Tiyatro – Fox Haber https://www.foxhaber.com.tr Sun, 19 May 2024 21:12:36 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.9.4 Erdal Beşikçioğlu: Bundan sonra hizmetlerimle anılmayı tercih ederim https://www.foxhaber.com.tr/erdal-besikcioglu-bundan-sonra-hizmetlerimle-anilmayi-tercih-ederim/ https://www.foxhaber.com.tr/erdal-besikcioglu-bundan-sonra-hizmetlerimle-anilmayi-tercih-ederim/#respond Sun, 19 May 2024 21:12:36 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=7451 ‘Behzat Ç.’ dizisindeki polis amiri rolüyle ünlenen tiyatro sanatçısı Erdal Beşikçioğlu, kurucusu olduğu kültür ve sanat etkinliklerinin yapıldığı Tatbikat Sahnesi’nde konuştu. 

Sanatçı ve vatandaş olarak her zaman siyasetin içinde olduğunu belirten Beşikçioğlu, Etimesgut’a yapacağı hizmetleri anlattı. Beşikçioğlu, ilçede kreş sayısının arttırılacağını, kadınların sosyal hayatın içine daha çok katılması için çalışmalar yürütüleceğini, üniversiteye hazırlanan gençler için kütüphane kurulacağını ve ilçedeki ulaşım problemini Ankara Büyükşehir Belediyesi ile koordineli bir şekilde çözeceğini söyledi.

“ANKARA ÇAY’IMIZI TEMİZLEYECEĞİZ”

Beşikçioğlu, şunları söyledi:

“Siyasetçiler bu süre zarfında birbirlerine çelme takmak suretiyle acısını halktan çıkartmış. Bunu ortadan kaldırmayı amaçlıyoruz. Bir şeker fabrikamız var, orada bir koku problemi var çözeceğiz. Ankara Çayı’nın 17 kilometresi ilçemizden geçiyor. Ankara Çay’ımızı temizleyeceğiz. Oraya bırakılan atıkları ortadan kaldıracağız, bir yeşil koridor oluşturmak suretiyle Porsuk örneğinden daha iyi bir yapıya çevirmeye çalışacağız.”

“EMEKLİ TİYATROLARINI KURACAĞIZ”

“Emeklilere yarına uyanacak bir amaç verme niyetindeyiz. 90 gün boyunca sokaklarda dolaştığımızda emeklilerimizin bizden istedikleri tek bir şey vardı; emekli konakları. Ben de şunu dedim: Emekli konaklarını kuracağız, istediğiniz gibi oyununuzu oynayacaksınız, çayınızı kahvenizi içeceksiniz ama üreteceksiniz. Emekli tiyatrolarını kuracağız, size bir yönetmen bir oyun vereceğiz, 3-4 ay siz bu oyunu çalışacaksınız. Başarılı olduğunuz takdirde bunu seyirciyle buluşturacağız, seyircinin karşısına çıkacaksınız, turnelere çıkacaksınız.

“Böylelikle hem emeklilerimizin turistik seyahatlerini gidermiş olacağız, hem de emekli konaklarındaki sosyal hayatlarını düzenlemiş olacağız, hem de üretimin içerisinde göreceğiz onları. Böylelikle onlara yarına uyanacak bir amaç sağlayacağız.”

“Bu 5 yıllık süreci çok doğru ve düzgün bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Bunları becerebilirsek yarınlarımız çok daha güçlü ve aydınlık bir vaziyete dönüşecek.”

“DİĞER SİYASETÇİLER MESLEĞİMİZİ KÜÇÜMSEDİ”

Beşikçioğlu, sanat hayatına da devam edeceğini belirterek şöyle devam etti:

“Sanatsız yaşayamazsınız. Sanat bir bilinçtir, bir eğitim dalıdır. İnsan ve devlet arasındaki sistemi eleştirerek eksikleri gösterir. Bu bağlamda da bir bilinç sağlar, birleştiricidir, uzlaşmacıdır. O yüzden sanatı hayatımızın her köşesinde mutlak surette başköşeye koymak gerekir. Ben de bir taraftan belediyeyi idare ederek bir taraftan da sahnedeki asıl mesleğimi icra ederek bu süreci geçirmeyi düşünüyorum. Birçok arkadaşımız, birtakım gazeteciler dahi ‘part-time belediyecilik mi olur’ diye bir algı içerisinde ama öyle bir gerçek yok.”

“Diğer siyasetçiler, buna muhalif olanlar bu konuda mesleğimizi biraz küçümsedi. Bu onların bilmemezliğinden kaynaklanıyor maalesef. Yani tiyatronun ne olduğunu bilmeleri gerekiyor. Onun için de tiyatroya gitmeleri gerekiyor. Tiyatroya gelseler zaten halkla iç içe olurlar. Bundan sonra Etimesgut’ta senaryoyu tüm vatandaşlarımızla biz yazacağız, başrolü de onlar oynayacaklar. Umarım 5 yıl boyunca o hayal ettiğim belediyecilik anlayışı hayata geçirme imkanım olur.”

“Bundan sonra getirdiğimiz hizmetlerle anılmayı tercih ederim. Bunların hepsi aslında yarattığımız karakterlerin seyircideki iz düşümleri. Kariyerim boyunca yaptığım işlerin hepsinde bir mesajın olmasına çok dikkat ettim. Özellikle ‘Vali’de bir siyasetçinin nasıl olması gerektiğini, insan ilişkilerinin nasıl olması gerektiği konusunda birçok şeyi anlatmaya çalıştık. ‘Behzat Ç’ öyle, adalet duygusunun nasıl olması gerektiği konusunda ki bunların hepsi aslında vatandaşlarımızın özlediği karakterdi. Gençler ‘komiserim’, emeklilerimiz ‘valim’ dedi. Ama yavaş yavaş süreç içerisinde ‘Başkanım size çok yakıştı’ diyenler de çok oldu.”

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/erdal-besikcioglu-bundan-sonra-hizmetlerimle-anilmayi-tercih-ederim/feed/ 0
Sokaktan tiyatroya… https://www.foxhaber.com.tr/sokaktan-tiyatroya/ https://www.foxhaber.com.tr/sokaktan-tiyatroya/#respond Sun, 28 Apr 2024 21:36:41 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6715 Sokağa terk edilen ‘Şebo’nun sahneye uzanan yolculuğu, bir yıl önce yağmurlu bir günde Dinçer Yılmaz Sigalı’yla karşılaşmasıyla başladı. Sigalı’nın montuna sarıp eve götürdüğü ‘Şebo’ sevimliliğiyle eşi Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı’nın da dikkatini çekti.

Kocaeli Şehir Tiyatroları’nda sahnelenen ‘Fareler ve İnsanlar’ oyunundaki ‘Dolores’ rolü için yeni bir köpeğin arandığı dönemde provalara katılan ‘Şebo’ rolü aldı ve sezon boyunca sahnelenen tüm oyunlarda ‘Candy’nin köpeği olarak sahneye çıktı.

Tiyatroseverlerin en sevdiği oyunculardan biri haline gelen ‘Şebo’, gelecek sezon da sahnede olacak.

Kocaeli Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Aydın Sigalı, ‘Şebo’nun yaşlı çiftlik çalışanı ‘Candy’nin köpeğini oynadığını aktararak, “Aslında romandaki köpek çok yaşlı ve biraz bakımsız fakat bizim öyle bir olanağımız yok. Oyunun belli bir yerinde yaşlılığından dolayı daha fazla acı çekmesini istemedikleri için ‘Şebo’yu öldürüyorlar. Çok çarpıcı ve çok duygusal bir sahnesi var” diye konuştu.

Birinci perdenin sonlarına doğru ‘Carlson’ın ‘Dolores’i canlandıran ‘Şebo’yu senaryo gereği sahne dışında öldürdüğünü anlatan Sigalı, “Seyirci çok üzülüyor bu duruma. Ciddi tepkiler oluyor. Ağlayanlar olduğunu biliyorum. Bundan dolayı da perde arasında seyirci arasında dolaştırıyoruz. Oyun bitiminde de fuayede seyirciyle buluşuyor ‘Şebo” ifadelerini kullandı.

