Edirne’de her yıl 5-6 Mayıs’ta, Hızır ve İlyas peygamberlerin yeryüzünde buluştuğu anın simgesi, baharın gelişi ve yenilenme ritüeliyle kutlanan Kakava eğlencelerine katılmak için Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından kente turist geliyor.
Özel olarak Kakava turları düzenlenirken, turla gelmeyenler ise kendi imkanlarıyla adeta kente akın ediyor.
Kakava’nın yarattığı hareketlilik kentteki ciğerci, şekerlemeci, otel işletmecisi başta olmak üzere esnafın da yüzünü güldürüyor.
Etkinlikler tüm yıla yayılmalı
Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Başkanı Sezai Irmak, AA muhabirine, UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Listesi’ndeki Kakava’nın yüzyıllardır kutlandığını söyledi.
Şenlikler öncesi Vali Yunus Sezer başkanlığında yapılan toplantıda ciddi önlemler alındığını belirten Irmak, “Otoparklar, Kakava’ya gidiş ve geliş güzergahları konusunda ciddi düzenlemeler yapıldı. Edirne ekonomisini canlandıran etkinliklerden biri. Kakava’ya yurdun her tarafından geniş katılım olacak” dedi.
Irmak, hem Kakava hem de Tarihi Yağlı Kırkpınar Güreşleri’nin Sarayiçi’nden başka bir alanda, tüm yıla yayılacak etkinlikler kapsamında kutlanması gerektiğini ifade etti.
“Edirne önemli bir destinasyon”
Türkiye Otelciler Birliği Edirne Temsilcisi Gökhan Balta da kentin Kakava zamanı Türkiye’nin dört bir yanından ziyaretçi aldığını söyledi.
Şenlikler dolayısıyla Edirne’nin bayram havası yaşayacağını anlatan Balta, şunları kaydetti:
“Kakava Şenlikleri’yle çok güzel bir hafta geçireceğiz. Her yıl olduğu gibi Kakava’da başarılı bir organizasyon yapıyoruz. Otellerimizde rezervasyonlar devam ediyor. Tur şirketleri için Edirne önemli bir destinasyon olmaya başladı ve daha iyi bir yere gelecek. Edirne sadece Kakava değil Osmanlı’ya başkentlik yapmış bir şehir olarak tarihi, turistik, gastronomi noktalarıyla ilgi çekiyor.”
Balta, kentteki 7 bin yatak kapasitesinin Kakava rezervasyonlarıyla yüzde 80 doluluğa ulaştığını aktardı.
“Heyecanla misafirlerimizi bekliyoruz”
Otel İşletmecisi Kemal Kılıç ise yoğun talep alan Kakava’nın kentte bir festival havası oluşturduğuna işaret etti.
Kakava’nın şehre büyük katkı sağladığını belirten Kılıç, “Gördüğümüz kadarıyla otellerin doluluk oranı yüzde 80’i geçti. Şehirde üretilen geleneksel lezzetlerden Kavala kurabiyesi, badem ezmesi üretimi hızlandı, ayrıca hediyelik mis sabunu üretimi arttı. Heyecanla misafirlerimizi bekliyoruz. Tur şirketleri de yoğun şekilde Edirne’ye taleplerini oluşturmaktalar. Geniş katılımlı bir şenlik bekliyoruz.” diye konuştu.
“Edirne’ye gel ciğerimi ye”
Tava ciğer ustası Uğurcan İmrak, kentteki ciğercilerin de Kakava’ya hazırlandığını söyledi.
Kentte tam bir bayram havası olduğunu anlatan İmrak, “Kakava Edirne’nin özel ve önemli günlerinden. Tava ciğerciler olarak bizler de bu günlerde ciğer kapasitemizi artırıyoruz. Kakava’da misafirlerimize en iyi hizmeti vereceğiz. Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ve bu kente çok katkısı olan Edirne’yi Tanıtma ve Tava Ciğeri Kalite Kontrol Derneği Başkanı Bahri Dinar’ın ifadeleriyle ‘Edirne’ye gel, ciğerimi ye’ diyoruz” diye konuştu.
Kutlamalar 4 Mayıs’ta başlıyor
Edirne Belediyesince organize edilen kutlamalar, Tunca Nehri’nin çevrelediği Sarayiçi’nde 4 Mayıs Cumartesi çeşitli konserlerle başlayacak.
Etkinlikler, 5 Mayıs Pazar günü saat 10.00’da başlayacak konserler ve gösterilerin ardından Kakava ateşinin saat 15.00’te Sarayiçi’nde yakılmasıyla devam edecek.
Program kapsamında 6 Mayıs Pazartesi günü sabahı ise şafak sökmeden Roman ritüelini görmek için binlerce turist Tunca Nehri kenarında dilekler dileyecek. Tunca’da sağlık için yüzünü yıkayan Roman gençleri ise hava uygun olduğu takdirde nehre girecek.
]]>Akdeniz’deki istilacı yabancı türlerden biri olan balon balığı hakkında Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs, Lübnan, Suriye, İsrail, Filistin, Mısır, Libya ve Tunus’tan bilim insanlarının yaptığı “Doğu Akdeniz’de İstilacı Balon Balıklarının İnsan Sağlığına Etkilerinin (Saldırılar, Zehirlenmeler ve Ölümler) Değerlendirilmesi” adlı çalışma bilim dergisi Biology’de geçen ay yayımlandı.

Çalışmada, Haziran 2004’ten Aralık 2023’e kadar Doğu Akdeniz’deki balon balığı (Lagocephalus sceleratus) ve turuncu benekli balon balığı (Torquigener Hypsolegeneion) kaynaklı meydana gelen fiziksel saldırı, zehirlenme ve ölüm vakaları ilk kez kapsamlı şekilde ele alındı. İnsan sağlığını etkileyen 198 olayın belgelendiği çalışmada, tüketimden kaynaklı 27 ölüm, 143 ölümcül olmayan zehirlenme ve 28 fiziksel saldırı vakası tespit edilerek incelendi. Kaydedilen vakalarda özellikle 2019’dan sonra hızlı bir artış yaşandığı da gözlemlendi.
EN FAZLA VAKA SURİYE VE TÜRKİYE’DE
Balon balıklarıyla ilgili tespit edilen ilk vakalar Lübnan ve Mısır’dan gelirken, en fazla zehirlenme vakası 64 kişi ile Suriye’den bildirildi. Suriye ve Türkiye, balon balıklarıyla ilgili en fazla vaka rapor edilen iki ülke olurken, Lübnan 16 can kaybıyla balon balığı kaynaklı en fazla ölümün meydana geldiği ülke oldu. En fazla can kaybı yaşanan ikinci ülke olan Türkiye’de 4 ölüm, 24 ölümcül olmayan zehirlenme ve 8 fiziksel saldırı vakası kayıtlara geçti.

Dokularında yüksek miktarda nörotoksin tetrodotoksin (TTX) bulunduran balon balıkları, insan sağlığı açısından risk oluşturuyor. Dünyadaki yaklaşık 200 balon balığının yüzde 28’inden fazlası insan tüketimi için güvenli olmayan seviyelerde TTX içeriyor. Balon balıklarında bulunan TTX’in düşük düzeyi ağrı kesici olarak çok etkili olsa da yüksek dozu ölüme neden olabiliyor.
Zehirlenme semptomları genellikle TTX’in vücuda girişinden yaklaşık 10 dakika ila 6 saat arasında ortaya çıkabiliyor. Sinir ve sindirim sisteminde başlayarak 4 aşamada ilerleyen semptomlar, uzuvlarda uyuşma ve felç, kalp ve solunum sistemlerinde anormallikler ve son olarak meydana gelen bilinç kaybı ile genellikle 6 ila 24 saat içinde ölümle sonuçlanıyor. Hastalar genellikle 24 saat içinde solunum yetmezliğine bağlı olarak hayatını kaybetmezse, vücutta kalıcı bir hasar olmadan iyileşebiliyor.
AKDENİZ’DE 13 TÜR VAR
Araştırmada yer alan bilim insanlarından Dr. Aylin Ulman, balon balıklarının insan sağlığına, ekonomiye ve biyoçeşitliliğe zarar verdiği için yüksek düzeyde istilacı tür olarak nitelendirildiğini belirtti.
Akdeniz’de bilinen 13 tür balon balığı bulunduğunu aktaran Ulman, “Kaydedilen türlerden 6’sı Hint-Pasifik kökenli ve bunların 3’ü en yüksek zehir seviyelerine sahip. Hint-Pasifik kökenli Kızıldeniz türleri, Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz’e ulaşıyor. Zehir seviyesi en yüksek ve ne yazık ki sularımıza da gelmiş olan 3 balon balığı türünün bilimsel isimleri Lagocephalus sceleratus, Lagocephalus suezensis, Torquigener hypselogeneion’dur” dedi.

Türkiye sularında ilk kez 2002’de görülen balon balığının ilerleyen günlerde Akdeniz’in diğer noktalarına da yayılmaya başladığını ifade eden Ulman, Cebelitarık Boğazı ile Karadeniz’de de balon balığına rastlanabildiğini anlattı.
Ulman, keskin dişlere sahip balon balıklarının biyoçeşitlilik üzerindeki etkisi hakkında şu bilgileri verdi:
“Çok keskin dişleri iki plakaya kaynaşmış olması nedeniyle midye ve yengeç gibi omurgasız hayvanların sert kabuklarını kırabilir, hem de su kolonunda ve dipte yaşayan balıkları yakalayıp yiyebilirler. Bu yüzden, farklı habitatlarda yaşayan geniş bir canlı çeşitliliği üzerinden beslenebilirler. Esas olarak, ahtapot ve kalamar türlerini tercih ediyor gibi görünse de bulabildikleri tüm canlıları yiyorlar, hatta etrafta besin bulamadıklarında yamyamlığa da başvurduklarını düşünüyoruz.”
ASLA YENMEMELİ
Balon balığındaki zehrin, balığın eti başta olmak üzere tüm organlarında bulunduğu ve kesip çıkarılamadığı bilgisini paylaşan Ulman, “Son yıllarda denizde bulunan, yüzen insanlara da saldırmaya başladılar ancak bu tip saldırılar şimdilik nadir görülen bir durum. İnsanlar balon balıklarını asla yememeli. Kazayla balon balığı yediklerinde ilk yardım tedavisi için vakit geçirmeden tıbbi yardım almalı. Şu ana kadar balon balığı zehrinin bilinen bir panzehiri yok ancak acil tıbbi müdahale gerekli” diye konuştu.

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün zehirli balon balığının avlanmasını teşvik etmek için balık başına 25 lira ödül koyduğunu hatırlatan Ulman, kendilerinin de bu fikirden yola çıkarak zehirli balon balığının derisini, doğaya dost yöntemlerle egzotik ürünlere dönüştüren ticari bir girişim başlattıklarını bildirdi.
Türkiye denizlerinde şu anda 500’den fazla yabancı tür olduğuna dikkati çeken Ulman sözlerini “Ne yazık ki bir kere yerleştikten ve yayılmaya başladıktan sonra burada kalacakları için onlara alışmak zorundayız. Ancak balon balığı ve aslan balığı gibi ciddi ve zararlı etkilere sahip olanların kontrol altına alınması, yerel biyoçeşitliliğimizin korunması için gerekli” diyerek tamamladı.
]]>ABD’deki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) akademisyenlerinden Yeon-Woo Choi, Muhammad Khalifa ve Elfatih Eltahir, “İklim Değişikliğinin Dışarıda Geçirilebilecek Günler Üzerindeki Etkisinde Kuzey-Güney Eşitsizliği” adlı akademik çalışmayı geçen mart ayında yayımladı. 50 farklı iklim modelinin tarihsel sıcaklık verileri ve tahminlerinden yola çıkılarak gerçekleştirilen çalışmada, yıl içinde dışarıda geçirilebilecek gün sayısındaki olası değişimler incelendi.
Dışarıda geçirilebilecek günlerdeki sıcaklık kriterini 10 ile 25 derece arasında kabul eden çalışmada, 1980’den 2100’e kadar geçen sürede dünyadaki her ülkenin yıl içinde dışarıda geçirilecek gün sayısındaki değişimler ortaya kondu. Çalışmanın sonucuna göre günümüzde ılıman hava koşullarına sahip ülkelerin dışarıda geçirilen gün sayılarında sıcaklık artışına bağlı düşüşler öngörülürken özellikle kuzey ülkelerinin yaşanan bu durumdan karlı çıkacağı ve dışarıda geçirilen gün sayılarının artacağı tahmin ediliyor.
ÜLKELERDE DURUM
Sitede, 10 derece ile 25 derece arasında ve yağış almayan gün filtreleri birlikte seçildiğinde Türkiye’de dışarıda geçirilen gün sayısı halihazırda yılda ortalama 139 olarak görülüyor. Bu sayının 2100 yılına kadar kötü senaryoda 14 gün, iyi senaryoda ise 5 gün düşeceği tahmin ediliyor.
Bir diğer Akdeniz ülkesi olan Yunanistan’da aynı filtreler seçildiğinde, dışarıda geçirilebilecek gün sayısı kötü senaryoda 30, iyi senaryoda ise 24 gün düşüyor.
Türkiye’nin kuzey komşularından olan Rusya’da tam tersi bir durum var. Ülkede iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda dışarıda geçirilen gün sayısında 14, iklim krizinin beklenilenin altında seyrettiği senaryoda ise 8 gün artış olacağı tahmin ediliyor.
Suudi Arabistan’da dışarıda geçirilebilecek gün sayısında iklim krizinin şiddetlendiği senaryoda 71, iyi senaryoda ise 26 gün düşüş öngörülürken Brezilya’da kötü senaryoda 44, iyi senaryoda 21 gün; Hindistan’da kötü senaryoda 61, iyi senaryoda 25 gün; Çad’da kötü senaryoda 42, iyi senaryoda 20 gün; Güney Afrika’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün; Avustralya’da kötü senaryoda 14, iyi senaryoda 4 gün düşüş bekleniyor.
ABD verilerini eyaletlere göre gösteren haritada orta enlemler baz alındığında, dışarıda geçirilecek gün sayısının kötü senaryoda ortalama 6, iyi senaryoda ortalama 4 gün düşeceği tahmin ediliyor.
Dışarıda geçirilebilecek gün sayısının artmasının beklendiği ülkelerden Almanya’da iklim krizinin şiddetlendiği kötü senaryoda 27, iyi senaryoda ise 13 gün artış olacağı öngörülüyor. İsveç’te kötü senaryoda 34, iyi senaryoda 15 gün; Kanada’da kötü senaryoda 17, iyi senaryoda 12 gün; Japonya’da ise kötü senaryoda 13, iyi senaryoda ise 6 gün artış bekleniyor.
TÜRKİYE’DE TURİZM ETKİLENEBİLİR
MIT İklim, Çevre ve Yaşam Bilimleri Fakültesi İnşaat ve Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elfatih Eltahir, “Örneğin Türkiye’de dışarıda geçirilebilecek gün sayınız şu an oldukça fazla. Daha çok nisan ayında başlıyor ve kasım ayına kadar sürüyor. Neredeyse 6 ay güzel havalara sahipsiniz. Öte yandan gelecekte yaz aylarında dışarıda geçirebileceğiniz gün sayısı çok az olacak gibi görünüyor ama kış ve sonbahar aylarında daha çok güneşli gün göreceksiniz. Çünkü eskisi kadar soğuk olmayacak. Yani dışarıda geçirilecek gün sayısında yaz günlerinden kaybedip kış günlerinizden kazanıyorsunuz” dedi.
Bu tür değişimlerin birçok sektörü etkilediğini vurgulayan Eltahir, turizmin Türkiye için önemli olduğunu ve dışarıda geçirilebilecek gün sayısındaki değişimin turizm sektörünü etkileyeceği tahminini paylaştı. Eltahir, “Mevcut iklim koşullarında yaz ayları Türkiye’yi ziyaret etmek için uygun. Gelecekte ise yaz Türkiye’ye gelmek için doğru bir zaman olmayacak. İlkbahar ve sonbahar ayları daha tercih edilebilir olacak.” sözlerini sarf etti.
Yaşanan değişimlerin kültürler üzerinde de ciddi bir etkisi olacağı yorumunu yapan Eltahir, “Kültürel aktivitelerin çoğu aslında insanların dışarıda ne kadar zaman geçirebilecekleriyle doğrudan bağlantılı. Çünkü kültür, iklim koşullarıyla şekilleniyor. Tatili, okulların açık olduğu günleri, her şeyi buna göre yapıyoruz. Yaşanan durumun topluma değişik etkileri olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>1975’te Avrupa Konseyi tarafından en iyi korunan doğal parklara verilen, Avrupa Birliği A Sınıfı diploma ile ödüllendirilen Manyas Kuş Cenneti Milli Parkı, ayrıca 419 bitki ve 34 balık türüne de ev sahipliği yapıyor.
Manyas Kuş Cenneti, başta Afrika olmak üzere Güney Asya ülkelerinden bölgeye gelen göçmen kuşların yanı sıra tepeli pelikan, karabatak, kaşıkçı, çeltikçi, küçük balaban, gece balıkçısı, tepeli dalgıç, sakar meke, su tavuğu, yaban ördeği, alaca balıkçıl, erguvani balıkçıl ve saz bülbülü gibi türleri ağırlıyor.
58 YAPAY YUVA, 8 GÜVENLİK KAMERASIYLA İZLENİYOR
Kuş Cenneti’ne şubat ve mart aylarında Afrika olmak üzere, Güney Asya ülkelerinden bölgeye gelen göçmen kuşlar kuluçkaya yatarken, Yunanistan ve Romanya’dan bölgeye göç eden ve Dünya Doğa Koruma Birliğince (IUCN) ‘Soyu kritik seviyede azalan türler’ arasında gösterilen tepeli pelikanlar, görevliler tarafından gölün üzerine yapılan 58 ahşap yapay yuvada kuluçkaya yattı.
30 günlük kuluçka süresini tamamlayan tepeli pelikan yavruları nisan ayı itibarıyla yumurtadan çıkmaya başladı.
Doğa Koruma ve Milli Parklar görevlileri, yuvaların bulunduğu bölgeye yerleştirilen 8 güvenlik kamerasıyla, başta tepeli pelikan yavruları olmak üzere, bölgede bulunan kuşların sağlık durumunu, 7 gün 24 saat anbean takip ediyor.

