İzmir İktisat Kongresi Binası’nda Ege Denizi’ndeki sismik aktiviteye yönelik risk değerlendirme toplantısı düzenlendi.
Basına kapalı gerçekleşen toplantıda AFADDeprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Yağan ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner sunum yaptı.
Toplantıya ilişkin açıklamada bulunan Vali Süleyman Elban, Ege Denizi’ndeki Santorini Adası yakınlarında 28 Ocak’ta başlayan deprem fırtınasıyla ilgili tüm gelişmelerin büyük dikkatle takip edildiğini söyledi.
Toplantıda Santorini civarında oluşacak bir depremin, volkanik patlamanın ya da tsunaminin Türkiye kıyılarına, özelde İzmir’in kıyılarına etkisinin değerlendirildiğini aktaran Elban, “Deprem hareketliliğinin başladığı günden bu yana AFAD’ımız ilimize hızlı bir şekilde mobil ikaz ve alarm sistemi gönderdi ve Seferihisar’a kuruldu. İlimizde faal şekildeki afet yönetim merkezlerini 30 ilçenin tamamına yaygınlaştırmaya başladık. AFAD’ımız diğer illerimizden 71 takviye ekip görevlendirdi. 5 ekip Seferihisar’da görev yapıyor. Diğerleri de il merkezinde, herhangi bir olası sıkıntıda görev almak üzere bekliyorlar.” diye konuştu.
Elban, toplantıdaki tüm modellemelerde Santorini civarında oluşacak bir depremin İzmir’de olumsuz sonuçlar yaratacak bir etkisi olmayacağı sonucuna varıldığını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Bölgede oluşabilecek tsunaminin gerek Ege’deki ada sayısının fazlalığı gerekse 300 kilometre uzaklığında olması nedeniyle ilimize maksimum 50-60 santimetre bir dalga yüksekliğinin gelebileceği, bunun da ilimiz kıyılarında hemen hemen hiç hissedilmeyeceği sonucu çıktı. Ayrıca bir volkan patlaması durumunda oluşacak maksimum kül oluşumunda da ilimizde sıkıntıya yol açacak bir kül taşınımı da beklenmemektedir. Dolayısıyla Santorini Adası civarında oluşacak bir deprem, tsunami ve volkanik patlama kaynaklı ilimizin etkilenme ihtimalinin çok az olduğu ya da olmadığı yapılan tüm modelleme sonucunda ortaya çıkmış durumda. Ancak unutmamamız gereken bir şey var. İlimizin kendisine ait deprem riski ayrıca mevcut. Biz onu da düşünerek her türlü tedbirimizi alıyoruz. İnsanımızı, Santorini kaynaklı endişeye sevk edecek ciddi bir riskin olmadığını görmüş olduk.”
Toplantıya Ege Ordusu ve Garnizon Komutanı Orgeneralİrfan Özsert, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, rektörler, kaymakamlar, kurum il müdürleri, ilçe belediye başkanları da katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Bastık, “Bana göre ‘en’ kavramı çok zor. Kendini seven, kendini güzel hisseden herkesi çok seviyorum. En güzel, en seksi kavramları bana garip geliyor. Bunlar boş şeyler” dedi.

TAKİPÇİLERİNİ GEÇMİŞE GÖTÜRDÜ
31 yaşındaki şarkıcı, son olarak sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla takipçilerini geçmişe götürdü

Bir takipçisinin “18 yaşına dönsen neyi değiştirmek isterdin?’ sorusuna yanıt veren Bastık, “Saç rengimi” dedi ve 18 yaşındaki halini paylaştı.

Zeynep BastıkSosyal MedyaMagazinTürkiye3-sayfaMüzikYaşamMedya
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Geçtiğimiz günlerde Dünya Güreş Birliği (UWW) tarafından 2024 yılının en iyi kadın güreşçisi seçilen Buse Tosun Çavuşoğlu, oturum öncesinde açıklamalarda bulundu.
“OLİMPİYAT ŞAMPİYONLUĞU HAYALİMİZ”
Türkiye adına hala kazanılmamış bir olimpiyat altın madalyası olduğunu, bunu başarmayı hayal ettiklerini belirten Buse Tosun Çavuşoğlu, “Dünya şampiyonu olup, Avrupa şampiyonu olup, sonrasında Paris 2024 Olimpiyat Oyunları’nda ülkeme bronz madalya kazandırıp, kariyerimi çok güzel bir şekilde devam ettireceğimi söyleyebilirim. Kendi adıma güzel bir yaz olimpiyatı geçti. Ülkeme bronz madalya kazandırdım. Mutlu ve gururluyum. Ülkemiz adına hala kazanılmamış bir altın madalya var. Türk Kadın Güreş Takımı olarak, olimpiyat şampiyonluğu hayalimiz, hedefimiz bu yönde. Bizi desteklemeye, izlemeye devam edin” diye konuştu.

“BU ÜNVAN GÜREŞÇİ OLARAK İLK KEZ BANA VERİLDİ”
Geçtiğimiz günlerde Dünya Güreş Birliği (UWW) tarafından yılın en iyi kadın güreşçisi seçilen Buse Tosun Çavuşoğlu, bunun kendisi için çok kıymetli olduğunu dile getirdi. Böyle bir başarı için mutlu ve gururlu olduğunu söyleyen milli güreşçi, “Bunun globalde tescillenmesi, Dünya Güreş Birliği tarafından onaylanması, yılın en iyi kadın güreşçisi seçilmek gerçekten, dünya şampiyonu ünvanından daha da kıymetli benim için. Bu ünvan, Türkiye’de bir güreşçi olarak ilk kez bana verildi. Çok mutlu ve gururluyum. Bu haberle birlikte çok farklı bir sabaha uyandık. Ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek, dünyanın en iyisi olmak, bunun tescillenmiş olması benim için ayrı mutluluk verici” ifadelerini kullandı.
“TEK GAYEMİZ ALTIN MADALYA”
Alınan madalyalar ve yakalanan başarıların ardından ister istemez bir baskı oluşacağını söyleyen Buse Tosun Çavuşoğlu, “Son Dünya, Avrupa şampiyonu ve olimpiyat madalyalı sporcu olmanın tabii ki baskısı olacak. Sıradan bir sporcu olarak mindere çıkmayacağız. Artık gümüş ve bronz için değil, tek gayemiz altın madalya olacak. Onun için sahnede olacağız” yorumlarında bulundu.
“GÜÇLÜ ŞEKİLDE DEVAM ETMEYE HAZIRIM”
2028 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Los Angeles şehrinde düzenlenecek olimpiyat oyunları için yola devam edeceklerini söyleyen mili güreşçi, sözlerini şöyle noktaladı:
“Los Angeles 2028 Olimpiyat Oyunları’na giden yolda da en iyi şekilde, en iyi performansımızı göstererek hazırlanmaya, güçlü şekilde devam etmeye hazırım. Devam edeceğimize de inanıyorum.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
2026 Dünya Kupası elemelerinde heyecan başlıyor… ABD, Meksika ve Kanada‘nın ortaklaşa düzenleyeceği 2026 FIFA Dünya Kupası için Avrupa elemeleri grup kura çekimi bugün 14.00’te Zürih’te FIFA merkezinde yapıldı. Peki merakla beklenen Türkiye’nin rakipleri kim oldu?

Kura çekimine 2. torbadan giren Türkiye, mart ayında Uluslar Ligi’nde A Ligi’ne yükselmek adına Macaristan ile play-off oynayacağı için 4’lü grupta yer aldı.

Toplam 54 ülkenin katılacağı kura çekimiyle,6’sı 5 takımlı, 6’sı ise 4 takımlıtoplam 12 grup belli oldu.

Toplam 48 takımın mücadele edeceği2026 Dünya Kupası’na Avrupa’dan 16ülke katılım hakkı kazanacak.

İŞTE TÜRKİYE’NİN GRUP ELEMELERİNDEKİ RAKİPLERİ
A Milli Takım, Dünya Kupası Elemelerinde E Grubu’nda yer aldı. İşte rakiplerimiz…
– İSPANYA / HOLLANDA GALİBİ
– GÜRCİSTAN
– BULGARİSTAN
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
DEVLET HEKİMLERİN YANINDA
Kongreye, merdiven altı uygulamalarla savaşta, hekimlere destek vermek için Ticaret Bakanlığı Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürü, Reklam Kurulu Başkanı Avni Dilber de katılarak, “Devlet ve hekimler hep beraber bunlarla savaşacağız” dedi.
Medikal Estetik Tıp Derneği (MESTDER) Başkanı ve Medikal Estetik Hekimi Dr. Yasemin Savaş, Türkiye’nin estetik tedavilerde önemli bir merkez haline geldiğini belirterek, şunları söyledi:
“Türkiye, sağlık hizmetleri ihracatında dünyada ilk 10’da medikal turizmde ise ilk 5’te yer yer alıyor. Türkiye, sağlık turizmi alanında önemli bir global oyuncu.”

HEDEF 2 MİLYON SAĞLIK TURİSTİ
Sağlık Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı’nın yönetmelik ve teşvikleri sayesinde, Türkiye’deki sağlık kuruluşlarının sayısının hızla arttığını belirten Dr. Savaş, “Aralık 2023 itibarıyla yetkili sağlık kuruluşu sayısı 4 bin 786’ye ulaştı ve bu artışın devam etmesiyle Sağlık turizmi gelirleri, 2003 yılında 203 milyon dolar seviyesindeyken, 2022’de 2,2 milyar dolara yükseldi. Aynı dönemde, sağlık için seyahat eden turist oranı da yüzde 0.9’dan yüzde 2.3’e çıktı. Bu yılın hedefleri ise 2 milyon sağlık turisti ve 3 milyar dolar gelir olarak belirlenmiş durumda” dedi.

İHBAR EDİN
Merdiven altı medikal estetik uygulamalar konusunda dernek olarak alınan tedbirlere işaret eden Dr. Savaş, şöyle dedi:
“Ruhsatsız merkezlerde ve hekim dışında işlem yapılan merdiven altı uygulamalar ciddi sağlık riskleri doğuruyor. Biz de bu kapsamda günden güne artan bu tür merkezlerin açığa çıkması amacıyla hem Sağlık Bakanlığı’yla ortak hareket ediyor hem de halkımızı da kendi sağlıkları için bu farkındalığa dahil ederek, 0543 266 63 78 numaralı ihbar hattımızı aramaları için teşvik ediyoruz.”

ESTETİK YAŞI ERGENLİĞE KADAR İNDİ
Medikal Estetik Derneği Başkan Yardımcısı ve Medikal Estetik Hekimi Dr. Alp Mamak da medikal estetik uygulamalarına olan ilginin arttığını belirterek, şöyle dedi: “Ancak bu talebin ergenlik dönemine kadar inmesinin, sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisiyle ‘kusursuz görünüm’ arayışının yaygınlaşmasının, fiziksel ve ruhsal sağlığı olumsuz etkileyebileceği yönünde endişelere yol açmaktadır.”
Dr. Mamak, 18 yaşından önce estetik müdahalelerin yapılmaması gerektiğini vurgulayarak, “Bunun iki temel nedeni var. Birincisi fiziksel. Ergenlik dönemi, vücudun hâlâ gelişim gösterdiği bir süreç. Bu dönemde yapılan müdahaleler, vücut gelişimi tamamlanmadan kalıcı sonuçlar yaratabilir ve ileride doğal görünüme zarar verebilir. İkincisi ise psikolojik tarafı. Çünkü medikal estetik uygulamalar, bireyin özgüvenine ve benlik algısına da etki edebilir. Ergenlerin sosyal medya etkisiyle bu uygulamalara yönelmesi, geçici bir güzellik trendine kapılma riskini de getiriyor” dedi.

EN ÇOK İLGİ DUDAK DOLGUSUNA
Medikal Estetik Hekimi ve Medikal Estetik Derneği Genel Sekreteri Dr. Bora Özcan ise son yıllarda popüler hale gelen dudak dolgusu uygulamalarına dikkat çekti. Dr. Özcan; Türkiye’de dudak dolgusunun, estetik pazarının önemli bir kısmını oluşturarak, sosyal medya etkisi ve estetik uygulamalara olan ilginin yükselmesiyle büyük bir talep gördüğünü ifade etti.
Dr. Özcan, “Sosyal medyanın etkisiyle, pürüzsüz ve parlak ciltler, orantılı yüz ve vücut hatları gibi güzellik anlayışı belirgin bir şekilde bu yöne evrildi. Bunun sonucunda, ameliyatsız medikal estetik işlemler daha fazla tercih edilmeye başlandı. Dudak dolgusu da bunların başında geliyor. Çünkü dudak aynı zamanda dişilik sembolüdür. Tahminlere göre, dudak dolgusu uygulamaları, Türkiye’deki estetik pazarında yüzde 20 ila yüzde 30’luk bir paya sahip ve bu durum dudak dolgularını en çok tercih edilen uygulamalarından biri haline getirmiştir” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GÖRME KUSURLARINI DÜZELTİYOR
Prof. Dr. Şener, ‘eksi 10’ derecelere varan görme kusurlarının bile bu tedavi yöntemiyle düzeltilebildiğini ve tedavi sonrası hastaların saatler içerisinde günlük yaşamlarına devam edebildiklerinin altını çizerek, göz tedavilerindeki devrim niteliğindeki bu tedavi yöntemleriyle ilgili şunları söyledi: “Korneada, 2 mm’lik kesiden yapılan bu tedavi, hastanın kornea yapısını etkilemiyor. Kesinin 2 mm gibi küçük bir boyutta olması sebebiyle iyileşme süreci çok hızlı oluyor. Türkiye’de 10 yıldır uygulanan bu tedavi korneanın en emniyetli noktasına yapıldığı için korneanın mimarisi hiç bozulmuyor. SMİLE tedavisinin, birinci jenerasyon olan PRK, No-Touch ve ikinci jenerasyon LASİK tedavilerinden ayrışarak daha güvenli olmasının sebebi budur.”

ROBOTİK CERRAHİ KULLANILIYOR
Yaklaşık 30 yıldır uygulanan lazerle göz bozukluklarının düzeltilmesi tedavilerinde ilk kez robotik cerrahinin kullanıldığını belirten Prof. Dr. Şener, “SMİLE tedavisinin güncellenen versiyonu olan SMİLE Professional yönteminde robotik cerrahi ilk kez kullanılıyor. Bu sayede gözdeki görme kusurunun düzeltilmesi için gerekli olan süre 10 saniyeye kadar düşüyor. Eski nesil tedavilerde olduğu gibi hasta, yarı kapalı, rahatsız edici bir ortamı andıran cihazlara yatırılmıyor. Hastanın göz hizasına getirilen robotik kollar yardımıyla yapılan cerrahi uygulamada, gözleri damla yardımıyla uyuşturulmuş olan hasta, belirgin bir rahatsızlık duymadan işlem sona eriyor” diye konuştu.

18 YAŞ ÜSTÜNE UYGULANIYOR
BU tekniklerin önceki nesil lazer tedavilerinde de olduğu gibi 18 yaş altına uygulanmadığının altını çizen Prof. Dr. Şener, şu önemli bilgileri paylaştı: “18-21 yaş arasında bir hastaya lazer uygulamak istiyorsak bu hastanın son bir yıl içinde göz numarasının hiç değişmemiş olduğunu bilmek istiyoruz. Ama 21 yaştan sonra böyle bir kriterimiz yok. Göz yapısı uygun olan 21-40 yaş arası hastalara lazer tedavisi uygulayabiliyoruz. 40 yaşından sonra özel bir durum olmadığı sürece lazer uygulamıyoruz. Akıllı mercek gibi tedavileri tercih ediyoruz.”

ÖNCE OPERASYON ERTESİ GÜN DUŞ
30 yıldır uygulanan PRK ve No-Touch gibi yüzey lazerlerde birkaç gün zor dayanılacak kadar yanma ve sulanmalar yaşanabildiğini belirten Prof. Dr. Şener, şunları söyledi: “SMİLE lazer tedavisi sonrasında 3-4 saat kadar hafif bir yanma ve sulanma yaşanabiliyor. SMİLE Professional tekniğinde ise 1-2 saate kadar düşüyor. Hasta hemen aynı gün normal hayatına dönebiliyor. Enteresan olan şu; hasta, daha sonra gözüne ellese bile gözüne zarar verme ihtimali yok. Ertesi gün duş ve spor yapabiliyor. Bilgisayar kullanabiliyor, hiçbir sakınca olmuyor. Hasta ertesi gün kontrole geldiğinde genellikle, çok hafif bir sisli görmesi olduğunu ama çok iyi gördüğünü fark ettiğini ifade ediyor. Yapılan testler de yüzde 100 gördüğünü onaylıyor. Bu hafif sisli görüntü hızla kayboluyor. Tedavi sonrası genellikle 1 ve 6 ay kontrolleri yeterli oluyor.”
KORNEA YAPISI ÇOK ÖNEMLİ
HASTA seçimindeki enönemli kriterlerden birdiğerinin ise kornea yapısı olduğusöyleyen Prof. Dr. Şener, “Kontaktlens ve gözlük atmak için yapılan tümrefraktif lazer cerrahileri kornea yanigözün dışındaki şeffaf tabakada yapılır.Bu tabakanın şekli ve kalınlığı lazeryapılabilmesi için çok önemlidir. Kalınlığıyaklaşık 500 mikron olan bir korneada, gözünsağlığını ve emniyetini bozmamak için korneayıgereğinden fazla inceltmemek gerekir. SMİLElazer tedavisinde, LASİK yöntemindekigibi korneanın beşte biri kalınlığındabir flep oluşturulmuyor. Bu yüzdendaha ince kornealara SMİLE lazeruygulanabiliyor” diyekonuştu.
MİYOPTAN SONRA HİPERMETROBA DA UMUT OLUYOR
SMİLE tedavisinin bugün geldiği aşamada miyop ve astigmatı olan hastalarda düzeltme yapılabildiğini, hipermetrobu olan hastalarda ise tedavinin birkaç hafta içinde başlayacağını söyleyen Prof. Dr. Şener, şöyle dedi: “Miyoplarda 10 dereceye kadar, astigmat’da ise 4 dereceye kadar olan bozuklukların düzeltilmesi mümkün. Çok yüksek numaralarda, örneğin 10 derece miyopta tedavi sonrası 1 numara kalması mümkündür. Ancak miyoplarda 8-9 dereceye kadar astigmatda ise 3-4 dereceye kadar sonuçlar çok iyi olarak kabul ediliyor. Toplamda miyop+astigmat 13-14 dereceye kadar değerde başarılı sonuçlar alabiliyoruz.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
OBEZİTE SALGINI
TGD Başkanı Prof. Dr. Mehmet Cindoruk, obezitenin toplum sağlığını tehdit eden ciddi bir sorun haline geldiğini belirterek, şöyle dedi: “Obezite dünya genelinde hızla artıyor ve salgın boyutuna geldi. Obezite kilo sorunu değil bir hastalıktır. Dünyada gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler dahil hepsinde büyük bir sorundur.”

KIRMIZI ALARM VERİYORUZ
Türkiye’nin obezite sıklığı konusunda Amerika ile yarışır hale geldiğini söyleyen Prof. Dr. Cindoruk, “Oranlar neredeyse birbirine yakın. Obezite riskini gösteren haritalandırmaya göre, Amerika da biz de kırmızı işaretliyiz. Verilere göre, toplumumuzun yüzde 30’u obez” dedi. Prof. Dr. Cindoruk, obezitenin sadece fiziksel görünümle ilgili değil sağlık üzerinde de çok ciddi etkileri olan bir hastalık olduğunu belirterek, “Obezite kolon kanseri, meme kanseri, rahim ağzı kanseri gibi kanser türlerinin yanı sıra kalp hastalıkları, diyabet, eklem problemleri, depresyon ve sosyal izolasyon gibi pek çok olumsuz duruma neden olabiliyor” dedi.
AĞLATAN HASTALIK
Prof. Dr. Cindoruk, Irritabl Bağırsak Sendromuyla (IBS) ilgili de “Kovid pandeminde bağırsak hastalıkları çok arttı. Özelikle de Irritabl Bağırsak Sendromu (IBS). Buna ‘Ağlayan bağırsak hastalığı’ diyoruz. Çünkü, yaşam kalitesini bozuyor” dedi.

STRES SİNDİRİM SİSTEMİNİ BOZUYOR
IRRİTABL Bağırsak Sendromu’yla (IBS) ilgili Türk Gastroenteroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Ayhan Hilmi Çekin şunları söyledi: “IBS, hayatı tehdit eden bir hastalık değildir, ancak kişilerin günlük yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebilir. Özellikle tekrarlayan karın ağrısı, gaz, şişkinlik, ishal veya kabızlık gibi semptomlar bireylerin sosyal ve iş hayatını zorlaştırabilir. Bu nedenle, hastalığı küçümsememek ve semptomları kontrol altına almak için profesyonel yardım almak son derece önemlidir.” IBS’nin temelinde beyin ve bağırsak arasındaki iletişimdeki hassasiyetin yattığını vurgulayan Prof. Dr. Çekin, “Stres, bu hassasiyeti artırarak bağırsak hareketlerini hızlandırabilir ya da yavaşlatabilir. Bu da ishal, kabızlık, şişkinlik gibi semptomlara yol açabilir. Bu nedenle stres yönetimi, IBS tedavisinin önemli bir parçasıdır” dedi.

MİKRO PLASTİKLER BAĞIRSAKLARI SARDI
“Batı tarzı beslenme, bağışıklık sisteminin dengesini bozuyor” diyen UGH Kongre Başkanı Prof. Dr. Aykut Ferhat Çelik, inflamatuar bağırsak hastalıklarının (İBH) arttığına dikkat çekerek, şöyle dedi: “Mikro plastikler dünyanın her tarafına yayılmış durumda. İster istemez her şeyiyle bunları alıyorsunuz ve vücut bunları farklı bir antijen olarak gördüğü için, onlara karşı reaktif bir davranış içerisine giriyor. Aynı zamanda bu toksinlerin, bağırsaktaki yararlı floraya da zararlı etkileri oluyor. Flora değiştiğinde immün sistem, kendisiyle barışık bir flora görmediğinde ve devamlı tehdit algıladığında aktive oluyor. Bu da immün sistemde, özellikle bağırsakta olmak üzere ülserlere, kanamaya, darlıklara ve korkunç sonuçlara yol açabiliyor.” İBH’nın Türkiye’de görülme sıklığında ciddi bir artış gözlemlendiğinin altını çizen Prof. Dr. Çelik, “Modern yaşam tarzı, hastalığın genetik yatkınlığı olan bireylerde tetiklenmesine neden olan önemli risk faktörlerini beraberinde getirdi. Batı tarzı beslenme, yüksek oranda işlenmiş gıdalar, endüstriyel kirlilik ve toksinlere maruz kalma, sigara, kronik stres gibi çevresel faktörler bağışıklık sisteminin dengesini bozarak, hem hastalığın ortaya çıkmasında hem de şiddetinde etkili olabilmektedir” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
10 KİŞİDEN 9’U DİŞİ AĞRIMADAN GİTMİYOR
Ağız ve diş sağlığı hastanelerine en çok başvurunun, diş ağrısı nedeniyle olduğunun altını çizen Prof. Dr. Oflezer, şunları söyledi: “10 kişiden 9’u diş hekimine şikayeti olduğunda gidiyor ve genellikle bunu da diş, dişeti veya ağızla ilgili ağrı veya sorun olarak tanımlamakta. Oysa, koruyucu diş hekimliği ile diş ağrımadan hekime gitmeliyiz ki erken ve yaygın koruyucu önlemleri alabilelim.”

3.5 MİLYAR İNSANIN DİŞLERİ KÖTÜ DURUMDA
DSÖ tarafından yayınlanan raporda, Türkiye’nin de yer aldığı 194 ülkenin ağız hastalıklarının kapsamlı bir portresinin oluşturulduğunu belirten Prof. Dr. Oflezer, şu çarpıcı rakamları paylaştı: “Raporda yaklaşık 3,5 milyar insanın ağız hastalıklarıyla yaşadığı ortaya konuldu. Bu rakam dünya nüfusunun neredeyse yarısıdır. En sık görülen ağız hastalıkları diş çürüğü, şiddetli diş eti hastalıkları, diş kaybı ve ağız kanserleri olarak sıralanıyor. Tedavi edilmeyen diş çürükleri tahminen 2,5 milyar insanı etkileyen, dünya çapında en yaygın tek hastalık olarak öne çıkıyor. Verilere göre, dünya nüfusunun üçte birinden fazlası diş çürüğüyle yaşıyor.”