“OYUNCULARDAN DAHA ÇOK TEBRİK ALIYOR”

Sigalı, Şebo’nun oyunculardan daha fazla ilgi çektiğine işaret ederek, “Oyunculardan daha çok tebrik alıyor. ‘Şebo’yu görmek için bilet alan seyircimiz var. ‘Fareler ve İnsanlar’ı belki üçüncü veya dördüncü defa izliyor. ‘Bu sefer de Şebo’yu izleyeyim’ diye gelen seyircimiz var” dedi.

‘Şebo’nun gelecek sezon da aralarında olacağını dile getiren Sigalı, “Sonra yeni bir maceraya atılıp belki sokakta mağdur olmuş başka bir köpeğimizi, can dostumuzu sahiplendireceğiz. Yani bir an önce yeni bir köpek bulalım, sahneye çıkaralım, seyirci onu sevsin, ondan sonra da sahiplendirelim gibi bir durumumuz var” dedi.

Oyunun 8 yıldır repertuarlarında olduğunu ve kapalı gişe oynadıklarını belirten Sigalı, şöyle devam etti:

“Şebo bu rolde dördüncü oyuncumuz. İlk üç oyuncuyu sahiplendirdik. Her iki sezonda bir Fareler ve İnsanlar oyununda sokaktan, barınaktan bulduğumuz can dostlarımızı insanlarla buluşturup sahiplendiriyoruz. Belki de biraz hayatlarını kurtarıyoruz. Şebo’ya evde bakıyorduk eşimle bu sürede. Onu çok sevdik ve sahiplendik. Şimdi hem tiyatromuzun oyuncularından biri hem de bizim köpeğimiz olarak yaşamına devam ediyor.”
Sigalı, sokağa tek edilmiş çok sayıda canlı olduğuna dikkat çekerek, insanlara sokaktaki muhtaç hayvanları sahiplenme çağrısında bulundu.

Dinçer Yılmaz Sigalı da ‘Şebo’nun boynundaki tasma izinden sokağa yeni terk edildiğini tahmin ettiğini anlatarak, “Dayanamadım, montumun içine soktum ve eve götürdüm. Yıkadım sonra eşime sokakta bir köpek bulduğumu söyledim. O da ‘Getir bir bakayım.’ dedi. Öyle başladı maceramız” ifadelerini kullandı.

“ŞEBO’ SAYESİNDE KÖPEK FOBİMİ YENDİM”

Şebo’nun rol arkadaşı tiyatro oyuncusu Cüneyt Gürbüz de ‘Şebo’nun güzel huylu bir köpek olduğunu, onun sayesinde köpek fobisini de yendiğini dile getirerek, “İnanılmaz, çok keyifli bir partner. Sahnede ne yapacağını çok iyi bilen bir partner. Onunla oynamak benim için büyük bir keyif” dedi.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/sokaktan-tiyatroya/feed/ 0
Yalçın Özden: Cem Yılmaz bana hayranmış https://www.foxhaber.com.tr/yalcin-ozden-cem-yilmaz-bana-hayranmis/ https://www.foxhaber.com.tr/yalcin-ozden-cem-yilmaz-bana-hayranmis/#respond Tue, 23 Apr 2024 21:09:24 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=6474 Yalçın Özden, Milli Türk Talebe Birliği’nde başladığı Direklerarası Kabare, Lale Oraloğlu Tiyatrosu’nda devam ettiği profesyonel oyunculuk yılları, 1998’de hayatını kaybeden Zeki Yurtbaşı ile 20 yıl başarıyla sürdürdükleri ‘Uğurböcekleri’ programını, 26 yıldır her sene oyun üreterek seyirci karşısında dur duraksız aile boyu sergiledikleri tiyatro oyunlarını ve yaşama bakışını anlattı.

Soru: Sanat kronolojinize baktığımızda 50 yılı devirdiğinizi görüyoruz. Tabii ki bunlar bir rakam ama hiç yaşlanmıyorsunuz, maşallah.

Yalçın Özden: Teşekkür ederim. İçinde spor var, ondan da olabilir.

Soru: Sosyal medyada spor salonundaki videolarınızı gördüm. Zaten geçmişten gelen bir sporcu kimliğiniz var.

Yalçın Özden: Var tabii. Sporcu olduğum için o alışkanlığımı devam ettirdim. Bir de kendimi seviyorum, Çünkü kendini sevmeyen kimseyi sevmez ki. Önce sana verilenlere şükredip onu sevmen lazım. Ondan sonra da insanları, hayvanları, tüm varlığı sevmek lazım.

“FENERBAHÇE’YE TRANSFER OLDUM”

Soru: Evet bu dışınıza da yansıyor zaten. Halter ve kürek sporu yaptığınızı biliyoruz.

Yalçın Özden: Halter sporu yaptım lisedeyken. Halterin tüm inceliklerini biliyorum. Kendi branşımda, serbest güreşte şampiyon oldum. Bakırköy Kulübü’nde devam ettim. Sonra Samatya Deniz Kulübü’nde kürek çektim, iyi bir kürekçi olduğum için. Oraya gittiğimde kaslıydım, alt yapı olduğundan diğer kürekçilerden farklıydım. Orada başarılı bir kürekçi olunca Fenerbahçe’ye transfer oldum. Şimdi Fenerbahçe’nin 50 yılı aşkın yüksek divan kurulu üyesiyim. Çok keyifli bir spor.”

Soru: Samatya’da büyüdünüz değil mi?

Yalçın Özden: Samatya’da ortaokul ve liseyi okudum. Çünkü baba öğretmen olunca bir tur atıyor Anadolu’da. Kars’a, oradan Niğde’nin bir ilçesine ve Kırıkkale’ye gelmiş. Sonra Zeytinburnu Fatma Süslügil İlkokulu. Müdür muaviniydi. Yani 5. sınıfta İstanbul’daydım.

Soru: Mesleki kariyerinizdeki 50 yıl hem içinde ömrünüzü barındırıyor hem de içinde yüzlerce tiyatro oyunu, şov programı, TV programı, filmler ve diziler var. Sanat hayatına adımınızı kaç yaşında attınız? Biraz o dönemlerinizi anlatır mısınız?

Yalçın Özden: Amatör ve gerçek anlamda lise ikide. İlkokulda monolog yaptım. 5 yaşındayken çıkardılar sahneye, küçük bir şey oynadım. Onları saymıyoruz. Ama lise 2’deki ciddi ciddi bir İngiliz vodviliydi. Orada komik bir uşağı oynamıştım. Ertesi yıl beni gösterip ‘İşte Dominik bu’ diyorlardı. Akşam gazetesinin her yıl geleneksel Liselerarası Tiyatro yarışması vardı. Ertesi yıl oynadığımız oyunla katılmıştık ve biz birinci olduk bütün ekip olarak. Zaten ondan sonra Cağaloğlu’nda Milli Türk Talebe Federasyonu vardı, orada tiyatroya başladık. Şehir Tiyatrosundan yönetmenler geliyordu bize. O yönetmenler bizi eğitti orada. Değişik oyunlar ve çocuk oyunları sahneye koyduk. Sonlara doğru ben yazmaya başladım. ‘Ben de yapacağım bu işi, bireysel, kendim yapacağım.’ dedim. Güldüler, yaptım. Sonra ‘aferin.’ dediler. Sonra da profesyonel tiyatrolara geçtim tabii.”

“USTALARIM İHSAN YÜCE, LALE ORALOĞLU, MÜNİR ÖZKUL”

Soru: Ustanız ya da ustalarınız kim?

