 22 bin lira adli para cezası vermişti.
Mahkeme Albashır’ın üzerine atılı “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçunun “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma” suçu içerisinde eridiğine kanaat getirerek, bu suç yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına hükmetmişti.
DİĞER SANIKLARIN ALDIĞI CEZALAR
Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Fatma Berkel ve Ferhat Habeş’i “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yardım”, “tasarlayarak, bombalama suretiyle kasten öldürmeye yardım”, “tasarlayarak bombalama suretiyle çocuğa karşı kasten öldürmeye yardım” ve “silah sağlama” suçlarından toplamda 1035’er yıl hapis cezasına çarptırmıştı.
Tutuklu sanıklar Ammar Jarkas ile Ahmed Carkes’ı “göçmen kaçakçılığı”, “suçluyu kayırma”, “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçlarından toplamda 17’şer yıl hapis ve 60 bin lira adli para cezasına çarptıran heyet, sanıkların üzerlerine atılı diğer suçlardan ise beraatine karar vermişti.
Heyet, Hüseyin Güneş, Mahmud Elabid, Mahmud El Yusuf, Süleyman Güder, Tareq Alkhatib’i “göçmen kaçakçılığı” suçundan 6’şar yıl hapis cezası ile 30’ar bin lira adli para cezası verirken, sanık Hazni Gölge’yi ise aynı suçtan 9 yıl hapis cezası ve 60 bin lira adli para cezasına çarptırdı.
Sanıklar Hüseyin Güneş, Bakar Carkes, Hadir Jarkas, Hatice El Kurdi, Salih Carkes, “suçluyu kayırma” suçundan 4’er yıl hapis cezası veren mahkeme heyeti, bu sanıkların üzerlerine atılı diğer suçlardan beraatlerine hükmetmişti.
Heyet, diğer 12 sanığın ise üzerlerine atılı tüm suçlardan delil yetersizliği nedeniyle ayrı ayrı beraatlerine karar vermişti.
4 KİŞİ TAHLİYE EDİLMİŞTİ
Mahkeme heyeti, sanıklar Ahlam Albashır, Ahmed Carkes, Ammar Jarkas, Fatma Berkel, Ferhat Habeş ve Hazni Gölge’nin tutukluluk halinin devamına karar verirken, sanıklar Hüseyin Güneş, Ahmad Alhaj Mwas, Ahmad Haj Hasan ve Hasan Ali’nin ise tahliyesini kararlaştırmıştı.
Heyet firari sanıklar Sabri Ok, Hülya Oran, Ferhat Abdi Şahin, Layika Gültekin, Bilal El-Hacmous, Velid Halil, Cemil Bayık, Fehman Hüseyin ve Saliha Bişkin’in dosyasının ayrılmasına hükmetmişti.
]]>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 6’sı tutuklu 12 sanık hakkında hazırlanan iddianamede, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün edindiği istihbari bilgi üzerine soruşturma başlatıldığı belirtildi.
ÖĞRETMENLERİN ÇOĞU ARAP
İddianamede, IŞİD’in Horasan koluna mensup Özbek, Kırgız ve Kafkas kökenli kişilerin Başakşehir’de “Darul Vefa İlim ve Amel Merkezi” adlı illegal mescit/medresede yapılandıkları, Suriye ile Afganistan’daki örgüt unsurlarıyla yakın temaslarını sürdürdükleri ifade edildi.
Merkezin öğretmenlerinin çoğunluğunun Arap uyruklular olduğuna dikkati çekilen iddianamede, öğrencilere dini eğitim adı altında IŞİD’in propagandasının yapıldığı, yapılanmanın liderlerinin devşirdikleri kişileri Türkiye üzerinden Afganistan’a gönderip IŞİD’in ‘Horasan Vilayeti’ saflarına katılmalarını planladıkları kaydedildi.
EMNİYET ‘MEDRESE’Yİ TAKİP EDİYORDU
İddianamede, merkezin emniyet birimleri tarafından takip altında tutulduğu, bu nedenle dernekle bağlantılı kişilerin farklı mescitlere dağıldığı ancak belirli özel günler dolayısıyla bu merkezde bir araya geldikleri bildirildi.