1 MİLYAR KİŞİDE DİŞ ETİ HASTALIĞI VAR
DİŞ kaybının başlıca nedenlerinden biri olan şiddetli diş eti hastalığının, dünyada 1 milyar insanı etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Oflezer “Her yıl 380 bin ağız kanseri vakası teşhis ediliyor. Rapor, küresel halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor” dedi.
DİŞ FIRÇALAMA ORANLARIMIZ YETERSİZ
GÜNDE en az 2 kere düzenli olarak dişlerin fırçalama oranının Türkiye’de her yaş grubu için yetersiz olduğunu belirten Prof. Dr. Oflezer, şu uyarılarda bulundu: “Düzenli diş fırçalama alışkanlığının sınırlı olmasının yanında diş fırçasına ek olarak çeşitli hijyen ürünlerinin (diş ipi, ara yüz fırçası, gargara, ağız spreyleri vb.) kullanımı da yetersiz. Diş fırçalama alışkanlığı çocuklara yürüme ve yeme alışkanlığı gibi erken yaşlarda kazandırılmalı. Bunun içinde rol model anne ve babalardır.”
KORUYUCU DİŞ SAĞLIĞI ÖNEMLİ
SAĞLIK Bakanlığı’nın yaptığı Türkiye Ağız ve Diş Sağlığı Profili (TADSAP-2018) araştırmasına göre, diş çürüğünün, dünyada olduğu gibi ülkemizde de en yaygın ağız sağlığı problemi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Oflezer, “Koruyucu ağız ve diş sağlığı programlarını güçlendirmemiz gerekli” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MANİSA’nın Saruhanlı ilçesindeki evinden yaklaşık 14 ay önce ‘Gazze’ye savaşmaya gidiyorum’ diyerek çıkan, Suriye’de rejim güçleri tarafından yakalanıp, cezaevine konulan Engin Arslan (30), dün gece özgürlüğüne kavuştu.
Saruhanlı ilçesinde yaşayan Engin Arslan (30), İsrail’in katliam yaptığı Gazze’ye gitmek için geçen yıl 11 Ekim’de evinden ayrıldı. 3 çocuklu Arslan ailesinin iki oğlundan biri olan Engin Arslan, Hatay’dan kaçak yollarla girdiği Suriye’de yakalandı. En son ablasına bir camide dinlendiğini belirten mesaj atan
Engin Arslan’dan bir daha haber alınamadı. Gözü yaşlı aile en azından oğullarının yaşadığını öğrenebilmek için yetkililerden yardım istedi.
Beklenen haberi AK Parti Grup Başkanvekili ve ManisaMilletvekiliBahadır Yenişehirlioğlu verdi. Yenişehirlioğlu, Suriye’de rejim güçleri tarafından tutuklanan Engin Arslan’ın dün gece itibarıyla özgürlüğüne kavuştuğunu söyledi. Bahadır Yenişehirlioğlu, Türkiye sınırına ulaşmak üzere olan Arslan’ın sınırdan sorunsuz bir şekilde geçmesi için İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile görüştüğünü de söyledi. Arslan’ın kısa süre içerisinde Manisa’da olması bekleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Depetris, Yanık ve Travma Derneğince Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) işbirliğiyle düzenlenen “1. Ulusal Yanık Kongresi”, “1. Avrasya Yanık Kongresi” ve “1. Ulusal Yanık Hemşireliği Kongresi” için geldiği Antalya’da, AA muhabirine, toplantıya katılmanın kendisi için mutluluk ve ayrıcalık olduğunu söyledi.
Kongreye ABD’den Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Balkanlar’a kadar birçok ülkeden katılım olmasının önemine işaret eden Depetris, programa Avrupa Yanık Derneğini temsil etmek için katıldığını, “Uluslararası yanık yaralanmaları” üzerine sunum yaptığını belirtti.
Türkiye’ye ilk kez geldiğini anlatan Depetris, “Türk bilim insanlarının başarısını gördüm. Son yıllarda Türk meslektaşlarımla temaslarımız oldu. ‘Türkiye gerçekten bir referans noktası’ diye düşünüyorum. Bu kongre de bunların göstergelerinden bir tanesi. Türkiye, yanık tedavileri konusunda bu coğrafyada hem bilimsel verileri hem kaynaklarıyla hem de kültürel anlamda bir referans noktası. Bu coğrafyadaki diğer ülkeler gerçekten Türkiye’yi takip ediyor.” diye konuştu.
“Türkiye bu anlamda çok doğru yolda ilerliyor”
Depetris, dünya genelinde yanık bakımları ve tedavileriyle ilgili iyileştirilmesi gereken durumlar olduğunu vurgulayarak bunun sadece Türkiye’ye değil tüm dünyaya özgü olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin yanık tedavileri alanında oldukça başarılı olduğuna dikkati çeken Depetris, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye bu anlamda çok doğru yolda ilerliyor. Tedavi süreçlerinden güncel gelişmelere, tecrübe paylaşımına, teknolojik altyapısına kadar yanıkla ilgili tüm konuların konuşulduğu bu kongre, yanık tedavilerine katkı için önemli. Bu kongrenin çok etkili ve başarılı sonuçlar vereceğini düşünüyorum. Sadece Türkiye’den katılımcılar için değil, aynı zamanda dünyanın farklı yerlerinden, başka ülkelerden gelen katılımcılar için de önem arz ediyor.”
Avrupa ülkelerindeki yanıkla ilgili tedavi süreçlerini ve tecrübelerini paylaşan Depetris, yanık tedavilerinde ülkelerarası işbirliği ve tecrübe paylaşımının herkese faydalı olduğunu sözlerine ekledi.
TürkiyeantalyaEğitimSağlık
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Cerrahpaşa Üniversitesi’nin Avcılar Kampüsü’nde düzenlenen ‘Liderler Zirvesi Yerli Teknolojiler Ticaret ve İnovasyon’ programına katıldı. Bolat’a programda İstanbul Valisi Davut Gül ve çok sayıda üniversitenin rektörü de eşlik etti. Programda konuşan Bakan Bolat, Türkiye’nin büyüme oranlarını ve ihracat rakamlarını paylaştı.
‘TÜRKİYE EKONOMİSİ BÜYÜME PERFORMANSINI SÜRDÜRMEYİ BAŞARDI’
Bakan Ömer Bolat konuşmasında, “Türkiye’de hükümetimizin kararlılıkla uyguladığı programı hamdolsun makro göstergelerin birçoğunda olumlu sonuçlar vermeye devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl 6 Şubat’ta yaşadığımız 2 büyük depremin yaralarını hızlı bir şekilde sarıyoruz. ve diğer tarafta bizim de 16-17 yıl sonra tekrar yaşamak zorunda kaldığımız 2021’den bir yana 2 haneli yüksek oranlı enflasyonun düşürülmesi hedefi öncelikli olmak üzere ekonomik büyüme istihdam ihracat ve cari işlemler açığını azaltma çabalarımız hamdolsun olumlu neticeler vermektedir. Türkiye ekonomisi büyüme performansını sürdürmeyi başardı. Salgın yılı olan 2020’de yüzde 1,9 büyüyerek dünyada büyüme sıralamasında ilk üçün içinde yer alabildik. 2021’de yüzde 11,4 gibi rekor büyüme, 2022’de yüzde 5,5 2023’te de yüzde 5,1 büyümüştür. 2023 yılında yüzde 5,1 oranında büyüyerek OECD ülkeleri içinde 1., Avrupa’da 2., G-20 ülkeleri içinde ise 3. sırada yer almıştır. Geçen yıl 1 trilyon dolar bandını ilk defa tarihimizde aştık. 1 trilyon 130 milyon dolar milli gelir ve kişi başına da da 13 bin 243 dolara yükseltmiştik. 2024 yılında biraz daha yavaşlasa da ekonomik büyümemiz devam etmektedir. Yüzde 5.3 birinci çeyrek, yüzde 2.4 ikinci çeyrekte, yüzde 2.1 üçüncü çeyrekte büyüdük. Ortalama ilk 9 ayın sonunda Türkiye’miz yüzde 3.2 oranında ekonomik büyüme kaydetti. Bizim açımızdan en önemli faktör de bu 3.2’lik büyümenin 1.9 puanı bölümü mal ve hizmet ihracatının katkısı olarak sağlandı. Böylece sadece iç tüketime dayalı değil net mal ve hizmet ihracatı sağlayarak ülkemize döviz kazandırarak ve ekonomik stabilizasyona katkı vererek bu büyüme sağlandı” dedi.
‘TÜRKİYE, SATIN ALMA GÜCÜ KALİTESİNE GÖRE AVRUPA’NIN 4’ÜNCÜ BÜYÜK EKONOMİSİNE SAHİP ÜLKE KONUMUNA ULAŞTI’
Bakan Bolat, “2024 3’üncü çeyreğinin anlamı şu: Türkiye son 17 çeyrektir yani 4 yıl 3 aydır kesintisiz bir şekilde büyüme kaydetme başarısını gösterdi. 2024 Eylül itibari ile toplam milli gelirimiz 1 trilyon 260 milyon dolara yükseldi. Böylece rekor yenilenmiş oldu. Yıl sonunda inşallah 1 trilyon 300 milyon doları aşacağız. Türkiye, IMF’nin hesaplarına göre cari fiyatlar ve cari döviz kurları bazında dünyanın 17’nci, satın alma gücü kalitesine göre ise dünyanın 11’inci ve Avrupa’nın da 4’üncü büyük ekonomisine sahip bir ülke konumuna ulaştı. İstihdam tarafına bakacak olursak orada da hamdolsun olumlu göstergeler var. 2002 yılında Türkiye’deki toplam istihdam sayısı 21 milyon 300 bin kişiydi şu anda aktif çalışan sayımız 11 milyon kişi artarak toplamda 32 milyon 800 bin kişiye ulaştı. Sadece 2024 yılında son bir yılda 1 milyon 250 bin kişi yeni istihdam iş imkanları buldu. Bu yıl 11 ayda 5.5 trilyon 750 milyon doları geçtik. Bu yılı 6,5 milyar dolarlık savunma sanayi ihracatı ile inşallah kapatacağız. Hedefimiz 2028’e kadar savunma sanayi ihracatımızı yıllık 12 milyar doların üzerine taşımaktır. Özellikle otomotiv sanayinde elektrikli yerli otomobili üreterek bu alandaki rekabet ve yarışta ben de varım demiş olduk. TOGG gerçekten yüz akı iftihar projemiz. Türk otomotiv endüstrisi geçen yıl için söylüyorum 35 milyar dolar ihracat yapmıştır. Bunun yaklaşık 15 milyar doları araç, 20 milyar doları yan sanayi yedek parça sanayi ürünleridir. Elektrikli araç ve batarya üretiminde hedefimiz dünyanın önde gelen oyuncularından biri olmaktır” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen ve Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu Doha Forum 2024’e katılan Şimşek, “Akıllı Ekonomiler Çağında Rekabet Edebilirlik” başlıklı panelde konuştu.
Şimşek, “Türkiye, küresel olarak önemli bir üretim üssü haline geldi.” diyerek, yapay zeka teknolojilerine hazırlık için önemli yatırımlar yaptıklarını anlattı. Şimşek, “Bu, insan sermayesi açısından olduğu kadar fiber optik hatlar, internet erişimi ve geniş bant abonelikleri gibi dijital altyapı yatırımlarını da içeriyor.” ifadelerini kullandı.
IMF’nin 174 ekonomiyi kapsayan Yapay Zeka Hazırlık Endeksi’ne göre Türkiye’nin gelişmekte olan ülkeler ortalamasının üstünde bulunduğuna dikkati çeken Şimşek, ülkede veri merkezlerine yönelik daha fazla yatırım yapılması gerektiğini vurguladı.
Birleşmiş Milletlerin (BM) öncü teknolojilere hazırlık konusunda bir endeks hazırladığını hatırlatan Şimşek, Türkiye’nin bu endekste de kişi başı gelirine oranla emsallerinin önünde olduğunu belirtti.
“Bizim için gerçekten de kilit konu KOBİ’lerin dijitalleşmesi”
Mehmet Şimşek, Türkiye’nin imalat sanayisi söz konusu olduğunda yatırımlarda ve ekosistemi genişletmede kayıtsız kalmadığını belirterek, şunları kaydetti:
“Bence bizim için asıl zorluk değer zincirini yukarı taşımak. Bu nedenle son 10 yıla bakacak olursanız AR-GE harcamalarını neredeyse iki katına çıkardık. Bu harcamaların GSYH içindeki oranı yüzde 1,4’ün biraz üzerinde ve gelişmiş ekonomilere kıyasla hala düşük. AR-GE harcamalarının yüzde 50’den fazlası özel sektör tarafından yapılıyor ancak devlet de büyük teşvikler sağlıyor.
1300’den fazla AR-GE merkezimiz, 300’den fazla tasarım merkezimiz ve ayrıca 100’den fazla teknoparkımız var. Yani bunlar, değer zincirinde yukarı çıkmamıza ve rekabetçi kalmamıza yardımcı olacak ekosistemin itici güçlerinden bazıları. Bizim için gerçekten de kilit konu KOBİ’lerin dijitalleşmesi. Çünkü gerçekten verimlilik açığı burada ortaya çıkıyor. Nispeten büyük şirketler veya orta ölçekli şirketler, yetenekli ve oldukça rekabetçi. Ancak daha küçük şirketlerde rekabeti artırmamız gerekiyor. Dijital becerilerin gerçekten çok önemli olacağı yer burası. Bu nedenle daha küçük şirketlerin dijitalleşmelerini artırarak verimlilik artışına yardımcı olacak programlar tasarlamaya çalışıyoruz. Türkiye için ileriye dönük en önemli zorluk da bu.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Antalya’da düzenlenen HIMSS Eurasia 2024 Sağlık Bilişim ve Teknolojileri Eğitimi Konferansı ve Fuarı’na katıldı. Pakistan, Fildişi, Karadağ gibi ülkelerden sağlık bakanı ve bakan yardımcıları, birçok ülkeden sağlık alanındaki teknoloji ve yapay zeka uzmanlarıyla Antalya Valisi Hulusi Şahin ve sağlık teknolojileri temsilcilerinin yer aldığı fuarda, sağlıkta yüksek teknolojiler birçok başlıkta ele alınıyor.
SAĞLIK SEKTÖRÜNDE DİJİTAL DÖNÜŞÜM
Sağlık Bakanı Memişoğlu, bilim ve teknoloji alanlarında yaşanan gelişmelerin hayatın her alanını derinden etkilediğine işaret ederek, günümüzde Endüstri 4,0 ile birlikte tüm dünyanın veri madenciliği, makineler arası iletişim, bulut bilişim, nesnelerin interneti, yapay zeka, artırılmış gerçeklik gibi kavramları çokça konuştuğunu kaydetti. Sağlık sektörünün, dijital dönüşümün en güçlü şekilde yaşandığı alanların başında geldiğini belirten Memişoğlu, “Sağlık sektöründeki dijital dönüşüm, elbette teknolojide yaşanan gelişmelere paralel gerçekleşiyor. Ancak bu dönüşümü tetikleyen başkaca gelişmeler de oldu. Dünya nüfusundaki artış, demografik değişiklikler ve ortaya çıkan küresel sağlık krizleri gibi sebepler, sağlık sistemlerinde hızlı bir değişim ve dönüşümü zorunlu kıldı” diye konuştu.
YAPAY ZEKA İLE YENİDEN YAPILANDIRMA
Devletlerin hızlı karar alma kabiliyetleri, sağlık yönetişim süreçlerinin etkin hale getirilmesi, vatandaşların sağlığa erişiminin kolaylaşması ve sağlığın takibi gibi birçok meselenin kritik önem kazandığını anlatan Memişoğlu, “Türkiye olarak sürekli gelişen bir sağlık sistemine sahibiz. Günümüzde hızla gelişen yapay zeka uygulamaları ile sağlık sektörünü yeniden yapılandırıyoruz. Yeni teknolojilerle sağlık kurum ve kuruluşlarının yönetimi başta olmak üzere, sağlığın korunması, tedavi süreçleri ve hastalarla iletişim gibi tüm süreçleri elden geçiriyoruz. Sağlık hizmetlerinin sunumunda randevu, takip, raporlama gibi işlemler, internet alt yapısı ve mobil bağlantı çözümleri ile büyük oranda sanallaşmış durumda. Klinik alanda yapay zeka uygulamaları ile teşhis, tanı, tedavi, rehabilitasyon ve sağlığın korunması gibi süreçlerde yeni yöntemleri hayata geçiriyoruz. Dijitalleşmede başarılı EMRAM validasyon deneyimine sahip sağlık kuruluşlarımızın sayısı her geçen gün artıyor. Bu durum aynı zamanda, dijitalleşen sağlık eko sisteminin kökleşmesine ve derinleşmesine yol açıyor” dedi.
E-DEVLET ÖLÇÜTÜ RAPORUNDA NÜFUSA GÖRE TÜRKİYE BİRİNCİ
Avrupa Komisyonu’nun 2024 yılında yayımladığı e-Devlet Ölçütü raporunda puanlama yapılırken kullanıcı odaklılık, şeffaflık, temel etkinleştiriciler ve sınır ötesi hizmetler şeklinde 4 temel kriter olduğunu kaydeden Memişoğlu, “Raporda, Avrupa Birliği hükümetlerinin genel performans puan ortalaması 76 olarak tespit ediliyor. Yine aynı raporda Türkiye 83 puanla AB ortalamasının üzerinde değerlendiriliyor. Aynı raporda Türkiye, 11 puanlık artış ile son dört yılda en çok gelişme gösteren ülkelerden biri olarak gösteriliyor. Burada en önemli göstergelerden biri de sağlık alanında yapılan değerlendirme. Türkiye ‘sağlık’ kategorisinde 90 puanla 4’üncü sırada yer alıyor. İlk 3 sırada Lüksemburg, Malta ve Estonya’nın yer aldığı dikkate alındığında, nüfus büyüklüğüne göre ülkemiz 1’inci sırada bulunuyor” diye konuştu.
DİJİTAL DÖNÜŞÜM ÖNCÜSÜ
Türkiye’nin dijital dönüşüm alanında son 22 yılda önemli mesafe katettiğini dile getiren Bakan Memişoğlu, şöyle dedi: “Sağlık hizmeti sunumunda devreye aldığımız teknoloji, altyapı, yazılım ve uygulamalar, Türkiye’de dijital dönüşümün öncüsü oldu. Dijital sağlık alanında dünya çapında marka ülke haline geldik. Sağlığın bugününü değiştiren ve geleceğini etkileyen bir dizi dijital sağlık uygulamasına imza atmış bulunuyoruz. Bakanlığımızın yeni dönem yol haritasında öne çıkan bazı başlıklarımızı da sizlerle paylaşmak istiyorum. Sağlık Bakanlığı olarak önümüzdeki dönemde bireyin, kendi sağlığı üzerindeki sahiplenmesini ve kontrolünü artırdığı koruyucu sağlık hizmetini geliştirmeyi hedefliyoruz. Elbette doğru yerde, doğru zamanda, etkin tedavinin mümkün olacağı, verimli ve sürdürülebilir sağlık sistemini güçlendireceğiz. Bu süreçte aile hekimliğimizi güçlendiriyoruz. İkinci ve üçüncü basamakla entegrasyonlarını arttırarak, vatandaşımızın doğru yerde, doğru zamanda, etkin tedaviyi alarak şifa bulmasına önem veriyoruz. Şeffaf, bilişim tabanlı, bilimsel verilere ve risk yönetimine dayalı, yapay zekanın kullanılacağı, çoklu denetim mekanizmasını geliştireceğiz. Çok sayıda branşta, Denetim ve Değerlendirme Bilim Kurulları oluşturuyoruz.”
BİLİM ÜRETECEK HEKİMLERE TÜSEB DESTEĞİ
Bakan Memişoğlu, Sağlık Bakanlığı olarak yeni dönemde hekimlerin bilim üretmeleri noktasında en güçlü şekilde teşvik edici bir rol oynayacaklarını da açıkladı. Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) üzerinden oluşturacakları ekosistemle bilhassa Faz 1 çalışmaları yürüten bilim insanlarına destek vereceklerini belirten Memişoğlu, şunları söyledi:
“‘Yeni bir şey söyleyeceğim, yeni bir şey üreteceğim’ diyen arkadaşlarımızın arkasında duracağız. Çünkü ülkemizin ekonomik büyümesine ve kalkınmasına katkı sunacak, marka ve katma değer oluşturacak, üreten sağlık modelini hayata geçirmek istiyoruz. Bu çerçevede Milli Sağlık hamlemizin lokomotifi olacak yeni TÜSEB vizyonumuzu hayata geçiriyoruz. TÜSEB öncülüğünde başlatmakta olduğumuz ve tüm paydaşları kapsayan Üreten Sağlık Modeli, sağlık sektörünü Türkiye’nin lokomotif sektörü haline getirmeyi ve sağlık alanında önemli bir dönüşüm sürecini tetiklemeyi hedefliyor.”
YILDA 1,8 TRİLYON DOLAR BOŞA HARCANIYOR
Kongre Başkanı Bakan Yardımcısı Şuayip Birinci de dijitalleşmenin hem hasta hem sağlık profesyoneline sağladığı bu avantajların, sağlık sisteminin çıktılarındaki verimliliği ciddi düzeyde artırdığını söyledi. Birinci, “Bunun önemini vurgulamak için şu veriyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Her yıl dünyanın sağlığı için harcanan 1,8 trilyon doların verimsizlik sebebiyle boşa harcandığı değerlendirilmektedir. Dijitalleşme sayesinde, harcamaların hangi kalemlere yapıldığı tespit edilebilmekte ve buna yönelik eylem planları oluşturmak için veri analizi yapılabilmektedir. Dünya Bankası’na göre, insan merkezli ve kanıta dayalı dijital yatırımlar, hükümetlerin sağlık maliyetlerinde yüzde 15’e kadar tasarruf sağlamasına yardımcı olmaktadır” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Sağlık Bilgi ve Yönetim Sistemleri Topluluğu (HIMSS) Avrasya Sağlık Bilişimi ve Teknolojileri Konferansı ve Fuarı, Antalya’nın Belek Turizm Merkezi’ndeki bir otelde başladı.
Bakan Memişoğlu, etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada, bilim ve teknolojide yaşanan gelişmelerin hayatın her alanını derinden etkilediğini söyledi.
“Endüstri 4.0” olarak ifade edilen dijital dönüşümün, kendi kendini yöneten otonom sistemleri ve insansız iş akışları gibi kavramları öne çıkarttığına dikkati çeken Memişoğlu, ‘endüstri 4.0’ ile tüm dünyanın, veri madenciliği, makineler arası iletişim, bulut bilişim, nesnelerin interneti, yapay zeka, artırılmış gerçeklik gibi kavramları çokça konuştuğunu kaydetti.
Memişoğlu, sağlık sektörünün de dijital dönüşümün en güçlü yaşandığı alanların başında geldiğini vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Sağlık sektöründeki dijital dönüşüm, elbette teknolojide yaşanan gelişmelere paralel gerçekleşiyor. Ancak bu dönüşümü tetikleyen başkaca gelişmeler de oldu. Dünya nüfusundaki artış, yaşanan demografik değişiklikler ve ortaya çıkan küresel sağlık krizleri gibi sebepler, sağlık sistemlerinde hızlı bir değişim ve dönüşümü zorunlu kıldı. Özellikle Kovid-19 küresel salgını sonrası dünyada, sağlık sistemlerinin kriz yönetme kabiliyetlerinin çok daha kapsamlı ve ayrıntılı bir şekilde planlanması, donatılması ve sağlık hizmetlerinin yeni yöntemlerle desteklenerek sunulması gerekliliği ortaya çıktı. Bu süreçte devletlerin hızlı karar alma kabiliyetleri, sağlık yönetişim süreçlerinin etkin hale getirilmesi, vatandaşların sağlığa erişiminin kolaylaşması, vatandaşların sağlığın takibi gibi birçok mesele kritik önem kazandı. Bu noktada dijital dönüşümün etkisiyle, dünyada değişen hasta profiline de dikkat çekmek gerekiyor. Hastalar, internet ve benzeri kitle iletişim araçları sayesinde sağlık bilgilerine daha kolay erişebiliyor ve kendi sağlık yönetim süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmak istiyor.”
“Yapay zeka uygulamaları ile sağlık sektörünü yeniden yapılandırdık”
Türkiye’nin sürekli gelişen bir sağlık sistemine sahip olduğunu dile getiren Memişoğlu, “Sağlık hizmeti sunumunda son 22 yılda önemli bir mesafe katettik. Gelinen noktada bu süreci daha ileri bir noktaya taşırken, sağlığın bilim ve teknolojisini üretip sürdürülebilir altyapısını güçlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Memişoğlu, hızla gelişen yapay zeka uygulamalarıyla sağlık sektörünü yeniden yapılandırdıklarını, yeni teknolojilerle sağlık kurum ve kuruluşlarının yönetimi başta olmak üzere, sağlığın korunması, tedavi süreçleri ve hastalarla iletişim gibi tüm süreçleri elden geçirdiklerini anlattı.
Sağlık hizmetlerinin sunumunda randevu, takip, raporlama gibi işlemlerin, internet altyapısı ve mobil bağlantı çözümleri ile büyük oranda sanallaştığına işaret eden Memişoğlu, “Klinik alanda yapay zeka uygulamaları ile teşhis, tanı, tedavi, rehabilitasyon ve sağlığın korunması gibi süreçlerde yeni yöntemleri hayata geçiriyoruz. Dijitalleşmede başarılı EMRAM validasyon deneyimine sahip sağlık kuruluşlarımızın sayısı her geçen gün artıyor. Bu durum aynı zamanda, dijitalleşen sağlık eko sisteminin kökleşmesine ve derinleşmesine yol açıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Türkiye sağlık kategorisinde 90 puanla 4. sırada yer alıyor”
Bakan Memişoğlu, Avrupa Komisyonunun 2024’te yayınladığı e-Devlet Ölçütü Raporu’nda puanlama yapılırken kullanıcı odaklılık, şeffaflık, temel etkinleştiriciler ve sınır ötesi hizmetler olmak üzere dört temel kritere yer verildiğini aktardı.
Raporda, AB hükümetlerinin genel performans puan ortalamasının 76 olarak tespit edildiğini belirten Memişoğlu, Türkiye’nin 83 puanla AB ortalamasının üzerinde değerlendirildiğini söyledi.
Türkiye’nin aynı raporda 11 puanlık artışla son dört yılda en çok gelişme gösteren ülkelerden birisi olarak gösterildiğinin altını çizen Memişoğlu, şöyle devam etti:
“Burada en önemli göstergelerden birisi de sağlık alanında yapılan değerlendirme. Türkiye sağlık kategorisinde 90 puanla 4. sırada yer alıyor. İlk üç sırada Lüksemburg, Malta ve Estonya’nın yer aldığı dikkate alındığında, nüfus büyüklüğüne göre ülkemiz birinci sırada bulunuyor. Türkiye olarak, gerçekten de dijital dönüşüm alanında son 22 yılda önemli bir mesafe katettik. Sağlık hizmeti sunumunda devreye aldığımız teknoloji, altyapı, yazılım ve uygulamalar, Türkiye’de dijital dönüşümün öncüsü oldu. Dijital sağlık alanında dünya çapında marka ülke haline geldik. Sağlığın bugününü değiştiren ve geleceğini etkileyen bir dizi dijital sağlık uygulamasına imza atmış bulunuyoruz.”
“Aile hekimliğini güçlendireceğiz”
Sağlık Bakanlığı olarak bireyin, kendi sağlığı üzerindeki sahiplenmesini ve kontrolünü artırdığı koruyucu sağlık hizmetini geliştirmeyi hedeflediklerini dile getiren Memişoğlu, doğru yerde, doğru zamanda, etkin tedavinin mümkün olacağı, verimli ve sürdürülebilir sağlık sistemini güçlendireceklerini kaydetti.
Memişoğlu, bu süreçte aile hekimliğini güçlendireceklerini vurgulayarak, “İkinci ve üçüncü basamakla entegrasyonlarını arttırarak, vatandaşımızın doğru yerde, doğru zamanda, etkin tedaviyi alarak şifa bulmasına önem veriyoruz. Şeffaf, bilişim tabanlı, bilimsel verilere ve risk yönetimine dayalı, yapay zekanın kullanılacağı, çoklu denetim mekanizmasını geliştireceğiz. Çok sayıda branşta, denetim ve değerlendirme bilim kurulları oluşturuyoruz.” dedi.
Sağlık Bakanlığı olarak yeni dönemde hekimlerin bilim üretmeleri noktasında en güçlü şekilde teşvik edici bir rol oynayacaklarına da değinen Memişoğlu, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) üzerinden oluşturacakları ekosistem ile “faz1” çalışmaları yürüten bilim insanlarına destek vereceklerini anlattı.
Memişoğlu, araştırma hastanelerinde teknoloji transfer ofisleri kurduklarını, AR-GE ve üretim süreçlerini planlayıp, AR-GE ekiplerine gerekli bilgi ve deneyim aktarılmasına rehberlik ettiklerini sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
O SES TÜRKİYE 2025 NE ZAMAN BAŞLIYOR?
Uzun zamandır izleyicisinin karşısına çıkmayan O Ses Türkiye şarkı yarışması için geri sayım başladı. O Ses Türkiye’nin 2025 sezonunda jüri koltuğunda oturacak isimler de sonunda belli oldu. Jüride sadece bir isim değişti. Sosyal medyayı ikiye bölen değişimin reytinglere nasıl yansıyacağı ise merak konusu.
O SES TÜRKİYE 2025 JÜRİ ÜYELERİ KİM?
Daha önce jüri üyesi olarak Hadise, Murat Boz, Ebru Gündeş, Beyazıt Öztürk, Seda Sayan, Mustafa Sandal, Hülya Avşar, Mazhar Alanson, Özkan Uğur, Gökhan Özoğuz, Hakan Özoğuz, Sibel Can ve Yıldız Tilbe gibi isimlerin yer aldığı yarışmada bu sene hangi isimlerin jüri koltuğunda oturacağı sonunda belli oldu.
Ekol TV’de yer alan habere göre; O Ses Türkiye 2025 jürileri Beyazıt Öztürk, Ebru Gündeş, Murat Boz ve Sinan Akçıl oldu. Programdan bir görüntü de sosyal medyada hızla yayıldı.
O Ses TürkiyeSoğuk HaberTelevizyonTürkiyeMagazinTv8
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, Komisyon Başkanı AK PartiSamsun Milletvekili Mehmet Muş’un başkanlığında toplandı. Komisyonda, Cumhurbaşkanlığı ve bağlı kuruluşların 2025 yılı bütçesi görüşülmeye devam ediyor. Komisyon’da konuşan DEM Parti Antalya Milletvekili Saruhan Oluç, şunları söyledi:
“Kürt sorunu, Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal sorunu”
“Bugün Türkiye’deki sistemi, sizin deyiminizle ‘revize etmek’, bizim deyimimizle demokratikleştirme meselesini konuşacaksak, bütün bunların ele alınmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Demokratikleşme deyince kaçınılmaz olarak Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal bir sorunu var. Kürt sorunu. Bu sorunun demokratikleşme ile iç içe geçtiğini düşünüyoruz. Türkiye demokratikleşirse, Kürt sorununu çözer. Kürt sorununun çözülmesi için adımlar atıldığı halde Türkiye demokratikleşir. Bunlar birbirini besleyen konular. Demokratikleşme dediğimiz zaman bizim aklımızın önemli bir yerinde Kürt sorununun çözümünde barışçıl ve demokratik bir çözümün gerçekleşmesi yer alıyor.
“Hem yerel hem de bölgesel çözümlerin gerçekleşmesi gerekiyor”
Geçmişte baktığımızda Kürt sorunu yerel bir sorundu ağırlıklı olarak. Fakat bugün yerel bir sorun olmaktan çıktı. Türkiye sınırları içerisinde bir sorun olmanın ötesinde bölgesel bir sorun haline geldi. Hatta daha ileri gitti. Küresel güçlerin de içine dahil olduğu bir süreç durumuna geldi. Dolayısıyla bunun hem yerel hem de bölgesel çözümlerinin gerçekleşmesi gerekiyor. Türkiye sınırları açısından baktığımızda, yerel çözüm açısından, biraz önce sözünü ettiğim yerel demokrasinin gelişmesi gibi konuları tartışarak adımların atılması gerekiyor. Kürt halkının ana dilde eğitim gibi taleplerinin konuşulması gerekiyor.
“Türkiye’nin bölgede önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz”
Orta Doğu’da çok önemli bir döneme giriyoruz. Bu dönem çok büyük riskleri de barındıran, tehditleri de barındıran, çok önemli imkanları da içeren bir dönem. Kürt sorununun bölgesel çözümü olarak meseleye bakmak kaçınılmaz hale geldi. Bölgesel çözüm açısından baktığımızda Türkiye’nin bölgede önemli bir yeri olduğunu düşünüyoruz. Sorun şu. Bölgedeki Kürt halkı açısından bakarsak, Irak, Suriye… Hangi parçasını değerlendirirsek değerlendirelim Türkiye’nin her zaman yeri başkadır.
“Kilit mesele, Türk-Kürt ittifakının kurulup, kurulmayacağıdır”
Türkiye aslında bölgede güçlü bir model ülke olmak istiyorsa, bunu yapmanın yolu esas itibariyle demokrasi, hukukun üstünlüğü açısından model bir ülke haline gelmesidir. Burada bölgesel çözüm de gündeme geliyor. Kürt sorununda bölgesel adımlar atılacaksa eğer, Türkiye’nin bu konuda kendi iç sorunlarını da çözerek model ülke olma adımını atması gerekiyor. Burada da kilit bir mesele var. Tarihsel bir mesele. Bölgesel olarak baktığımızda sadece Türkiye açısından değil, Türk- Kürt ittifakının kurulup, kurulmama meselesidir. Kilit mesele bizce bu. Eğer Türkiye, attığı adımlarla ve geliştireceği politikalarla, alacağı önlemlerle, demokratikleşmesiyle Türk-Kürt ittifakının zeminini güçlendirse, bu sadece Türkiye sınırları açısından değil, baktığımızda bütün Kürdistan coğrafyasını da kapsayan şekilde ve Orta Doğu’da adımlar atılmasının mümkün hale gelebileceğini düşünüyoruz.
“Tarihsel bir fırsat”
Böyle bir dönemde tabi ki yeni bir Anayasa’nın tartışılması, tabi ki yeni bir toplumsal sözleşmenin yaratılması, demokratikleşme ve bununla birlikte hem Türkiye’deki hem de bölgedeki Kürt sorununun çözümü doğrultusunda adım atmak çok belirleyici bir noktaya geldi. Tarihsel bir fırsattır. Bu konjonktürü kaçırmamak gerekiyor. Fırsatın kaçırılmaması gereken bir andayız. Bu bir süreçtir. Bunun iklimin yaratılması, bunun demokratik ve politik ikliminin ortaya çıkmasının hem Türkiye sınırları açısından hem de bölge açısından baktığımızda imkanların geliştirilmesi önem taşıyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Savunma sanayinin lider firması olan ASELSAN geliştirdiği milli ve yerli ürünlerle göz dolduruyor. Hava savunmasından, kara ve deniz savunmasına kadar geliştirdiği yerli ve milli ürünlerle adından sık sık söz ettiren ASELSAN Türkiye’nin dışa bağımlılığını azaltmak için çalışmalarını sürdürüyor. ASELSAN tarafından üretilen hava savunma sistemleri, radarlar, elektro optik sistemler, MİLGEM projesi çerçevesinde inşa edilen gemiler de kullanılıyor. Sistemlerle gemilerin yerli ve millilik oranı arttırdığı gibi Türkiye’nin mavi vatandaki gücüne de güç katıyor.
MİLGEM gemilerinde kullanılan sitemlerden bahseden ASELSAN Genel Müdürü Ahmet Akyol, “Mavi vatanda bizim için çok öncelikli bir konu. Burada da Deniz Kuvvetlerimizin yerli ve milli platformlarının akıllı elektronik sistemlerle donatılması da ASELSAN olarak bizim görevlerimizden biri. Milli gemimizin üzerinde 50’ye yakın ASELSAN’nın sistemi var. Radarı, elektro optik sistemleri, elektronik harbi sonar sistemleri, hava savunması, haberleşme sistemleri, bir dizi elektronik sistemlere baktığınız zaman bir geminin üzerinde ihtiyaç duyulan bütün sensör ve silahları artık millileştirdiğimizi çok rahatlıkla söyleye bilirim. Bunu aslında bir geminin üzerinde göstermiş oluyoruz. Mavi vatanda da platformlarımız kendi sensör ve silahlarımızla donatılmış olarak Deniz Kuvvetlerimize hizmet veriyor şu anda. Bu alanda da ciddi bir başarıyı ciddi bir ivmeyi yakaladık” dedi. – İSTANBUL
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bakan Kurum, TRT’nin bu yıl 8’incisini düzenlediği TRT World Forum 2024’te “Yarını Dönüştürmek: Eko-Rejenerasyonun Gücü” başlıklı oturumun açılış konuşmasını yaptı.
Dünyanın yaradılışından bugüne belki de en meşakkatli dönemlerinden birini yaşadığını kaydeden Kurum, bir yanda İsrail eliyle Gazze’de sürdürülen korkunç bir soykırım olduğunu, diğer yanda ise Rusya- Ukrayna Savaşı’nın neden olduğu acılarla boğuşulduğunu söyledi.
İnsanların iklim krizinin getirdiği sorunlarla küresel bir yıkımın tam eşiğinde hatta ortasında durduğunu ifade eden Kurum, şöyle konuştu:
“Bu noktada doğamızın kendi kendini yenileyebilme kapasitesini konuşmamız bu konferansta gerçekten çok kıymetli. Bu salondaki tüm katılımcılarla, iklim krizinin insan eliyle oluştuğu konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum. Zira tüm bilimsel çalışmalar, iklim değişiminin başlangıç noktası olarak sanayi devrimini işaret etmektedir. Ben de bu ortak kanaati paylaşıyorum ama sanayi devrimiyle başlayan kirlenmenin sadece bir sebep olduğunu değil, insanlığın çarpık doğa anlayışının bir sonucu olduğunu düşünüyorum. İklim değişikliği konusunda mevzubahis doğadır, insandır, ortak evimiz dünyamızdır. Doğa ve insan arasındaki ilişkiyi doğru tanımlamadan atacağımız her adımın parçalı olacağını ve bütünü kapsamayacağını düşünüyoruz.”
Doğa ve insan uyumu söz konusu olduğunda başvuru kaynağının Türk-İslam medeniyeti olduğuna dikkati çeken Kurum, “Bizim medeniyetimiz, dört mevsimin gereklerine en uygun şekilde yurt tutmayı emreden; dağların, ormanların, denizlerin, hayvanların ve bitkilerin doğal durumuna müdahale etmeyen, tek bir dalı bile incitmeyi suç sayan bir medeniyettir.” ifadelerini kullandı.
“Bu adil dünya bir gün mutlaka kurulacaktır”
İstanbul’dan bütün dünyaya Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu adil gelecek vizyonunu ifade etmekten şeref duyduğunu kaydeden Kurum, “Doğasıyla, çevresiyle, ekonomisiyle, demokrasisiyle, insan haklarına saygısıyla daha adil bir dünya mümkündür. ve bu adil dünya bir gün mutlaka kurulacaktır.” dedi.
Kurum, Türkiye’nin Akdeniz Havzası’nda yer alan ve iklim krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olduğunu, buna da yaşanan afetlerle şahitlik edildiğini belirterek, Türkiye’de her yıl 1500’e yakın sel, orman yangını, su taşkını ve kuraklık gibi iklim kaynaklı doğal afetler yaşandığına işaret etti.
Türkiye’de geçen 10 yıllık süreçte yenilenebilir enerji kapasitesini iki katına çıkardıklarını vurgulayan Kurum, “Önümüzdeki 10 yıl içinde güneş ve rüzgar enerjisi kapasitemizi 4 kat daha arttıracağız. Emisyonların yaklaşık üçte ikisi çevremizde gerçekleşiyor. Bu nedenle ulaştırma ve yapılaşma konularında da yenilikçi çözümler bulmaya devam ediyoruz.” diye konuştu.
Kurum, 6 Şubat depremlerini anımsatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“11 ilimizi, 14 milyon vatandaşımızı etkileyen ve 6 Şubat sabahı tüm Türkiye’yi derin acılara götüren o afette binlerce canımızı yitirdik ama tek yürek olduk. 11 ilimizde asrın birlikteliğini göstererek 453 bin konutun inşa ve yapım faaliyetlerini sıfır atık uyumlu ve enerji verimli uygulamalarla inşa etmeye devam ediyoruz. İnşallah yarın da Sayın Cumhurbaşkanımızın teşrifleriyle Kahramanmaraş’ımızda 155 bininci konutumuzun anahtarlarını söz verdiğimiz gibi vatandaşlarımıza teslim edeceğiz. Tabii ki şehirlerimizi ihya ederken, konutlarımızın dönüşümünü gerçekleştirirken bu konutların iklim değişikliğine uyumlu ve duyarlı olmasını da önemsiyoruz. Sıfır atık anlayışıyla binalarımızı inşa ediyor, gerek yenilenebilir enerjilerden faydalanmak gerekse yağmur sularının toplanmasıyla birlikte tüketimi azaltacak, bize emanet edilen o doğanın suyunu, havasını, yeşilini koruyacak adımları atmaya gayret gösteriyoruz. Kentsel ulaşımda metro, hafif raylı ve tramvay sistemlerimizi de iki katına çıkarmak için yoğun gayret gösteriyoruz.”
Sıfır Atık projesi
Sıfır atık hareketini çok önemsediklerini belirten Kurum, “Sıfır atığın önemini daha iyi anlayabilmeniz için çarpıcı bir gerçeği sizlerle paylaşmak istiyorum. Konuşmama başlayalı 10 dakika oldu. Bu 10 dakikada dünyamızda toplam 5 bin 900 ton plastik atık oluştu ve 370 ton atık da okyanuslara karıştı. 20 deniz kuşu ve 2 kaplumbağa maalesef şu 10 dakika içerisinde öldü ve yine bu 10 dakikada 77 hektar ormanlık alan yok olmuştur. Şu geçen 10 dakikada çöpe attığımız 25 bin ton gıdayla tam 2,2 milyon Gazzeli kardeşimizin bir haftalık gıda ihtiyacını çöpe atmış oluyoruz.” değerlendirmesini yaptı.
Kurum, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde yürütülen Sıfır Atık projesinin insanlığı küresel israf uçurumundan kurtarmanın en önemli adımı olduğunu söyleyerek, “Türkiye de bu kapsamda 193 bin binada sıfır atık yönetim sistemini kurmuş ve toplamda 60 milyon ton atığı geri kazandırmış, bu çerçevede tam 498 milyon ağacın kesilmesinin önüne geçilmiştir. Yeni dönemde Sıfır Atık hareketimizi tüm ülke geneline yaygınlaştıracağız. 7 bölgemizde Sıfır Atık pilot ilçeleri belirleyecek ve depozito yönetim sistemimizin kurulumunu ülke genelinde 2025 yılı sonuna kadar uygulamaya geçireceğiz.” diye konuştu.
İklim Kanunu bu yıl yasalaşıp yürürlüğe girecek
İklim Kanunu’nun bu yıl içerisinde yasalaşıp yürürlüğe girerek, iklim değişikliği konusunda atılacak adımlara kolaylık sağlayacağını vurgulayan Kurum, şöyle devam etti:
“İki hafta boyunca can Azerbaycan’da COP29 toplantılarına katıldık. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın liderliğiyle 2053’e ilişkin stratejilerimizi, hedeflerimizi tüm dünyayla paylaştık. Türkiye olarak, iklim krizinin maliyetini bu krizin oluşmasında en ufak katkısı olmayan devletlere yüklemenin adaletsizlik, vicdansızlık ve insafsızlık olduğunu en yüksek sesle dile getirdik. Dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesiminin en yoksul yüzde 66’lık kesiminden daha fazla karbon salınımına neden olduğu bir ortamda bu adaletsizliğin devam etmemesi gerektiğini de en gür sesle tüm dünyaya ilettik ve bu tezimizi savunduk. İnsanlık doğanın yeniden kendisini toparlamasını istiyorsa finansal destek meselesini süratle çözmelidir ve herkes verdiği sözü acilen yerine getirmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarihsel sorumluluğu yok denecek kadar azdır. Yani dünyanın kirletilmesinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin suçu neredeyse yoktur. Ama bugün uğraştığımız, 1,5 santigrat derecede tutmaya çalıştığımız ortalama sıcaklığımız için bu mücadeleyi veriyoruz.”
Kurum, Filistin meselesine değinerek konuşmasını, “Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğiyle tüm Türkiye adil bir dünya için, Filistin’in özgürlüğü için, Filistinli kardeşlerimizin gür sesi olmaya devam ediyor. Bugün Türkiye Cumhuriyeti Devleti, İsrail’le ilişkisini tamamen dondurmuş ve tüm dünya ülkelerine baktığımızda Filistin’e en çok yardım yapan ülkedir. Bu kararlılığımız ve duruşumuzdan asla ödün vermeyeceğiz. Ne pahasına olursa olsun Filistinli kardeşlerimizin yanında durmaya devam edeceğiz. Filistin’in özgürlüğünü, dünyanın 5’ten büyük olduğunu Sayın Cumhurbaşkanımız her yerde dile getirmeye devam edecek.” şeklinde tamamladı.
Oturumda, Absolute Foods Kurucusu ve Üst Yöneticisi (CEO) Agam Khare, EKI Enerji Hizmetleri, Uluslararası İşletmeler Kıdemli Genel Müdürü Bhuwan Shukla, Çevre Savunma Fonu Küresel İklim İş Birliği Müdürü Christopher Dekki, E+ Enerji Geçiş Enstitüsü İcra Direktörü Dr. Rosana Rodrigues dos Santos ve Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı Türkiye Ülke Ofisi Temsilcisi ve Ülke Direktörü Stephen John Cahill konuşma yaptı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TARIM ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, “Şu anda bizim göller dahil kullanılabilecek temiz suyumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırlarında kişi başına düşen 1313 metreküp hakkımız var. Eğer gerekli tedbirleri alamazsak, o zaman bu rakam 2030 yılı itibariyle 975 metreküpe düşüyor. Eğer tedbirleri almazsak 5 yıl sonra su fakiri olmamız, kaçınılmaz bir gerçek” dedi.
Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, çeşitli ziyaretler için Kayseri’ye geldi. İlk olarak Kayseri Valiliği’ni ziyaret eden Gizligider, ardından Büyükşehir Belediyesi’ne geçti. Büyükşehir Belediyesi meclis salonunda ‘Tarımsal Üretimin Planlanması’ bilgilendirme toplantısı düzenlendi.
85 milyon olan Türkiye nüfusunun 2030’da yaklaşık yüzde 10 artışla 93 milyonu aşacağını tahmin ettiklerini söyleyen Gizligider, şöyle konuştu:
“Şu anda bizim göller dahil kullanılabilecek temiz suyumuz Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırlarında kişi başına düşen 1313 metreküp hakkımız var. Uluslararası bir endeks, ‘eğer 1700 sınırını geçerse o ülke su bakımından zengindir ama 1000’in altına düşerse su fakiri sayılırsınız’ diyor. Eğer gerekli tedbirleri alamazsak, o zaman bu rakam 2030 yılı itibariyle 975 metreküpe düşüyor. Eğer tedbirleri almazsak 5 yıl sonra su fakiri olmamız, kaçınılmaz bir gerçek. Lakin Ekim 2023’teki rakam 36,6 milimetre. Ekim 2024’te düşen yağış ortalaması ise 26,8 milimetre. Bunu 30 yıllık Türkiye ortalaması ile karşılaştırdığımızda ise yarı yarıya. Oysa ki nüfusumuz yarı yarıya düşmüyor, tersine artıyor. Yani bizim bu planlamayı yaparken suyu temele koyma felsefemizin zaruretinin size sayısal değerlerini anlatmaya çalışıyorum.”
Haber-Kamera: Nuray UZATMAZ/KAYSERİ,
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Buna göre, GSYH 2024 yılı üçüncü çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,1 arttı.
GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2024 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; inşaat yüzde 9,2, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 6,2, tarım sektörü yüzde 4,6, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 2,5, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 2,3, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 2,2, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 1,9 ve hizmetler yüzde 1,4 arttı. Diğer hizmet faaliyetleri yüzde 2,4, sanayi sektörü yüzde 2,2, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri ise yüzde 0,3 azaldı.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,2 azaldı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2024 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 1,9 arttı.
GSYH, 11 TRİLYON 893 MİLYAR 252 MİLYON TL OLDU
Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmini, 2024 yılının üçüncü çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 53,3 artarak 11 trilyon 893 milyar 252 milyon TL oldu. GSYH’nin üçüncü çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 357 milyar 989 milyon olarak gerçekleşti.
HANEHALKI NİHAİ TÜKETİM HARCAMALARI YÜZDE 3,1 ARTTI
Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2024 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 3,1 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 0,9, gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise yüzde 0,8 azaldı.
Mal ve hizmet ihracatı, 2024 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 0,8 artarken ithalatı yüzde 9,6 azaldı.
İŞGÜCÜ ÖDEMELERİ YÜZDE 76,3 ARTTI
İşgücü ödemeleri, 2024 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 76,3 arttı. Net işletme artığı/karma gelir yüzde 45,7 arttı.
İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 31,9 iken, bu oran 2024 yılında yüzde 36,4 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise yüzde 47,8 iken yüzde 45,1 oldu.
Erdem AksoyHaberler.com – EkonomiTürkiye İstatistik KurumuTürkiyeEkonomiGüncel
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>???????Rosatom’dan yapılan açıklamaya göre, şirket, nükleer farkındalığı küresel düzeyde artırmak amacıyla aralarında Türkiye’nin de olduğu 100 ülkede Global Atomic Quiz ve belgesel gösterimi etkinlikleri düzenledi.
Dünya Bilim Günü kapsamında yapılan Atomic Quiz’e 25 bin kişi katılırken, Türkiye katılan ülkeler arasında katılımcı sayısı ve ilgi düzeyi açısından 3’üncü sırada yer aldı. Rosatom’un, Türkiye’de düzenlediği etkinlik kapsamında Hacettepe Üniversitesi, Sinop Üniversitesi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi ve Tarsus Üniversitesi olmak üzere 4 üniversitede öğrencilerle bir araya gelindi. Üniversitelerde dünyaca ünlü yönetmen Oliver Stone’un “Nuclear Now” belgesel gösterimi ile akademisyen ve uzmanların katılımıyla söyleşiler yapıldı.
Hacettepe Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi’nde çoğunluğu geleceğin nükleer enerji mühendislerinden oluşan 150’den fazla öğrenci, Atomic Quiz’de yer alan farklı zorluk ve kategorilerdeki 25 soruyu yanıtladı. Nükleer enerji hakkındaki bilgilerini test etmelerinin yanı sıra yeni şeyler öğrenmelerine olanak sağlayan testi çözen öğrenciler, etkinlik kapsamında soruların doğru yanıtları üzerine tartışma fırsatı da buldu.
Nükleer İletişim Uzmanı ve Nükleer Sanayi Derneği (NIATR) Yönetim Kurulu Üyesi Nesrin Sevimli moderatörlüğünde öğrencilerle buluşan Hacettepe Üniversitesi Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Şule Ergün, Atomic Quiz’de yer alan soruların doğru yanıtlarını nedenleri ve ayrıntılı açıklamalarıyla katılımcılara aktardı. Öğrenciler, Ergün’ün anlatımıyla hem nükleer enerji hakkında yeni şeyler öğrenme hem de kendi yanıtlarını değerlendirme fırsatı buldu.
Tarsus Üniversitesi
Tarsus Üniversitesi’nde farklı mühendislik fakültelerinden 110’u aşkın öğrenciyi bir araya getiren etkinlik çerçevesinde öğrenciler Atomic Quiz’de yer alan soruları yanıtladı. Rektör Vekili Prof. Dr. Ali Özen, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Deran ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Murat Özkendir’in de katıldığı etkinlikte soruları cevaplayan öğrenciler, yanıtlarının doğruluğunu Akkuyu Nükleer AŞ Ticari Operatörler Grubu Baş Uzmanı Ahmet Yasin Öner’le değerlendirme fırsatı buldu. Öner, bazı sorular için detaylı açıklamalar yaptı.
NIATR Yönetim Kurulu Üyesi Sevimli’nin yönettiği söyleşide, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan anlaşma çerçevesinde Rusya’da eğitimlerini tamamlayarak Akkuyu’da görev yapan Türk mühendisler arasında yer alan Öner, Türkiye’nin ilk nükleer santrali Akkuyu projesi hakkında da bilgi ve deneyimlerini paylaştı.
Panelin ardından Tarsus Üniversitesi öğrencileri de nükleer enerjinin dünyadaki yolculuğunu benzersiz bir şekilde aktaran Nuclear Now belgeselini izledi.
Sinop Üniversitesi
Hacettepe Üniversitesi’nden sonra Türkiye’nin ikinci Nükleer Enerji Mühendisliği Bölümü’ne ev sahipliği yapan Sinop Üniversitesi’nde düzenlenen etkinliğe 80’e yakın öğrenci katıldı. Etkinliğe, Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Rıza Bayrak ve Nükleer Enerji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Meryem Seferinoğlu’nun da aralarında olduğu pek çok öğretim görevlisi de katıldı. Etkinlikte belgesel gösteriminden önce Seferinoğlu ve Öner’in katılımıyla söyleşi yapıldı.
Öğrencilerle Akkuyu NGS’de görev yapmak için Rusya’da aldığı eğitimin ayrıntılarını paylaşan Öner, kendisiyle aynı yolu izlemek isteyen öğrencilere deneyimlerini aktardı.
Hacı Bayram Veli Üniversitesi
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Nuclear Now belgeselinin gösterildiği ve söyleşi yapılan bir diğer durak oldu. Belgesel, İletişim Fakültesi öğrencileri ve öğretim üyeleri tarafından büyük ilgiyle izlendi. Belgeselin ardından Ergün, katılımcılara nükleer enerji hakkında bilgi verdi, soruları yanıtladı. Ergün, geleceğin iletişimcileri, gazetecileri ve sinemacıları tarafından ilgiyle dinlendi.
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Güven Akdoğan da belgeseli sinematografik açıdan ele aldı ve Stone’un belgeselciliği hakkında bilgi verdi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Rosatom Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktörü ve Bölge Başkan Yardımcısı Alexander Voronkov, yönetmenin karmaşık bir konuyu basit bir dil kullanarak ele aldığını, böylece izleyici ile kolayca iletişim kurduğuğunu belirterek, “‘Nuclear Now’ hem nükleer enerjinin günümüzde geldiği noktayı göstermeyi vadediyor hem de insanlığın nükleer enerjiye ihtiyacı olduğuna dair bir eylem çağrısında bulunuyor. ‘Yeniden düşünme vakti’ sloganı, izleyicileri, özellikle günümüzün çevresel zorlukları ve aşırı enerji tüketimi bağlamında, nükleer enerjiyi temiz bir enerji alternatifi olarak yeniden düşünmeye teşvik ediyor. İzleyicilerin belgeseli izledikten sonra bu bakış açısını benimseyeceklerini umuyorum.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamaya göre, her yıl, HackZone Open Insurance ve Hackzone Scale Up Accelerator isimli açık inovasyon programlarını geliştirmeye devam eden Allianz Türkiye, bu yıl itibarıyla iki programını birleştirerek, HackZone markası altında 6 aylık hızlandırma program formatıyla devam edecek.
Program ortağı Tenity ile birlikte düzenlenen ve startuplarla birlikte sigorta sektöründe yenilikçi iş modelleri geliştirerek, girişimleri hızlandırmaya odaklanan programın yeni dönemi için başvurular başladı.
Programın 5. döneminde yerini almak isteyen startuplar, Üretken Yapay Zeka ve Makine Öğrenmesi, Dijital Sağlık Çözümleri, Finansal Danışmanlık ve Küresel İklim Kriziyle Mücadele kategorilerinde başvuru yapabilecek.
Programa katılacak startuplar, bu alanlarda sigorta çözümleri geliştirerek, sektöre yenilikçi ürün ve hizmetler kazandırmayı hedefleyecek.
Sigorta sektöründe yenilikçi gelişmelere öncülük etmek isteyen startuplar için son başvuru tarihi ise 12 Aralık olarak belirlendi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Allianz Türkiye Pazarlama ve Dijital Sigortalar Genel Müdür Yardımcısı Onur Kırcı, programın önemli bir ilerleme kaydettiğini belirterek, sektöre pek çok yenilikçi çözüm kazandırıldığını aktardı.
2020’den bu yana Tenity ile işbirliğiyle 450’den fazla startupı değerlendirdiklerini kaydeden Kırcı, “35’ten fazla girişimle işbirliği yaparak girişimlerinin hızlanmasına katkıda bulunduk. Programda yer alan startupların ekosistemden şimdiye kadar aldığı yatırım tutarı ise 12 milyon doları geçti. Startupların kurumsal işbirlikleri gerçekleştirerek büyümelerini hedefleyen Hackzone programımızla dört yılda 34 farklı PoC çalışmasına imza attık. Programımıza olan ilginin her geçen yıl artarak devam ettiğini görmekten ve sigorta sektörüne odaklanan startup sayısının artmasından memnuniyet duyuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bugünkü Ankara temasları kapsamında, ilk olarak Ankara büyükşehir Belediyesi’ni (ABB) ziyaret ederek ABB Başkanı Mansur Yavaş ile görüştü. İmamoğlu ardından, TBMM’de CHP Grup Başkanvekilleriyle bir araya geldi. İmamoğlu ardından CHP Genel Merkezi’ne gelerek CHP Lideri Özel’i ziyaret etti. Saat 14.00 itibarıyla başlayan görüşme yaklaşık bir saat 20 dakika sürdü. İmamoğlu, görüşmenin ardından basın açıklaması yaptı. Açıklamada kendisine CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke’nin eşlik ettiği İmamoğlu, şunları söyledi:
“Bugün Ankara programımız kapsamında, ilk olarak Sayın Mansur Yavaş Başkanımızı ziyaret ettim. Gerçekten kendisiyle hem çok kıymetli hem verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Mansur Başkanımız ve ben aynı ilkeleri paylaşan iki belediye başkanıyız ve iki yol arkadaşı olarak her zaman iş birliği ve dayanışma içerisinde olduk ve olmaya devam edeceğiz. Türkiye’nin en büyük iki şehrine belediye başkanlığı yapıyoruz. Nüfusun tam dörtte biri. Adaletle hizmet ediyoruz, milletin kaynağını sadece milletimize hizmet için harcamakta kararlı iki belediye başkanıyız. Şehirlerimizde geçmişten bugüne artarak devam eden israf dönemini bitirdik ve tabiri caizse tarihe gömdük. Bizler, 2019’da büyük bir umudu başlatan başarılara imza atmış iki belediye başkanıyız. Elbette bizimle beraber bir kısım büyükşehir belediye başkanımızı da burada anmaktan ve onlara teşekkür ve minnet duygularımı iletmekten geri durmam. 2023’te milletimizin sarsılan hayallerini, yine 2024’te umutla ayağa kaldırdık.
“Milletimiz bilmelidir ki aramızda koltuğa, makama, rollere değil; sadece ama sadece milletin menfaatlerine odaklanan bir yol arkadaşlığı vardır”
Bugün iktidarda olanların milletin tercihlerine saygı duymak yerine, kendi gündelik çıkarları ve kendi fikirlerine hizmet etsinler anlayışı uğruna bizlere yönelik fütursuzca saldırılar başlattığını görüyoruz. Bu saldırılarla ne amaçladıklarının da farkındayız. Siyasi münafıklık yaparak, fitne ateşini yakarak çalışanlara söyleyecek sözümüz yok. Ancak milletimizin elbette bilgilendirilmeye ihtiyacı vardır. Milletimiz bilmelidir ki bizim aramızda koltuğa, makama, rollere değil; sadece ama sadece milletin menfaatlerine odaklanan bir yol arkadaşlığı vardır ve bundan asla vazgeçmeyiz. Biz kutuplaşmanın değil, beraberliğin tarafındayız. Birlikte güçlü olduğunun ve birlikteyken kazandığının bilincinde olan siyasetçileriz, belediye başkanlarıyız. Bize yapılan saldırıları tesadüf asla bulmuyoruz, tekil olarak asla değerlendirmiyoruz. Bunlar bizim ortak paydamız olan ve ülkemizin tek güçlü ve en önemli lokomotifine yani partimize, çatısı altında bulunduğumuz CHP’ye yönelik topyekun bir saldırı boyutuna ulaştığını da tespit ediyoruz ve halkımızla paylaşıyoruz. Bu saldırıları ilk genel seçimde tecelli edecek millet iradesini engelleme girişimi olarak da görüyoruz. Bir nevi, bugünden saldırıların başlamasının altında yatan gerçek budur.
“Meseleye asla kişisel pencereden bakmayan insanlarız. CHP bünyesinden bulunan her arkadaşımız böyledir ve böyle davranmalıdır”
Tüm saldırılara karşı, partimizle ve milletimizle tek yumruğuz. Karşımızdaki, kesinlikle geçmişten bugüne tariflediğim şekliyle organize kötülüktür. Ancak bu kötülük ardına milletin iradesini alan bizlerle mücadele edemediğini ve açıkçası biçare olduklarını da yaşıyoruz. Mertçe bir mücadele için ne ahlaka ne kapasiteye sahip olmadığını ne yazık ki bize yaşatıyorlar. Her seçimden önce avaz avaz bağırarak ‘Mertçe mücadeleye sizi davet ediyorum’ demiş bir kişiyim. Milletimizin bize bağladığı umutların, bizden beklenen görevlerin farkındayız. Millete karşı görevlerimizi her zaman, her koşulda, bugünkü kardeşlik ve dayanışma duygularımızla ve tam bir sorumluluk içerisinde, el ele yerine getireceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Çünkü biz davaya hizmet eden insanlarız. Biz meseleye asla kişisel pencereden bakmayan ve bakmayacak insanlarız. Bizim bu yürüyüşümüzde CHP bünyesinden bulunan her arkadaşımız böyledir ve böyle davranmalıdır.
“Tüm siyasi parti liderlerine teşekkür ediyorum”
Mansur Başkan ile buluşmamızdan ve birliğimizi, dayanışmamızı tazeleyen samimi sohbetten hemen sonra TBMM’ye geçtim ve partimizin çok kıymetli grup başkanvekilleriyle buluştum. Sadece bir grup başkanvekilimizin başka bir önemli toplantısı olduğu için Gökhan Günaydın Başkanımız ve Ali Mahir Başarır Başkanımız ile birlikte oldum. TBMM’deydim ve partimizin grup başkanvekilleriyle yaptığımız toplantımızda önemli bir hususu değerlendirdik. Biliyorsunuz, iki hafta önce Ankara’ya gelmiş ve siyasi partilerin liderlerine ziyarette bulunmuştum. Bu kapsamda sırasıyla Meclis’te temsil olan partileri ziyaret ettim. Elbette önce bu süreci başlatırken sürece dair CHP’yi, Sayın Genel Başkanımızı ziyaret ederek, bilgilendirerek sürece başladım. ve Demokrat Parti, DEVA Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEM Parti, Yeniden Refah Partisi (YRP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanlarını ama aynı zamanda Meclis’te temsil edilmeyen Zafer Partisi ve Memleket Partisi Genel Başkanlarını ziyaret ettim veya görüşmeler yaparak sürecimi tamamladım. Tüm siyasi parti liderlerine bir kez daha huzurunuzda öncelikle teşekkür ediyorum.
“Yaptığımız çalışmalar karşılık buldu ve oluşan fikir birliği zemini beni mutlu etti”
Bu ziyaretlerdeki temel amacımız, iktidarın giderek bir yönetim sistemine dönüşen ne yazık ki kayyum sürecine dair ortak bir tutum geliştirmek ve ülkemizi milletin iradesine darbe vuran bu antidemokratik yaklaşımdan kurtarmak için bir süreç aydınlatması yapmak, iki TBB çerçevesinde bu süreci tamamen bu ülkenin üzerinden kaldırabilecek bir kısım adımı, TBMM üzerinden atabilmenin tarifini yapmaktı. Bu manada bu yaptığımız çalışmalar çok değerli karşılık buldu ve açıkçası bu oluşan fikir birliği zemini de beni ziyadesiyle mutlu etti. Bu kapsamda partimiz, Meclis’te oluşan bu altyapıyla bir kanun tasarısı hazırlamak ve tüm partilerin katılımıyla ülkemizi bu kötü yükten kurtarmak üzere bir çalışma başlattı. Grup başkanvekillerimizle bu çalışma süreci hakkında görüş alışverişi yapma fırsatını bu vesileyle yakalamış olduk ve çok değerli bir sonuca doğru evrilmek üzere, elbette tümden bazı hususları değiştirmek ya da dönüştürmek mümkün olmuyor bugünkü Meclis çatısı altında. Ama bir yerden başlamak ve makul ölçüde bugünkü sorunları, en azından bir bölümünü, antidemokratik bir noktadan demokratik bir noktaya evirmek adına, adımların atılmasıyla ilgili süreç tarifinin öncü fikirlerini kendilerinden almış oldum.
“Genel Başkanımız ile kumpaslara boyun eğmeden nasıl bir yol izlememiz konusunda görüş alışverişlerinde bulunduk”
Meclis’ten sonra, Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel ile görüşmek üzere Genel Merkezimize geldim. Genel Başkanımız ile iktidarın izlediği kumpas politikalarını, vesayetçi düzeni, iktidarın başta ekonomi olmak üzere halkın gerçek gündemini görünmez kılan hileli adımlarının nasıl büyüdüğünü konuştuk. Bunlara karşı halkın gündeminden kopmadan halkımızla gerçek gündemi yakalayan ve kumpaslara da boyun eğmeden nasıl bir yol izlememiz konusunda çok kıymetli görüş alışverişlerinde bulunduk. TBB ve İBB Başkanı olarak Genel Başkanımıza belediyelerin iktidarın saldırıları karşısındaki dirençli, öz güvenli tutumlarını, milletin iradesini vesayetçilere kurban etmeme konusundaki kararlılığını anlattım. Bu doğrultuda izleyeceğimiz adımları ortak akılla tespit etmeye ve hayata geçirilmesi için sonuna kadar birlikte mücadele etmeye kararlı bir süreç gördüğümü ve bütün ülkenin her noktasında yerel yöneticilerin bu kararlılıkta olduğunu kendilerine ifade ettim. Bu vesileyle Genel Başkanımız ile bu çerçevedeki geniş anlamda görüşlerimi paylaştım. Bundan sonra da Genel Başkanımızla bir bütün olarak partililerimizle, belediyelerimizle birlikte çalışmaya kararlılıkla da devam edeceğiz.
“Yerel yönetimleri kayyumcu, vesayetçi anlayıştan kurtarıp milletin egemenliğini kayıtsız, şartsız sağlamak için acilen atılması gereken demokratik ve hukuki adımlar vardır”
Şehirlerimizi ve ülkemizi iktidarların atadığı şahıslar değil, milletin seçtiği siyasetçiler ve belediye başkanları yönetmelidir. Hükümetin yargı ve kayyumlar eliyle kendi iradesini millete dayatma politikası ne yazık ki demokrasimizi, kardeşliğimizi, birliğimizi baltalıyor, boynumuzu büküyor, başımızı öne eğdiriyor. Bakın, bugün hükümetin en büyük, ülkemizi en derinden sarsan ekonomi politikalarındaki, süreçteki yetersizlik, kapasitesizlik ve sıkıntıları çözme adına atmak istedikleri bir kısım adımları dahi dünya ölçeğinde itibarsızlaştıran bir sürece taşıyor. İşte milleti hiçe sayan bu anlayış yüzünden ekonomiden eğitime, sağlıktan adalete her alanda ne yazık ki çürümeler ve gerilemeler yaşanıyor. Bugün demokrasi ve hukuk için mücadele etmek, milletin iradesine sahip çıkmak kesinlikle ve kesinlikle aslında ülkemizin bugünlerine değil, geleceğine sahip çıkmaktır. Yerel yönetimleri kayyumcu, vesayetçi anlayıştan kurtarıp milletin egemenliğini kayıtsız, şartsız sağlamak için acilen atılması gereken demokratik ve hukuki adımlar vardır.
“Konser tartışması, SGK borcu tartışması, müfettişler, kayyumlar… Her biri birbirinden trajikomik hamleler”
Anlaşılıyor ki bugün iktidarda olanlar, ilk seçimlerde ortaya çıkacağı belirginleşen milletin kararını engellemek üzere her türlü hukuksuzluğa tenezzül eden adımlar atmaya karar vermiştir. ve ne yazık ki bu adımları atma konusunda, belli hazırlıklar artık sokakta kahvehane dedikodusuna kadar ulaşmıştır. İşte yaşıyoruz; konser tartışması, SGK borcu tartışması, müfettişler, kayyumlar… Her biri birbirinden trajikomik hamleler. Kendi menfaatini, koltuğunu, iktidarını; milletin menfaatinin üstünde görenlerin çaresizliğini gösteren detaylardan ibarettir bu çalışmalar. Dolayısıyla biz belediyelerimize, millet iradesine karşı atılan adımları birbirinden kopuk, tekil vakalar olarak görmüyoruz. Milletimiz de bunu böyle görmemelidir.
“Güçlü bir millet cephesi tahkim edilecektir. ve bu cephe organize kötülüğe karşı mutlak bir zafer elde edecektir”
Bunlara karşı mevzi direnişiyle de yanıt veremeyiz. Bu organize kötülüğe karşı yanıtımız da topyekun olmalıdır. Milletimiz bu konuda en ciddi şekilde bilinçlendirilmelidir. Çünkü milletin iradesine karşı, devletin imkanlarıyla düşmanlık yapmanın karşılığı ancak milletin topyekun gücünün arkasına alan topyekun mücadeleyle verileceğini bilen bir ekibiz. Bu yönüyle vatandaşlarımızla, milletimizle ama pazarda ama çarşıda ama vatandaşlarımızı birebir evlerde ziyaret ederek, hizmetlerimizi yaparken onları bilinçlendirerek birlik ve beraberliğimizi her zamankinden güçlü bir seviyeye taşıyarak kesinlikle güçlü bir millet cephesi tahkim edilecektir. ve oluşan milletin demokratik ve güçlü cephesi bugünkü organize kötülüğe karşı mutlak bir zafer elde edecektir. Ben de her zaman ifade ettiğim gibi, kendisini bu yola adamış hem partimizin bir evladı hem bir cumhuriyet vatandaşı ama bir yanıyla da kendi görevleri itibarıyla yılmaz bir mücadeleyi vermeye devam edecek bir siyasetçiyim.”
“Süreci takip edeceğimizi buradan duyururuz”
İmamoğlu, açıklamasının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. İmamoğlu, “DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Cevdet Konak ile CHP’li Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, ‘terör örgütüne üye olma’ suçlamasıyla yargılandıkları davada 6 yıl 3’er ay hapis cezasına çarptırıldı. Bir yandan da olası kayyum atamaları gelir mi, ne dersiniz” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Mahkemeyle ilgili detayları, -bu haberi Sayın Genel Başkanımız ile toplantıya girmeden önce almıştık- detayları takip ediyoruz. Sonuçta bir mahkeme var, mahkemede alınmış bir karar var. Muhtemeldir ki birinci derece mahkemenin itiraz süreçleri söz konusudur. Hukuki mücadelenin devam ettiği bir hususta hem bugüne kadar gelinen noktada süreç nasıl işlemiş onu irdeleyeceğiz hem de bundan sonraki mücadele nasıl yürütülmelidir, ona dikkatle bakacağız. Şu anda bu detaylara hakim değilim. Şimdilik bu şekilde süreci en ciddi biçimde; başta partimiz, sonra TBB olarak bizler, yerel yönetim adına takip edeceğimizi buradan duyururuz.”
“Arbede güzel bir görüntü teşkil etmez”
İmamoğlu, “Bugün Meclis’te Plan ve Bütçe Komisyonu’nda İçişleri Bakanı ve CHP’li vekiller arasında bir arbede oldu. O görüntüleri izleyebildiniz mi, neler söylersiniz” sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Her türlü arbede görüntüsü güzel bir görüntü teşkil etmez. Arbedeyi istemeyiz. Sadece böyle bir an gözüm ekranda gördü, o şekilde karşılıklı tartışma anını. Bu tür ortamlarda her iki tarafı da suhulete davet etmekten başka bir şey söyleyemem.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Uluslararası Basın Kurumu’nun (IPI) öncülük ettiği, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ve Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi’nin (ECPMF) katıldığı Ankara’daki basın özgürlüğü misyonu, AK Parti’nin yasalaştırmak üzere gündeme getirdiği “etki ajanlığı” düzenlemesinin geri çekilmesi için çağrıda bulundu. Misyon, gelecek günlerde düzenlemeye ilişkin tüm bu konuları detaylandıran bir rapor yayınlayacağını açıkladı.
Basın özgürlüğü misyonu yayımladığı ortak açıklamada. yasama gündeminde olan casusluk yasa teklifinin mevcut haliyle kabul edilmesi halinde casusluk tanımının önemli ölçüde genişletileceğini belirtti. Teklifin, yabancı devletler veya kuruluşlarla uyumlu hareket eden veya onların yönlendirmesiyle “devletin siyasi çıkarlarına” karşı suç işlediği düşünülen herkesi kapsayacağının ve herhangi bir suçtan mahkum olan kişinin bu yasayla birlikte yedi yıla kadar ek ceza alabileceğinin altını çizdi.
Basın meslek örgütlerinin basın özgürlüğü için ciddi bir tehdit olarak gördüğü “etki ajanlığı” düzenlemesi AK Parti tarafından gözden geçirilmesi sonrasında yasalaştırılacağı açıklanarak, geçen hafta TBMM Genel Kurulu gündemindeki yasa teklifinden çıkarılmıştı.
“Etki ajanlığı olarak bilinen yasa tasarısı hükümeti eleştiren herkesi casuslukla suçlayabilecek“
Basın özgürlüğü kuruluşlarının üç gün boyunca devam eden misyonu yayımladığı ortak açıklamada, şu ifadelere yer verdi:
“Sivil toplum kuruluşlarının yabancı finansmanının şeffaflığını artırmaya yönelik bir çaba olarak yansıtılan yasa tasarısının ve sıklıkla Gürcistan’da birkaç ay önce kabul edilen ‘yabancı ajan’ yasasıyla karşılaştırılıyor. Ancak bu karşılaştırmalar, Türkiye’de önerilen mevzuatın ciddiyetini yansıtmakta başarısız ve yanıltıcı olmuştur. Gürcistan’daki yasa, sivil toplum kuruluşlarına finansman şeffaflığı konusunda idari yükler ve kısıtlamalar getirirken hükümeti eleştirenleri sindirmek için keyfi olarak uygulanabilecek kurallar da içeriyor. Bu yasayla uyumsuzluk durumunda en ağır ceza ise kuruluşun kapatılması olarak uygulanıyor.
Türkiye’nin ‘etki ajanlığı’ tasarısı ise ülkenin casusluk yasasını değiştirerek yabancı çıkarlar doğrultusunda hareket ettiği düşünülen bireylerin yargı süreçlerinde fiilen casus muamelesi görmesine ve ardından hapis cezasına çarptırılmasına olanak tanıyor. Yasa teklifi, ülkedeki herkese uygulanabilir bir nitelik taşıyor.
14 Kasım’da hükümet, ‘etki ajanlığı’ olarak bilinen casusluk maddesini mecliste oylanacak teklif metninden çekti ve muhalefeti bu metinde uzlaşmak üzere iş birliğine davet etti.
Bu yıl düzenlenen basın özgürlüğü misyonuna katılan medya özgürlüğü kuruluşları, bu tasarıda kabul edilebilir tek uzlaşmanın ‘yabancı devletler veya kuruluşlar’ ile uyumlu veya onların yönlendirmesiyle hareket etmeye yapılan tüm atıfların ‘yabancı bir istihbarat ajansı adına hareket etmek’ ile değiştirilmesi olabileceğine dikkat çekiyor. Tasarı bununla sınırlı kalmazsa, hükümeti eleştiren herkesin keyfi olarak hedef alınması için kullanılması olasılığı doğacaktır.
2024 Türkiye’de basın özgürlüğü uluslararası misyonu 13-15 Kasım tarihleri arasında Ankara’da gerçekleşti. Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) öncülük ettiği misyona Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) ve Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF) katıldı. Heyet; Anayasa Mahkemesi, yayın düzenleyicisi Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), muhalefet partileri, gazeteciler ve diplomatik temsilcilerle görüştü. Hükümet yetkilileriyle görüşme talepleri ise ya reddedildi ya da görmezden gelindi.
Ziyaretler sırasında şu acil konular da ele alındı: Eleştirel gazetecilere yönelik devam eden yargı baskısı ve Anayasa Mahkemesinin ifade özgürlüğünü koruma konusundaki rolü; yayın düzenleyicisi RTÜK’ün Açık Radyo’nun karasal yayın lisansına son vermesi, eleştirel yayıncılara para cezası verme eğilimi ve çevrimiçi gazeteciliğin dijital sansürü.
Misyon, önümüzdeki günlerde tüm bu konuları detaylandıran bir rapor yayınlayacak.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Kandemir, Dereköy Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen AK Parti Karamürsel 8. Olağan İlçe Kongresi’nde yaptığı konuşmada, AK Parti teşkilatları içerisinde Kocaeli’nin müstesna bir yere sahip olduğunu, kendi içindeki huzur, birlik ve bir o kadar da inanmışlığıyla tüm Türkiye’ye örnek teşkil ettiğini anlattı.
AK Parti ailesinin bir ferdi olmaktan gurur duyduğunu dile getiren Kandemir, AK Parti’nin milletin hikayesinin bir özeti, Recep Tayyip Erdoğan’ın ayağa kalkışı, mücadelesi, itirazları, başarılarının milletin bir hikayesi olduğunu ifade etti.
“Tayyip Erdoğan ve AK Parti’yle Türkiye varacağı limanı gözüne kestirdi. Kendi iradesi, milletin çizdiği istikamet üzere yol yürüme iradesini ortaya koymuş, ne yaptığını bilen, nereye varacağını bilen bir siyasal anlayışla yola çıktı.” diyen Kandemir, teşkilatlarının her bir ferdine özverili çalışmalarından dolayı teşekkür etti.
Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın çalışkanlığıyla örnek yönetim sergilediğine de değinen Kandemir, şöyle konuştu:
“Keşke CHP’liler örnek alsa, yaptıklarına baksalar, ilham alsalar ama onlarda ne böyle bir akıl, ne böyle bir dert, ne de böyle bir samimiyet var. CHP hiç değişmedi. Şöyle tarihin yapraklarını karıştıralım, Meclis tutanaklarını okuyalım, gazete kupürlerinde göz gezdirelim, 50’lerde ne söylüyorlarsa bugün de aynı şeyi söylüyorlar. 60’larda hangi iftiraları atmışlarsa bugün de aynı iftiraları atıyorlar. Çünkü bunların meşrepleri, siyasal ahlaklarında yalan söylemek onların yüzü olmuş. Yüzleri kızarmaz. Bunların derdi millet değil, bunların aklı, bu coğrafya, bu topraklarda değil. Çünkü bunların akıl hocaları, istikamet verenler bu coğrafyanın insanları değil. Bunların gözü ve gönlü batılı efendilerinde. Hep böyle olmuş. Bir bahane bulmuşlar milletin değerleriyle kavga etmişler.”
“Cumhurbaşkanımızı bir kere daha Allah’ın izniyle seçtireceğiz”
Kandemir, CHP’nin ahlakının yalan söylemeye, çarpıtmaya müsait olduğunu savunarak, “Biz işimize bakacağız, bunlar ne kadar bizi ayağımızdan aşağıya çekmeye çalışırlarsa çalışsınlar. Kimlerle ittifak kurarlarsa kursunlar, hangi terör örgütünün koluna girerse girsinler Allah’ın izniyle biz bu millete hizmet etmeye devam edeceğiz. Sakın bunların koparttığı gürültüye aldanmayın. İlk genel seçimde, Cumhurbaşkanımız’ın liderliğinde birinci turda Cumhurbaşkanımızı bir kere daha Allah’ın izniyle seçtireceğiz. Meclis’te de Cumhur İttifakı olarak birliğimizi perçinleyecek, ilk genel seçimde inşallah yine çoğunluğu elde edeceğiz.” diye konuştu.
Kongre sürecinin Türkiye’de ayağa kalkışa vesile olduğunu, yapacakları büyük kongre ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir manifestoyla yeni dönemin kapısını aralayacağına değinen Kandemir, ” Türkiye Yüzyılı’ derken nasıl bir hayal kurduğumuzu, varmak istediğimiz menzilin ne olduğunu, bugüne kadar ki mücadelemizin, orada biriktirdiğimiz tecrübemizin Türkiye’mizi nereye taşıyacağını dünyaya ilan edeceğiz.” ifadesini kullandı.
AK Parti İl Başkanı Şahin Talus, Kocaeli MilletvekiliRadiye Sezer Katırcıoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’ın da konuşma yaptığı kongreye, AK Parti İstanbul Milletvekili Yahya Çelik, Bursa Milletvekili Osman Mestan, Kocaeli Milletvekilleri Cemil Yaman, Saadettin Hülagü, Veysal Tipioğu ve Mehmet Akif Yılmaz, AK Parti MKYK üyeleri Davut Coşkun Şiviloğlu, İlyas Şeker ve Serpil Yılmaz ile partililer katıldı.
Tek listeyle seçime giren Mecit Erdoğan, AK Parti Karamürsel İlçe Başkanlığına yeniden seçildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAĞLIK Bakanı Kemal Memişoğlu, İstanbul’daki ‘Yenidoğan çetesi’ soruşturmasına ilişkin, “Her meslek grubunda maalesef insani duygulardan nasibini almamış insanlar çıkabiliyor. Bizlerin görevi bu çürük elmaları, bu yanlış insanları ayıklamaktır. Bu tür çetelerle mücadelemizi yaptık, yapmaya da devam edeceğiz” dedi.
Türk Neonatoloji Derneği, ’17 Kasım Dünya Prematüre Günü’ nedeniyle Ankara’daki CerModern Sanat Galerisi’nde çeşitli etkinlikler düzenlendi. Etkinliklere katılan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Türkiye’nin, dünyanın en iyi sağlık hizmetlerini sunan ülkelerden biri olduğunu belirterek, “Ulaşılabilir, ücretsiz, üstelik de çok kaliteli ve bilgili sağlık çalışanları ve sağlık altyapısıyla dünyaya örnek olan sağlık hizmeti sunan bir ülkeyiz. 2023 senesinde 958 bin doğumdan 123 bini 37 haftanın altında. Yani toplam doğumun yüzde 13’ü prematüre. Bunların içinden 28 haftanın altında olan, yani çok küçük dediğimiz prematürelerde, bunları yaşatma oranlarının yüzde 95’in üstünde olduğunu ve bunları sağlık sistemindeki özverili, çok başarılı hemşirelerimiz, hekimimiz ve altyapımızla, annelerin desteğiyle, ailelerin desteğiyle yaşattığımızı düşünürseniz bu dünya standartlarının üstünde bir başarı oranı” diye konuştu.
‘SAĞLIKTA ŞİDDETE SIFIR TOLERANS’
Ardından sağlıkta şiddet olaylarına değinen Bakan Memişoğlu, “Sağlıkta şiddete anlam veremiyoruz ve üzülüyoruz. Onun için biz Sağlık Bakanlığı olarak hep şunu söylüyoruz; sağlıkta şiddete sıfır tolerans. Çünkü bizim sağlık çalışanlarımız, bizim hekimlerimiz, bizim hemşirelerimiz dünyanın en özverili ve en çalışkan insanları” ifadelerini kullandı.
Bakan Memişoğlu, ‘Yenidoğan çetesi’ soruşturmasına ilişkin de “Özellikle son zamanlarda malum üzüntü verici yenidoğanla ilgili olaylar oldu. Burada özellikle bir şey ifade etmeyi istiyorum. Her meslek grubunda maalesef insani duygulardan nasibini almamış insanlar çıkabiliyor. Sağlık çalışanları arasında da bu çok az da olsa çıkabiliyor. Bizlerin görevi bu çürük elmaları, bu yanlış insanları ayıklamaktır. Bu tür çetelerle, bu tür yanlış davranışlar içinde olan insanlarla mücadelemizi yaptık, yapmaya da devam edeceğiz. Bu yolda bu kadar iyi sağlık hizmeti sunan, toplumu sağlıklı kılmak için gecesini gündüzüne katan sağlık çalışanlarımızı bu tür çürük elmalarla birleştirmeyi ve eşleştirmeyi kabul etmiyoruz. Bunlarla mücadeleye devam ediyoruz. Bunu unutmamanızı istiyorum” diye konuştu.
‘TOPLUMUN SAĞLIK ÇALIŞANLARINA SAHİP ÇIKMASINI İSTİYORUM’
Toplumun sağlık çalışanına sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Bakan Memişoğlu, “Özellikle prematüre bebeklerin aileleri, bu insanların nasıl çalıştığını hepimizden daha iyi biliyor. O küçücük bebekleri yaşatmak için neler yaşadıklarını, nasıl özveriyle hareket ettiklerini hepimiz biliyoruz. Bu sadece sağlıkçıların değil, bütün toplumun bilmesi gereken bir husustur. O nedenle bizim hekimimizi, sağlık çalışanımızı, hemşiremizi el üstüne tutmamız lazım” ifadelerini kullandı.
Bakan Memişoğlu, Dünya Prematüre Günü’nü kutlayarak konuşmasını tamamladı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>(TBMM) – CHP DiyarbakırMilletvekili Sezgin Tanrıkulu, ” Hukuk, yasalarla yurttaşların başı derde girdiğinde vatadandaşın öngörüsü demektir. Yasa koyucu olarak bizim açımızdan bile öngörüden bahsetmek mümkün değil. Neden torba yasa yapıyorsunuz? Adı Noterlik yasası ama noterlikle ilgisi olmayan 12 yasa var. Bir parlamento bu kadar çok Anayasa’ya aykırı yasa yapabilir mi? Ondan sonra ya buradan ya da Anayasa Mahkemesi’nden geri dönüyor. Amacınız şu; Anayasa’ya aykırı bir kamu düzeni oluşturuyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kararları geriye dönük yürümüyor. Yürümediği için de o arada oluşturduğunuz kamu düzeni yasallaşmış oluyor” dedi.
TBMM Genel Kurulu’nda Noterlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerindeki görüşmeler devam ediyor. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, şunları söyledi:
” Türkiye’deki rejimin demokrasi olmadığını göstermek istiyorsunuz”
“Hukuk, yasalarla yurttaşların başı derde girdiğinde vatadandaşın öngörüsü demektir. Yasa koyucu olarak bizim açımızdan bile öngörüden bahsetmek mümkün değil. Neden torba yasa yapıyorsunuz? Adı Noterlik yasası ama noterlikle ilgisi olmayan 12 yasa var. Bir parlamento bu kadar çok Anayasa’ya aykırı yasa yapabilir mi? Ondan sonra ya buradan ya da Anayasa Mahkemesi’nden geri dönüyor. Burada yasama uzmanları var, biz varız ama Anayasa’ya aykırı yasa yapılıyor. Amacınız şu; Anayasa’ya aykırı bir kamu düzeni oluşturuyorsunuz. Anayasa Mahkemesi kararları geriye dönük yürümüyor. Yürümediği için de o arada oluşturduğunuz kamu düzeni yasallaşmış oluyor. Kanun Hükmünde Kararname ile bu kadar çok işlemin yapılmayacağını Cumhurbaşkanı’nın hukukçuları bilmiyor mu? Ama Anayasa’ya aykırı bir düzen oluşsun sonra Anayasa’ya aykırılık arkadan gelir. Böyle bir düzen olmaz. Hiçkimse Türkiye’ye demokratik demiyor. Yumuşak mı sert mi bir otokrasi arasında gidip geliyoruz. Etki Ajanlığı Yasası’na teorik olarak ihtiyacınız var mı? Bana göre yok. Torba ceza maddeleri var. Onlar sizin ihtiyacınızı zaten karşılıyor. Yargı düzeni bağımsız değil. İstediğiniz insanı istediğiniz biçimde bir soruşturma açıp, bir gizli tanık bulup içeri alabiliyorsunuz. Buna neden ihtiyaç duyuyorsunuz? Çünkü Türkiye’deki rejimin demokrasi olmadığını hem içeriye hem de dışarıya, aynı sınıfta yarıştığınız devletlere göstermek için. O devletler Rusya, Gürcistan, Kırgızistan, Macaristan. Artık biz demokrasi liginde değiliz. O nedenle kayyum yasasına ihtiyaç duyuyorsunuz. Ahmet Özer’in, Ahmet Türk’ün suçsuz olduğunu bilmiyor musunuz? Toplumsal barışımızın altına bu kayyum siyasetiyle, uyguladığınız dille en büyük dinamiti koyuyorsunuz. Böyle bir barış siyaseti, demokratik siyaset olmaz. Siyaseti bütün bu uygulamalarla zehirlediniz.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Atatürk Anıtı önünde düzenlenen törene Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Cahit Bağcı, Askeri Ataşe Tuğgeneral Gaffar Gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) Bakü Temsilcisi Ufuk Turganer, Büyükelçilik çalışanları, Türk kurumlarının temsilcileri ve Türk eğitim kurumlarının öğrencileri katıldı.
Saat 09.05’teki saygı duruşunun ardından anıtın yakınında bulunan Büyükelçilik’teki Türk bayrağı yarıya indirildi. Büyükelçi Bağcı, anıta çelenk bıraktı, törende İstiklal Marşı okundu.
Törende konuşan Bağcı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve ebediyete intikal etmiş tüm kahramanları, gazileri ve şehitleri rahmet ve şükranla andığını belirtti.
Bağcı, hayatını ülkesine ve milletine adayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkenin içinde bulunduğu zorluklara ve sahip olduğu kısıtlı imkanlara rağmen milletinden aldığı güç ve destekle Türk milletinin kaderini ve tarihin akışını değiştirdiğini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kurduğunu söyledi.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözlerinin bugün de Türk dış politikasının temel yol gösterici ilkesi olmayı sürdürdüğünü dile getiren Bağcı, “Atatürk, döneminin çok ötesindeki devlet anlayışı, ileri görüşlülüğü ve milletine olan inancıyla sadece Türk milletine değil tüm dünyaya örnek olmuş bir devlet adamıdır. Fikir ve eserleriyle yaşadığı dönemin çok ötesine damgasını vurmuş bir liderdir.” dedi.
Bağcı, devlet, millet, vatan ve bayrağın en büyük değer ve Türk toplumunu birbirine bağlayan ortak paydalar olduğunu vurgulayarak, “Atatürk’ün bizlere vasiyeti, çağdaş uygarlık düzeyinde olmak, bayrağımızı şanla, şerefle ve başarıyla tüm dünyada dalgalandırmak, milletimizi ve vatanımızı karşılıksız sevmektir. Bu tarihi sorumluluklarımızı yerine getirmek bakımından usanmadan, yılgınlığa kapılmadan ve şikayet etmeden çalışmak ise gelecek nesillere karşı en büyük sorumluluğumuz ve ödevimizdir.” ifadelerini kullandı.
Atatürk’ün “Azerbaycan’ın sevinci sevincimiz, kederi kederimizdir.” sözlerinin Türkiye’nin Azerbaycan’la kardeşlik ilişkilerine ışık tuttuğuna ve yol gösterdiğine işaret eden Bağcı, “Bugün de tıpkı tarihte olduğu gibi, Ulu Önder Atatürk’ün bizlere gösterdiği hedef doğrultusunda Sayın Cumhurbaşkanlarımız Recep Tayyip Erdoğan ve İlham Aliyev’in güçlü liderlikleri ve iradelerinin açtığı müstesna yolda, Azerbaycan ile kardeşlik ilişkilerimizi geliştirerek daha da derinleştirmeye ve köklerini tarihin derinliklerinden alan ulu bir çınara dönüştürmeye çalışmaktayız.” şeklinde konuştu.
Bağcı, dünya tarihine damga vuran Atatürk gibi bir lidere sahip oldukları için her zaman büyük gurur duyduklarını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Bundan bir asır önce İstiklal Harbi’ni başlatarak Anadolu topraklarına gömülmeye çalışılan milletimizin önünde yeni bir ufuk açan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bu milletin en önemli değerlerinden birisidir. Atatürk’e ve Cumhuriyetimize yapılacak en büyük katkı, ülkemizin içinden geçtiği şu kritik dönemde birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize, özellikle de ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerimize sıkı sıkıya sahip çıkmaktır. Türkiye’nin asıl gücü, insanımızın birliği, beraberliği, kardeşliğidir ve bundan kaynaklanan cesaretidir. Akıl ve alın teriyle geleceğimizi birlikte inşa edeceğiz. Güçlenen Türkiye’nin yükselen yıldızı, amiral gemisi, yerli ve milli savunma sanayimiz ile tam bağımsız, ‘Lider Ülke, Güçlü Türkiye’ hedefimize emin adımlarla yürüyoruz. Güçlü ordumuzla dosta güven, düşmana korku veriyor, mazlumlara umut oluyoruz. Dış politikamızı ‘Yurtta sulh, dünyada sulh’ ilkesi doğrultusunda sürdürüyoruz. Bugün sahada ve masada güçlü Türkiye vardır.”
Bakü Türk Anadolu Lisesi’nde anma programı düzenlendi
Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Bakü Türk Anadolu Lisesi’nde Büyük Önder Atatürk’ün vefatının 86. yılı dolayısıyla anma programı düzenlendi.
Atatürk ve silah arkadaşlarıyla Türkiye ve Azerbaycan’ın bağımsızlığı için canlarını feda eden şehitlerin anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan programda iki ülkenin milli marşları okundu.
Programda öğrenciler, Cumhuriyet Oratoryosu ve Atatürk’le ilgili şiirler seslendirdi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ATATÜRK MOZOLESİNE ÇELENK BIRAKTI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anıtkabir‘deki Atatürk mozolesine çelenk bıraktı. Ardından saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ GÜÇLENDİRMEK İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞIYORUZ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Anıtkabir özel defterine şunları yazdı: “Aziz Atatürk, sizi bir kez daha rahmetle yad ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’ni güçlendirmek, istikrar içinde büyütmek için var gücümüzle çalışıyoruz. Türkiye Yüzyılı vizyonu ile 85 milyon tek yürek olarak kutlu yolculuğumuzu emin adımlarla sürdürüyoruz. Barışın, adaletin egemen olduğu Türkiye inşa edene kadar durmadan, dinlenmeden yürüyeceğiz. Ruhun şad olsun.”