TÜRKİYE’DE ÜREYEN POPÜLASYON 500 ÇİFT
Kuzey yarım kürede batıda Karadağ ve Arnavutluk, doğuda Çin ve Rusya’nın Omsk bölgesine, güneyde ise Hindistan’ın Bombay şehrine kadar olan bölgede yaşayan tepeli pelikanların, tüm dünyadaki toplam üreyen çift sayısının yaklaşık 5 bin olduğu tahmin ediliyor.
İzmir Gediz Deltası, Aydın Büyük Menderes Deltası, Balıkesir Manyas Kuş Cenneti Gölü ve Ardahan Aktaş Gölü’nde, ayrıca düzensiz olarak Denizli Işıklı Gölü’nde üreyen tepeli pelikanların, Türkiye’de üreyen popülasyon sayısının ise yaklaşık 500 çifte yükseldiği gözlemlendi.
YAPAY ÜREME PLATFORMLARIYLA ÜREME BAŞARISI ARTACAK
Tepeli pelikanın varlığını koruyabilmesi, neslinin devamını sağlayabilmesi amacıyla, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) ile Ege Üniversitesi arasında 2015 yılında imzalanan protokolün ardından, 2018 yılında da Tür Eylem Planı hazırlandı.
Eylem planı kapsamında tepeli pelikanların ürediği Manyas Gölü, Gediz Deltası ve Büyük Menderes Deltası’nda, verici takılarak pelikanların hareketleri takip edilirken, üreme alanlarına yerleştirilen yapay üreme platformlarıyla da yuva yeri kayıplarının azaltılması ve türün üreme başarısının artırılması hedefleniyor.

‘BURAYI ZİYARET EDENLER ÇOK İLGİNÇ MANZARALAR GÖREBİLİRLER’
Çok sayıda ziyaretçi ağırlayan Manyas Kuş Cenneti, yumurtalarından yeni çıkan kuşları görmek isteyenlerin de uğrak noktası oluyor.
Çocukluğundan beri sık sık geldiği Manyas Kuş Cenneti’ni, yavrulama dönemi olduğu için özellikle ziyaret ettiğini belirten İhsan Parmaksız, “Mevsimin durumuna göre ara sıra Manyas Kuş Cenneti’ni ziyaret ediyoruz. Şu an kuluçka dönemi olduğu için ilgimizi çekti, geldik dolaştık ve birçok kuş çeşidini gördük.
Kuşların yavrulama dönemi devam ediyor, biz de onları seyrettik. Manyas Kuş Cenneti’nin açılışından bu yana fırsat buldukça geliyorum, etrafımdaki insanlara burayı anlatıyorum. Yavrulama dönemi çok önemli.
Şu an buradaki bütün kuş çeşitlerinin yavrulama ve yavrularını büyütme dönemi. Burayı ziyaret edenler çok ilginç manzaralar görebilirler. Sonbaharda buraya flamingolar gelir, onları da görmek güzel. Kaşıkçı kuşları da buraya özgü bir türdür” dedi.
]]>Gastronomi açısından da lezzet şöleni sunan Edirne, tava ciğeri, badem ezmesi ve Kavala kurabiyesiyle damakları tatlandırıyor.
Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği Başkanı Bülent Bacıoğlu, kentin zengin kültürel mirası, doğası ve gastronomisiyle turistlerin ilgi odağı olduğunu söyledi.
Pek çok medeniyete ev sahipliği yapan kentin önemli bir turizm destinasyonu olduğunu belirten Bacıoğlu, “Bahar aylarının gelmesi ve havaların ısınmasıyla açık hava müzesi Edirne ziyaretçilerini almaya başladı. Bayram tatilinin de bahar ayına denk gelmesi çok yoğun bir dönem geçireceğimizin göstergesi” dedi.
Bacıoğlu, kentteki turizm tesisleri ve işletmelerin bayram yoğunluğu öncesi hazırlıklarını tamamladığını ifade etti.
Trakya’nın dolu dolu bir tatil rotası oluşturduğunu anlatan Bacıoğlu, şunları kaydetti:
“Çok büyük bir nüfusa sahip olan İstanbul olmak üzere çevre illerden hem bireysel olarak hem de tur şirketleri aracılığıyla binlerce turist Trakya’ya gelecek. Turistler turlarına Kırklareli’nin Karadeniz kıyılarından başlayıp, Edirne’de tarihi yerleri görüp yöresel lezzetleri tadabilirler.
Daha sonra güneye doğru ilerleyip Ege ve Marmara kıyılarını gezip Tekirdağ’da ziyaretlerini tamamlayabilirler. Trakya’ya gelenlerin 3 denizi ve 3 şehri görüp, çok güzel vakit geçireceklerini umuyorum.”
Doğanın kucağında huzur: Kırklareli
İstanbul’a yaklaşık 200 kilometre mesafedeki Kırklareli eko turizmi, mağaracılık ve sportif amaçlı turizm faaliyetleri, Mimar Sinan rotası ve coğrafi işaretli ürünleriyle dikkat çekiyor.
Geç Roma Dönemi’ne ait Trakya’nın tek antik tiyatrosunun bulunduğu “sakin şehir” Vize’nin tarihi yapıları da ilgi görüyor.
Anadolu’dan Trakya’ya gelen ilk insanların 8 bin yıllık tarımsal faaliyetlerinin maketlerle anlatıldığı Aşağıpınar ören yeri de ziyaretçilerin uğrak noktaları arasında yer alıyor.
Türkiye ve Avrupa’nın en büyük longoz ormanları da içinde barındırdığı göller, endemik bitki çeşitleri ve yaban hayatı ile görülmeye değer.
İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in Demirköy ilçesindeki dökümhanesi, Trakya’nın turizme açık tek mağarası Dupnisa da kentte gezilebilecek yerler arasında bulunuyor.
Kırklareli, coğrafi işaretli kıvırcık kuzusundan elde edilen köftesi, üzümden yapılan hardaliyesi, meşe balı, peyniri, manda yoğurdu gibi ürünleriyle de ön plana çıkıyor.
Kırklareli Kültür ve Turizm Müdürü Veli Şen, Kırklareli’nin özel bir şehir olduğunu söyledi.
Kırklareli’nin Balkanlar’a açılan kapı olduğunu belirten Şen, bayram tatilinde yerli ve yabancı turistleri kente davet etti.
Kentte pek çok tarihi ve kültürel alan bulunduğunu dile getiren Şen, “Kırklareli’nin kendine özgü bir ekosistemi var. Istrancalar’da tabiatın zenginliği, dinginliği, doğanın o eşsiz manzarası eşliğinde huzuru bulabilirsiniz. Kırklareli’ne başlı başına bunun için gelmelerini tavsiye edebilirim. Longozları görmelerini, Demirköy ilçesinde Dupnisa Mağaramızı, Fatih Dökümhanemizi, Vize Kalesini, Kıyıköy’de Ayanikola Manastırı’nı ziyaretçilerimizin görmelerini ve bu eşsiz doğal manzarayı deneyimlemelerini tavsiye ederiz” diye konuştu.
Gastronomisiyle de ön plana çıkan kentte pek çok coğrafi işaretli ürün bulunduğunu dile getiren Şen, “Kırklareli’mize gelecek olan ziyaretçilerimiz tarihi ve turistlik yerlerimizi gezerek aynı zamanda coğrafi işaretli ürünlerimizde deneyimleyebilirler. Zamanlarını keyifli bir şekilde geçirebilirler. Misafirlerimizi bayramla ağırlamak istiyoruz” dedi.
Denizin ve bağların şehri Tekirdağ
Tekirdağ Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Hacıoğlu da Tekirdağ’ın, eşsiz doğası ve mavi bayraklı plajlarıyla bayram tatilinde yerli ve yabancı konuklarını beklediğini söyledi.
Hacıoğlu, Tekirdağ’ın doğası, tarihi ve kültürel yapısının yanı sıra ekstrem sporlardan hoşlananlar için yamaç paraşütü, kamp ve karavan turizmi imkanı sunduğunu belirtti.
Tatilcilerin en çok tercih ettiği illerden birinin Tekirdağ olduğunu aktaran Hacıoğlu, “Tekirdağ, İstanbul’a yakın olması avantajıyla birçok turizm algoritmasıyla insanların ilgisini çekiyor” dedi.
Kentin, ziyaretçilerine Marmara Denizi’nin mavisi ve ormanların arasında temiz bir çevrede doğayla iç içe tatil fırsatı sağladığını aktaran Hacıoğlu, “Tekirdağ’ın yamaç paraşütü, yürüyüş yolları, bağ rotaları çok önemli ve ilgi çekici. Bu tatil Tekirdağ’da büyük bir yoğunluğa neden olacak. Bizim de sektöre yaptığımız çağrı: Bayram tatili için hazırlıklarınızı tamamlayın. Havaların güzel olmasıyla sahillerimiz, işletmelerimiz, yamaç paraşüt alanlarımız, yürüyüş alanlarımız, bağ rotaları ziyaretçilerle dolacak” diye konuştu.
]]>‘YÜZDE 32 BAŞARI OLUR’
ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın yüksek bir oy oranıyla seçimi kazanacağını, İstanbul Adayı Ekrem İmamoğlu’nun canla-başla çalıştığını, belirten Mustafa Sarıgül şöyle konuştu: “Partimize, Türkiye çapında yüzde 30-32 oy çıkarsa bizim için büyük bir başarı olur. Bu hafta çok önemli. Tüm belediye başkan adaylarımızdan ricam, özellikle en güçlü olduğumuz bölgelere gitsinler, oradaki bizim seçmenleri kemikleştirsinler, bölgedeki arkadaşlara, ‘Sizden bir ricam, hepiniz tek tek Türkiye’nin neresinde oturursa otursun ister İzmir’de ister Şişli’de isterse Erzincan’da bir telefon açacaksınız ve CHP’ye oy vermeyen bir arkadaşınızı oy vermesi için ikna edeceksiniz. Bu süreçte olaylardan, provokasyonlardan uzak dursunlar.
‘KAVGADAN UZAK DURSUNLAR’
CHP’li kavga çıkarıyor, huzuru bozuyor gibi bir kampanya yapmaya çalışıyorlar. Bunlara kesinlikle ve kesinlikle izin vermeyelim. Bayrağımıza, toprağımıza bağlı, ulusal birliğimizden ayrılmayan, inançlarımıza saygı gösteren, din, dil, ırk, kültür, mezhep farkı gözetmeyen ‘Muharrem ayı da bizim, Ramazan ayı da bizim’ diyen bütün yurttaşlarımızdan oy istesinler, güler yüzü elden bırakmasınlar. Bu hafta içinde kendi bölgelerinde en az iki kez görkemli toplantı yapsınlar. Yüzde 2-3 civarında olan kararsız seçmen kararını güçlüden yana verecektir. O gücü arkadaşlarımız yansıtırsa inanın ki son derece değerli ve son derece başarılı olur.”