70 ÇOCUĞA YATILI EĞİTİM
Merkezin bünyesindeki yatakhanelerde geçmişte Suriye’de IŞİD adına faaliyet göstermiş Özbek, Tacik, Kafkas, Irak ve Mısır uyruklu kişilerin saklandığı, sınıflarda da Suriye’de terör örgütü bünyesinde faaliyet gösterirken öldürülen Kafkas, Fas, Irak, Mısır ve Tunuslu bazı kişilerin 16-17 yaş aralığındaki 70 çocuğuna yatılı eğitim verildiği aktarıldı.
TBMM’YE YÖNELİK TERÖR SALDIRISI PLANI
IŞİD hücresinin 9 üyesinin 2023’ün Haziran ayının sonunda kendi aralarında İstanbul’da bir görüşme gerçekleştirdiği, bu üyelerin, örgütün Suriye’deki elebaşlarının kararına istinaden TBMM’ye ve İstanbul’da bulunan askeri kışlalara veya polis karakollarına yönelik terör eylemi gerçekleştirilmesi gerektiği hususunda bilgilendirildiği belirtildi.
İddianamede, örgüt mensupların toplantısı sırasında, eylemler için kullanılacak mühimmat ve EYP bileşenlerinin temininin “Fuad Azeri” adlı kişi tarafından karşılanmasına karar verildiği, diğerlerine ise söz konusu amaçlar için gereken paraların toplanması görevi atfedildiği vurgulandı.
BOMBA TEDARİKÇİSİ YAKALANIP BIRAKILMIŞ
“Fuad Azeri” adlı kişinin dosyadaki sanıklardan “Fuad Rasulov” olduğu bildirilen iddianamede, Rasulov’un terör örgütü propagandası yapması, Tacik uyruklu kişilerin terör örgütüne adam kazandırma faaliyetlerinde ve IŞİD adına Suriye’deki çatışma bölgelerinde bulunması üzerine 20 Haziran 2022’de İstanbul’da yapılan bir operasyonda yakalandığı, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı anlatıldı.
SOSYAL MEDYADA RUSÇA TANITIM
İddianamede, 14 Temmuz 2023’te operasyon düzenlenen, içinde sınıf, yatakhane ve mescidin yer aldığı ortaya çıkan merkezin Rusça paylaşımlar yapılan sosyal medya hesabında, yeni açılan sınıflarla ilgili kayıt duyuruları, iftar organizasyonları ve Kurban Bayramı için maddi yardım taleplerinin olduğu bilgisine yer verildi.
ÇARŞAFLI KADINLARDAN ATIŞ TALİMİ
Sanıkların ifadelerinin de bulunduğu iddianamede, bir sanığın ikametinde ele geçirilen ruhsatsız silah, 123 mermi, 52 bin 500 dolar, 1610 avro ve 100 bin 600 lira ile cep telefonu incelemesinde ortaya çıkan kamuflaj giyimli silahlı erkekler, atış talimi yapan çarşaflı kadınlara ait fotoğraflar ve IŞİD ile ilgili dokümanın yer aldığı kaydedildi.
REİNA DAVASINDA İKİ YIL HAPİS YATTI
Sanıklardan Rasulov’un, Azerbaycan’da “uyuşturucu madde kullanmak” suçundan 2 yıl tutuklu kaldığı, 2016’da resmi yollardan Türkiye’ye geldiği, “Reina” gece kulübüne yapılan terör saldırısıyla bağlantılı olduğu gerekçesiyle “IŞİD üyesi olmak” suçundan 2 yıl cezaevinde yattığı aktarıldı.
Sanıkların IŞİD’le bir bağlantıları olmadığı, medreseye namaz kılmak için gittikleri ve kimseden emir veya talimat almadıkları yönünde savunmalarının yer aldığı iddianamede, sanık Mohamed Kotb Mohamed Ahmed’in beyanları bu merkezle ilgili bazı detayları ortaya çıkardı.
Sanık Ahmed, savunmasında medresenin sorumlusu olduğunu belirttiği Hasan isimli kişinin “cihat” konusunda medreseye gelen insanları etkilediğini, eğitim verilen çocukların babalarının Suriye veya Irak’ta IŞİD içerisinde terör örgütü PKK’ya karşı savaşırken ölmesinden dolayı bu örgüt hakkında “hınzır ve domuz” gibi beyanlarda bulunduğunu söyledi.
DEVLET OKULUNA GİTMİYORLAR
Medresede günün sabah namazıyla başladığını anlatan Ahmed; Kur’an-ı Kerim, Arapça, fıkıh, hadis, tefsir, edep ve ahlak dersi verdiklerini, akşam namazından sonra yemek yenildiğini, temizlik yapıldığını, sabah namazından gece çocuklar uyuyuncaya kadar sırayla nöbet tutuklarını anlattı.
