Seçimde Rusya’nın 2014’te Ukrayna’dan yasa dışı ilhak ettiği Kırım’da, 2022’de ilhak ettiği Donetsk, Luhansk, Herson ve Zaporijya bölgelerinde de devlet başkanı seçimi için sandık başına gidildi. Rusya ayrıca Abhazya ve Güney Osetya’da da seçim düzenledi.
Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, ülkesinden tek taraflı bağımsızlığını ilan eden Abhazya ile Güney Osetya bölgelerinde Rusya devlet başkanı seçimlerinin yapılmasının yasa dışı olduğunu belirtti.
Zurabişvili, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Abhazya ve Güney Osetya bölgelerinde Rusya devlet başkanı seçimlerin yapılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etti.
“ULUSLARARASI KURALLARA TAMAMEN AYKIRI”
İki bölgenin Rusya’nın işgali altında olduğunu kaydeden Zurabişvili, “Rusya Federasyonu devlet başkanı seçimlerinin Gürcistan’ın işgal altındaki bölgelerinde yapılması kesinlikle kabul edilemez ve yasa dışıdır. Bu seçimler, Gürcistan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü bir kez daha ağır bir şekilde ihlal etmektedir ve uluslararası kurallara tamamen aykırıdır” ifadesini kullandı.
Zurabişvili, uluslararası toplumu bu duruma tepki vermeye davet etti.
“RUSYA EMPERYAL HIRSLAR PEŞİNDE”
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de temaslarda bulunmak üzere gittiği Gürcistan’da konu hakkında açıklamalarda bulundu.
Genel Sekreter Stoltenberg, “Rusya’nın, Gürcistan ve Ukrayna topraklarında seçim yapması tamamen yasa dışıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Stoltenberg, Rusya’nın “emperyal hırslarının” peşinde olduğunu savunarak, Gürcistan’ın güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını ifade etti.
“BM ŞARTI İHLAL EDİLDİ”
Avrupa Birliği Dış İlişkiler Servisi tarafından Rusya’da 15-17 Mart’ta düzenlenen devlet başkanı seçimi hakkında yapılan açıklamada, seçimlerin süren Rusya-Ukrayna Savaşı’nın da etkisiyle “son derece kısıtlı ortamda gerçekleştiği” vurgulandı.
AB’nin, Rusya’nın “geçici işgal altındaki Ukrayna topraklarında yasa dışı düzenlenen sözde seçimleri şiddetle kınadığı” bildirilen açıklamada, bu seçimlerle Rusya’nın “Birleşmiş Milletler (BM) Şartı dahil uluslararası hukuku ve Ukrayna’nın bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü bir kez daha açık şekilde ihlal ettiği” kaydedildi.
Açıklamada, “BM Genel Kurulunun 12 Ekim 2022 ve 27 Mart 2014 tarihli iki kararına atıfta bulunarak Rusya’yı Ukrayna’nın uluslararası alanda tanınan sınırlarına ve egemenliğine saygı göstermeye çağırıyoruz. AB, Ukrayna topraklarında sözde seçimlerin yapılmasını ya da sonuçlarını tanımadığını ve asla tanımayacağını bir kez daha yineler.” ifadesi kullanıldı.
“SEÇİMLER HÜKÜMSÜZ”
Söz konusu bölgelerde yapılan seçimlerin “hükümsüz olduğu, hiçbir hukuki sonuç doğuramayacağı” kaydedilen açıklamada, “Rusya’nın siyasi liderliği ve bu seçimlerin düzenlenmesinde rol oynayanlar, bu yasa dışı eylemlerinin sonuçlarına katlanacaktır.” ifadesine yer verildi.
Açıklamada, AB’nin Ukrayna’nın egemenliğine, bağımsızlığına, birliğine ve toprak bütünlüğüne bağlılığı yinelenerek, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşı sonlandırması, “tamamen ve koşulsuz olarak” Ukrayna topraklarından çekilmesi gerektiği belirtildi.