Mustafa Sarıgül, Medya Grubu Ankara Temsilcisimiz Saygı Öztürk’ün sorularını yanıtladı.
İktidar devletin gücünü kullanamaz
Büyükşehir belediyelerinin seçim için market alış-veriş kartları göndermesini etik bulmadıklarını anlatan Sarıgül şu eleştiriyi yaptı: “Bugün iktidarda bulunanlar, yarın muhalefete düştükleri zaman kendilerine nasıl davranılmasını istiyorsa öyle davranmaları lazım. İnsanlar ömür boyu iktidarda kalmaz. Demokrasilerde böyle bir şey yok. Halkın size vermiş olduğu yetkiyi devlet gücü olarak kullanıyorsunuz, tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla o vergilerle alınan parayı emekliye, engelliye vermiyorsunuz. İktidara yakın vakıflara Devlet eliyle kaynaklar aktarılıyor. Hiç değilse seçime iki ay kala bu tür destekler durdurulmalı. Aile Bakanlığı’nın yaptığı sosyal yardımlar, Cumhurbaşkanının adı kullanılarak ve partilerinin adayına oy verilmesi istenerek dağıtılıyor. Bunlar hoş bir olay değil.”
Anayasa %100’ü kucaklamalı
Cumhur ittifakının, yeni dönemde Anayasa değişikliği başlatmasının beklendiğini anlatan Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül, “Nasıl bir Anayasa” olması gerektiğine şöyle açıkladı: “Anayasa Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusudur. Senin anayasan, benim anayasam olmaz. Anayasalar toplumsal uzlaşmadır. Anayasa’yı yüzde 51 oyla geçirebilirsiniz ama o zaman yüzde 49’u ne yapacaksınız? Şöyle bir şey diyorsak ‘Yüzde 49-yüzde 50 benim. Siz ne yaparsanız yapın.’ Bu da demokrasi adına etik bir şey olmaz. Benim yıllardan beri almış olduğum siyasi terbiye, yurttaşlarımız bize oy versin, vermesin yüzde 30-40’ını değil, inşallah yüzde 100’ünü kucaklamak ve yüzde 100’ünün yüzünü güldürmektir. Fransa’da, İngiltere’de, Danimarka’da hiç anayasa konuşulmuyor, hep Türkiye’de anayasa konuşuluyor. Zamanı gelince hep birlikte anayasayı planlayalım. Anayasa kardeşlik hukuku olsun, toplumsal barış olsun ve hepimizin 600 milletvekilinin ‘Evet bu bizim anayasamız’ diyebileceği bir demokratik olgunluğu inşallah yakalarız.”
Başkanların vaatlerine ne demeli!
Mevcut belediye başkanlarının bazılarının vaatleri üzerinde duran Sarıgül, “Tavuk suyu içer Allah’a bakar sen 15 yıldır belediye başkanısın 20 yıldır belediye başkanısın bugüne kadar yapmadın da şimdi ne yapacaksın? Bu vaatlerin çoğu CHP’li belediye başkan adayları kendi projelerini açıklayınca diğer partiler yani büyük bir bölümünü yöneten AK Parti Belediye Başkanı adayları da gerçekten hiç ayağı yere basmayan bir çok proje açıklıyorlar. Ben de bunları kesinlikle doğru bulmuyorum” dedi.
]]>Garcia, Arda’nın bir oyuncu olarak olgunlaşması ve gelişmesi için mükemmel bir ortamda olduğunu düşünüyor. Türkiye’nin duygusal bir ülke olduğunu dile getiren Garcia, Arda Güler’in az süre alması konusunda açıklamalar yaptı:
“Türkiye çok duygusal bir ülke. Tutkulu bir futbol iklimi var. Bu durum genç oyuncular için ‘iki ucu keskin bir kılıç’. İki maç iyi oynadıklarında ‘Türk Messi’, iki maç kötü oynadıklarında ise ‘bu olamaz’ deniyor. Arda Güler’in durumu farklı. Çünkü çok genç yaşta ülkenin büyük takımlarından birinde oynamaya başladı. Çok iyi maçlar oynadı. Kalitesinin yanı sıra çekici bir oyun stili de var. Onu izlediğinizde hemen dikkatinizi çekiyor. Üstelik dünyanın en büyük kulübüne transfer oldu.”

Okan Buruk, İrfan Saraloğlu ve Ismael Garcia Gomez
“AĞIR ANTRENMANLARIN SAYISI YÜKSEK”
Antrenöre daha sonra Arda’nın Madrid’e ilk katıldığında yaşadığı sakatlıklar ve bu sakatlıkların Real Madrid’deki elit seviye antrenmanların bir ürünü olup olmadığı soruldu:
Arda’nın yaşadığı fiziksel zorlukların Real Madrid’in antrenman seviyesiyle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Real Madrid çok fazla maç oynayan bir takım. Bu yüzden ağır antrenmanların sayısı çok yüksek. Arda yeni bir ülkeye gelen genç bir çocuk. Yeni bir kültür, yeni bir dil… Yapabileceğiniz tek şey yeşil sahaya çıkmak ve 11 kişiye karşı oynamak.
“ARDA’YA KARŞI SABIRLI OLMAK GEREK”
“Bu değişiklikler stres yaratabilir. Belki stres bu tür sorunları tetikleyebilir, bilmiyorum. Bildiğim şey şu; Arda çok çalışmaya devam etmesi gereken genç bir futbolcu. Uzun ve başarılı bir kariyer için gereken her şeye sahip. Real Madrid genç futbolculara nasıl davranacağını bilen bir kulüp. Arda’ya karşı sabırlı olmak ve ona olgunlaşması için gereken zamanı vermek akıllıca olacaktır.”

“TÜRKİYE’DEKİ ORTAMDAN AYRILIP…”
Garcia, Real Madrid’in Arda için en iyi ortam olduğuna inandığını da sözlerine ekledi:
“Genç oyuncular hızla idol olarak görüldüğü ve olgunlaşma evresi karmaşık olduğu için ondan beklentiler çok yüksek. Bence Türkiye’deki ortamdan ayrılıp Real Madrid’e gelmek çok yardımcı olabilir, burada oyunculara çok akıllıca davranıyorlar. Vinicius ve Rodrygo gibi oyuncular uygun aşamalardan geçirildi.”
“Real Madrid gençlere nasıl davranacağını çok iyi biliyor ve onlara Madrid’de olmaları için gerekenlerin ötesinde gereksiz baskı uygulamadığını gösteriyor. Aşamalardan geçmeleri ve geri kalanların ya da dış baskının onları yakmasına izin vermemeleri gerekiyor.”
“GEREKLİ ZAMANI VERİLMELİ”
“Madrid’e ulaşmak için gereken filtre o kadar büyük ki, Madrid balonunun içinde tüm koşullara ve daha fazlasına sahip olmaları gerekiyor, diğer kulüplerde birçoğu yol kenarına düşebilir. Sabırlı olmak ve Arda Güler’e olgunlaşmaya devam etmesi için gerekli zamanı vermek, bunu yapmanın çok akıllıca bir yoludur.”
]]>Diğer ülkelerden gelen sığınmacılar gibi Afrikalılar da artık İstanbul’un gerçeği. Üstelik burada kalan Afrikalıların sayısı tam olarak yansımıyor. Nedeni ise birçoğunun kayıtsız olması. Mülteci olanlar uluslararası koruma sisteminden yararlanmaya çalışıyor fakat dil bariyeri ve Türkiye’nin göçmen politikasının buna engel olduğunu dile getiriyorlar.

Afrikalıların pasajdaki berberi
ÇOĞUNUN TERCİHİ İSTANBUL
Afrikalıların çoğunun tercihi İstanbul. Bunun nedeni ise hem iş imkânı hem de özellikle Kumkapı, Beyazıt, Aksaray, Esenyurt gibi belli başlı yerlerde daha önceden gelen tanıdıklarının bulunması.
Bu ilçelere gittiğimizde, yoğunluklu olarak Afrikalı nüfusuna rastladık. Örneğin Aksaray’da Yenikapı metrosuna 200 metre mesafedeki bir iş hanı. Neredeyse birkaç dükkân hariç tüm işletmeler Afrikalılara ait. Genellikle kargo, taşımacılık işi yapıyorlar. Buradan aldıkları kıyafetleri Afrika’ya gönderiyorlar, bu şekilde gelir sağlıyorlar.
AKSARAY’DA BİR MAHALLE
Aksaray’daki Oto İş Hanı’nda yıllardır çalışan Cihat Dere, pasajdaki durumu ve Afrikalı komşularının yaşadığını şöyle anlattı: “Genelde buraya polis baskınları oluyor ve Afrikalıları götürüyorlar. Çoğuna da şu an oturum vermiyorlar. Olanları da iptal ediyorlar. Buradakiler elbise, ayakkabı terlik, kemer, o tür malzemeleri gönderiyorlar.”

David
40 yaşındaki David özellikle fiyatlardaki artışa dikkat çekti: “Laleli, Beyazıt’tan kıyafet alıyorum Afrika’ya gönderiyorum. İstanbul’da en zor olan ev kiralamak. Konaklama bedeli çok yüksek. Geçen yıl kiraya 4,5 bin lira ödüyordum ama bu yıl 12 bin lira oldu.”

Aksaray – Beyazıt bölgesinde çok sayıda Afrikalı yaşıyor.
TÜRKİYE ARTIK TRANSİT ÜLKE DEĞİL
Türkiye, artık Afrikalılar için Avrupa’ya geçişte kullandıkları bir transit ülke değil. Nedeni ise özellikle Kuzey Afrika’dan İspanya ve diğer Avrupa ülkelerine geçişlerin tamamen kapanması. Çoğu Müslüman ülkelerden gelen Afrikalılar, dini etkenlerden dolayı da Türkiye’yi tercih ediyor. Daha genç yaşta olanlar ise istisna. 21 yaşındaki Muhammed Janneh de onlardan biri. Avrupa’ya gitmek istediğini belirterek “Eğer Avrupa’ya gidebilirsen çok daha fazla şey yapabilirsin ama Türkiye’de bunları yapamazsın. Burada istediğin gibi bir şey yapman mümkün değil” diyor.

Muhammed
ARTIK SIĞINMACILAR BİLE ŞIKÂYETÇİ
Afrikalılar burada genellikle en alt işlerde çalışıyorlar. İkamet belgesi, oturum izni alamadıkları için daha kurumsal yerlerde çalışamıyorlar. Kaçak şekilde yaşamlarını sürdürüyorlar.
Özellikle Tarlabaşı’nda kalan Afrikalılar, baskı ve geri göndermenin çok arttığını söyleyerek evlerden çıkamadıklarını bu yüzden son 2-3 yıldır iş dahi arayamadıklarını dile getiriyor.
Sudan’dan İstanbul’a gelen Çiğdem adlı bir kadın, “Eskiden ilk geldiğim zamanlar kolaydı ama şimdi her şey zor. Bir yabancı, Afrikalı olarak küçük işlerde çalışabiliriz. Fabrika, büyük işletme, AVM ve süpermarketlerde çalışamayız” diye konuştu. Mülteci ve sığınmacılar üzerine çalışan gazeteci-yazar Ercüment Akdeniz de bu durumu doğruladı: “Afrikalılar, en alttakilerin altındakiler” diyen Akdeniz, şöyle devam etti:
Bir göçmen işçi endüstrisi doğmuş durumda. Afrika ülkelerinden gelenlere baktığımızda biraz anatomik yapıları ve güçlü olmaları nedeniyle de olabilir; daha çok taşımacılık iş kolunda, kargo, taşımacılık iş kolunda çalıştırıldıklarını görüyoruz.”