SÜRÜCÜLER ARAÇLARINDAN İNEREK SAYGI DURUŞUNA KATILDI
Atatürk’ün hayata gözlerini yumduğu 09.05’te tüm yurtta sirenlerin çalmasıyla cadde ve sokaklarında vatandaşlar saygı duruşunda bulundu. Sürücüler araçlarından inerek saygı duruşuna katıldı. Bazı sürücüler de kornaya basarak sirenlere eşlik etti.

Erdem AksoyHaberler.com – PolitikaMustafa Kemal AtatürkTürkiye CumhuriyetiAnıtkabirPolitikaTürkiye3-sayfaGündemYaşam
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Eğitim yardımlarını gerçekleştirmek amacıyla okulları ziyaret eden ÇTB Meclis Başkanı Hacı Toraman, okul müdürlerine belirlenen eğitim yardımlarını teslim ederek, yetkililerden okulların şartları ve öğrenciler hakkında detaylı bilgi aldı.
“Eğitim ilim yayacak gençlerin en aydınlık yoludur”
Çocukların aydınlık bir geleceğe sahip olması için, aldıkları eğitimle yetkin bir öğrenim kazanmış donanımlı bireyler olması gerektiğinin altını çizen Başkan Toraman, bu hususta her yıl eğitim yardımlarının düzenli olarak yapılmasına büyük önem verdiklerini vurguladı. Toraman, “Her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin desteği ile Çarşamba ilçe merkezinde ve kırsal mahalle okullarında belirlenen öğrencilerimize kışlık bot yardımlarımızı meclis kurulumuz ve personellerimiz aracılığıyla ulaştırmanın mutluluğu içerisindeyiz. Eğitime gereken tüm desteği vermeyi amaçlayarak tüm öğrencilerimize ulaşmaya çalışıyoruz. Öğrencilerimizin eşit şartlarda okuyabilmesi adına gerekli adımları atmaya hazır olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz. Eğitim, ilim yayacak gençlerimizin tek aydınlık yoldur, öğrencilerimizin destekçisi olamaya devam edeceğiz” dedi.
Başkan Toraman konuşmasının devamında, “TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu başta olmak üzere, eğitim yardımlarının öğrencilerimize ulaşmasında emeği geçen İl Milli Eğitim Müdürlüğümüze, okul müdürlerimize, öğretmenlerimize ve personelimize teşekkür ediyoruz” ifadelerine yer verdi.
Ziyaretlere Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Servet Zeren, Genel Sekreter Sercan Yaşar, Genel Sekreter Yardımcısı Saliha Şen, Meclis Üyeleri Mehmet Çalışkan ile Onur Bahattin Yılmaz ve Kurucu Meclis Başkanı Nurettin Öztekin iştirak etti. – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Erdoğan ve Caparova, burada öğrencilerle bir araya geldi.
Kırgız öğrenciler, çiçek takdim ettikleri Emine Erdoğan’ı, Türkçe olarak “Merhaba, hoş geldiniz” diyerek karşıladı.
Kırgızistan Eğitim Bakan Yardımcısı Rasul Avazbekuulu, Türkiye Maarif Vakfı (TMV) Başkanı Prof. Dr. Birol Akgün ve TMV Kırgızistan Temsilcisi Hüsnü Bircan da ziyarete eşlik etti.
Emine Erdoğan ve Aygül Caparova, Bilgisayar ve Robotik Kodlama Atölyesi ile İngilizce odası gibi tematik bölümleri gezdikten sonra anaokulu sınıflarına geçti. Okul öncesi öğrencilerin sonbahar temalı derslerine katılan Emine Erdoğan’a, öğrenciler şarkı söyledi.
Öğrencilerin çalışmalarıyla yakından ilgilenen Erdoğan ve Caparova, özellikle Kırgızistan’ın geleneksel sanatlarından keçe ile yapılan objeler ve dokuma ürünleri ile tuvaller üzerinde karakalem yöntemiyle yapılan resimleri inceledi.
Komplekste gerçekleştirilen eğitim ve öğretim faaliyetlerine ilişkin bilgi alan lider eşlerine, farklı dillerde yazılan kitapların da yer aldığı kütüphane tanıtıldı.
Emine Erdoğan, Türkçe öğreniminin gerçekleştirildiği Türkçe köşesine ayrı ilgi gösterdi ve Türkçe’nin öğretilebilmesi için komplekste uygulanan faaliyetlere ilişkin bilgi aldı.
ÖĞRENCİLER TEKNOFEST’TE DERECE KAZANDIKLARI PROJELERİNİ TÜRKÇE ANLATTI
Kırgız öğrenciler, lider eşlerine, Türkiye’de gerçekleşen TEKNOFEST’te Biyoteknoloji İnovasyon Yarışması ve Eğitimde Teknolojiler Yarışması kategorilerinde başarı kazandıkları projeler hakkında Türkçe anlatımlar yaptı.
Manas Destanı’ndan bir kesiti sunan Kırgız öğrenciler, ayrıca geleneksel müzikler eşliğinde halk danslarını da sergiledi.
Gösterinin son eseri, Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım” türküsünün, Kırgız geleneksel çalgılarından “Kıl Kıyak” ile yorumlanan bir versiyonu oldu.
Programın sonunda Kırgız öğrenciler, Emine Erdoğan’ı, alkışlarla el sallayarak uğurladı.
“ÇOCUKLARIMIZ, GÖZLERİMİZDE DOSTLUĞUN VE KARDEŞLİĞİN İZLERİNİ YENİDEN CANLANDIRDI”
Emine Erdoğan, programın ardından sosyal medya hesabı X’ten yaptığı açıklamada, şu ifadelere yer verdi:
“Kırgızistan Devlet Başkanının değerli eşi Aygül Caparova ile Bişkek’te Türkiye Maarif Vakfı Eğitim Kompleksi’ni ziyaret ettik. Derslikleri gezerek, bilim, teknoloji, sanat ve kültür başta olmak üzere her alanda verilen dört dilli eğitim hakkında bilgi aldık. Bu eğitim yuvası, Kırgız çocuklarımızın bilgiyle güçlenip hayallerini gerçekleştirebilecekleri bir kapı aralıyor. Ortak temennimiz eğitimle büyüyen, değerlerle yoğrulan nesillerin; hem kendi ülkelerine hem de Türk dünyasına fayda sağlayacak ışık dolu birer rehber olmaları. Geleneksel Kırgız ezgilerini tüm içtenlikleriyle seslendiren çocuklarımız, gözlerimizde dostluğun ve kardeşliğin izlerini yeniden canlandırdı. Bu özel ziyaret vesilesiyle projeleriyle ülkelerini TEKNOFEST’te gururla temsil eden öğrencilerimizle tanışmaktan da ayrıca memnuniyet duydum. Başarılarının devamını diliyorum.”
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İsrail asıllı olmasına rağmen her fırsatta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun politikasına karşı olduğunu söyleyen ABD’li oyuncu Natalie Portman, geçtiğimiz günlerde önce İstanbul’da, sonra Fethiye’de tatil yaptı. Portman’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Netanyahu denilen insanlık düşmanını durduracak bir adım atılmıyor” sözünden etkilendiği, Türkiye’yi görmek istediği öğrenildi

İsrail asıllı ABD’li oyuncu Natalie Portman, geçtiğimiz günlerde Paris’te düzenlenen Ballon d’Or törenine katıldıktan sonra İstanbul’a gelmiş, Kız Kulesi’ni gezmişti. Hollywood yıldızı ardından da rotayı Fethiye’ye çevirdi. Portman’ın Türkiye’ye gelmesinin bir nedeni olduğu öğrenildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’yu sevmediğini, politikalarını beğenmediğini hemen her yerde dile getiren Natalie Portman, Gazze kasabı Netanyahu hakkında tüm dünya sessiz kalırken sadece Türkiye’nin sesinin çıkmasına hayran kaldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Netanyahu denilen insanlık düşmanını durduracak, hesap soracak caydırıcı bir adım atılmıyor” ve “Tıpkı Hitler’in insanlığın ortak ittifakıyla durdurulduğu gibi

Netanyahu ve cinayet şebekesi de durdurulacak” sözlerinden oldukça etkilenen Natalie Portman, Türkiye’yi de görmek istedi. İsrail’de bu yıl onaylanan Yahudi Ulus Devlet Yasasını eleştiren ve yasayı ‘ırkçı’ olarak niteleyen Hollywood yıldızı, “O bir hataydı ve bu yasaya katılmıyorum. Komşularımızı gerçekten sevebileceğimizi ve onlarla birlikte çalışabileceğimizi umuyorum” demişti.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye ile Senegal arasında farklı alanda önemli işbirliklerini kapsayan 5 anlaşma Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Senegal Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Diakhar Faye’nin huzurunda imzalandı. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen imza töreninin ardından Erdoğan ve Faye ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Şehircilik Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı’na, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Senegal Şehir Planlama, Yerel Yönetimler ve Bölge Planlama Bakanı Balla Moussa Fofana imza attı.
“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Enerji ve Hidrokarbonlar Alanlarında Mutabakat Zaptı”, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ve Afrika Entegrasyonu ve Dışişleri Bakanı Yassine Fall tarafından imzalandı.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ve Senegal Tarım, Gıda Egemenliği ve Hayvancılık Bakanı Mabouba Diagne, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Senegal Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tarımsal Mekanizasyon Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptı”nı imza altına aldı.
“Türkiye Cumhuriyeti Yükseköğretim Kurulu ile Senegal Cumhuriyeti Yükseköğretim, Bilimsel Araştırma ve İnovasyon Bakanlığı Arasında Yükseköğretim Alanında İşbirliğine Yönelik Mutabakat Zaptı”nı da Yükseköğretim Kurulu Başkan Erol Özvar ile Afrika Entegrasyonu ve Dışişleri Bakanı Yassine Fall imzaladı.
Bu kapsamda iki ülke arasındaki “Türkiye Cumhuriyeti ile Senegal Cumhuriyeti Arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi Kurulmasına İlişkin Mutabakat Protokolü” ise Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Senegal Cumhurbaşkanı Fay tarafından imzalandı. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Körfez Gençlerbirliği Spor Kulübü güreş sporcuları, Yıldızlar Türkiye ve Okullar Arası Türkiye Şampiyonaları için hazırlıklarına ara vermeden devam ediyor. Yağlı güreş sezonunun kapanmasının ardından minder güreş liglerinin başlamasına az bir zaman kala güreşçilerin hazırlıkları da sürüyor. Körfez Gençlerbirliği SK güreş takımları antrenörler Veysel Şirin ve Levent Gürbüz nezaretinde haftanın 4 günü 60 sporcunun katılımıyla Körfez Çok Amaçlı Spor Salonu’nda yapılıyor. Teknik, taktik ve kondisyon olarak çalışan Körfezli güreşçiler minik, yıldız ve gençler minder güreşçileri olarak ekipler halinde hazırlanıyor. – KOCAELİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, “Türk savunma sanayisinin lokomotif kuruluşlarından olan TUSAŞ’a yönelik düzenlenen terör eylemi; ülkemizin bekasını, milletimizin huzurunu ve tam bağımsız Türkiye idealimizin timsali olan savunma atılımlarımızı hedef alan alçakça bir saldırıdır” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Türk savunma sanayisinin lokomotif kuruluşlarından olan TUSAŞ’a yönelik düzenlenen terör eylemi; ülkemizin bekasını, milletimizin huzurunu ve tam bağımsız Türkiye idealimizin timsali olan savunma atılımlarımızı hedef alan alçakça bir saldırıdır. Terör eyleminin ilk anından itibaren güvenlik kuvvetlerimiz olaya süratle müdahalede bulunmuş ve teröristleri etkisiz hale getirmiştir.
Milletimiz şunu bilsin ki Türkiye’ye uzanan kirli eller mutlaka kırılacak; güvenliğimize kasteden hiçbir yapı, hiçbir terör örgütü, hiçbir şer odağı emellerine ulaşamayacaktır. Her türlü terör tehdidiyle ve destekçileriyle mücadelemiz azimle, kararlılıkla ve çok boyutlu bir şekilde devam edecektir. Kalleş terör eyleminde şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet niyaz ediyor, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Savunma sanayimizin gurur kaynağı TUSAŞ’ımızın fedakar çalışanlarına ve milletimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bu pislik, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme… Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme. Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme… Gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etme… Dolandırıcılık vs. birçok suçtan toplam 45 davada “1” numaralı sanık olarak yargılanıyordu.
Türk ordusuna kumpas kurdu, suçsuz birçok komutanın cezaevine girmesine ve bazılarının hayatlarını kaybetmesine neden oldu.

Kurduğu yapıyı deşifre eden gazeteci ve yazarlara suikast düzenletti, kendine bağlı savcı ve hakimlerin yardımıyla hapse attırdı. ABD’NİN MAŞASI!
En şeytani planı ise 15 Temmuz Darbe Girişimi’ydi. Bu girişime karşı Türk halkı gereken yanıtı verdi. 251 şehit verildi ama bu darbe girişimi şeytani örgütünün devletin tüm kademelerinde kökünün kazınmasını hızlandırdı.
Bu şerefsiz, Türkiye’nin en köklü takımlarından biri olan Fenerbahçe’yi ele geçirmeyince şike kumpası bile kurdu!
Gülen’in Türk halkına yaşattığı en büyük kötülüklerden birisi de üniversite, askeriye, polis ve KPSS sınav sorularını çalıp kendi elemanlarına vermek oldu. Yıllarca sınav sorularını çalarak milyonlarca gencin kaderiyle oynadı!
Elbette Gülen, bu şeytani planları tek başına kuracak zeka ve bilgiye de sahip değildi. Deli saçması konuşmalarına sadece çocukluktan itibaren beyni yıkanan elemanları inandı. Gülen, ABD’nin ülkemize yönelik karanlık planlarının bir maşasıydı. Yaptığı kötülüklerin cezasını öbür tarafta çeker inşallah. Ateşi bol olsun!
***
3 DAKİKADANFAZLAKUCAKLAŞMAKYASAK
Yeni Zelanda’daki Dunedin Havaalanı’nda veda kucaklaşmalarının üç dakikayla sınırlı olduğunu belirten bir tabela asıldı. Tabelada şu uyarı yer alıyor: “Maksimum sarılma süresi 3 dakika. Daha sevgi dolu vedalar için lütfen otoparkı kullanın!”

“Can sıkıntısında kural çıkarmak buna denir” diyebilirsiniz. Ayrıca üç dakika zaten uzun bir süre ve bu süreyi güvenlik görevlileri kronometre tutarak hesaplayacaklarsa komik görüntüler oluşur. Öte yandan Dunedin Havalimanı Yönetimi ise bazen yolcuların son dakika aşk maceralarına atılmak için iniş bölgesini kullandığını söyleyerek, “Havaalanları duyguların merkezidir… Çalışanlarımız yıllar içinde ilginç şeyler gördüler” diye bir açıklama yaptı. Meseleye bu açıdan yaklaşınca “Kibarca uyarmışlar” da diyebiliriz. Yeni Zelanda’da bizdeki gibi futbolcu karşılamaları ve asker uğurlamaları olsaydı ne yaparlardı acaba?
***
İLK ‘FETÖ’ DİYENLER
En güçlü olduğu zamanda terör örgütü lideri Gülen’e destek verenler, 17-25 Aralık Kumpası ve 15 Temmuz’dan sonra dümen kıranlar şimdilerde Gülen’i en çok lanetleyenler arasında yer alıyorlar.
Ancak asıl hatırlanması gerekenler Gülen’i en güçlü zamanında eleştirenler, yaklaşan tehlikeyi deşifre edenler ve ona “FETÖ”, “Fetuş” benzetmesi yapma yürekliliği gösterenler.

Bir suikast sonucu 18 Aralık 2002 tarihinde hayatını kaybeden akademisyen ve yazar Necip Hablemitoğlu, öldürüldüğü için tamamlayamadığı ‘Köstebek’ isimli araştırma kitabında Gülen hareketinin örgütlenme biçimini yazıyordu.
Tehlikeyi en erken fark edenlerden biri de eski DGM savcısı Nuh Mete Yüksel idi. 2002 yılında Cemaat üyelerine dava açan Yüksel, dava düşmesine rağmen FETÖ’nün hedefinde kalmıştı.
Emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok ise 2009 yılında TSK içinde Gülen cemaati hakkında soruşturma yürütürken görevinden uzaklaştırıldı ve sonrasında dört yıl dokuz ay cezaevinde yattı.

FETÖ’yü anlattığı ‘İmamın Ordusu’ isimli kitabı daha basılmadan toplatılan Ahmet Şık da soluğu cezaevinde almıştı.
Ergenekon Davası kapsamında tutuklanan gazeteci Nedim Şener de FETÖ üzerine araştıran isimlerdendi.
Emniyet Teşkilatının önemli isimlerinden biri olan Hanefi Avcı ‘Haliç’te Yaşayan Simonlar’ isimli kitabını yazdıktan sonra ‘Devrimci Karargah Davası’ndan tutuklanmış ve uzun süre hapishanede kalmıştı.
‘ODA TV Davası’ kapsamında tutuklanan Soner Yalçın da FETÖ üzerine kararlılıkla giden gazetecilerden biriydi. Bu durum onun da yolunun ceza evinden geçmesine neden oldu.
FETÖ’nün emniyet ve yargı içindeki illegal faaliyetleri hakkında araştırma yapan Doğan Yurdakul da ODA TV Davası kapsamında tutuklanan gazetecilerdendi.
Meclisin renkli simalarından merhum Kamer Genç de FETÖ konusunda kamuoyunu uyaran isimlerden biriydi.
Gülen’in ölüm gününün Ergenekon Davası’nın ilk duruşmasıyla denk gelmesi de ilahi adalet olsa gerek.
İlk FETÖ diyen Defne Joy Foster olmuştu ve o da şüpheli bir ölümle aramızdan ayrıldı. Rahmetli İlhan İrem, 1999 yılında Gülen’e yazdığı ‘Mektup’ başlıklı köşe yazısında ona ‘Fetuş’ deme yürekliliği göstermişti ve yüklüce bir tazminat cezası ödemek zorunda kalmıştı.
Bu cesur insanların listesi Türkan Saylan’dan Uğur Mumcu’ya kadar uzanır.
***
DOLGU YAŞLANDIRIYOR
Estetik dünyasında şimdi de yüz yapısını bozan dolguların çıkarılması trend oldu.
Konuyla ilgili İngiltere’nin ünlü estetiği cerrahı Dr. Julian De Silva şu açıklamayı yaptı:
“30’lu yaşlardaki kadınlar giderek daha fazla yüz yaşlanması şikayetiyle bana geliyor. Bunun nedeni yoğun dolgu yaptırmış olmaları. Dolgu maddesi birikebilir, her zaman doğal olarak tamamen çözünmez ve çıkarılması gerçekten zor olabilir.” Bu şikayetle gelenler de genelde genç kadınlar!

Dolguların ve botoksun genç kadınların yüz yapısını bozarak erken yaşlanmalarına neden oluyormuş.
Botoks en fazla altı ayda geçiyor ama dolgular uzun yıllar yok olmadığı için yüzlerden operasyonla çıkarılması gerekiyormuş.
Genç yaşta dudaklarını şişirenlere şaşırıyorum. Bu işlemi yaptığınızda genelde altı ayda bir tekrarlamanız gerekiyor.
Sonuç ise erken yaşlanma!
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Başrollerinde İsmail Hacıoğlu, Çetin Tekindor, Lee Kyung-Jin, Ali Atay ve Murat Yıldırım gibi isimlerin yer aldığı Ayla filmi 2017 yılında vizyona girmiştir. 1950 yılında yaşanan Kore Savaşı sırasında yaşanan gerçek bir olaydan esinlenen filmin yönetmen koltuğunda Can Ulkay oturmaktadır.
Ayla filminin minik yıldızı Kim Seol bakın şimdi ne yapıyor? Unutulmaz sahneleriyle hafızalarda yer edinen Ayla’nın Koreli minik yıldızı Kim Seol büyüdü güzel bir genç kız oldu…

Ayla filmi, Kore Savaşı sırasında görevli olan Astsubay Süleyman Dilbirliği’nin savaş meydanında annesi ve babası ölmüş bir kızı bulmasını ve ikilinin hikayesini konu ediniyor.

Gerçek yaşanmış bir olayı anlatan Ayla filmi milyonları ağlatmıştı. 2017 yılında yılında vizyona giren Ayla filmi 8 ödül almıştı. Başarılı yapımda; İsmail Hacıoğlu, Kim Seol, Çetin Tekindor, Lee Kyung-Jin, Ali Atay ve Murat Yıldırım gibi oyuncular yer almıştı.

Ayla filminin başrol oyuncu İsmail Hacıoğlu ile sahneleri hafızalara kazınan Güney Koreli Kim Seol büyüdü.

Ayla’nın Koreli minik yıldızı Kim Seol şimdilerde güzeller güzeli bir genç kız.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
“Ben dünyanın en iyi sır tutan, en ketum insanıyım. Ciddiyim, iddia ediyorum, benden iyi sır tutan yoktur” diyen Gümülcinelioğlu’nun bir özelliği de duyduğu veya okuduğu bir şeyi anında ezberlemesiymiş. Gümülcinelioğlu’nun hedeflerinin çoğu ise işiyle ilgili… “Hedefim uluslararası başarılar elde etmek.

Özellikle yurt dışında İngilizce projelerde yer almak. Ve en büyük hedefim de dönem işlerinde rol almak” diyor. Oyuncu Çağrı Çıtanak ile mutlu bir evliliği olan Başak Gümülcinelioğlu’nun özel hayatıyla ilgili hayali ise ‘anne’ olmak. “Minik minik de olsa çocuklar üzerine düşünmeye başladım. Gelecekte anne olabilecek olmak beni çok heyecanlandırıyor” diyor. Umarım bütün hayalleri gerçek olur.
800 YILLIKKERVANSARAYITURİZME KAZANDIRDI
Üç yıl önce eşi Elif Dağdeviren ile Türkiye’nin ilk sosyal sorumluluk otelini açan iş insanı Cem Kınay, yine bir ilke imza attı. Kınay, Konya’nın Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca’nın desteğiyle,

180 metre genişliğinde ve 145 metre derinliğindeki Kızören Obruğu’nun yanındaki tarihi kervansarayı otele dönüştürdü. 800 yıl önce inşa edilen harabe haldeki Selçuklu kervansarayını, aslına uygun restore ettirip müze otel olarak hizmete açtı. Yüzyıllar boyunca tüccarlara hizmet eden tarihi mekan, artık müze-otel ve Rumi Tat-Koku Müzesi olarak hizmet veriyor.
‘AFİFE’ İLE BULUŞTUK!
“Beni acıyarak değil, düşünerek, severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım” diyen Türk tiyatrosunun unutulmaz kadın oyuncusu Afife Jale’nin hayatı ‘Afife’ oyunuyla sahneye taşındı. Demet Evgar’ın Afife Jale’ye hayat verdiği oyununun geçen ay prömiyerine gidememiştim.

Önceki akşam seyretme imkanı bulduğum oyun, anlattıkları kadar varmış. Tek perde, 120 dakika boyunca baş döndüren bir tempoda devam eden oyunda, rolünü yaşayarak oynayan Demet Evgar başta olmak üzere; Necip Memili ve Tilbe Saran’ın da kadrosunda olduğu tüm oyuncular resmen döktürdü. Tüm ekibin emeğine sağlık.
30. YILA ANLAMLI KUTLAMA
30. yılını kutlayan Ulus’taki ikonik restoran, sanat ve sosyal sorumluluğu bir araya getirdiği bir projeye imza attı. Restoran, Türk çağdaş sanatının büyük ustası Burhan Doğançay’ın 95. yaşı anısına ve Doğançay Sanat Kültür ve Eğitim Vakfı yararına, sanatçının imzası olan porselen fincan takımı ürettirdi. Sınırlı sayıda üretilen fincan takımı, Doğançay Müzesi’nde vakıf yararına satışa sunuldu.

Restoranın sahibi Barış Tansever, “Sanatı ve değerlerimizi bu anlamlı projeyle bir araya getirmek, bizim için büyük onur” dedi. Sanat eseriyle kahve keyfi yapmak isterseniz aklınızda olsun…
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İstanbulFatih’te 19 yaşındaki Semih Çelik, geçtiğimiz hafta cuma günü katliama imza attı. Sevgilisi Ayşenur Halil’i evinde öldüren Çelik, daha sonra Edirnekapı Surları’nda buluştuğu İkbal Uzuner’i öldürüp parçaladı.

Ardından Edirnekapı Surları’ndan atladı. Kan donduran cinayetteki sır perdesini aralamak için polis ekipleri titiz bir çalışma başlattı.

ELEKTRONİK CİHAZLAR İNCELEMEYE ALINDI
İkbal Uzuner’in açılan telefonunda olaya ilişkin henüz bir tespit yapılamazken, Ayşenur Halil’in telefonu ise henüz açılamadı.

KATİL SEMİH ÇELİK’İN BİLGİSAYARI AÇILDI
Polis ekipleri, Semih Çelik’in kullandığı elektronik cihazlarını da incelemeye aldı. Çelik’in açılan bilgisayarında İkbal Uzuner ile ilgili çektiği, Uzuner’i öldürmekten ve intihardan bahsettiği video tespit edilirken bilgisayardaki diğer bütün verilerin silindiğini belirledi.

Çelik’in HTS kayıtlarını da incelemeye alan polis, cinayetlerle bağlantılı herhangi bir tespite ulaşamadı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANKARA’da bugün yapılan Türkiye Cimnastik Federasyonu 6’ncı Olağan Genel Kurulu ve 5’inci Mali Genel Kurulu’nda başkanlık seçimine tek aday olarak giren Suat Çelen, delegelerden 159 oy alarak 4 yıllığına tekrar başkan seçildi.
Mevcut başkan Suat Çelen’in tekrar aday olduğu Türkiye Cimnastik Federasyonu başkanlık seçimi Ankara’da bir otelde gerçekleştirildi. Yönetim ve Mali raporların ibra edildiği Türkiye Cimnastik Federasyonu 6’ncı Olağan Genel Kurul ve 5’inci Mali Genel Kurulu’na 223 delegeden 170 kişi katıldı. 11 oyun geçersiz olduğu kurulda 159 oy alan Suat Çelen, yeniden Türkiye Cimnastik Federasyonu başkan seçildi.
Türkiye Satranç Federasyonu başkanlığına tekrar seçilen Suat Çelen yönetiminde; ‘ Ahmet Çotuk, Cumhur Özçelik, Deniz Varol, Hakan Ünal, İsmail Göktekin, Mehmet Günbaş, Natalia İmga, Onur Çağlar, Tolga Atıcı ve Yasemin Üner’ yer aldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) öğrencisi 21 yaşındaki Rojin Kabaiş’in kaybolmasının üzerinden 12 gün geçti. Van’da kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra geri dönmeyen üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’ten 12 gündür haber alınamazken hem Van Gölü‘nde hem de karada aramalar devam ediyor.
Olay yerinde devam eden çalışmaları yerinde gezen Van Valisi Ozan Balcı, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Rojin Kabaiş’in 25 Eylül’de babasıyla beraber okumak için Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin yurduna geldiğini ifade eden vali Balcı, “Rojin, 25 Eylül’de giriş yapıyor. 25 ve 26 Eylül’de kalıyor. 27 Eylül Cuma’da akşam çıkıyor. Yani geldikten sonra 3 gün sonra bu sahilde gezerken cep telefonuyla kulaklığı bulunuyor. Saat 12.00 civarında yurt görevleri haberdar ediliyor. Oradan da emniyet müdürlüğüne kayıp şahıs ilanı veriliyor. O günden itibaren emniyet müdürlüğümüz, jandarma, sahil güvenlik ve üniversiteyle beraber yoğun bir şekilde eldeki bütün iz, emare ve delilleri değerlendirerek kızımızı aramaya, bulmaya çalışıyoruz. Sadece sahilde yapmıyoruz arama taramayı. Kampüs içerisinde, çevre köylerde, hatta tüm 81 il emniyet müdürlüklerine, jandarma komutanlıklarına da kızımızın kimlik bilgileri verildi” dedi.
En son Rojin’in kameralara yansıdığı Van Gölü sahilinde aramaların yoğun olarak sürdüğünü belirten Vali Balcı, “Burada cep telefonu ile kulaklığı bulunduğu için emniyet, jandarma birimlerimiz, sahil güvenlik birimimiz, AFAD ve üniversitesi ile beraber yoğun bir şekilde aramaya, bulmaya çalışıyoruz. Elimizdeki bütün izleri, bulguları, emareleri ve delilleri çok titiz bir şekilde değerlendiriyoruz. İşte helikopterlerimiz sürekli tarıyor. Gölde kaybolma ihtimalle güvenliğimizin botları yoğun bir şekilde çalışıyor. Daha dip taramalar yapmak için Çanakkale’den Sonar cihazı getirdik. Kesin bir şey söylemek mümkün değil. Dalgıçlarımız çalışıyor. Şehirdeki bütün kameralarımız inceleniyor. Umarım en kısa zamanda kızımıza kavuşuruz” ifadelerini kullandı.
“Rojin’i arama çalışmalarımız 81 ilde devam ediyor”
Arama çalışmalarının her yerde yürütüldüğüne vurgu yapan Vali Balcı, “Rojin’i her yerde arıyoruz. Sadece gölde değil her yerde arıyoruz. Hatta Van’da değil 81 il emniyet müdürlüğüne, jandarma komutanlıklarına kimlik bilgileri zaten verildi. Elimizdeki bütün izleri, bulguları, emareleri, olabilecek nitelikteki her şeyi de değerlendiriyoruz. Onun dışında itibar etmemek lazım. Bizim amacımız da bir an önce bulmak. Bütün birimlerimiz bu kızımızın bulmaya çalışıyor. Devletimizin tüm imkanlarını kızımızı bulmak için kullanıyoruz. Umarım bir an önce kavuşuruz” diye konuştu. – VAN
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“100 YIL GEÇSE DE UNUTMAYIZ”
Konuyla ilgili ne diyeceği merak konusu olan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugünkü parti grubunda dikkat çeken ifadeler kullandı. Konuşmasında 6-8 Ekim olaylarına değinen Erdoğan, “Dün 6-8 Ekim olaylarının yıl dönümüydü. İhtiyaç sahiplerine kurban eti dağıtırken katledilen 16 yaşındaki Yasin Börü’ye ve arkadaşlarına yapılanları değil üzerinden 10 yıl 100 yıl geçse de unutamayız. 6-8 Ekim olaylarında rolü olanlar hak ettikleri cezaya çarptırıldı. Demokratik siyasette asla şiddete ve teröre asla yer olmadığının herkesin anlaması gerekiyor. ‘Türkiye Yüzyılı’nda şiddetle arasına mesafe koyan anlayışa elbette yer vardır ama sırtını dağa yaslayan terör siyasetine asla yer yoktur” dedi.
“SAMİMİ BİR KOBANİ MUHASEBESİ…”
Konuşmasının devamında “Kobani olaylarının hukuki açıdan hesabı sorulmuştur” diyen Erdoğan, “Kobani olaylarına dair samimi bir muhasebe yapılmasını önemsiyoruz. Böyle bir tavrın yumuşama iklimine katkı sunacağı açıktır. Biz yeni yasama yılında siyasette farklı bir üslup ve söylem görmek istiyoruz. Bölgemizin için de olduğu atmosferi düşünerek daha fazla konuşmaya, daha fazla uzlaşıya, diyalog zeminin daha fazla genişletmeye ihtiyaç var. Milletin faydasına olacak her konuda diyalogdan kaçınmayız” ifadelerine yer verdi.
“BAHÇELİ’NİN AÇIKLAMALARINI ANLAMLI BULUYORUM”
Bahçeli’nin “Uzattığım el ‘Türkiye partisi olun’ teklifidir, milli birlik ve kardeşliğimizin mesajıdır” şeklindeki açıklamalarını olumlu bulduğunu vurgulayan Erdoğan, “Sayın Bahçeli’nin yaptığı açıklamaları 85 milyonun kardeşliği adına çok anlamlı buluyorum. Bölgemizin içinde bulunduğu atmosferi düşünerek daha fazla konuşmaya, uzlaşıya, diyalog zeminini genişletmeye ihtiyacımızın olduğu kanaatindeyiz” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>

“ÇALIŞMALARIMDA DESTEK OLAN EŞİME İTHAFEN İSMİ VERDİM”
Yeni akrep türünü tespit eden Prof. Dr. Ersen Aydın Yağmur, “Bu türü yaptığım saha çalışmaları sırasında keşfettim. Çalışmalarıma verdiği destek nedeniyle bu türe eşim Gülhanım Yağmur’a ithafen ‘Euscorpius gulhanimae’ ismini verdim” dedi. Beyşehir Gölü’ne yakın bir yerde çam ormanının içerisinden topladığı akrebin Türkiye için yeni bir tür olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Yağmur, “Örnekleri toplayıp çalışmaları yaptığım zaman, patellasındaki trichobothri sayılarının bilinen türlerden daha yüksek olduğunu gördüm. Bu iki renk bir tür. Bu yönüyle bilinen türlerden çok bariz bir şekilde ayrılıyor” dedi. Yeni keşfedilen akrep türü, MCBÜ Alaşehir Meslek Yüksekokulu Zooloji Müzesi’nde korunuyor.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>A Milli Takım, UEFA Uluslar B Ligi 4. Grup’ta 11 Ekim Cuma günü Samsun Yeni 19 Mayıs Stadyumu’nda Karadağ ile karşı karşıya gelecek. 21.45’teki maç için stadyumun kapıları müsabaka saatinden 3 saat önce yani 18.45’te açılacak. Maç öncesinde TFF’nin resmi internet sitesinden yayımlanan duyuruda, “Seyircilerin stadyuma, girişlerde sorun yaşamaması adına stada erken gelmeleri önem arz etmektedir. Stadyum çevresindeki yolların trafiğe kapalı olacağı göz önünde bulundurularak, trafik yoğunluğuna sebebiyet vermemek ve maça zamanında ulaşabilmek için seyircilerin stada özel araçlarıyla gelmemeleri, toplu taşıma araçlarını kullanmaları önemle rica olunur” ifadeleri kullanıldı.
Toplu taşıma bilgileri
Maçın oynanacağı Samsun Yeni 19 Mayıs Stadyumu çevresindeki yolların trafiğe kapatılacağı göz önünde bulundurularak yapılan uyarıda, “Müsabakaya gelecek seyircilerimizin SAMULAŞ Tramvay, SAMULAŞ otobüs gibi yerel toplu ulaşım sistemini kullanarak stadyuma ulaşımlarını sağlaması önem arz etmektedir. Tüm toplu ulaşım sistemlerinin maç sonu geç saatlere kadar seferleri ve ek seferleri bulunmaktadır. SAMULAŞ tramvay ile gelecek seyircilerimiz Stadyum durağını, SAMULAŞ otobüsü kullanacaklar da T4″nolu otobüslerle 19 Mayıs Stadı durağını kullanarak stadyuma ulaşabilirler. Stadyuma sadece Passolig kart sistemi ile yüklenmiş bileti olan seyirciler giriş yapabilecektir. Bu bilet sağlayıcıdan satın alınan biletler ile giriş yapılabilecek olup, Passo dışında farklı sitelerden alınan biletler hususunda sorumluluk kabul edilmeyecektir. Stadyum dışında Güney kale arkasında karşılıklı olan stadyum gişeleri ve AVM Passolig gişelerinden hizmet verilecektir. Gişeler saat 22.30’a kadar (1. devre sonuna kadar), kart sorunu olan seyircilerimiz için yardım masası olarak açık olacaktır. Gişelerden; Tek Geçişlik Kart ve yardım masası hizmetleri verilecektir. Müsabaka günü gişelerden kart başvurusu alınmayacaktır. Cep telefonundaki biletle girmek isteyen seyircilerimizin, cep telefonu ışığını en üst seviyede ayarlayıp, turnikede bileti okutması gerekmektedir, aksi takdirde girişleri yavaşlatacak durumlar oluşabilir” denildi.
Otopark kullanımı
Açıklamada stada araçlarıyla gelecek kişiler için yapılan uyarıda ise, “Stadyuma araç ile sadece TFF tarafından organize edilmiş araç kartı olan araçlar kabul edilecek olup, araç kartı olmayan seyircilerin araçların stadyuma yakın otoparkları kullanarak stadyuma ulaşması gerekecektir. Araç kartı olmayan araçlar Samsun İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından stadyuma yaklaşım yollarına sokulmayacaktır” ifadeleri kullanıldı.
Seyircilerin dikkat etmesi gereken hususlar ve yasaklar
TFF’den yapılan açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:
“Maça gelecek seyircilerimizin stadyuma rahat ve zamanında ulaşmaları, emniyetli ve güvenli şekilde maç atmosferini yaşamaları adına, kurallara riayet etmeleri gerekmektedir. Tribündeki sorun yaşanmaması ve emniyetli şekilde maç organizasyonunun yapılması adına; tüm tribün merdivenlerinin boş bırakılması ve merdivenlere oturulmaması, stadyuma aşağıda belirtilen yasaklı maddeler ile girilmemesi ve kesinlikle saha alanına girilmemesi ya da teşebbüs edilmemesi gerekmektedir. Stadyuma meşale, ses bombası, torpil, duman bombası sokulmaması, sokmaya çalışanların en yakın güvenlik görevlisine bildirilmesi önem arz etmektedir. Stadyuma, İl SporGüvenlik Kurulu kararı gereğince din, dil, ırk, etnik köken, cinsiyet veya mezhep farkı gözeterek hakaret oluşturan, siyasi, şiddet içerikli ve rakibi küçük düşürecek pankartlar kesinlikle alınmayacaktır. Stadyuma girişlerde, İl Spor Güvenlik Kurulu kararı gereğince bayrak olarak sadece iki ülke bayrağı alınacaktır, bunun dışında herhangi bir bayrak, pankart, flama vb. malzeme stadyuma alınmayacaktır. Stadyum içerisinde tüm seyircilerimize, turnike girişi sonrası Türk bayrağı dağıtılacaktır.
Bozuk para, çakmak, selfie çubuğu, A4 boyutundan büyük çantalar, parfüm ve deodorant şişeleri, lazer pointer, kamera, fotoğraf makinası, şarj cihazı, sarj güç adaptörü (powerbank), ses çıkaran araçlar (vuvuzela, megafon, düdük), tahta, demir sopalı bayrak flamalar, ağzı kapalı (cam-kutu) içecek kutuları, sırt çantası, valiz, ruhsatlı olsa dahi ateşli silahlar, delici, kesici, ezici, bereleyici veya delici aletler ile patlayıcı, parlayıcı, yanıcı veya yakıcı maddeler, uyuşturucu veya uyarıcı maddeler ve ilgili mevzuatın belirlediği esaslara aykırı olarak alkollü içecekler. İçecek kutuları ağzı açık dahi olsa alınmayacaktır. Gazlı içecekler büfelerde bardakta satılacak, su ise yine büfelerde ağzı açılmış bardak su olarak satılacaktır. Acil durumlarda, tribünlerde bulunan seyirci sağlık odalarındaki ve stadyum dışındaki ambulanslarda bulunan, acil müdahale görevlilerinden, ilk yardım konusunda yardım alınabilir. Stadyum etrafında yeterli miktarda ambulans görevlendirilmesi yapılmıştır. İl Sağlık Müdürlüğü ve özel sağlık kuruluşumuz tarafından toplamda 4 adet ambulans acil durumlar için görev yapacaktır.” – SAMSUN
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Mustafa Tarık Erdoğan, 1996 yılında Uludağ Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü birincilikle bitirdi. 50 yaşındaki Erdoğan, dönemin şartları nedeniyle ticaretle uğraşmaya başladı. Ticaret yaptığı sırada bir kişinin borcuna karşılık lunapark alan Erdoğan, içerisinde gondol, salıncak, atlı karınca gibi eğlence aletlerinin bulunduğu taşınabilir malzemelerle Türkiye’nin birçok şehrini gezmeye başladı. Vinç yardımıyla tırlara lunapark aletlerini koyan Erdoğan, 25 çalışanıyla şehir şehir gezerek panayırlara katılıyor. Erdoğan, son olarak Bolu’nun Mudurnu ilçesi, Taşkesti beldesi ve Gerede ilçesinde düzenlenen panayırlara katıldı.
“İl il, ilçe ilçe giderek hizmet vermeye çalışıyorum”
Mezun olduğu dönemde şartlar nedeniyle ticarete atıldığını ifade eden Mustafa Tarık Erdoğan, “Ülkemizin bulunduğu şartlar nedeniyle ticaretle uğraştım. Alacağım karşılığında bir lunapark almak zorunda kaldım ve bu işe başladım. Türkiye’nin çeşitli noktalarına il il, ilçe ilçe giderek hizmet vermeye çalışıyorum. Ekmeğimizin kavgasındayız. Bir makine mühendisi olarak bu işle uğraşıyorum. Bazen gondol sallıyorum, gerektiğinde bakımını yapıyorum. Makine mühendisleri arasında Türkiye’de lunaparkçılık yapan tek benimdir. Ancak masrafımızı alabiliyoruz. Tır, nakliye, vinç ve eleman giderlerine harcıyoruz. Ama en azından yanımızda yaklaşık 20-25 kişinin geçimini sağlamış oluyoruz” dedi. – BOLU
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TÜRKİYE’NİN ÖNDE GELEN BİLİM İNSANI
Kocaeli Üniversitesi’nin bilimsel başarıları bir kez daha dünya çapında dikkat çekti. Üniversitenin önemli öğretim üyelerinden Prof. Dr. Zafer Cantürk, “Kariyer Boyu Etki” kategorisinde dünyanın en etkili bilim insanları listesine girerek büyük bir onur elde etti. Bu prestijli liste, bilim insanlarının kariyerleri boyunca yaptıkları araştırmaların ve yayınladıkları makalelerin dünya bilim camiasında yarattığı etkiyi ölçüyor. Prof. Dr. Cantürk’ün uzun yıllar boyunca sağlık ve bilim dünyasında gerçekleştirdiği çalışmalar, onun bu prestijli listeye adını yazdırmasını sağladı.

DÜNYANIN EN ETKİLİ BİLİM İNSANLARI LİSTESİNDE
Kocaeli Üniversitesi’nden yalnızca Prof. Dr. Cantürk değil, pek çok öğretim üyesi de bu önemli listede yer aldı. “Yıllık Etki” ve “Kariyer Boyu Etki” kategorilerinde öne çıkan isimler, mühendislik, teknoloji ve sağlık alanlarında yaptıkları çalışmalarla bilime değerli katkılarda bulunuyor. Prof. Dr. Mustafa Çanakçı, Doç. Dr. Ertan Alptekin gibi isimler de bu listeye girmeyi başaran bilim insanları arasında yer alıyor.

GELECEĞİN BİLİM İNSANLARINI YETİŞTİRİYOR
Kocaeli Üniversitesi’nin dünya çapındaki bu bilimsel başarıları, üniversitenin ulusal ve uluslararası alanda tanınırlığını daha da artırırken, Türkiye’nin bilim dünyasındaki yükselen konumunu da pekiştiriyor. Üniversite, güçlü akademik kadrosu ile geleceğin bilim insanlarını yetiştirmeye ve bilim dünyasına önemli katkılar sağlamaya devam ediyor.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>“İsrail meselesinde tehdit varsa bilmek istiyoruz, İsrail’in gücü Türkiye’ye yetmez. Netanyahu’nun alnını karışlarız ama bu sorunla Türkiye’nin gerçek sorunlarının üstünü örttürmeyiz”
ANTALYA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “İsrail meselesinde tehdit varsa bilmek istiyoruz, İsrail’in gücü Türkiye’ye yetmez. Netanyahu’nun alnını karışlarız ama bu sorunla Türkiye’nin gerçek sorunlarının üstünü örttürmeyiz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Antalya’da bir dizi ziyaret gerçekleştirecek. İlk programını CHP Antalya İl Başkanlığında düzenleyen Özgür Özel, İl Başkanı Nail Kamacı ve partililerle bir araya geldi. Ardından Antalya Büyükşehir Belediyesini ziyaret eden Özel, Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek eşliğinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “İsrail’in bir sonraki hedefi Türkiye” açıklamasını değerlendirdi. Özel, “Sayın Erdoğan’ın yaptığı konuşmada sarf ettiği cümleler son derece dikkat çekici, endişe verici. Çünkü Sayın Erdoğan herhangi birisi değil, TBMM kürsüsünde İsrail’in gelecek hedefleri arasında topraklarımız olduğunu söylediğinde bu çok mühim bir konudur. TBMM’nin derhal bilgilendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. En kısa sürede Sayın Erdoğan’ın Meclisi bilgilendirmesini, ilgili bakanların TBMM’ye hem askeri açıdan hem dış politika açısından bu tip bir durumda Türkiye’de yaşanacaklar noktasında tüm bilinmezlikleri ortaya çıkaracak, tüm spekülasyonları ortadan kaldıracak şekilde bir bilgilendirme yapmalarını diliyoruz. Şüphesiz böyle bir bilgilendirmenin Sayın Erdoğan’ın da mutlaka mecliste bulunduğu, bakanların yanıtlayamadığı konularda da soruları yanıtlayacağı şekilde olması son derece önemlidir. Bir kapalı oturum şeklinde yapılmasını istiyoruz, çünkü istihbarat değeri olan bilgiler vardır, onu burada söyleyemem dedikten sonra bu spekülasyonların önü alınmaz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne böyle açıktan bir tehdidi Cumhurbaşkanı dillendiriyorsa, bunu bütün somut gerekçeleriyle milletin meclisinden, milletin vekillerinden gizleyemez” ifadelerini kullandı.
“Bir risk görüyorlarsa anlatsınlar, gereğini hep beraber yapalım”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, bilgilendirilme yapılmadığı sürece insanların aklında farklı düşünceler oluşabileceğine dikkat çekerek, “‘Tehlike büyük, bir arada duralım, savaş tehlikesi var’ söylemleriyle bunun Erdoğan açısından geçmişte de gerilimi artırdığı, büyük tehlikelere işaret ettiği ve ‘Açsınız, yoksulsunuz, işsizsiniz’ ama ‘Tehlike büyük, beni desteklemelisiniz’ noktasındaki faydacılığından herkes endişe ediyor. Elbette İsrail’in yaptığı insanlık suçunu ilk günden beri lanetledik. Dünyadaki tüm sol sosyal demokrat parti liderlerine ıslak imzayla Filistin’i tanımları için mektup yolladım. Sosyalist Enternasyonel’in her toplantısında Filistin’i ekletiyorum. İsrail’in saldırganlığına karşı her türlü diplomatik atak, uluslararası kurumların harekete geçilmesi noktasında hükümet ne yapacaksa destekliyoruz. Ama meclis açılışında ‘Yakında bize saldıracaklar, tehlike büyük’ deyip endişe sağlamak, şu sonucu doğurmasın; bugün Türkiye’de en büyük sorun ne denildiğinde ortaya yoksulluk çıkıyor, güvenlik kaygıları öne çıktığında bunlar geriye gidiyor. Hayat pahalılığını gidermeyip, ‘tehlike büyük’ söylemlerine milletin karnı tok, çünkü milletin karnı aç. Bir risk görüyorlarsa anlatsınlar, gereğini hep beraber yapalım. Gün birlik olma günüyse en iddialı parti biziz, bugüne kadar Türkiye’yi kutuplaştırdınız. Bundan kim fayda gördü?” diye konuştu.
Birliğin ve beraberliğinin teminatının CHP olduğunu kaydeden Başkan Özgür Özel, “Bütün muhaliflere düşman hukuku uygulayanlar şimdi ‘İsrail saldıracak, birlik beraberlik zamanı’ diyor. Bu ülkede her zaman birlik beraberlik zamanı. Bir savaş olduğunda bu ülkeyi savunmayı dedelerimiz gibi Çanakkale’de Conk Bayırı’nda Anadolu’nun dört bir karışında kefensiz yatanların torunları burada. Tehlike büyükse önce bu milletin her bir ferdiyle kucaklaşılacak. Bu ülkenin dört bir tarafıyla helalleşilecek. Bir İsrail tehlikesini ortaya koyup, toplanın arkama geçin devri geride kaldı. Bu ülke için İsrail kim cürmü kadar yer yakar, eğer ki bu ülkede birlik beraberlik olacaksak; bu ülkeyi Samsun’dan yola çıkıp, Sivas’tan başlayıp bu ülkeyi kurtarana kadar nefes almadan koşturan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu parti buradadır. Canıyla, bütün iradesiyle ortada. İsrail meselesini varsa tehdit bilmek istiyoruz, İsrail’in gücü Türkiye’ye yetmez. Netanyahu’nun alnını karışlarız ama bu sorunla Türkiye’nin gerçek sorunlarının üstünü örttürmeyiz” dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Büyükşehir Belediyesi Kepez ve Santral Mahallesi Kentsel Dönüşüm Projesi’nde bin 68 dairenin hak sahiplerine teslim edileceği törene katılacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Etkinliğe, Hindistan’ın Ankara Büyükelçiliği Müsteşarı Anto Alphonse, Dışişleri BakanlığıDoğu Asya Genel Müdür Yardımcısı Sadin Ayyıldız, ITEC programı mezunları ve çok sayıda davetli katıldı.
Alphonse, 1964’ten beri yürütülen ITEC programı kapsamında, yaklaşık 160 ülkeden 200 binin üzerinde memurun eğitim gördüğünü söyleyerek, programın her yıl binlerce kişiye Hindistan’daki enstitülerde eğitim görme imkanı sağladığını kaydetti.
Programın Türkiye ile Hindistan arasında dostluk köprüleri kurmaya katkı sunduğunu dile getiren Alphonse, 1964’ten beri birçok Türk memurun programdan faydalandığını belirtti.
Alphonse, iki ülke arasındaki tarihsel ilişkilere dikkati çekerek, halklar arasındaki etkileşimin önemli olduğunu vurguladı.
Türkiye-Hindistan ilişkileri
Ayyıldız da haziranda hayatını kaybeden Hindistan’ın Ankara Büyükelçisi Virander Paul’u anarak, taziyelerini dile getirdi.
Dışişleri Bakanlığının merhum Büyükelçi hakkında yayınladığı taziye mesajına atıfta bulunan Ayyıldız, Paul’un görevi sırasında Türkiye-Hindistan ilişkilerini geliştirmek için çaba sarf ettiğini anlattı.
Ayyıldız, iki ülke arasındaki ilişkilere değinerek, Hindistan ve Türkiye ilişkilerinin tarihinin köklü geçmişi olduğuna dikkati çekti.
İki ülke arasında ve halkları arasında her zaman dayanışma örneklerinin görüldüğünü vurgulayan Ayyıldız, dayanışmanın sadece ihtiyaç anlarında değil, teknik, bilimsel, kültür ve diğer işbirliği alanlarının da teşvik edilmesi gerektiğini ifade etti.
Ayyıldız, “ITEC bu tür işbirliklerinin çok başarılı bir örneğidir. ITEC’in Türkiye’deki kapasite geliştirme çalışmaları sayesinde, birçok devlet kurumundan çok sayıda Türk yetkili, Hindistan’da çeşitli alanlarda ve sektörlerde eğitimler aldı.” diye konuştu.
Hindistan hükümeti tarafından 1964’ten bu yana finanse edilen ITEC programı çerçevesinde Hindistan, kalkınma deneyimlerini gelişmekte olan yaklaşık 160 ülke ile paylaşıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Bilim insanları tarafından 2023 yılı Ocak ayında keşfedildiği günden beri gökyüzü meraklılarınca heyecanla beklenen C/2023 A3 (Tsuchinshan-ATLAS) kuyruklu yıldızı, Türkiye semalarında görülmeye başlandı. Yaklaşık 80 bin yıllık yörünge periyodu hesaplanan C/2023 A3 (Tsuchinshan-ATLAS) kuyruklu yıldızı, Cuma gününden itibaren gün doğumundan önce doğu ufkunda dürbün ve teleskoplarla gözlemlense de Güneş’e çok fazla yakın olması nedeniyle birkaç gün sonra tekrar çıplak gözle izlenebilecek. Ayrıca bazı bilim adamlarının öngörülerine göre 8-13 Ekim tarihinde Güneş’e en yakın konumuna gelecek olan kuyrukluyıldızın Güneş’in sıcaklığı ve Güneş rüzgarları nedeniyle çok fazla ısınıp parçalanma ihtimali de bulunuyor. Şayet kuyruklu yıldız parçalanmaz ise sonrasında Ekim ayı ortasından itibaren günbatımından sonra batı ufkunda tekrar gözlemlenecek.

Geçen yıl keşfedilen ve dört sabah boyunca gün doğmadan hemen önce gözlemlenen C/2023 A3 kuyruklu yıldızı, hızla Dünya’ya yaklaştığı anlara tanıklık etmek isteyen Astrofotoğrafçı Murat Helvacıoğlu ve arkadaşı Sinan Kendirci, hayatları boyunca bir kez şahit olacakları bu doğa olayını görüntüleyebilmek için gece boyunca Kastamonu’da nöbet tuttu. Işık kirliliği olmayan bölgelerden dürbün veya küçük bir teleskopla dahi seyredilebilen kuyruklu yıldızı çekebilmek için saatler öncesinde hazırlıklarını yapan Astrofotoğrafçı Murat Helvacıoğlu ve arkadaşı Sinan Kendirci, verilen koordinatları teleskopa girerek kuyruklu yıldızı incelediler.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Kastamonu’nun Sapaca köyü yol ayrımında tarla üzerinde hazırlık yapan Astrofotoğrafçı Murat Helvacıoğlu ve arkadaşı Sinan Kendirci, kuyruklu yıldızın görülmeye başlamasıyla birlikte özel ekipmanlarla çekimlerini yaparak 80 bin yılda bir görülen bu doğa olayına şahitlik ettiler.

“80 BİN YILDA BİR…”
Kastamonu’dan kuyruklu yıldızı gözlemleyen Astrofotoğrafçı Murat Helvacıoğlu, “Bugün C/2023 A3 (Tsuchinshan-ATLAS) kuyruklu yıldızını gözetlemek için buraya geldik. Yaklaşık 80 bin yılda bir gözüken ATLAS kuyruklu yıldızının Güneş’in etrafındaki turunun en büyük açıklık gününde kuyruk yıldızı görüntülemeye çalıştık. Çıplak göz ile göremedik ama teleskop ile görmeyi başardık. Şu anda bu kuyruklu yıldızı ülkemizde ilk çeken astrofotoğrafçılardan birisi olduğumuzu düşünüyorum” dedi.