Ahmed, dernekteki yatılı çocukların hiçbirinin devlet okuluna gitmediğini, evlerinden gelenlerin bazılarının okula da gittiğini, ailesi olmayan çocukların hep yatılı kaldığını kaydetti.
YARGILAMA MAYISTA BAŞLAYACAK
Sanıklar hakkında “terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis istenen iddianamede, 2 sanığın ayrıca “ruhsatsız silah bulundurmak” suçundan 1,5 yıldan 4 yıl 6’şar aya kadar hapisleri talep edildi.
Başsavcılık tarafından onaylanan iddianame, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Sanıkların mayıs ayındaki ikinci duruşmada hakim karşısına çıkması bekleniyor.
]]>17 yaşındayken satırlı eylemlere katılan Koraltan’a 49 yaşında olmasına rağmen suçun işlendiği tarihte çocuk olduğu gerekçe gösterildi
Tetikçi Koraltan 20 yıldan beri firariydi. Düşme kararıyla birlikte hakkındaki yakalama kararı da geri alındı. Saldırılarda ölenler ise öldüğüyle kaldı.
Hizbullah tetikçisini zamanaşımıyla kurtaran süreç şöyle gelişti:
Terör örgütünün askeri kanat yapılanmasında yer alıp Diyarbakır’da 1993-2000 yılları arasında satırlı saldırılara katılan Kasap Hüseyin kod adlı Süleyman Koraltan (49) örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun İstanbul Beykoz’da öldürülmesinden sonra bu evde ele geçen örgüt arşivindeki bilgiler üzerine 19 Haziran 2000 tarihinde tutuklanıp hakkında Ağır Ceza Mahkemesine dava açıldı.
Koraltan, itirafçı olup o tarihte yürürlükte olan 4959 sayılı Topluma Kazandırma Yasasından faydalanmak istediğini belirtti.
“EVET BEN HİZBULLAH ÜYESİYİM”
Mahkemedeki savunmasında şunları söyledi:
“Ben duruşmalarda Hizbullah terör örgütü ile hiçbir ilgim bulunmadığını söylemiş isem de, şimdi Hizbullah terör örgütü üyesi olduğumu kabul ediyorum. Ancak askeri kanatta, satırla yaralama eylemlerine katılmadım.
Zeynel Abidin Gülveser benim sorumlum olduğu için ondan 1 yıl dini ders aldım. Gülsever beni daha sonra Kavas-ı Sağır Camisine gönderdi. Bu camide ders vermemi söyledi. Camide küçük çocuklara ders verdim.
Örgüte özgeçmiş raporumu verdim. Rapor verdiğim kişiler yakalanınca örgütten ‘Piyasadan çekilin, yakalanabilirsiniz’ talimatı gelince yakalanmamak için örgüte ait hücre evlerinde askeri kanattaki diğer tetikçilerle kalmaya başladım.
Polis takibinden kurtulmak için Adana’ya gittim. Burada da kendimizi polis olarak tanıtıp bazı kişileri kaçırıp sorgulama planları yaptık”
YETERLİ BİLGİ VERMEYİNCE TALEBİ REDDEDİLDİ
Tetikçi Koraltan 3 yıl tutukluluğun ardından 9 Aralık 2003’te tahliye edildi. İçişleri Bakanlığı, tetikçi Süleyman Koraltan’ın yakalandıktan sonra terör örgütünün çökertilmesine yönelik yeterli düzeyde bilgi ve belge sağlamadığını ve güvenlik güçlerine yardımcı olmadığı yönünde mahkemeye rapor gönderince tetikçinin Topluma Kazandırma Yasasından faydalanma talebi reddedildi.
YARGITAY BOZDU: AĞIR MÜEBBET VERİN
Mahkeme sanığı 14 Aralık 2010 günü 12 yıl hapisle cezalandırdı. Yargıtay, 17 Mart 2011 günü Koraltan’ın mahkûmiyet kararını esastan bozdu. Katıldığı satırlı saldırıların yaşandığı tarihlerde 18 yaşından küçük olduğu için yargılamanın çocuk mahkemesinde görülmesi gerektiğine hükmetti.