]]>“MİLYONLARCA METREKÜP TOPRAK”
Maden sahasındaki kazanın üzerinden 6 gün geçtiğini ve ilk anından itibaren devlet olarak, hükümet olarak tam bir seferberlik ruhu ile gece gündüz durmadan, duraksamadan çalıştıklarını söyleyen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya alanda yaptığı açıklamada, şunları söyledi:
“Bu maden ocağı 940 hektarlık bir arazi. Bugün sizlerle beraber çalışmaların olduğu yerden aziz milletimize konuşuyoruz. Bu hemen ardımızda görmüş olduğunuz toplam liç alanı dediğimiz yerde yaklaşık 35 milyon metreküplük bir toprak kütlesi var ve 14.28 de o vakitte toprağın kaydığı zamanda hemen bu ardımızdaki sabırlı dere alanı dediğimiz yere yaklaşık 5 milyon metreküplük bir toprak kayması ile yeni bir kütle vadiye doğru geldi. Hemen arkasındaki Mangan ocağı dediğimiz yer var ki oradan geliyoruz buraya orada da 1.2 milyon metreküplük bir toprak kayması ile yer değiştirmiş vaziyette. Hemen sırt tarafta yani toplam liç alanın olduğu yerde de devamlı karşı tepelerde iki tane konuşlandırılan jeoradarlarla yaptığımız arama kurtarma ile ilgili çalışmalarımız da arkadaşlarımızın güven ortamında çalışması ile ilgili olma ihtimali olan kaymayı anlık izliyoruz.”
YERLİKAYA, SABIR İSTEDİ
Yerlikaya, “Arama kurtarma ile ilgili AFAD başından beri 500’ün üzerinde profesyonel arama kurtarma ekibimiz var. 2 bin 700’ü aşmış durumdayız insan gücü olarak. 800 aracımız var en modern en güçlü araçlarımız var. Şunun altını çizmek istiyorum araç ve insan kaynağı olarak hiçbir eksikliğimiz yok ama an ve an arkadaşlarımız buradaki bilim insanlarımızın yol göstericiliğinde istişare ile işçimizden, şoförümüze varıncaya kadar hepimizin tek bir niyeti var bu işi olabilecek en kısa zamanda tamamlamak. Bunun içinde eğer ilave araç ilave insan kaynağı ile bir ihtiyacımız doğuyorsa bilin ki olabilecek en kısa sürede bunu tamamlıyoruz. Şimdi öncelikle 9 canımız şu anda bu toprağın altında. Yakınlarımızın her birini ziyaret ettik. Devamlı da ziyaret ediyoruz. Onlar da zaman zaman buraya geliyorlar. Onların akrabalarından bu maden ocağında çalışan kardeşlerimizde var az önce onlarla tekrardan görüştük. Onların sabrı, anlayışı için minnettarız. Sabra ihtiyacımız var. Sabır şu anda bizim en fazla ihtiyacımız olduğu bir duygu. Bunu da görüyoruz, minnettarız. Ama şunu ifade etmek istiyorum böyle büyük bir toprak kütlesinin hareket ettiği bir ortamda bizim planımız basitçe şu. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızdan arkadaşlarımız ve bilim insanlarımızla beraber hemen bu ardımızda görmüş olduğunuz 5 milyon metreküplük hedef alanda ve arkasındaki mangan alanında toprağı geçici depolama alanı olarak az önce gelmiş olduğumuz ve tamamen Çevre Şehirciliğin bizzat talimatı ile oluşturmuş olduğu güvenli ortama geçici tahliye ediyoruz.” dedi.
“1000-1500 KAMYON HAREKETİ VAR”
Bakan Yerlikaya alanda 800 iş makinesi ile en büyük hacimli 60 yakın ekskavatörlerle günlük 1000-1500’e yakın bir kamyon hareketi ile burayı ve hemen arkasındaki mangan ocağı yani toprak kaymasının olduğu yere tahliye sürecini AFAD koordinasyonunda yapmaya devam ettiklerini söyledi. Bakan Yerlikaya, “İklim koşulları ve özelikle jeoradarların devamlı takibi ile güvenli bir ortamla ilgili sıkıntı olmadığı müddetçe Allah’ın izni ile aziz milletimize bu kardeşlerimize eriştiğimizin müjdesini verebilmek için canı gönülden çalışıyoruz. Buradaki sürecin her anını Sayın Cumhurbaşkanımız takip ediyor. Maden ocağı ile ilgili olarak tüm bakanlıklarımız bir koordinasyon, azim ve kararlılıkla çalışmalarını sürdürüyor” dedi.