Çiğdem
“OTURUM ALMAK ARTIK DAHA ZOR”
Ousmane Diouf da yıllar önce İstanbul’a gelenlerden. Türkçe biliyor ve Aksaray’da ufak bir giyim mağazası var. Oturum almanın 3-4 yıl öncesine göre çok daha zor olduğunu vurgulayan Diouf, geri gönderme sürecini anlattı: “Oturum iptal olursa bir daha çıkmanız geri gelmeniz gerekiyor. Bir anda iptal edilebiliyor. Senin cebinde hiçbir şey yok memleketine gidersin. Elbise yok çanta yok, direkt gönderiliyorsun.”
Bir taraftan Kumkapı, Aksaray dışında Afrikalıların burada kaçak şekilde kalmasını istemeyen vatandaşların sayısı da oldukça fazla. Sebebi ise bu kayıt dışılığın, kaçak sığınmacılığın güvenlik sorunu yarattığını düşünmeleri. Özellikle Beyoğlu, Şişli gibi bölgelerde Afrikalılar ev tutmakta zorlanıyor. Bir taraftan bu sebeple de Kumkapı, Aksaray gibi daha fazla Afrikalının yaşadığı alanları tercih ediyorlar. Talepleri ise Suriyeliler gibi geçici koruma statüsü tanınması veya mülteci olduklarına dair bir belge verilmesi.
Dayanışma örnekleri
Afrikalıların kendilerine ait dayanışma etkinlikleri de var. Esenyurt’ta düzenlenen Miss Uganda güzellik yarışması buna örnek. Yine futbolcu olmak için Türkiye’nin yolunu tutan veya burada futbola yönelen erkekler, İstanbul Afrika Kupası düzenliyor. Özellikle Kurtuluş’ta antrenmanlar yapan Afrikalı futbolcular takımlar kurarak birbirleriyle mücadele ediyor. Sayıları azalsa da kupa organizasyonunu devam ettirmeye çalışıyorlar.
Afrika ülkelerindeki çatışmalar göçte etkili
Gazeteci yazar Ercüment Akdeniz, Afrikalı çocukların kayıtsız olmalarından dolayı okula gidemediklerini, bunun yerine merdiven altı kursların açıldığını belirtti:
“Artık İstanbul’da merdiven altı kreşler var. Bir çevirmede yakalanma ihtimali olduğu için sabahın çok erken saatlerinde işe gidip karanlıkta çok geç saatlerde geri dönüyorlar. Bu sırada çocuklarını kreşe bırakıyorlar. Son derece sağlıksız, yani havanın bile alınmadığı, her an yıkılmaya yüz tutmuş binalar bunlar. Böyle bir illegal yaşam örgütlendi İstanbul’da.” Akdeniz, “Afrikalılarda çok ciddi bir tedirginlik ve endişe hali var” derken İzmir’de Işıkkent Sanayi Sitesi’nde karşılaştığı olayı anlattı: Ben duyunca tüylerim diken diken oldu. Afrikalı kadınlar iş başvurusu yaparken konuştukları ilk şey şu oluyor: seks yok iş var. Çünkü kadınları öyle görüyorlar.”
YARIN: SURİYELİLER
]]>Merve Küçüktekin’in evine gelen 1,5 yıl önce ayrıldığı eski nişanlısı sözleşmeli er Sabit Türk, ‘Su sayacına bakacağız abla’ diyerek kapıyı açtırdı.
Türk, pet şişe içindeki yanıcı kimyasal maddeyi Merve Küçüktekin’e fırlattı. Yüzünde ve vücudunda yanıklar oluşan Küçüktekin, Konya Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı.
Olay sonrası otomobiliyle kaçan Türk, İzmir’deki birliğine dönerken, Ilgın ilçesinde polis ekiplerince yakalanarak gözaltına alındı.
Sabit Türk, emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı hakimlikçe ‘kasten yaralama’ suçundan tutuklandı.
İDDİANAMEDE AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET İSTENDİ
Hakkında hazırlanan iddianamede Küçüktekin’in yüzü, boyun bölgesi ve kollarında, cilt ve cilt altında ikinci derece yanık oluştuğuna ve bunun basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek, hayati tehlike meydana getirecek şekilde olduğuna yer verildi.
Sabit Türk’ün, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanması istenilen iddianame, Konya 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
15 YIL HAPİS VERİLDİ
3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında savcı, sunduğu mütalaada, Türk’e ‘Kasten öldürmeye teşebbüs’ suçundan 13 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti.
Mahkeme heyeti ise Sabit Türk’ün, Merve Küçüktekin’e yönelik eyleminin ‘Nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs’ suçu olarak nitelendirildiğinden ve eylemin sabit görüldüğünden, kastının ağırlığı, failin amaç ve nedeni dikkate alınarak 15 yıl hapis cezasına karar verdi.
AVUKAT İTİRAZ ETTİ
Merve Küçüktekin’in avukatı aracılığıyla yaptığı itiraz başvurusu üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, yerel mahkemenin verdiği cezayı az bularak yeniden yargılamaya hükmetti.
Kararda, “Katılanın alınan tıbbi raporlara göre, basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, yaşamsal tehlike doğuracak, yüzünde sabit bir ize neden olacak bir biçimde yaralandığı olayda, sanık hakkında orantılılık ilkesi gözetilerek, 13 yıldan 20 yıla hapis cezasını öngören TCK’nın 35’inci maddesi uyarınca, yaralanmanın niteliği, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına göre makul seviyede ceza belirlenmesi yerine 15 yıl hapis cezası belirlenmek suretiyle eksik ceza tayini olduğu anlaşıldığından hükmün bozulmasına” denildi. Ayrıca sanığın cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığının belirlenebilmesi için de İstanbul Adli Tıp Kurumu, Gözlem İhtisas Dairesi’ne sevk edilmesi kararını verdi.
‘BU KARARIN EMSAL OLABİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ’
Konya Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği bozma kararının emsal olabileceğini belirten Küçüktekin’in avukatı Aycan Ceylan, “Konya Bölge Adliye Mahkemesi, 15 yıl cezanın yapılan eylemin sonuçları düşünüldüğünde çok az bir ceza olabileceğine hükmetti. Hükmü bozarak üst tura yaklaşılarak ceza verilmesi gerektiği görüşüyle mahkemeye, yargılamanın yeniden yapılması için dosyayı geri gönderdi. Bu karar elbette bizim için umut verici bir karar oldu. Zira ülkemizi düşündüğümüzde kadınlara yönelen şiddet ve cinayet olayları çok ciddi bir ivme kazanmaktaydı. Önceden de bu tür dosyalar netice sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama olarak değerlendirilip çok cüzi cezalarla sonuçlandırılmaktaydı. Bu sebeple biz bu dosyanın en azından caydırıcı yaptırımlar açısından emsal olabileceği düşüncesindeyiz.” dedi.
‘HAYATA TUTUNMAYA ÇALIŞIYOR’
Merve Küçüktekin’in tedavilerinin devam ettiğini ve psikolojik durumunun da halen bozuk olduğunu söyleyen avukat Ceylan, “Müvekkilimin tedavisi devam etmekte. Tedavisi için gerekli tüm işlemleri yürütmekteyiz. Aldığımız raporlara göre, şu an ruhsal psikolojik rahatsızlık seviyesi yüzde 40 seviyelerinde bir bozulma yaşamakta. Hayata adapte olma süreci elbette çok zor oluyor onun için ama her kadın gibi o da çok güçlü bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor. Fiziksel yaraları için de halen tedavisi devam etmekte” diye konuştu.
]]>Dünyadaki okyanus tabanının yüzde 0,1’ini kaplamasına rağmen milyonlarca deniz canlısına ev sahipliği yapan deniz çayırları, en yaygın kıyı habitatları olarak biliniyor.
Kirleticileri filtreleyerek su kalitesini artıran, karbon yutağı görevi üstlenerek okyanuslardaki karbonun yüzde 18’ini depolayan deniz çayırları bu sayede iklim değişikliğine karşı güçlü bir bariyer görevi üstleniyor.
Mercan resiflerini, okyanus asitlenmesini baskılayarak, sahil bölgelerini ise kıyıya vuran şiddetli dalgaların şiddetini yumuşatarak koruyan deniz çayırlarının popülasyonunda kirlilik, iklim değişikliği, düzensiz balıkçılık ve teknecilik faaliyetleri gibi etkenler nedeniyle 1930’lardan beri azalmalar yaşanıyor.
Küresel deniz çayırlarının sadece dörtte biri koruma altındaki alanlarda bulunurken, her yıl dünyadaki deniz çayırlarının yüzde 7’sinin yok olduğu tahmin ediliyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, deniz çayırlarının korunmasına yönelik farkındalığın artırılması için 2022’nin mayıs ayında aldığı kararla, 1 Mart’ı “Dünya Deniz Çayırları Günü” olarak kabul etti.
İlki geçen yıl kutlanan Dünya Deniz Çayırları Günü’nün ikincisi, bu yıl Marmara Denizi’nden gelen güzel bir haberle kutlanıyor. Marmara Denizi’ndeki Posidonia oceanica deniz çayırlarının korunması için Türkiye İş Bankası ve TÜDAV tarafından başlatılan “Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları” projesinde Marmara’da iki yeni deniz çayırı alanı tespit edildi.
Projenin başlamasıyla 2023’ün temmuz, ağustos ve eylül aylarında Erdek, Narlı Köyü ve Paşalimanı Adası’nda gerçekleştirilen arazi çalışmalarında hava ve coğrafi koşullara bağlı olarak tüplü ve tüpsüz dalışlar, manta çekme yöntemi, uzaktan görüntüleme ve uydu teknolojisi teknikleri kullanılarak ölçümler yapıldı.
Önceki çalışmalardan elde edilen bulgularda, Kapıdağ Yarımadası’nın batısındaki Paşalimanı Adası’nın kıyı şeridinde 3,13 kilometre boyunca, 35,1 hektarlık alanda, 8 kilometre uzunluğunda Posidonia oceanica deniz çayırı alanı tespit edilmiş, bu alandaki deniz çayırı yatağının başlangıç ve bitiş itibarıyla tek parça olduğu belirtilmişti.
Yeni çalışmada ise aksine çok parçalı bir yapı olduğu, söz konusu alanda 278 adet deniz çayırı yatağı bulunduğu tespit edildi. Bu yatakların derinliği 0,8 metre ile 6,4 metre arasında değişiyor.
Sürdürülen çalışmalar sonunda 2 yeni deniz çayırı yatağının daha bulunmasıyla bu alandaki deniz çayırı yatağı sayısı 280’e yükselirken yeni bulunan deniz çayırı yataklarının toplam büyüklüğü 2,264 hektar olarak ölçüldü.
“Deniz çayırları etrafındaki canlılara yaşam alanı sağlar”
Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, denizlerin de tıpkı insanlar gibi oksijene ihtiyaç duyduğunu ve bu noktada deniz çayırlarının denizlerin akciğeri olarak nitelendirildiğini söyledi.
Deniz çayırlarını, karada yaşayan çiçekli bitkilerin denizde yaşayan şekli olarak tanımlayan Öztürk, “Bilimsel araştırmalara göre, karadaki bütün bitkilerin atasıdır. Karadaki çiçekli bitkiler gibi kök, gövde ve yapraktan oluşur. Deniz tabanında uzanan köklerinden beslenir, çiçekli bitki olduğu için denizin içinde ilkbaharda çiçek açar ve meyve verir.
Denizde yaşayan canlılar için çok önemli olan deniz çayırları, etrafındaki birçok canlıya yaşam alanı sağlar. Deniz çayırlarının olduğu denizlerde, tüm canlılar için temiz ve sağlıklı bir yaşam var demektir” dedi.
Deniz çayırlarının kış mevsiminde yapraklarını döktüğünü ve ömrünü tamamlayan bu yaprakların, dalgalar aracılığıyla kıyıya vurmasıyla sahildeki canlılara yuva oluşturduğunu belirten Öztürk, Akdeniz’de karaya vurmuş deniz çayırlarından oluşan sahillere “ekolojik plaj” dendiğini dolayısıyla bunların da denizin içindekiler kadar korunması ve toplanmaması gerektiği uyarısında bulundu.
Deniz çayırlarının dünya genelinde 60 türü bulunduğu bilgisini veren Öztürk, şöyle devam etti:
“Türkiye’de Posidonia oceanica, Cymodocea nodosa, Zostera marina, Zostera noltei olmak üzere 4 tür deniz çayırı yaşıyor. Bunların arasında Posidonia oceanica Akdeniz’e endemiktir, Ege Denizi ve nadiren de Marmara Denizi’nde görülür.
Zostera Karadeniz’de, Cymodocea Marmara’da baskın türdür ve bütün denizlerimizde görülür. Deniz çayırları tropikal ormanlardan daha fazla organik madde üreterek birincil üretici olarak konumlanırlar.
Fotosentez ile suyun oksijence zenginleşmesini sağlayan bu çiçekli bitkiler uzun yaprakları, yatay uzanan gövde ve kökleriyle sudaki askı yüklerini ve sedimentasyonu tutup zemin hareketlerini düzenler. 1 metrekare alanı kaplayan Posidonia oceanica deniz çayırları günde 14 litre oksijen üretebilir, 1 hektarı ise yılda 1024 ton karbon tutabilir.”
“Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları” projesinde Marmara Denizi’nin sağlığı için kritik öneme sahip son Posidonia oceanica deniz çayırlarının korunması amacıyla Erdek Paşalimanı Adası’nda deniz çayırlarının bulunduğu alanın sınırlarının belirlenerek haritalandığını ve kamuoyunu bilinçlendirmek üzere eğitim ve toplantılarla farkındalık çalışmaları yürütüldüğünü anlatan Öztürk, Posidonia oceanica’nın bir Akdeniz endemiği olarak Marmara’da bulunmasını başlı başına değerli ve özel bir durum olduğuna dikkati çekti.
Deniz çayırlarına dair eğitimlere devam edilecek
Deniz çayırlarının korunması noktasında kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere herkese önemli görevler düştüğüne dikkati çeken Öztürk, şunları kaydetti:
“Deniz çayırlarıyla birlikte yaşayan türlerin belirlenmesi, yabancı türlerin ise eradikasyon çalışmalarını yürüteceğiz. Hayalet ağların toplanması başta olmak üzere dip ve kıyı temizlikleri gerçekleştireceğiz. Ayrıca proje kapsamında yerel halk ve balıkçılarla bilinçlendirme çalışmaları gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeyi sürdüreceğiz.
2023 Aralık ayı itibarıyla Marmara Adası, Avşa Adası, Erdek merkez ve köy okulları olmak üzere toplam 20 okulda 1660 ilk ve ortaokul öğrencisine denizlerimiz ve deniz çayırlarıyla ilgili eğitimler verdik. Eğitimlere 2024 yılında ilk ve orta dereceli 10 okulda devam edeceğiz.”
Öztürk, 1 Mart’ın Dünya Deniz Çayırları Günü olarak literatüre geçmesinin kamuoyunda farkındalık yaratmak için önemli olduğuna fakat deniz çayırlarının önemi ve korunması için neler yapılması gerektiğinin bir gün değil, sürekli gündemde tutulması gerektiği değerlendirmesinde bulundu.
]]>Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) Yaban Hayatı Uzmanı veteriner hekim Ahmet Emre Kütükçü, AA muhabirine, kutup ayılarının Uluslararası Doğayı Koruma Birliğinin (IUCN) belirlediği sınıflandırmaya göre nesli tehdit altında olan türler statüsünde yer aldığını söyledi.
Dünyada yaklaşık 30 bin kutup ayısı bulunduğunu ancak önümüzdeki 30 yılda bu sayının yüzde 30 azalacağı yönünde tahminler paylaşıldığını aktaran Kütükçü, iklim değişikliğine bağlı olarak buzulların erken eriyip geç oluşmasının kutup ayısı popülasyonunu tehdit eden faktörlerin başında geldiğini kaydetti.
Kütükçü, “Kutup ayılarının özellikle fokları avlamak için buzullara ihtiyacı var çünkü foklar, buzulların üzerinde kutup ayılarına av olabiliyorlar. Bu imkan azaldıkça ya da ortadan kalktıkça bu sefer farklı besin kaynaklarına yönelmek zorunda kalıyorlar” dedi.
Kutup ayılarının besin zincirinin en üstünde yer aldığını hatırlatan Kütükçü, sözlerine şöyle devam etti:
“Buzul ekosisteminin sağladığı bir besin zinciri var. Buzun altında algler oluşuyor. O alglerle beslenen zooplanktonlar sonra balıklara yem oluyor. O balıkları foklar avlıyor. En nihayetinde fokları kutup ayıları avlıyor.
Tabii ki bu besin zincirindeki bir aksama en nihayetinde kutup ayısını da etkiliyor. Yapılan son araştırmalar bazı kutup ayılarının ana avlarını oluşturan foklara ulaşma şansları azaldıkça daha çok balıklara hatta karada ren geyiklerini avlamaya yöneldiklerini gösteriyor.
Karasal memeliler avlar arasında daha fazla yer almaya başladı ya da kutup ayıları çöplüklerde daha fazla zaman geçirmeye başladı. Her ne kadar yırtıcı ve etçil bir tür olsa da artık daha çok karada zaman geçirdikleri için meyvelere, bitkilere yönelme durumunun ortaya çıktığı yeni araştırmalarla görülüyor.”
“Daha fazla suda kalmaları hipotermi riskini artırıyor”
Kutup ayılarının, besin yoğunluğu neredeyse ona göre bir hareket alanı belirlediklerine, mevsimsel farklılıklara göre yer değiştirerek karadan 100 kilometre açığa kadar gidebildiklerine değinen Kütükçü, buz platformlarının avlanmak için kutup ayılarına çok elverişli bir ortam sunduğunu, yeterli buz olmamasının avlanma şanslarını azalttığını belirtti.
Kütükçü, “Avlanma şanslarının azalması kış uykusu öncesi yeterli yağ stoku oluşmamasına neden oluyor. Kutup ayılarının kış uykusunda yavrularını emzirmeleri gerekiyor. Ayıların sütü de dünyadaki en yağlı sütlerden biri ki bu da yavrularının o yeterli yağ ve kalori ihtiyacını karşılayabilmeleri için çok gerekli. Tabii ki her şeyden önce yavru başarısı, yavruların hayatta kalma şansı onların türlerinin de hayatta kalmasını etkileyen en önemli faktör oluyor” diye konuştu.
Buz platformlarının azalması nedeniyle daha fazla suda kalmalarının kutup ayılarında hipotermi riskini artırdığına dikkati çeken Kütükçü, kirliliğin de bu türü tehdit eden bir başka faktör olduğundan bahsetti.
Kütükçü, “Sonuçta besin zincirinin en üstünde yer aldıkları için alttaki tüm birikim en sonunda kutup ayılarına geliyor. Balıkların, planktonların edindikleri sudaki kimyasallar, doğaya bıraktığımız tüm atıklar, en nihayetinde o besin zincirinin en üstündeki canlı olan kutup ayısında birikiyor” ifadelerini kullandı.
Kutup aylarının yaşam alanlarının belli başlı ülkelerin sınırlarını içeriyor olması nedeniyle uluslararası korumaya ihtiyaç duyulduğunu fakat nesillerinin devam edebilmesi için sadece yaşam alanlarını kapsayan ülkelerin değil herkesin payına düşeni yapması gerektiğini dile getiren Kütükçü, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bizim oluşturduğumuz tüm kirlilik eninde sonunda akarsulardan denizlere, okyanuslara ulaşıyor ve bu en nihayetinde kutup ayılarına ulaşıyor. Yani kutup aylarının 4-5 ülke sınırları içinde yaşıyor olması sadece bu 4-5 ülkenin alacağı önlemlerle onları hayatta tutabileceğimiz anlamına gelmiyor. Aslında dünya çapında bir korumayı, bilinci ya da yapılacak değişimleri içeriyor.”
]]>İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar sürerken, çatışmaların ülke ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisi de artıyor.
Turizm, İsrail ekonomisinin saldırılardan olumsuz etkilenen sektörleri arasında öne çıkıyor. Kovid-19 salgınıyla zarar gören ülke turizmindeki toparlanma, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları nedeniyle sekteye uğruyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, Kovid-19 salgını öncesinde 2019’da İsrail ekonomisinin yüzde 2,6’sını oluşturan ve 2021’de ülke ekonomisindeki payı yüzde 1,1’e düşen turizm sektörü, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarıyla yeni bir krize sürükleniyor.
İsrail’in Gazze’de başlattığı saldırılar sonrası birçok uluslararası hava yolu şirketi ülkeye uçuşlarını askıya alırken, bu şirketlerin bir kısmının uçuşlara henüz yeniden başlamadığı görülüyor. Lufthansa, Swiss, Austrian ve Aegean, Tel Aviv’e uçuşlara yeniden başlayan şirketler arasında yer alıyor. ABD’li hava yolu şirketlerinin ise Avrupalı şirketlere kıyasla İsrail pazarına dönme konusunda nispeten yavaş davrandığı belirtiliyor.
Çatışmaların başlamasıyla ABD’li Odysseys Unlimited gibi bazı tur şirketleri de İsrail gezilerini askıya alırken, İsrail’e seyahat talebinin düştüğü dikkati çekiyor.
TURİST SAYISI AZALDI
İsrail Merkezi İstatistik Bürosu verilerine göre, İsrail’e giden turist sayısı ocakta geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 77 azalarak 58 bin 600’e düştü. İsrail’i geçen yılın ocak ayında 257 bin 400 turist ziyaret etmişti.
Ülkeyi ziyaret eden turist sayısında geçen yıl ekim ayı itibarıyla yaşanan düşüş dikkati çekti. Geçen yıl eylül ayında 304 bin 100 olan İsrail’e giden turist sayısının, saldırıların başladığı 2023 Ekim’de 89 bin 700’e ve kasımda 38 bin 300’e düştüğü görüldü. Ülkeyi ziyaret eden turist sayısının geçen yıl aralıkta ise 52 bin 800 olduğu kayıtlarda yer aldı.
İsrail’e giden turist sayısı 2023 genelinde ise bir önceki yıla kıyasla 12,5 artışla 3 milyon 10 bin 300’e çıkmasına rağmen yaklaşık 4 milyon olan beklentinin altında kaldı.
Ülkeyi 2019’da 4 milyon 551 bin 600 ile rekor sayıda turist ziyaret etmiş, ülkeye giden turist sayısı Kovid-19 salgını nedeniyle 2020’de 813 bin 500’e, 2021’de 396 bin 500’e düşmüştü. İsrail’e giden turist sayısı 2022’de ise toparlanma göstererek 2 milyon 675 bin olmuştu.
Geçen yıl İsrail’in en çok turist aldığı ülkeler ise ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Almanya, İtalya, Romanya, Polonya, Kanada ve İspanya oldu.
ABD’Lİ HAVA YOLU ŞİRKETLERİNE ÇAĞRI
Saldırılar devam ederken, İsrailli yetkililer “İsrail turistler için güvenlidir” mesajını vermeye çalışıyor.
Son olarak İsrail Turizm Bakanlığının üst düzey yetkililerinden Danny Shahar, ABD’li hava yolu şirketlerine uçuşları yeniden başlatma çağrısında bulundu.
İsrail Turizm Bakanı Haim Katz da ABD ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, 2024’ün inanç ve dayanışma turizminin ön plana çıkacağı bir yıl olacağını belirtti.
Amerika pazarının İsrail ekonomisi için önemine işaret eden Katz, turizm açısından ABD’den İsrail’e yönelik talebin zirvede olduğunu ve ivmenin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
]]>Son 30 yılda denizlere giren 500’e yakın istilacı türden biri olan balon balığı, biyoçeşitliliği tehdit ediyor, tüketildiğinde ölüme götürebiliyor.
Son dönemde Türkiye’de görülen balık çeşitliliğinin arttığına dikkat çeken Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, bazı türler konusunda uyarılarda bulundu.
Rotasını Marmara Denizi’ne çeviren balon balığının kısa süre sonra Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nde görüleceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sarı, denizlerdeki tek tehlikeli canlının ise balon balığı olmadığına vurgu yaparak şu uyarılarda bulundu:
-Balon balığı, aslan balığı ve uzun dikenli deniz kestanesi, Kızıldeniz’den Akdeniz’e geçen canlılardır.
-Şu anda İzmir Körfezi’nde, Karaburun Yarımadası’nda görülüyor. Ancak kuzeye doğru geleceklerini, Edremit Körfezi, Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’nde de görüleceklerini tahmin ediyorum.
-Kızıldeniz’in göçmen canlıları olarak bilinen bu türlerin, genellikle Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu’nda yaşadıklarını biliyoruz. Balon balığı ve aslan balığı ile temastan özenle kaçınmak gerekiyor.
-Aslan balığı, eğer yüzgeçleri kesilmeden yenilecek olursa kesinlikle ölüme yol açar. Balon balığı da kesinlikle tüketilmemelidir. Vatandaşlarımıza tavsiyem, bilmedikleri balığı kesinlikle yememelidirler.
‘DOĞAL DENİZ CANLI TÜRLERİ ARTIRILMALI’
Denizlerde 75’e yakın yeni ve farklı canlı türü görüldüğüne ve bu istilacı türlerle ekosistemin bozulduğuna dikkat çeken Sarı, şöyle konuştu:
-Bu yeni istilacı türler, denizlerimizde doğal canlı türlerinde baskı oluşturuyor. Denizlerimizde ekosistem bozuluyor. Denizlerimiz bir akvaryum, küvet değil ki onu boşaltıp, istediğimiz doğal türlerle dolduralım.
-Bunun için yapmamız gereken, denizlerimizdeki doğal canlı türlerinin popülasyonunu artırmamız, güçlendirmemizdir.
-Çünkü bu doğal türler, yeni istilacı türleri yok eder. Örneğin zehirli olan pusula deniz anaları, 2000’li yıllara kadar denizlerimizde görülmüyordu. Gemilerin sintine sularıyla gelen bu deniz anaları, Marmara Denizi’ne de girdi.
-Marmara Denizi kirli olunca da onlar için ideal bir yaşam ortamı oluşturdu. Geçtiğimiz günlerde daldığım Erdek Körfezi’nde, fazla derin olmayan bir ortamda 50’nin üzerinde pusula deniz anası saydım.
‘ALGARNA AVCILIĞI MARMARA DENİZİ’NDE YASAKLANMALI’
Sadece istilacı türlerin değil, avcılık yöntemlerinin de deniz canlılarını tehdit ettiğini söyleyen Prof. Dr. Mustafa Sarı, 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu ile iç sular, Marmara Denizi ve boğazlarda trolün yasaklanmasına karşın, algarna avcılığının kanuna aykırı bir tebliğle serbest bırakıldığını belirtti.
Genellikle Karadeniz’de deniz salyangozu avcılığı için kullanılan algarna yönteminin Marmara Denizi’nde de uygulanmaya devam ettiğine dikkat çeken Sarı, “Tebliğler, kanuna aykırı olamaz, olmamalıdır. Halen Marmara Denizi’nde 180 gemi, algarna çekiyor. Balıkların üreme alanları yok oluyor. Sürdürülebilir balıkçılık için algarna, kesinlikle Marmara Denizi’nde yasaklanmalıdır” dedi.