Yargıtay, sanığın öldürme ve yaralama eylemlerine katıldığı için de, “Mevcut Türkiye Cumhuriyeti Anayasal düzenini silah zoruyla yıkarak yerine şerri esaslara dayalı İran modeli bir Kürdistan devleti kurmak amacıyla vahim nitelikte silahlı eylemlerde bulunmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılması gerekirken, terör örgütü üyesi olmak suçundan verilen mahkumiyet kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtti.
SATIRLA HİZBULLAH KARŞITLARINI DOĞRAMIŞ
Yargıtay, tetikçinin örgütün önce cami yapılanmasında sorumlu düzeyde faaliyetlerde bulunduktan sonra askeri kanat yapılanmasına tetikçi olarak terfi ettirildiğini, gizliliğini sağlamak için Kasap Hüseyin kod adını kullanıp Hasan Geçti adına düzenlenmiş sahte kimliklerle silahlı ve satırlı saldırılara katıldığını belirtti.
Sanığın Hizbullah karşıtı oldukları gerekçesiyle bakkaliye işleten Abdurrahim Demir ile Ahmet Bars, Mehmet Bakışkan, Faruk Bulduk, Muhlis Işıktaş, Behzat Sular, Ali Şahin, Selahattin Varlı ile Melik Ahmet Lisesinde bir öğrenci ile demir doğrama ustası bir esnafın satırla kafa ve vücutlarından uzuv kaybına neden olacak derecede yaraladığını, ifade etti.
Bozma kararı üzerine dosya çocuk mahkemesinde görülmeye başlandı. Sanık da hakkındaki yakalama kararına rağmen bir türlü yakalanamayınca suça öngörülen zamanaşımı süresi dolduğundan düşme kararı verilerek hakkındaki yakalama kararının da geri alınmasına karar verildi.
ZAMANAŞIMI SÜRESİ DOLDU YAKALAMASI KALDIRILDI
Mahkeme, kanun değişikliği yoluna gidilmiş ise, sanık lehine olan kanun maddelerinin uygulanacağı ve infaz edileceğini, tetikçi Süleyman Koraltan’ın ise suçu işlediği tarihte eski TCK’nın yürürlükte olduğunu ve bunun sanık lehine olduğunun altını çizdi.
Mahkeme, eski 765 sayılı TCK’nın 102. ve 104. Maddeleri gereğince ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda olağan zamanaşımı süresinin 20, olağanüstü zamanaşımı süresinin ise 30 yıl olduğunu belirtti.
Olağanüstü zamanaşımı süresinin de dolması nedeniyle sanık hakkındaki “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın tamamını veya bir kısmını tağyir tebdil ve ilgaya teşebbüs” suçundan açılan davaların düşürülmesine, hakkında 20 yıldan bu yana tutuklamaya yönelik yakalama kararı bulunan tetikçi Koraltan’la ilgili 81 ilde çıkarılan yakalama emrinin ise geri alınmasına karar verildi.
17 yaşında terör örgütünün satırcısı olan Koraltan, dava dosyası bir türlü kesin hükme bağlanmadığı için şu anda 49 yaşında olmasına rağmen çocuk olduğu gerekçesiyle düşme kararıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası almaktan kurtuldu.
]]>Diğer terörist Emrah Yayla ile birlikte etkisiz hale getirilen Pınar Birkoç hakkında, 9 Mayıs 2017’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi” suçlarından dava açıldı.
‘KOZMİK ODA’DA PARMAK İZİ
Dava dosyasında yer alan iddianamede, DHKP/C terör örgütünün faaliyetlerinin deşifresine yönelik çalışmalarda örgüt mensubu olduğu değerlendirilen Cemil Kurt’un, 17 Eylül 2016’da polis kıyafeti giyerek İstanbul Anadolu Adliyesi içinde keşif çalışması yaptıktan sonra ticari taksiye binerek Kocaeli’ye gittiği belirtildi.
Kocaeli’nde 18 Eylül 2016’da sahte polis kimlik kartıyla yakalanan Kurt’un barındığı tespit edilen Beyoğlu’ndaki Gençlik Federasyonu’na, 21 Aralık 2016’da operasyon düzenlendiği ve demirlerle güçlendirilmiş kapılar kırılarak içeri girildiği aktarılan iddianamede, şüphelilerin kendilerini güçlendirilmiş çelik duvarlardan oluşan odaya kapattıkları ve bu özel korunaklı oda kapısının da çelik kapı teçhizatlarıyla açıldığı vurgulandı.