Kuyruklu yıldızların Güneş’in çevresinde dönen kaya parçaları olduğunu söyleyen Helvacıoğlu, “Birkaç kilometrelik kaya parçalarıdır. Bu kaya parçaları, Güneş’e yaklaştıkları zaman içerisindeki toz ve gazı püskürterek kuyruk haline geliyor ve bizler bunu kuyruklu yıldızlar olarak adlandırıyoruz. C/2023 A3 (Tsuchinshan-ATLAS) kuyruklu yıldız geçen yıl keşfedildi ve bu yıl Güneş’e yakın konuma geldi. C/2023 A3 (Tsuchinshan-ATLAS) kuyruklu yıldızı, periyodik olmayan bir kuyruklu yıldızdır. Bu nedenle 80 bin yıl gibi uzun bir yörüngeye sahip.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ANTALYA Ticaret Borsası (ATB) Başkanı Ali Çandır, dünyada coğrafi işaretli ürünlerin ekonomik değerinin 200 milyar dolar düzeyinde olduğunu belirterek, “Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX 12 yıl önce başladığında 109 olan coğrafi işaretli ürün sayısı, 1632’ye ulaştı. 588 yöresel ürünün de tescili bekleniyor. Avrupa Birliği’nde tescillenen yöresel ürün sayımız 27 oldu. Türkiye’de 3 bin 500 coğrafi işaret alabilecek yöresel ürün tespit etmiştik. Bu ürünlerin yaklaşık yarısının coğrafi tescilini yaptık” dedi.
ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) desteğiyle yerel ve yöresel ürünlere sahip çıkmak, kaybolmaya yüz tutan ürünleri gün yüzüne çıkarıp ekonomiye kazandırmak için Yöresel Ürünler Projesi’ni hayata geçirip, 12 yıldır da Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX’i düzenlediklerini anlattı. Yöresel ürünlerin ekonomiye faydasına dikkati çeken Çandır, dünyada coğrafi işaretli ürünlerin ekonomik değerinin 200 milyar dolar düzeyinde olduğunu, Türkiye’nin bu pastadan payını alması gerektiğini vurguladı.
12 YILDA 109’DAN 1632’YE YÜKSELDİ
Yöresel ürünlerin korunması, gelecek nesillere aktarılması, ekonomiye kazandırılmasında coğrafi işaretin önemine değinen Çandır, “YÖREX başladığında 109 olan coğrafi işaretli ürün sayısı 1632’ye ulaştı. 588 yöresel ürünün de tescil için bekleniyor. Coğrafi işaretle ilgili farkındalığı artıran YÖREX’in ardından Avrupa Birliği’nde tescillenen yöresel ürün sayımız 27 oldu. Türkiye’de 3 bin 500 coğrafi işaret alabilecek ürün tespit etmiştik. Şu anda bu ürünlerin yaklaşık yarısının coğrafi tescilini yaptık” dedi.
ÜRETİCİLERLE İŞ BİRLİĞİ
YÖREX’in 14 bin yıllık Anadolu’nun yöresel ürünlerini tekrar ticarete sunmak, üreticilere destek sağlamak amacıyla gerçekleştirildiğine değinen Çandır, “Fuarda yapılan yüz yüze görüşmeler sonrası birçok yerel ürün büyük market zincirlerinin raflarına taşındı, önemli iş bağlantıları sağlandı. Bu yıl da bu konuda önemli iş birlikleri bekliyoruz. YÖREX ile amacımız kırsal ekonomiye can suyu olabilmekti, yerel ekonomiye can suyu olabilmekti bu konuda önemli yol katettik” diye konuştu.
ANADOLU ZENGİNLİĞİ
Çandır, 9-13 Ekim’de bu yıl 13’üncüsünü düzenleyecekleri YÖREX’e 81 il ve KKTC’nin katılımını hedeflediklerini belirtti. YÖREX’te Anadolu’nun zenginliğini yerli, yabancı misafirler, yeme içme sektörü, perakende ve ticaret sitelerine sunacaklarını aktaran Çandır, fuarda oda ve borsalar, belediyeler, kooperatifler, üretici birlikleri ve firmalardan oluşan çok sayıda katılımcının yer alacağını söyledi.
ÜCRETSİZ GİRİŞ
ANFAŞ Fuar Merkezi’nde 10 bin metrekare alanda düzenlenen YÖREX’e herkesi davet eden Çandır, fuara girişin ücretsiz olduğunu vurguladı. Çandır, YÖREX’in 10.00 ile 20.30 saatleri arasında ziyarete açık olduğunu dile getirdi. Çandır, “7’den 70’e herkesi Anadolu şölenine bekliyoruz. Özellikle çocuklarımız YÖREX’e gelerek kültürümüzün zenginliklerini görmeli, tatmalı, yaşamalı. Memleket hasreti çekenleri YÖREX’e davet ediyorum” dedi.
ANNELERE ÇOCUKLARINIZLA GELİN ÇAĞRISI
Çocukların Anadolu’nun ürünleriyle buluşması gerektiğine dikkati çeken Çandır, annelere YÖREX’e çocuklarıyla gelmeleri çağrısında bulundu. Çandır, “Atalarımızdan bizlere emanet, bizlerden ise çocuklarımız ve gençlerimize miras kalacak olan yöresel ürünlerimizi görmek, tatmak ve hissetmek için YÖREX’e davet ediyorum. Özellikle çocuklarımızın YÖREX’i görmesini arzu ediyorum” diye konuştu.
Haber: Tolga YILDIRIM – Kamera: Burak YALMAN/ANTALYA, –
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>T3 Vakfı Elazığ il sorumlusu Sinan Koçak, Türkiye’nin 81 ilinden ortaokul, lise, ön lisans, lisans ve lisansüstü seviyesinde eğitim gören tüm öğrencileri kapsayan burs programı hakkında bilgilendirmede bulundu. 5 bin öğrenciye destek olması hedeflenen program hakkında açıklamalarda bulunan Koçak, Yükselen Yıldız Burs Programı ile 100 öğrenciye 5 bin lira burs desteği, Eğitmen Mentor Burs Programı ile 720 öğrenciye 5 bin lira burs desteği, Sen Geleceksin Burs Programı ile 300 öğrenciye 5 bin lira burs desteği ve Eğitim Desteği Burs Programı ile 3 bin 880 öğrenciye 3 bin lira burs desteği sağlanacağını ifade etti.
Detaylı bilgi hakkında öğrencileri Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı’nın resmi sayfasına yönlendiren Sinan Koçak, vakfın gençlerin teknoloji ve inovasyon alanındaki yolculuklarına güç katmayı hedeflediklerine dikkat çekti. – ELAZIĞ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CUMHURBAŞKANI Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde Yatırım Danışma Konseyi 10. Toplantısı’nda konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Artık ürün sepetimizin yarıya yakını yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerden oluşuyor. Son 21 yılda ortalama yüzde 5,4’lük büyüme kaydederek satın alma gücü paritesine göre 11’inci sıraya yükseldik” dedi.
Yatırım Danışma Konseyi, 8 yıl aradan sonra bugün İstanbul’da, Dolmabahçe’de bulunan Cumhurbaşkanlığı Çalışma Ofisi’nde toplandı. Küresel şirketlerin katıldığı toplantıda açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Yatırım Danışma Konseyi’ni uluslararası iş dünyasının görüş ve önerilerini almak amacıyla 2004 yılında oluşturduk. Konseyde iletilen birçok teklif ve tavsiyeyi ülkemizin yatırım ortamını iyileştirirken daima göz önünde bulundurduk. Doğrudan yabancı yatırımlar kanunundan sermaye piyasaları düzenlemelerine, bankacılık ve finans sisteminin etkinleştirilmesinden yatırım teşviklerine, fikri mülkiyetten gümrük ve rekabet düzenlemelerine uzanan geniş bir yelpazede devrim niteliğinde adımlar attık. Tüm bunlar sayesinde ülkemiz bugün, uluslararası doğrudan yatırımların yöneldiği öncü destinasyonlardan biri haline geldi’ dedi.
‘BUGÜN 256 MİLYAR DOLARA ULAŞAN İHRACATIMIZA PAYIMIZI YÜZDE 1’İN ÜZERİNE ÇIKARDIK’
256 milyar dolar ihracata ulaşıldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Yakın dönemde yaşanan birçok gelişme Türkiye’nin küresel ekonomideki rolünü daha da öne çıkarmıştır. Mesela bu yılbaşında Süveyş Kanalı’nda yaşanan kriz, dünya ticaretinin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye, Süveyş kanalındaki tıkanma döneminde alternatif ulaşım rotaları sunarak, küresel ticarette ne kadar güvenilir bir partner olduğunu ispatlamıştır. Ülkemizin küresel tedarik zincirlerindeki konumu her geçen yıl daha da güçleniyor. 2002 yılında 36 milyar dolar ihracatla dünya ticaretinden binde 5 oranında pay alırken, bugün 256 milyar dolara ulaşan ihracatımıza payımızı yüzde 1’in üzerine çıkardık. Bakınız burada sadece bir hacim artışından bahsetmiyoruz. İhraç ettiğimiz ürünlerin teknoloji kompozisyonu da genişlettik. Artık ürün sepetimizin yarıya yakını yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerden oluşuyor. Son 21 yılda, yılda ortalama yüzde 5,4’lük büyüme kaydederek satın alma gücü paritesine göre 11’inci sıraya yükseldik’ ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Ankara, üçüncü kez Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında yer alıyor ve şehrin dört bir yanındaki 100’den fazla mekanda sergiler, konserler, söyleşiler ve her yaş grubuna hitap eden etkinlikler düzenleniyor. Sanatçılar, bu etkinlikler aracılığıyla Ankaralılarla buluşuyor.
Festivalin dikkat çeken etkinliklerinden biri, ses sanatçısı ve televizyon programcısı Züleyha Ortak moderatörlüğünde Psikolog Yazar Beyhan Budak’ın, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde gerçekleştirdiği söyleşi oldu.

“Kaliteli İlişkiler” başlığı altında özsaygı ve yaşamda dikkat edilmesi gereken konular ele alınan etkinliğe Ankaralılar büyük ilgi gösterdi, tarihi mekan dolup taştı.
Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında Züleyha Ortak ve Beyhan Budak, 30 Eylül’de AKM’de İstanbullularla buluşacak. İkilinin sonraki durağı ise Diyarbakır olacak.

Züleyha Ortak Kimdir?
Züleyha Ortak, 1987’de İstanbul’da doğdu ve Türkçe, Zazaca ve Kürtçe olmak üzere üç dilin konuşulduğu bir ailede büyüdü. Marmara Üniversitesi’nde Büro Yönetimi okurken, bir yandan müzik eğitimi aldı ve Zülfü Livaneli’nin asistanlığını yaptı. Livaneli, Züleyha’nın yeteneğini keşfederek ona sahnede yer verdi. Kürtçe seslendirdiği “Yiğidim Aslanım” şarkısıyla büyük beğeni topladı ve müzik kariyerine profesyonel olarak adım attı.
2012’de “Müzik Evi” adlı programı hazırlayıp sundu, ardından “Gelin Kınası” albümüyle Anadolu’nun düğün türkülerini yorumladı. 2015’te TRT1’de “İyi Fikir” programını sundu. Ayrıca, Göksel Baktagir’in yönettiği “7 Cihan Kadınları” grubunda yer alarak konserler vermeye devam ediyor.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ABD’li yetkililer, Türkiye’ye F-35 savaş uçaklarının satışının önündeki engelleri kaldırmak için bir teklifte bulundu.
Yunan Kathimerini gazetesinin özel haberine göre, Rus yapımı S-400 füze savunma sisteminin devre dışı bırakılması durumunda, F-35 programına geri dönmenin mümkün olabileceği belirtildi.
F-35 İÇİN İNCİRLİK’İ ŞART KOŞTULAR
Haberde, F-35 programına yeniden girmeleri karşılığında Türkiye’den Rus füze sistemi S-400’leri ABD’ye teslim etmesini veya İncirlik Üssü’nde ABD birliğinin içine konulmasını önerdi.
Bu şekilde hem füzeler Türkiye’de tutulurken Rusya ile yapılan anlaşma da bozulmamış olacak.
“HERHANGİ BİR MADDEYİ İHLAL ETMEYECEK”
Haberde şu ifadeler yer aldı:
“Daha önce bilinenden daha ileri bir aşamada olan görüşmelerin bir parçası olarak, üst düzey ABD yetkilileri Rus sistemlerinin Türkiye’nin güneyindeki ABD kontrolündeki İncirlik üssüne aktarılması önerisini ortaya attılar. Bu şekilde Türkiye, kendi bakış açısından uluslararası bir utançla eşdeğer olacak bir geri dönüşten kaçınacak, ancak Rusya ile olan sözleşmesinin şartlarını ihlal etmeyecek veya bağlayıcı olabilecek herhangi bir maddeyi ihlal etmeyecek.”

“ABD VE TÜRKİYE’NİN GÜNDEMİNDE OLACAK”
Kathimerini kaynaklarına göre, Türkiye’nin bu aşamadaki tepkisi olumlu değil, ancak görüşmelerin bu hafta New York’taki BM Genel Kurulu’nun aralarında devam etmesi bekleniyor.
Eski Pentagon yetkilisi olan Michael Rubin ise konuyla ilgili şöyle demişti:
“Türk mevkidaşları reddetti ve onları Türkiye’nin içindeki kutuda tutacaklarını söyledi. Ancak anlaşma ölmedi, çünkü F-35 anlaşmasının yeniden canlandırılması, liderler ve güvenlik yetkililerinin önümüzdeki hafta BM Genel Kurulu’nda bir araya gelmesiyle ABD ve Türkiye’nin gündeminde olacak.”
Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Avrupa Birliği, Schengen bölgesindeki vize krizinde giderek daha fazla zorlanıyor.
Özellikle Schengen vizesi başvurularında artan reddedilme oranları ve sınır güvenliği endişeleri, Avrupa’nın karşılaştığı ciddi bir sorunu işaret ediyor.
TÜRKİYE’NİN ROLÜ: GÖÇ POLİTİKALARI VE SINIR YÖNETİMİ
Bu krizin, göç politikaları ve sınır yönetimiyle doğrudan bağlantılı olduğu düşünülüyor. Ancak, bu karmaşık süreçte Türkiye’nin Avrupa’nın çözüm arayışında merkezi bir rol oynayabileceği vurgulanıyor.
Türkiye, göç ve mülteci krizinin yönetiminde kritik bir ülke olarak öne çıkıyor. 2016’da imzalanan AB-Türkiye mülteci anlaşması, Avrupa’nın mülteci akışını kontrol etmesine yardımcı olmuştu.
Türkiye’nin sınır güvenliği konusundaki etkinliği, Avrupa’nın Schengen sınırlarını güvence altına almak için Türkiye’ye olan ihtiyacını artırıyor.
Avrupa Birliği, Türkiye ile iş birliğini güçlendirerek göç akışlarını yönetmeyi ve Schengen bölgesinde yaşanan sınır güvenliği sıkıntılarını hafifletmeyi hedefliyor.
Schengen vizesine olan taleplerin yoğunluğu, özellikle pandemi sonrası dönemde, artan seyahat isteği ile daha da yükseldi. Bu durum, Schengen vize başvurularında daha katı değerlendirmelere yol açtı.

TÜRKİYE İLE İŞBİRLİĞİNİN ÖNEMİ
AB ülkeleri, Schengen bölgesinin açık sınırlarının, yasadışı göçmenler ve güvenlik tehditleri nedeniyle zayıfladığını düşünüyor. Özellikle Yunanistan ve İtalya gibi güney Avrupa ülkelerine yönelik göç baskısının artması, Avrupa’nın Türkiye ile iş birliğini güçlendirmesini zorunlu hale getiriyor.
Avrupa’nın, Schengen vize krizini aşmak için Türkiye ile ilişkilerini yeniden yapılandırma ve güçlendirme ihtiyacı, bu krizin çözümünde kritik bir unsur olarak görülüyor.
Uzmanlar, Türkiye’nin stratejik konumu ve göçmenlere yönelik politikalarının, Avrupa Birliği’nin sınır güvenliği politikalarıyla uyumlu bir hale getirilmesinin Schengen krizini hafifletebileceğini belirtiyor.

GÖÇ KRİZİNE ÇÖZÜM ARAYIŞI
Bu süreçte Türkiye, AB ile olan mülteci anlaşmalarını daha etkin hale getirerek Avrupa’nın bu zorlu sürecinden çıkmasına yardımcı olabilir.
AB ve Türkiye arasındaki bu iş birliği, sadece göç politikalarıyla sınırlı kalmayıp, Schengen bölgesinin genel güvenliğini artırma ve vize süreçlerini daha verimli hale getirme yolunda önemli bir adım olabilir.
Schengen bölgesi, AB vatandaşları için serbest dolaşımın temel direği olarak kabul ediliyor ve bu bölgedeki sorunlar, Avrupa’nın ekonomik ve sosyal yapısını doğrudan etkiliyor.
Türkiye ile yapılacak iş birlikleri, hem Avrupa’nın göç krizini hafifletmesi hem de Schengen bölgesinin sürdürülebilirliği açısından büyük bir fırsat olarak görülüyor.
Fatih Yıldırım
Editör
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Fidan, saldırılara ilişkin, “Hizbullah’ın yapacağı satın almaları İsrail önceden öğreniyor daha sonra paravan şirketlerle nüfuz ediyorlar” dedi. Bunun yeni bir konsepti olmadığını ancak büyük bir çapta gerçekleştiğini ve binlerce insanı etkileyen bir operasyon olduğunu söyledi.
LÜBNAN BAŞBAKANI İLE TELEFONDA GÖRÜŞTÜ
Saldırıların ardından Lübnan Başbakanı Necib Mikati’yi aradığını belirten Fidan, “Hem geçmiş olsun dileklerimi ilettim. Hem de Türkiye olarak her türlü tıbbi desteğe hazır olduğumuzu söyledim” diye konuştu. Bakan Fidan bölgedeki tırmanmanın endişe verici olduğuna dikkat çekerek, “İsrail’in operasyonlarının giderek daha provokatif bir şekle dönüşmesi ve İran ile Hizbullah’ın karşılık vermeme ihtimalinin kalmadığı bir duruma geldik” ifadelerini kullandı.
“CUMHURBAŞKANIMIZ BU KONUDA BİR İRADE KOYDU”
Fidan, Türkiye’deki siber güvenlik durumuna ilişkin ise şunları söyledi: “Siber güvenlikle ilgili ülkemizde büyük bir farkındalık var. Ulaştırma Bakanlığı’nda kurumlarımız var ve MİT’te oldukça kabiliyetli birimler var. Müstakil bir siber güvenlik çalışması önerisi hükümetimize getirildi. Cumhurbaşkanımız da bu konuda bir irade koydu. En kısa zamanda hayata geçirilmesini bekliyoruz” dedi.
“İSRAİL’E DUR DİYECEK BİR GÜÇ LAZIM”
Dışişleri Bakanı, İsrail’deki “fanatik hükümetin” bütün tehditleri yok etme stratejisi güttüğünü, Gazze’de aşamalı strateji yürüttüğünü, şimdi bunu Lübnan’da hayata geçirdiğini söyleyerek “Bunu Amerika’nın da desteğiyle yapıyor. Buna dur diyecek bir güç lazım.” diye ekledi. Fidan, şunları ekledi: “Bu çılgınlık sadece Filistinlilere değil İsraillilere de zarar veriyor. Tepkilerin altında yıllarca kalırsınız. Bu sizi gelecek 10 yıllar 100 yıllar güvencesizlik altında tutacak. Aklı selim İsrailliler bunu görüyor.”
SURİYE İLE İLİŞKİLER
Fidan, Suriye ile normalleşmeye yönelik sorulara da yanıt verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmeye hazır olduğuna yönelik açıklamalarını hatırlattı. Fidan, görüşmelerin bir süredir dolaylı olarak devam ettiğini dile getirdi ve şunları ekledi: “İstihbari ve askeri çeşitli formatlarda görüştük. Bizim özellikle 2017’den itibaren Astana formatı ve Ruslarla yaptığımız askeri mutabakat neticesinde dondurulmuş bir savaş var artık, çatışma yok, sessizlik ortamı var. O zamandan beri belli konuların kalıcı çözümüne yönelik adımlar atılması gerektiğini düşündük.”
Rejim ve muhaliflerin savaşında iki tarafın kendi anlaşabilecekleri bir siyasal çerçeve görmek istediklerini söyleyen Fidan, “Türkiye ile normalleşmeden önce yurtdışındaki milyonlarca Suriyeli mülteci düşünülmeli” dedi. “Türkiye’nin istediği tarzda bir çözümün olması halinde diğer sorunları da Suriye’nin daha rahat çözeceğine inanıyorum” diye ekledi. Suriyelilerin 3 milyondan fazlasının Türkiye’ye geldiğini ifade eden Fidan, “5 milyonu orada rejim kontrolü dışında yaşıyor. Biz orada belli bir sistem kurmasaydık, 5 milyon Suriyeli daha gelirdi. Orada kendilerini güvende hissetmiyorlar” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Şirketten yapılan açıklamada yayımladığı mesaja yer verilen Aral, geçmişten bugüne elde ettikleri başarılarla güçlü büyüme hikayeleri paylaşmaktan büyük mutluluk duyduklarını belirtti.
Aral ailesinin 75 yıllık sanayicilik geçmişinin ardından SYS olarak 1998’de çıktıkları yolculukta savunma sanayisi alanında yüksek kaliteli çözümler sunan teknoloji odaklı bir grup olarak büyümeyi sürdürdüklerini kaydeden Aral, “SYS’nin ilk adımlarını atarken hedefimiz, Türk savunma sanayisinin en güvenilir ve yenilikçi oyuncularından biri olmaktı. Bugün, CANiK markasıyla dünya çapında tanınan bir silah ve teknoloji üreticisi haline geldik. 2005’te uluslararası pazara adım atmamız ve ürünlerimizin kalitesi yanında da dünyanın dört bir tarafında en büyük silah fuarlarında boy göstermemiz, büyümemizin önemli aşamalarını oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
CANiK’in dünya genelinde 70’ten fazla ülkeye ihracat yapması ve başta ABD olmak üzere birçok pazarda güçlü bir yer edinmesinin, markanın küreselleşmesini sağladığına vurgu yapan Aral, 2020’de kurdukları UNIROBOTICS’ın, 2022’de gruba katılan İngiliz AEI Systems ve son olarak da 2024’te üretime başlayan CANiK USA fabrikalarıyla da şirketin, küresel bir oyuncu haline geldiğini kaydetti.
SYS Grup, CANiK Türkiye, CANiK USA, CANiK Europe, AEI Systems, UNIROBOTICS, MECANIK ve CANiK Academy gibi alanlarında lider şirketleri tek bir çatı altında toplayarak savunma sanayisi ve güvenlik güçlerine geniş bir ürün ve çözüm yelpazesi sunduklarının bilgisini paylaşan Aral, 2024 itibarıyla SYS’nin Türkiye’deki tesislerinde yıllık 450 bin adet tabanca, 6 bin adet uçaksavar, İngiltere ve Türkiye’deki tesislerinde 250 adet orta kalibre top ve İstanbul’daki tesisinde de bu silahların atış kontrol sistemlerinin üretiminin gerçekleştirildiğini bildirdi.
Aral, “Silah üretim kapasitemiz, dünya standartların çok ötesindeki üretim teknolojilerimiz ve mühendislik gücümüzle, yerli ve milli ürünlerimizle Türk güvenlik güçlerine de hizmet ediyoruz. SYS, Türkiye ve İngiltere’nin yanı sıra Amerika’daki tesisinde de 2025’te ayrıca 100 bin adet tabanca üretimi gerçekleştiriyor olacak. Özellikle, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ihtiyaçlarını karşılamak adına yaptığımız çalışmalar ve yeni yatırımlarımızla milli güvenliğe olan katkılarımız artarak devam edecek.” değerlendirmesinde bulundu.
Aral, SYS’nin son 5 yıldır Türkiye’nin en büyük 10 savunma şirketi arasında yer almayı başardığını, gurubun savunma ve havacılık ihracatında da ilk 8’de yer edindiği bilgisini vererek, her geçen gün büyümeye ve Türkiye’ye değer katmaya devam ettiğinin altını çizdi.
26 yıl boyunca, Türk savunma sanayisi için kritik bir rol üstlendiklerini ve Türkiye’nin savunma gücünü artıran projelere imza attıklarına dikkati çeken Aral, mesajnda şu ifadelere yer verdi:
“Bu süreçte, yerli ve milli üretim anlayışını ilke edinerek, dışa bağımlılığı azaltma yönündeki stratejimizi kararlılıkla sürdürdük. Bundan sonraki hedefimiz, uluslararası pazarlardaki gücümüzü daha da artırmak ve dünya savunma sanayinde öncü bir rol oynamak. Gelecek hedeflerimizde teknoloji ve yeniliği en üst seviyeye çıkararak savunma sanayinde liderliğimizi pekiştirmeyi amaçlıyoruz. Dijitalleşme ve yapay zeka destekli üretim tekniklerine yatırımlarımızı sürdürmek, silah ve savunma teknolojilerinde geleceğin projelerine imza atmak ve dünya çapında daha fazla ülkeye erişim sağlamak vizyonumuzun temel taşlarını oluşturuyor.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kerevitaş’tan yapılan açıklamaya göre, Sustainable Brands Türkiye 2024 kapsamında panel düzenlendi.
Projenin gelecek dönem hedeflerinin aktarıldığı panele, Kerevitaş Üst Yöneticisi (CEO) Mert Altınkılınç’a, Tabit kurucusu Tülin Akın ve Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Tamer Atabarut eşlik etti.
Panelde, akademi-sanayi- sivil toplum işbirliği açısından etkili örnek teşkil eden projede yapılan çalışmalar aktarılırken tarım alanında akıllı çözümler sunan sosyal girişim Tabit ile sahadaki işbirliğine ilişkin detaylara da yer verildi.
Açıklamada görüşlerine yer verilen Altınkılınç, Kerevitaş olarak çevresel performansın yanı sıra fırsat eşitliği ve kapsayıcılık odağında kararlılıkla çalıştıklarını belirtti.
Sosyal sürdürülebilirlik alanında dönüştürücü etkilerini pekiştirecek projeler geliştirmenin en önemli hedefleri arasında yer aldığını vurgulayan Altınkılınç, 150 bin ton ürün hacmiyle Türkiye’nin en büyük tedarikçilerinden biri olduklarını kaydetti.
2022’de Tarım ve Orman Bakanlığı’nın desteğiyle başlattıkları projeyle, destekledikleri kadın çiftçi oranını 3 yılda yüzde 100 artırmayı hedeflediklerini hatırlatan Altınkılınç, bu hedeflerine bir yılda ulaştıklarını bildirdi.
Altınkılınç, “Projemiz kısa sürede globalde de 8 ödüle layık görüldü. Geçtiğimiz eylülde Birleşmiş Milletler’deki (BM) özel oturumda örnek proje olarak sunuldu. Doğru yolda olduğumuzu gösteren bu ödüller bizi daha da yüreklendirdi. Bu sebeple bu yıl projenin ikinci etabında deyim yerindeyse vites büyüttük ve daha fazla sayıda kadın çiftçiye ulaşma hedefiyle çalışmalarımızı hızlandırdık. Yeni dönemde, tohum seçiminden hasada kadar her aşamada yanında olduğumuz kadın çiftçilerimize proje paydaşımız Tabit ile yapay zeka, finansal ve ekolojik okuryazarlık ile girişimcilik eğitimleri vermeye devam edeceğiz.”
IPSOS ve Boğaziçi Üniversitesi ile yaptıkları “Sosyal Etki Araştırması” ile projenin ortaya koyduğu etkinin yanı sıra Türkiye’de tarıma bakış, tarımda kadının rolü gibi önemli konularda içgörüler elde ettiklerine değinen Altınkılınç, bu araştırmaya dahil olan kadınların, Tarımın Kadın Yıldızları’nın hayatlarında önemli ve olumlu değişim oluşturduğunu belirttiğini aktardı.
Altınkılınç, “Yeni dönemde Tabit’in başarılı saha çalışmalarını ve geniş çiftçi ağını, SuperFresh’in gücüyle birleştirerek daha çok kadın çiftçimizi Tarımın Kadın Yıldızları arasına katacağımıza inanıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Noterler Birliği Başkanı İstemez: “Güvenli Ödeme Sistemi’yle birlikte hem olası, dolandırılma tehlikesi önlenecek”
ANKARA – Türkiye Noterler Birliği Başkanı Abdullah İstemez, “Güvenli Ödeme Sistemi’yle birlikte hem alıcının hem satıcının olası sahte banknot, dolandırılma tehlikesi önlenecek ve para sayma gibi zaman kayıplarından tasarruf yapma gibi faydaları söz konusu olacak” dedi.
İkinci el araç alışverişinde yeni dönem başlıyor. Ticaret Bakanlığı ve Türkiye Noterler Birliği işbirliğiyle ikinci el araç alışverişini çok daha güvenli hale getirmek amacıyla Güvenli Ödeme Sistemi geliştirdi. Uygulama, 27 Eylül’den itibaren tüm vatandaşlara zorunlu olacak. Sistemle önce satıcı güvenli ödeme sürecini başlatacak. Satışın onaylanması ile para satıcının hesabına geçecek. Taşıt alım satımında güven tesis edilmesi, dolandırıcılık, sahtecilik ve çalınma risklerinin bertaraf edilmesi amaçlanan uygulamanın nasıl işleyeceğini ise Türkiye Noterler Birliği Başkanı Abdullah İstemez, adım adım İhlas Haber Ajansı Muhabirine aktardı.
“Hem alıcı hem satıcı güven içerisinde işlemlerini yapmış olacak”
İstemez, Güvenli Ödeme Sistemi’nin noterliklerde yapılan ikinci el kara taşıtı satışlarının güvenli bir şekilde yapılmasıyla ilgili olduğunu ve bununla alıcı ve satıcının araç bedelini güvenli bir şekilde aktaracağını kaydetti. Sistemin nasıl uygulanacağını da aktaran İstemez, “Satıcı önce, ya aracı bankanın web sayfasından ya mobil uygulamadan veya bizzat şubesine giderek güvenli ödemeyle ilgili işlemini başlatmış olacak. Bu sistemlerden birine girdiği zaman kendi adını, soyadını, T.C. Kimlik Numarasını ve arabasının plakasını girmiş olacak. Ardından alıcının adını soyadını ve T.C. Kimlik Numarasını sisteme girmiş olacak. İşlemlerin ardından bir referans numarası verilecek. Bu referans numarasına istinaden alıcı belirtilen meblağı hesaba yatıracak. Alıcı ve satıcı beraber notere gidecekler. Burada sistem otomatik olarak güvenli ödemenin hem meblağsını hem de taraflarını göreceği için işlem başlatılmış olacak. Noterlikte yapılan işlem bittiği anda alıcının hesaba yatırmış olduğu para 5 dakika içerisinde hesabına geçmiş olacak. Hem alıcı hem satıcı güven içerisinde işlemlerini yapmış olacak” açıklamasında bulundu.
Aracı kuruluşlara ilişkin de bilgilendirmede bulunan İstemez, bunların banka, elektronik para kuruluşu ve ödeme kuruluşları olmak üzere imzalayan kuruluşlardan oluşacağını kaydetti.
“Para transferi güvenli hale gelecek, sahtecilik önlenmiş olacak”
İstemez, uygulamanın sektördeki dolandırıcılıkların giderilmesi açısından önemine değinerek, “Noterlik kurumu güven kurumudur. Bizim varlık sebebimiz kamu düzenin sağlanmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak. Bu Güvenli Ödeme Sistemi de bunun bir parçası. Güvenli Ödeme Sistemi’yle birlikte hem alıcının hem satıcının olası sahte banknot, dolandırılma tehlikesi önlenecek ve para sayma gibi zaman kayıplarından tasarruf yapma gibi faydaları söz konusu olacak. Şimdi bir defa para transferi güvenli hale gelecek. Sahtecilik önlenmiş olacak. Hizmette sağlanan kolaylık sayesinde vatandaşlarda memnuniyet artacak. Bir de kamu düzeni sağlandığı için devlete güven artacak” diye konuştu.
“Bütün ikinci el kara taşıtları bu uygulamaya dahil olacak”
Vatandaşların güven içerisinde gelip işlemlerini noterlerden yapacaklarını ifade eden İstemez, “Biz sistem olarak hazır hale getirdik. Özellikle sistem ikiye aşamada uygulanmaya konuldu. 27 Ağustos tarihinde yetki belgesine dayalı olarak veya yıl içerisinde 3’ten fazla satış yapan vatandaşların yetki belgesi statüsünde kabul edilmesiyle Güvenli Ödeme Sistemi uygulanmıştı. Bununda dışında kalan bütün gerçek ve tüzel kişiler ise yönetmelik gereği 1 ay sonrası olan 27 Eylül’de kapsama dahil edilecek. Dolayısıyla istisnalar dışında bütün ikinci el kara taşıtları bu uygulamaya dahil olacak. Böylece hem alıcının hem satıcının güven içerisinde para transferi yapmasına vesile olacağız” değerlendirmesinde bulundu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>CHP Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu, Türkiye’nin 2024-2028 Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi ve Eylem Planı’nın geçtiğimiz günlerde yayınlanmasının ardından, siber savaş, elektronik harp, suikast ve sabotaj faaliyetlerinin günümüz harekat ortamının temel harp türleri haline geldiğine değindi. Bağcıoğlu, Türkiye çapında siber savunma tatbikatı çağrısında bulunarak şunları kaydetti:
“Çağrı cihazları ve el telsizleri adeta bir silah haline dönüşmüş durumda. Dijital teknolojiye bağımlılık arttıkça, milli güvenliğimiz içinde tehdit oluşturmakta. Hal böyle olunca da tehditlere karşı zafiyetler büyüyor ve ülkemizin güvenliği risk altında kalıyor, bölgedeki son gelişmelerden de anlaşılacağı üzere ivedi tedbirler alınmasını zorunluluk haline gelmiştir.
Bu anlamda; geniş kapsamlı bir siber savunma tatbikatının tüm devlet kurumları ve kritik özel sektör aktörlerinin katılımıyla, mümkün olan en kısa sürede yapılması gerekmektedir. Tatbikatın, olası tüm senaryoları kapsayacak şekilde, gerekirse farklı safhalarda ve günlerde gerçekleştirilmesi ve sivil, askeri unsurlar dahil olmak üzere tüm devlet kurumları bu tatbikata katılmalıdır.”
Bağcıoğlu ayrıca, tatbikatın sadece “yapılmış olmak için” yapılmaması gerektiğini de vurgulayarak 6 Şubat depremleri öncesinde gerçekleştirilen ve çok başarılı olduğu bildirilen deprem tatbikatı ile sonrasında yaşananlara dikkat çekti. Bağcıoğlu, “Deprem sonrası yaşananlar hala hatıralarımızda. Aynı hatalara bir daha düşülmemeli ve gerekli hazırlıklar ciddiyetle yapılmalıdır” dedi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>İkinci el araç alışverişinde yeni dönem başlıyor. Ticaret Bakanlığı ve Türkiye Noterler Birliği işbirliğiyle ikinci el araç alışverişini çok daha güvenli hale getirmek için Güvenli Ödeme Sistemi geliştirildi. 27 Eylül’den itibaren zorunlu hale gelecek olan uygulama ile önce satıcı güvenli ödeme sürecini başlatacak. Satışın onaylanması ile para satıcının hesabına geçecek. Taşıt alım satımında güven tesis edilmesi, dolandırıcılık, sahtecilik ve çalınma risklerinin bertaraf edilmesi amaçlanan uygulamanın nasıl işleyeceğini ise Türkiye Noterler Birliği Başkanı Abdullah İstemez, İhlas Haber Ajansı muhabirine anlattı.
“Hem alıcı hem satıcı güven içerisinde işlemlerini yapmış olacak”
İstemez, Güvenli Ödeme Sistemi’nin noterliklerde yapılan ikinci el kara taşıtı satışlarının güvenli bir şekilde yapılmasıyla ilgili olduğunu ve bununla alıcı ve satıcının araç bedelini güvenli bir şekilde aktaracağını kaydetti. Sistemin nasıl uygulanacağını da aktaran İstemez, “Satıcı önce ya aracı bankanın web sayfasından ya mobil uygulamadan veya bizzat şubesine giderek güvenli ödemeyle ilgili işlemini başlatmış olacak. Bu sistemlerden birine girdiği zaman kendi adını, soyadını, T.C. kimlik numarasını ve arabasının plakasını girmiş olacak. Ardından alıcının adını soyadını ve T.C. kimlik numarasını sisteme girmiş olacak. İşlemlerin ardından bir referans numarası verilecek. Bu referans numarasına istinaden alıcı belirtilen meblağı hesaba yatıracak. Alıcı ve satıcı beraber notere gidecekler. Burada sistem otomatik olarak güvenli ödemenin hem meblağsını hem de taraflarını göreceği için işlem başlatılmış olacak. Noterlikte yapılan işlem bittiği anda alıcının hesaba yatırmış olduğu para 5 dakika içerisinde hesabına geçmiş olacak. Hem alıcı hem satıcı güven içerisinde işlemlerini yapmış olacak” açıklamasında bulundu.
Aracı kuruluşlara ilişkin de bilgi veren İstemez, bunların banka, elektronik para kuruluşu ve ödeme kuruluşları olmak üzere imzalayan kuruluşlardan oluşacağını kaydetti.
“Para transferi güvenli hale gelecek, sahtecilik önlenmiş olacak”
İstemez, uygulamanın sektördeki dolandırıcılıkların giderilmesi açısından önemine değinerek, “Noterlik kurumu güven kurumudur. Bizim varlık sebebimiz kamu düzeninin sağlanmasına yönelik faaliyetlerde bulunmak. Bu Güvenli Ödeme Sistemi de bunun bir parçası. Güvenli Ödeme Sistemi’yle birlikte hem alıcının hem satıcının muhtemel sahte banknot, dolandırılma tehlikesi önlenecek ve para sayma gibi zaman kayıplarından tasarruf yapma gibi faydaları söz konusu olacak. Şimdi bir defa para transferi güvenli hale gelecek, sahtecilik önlenmiş olacak. Hizmette sağlanan kolaylık sayesinde vatandaşlarda memnuniyet artacak. Bir de kamu düzeni sağlandığı için devlete güven artacak” diye konuştu.
“Bütün ikinci el kara taşıtları bu uygulamaya dahil olacak”
Vatandaşların güven içerisinde gelip işlemlerini noterlerden yapacaklarını ifade eden İstemez, “Biz sistem olarak hazır hale getirdik. Özellikle sistem iki aşamada uygulanmaya konuldu. 27 Ağustos tarihinde yetki belgesine dayalı olarak veya yıl içerisinde 3’ten fazla satış yapan vatandaşların yetki belgesi statüsünde kabul edilmesiyle Güvenli Ödeme Sistemi uygulanmıştı. Bunun dışında kalan bütün gerçek ve tüzel kişiler ise yönetmelik gereği 1 ay sonrası olan 27 Eylül’de kapsama
dahil edilecek. Dolayısıyla istisnalar dışında bütün ikinci el kara taşıtları bu uygulamaya dahil olacak. Böylece hem alıcının hem satıcının güven içerisinde para transferi yapmasına vesile olacağız” değerlendirmesinde bulundu. – ANKARA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Dr. Kasapoğlu, Denizli programına bir tekstil fabrikasını ziyaret ederek başladı. Burada Pamukkale eski Belediye Başkanı Hüseyin Gürlesin ve fabrika çalışanlarıyla bir araya gelen Kasapoğlu daha sonra AK Parti Pamukkale İlçe Başkanlığına geçerek burada bulunan partililerle bir toplantıya katıldı. Mehmet Kasapoğlu, AK Parti Pamukkale ilçe başkanlığında yaptığı konuşmada, “Hem Denizli genelinde hem de Pamukkale’de yaptığımız spor tesisleriyle, gençlik yatırımlarıyla, bu toprakların evlatlarına yıllarca hizmet edecek güçlü bir altyapıyı birlikte inşa ettik. Tüm bu eserlerimizle gurur duyuyoruz. Hizmet etmek herkese nasip olmaz. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 23 yıllık bir gönül hareketi, hizmet siyaseti var. Amacımız, davamız 85 milyon insanımızın mutlu olması, derdine derman olunması. Eminim ki bundan sonra da Türkiye Yüzyılında çok daha yüksek hedeflere birlikte ulaşacağız. Bu 23 yıllık süreçte emek, gayret ve birliktelik var. Bu birlikteliğin, güzel tablonun temelinde de AK Parti teşkilatlarımız var. Teşkilatlarımız tüm kademeleriyle bu ülkenin evlatları için gençleri, kadınları için durmadan çalışıyor. Öz eleştirimizi yaparak, varsa eksiklerimizi ortaya koyarak tüm kademelerimizle bu yolu daha güçlü nasıl yürüyeceğimizi belirleyip koşar adım milletin hizmetinde olmaya devam edeceğiz. Çünkü bu davanın temelinde dinamizm var, yenilenme var, tazelenme ve umut var. Biz ‘iki günü eşit olan ziyandadır’ düşüncesiyle hep daha iyisini bulma, farklılık oluşturma felsefesindeyiz. İşte önümüzde bir kongre süreci var. Liyakatiyle, gayretiyle, inanmışlığıyla bu harekete omuz veren tüm dava arkadaşlarımızla bu yolu yürümeye devam edeceğiz. ‘Türkiye Buluşmaları’ serimizi Pamukkale’den başlattık. Teşkilatlarımızla ve milletimizle her zaman olduğu gibi bir araya gelip hasbihal etmeye devam edeceğiz.” dedi.
Mehmet Kasapoğlu Ak Parti Pamukkale ilçe başkanlığı ziyaretinin ardından Güzelpınar ve Akköy köylerinde vatandaşlarla bir araya gelerek sohbet etti.
“Golbol milli sporcularımız yalnız Denizli’nin değil Türkiye’nin gururları”
Dr. Kasapoğlu stat incelemesinin ardından Paris Paralimpik oyunlarında Türkiye’yi temsil ederek şampiyonluğa ulaşan Golbol paralimpik Takımı oyuncularından Şeydanur Kaplan ve Berfin Altan’la bir araya geldi. Denizli Merkezefendi ilçesinde Şeydanur Kaplan’ın evinde gerçekleşen buluşmada Kasapoğlu, Paralimpik oyunlarına üst üste üçüncü kez altın madalya alarak şampiyon olan sporcuları kutlarken hem Paris Paralimpik oyunları hazırlık sürecini hem de Tokyo Paralimpik oyunlarındaki hatıralarını tazelediler. Kasapoğlu, şampiyon sporcularla yaptığı görüşmede, “Sizler yalnızca burada bulunan kıymetli ailelerinizin ve Denizli’nin değil, Türkiye’nin gururusunuz. Üst üste üçüncü kez şampiyonluk demek bu sporun artık rol modeli oldunuz demektir. Sizden sonra gelecek nesiller sizin başarılarınızı örnek alacak ve sizlerin başarılarına erişmeye çalışacaklar. Bu hem gurur verici hem de mesuliyet gerektiren bir başarı. Sizler Türkiye’nin örnek sporcularısınız. Sizi uzun yıllardır tanıyorum, birçok vesile ile sohbetlerimiz oldu her sohbetimizde karşımda duran güzel gönüllü sporcularla gurur duydum. Bu şampiyonluğun arkasında elbette çok kişi var ancak ailenin özellikle annelerin yeri ayrı. Size verdikleri destek için özellikle onlara teşekkür ederim. Başarılarınızla, azminizle göğsümüzü kabarttınız. Canı gönülden tebrik ediyorum.” ifadelerini kullandı.
Golbol milli takım sporcusu Sevda Altunoluk’la da bir telefon görüşmesi de yapan Kasapoğlu, milli sporcuları tekrar bir araya gelmek üzere TBMM’ye davet etti. Dr. Mehmet Kasapoğlu milli sporcularla gerçekleştirdiği buluşmanın ardından Gülay Kaynak Anadolu Lisesi Ragbi Takımı ve dereceye giren Judo sporcularıyla da bir araya geldi. Kasapoğlu burada genç sporcuların yoğun ilgisiyle karşılaştı.
Dr. Mehmet Kasapoğlu, AK Parti Türkiye Buluşmaları kapsamında gittiği Pamukkale’de, 2022 yılında açılışını gerçekleştirdikleri Güzelpınar ve Akköy statları ile 2 bin 796 kişi kapasiteli 7 blok ve sosyal tesisten oluşan Pamukkale Kız Öğrenci yurdu ve Kınıklı Spor tesisleri ziyaretiyle devam etti. Burada bir açıklama yapan Dr. Kasapoğlu, “Bu statların ve bu muhteşem yurdumuzun protokollerini imzaladığımız günden açılışını yaptığımız güne kadar tüm süreçleri özenle planladık. Hizmet siyaseti dediğimiz, gönülden hizmet dediğimiz işte burada ete kemiğe bürünmüş şekilde karşımızda duruyor. Ortaya koyduğumuz eserlerin milletimizin hizmetinde olduğunu, gençlerin, çocukların ve tüm sporseverlerin bu tesislerden yararlandığını görmek mutluluk verici.” dedi.
“Denizli’de yurt sorunu kalmadı”
Kasapoğlu, Pamukkale Kız Öğrenci Yurdu’nda yaptığı açıklamada, “Bakın bu yıl Denizli merkezde yurt başvurusunda bulunan tüm öğrencilerimiz istisnasız yerleştirildi. Başvurup açıkta kalan, kız ya da erkek, bir tek öğrencimiz bile yok. Türkiye benzersiz bir yurt altyapısına sahip. Buralara kolay gelinmedi. Ancak planlı ve sistemli bir büyüme ile bu başarı sağlanabilirdi. Gençlerimizin üniversite yıllarındaki evi olacak bu mekanların her bir metrekaresi için özenli ve titiz çalışmalar yaptık. Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gençlerimiz için çalışmaya ve üretmeye devam edeceğiz.” ifadelerini kullandı.
“Bu ülke şehitlerimizin bize emaneti”
Denizli programının son bölümünde 2016 yılında DiyarbakırLice’de şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Özkan Bilgiç’in ailesini ziyaret eden Dr. Kasapoğlu, “Tüm şehitlerimiz bizim kırmızı çizgimiz. Bugün ülkemizde huzurla yaşayabiliyorsak şehitlerimiz sayesindedir. Bu ülke ve kıymetli aileleri aziz şehitlerimizin bize emanetidir. Bu emaneti canımız pahasına korumaya ve el üstünde tutmaya devam edeceğiz Onlar Allah katında mükafatların en güzeli ile şerefleniyorlar” ifadelerini kullandı.
Kasapoğlu, daha sonra tüm şehitler için dua okuyarak evden ayrıldı. – DENİZLİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Gaziantep Kültür Yolu Festivali açılışı Bakan Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirildi. Açılış toplantısında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Nuri Ersoy, Türkiye’nin dünyada turizm konusunda ilk 5’te yer aldığını belirterek, turizmden 60 milyar dolar gelir elde etmeyi hedeflediklerini vurguladı.
Bakan Ersoy, “Ülkemizin kültür ve sanat alanındaki en büyük organizasyonu Türkiye Kültür Yolu Festivalleri’nin Gaziantep ayağında sizlerle bir arada olmaktan duyduğum memnuniyeti ifade ederek sözlerime başlamak istiyorum. Dört yıl önce yalnız bir bölgede ve bir şehirde başladığımız Kültür Yolu Festivalini 4 yıl gibi çok kısa bir sürede 7 bölgeye ulaştırmış durumdayız. Bu yıl 16 şehrimizde gerçekleştirdiğimiz festival ülkemizin en büyük ve en zengin marka projelerinden biri haline geldi. Şehirlerimizin marka değerine önemli katkılar sağlayan festivalin kapasitesini inşallah her yıl daha da yukarılara çekeceğiz. Kültür ve Sanatla bütünleşmiş bir turizm vizyonuyla ortaya konan kültür politikalarının bir sonucu olan Türkiye Kültür Yolu Festivali, katılımcı sayısı ile bugün dünyanın en büyük festivallerinin başında geliyor. Dört yıl içinde, Avrupa’nın en seçkin kültür sanat festivallerini bünyesinde barındıran Avrupa Festivaller Birliği üyeliğine kabul edilmemiz ne kadar başarılı çalışmalar ortaya koyduğumuzu göstermektedir” dedi.
“Türkiye, dünyada turizm konusunda ilk 5’te yer almaktadır”
Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, Türkiye’nin dünyada turizm konusunda ilk 5’te yer aldığını belirterek, “Ülkemiz, turizm konusunda dünyanın en güçlü potansiyeline sahip ülkeleri arasında bulunmaktadır. Ancak bu potansiyel geçmiş dönemlerde maalesef doğru değerlendirilmedi. Türkiye’de turizm dendiğinde sadece deniz, kum, plaj anlaşılıyordu. Fakat doğa harikası sahillerimizle ilgili dahi gereken çalışmalar yapılmamıştı. Biz, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde turizm konusunda devrim niteliğinde kararlar alarak Türkiye’de turizmin niteliğini arttıracak, turizmi 12 aya çıkaracak ve Türkiye’nin dünya turizm pastasından çok daha güçlü bir pay alabilmesini sağlayacak çalışmalar yaptık. Yapmış olduğumuz bu çalışmalar neticesinde bugün Türkiye, dünyada turizm konusunda ilk 5’te yer almaktadır” dedi.
“Turizmde 60 milyar dolar gelir elde etmeyi hedefliyoruz”
Bakan Ersoy, “2002 yılında ülkemize 13 milyon turist gelirken turizmden elde ettiğimiz gelir 12 milyar dolardı. Bugün biz 60 milyon turist hedefine doğru emin adımlarla yolumuzda ilerlerken 60 milyar dolar gelir elde etmeyi hedefliyoruz. İşte bu başarıların altında doğru politikalar geliştirmek ve alınan kuralları uygulama iradesi yatmaktadır. Bu doğru politikalardan biri de her yaş ve kesimden vatandaşımızın kültür ve sanatın her dalına kolay ve yoğun şekilde erişim sağlayabildiği bu tarz festivallerdir” şeklinde konuştu.
“Turizmde çeşitliliği arttırdık”
Bakan Ersoy turizmde çeşitliliği arttırdıklarını belirterek, “2021 yılında 2 binden fazla sanatçının katılımıyla başlayan festivalimize her geçen dönem Türkiye ve dünyadan farklı sanatçıları ve sanat kurumlarını dahil ettik. 2023 yılına gelindiğinde festivale katılım sağlayan sanatçı sayısı çok daha yüksek seviyelere ulaştı. Bu yılki hedefimiz ise bu sayıları daha da yukarılara çekmek. Gerçekleştirdiğimiz etkinliklere halkımızın katılımı, sanatseverlerin yoğun ilgi göstermesi, ne denli doğru bir çalışma yaptığımızı gösteriyor. Ayrıca turizmdeki başarımızın altında yatan nedenlerden biri de turizmdeki çeşitliliği arttırıp, tarih, inanç, kültür, doğa, sağlık, gastronomi gibi alanlarda da önemli çalışmaları hayata geçirmek olmuştur. Gastronomi dendiğinde de artık sadece Türkiye’de değil dünyada ilk akla gelen şehirlerden biri de Gaziantep’tir. Şehrimizin bu konuda sahip olduğu potansiyelin farkındayız. Tarihi İpek Yolu’nun üzerinde bulunan, Anadolu tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, mimarisi, doğası ve benzersiz gastronomi kültürüyle herkesi kendine hayran bırakan kadim Gaziantep’in marka değerine katkı sağlayacak çalışmalara her zaman destek olduk ve destek olmaya devam edeceğiz. Evet, Gaziantep bugün, sahip olduğu tarihiyle, kültürüyle, ekonomisiyle, turizm imkanlarıyla ve gastronomisiyle ülkemizin önde gelen şehirlerinden biridir. Fakat bize ve hatta hepimize bu konuda düşen ise bu özel şehrin tüm güzelliklerini, tarihini ve değerlerini daha da görünür ve bilinir kılıp dünyaya tanıtmaktır. İşte biz bu anlayışla aylardır özenli bir şekilde çalışarak Gastroantep Kültür Yolu festivali için 9 günlük bir program hazırladık. Bu yıl ikinci kez Türkiye Kültür Yolu Festivali rotasında yer alan Gaziantep’te festival, 14 EylülCumartesi günü başlayacak ve 22 Eylül Pazar gününe kadar konserler, sergiler, söyleşiler ve her yaşa uygun etkinliklerle devam edecek. Festival kapsamında 50’ye yakın noktada 500 civarı etkinlik planladık. 1000’e yakın sanatçımız da sanatseverlerle buluşacak. Bu kapsamda tam 21 noktayı Festival Lezzet Durağı olarak belirledik. Belli kriterlerle seçtiğimiz bu noktalarda asırlara dayanan lezzetleri hikayesiyle, malzemesiyle ziyaretçilerimiz deneyimleme imkanına sahip olacaklar. Ayrıca şehirdeki kültür-sanat mekanlarının, müze ve ören yerlerinin hemen hemen tamamı festivalimize ev sahipliği yapacak ve sanatseverlerimizi misafir edecek” ifadelerini kullandı.
“12 bin 154 eserin Türkiye’ye dönmesini sağladık”
Yurtdışına kaçırılan eserlerin geri getirildiğini belirten Bakan Ersoy, “Öte yandan güzel bir gelişmenin de müjdesini sizinle paylaşmak istiyorum. Kültürel mirasımızın en nadide parçaları Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Kaçakçılıkla Mücadele Dairesi Başkanlığının çalışmalarının ardından 14 tarihi eserimiz daha yeniden Vatan topraklarında. Boubon Antik Kenti kökenli iki bronz heykel başı ve anıtsal boyutlarda bir bronz kadın heykelinin yanı sıra, çeşitli dönemlere ait seramik eserler, madeni paralar, bir mücevher parçası ve Osmanlı dönemine ait iki hançerden oluşan 14 arkeolojik ve etnografik eser yıllar süren çabanın ardından yeniden milletimizin kültürel mirasına katıldı. Türkiye’nin tarihi zenginliklerini koruma kararlılığıyla yürüttüğümüz bu çalışmalarda Manhattan Bölge Savcılığı ve Amerikan İç Güvenlik Soruşturma Birimi’ne destekleri için özellikle teşekkür ediyorum. Doğduğu topraklara dönen son eserlerimizle birlikte 2024 yılında 35 eserin iadesi sağlandı. 2018 yılından bu yana 7 bin 839 eser ülkemize dönerken 2002 yılından bu yana 12 bin 154 eserin Türkiye’ye dönmesini sağladık. Bu eseler binlerce yıllık geçmişimizin ve köklü mirasımızın sembolleri olarak ait oldukları yerde korunarak gelecek nesillere aktarılacak. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak Gaziantep’in kültür ve sanat hayatına her alanda katkı sağlamaya devam edeceğimizi sizlerin huzurunda bir kez daha ifade etmek istiyorum. İnşallah hep birlikte el ele vererek, kadim şehrimiz Gaziantep’in dünyadaki yıldızını daha da parlatacağız. Bu güzel şehrin gelişimine katkı sağlayan herkese ayrı ayrı teşekkürlerimi sunuyor, Gastroantep Kültür Yolu festivalinin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum” ifadelerine yer verdi.
Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, GastroAntep Kültür Yolu Festivali’ne katılacak olan Bakan Ersoy’a katılımından ve desteklerinden dolayı teşekkür etti. Şahin, “GastroAntep’i biz yıllardır yapıyoruz. Kültür Yolu’na dahil olunca biz evrensel bir bakışla bir dünya şehri normuna geldik. Çok önemli bir zaman dilimine şahitlik ediyoruz. Kültür bir kimliktir. Medeniyetimizin aynası ve özüdür, mayasıdır. Bizi biz yapan değerlerdir. Bizi diğerlerinden ayıran şey bu duruştur. Kültür Yolu’nun, bizi biz yapan medeniyet yolunun ne kadar önemli bir olduğu zaman diliminden geçiyoruz. Bizi biz yapan değerlerde kültür dediğimiz şey, Anadolu irfanıdır, Ahi evrandır. Bu şehir misafirperverdir. Bu şehir Ahi evranın devamı olan bütün değerleri özümsemiş, hoşgörü ve merhamet şehridir. Kültür ve sanat dediğiniz şey bizi birleştiriyor. Aklıselim, kalbi selim, zevki selim bir şehir için, mutlu şehir için yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var. Yemek dediğiniz şey yemek sanattır diyor. Yemek sanatı, senin tencerede gördüğün coğrafyadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı en büyük mirastır bilim ve akıl. Bilim ve akıl o coğrafyanın içerisindeki alaca çorbanın, Mezopotamya’nın en güzel nohutunun, maltıhasının, makarnalık ununu yetiştiren bir şehrin Doğu Akdeniz’e geçen hattıyız. Gastronomiye, Gastroekonomi dedik. Bilerek söyledik. Bu şehri eğitim şehri, bilim şehri, spor şehri, kültür ve sanat şehri yapacağız. Hep birlikte başaracağız. Bu şehre sevgi tohumu ekeceğiz. İyilik kazanacak. Yaşatanlar kazanacak. Gaziantep modeli bir Türkiye, bir modeli olana kadar kültür ve sanat hak ettiği yeri bulana kadar hep birlikte çalışacağız” diye konuştu. – GAZİANTEP
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Ömer Çelik şunları söyledi: Sayın Cumhurbaşkanımız Türkiye’nin güvenlik ve dış politikasına ilişkin çok net mesajlar verdi. Burada üç kuvvetten de kadın teğmenler birincilikle çıktı. Ortaya çıkan görüntüyle ilgili olarak, ilk başta söyledim, demokratik denetim mekanizmaları çalışıyor, dedim. TSK için de geçerlidir bu. Asker-sivil ilişkilerin yerli yerine oturtulması konusunda büyük tecrübemiz var.

‘ASKERLİK YÜZDE 100 DİSİPLİN GEREKTİRİR’
Burada hassasiyet gösterilen konu, alternatif yemin konusunun ortaya çıkmaya sözkonusudur. Askerlik yüzde 100 disiplin gerektirir. Geçmişte yeni mezunların, bazı emekli askerlerin vesairenin başka türlü kodlamaya çalıştığını da biliyoruz. 27 Nisan sürecinde de gördük. Başka zamanlarda da gördük. Bütün bu çerçeveyi 360 derece görebilecek durumdayız. Buradan antidemokratik bir hareketlilik mi var diye hassasiyetini gösteren vatandaşlarımızın söyledikleri son derece saygıdeğer. Birileri sosyal medyada ‘bu hükümete karşı yapıldı, mesaj verildi’ gibisinden mesajlar incelenecektir.
‘HER İKİ TARAFIN DA YAPTIĞI DİSİPLİNSİZLİK’
Bugün Cumhurbaşkanımızın konuşmasında ifade ettiği gibi ilk sonuçlarının da çıktığı görülüyor. Cumhurbaşkanımız anayasa gereği ordularımızın başkomutanıdır. Geçen sene hatırlarsanız bir olay olmuştu. Atatürk rozeti takıp takmamayla ilgili. Daha sonra buna müdahale sözkonusu olmuştu. O zaman da Atatürk rozeti taktı, takmadı üzerinden tartışma yürütüldü. Burada her iki tarafın da yaptığı disiplinsizlik. Sonuçta bu incelendi ve gereği yapıldı.

‘ORDU MİLLETİN GÖZBEBEĞİDİR’
Büyük çoğunluğu itibariyle böyle bir mezuniyet töreninden sonra topyekün suçlamaya gitmek, çirkin ifadeler kullanmak da doğru değil. Demokratik mekanizmalar işliyor şu anda. Kasıt, ihmal, disiplinsizlik bu bağlamda incelenecek ve gereği yapılacak. Ben siyaset tarafında durduğum için. Soruşturmanın sonucunu görelim. Cumhurbaşkanımızın bugünkü açıklaması net bir şekilde ifade ediyor. Anti demokratik motivasyonla hareket edenler de tespit edildiği ortaya çıkıyor. Bunlar incelenecektir. Demokrasi konusunda mutlak ve kesin bir hassasiyet olması lazım. TSK’yı en çok yıpratan şey, bu darbeler, postmodern darbeler, kalkışmalar çerçevesinde TSK’nın istismar edilmesidir. Silahlı güç meşruiyetini cumhuriyetten alır. Ordu milletin gözbebeğidir. Geçmişe doğru okuma yaptığınızda bütün darbeler dış odaklı projedir. Türkiye’nin egemenlik sistemine çökmek isteyen, milli dinamikler dışında istikamet vermek isteyenlerin ürettiği projelerdir darbe. En büyük yanlış silahlı kuvvetin kendi milletine silah çekmesidir. Bu konuda vatandaşlarımızın hassasiyet göstermesi son derece önemlidir.
‘KASIT MIDIR, İHMAL MİDİR BUNLAR DEĞERLENDİRİLECEKTİR’
Çok uzun zaman boyunca, AK Parti kurulduğundan 15 yıl sonrasına kadar en önemli mottolardan birisi sivil siyasetin üstünlüğüdür. Bir mesele darbe midir, kalkışma mıdır, disiplinsizlik midir, kasıt mıdır, ihmal midir bunlar farklı farklı şeylerdir. Bunlar değerlendirilecektir. Farklı yemin okuma meselesinin düzenlenmesi gerektiği net bir şekilde açıktır. Sayın Özgür Özel ‘Atatürk diyen çocuklara soruşturma açıyorsunuz’ diyor. Bu yanlıştır. Burada disiplinsizliğe soruşturma açılıyor. 27 Nisan’da muhtıra teşebbüsünde Atatürkçü düşünceye uygun Cumhurbaşkanı diyordu. Bu askeri bürokrasinin işi değil ki? Bu tartışmayı Atatürk eksenine taşıdığınız zaman asıl mecrasından çıkarıyorsunuz. Ağır tecrübelerimiz var, gösterilen hassasiyet normal. Burada mesele, güvenlik mekanizmasının siyasi odak haline getirilmesidir.

Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Adana’da nisan ayında başlayan festival yolculuğu Şanlıurfa, Bursa, Samsun, Trabzon, Van, Nevşehir ve Erzurum’un ardından 9’uncu durağı Çanakkale’de devam ediyor.
Etkinlikler kapsamında kurulan ve birbirinden renkli aktiviteler, atölye çalışmaları, sahne gösterileri, tiyatro oyunları, çocuk oyun alanları ve daha birçok etkinliğin yer aldığı Çocuk Köyü, miniklere eğlenceli anlar yaşatıyor.
Çocukların ekranlardan tanıdığı çizgi film karakterlerinin sahne gösterileri, panayır çadırları, tematik oyun alanları, müzik, drama, dans, bale ve resim gibi sanat eğitimlerinin yapıldığı aktivite çadırları festival boyunca bu alanda yer alıyor.
Çanakkale’de 8 Eylül’de sona erecek festivalin en renkli etkinliklerinden biri olan Anadolu Hamidiye Tabyası Çocuk Etkinlik Alanı’nın misafirleri, okulların açılmasına sayılı günler kala bu alanda gönüllerince eğleniyor.
Türkiye Kültür Yolu Festivallerinde çocuk etkinlikleri gerçekleştiren tiyatro sanatçısı ve çocuk kitapları yazarı Özgür Özgülgün, AA muhabirine, festival kapsamında gittikleri şehirlerde çok güzel çocuk etkinlik alanlarının oluşturulduğunu, sahneler kurulduğunu söyledi.
Özgülgün, bu kapsamda geleneksel Türk tiyatrosunun temelini oluşturan gölge oyunu Karagöz ile Hacivat’ın yanı sıra hikaye anlatımı, çocukların fiziksel aktivitelerini geliştirecek büyük şişme balonlar, pedagojik yardım alınarak hazırlanan oyunlar, Troya Müzesi’nin görüntülü olarak kamyon içinde gösterilmesi ve okçuluk gibi miniklerin psikomotor gelişimlerine katkı sağlayan etkinliklerin yer aldığını dile getirdi.
Festivaller en çok çocukları mutlu ediyor
Bir kente festival geliyorsa, bundan en çok çocukların mutlu olduğunu vurgulayan Özgülgün, “Çocuklara yaptığımız yatırım, 10, 20, 30 yıl sonra bize geri dönüyor. Bizim bütün varlığımız, geleceğimiz çocuklar. Onlara yapılan yatırım hiçbir zaman boşa gitmiyor. Bir kente festival gelince çocuklar o festivalin içinde ücretsiz olarak sabahtan akşama kadar vakit geçirdiklerinde bunu hiç unutmayacaklar. Belki arkadaşlarına, dostlarına, okulda öğretmenlerine anlatacaklar. Bu bir kartopuyken çığ gibi büyüyecek. Her sene gelişen bir kültür festivali var. O kültür festivaliyle ilgili çocuk belki oturduğu şehrin bir müzesine gidecek.” diye konuştu.
Ayrıca, Troya Müzesi’nde Karagöz ile Hacivat gösterisinin düzenlendiğini anlatan Özgülgün, çocukların bu oyunda kendi geçmişini, tarihsel sürecini görüp çok mutlu olduklarını ifade etti.
Gölge oyunu gösterimlerinin sürmesini isteyen anne ve babaların müzeye mesaj gönderdiğini aktaran Özgülgün, “Önümüzdeki yıl Çanakkale Kültür Yolu Festivali yine var. Belki müze içinde bir dans, enstrüman, tiyatro ya da sergi olacak. Çocuğun müzeye 2-3 kere gelmesini sağlayacak nitelikte etkinlikler olacak.” dedi.
Özgülgün, sahnedeki sanatçıların tamamının konservatuar mezunu olduğunu, çocuk etkinliklerini bundan dolayı çok önemsediğini belirtti.
Bu tür çalışmaların kendisini geliştirmesine de katkı sağladığını söyleyen Özgülgün, şunları kaydetti:
“Sahne üzerinde bir şey yapmak, maraton koşmak gibidir. Koşmadığınız zaman enerjiniz bitiyor, çabuk yorulmaya başlıyorsunuz. Kültür Yolları ile her türlü faaliyeti gerçekleştirdiğinizde maraton koşucusu gibi genç ve dinamik oluyorsunuz. Siz de onların yaş grubuna inmiş oluyorsunuz. Onlarla bir şey yaratmanın güzelliği ve o festivalde örtüşmesi, geleceğin en büyük yatırımı olan çocuklara çok faydalı oluyor. Önemli olan eğlenmek. Festivallerin amacı sosyalleşmek, bir arada olabilmek, kentin turizmine katkı sağlamak, kentteki kültürel varlıkların kendi varlığımız olduğunu bilip, onlarla kaynaşıp çok daha ileri götürmek. Festival kapsamında gittiğimiz her yerde minimum 50 bin çocuğa ulaşmış oluyoruz. Çünkü 9 gün boyunca kentteki en büyük alanda yapılıyor. Bugün yaptığınız bir şey seneye, ondan sonraki senelerde karşılığını buluyor. Festivalle, sanat ortamı içinde büyüyen bir çocuk vatanına, milletine, ailesine faydalı, başarılı, evrensel ve kültürün değerini bilen bir çocuk olarak yetişiyor. Bu anlamda Türkiye Kültür Yolu Festivallerinin çocuklara yaptığı yatırımı çok kıymetli buluyorum.”
Özgür Özgülgün, Anadolu coğrafyasının örf ve adetlerinin festival potası altında eritilerek hiç bilinmeyen bir bölgede, başka bir yerin halk oyununu, tiyatrosunu oynamanın, hikayesini icra etmenin, enstrümanını çalmanın, her bölgenin bir çatı altında etkileşimini sağladığını sözlerine ekledi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Genç İHH, Uluslararası Doğu Türkistan STK’lar Birliği ve Doğu Türkistan Nuzugum Kültür ve Aile Derneği, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Çin yönetiminin Doğu Türkistanlı kadınlara yönelik işlediği zulümleri protesto etmek için 61 ilde yürüyüş düzenledi.
“DOĞU TÜRKİSTANLI KADINLARA SES VERİN”
İstanbul’daki eylem, Fatih Camii’nden Saraçhane Parkı’na kadar yapılan yürüyüşle başladı. Yürüyüşün varış noktasında ise ortak basın açıklaması yapıldı. “Doğu Türkistanlı Kadınlara Ses Verin!” başlığıyla düzenlenen basın açıklamasını Doğu Türkistan Nuzugum Kültür ve Aile Derneği Başkanı Müzeyyen Özuygur yaptı.
Kadınlar, 8 Mart’ta Doğu Türkistan için yürüdü – VİDEO
“HAK İHLALLERİ SON BULMALI”
Açıklamada, “Doğu Türkistan bölgesinde illegal yollarla kurulan toplama kamplarında kadınlığı, anneliği ve en başta insanlığı gasp eden bu işgali kınıyoruz. Günümüzde Doğu Türkistan’da olduğu gibi kadınlar savaşların en çok kaybeden cephesi olmuştur. Suriye, Yemen, Libya, Filistin ve Mısır’da çatışma ortasında kalan kadınların uluslararası sözleşmelerdeki haklarının ihlal edildiğine dikkat çekmek ve bu ihlallerin son bulması için kanunların icra edilmesi gerekliliğini belirtmek için buradayız” ifadeleri kullanıldı.

“KAMPLARDA BİRÇOK ZULÜM YAŞANIYOR”
Açıklamada ayrıca, “Sadece Doğu Türkistan’ın Hoten bölgesinde 15 bin kadının tutulduğu bir kamp olması çok sayıda kadının sesi olmamız gerektiği gerçeğini bir kez daha göstermektedir. Kamplarda; haksız ve keyfi tutuklama, hapsedilme, işkence ve toplu tecavüz, zorunlu kürtaj ve kısırlaştırma uygulaması, dini anlam ifade eden isimlerin değiştirilmesi, Aile Olmak Projesi adı altında ev içine Çinli erkeği zorla sokma, aile parçalanması ve çocukların annelerden alınması ile kültürel ve inanca dair faaliyetlerin tamamen yasaklanması gibi pek çok hak ihlali ve zulüm yaşanıyor.” ifadelerine yer verildi.

“BM, ÇİN’İ DURDURMAKLA SORUMLU”
Açıklamada son olarak, “Çin’in hak ihlalleri, uluslararası hukuka göre soykırım ve insanlığa karşı suçlar kategorisinde olan suçlardır. Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyesidir ve Birleşmiş Milletler bünyesindeki çok sayıda insan hakları sözleşmesine taraftır. BM ve BM üyesi tüm devletler Çin’in yapmış olduğu bu suçları durdurmakla sorumludur.” denildi.

“ÇİN YÖNETİMİ SOYKIRIM VE ASİMİLASYON YÜRÜTÜYOR”
Yeniden Refah Partisi İstanbul Kadın Kolları Başkanı Ayşe Nur Aslan, Doğu Türkistan’daki zulümlerin 70 yılı aşkın süredir devam ettiğini belirtti. Aslan, “Doğu Türkistan’da 30 milyon insan Müslüman oldukları için Çin tarafından zulme uğruyor. Çin, kadın, çocuk ve yaşlı ayrımı dahi gözetmeden sistematik asimilasyon ve soykırım faaliyeti yürütüyor.” dedi.

“ULUSLARARASI ÖRGÜTLER HAREKETE GEÇMELİ”
Hüda Par İstanbul Kadın Kolları Başkanı Münevver Aktaş da, uluslararası örgütlerin zulümler karşısında çifte standart uygulamaması ve harekete geçerek yaptırımlar uygulaması gerektiğini belirtti.

Tesettür Seferberliği Platformu Başkanı Mürvet Cengiz ise, “Çin, Doğu Türkistanlı Müslüman Uygur halkına karşı baskı, tecrit, işkence, zulüm, katletme, aile ve özel yaşantıdan mahrum bırakma, dini ve kültürel haklarını ellerinden alarak asimile etmeye çalışmak gibi sayısız suç işliyor. Sistematik bir soykırım yapıyor” ifadelerini kullandı.
Eylem, yapılan konuşmaların ardından sona erdi.











Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>” Kars, Ardahan ve IğdırTürkiye’nin enerjisine enerji katan üç şehirdir”
“Hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın doğalgaz ve petrol arzına çok önemli katkılar yapan üç önemli ve güzide şehrimizdir”
ANKARA – Ankara’da düzenlenen ‘Kars-Ardahan-Iğdır Lezzetleri ve Kültür Festivali’nde konuşan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Doğalgazın ulaşmadığı ilçe ve beldelerimizi de doğalgazla buluşturmak istiyoruz” dedi.
Ankara’nın Altındağ ilçesinde bulunan Başkent Millet Bahçesinde Kars-Ardahan-Iğdır Dernekler Federasyonu’nun düzenlediği ‘Kars-Ardahan-Iğdır Lezzetleri ve Kültür Festivali’ başladı. 3 şehre özel yemekler Başkentte görücüye çıktı. Etkinliğe getirilen kazlardan birine ise yılın altın kaz ödülü verildi. Ardahan’ın Göle ilçesinden gelen kaşar üreticileri Ankaralılara geleneksel kaşar yapımını uygulamalı olarak gösterdi. Etkinlik, 8 EylülPazar günü saat 22.00’de son bulacak.
“Kars, Ardahan ve Iğdır Türkiye’nin enerjisine enerji katan üç şehirdir”
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, enerji açısından Kars, Ardahan ve Iğdır’ın Türkiye’nin enerjisine katkı sağlayan önemli şehirler olduğunu ifade etti. Bu şehirlerde Türkiye’nin elektriğinin üretildiğine ve hidroelektrik santrallerden enerji sağlandığına değinen Bakan Bayraktar, “Kars, Ardahan ve Iğdır’da Türkiye’nin en önemli güneş potansiyelini, güneş enerjisinden elektrik üretimi için bu şehirleri değerlendiriyoruz. Ama bunların ötesinde; Kars, Ardahan ve Iğdır sadece Türkiye için değil aynı zamanda dünya ve Avrupa için Bakü-Tiflis- Ceyhan ile Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi’yle hem Türkiye’nin hem de Avrupa’nın doğalgaz ve petrol arzına çok önemli katkılar yapan üç önemli ve güzide şehrimizdir. Sadece balıyla, peyniriyle, kaz etiyle değil bize verdiği enerjinin yanı sıra doğalgazıyla, petrolüyle, beton iletimiyle ve elektrik üretimiyle Kars, Ardahan ve Iğdır Türkiye’nin enerjisine enerji katan üç şehirdir” diye konuştu.
“Doğalgazın ulaşmadığı ilçe ve beldelerimizi de doğalgazla buluşturmak istiyoruz”
Kars, Ardahan ve Iğdır’ın Türkiye’nin enerjisine enerji kattığını ifade eden Bayraktar, “Bu üç şehrimize de henüz doğalgazın ulaşmadığı ilçe ve beldelerimizi de doğalgazla buluşturmak istiyoruz” şeklinde konuştu.
Konuşmanın ardından bakana plaket takdim edildi ve kurdele kesildi. 8 Eylül’e kadar devam edecek olan etkinliğin açılış gününde alana getirilen beş kazdan en güzel olanına altın kaz ödülü verildi. Kars kaşarı, kaz eti ve lokma ikramları yapıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>TBMM Başkanı Kurtulmuş, Bahçeli’yi ziyaret etti
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etti. Kurtulmuş, “İnşallah diğer siyasi partilerle de görüşmelerimizi sürdürerek 1 Ekim’den itibaren Türkiye’de çok yapıcı, fevkalade fonksiyonel bir Meclis çalışmasını ortaya koymak için gayret edeceğiz” dedi.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi, Meclis’teki makamında ziyaret etti. Bahçeli, Kurtulmuş’u kapıda karşıladı. Yaklaşık 45 dakika süren görüşmenin ardından Kurtulmuş, açıklama yaptı. Kurtulmuş, TBMM’nin 1 Ekim’de açılacağını hatırlatarak, “Yeni dönemde, Meclis’imizi çok sayıda önemli görevler bekliyor. Bunun en başında TBMM’de, nezaketli bir dilin, olgun demokratik müzakereci bir üslubun ve Türk milletinin şanına yaraşır bir şekilde hal ve hareketin ortaya konulması, bu anlamda da Meclis’in daha fonksiyonel bir şekilde çalıştırılması için karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk. Meclis’in önünde; yeni anayasa, Meclis iç tüzüğü, Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası gibi demokratik seviyemizi daha ileriye taşımamız için çalışmamız gereken hususlar var. Tüm bunların ve diğer konuların müzakere edilebilmesi için her şeyden evvel temiz ve olgun bir dile, müzakereci bir üsluba ve TBMM’de milletin bizlere vermiş olduğu bu sorumluluğu taşıyacak bir şuura ihtiyacımız olduğu ortadadır. İnşallah diğer siyasi partilerle de görüşmelerimizi sürdürerek, 1 Ekim’den itibaren Türkiye’de çok yapıcı, fevkalade fonksiyonel bir Meclis çalışmasını ortaya koymak için gayret edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yankı Bağcıoğlu, “TCG PİRİREİS denizaltısının hizmete girişinin ardından savunma sanayisinin karşılaştığı sorunlar ve alınması gereken derslerle” ilgili yazılı açıklama yaptı. TCG PİRİREİS’in donanma için oyun kurucu rolünde olacağını belirten Bağcıoğlu, şu görüşleri dile getirdi:
“Gecikmiş olmakla birlikte özellikle günümüz deniz harekatının başarısı açısından hayati önemi haiz olan havadan bağımsız denizaltılarımızın ilki olan TCG PİRİREİS’in donanmamıza kuvvet çarpanından da öte ‘Oyun Kurucu’ olarak katkı sağlayacağından eminim.
Denizaltı proje takvimini detaylı bir şekilde incelediğimizde, konsept ve tasarım çalışmalarına 1993 yılında başlandığını, inşasına yönelik olarak Savunma Sanayi İcra Komitesi kararının 2005 yılında alındığını ve TCG PİRİREİS’in inşasına ise ancak 2015 yılında başlandığını görmekteyiz. Bu bağlamda 2024 yılında hizmete girmesinden gurur ve mutluluk duyduğumuz bu geminin konsept çalışmaları başladıktan 30 yıl, inşasına karar verildikten sonra 19 yıl ve inşasına başladıktan 9 yıl sonra hizmete girdiği göz önüne alındığında bu proje ve TF-2000 Hava Savunma Muhribi, ALTAY Ana Muharebe tankı gibi kritik yeteneklerin envantere girmesindeki gecikmelerin nedenleri ve çözüm önerileri üzerinde de düşünmemiz ve alınması gereken dersleri çıkarmamız gerektiğini değerlendiriyorum.
Türkiye’nin bölgesindeki ülkeler, denizaltı filolarını nitelik ve nicelik olarak geliştirmek için son 20 yılda büyük ve kapsamlı projeler yürütmüşlerdir. Yetenek kazanılmasında yaşanan bu gecikmenin nedenlerinin masaya yatırılması ve arkasındaki temel sorun alanlarının ALTAY tankı, TF-2000 Hava Savunma Muhribi gibi tüm savunma sanayi projelerini de kapsayacak şekilde ivedi bir şekilde çözülmesi gerekmektedir.
Projenin harekat ihtiyacı ve konsept geliştirme çalışmalarının 1993 yılında başladığı göz önüne alındığında harekat ihtiyacını belirlemekten sorumlu makam Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığının dünyadaki askeri teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek ihtiyacı doğru bir şekilde ortaya koyduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Askeri projelerde harekat ihtiyacının tanımlanması ve ihtiyacı tanımlanmış yeteneğin envantere girmesi arasında geçen sürenin aynı/ benzer sınıf gemilere ilişkin örneklerde de görüldüğü gibi genellikle 10 – 15 yıl olduğu göz önüne alındığında bu gemilerin çok daha önce Türk Deniz Kuvvetleri envanterinde yer almasını beklemek gerçekçi bir tespit olacaktır.
“Sınırlı kaynakların etkin bir biçimde kullanılmadığı aşikar”
Türk milletinin gönülden desteği ve iktidarın yerli ve milli hedefli söylemlerine rağmen milli savunma sanayimizin olması gereken seviyeden daha geride olduğu, sınırlı kaynakların etkin bir biçimde kullanılmadığı aşikardır. Daha da ileriye gitmek için bu gerçeği kabul edip dersler çıkarmamız gerekmektedir.
Bu bağlamda siyasi etkilere çok açık bir hale gelen Savunma Sanayi İcra Komitesi ve Savunma Sanayi Başkanlığı’nın TSK ihtiyaçlarını ve bu ihtiyaçların öncelik durumlarını çok fazla göz önüne almadan inşa, temin, programlama ve bütçeleme kararlarını vermesi ve ihaleleri yine önceden seçilmiş, hükümete yakın belirli savunma sanayi firmalarına yönlendirmeye çaba sarf etmesi de ana sorunların başında gelmektedir. Özellikle son dönemde bazı büyük savunma sanayi firmalarının yarış dışı bırakılarak hükümete yakın iş adamlarına ait firmalara öncelik verilmesi de bu sorunun bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçlarına yönelik olarak planlama, tedarik ve bütçeleme sisteminin işlemesinde aksaklıklar olduğu gözlenmektedir. İhtiyaçların zamanında giderilmesinden de öte, Türkiye’ye ulusal güvenlik ve dış politikada ağır yükler ve tehditler yaratabilecek kabiliyet zafiyetleri ortaya çıkmaktadır. Çözüm, silahlı kuvvetlerimize ve dolayısı ile savunma sanayine yönelik savunma alımlarını akıl, bilim ve temel ahlaki değerler ışığında şeffaf ve hesap verebilir bir yapıya kavuşturarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin acil ihtiyacı olan sistemlere öncelik vermek ve kaynakları etkin şekilde kullanarak TCG PİRİREİS denizaltısı, TF-2000 Hava Savunma Harbi Muhribi veya ALTAY tankı projelerinin olumsuz örneklerinde de olduğu gibi, rakiplerimizin gerisinde kalmayacak şekilde yeni bir yapısal ve sistemsel değişikliği hayata geçirmektir.”
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>ARDAHAN – Türkiye’nin Gürcistan sınırında, Kafkaslar ve Orta Asya’ya açılan kapısı konumundaki Posof Türkgözü Sınır Kapısı’nda Rusya- Ukrayna savaşı nedeniyle tır yoğunluğu devam ediyor.
Türkiye’nin Gürcistan üzerinden Kafkas ülkelerine açılan Ardahan’ın Posof ilçesindeki Türkgözü Gümrük Kapısında tır kuyruğu devam ediyor.
Ukrayna-Rusya savaşı nedeniyle güzergah değiştiren tırlar, Türkiye ile Gürcistan arasındaki Posof-Türkgözü Gümrük Kapısı’nda yoğunluk oluşturdu. Tır kuyruğunun 3 kilometreyi bulduğu gümrük kapısında sürücüler, Posof-Türkgözü Gümrük kapısından geçmek için uzun süre beklemek zorunda kalıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Töre, Artvin Çoruh Üniversitesince Nihat Gökyiğit Kültür Merkezi’nde düzenlenen ” Kıbrıs Barış Harekatı’nın 50. Yılı” panelindeki konuşmasında, Kıbrıs meselesinin Türk milletinin milli davası ve bekası olduğunu söyledi.
Kıbrıslı Türklerin, Türk milletinin kendisi olduğunu, geçmişten bugüne milli ve manevi kimliklerini koruduğunu anlatan Töre, “Zaman zaman içimizden hainler çıkıyor, Türkiye’ye laf atıyorlar. ‘Türkiye ve Türk askeri misafirdir, artık gitsin.’ diyorlar. Türk askerine Kıbrıs’ta laf söyleyenler haindirler, Türkiye’yi Kıbrıs’ta istemeyenler haindirler. ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmasaydı daha iyi olurdu, ayağımıza kurşun sıktık.’ diyenler haindir, ‘İstiklal Marşı bizim değildir.’ diyenler haindir.” ifadelerini kullandı.
“Bedendeki can çıkarsa ceset olur, Türkiye adadan çıkarsa biz de öyle oluruz”
Töre, dahili ve harici hainlere karşı uyanık olmaları gerektiğini dile getirdi.
Türk askerinin Kıbrıs’ta ev sahibi olduğunu vurgulayan Töre, şunları kaydetti:
“Türk askeri adada misafir değildir. Türkiye bizim ana vatanımızdır, Türkiye bizim milletimizdir, özümüzdür, bedenimizdeki candır, damarımızdaki kandır. Bedendeki can çıkarsa ceset olur. Türkiye adadan çıkarsa biz de öyle oluruz. Damarımızdaki kan akıp giderse hayatımızı kaybederiz. Türk ordusu bedenimizdeki candır, Türk milleti bizim damarımızda dolaşan kandır. Ne canımızdan ne kanımızdan vazgeçeriz. Bizi ne Amerikalı ne de Avrupalı ayırabilir. Bizi kimse ayırmaz.”
“Famagusta” dizisine tepki
Töre, dijital platformda yayımlanacak Kıbrıs Rum yapımı “Famagusta” dizisine ilişkin de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Gelsinler Taşkent katliamını dizi yapsınlar. Gelsinler Atlılar, Muratağa, Sandallar’ı dizi yapsınlar. Gelsinler banyo katliamını dizi yapsınlar. Sadrazamköy’de bir anne, eşi ve 5 çocuğunu nasıl katlettiler? Gelsinler bunları dizi yapsınlar. Gelsinler, nasıl otobüslerin önünü çevirip hem 1958’de hem de 1964’te çalışan işçileri katlettiler? Gelsinler onları dizi yapsınlar. Netflix, o televizyon kanalı Amerika’da. Bu işin arkasında siyonizm yatıyor. Bu işin arkasında Rum, Yunan lobisi yatıyor.”
Oluşturtulmak istenen bu algının, Gazze’deki insanlık dramı ve katliamı örtmek için olduğuna dikkati çeken Töre, “50 yıl önce 74 Mutlu Barış Harekatı’nda Maraş kentini terk eden Rumları dizi yapıyorlar ve göstereceklermiş, Netflix. Bu bir oyun, emperyalistlerin, sömürgecilerin bir oyunudur. Bu tür filimler veya bu tür propagandalar Türkiye’yi yıldırmak için, Kıbrıs Türk halkını kendi milli devletinden vazgeçirmek için yapılan oyunlardır. Onun için hep birlikte emperyalizme, sömürgecilere karşı direneceğiz.” diye konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yoğun katılım gösterilen etkinlikte Türkiye ve Yunanistan’dan 52 pehlivanın kıran kırana mücadelesini çok sayıda Batı Trakyalı Türk izledi.
Türkiye’nin Gümülcine Başkonsolosu Aykut Ünal, yaptığı konuşmada, pehlivanlık geleneğinin Türk kültüründe büyük öneme sahip olduğunu vurguladı.
Pehlivanlığın sadece bir spor değil aynı zamanda Türk kültüründe derin anlamları bulunan, toplumsal değerleri taşıyan yaşam biçimi olduğunu belirten Ünal, bu geleneğin saygı duyulan ve yüzyıllar boyunca yaşatılan miras olduğunu ifade etti.
Ünal, sözlerini şöyle tamamladı:
“Pehlivanlık gücü, cesareti ve dayanıklılığı temsil ederken aynı zamanda alçak gönüllülüğü ve adaleti de simgeler. Güreş meydanına çıkan bir pehlivan sadece rakibiyle değil aynı zamanda kendi nefsi ve zayıflıklarıyla da mücadele eder. Galibiyet kadar mağlubiyet de önemlidir. Bir pehlivanın yenilgiyi kabullenmesi onun olgunluğunu gösterir.”
Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı ve Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif de katılımın yoğunluğuna dikkati çekerek, asırlardır yaşatılan bu kültürel mirasın önemini vurguladı.
“Bir milletin farklı bir toplumda yaşayabilmesi, geleneklerine sahip çıkmakla mümkündür”
Kozlukebir Belediye Başkanı Erdem Hüseyin de etkinliğin tarihi hakkında bilgi vererek, gelenek ve kültürel mirasın korunmasının önemine değindi.
Hüseyin, “Bir milletin farklı bir toplumda yaşayabilmesi, geleneklerine, kültürüne, dinine ve diline sahip çıkmakla mümkündür. Alantepe etkinliklerini desteklemek, buradaki varlığımızı perçinlemek açısından çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.
Etkinliğe Batı Trakyalı Türk Milletvekili Özgür Ferhat, AK PartiEdirne Milletvekili Fatma Aksal, Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, MeriçSubaşı Belediye Başkanı Göksel Tüfekçi ile Türk azınlık kurum ve kuruluşların temsilcileri katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye Yelken Federasyonu, Süleymanpaşa Belediyesi ve Tekirdağ Yelken İhtisas Kulübü işbirliğinde 9 ülkeden 29 kulüp ve 185 sporcunun katıldığı organizasyonun açılışı nedeniye Rumeli İskelesi’nde tören düzenlendi.
Süleymanpaşa Belediye Başkanı Volkan Nallar, törende yaptığı konuşmada, yelken sporuna gönül verenlerle bir arada olmaktan mutlu olduğunu söyledi. Sporcuların önemli bir yarışma için Tekirdağ’a geldiğini ifade eden Nallar, “Seneye yeni yarışmalar düzenlemek istiyoruz. 5 gün boyunca sporcularımızı ilçemizde ağırlayacağız.”diye konuştu.
Türkiye Yelken Federasyonu Başkanı Özlem Akdurak da sporcuların büyük bir heyecanla Tekirdağ’da buluştuklarını belirterek, “Her geldiğimizde bizlere ev sahipliği yapmak için mükemmel hazırlık yapan Tekirdağ Yelken İhtisas Kulübü ve Süleymanpaşa Belediyesi yine çok güzel bir hafta hazırladı.” dedi.
İl Gençlik ve Spor Müdürü Ahmet Üzgün ise yarışlara olan ilginin son derece güzel olduğunu kaydetti.
Akdurak’a Kuzey Makedonya takımı tarafından çiçek takdim edilirken, yarışmaya katılan kulüp liderlerine ve hakemlere, Tekirdağ MilletvekiliNurten Yontar ile Volkan Nallar ve Ahmet Üzgün tarafından plaket verildi.
Konuşmaların ardından 8. Uluslararası Süleymanpaşa Optimist Cup Yelken Yarışları flaması “seda işareti eşliğinde serene toka” edildi.
Yarışlar, yarın başlayacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Samsun’dan start alan “Kurtuluş Yolu Bisiklet Turu’na 18 farklı ülkeden (Türkiye, Belçika, Almanya, Japonya, İran, Eritre, Kazakistan, İsviçre, Filipinler, Fransa, Hollanda, Ukrayna, Avustralya, Brezilya, Büyük Britanya, Portekiz, İspanya ve Venezuela) 8 takımla 115 profesyonel sporcunun pedal çevirdiği ilk turda bisikletçiler Samsun- Yakakent etabında 151,1 km yol gittiler. Turun ikinci etabında ise Havza- Amasya arasında 133, 7 km pedal çevrildi. 1 Eylül Pazar günü sabah saatlerinde Amasya’dan start alan üçüncü etap turunda ise bisikletçiler 163,6 km pedal çevirerek Çorum Valiliği önünde hazırlanan finiş noktasında yarışı tamamladı.
Çorum etabını Bike Aid takımından Oliver Mattheis birinci olarak tamamlarken, Team Flanders Region takımından Jarno Bellens ikinci, üçüncülük kürsüsüne ise yine Bike Aid takımından Dorn Vinzent çıktı. Ayrıca üçüncü etap esnasında belirlenen kapıları zamanında tamamlayan bisikletçilerden Team Flanders Region takımından Rutger Wouters sarı yeleğin sahibi olurken, Bile Aid takımından Oliver Mattheis yeşil yelek, Vino Sko Team takımından Daniil Pronsky isimli sporcu kırmızı yelek, yine Vino Sko Team takımından Vladimir Koltunov isimli sporcu ise beyaz yeleği kazandı.
Yarış sonunda Kadeş Meydanı’nda düzenlenen ödül törenine Vali Zülkif Dağlı, Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Yağbat, Emniyet Müdürü Arif Pehlivan, Samsun Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu (SAMKON) Genel Başkanı Hasan Kaya Aşcı, Bisiklet Federasyonu Organize Kurul Başkanı Şevket Şimşek ve Samsun Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu (SAMKON) Genel Başkan Yardımcısı Erol Türkoğlu katıldı. Törende dereceye giren sporculara ödülleri Vali Zülkif Dağlı ve protokol üyeleri tarafından verildi. Sporcuların ödüllerinin verilmesinin ardından SAMKON Genel Başkanı Hasan Kaya Aşcı tarafından Vali Zülkif Dağlı’ya, Belediye Başkan Yardımcısı İsmail Yağbat’a, bisiklet sporuna verdikleri destekten dolayı teşekkür plaketi takdim edildi.
Geçen yıl Samsun’da ilkini organize ettikleri Uluslararası Kurtuluş Yolu Bisiklet Turu’nun bu yıl ikincisinin yapıldığını dile getiren Vali Zülkif Dağlı, “Güzel bir günde turnuvanın Çorum etabını icra ettik. Sporcularımız 600 kilometrelik etabın bunsan sonraki 143 kilometresini Çankırı- Ankara etabını tamamlamak üzere yola çıkacaklar. Çok zorlu bir etap. 118 sporcumuz var. Tüm sporcularımızı kutluyoruz. Kurtuluş yolu çok önemli. Samsun’dan 19 Mayıs’tan başlayan bu etap yıllar itibariyle gelenekselleşerek devam edecek. Turnuvanın düzenlenmesinde katkıda bulunan herkese teşekkür ediyorum” dedi.
Kurtuluş Yolu Bisiklet Turu’nun dördüncü ve son etabı yarın Çankırı’dan start alıp Ankara’da sona erecek. – ÇORUM
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Talasgücü Belediyespor iken ismi Erciyes 38 Futbol Kulübü olan ve renkleri mavi siyaha değişen Kayseri ekibi, sezon öncesi ilk hazırlık maçını oynadı. Kayseri Sümer stadında Kayseri Süper Amatör Küme takımlarından Kocasinan Şimşekspor ile karşılaşan mavi siyahlılar, farklı galip geldi. Sentetik çim sahada oynanan maçın ilk yarısını 1-0 önde tamamlayan Erciyes 38 Futbol kulübü, ikinci yarıda 3 gol daha bularak maçı 4-0 kazandı. Mavi siyahlı takımın gollerini Ayhan Gürbüz, Fevzican Bozkuş (2) ve Ziyahan Elbaşı kaydetti.
Erciyes 38 Futbol Kulübü Teknik Direktörü Uğur Kulaksız; iyi bir hazırlık evresi geçirerek ligde başarılı olmak istediklerini söyledi. Kulaksız, “Lig öncesi ilk hazırlık maçımızı oynadık. Skordan ziyade sergilenen futbol önemli idi. Lig maçına kadar eksiklerimizi giderip daha iyi bir hale gelmek istiyoruz” dedi. – KAYSERİ
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Türkiye’nin çeşitli illerinden dağcılarla birlikte önce Çamlıhemşin Yukarı Kavron Yaylası’na giden dağcılar, buradan kamp yükleriyle 2918 metre yüksekliğindeki Mezovit Yaylası’nda kamp yaptı. Zorlu tırmanışın ardından 3937 metre yüksekliğindeki zirveye ulaşan dağcılar saygı duruşunda bulunulmasının ardından İstiklal Marşı okudu.
Etkinlik 30 Ağustos Zafer Bayramı anısına yapıldı. – KIRŞEHİR
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Melikgazi Belediyesi ile Erciyes Klasik Otomobilciler Derneğinin iş birliğinde, Dedeman Parkı’nda düzenlenen “Klasik Otomobil Buluşması”na yaklaşık 150 araç katıldı.
Melikgazi Belediye Başkanı Mustafa Palancıoğlu, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, her kesimden, genci yaşlısı ile birlik ve beraberlik içinde, güzel bir etkinlik gerçekleştirdiklerini söyledi.
Bu yıl 6’ncısını düzenledikleri programa yoğun katılım olduğunu belirten Palancıoğlu, katılımı her yıl daha da artırarak devam ettirmek istediklerini kaydetti.
AK Parti Kayseri milletvekilleri Hulusi Akar, Ayşe Böhürler ve Murat Cahid Cıngı da klasik otomobil tutkunlarını bir araya getiren Palancıoğlu’nu tebrik ederek, güzel etkinliğin devamını diledi.
Konuşmaların ardından Akar, Böhürler, Cıngı, AK Parti İl Başkanı Fatih Üzüm ve Palancıoğlu, klasik araçlara binerek, düzenlenen şehir turuna katıldı.
İki gündür süren etkinlik, yarın klasik otomobil sergisi ile sona erecek.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>2-4 HAFTA SÜRÜYOR
Maymun çiçeği virüsünün, daha çok orta ve batı Afrika’da rastlanılan, Orthopoxvirüs cinsine ait, insanlara genellikle enfekte bir kişi veya hayvanın cilt lezyonları ya da vücut sıvılarıyla doğrudan teması sonucu bulaşan zoonotik bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Özsevimli, dünyanın bu virüsün adını 2022 salgınıyla birlikte duyduğunu, genellikle 2-4 hafta süren belirtileri olan ve kendi kendini sınırlayan bir hastalık olduğunu açıkladı.

ÜLKEMİZDE VAKA YOK
Dr. Özsevimli, dünyada ve Türkiye’deki durumu şöyle değerlendirdi: “1 Ocak 2022’den 31 Mart 2024’e kadar, 117 ülkeden DSÖ’ye 185 ölüm dahil olmak üzere toplam 95 bin 226 laboratuvarca doğrulanmış mpox vakası bildirilmiştir. 2024 Mart ayında toplam 466 yeni vaka bildirilmiş olup bu sayı bir önceki ay bildirilen yeni vaka sayısına göre düşüşü temsil etmektedir. Mart 2024’te en çok vaka Afrika Bölgesi’nden bildirilmiştir. Resmi açıklamalara göre maymun çiçeği virüsünün 2022 yılında Türkiye’de 1 kişide görüldüğü açıklanmıştı ancak şu an için Türkiye’de bildirilmiş bir maymun çiçeği vakası bulunmamaktadır.”

ATEŞ VE KAS AĞRISI EN ÖNEMLİ BELİRTİSİ
Maymun çiçeğinin Mpox adlı virüsün neden olduğu, kaşıntılı deri döküntüsüyle ortaya çıkan, ateşe neden olan bir hastalık olduğunu belirten Dr. Özsevimli, şunları söyledi: “Daha Kovid-19 etkileri atlatılamamışken, Afrika maymun çiçeği virüsü nedeniyle acil durum ilan etti. Hastalık, Afrika’da pandemi haline geldi. Deri döküntüsü, ateş, lenf düğümlerinde şişme, kas ağrıları ve solunum problemleri gibi belirtiler gösteriyor. Döküntüler genellikle yüz, eller, ayaklar ve ağızda ortaya çıkıp, bir süre sonra içi sıvı dolu lezyonlara dönüşüyor.”

NASIL BULAŞIYOR?
DR. Özsevimli, maymun çiçeği virüsünün, insandan insana, bazen de hayvanlardan bulaşabilen bir virüs olduğunu da belirterek “Yakın temas ve cinsel yolla bulaşıyor. Virüsün yayılımında rolü olan hayvan konakları, kemirgenler ve primatlardır. Genellikle 2-4 hafta süren belirtileri olan ve kendi kendini sınırlayan bir hastalıktır. Özel bir tedavisi bulunmayan maymun çiçeği virüsü için kullanılan ilaçlar ise virüsün meydana getirdiği semptom ve şikayetleri hafifletmeye yönelik” dedi.
107 ÜLKEDE GÖRÜLDÜ
Hastalığınyalnızca batı ve orta Afrika ülkelerini değil, az sayıda da olsa geri kalan ülkeleri de etkilediğini, bu nedenle küresel önemi olan bir hastalık olarak kabul edilmesi gerektiğini söyleyen Dr. Özsevimli, 107 ülkeden vaka bildirildiğine, 89’unun daha önce vaka görülmeyen ülkeler olduğuna dikkat çekti.
ÇİÇEK AŞISI İLE KORUNMAK MÜMKÜN
2019‘da maymun çiçeğinin önlenmesi amacı ile ABD Gıda ve İlaç Ajansı (FDA) ve Avrupa İlaç Ajansından (EMA) kullanım onayı aldığını belirten Dr. Özsevimli, “Bununla birlikte aşı kısıtlı olarak ulaşılabilir durumdadır. Klinik kullanımı iki doz (deri altına) şeklindedir. Öncesinde çiçek aşısı olanlar hastalığı daha hafif geçirir ya da hastalıktan korunabiliyorlar” dedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, Türkiye’nin Oscar adayını, “Türkiye’nin ‘En İyi Uluslararası Film Oscar’ adayı Zeki Demirkubuz’un yönetmenliğini yaptığı Hayat adlı filmi oldu. Bakanlığımızca da desteklenen filmimize Oscar yolculuğunda başarılar dileriz.” şeklindeki açıklamayla duyurdu.
Zeki Demirkubuz
FİLM HAKKINDA
Zeki Demirkubuz’un yönetmenliğini yaptığı filmin başrollerinde Miray Daner ve Burak Dakak yer alıyor. Filmde, babasının zoruyla nişanlanmak zorunda kalan Hicran evden kaçar. Hicran’ın zaten onu istemediğini düşünen Rıza, bu durumu önceleri pek umursamasa da durum giderek zoruna gitmeye başlar ve Hicran’la yüzleşmeye karar verir. Sadece bir kere gördüğü nişanlısının peşinden İstanbul’a gidip uzun sürecek büyük bir arayışa başlar.
Filmin kadrosunda Cem Davran, Umut Kurt, Melis Birkan, Osman Alkaş, Ozan Dağara, Doğu Demirkol, Kayhan Açıkgöz, Muttalip Müjdeci, Seyit Nizam Yılmaz, Berfun Başel, Hande Özen, Özlem Türkad ve Caner Cindoruk bulunuyor.
Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>EHAD’dan yapılan açıklamaya göre, dün açılış konuşmalarıyla başlayan program, bugün de çeşitli etkinlikler ve toplantılarla devam etti.
Kızılcahamam İlçe Müftülüğü ve Kızılcahamam Belediyesinin de katkılarıyla gerçekleştirilen ve yarın da sürecek kamp programında, öğretim görevlisi Ayşe Karakaya “Hafızlığın Değeri ve İşlevselliğinin Arttırılması”, Emine Çınar da ” Gazze, Kur’an ve Direniş Gücü” konulu sunum yapacak.
Türkiye’nin farklı illerinden 80 üniversiteli kadın hafızın katıldığı programda ayrıca takım çalışması ve gönüllülük, zaman yönetimi, kariyer planlama, temel iletişim becerileri, liderlik, gençlerin zararlı akımlardan korunması ve aile bilinci, hızlı öğrenme teknikleri konularında seminerler verilecek.
Gençlerin ve hafızların profesyonel kariyerlerinde başarılı olmaları için gereken bilgi ve becerileri kazanmalarını amaçlayan ve staj ile kariyer geliştirme süreçlerini destekleyen çeşitli eğitim modüllerini içeren EHAD Staj ve Kariyer Eğitim Programı, Ankara gezisiyle son bulacak.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Tekin, Gerede Esentepe Güreş Sahası’nda düzenlenen 4. Ramazan Dede Anma Etkinlikleri ve Gerede 73. Tarihi Esentepe Yağlı Güreşleri programına katıldı.
Başpehlivanlarla dev Türk bayrağını taşıyan ve fotoğraf çektiren Tekin, daha sonra başpehlivanların kura çekimini gerçekleştirdi.
Tekin, yaptığı konuşmada, bu geleneğe ve kültüre sahip çıkan Geredelilere teşekkür etti.
Bu geleneğin, Anadolu’da azalmaya başladığını dile getiren Tekin, “Aynı şey seyirci açısından da geçerli. Şimdi seyircilerimiz de azaldı. Ama ısrarla bu geleneklere sahip çıkmamız lazım. Biz sahip çıkacağız, güreşçi kardeşlerimiz sahip çıkacak ve bu gelenek devam edecek inşallah. Hep beraber bunlara sahip çıkmamız lazım.” ifadelerini kullandı.
“Bizi bir arada tutan değerler ilanihaye devam edecek”
Bakanlık olarak hedeflerine değinen Tekin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Milli Eğitim Bakanlığı olarak görevimiz, çocuklarımıza, gençlerimize bu kültürü gelecek kuşaklara aksettirecek şekilde bir eğitim öğretim vermek. Sizi temin ediyorum, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile geleneklerimizin, kültürümüzün gelecek kuşaklara aktarılması için inanın yapılması gereken şeyleri yapıyoruz. Siz de destek verirseniz başarılı olacağız. Biz başarılı olursak, işte bu ilişkilerimiz, toplumsal yapımız, kültürümüz, geleneklerimiz bizi bir arada tutan değerler, ilanihaye devam edecek inşallah.”
Gerede’de planlanan eğitim yatırımlarından bahseden Tekin, 2024 ve 2025 yatırım programındaki çalışmalarla ilgili bilgi verdi.
Tekin, bu etkinlikleri devam ettiren Kaymakamlığa, Belediyeye, Valiliğe ve milletvekillerine teşekkür ederek, “Sporcularımız ve seyircilerimize teşekkür ediyorum. Onlar olmasa bu etkinliğin hiçbir anlamı yok.” dedi.
Konuşmasının ardından Bakan Tekin, “güreş ağası açık artırması”na katıldı. İş insanı Sadık Öner, açık artırmayla Güreş ağası oldu.
Etkinliğe, Bolu Valisi Erkan Kılıç, AK Parti Bolu MilletvekiliYüksel Coşkunyürek, MHP Bolu Milletvekili İsmail Akgül, Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Nadir Alpaslan, Gerede Belediye Başkanı Mustafa Allar, AK Parti İl Başkanı Suat Güner, MHP İl Başkanı Ayhan Çelikkol, vatandaşlar ve güreşçiler katıldı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>SAĞLIK Bakanlığı, Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu’nun, virüsü taşıyan sivrisineklerin sokmasıyla bulaştığını, Türkiye’de 2010 yılından itibaren görüldüğünü ve 2024 yılında 6 kişide tespit edildiğini açıkladı.
Sağlık Bakanlığı sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu, virüsü taşıyan sivrisineklerin sokmasıyla bulaşan viral bir hastalıktır. Hastalık genelde mevsimsel olup yaz boyunca ve sonbaharın erken dönemlerinde görülmektedir. Hastalık, kişiden kişiye doğrudan bulaşmamaktadır. Ülkemizde 2010 yılından itibaren görülen Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu 2024 yılında 6 kişide tespit edilmiştir. Hastalarımızın takip ve tedavilerine devam edilmektedir. Bakanlığımızca gerekli çalışmalar yürütülmekte ve süreç hassasiyetle takip edilmektedir. Güncel gelişmeler kamuoyunun bilgisine sunulacaktır” ifadelerine yer verildi.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni dönem…
Türkiye, 5 yıl aradan sonra Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin dış politika stratejilerinin tartışıldığı gayri resmi toplantısı Gymnich’e davet edildi.
5 YIL ARANIN ARDINDAN DAVET
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 29 Ağustos’ta Gymnich marjında gerçekleştirilecek görüşmelere katılmak üzere Brüksel’e gitmesi bekleniyor.
Ankara, 5 yıl aranın ardından gelen daveti olumlu karşılarken, Brüksel’in davetini AB’nin diyalog arayışı olarak değerlendiriyor.
DIŞ POLİTİKADA GÖRÜŞ ALIŞVERİŞİ
Gymnich Dışişleri Bakanları toplantıları, AB’nin dış politika ve güvenlik stratejilerinin koordinasyonunu sağlayarak, üye ülkeler arasında ortak görüş ve strateji geliştirilmesine yardımcı oluyor.
Böylece, AB’nin ortak dış politika hedeflerini belirlemek ve uygulamak için kritik bir platform olarak öne çıkıyor.
Gymnich toplantıları, AB Dışişleri Bakanlarının güncel uluslararası konularda serbestçe görüş alışverişinde bulunmaları için gayri resmi bir ortam sağlanmasını amaçlanıyor.

“DAVETİ OLUMLU KARŞILIYORUZ”
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 29 Ağustosta’ki Gymnich toplantısına katılmasının ön görüldüğünü duyuran Bakanlık Sözcüsü Öncü Keçeli, “Bu daveti olumlu karşılıyoruz. AB’nin bir diyalog arayışı olarak değerlendiriyoruz. Bu adımın ilişkilerimizi çıkmaza sokan 15 Temmuz 2019 tarihli AB Dış İlişkiler Konseyi kararlarının önümüzdeki dönemde tadil edilmesine zemin hazırlamasını umuyoruz. Bu davet, bölgesel ve küresel sınamalar karşısında Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi gerekliliğinin AB tarafından anlaşıldığına da işarettir” dedi.

ANKARA’NIN BEKLENTİLERİ
Bu olumlu yaklaşımın Gymnich Toplantıları ile sınırlı kalmaması gerektiğini de söyleyen Keçeli şu ifadeleri kullandı:
İlişkilerde mesafe alınması için AB ile her alandaki işbirliği ve diyaloğumuzun sürekli ve sistemli bir zemine oturması ve sürdürülebilir ve öngörülebilir şekilde güçlendirilmesi esastır. Ülkemizin katılım sürecinin canlandırılması başta olmak üzere, Gümrük Birliği’nin güncellenmesine ilişkin müzakerelere ivedilikle başlanması, vize serbestisi süreci, yapısal diyalog mekanizmalarının yeniden canlandırılması ve özellikle siyasi, ekonomi, ulaştırma ve enerji gibi yakın işbirliği gerektiren alanlarda yüksek düzeyli diyalogların yeniden işlevsel hale getirilmesi gibi başlıca konularda somut adımlar atılması gerekmektedir.
2019 YILINDA DAVET EDİLDİK
Türkiye söz konusu toplantılara en son 2019 yılı Şubat ayında davet edilmişti.
Haber Kaynak : ENSONHABER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Küresel ekonomi-politik sistemin yeni baştan inşa edildiği, önümüzdeki 1 yıllık süre zarfında iç kargaşa çıkma riski en yüksek ülke olarak Türkiye‘nin haksız ve hayasızca gösterildiği bir dönemde Cumhur İttifakı milli güvence, milletin özgüvenidir” dedi.
Bahçeli, sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Bahçeli, “Cumhur İttifakı, Türk tarihinin varoluş refleksi, Türk milletinin varlık ve birlik remzidir. Küresel ekonomi-politik sistemin yeni baştan inşa edildiği, önümüzdeki 1 yıllık süre zarfında iç kargaşa çıkma riski en yüksek ülke olarak Türkiye‘nin haksız ve hayasızca gösterildiği bir dönemde Cumhur İttifakı milli güvence, milletin özgüvenidir. İstiklal ve istikbal haklarımızın muhafız ve müdafaa onurunun mihver gücü cumhur ile Cumhuriyet’i kucaklaştıran akıl ve ahlak temelli ittifakımızdır. Türkiye‘miz üzerinde karanlık senaryolar yazan, nevzuhur kaos denklemleri kuran, tarih sahnesinde pasif ve müdahale edilebilir bir ülke olmasının planını hazırlayanlar bugünlerde dedikodu çarkını hızla çevirmeye, fitne cephesini artan ölçekte tahkim ve takviye etmeye başlamışlardır. Bu mahsurlu tablonun gözümüzden kaçtığını düşünenler hiç kuşkusuz derin bir gaflet ve melanet girdabında sürüklenen çürüklerdir. 17-25 Aralık emniyet ve yargı darbe süreci, 15 Temmuz FETÖ ihanetinin kuluçka evresidir. 15 Temmuz işgal teşebbüsünün çatısı 17-25 Aralık süreciyle örülmüştür. Bu nedenle FETÖ’nün ne 15 Temmuz silahlı kalkışmasını ne de 17-25 Aralık kumpasını hatırımızdan ve gündemimizden çıkarmak mümkün değildir. Ayrıca doğru da değildir. Cumhur İttifakı’nın tertemiz mücadelesine leke sürmek için beşinci kol faaliyeti üstlenen mihrakların boşa kürek çekmeleri bir yana, heveslerinin ve hedeflerinin ihanetle çerçevelenmiş kursaklarında kalması mutlak ve mukadder bir akıbettir. Şunu da özellikle ve tekraren hatırlatmalıyım ki, küresel internet platformlarının, sosyal medya mecralarının, organize çıkar gruplarının, bazı gazete ve televizyonların (özellikle Halk Tv) Cumhur İttifakı’nda çatlak varmış gibi yaygara koparmaları hüsran içinde hayal kırıklığına uğramaya mahkumdur. Elbette bu odaklarla günü geldiğinde hesaplaşmak kaçınılmazdır. Cumhur ittifakı, Türk ve Türkiye Yüzyılının müjdesi, gelecek nesillerin haysiyet ve heyecan mükafatı olarak kutlu yürüyüşünü sürdürecektir” ifadelerini kullandı.

Haber Kaynak : HABERLER.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Park halinde olan otomobile susturuculu tabancayla düzenlenen saldırıda gayrimenkul işi yapan Abdülkadir Anas (30) ölmüş, Fadı M. (31) ise yaralanmıştı. Olayla ilgili daha önceden de 4 kişi gözaltına alınıştı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçları Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan İddianamede 26 Ağustos 2022 tarihinde Antalya Emniyeti’ne ihbarda bulunuldu anlatıldı.
Emniyete yapılan ihbarda, “Ahmet Kumak, Sağda solda sürekli PKK propagandası yapıyor. Bugün de bir şeyler almak için Antalya’ya gitti. Tehlikeli şeyler alabilir. Orman da yakabilir. Bir yerlere eylem de yapabilir” ifadeleri yer aldı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

SÜLFİRİK ASİT ELE GEÇİRİLDİ
İhbar üzerine hemen harekete geçen Antalya emniyeti, Kumak’ın PKK adına orman yakma veya başkaca eylem gerçekleştirme ihtimaline karşı aynı gün şüpheliyi gözaltına aldı.
Şüpheli üzerinde yapılan aramada, şeffaf plastik bidon ve Antalya haritası ele geçirildi. Bu maddenin yapılan incelemelerde PKK tarafından EYP’lerde kullanılan yaklaşık 2 kilogramlık yakıcı, tahriş edici özelliğe sahip sülfirik asit olduğu belirlendi.

İLK HEDEF KONYA HIZLI TREN HATTI
Soruşturma neticesinde “Devran” isimli örgüt mensubunun Ahmet Kumak ile iletişime geçti. Devran isimli örgüt mensubu Kumak’a Mersin’e giderek burada demir aşındırıcı alet alması gerektiği talimatı verdi. Ahmet Kumak 2 adet demir aşındırıcı aleti alarak Konya Yüksek Hızlı Tren hattına döşedi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
İstanbulKağıthane’de park halinde olan otomobilde bulunan ve Filistinli oldukları öne sürülen kişilere yönelik maskeli kişi ya da kişilerce silahlı saldırı düzenlendi. Baretta marka susturucu takılı silahla düzenlendiği belirlenen saldırıda aracın şoför koltuğunda oturan Anas Abdel K. (30) hayatını kaybetti.

Ön koltukta oturan arkadaşı Fadı M. (31) ise camdan çıkıp bir çiğköfteciye sığındı ama saldırgan peşinden gidip orada ağır yaralamıştı. Olayda ikilinin korumalığını yapan emekli asker Eray K. ise bacağından yaralanmıştı.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Konuyla ilgili İstanbul polisi hemen harekete geçti yapılan çalışmalarda ifadesi alınan E.K. 3 gün önce emlak ve gayrimenkul işi yapan Anas El K. ve Fadı M.’nin yanında işe başladığını ve emekli asker olduğunu söyledi. İddiaya göre 3 kişi Zeytinburnu’nda araçla Kağıthane’ye gelmiş burada S.A.Z. isimli yine Filistinliyle görüşmüşlerdi.

CAMDAN ATLAYIP KAÇTI AMA KURTULAMADI
15 dakika sonra görüşme çıkışında olay yerinde araç içerisinde 3 kişi beklediği sırada yanlarına gelen yüzü maskeli bir şahsın peş peşe ateş ederek şoför koltuğundaki Anas El. K.’yı öldürdü ardından da arka koltukta olan koruma E.K’ya ateş açtı.

Saldırgan ön koltukta otururken camdan atlayıp kaçan ve çiğköfteciye giren Fadı M.’yi de dükkanda ağır yaraladı ve olay yerinden kaçtı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, 1. Lig’de mücadele eden Amed Sportif Faaliyetler ile Uğur Okulları İstanbulspor arasında bu akşam 21.00’da oynanacak müsabakayı izlemek için dün Diyarbakır’a geldi. Başkan Hacıosmanoğlu’na TFF Başkan Vekili Mecnun Otyakmaz ile TFF Yönetim Kurulu Üyeleri Zehra Neşe Kavak ve Lale Cander de eşlik etti. Başkan Hacıosmanoğlu, sırasıyla Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO), Valilik, Diyarbakırspor, Diyarbekirspor ve İl Jandarma Komutanlığı’nı ziyaret etti. Başkan Hacıosmanoğlu daha sonra ise Amed Sportif Faaliyetler’in tesisini ziyaret etti. Burada Amed Sportif Faaliyetler Başkanı Aziz Elaldı ile bir araya gelen Başkan Hacıosmanoğlu, açıklamalarda bulundu.
‘HERKESE EŞİT MESAFEDE OLACAĞIZ’
TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, seçim sürecinde kendisini destekleyenlere teşekkür ederek, “Doğu ve Güneydoğu’nun, İç Anadolu’nun, Ege’nin, Akdeniz’in, Karadeniz’in ne kadar haksızlığa uğramış, adalet isteyen, sağ duyulu spor severleri varsa, sayın başkan da bize aynı şekilde destek oldu. Teşekkür ediyorum. Başkan, barış ve kardeşliğe hizmet etsin diye Amed Spor için çalışıyoruz dedi. Bu vatan, bu bayrak bizim. Vatanıyla, bayrağıyla sorunu olmayan herkes için nereye entegre olmak istiyorsa biz onun görevlisi olarak çalışırız. Futbolun elbette ki en büyük özelliği geniş kitlelere hitap ediyor olması. Barışı, kardeşliği sağlamak için her alanda kullanılması gerekiyor. Bizim de ilkelerimiz o doğrultuda. Adil ve adaletli olacağız. Herkese eşit mesafede tarafsız olacağız. Futbolun marka değerini yükseltmek için, sayın başkan az önce gezdirdi, alt yapı ve tesisler yapıyorlar. Bunlar sadece Amed Spor’a değil ülke sathına yayacağız. Tesisler yapabilirsiniz ama tesislerin eğer için profesyonelce doldurmasanız oradan ürün çıkmaz. Futbolun kalkınmasının da oradan başlaması gerektiğine inanıyoruz” dedi.
‘LİGLERİN HİÇBİRİNDE YABANCI OYUNCUNUN OYNAMASINI İSTEMİYORUM’
Ülkede yabancı oyuncu sıkıntısı olduğunu söyleyen Başkan Hacıosmanoğlu, “Futbolculara dünyanın parasını veriyoruz. Uyum sağlayan sağlıyor, sağlamayan parasını alıyor, gidiyor. 1’inci, 2’nci, 3’üncü ligde benim şahsi düşünceme göre, tabi bu ekip işi, şahsi düşüncem liglerin hiçbirinde yabancı oyuncunun oynamasını istemiyorum. Ama bunu da sağlamak için önce amatörden başlayıp takımlarımıza her alanda profesyonel ekiplerle beraber destek olup…Sıkıntıların çoğunu biliyoruz. Amacımız amatörden başlayıp 1’inci lige kadar üreten konumuna getirmek. Biz onun için çalışacağız. Amed Spor da bu ülkenin takımı. Bu akşam maçımız var. Türkiye’de böyle bir şehir yok. Buna katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum. Örnek alınması gereken bir şehir” diye konuştu.
‘KARDEŞLİĞİN NASIL OLDUĞUNU BU AKŞAM GÖSTERELİM’
Çocukları spora katıp daha iyi yerlere kanalize etmenin, bu milletin her ferdinin görevi olduğunu vurgulayan Başkan Hacıosmanoğlu, şunları söyledi:
“Sadece Diyarbakır’da değil, bütün şehirlerimizde daha hassas olmalıyız. Bu akşam da söz verdiğimiz gibi Amed Spor’un maşına geldik ama bir gün önce geldik. Çok güzel oldu. Çok da büyük tesadüf oldu. İstanbulspor ile oynayacak Amed Spor. İstanbulspor’un sahipleri de benim doğduğum yerden. Of’lular. Buradan Amed Spor taraftarlarına da seslenmek istiyorum. Biliyorum, bana karşı iyi duygular besliyorlar. Buradan Türkiye’ye kardeşliğin nasıl olduğunu hep beraber akşam ki maçta gösterelim. Bir sonraki adımlarımızda kardeşlik iklimine katkı sağlayacak bir atmosfer yaratırsak bu hem Diyarbakır hem Amed Spor hem de diğer illerimize bu konuda örnek olur. Temennim ve beklentim de o. Güzel olacak her şey.” ‘BİZİM MAÇLARIN YÜZDE 50’Sİ KADIN VE ÇOCUKLARDAN OLUŞMAKTADIR’
2 gündür tarihi anların yaşandığını belirten Amed Sportif Faaliyetler Başkanı Aziz Elaldı da, “Uzun yıllar özlenen barış, sevgi ve birliktelik köprüsü dün katılımcı dostlarımız sayesinde güzel görüntü oluştu. Ziyaretleri için katılımcılarımıza teşekkür ederiz. Bölgenin futbola spora olan açlığı, başkanımızla dün gezdiğimiz noktalarda çocukların ve gençlerin sevgisi, futbola olan özlemi için bu işi yapıyoruz. Amacımız futbolu bu bölgeye hakim kılmaktır. Bu akşam da bir maçımız var. Bildiğiniz gibi bizim maçların yüzde 50’si kadın ve çocuklardan oluşmaktadır. Kadın ve çocuklara bazı noktaları tahsis ediyoruz. Ücretsiz bilet veriyoruz” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Yangınla mücadeleye ilişkin bilgi veren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı İzmir’in Karşıyaka ve Urla, Bolu’nun Göynük ve Karabük’ün Ovacık ilçesindeki yangınların söndürüldüğünü açıkladı.
Bakan Yumaklı, “Geçen perşembe gününden bugüne kadar 109’u orman yangını, 138’i kırsal olmak üzere 247 yangına müdahale edildiğini, bunlardan 241’inin kontrol altına alındığını söyledi. Bakan Yumaklı, “Şu an için bizi endişeye sevk edecek herhangi bir yangınımız yok” dedi.