‘MİDYE ÇİFTLİKLERİNİN YERLERİ İYİ BELİRLENMELİ’
Marmara Denizi’ndeki midye çiftliklerini ise destekleyen Sarı, bu çiftliklerin yerlerinin ise iyi belirlenmesi gerektiğini belirterek, “Midye çiftliklerine dışarıdan bir yemlenme yapılmıyor. Midyeler, denizdeki planktonları süzerek besleniyorlar. Bundan dolayı da denize hiçbir zararları yok. Ancak midye çiftliği kurulurken dikkat edilmesi gereken 3 önemli nokta var. Midye çiftlikleri her yere değil, belli bölgelere kurulmalı. Balıkçıların avlandığı mera bölgelerine midye çiftliği yapılmamalı. Erdek gibi iç turizm merkezi olan yerlerde, turizm tesislerinin önüne midye çiftliği kurulmamalı” ifadelerini kullandı.
‘PİNALAR AKDENİZ’E DE UMUT OLACAK’
Akdeniz’in en büyük çift kabuklusu olup, 1 saatte 6 litre deniz suyunu süzdüğü için müsilajla mücadelede etkin rol oynayan pinaların sayılarının Erdek Körfezi’nde son dönemlerde artmasının ise memnuniyet verici olduğuna dikkat çeken Sarı, “Erdek Körfezi’nde yola ‘Marmara’nın umudu pina’ diye çıkmıştık. Şimdi bu pina yavruları, akıntılarla Akdeniz’e de gitmeye başladı. Yani pinalar artık Akdeniz’in de umudu oluyor. Bundan da ayrıca mutluluk duyuyoruz” dedi.
]]>ACİLEN TEMİZLENMELİ
Marmara Denizi’nin uzun yıllardır önemli sorunlarından, Atlantik Okyanusu göçmeni istilacı bir tür olan ay denizanası, bugünlerde yine çokça görülmeye başlandı. Marmara Denizi, yarı saydam, genellikle yaklaşık 25-40 santim çapında ve tepesinden kolayca görülebilen dört at nalı şeklindeki gonadları (üreme hücresi) ile tanınabilen ay denizanalarının istilasına uğradı.

TTKD bilim danışmanı Dr. Erol Kesici, İstanbul’da Sarıyer, Beykoz ve Kuruçeşme kıyılarında denizde çok net görülebilen binlerce denizanasını görüntüledi. Dr. Kesici, denizanalarının acilen temizlenmesi için 24 saat esasına göre çalışma yürütülmesi gerektiğini belirtti.
DEPREM KADAR TEHLİKELİ
Şu an Marmara Denizi’nin ay denizanalarının işgali altında olduğunu belirten Dr. Erol Kesici, şu değerlendirmeyi yaptı:
– Marmara Bölgesi için deprem kadar önemli, deprem kadar yıkıcı ve tehlikeli bir durum. Marmara Bölgesi’nin depremden sonra önlem alınması gereken en ciddi ve tehlikeli sorunu Marmara Denizi ve körfezin kirliliğidir. Ne yazık ki ülkemizin en kirli denizlerinin başında, iç deniz özelliğine sahip, çok hassas ve kırılgan ekosistemi bulunan Marmara Denizi geliyor.
– Marmara Denizi’nin kirliliğinin temel nedeni, insan faaliyetleri, insandır. Marmara Denizi 20 milyonu aşan nüfusun ve neredeyse Türkiye’nin yüzde 70 oranında sanayisini etrafında barındıran bölgelerimizdendir. Tarım atıklarının oluşturduğu kirlilikte önemli bir etkendir.

Dr. Erol Kesici
KİRLİLİK VE AV BASKISI
Marmara Denizi’ni kirleten tüm unsurların acilen engellenmesi gerektiğini belirten Dr. Kesici şöyle konuştu:
– Kirliliğe bağlı denizde azot, fosfor gibi besi elementlerinin aşırı artması sonucu müsilaja da neden fitoplankton, yani bitkisel mikroskobik alglerin artmasıdır. Aynı zamanda Marmara Denizi’nde çok sayıdaki balık türünün, kabuklu organizmaların, deniz kaplumbağası ve benzeri ekosistem elemanlarının tür ve popülasyonlarının azalması, kirliliğin aşırı artmasının diğer bir nedenidir.
– Diğer önemli bir faktör de Marmara Denizi’nde ne yazık ki çok aşırı şekilde av baskısı söz konusu. Bu av baskısı, balık popülasyonlarını azaltmakta, denizde kirliliği giderek artırmaktadır.