Yalçın Özden: Ustalarım İhsan Yüce, Lale Oraloğlu, Münir Özkul ve Zeki Yurtbaşı. Zeki Yurtbaşı benim ortağım. Çok tiyatro yaptı. Benden çok yaptı ve tiyatronun her şeyini bilirdi. Biz ikili olduk ya, benim hatalarımı da düzeltirdi.

Soru: 50 yılın içindeki 21 yılı, şov dünyasında fiili ortağınız Zeki Yurtbaşı ile geçirmeniz inanılmaz önemli bence.

Yalçın Özden: Tabii, çok önemli. Kavgalarımız oldu, her şeyimiz oldu ama hiç ayrılmadık.

Soru: Aslında evlilik gibi ve evlilikler bile bazen o kadar sürmüyor, size gerçekten bravo.

Yalçın Özden: Tabii, tabii. Evlilikler bile o kadar sürmüyor değil mi? Yani, 21 yıl. Şu anda ikili olarak Türkiye’nin en uzun süren ikilisiyiz. Yani şov dünyası diyorum. Metin (Akpınar) – Zeki (Alasya) ne kadar sürdü? Bilmiyorum ama biz tiyatromuz takla attığı için bu işe soyunduk ve tuttu. Yani biz o gün, ‘Para kazanalım da sonra tiyatroya döneriz’ dedik ama bizi döndürmediler. Çünkü ünlü olduk, çok tuttuk. Televizyona transfer olunca artık devamı geldi.

Soru: Peki adınız ‘Sivrisinekler’ iken ‘Uğur Böcekleri’ne nasıl döndünüz?

Yalçın Özden: Sivrisinekler, hani vızıldar, insanları ısırır, uyarır ya, o anlamdaydı. Biz mizah yapıyoruz ya, ‘Biz sizi ısırırız ama uyarırız.’ anlamındaydı. Fakat gazino dünyasında ünlü olunca, dediler ki ‘Sivrisinek mide bulandırır. İnsanlar orada yemek yiyor.’ Peki, ne yapalım? dedik. ‘Ya bu millet böcekten anlar.’ dediler. Ateş Böcekleri, Balarıları filan. O yüzden biz de ‘Uğur Böcekleri’ni bulduk. Bu sefer de Uğur Böcekleri tutar mı? diye korkarak çıktık sahneye, ‘Ateş Böcekleri’nden çaldılar’, falan derler diye. Fakat bir çıktık, insanlar çok iyi karşıladı. Her hafta da televizyondasın, gündemdesin, seviliyorsun. Tuttu.

Soru: TV şovlarınızın yanı sıra o dönem ünlü mizah yazarı, karikatürist Suavi Sualp’in senaryosunu yazdığı ‘Figüran Osman’ (Eşek Şakası ve Akıllı Deliler) filmleri ekrana sizinle taşındı değil mi?

Yalçın Özden: Evet, ekrana taşındı. O ara Şener Şen ve Kemal Sunal yoktu. Fakat sinemamız bunalımdaydı. Dekolte filmler yapılıyordu. Hatta diğerleri 4 bin lira alırken, bana 40 bin lira verdiler, oynamadım. Ama özeleştiri yapayım. Biz tutmuş bir ikiliyiz, para da kazanıyoruz. Belki ihtiyacımız olsa, mecbur olsaydık oynardık. Oynayanları onun için eleştirmiyorum.”

“HALK FİGÜRAN OSMAN’I ÇOK SEVDİ, TUTTU”

Soru: Peki bu Figüran Osman ile absürt bir komedi sundunuz seyirciye. Bekleneni mi verdiniz orada?

Yalçın Özden: Evet ya çok acayip tuttu.

Soru: Tutmasının nedeni neydi?

Yalçın Özden: Ben röportajları izlerdim TRT’de. Röportajları izlerken Anadolu’dan bir çocuk konuşuyor işte ezilmiş falan. Ben de doğal bir karakter bulayım ve ezilmiş bir karakter olsun. Çünkü halk daha sıcak buluyor öyle tipleri dedim. Bu arada müzisyenler kahvesinde de bir figüran Osman vardı, o da şiveliydi ama Kadir İnanır gibi boylu poslu, yakışıklıydı. Ama ben onu karikatürize ettim. Hafif çenemi çıkararak, ‘Vallahi Kadir İnanır’dan ne farkım var? Cüneyt abi filmde değil gerçekten dövüyor adamı ya. Gözümü morarttı’ diyorum. İnsanlar bayıldı. Sokakta yürüyemedim yani. Ondan sonra figüran Osman üzerinden önce ben yürüdüm biraz, sonra ‘Biz ikiliyiz.’ dedim, Zeki de katıldı. Çok daha renkli oldu tabii. Skeç halini aldı. Skeçleri genelde ben yazdım çünkü her hafta bir yazar sektörü yoktu. Her hafta bize iki skeç yazsın falan. Sadece rahmetli Ahmet Üstel, radyo skeçlerimizi yazmıştır. Nur içinde yatsın.

Soru: Mimikleriniz çok kuvvetli. Çok iyi taklit yeteneğiniz de var.

Yalçın Özden: Esas Zeki’nin daha iyiydi. Ben taklitten taklit alıyordum. O gerçekten taklit alıyordu. O daha büyük başarı. Ama şovmen olduysanız taklit yapacaksınız. Çünkü insanlar orada yiyor, içiyor, onları sizin çekmeniz lazım. Popüler tipleri taklit ederek skeç oynarsan daha çok çekiyorsun sahneye.

Soru: Evet aslında doğru, sizin mimikleriniz daha kuvvetli.

Yalçın Özden: Çok. Mimikler doğal olarak çıkıyor. Hatta hocam rahmetli Lale Oraloğlu bir gün kuliste, ‘Yalçın, sen evde çalışıyor musun bu kadar mimik?’ dedi. ‘Hocam ne diyorsunuz? Günde iki saat mimik çalışıyorum.’ dedim. Yalan söyledim. Mimik falan çalışmıyorum. Oynarken kendi çıkıyor. Yani ‘Hadi ya!’ diyorsun, o mimik yüzünde oluşuyor. Ama o yüzün ona uygun olması lazım. Sempati denen bir şey var. Şu üç ölçü, bu burun, bu alın eşit olmayacak, çene biraz uzun olacak. Onu bozduğun zaman sempatik oluyorsun.

“İÇİMDEN DRAMA OYNAMAK GELMİYOR”

Soru: Galiba bu mimiklerinizin rengarenk oluşu sizi sahnede komediye itti?

Yalçın Özden: Daha fazla itti. Bir de içimden gelmiyor dram oynamak. Çocuk oyunlarında oynarken amatörken, ‘Nalınlar’ı oynayacağız. Başladık prova yapmaya. ‘Kusura bakmayın, Ben oynamayacağım, konsantre olamıyorum.’ dedim. Olamıyorum yani. Ama ‘Seksenler’de dram oynadım, kızımı everirken. Ama profesyoneliz, oynarız artık. Ne olursa oynarım artık.

Soru: Sizi hep izlediğimiz komedinin ardından yakın dönemde Seksenler‘de izledik. Yıllar önce Tatlı Kaçıklar, Türk Malı, Arka Sokaklar gibi bir seri halinde oynadığınız diziler oldu. Seksenler‘in ardından yeni bir proje olmadı sanırım?

Yalçın Özden: Evet şu anda dizi anlamında yok. Çünkü ben hiçbir yere gitmiyorum. Kendimi hatırlatmıyorum. Seksenler‘de de Birol Güven’le karşılaştık bir yerde tesadüfen. Tatile gitmiştik. O da gelmişti eşiyle, çocuğuyla. Orada, ‘Kafamda bir ampul yandı. Seni Doksanlar‘da oynatacağım.’ dedi. Aramadı. Ben de sitem ettim ‘Ya bu hep böyle.’ dedim. Sonra ‘Seksenler’ için aradı. Yani rastlamanız, kapıyı açmanız, bir ‘Merhaba’ deyip kendinizi hatırlatmanız lazım. İnsanlar yoğun. ‘Türk Malı’na da, bir programa çıkmıştım, orada görmüşler, ‘Atletik, tam emekli Albay tipi.’ demişler. Beni aldılar ama orada biz bir türlü başrol oyuncusuyla uyuşamadık.