“ADALET TECELLİ EDECEK”
Adli süreçle ilgili olarak bir soruyu değerlendiren Bakan Yerlikaya, “Bağımsız Türk yargısı Erzincan’da. Başsavcımızın nezaretinde görevlendirilen 4 savcımız bununla ilgili bir ihmal ve bir kusur varsa bilin ki kesinlikle ve kesinlikle hak ve adalet tecelli edecek. Buna hiç kimsenin kuşkusu ve şüphesi olmasın. Bu sürecin yargıya intikal ettiği andan itibaren değerlendirme yapmak bizim hakkımız değil. Bağımsız yargı zaman zaman kamuoyunu bu noktada bilgilendirme ile ilgili bir ihtiyaç zuhur eylerse gerek bakanımız gerekse başsavcılığımız bunla ilgili sizleri ve bizleri de aydınlatır” diye konuştu.
“İŞÇİLER BULUNSA DA TOPRAK TAMAMEN TAŞINACAK”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar da yaptığı açıklamada şöyle konuştu:
“Dün konuştuğumuz gibi bugün sahadayız. Eminim sizler de sahadan daha farklı olduğunu ve hadisenin ne kadar büyük boyutlu olduğunu daha yakinen görmüş oluyorsunuz. Sayın bakanım ifade ettiler. İlk andan itibaren devletimiz bütün ilgili kurum ve kuruluşları ile bütün ekipleri ile burada. Bugün ilk kez sahada sizlerle basın toplantısını gerçekleştiriyoruz. Arkada hakikaten çok büyük bir kütle var o kütlenin 3 ayrı noktaya aktığını görüyoruz. Burada en önemli şey toprak kütlesinin taşınacağı alanın tespiti ve oranın hazır hale getirilmesiydi. Şu anda toprak tahliye edilmeye başlanmış durumda. Zaten arama faaliyeti ile ilgili yoğun bir çaba büyük bir fedakarlık ve uyum içerisinde devam ediyor. Dolayısı ile orada sayın bakanımızın ifade ettiği gibi bir sabra ve açıkçası biraz da Allah’ın yüzümüze bakmasına ihtiyacımız var. İnşallah oradan kısa bir zamanda netice alırız ve bu sayede de hem aileleri hem bütün milletimizi bir neticeye ulaştırmış oluruz. Dolayısı ile bu çalışmalar devam ediyor. Burada bir de çok ciddi anlamda çevreyle alakalı alınması gereken tedbirler vardı. Bununla alakalı da her türlü tedbiri almış durumdayız. Özelikle DSİ çok yoğun bir çalışma ile buradaki su hareketini kontrol edip bu sahaya tekrar suyu sokmadan bunu farklı alanlara yöneltmekle alakalı ciddi bir çalışma yürütüyor. Aşağıda sedde ile ilgili çalışmamızda büyük oranda tamamlanmış durumda. Yani yeni bir su hareketini kontrol altına alma ile alakalı bütün tedbirler alınmış durumda. Bölgeden sürekli ölçümler alınıyor. Şu anda hem toprakta hem suda halk sağlığına zarar verebilecek he hangi bir şeyin olmadığı yönünde. Dolayısı ile o noktada kontrollerimiz böyle eş zamanlı eş güdümlü bir şekilde devam ediyor. İşçiler bulunsa bile bu toprak buradan tamamen kaldırılacak.”
Bakan Bayraktar, madenin izin belgesinin iptali ile ilgili bir soruya da “Buranın izin belgesi iptal edildi. Bu belgeyi alana kadar burada çalışma yapması söz konusu değil. Çevre İzin Belgesi şu an iptal edilmiş. O belge yenilene kadar herhangi bir faaliyet söz konusu olamaz” dedi.
]]>* “Erzincan’da, İliç’te Anagold firması tarafından işletilen altın madeninde meydana gelen maden kazasından daha çok aslında bir madencilik cinayeti sonrasında, 9 işçi kardeşimin liç yığınları altında kalmasından çok büyük üzüntü duyuyoruz. Bütün ümidimiz onlarladır ki bir an evvel kendilerine ulaşılsın ve yine diliyoruz ki nefes alırken ve sağlıkla yaşama döndürülsünler, ailelerine, evlerine dönebilsinler. Bu facia, çok yönlü bir araştırmayı gerektiriyor. Çünkü göz göre göre gelen, tüm ikazlara rağmen, bu ikazlara aldırmaksızın yapılan faaliyetler sonrasında tablo bu noktaya geldi.