“Kozmik oda” olarak tabir edilen odadakiler arasında sanık Pınar Birkoç’un da bulunduğu ve bu kişilerin çok sayıda tahrip edilmiş örgütsel dokümanla yakalandığı kaydedilen iddianamede, Beyoğlu Piyalepaşa Mahallesi’ndeki bir adrese yönelik 23 Ekim 2016 tarihli operasyonda ele geçirilen örgütsel suç aletlerinden kırmızı renkli bez maskedeki DNA profilinin de Pınar Birkoç’unkiyle uyumlu olduğu dile getirildi.
İddianamede, Pınar Birkoç’un, yoğunluk, çeşitlilik ve süreklilik arz eden eylemleriyle DHKP/C silahlı terör örgütünün hedef ve çıkarları doğrultusunda örgüt üyesi olarak faaliyet gösterdiği belirtildi.
“BIRAKIN OKULUMA GİDEYİM” SAVUNMASI YAPMIŞ
İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılanan Birkoç, duruşmalarda yaptığı savunmalarda tahliye talebinde bulunurken, “Artık bu adaletsizliğe bir son verin. Bırakın gideyim, ailemin yanında olayım, okuluma, hayatıma devam edeyim, kendime bir gelecek kurmak telaşı içerisine gireyim” ifadelerini kullandı.
Birkoç hakkındaki dava 2019 yılında karara bağlandı ancak verilen hüküm 2021 yılında Yargıtay incelemesinin ardından bozuldu.
Aynı mahkemede 2021 yılında yeniden görülmeye başlanan davada sanık Birkoç, tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak Şubat 2022’deki duruşmada tahliye edildi. Hakkındaki karar ise 22 Mart 2022’de açıklandı. Buna göre Birkoç, “silahlı terör örgütüne üye olmak” ve “tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi” suçlarından 11 yıl 8 ay hapis cezası ile 120 lira adli para cezasına çarptırıldı, hakkında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol işlemi uygulandı.
HAKKINDA GİZLİ TANIK İFADELERİ VAR
Mahkemenin gerekçeli kararında da, gizli tanık D.A. ve K.D’nin Birkoç hakkındaki beyanlarına yer verildi.
D.A, “Birkoç’un terör örgütü DHKP/C’nin gençlik yapılanması liseli Dev-Genç içerisinde faaliyet yürüttüğü, aynı zamanda Sarıyer’deki Armutlu bölgesinde kurulan ‘Dilek Doğan Adalet Çadırı’nın polis tarafından kaldırılması sonrası süreçte geldiği bu bölgedeki eylemlere katıldığı, polis karakoluna yönelik saldırılarda Birkoç’un molotofkokteyli atan kişi olduğu” şeklinde ifadeler kullandı.
Kararda, diğer gizli tanık K.D’nin ise Birkoç ile ilgili şu beyanı yer aldı:
– DHKP/C örgütünde Nurtepe mahalli alan içerisinde faaliyet yürütmekteydi. Örgütün talimatı doğrultusunda Bağcılar’da silahlı çatışmada yaşamanı yitiren Günay Özarslan için, 24-27 Temmuz 2015 tarihleri arasında Gazi Mahallesi’nde düzenlenen korsan gösteriye de katılan şahıstır. Bana izlettiğiniz görüntülerde, örgütün tek tip kıyafeti olan yeşil gömlek, kahverengi etek, boynunda kırmızı fular ve kafasında siyah bere ile elinde flama taşıyan şahıstır.
Birkoç’un örgütsel yayın yapan internet sitesi ve sosyal medya hesapları aracılığıyla yapılan genel veya özel nitelikli çağrılar veya talimatlar üzerine, örgütün önem verdiği gün ve olaylarda yasa dışı eylemlere katıldığının tespit edildiği de kaydedilen kararda, bu kişinin terör örgütünün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldığı anlatıldı.
ÇOCUKKEN DE YARGILANMIŞ
Gerekçeli kararda, Birkoç’un, 24 Temmuz 2015’te terör örgütlerine yönelik yaklaşık 5 bin polisin katılımıyla düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda Bağcılar Bülbül Sokak’ta ölü olarak ele geçirilen Günay Özaslan için düzenlenen ve DHKP/C’nin propagandasına dönüştüğü anlaşılan toplantıya katıldığı vurgulanarak, sanık hakkında bu dosyadan da İstanbul Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldığı ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiği bildirildi.