Soru: Anlıyorum. Aslında çok değişik skalada roller üstlenebilirsiniz gibi geliyor bana.

Yalçın Özden: Benim canım sıkılmayacak. Ben pozitif adamım. Benim setim güzel olacak. İnsanlar birbirine saygılı, sevgili olacak. Türk Malı’nda kaos vardı. İsim vermeyeceğim, özel odadan çıkıyor böyle, selam yok. Ya karımı oynuyorsun, böyle bir şey yok. Sen daha yokken Yalçın Özden vardı. Onun için beni itti o. Hele hele başrol oyuncusunun da böyle gel-gitleri olunca, ‘Ben oynayamayacağım’ dedim. Repliğimi söyleyemedim, söyleyemiyorum. ‘Kusura bakmayın’ dedim. Bunlar hoş değil yani, işte pişmek lazım. Hamlar maalesef. Bunları söyleyerek üzmedim değil mi sizi?

“HER YIL YETİŞKİN OYUNU YAZARIM”

Soru: Siz üretmekten hiç vazgeçmiyorsunuz. Neredeyse her yıl bir tiyatro oyunu yazıyor ve sahneliyorsunuz sanırım?

Yalçın Özden: Asla. Her yıl bir yetişkin oyunu yazarım. 2-3 yılda bir de çocuk oyunu yazarım.

Soru: Yazıp-yönettiğiniz ve oynadığınız bu oyunları belediyeler aracılığıyla turnelerle izleyiciye sunuyorsunuz değil mi?

Yalçın Özden: Belediyeler, turneler, kurumlar, bazen dernekler de oluyor. Ama o eski hızımız yok. Yani bir giderdik, 30 gün oynar gelirdik. Tiyatroyu 1998’de açtım. 26 yıl olmuş. Ama hiç durmadan her sene oyun yazdım. Her sene oynadık.

Soru: Yalçın Özden Tiyatrosu’na dönüşmek, Allah rahmet eylesin, Zeki Bey’in vefatından sonra bir bocalama döneminiz oldu mu?

Yalçın Özden: Eşinden ayrılıp İzmirli bir hanımla evlenince İzmir’e gitmek zorunda kaldı. O arada televizyonlar kurulmaya başladı. Star, TGRT, HBB ve daha birçok kanal çıkmıştı. Televizyonlar çoğalınca da gazino dünyasında bir sönme başladı. Yani alaka azaldı. İnsanlar televizyonu evinde izliyor. Birkaç televizyon kanalı olup, biraz uzaklaşınca, Zeki de ‘İş, güç çok yok artık. Gideyim.’ dedi. Gitmeseydi birlikte tiyatro yapardık ve çok da iyi olurdu. Ama eşi herhalde bastırınca o İzmir’e gitti. O zaman ben tek kaldım. Hemen özel televizyonlardan şov işleri gelmeye başladı.

Soru: O zaman vefatı dolayısıyla değil daha önce ayrıldınız öyle mi?

Yalçın Özden: Yok, biz öncesinde dostça ayrıldık. Hatta bir ara da Kanal 6’da eğlence programı sunuyorduk. ‘Zeki de gelsin, iyi olur.’ dedim. Çağırınca o da geldi. Ama Kanal 6, Zeki’nin şansına battı. Batınca da paramızı alamadık. İçeride de paramız kaldı. ‘Zeki gelme artık, paramızı da alamıyoruz.’ dedim. Yine birleşemedik.

“MÜNİR ÖZKUL STARDI”

Soru: Ramazan ayını geçirdiğimiz bu günlerde de aklıma geldi. Bir röportajınızda ramazandan, orta oyunu, meddah, eski filmlerden, kavuklu gösterilerinden bahsederken ‘Rahmetli Münir Özkul’dan İbiş karakterini devraldım’ demişsiniz, doğru mu?

Yalçın Özden: Evet, devraldım şöyle, ‘Al senin olsun.’ demedi tabii. Çok izledim. 20-30 kez Kanlı Nigar’ı izledim. Münir ağabeyle bizim filmde oynadık, lütfetti, şeref verdi rahmetli. Münir ağabeyi çok oyunda izledim. ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’, ‘Kanlı Nigar’. Muhteşem bir oyuncuydu. Ama sonrasında tabii yaşlandı. O dönemi başka. Ama onun Münir olduğu zaman, örnek alınacak bir virtüözdü, stardı. Ben de ondan öyle güzel almışım ki Kavuklu’yu. Yani bayağı oldu. Bir kabarenin içinde bir bölüm orta oyunu oynuyoruz. Ünlü bir yazar, adı aklıma gelmiyor, öldü, ‘İşte gerçek kavuklu bu.’ dedi. Sonra ‘Sensin.’ diyerek yanıma geldi. O anlamda onu örnek almak çok önemli. Bir de orta oyunu doğaçlama olduğu için doğaçlamayı seviyorum. Çok güzel oldu.

Soru: Geçmişten bugüne baktığımızda sahnede en büyük heyecan duyduğunuz anınız nedir?

Yalçın Özden: Üç Maymun Kabare’de oynuyoruz. Ercan Yazgan rahmetli, hep rahmetli olmuş andıklarımız vallahi, iyi bir oyuncuydu. Altan Erbulak Kocamustafapaşa’daki Çevre Tiyatrosu’nu açtı. Yani bazen maddi duygusallıklar oluyor. Ben de orada tiplemeleri oynuyorum. Bana dediler ki, ‘Yalçın 3 gün tiyatromuzu kapatıyoruz. Sen Ercan’ın rolünü oynuyorsun. Ercan’la ortağım Zeki de orada, ikisi başrol. ‘İki Kıza Bir Cızbız’ oyununu oynadık. Müjde Ar var, bir sürü baba oyuncular, Özcan Özgür var. Neyse, ‘Lütfen kapatmayın, bu akşam ezberlerim zaten oyunun içindeyim. Yarın oynarız.’ dedim. Ondan sonra beyni acayip yormuşum. Ertesi gün başladık. O bana sorular soruyor, ben cevap veriyorum. Ben ona sorular soruyorum hızlı hızlı gidiyor. Bir an şöyle bir kaldım. Trak geldi, ona trak derler tiyatroda. Hiçbir şey düşünemiyorsun, yani kötü hissetmeyi bile düşünemiyorsun. Sadece bekliyorsun, sonra kendine geliyorsun. Belki o 3 saniye sürüyor ama bana 10 dakika gibi geldi. Onu hiç unutamam mesela. Bunun gibi çok şey var.

“CEM’İ DE ATA’YI DA ÇOK SEVERİM”

Soru: Evet, bir şovmen için zor bir durum. Peki yine bir şovmen olarak beğendiniz kimler var?

Yalçın Özden: Başta tabii ki Cem Yılmaz. Çok zeki. Zaten kalemden, mizahtan gelmiş. Aynı zamanda semttaşızdır, Samatyalıdır. Sadece birinden fotoğraf almış, o da benim. Aynı semtteniz ya, hayranmış bana, vermişim. Hemen arkasından Ata Demirer. Çünkü Ata Demirer de müzisyen kökenli olduğu için, müziği de katıyor. Ama Cem’in de kulağı çok iyi. Mesela Av Mevsimi’nde ne güzel söyledi değil mi? ‘Haydi gidelum, haydi’ şarkısını. Seviyorum, evladımız gibi. Ata’yı da onu da çok severim. Saygılı çocuklar.

Soru: Röportaja başlamadan önce sohbet ederken aile boyu oynadığınızdan konuşmuştuk. Kızınız var sanırım kadroda, başka kimler var?