Mersin’in Silifke ilçesinde saat 14.21’de çıkan yangına 10 dakika içinde müdahale başladığını dile getiren Yumaklı, hızlı müdahale sayesinde saat 15.16 itibarıyla yangının kontrol altına alındığını vurguladı.
Bakan Yumaklı, Muğla’nın Yatağan ilçesi Yava Mahallesi ile Ula ilçesinde dün saat 13.25’de eş zamanlı yangın çıktığını belirtti. Yumaklı, birbirine yakın, aralarındaki birkaç kilometre olan iki yerde yangının birden başladığını ve hızla müdahale edildiğini söyledi.
Muğla’daki yangınları kontrol altına alabilmek için 10 helikopter, 10 uçak, 30 arazöz, 14 su tankeri, 5 dozer, iş makineleri ve 294 personelle alevlere müdahale ediliyor. Ula’da gece görüşlü helikopter de çalışmalara katıldı.

BAYRAK DİREĞİNİ SÖKECEK RÜZGAR VARDI
Tarım ve Orman Bakanı İbrahım Yumaklı: Aydın Bozdoğan’da da bayrak direğini bile adeta yerinden sökecek bir rüzgar vardı. Arkadaşlarımız cansiperane bir mücadeleyle burayı da belli bir olgunluğa getirdiler. Manisa’nın Gördes ilçesinde çok uzun ve geniş bir alana bir hat şeklinde yayılan yangınla mücadele, bir uçak 10 helikopter ve çok ciddi bir kara gücüyle devam ediyor. Buranın enerjisi de ciddi bir şekilde düşürüldü. Bir noktası kaldı. Kontrol altına alındı bilgisi verilmeye en yakın yangınlardan bir tanesi.

TÜM ALANI YENİDEN AĞAÇLANDIRACAĞIZ
Tarım ve Orman Bakanı İbrahım Yumaklı: Orman Genel Müdürlüğü, 25 bin çalışan, 105 helikopter, uçaklar, 14 İHA ve gönüllülerle ormanları korumak adına topyekun bir mücadele içinde oldu. Bu yeşil vatan savunmasında kamu, kurum ve kuruluşlarımızın desteğiyle, yerel yönetimler, belediyeler, hiçbir siyasi ayrım da yapmıyorum, yanımızda olan herkesle birlikte bir mücadele yürüttük. Milletimiz de bize dualarıyla destek ve güç verdi. Herkese canı gönülden teşekkür ediyorum.

15 EYLÜLE KADAR HASSASİYET SÜRECEK
Ormanlarımız yandı ancak her zaman yaptığımız gibi yılda 500 milyonun üzerinde fidanı ve tohumu toprakla buluşturuyoruz. Buraları da yeniden ağaçlandıracağız. Ben herkesi 11 Kasım’daki Milli Ağaçlandırma Bayramı’nda bu hasarı hep birlikte gidermeye davet ediyorum. Mümkünse açık alanlarda kibrit bile çakmayalım. Çünkü çok basit bir şeyin bile nelere mal olduğunu günlerdir hepimiz yaşadık. 15 Eylül’e kadar hassasiyetimiz sürecek.

AZERBAYCAN UÇAĞI YARDIMA GELDİ
Azerbaycantarafından gönderilen BE-200ÇS amfibi uçağı İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na indi. Uçak dün Muğla’daki yangınlara müdahale etmeye başladı.

42 HELİKOPTER, 11 UÇAK 366 KARA ARACI GÖREVDE
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada orman yangınlarına 42 helikopter ve 11 uçaktan oluşan toplam 53 hava aracı, arazöz ve iş makinesinden oluşan 366 kara aracıyla müdahalede bulunulduğu belirtildi. Açıklamada, “12 ton su alma ve atma kapasitesine sahip Be-200 Amfibik Yangın Söndürme Uçağı da çalışmalara destek veriyor. Yüksek su atma kapasitesi, amfibik olması ve yüksek intikal sürati sayesinde orman yangınlarının söndürülmesinde çok etkili oluyor” ifadeleri kullanıldı.

105 HELİKOPTER, 26 UÇAK VE 14 İHA
Orman yangınlarıyla mücadelede bu yıl ülke genelinde 105 helikopter, 26 uçak ve 14 İHA destek sağlıyor. Ayrıca 184’ü akıllı kule olmak üzere 776 gözetleme kulesi, 1686 arazöz ve 2 bin 655 ilk müdahale aracı yangınla mücadelede kullanılıyor. Yangınlarının önüne geçilmesi amacıyla 15 bin 500 yangın işçisi, 4 bin teknik personel, 5 bin 500 orman muhafaza memuru ve 122 bin gönüllü görev yapıyor. ANKARA
KARABÜK BOLU, UŞAK
Bolu Göynük’teki yangın da sarp araziler ve uçurumlarla dolu geniş bir alanda itfaiye erleri çetin bir mücadele vererek, yangını kontrol altına alındı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı bölgede soğutma çalışmalarının devam ettiğini belirterek, “Bölgedeki ağaç yapısı itibariyle zaman zaman küçük tütmeler görülebilir ama endişelendirecek bir durum söz konusu değil” dedi.
KARABÜK Ovacık’ta 2 helikopterle müdahale edildiğini ulaşılamayan kayalık alanların olduğunu vurgulayan Yumaklı, “Ovacıktaki yangın da an itibari ile kontrol altına alınmış vaziyette.
UŞAK Eşme’deki yangına 4 helikopter ve kara ekiplerinin müdahale ettiği bilgisini paylaşan Yumaklı, buradaki yangının da enerjisinin düşürüldüğünü aktardı. Tek bir nokta kaldı. Kalan 5 yangın kontrol edilmeye en yakın vaziyette. 5 yangın kontrol altına alınmaya çok yakın.
MUĞLA’DA 3 GÖZALTI
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya Muğla’daki orman yangınlarıyla ilgili şüpheli 3 kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Jandarma ekipleri, Yatağan ilçesi Yava Mahallesi’nde başlayan orman yangınının arıcıların arıların saldırganlaşmasını önlemek için kullandığı körükte yakılan ateşten çıktığını belirledi. Arı kovanlarının sahibi M.Ş. (78) ve oğlu İ.Ş. (37) gözaltına alındı. Datça ilçesinde ise orman yangınını kasten çıkardığı değerlendiren İran uyruklu bir şahıs yakalanarak gözaltına alındı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
Tespit üzerine SİHA, J-İHA ve Jandarma ATAK Taarruz Helikopterleri teröristleri ateş altına aldı. Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı, İstihbarat Başkanlığı ve TEM Daire Başkanlığı koordinesinde; Şırnak İl Jandarma Komutanlığı’nca başlatılan J-İHA ve JİKU destekli operasyon kapsamında, ATAK taarruz helikopterleri himayesinde bölgeye 5 tim ile 2 JÖH timi, 2 Jandarma Komando timi ve 1 METİ timi sevk edildi.

2 PARAMATOR ELE GEÇİRİLDİ
Sıcak temas sonucu 4 terörist silahları ile birlikte etkisiz hale getirildi. Teröristlerin üzerinden; 2 2 M-16 piyade tüfeği, 2 M-4 piyade tüfeği, 2 cep telefonu, bir lazer metre, 2 Glock tabanca, 3 şarjör, 6 pil bloğu, bir motosiklet aküsü, tahkim malzemeleri ile birlikte 2 paramotorla ele geçirildi.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>
ZBEÜ Mühendislik Fakültesi Geomatik Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şenol Hakan Kutoğlu, milattan önce 222 yılına kadar geçmiş depremleri de gösteren, yer hareketlerini uydu verileri ve uzay teknolojileri kullanarak, kendileri geliştirdikleri yazılım ile fay hatlarını inceledi. 17 Ağustos depremiyle fay hattındaki enerjinin boşaldığını belirten Prof. Dr. Kutoğlu, “17 Ağustos’ta kırılan fay hattı Gölcük’ten başlayarak Düzce’ye kadar devam eden hat. Deprem 200 kilometre boyunca bir hattı kırdı. Bu fay üzerinde 200-250 yıl daha enerji birikmesi gerekiyor ki aynı büyüklükte bir deprem meydana gelsin. Dolayısıyla buradaki enerji şu an için boşalmış durumda. Bu hat üzerinde bu büyüklükte bir deprem beklemiyoruz” dedi.

“TEDBİRLERİMİZİ ALMAK DURUMUNDAYIZ”
Türkiye’de yıkıcı depremlere neden olabilecek faylar olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kutoğlu, “Ülke olarak depremlerle sınanan bir ülkeyiz. Bu yüzden depremlerle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Ne zaman deprem olacak diye endişelenmektense bununla ilgili tedbirlerimizi almak ve artık depremlerde can kayıpları yaşamamak durumundayız. Bunun için de hem yetkililerin alması gereken önlemler var ama öbür taraftan vatandaşlarımızın da alması gereken önlemler var. 1999’dan beri birçok yasal düzenleme çıkartıldı ve kentsel dönüşüm yapıldı. Ama henüz istediğimiz seviyede değiliz. Özellikle Marmara bölgesinde yapı stokunun çok eksik ve birçoğunun da mühendislik hizmeti alınmadan inşa edilmiş binalar olduğunu görüyoruz. Bunları hızlı bir şekilde dönüştürmemiz gerekiyor. Çünkü 6 Şubat depreminden sonra da meydana gelen hasar ülkemiz üzerine büyük bir ekonomik yük getirdi. Allah göstermesin, Marmara bölgesinde veya İzmir çevresinde bu büyüklükte bir deprem yaşadığımız takdirde çok daha büyük kayıplarımız söz konusu olabilir” diye konuştu.

‘YOĞUNLUĞU TÜRKİYE’YE YAYARSAK RİSKİ AZALTIRIZ’
Kentsel dönüşüm hızını arttırıp vatandaşların ilgisini çekecek yöntemler bulunması gerektiğinden bahseden Prof. Dr. Kutoğlu, “Nüfus yoğunluğunu ve ekonomik yoğunluğu belli bir bölgede çok yüksek düzeye çıkartmak her zaman bir ülke için çok büyük risktir. 800 bin kilometrekare topraklarımız var. Hem nüfus yoğunluğunu hem de ekonomik yoğunluğumuzu, endüstrimizi, diğer tesislerimizi Marmara ya da Ege Bölgesi’nde toplamak yerine Türkiye coğrafyasına daha fazla yayarsak o zaman riski azaltmış oluruz. Büyük bir deprem meydana geldiğinde etkilenecek tesis ve insan sayımız çok daha az olacaktır” dedi.
EN RİSKLİ FAYLAR
Prof. Dr. Kutoğlu, Türkiye’deki en riskli faylar için, “Doğudan başlayarak, Erzincan- Erzurum bölgesinde ve Bingöl- Yedisu hattında gergin faylarımız var. Batıya doğru geldiğimizde, Sakarya’nın güneyinde Pamukova-Geyve hattında gerginlik seviyesi yüksek bir fay var. Marmara Denizi’nin içerisinde de bir miktar gerginliği yüksek faylar söz konusu. Güneyde Gemlik Gölü’nden geçen faylarımız da gerginlik seviyesi yüksek. Bandırma hattında gergin durumda bir fay var. Daha güneyde İzmir Manisa çevresinde bazı fayların gerginlik seviyesinin yüksek olduğunu görüyoruz. Onun dışında Denizli’den geçen fay hattımız var. Bu da geçmişteki büyük depremden itibaren oldukça uzun süre geçtiği için epey bir gerginlik biriktirmiş durumda. En büyük tehlikeyi Pamukova-Geyve hattında, Gemlik Körfezi’nde, Bandırma’da ve İzmir çevresinde görüyorum. Bana sorarsanız Marmara Denizi’ndeki gerginlikler daha sonra geliyor. Buradaki fayların uzunluklarına baktığımızda bunlar en az 6’nın üzerinde deprem üreteceklerdir” sözlerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>OBEZİTEDE İLK ÜÇTEYİZ
TBV Başkanı Timur Erk, obezitede Türkiye’nin Amerika ve Meksika’dan sonra dünya 3’üncüsü olduğuna dikkat çekerek, gazlı ve şeker oranı yüksek olan içeceklerin şeker hastalığı, obezite, kronik böbrek rahatsızlıkları, kalp hastalıkları ve diş problemlerine davetiye çıkardığını söyledi.

SU TÜKETİN
Sağlıklı yaşam için su tüketimini arttırılması gerektiğini söyleyen Erk, “Suyun yerini hiçbir şey tutmaz. Suyun alternatifleri ne diye sorarsanız; ayran ve süt. Saf su içemeyenler ise içerisine tarçın, zencefil, bir avuç kesilmiş salatalık ekleyerek tat verebilirler. Ama şeker kesinlikle olmamalı. 1 teneke kutu gazlı içeceğin içerisinde 10 küp şeker yani 35 gram şeker var. Bu da vücuda şeker hastalığı olarak geri dönüyor. Diyabetin sonucu da obeziteye gidiyor” dedi.

BİR KUTU ŞEKERLİ İÇECEK 10 ÇAY KAŞIĞI ŞEKERE DENK
İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrin ve Metabolizma Uzmanı Dr. Hümeyra Rekalı Şahin de şunlara dikkat çekti: “100 ml içecekte 11 gramdan fazla şeker içeren içecekler yüksek şekerli içecekler olarak tanımlanıyor. Örneğin, bir kutu şekerli içecek yaklaşık 39 gram şeker içerir. Bu da yaklaşık 10 çay kaşığı şekere denk gelir. Bir kutu şekerli içecek, ortalama olarak 150 kalori içerir ve bu kalorinin büyük bir kısmı rafine şekerden gelir. DSÖ’nün önerisine göre, günlük şeker alımı toplam kalorinin yüzde 10’unu geçmemeli, hatta yüzde 5’in altında olmalıdır. Bu oranı aşmak, kilo alımı ve obeziteye yol açabilir. Özellikle çocuklar ve gençler, bu tür içeceklerin cazibesine kapılmakta ve bu da genç yaşta sağlık sorunları riskini artırmaktadır.”

BAĞIMLILIK YARATIYOR
Uzm. Dr. Şahin, şekerli içeceklerin beyinde dopamin salgısını artırarak, geçici mutluluk hissi yarattığını, bu durumun, çocuklarda ve gençlerde bağımlılığa yol açtığını da söyledi.
EV YAPIMI LİMONATA VE REYHAN ŞERBETİ
TBV Diyetisyeni Gökçen Efe Aydın ise evde bulunan malzemelerle hazırlanan sağlıklı ve pratik tarifler verdi:
LİMONATA
5 adet limon(kabuğu & suyu)
2 -3 dal nane
7 tatlı kaşığı bal
1 litre su
YAPILIŞI : Limon kabuğu ve bal iyice karıştırılır. Nane, limon suyu ve su eklenir. Soğuk olarak içilir.
REYHAN ŞERBETİ
1 bağ reyhan
1 çubuk tarçın
2-3 adet karanfil
10 tatlı kaşığı bal-pekmez
1/2 limon suyu
6 bardak su
YAPILIŞI: Reyhan, tarçın ve karanfil üzerine kaynar su dökülür. 1-2 saat beklenir. Süzülüp soğuduktan sonra bal veya pekmez ile tatlandırılır.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Her 45 dakikada 50 kadar üye yapıldığını ifade eden Özgür Özel, “Türkiye ittifakı kazandı ve Türkiye ittifakı büyük bir moralle güçlenmeye devam ediyor. CHP’nin üye kampanyasında, üye kayıt formu yetiştiremiyoruz. Kuyrukta gençler oluyor. 45 dakikada 50’ye yakın kayıt yapılan standımız oluyor. Ankara genç üye kayıtlarını yetiştiremiyor. Ailemiz büyüyor, baba evi büyüyor” diye konuştu.
Eskişehir’in bir önceki dönem belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen’in tüm CHP’li belediyeler için kurulan Eğitim ve Eşgüdüm Denetim Komisyonu’nun başkanı olduğunu ve komisyonun hızla çalışmalarına devam ettiğini kaydeden Özel, şu ifadeleri kullandı:
* “Önümüzdeki günlerde hizmetlerin tüm belediyelerde ortaklaştığını, belli hizmetlerin tek tipleştiğini, CHP belediyeciliğinin kanıtlandığını ve artık bütün Türkiye’de görülen bu iyi uygulamaların ileride genel iktidar içinde CHP’ye olan ilgiyi, alakayı, güveni artıracağını hep birlikte göreceğiz. İsrafa son verip, hizmeti getirmeye devam edeceğiz. Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Kırıkkale’de, Kastamonu’da Eskişehirler yaratacağız.
* Türkiye’nin dört bir yanında CHP belediyeciliğini mutlaka özdenetimi kuvvetli, israfı olmayan, yolsuzluk olmayan bir şekilde halkın gözleri önünde şeffaf bir şekilde yönetecek, denetleyecek, denetlettirecek ve Türkiye Cumhuriyeti’nin de gerek işlevsizleştirilen Sayıştay’ın yeniden güçlendirileceği, gerek CHP iktidarında başkanlığını ana muhalefet partisinin yapacağı kesin hesap denetim komisyonunu kurulacağı ve bu memlekette artık rüşvetin, adam kayırmanın, ortadan kaldırılacağı yarınları müjdeleyeceğiz.”
ATANAMAYAN ÖĞRETMENLER VE EMEKLİLER İÇİN MİTİNG DÜZENLENECEK
Özgür Özel, atanamayan öğretmenler ve emeklilerin seslerini duyurabilmek için Ankara ve İstanbul’da iki miting düzenleyeceklerini belirterek, şunları söyledi:
* “Bu süreçte muhataplarımızla bir yandan sizlerin haklarını, işçinin ve emekçinin haklarını, kiracıların haklarını, atanmayan öğretmenin haklarını staj mağdurlarının haklarını, astsubayın, uzman çavuşun talep ve haklarını konuşurken bir yandan da büyük bir mücadeleyle sokaktan korkmadan, meydandan kaçmadan halkın sesini en yukarıdan duyuracağız. CHP geçen günlerde atanmayan öğretmenlerle ilgili mülakatın kaldırılma sözünün verildiği öğretmenlerle ilgili, onların talebine uygun olarak 68 bin mülakatsız atama talebinin kampanya boyunca arkasında durduk. Kürsümüzü, bu taleplere açtık. Ancak geçtiğimiz pazartesi günü Sayın Erdoğan, kendi açıklamaya varamadı, ertesi gün Milli Eğitim Bakanı’na bıraktı. Bakan salı günü, sadece 20 bin atama dediğinde gençlerimizin umutları kırıldı. Ardından biz ‘Hani mülakat yapmayacaktınız? Hani 14 Mayıs’ta, 28 Mayıs’ta Sayın Erdoğan ‘mülakatı kaldırıyoruz’ diye söz vermişti, hani seçim bildirgesine yazmıştınız.
* Gençlerin kendilerinden ailelerinden böyle oy istemiş, böyle oy toplamıştınız’ dediğimizde, ‘Mülakat gibi mülakat yapacağız’ dediler. Elbette kabul etmedik. Bugün duyuyoruz ki ‘Efendim 45 dakika sürecek, kamera da koyacağız, bunu da yapacağız’ diyerek partizanlığı, adam kayırmayı, yüksek not alanı ailesi muhalif, diye geride bırakıp, düşük not alanı birilerinin yakını, diye AK Parti’den diye ileri alan bir sistemi devam ettirecekleri anlaşılıyor. İşte biz bu şartlar altında, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’ndan bir gün önce genç hocalarımız, öğretmenlerimizle atanamayan değil, ne kusuru varmış da atanamıyormuş veya senin nasıl bir mesuliyetin var bu işte? Atayamıyormuşsun.
* Atanmayan öğretmenlerle, mülakat mağdurlarıyla çağdaş, bilimsel, laik eğitime karşı yürütülen müfredat çalışmasına da isyan eden herkes ile birlikte 18 Mayıs’ta İstanbul Saraçhane’de onların sesine ses, mücadelelerine omuz vereceğiz. Onların sesini duyuracağız, müzakere de edeceğiz ama bu güzelim gençler için mücadelenin de en büyüğünü vereceğiz. Artan enflasyon asgari ücreti kemiriyor. Biz temmuz ayında enflasyon güncellemesi beklerken, hatta yılda 4 kez olsun derken, asgari ücrete enflasyon zammı yapmamaya, emeklileri süründürmeye devam ediyorlar. Bununla da mücadele edeceğiz. Bunun için ilk adım emekliler, sonra da emekçiler geliyor. Emekliler için 26 Mayıs Pazar günü saat 13.00’te Ankara’da bir büyük emekli mitingi düzenliyoruz. Emeklilerin sesini bütün Türkiye’ye duyuracağız.”
“BİRAZ DA ZENGİNLERİN KAPISINA GİT”
Özel, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’i eleştirerek, “Buradan herkese sesleniyorum, hayat pahalılığıyla mücadele emeklinin, emekçinin, yoksulun sırtından yapılamaz. Bugün Türkiye’de bir IMF programı uygulanmaktadır, örgülü bir IMF programı uygulanmaktadır. IMF hayalet gibi üzerimizde dolaşmaktadır. IMF, ‘Memura zam yapma’ diyecek yapmıyor. ‘Emekliye zam yapma’ diyecek, yapmıyor. IMF ile anlaşsan ‘İstihdam yaratma, işe alma’ diyecek ama adına bir tek IMF demiyor. Bu hayalet, bu gulyabani, hep emeklinin penceresinde, hep emekçinin, yoksulların kapısına dayanıyor. Mehmet Şimşek’e sesleniyorum; gulyabanini al biraz da zenginlerin kapısına git. Biraz da zenginlerle uğraş, yoksulun peşini bırak” diye konuştu.
]]>
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ GİBİ AB’NİN TEMEL ALDIĞI DEĞERLER GERİLEME SÜRECİNDE”
İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
* “‘Avrupa Günü’nü kutlamak, önem verdiğimiz ortak değerlerimizi hatırlamak için iyi bir fırsat. Bizim için AB, her şeyden önce demokratik bir barış projesidir. Uluslar arasındaki birliğin, etnik köken, dil veya din farkı gözetmeksizin demokratik ve insani ideallerin bayrağı altında kurulabileceğinin bir kanıtıdır. Ancak, uzun bir süredir AB hem içeride hem de sınırlarının dışında yeni sınamalarla karşı karşıya kaldı.
* Euro krizi ve 2010’ların başındaki göç baskısıyla artan sorunlar, Brexit, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve son olarak Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinin ortaya çıkmasıyla derinleşti. Bu jeopolitik çalkantıların sonuçları, Avrupa’daki liberal demokrasileri adalet, insan hakları ve özgürlükler üzerinden test ediyor. Hükümetlerin bu sorunlara halkın beklentileri yönünde cevap verememesi, popülist otoriter liderlere doğru bir kaymaya yol açıyor. Esasında, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi AB’nin temel aldığı değerler maalesef küresel olarak da gerileme sürecinde.

“BU DEMOKRATİK KRİZ DÖNEMİ, AVRUPA VE TÜRKİYE İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?
* Peki içinde bulunduğumuz bu demokratik kriz dönemi, Avrupa ve Türkiye için ne anlam ifade ediyor? Geçen hafta sonu Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun daveti üzerine, Avrupa’nın yaşadığı demokratik krizi ele almak üzere sosyal demokrat belediye başkanlarıyla Paris’te bir araya geldik. Orada da şu soruyu sordum: Kendisini ‘demokratik ideallerin muhafızı’ olarak konumlandıran Avrupa, bu değerleri tutarlı bir biçimde savunduğunu samimiyetle söyleyebilir mi? Göçmen ve mülteci sorununun AB dışındaki ülkelere aktarılmaya çalışılması, bunun aksini göstermektedir.
* Konu, mültecilerin Avrupa ülkelerinde barınmasına izin verilip, verilmemesi değil, onların Türkiye gibi, Avrupa sınırı dışındaki ülkelerde tutulmasının politika haline getirilmesidir. Bu durum, mülteci meselesinin popülist ve yabancı düşmanı siyasi söylemlerde kullanılmasına zemin hazırlıyor ve sağ otoriterlik Avrupa’da güçleniyor. Oysa, Türkiye ve İstanbul, dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke ve şehirlerin başında geliyor. Buna rağmen, Türkiye’de demokratların güçlenmesi önemlidir.

“BİZİM GİBİ, AVRUPA İDEALİNİ ÖNEMSEYEN İNSANLARI ENDİŞELENDİREN…”
* Avrupa’daki mevcut hükümetlerin Gazze’de yaşananlara verdikleri, daha doğrusu veremedikleri cevap da Avrupa’nın insani değerlerinin farklı coğrafyalarda tutarlı bir şekilde savunulamadığı anlamına geliyor. Aralarında kadınların ve çocukların bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin, tüm dünyanın gözlerinin önünde katledilmesinin daha yüksek bir sesle eleştirilmesi ve kınanması gerekmez mi?
* Bazı hükümetler, bırakın kendileri bunu yapmayı, bunu yapan vatandaşlarının toplantı ve gösteri haklarını, ifade özgürlüklerini kısıtlama yoluna gidiyor. Bu ise, Avrupa’nın demokratik değerler üzerinde yükselen evrensel bir barış projesi olma niteliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Bizim gibi, Avrupa idealini önemseyen insanları endişelendiren en önemli konulardan birisi budur.

“İSRAİL’İN REFAH’A ASKERİ HAREKATINI YİNE İZLEMEKLE Mİ YETİNECEĞİZ?
* İsrail’in, dün, ateşkes teklifini reddederek, 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine askeri harekat başlatmasını da yine izlemekle mi yetineceğiz? Avrupa’yı ve insani değerlere önem veren tüm ülkeleri, bu vahşete ‘dur’ demeye çağırıyorum. Gazze’de olanlar, insanlık tarihinde kara bir leke haline gelmiştir. Buna daha fazla izin verilmemelidir. Önümüzdeki dönemde AB’nin kendi iç demokrasi mücadelesine devam edeceğini gözlemliyorum.
* Haziran ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerini, dikkatle takip edeceğiz. Türkiye’de ve Avrupa’nın diğer bazı ülkelerinde karşılaştığımız demokratik gerilemeye, ancak kapsayıcı, katılımcı ve halkın sesine kulak veren yeni bir siyaset kültürü ve bu anlayışla inşa edeceğimiz siyasal ve ekonomik kurumlarla çözüm bulabiliriz.

“MART 2024 YEREL SEÇİM SONUÇLARI, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRATİK GERİLEMEYE SON VERDİ”
* Türkiye de kendi içinde derinleşen bir demokrasi krizinden geçiyor. Ülkemizde son 10 yılda kurumsal yapı zayıflatıldı. Arkasından tek bir lider etrafında otoriter bir siyasal rejim şekillendi. Mart 2024 yerel seçim sonuçları, Türkiye’deki demokratik gerilemeye son verdi. Seçmen, muhalefeti güçlendirerek, siyaset zeminindeki meşruiyeti yeniden dağıttı. Bu sonuç, demokrasimizin dayanıklılığının göstergesidir. Bu zor zamanlarda Türk halkı demokratik değerlere olağanüstü bir bağlılık gösterdi. İstanbul’da geçtiğimiz 5 yıl boyunca, siyasi görüşü ne olursa olsun, İstanbulluların her kesimine hizmet götürdük. Kutuplaşmanın ilacı buydu.
* ‘İstanbul İttifakı’ adı altında kapsayıcı bir toplumsal hareket inşa ettik. Dahası; halkın endişelerini dinlemenin ve bunlara uyum sağlamanın önemini gösterdik. Toplumla, güçlü ve samimi bir iletişim kurduk. Bu siyasi zeminde CHP, liyakatli adaylarla halkın karşısına çıktı ve ülke genelinde her kesimden 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazandı. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 65’inden fazlasını ve ekonomisinin, neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri, sosyal demokrat belediye başkanları yönetiyor. CHP, Türk siyasetinin yeni ağırlık merkezi haline geldi.
“BİRLEŞİK VE DEMOKRATİK BİR AVRUPA, TÜRKİYE’NİN KATILIMI OLMADAN GERÇEKLEŞTİRİLEMEZ”
* Avrupa, kendi demokratik sorunlarıyla mücadele ederken, Türkiye’nin rolü sıklıkla göz ardı edilmektedir. AB’nin, ‘önce Avrupa’ vizyonunun demokratik bir Türkiye’yi kucaklaması gerektiğini fark etmesi elzemdir. Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerle mücadele, Türkiye’yi de içeren kapsayıcı bir yaklaşımı gerektirmektedir. CHP olarak biz, Türkiye’yi her zaman Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meseleleri ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık.
* İddiamız şudur: Birleşik ve demokratik bir Avrupa, Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenle, AB’nin genişleme politikaları tartışılırken, Türkiye’nin adının geçmemesi, 60 yıldır süregelen ortaklık ilişkisinin ve 20 yılı aşkındır devam eden üyelik sürecinin yok sayılması kabul edilemez.
“SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL, AVRUPA’DA DA İLHAM KAYNAĞI OLMAYI SÜRDÜRECEK”
* Büyükelçi Meyer-Landrut’un konuşmasında bahsettiği gibi, İstanbul’un karbon-nötr bir şehir olması ve iklim değişikliğine adaptasyon programı gibi AB ile beraber başarılı projelere de imza attık. Fakat bunlar yeterli değil. Önümüzdeki dönemde, AB’nin yerel yönetimlerle daha yakın çalışmasını ve etkisi halkımız tarafından da hissedilebilen projeleri birlikte hayata geçirebilmeyi hedeflemeliyiz. İstanbul’daki yönetim anlayışımızın temelinde, demokrasi ve katılımcılığın olduğunun altını çiziyorum. Bunu, son 5 yıl içerisinde yaptığımız icraatlarla kanıtladık. İnsanı odağımıza alıyor, ayrım gözetmeden 16 milyon İstanbulluya eşit hizmet veriyor, şehri yurttaşlarla birlikte yönetiyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde de aynı anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Katılımcı ‘İstanbul Modeli’, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da ilham kaynağı olmayı sürdürecek.”
]]>Şimşek’in 2026 yılına ilişkin enflasyon beklentilerini hatırlatan Karabat, iktidarın tek güvencesinin sıcak para olduğunu söyledi.
Yıllara göre enflasyon verilerini yorumlayan Karabat, “Tek haneli enflasyon yaşanan dönemlerin, Türkiye’ye yoğun sıcak para girişi olduğu dönemler olduğunu görebilirsiniz” dedi. Türkiye’de artan gelir adaletsizliğini de eleştiren Karabat, “Mehmet Şimşek günü kurtarmak istiyor ve üretim reformu yapmak yerine yine sıcak para peşinde. Bu paralar doğrudan yatırım yerine borsaya ve faize akacak, Türkiye’nin yapısal sorunlarına çare olmayacaktır” dedi.
ENFLASYONDA BELİRSİZLİK SÜRÜYOR
AKP iktidarının enflasyon hedeflerini tutturamayarak rakamları sürekli güncellediğini ifade eden Karabat, “Tek haneli enflasyon için önce 2025 dediler, baktılar ki dünyada işler istenildiği gibi gitmiyor, şimdi 2026 dediler” ifadesini kullandı. AKP’nin ekonomide yarattığı bağımlılık ilişkilerini de eleştiren CHP’li Karabat “Bugün sıcak para diye kaynak alanlar, yarın aynı yerlerden emir alıyorlar” dedi.

ENFLASYONDA YİNE SICAK PARA HİKAYESİ DEVREYE ALINIYOR
Karabat’ın açıklamaları şöyle:
*Mehmet Şimşek, 2026 yılında enflasyonun tek haneye ineceğini söylüyor. Şimşek’in burada tek güvencesi ise dış kaynak girişi, yani sıcak para.
Veriler üzerinden anlatalım. Yıllar itibarıyla enflasyon tablosuna baktığımızda, tek haneli enflasyon yaşanan dönemlerin, Türkiye’ye yoğun sıcak para girişi olduğu dönemler olduğunu görebilirsiniz.
*AKP, 2002 yılından bu yana küresel finans sistemine hizmet eden, dış girdiye ve sıcak paraya bağımlı ekonomi modeli inşa etmiştir. Türkiye’nin rekor kıran ihracatı, aynı şekilde rekor kıran ithalata bağımlıdır. Ara malı ve hammadde üretimi konusunda gereken adımlar atılmamıştır. Bu, bilinçli bir tercihtir. Bazı ülkelere diplomatik taviz olarak “Sizden ithalat yapacağız” denilmiştir.
*AKP’nin ve Mehmet Şimşek’in sürekli dile getirdiği ihracat ve büyüme hikayesinin dünya ölçeğinde bir karşılığı yoktur. Türkiye en büyük 20 ekonomi sıralamasından düşmüş, gelir adaletsizliği derinleşmiş ve yoksulluk artmıştır.
Şimşek günü kurtarmak istiyor ve üretim reformu yapmak yerine yine sıcak para peşindedir. Bu paralar doğrudan yatırım yerine borsaya ve faize akacak, Türkiye’nin yapısal sorunlarına çare olmayacaktır.
*Daha önce de belirttiğimiz gibi, AKP elde kalan son enerji santrallerini satmak dahil özelleştirme programını devreye almak istiyor. İşçi ve emeklilerin maaşlarının tırpanlanması ile zaten gayrı resmi IMF programını da uyguluyor.
Verilen diplomatik tavizler ve mevcut ekonomi politikaları ile küresel fonların Türkiye’ye gelmesi bekleniyor. Tabii bu süreçti ABD ve AB’nin faiz indirimine gitmesi gerekiyor.
*Küresel enflasyon ve faiz hedeflerinin belirsiz olması nedeniyle AKP’nin planları da aksıyor. Bu nedenle tek haneli enflasyon için önce 2025 dediler, baktılar ki dünyada işler istenildiği gibi gitmiyor, şimdi 2026 dediler. Görüyorsunuz AKP yine aynı hikaye ile sahnede. Buna geçit vermememiz gerekiyor. Bugün sıcak para diye kaynak alanlar, yarın aynı yerlerden emir alıyorlar.
]]>*Kendi iklimini kurabilen, kendi kültürünü oluşturabilen siyasi partiler, kendi siyasi iklimini oluşturabilen ülkeler kalıcı kurumlar oluştururlar. Ve sorunlarla karşılaştıklarında akılla, yürekle bu sorunları çözmeyi başarılar.
*Siyasi partileri de ülkeleri de ayakta tutan, ortak ruhtur. Kurallar önemlidir ama iklim yoksa kuralların nasıl baypas edildiğini yakın dönemde ülkemizde müşahede ettik. Kuralları uygulayacağız ama iklimi kuracağız.
*Kampımızda, dört soruya cevap aradık. Bir: 31 Mart seçimlerinden sonra Türkiye’nin siyasi iklimi, görüntüsü, tablosu nedir ve ülkemizin nereye doğru gitmesi konusunda milletimiz hangi mesajları vermiştir?
*İkincisi: Alandan gelen bilgilerle Türkiye’nin her yerinden bu tabloya bakış açısı nedir? Üçüncü sorumuz: Partimizin bu tablo içindeki konumlanması ne olmalıdır? Dördüncü soru: Bu konumlanma esnasında alınması gereken tedbirler nelerdir?
“TOPLUMDA OTOKRASİYE DOĞRU GİDİŞ KAYGISININ YERİNİ…”
*Çok önemli sonuçlara ulaştık. İlk soru için hepimizi kaygılandırması ama ümitlendirmesi gereken bir olgu var. Türkiye’de siyasetin psikolojisi çok çabuk değişiyor. Geçen sene, 14 ve 28 Mayıs seçimlerinden sonra ülkede iktidarın mutlak egemen olduğu ve artık bazı demokratik kazanımların dahi tehlikeye düşebileceği, AK Parti kitlelerinin dahi ‘Acaba nereye gidiyoruz’ sorusunu sorduğu bir iklim mevcuttu.
*Muhalefet partileri dağınık, kafalar karışık, iktidar aşırı bir özgüvenle, kibir halinde geleceğe bakıyordu. 31 Mart seçimleri bunun tam tersi bir tablo ortaya koydu. Bu sefer iktidar partisi ilk kez ikinci kez parti konumuna geriledi.
*Muhalefet yaşadığı bütün travmaya rağmen, özellikle öfke oylarıyla ana muhalefet partisi öne çıktı. Ve toplumda otokrasiye doğru gidiş kaygısının yerini, ‘Demokratik bir dönem başlayabilir ama sonrası ne olacak’ kaygısı aldı.
“SİYASET ÖZGÜRLEŞİYOR”
*Dün ve bugün yaptığımız istişarelerde geldiğimiz sonuçları paylaşmak isterim. Birincisi: Yeni bir dönem başlıyor. Belki de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni, hatta 2016’dan bu yana ilk kez siyasetin tartışma alanı ve önü açılıyor. Bu önemli bir değişimdir. Geçmişte, son 8 yıldır ittifak partileri, Cumhur İttifakı düşmanlaştırma, şeytanlaştırma, terörle işbirliği iddiasıyla yöntemlediği bir kutuplaştırma stratejisi takip etti.
*Toplum karpuz gibi ortadan ikiye bölündü neredeyse. Birbiriyle konuşamaz niteliğe dönüştü insanlar. Siz iktidarı eleştirdiğinizde hain oldunuz, muhalefette olduğunuzda dış güçlerin ajanı oldunuz. Ama iktidar içindekiler de kendi hallerinden hiç memnun değillerdi. Çünkü ahlaki meşruiyetlerini kaybetmeye başlamışlardı.
*İktidar içindeki tartışmalar kapalı kapılar ardından yapılıyordu. İktidar bağımlılığı oluşmuştu, uyuşturucu gibi iktidarı ‘nasıl olsa güç bizde’ ataletine sevk etmişti. Şimdi siyaset özgürleşiyor. Bu, siyasi partilerin aldığı oyların ötesinde bir gerçektir.
*Belki de en önemlisi iktidar unsurları, AK Parti’nin içerisindeki kesimler ilk defa özgürleşiyorlar. Bu sağlık işaretidir. Muhasebe yapacaklar. ‘Neden 22 sene sonra, mutlak bir iktidar imkanına sahipken AK Parti ikinci parti konumuna düştü?’
“TARİHİ BİR AÇIKLAMA OLARAK GÖRÜYOR VE DESTEKLİYORUZ”
*Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Millete küsmek olmaz. Oturup değerlendireceğiz’ sözünü ciddiye almıştık. Son attığı adımları, özellikle son cuma namazı çıkışı ‘Siyasi yumuşama dönemi başlamıştır’ ifadesini tarihi bir açıklama olarak görüyor ve destekliyoruz. Ancak içinin doldurulması lazım.
*Sayın Erdoğan’ın siyasi hayatının önemli bir kısmında yanında en yakın çalışma arkadaşı olarak bulunmuş, bir kısmında da yapılan yanlışlar karşısında hiç çekinmeden konuşmuş bir siyasetçi olarak şu soruyu sormak isterim kendisine: Bu siyasi yumuşama bir taktik manevra mı, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek stratejik bir dönüşüm kararı mı?
*Hepimiz biliyoruz, Sayın Erdoğan bir siyasi taktik dehasıdır. Ama stratejik hedefler konusunda bir uçtan diğer uca gidecek esnekliğe de sahiptir. AK Parti içindeki arkadaşlarıma seslenerek ifade ediyorum: Onların taktik olarak gücü koruma sorusuna verdiği cevaplar, Türkiye’nin stratejik hedeflerini bir uçtan bir uca savrulur hale dönüştürmüştür.
*2002’de, ekonomik kriz sonrası yolsuzluklarla, hortumlamalarla, siyasi ahlak açısından yaşanan büyük zaaflarla, yasaklarla boğuşan bir Türkiye’den AK Parti kurulurken bunu alıp özgürlüklere, demokrasiye, insan haklarına dayalı yeni bir siyasal düzen, yoksullaşmayı durduracak sosyal adalet anlayışı, ve temiz siyaset anlayışıyla Türkiye’yi bir yere taşımayı hedeflemiştik. Sayın Erdoğan’ın ve iktidardakilerin taktik güçlerini koruma düşüncesi o stratejik hedefi yok etti.
“ERDOĞAN CHP’YE GİDECEKSE BİZDEN BİR KÜÇÜK ÖZRÜ BORCU VAR”
*İktidara ve Sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum: Siyasi yumuşama kararınız ve ifadeniz çok doğrudur, içini stratejik olarak doldurmak şartıyla. Ama amacınız, ‘İkinci parti konumuna düştüm. Bir müddet tartışmaları benim alanımdan çıkarıp muhalefetin içine taşımak için muhalefetin bir liderini öne çıkarıp diğerlerini göz ardı edeyim ve içeride böylece bir tartışma çıkartayım gibi bir taktik manevraysa Türkiye bir yerden diğer yere yine savrulur.
*Çok doğru bir tavır, eleştirmek için söylemiyorum; Sayın Erdoğan CHP Genel Merkez’e gidecekse bizden bir küçük özür borcu var. Eğer 2016 darbesinden sonra Yenikapı ruhu korunmuş olsaydı Türkiye’de ‘tek millet’ çağrısını her alanda söylemek gibi bir ihtiyaç hissetmeden milleti tek bir ruhta birleştirmek mümkün olmaz mıydı?
*Üslubumuzu bunda sonra değiştireceğiz, siyasi yumuşamaysa biz de aynısını yapacağız ama samimiyet görmek istiyoruz.
“NİYE EN YAKIN ARKADAŞLARINIZLA GÖRÜŞMÜYORSUNUZ”
*Arkasından atılması gereken adımların şunlar olduğunu düşünüyorum: Siyasi yumuşamanın bütün kesimlere aynı ölçüde yansıması. Eğer siyasi yumuşamaysa Sayın Erdoğan’ın Gazze konusunda bir özür dileme ihtiyacı var. bayramlarda bile bizimle bayramlaşmaktan kaçan AK Parti, neyin yumuşamasını yapmış olur?
*AK Partili kardeşlerime sesleniyorum: Dönün, Sayın Erdoğan’a sorun, Daha geçen sene terörle işbirliğiyle suçladığınız CHP, Erdoğan görüşmesinden bir gün sonra DEM ile de görüşme yapıp Erdoğan da şimdi orayı ziyaret edecek -ki bunların hepsi doğru- bir sene önce, ‘Masanın altında HDP var’ deyip terörle işbirliği yapmakla suçladığınız CHP ile görüşüyorsunuz -ve doğru da- niye en yakın arkadaşlarınızla görüşmüyorsunuz?
*Anayasa tartışmalarına siyasi yumuşamanın yansıması lazım. Siyasi yumuşama, dikte ettirilmiş anayasa değişikliği veya oyalama taktikleriyle olmaz.
*Numan Kurtulmuş, anayasa görüşmesinde grubumuzu ziyaret ettiğinde, ‘Usul için geldik, detaya girmeyeceğiz’ demiş. Siyasi yumuşama varsa anayasa tartışmalarına limit konmamalı. Türkiye gerçek anlamda sivil bir anayasaya kavuşmalı.
“SİNAN ATEŞ CİNAYETİNE BULAŞAN HERKES EŞKIYADIR”
*Yumuşama varsa görüşlerini beğenmesek bile milli iradeyle seçilmiş milletvekillerine saygı göstereceğiz. AYM kararının gereği olarak Can Atalay’ın TBMM’de göreve başlamasının önünü açacaksınız. AYM üzerindeki tartışmaları bitireceksiniz. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin gereği olan bireysel başvuru hakkını ortadan kaldıracak her teşebbüse karşı çıkacaksınız.
*Biliyorum, Sayın Bahçeli bunların hepsinde size karşı çıkacak. O zaman yol ayrımına geleceksiniz. Basın ve düşünce özgürlüğü başlıklı olarak hapishanelerde bulunan herkesi serbest bırakacaksınız. TRT başta olmak üzere sizin kontrolünüzdeki bütün basın kuruluşlarına, ‘Bundan sonra diğer siyasi partilere de söz hakkı tanıyın’ diye küçük mesaj göndereceksiniz.
*Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi diye Goebbelsvari bir yapının algı operasyonu yaptığı bir ülke halinden çıkaracaksınız. Sinan Ateş cinayetine bulaşan herkes eşkıyadır. Savunan da eşkıyadır vuran da eşkıyadır, katildir.
*Sayın Erdoğan, eşkıyayı korursanız siyasette yumuşama falan olmaz, herkes eşkıyalığa özenir. Devlet, katilin cezasını verir, maktulun de hakkını sorar ve arar. Devlet demişken devleti kastediyorum, ismi ‘Devlet’ olanları değil.
“KHK’LILARIN HAKLARINI VERECEKSİNİZ”
*Mafyatik yapılara karşı net bir tavır alın. Son beş yıldır siyaset mafyatik yapıların gölgesinde yapıldı. Sayın Erdoğan, o geçmişi bir temizleyin. Yumuşaması gereken en önemli unsurlardan biri yoksul halkla onun kanını sömürerek cebindeki son kuruşu çalarak oluşturulan rantiye sınıf arasındaki uçurumu kapatmalısınız.
*Bu halk, ıstakoz yiyenleri görüp nasıl yumuşasın? Niye siyasi ahlak yasasına hala ayak sürüyorsunuz? 15 Temmuz’un Çankaya’ya helikopterle inen darbecibaşını, kardeşini büyükelçi yapacaksınız; parasızlıktan burs alıp da o okullara giden çocukların anne-babalarını cezalandıracaksınız, sivil ölüme mahkum edeceksiniz.
*Yumuşama istiyorsanız darbecilerle iltisakı olmayan KHK’lıların da haklarını vereceksiniz. Özgür Özel ile bir resim verelim, demokrasi geri gelsin. Biz o resimleri çok gördük.
“YÜZDE 37’YE ÇIKABİLECEK MİYDİNİZ?”
*Altılı Masa’da bütün bu çabamızı sürdürdüğümüz için ve onun için bedeller ödediğimizi göre göre bize dönüp ‘Bizden şu kadar milletvekili aldınız’ diye hesaba çekenlere soruyorum şimdi: Eğer o masanın oluşturduğu yumuşama olmasaydı siz yüzde 37’ye çıkabilecek miydiniz?
*Oranlar değişir ama değişmeyecek olan tek şey ilkeleriyle davranan siyasetçilerin gün gelip halkın vicdanında hak ettiği yeri alacakları gerçeğidir.
“BÜTÜN PARTİLERE KAPIMIZ AÇIKTIR, BÜTÜN PARTİLERLE GÖRÜŞÜRÜZ”
*Alanda bize büyük bir teveccüh vardı ama niye oya dönmedi? Bu önemli bir sorudur. İktidara yönelik öfkenin en büyük alternatife yönelmesi önemli bir sebeptir. Bunun bize uygulanan medya ambargolarıyla da ilgili sebepleri vardır.
*Yeni bir yönetime ihtiyacımız var. İstikametimiz doğrudur. Siz, Gelecek Partisi’nin milletvekillerini satılık mal, şahsiyetsiz insanlar mı zannettiniz? İşte buradan bu fitneyi çıkaran tilkilere, çakallara söylüyorum: Gelecek Partisi’nin neferleri, milletvekilleri, il başkanları, kurucuları aslanlar gibi burada.
*Bu yeni üslup içerisinde en zayıf tarafımızın iletişim olduğunu biliyoruz. Biz bu milletin yürekten yüreğe iletişimine talibiz. İlkesel olarak aldığımız kararı paylaşıyorum: Bütün partilere kapımız açıktır, bütün partilerle görüşürüz, milletten oy almış hiçbir partiyi dışlamayız.
*Bugün AK Parti ile CHP’nin böyle görüşüyor olması, bazı ipotekleri siyasetin üzerinden kaldırmıştır. Bizim AK Parti ile görüşmemiz halinde, -görüşme peşinde değiliz- hiçbir CHP’linin ‘AK Parti ile iş mi tutuyorsunuz’ deme hakkı yoktur.
“BİR SİYASİ TUTUM BELGESİ KALEME ALACAĞIZ”
*Bundan sonra yolumuz açık ve nettir. Bizimle görüşmek, birleşmek, bir yapı kurmak, bir şekilde kurumsal ilişki kurmak isteyen bize gelecek. Biz ise doğru bildiğimiz yolda, hiçbir fire vermeden milletin ihtiyaç hissettiği konularda kararlı bir şekilde yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. Üç kanatlı yapımızdan üçer temsilciyle bir koordinasyon kurulu kuracağız.
*Bu kurul, partinin gidişatıyla ilgili hem yön verici ve koordine edici çalışmalar yapacak hem de parti organlarının vazifesini ne kadar yaptığıyla ilgili denetim görevini üstlenecek.
*Bu bağlamda bütün bu tartıştıklarımızı, konuştuklarımızı ve özellikle de siyasi partimizin kimliğini kamuoyuyla açık ve net bir şekilde paylaşmak, bundan sonraki yol haritamızın ana unsurlarını milletimize açıklama üzere bir siyasi tutum belgesi kaleme alacağız. En geç bir ay içinde bir toplantıyla kamuoyumuzla paylaşacağız.
]]>
Seçim çalışmaları nedeniyle ilçe yöneticilerine teşekkür eden Özel, Belediye Başkanı Ahmet Öksüzoğlu’nun aday gösterilme ve seçim başarısını şu sözlerle anlattı:
* “Ahmet Öküzcüoğlu 2017 yılında adaşı ilçe başkanı Ahmet Başkanım tarafından bana dişhekimi Ahmet Öküzcüoğlu’nu ikna edersek biz Alaşehir’i alırız demişti. Ben de demiştim ki Alaşehir’i almak için çok önceden çok iyi bir adaya ihtiyaç var. Gittik, konuştuk. İkna ettik. Türkiye’nin ilan edilen ilk belediye başkan adayıydı. 1,5 yıla varan bir kampanya sürecinde gitmediği köy, mahalle, çalmadığı kapı, görüşmediği kimse kalmadı.
* Zaten geçmişten kayınpederi CHP’nin, kendi babası merkez sağın sevilen ve sayılan isimlerindendi. Erkin Türker bizim büyüğümüzdü. Öyle bir başarı elde etti ki geçen seçimlerde Manisa’nın en büyük sürprizini yaptı. Ama bu sene aday olduğunda kimileri Alaşehir’de zorluklar var diyordu. Ama ben şundan emindim. Ahmet Öküzcüoğlu, temiz belediyecilik yaptı. Çalışkandı, dürüsttü. Şeffaftı. Birileri gibi bir partiye üye olanların sadece kendi gençlik kollarının değil bütün Alaşehir’in belediye başkanlığını yapmıştı. İnancım ve güvenimi hiç biriniz boşa çıkarmadınız. Ahmet Öküzcüoğlu, bu sefer iki kişinin birinden de fazla, yüzde 53 oyla seçildi. Kendisini kutluyorum.”

“İŞİM VE GÜCÜM TÜRKİYE”
Alanda pankart açan gençlere de seslenen Özel, “Bizim Ahmet Başkanın işi gücü Alaşehir, benim işim ve gücüm Türkiye. Sizin de işiniz gücünüz okulunuz ve dersleriniz” dedi.
“HARAMDAN BIKAN, UZAKLAŞAN MUHAFAZAKAR DEMOKRATLARDAN OY ALDIK”
“31 Mart akşamı CHP olarak bir zafer elde etmedik. Kazanılan başarı hepimizindir” diyen Özel, şunları söyledi:
* “Alaşehir’de elbette siz aslan sosyal demokratlardan oy aldık. Ancak Alaşehir’de gönlünde ve gözünde güneş olan iyi insanlardan, geçmişte MHP’de olan demokrat ülkücülerden, milliyetçi demokratlardan oy aldık. Geçmişte AKP ile yola çıkan ama son zamanlarda yalandan ve haramdan bıkan, uzaklaşan muhafazakar demokratlardan oy aldık. Dünya kadar göç alan Alaşehir’imizde, biz vatanına, milletine, bayrağına saygılı Kürt demokratlardan oy aldık.
* Alaşehir’de Alevi’sinden Sünni’sinden, Pomak’ından göçmeninden, Laz’ından, Çerkez’inden, biz Alaşehir’de bütün Alaşehir’den oy aldık. Alaşehir ittifakı kazandı, Türkiye ittifakı kazandı. Her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Bu seçim başarısı bizleri asla şımartmayacak. Bunu bir zafer olarak görmüyoruz. Bunu sadece ve sadece bizim omuzlarımıza yüklenmiş bir vazife ve geleceğe doğru Türkiye adına yakalanmış bir fırsat olarak görüyoruz. Bu fırsat bizlerin evlatlarını işe yerleştirme ya da yandaşlarını zenginleştirme, ona buna ihaleleri peşkeş çekme fırsatı değildir.
“TÜRKİYE’NİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEYE, ATATÜRK’ÜN PARTİSİNİ İKTİDAR YAPMAYA GELDİK”
* Biz hep beraber Türkiye Cumhuriyetinin tarihini değiştirme, tarihini yeniden yazma fırsatını yakaladık. Bu tarih artık Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletin efendisi dediği köylülere, al ananı da git diyenlere inat, köylüyü, çiftçiyi, hayvancılıkla uğraşanları, yalnız bırakmayan, onlara sahip çıkan Cumhuriyet tarihini, esnafı, Ahi Evran’ın torunlarını, dürüst ve çalışkan esnafı, siftahsız bırakanlara karşı onlara sahip çıkmak için, artık onlar için yeniden Cumhuriyetin temel değerlerini sahiplenmeyi, emekliye 10 bin lira verip açlığa ve yoksulluğa itenlerin, 10 bin lira ile kira verip aç kalacak, karnını doyursa aç kalacak emeklinin sesini duymak için, Atatürk’ün dediği gibi Cumhuriyet ki kimsesizlerin kimsesidir.
* Kimsesizlere, sahipsizlere, unutulanlara, yoksullaştırılanlara, iflasa sürüklenenlere sahip çıkmanın fırsatını yakaladık hep beraber. Bunun için çok çalışacağız, kimseyi geride bırakmayacağız. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde elde ettiğimiz başarıyı Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk genel seçimlerinde yeniden birinci çıkarak, -bu haritada gördüğünüz kırmızı yerler yetmez- bütün Türkiye’yi kırmızıya boyayarak, ortasına ay yıldızlı al bayrağı koyarak, Türkiye’nin yüzünü güldürmeye, Atatürk’ün partisini iktidar yapamaya geldik.
“BİRİLERİ KAVGA ETMEK İSTİYOR, ETMEYECEĞİZ”
* Herkes şunu bilsin ki birileri kavga etmek istiyor, etmeyeceğiz. Birileri laf dalaşı istiyor. Yapmayacağız. Birileri gündem saptırmak istiyor, bu oyuna düşmeyeceğiz. Kavga isteyenler kavga şöyle olacak, öyle kimlik siyasetinde kavga, günlük siyasette kavga, atışma, hakaret, birbirine iftirada yarışma değil kavga edeceksek çiftçiler için edeceğiz, işçiler için edeceğiz. Emekçiler için, emekliler için kavga edeceğiz. Elbette her geçen gün biraz daha meydanlarda bizimle olan, heyecanlanan, partimize koşturan gençlerin kaybolan umutlarını yeniden canlandırmak için, gençlerin dünyanın gelişmiş ülkelerinde değil bu güzel ülkede hayal kurmalarını sağlamak için, gençler ki Atatürk Cumhuriyeti onlara emanet etmiştir. Onların geleceğine sahip çıkmak için hep birlikte çalışacağız.
* Bundan sonra vatandaşın gündeminde olmayan hiçbir gündemle meşgul değiliz. Yoksulluk bizim gündemimiz. İşsizlik bizim gündemimiz. Kimsesizlerin kimsesi olmak bizim görevimiz. Ancak lüzumsuz tartışmalarla birilerinin bitmiş olan kredilerini yeniden kazandırmak. Tükenmiş olan siyasi geleceklerine yeniden umut olmak niyetinde değiliz. Bu ülke kendi kaderine kendi karar verecek. Bu ülke Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine ikinci yüzyılda görevi verecek. Yeniden Cumhuriyet ve demokrasi, yeniden güçlü, müreffeh, zengin bir Türkiye’yi hep beraber kuracağız. Size bunun sözünü veriyorum.
“TÜRKİYE İTTİFAKI ADINI GÜZEL ÜLKEMİZDEN, RENKLERİNİ AY YILDIZLI ŞANLI BAYRAĞIMIZDAN ALIR”
* Bu seçimi söylediğim gibi Türkiye ittifakıyla kazandık. Türkiye ittifakı bir büyük ittifaktır. Ama partiler arasında kurulmuş değildir. Türkiye ittifakı sandıkta kurulmuştur. Türkiye ittifakı Alaşehir’in Cumhuriyet Meydanı’nda kurulmuştur. Türkiye ittifakı tarlalarda, fabrikalarda, Türkiye ittifakı köylerde kurulmuştur. Gönüllerde kurulmuştur. Türkiye ittifakı Türkiye’de milli takım gol atınca sevinen herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı filenin sultanları şampiyon olunca, İstiklal Marşı ile şanlı bayrak gönlere çekilirken kızlarımız ile birlikte ağlayan herkesin ittifakıdır. Türkiye ittifakı adını güzel ülkemizden, renklerini ay yıldızlı şanlı bayrağımızdan alır. Kırımız, beyaz. En büyük Türkiye. Şundan emin olun ki günü gelince yine Türkiye ittifakı kazanacak. Günü gelince yine Türkiye kazanacak. Hiç kimse kaybetmeyecek. AKP’liler siz bizim milletimizin birer ferdisiniz. Biz sizi asla itmedik, asla itmeyeceğiz, asla bu memleketin ötekisi yapamayacağız.
“YENİ BİR SAYFA AÇIYORUZ”
* MHP’liler geçmişte yaşanan her şey bir yana, son yıllarda yaşanan Alaşehir gerilimleri bir yana, biz temiz bir sayfa açıyoruz. Yeni bir sayfa açıyoruz. Bundan sonra tartışmaların, gerilimlerin değil bu güzel Alaşehir ve Manisa’da, bu güzelim memlekette hep birlikte barış içinde yaşamak için herkese kucaklarımızı açıyoruz. Belediyenin kapısı ardına kadar açıktır. Gönüllerimiz ardına kadar açıktır. CHP’nin kapıları ardına kadar açıktır. Zira CHP, herhangi bir siyasi parti değildir. CHP, savaş meydanlarında kurulmuş, kurucuları bu ülkenin de kurucuları olan kahramanlardır. CHP, o yüzden baba evidir. Baba evi herkesin içine doğduğu, kiminin ileride ayrıldığı, kiminin kaldığı, kiminin ırakta oturduğu, kiminin yakında oturduğu, kiminin büyüğünü aradığı, kiminin küçüğüne razı olduğu ama herkesin çayının demli olduğunu bildiği, çorbasının kaynadığını bildiği, bacasının tüttüğünü bildiği, başım sıkışırsa baba evi orada diye bildiği yerdir. Zorda kalırsam baba evine dönerim dediği yerdir. Şimdi gün o gündür. Baba evinin kapısı ardına kadar açıktır. Arkamda gördükleriniz bu partinin yöneticileri, üyeleri bugüne kadar o çorbayı kaynatanlardır. O baca tütsün diye odun çekenlerdir. Hepsinden Allah bin kere razı olsun.
“BUNDAN SONRAKİ SÜREÇTE ARTIK SİYASİ KAVGALAR DEĞİL BİRLİKTE MÜCADELELERİN DÖNEMİDİR”
* Ama babaevine, dün baba evinde olmayıp bugünden gelene içine girmese de yakınında durana, CHP üyesi olmasa da oyunu verene diyorum ki bu ev benim kadar senindir. Çünkü buranın tapusu ne bendedir, ne bir başkasındadır. Bu evin tapusu Ecevit’te de yoktu, rahmetli İsmet Paşa’da da. Bu evin tapusu bir kişiye kayıtlıdır. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Bunun için bundan sonraki süreçte artık siyasi kavgalar değil birlikte mücadelelerin dönemidir.
“YARIN ARTIK KISA ÇÖPÜN UZUN ÇÖPTEN HAKKINI ALACAĞI GÜNDÜR”
* Atanmayan öğretmene de staj ve çıraklı mağduruna da, emeklilikte kademe bekleyene de, 9 bin gün yüzünden emekli olamayan Bağ-Kurluya da, hak ettiği primi alamayan, bugün üzümcünün ve bağcının sıkıntılarının çözülmediğini, yapraktaki ve üzümdeki sorunları biliyoruz. Çiftçinin mücadelesini hep birlikte yürüteceğiz. Esnafa da emekçilere de emeklilere de hep birlikte sahip çıkacağız. Bu ülke yoksulluk çekecek bir ülke değildir. Bu ülke işsizlik çekecek bir ülke değildir. 3 tarafı güzel denizler olan. Her zaman turizm için uygun bir yeri olan. Genç nüfusu olan. 600 yer altı zenginliği bulunan. Mineraliyle, vitaminiyle, cevherleriyle, madenleriyle, petrolüyle, her tarafından bereket fışkıran bu ülke kendinden çok daha mağdur ülkeler varken, onların 10’da biri emekli ücretine, 5’te biri asgari ücrete asla razı olamaz. Yarın birlikte mücadelenin günüdür. Yarın artık kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı gündür. Yarın Alaşehirli üzüm üreticisinin, bağ üreticisinin, Alaşehirli çiftçinin hakkını alacağı gündür.
“SİZİN İÇİN ÇALIŞACAĞIM VE BU PARTİYİ İKTİDAR YAPIP SİZE BORCUMU ÖYLE ÖDEYECEĞİM”
* Ben burada ilk kez size CHP’nin Genel Başkanı olarak hitap ediyorum. Hepinizin bugüne kadar vermiş olduğu tüm desteklere minnet duyuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. İyi ki Manisalıyım. İyi ki sizin evladınızım. Örgütümüze, ilçe yönetimimize, belediye başkanımızı, onun hizmetlerini, kadrolarını emanet ediyorum. Belediye başkanıma Alaşehir’in yoksullarını, Alaşehir’in gençlerini, emeklilerini, çiftçilerini, güzel insanlarını emanet ediyorum. Alaşehirlileri, Evliya Çelebi’nin gelip de gördüğü ‘Ne ala şehir’ dediği, bu ala şehrin, ne ala insanlarını, en ala insanlarını Allah’a emanet ediyorum. Hep birlikte başaracağız. İyi ki varsınız. Hakkınızı helal edin. Sizin için çalışacağım ve bu partiyi iktidar yapıp size borcumu öyle ödeyeceğim.”
]]>Steinmeier “Almanya ve Türkiye 100 yıldır birbirlerine sıkı sıkıya bağlı. Almanya, ortak Gümrük Birliği’nde Türkiye’nin en önemli ticaret ortağı. Ayrıca dış politika alanında, NATO’da ve şu anda Orta Doğu’da yaşanan dramatik ve son derece tehlikeli kriz durumu karşısında da çok yakın bir işbirliği içindeyiz” dedi.
Türkiye ve Almanya’nın, sadece ortak ekonomik ve siyasi çıkarları olmadığını ifade eden Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin yüzyıllar boyunca kurulan insani bağlar sayesinde canlılığını koruduğunu belirtti.
“İLİŞKİLERİMİZ ESKİYE DAYANIYOR”
Alman Cumhurbaşkanı, Tarabya’daki rezidansın, aynı zamanda Türkler ve Almanlar arasındaki yakın ilişkinin ne kadar eskiye dayandığını da gösterdiğine işaret ederek, “Sultan Abdülhamid 1880 yılında, daha da büyük bir dostluk beklentisiyle burayı Alman İmparatorluğu’na vermiştir. Türk-Alman ilişkileri ancak böylesine etkileyici bir ortamda gelişip serpilebilirdi. Bunun arkasındaki fikir de kesinlikle buydu” ifadelerini kullandı.