MARMARA BİYOLOJİK İSTİLA ALTINDA
Marmara Denizi’nin biyolojik istila altında olduğunu ifade eden Dr. Kesici, şöyle devam etti:
– Yani doğal tür sayısı azalmakta, istilacı türler ise küresel ısınma ve su sıcaklığının artışıyla aşırı şekilde çoğalmaktadır. Akdeniz’den Ege ve Marmara’ya gelen istilacı türler yaygınlaştı. Marmara Denizi’nde şu an bunlar içinde en tehlikeli olanı denizanalarıdır. Burada görülen ay denizanası olarak bilinen bir tür olup, zaman zaman çok tehlikeli ve zehirli olan pusula denizanasına da rastlanmaktadır.
– Şu anda Marmara Denizi’nin her tarafını ay denizanaları istila etmiş durumda. Bu denizanaları balık yumurtaları, larvalarıyla beslendiği için, denizdeki balık popülasyonunu da yok ediyor. Çözüm, denizi kirleten tüm unsurlar kesinlikle engellenmelidir. Balık çeşitliliği, doğal türler artırılmalıdır. Aşırı av baskısı sonlandırılmalı ve 24 saat çalışma esaslı denizanaları toplanmalıdır.
]]>“ACİL İHTİYAÇLARI BÜYÜK ÖLÇÜDE GİDERMİŞ OLACAĞIZ”
Deprem bölgelerinde konut teslimleri gerçekleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, “Dün Kahramanmaraş’ta 6 Şubat depremlerinin birinci yıl dönümünde deprem şehitlerimizi Fatihalar ile yad ettik. Bir yılda deprem bölgesinde yapılan çalışmaların icmalini çıkartırken inşası tamamlanan konutların kura çekimi ve anahtar teslimi törenlerini gerçekleştirdik. Daha önceki günlerde de Hatay ve Gaziantep’te aynı törenleri yapmıştık. Bugün de biraz sonra Harran Üniversitemizin spor salonunda Şanlıurfa’da inşası tamamlanan 1314 konutun kura çekimi ve anahtar teslimi törenine katılacağız. Allah’ın izniyle yıl sonuna kadar deprem bölgesinde 200 bin konutun teslimini tamamlayarak acil ihtiyaçları büyük ölçüde gidermiş olacağız” dedi.
“BOŞA HARCAYACAK ENERJİMİZ YOKTUR”
Erdoğan, 31 Mart seçimleri için çok çalışacaklarını belirterek şunları söyledi;
*Artık hepimize düşen görev, cumhurbaşkanıyla, bakanlarıyla, teşkilatıyla el ele vererek önce adaylarımızın seçilmesini ardından da onlar vasıtasıyla şehrimize en güzel hizmetlerin getirilmesini sağlamaktır.
*Geçmişte bizimle yol yürüyüp de şimdi çeşitli gerekçelerle yolunu değiştirenlerin tercihleri, kendilerini ilgilendirir. Herkes siyasetçi olabilir ama devletçi olamaz. Keşke her zaman her durumda ideal olanı elde edebilsek.
*Bu olmuyorsa bize düşen mümkün olanı değerlendirmektir. Dolayısıyla bizim bu tür tartışmalarla kaybedecek ne vaktimiz ne de boşa harcayacak enerjimiz vardır. Hep birlikte işimize bakacağız.
*Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya. Mesele yatırımlarla şehrimize eser kazandırmaksa, insanımıza hizmet etmekse; bu hususlarda üzerimize kimseyi tanımıyoruz. Ancak kimsenin bizi kendi kısır tartışmaları içine çekmesine de izin vermeyiz.
*Hedefimiz; 31 Mart’ta sandıkları patlatarak Şanlıurfa’yı büyükşehir ve ilçeleriyle ‘Türkiye Yüzyılı’na hazırlamanın yollarını aramak, alt yapısını kurmak, adımlarını atmaktır. Buna var mıyız? Buna hazır mıyız? Allah’ın izniyle birazdan sizlerin huzuruna çıkartacağımız belediye başkan adaylarımızla bunu başaracağız.
“TÜM OYUNLARI BİRER BİRER BOZDUK”
*Türkiye ne zaman önündeki fırsatları değerlendirerek gelişme, kalkınma, büyüme hızını artırsa; hemen kirli senaryolar devreye giriyor. Geçtiğimiz 21 yılda buna defalarca şahit olduk. Hatırlarsanız 2011 seçimlerinin ardından 2023 hedeflerimizle büyük bir atılımı hayata geçirmiştik.
*Bu büyük hamlenin önü, 2013 Gezi olayları ile başlayıp, farklı amaçlarla hala devam ettirilen bir dizi engelle kesilmeye çalışıldı. FETÖ ihanet çetesinin darbe girişimleri, bu oyunun bir parçasıydı. PKK ve DHKP-C gibi terör örgütlerinin harekete geçirilmesi, bu oyunun bir parçasıydı. Çukur terörü ile şehirlerimizin bizden kopartılmak istenmesi, bunun bir parçasıydı. Bölgemizin karıştırılması için kurulan proje terör örgütü DEAŞ’ın üzerimize salınması, bu oyunun bir parçasıydı.
*Sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan teröristan, bu oyunun bir parçasıydı. Komşularımızla ve kimi müttefiklerimizle yaşadığımız pek çok gerginlik de bu oyunun bir parçasıydı.
*Ekonomimizi çökertmek için yürütülen gizli açık operasyonlar, bu oyunun bir parçasıydı. Hamdolsun milletimizle omuz omuza vererek, tüm bu oyunları birer birer bozduk. Hedeflerimize adım adım yürüdük” diye konuştu
CHP’Yİ HEDEF ALDI
*Milletimiz bu sınamaları alnının akı ile verirken muhalefet sınıfta kaldı. Burada birinci derecede sorumluluk CHP’ye ait. Lafa gelince cumhuriyetin kurucu fırkası olmaktan dem vururlar. İşlerine geldikçe Cumhuriyetimizin banisini istismar ederler. Kirli ittifakları gizlemek için tek ayak üstünde kırk yalan söylerler.
*Beşinci kol operasyonlarına alet olmaktan geri durmazlar. Ortak çıkarlardan kopmuş siyasetin nerelere varacağının örneğini CHP siyasetinde gördük. Bu parti, Gezi olaylarına sahip çıktı. Bu parti, FETÖ kumpas kasetlerini Meclis kürsüsüne taşıyarak darbe girişimine ortak oldu.
*Sınırlarımıza dayanan PKK/YPG mensuplarını yurtsever diye sahiplenip, Cumhuriyetimizi hiçe saydı. Darbecilerin tanklarına alkış tutarak, milli iradeye ihanet etti. Yapmamaları gereken ne varsa; hepsini yaptı hala da yapıyorlar. CHP zihniyetinin vatandaşımızın hayalleri ile bağı kalmamıştır. Bu partiye oy verenler, en büyük mağdurdur. CHP, siyasi mihengini kaybetmiştir. Sürekli yörüngeden yörüngeye savrulan bir partiye dönüşmüştür” dedi.
“MEVCUT BAŞKANLARI DA AYNI YANLIŞTA İLERLİYOR”
*Dünkü saldırı ile bir kez daha gördük. Bu saldırıyı yapan teröristlerin en büyük hamisi, CHP yöneticileridir. Özgür efendi genel başkan seçildiği kongre kürsüsünden, bu örgütün elebaşına bizzat selam gönderdi. Bazı CHP’lilerin teröristler için soru önergeleri bile var. Bu parti, terör örgütünün siyasi uzantısı ile yoldaşlık yapıyor. Terör örgütleri, CHP’yi emellerine ulaşmak için koçbaşı olarak kullanmakta.
*Rotasını kaybeden CHP, Türkiye’ye dair hesapları olan odakların oyuncağı haline geldi. Asıl suçlu, CHP yönetimidir. Eski başkanları, bu şekilde bir netice elde edeceğini sandı ama sandıkta 13 defa kırmızı kart gördü. Mevcut başkanları da aynı yanlışta ilerliyor. Şu anda CHP kendi bünyesinde adeta bir iç savaş yaşıyor.
*Eskisinin bir tarafta yenisinin bir tarafta birbirine kılıç salladığı bu savaşın ne zaman biteceğini kimse bilmiyor. ‘Türkiye Yüzyılı’nın en büyük kazanımı, bu kısır muhalefet zihniyetinden kurtulmamız olacak. 31 Mart seçimlerinde Şanlıurfa başta olmak üzere şehirlerimizin tamamında alacağımız netice ile milletimize layık olduğu eser ve hizmetleri sürdüreceğiz.
]]>Suların ısınmasıyla birlikte Kızıldeniz’den gelerek Akdeniz’e yerleşen istilacı bir tür olan balon balığı, Ege Denizi’nden sonra rotasını Marmara Denizi’ne çevirdi.
Son 30 yılda denizlere giren 500’e yakın istilacı türden biri olan balon balığı biyo çeşitliliği de tehdit ediyor.
Bu zehirli türle mücadele etmek gerektiğini vurgulayan Türkiye Tabiatı Koruma Derneği Bilim Danışmanı ve Hidrobiyolog Dr. Erol Kesici, avcılığın da önemine dikkat çekerek “Balon balıkları, kirpi balıkları en tehlikeli olan ve en çok zehre sahip olan balıklar. Biz atıksız bir dünya yaratmak zorundayız. Atıksız bir dünya yaratırsak küresel ısınmayı da önleriz, balon balıklarının böyle istediği yerlere gitmesini de önlemiş oluruz” diye konuştu.
“500’E YAKIN İSTİLACI TÜR VAR”
Kesici, şöyle konuştu:
-Son yıllarda bilhassa 2000’den sonra rastladığımız en önemli olaylardan bir tanesi denizlerimizdeki istilacı türler. Bu istilacı türlerin ülkemize giriş nedenlerinin başında elbette suların ısınması geliyor.
-Kızıldeniz’den Süveyş Kanalı’nı geçmek suretiyle birçok türler geliyor. Bunun yanı sıra bizim ne yazık ki son 30 yıl içerisinde en az 500’e yakın denizlerimize giren istilacı türler var. Bunlar deniz yosunları, deniz yıldızları, deniz anası ve balık türleri.
-Bunlar da çok tehlikeli. Bu istilacı balıklar bizim biyolojik sistemlerimizi tehdit eder hale geldi. Son günlerde gündeme gelen balıkların başında balon balıkları var.
-Dünyanın en zehirli ikinci tür balığı. Ondan sonra sokar balık adını verdiğimiz balıklar var. Bunlar varolan doğal türleri yok ediyorlar ve biyogüvenliğimizi tehdit altına almış oluyorlar.

“AKYA TÜRLERİ BU BALIKLARI TÜKETİYORDU”
-Bunların yüzgeçlerinde, derilerinde, bilhassa iç organlarında bulunan tetrodotoksin denilen bir madde var.
-Bu dünyanın en tehlikeli zehirlerinden bir tanesi eğer siz bu balığın temizlenmesini bilmezseniz, avcılığını bilmezseniz yine aynı şekilde elinizde tutarsanız bu balık insanları zehirleyebiliyor. İyi bir şekilde eğitiminin alınması gerekiyor.
-Hem avcılıkla hem de yakalanmasıyla ilgili. Güneş balıkları da bu grubun içerisine girmiş oluyor. Akdeniz’de bizim Akya dediğimiz balıklarımız vardı, büyük balıklar. Akya türleri bu balıkları av avcı ilişkisi içerisinde tüketiyorlardı.
-Deniz kaplumbağalarımız vardı. Deniz kaplumbağalarımız da yine bu güneş balıklarını, sokar balıklarını, balon balıklarını şiddetli şekilde yiyen, hoşlandıkları gıdalarıydı ama bunların türleri azalmaya başladı.

Erol Kesici
“NİSAN AYINA DİKKAT; NE HAMSİ, NE İSTAVRİT KALACAK”
-Marmara içinde de aynı tehlikeler söz konusu. Bazı ülkelerde vardır, köpek balıklarının sahile doğru gelmesi sonucu plajlara çelik fileler, ağlar örtmek durumundalardır. Balon balığı da aynı tehlike özelliğine sahip.
-Bugün Akdeniz sahillerinde çok yaygın, Marmara’ya da gelmiş vaziyette. Bunlar Nisan aylarında, üreme zamanlarında çok tehlikeli olabilmekteler. Yumurtalarının kesinlikle yenilmemesi gerekir.
-İç organlarının kesinlikle yenilmemesi gerekiyor. Bütün sularımız için tehlikeli çünkü bizim biyo güvenliğimizi tehdit ediyor. Bunların girişleri kontrol altına alınabilirdi. Geldikleri yer tek kaynak, Süveyş. Bir nedeni de akvaryumculuk.
-Akvaryumda bunlar çok güzel görüntü vermekteler, bu balıklar zaman zaman belirli bir süre besleniyor sonra daha sonra sulara bırakıyorlar. İkinci neden de avcılık, avcıların mutlak suretle bu konuda eğitilmesi gerekiyor, bilinçlendirilmesi gerekiyor.
-Hem kendi sağlıkları için hem de balıkçılığınızın güvence altına alınabilmesi için biz bu türlerle mücadele etmek zorundayız.
-Yoksa balıklar kalmayacak. Ne hamsi kalacak, ne istavrit kalacak. Ne de diğerleri, zaten yok. Bizim ülkemizde ne yazık ki şu anda satılan balıkların yüzde 70’ine yakını da ithal edilen balıklar” diye konuştu.
“DİP BALIKLARI TEHLİKE ALTINDA”
-Koskoca Akdeniz’de, Karadeniz’de, Marmara’da yapabileceğimiz en iyi mücadele yöntemi biyolojik yöntem.
-Denizlerimizi hem temiz tutmak, hem onları biyolojik çeşitliliğini artırmak, Akya gibi, Akdeniz’de bulunan küçük köpek balıkları onlar bile balon balıklarını iyi bir şekilde yemekteler. Bu tür balıkların sayısının artmasını, biyolojik çeşitliliğin ekosistemin zenginleştirilmesini sağlamamız gerekiyor.
-Bu balıklar, güneş balıkları dipte daha çok yaşıyorlar. Dipte bulunan bütün dip balıkları tehlike altında. Dil balıkları, balıkların yavruları, istavritin, hamsinin, mezgitin, akla gelen hangi tür varsa bunların hepsi tehlikede.
-Çünkü bunlar istilacı. Her tarafa yaygın vaziyetteler. Hava sıcaklıklarına bağlı olarak denizin dip tarafında da çok bulunuyorlar, üst taraflara da çıkıyorlar. Alüminyum hatta tenekeyi bile parçalayabilme özelliğinde bu nedenle bütün balıklar tehlikede çünkü bu balıklar her şeyle besleniyorlar.
“ATIKSIZ BİR DÜNYA YARATMAK ZORUNDAYIZ”
-O nedenle biz de Marmara’daki aklımıza gelen bütün balıkların hepsi tehlike altında. Bizim Marmara’daki zenginliğimizi oluşturan hamsi, istavrit, palamut diğer yerlerden göç eden balıklar olsun onların beslenmesiyle ilgili olan diğer küçük balıkları da yiyorlar.
-Onlar da bu sefer beslenemiyorlar. Bizdeki balık fiyatlarının artışındaki temel nedenlerinden bir tanesi bu.
-Balon balıkları, kirpi balıkları en tehlikeli olan ve en çok zehre sahip olan balıklar. Biz atıksız bir dünya yaratmak zorundayız. Atıksız bir dünya yaratırsak küresel ısınmayı da önleriz, balon balıklarının böyle istediği yerlere gitmesini de önlemiş oluruz.
]]>Kasım ayı ortalama sıcaklığı ise 12,5 derece ile normallerinin 3,2 derece, aralık ayı ortalama sıcaklığı da 8,3 derece ile normallerinin 3,5 derece üzerinde gerçekleşti.
Son yıllarda kış aylarındaki sıcaklık değişimi, sivrisinek rahatsızlığının 12 ay sürmesine yol açtı.
‘YILDA 25 NESİL VERMEYE BAŞLADI’
Akdeniz Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüseyin Çetin, meteorolojik verilere göre son yıllarda özellikle kış aylarındaki sıcaklık artışının, sinek popülasyonunun çoğalmasına neden olduğunu dile getirdi.
Türkiye’de yaygın görünen culeks sinek türünün 1980’lerde yılda 22 nesil verirken, son yıllarda 24-25 nesil vermeye başladığının altını çizen Prof. Dr. Çetin, “Nesil sayısının artması popülasyonun artmasına, hastalık riskinin çoğalmasına sebep oluyor” dedi.