Yalçın Özden: Evet, bu kez daha çok oldu. Kardeşim, kızım, yeğenim ve ben olmak üzere 4 kişi aileden. İki de dışarıdan oyuncularım var. Altı kişiyiz. Oyunda altı kişi yetiyor.

Soru: Son olarak sizin bu röportajınızı okuyacak, izleyecek seyircilere ve gençlere mesajınız var mı?

Yalçın Özden: Gençlere şunu tavsiye ediyorum. Dijitalden başka bir de bayağı bir kitap okusunlar. Yani bizim bildiğimiz sayfaları olan kitap okusunlar. Onlardan alacakları çok şey var. Hem bellekleri, hayal dünyaları hep çalışacak. Beynin üstündeki o sıvı daha çok çoğalacak ve erken yaşlanmayacaklar. Beyin erken yaşlanmayacak, bunamayacaklar. Öbür türlü o sanalda çabuk bunayacaklar maalesef. Onun için en büyük tavsiyem kitap ve sanat.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/yalcin-ozden-cem-yilmaz-bana-hayranmis/feed/ 0
Halil Ergün: Parayı kazananlar sinemaya yatırım yapmadı, apartmanlar kurdu https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/ https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/#respond Thu, 21 Mar 2024 21:03:19 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4978 Tiyatro kökenli olduğunu söyleyen Halil Ergün “İznikliyim ben. Toprağa bağlı ve çok eski bir aile. Annem sefir, babam elektrik mühendisi, abim doktor olmamı istiyordu ama ben doğaya dönüktüm. Müsamereler filan oluyordu. Filmler seyrediyorduk. Sinemamız vardı, babamların işlettiği. Tüm filmleri seyrediyorduk beş yayından itibaren. Kerpiçten yapılmış bir salon ve sinemaydı. Ama hiç öyle artist olmak, meşhur olmak gibi bir düşüncem yoktu. Sadece hoşlandığımı biliyorum” dedi.

“YILMAZ GÜNEY SENİ GÖREVE ÇAĞIRIYOR’ DEDİLER”

Ergün, yaşamında oyunculuğun rolüne ilişkin, şu bilgileri verdi:

“Sanatın insan hayatındaki işlevi konusunda bilincimiz, bilgilenmemiz ortaya çıktı ve bir hayat tarzına dönüştü bir süre sonra. İnsan hayatlarını sergilemek, halka bir şey söylemek benim tarzım oldu. Tiyatrolar kurduk. Çok önemli tiyatro hareketlerinin içinde oldum. Şansımıza, Anadolu’da 40 tiyatronun dolaştığı bir dönemdi. Halkımızla sanatın buluştuğu, köylere kentlere kadar uzanan bir tiyatro macerası… Halkın toplumsallaşma kültüründe çok önemli fonksiyonu vardır, başka insan hayatlarına katılma kültürü. Sonra bu, bir hayat tarzına dönüştü. Sinemada 12 Mart’ı yaşadık. Kasabama döndüm. Yılmaz Güney hapse girmişti. Arkadaşlarım dedi ki, ‘Yılmaz abi seni göreve çağırıyor. Bir film var, senin oynamanı istiyor.’ 1974 yılının eylül, ekim aylarında sette buldum kendimi ve kadere dönüştü. Çok sevdim kamerayı. Kamera sesini sevdim ve kaldım. Hiçbir zaman şöhret olmak, para pul kazanmak, çok büyük aşklar yaşamak gibi bir tarzımız yoktu. Çünkü Türkiye’deki o tartışmalardan etkilenmiştik. Bir şey söylemek, ülkenin sorunlarına, insanların sorunlarına, sanatın diline ilgi duydum ve hayat tarzım haline geldi. Bir kader gibi bugüne geldik.”

Oyunculukta rolünü en iyi biçimde yapmaya çalıştığını kaydeden sanatçı, “Bizler yönetmen oyuncularıyız. Senarist ve yönetmen kurar. Biz de bize sunulan karakteri en iyi şekilde sergilemek durumundayız. Toplumun çözümlenmesi, toplumdaki insan ilişkilerinin tahlil bilgisi ya da sınıfsal meseleler. Hayatın içindeki ayrı ayrı karakterlerin ayrı sosyal konumların, statülerin varlığını fark etmek, size sunulan karakteri de o anlamda yorumlama mecburiyeti ve çözüm bulma çabası getirir” değerlendirmesinde bulundu.

“ÇOK AĞLAYINCA, ÇOK İYİ OYNAMIŞ OLMAZ”

Usta oyuncu, kariyeri boyunca birbirinden farklı birçok rolü oynadığını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Ben patronu da, kötüyü de oynadım. ‘Jön kötü adam oynamaz.’ dediler. Jön dayak yemez, sadece döver. Öyle bir kültür vardır bizim Yeşilçam’da. Ama insan öyle değildir. Siz gösterebilirsiniz bunu. Rolün etkisinde kaldım, eve gittim filan. Ben böyle bir şeye inanmam. Bana verilen rolü sadece yorumlarım. Toplum içinde gözlemlerimiz, bilgimizle günlük hayatımızdaki örnekleri gözlemek, bilmek, tanımak noktasında, bir zenginlik taşımak zorundayız. En iyisini yapmaya çalışırız. Asıl mesele vücudunuzu çözmek. Elinizi, kolunuzu, gözünüzü hangi jestle hangi yansımayla sunabilirsiniz? Bunu çözmek de bir bilim işidir. Aslında sanat da bir bilim işidir bir tarafıyla. Duygusal iş meselesi değildir. Çok ağlayınca, çok iyi oynamış olmaz. Çok gülünce, çok iyi oyuncu olmaz. Mesele o karakterin toplumsal konumu. Köydeki başka, kentli başka, zengin, fakir, yoksul başkadır. Bakışlar bile değişir.”

Oyuncunun senaryoya katkılarına da dikkati çeken sanatçı, “Aslında sinema oyunculuğu gözlerle doğru bakmaktır. Kamera göz ilişkisi çok mühim. Bir karakteri ya da durumu, o sahneyi anlatmada sadece hareketle olacak işler değildir bu. Mesleğinizi sevdiğiniz zaman böyle. Ben hala heyecan duyuyorum. Sokakta yürürken millet bana sarıldığında, ‘Beni seviyorlar’ diye bakmıyorum. İyi sunmuşum mesleğimi, çabalarımı diye algılıyorum. O beni çok sevindiriyor” diye konuştu.

Halil Ergün, gerçek sanatçıların ardında iz bıraktığını söyleyerek, şunları kaydetti:

“Ben Yeşilçamlıyım diyorum artık. Keskin dönemlerimizde çok bilmişliğimiz, gençliğimiz vardır, en doğrusunu biz biliriz diye. Bizde de öyle keskin kararlar vardı, tiyatro da yaparken. Ama hayat size çok şey anlatıyor. Daha başka düşünmeye başlıyorsunuz. Yeşilçam’a girdiğimde biraz tepeden bakma meselesi vardı. Sonra fark ettim ki Türkiye sinemasının adı Yeşilçam’dır. Şimdi Yeşilçamlı olmakla çok övünüyorum ben. 80’e yakın filmde oynadım. Sonra düşünmeye başladım. Yanlışıyla doğrusuyla, eksiği, hatalı olanı vardır ama genel bir süreçten bahsediyorum. Çok önemli bir işlevi yerine getirmiştir. Bugün noktalanmıştır, başka bir mecraya düşmüştür.”

“YEŞİLÇAM İÇİN KASABALARA SİNEMALAR KURULDU”

Yeşilçam’ın Türkiye’de toplumsallaşmanın çok önemli bir işlevini yerine getirdiğini vurgulayan sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bölgeler kurmuşlar; Güneydoğu Anadolu, Doğu, Karadeniz, Marmara bölgesi, Adana, İzmir. Orada bir ekonomi kurulmuş kasabalara kadar giden sinemalar. Babamla hala oğlunun açtığı kerpiç bir sinemaydı. O güne kadar insanların buluşmaları köyde, kasabada hatta kentin belli yerlerinde… Toplumsallaşma diyebileceğimiz, başka insan hayatlarına tanık olma, başka insan hayatlarının sevincini, acısını paylaşma kültürü… Ya cenazelerde acılara ortak olursunuz. Namaz kılar veya cenazesini götürürsünüz ya da düğünlerde mutluluklara ortak olur hediye götürürsünüz. Bir ailenin, komşunun acısına ortak olmaktır. Yeşilçam için kasabalara kadar sinemalar kuruldu, harman yerlerinde filmler gösterildi.”