Boğaziçi Üniversitesi’nde 18 Ekim 2016’da düzenlenen yasa dışı toplantıya katılarak “yaşasın dev genç” sloganı atan Birkoç hakkında, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” suçundan ayrı bir dava açıldığı hatırlatılan gerekçeli kararda, sanığın 30 Mart 2016’da Tokat’ta içeriği itibariyle örgüt propagandasına dönüştüğü anlaşılan Mahir Çayan eylemine katılarak flama taşıdığı ve bununla ilgili soruşturmasının devam ettiği bilgisi de paylaşıldı.
DOSYASI YARGITAY’DA
Gerekçeli kararın açıklanmasının ardından İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava dosyası, temyiz için Yargıtay Ceza Dairesi’ne gönderildi. Dosyanın temyiz incelemesi sürüyor.
]]>Sanık F.D. hakkında, “devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “terör örgütü faaliyeti çerçevesinde kasten orman yakma” suçundan müebbet, “terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet” suçundan 10 yıla kadar hapis, tutuklu A.B. hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma” ve “terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet” suçlarından 25 yıla kadar hapis, diğer 10 sanık için ise “terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet” 10’ar yıla kadar hapis cezaları talebiyle hazırlanan iddianame, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.
Belgeler, ifade tutanağı, tanık anlatımları, Sarıçam Orman İşletme Şefliği tutanakları, HTS, PTS, dijital veri inceleme kayıtları ve bilirkişi raporlarına yer verilen iddianamede, sanığın kentteki orman yangınlarını terör örgütü PKK’nın talimatıyla çıkardığı anlatıldı.
İddianamede, F.D’nin Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesince aynı suçlama yönüyle yargılaması süren R.B. ile terör örgütü PKK’nın talimatı üzerine 13 Ağustos 2022’de, R.B’nin kullanımındaki araçla gittiği Sarıçam ilçesi Ünlüce ve Çamlıca mahallelerinde 2 ayrı ormanı yakıp Mersin’e kaçtığının tespit edildiği belirtildi.
PKK’NIN TALİMATIYLA KEŞİF ÇALIŞMASI YAPMIŞ
Sanığın yangınları çıkardığını gördüklerini anlatan 3 tanığın ifadelerinin de yer aldığı iddianamede, F.D’nin yangınlar öncesinde de PKK adına sansasyonel eylem arayışında olduğu bilgisine yer verildi.
F.D’nin telefonunun baz istasyonlarından sinyal verdiği adreslerin incelendiği de iddianamede belirtildi. Buna göre Kozan ve Yüreğir ilçeleri arasındaki kırsal alanlara hizmet veren geniş kapsama alanı olan baz istasyonlarından sanığın telefonundan sinyal alındığı, buraların orman yangını çıkan bölgelere yakın olduğunun tespit edildiği iddianamede anlatıldı.
İddianamede, “Sanık F.D. ve R.B’nin birlikte merkez Sarıçam, Kozan ve Aladağ ilçelerinde örgütün talimatıyla keşif çalışması yaptıkları, terör örgütü PKK’nın talimatıyla ormanlarda yangın çıkaran ‘ateşin çocukları’ yapılanmasıyla bağlantılı oldukları tespit edilmiştir.” ifadeleri yer aldı.
PKK’nın keşif ve eylem çalışması adı altında sanığa farklı tarihlerde para gönderdiği iddianamede aktarıldı.
Sanığın PKK’nın keşif ve eylem çalışması adı altında gönderdiği para için A.B. ile irtibata geçtiği anlatılan iddianamede, “F.D’nin PKK terör örgütü adına keşif ve eylem çalışmaları için kullanacağı paraları kendi banka hesaplarını kullanarak temin etmediği, 2022 yılının farklı tarihlerinde A.B’nin parayı parça parça A.E, A.A, A.K, F.K, M.D, M.H.B, M.Ö, S.B, S.İ. ve S.B’nin banka hesaplarına aktardığı, sanık F.D’nin de bu paraları deşifre olmamak için diğer sanıklardan farklı zamanlarda bizzat elden teslim aldığı tespit edilmiştir.” denildi.