“SİZİN HİKAYELERİNİZ, ALMANYA GEÇMİŞİNİN PARÇASIDIR”
Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier, Türk-Alman ilişkilerinin bugün hala her yerde, Ankara’nın sokaklarında ve meydanlarında görülebildiğine işaret ederek şunları söyledi:
“Bruno Taut ve Berlin’in eski belediye başkanı Ernst Reuter gibi dünyaca ünlü Alman mimarlar 1933’ten itibaren Türkiye’ye sığınmış ve genç Cumhuriyetin inşasına katkıda bulunmuşlardır. Dolayısıyla biz Almanların, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Türkiye’nin şekillenmesine katkımızın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak bunun da ötesinde, artık yaklaşık üç milyon Türkiye kökenli insan da ülkeme şekil veriyorlar, birçoğu Alman vatandaşı oldu ve bizim bir parçamızlar. Uzun bir süre birçok insan onları sadece misafir işçi olarak gördü, geçici bir süre için gelen yabancılar olarak kaldılar. Hatta ikinci ya da üçüncü kuşakta bile, Almanya’da doğup büyümüş olsalar bile, birçok kişi Türkiye kökenli insanlarda sadece farklılıkları gördü ve aslında çoktan bize ait olduklarını kabul etmediler. Onlar göçmen kökenli insanlar değil, ülkemiz göçmen kökenli bir ülke. Anayasamızın 75. yıl dönümü öncesinde, Cumhuriyetimizin doğum günü kutlamalarından bir ay önce Türkiye’ye gelerek şunları ifade etmek benim için önemliydi; Sizin hikayeleriniz, ülkemizdeki dört kuşak Türkiye kökenli insanın hikayeleri, Almanya’nın geçmişinin bir parçasıdır.”

“DÖNERDEN DAHA FAZLA SATILAN YOK”
Steinmeier, Berlin’de döner dükkanı işleten üçüncü kuşaktan Arif Keleş’in, Türkiye ziyaretinde kendisine eşlik etmesinden de ayrıca memnuniyet duyduğunu vurgulayarak, “Bana söylenene göre bu dükkan aynı zamanda Alman Milli Futbol Takımı’nın da favori dükkanı. Bugünkü haliyle Berlin’deki Türk misafir işçiler tarafından geliştirilen döner kebap, artık Almanya’nın ulusal yemeği haline geldi. Hiçbir fast food yemeği Almanya’da dönerden daha çok satılmıyor, daha çok yenmiyor, hatta daha çok ihraç edilmiyor” diye konuştu.

DÖNER KESTİ
Steinmeier, konuşmasının ardından Berlin’de Meva döner firması tarafından hazırlanan özel döneri, Arif Keleş ile keserek konuklara ikram etti.

Davete, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul Valisi Davut Gül, 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu, Federal Meclis Başkan Yardımcısı Aydan Özoğuz ve Alman Federal Milletvekilleri Serap Güler ve Nils Schmidt ile spor, siyaset ve iş dünyasından oluşan davetliler katıldı.

* “Takip ettiğiniz gibi, Belediye Başkanlarımızla ve İl başkanlarımızla 20 – 21 Nisan tarihlerinde, ‘İktidar Yolunda CHP Belediyeciliği’ çalıştayımızı yaptık. Seçilmiş 409 belediye başkanımız ve il başkanlarımızla büyük bir salonu hınca hınç doldurabilmenin, o koltuklarda oturan kişilerin sandıkta kurduğumuz Türkiye İttifakı’nın oyları ile seçilmiş belediye başkanlarımız olmasının gururunu yaşadık.
* 31 Mart Yerel seçimlerinde babaevine dönüşler başladı. Köklerini Anadolu ve Rumeli müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinden alan, emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesini örgütleyen, her türlü yokluğa ve zorluğa rağmen çağının çok ilerisinde, demokratik, özgür ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran CHP hepimizin babaevidir. Genel başkanımız Sayın Özgür Özel’in ifade ettiği gibi ‘Babaevinin tapusu kimseye ait değildir.’
* Babaevinin tapusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ündür. O yüzden vakit kaybetmeden, daha fazla yurttaşımızı babaevine bekliyoruz. Hayat pahalılığı nedeniyle ezilen, üç kuruş maaşla ayın sonunu getirmeye çalışanları babaevine bekliyoruz. İnançları nedeniyle, etnik kimlik ve kökenleri, siyasi görüşleri, yaşam tarzları nedeniyle ötekileştirilen, ayrıştırılan, yok sayılanları babaevine bekliyoruz. Dini duyguları, milli duyguları, vatan, millet, bayrak sevgisi yıllarca sömürülen kim varsa babaevine bekliyoruz. Babaevinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti emanet ettiği gençler var.
“HERKESİ BABAEVİNE BEKLİYORUZ”
* Babaevinde Cumhuriyet kadınları var. Babaevinde, 10 bin liraya geçinmek zorunda olan emekliler, atanmayan öğretmenler, staj ve çıraklık mağdurları var. Babaevinde 17 bin lira asgari ücretle çalışıp, kira ödeyip, çocuk okutup geçinmeye çalışanlar, gece boyu ayazda titreyerek ucuz kıyma kuyruğunda bekleyenler, pazarda çürük meyve – sebze toplamak zorunda kalanlar var. Babaevinde, vatan toprağını korumak için şehit düşenlerin aileleri var. Babaevinde bağımsız ve tarafsız yargı hasreti çekenler, haksız ve hukuksuz bir şekilde özgürlüğü elinden alınanlar var. Babaevinde ‘oy yoksa hizmet de yok’ diyerek tehdit edilen depremzedeler var. Babaevinde ağaca, suya, toprağa siper olmuş doğa katliamlarına dur diyen milyonlar var. Kısacası babaevinde ezilenler var. Mazlumlar var, mağdurlar var. O yüzden herkesi babaevine bekliyoruz.
“BAZI BELEDİYELER GİDERAYAK YAĞMALANMIŞ, TALAN EDİLMİŞ”
* Yerel seçimlerin sonunda 14 büyükşehir, 21 il merkezi olmak üzere toplam 35 ilde belediyeleri kazandık. 314 ilçeyi CHP’li belediye başkanları yönetecek. Yüzde 38 oy oranına ulaşarak partimizi hep birlikte birinci parti yaptık. CHP artık toplumun her kesiminden oy alabilen bir siyasi partidir. 31 Mart 2024 Yerel Seçimlerini Türkiye ittifakı kazanmıştır, Türkiye kazanmıştır. Göreceksiniz, iktidar yolunda ilerleyen CHP ve CHP’li belediyeler önümüzdeki 5 yıl boyunca halkımıza en güzel hizmetleri götürecek.
* Ancak kazandığımız belediyelerde inanılmaz bir israf tablosu ortaya çıktığını da bilmenizi isterim. Bazı belediyeler giderayak yağmalanmış, talan edilmiş. Hemen hemen tüm belediyelerin milyonlarca liralık borcu yeni belediye başkanlarının sırtına yüklendi. Bu kadar para nerelere harcandı? Hangi vakıf, hangi dernek, hangi medya gruplarına ne kadar kaynak aktarıldı? Kaç paralık çerez, kuru yemiş alındı? Kimlere hangi ballı ihaleler verildi. Bunların hepsi yeri ve zamanı geldiğinde kamuoyuyla paylaşılacak.
“AKP İKTİDARI VE YÖNETİM KADROSU İSRAİL KONUSUNDA KONUŞTUKÇA BATIYOR”
* Bir söylediği bir söylediğini tutmayan AKP iktidarı ve yönetim kadrosu İsrail konusunda konuştukça batıyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 27 Mart’ta bir televizyon programında İsrail ile ticaret yapılmadığını savundu, bunu eleştirenleri de ‘MOSSAD ajanı’ olmakla suçladı. Aynı Ömer Bolat 28 Mart’ta yani bir gün sonra katıldığı bir başka programda ‘Hükümet olarak kamu kurumları, devlet şirketleri asla İsrail firmaları ile ticaret yapmıyor’ dedi, hatta baş yandaş bir gazetede 8 Nisan 2024 tarihinde ‘İsrail ile ticaret koca bir yalan’ başlığıyla haber yapıldı. Sonra ne oldu? Ticaret Bakanlığı 9 Nisan’da bir açıklama yaptı ve İsrail ile ‘olmadığını iddia ettikleri’ ticarete kısıtlama getirdi.
* Tarih 20 Nisan 2024’ü gösterdiğinde; AKP Genel Başkan Yardımcısı Nihat Zeybekçi katıldığı bir programda, İsrail’le yapılan ticareti ‘zarar veren’ ve ‘vermeyen’ diye ayırarak yaptıklarına iki yüzlülüğe kılıf bulmaya çalıştı. Şu sözlere bakın. İsrail’in Müslümanlara yaptığı bebek katliamını nefretle kınıyorlarmış ama İsrail serbest ticaret anlaşmasından da vazgeçemezlermiş. Neden? Çünkü; altı satıp bir alıyorlarmış. Ayıptır, günahtır. Bir taraftan Gazze mitingi yap bir taraftan gelsin yeşil dolarlar. Bir taraftan büyük Filistin mitingi yap. Diğer taraftan altı sat, bir al. AKP zihniyetine göre, masum insanlar ölebilir, çocuklar, siviller ölebilir ama ticaret devam eder. ‘Meydanlarda insanları toplarız, iki nutuk atarız, kitlelerin, insani ve vicdani duygularını okşarız, biraz inanç ve din sömürüsü yaparız ama ticaret devam eder, dolarlar akmaya devam eder.’
* Neden? Çünkü altı satıp, bir alıyorlar. İsrail Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçlamasıyla yargılanıyor. Nihat Zeybekçi ise soykırım suçu için ‘Eyvallah ama…’ diyor. Yalnız AKP’lilere söyleyelim. Artık herkes bu yalanların, bu riyakarlıkların ve iki yüzlülüğün farkında. AKP’li yetkililerin, Saraydaki Göbels özentisi danışmanların, medyadaki trollerin bu çelişkili ve manipülatif açıklamalarına artık kimse inanmıyor.
“CEMEVİ KÜLTÜR SANAT KURUMU YA DA TANITIM OFİSİ DEĞİLDİR, İBADETHANEDİR”
* Geçen hafta, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla bir yönetmelik yayımlandı. Cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinden ödenmesinde uygulanacak usul ve esaslar düzenlenmiş. Cemevlerini hala Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesi altında tutarak alevi yurttaşlarımızın ibadetlerine ve alevilik inancına bir kültürel değer muamelesi yapan zihniyet, lütfetmiş ve cemevlerinden -eğer şartları sağlarsa- aydınlatma gideri almayacakmış. Bir kere Cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde işi ne? Cemevi kültür sanat kurumu ya da tanıtım ofisi değildir, ibadethanedir. Tekrarlayalım, cemevleri ibadethanedir.
* Alevilik de kültürel bir etkinlik değil, inançtır. Cem ve semah da birer kültürel aktivite değil, ibadettir. Şatafatlı sofralara, makam araçlarına, yurtdışı toplantılarına akıttığınız Diyanet bütçesi ne güne duruyor? Aleviler vergilerini ödüyor ama Diyanetten haklarını alamıyor. CHP iktidarında, hiç kimse inançları ve etnik kimlik kökeni nedeniyle ayrımcılığa maruz kalmayacak. Ötekileştirmeye son vereceğiz. Toplumdaki her kesim, bu ülkeye aidiyet duygusunu sonuna kadar hissedecek.
“NİHAYET MECLİS’TE İLİÇ FACİASI’NA İLİŞKİN ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULABİLDİ”
* Hepinizin bildiği gibi Erzincan İliç’teki maden faciasının üzerinden iki ay geçti. Nihayet Meclis’te faciaya ilişkin araştırma komisyonu kurulabildi. Komisyonda AKP’li Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman yer alıyor. Süleyman Karaman, 22 Temmuz 2004’te 41 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği Pamukova tren katliamının yaşandığı dönemde TCDD Genel Müdürü olan kişi. Dönemin Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, o dönemde Karaman hakkında soruşturma açılmasına izin vermemişti.
* Aynı Karaman, 2022 yılında Anagold’un madeninde şirketin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca sıkça denetlendiğini iddia etmişti. Bu kişinin yer aldığı komisyondan tarafsız, bilimsel ve objektif bir rapor bekleyeceğiz. Öyle mi? AKP iktidarının bu ve benzeri facialarda izlediği bir yol var değerli arkadaşlar. Meclis’te kurulacak olan araştırma komisyonlarına, araştırılacak konuda sicili bozuk olan birini mutlaka atarlar. Kazaların gerçek nedeninin, yapılan ölümcül ihmallerin ve ihmaller silsilesinin üzerini örtecek, manipüle edecek birilerini mutlaka ama mutlaka bulurlar ve atarlar. Atarlar ki; komisyonda olayın üstünü kapatsın, atarlar ki gerçek sorumlular aklansın ve ortaya çıkacak olan ihmaller zincirini yok saysın, atarlar ki AKP’ye zeval gelmesin. Bunu FETÖ Araştırma Komisyonu’nda da gördük. Soma’nın katilini, Amasra Araştırma Komisyonu’nun başkanı yaptıklarında da gördük. Çünkü asıl amaçları olayı araştırmak değil toplumda oluşması muhtemel infiali bastırmak.
* Biz CHP olarak şimdiye kadar TBMM’de kurulan araştırma komisyonlarında, gerçeklerin ortaya çıkması, ihmal ve kusuru olanların tespit edilerek yargı makamlarının önüne çıkarılması ve bu olaylardan ders çıkarılarak, tedbirler alınarak benzer olaylar yaşanmaması için doğru bildiğimizi söylemekten asla geri durmadık. İliç Faciası’nı araştırmak için kurulan komisyonda CHP’yi temsilen Genel Başkan yardımcımız ve Çalışma Gölge Bakanımız Gamze Taşçıer, Enerji Gölge Bakanımız Deniz Yavuzyılmaz, Adana Milletvekilimiz Müzeyyen Şevkin, Erzincan Milletvekilimiz Mustafa Sarıgül ve Muğla Milletvekilimiz Cumhur Uzun ile aynısını yapacağız. Komisyon çalışmalarının adaletten bir gram sapmasına dahi izin vermeyeceğiz. Bu bizim İliç’te toprak altında kalan canlarımıza karşı boynumuzun borcudur, kimsenin şüphesi olmasın.
“KENT LOKANTASI PROJEMİZİ AKPLİ BELEDİYELER UYGULAMAYA BAŞLADI”
* AKP iktidarı seçim şokunu hala atlatamadı. ‘Kent lokantası oy mu kaybettirir’ diyen bir genel başkanla, daha çok şok yaşarlar. CHP olarak her konuda öncü olmaktan mutluluk duyuyoruz. CHP’nin ısrarlarıyla emeklilere bayram ikramiyesi geldi, taşeron işçilerimizin kadro sorunu büyük ölçüde çözüldü, EYT sorununu gündemden düşürmedik, kısmen çözüldü. Şimdi de kent lokantası projemizi AKP’li belediyeler uygulamaya başladı. Gaziantepli vatandaşlarımız da ‘Kent Lokantası Projesi’ sayesinde dört kap yemeği 40 liraya yiyebilecek. Fatma Şahin gibi diğer AKP’li belediye başkanlarını da bizi takip etmeye çağırıyoruz. CHP’yi ve CHPli Belediyeleri takip etmeye devam edin. Çünkü; her şey çok güzel oluyor.
“BAKANINIZİN TABİRİNİZLE SİZ BU ‘YEREL HALK’A YENİLDİNİZ SAYIN ERDOĞAN”
* AKP’nin her bir şeyi çok bilen ekonomist genel başkanı Kent Lokantaları’na yenik düştü. 10 bin lirayla geçinin dediniz. Emekli vatandaşlarımızla dalga geçtiniz, açlığa mahkûm ettiniz, emeklilere yenildiniz Sayın Erdoğan. Asgari ücretin altında kira kalmadı. Ev demeye bin şahit isteyen, dört duvarı olan üstü kapalı bir bina bile, durduğu yerde asgari ücretli bir işçiden daha fazla para kazanır oldu. Bir işçinin ödeyemediği ev kirasına yenildiniz. Ekonomik darboğazın huzur bırakmadığı ailelere, buzdolapları bomboş, tencere kaynamayan evlere, geleceğinden umudu kesmiş gençlere, yarınını göremeyen annelere, babalara, parasızlığın, mutsuzluğun, kapana kısılmışlığın sebep olduğu asık suratlara, çaresiz bakışlara yenildiniz Sayın Erdoğan. Bakanınızın tabirinizle siz bu ‘Yerel halk’a yenildiniz Sayın Erdoğan. Bu ‘Yerel halk’ ne demek değerli arkadaşlar? AKP’nin ekonomiyi düzeltmesini beklediği Mehmet Şimşek adeta sömürge valisi gibi konuşuyor. Herhalde; 22 yıldır iktidar olmanın nimetlerinden faydalanan AKP’nin Creme de la Creme – kaymak tabakası hariç geri kalan herkesi kastediyor. Yerel halk değil Sayın Şimşek Türk Halkı, Türk milleti. 100 yıllık Cumhuriyet ve vatansever Türk milleti bu tavrı hak etmiyor.
* Aynı Hazine ve Maliye Bakanı geçtiğimiz günlerde ‘Harcamaları mümkün olduğu ölçüde kontrol edip kesintiye gideceğiz’ dedi biliyorsunuz. Peki biz de soralım. Bu zorunlu tasarruf kimin cebinden yapılacak? Ortada yıllarca borcu ödenecek, dolarla avroyla ödeme garantisi verilmiş plansız projeler var. Holdingler için sürekli vergi afları çıkarılıyor. Onlar anladığımız kadarıyla tasarruf kapsamında değil. Peki kim ödeyecek bu faturayı? Mehmet Şimşek’in deyimiyle ‘Yerel Halk.’ Yani mahallenin bakkalı, okulun yanındaki kırtasiye sahibi, gençlerin kahve içmek için gittiği kafenin sahibi ödeyecek hesabı. Menüyü hükümet hazırladı, yemeği yandaşlar yedi, sömürge valisi gibi konuşan Mehmet Şimşek de hesabı halka ödetecek. Kamuda tasarruf sağlanacak mı? diye sorsak onun da yanıtı belli. ‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyecekler. Saatlerini, yemeklerini, pahalı çantalarını gösterecekler.
“AKP SEBEP, HUKUKSUZ UYGULAMALAR SONUÇTUR”
* İtibardan tasarruf olmaz diyen, Mehmet Şimşek birkaç gün önce IMF Başkan Yardımcısı ve Avrupa Direktörüyle görüştü. Görüşmenin ardından IMF Avrupa Direktörü Alfred Kammer ‘Türkiye’deki yürürlükte olan programı destekliyoruz’ dedi. Buradan görüyoruz ve anlıyoruz ki; Türkiye IMF’siz IMF programı uygulanıyor. AKP genel başkanından bakanlarına kadar hepsi kendileri dışında bir sorumlu bulma ve yanlış politikalarının bedelini başkalarına ödetme derdinde. Hazine Bakanı, ekonomik buhranın acı faturasını halka ödetmek istiyor. AKP Genel Başkanı Erdoğan da, ekonomideki kendi başarısızlıklarının faturasını başkalarından çıkarmaya çalışıyor. Ona göre sorumlu, kimi zaman marketler, kimi zaman büyük şirketler. Utanmasalar, kiraların emlakçılar yüzünden, altın fiyatlarının da kuyumcular yüzünden arttığını iddia edecekler.
* Serbest piyasa ekonomisi dediler, CHP’li belediyelerin sosyal devlete yönelik hizmetlerini kendilerince küçümsediler. ‘Kent lokantası da neymiş’ dediler ama kendileri market kurdu. AKP’nin Genel Başkanının ‘Kâr amaçlı kurulmadı’ dediği Tarım Kredi Marketleri meğer fahiş fiyatları bayağı seviyormuş. market 2023‘te bir hayli kar elde ettiği gibi, yöneticilerine de 5 milyon liralık menfaat sağlamış. Neyse ki ülkede namuslu, işinin ehli, bağımsız denetim firmaları var da biz de gerçekleri öğrenebiliyoruz.
* AKP, istediği kadar hedef şaşırtmak istesin bu halk, derinleşen yoksulluğun sebebinin, ayyuka çıkan yolsuzluğun, artan işsizliğin, bir avuç yandaşı zenginleştirip, yaşadıkları şatafatlı hayatın, bu talan düzeninin sebebinin AKP olduğunu biliyor. Halk şunu artık çok iyi biliyor. AKP sebep, hayat pahalılığı sonuçtur. AKP sebep, yolsuzluk ve yoksulluk sonuçtur. AKP sebep, ekonomik buhran sonuçtur. AKP sebep, liyakatsizlik sonuçtur. AKP sebep, hukuksuz tüm uygulamalar sonuçtur.
“MİLLETVEKİLLERİ PAHALI YEMEKLERLE, KOLLARINA TAKTIKLARI PAHALI SAATLERLE GÜNDEME GELMEMELİ”
* Yarın 23 Nisan. Milli egemenliğimizin ve bağımsızlığımızın sembolü olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş günü. Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün başkanlığında kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile büyük Türk ulusu kendi kaderini ve kendi istikbalini kendi belirledi. Bugün Türkiye dünyanın saygın ülkeleri arasında ise, bunun temelleri 23 Nisan 1920’de Ankara’da atıldı. Bu güzel ülkenin tüm vatandaşları eşit haklara ve sorumluluğa sahip artık. Hiç kimse diğerinden üstün değil. Çünkü egemenlik kayıtsız şartsız milletin.
* Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görevi vatandaşlarımızın öncelikle hak ve özgürlüklerini korumak. Anayasa’ya sahip çıkmak. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti niteliklerini işler hale getirmek. Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine üzerine çıkarmak. Bu saydıklarım, bu milletin seçtiği her bir milletvekilinin de asli sorumluluğu ve ödevi. Meclis, saygınlığı ile Türk ulusumuza örnek olmalı. Şatafat ve görgüsüzlük parlamentonun kapısından girmemeli. Milletvekilleri yedikleri pahalı yemeklerle, kollarına taktıkları pahalı saatlerle, lüks uçaklarla yaptıkları seyahatler ile gündeme gelmemeli. Halkın vekili, halk gibi yaşamalı.
* Bizim çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras, saygın, her alanda temiz, eşit, özgür ve adil bir Türkiye’dir. Çocuklarımıza, saygınlığın şekil ile değil, özle kazanılacağını, bilgiyle kazanılacağını göstermeliyiz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin 104. Kuruluş yıldönümünü şimdiden kutluyorum. Milyonlarca çocuğumuzun, evladımızın gözlerinden öpüyorum.”
]]>İmza töreninde Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Irak Ulaştırma Bakanı Rezzak Muhaybis, Katar Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı Casim bin Seyf es-Sulayti ile BAE Enerji ve Altyapı Bakanı Süheyl Muhammed el-Mezrui de hazır bulundu.
KALKINMA YOLU PROJESİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 11 yıl aranın ardından 22 Nisan’da Bağdat ve Erbil’e yapacağı ziyaretin kritik gündemlerinden biri Basra Körfezi hinterlandını Türkiye üzerinden Avrupa’ya açacak Kalkınma Yolu Projesi.
Orta Doğu’nun en büyük limanı olması hedeflenen ve 2025’te tamamlanması planlanan Irak’ın güneyindeki Basra kentinde yer alan Büyük Fav Limanı’nın inşası tüm hızıyla sürüyor.
Kalkınma Yolu Projesi’nin ilk ayağı olan liman, aynı zamanda Fırat ve Dicle nehirlerinin denize dökülmeden önce birleştiği Şattülarap’ın ağzında yer alıyor.
Limandan başlayarak Divaniye, Necef, Kerbela, Bağdat ve Musul’dan geçerek Türkiye sınırına uzanacak demir yolu ve kara yolu hatlarını ihtiva eden projenin, Türkiye sınırından Mersin Limanı’na erişim sağlaması ve karayoluyla İstanbul üzerinden Avrupa’ya ulaşması öngörülüyor.
Projenin geçtiği güzergahın tasarımını PEG Infrastructure isimli İtalyan şirketin yürüttüğü Kalkınma Yolu, Musul’dan sonra Ovaköy üzerinden Türkiye’ye giriş yapacak.
BÖLGESEL TRANSİT MERKEZİ OLMA HEDEFİ
Büyük Fav Limanı’nı 1200 kilometre uzunluğundaki demir yolu ve otoyollarıyla Türkiye sınırına bağlayacak proje bölgesel ticaret açısından yeni bir kapı aralayacak.
Başlangıçta “Kuru Kanal” olarak isimlendirilen ancak Mart 2023’te Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin Ankara ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı görüşmede “Kalkınma Yolu” ifadesinin kullanılmasıyla adı değişen proje, Irak’ta petrol dışı sürdürülebilir ekonominin de temeli olarak niteleniyor.
Irak ile Türkiye, proje vasıtasıyla Asya ve Avrupa arasındaki seyahat süresini kısaltmayı ve transit merkezi olmayı amaçlıyor.
Orta Doğu’nun en büyük konteyner limanı olarak bilinen Dubai’deki 67 rıhtımlı Cebel Ali’yi geride bırakması öngörülen ve 90 rıhtım kapasitesine sahip olan Büyük Fav Limanı’nın 2025’te tamamlanması planlanıyor.
Limandan Türkiye sınırına ulaşacak Kalkınma Yolu Projesi, Çin’in İpek Yolu doğrudan Irak’tan geçmediği için muhtemel bölgesel çatışma ve savaş durumlarında alternatif seçeneklerden biri.
Projenin, Çin ile Avrupa arasındaki mesafeyi, Süveyş Kanalı’ndan geçen deniz yoluna nazaran kısaltarak zaman ve maliyetten tasarruf sağlaması bekleniyor.
Kalkınma Yolu Projesi tamamlandığında, Ümit Burnu’ndan yaklaşık 45, Kızıldeniz’den yaklaşık 35 günde yapılan nakliyelerin 25 günlük bir sürede yapılabileceği tahmin ediliyor.
Otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren ve 2028, 2033 ve 2050 olarak belirlenen üç aşamada tamamlanması planlanan proje, Avrupa’dan Körfez ülkelerine kadar geniş bir bölgeyi etkileyecek.
Türkiye ile Irak arasındaki ticaret hacminin 24 milyar doları aştığı dikkate alındığında projenin sunacağı potansiyel iş çevresini umutlandırırken, proje tamamlandığında paydaş bütün ülkelerin ciddi ekonomik fayda görmesi bekleniyor.
TÜRKİYE İLE IRAK ARASINDA “BAKANLAR KONSEYİ” KURULUYOR
Türkiye ile Irak yetkililerinin Kalkınma Yolu Projesi konusunda yakın ve yoğun bir çalışma yürütüyor.
Irak hükümetince 27 Mayıs 2023’te başkent Bağdat’ta Türkiye’nin de aralarında bulunduğu komşu ülkeler ve Körfez bölgesinden temsilcilerin katılımıyla düzenlenen Kalkınma Yolu Konferansı’nda konuşan Irak Başbakanı Sudani, projenin istihdam, finansal kaldıraçlar ile gayrisafi milli hasılanın değerinin artmasıyla güçlü bir ekonomi tesis edilmesi yolunda realiteyi değiştireceğini söyledi.
O dönemden bu yana Ankara ile Bağdat arasında proje konusunda her kademeden yoğun bir temas trafiği mevcut. Özellikle Dışişleri Hakan Fidan’ın Ağustos 2023’teki Irak çıkarmasının önemli bir ayağı da Kalkınma Yolu Projesi oldu.
Son bir yıllık süreçte iki ülke arasında Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu ve Iraklı mevkidaşı Rezzak Müheybes es-Sadavi başta olmak üzere pek çok kademede ziyaretler ve karşılıklı önemli adımlar atılırken, iki ülkenin Ulaştırma Bakanlıkları arasında işbirliklerini geliştirecek teknik görüşmeler de yapıldı. Bu kapsamda Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, TÜRASAŞ AŞ ve TCDD Teknik AŞ yetkilileri ile Irak Cumhuriyeti Demiryolları heyeti arasında Ağustos 2023’te teknik toplantılar yapıldı.
Ekim 2023’te de Türkiye, Irak, BAE ve Katar’ın demir yolu idarelerinin genel müdürler düzeyindeki temsilcileri Ankara’da bir araya geldi.
Ayrıca, 17-18 Ocak tarihlerinde Irak Cumhuriyeti Demiryolları temsilcileri ve projenin müşavir firması PEG’in mühendisleri Ankara’da Türk yetkililerle toplantı gerçekleştirdi. Taraflar görüşmelerde Ovaköy-Fişhabur’daki kara ve demir yolu sınır geçiş noktasının yeri konusunda mutabık kalındı.
Irak ve Türkiye arasında konuya ilişkin yoğun ziyaretler sürerken, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu 12 Nisan’da Kalkınma Yolu Projesi kapsamında Türkiye ile Irak arasında çalışmaların süratle devam ettiğini belirterek, “Bakanlar Konseyi’ne benzer bir mekanizma kurma kararı aldık.” ifadelerini kullandı.
Ankara, Türkiye ve Irak arasında kurulacak konseye Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’ın da yer almasını istiyor.
“KALKINMA YOLU PROJESİ’NİN BAŞ AKTÖRLERİ TÜRKİYE, BAE VE IRAK”
Türkiye ve Irak arasında “yeni İpek Yolu” olması hedeflenen projenin, Irak hükümetinin tek başına yüklenemeyeceği 17 milyar dolarlık devasa bir maliyeti bulunuyor.
Bu nedenle Türkiye, Körfez ülkeleri ve Çin’in, projenin finansmanına ve tamamlanmasına katkısı bekleniyor.
Nitekim şubat ayında BAE ziyareti esnasında konuya ilişkin temaslarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “(Kalkınma Yolu Projesi ) Konunun baş aktörleri Türkiye, BAE ve Irak. Bu yol, bölgemizin yeni bir İpekyolu haline gelecek, bölgesel barışa da hizmet edecek.” yönündeki ifadeleriyle bölgesel aktörlerin projenin paydaşı olacağı mesajı vermişti.
Dışişleri Bakanı Fidan da 13 Eylül 2023’te Irak, BAE, Türkiye ve Katar’ın proje konusunda yoğun görüşmeler içerisinde olduğunu söylemişti.
Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin, mart ayında AA muhabirine yaptığı açıklamada, projeyle ilgili Türkiye ile iyi bir görüşme içerisinde olduklarını ve büyük finansmana ihtiyaç duyulduğundan çeşitli ülkelerin projeye yatırım yapmaya katılabileceğine dikkati çekerek, projeye yatırım yapmayı düşünen Körfez ülkelerinin olduğunu kaydetmişti.
KALKINMA YOLU PROJESİ İÇİN 320 KİLOMETRELİK OTOYOL PLANLANDI
Kalkınma Yolu Projesi’nde Türk ve Irak hükümetleri, devam eden çalışmalara ek olarak 23,8 milyar dolarlık yatırım yapacak. Türkiye, bu yatımları demir ve kara yolları için gerçekleştirecek.
AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Kalkınma Yolu Projesi kapsamında yürüttüğü çalışmalarla ülkeden geçen 2 bin 88 kilometrelik demir yolu bağlantısı için 615 kilometrelik yeni hat, 1912 kilometrelik kara yolu koridoru içinse 320 kilometrelik yeni otoyol yatırımı planladı.
Söz konusu demir yolu ağının 439 kilometresi mevcut durumda iken 1034 kilometresi devam ediyor, 615 kilometresi ise planlanıyor. Planlanan demir yolu ağları Gaziantep-Ovaköy arasında bulunuyor. Bu demir yolu için 5,8 milyar dolarlık yatırım yapılacak.
Proje kapsamında ülkeden geçen kara yolu 1912 kilometre olacak. Söz konusu kara yollarının 1592 kilometresi mevcut durumda bulunurken, 320 kilometresi için planlama yapıldı. Şanlıurfa-Ovaköy arasında planlanan kara yolunun yatırım tutarı 2 milyar dolar olarak öngörülüyor.
]]>Türkiye’de son 20 yılda evlenme oranı düşerken, boşanma oranı yükseldi. 2004-2023 yıllarını kapsayan süreçte 1000 nüfus başına düşen evlenme sayısını ifade eden ‘kaba evlenme hızı’ yüzde 37 düştü, ‘kaba boşanma hızı’ yüzde 49 arttı. Kaba evlenme hızı 2004’te yüzde 9,10’dan 2023’te yüzde 6,63’e geriledi, kaba boşanma hızı ise yüzde 1,35’ten yüzde 2,01’e yükseldi.
BOŞANMALAR DAHA ÇOK 30’LU YAŞLARDA
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre; 2023 yılında gerçekleşen boşanmaların yüzde 33,4’ü evliliğin ilk 5 yılı, yüzde 21,7’si 6-10 yılı içinde gerçekleşti. Geçen yıl 165 bin 51 çift geçimsizlik, 137 çift zina, 60 çift cürüm ve haysiyetsizlik, 33 çift cana kast ve fena muamele gibi nedenlerden boşandı. Boşanmaların daha çok 30-39 yaşında gerçekleşmesi dikkati çekti. Boşanmalar kadınlarda en çok 30-34, erkeklerde 35-39 yaş grubunda görüldü.
EVLENME YAŞI YÜKSELDİ
Ortalama ilk evlenme yaşı 2023 yılında erkeklerde 28,3, kadınlarda 25,7 oldu. Erkek ile kadın arasındaki ortalama ilk evlenme yaş farkı 2,6 yaş olarak gerçekleşti. 2010 yılı verilerine göre; ortalama ilk evlenme yaşı erkekler için 26,5, kadınlar için 23,2, ortalama ilk evlenme yaş farkı 3,3 olarak kayıtlara geçti.
EVLENENLERİN SAYISI AZALDI
2004-2023 yıllarını kapsayan dönemde evlenenlerin sayısı azalırken, boşananların sayısı arttı. 2004 yılında Türkiye’de 615 bin 557 çift evlendi, 91 bin 22 boşanma oldu.
2023’te evlenenlerin sayısı 565 bin 435, boşananlar 171 bin 881 olarak kayıtlara geçti. 20 yılda evlenenlerin sayısı yüzde 8 azaldı, boşananların sayısı yüzde 89 arttı.
12 MİLYONA YAKIN ÇİFT EVLENDİ
Türkiye genelinde son 20 yılda 11 milyon 800 bin 266 çift evlendi. Yıllara göre; 2004’te 615 bin 557, 2005’te 641 bin 241, 2006’da 636 bin 121, 2007’de 638 bin 311, 2008’de 641 bin 973, 2009’da 591 bin 742, 2010’da 582 bin 715, 2011’de 592 bin 775, 2012’de 603 bin 751, 2013’te 600 bin 138, 2014’te 599 bin 704, 2015’te 602 bin 982, 2016’da 594 bin 493, 2017’de 569 bin 459, 2018’de 554 bin 389, 2019’da 542 bin 314, 2020’de 488 bin 335, 2021’de 563 bin 140, 2022’de 575 bin 891, 2023’te 565 bin 435 çift evlendi.
2 MİLYON 559 BİN ÇİFT BOŞANDI
Türkiye genelinde son 20 yılda 2 milyon 559 bin 910 çift boşandı. Yıllara göre; 2004’te 91 bin 22, 2005’te 95 bin 895, 2006’de 93 bin 489, 2007’de 94 bin 219, 2008’de 99 bin 663, 2009’da 114 bin 162, 2010’da 118 bin 568, 2011’de 120 bin 117, 2012’de 123 bin 325, 2013’te 125 bin 305, 2014’te 130 bin 913, 2015’te 131 bin 830, 2016’da 126 bin 164, 2017’de 128 bin 411, 2018’de 143 bin 573, 2019’da 156 bin 587, 2020’de 136 bin 570, 2021’de 175 bin 779, 2022’de 182 bin 437, 2023’te 171 bin 881 çift boşandı.
]]>
Şimşek, Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından düzenlenen Küresel Görünüm Forumu’nda Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin politika önceliklerini anlatan Şimşek, OVP’nin “güçlü ve güvenilir” bir çerçeveye sahip olduğunu söyledi.
Şimşek, “Program, fiyat istikrarını ve kamu maliyesi disiplinini yeniden sağlamayı aynı zamanda cari açığın azaltılması gibi diğer bazı makroekonomik zorlukları da ele almayı amaçlıyor. Nihai hedef sürdürülebilir yüksek büyüme oranı ve herkes için refah sağlamak” dedi.
Kısa vade en önemli zorluğun yüksek enflasyon olduğunu belirten Şimşek, ” Maliye politikasıyla merkez bankasının enflasyonla mücadele çabalarını desteklemeye devam edeceğiz” diye konuştu.
Şimşek, programın temel amaçlarının fiyat istikrarının sağlanması, rekabetçilik ile verimliliğin artırılması ve yapısal reformlar olduğunu anlattı.
Türkiye’de geçen yıl meydana gelen depremlerin bütçede büyük bir açığa neden olduğunu anımsatan Şimşek, açığın azaltılmasına yönelik önemli tedbirler aldıklarını kaydetti.
‘ENFLASYONUN DÜŞÜRÜLMESİ ÖNCEKLİ HEDEFİMİZ’
Türkiye’nin ana ticaret ortaklarının büyüme beklentilerindeki iyileşmenin dış talebi destekleyeceğini belirten Şimşek, “Cari açık program hedeflerimizin ötesinde daralıyor” diye konuştu.
Şimşek, aylık enflasyonun yavaşladığını ve yıllık enflasyonun ise bu yılın ikinci yarısından itibaren düşmeye başlayacağını kaydetti. Bakan Şimşek, “Enflasyonun düşürülmesi öncelikli hedefimiz. Bunun işaretlerini zaten aydan aya görüyoruz, ancak yıllık bazdaki eğilimi yılın ikinci yarısında göreceğiz. 2026 yılına kadar enflasyonun tek haneli rakamlara indiğini görmek istiyoruz ve o zamana kadar oldukça kapsamlı yapısal reformları uygulamaya koyacağız” diye konuştu.
‘YATIRIMCILARIN BAKIŞ AÇISI DEĞİŞTİ’
Şimşek, yatırımcılarla çok sayıda toplantı yaptıklarını belirterek, “Yatırımcıların Türkiye’ye bakış açısı geçen seneye göre değişti. Geçen yıl yatırımcıların ortodoks politikalardan geri adım atılması, programın uygulanmaması ihtimali konusunda şüpheleri vardı. Bu yıl bu konuda neredeyse hiç soru gelmedi. Yani programın sürekliliğine dair soru gelmiyor, artık sorular daha çok programın detaylarına ilişkin oluyor” dedi.
Kamu maliyesi alanında Merkez Bankası’nı destekleme konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Şimşek, “Programı güçlendireceğiz, ileriye dönük yapısal reformları hızlandıracağız” dedi.
Şimşek, “Türk varlıklarına çok güçlü bir ilgi var. Halkı enflasyonun düşeceğine ikna etmemiz gerekiyor” diye konuştu. Bakan Şimşek, piyasanın enflasyon beklentilerinin ise gelecek 12 ayda yaklaşık yüzde 36 civarında olduğunu belirtti.
‘İSTİKRARLI BİR DÖNEM VAR’
Türkiye’de Haziran 2028’e kadar seçim olmadığına işaret eden Şimşek, bunun da program sonuçlarını almak için siyasi istikrar açısından bolca zaman vereceğini söyledi.
Şimşek, Türkiye ekonomisinin dayanıklı olduğunu belirterek, ülkede canlı bir özel sektör ve güçlü girişimcilik kültürü bulunduğunu vurguladı.
Türkiye’nin emsal ülkelerle karşılaştırıldığında uzun vadede avantajları olduğuna dikkati çeken Şimşek, küresel borçluluğun büyümenin önünde hız kesen bir faktör olduğunu ve Türkiye’nin borcunun gayrisafi yurt içi hasılasına oranının gelişmekte olan ülke ortalamasına kıyasla düşük seyrettiğini kaydetti.
Şimşek, ticaretteki parçalanmalara değinerek, jeostratejik rekabet ve jeopolitik gerginliklerin parçalanmalara neden olduğunu anlattı.
Türkiye’nin bundan faydalanabilecek en iyi adaylardan biri olduğunu vurgulayan Şimşek, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya ile yakın ilişkilerden bahsetti.
YEŞİL DÖNÜŞÜME İLİŞKİN AÇIKLAMALAR
Yeşil dönüşümün Türkiye’nin en büyük önceliklerinden biri olduğuna dikkati çeken Şimşek, geçen yıl itibarıyla kurulu güç kapasitesinin yüzde 55’inin rüzgar, güneş ve hidroelektrik enerjiye dayandığını, inşaatı devam eden nükleer santralin de devreye gireceğini kaydetti.
Şimşek, dolayısıyla fosil yakıtlara bağımlılığın giderek azaldığına işaret ederek, “Yeşil dönüşüm ile rekabet gücü ve üretkenliği artırmaya yardımcı olacak yatırımlar yoluyla Türk ekonomisini karbondan arındırmaya kararlıyız” diye konuştu.
]]>Meclis’te Saadet Partisi’nin ‘İsrail’e karşı getirilen ihracat kısıtlamasının etkinliğinin ve bugüne kadar yapılan ticaretin Gazze halkına yönelik olumsuz etkilerinin araştırılması’ başlıklı grup önerisi Genel Kurul’da tartışmalara neden oldu. AKP İstanbul Milletvekili Adem Yıldırım İle CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır arasında tartışma çıktı.
YILDIRIM: FİLİSTİN İLE SERBEST TİCARET ANLAŞMASINI AK PARTİ İMZALADI
AKP’li Yıldırım, Saadet Partisi’nin grup önerisi ile ilgili, “Türkiye ile İsrail arasındaki serbest ticaret anlaşmasını kim imzalamış diye bakıyoruz; ne zaman imzalanmış? 1996 yılında. Peki, Türkiye ile Filistin arasındaki serbest ticaret anlaşması ne zaman imzalanmış? 2004’te. Kim imzalamış, soruyorum. Tabii ki AK Parti hükûmeti, CHP’nin imzalayacak hâli yok ya. Biz buraya gelip CHP’li arkadaşların da başka arkadaşların da, bir taraftan Hamas’a ‘Terörist’ diyeceksin, bir taraftan da gelip burada duyarlılık çakacaksın; kusura bakma ama her şeyden önce bu ikiyüzlülükten vazgeçin, böyle ikiyüzlülük olmaz” dedi.
BAŞARIR: HANİ İSRAİL İLE TİCARET YAPMIYORDUNUZ
Yıldırım’a cevap veren CHP Grup Başkanvekili Başarır, “Ticaret Bakanlığı bir liste yayınladı, ‘Biz ticareti kısmen yasakladık.’ dedi. Peki, hani yapmıyordunuz? Kısmen yaptığınız ticaret nedir? Silah yardımında bulunmaktan bahsetmedi. Kablo yollayacaksın, dikenli tel yollayacaksın, yakıt yollayacaksın, bu ticareti yapacaksın, ‘Silah vermedik’ diyeceksin. Bir de silah verseydin. Bu mu savunma? İkiyüzlülük o gün bunu yalanlayıp ertesi gün ‘Kısmen ticareti yasaklıyorum’ demektir. Kuvayımilliye’nin başında Gazi Mustafa Kemal Atatürk vardı. Önündeki, İsrail gibi emperyalist devletleri ayağıyla çiğnedi geçti, senin gibi onunla görüşmedi. Kimi örnek veriyorsun sen, neyin örneğini veriyorsun” ifadelerini kullandı.
YILDIRIM: SEN ÖNCE GENEL BAŞKANINA HESAP SOR
CHP’li Başarır’ın sözleri üzerine Adem Yıldırım, “Filistin meselesi Türkiye’nin millî meselesidir. Senin Türkiye’nin millî meseleleriyle ilgili problemin olduğunu biliyorum, o yüzden Hamas’a ‘Terörist’ diyorsun. Sen önce git genel başkanına hesap sor. Genel başkanına hesap soramayan burada gelip hesap soramaz. Genel başkanına hesap sor; ‘Sayın genel başkanım, Hamas’a ‘Terörist’ diyemezsin’ de, o cesareti göster. O cesareti gösteremeyenler burada gelip bağırıp çağıramaz, kusura bakma” dedi.
İSA MESİH ŞAHİN: ÖZÜR DİLEMEYE DAVET EDİYORUZ
Saadet Partisi Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin, AKP’li Yıldırım’ın Refahyol iktidarı döneminde İsrail ile ticaret yapıldığına dair sözleri üzerine, “Şunu düzeltmemiz gerekiyor, bahsettiği Serbest Ticaret Anlaşması 14 Mart 1996 tarihinde yapılmıştır ve 14 Mart 1996’daki hükûmet Refahyol Hükûmeti değildir. Bu anlamda da bu yanlışından dolayı da kendisini özür dilemeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“YASAKLANAN TİCARİ ANLAŞMALAR, ÜRÜNLERİ ARAŞTIRALIM DİYORUZ”
Genel Kurul’da tartışmalar sürerken Yıldırım’a cevap vermek üzere bir kez daha kürsüye gelen Başarır, “Değerli hatip tarihten bahsediyor, güzel ama şu anda fiilî bir durum var. 30 bini aşkın çoğu kadın ve çocuk öldürülüyor. Ticari ilişkiden bahsediyoruz, onun dışında her şeye cevap veriyorsun, Çetin Doğan’a kadar geliyorsun. Bu kısmen yasaklanan ticari anlaşmalar, ürünler nedir, bunu araştıralım diyoruz. Bırak kısmen kablo, dikenli tel, yakıt vermeyi, sen İsrail’e zıkkımın dibini bile ihraç edemezsin. Neyi konuşuyorsun sen? Gel, bunun hesabını ver. Bugün ne yapıyorsun sen, iftira atmaktan başka, miting yapmaktan başka, suçlamaktan başka ne yapıyorsun” diye konuştu.
“İSRAİL’İN DEMİR ÇELİĞİ TÜRKİYE’DEN GİDİYOR”
İyi Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez ise Saadet Partisi’nin sunduğu grup önerisi hakkında şu ifadeleri kullandı:
“7 Ekim’den bu yana her gün Türkiye’den ortalama 8 gemi kalktı ve İsrail limanına yanaştı yanı sıra çok sayıda kargo uçağı yine Türkiye’den İsrail’e mal taşıdı. Bütün bunlar hepimizin gözü önünde yaşanırken iktidar cephesi önce bu ticareti reddetti sonra ‘Biz yapmıyoruz, özel sektör yapıyor’ dedi sonra da ‘Aslında bu ticaret var, sandıktan da bunun çok sert bir cevabını aldık onun için hiç olmazsa birazını azaltmaya karar verdik’ dedi. Gazze yerle yeksan oldu, ayakta kalan bina yok ama çimento İsrail’e gidiyor. Gazze’de açlık, sefalet, yokluk diz boyu ama taze meyve, sebze, su ve her çeşit gıda İsrail’e gidiyor. İsrail’in demir çeliği Türkiye’den gidiyor, bunlardan bomba mı yapılıyor bilinmez.”
]]>Servet Yardımcı, “Türk futbolunun içinde bulunduğu türbülanstan çıkması için TFF Başkanlığı’na adayım.” sözlerini aktardı.
Türk futbolunun ciddi bir yönetsel krizle karşı karşıya olduğunu belirten Yardımcı, “Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olan Türkiye’nin futbolda hak ettiği yerlerin çok gerisinde kalmış olması ülkemizin vizyonuna ters düşmektedir. 40 yıldır iş hayatının içindeyim, 20 yıldır da ulusal/uluslararası düzeyde yönetsel görevler üstlenmiş bir futbol adamı olarak yetkin liyakatli ekibimle birlikte birikim ve ilişkilerimi Türk futbolunun istifadesine sunma kararı almış bulunuyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Yardımcı, 5 kavramı öncelik olarak gündemde tutmak istediğini vurgulayarak, bunları şöyle sıraladı:
Türk futbolunu UEFA/FIFA’da belirlenen uluslararası kriterlere uyumlu ve uygun hale getirerek, futbol ailesi ve paydaşlarıyla birlikte katılımcı, paylaşımcı, şeffaf ve hesap verebilir şekilde yöneteceğiz.
Ülke ekonomisi ve milli menfaatlerimiz gereği futbolun Türkiye’ye döviz kaybettiren değil katma değer yaratan, markalaşma ve altyapıya önem veren çağdaş bir düzene geçmesini sağlayacağız.
Ülkemizin doğusuyla batısıyla her metrekaresinin futbol aşkıyla dolu olduğu bilinciyle; Anadolu futbolu ve alt liglerimizi en verimli ve destekleyici şekilde yeniden ele alıp, maddi kaynakları futbolun gelişimine odaklı biçimde adil ve doğru paylaştıracağız.
TFF’nin belirli bir ekibin ve zümrenin değil, kulüplerimizin ve paydaşlarımızın federasyonu olduğu bilinciyle, kulüplerimizin Avrupa ve dünyadaki temsiline önem veren, destekleyen bir yaklaşım içinde olacağız. TFF çatısında uluslararası turnuvaların ev sahipliğini yapmaya namzet bir organizasyonu oluşturtarak rekabetçi ve uluslararası nitelikte bir kurumsal yapıyı tesis edeceğiz.
Maalesef yıpranan Türk hakemliğini, Türk futbolunun hak ettiği standartlarda, uluslararası seviye ve saygınlığa yeniden kavuşturmak için, futbol kamuoyunu tatmin edecek şekilde reorganize edeceğiz, kurumsal tarafsız koşulların oluşumunu sağlayacağız.
Servet Yardımcı, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) seçimlerinin, Türk futbolunun ilerlemesi adına projelerin ve stratejilerin değerlendirildiği, rekabetçi bir platformda gerçekleşmesinin önemini vurguladı. Bu bağlamda, kendisinin de projelerini ve gelecek vizyonunu ilan edeceği bir basın toplantısı düzenleyeceğini ifade etti.
Diğer yandan, TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, 18 Temmuz’da yapılacak olan TFF Mali Genel Kurulu’nun seçimli genel kurul olarak düzenleneceğini duyurmuştu.

SERVET YARDIMCI KİMDİR?
Rize doğumlu olan Servet Yardımcı, eğitimini Londra Metropolitan Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde tamamladı.
Yardımcı, iş hayatında 40 yıldır armatörlük ve tersanecilik sektörlerinde faaliyet gösteriyor ve aile şirketlerinde yönetim kurulu başkanı olarak görev alıyor. 2008 yılından bu yana Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) yönetimlerinde çeşitli görevler üstlenen Yardımcı, bir dönem TFF Başkanlığı görevini de yürüttü.
Şenes Erzik’ten sonra UEFA’da en üst düzeyde görev alan ilk Türk olarak bilinen Servet Yardımcı, son 7 yıldır UEFA İcra Kurulu Üyeliği görevini sürdürmektedir.
Bu süre zarfında Türkiye’nin 1 Şampiyonlar Ligi ve 1 UEFA Süper Kupa Finali’ne ev sahipliği yapmasını sağladı. Ayrıca, Monte Carlo’dan sonra UEFA Şampiyonlar Ligi, Avrupa Ligi ve Konferans Ligi kura çekimlerinin 2 yıl üst üste Türkiye’de düzenlenmesine öncülük etti.
Servet Yardımcı, 2032 UEFA Avrupa Futbol Şampiyonası’nın İtalya ile ortak olarak Türkiye’de gerçekleştirilmesi için de öncü rol oynadı.
]]>“En Hızlı Yarı” sloganıyla start alacak maratona rekor başvuru oldu. Geçen yıl 12 bin kişi kayıt yaptırırken, sayı bu yıl 16 bini buldu.
Bu sene, 100. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Türkiye İş Bankası’nın isim sponsorluğunda koşulacak olan İstanbul Yarı Maratonu’nun tanıtım toplantısı İBB Maltepe Kenan Onuk Atletizm Pisti’nde yapıldı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Can Akın Çağlar, Spor İstanbul Genel Müdürü İ. Renay Onur, Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Fatih Çintimar ve Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Sezgin Lüle’nin konuşmacı olarak katıldığı toplantıyı, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Erdal Celal Aksoy, İBB Gençlik ve Spor Müdürü İlker Öztürk ve Maltepe Belediyesi Başkan Yardımcısı Salih Kara ile çok sayıda kişi de davetli olarak izledi.
“YARI MARATON ARTIK YENİ MARATON”
Toplantının açılışını yapan Spor İstanbul Genel Müdürü İ. Renay Onur, yarı maratonların popülerliğinin son yıllarda hızla artığını belirterek, “Yarı maratona, dünyada artık ‘yeni maraton’ deniyor! 42K’ya göre bitirme şansının yüksekliği ve dinamik yapısı, her geçen gün ilgiyi artırıyor. Türkiye’de yarı maratonun büyüme hızı büyük maratonun 4 katı. Son 5 yılda yarı maratonu koşup bitirenlerin sayısı da yüzde 100’ün üstünde artış kaydetti. 2021 yılında Türkiye’nin ilk uluslararası atletizm rekoruna sahne olan maratonumuz, bir ilke daha imza atacak. Türkiye’de ilk defa 16 yaş ve üstü çocuklar yarı maraton koşacak” dedi.