Usta sanatçı, Yeşilçam anılarına da değinerek, “Unutulmuş kahramanlar üç kuruşa oynardı. Gittiğimde heyecan duyuyordum. Hayatımıza girmiş birinci, ikinci, üçüncü derece rollerde oynamış insanlar vardı. Kadir Savun geliyor setime, ellerim titriyordu. O kadar tutkuyla ve mesleklerine bağlı işler yaptılar ki. Bu açıdan çok önemli işlev yerine getirmiştir Yeşilçam. Yeşilçam sinemacısı olmaktan çok şey kazandım, çok şey öğrendim. Bir tek eksikliğimiz şu. Dünya çapında sinema kültürüne sahip başarılarımız var ama Amerikan, İngiliz, Fransız sineması gibi değil. Oradaki eksiklik şudur. 200-300 film çekildiği zamanlar var. Bölgelerde dolup taşıyor sinemalar. Parayı kazananlar tekrar sinemanın teknolojik gelişmesine yatırım yapmadı. Fırınlar yaptı, apartmanlar kurdu, parayı başka yere aktardılar” değerlendirmesini paylaştı.

“İYİ Kİ SUNA ABLA BENİ TİYATROYA KOYMUŞ”

Perihan Savaş da oyunculuğa henüz 5 yaşında tiyatro sahnesinde adım attığını belirterek, “Sinemada da uzun bir zaman oldu. Sevgili Suna Pekuysal’ın annemin arkadaşı olması, ‘Ben bu kızı tiyatroya götüreceğim, bu kızda cevher var’ demesiyle başlayan bir süreç. Sonra kendimi bulduktan sonra bir baktım ki sanatın içinde, tiyatrodayım. Aynı zamanda okul da başladı. İyi ki beni götürmüş Suna abla, iyi ki tiyatroya koymuş, iyi ki bu mesleğin içinde olmuşum. Herhalde farklı bir meslek düşünemezdim” dedi.

Sinemaseverlerin gösterdiği ilgiye de değinen sanatçı, şunları kaydetti:

“İnsanların sevgiyle bakması, kucaklaması, herkese nasip olan bir şey değil. Evde televizyonda ya da sinemada izledikleri zaman, bizi ailelerinden biriymiş gibi kabul etmeleri ve sokakta size baktıklarında gözlerindeki ışıkları gördüğümüz zaman çok mutlu oluyorum. İnsanların yaşadığı olumsuzlukları hem tiyatroyla hem sinemayla birlikte bir yerlere aktarabiliyorsak, bir şeyleri önleyebiliyor ya da ‘Bunun böyle yapılması gerekiyor’ diyebiliyorsak bu bizim için çok önemli. O yüzden de tarafsız, kimseye ayrım yapmadan sevgiyle kucaklamak ve onların yaşadığı sorunları aktarmak bizim görevimiz diye düşünüyorum.”

Perihan Savaş, Türk sinema ve dizi sektöründeki duruma da dikkati çekerek, “Sinemada bir senaryo geliyor önünüze. Dizide ise ya iki ya da üç senaryo gönderiyorlar. Sonraki hikayelerin bir sinopsisini yani kısa anlatımını çıkarıyorlar. Oynadığım son diziden bahsedeyim. Üç bölüm senaryo okudum. 1980’leri anlatan olağanüstü bir şeydi. ‘Bu işin içinde olmak istiyorum.’ dedim. Bir baba çocuğun acı hikayesini anlatan, arada aşkı da olan çok güzel bir hikayeydi. Ne yazık ki bu diziler uzadığında, kanallar dizilere, senaryoya müdahale ettiğinde, sizin okuduğunuz şeyin çok daha dışına çıkıyor Biz 1980’ler diye başladığımız bir işi, Adams Ailesi olarak bitirdik. Üç senarist, üç yönetmen değişti” diye konuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/halil-ergun-parayi-kazananlar-sinemaya-yatirim-yapmadi-apartmanlar-kurdu/feed/ 0
İstanbul bu hafta birçok etkinliğe ev sahipliği yapacak https://www.foxhaber.com.tr/istanbul-bu-hafta-bircok-etkinlige-ev-sahipligi-yapacak/ https://www.foxhaber.com.tr/istanbul-bu-hafta-bircok-etkinlige-ev-sahipligi-yapacak/#respond Tue, 05 Mar 2024 21:57:24 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=4289 Artİstanbul Feshane’de yarın hattat ve cilt sanatçısı Emin Barın’ın “Ne Senden Rüku Ne Benden Kıyam” başlıklı sergisi sanatseverlerle buluşacak.

Sanat tarihçi ve küratör Fırat Arapoğlu, ‘Sanat Yapıtlarının Çözümlenmesi’ başlıklı söyleşi kapsamında 27 Şubat Salı günü İstanbul Modern’de gençlerle buluşacak.

Akbank Sanat, 27 Şubat’ta 5 farklı çağdaş dans performansına ev sahipliği yapacak. “Harekete Alan Aç” gösterisinde “How Now Becomes Then”, “Way No Way”, “Kim Ki?”, “Sightless” ve “Avuçların İçinde” dans yapıtları sırasıyla genç yetenekler tarafından sahnelenecek.

Stand up dünyasının sevilen ismi Çağla Alkan, tek kişilik gösterisiyle Zorlu PSM touche by N Kolay’da 27 Şubat’ta sahneye çıkacak.

Yaşar Kemal Vakfı, Darüüşafaka Cemiyeti ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık tarafından düzenlenen “Gazeteci Yaşar Kemal” başlıklı söyleşi saat 17.00’de Yapı Kredi Kültür Sanat Loca’da gerçekleştirilecek.

KONSERLER

Latin Grammy ödülü sahibi Antonio Serrano, “Flamenco Messengers (Flamenko Habercileri)” projesinin dünya prömiyeri ile 1 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Cemal Reşit Rey (CRR) Konser Salonu’nda sahne alacak.

Latin, pop ve R&B türlerini kendine has üslubuyla yorumlayan, 9 senedir İstanbul’da yaşayan Kübalı şarkıcı Solanch De la Rosa da 28 Şubat’ta Zorlu PSM touche by N Kolay’da dinleyicilerle bir araya gelecek.

Mayıs 2022’de “Bi Cinnete Bakar” isimli ilk albümlerini yayımlayan LALALAR, Eylül 2023’te dinleyici ile buluşan ikinci albümleri “En Kötü İyi Olur”un şarkılarıyla ve özgün eserleriyle 28 Şubat akşamı Zorlu PSM %100 Studio’da müzikseverlerle buluşacak.

Musiki Eğitim Vakfı tarafından Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde 28 Şubat’ta, Cumhurbaşkanlığı Klasik Türk Müziği Korosu Şef Yardımcılığını yürüten Hulusi Yücebıyık’ın yönetiminde “Canan Okuyor” konseri gerçekleştirilecek.

Piyanist-besteci Tuluyhan Uğurlu, 2 Mart’ta Sirkeci Garı tarihi bekleme salonunda tematik bir konser verecek. 2 Mart’ta ayrıca Atatürk Kültür Merkezi’nde her cumartesi düzenlenen Kahve Konserlerinde bu hafta tenor Aykut Yılmaz, piyanistler Şenay Yılmaz, Simay Yılmaz ve Feruza Muhiddinova ile birlikte dinleyicilere farklı bir müzik deneyimi sunacak.

İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası, mart ayının ilk konserinde 1 Mart’ta AKM’de İspanyol ve Çek kültürünün klasik müzikteki sembolü haline gelmiş iki büyük besteciye yer verecek. İspanya’nın en ünlü bestecilerinden J. Rodrigo’nun “Pastoral” adını taşıyan flüt konçertosunu Bülent Evcil yorumlayacak. Ardından Çek ulusal müziğinin en büyük temsilcisi A. Dvorak’ın memleketinde bir kır evinde bestelediği, “Sekizinci Senfonisi” seslendirilecek.

İstanbul Devlet Opera ve Balesi tarafından sahneye konan, G.Rossini’nin ünlü eseri “II Mehmet” (Maometto II) operası, 2,6 ve 27 Mart’ta AKM Türk Telekom Opera Salonu’nda izleyiciyle buluşmaya devam edecek.

TİYATRO OYUNLARI

İbrahim Çiçek’in yönettiği, Enis Arıkan, Şebnem Bozoklu, Yağız Can Konyalı, Helin Kandemir ve Emine Evirgen’in performanslarıyla “Balina” oyunu 26, 27 Şubat’ta Zorlu PSM Turkcell Platinum Sahnesi’nde temsil yapacak.

Ayşe Kulin’in sevilen eseri “Veda”, Nedim Saban’ın uyarlaması ve yönetimiyle 1 Mart’ta AKM Tiyatro Salonu’nda tiyatroseverlerle buluşacak. Başrollerde usta tiyatro sanatçısı Nevra Serezli ve Leyla Feray sahnede yer alacak.

AKM Tiyatro Salonu’nda 2 Mart’ta da Ali Poyrazoğlu’nun kaleme aldığı ve Güneş Berberoğlu ile Melih Erener’in de rol aldığı “Tamamla Bizi Ey Aşk” isimli interaktif güldürüde, ilişkiler mizahi bir dille ele alınıyor.

Şehir Tiyatroları’nda da bu hafta 28-29 Şubat’ta “Kuğunun Şarkısı”, “Bir Halk Düşmanı”, “Ay, Carmela!”, “Gidiş Dönüş Moskova (Retro)”, “Yaşamak mı Yoksa Ölmek Mi”, “Sivrisinekler” ve “Maviydi Bisikletim” ve “Savaş Barış” oyunları, 1-2 Mart arasında ise “Savaş Barış”, “Sivrisinekler”, “Yaşamak mı Yoksa Ölmek Mi”, “Maviydi Bisikletim”, “Ay, Carmela!”, “Bir Halk Düşmanı”, “Kuğunun Şarkısı”, “Gidiş Dönüş Moskova (Retro)” ve “Geçit” oyunu sahnelenecek.

İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda (İDT) da 27 Şubat ve 3 Mart arasında “Rumuz Goncagül”, “Babamın Kelimeleriyle”, “Josef Bieder’in Yıldızının Parladığı An”, “Kırmızı Küre” ve “Meraklısı İçin Öyle Bir Hikaye” eserleri beğeniye sunulacak.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/istanbul-bu-hafta-bircok-etkinlige-ev-sahipligi-yapacak/feed/ 0
Ayşen Gruda aramızdan ayrılalı beş yıl oldu https://www.foxhaber.com.tr/aysen-gruda-aramizdan-ayrilali-bes-yil-oldu/ https://www.foxhaber.com.tr/aysen-gruda-aramizdan-ayrilali-bes-yil-oldu/#respond Tue, 23 Jan 2024 09:06:24 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=2530 Ayşen Gruda, Erman ailesinin ortanca kızı olarak 1944’te, İstanbul Yeşilköy’de Osmanlı döneminde karargah olarak kullanılan, aynı zamanda Halid Ziya Uşaklıgil’in kitaplarını yazdığı köşkte dünyaya geldi.

Kardeşleriyle, tiyatrocu annesinin gölge oyunlarını izleyerek büyüyen sanatçının yeteneği, Ermeni komşularının taklidini yaparken keşfedildi.

Ayşen Gruda, babasının vefatı üzerine lise eğitimini yarıda bırakarak çalışmak zorunda kaldı.

“Kongre Eğleniyor” isimli vodvilde küçük bir rol alarak 1962’de hizmetçi karakteriyle Tevfik Bilge’nin turne tiyatrosunda oyunculuğa başlayan usta sanatçı, 1965’te tiyatro oyuncusu Yılmaz Gruda ile evlendi ve çiftin Elvan ismini verdikleri kızları dünyaya geldi.

PERFORMANSIYLA “DOMATES GÜZELİ” OLDU

Kızı Elvan’ın doğumundan sonra bir süre tiyatroya ara vererek kızıyla ilgilenen Gruda, 1977’de bir televizyon skecinde oynadığı “Domates Güzeli Nahide Şerbet” karakterinin ardından “Domates Güzeli” olarak anılmaya başlandı.

Türk sinemasının az sayıdaki kadın komedyeninden biri olan ve Ertem Eğilmez filmlerinin ana kadrosunda yer alan usta oyuncu, kariyeri boyunca Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan ve Adile Naşit’in de aralarında bulunduğu pek çok ünlü oyuncuyla başrolü paylaştı.

Tiyatro eğitimi almadan henüz 14 yaşındayken başladığı oyunculuk hayatı boyunca onlarca filmde rol alan başarılı sanatçı, 1974’te “Hababam Sınıfı”, 1975’te “Bizim Aile”, “Delisin”, “Bitirimler Sınıfı”, “Bir Araya Gelemeyiz” ve “Hanzo”, 1976’da “Öyle Olsun”, “Aile Şerefi”, “Güngörmüşler”, “Süt Kardeşler” ve “Tosun Paşa”, 1977’de “Çöpçüler Kralı”, “Gülen Gözler”, “Hababam Sınıfı Tatilde”, “İbo ile Gülşah”, “Şabanoğlu Şaban” ve “Sarmaşdolaş”, 1978’de “Avanak Apti” ile “Neşeli Günler”, 1979’da “Doktor”, “Şark Bülbülü”, 1980’de “Renkli Dünya”, 1981’de “Gırgıriyede Şenlik Var”, “Davaro”, “Gırgıriye” ve “Hababam Sınıfı Güle Güle” adlı yapımlarda rol aldı.

Gruda, 1982’de “Çiçek Abbas”, “Doktor Civanım”, “Dolap Beygiri”, “Görgüsüzler”, 1983’te “Şekerpare”, 1984’te “Gırgıriyede Büyük Seçim”, 1985’te “Aşık Oldum”, “Uyanıklar Dünyası”, “Namuslu”, “Fakir Milyoner”, “Şendul Şaban”, 1986’da “Ağa Bacı”, 1987’de “Aile Pansiyonu”, “Seyyar Kamil”, 1988’de “Süper Baba”, 1993’te “Rumuz Sev Beni”, 1994’te “Şenlik Var”, 2003’te “Hababam Sınıfı Merhaba”, 2006’da “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu”, “İlk Aşk”, “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” ve “Keloğlan Karaprens’e Karşı” filmlerinde oynadı.

TİYATRO, SİNEMA VE MÜZİKALLERDE İZLEYİCİ KARŞISINA ÇIKTI

Unutulmaz Yeşilçam filmlerinde canlandırdığı başarılı karakterlerle hatırlanan sanatçı, tiyatro oyunu ve müzikallerde de seyirci karşısına çıktı.

Televizyon dizilerinden “Kaygısızlar”, “İbret-i Alem”, “Peri Masalı”, “Cennet Mahallesi” ve “İki Aile” adlı yapımların kadrosunda da yer alan oyuncu, 2008-2018’de “Gece Gündüz”, “Kağıt”, “Pazarları Hiç Sevmem”, “Seni Seviyorum Adamım”, “Kötü Kedi Şerafettin”, “Dedemin Fişi”, “Babamın Ceketi” ve Cem Yılmaz’ın “Pek Yakında” filmlerinde izleyiciyle buluştu.