İKİ ORMANLIK ALANI YAKMIŞ
F.D’nin terör örgütü PKK’nın talimatıyla sansasyonel eylem arayışında olduğu bilgisine yer verilen iddianamede, şunlar kaydedildi:
“Sanığın, Sarıçam, Kozan ve Aladağ ilçelerinde örgütün talimatıyla R.B. ile keşif çalışması yaptığı, 13 Ağustos 2022’de Sarıçam ilçesi Çamlıca ve Ünlüce mahallelerindeki iki ayrı orman yangınını terör örgütü PKK’dan aldığı talimatla kasten çıkardığı, yangınları 3 tanığın F.D. ve R.B’nin çıkardığını gördüğü ve tanık anlatımlarına göre sanığın yangın sonrasında araçla hızlı bir şekilde bölgeden uzaklaştığı, sanığın aracının yangınların çıktığı saatlerde olay yerine yakın PTS kayıtları ve o bölgede cep telefonunun sinyal kaydının bulunduğu, olay yerinde o saatlerde başka araç ve kişinin tespit edilmediği, Sarıçam’daki 2 ayrı noktada 20 dakika arayla orman yangını çıkardığı değerlendirildiğinde, F.D’nin ‘terör örgütü faaliyeti çerçevesinde kasten orman yakma’ ve ‘devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma’, ve ‘terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanun’a muhalefet’ suçlarından, terör örgütüne fon topladığı ve F.D’ye yardım ettiği belirlenen A.B’nin ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ ve ‘terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet’ suçlarından, diğer 10 sanığın ise ‘terörizmin finansmanının önlenmesi hakkındaki kanuna muhalefet’ suçundan cezalandırılması talep olunur.”
]]>Toplum içinde bir statü sahibi olduğunu savunan sanık, Genç Girişimciler Derneği’nin başkan yardımcılığı yaptığını belirterek, suçsuz olduğunu ileri sürdü.
“TÜRKİYE MALİ SORUMLUSUDUR”
Murat Yılmaz’ı teşhis eden PKK’lı V.S, “Ben kırsal alanda faaliyet yürütürken Murat Yılmaz yanıma geldi. KCK’nın maliyecisiyken kendisi ile birkaç kere görüştük. Bana örgütün maliye yapılanmasında görevli olduğunu söyledi. Kendisiyle Göletli Park ile alakalı bir konuyu görüşmüştük. Murat Yılmaz sadece Diyarbakır’ın değil terör örgütünün Türkiye mali yapılanmasında önemli bir şahıstır. İhale, park işleri, cafeler gibi mali işlemler konusunda belediyelere tüm talimatı Murat Yılmaz verirdi. Yine Murat Yılmaz bir yol işi ile ilgili Kayapınar Belediye Başkan Yardımcısı Servet Yılmaz ve Ayşe Kaçar’ı bana yönlendirmişti. Bunlar da terör örgütü adına çalışan şahıslardır. Zaten Murat Yılmaz’ın her kurumda belirlediği bir başkan ve yardımcısı vardır. Sürekli belirlediği kişiler ile irtibat halindedir” dedi.
“PARALARI ŞİRKET KURUP İŞ İNSANI GÖRÜNÜMÜYLE AKLIYORDU”
‘Sabır’ kod adlı gizli tanık da Murat Yılmaz’ın KCK Türkiye Meclisi Mali alan sorumlusu olduğunu belirterek, “Bu şahıs terör örgütü tarafından özellikle belediyeler, müteahhitler, varlıklı iş adamlarından para toplar. Dağ kadrosundaki örgüt mensupları da fazladan topladıkları paraları Murat Yılmaz’a teslim ederdi. Tüm bu faaliyetlerini iş insanı görünümüyle şirket kurup, legal gösterirdi. Kurduğu şirketler üzerinden önceden belirlediği kişileri ihalelere sokar. Topladığı illegal kayıt dışı paraları Diyarbakır’da birlikte çalıştığı müteahhitler üzerinden aklamaya çalışır. Sur olaylarında kullanılan silah, mühimmatın mali giderlerini de Murat Yılmaz sağlardı, örgütün kasası konumundadır” dedi.
“ÇÖZÜM GÜCÜ OLAN, ÇALIŞMALARA HAKİM BİR ARKADAŞTIR”
Diyarbakır Havaalanı’ndan Irak’ın Erbil kentine giderken yakalanan Rojhat Çetin’in üzerinde ele geçen maliye başlıklı örgütün tepe kadrosuna hitaben kaleme alınmış örgütsel dokümanda ise Murat Yılmaz’ın güvenilir kişi olduğu belirtiliyor.
Yılmaz’ın genel örgütsel çalışmalara hakim olduğu belirtilen raporda, “Çalışmalara hakim eski bir arkadaştır. Bu konuda net tavır koyan, sorun ve sıkıntılarda çözüm gücü olabilen biridir. Ancak çabuk tepki ve duygusallaşma, kestirip atma tarzı, yüzeyselliğe neden olmaktadır” bilgisi yer alıyor.