Türkiye’de yaklaşık 60 sivrisinek türü bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Çetin, “Culeks, anopheles cinsi sıtmayı taşıyan sivrisinek türleri, kış uykusunu erişkin halde bina içlerinde, ahırlarda, foseptik çukurları gibi noktalarda saklanarak geçiriyordu. Mevsim sıcaklıkları özellikle Akdeniz ve Ege kıyılarında normalin üzerinde olduğu için birçok tür kış uykusuna yatmadı. Şu anda bu türler erişkin halde saldırmaya ve kan emmeye devam ediyor. Belediyeler ile yaptığımız görüşmelerde kış aylarında sivrisinek şikayetlerinde artış görülüyor” diye konuştu.
‘KANALLAR, KÜÇÜK HAVUZLAR SİNEKLERİN GİZLENME YERİ’
Prof. Dr. Çetin, sıcaklık artışının, sinek gelişim sürelerini kısalttığını, hızlı üremelerine neden olduğunu ve popülasyonlarını artırdığını söyledi. Yerel yönetimlerin seçim sonrası nisan ayı itibarıyla yoğun ilaçlama uygulaması yapması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çetin, şunları söyledi:
-Aksi halde yaz ayları sivrisinek nedeniyle sıkıntılı geçecektir. Mevsim değişkenliği, yağış düzensizliğini ortaya çıkardı.
-Normal ilaçlama yapılsa da yağışların düzensizliği nedeniyle biriken bina çevresindeki kanallar, küçük havuzlar, kullanılmayan otomobil lastikleri gibi bölgelerde su birikmeleri arttı.
-Havaların sıcak seyretmesi nedeniyle bu alanlar sineklerin gizlenme yeri olmaya başladı. Bu alanlar kontrol edilmezse büyük problemle karşı karşıya kalacağız. İklim değişikliği etkileriyle yaşıyoruz.

Prof. Dr. Hüseyin Çetin
‘GELECEK YILLAR SİNEĞİN TAŞIDIĞI HASTALIKLARLA KARŞILAŞMA OLASILIĞI ARTIYOR’
Son yıllarda, dünyada yapılan çalışmalarda özellikle kış dönemlerinde sıtmayı taşıyan sinekler uyuşuk hale geçmediğinden saldırmaya ve kan emmeye devam ettiği için hastalık bulaştırdığı bulgularının varlığından bahseden Prof. Dr. Çetin, şöyle konuştu:
-Normal koşullarda sivrisineklerin kış uykusunda olması gerektiği dönemlerde sıtma gibi sivrisinek kaynaklı sarı humma, zika gibi hastalıkların görülmemesi gerekiyor.
-Ülkemiz ekolojik, iklimsel olarak birçok sivrisinek türüne uygun habitat olduğu için kış aylarında da sivrisinek mücadelesinin devam etmesi gerekiyor. İlaçlama yapılan noktalar ani yağışlarla yıkanıp gittiğinde ilacın etkisi kalmayabiliyor.
-Bu nedenle düzenli kontrole devam edilmesi lazım. Sarı humma, zika gibi hastalıkları taşıyan Asya kaplan türü sivrisinek türünün Türkiye’de yayılış göstermesi gelecek yıllarda bu tür sineğin taşıdığı hastalıklarla karşılaşma olasılığımızı artırıyor.”
VATANDAŞLARA ‘SU BİRİKİNTİSİ’ UYARISI
Sivrisineklere karşı vatandaşlara uyarıda bulunan Prof. Dr. Çetin, “Vatandaşlarımıza önemli rol düşüyor. Bu sivrisinek, foseptik çukuru, rögar gibi sadece kirli, kötü ortamlarda yaşamıyor. Konutların içerisinde, etrafında küçük su birikintileri, kovalarda biriken suda geliştiği için vatandaşlarımızı uyarmalıyız. Konutların etrafında su birikmemesi gerekiyor. Balkon yıkamak için kovada biriken suyun içerisinde sivrisinek gelişebilir. Vatandaşlarımız bu bilince sahip olmalı. Bu hususlar dikkate alınmazsa gelecek bahar ve yaz aylarında ciddi sivrisinek riskiyle karşı karşıya kalabiliriz” dedi.
]]>Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamada bulunan Buruk, Türkiye Kupası’na önem verdiklerini belirterek, “Kupayı en çok kazanan takımız. Hedefimiz tekrar bu kupayı kazanmak. Bu maçta erken ve şanssız bir gol yedik. Devamlı reaksiyon gösterdik. Attığımız goller var. Çok fazla pozisyona girdik. Attığımız şut ile golün oranı biraz düşük ama güzel bir galibiyet oldu. Karşımızda futbol oynamaya çalışan iyi bir takım vardı. Bu anlamda Ümraniyespor’u kutlamak istiyorum.” dedi.
“ICARDI SABAH ANTRENMANA ÇIKTI”
Okan Buruk, müsabakada planlarını uygulamaya koyduklarını anlatarak, “Dakikaları doğru dağıttık. Oyuna giren genç oyuncularımız oldu. Farklı mevkilerde oynayan oyuncularımız oldu. Baktığımızda hem turu geçmek hem oyunu istediğimiz gibi götürmek hem de sakatlıksız bir maç olması bizim için önemliydi. O anlamda mutluyuz. Sanchez, uzun aradan sonra döndü. Icardi de döndü. O da sabah ilk antrenmanına çıktı. Sadece Oliveira sakat. Onun yanında milli takımlarda bulunan iki oyuncumuz eksik. Bu süreçte genç oyuncularımız bize olumlu sinyaller verdi.” diye konuştu.
Davinson Sanchez için hazırladıkları programa uyduklarını anlatan Buruk, “Aslında onunla ilgili çok fazla bilgi kirliliği vardı. Davinson’un programı zaten böyleydi. Artık oynayabilecek durumda.” ifadelerini kullandı.
Bu sezon ilk kez 11’de görev verdikleri Eyüp Aydın’ın performansından memnun kaldığını aktaran Buruk, ağrıları nedeniyle Kaan Ayhan’ı maçta görevlendiremediklerini dile getirdi.
NELSSON VE ABDÜLKERİM HAKKINDA ÇIKAN HABERLER
Okan Buruk, savunma oyuncuları Victor Nelsson ve Abdülkerim Bardakcı’ya yönelik basında yer alan transfer haberlerinin sorulması üzerine, “Nelsson’a teklif gelip gelmediği konusunda bilgim yok. Bu tür haberler çıkabiliyor. Abdülkerim’in Milan haberi çıktı. Nelsson’un Napoli haberi çıktı. Bunlar iyi oyuncular, iyi oynuyorlar. Avrupa’da pazarı, piyasası olan oyuncular. Bu tür istekler olabilir. Bana ulaşan bir şey yok.” değerlendirmesinde bulundu.
“BARIŞ KONUSUNDA ŞANSLIYIM”
Tecrübeli teknik adam, bugün sağ bekte görev verdiği Barış Alper Yılmaz’ın iyi mücadele ettiğini vurgulayarak, “Barış konusunda şanslıyım. ‘Kaleye geç’ desek, ‘Tamam hocam yaparım.’ deyip kaleye geçecek. Oynadığı her mevkide de en iyisini yapmaya çalışıyor. İyi işler de yapıyor. Bugün iki kaleye de gol attı. Gerçekten ofansif anlamda da takıma çok şey kattı. Barış’ın oynadığı mevkilerden değerinin ne kadar arttığını daha net görebilirsiniz.” diye konuştu.
ICARDI’NİN DURUMU
Okan Buruk, Mauro Icardi’nin Trabzonspor maçında oynayıp oynamayacağına yönelik soruya, “Icardi ilk antrenmanına çıktı. Cuma ve cumartesiye bakacağız. Onunla ilgili net kararımızı vereceğiz. Yine orada birçok seçeneğimiz var. Icardi de onlardan biri olacak. İleri uçtaki oyuncumuza cumartesi günü son antrenmanda karar vereceğiz.” cevabını verdi.
“EKSİĞİMİZ SOL BEK”
Okan Buruk, transfer çalışmalarıyla ilgili bir soru üzerine, şunları kaydetti:
“Sol beke bir oyuncu takviyesi yapacağız. Bu yerli de yabancı da olabilir. Sona yaklaştığımız bir şey yok ama belirlediğimiz, istediğimiz, görüştüğümüz oyuncular var. Diğer bölgeler konusunda ise şu an elimizde oyuncular var. Şu anda ilk düşüncemiz maçlarımızı elimizdeki oyuncularla oynayabilmek. Eksikliğimiz sol bek. Bu sezon 9 yeni oyuncu geldi. Hepsinden verim almaya çalışıyoruz. İyi oyunculara sahibiz. Bazılarından daha az, bazılarından daha fazla verim aldık. Elimizdeki oyunculardan en iyi verimi almaya çalışacağız ama değişim her zaman olabilir.”
“GENİŞ KADROYA İHTİYACIMIZ OLACAK”
Tecrübeli teknik adam, geniş bir kadroya sahip olmalarına rağmen sakatlıklar nedeniyle son dönemde sorun yaşadıklarını anlatarak, “O yüzden bizim gibi üç kulvarda oynayan takımlar için geniş kadro çok önemli. Burada oyuncuların hazır gelip gelmemesi de önem taşıyor. Kaliteli oyuncular aldık. Herkes ‘Galatasaray, Premier Lig’e yakın bir kadro kurdu.’ diye övgüler yağdırdı. Bu kadroyu en iyi şekilde yarıştırmaya çalışıyoruz. Avrupa’da devam ediyoruz. Ligdeki şampiyonluk yarışımız devam ediyor. Türkiye Kupası’nda bu maçta kazandık. O yüzden geniş bir kadroya bundan sonra da ihtiyacımız olacak.” değerlendirmesinde bulundu.
]]>Güney yarım kürede düzenlenen tek grand slam turnuvası Avustralya Açık, gece yarısına sarkan maçların önüne geçmek için yapılan düzenlemeyle bu yıl ilk kez 15 güne yayılacak.
Melbourne kentinde 112. kez düzenlenecek ve 28 Ocak Pazar günü oynanacak final maçıyla sona erecek turnuvanın kortları, yarın TSİ 03.00’te ilk tur maçları için açılacak.
SABAH 4’TE BİTEN MAÇ YÜZÜNDEN…
Büyük Britanyalı Andy Murray ile Thanasi Kokkinakis arasında geçen yıl oynanan ve yerel saatle sabah 04.05’te biten ikinci tur maçı, organizatörlere turnuvanın takvimini değiştirtti.
Organizatörler, sporcuların fiziksel olarak daha fazla maçta kalması ve kortların diğerlerine göre yavaş olması nedeniyle uzayan maçların önüne geçmenin çaresini turnuvayı pazar gününden başlatmakta buldu.
Bu karar, sadece sporculara değil maddi açıdan organizatörlere de yarayacak. Yayın hakları sözleşmelerinin değeri arttığı gibi fazladan bir günde bilet, yiyecek, içecek ve ticari ürün satışları da olumlu etkilenecek.
3 yıl önce ortadaki pazar gününü (middle sunday) de programa dahil eden Wimbledon’ın 10 milyon sterlinden fazla ekstra gelir elde ettiği tahmin ediliyor.
PARA ÖDÜLÜ 86,5 MİLYON DOLAR
Avustralya Açık’ta toplam para ödülü geçen yıla oranla yüzde 13 artarak 86,5 milyon (yaklaşık 1 milyar 745 milyon) Avustralya doları oldu.
Turnuvanın son iki gününde oynanacak tek kadınlar ve tek erkekler finalinde, şampiyonluk kupasını kaldıran sporcular 3 milyon 150 bin Avustralya doları ödül alacak.
TRİBÜNLERDE YENİ REKOR
Yeni tip koronavirüs önlemlerinin tamamen kaldırılmasının ardından geçen yıl tam kapasiteyle sporseverleri ağırlayan Avustralya Açık’ta toplam 839 bin 192 ziyaretçiyle rekor kırıldı.
2023’te eleme haftasıyla birlikte 900 binden fazla tenisseverin konuk edildiği Avustralya Açık’ta bu yıl turnuvanın 15 güne çekilmesinin de etkisiyle yeni bir rekor kırılması bekleniyor.
DJOKOVIC İÇİN TARİHİN EN İYİSİ OLMA FIRSATI
10 kez şampiyonluk sevinci yaşadığı Avustralya’ya turnuva tarihinin ve erkek tenisinin en iyisi unvanıyla gelen Djokovic, bu yıl da kupaya uzanması halinde tüm zamanların en çok grand slam (24) kazanan ismi Margaret Court’u geride bırakarak 25 zaferle tarihi bir başarıya imza atacak.
2023 Avustralya Açık’ta şampiyon olarak Rafael Nadal’ın “en fazla grand slam turnuvası kazanan erkek tenisçi” rekoruna ortak olan Sırp raket, tüm zamanların en iyisi olmak için hiç final kaybetmediği Melbourne’de yine büyük bir avantaja sahip.
Katıldığı 72 grand slam turnuvasının 24’ünde şampiyon olan 36 yaşındaki Djokovic, Melbourne’de bir kez daha kazanması halinde Margaret Court’un Avustralya Açık’ı en çok (11) kazanan sporcu rekorunu da egale edecek.
DJOKOVIC’İ KİM DURDURABİLİR?
Avustralya Açık’ta 28 maçtır bileği bükülmeyen Djokovic, bu sezon adada aldığı sürpriz yenilgiyle rakiplerini umutlandırdı.
United Cup’ta ev sahibi ülkeden Alex de Minaur ile karşılaşan 36 yaşındaki Djokovic, rakibine 2-0 yenilerek Avustralya’da 5 yıl sonra ilk kez korttan mağlubiyetle ayrıldı ve 43 maçlık yenilmezlik serisi sona erdi.
30 yaşından sonra 12, 35’inden sonra 4 grand slam kazanan Djokovic’i durdurmak için Carlos Alcaraz, Jannik Sinner, Holger Rune ve Daniil Medvedev’in isimleri öne çıkıyor.
Geçen yıl Wimbledon klasikleri arasına giren bir final maçıyla Djokovic’i 3-2 yenerek kupaya uzanan İspanyol Carlos Alcaraz’ın Avustralya Açık karnesi çok parlak değil.
2023 Avustralya Açık’a sakatlığı nedeniyle katılmayan 2 numaralı seribaşı Alcaraz, 2021’e ikinci, 2022’ye üçüncü turda veda etti. Geçen yıl kasım ayında hem Davis Kupası hem de ATP Sezon Sonu Finalleri’nde Djokovic’i yenen İtalyan Jannik Sinner, 2022 Avustralya Açık’ta çeyrek final gördü.
2023’te Roma Açık finalinde Djokovic’i yenen Danimarkalı Rune, Avustralya’da en fazla 4. tura çıkarken, 2021 ABD Açık finalinde Sırp raketi mağlup eden Rus Medvedev’in de Melbourne’de son üç yılda iki finali bulunuyor.
DJOKOVIC VE ALCARAZ’IN ZORLU FİNAL YOLU
Elemelerden gelen Hırvat Dino Prizmic ile ilk turda karşılaşacak 1 numaralı seribaşı Djokovic’in üçüncü turda Büyük Britanyalı Andy Murray, çeyrek finalde Yunan Stefanos Tsitsipas, yarı finalde İtalyan Jannik Sinner ve finalde de İspanyol Carlos Alcaraz ile eşleşme ihtimali bulunuyor.
İlk turda Fransız Richard Gasque ile tur mücadelesi verecek 2 numaralı seribaşı Alcaraz’ın final yolu da oldukça zorlu. 2022 ABD Açık ve 2023 Wimbledon şampiyonu İspanyol raketi, çeyrek finalde Casper Ruud/Alexander Zverev, yarı finalde Holger Rune/Daniil Medvedev eşleşmelerinin galibi bekliyor.
4 numaralı seribaşı Jannik Sinner ilk turda Hollandalı Botic van de Zandschulp, 7 numaralı seribaşı ve geçen yılın finalisti Stefanos Tsitsipas da İtalyan Matteo Berrettini ile karşılaşacak.
SWIATEK FAVORİ AMA…
Djokovic’in son 9 şampiyonluğun 6’sını kazandığı Avustralya Açık’ta tek kadınlar için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Kadınlarda son 10 şampiyonluğun 8’ini farklı isimler kazandı.
Dünya klasmanının 1 numarası Polonyalı Iga Swiatek, zor bir kurayla üst turlara ilerlemeye çalışacak.
Kariyerinde 4 grand slam şampiyonluğu bulunan, 2022 Avustralya Açık yarı finalisti Swiatek, ilk turda 2020 Fransa Açık finalinde mağlup ettiği ABD’li Sofia Kenin ile ilk turda karşılaşacak. Kenin, 4 yıl önce de Melbourne’den zaferle ayrılmıştı.
Polonyalı tenisçi bu turu geçmesi halinde ikinci turda, 2016 Avustralya Açık şampiyonu Alman Angelique Kerber ya da 2022 finalisti ABD’li Danielle Collins ile mücadele edecek.
22 yaşındaki Swiatek’in çeyrek finalde geçen yılın Wimbledon şampiyonu Marketa Vondrousova (7), yarı finalde de 2022 Wimbledon şampiyonu ve geçen yıl Melbourne’de final oynayan Elena Rybakina (3) ile karşılaşma ihtimali var.
Turnuvayı elemelerden gelen Alman Ella Seidel’e karşı ilk tur maçıyla açacak 2 numaralı seribaşı ve son şampiyon Aryna Sabalenka ise çeyrek finalde Tunuslu Ons Jabeur (6), yarı finalde ise son ABD Açık şampiyonu Coco Gauff (4) ile eşleşebilir.
Uzun bir aradan sonra yeniden kortlara dönen 4 grand slam şampiyonu Japon Naomi Osaka, ilk turda 16 numaralı seribaşı Fransız Caroline Garcia ile karşılaşacak.
]]>Bölgedeki balıkçı esnafından da destek alan bilim insanlarının 3 ay süren çalışmaları olumlu sonuç verdi.
3 ay süren uğraşların ardından bilim insanları, ‘komanda balığı’ olarak da adlandırılan 20 ve 50 santim uzunluğunda 2 ‘leopar sazanı’nı, aynı gün farklı zamanlarda Dicle ve Fırat nehirlerinde yakalamayı başardı.