Ayşen Gruda, 2006’da Sadri Alışık Ödülleri’nde ve 2010’da Uluslararası Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu”, 2012’de İstanbul Film Festivali’nde “Onur Ödülü”, 2015’te ise “52. Uluslararası Antalya Film Festivali”nde “Yaşam Boyu Onur Ödülü” aldı.

Usta sanatçı, 2017’de “Kırkından Sonra” adlı tiyatro oyununda, 2018’de ise “Sevgili Komşum” filminde rol aldı.

Gruda, 23 Ocak 2019’da 74 yaşındayken hayata veda etti, cenazesi Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedildi.

“SANATÇI ÇOCUĞU OLMAK ZOR BİR ŞEY”

Geçen yıl aralık ayında yaşama veda eden, sanatçının kızı Elvan Gruda sanatçı çocuğu olmanın zor bir şey olduğunu belirterek “Olgunlaştıkça, büyüdükçe çok gurur duyarsınız ama küçükken ona duyulan sevgi ve ilgiyi paylaşmak, anlamak zaman alır. Bir ünlü çocuğu olmak, karakterini, kişiliğini oluşturma çabasındaki bir çocuk için zorlayıcı bir durumdur.” ifadesini kullanmıştı.

Elvan Gruda, annesinin rol aldığı Yeşilçam filmlerindeki başarısının en önemli nedeninin samimiyet olduğunu vurgulayarak “Türkiye’de her kesimden ailenin bir ferdi gibiydi onlar. Annem sinemaya geçtiğinde çok tecrübeli bir tiyatro oyuncusuydu. Özellikle komedinin inceliklerini iyi biliyordu” demişti.

Ayşen Gruda’nın çok iyi bir gözlemci olduğunun altını çizen kızı, “Titizdi, çok disiplinliydi, çok okurdu, gündemi iyi takip ederdi. Bunu sinemada da devam ettirdi. Sürekli kendini geliştirmeye odaklıydı” değerlendirmesinde bulunmuştu.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/aysen-gruda-aramizdan-ayrilali-bes-yil-oldu/feed/ 0
İstanbul’da bu hafta hangi tiyatrolar, sergiler ve konserler olacak? https://www.foxhaber.com.tr/istanbulda-bu-hafta-hangi-tiyatrolar-sergiler-ve-konserler-olacak/ https://www.foxhaber.com.tr/istanbulda-bu-hafta-hangi-tiyatrolar-sergiler-ve-konserler-olacak/#respond Sun, 21 Jan 2024 21:12:25 +0000 https://www.foxhaber.com.tr/?p=2474 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nda, bu hafta 10 farklı oyun tiyatroseverlerle buluşacak.

Program kapsamında Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde “Kral Oidipus” 22-23 Ocak’ta, “İfiggenya” 24-27 Ocak’ta sahnelenecek.

Hafta boyunca “Godot Geldi” Kağıthane Sadabad Sahnesi’nde, “Geçit” Üsküdar Musahipzade Celal Sahnesi’nde, “Öldün Duydun mu?” Ümraniye Sahnesi’nde temsil yapacak.

Franco rejimi tarafından rehin alınan iki varyete oyuncusu Carmela ve Paulino’nun yaşadıklarını ela alan “Ay, Carmela” Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde, “Yaftalı Tabut” Gaziosmanpaşa Sahnesi’nde, “Cadı Kazanı” ve “Çingene Boksör” Kadıköy Gazhane Müze Büyük Sahne’de tiyatroseverlerin karşısına çıkacak.

Beylikdüzü Yakuplu Rasim Öztekin Sahnesi’nde ise 27 Ocak’ta “Uçurtmanın Kuyruğu” oyunu sahneye koyulacak.

Hafta sonunda ise çocuk oyunları “Fındıkkıran”, “Herkes Sihirbaz Olacak”, “Elma Kurdu Kırtık”, “Bir Gece Masalı”, “Çöpsüz Dünya” ile “Bekçi ile Postacı” Şehir Tiyatrolarının sahnelerinde boy gösterecek.

İstanbul Devlet Tiyatrosunda (İDT) bu hafta (21-28 Ocak) 6 farklı oyun seyircilerin beğenisine sunulacak.

Meciyeköy Büyük Sahne’de “Düdüklüde Kıymalı Bamya”, “Ayak Bacak Fabrikası”, Mecidiyeköy Stüdyo Sahne’de “Tek Başıma”, Üsküdar Tekel Sahnesi’nde “Parmak”, Üsküdar Stüdyo Sahne’de “Çarpışma”, Garibaldi Sahnesi’nde “Çağrılmadan Gelen” oyunları sahnelenecek.

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülüne layık görülen Fransa yapımı dram filmi “Anatomie d’une chute (Bir Düşüşün Anatomisi)” 22, 24, 26, 28 Ocak’ta AKM Yeşilçam Sineması’nda izleyiciye ulaşacak.

SAHNE SANATLARI VE KONSERLER

Oyuncu Engin Günaydın’ın yazıp yönettiği “Hücreler” isimli tiyatro oyunu 21, 28 ve 29 Ocak’ta Maximum Uniq Hall’de tiyatroseverlerle buluşacak.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ölümsüz eseri “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, Serkan Keskin’in onlarca surete büründüğü, sinema ve tiyatronun iç içe geçtiği çağdaş bir uyarlama olarak 23 Ocak’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde.

Zuhal Olcay, Haluk Bilginer, Özlem Zeynep Dinsel, Yiğit Özşener, Gözde Kırgız ve Kıvanç Kılınç’ı sahnede buluşturan Eugène Ionesco’nun eseri “Kel Diva”, 22 Ocak’ta Oyun Atölyesi, 23 ve 24 Ocak’ta da Maximum Uniq’te.

Modern teknoloji ve Kenan Ece’nin Türkçe seslendirmesi ile 360 derece deneyime dönüşen “Küçük Prens: Bir Dostluk Hikayesi”, Dubai, Bükreş ve Antalya’nın ardından izleyiciyle buluştuğu Fişekhane ve Maximum Uniq Box’ta sömestir tatili boyunca sürecek. Saint Exupéry’nin kitabının modern bir adaptasyonu olan gösteri 45 dakika boyunca geleneksel tiyatro, animasyon ve dijital sanatı harmanlıyor.

Besteci Giacomo Puccini’nin başyapıtlarından biri olarak kabul edilen “La Boheme” Operası, 25 Ocak’ta Atatürk Kültür Merkezi’nde sanatseverlerle buluşacak. İtalyanca seslendirilecek eseri, Evin Atik sahneye koyuyor. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası’nı ise İbrahim Yazıcı yönetiyor.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde düzenlenen 25 Ocak’ta “Yazar-Editör Sohbetleri”nin konuğu yazar Murathan Mungan ile editör Müge Gürsoy Sökmen olurken, “Bir Arada” konserleri kapsamında ise 26 Ocak’ta Deniz Taşar ve Seda Erciyes sahne alacak.

SERGİLER

Milli İstihbarat Teşkilatının 97. kuruluş yılına ithafen hazırlanan “Temas İstanbul” sergisi AKM Galeri’de, Ömer Koç Koleksiyonu’ndan seçilen eserlerle oluşturulan “Farz Et Ki Sen Yoksun” adlı sergi Arter’de ziyaret edilebilir.

Neyzen, besteci ve yapımcı Mercan Dede’nin 30 yıllık görsel sanat çalışmalarının bir seçkisinden oluşan “Sen Potansiyellerle Doğdun” sergisi Beyoğlu’ndaki Casa Botter Binası’nda, “Meşgul Şehir: İşgal İstanbul’unda Siyaset ve Gündelik Hayat, 1918-1923” sergisi ise İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Galerisi’nde sanatseverleri bekliyor.

]]>
https://www.foxhaber.com.tr/istanbulda-bu-hafta-hangi-tiyatrolar-sergiler-ve-konserler-olacak/feed/ 0