DAĞDAKİ ÜST DÜZEY TERÖRİST BİLE ESNAFI ONA YÖNLENDİRDİ
Murat Yılmaz’ın Diyarbakır’da işyeri açma ruhsatı için başvuran kentte tanınmış bir tatlı firmasının işletmecisinden de para istediği, firma sahibinin terörist elebaşı ‘Çiyager’ kod adlı Cihat Türkan ile görüşme yaptığı, görüşmede teröristin tatlı işletmecisini Murat Yılmaz’a yönlendirdiği de yine firma işletmecisinin tanık olarak alınan ifadesinde yer aldı.
Kırsal ile şehir merkezi arasındaki bağlantıyı sağlamak için terör örgütüne hitaben yazılan bazı el yazmalı örgütsel dokümanların kriminal incelenmesinde Murat Yılmaz’ın el ürünü olduğu belirlendi.
ÖRGÜT İÇİNDE GÜVENİLİR KİŞİ VE KASA KONUMUNDA
Mahkeme, Murat Yılmaz’ın daha önce de terör örgütü PKK’nın dağ kadrosunda silahlı terörist faaliyetlerde bulunurken yakalanıp 16 yıl 8 ay hapisle cezalandırıldığını, bu cezasını tamamlayıp tahliye olduktan sonra örgütsel faaliyetlerini bu kez şehir merkezlerinde sürdürdüğünü belirtti.
Örgüt içinde güvenilir kişi olduğu için terör örgütünün kasası konumunda olup, sözde mali alan sorumlusu adı altında örgütün vergilendirme adıyla topladığı kara paranın aklanması için aktif faaliyetlerde bulunduğu ifade edildi.
Mahkeme, sanığın kişi veya şirketlerin karşılaştıkları sorunları terör örgütü adına çözmekle mükellef olduğunu belirterek bu konuda aktif rol aldığını belirtti.
KANDİL’İN PERSPEKTİFLERİNİ ALT KADROLARA İLETİYORDU
Terör örgütünün Kandil’deki üst yönetimi tarafından gönderilen aylık ve yıllık talimatlar içeren perspektiflerin Murat Yılmaz’a ulaştırıldığı, kendisinin de bu talimatları alt kadrolara ulaştırdığı da dikkate alındığında sanığın sadece bölgesel değil Türkiye geneli örgütün mali yapılanması içerisinde önemli pozisyonda olduğuna dikkat çekildi.
Sanığın bu haliyle sıradan bir örgüt üyesi olmadığı, KCK içinde üst düzey sorumlu olduğundan dolayı terör örgütü üyeliği için öngörülen cezanın alt sınırından uzaklaşılması gerektiği, yine adli sicil kayıtlarına göre geçmiş yıllarda terör örgütünün dağ kadrosunda faaliyet gösterdiği için hakkında iyi hal indiriminin uygulanmayacağına kanaat getiren mahkeme sanığı indirimsiz 13 yıl 6 ay hapisle cezalandırıp, hükmen tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Bölge İstinaf Mahkemesi de sanığa verilen mahkûmiyet kararında bir isabetsizlik görülmediğinden sanığın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verip dosyayı Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi.
15 SİLAHLI EYLEMDE 6 KİŞİYİ ÖLDÜRMEKTEN MAHKUM OLMUŞ
Murat Yılmaz’ın 1993 yılında da terör örgütü PKK’nın dağ kadrosunda yer alıp Diyarbakır kırsalında 7 yıl boyunca 15 ayrı silahlı saldırıya katılarak 2’si korucu, 3’ü bekçi, 1’i de sivil vatandaş olmak üzere 6 kişinin öldürülmesi eylemlerine katıldıktan sonra örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim olduğu bildirildi.
Yılmaz’ın önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldığı, ardından dağda katıldığı terörist saldırıların olduğu tarihte 18 yaşından küçük olduğu ve itirafçı olması nedeniyle cezasının 16 yıla indirildiği ve bu cezasını tamamlayıp tahliye olduktan sonra yeniden terör örgütü adına bu kez şehir merkezinde iş insanı görünümü altında terör örgütünün kara para aklama işlerini yönettiği öğrenildi.
Yılmaz’ın işadamlarından örgüt adına topladığı yüklü miktarda parayı da zimmetine geçirdiği kaydedildi.
]]>