* Daha ilginç olan bir şey var ki TBMM’de bugün 2/1959 sayılı, madenciliği daha da liberalize eden, kamu yararından uzaklaştıran, çok daha fazla şirket karına odaklatan bir düzenleme TBMM gündemine gelecekti. Ancak bugün itibarıyla bunun görüşmelerini geri çektiler ve başlamamaya karar verdiler. Bugün Sağlık Bakanlı ile ilgili bir teklif görüşülecek. Çarşamba-perşembe görüşülecek, haftaya bu gelecek mi?
“LİBERAL DÜZENLEMEYİ BİR KERE DAHA GETİRMEYİ DENEYECEKLER”
* Yapacaklarını söyleyeceğim: Kamuoyunun hissiyatı, duyarlılığı azalınca madencilikle ilgili bu liberal düzenlemeyi bir kere daha getirmeyi deneyecekler. O halde soruyu şöyle soralım mı? Mesele duyarlılığın arttığı zamanlarda dikkatli olma meselesi midir yoksa Türkiye’nin taşını, toprağını, ekosistemini, doğasını, insanını, işçisini koruma meselesi midir? Ben iktidarı bu alanda duyarlı olmaya çağırıyorum.
“SİYANÜRLE ALTIN MADENCİLİĞİ FAALİYETLERİNE SON VERDİLER”
* İliç’te meydana gelen altın madeni faciası neyle yapılan bir madencilikti? Siyanürle yapılan bir madencilikti. Bugün bize anlatabilirler, dünyanın her tarafında böyle yapılıyor. 20 yıl evvel bu böyleydi ama 2000 yılında Romanya’da meydana gelen bir siyanürün Tuna Nehri’ne karışması sonrasında neredeyse Sırbistan’ın, Macaristan’ın tatlı su kaynakları yok edildi. Yüzlerce ton su balığı yaşamını yitirdi ve bu, büyük bir çevre felaketine yol açtı. Bunun sonrasında 2000 yılında Çek Cumhuriyeti, 2002’de Almanya, 2009’da Macaristan siyanürle altın madenciliği faaliyetlerine son verdiler. 2010 yılından itibaren de AB, siyanürle altın madenciliğinin AB topraklarında yapılmamasına yönelik bir tavsiye kararı aldı ve yayınladı.
“TÜRKİYE’DE ÇED RAPORU DEMEK, ÇED FİRMASI SAHİPLERİNİ ZENGİN ETME DEMEK”
* Bizde değişen bir şey oldu mu? Olmadı. 2010 yılından beri bu maden faaliyetlerine devam ediyor. Bir Kanadalı firma ve onun yerli ortağı var. Anagold. 2010 yılından sonra kapasite genişlemesine yönelik talepleri oldu mu? 2014 ve 2021 yılında iki kez kapasite artırımı söz konusu oldu. Bu kapasite artırımları sonucunda, 687 hektarlık alanda yapılan altın madenciliği, bin 746 hektara yükseltildi. Bununla ilgili ÇED raporları var mı?
* Türkiye’de ÇED raporu demek, ÇED firması sahiplerini zengin etme demek. Çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen ÇED raporlarının yüzde 99’u olumlu raporlar. Yani adeta dosyayı tamamlamak için kamu kaynaklarından ÇED firması sahipleri zengin ediliyor. Burayla ilgili verilen ÇED raporunda ne denmiş? ‘Toprak kayması riski genellikle kayalıkların çok çatlak olduğu, sıvılaşmaya hazır yüzeysel topraklar, killerin bulunduğu yerlerde daha yüksektir. Oysa çalışma alanı düşük miktarda yağış aldığından ve yüzeyde bitki örtüsü az masif kireç taşı ve mermer kütleleri bulunduğundan heyelan potansiyeli taşımamaktadır.’