Ağlara takılan ve yetişkin olduğu tespit edilen ender türler, konulduğu özel fanusta incelenip, görüntü kaydı alınarak doğal yaşam ortamına geri bırakıldı.
Keşif sonrası bölgede türün korunması ile ilgili planlamalar yapılması hedeflenirken, anatomik ve morfik çalışmaları tamamlanacak türle ilgili koruma eylem planı da hazırlanacak.

‘BİZ ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPTIK’
RTEÜ Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Cüneyt Kaya, dünyanın en çok aranan balıklarını buldukları için gururlu olduklarını belirtti. Keşfedilen tür için koruma planı hazırlanacağını da aktaran Kaya, “Balıklar genellikle birbirine benzer. Ama leopar sazanının farklı bir özelliği var. Hiçbir türde olmayan, vücudunda, başında ve yüzgeçlerinde olan büyük siyah benekler, bu türü çok net bir şekilde karakterize ediyor. Bunun için küçük bir çocuk bile leopar sazanını rahatlıkla ayırt edebilir. Balığı bulduğumuz anda gerçekten çok sevindik. Dünyada en çok aranan birinci balığı bulmuştuk. Çok mutlu olduk. İnanılmaz bir andı. Biz üzerimize düşeni yapıp, Türkiye dosyasını kapatmış olduk. Bizim bahsettiğimiz iki tür, kritik düzeyde kayıp olduğu kabul edilen türlerdendi. Bunlar çünkü yıllardır ortada yoklardı. Biz çok mutlu ve gururluyuz. Ülkemiz adına güzel işler yaptığımızı düşünüyoruz. Dünya’nın en çok aranan 2 türü bulmamız çok güzel oldu. Şimdiki hedefimizde bu türü koruyup, gelecek nesillere aktarabilmek. Leopar sazanı Dicle’nin sembolü olabilecek bir balık türü. O yüzen biz bunu korumalıyız” dedi.
‘DİCLE’DE GİRİLMEDİK AKARSU BIRAKMADIK’
RTEÜ Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Münevver Oral da “Dünyanın en fazla aranan, 10 balık listesine dahil edilen ülkemizde 2 tür vardı. Bunlardan biri olan ‘Batman bantlı çöpçü balığı’nı 2021 yılında bulup, literatüre kazandırmıştık. Bugün ise ikinci leopar sazanı bulmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Uluslararası literatürde Türkiye dosyasını kapatmış olduk. Leopar sazanı, kayıp diğer türe oranla oldukça farklılık gösteriyor. Bu tür Dicle ve Fırat nehir havzasında oldukça derin ve bol oksijenli bölgede yaşıyordu. Avcı bir tür olduğundan, bu türü balıkçı desteği olmadan bulmamız mümkün değildi. Yaklaşık 3 aydır süren yoğun bir arazi çalışması gerçekleştirdik. Mesai arkadaşım Doç. Dr. Cüneyt Kaya ile birlikte oluşturduğumuz strateji ile birlikte adım adım Dicle’de girilmedik akarsu bırakmadık. Bu türü bulmak için kolay değildi gece ve gündüz çok sayıda ağ atıp çektik. Yıllardır aranan balığı aynı gece ve sabahında bulmak bizim için çok keyifliydi” diye konuştu.
]]>Turistlerin iddiasına göre, dünya turunun önce ertelendiği ardından da ‘Life At Sea Cruises’ gemisiyle yapılmayacağı söylendi. İstanbul’dan başlaması planlanan dünya turu için İstanbul’a gelen ABD’li Kara ve Joe Youssef çifti iki apartman dairesini sattı.
Janice Chappelear ise, emeklilik birikimini tur bileti satın almak için kullandı. Üç turist ülkelerine dönmek için Fatih’te masrafları tur şirketi tarafından karşılanan bir otelde yaklaşık 2 aydır para iadesi bekliyor.
Turistler şirketle para iadesinn 3 taksit şeklinde ödenmesi için anlaştıklarını, birçok kişiye henüz ilk ödemelerin yapılmadığını, mağduriyet yaşayan birçok yolcunun ise ülkesine geri döndüğünü ifade etti. Miray Cruises isimli denizcilik ve seyahat şirketi ise, yaşananlar hakkında açıklama yaptı.

“İPTAL EDİLDİĞİNİ ÖĞRENDİK”
2 aydır Fath’teki bir otelde yaşayan ABD’li Kara Youssef “Bu gerçekten çok hayal kırıcı, belki de hayatımızın yolculuğu olacaktı fakat hiç olmadı” dedi. Kara Youssef, “Turu online bulduk, şirket hakkında biraz araştırma yaptık ve bunun maliyetini karşılamak istediğimiz bir seyahat olduğuna karar verdik. Kocam ve ben için 2 kişilik 3 yıllık toplam ödeme 224 bin dolar tutuyordu. Biz de kaydolduk. Yüzde 25 depozito yatırdık ve Ağustos ayında bir ödeme daha yaptık. Ekim ayı sonlarında geminin gecikeceği söylendi. Sadece 1 ay gecikme olacağını düşünerek İstanbul’a geldik. Yanlış hatırlamıyorsam o ayın 20sinde gezinin tamamen iptal edildiğini öğrendik.” ifadelerini kullandı.

“BANKACILIK SORUNLARINDAN DOLAYI GECİKMELER YAŞANDIĞINI İDDİA ETTİLER”
Şirketin geri ödemeleri 3 taksit halinde yapacağını söylediğini belirten Kara Youssef, “Bankacılık sorunlarından dolayı gecikmeler yaşandığını iddia ettiler. İlk ödememizi New York Times’taki bir haberin yayınlanmasından sonra geçen Cuma günü aldık. 10-15 kişi ilk ödemesini aldı 115 kişiden pek çoğu da halâ ilk ödemelerini bekliyor. İkinci ödemelerin tarihine yakın bir zaman kaldı fakat henüz daha ilk ödemelerin yarısına bile gelmediler” dedi.Kara Youssef, “Kocam ve ben için ileriye dönük karar vermek çok zor, iade alıp alamayacağımıza da bağlı. Şirketin geçmişte verdiği sözler vardı ve ödeme sözünü tuttuklarından emin olmak için burada olmak istedik. Ödememizin tamamını aldıktan sonra geleceğimiz için plan yapabileceğiz. Bu çok hayal kırıcı, belki de hayatımızın yolculuğu olacaktı fakat hiç olmadı. Şirketin bunu 2024te yapmayı planladığını biliyorum, iyi şanslar diliyorum fakat umarım bir plan yapmadan önce ilk yolcuları için işleri düzeltirler” dedi.

“EVİM VARDI ARTIK YOK”
Kara Youssef’in eşi Joe Youssef ise, “Hüsrana uğradık, hayallerimiz kırıldı, bu şirketle ilgili umudumuz vardı. Son ana kadar güvendik, çok fazla insan negatif şey söylüyordu. Böyle bir gemi olmadığını görene kadar belki de en çok güvenenlerdendik. Tüm paramızı geri alabilmeyi umuyorum. Burada 36 kişiydik, herkes sanırım çok uzun süre beklemekten hüsran yaşadı. Yani paramızı bir an önce ödeyin herkes normal yaşamına geri dönsün. Bizim normal bir yaşamımız da olmayacak. Benim evim vardı, artık yok. Ne yapacağımı bilmiyorum. Fakat her şey gelecek planlarımız, paraya, iadeye bağlı.” ifadelerini kullandı.

“ŞU ANA KADAR 66 BİN DOLAR HARCADIM”
28 Ekimde İstanbula geldiğini belirten Massachusettsli ABDli emekli Janice Chappelear ise, “1 Kasım’da yolculuğun başlamasını umuyordum ama olmadı. Şu ana kadar bu tura 66 bin dolar harcadım. Şu an, ödemenin ilk taksitini geri almam gerektiğini söyleyen bir banka dekontu gördüm. Ancak henüz hesabıma ulaşmadı ve bu da geçen Cuma olmalıydı, bu yüzden çok geç kaldılar. Bildiğim kadarıyla yalnızca 9 ya da 10 yolcu Miray Cruisesdan bir ödeme aldı. Şirketten Türkiyeye gelen her yolcuya geri ödemelerin yapılacağı belirtildi, o yolculardan çoğu ülkesine döndü. Sözlerini tutmaları ve konuştuğumuz gibi bize geri ödeme yapmaları gerekiyor. Sabrımız tükeniyor. Emeklilik birikimimin çok büyük bir kısmını bu tur için harcadım. Eğer geri alamazsam, bu gerçekten emekliliğimi etkileyecek. Benim için çok zor olacak.” dedi.
“TURUN BAŞLANGIÇ TARİHİ 1 ARALIK 2024’E ERTELENMİŞTİR”
Miray Cruises adlı turizm şirketi konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu anda İstanbul’da 5 yolcunun kaldığı belirtti. Açıklamada, “Öncelikle, Life At Sea Projesi, iptal edilmemiştir; seyahatin başlangıç tarihi 1 Aralık 2024 tarihine ertelenmiştir. 3 yıllık gemi turuna çıkacak yeni gemiyi Mart ayı ortalarında açıklamayı planlıyoruz. 1 Aralık 2023 kalkışı için para ödeyen misafirlerimize, para iadesi talebinde bulunmak ya da kaparolarını 2024 kalkışı için kullanma alternatifleri verilmiştir. Ertelemeden önce İstanbul’ a gelmiş olan yaklaşık 50 misafirimiz, yaklaşık 1 ay İstanbul’da konaklamış ve tüm konaklama masrafları tarafımızdan karşılanmış ve istedikleri ülkeye gidiş biletleri temin edilmiştir.” ifadelerine yer verildi.
“KONAKLAMALARI TARAFIMIZDAN KARŞILANACAKTIR”
Şirket açıklamada, “Halen İstanbul da kalan 5 misafirimizin de konaklamaları, Türkiyeyi terk edene kadar tarafımızdan karşılanacaktır. Misafirlerin tamamı yabancı uyrukludur. 1 Aralık 2023 kalkışı için para ödeyen misafirlerimize, para iadesi talebinde bulunmak ya da kaparolarını 2024 kalkışı için kullanma alternatifleri verilmiştir. Ayrıca, tüm misafirlerimiz, Mart Ekim 2024 döneminde M/V Gemini isimli gemimizle ücretsiz Yunan Adaları gemi turuna davet edilmişlerdir.” dedi.
“ŞUBAT SONUNDA PARA İADELERİ TAMAMLANMIŞ OLACAK”
Açıklamada ayrıca, “Bazı misafirlerimiz, paralarını geri istemeyip, şimdiden 2024 seferi için rezervasyonlarının devam etmesini talep etmişlerdir. Bazı misafirlerimiz ise ödemelerinin iadelerini istemişlerdir. İade isteyen misafirlerimizle, ödemiş oldukları tutarları 3 taksitte geri ödeneceği konusunda uzlaşma sağlanmıştır. Geri ödemeler devam etmektedir ve Şubat sonunda tüm misafirlere ödemiş oldukları tutarlar iade edilmiş olacaktır.” cümleleri de yer aldı
]]>