“BU İŞTE BİR SORUMLULUĞU VAR MIDIR, YOK MUDUR”
* ÇED raporu diyor ki ‘TMMOB ve bazı çevreler buralarda toprak kayması olabilir. Liç yığınları kayabilir. Buradan siyanürler yeraltı sularına ve Fırat Nehri’ne karışabilir’ diyorsa da ‘Biz orada gözlem yaptık. Yağışlar azdır. Ayrıca bitki örtüsü de vardır. Dolayısıyla orada bir heyelan olmaz’ diyor. Oldu mu bir heyelan. Evet. Toplam 300 dekardan fazla alana 10 milyondan fazla metreküp liç yığını yığıldı. O halde bu ÇED raporunu yazan firmanın, o firmada bu rapora imza atanların bu işte bir sorumluluğu var mıdır, yok mudur? Yoksa bu rapordan aldıkları ve ceplerine koydukları paralar yanlarına kalmaya devam edecek midir? İlk sorum bu.
“9 İŞÇİ KARDEŞİMİZİN HESABINI MURAT KURUM VERMEYİ DÜŞÜNMEKTE Mİ?”
* TMMOB, bu raporların tamamının doğru, bilimsel olmadığını, bölgenin son derece tehlikeli olduğunu açıklamasına rağmen bu ÇED raporunu veren Murat Kurum, şu anda neden Erzincan İliç’te değil de İstanbul’da siyasi faaliyetlerine devam edebilmektedir? Bu rahatlığının sebebi nedir? Çünkü bu kapasite artırımlarının sonrasında orada o felaket meydana gelmiştir. 9 işçi kardeşimizin hesabını Murat Kurum vermeyi düşünmekte midir acaba? Bundan dolayı acaba uykusu kaçmakta mıdır?
“RANTA KURBAN EDİLDİĞİ BİR MEMLEKETİN EVLATLARIYIZ”
* Binali Yıldırım diyor ki ‘Bunlar birkaç kepçeyle alınabilecek şeyler değildir.’ Biz de biliyoruz, doğru. 10 milyon metreküp. Sonra, ‘Fırat’a gitmekte olan Sabırlı Deresi ile Fırat arasına menfez koyduk. Bir su karışması mümkün değildir.’ Membran koymuşlar. Membranlar bunları önleyecekmiş. Fırat’ın önüne menfez koydunuz. Peki 10 milyon metreküp liçli, siyanürlü topraktan sızan siyanürün toprak altı su kaynaklarına erişebilmesini nasıl engellemeyi düşünüyorsunuz? Eğer burada bu kapasite artırımları verilmeseydi orada 300 metreyi bulan dev gibi yığınlar yığılır mıydı ve onlar bir toprak kütlesi halinde değil de adeta bir sel gibi vadiye böyle akabilir miydi? Türkiye’nin doğasıyla, insanıyla hiç edildiği, ranta kurban edildiği bir memleketin evlatlarıyız.
“TÜRKİYE’NİN ALTINI DİĞERLERİ TARAFINDAN PAYLAŞILIYOR”
* AKP, altın madenciliği faaliyetiyle övünüyor. 2020’de 41 ton altın çıkartıldı. Şimdi de 30 tonlar civarında bir uygulamayla gidiliyor. Bu altın madenciliğinin bu memlekete bir kuruş faydası var mıdır? Benim memleketime gelecekler. Karadeniz’den Kaz Dağları’na, Erzincan’ın İliç’ine Bergama’sına, Uşak’ına kadar, Türkiye’nin her tarafını siyanürle liçleyecekler. Çıkartılan altının yüzde 98-99’unu götürecekler. Siyanürü, liçi ve doğa felaketi bize kalacak.
* Burada büyük bir rant ortaklığı vardır. Yabancı firmalar ve siyasetin durumuna göre onlara eşlik eden, geçen dönemin FETÖ’cü firmaları, bu dönemde onların yerine gelen iktidarın yandaşı firmalar, o yabancıların Türkiye’deki halkla ilişkiler faaliyetlerini, bürokrasideki izinlerini, siyasetle ilişkilerini düzenliyorlar. Rant hep beraber bölüşülüyor. Türkiye’nin altını diğerleri tarafından paylaşılıyor. Bize de bunun doğa felaketini çekmek kalıyor.”
]]>