Türkiye İş Bankası İstanbul Yarı Maratonu’nun tarihi atmosferinin yanı sıra, rakımıyla da elit atletlere en iyi derecelerini yapma olanağı sunduğunu vurgulayan Onur, “Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’na bu yıl kişisel en iyi dereceleri 1:01:00’ın altında olan 21 erkek ve kişisel dereceleri 1:08:00’ın altında olan 9 kadın atlet katılacak. Geçen yılki Türkiye İş Bankası 45. İstanbul Maratonu’nu kazanan Kenyalı Panuel Mkungo (Panuel Mıkungo), İstanbul Yarı Maratonu’nu da alarak, erkeklerde bunu başaran ilk atlet olmayı istiyor” dedi.
Onur, 28 Nisan’da koşulacak Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’na tüm İstanbulluları beklediklerini de kaydederek, “Tahminlere göre güzel bir hava olacak. Bizi yine keyifli ve heyecanlı bir maraton bekliyor” dedi.
ÇİNTİMAR: “REKORLAR PARKURU” YOLUNDA İLERLİYOR
Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’nun Türkiye’deki en güzel yarı maraton parkuruna sahip olduğunu söyleyen Türkiye Atletizm Federasyonu Başkanı Fatih Çintimar, organizasyonun ülkenin spor kültürüne yaptığı katkılara dikkat çekti. Çintimar, “Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu, dünyanın en hızlı yarışlarından birisi olma unvanını hâlâ taşıyor. Sürekli yükselen dereceler sonunda artık ‘rekorlar parkuru’ olma yolunda emin adımlarla yürüyor. İstanbul Yarı Maratonumuz, aynı zamanda kotaya katkı veren yarışlardan birisidir. Bu yarışmaların sayısını artırmak ve büyütmek, ülkemizdeki spor kültürünün daha da gelişmesi için önemli bir etkendir” dedi.
TÜRKİYE’DE BİR İLKE DAHA SAHNE OLACAK
2021 yılında kadınlarda Kenyalı Ruth Chepngetich’in 1:04:02’lik derecesiyle kırdığı dünya rekoruyla uluslararası dikkatleri üzerine çeken Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu, Türkiye’de 16 yaş ve üstü atletlerin koşacağı ilk 21K maratonu olarak da tarihe geçecek. Önceki yıllarda yaş sınırı 18 ve üstüydü. Bu yıl yarı maratona Kanada, Malta ve Virjin Adaları’ndan ilk kez katılım olacak. Toplamdaysa 72 farklı ülkeden katılım sağlanacak.
YARI MARATON YENİKAPI’DAN 09.15’TE START ALACAK
Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu, Yenikapı’dan saat 09.15’te start alacak. Kumkapı, Cankurtaran, Çatladıkapı, Sarayburnu, Sirkeci Işıklar ve Eminönü’nden Karaköy istikametine sapacak olan yarış, Galata Köprüsü’nü geçecek. Karaköy’deki köprü bitimindeki ışıklardan “U” dönüşü yapacak olan yarış, Eminönü, Unkapanı, Cibali, Abdülezelpaşa Caddesi, Ayvansaray, Haliç Köprüsüne varmadan yine “U” dönüşü yaparak, ters istikamette aynı sahil yolunu kullanıp Yenikapı’da başladığı noktada sona erecek.
10K yarışına ise Yenikapı’da saat 08.00’de start verilecek. Sarayburnu’ndan dönüş alacak olan koşu yine Yenikapı’da sona erecek. 10K katılımcılar için zaman sınırı 1,5 saat, 21K içinse 3,5 saat olacak.
19. İSTANBUL YARI MARATONU YARIŞ PROGRAMI
YARI MARATON’DA 8 MİLYON LİRA DAĞITILACAK
Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’nda dereceye girecek atletlere verilecek para ödülleri de açıklandı.
Yarı Maraton’da kadınlar ve erkeklerde birincilere 15’er bin dolar verilecek. Tüm kategorilerde dağıtılacak muhtemel toplam para ödülü 8 milyon 6 bin lira.
Genel klasmanda dereceye giren kadın ve erkeklerde ilk 8 sporcuya şu ödüller verilecek:
Yarı Maraton Parkur Rekoru
Erkekler Kategorisi: 59 dakika 15 saniyeden daha iyi bir süre ile koşulursa 3 bin dolar bonus verilecek.
Kadınlar Kategorisi: 1 saat 4 dakika 2 saniyeden daha iyi bir süre koşulursa 3 bin dolar bonus verilecek.
DÜNYA REKORUNA DA BONUS
Erkekler ve kadınlarda yarı maraton dünya rekoru kırılırsa 10 bin dolar bonus verilecek.
TÜRK ATLETLERE TOPLAM 200 BİN LİRA
Türk sporcularda kadın ve erkeklerde ilk 5’e girecek sporculara toplam 200 bin lira ödül verilecek. İşte ödül dağılımı:
TÜRK MASTER ATLETLERE DE ÖDÜL
Türkiye İş Bankası 19. İstanbul Yarı Maratonu’nda erkeklerde ve kadınlarda 11’er yaş grubunda master atletler yarışacak. 35-39 / 40-44 / 45-49 / 50-54 / 55-59/ 60-64 / 65-69 / 70-74 / 75-79 / 80-84 / 85+ yaş gruplarında dereceye giren isimlere de para ödülü verilecek.
İlk 5’e gireceklere verilecek para ödülleri
Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, yılın ilk çeyreğinde 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 25,2 büyüyerek 295 bin 519 adet oldu.
Bu dönemde, otomobil satışları yüzde 33,05 artarak 233 bin 389 adet, hafif ticari araç satışları da yüzde 2,6 artışla 62 bin 130 adet olarak kayıtlara geçti.
HANGİ ÇİNLİ MARKALAR VAR?
ODMD listesine yeni Çin firmalarının da dahil olmasıyla pazardaki toplam marka sayısı 53’e yükseldi.
Bu markalara ülkeler özelinde bakıldığında, Fransız ve Almanların ağırlıkta olduğu görülüyor. Yerli üretim yapan markaların yanı sıra Güney Kore ve Japonya markaları da pazarda güçlü oyuncular arasında yer alıyor.
Türkiye otomotiv pazarında Skywell, MG, Chery, Leapmotor, Seres, Maxus, Hongqi, DFSK, BYD ve NETA olmak üzere 10 Çin menşeli marka bulunuyor.
DFSK ve Chery içten yanmalı motora sahip otomobilleri Türkiye pazarında satışa sunarken, MG, hem elektrikli hem içten yanmalı, diğer markalar da elektrikli modelleriyle boy gösteriyor. Lüks segment otomobil satan Voyah ODMD’de listelenmiyor. Ayrıca DFSK ve Maxus markaları hafif ticari araç satışı da gerçekleştiriyor.
EN FAZLA TERCİH EDİLEN ÇİN MARKALARI
Çinli otomotiv firmalarının Türkiye’deki ocak-mart döneminde elde ettikleri satış rakamlarına bakıldığında, Chery, 15 bin 467 adetle ilk sırada yer aldı. MG, 5 bin 949 satışla ikinci ve BYD de 550 ile üçüncü oldu.
DFSK, otomobil ve hafif ticari olmak üzere 170 satışla dördüncü, Skywell 96 adetle beşinci sırada konumlandı.
Çin otomotiv firmalarının Türkiye’deki toplam satışları (otomobil ve hafif ticari) yılın ilk üç ayında 22 bin 411’e, otomotiv pazarından aldıkları pay da yüzde 7,58’e ulaştı.
Çin markaları arasında DFSK ve Maxus’un ticari araç satışı da bulunuyor. Bu iki markanın hafif ticari sarışları hariç tutularak, sadece otomobil özelinde bakıldığında Çin markalarının satışı, 22 bin 263 ve otomobil pazar payı da yüzde 9,53 oldu.
Çin otomotiv markalarının ocak-mart döneminde Türkiye’de yaptıkları satış rakamları şöyle:

KORE VE JAPON MARKALARI
Çin markalarının en büyük rakiplerinden Japon markalarının Türkiye satışları ise Toyota, Lexus, Honda, Nissan, Suzuki ve Subaru gibi markalarla 30 bin 822 ve pazar payı da yüzde 10,15 oldu. Böylece toplam 22 bin 411 araç satışıyla Türkiye pazarındaki konumlarını güçlendiren Çin markalarının, Japon markalarına yaklaştığı görüldü.
Türkiye’de Hyundai, Kia ve SsangYong gibi markalarla faaliyet gösteren Güney Kore markalarının toplam satışları ise 22 bin 292 seviyesinde gerçekleşerek Çin markalarının gerisinde kaldı.
Öte yandan, Türkiye’yi Avrupa’ya açılan bir kapı olarak gören Çin markalarının, Türkiye’de üretim yapıp yapmayacağı bilinmiyor.
Bazı ilgili şirket yetkilileri, Türkiye’nin Çin markaları için üretim ve batarya yatırımı anlamında en büyük adaylardan olduğunu ancak elektrikli otomobillerle ilgili düzenlemeleri ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirtti.
]]>Mücadeleye hızlı başlayan Trabzonspor, karşılaşmanın 14. dakikasında Paul Onuachu'nun attığı güzel golle 1-0 öne geçti. Bu golün ardından baskısını arttıran Beşiktaş, ilk yarının uzatma dakikalarında bordo-mavili futbolcu Enis Bardhi'nin eline çarpan top sonrasında penaltı kazandı. Kazanılan penaltıyı 45+3. dakikada gole çeviren Rachid Ghezzal, ilk yarının skorunu belirledi ve ilk 45 dakika 1-1 beraberlikle tamamlandı.
İkinci yarıda da baskılı oyununu sürdüren Beşiktaş'ta Salih Uçan, Jackson Muleka'nın ortasında düzgün bir kafa vuruşu yaparak topu filelere yolladı ve takımını 2-1 öne geçirdi. Bordo-mavililer, bu gole 89. dakikada Nicolas Pepe ile karşılık verdi ve skor 2-2 oldu.
Son bölümde yediği golün şokunu atlatan Kartal, 90+4. dakikada Al-Musrati'nin golüyle yeniden deneme bonusu veren siteler öne geçmeyi başardı. Savunmanın uzaklaştıramadığı topu ceza sahası dışında önünde bulan Al-Musrati, gelişini düzgün bir vuruşla Uğurcan Çakır'ımağlup ederek takımını 3-2 üstünlüğe taşıdı. Beşiktaş, bu sonuçla Ziraat Türkiye Kupası'nı müzesine götürdü.
17. kez finalde mücadele eden Beşiktaş, Trabzonspor'u 3-2 mağlup ederek 11. kez Ziraat Türkiye Kupası'nı müzesine götürmeyi başardı. Siyah-beyazlı ekip, bu sezon 62.'si düzenlenen 1974-1975, 1988-1989, 1989-1990, 1993-1994, 1997-1998, 2005-2006, 2006-2007, 2008-2009, 2010-2011 ve 2020-2021 sezonlarında kupanın sahibi oldu.
Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanan Beşiktaş, gelecek sezon UEFA Avrupa Ligi'ne Play-Off Turu'ndan katılacak. Ligde 3. sırayı garantileyen Trabzonspor ise Avrupa Ligi'ne ön eleme turundan katılmayı garantilemişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Trabzonspor'u 3-2 mağlup ederek Ziraat Türkiye Kupası'nı kazanan Beşiktaş'ı tebrik etti. Erdoğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "2024 Ziraat Türkiye Kupası Şampiyonu Beşiktaş'ı, tüm camiasını ve taraftarını canıgönülden tebrik ediyorum" ifadelerini kullandı.
]]>İngiltere’nin saygın gazetelerinden Financial Times da bugün bir başyazı yayınladı. Gazetenin yayın kurulunun imzasının yer aldığı makalede, “Türkiye’de muhalefetin çarpıcı dönüşü” başlığı kullanılırken, “Cumhurbaşkanı Erdoğan popülist politikalara dönmeye ve rakiplerini boğmaya direnmeli” ifadesine yer verildi.
Makalede, “Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz hafta sonu Türkiye’de yapılan yerel seçimlerin ardından alışılmışın dışında sönük bir görüntü çizdi. Yirmi yılı aşkın bir süredir ülkenin üzerinde yükselen Türkiye Cumhurbaşkanı, zafer kutlama konuşmalarına alışkındı. Ancak geçen hafta Ankara’da destekçilerine hitap ederken, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) 2002’de iktidara gelmesinden bu yana en kötü yenilgisini aldığını kabul etmek zorunda kaldı. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) oyların yüzde 38’ini alırken, AKP’ye verilen destek yüzde 35’e düştü. CHP sadece Türkiye’nin kilit şehirleri olan İstanbul ve Ankara’nın belediye başkanlıklarını korumakla kalmadı, aynı zamanda AKP’nin kalbi olan Anadolu’daki kasaba ve şehirlerde de kazandı” denildi.
Son dönemde birçok ülkede baskıcı rejimlerin güçlendiğine dikkat çekilirken, “Diktatörlerin yükselişe geçtiği bir dönemde, bu seçim liberal olmayan demokrasilerde bile seçimlerin önemine dair sağlıklı bir örnek teşkil etti. Daha da önemlisi, Erdoğan sonuçlara büyük ölçüde saygı duydu. 2019 yılında CHP’li Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazandığında partisi yeniden oylama çağrısında bulunmuştu. Erdoğan yıllardır Türkiye’yi giderek daha otokratik bir yola soktu, devlet kurumlarının bağımsızlığını yok etti ve muhalefete karşı giderek daha tahammülsüz hale geldi. Türkiye’de oy verme nispeten serbest, ancak kesinlikle eşit olmayan bir oyun alanında gerçekleşiyor” ifadesi kullanıldı.
“ERDOĞAN İÇİN UYANIŞ ÇAĞRISI NİTELİĞİNDE”
YÖK Başkanlığı’nda düzenlenen imza törenine, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, YTB Başkanı Abdullah Eren, Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün ve YÖK üyeleri katıldı.
Prof. Dr. Özvar, son yıllarda geniş kapsamlı bir vizyonla Türk yükseköğretim sistemini küresel ölçekte daha saygın bir noktaya getirmek için yoğun bir gayret gösterdiklerini belirterek, “Bu anlayışla, yükseköğretim sistemimizin her şeyden önce kalite odaklı, rekabetçi, yenilikçi, istihdam ve katma değer üreten niteliklerini güçlendirmekteyiz. Üniversitelerimizi, dünyanın en başarılı üniversiteleri arasına girmeleri için destekliyoruz. Saygın derecelendirme kuruluşlarının sıralamalarında en üst seviyelerde yer almaları yönünde teşvik ediyoruz” dedi.
‘YENİ İŞ BİRLİKLERİ TESİS EDİYORUZ’
Uluslararası alanda eğitim anlamında da iş birliği vurgusu yapan Özvar, “Ülkemizin bölgesel ve küresel konularda önemli bir aktör konumuyla uyumlu olarak bilim diplomasisine önem veriyoruz. Uluslararası alanda ilişkilerimizi ve iş birliklerimizi geliştirmeye yönelik adımlar atıyoruz. Ülkemizin ortak stratejik hedefleri doğrultusunda küresel ölçekte faaliyet gösteren Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Maarif Vakfı’yla güçlerimizi birleştiriyoruz. Bu güç birliği, eğitim alanında yurt dışından ülkemize yönelik yeni bir dinamik kazandıracak ve kapasite artışına imkan tanıyacaktır. İş birliğimiz, eğitim ve öğretim alanında aynı stratejik hedefler doğrultusunda çalışan kurumlarımızın eşgüdüm ve uyum içinde olmaları bakımından da önemli bir örnek teşkil etmektedir. Türkiye, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın bir üyesidir. Burada yapılan çalışmalara aktif olarak katılıyor ve katkıda bulunuyoruz. Avrupa devletleriyle yükseköğretim konusunda mevcut yakın temaslarımızı ileri bir aşamaya taşıyoruz. Diğer taraftan küresel vizyonumuzla uyumlu bir anlayışla, başta tarihi ve kültürel yakınlığımız olan coğrafyalar olmak üzere, yeni iş birlikleri tesis ediyoruz. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Maarif Vakfı’nın halihazırda küresel düzeyde kurmuş olduğu bağların ve yaptığı çalışmaların, bizim bu yöndeki çabalarımıza da önemli bir ivme kazandıracağını düşünüyoruz” diye konuştu.
‘TR-YÖS’ÜN UYGULANACAĞI ÜLKE SAYISI 52’YE ÇIKARILDI’
Özvar, geçen şubat ayında Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi’nin Bakü’de kurulmasına ilişkin anlaşma metninin imzalandığını hatırlattı. Türkiye’nin Türk Devletleri Teşkilatı coğrafyası, İslam dünyası, Asya, Afrika ve Latin Amerika kıtalarıyla her alanda süratle gelişmekte olan ilişkilerinin yükseköğretim boyutuna büyük önem verdiklerini söyleyen Özvar, “Birçok yabancı heyeti, Yükseköğretim Kurulu’nda ağırladık. Yükseköğretim alanındaki iş birliğimizi somut projeler temelinde geliştirme amacıyla çalışmalar yapıyoruz. Türkiye, dünyada en fazla uluslararası öğrenciye sahip ilk 10 ülke arasında yer almaktadır. Nitelikli yeni öğrencilerle bu sayının daha da artmasını arzu ediyoruz. Türkiye’deki üniversitelere daha nitelikli ve daha fazla sayıda uluslararası öğrencinin ilgisini çekmek ve kabulünü gerçekleştirmek amacıyla Türkçe, Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça olmak üzere 6 dilde gerçekleştirilecek olan Türkiye Yurt Dışından Öğrenci Kabul Sınavı’nın (TR-YÖS) uygulanacağı ülke sayısını 52’ye, sınav merkezi sayısını da 78’e yükseltmiş bulunuyoruz” dedi.
Konuşma sonrası YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, YTB Başkanı Abdullah Eren ve Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün, iş birliği protokolünü imzaladı.
]]>Havalimanı çıkışında CHP İzmir İl Örgütü öncülüğünde toplanan partililere seslenen Özel, şunları söyledi:
* “Kurultayımızdan sonra buraya geldiğimizde bizim seçim otobüsümüzü bu alana sokturmamışlardı. İktidar partisinin adayı için ise kapıları sonunda kadar açtılar. Bu otobüsü buraya sokan şey, otobüsün şöförü değildir. Özgür Özel’in genel başkanlığı ya da bir başkamızın ortaya koyduğu irade değildir. Bu otobüsü buraya sokan güç sizsiniz, CHP örgütüdür. Türkiye’nin dört bir yanındaki konuşmalarımda hep İzmir’e, İzmir’in adaylarına ve seçmenlerine çok seslendim. Onlardan ne çok şey beklediğimi söyledim.
* Bir değişim başlayacaksa bunun İzmir’den başlaması gerektiğini ifade ettim. Koca bir sürecin, başta sancıların ve tartışmaların ama sonrasında büyük bir kampanyanın sonunda örgütümüzün öz gücüyle, herhangi bir siyasi partiyle ittifak yapmaksızın, adaylarımızla birlikte bugün bu otobüsün üzerinde sizlerin huzurunuzdayız. Bugün İzmir’de ilan etmek isterim ki Türkiye genelinde aldığımız yüzde 38 oyla Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisidir.
* CHP’nin genel başkanlığına aday olduğum süreçte kurultayımızda şunu söylemiştim; benim inandığım bir kural ve benim inandığım gerçek var. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisi ikinci partisi olamaz. Bugün CHP, 14 büyükşehir belediyesini kazanmıştır. 15. büyükşehir için büyük bir hukuk mücadelesi içindeyiz. 14 büyükşehirde kalsak dahi CHP’den sonra en çok büyükşehir kazanan partiden 4 il öndeyiz. CHP, 35 il kazanmıştır. En yakın rakibinden 11 il ileridir. Üçü büyükşehir belediye başkanı olmak üzere 35 kadın belediye başkanımız, geçen dönem 11 olan sayıyı 35’e çıkarken bu konuda en önemli katkı İzmir’de gösterdiğimiz 9 kadın adaydan 8’ini seçen İzmir’in seçmenlerine aittir.

* Türkiye’de neredeyse tamamı gençlik örgütlerimizden gelen 58 genç belediye başkanımız vardır. Bu konuda da en büyük teşekkürü İzmir’de aday gösterdiğimiz 12 gencimizden 11’ini seçen İzmir seçmenlerine borçluyuz. Tam bu aşamada kazananlarla ilgili bir şey söylemeden önce 2 tane kaybetmeyenden bahsetmek isterim. Aliağa’da yarışa başladığında yüzde 18 geride olan, siyaseti bu seçim sonucuyla sonlandırmayan Aliağa adayımız Çağatay Güç’e yürekten teşekkür ediyorum. İzmir Menemen’de kendi hatalarımızla ve İzmir’de AK Parti’nin kumpasıyla ellimizden alınan belediyede, belediye imkanlarının hiçbirimizin el sürmediği arazilerin satışını bir siyasi finans yöntemine çeviren bir adaya karşı, devletin gücüne karşı bir kadın adayımız mücadeleyi bu seçim için kazanamadı gibi görünüyor. Ancak o kaybın bütün sorumluluğunu tüm CHP’liler olarak hep birlikte üstleniyoruz.
* Menemen adayımız Deniz Kararkurt’a yürekten teşekkür ediyor, Kubilay’ın kenti Menemen’e ant içiyoruz ki gelecek seçimleri rekor oyla CHP kazanacak. Aday belirleme sürecinde ‘İzmir, partimizin sancak gemisidir’ demiştim. Bugün sancağı yere düşürmeyen, CHP sancağını onurla, gururla birtakım kötü niyetlilerin beklentilerin aksine 30 belediyenin 28’ini bize armağan eden İzmirlilere yürekten teşekkür ediyorum. Aday belirleme süreçlerinin sonunda ‘Değişim nerede’ diyenler İzmir’e baksınlar demiştim. İzmir adayları toplam yaş ortamaları 47 olmak üzere 12’si genç, 9’u kadın adaydan 11’i ve 8’i seçildi.
* Tüm arkadaşlarımız, İzmir’e en doğru reçeteyi yazacak olan Dr. Cemil Tugay’ın kaptanlığında yürüyor. Aday belirleme süreçlerinde kimsenin hakkını yemedik. Eğer kusurumuz, hatamız, eksiğimiz varsa da kastımız yoktur. Ancak İzmir’in memnuniyet anketlerinde en üst düzeyde yer alan 3 arkadaşımızla devam ettik. Diğer arkadaşlarımıza da şunu anlattık İzmir’in notu kıt, en iyisini hak ediyor. Biz, İzmir’in beklentilerini gördük, sesini duyduk. O sese kulak veren bir listeyle İzmir’in karşısına çıktık.
* İzmir, değişime, dönüşüme ve gelecek güzel günlere oy verdi, onay verdi. Bundan sonra İzmir, hak ettiğini alacak. İzmir, iyi belediyecilik uygulamalarını sürdürecek. Yapılanların üstüne koyacak. O büyük beklentiye cevap verecek. İzmir, dünyada şehirlerin yarıştığı bir süreçte Türkiye ile değil, dünyanın sayılı kentleriyle yarışacak bir vizyona kavuşmalıdır. Ben örgütü dizayn etmeye değil, İzmir’i dünya kenti yapmaya gelen arkadaşlarıma gönülden inanıyorum.
ÖZEL’DEN CHP ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI
* Bütün örgütümüze çağrım şudur; elbette örgüt belediye ilişkisi önemlidir. Ama ne belediyeler örgütün yöneteceği kurumlardır ne de belediye başkanları örgütümüzün amirleridir. Eski hastalıklarla bir ilçe seçimini almak üzerinden yapılabilecek her türlü müdahalede belediye başkanının, kamu hizmetinin sunumunda olmadık taleplerle yıpratmaya girişen ilçe başkanının karşında olacağımdan da kimsenin şüphesi olmasın.
* Çünkü herhangi bir 5 yıla talip değiliz. İktidarda sosyal demokrat bir parti yok. Atatürk’ün hedeflerini tutturmuş değiliz. Bu süreçte kim hata yaparsa, kim yanlış yaparsa, Atatürk’ün partisini girdiği ilk yerel ve ilk genel seçimde birinci parti yapma ve Atatürk’ün partisini ikinci yüzyılın ilk seçiminde iktidar yapma hedefimize engel olur, bu yolda engel tanımayacağız.
“MİLLETİMİZDEN KREDİ ALDIK”
* Biz milletimizden bir kredi aldık. Bu kredi bir tüketici kredisi değildir. Öyle görürsek harcar, bitirir ve kaybederiz. Bu kredi bir yatırım kredisidir. Seçmen bize ‘5 yıl iyi yönetin, 4’üncü yılın sonunda karar vereceğim. Eğer Türkiye’nin geleceğine yatırım yaparsanız, kavga etmezseniz, Türkiye’yi yönetmeye hazır kadroları yetiştirirseniz size Türkiye’yi yönetmeniz için de daha büyük kredi vereceğim’ demiştir. Seçmenin bu kredisini doğru değerlendirmek, bu 4 yıl en iyi hizmeti yapmak ve örgüt olarak çok çalışmak durumundayız. Bugün, zafer kazandığımız seçimin 4. günü değildir. Gelecek zafer kazanacağımız seçimin 4. günündeyiz. Bundan sonraki her günü seçime bir gün az kalmanın üzerimize yüklediği sorumlulukla hep birlikte çalışmak durumundayız.
“İZMİR SANCAK GEMİMİZ OLMAYA DEVAM EDİYOR”
* İzmir’de olmadığı gibi davrananlar, takiye yapanlar, partilerinin rozetinden ve genel başkanlarının resminden uzak duranlar İzmirlileri kandıramamışlardır. Onlar, İzmir’e yaşam biçimine saygı teminatını veremediler. Ama sakın, bu zaferin bize kazandırdığı özgüvenle bir tane AK Partiliyi kırarsa, bir tane MHP’liyiz üzersek ve pek çoğu Cumhur İttifakı’ndan gençlere, bu partide kendilerine yabancı hissettirsek yanlışların en büyüğünü yapmış oluruz. Davet ettik geldiler. Burası baba evidir. Baba evinde herkese yer var. Baba evinde herkes huzur içinde oturabilir. Baba evinde kardeşlerin biri başını açar, öbürü kapar. Baba kimseye karışmaz. Baba evinin bir odasında biri eğlenir, diğeri ibadet eder. Baba evi böyledir. İzmir birlikte yaşamanın, birlikte yönetmenin, kendinden olmayana da kendi hakkından fazla sahip çıkan hoşgörünün kentidir. Bunu bütün Türkiye’ye göstereceğiz. Bundan sonra İzmir, büyük iktidar yürüyüşümüzün en önemli adımlarını atacağız, sancak gemimiz olmaya devam ediyor.
“İZMİR İTTİFAKI, TÜRKİYE’DE TÜRKİYE İTTİFAKI KAZANDI”
* İzmir’de İzmir ittifakı, Türkiye’de Türkiye ittifakı kazandı. Türkiye ittifakı ötekisinin olmadığı ittifaktır. Türkiye ittifakı gücünü ay-yıldızdan alır. Bizimle birlikte olan tüm muhafazakar demokratlara, milliyetçi demokratlara, tüm romanlara, tüm siyasi görüşlere saygılarımızı ve sevgililerimizi sunuyoruz.”
]]>* Dün Beşiktaş’ta bir yangın faciasını yaşadık. Bu faciada rızkının peşinde koşan 29 kardeşimiz hayatını kaybetti. Hayatını kaybeden insanlara rahmet, yaralılara acil şifalar temenni ediyorum. Faciayla ilgili adli tahkikat hemen başlatılmış ve 9 kişi gözaltına alınmıştır. Belediye dahil kimin sorumluluğu, ihmali ve kusuru varsa hepsinin üzerine kararlılıkla gidilecektir.
* Birkaç münferit hadise dışında Allah’a şükürler olsun demokrasimize gölge düşürecek hiçbir olay vuku bulmadı. Bazı illerimizde bölücü örgüt mensuplarının provokasyonlarını siz emniyet güçlerimizle boşa çıkardık. Buradan sizlerin şahsında seçimlerin suhuletle gerçekleştirilmesi için fedakârca çalışan tüm güvenlik güçlerimizi cani gönülden tebrik ediyorum.
“DEĞERLİ BİR KAZANIM OLARAK GÖRÜYORUM”
* Bu seçimler milli iradenin gücünün yanısıra her seçim gündeminde gündeme getirilen kimi ithamların asılsız olduğunu ortaya koymuştur. Ülkemiz, milletimiz ve gelecek kuşaklar adına değerli kazanım olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum.
* Türkiye hangi kökene, meşrebe, partiye mensup olursa olsun 85 milyonun tamamının ortak yuvasıdır, ortak vatanıdır. Çok partili demokrasimiz ise uğruna ağır bedeller ödeyerek 75 yılda canımızla terimizle inşa ettiğimiz muazzam ve muhkem bir binadır.
* Bu ortak değerlerimize ne kadar samimiyetle sahip çıkar, güçlendirirsek istikbalimiz için o derecede iyi olacaktır. Burada şu hakikati de vurgulamak durumundayım, Türkiye’nin ve demokrasimizin yüksek seviyelerde sizin harcınızın, emeğinizin, mücadelenizin çok büyük katkıları var.
“SİYASET ÜSTÜ KONU TERÖR BELASIDIR”
* Siyaset üstü görmemiz gereken bir diğer konuda terör belasıdır. PKK’sından FETÖ’süne, DEAŞ’ından DHKP/C’sine hiçbir ayrım yapmadan tüm terör örgütleri milletimizin düşmanıdır.
* Türkiye’nin ve terörün geleceğinde teröre yer olmadığını dost düşmana göstermekle kararlıyız. Geçmişte olduğu gibi Türkiye’nin siyasetini, ekonomisini, diplomasisini terör örgütleri vasıtasıyla dizayn etmeye çalışanlar inşallah emellerine ulaşamayacaktır.
* Can çekişen terör örgütlerini yeniden palazlandırma niyetlerini görüyoruz. Özellikle dün akşamdan itibaren bazı illerimizde sokaklarımı karıştırma, milletimizin malına, mülküne saldırma hadiseleri yaşandı.
“MİLLETİN İRADESİNE HÜRMETSİZLİK ETMEYİZ”
* Birileri yine sokaklarımızı terörize etmeye kalkıştı. Emniyet güçlerimiz gerekli müdahalelerde bulunarak olayların büyümesini engellemişlerdir. Her kim şiddeti, kaosu, eşkıyalığı, vandallığı hak arama yolu olarak görürse yine karşısında devletimizin çelikten yumruğunu bulacaktır.
* Dünyanın hiçbir medeni devleti böyle bir şeye göz yummaz. Türkiye Cumhuriyeti de bir çadır devleti değildir, olmayacaktır. Milletin iradesine ve takdirine hiçbir şekilde hürmetsizlik etmeyiz ama Kandil’deki terör baronlarının da baskıyla vatandaşlarımıza musallat olmalarına, şehirlerimizin huzuruna ve barışına kast etmelerine, artık geçmişte kalan acıları insanımıza tekrar yaşatmalarına kesinlikle izin vermeyiz, veremeyiz.
* Bu tarz teşebbüsler karşısında hukuk devletinin gereği neyse demokrasimiz neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan çekinmeyeceğiz. Tüm siyasi aktörlerden hukukun üstünlüğüne saygı göstermeyi bekliyoruz. Terörle mücadeleyi demokratikleşmeden, demokratikleşmeyi de ekonomiden bağımsız görmüyoruz.
“ENFLASYON DÜŞECEK”
* Bugüne kadar hep özgürlük, güvenlik dengesini korumaya gayret ettik. Birini ötekine tercih etmeden dengeli şekilde bugünlere geldik. Son 21 yılda olduğu gibi gelecekte de hak ve özgürlükler alanında idame ettireceğiz. İstihdamı ve ihracatı artırıyoruz.
* Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşüşe geçtiğine inşallah hep birlikte şahit olacağız. Bugün TÜİK tarafından açılan verilen aylık enflasyonun Mart ayında gerilediğini gösteriyor. Enflasyonun düşmesi ücret artışlarını önleyerek kalıcı refah artışlarını sağlayacaktır.
“ŞEHİR EŞKİYALARINA NEFES ALDIRMAYACAĞIZ”
* Düzensiz göç ve suç örgütleriyle mücadelede de etkin kararlı ve kapsamlı adımlar atmayı sürdüreceğiz. Dağdaki eşkıyaya nasıl müsaade etmiyorsak kendini devletten, hukuktan üstün gören şehir eşkiyalarına da nefes aldırmayacağız.
* İstikbalimizin güvencesi olan gençlerimizi hedef alan zehir tacirlerinin tepesine binmekten geri durmayacağız. Bugüne kadar nasıl dayanışma içinde hareket ettiysek bundan sonra birlikte yol yürümeye devam edeceğiz. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin.
* Türkiye’ye yaptığınız ve yapacağınız hizmetlerden dolayı her birinize şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Kahraman şehitlerimizi tekrar rahmetle anıyorum. Allah yâr ve yardımcınız olsun diyorum. Şimdiden Kadir gecenizi ve bayramınızı tebrik ediyorum.
]]>53 yıllık süreçte, Türkiye genelinde toplam 94 istasyondan elde edilen veriler kullanıldı.
Raporda, 53 yıl 5 ayrı periyotta ele alındı. 1970-1979 arasında 29,4 gün, 1980-1990 arasında 29,7 gün, 1991-2001 yılları arasında 29,5 gün olan ortalama kar örtülü gün sayısı, 2002-2012 arasında 28,4 güne geriledi.
2013-2023 yılları arasında ise 23,5 günle büyük düşüş gerçekleşti.
Kar örtülü gün sayısı 29,7 olan 1970’ten 2001’e kadarki dönemle son 10 yıl arasındaki fark, 6,2 güne kadar azaldı.
1970-2023 yılları arasında ortalama kar örtülü gün sayısı 28,1 olurken, en çok kar örtülü gün sayısı 55 günle 1992’de, en az kar örtülü gün sayısı 9,4 günle 2018 yılında yaşandı.
KAR KALINLIĞI REKORLARI ULUDAĞ’DA
Türkiye’de aylık maksimum kar kalınlıklarına ilişkin ekstrem değerlerin de ele alındığı rapora göre, 1980 Mart’ta Uludağ’da 430 santimetre ile 53 yılın kar kalınlığı rekoru kırıldı.
Aylara göre ekstrem değerler ise şöyle:
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici, son 10 yılda kar örtülü gün sayısındaki 6,2 günlük azalmanın çok ciddi bir tehlike olduğuna dikkati çekti.
Dr. Kesici, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de küresel ısınmanın son 10 yıldır etkilerini gösterdiğini söyledi.
Karlı örtülü gün sayısındaki azalmanın temel nedenlerinden birinin ülkemizdeki su kaynaklarının azalmasına bağlı olarak, nemin giderek azalmasını gösteren Dr. Kesici, “Suların, havanın ve toprağın ısınmasına bağlı yağışlar da kararsızlaşıyor. Sera gazı, yani karbon salınımının giderek artması, şehirlerdeki betonlaşma ve benzeri nedenler de etkili olmaktadır” dedi.
BATIDA KAR YOK DENECEK KADAR AZALDI
Türkiye’de son yıllarda kar yağışı açısından sorun yaşandığını dile getiren Dr. Kesici, “Kar yağışlarının azalması, özellikle Akdeniz, Ege, İç Anadolu, Marmara ve Karadeniz’in batı kısmı gibi bölgesel ele alındığında kar yağışındaki gün sayısı son birkaç yıldır yok denecek kadar az. Bu rapordaki verilerde de Doğu ve Güneydoğu’daki yağışların etkisi büyük. Türkiye çapında normal iklim koşullarında dağdaki karlar 3 ile 6-8 aylık kalıcılık oluşturmaktadır. Bu yer altı sularının zenginleşmesi demektir” diye konuştu.
BU SENE KAYAK MERKEZLERİ BİLE AÇILAMADI
Kalıcı kar birikimi olursa yer altı sularının birikeceğini belirten Dr. Kesici, “İkincisi bahar ve yaz boyunca damla damla imbikten geçer vaziyette eriyen karlar, hem temiz su kaynağını oluşturur hem de göletlerimiz, barajlarımız ve doğal göllerimize sürekli su taşıyan rezervi oluşturur.
Şu an gölet ve barajlardaki doluluk oranına baktığımızda, ‘Ülkemiz kuraklıktan kurtuldu’ diyemeyiz. Ülkemiz kalıcı kar olmadığı için çok şiddetli bir kuraklık yaşayacak. Zaten ülkemiz su stresinden geçti, su kıtlığı yaşayan bir periyoda girdi ve yıllık kişi başına düşen su miktarı da 1000 tonun altına geriledi. Örneğin bu yıl Davraz, Saklıkent gibi birçok kayak merkezi, kar yağmadığı için açılamadı. Bu sene kayak merkezleri bile kar yağışı olmadığı için açılamadı” dedi.
]]>Dış finansman kuruluşlarından, ülkedeki kurumlara proje finansmanı kapsamında kaynak sağlamaya devam ettiklerini vurgulayan Şimşek, son olarak Avrupa İmar ve Kalkınma Bankasının (EBRD) deprem bölgesi için açıkladığı 1,5 milyar Euro’luk finansman paketi kapsamında 500 milyon Euro’luk desteğe yönelik mutabakat zaptının imzalandığını söyleid.
EBRD’nin ardından Dünya Bankasından da 3 proje için destek sağlandığı bilgisini veren Şimşek, “Türkiye’nin ekonomi yol haritasına duyulan güven, dış kaynak akışının bu yıl da tüm hızıyla sürmesini sağladı. Dünya Bankası ile yürüttüğümüz verimli işbirliği kapsamında 3 ayrı proje finansmanı için 1,5 milyar dolar temin ettik. Söz konusu kaynak, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin sağlanması ve işletmelerin yeşil dönüşüm sürecinin desteklenmesi amaçları için kullanılacak” diye konuştu.
1,5 MİLYAR DOLAR ONAYLANDI
Şimşek, finansmanı Dünya Bankasından sağlanacak yaklaşık 1,5 milyar dolar tutarındaki 3 projenin Bankanın İcra Direktörleri Kurulu tarafından onaylandığına dikkati çekerek söz konusu projelere ilişkin bilgi verdi.
Bu kapsamda ilk olarak Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası AŞ (TKYB) ve Türkiye Sınai Kalkınma Bankası AŞ (TSKB) tarafından yürütülecek “Türkiye Dağıtık Enerji İçin Piyasa Geçişinin Hızlandırılması Projesi” kapsamında TKYB ve TSKB’ye yaklaşık 697 milyon dolar kaynak sağlanacağını belirten Şimşek, “Projeyle şirketlerin güneş panelleri ve batarya yoluyla elektrik depolama sistemlerine yönelik yatırımları desteklenecek. Böylece oluşturulacak ekonomik büyüklüğün 1 milyar doları geçmesi bekleniyor.” ifadesini kullandı.
Şimşek, böylece yenilenebilir enerji yatırımlarının teşvik edilerek Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin destekleneceğine dikkati çekerek, “İkinci olarak, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından kalkınma ajansları aracılığıyla yürütülecek ‘Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesi’ için yaklaşık 400 milyon dolar tutarında kredi sağlanacak. Projeyle yeşil geçişten olumsuz etkilenmesi beklenen sektörlerin desteklenmesi hedefleniyor.” dedi.
YEŞİL DÖNÜŞÜM FİNANSMANI
Bakan Şimşek, son olarak TKYB tarafından yürütülecek “Türkiye Endüstriyel Emisyon Azaltım Projesi” için TKYB’ye 200 milyon Euro ve 200 milyon dolar olmak üzere yaklaşık 416,7 milyon dolar tutarında kredi sağlanacağını bildirdi.
Şimşek, şunları kaydetti:
“Projeyle KOBİ’lere uygun koşullu finansman sağlanarak daha yeşil üretim sistemlerine geçişleri desteklenecek. Ülkemizin 2053 net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma hedefleri doğrultusunda gerekli enerji dönüşümünün gerçekleştirilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının artırılması ve kapsayıcı yeşil dönüşümün sağlanması için Dünya Bankası ile güçlü işbirliğimizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Cari dengeyi gözetirken kaynaklarımızı daha üretken ve verimli alanlara yönlendirmeye devam edeceğiz.”
Öte yandan, Şimşek, geçen yıl uluslararası kuruluşlar, hükümet kuruluşları, ihracat kredi kuruluşları ve ticari kreditörlerden Türkiye’deki çeşitli sektörlere sağlanan dış kaynak tutarının 8,8 milyar dolara ulaştığını belirterek, “Sağlanan bu kaynaklar, hem Türkiye’ye hem de şeffaflık, tutarlılık, hesap verebilirlik ve öngörülebilirlik ilkelerini esas alan programımıza duyulan güvenin bir göstergesidir” dedi..
]]>Mücevher İhracatçıları Birliği başkanı Burak Yakın, altın kotası uygulamasının mücevher ihracatına çok büyük zarar verdiğini dile getirdi.
Dünyanın en büyük fuarlarından birisi olan İstanbul Jewelry Show’un bu sene 17-20 Nisan tarihleri arasında yapılacağını belirten Yakın, “Altında uluslararası piyasalarla Türkiye arasındaki fark kilogram başına 3 bin dolar idi, iç talepteki sıkışıklıktan dolayı bugün 6 bin dolara kadar yükseldi. Yani gramda 6 dolarlık büyük bir makas oluştu. Bu kadar büyük makas ihracatçılarımızın Türkiye’de üretim yaparak ihraç etmesini engelliyor. Tabi bu arada bir gram altın alan yatırımcımız da aslında 6 dolar pahalıya alıyor.” dedi.
Dünya ile Türkiye arasındaki altın fiyatı makasının giderek açılmasını değerlendiren Yakın, “Makasın sürekli yukarı çıkması sektör için artık kıyamet alametidir” dedi.
İHRACATTA REEL DÜŞÜŞ YÜZDE 30
Yıllık bazda ihracat rakamlarını değerlendirirken, altın fiyatlarındaki değişimlerin önemli olduğunun altını çizen Yakın, ihracat verilerini analiz ederken şunları söyledi:
“2023 yılında 24 Mart tarihine kadar 1 milyar 546 milyon dolar tutarında ihracatımız var. Bu yılın aynı döneminde ise 1 milyar 353 milyon dolar ihracat yapabildik. Bu verilere göre yüzde 12,47 oranında bir azalma söz konusu. Ancak bu rakamlar doğru ama gerçek değil. Zira geçen sene onsu 1800-1900 dolar bandında olan altın bu sene uluslararası piyasalarda 2200 dolar seviyelerinde ki bu da yüzde 20 civarında bir artış anlamına geliyor. Bu veriyle entegre ettiğimizde değer olarak yüzde 12,47 olan düşüş reel olarak yüzde 30’ların üzerinde.”
SEKTÖR BİTİYOR
Altın fiyatında Türkiye ile dünya arasında kilogram başına 6 bin dolarlık makas oluştuğunu ancak mücevher ihracatçısının kilogram başına kârının zaten 5 bin dolar olduğunu belirten Yakın, şöyle devam etti:
“Bu da ihracat yaptığımız ama kâr etmediğimizi gösteriyor. Olur bunlar, ticarette hep kar edeceğiz diye bir kural yok, kar ve zarar kardeştir. Hele ki Türkiye’mizin ekonomik durumu için biz bu fedakarlığı seve seve yaparız. Ama gördüğünüz gibi artık bu fedakarlık sektörün bitmesine neden oluyor. Sahuru, iftarı olunca oruç sağlıklı bir ibadet, ama belli bir süre sahuru da iftarı yapamazsak ölürüz.”
Ekonomi yönetimiyle sürekli gelişmeleri istişare ettiklerinin altını çizen Yakın, reel sektör olarak üretime, istihdama ve ihracata yüksek katma değerli katkı sağlayan mücevher sektörünün bu güne kadar devletten ne teşvik ne hibe istemediğinin altını çizdi.
‘İHRACAT KADAR ALTIN DÜNYA FİYATIYLA VERİLSİN’
Yakın, mücevher ihracatçısının uluslararası piyasadaki rakipleriyle eşit koşullarda hammadde almasının rekabetçi olmasını sağlayacağını, aksi durumda Türkiye’nin Dubai, İtalya ve Mısır’a yatırım yapmaya başlayan yabancı ve hatta yerli yatırımcı için cazip ülke olmaktan çıkacağını belirtti.
Yakın, ekonomi yönetiminden mücevher ihracatçıları birliği üyesi olan firmaların koşulsuz şartsız, en az geçen sene yaptıkları ihracat kadar altını uluslararası piyasalardaki koşullardan alarak sektöre can suyu verilmesini istedi.
]]>1978’de kurulan gazeteye konuşan kaynaklar, Ankara’nın terör örgütü PKK’yı ortadan kaldırma planlarını aktardı. Irak’ta İran yanlısı Haşdi Şabi’nin operasyonda yer alacağına dair iddialar ortaya atıldı.
Asharq Al-Awsat’a konuşan bir Türk yetkili, “Ankara’nın planının” bir parçasının savaştan sonra meydana gelecek değişikliklere hazırlanmak ve “bölgede, özellikle de Irak’ta sıfır güvenlik sorunu” kararlılığı olduğunu söyledi.
ANLAŞMANIN DETAYLARINI PAYLAŞTI
Asharq Al-Awsat’a konuşan Iraklı kaynaklar, Fidan Bağdat’a gitmeden önce Irak’ın, İran’ın PKK ile ilgili yeni durumu onaylaması da dahil olmak üzere Türkiye’nin planı hakkında bilgilendirildiğini söyledi.
Bir başka Iraklı kaynak ise resmi istişareler başladığında “sıfır saati dahil her şey hazırdı” dedi. Planı iki ülke arasında “eşi benzeri görülmemiş” olarak niteleyen kaynak, Haşdi Şabi’nin destek sağlamak üzere bazı bölgelerde yer alacağını da sözlerine ekledi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan 14 Mart’ta Bağdat’a giderek mevkidaşı ile görüşmüştü.
Iraklı kaynaklar anlaşmaya dahil olan bazı detayların da, Türkiye’nin Irak’ta Tahran’la gerilimin azaltılması için Amerikalılarla arabuluculuk yapması ve Türkiye’nin garantörlüğünde İran’ın bölgesel ticarette daha fazla rol almasını içerdiğini söyledi.
“KAPSAMLI DEĞİŞİKLİK MESAJI”
Iraklı bir diplomat anlaşmanın siyasi boyutunun “Gazze’deki savaşın sona ermesinden sonra gerçekleşmesi beklenen kapsamlı değişikliklere” hazırlandığını söyledi. Bir Türk yardımcısı Asharq Al-Awsat’a Ankara’nın savaş sonrası durumla ilgili olarak bölge ülkelerini kapsayan bir dosya hazırladığını doğruladı.
Adının açıklanmaması kaydıyla konuşan Türk yetkili, Türk Dışişleri Bakanlığı ve güvenlik birimlerinin yaklaşık beş ay önce Ankara’nın savaş sonrasındaki seçeneklerini ve beklenen değişikliklerle nasıl başa çıkacağını içeren bir plan hazırladığını söyledi. Yetkili, “Irak ve Suriye bu resmin bir parçası” dedi.
“HAZİRAN AYINDA BAŞLAYABİLİR”
Bir Türk diplomatik kaynak, Türkiye’nin Irak’taki askeri operasyonlarının Gazze’deki durumla doğrudan bağlantılı olduğuna dair yorumları reddetti. Kaynak, operasyonların Haziran ayında başlayabileceği tahmininde bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Nisan ayında Bağdat’a gitmesi bekleniyor. Türk kaynaklar Erdoğan’ın ortak harekat komuta merkezi ve tampon bölge kurulmasını öngören bir anlaşma imzalayacağını söyledi.
Öte yandan haberde terör örgütü PKK ile IŞİD’le savaşında “kan kardeşliği” olduğu belirtilen Haşdi Şabi’nin nasıl hareket edeceğinin de merak uyandırdığı belirtildi. Gazeteye konuşan kaynaklar Haşdi Şabi’nin terör örgütü PKK’ya yardım ettiğini aktardı.
HAŞDİ ŞABİ’NİN AMACI BELLİ OLDU
Asharq Al-Awsat’a konuşan bazı kaynaklar Haşdi Şabi’nin bölgedeki terör örgütü PKK’nın üyelerini bünyesine alarak terör grubunun varlığını ortadan kaldırmayı planladığı ve bunun da bazı bölgelerde Haşdi Şabi’nin etkisinin artmasını ve kontrolü ele geçirmesine sebep olacağını söyledi.
Haberde, “Haşdi Şabi, Türkiye ile yapılan anlaşmayı Irak, İran ve Türkiye’deki stratejik bölgelerde gücünü artırmak olarak görecek. Teorik olarak, askeri operasyon PKK’lıların dağlık bölgelere sürülmesine yol açacaktır. Ayrıca Türkiye’nin tampon bölgesini, İranlı grupların Suriye yakınlarında konuşlandığı İran bölgesiyle birleştirecek.
Gazeteye konuşan Bağdat’taki siyasi ve diplomatik yardımcılar, “Tahran belirleyici bir anda beklenmedik bir kartla ortaya çıkmazsa” her şeyin plana uygun ilerleyeceğini söyledi.
]]>FİNANSMAN İÇ PAZAR İÇİN ÖNEMLİ
Eroldu, uzun vadede Türkiye ekonomisine fayda sağlayacak olan enflasyonu düşürmeye yönelik politikaların kısa vadede talebi baskılayacağını kaydetti. Bu noktada iç pazarın önemine dikkat çeken Eroldu, “Talebin belirli bir seyirde devamlılığı ve öngörülebilirliğin sağlanması için finansman kısıtlamalarının belli bir dengede yönetilmesi iç pazar için önem taşıyor” dedi.
Yeşil dönüşüm ve teknoloji belirleyici olur
2024 yılında otomotiv ürünlerinde tercihleri yeşil dönüşüm ve teknolojinin belirlemeye devam edeceğini kaydeden Cengiz Eroldu, şunları söyledi: “Öne çıkan en önemli konu yeşil dönüşümün tetiklediği alternatif yakıtlı araçların yayılımı. Diğer önemli konular ise otonom araçlar ve akıllı araç teknolojileri. Tüm bu gelişmeler araçların içinde bir devrim yaratmaya devam ediyor. Dokunmatik ekranlar, sanal asistanlar ve gelişmiş güvenlik sistemleri yalnızca bir başlangıç. 2024 yılında bu teknolojik yolculuk devam edecek ve bağlantılı araçlar ve akıllı teknolojiler artmaya devam edecek. Endüstri geliştikçe, ürün tasarımı sanat, teknoloji ve çevre bilincinin birleşimiyle şaşırtmaya, devam edecek.”
Büyümenin devamı için etkili politika şart
Ocak-şubat döneminde yıla hızlı bir başlangıç yapan sektördeki bu artışın temelinde yılbaşında güncellenen engelli muafiyeti fiyat baremi olduğunu kaydeden Cengiz Eroldu, “Bu sonucun dönemsel olduğunu söylemek mümkün. Pazarın artışına devam etmesi için etkili politikalara ihtiyaç olduğu açık” dedi.
OTOMOTİV SEKTÖRÜNDE YENİ TRENDLERİ MASAYA YATIRDILAR
Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt: Hibrit araçlar dizeli hızla geride bırakıyor
2024’ün farklı bir yıl olmasını beklediklerini kaydeden Toyota Türkiye CEO’su Ali Haydar Bozkurt, “Ekonomide bir miktar yavaşlama olabilir ve bunun otomotiv pazarı üzerinde olumsuz etkileri olacağını tahmin ediyoruz” dedi. Mart ayı sonuna kadar satışların yüksek seyredeceğini, mali politikanın kalan 9 aya nasıl yansıyacağını takip edeceklerini kaydeden Bozkurt, “Tüketicinin otomobile daha kolay ulaşmasını sağlamak adına Özel Tüketim Vergisi matrahlarının ivedilikle güncellenmesinin gerekli olduğunu düşünüyoruz. Şu anda tüm modellerin yüzde 80’lik dilime giriyor olması matrahlarda bir güncelleme gerekliliğine yol açıyor. İzlenecek mali disiplinde, bu öncelikli görünmüyor olabilir ancak biz bunun kesinlikle gerekli olduğundan yanayız” diye konuştu. Toyota olarak son birkaç aydır üreticinin de desteğiyle düzenledikleri büyük kampanyalara olabildiğince devam etmeyi hedeflediklerini belirten Bozkurt, 2024’ün öne çıkan tercihlerine ilişkin de şu bilgileri verdi: “Ocak ayı verilerine baktığımızda, 80 bin civarında gerçekleşen toplam pazarın yüzde 65’ini benzinli motorlar, yüzde 16’sını hibrit araçlar, yüzde 12’sini dizel ve yüzde 6’sını da elektrikli araçlar oluşturdu. Hibrit araçların dizelleri geride bıraktığı bir dönemden geçiyoruz.”
BYD Türkiye Genel Müdürü İsmail Ergun: Tarihin en büyük dönüşümlerinden birini yaşıyoruz
Birçok Çin menşeli elektrikli araç Türkiye pazarına giriş yapıyor. 2023’ün son çeyreğinde Türkiye pazarında yerini alan BYD de bunların arasında yer alan köklü markalardan biri. BYD Türkiye Genel Müdürü İsmail Ergun, otomotiv sektörünün, tarihinin en büyük dönüşümlerinden birini yaşadığını belirterek, “Özellikle elektrikli araçlar ve bataryalar konusunda uzmanlığa sahip lider elektrikli araç üreticisi BYD markası da deneyimi ile en çok konuşulan markalardan biri oldu” dedi. Ergun, “Biz ALJ Grubu olarak, 80 yıllık global ve 30 yıldan uzun Türkiye deneyimimizle, BYD’nin uzun yıllar Türkiye’de hizmet vereceği en üst düzey satış ve satış sonrası altyapımızı oluşturmaktayız. 2024 sonunda 20-25 bayimiz ile faaliyet göstermeyi hedefliyoruz” diye konuştu. BYD’nin Avrupa pazarında hızlı bir büyüme gösterdiğini, Türkiye’nin de buna katkı verecek en önemli pazarlardan biri olarak öne çıktığını kaydeden Ergun, “BYD modelleri, ulaşılabilir premium olarak konumlamasıyla, rakiplerine oranla çok daha yüksek standart donanımlarıyla öne çıkıyor. Şu anda tamamen elektrikli aracımız BYD ATTO 3’ün satışını gerçekleştiriyoruz. Önümüzdeki dönemde şarj edilebilir hibrit teknolojisine sahip BYD SEAL U DM-i modelimizi, Avrupa’da ilk satışa sunan ülke olmaya hazırlanıyoruz” bilgisini verdi.
Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik: Otomotivde iç pazarı vergide düzenleme korur
Yıla iyi başlayan otomotiv sektöründe iç pazarın korunması büyük önem taşıyor. Borusan Otomotiv İcra Kurulu Başkanı Hakan Tiftik, bu doğrultuda atılacak en önemli adımın vergilendirme sistemini gelişmiş ülkelerdeki gibi emisyona dayalı, daha çevreci bir zemine oturtmak olduğunu belirtti. Diğer önemli konunun ise finansmana erişim olduğunu söyleyen Tiftik, “Yerel seçimler, jeopolitik ve ekonomik gelişmeler senenin ilk yarısındaki satış performansı için belirleyici rol oynayacak” dedi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre ülkemizdeki araç parkının ortalama yaşının 15 olduğunu hatırlatan Tiftik, “Bu istatistik Türkiye’nin araç parkının ne kadar yaşlı olduğunu gösteriyor. Araca erişim konusu tüketiciler için aşılması gereken bir problem olduğundan, markaların dönemsel olarak uyguladığı kampanyalar satışları olumlu etkiliyor” diye konuştu ve bu kampanyaların desteklenmesi gerektiğini belirtti. 2024 tercihlerine ilişkin görüşlerini de paylaşan Tiftik, şunları söyledi: “Tüketiciler karbon ayak izini azaltmanın yollarını ararken otomotiv sektörü de büyük bir değişim sürecinden geçiyor ve yollar elektrifikasyona çıkıyor. Borusan Otomotiv Grubu olarak temsilcisi olduğumuz markaların en yeni ve güncel modellerini 2024 yılında da müşterilerimizle buluşturmaya devam edeceğiz.”
Peugeot Türkiye Genel Müdürü Gülin Reyhanoğlu: 2024 yılı elektriklenme yılı olacak
Bu yılı “elektriklenme yılı” ilan eden Peugeot’un, bayilerinin altyapıları da hazır. Geçen yılın son 4-5 ayında binek pazarının içinde yüzde 10-12’ler gibi elektrikli araç pazar payı oluştuğunu hatırlatan Peugeot Türkiye Genel Müdürü Gülin Reyhanoğlu, “Biz bu büyüme trendinin bu sene de devam edeceğini düşünüyoruz” dedi. Yıl toplamında 100 bin-120 bin bandında, yani toplam pazarın yüzde 10’una denk gelecek bir elektrikli araç pazarını bu sene de beklediklerini kaydeden Reyhanoğlu, “Biz bu pazardan da kendi araç satışlarımızın toplamının yaklaşık yüzde 15’ini elektrikli yapmak niyetindeyiz” diye konuştu. Reyhanoğlu, Peugeot’un globalde ilan edilmiş E-Lion adında bir elektrikli araç stratejisi olduğunu belirterek, “2025 yılı itibarıyla tüm modellerimizin elektrikli versiyonları satışta olacak. 2030 itibarıyla da Avrupa’da karbon nötr olmayı hedefliyoruz. Elektrikli stratejimiz globalden başlayarak kademe kademe ülkelere yayılacak. Türkiye’de bu stratejinin uygulanması bu sene itibarıyla başlıyor. Bütün bayilerimizin elektrikli altyapıları şu anda hazır. Hem satışta hem satış sonrası hizmetlerde elektrikli araç tercihinde bulunan müşterilerimizle de buluşmaya hazır durumdayız” ifadelerini kullandı.
İkinci elde fiyatlar yıllık yüzde 16 geriledi
Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) tarafından
sahibinden.com’da yayınlanan ilanlardan hareketle, ikinci el otomobil piyasasını analiz eden “Otomobil Piyasası Görünümü” raporu yayınlandı. Buna göre otomobil reel fiyatında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 16.6, bir önceki aya göre ise yüzde 5’lik bir düşüş yaşandı. Öte yandan ortalama satılık otomobil cari fiyatının geçen yılın şubat ayına göre yüzde 39.3 arttığı gözlenirken ocak ayında 860 bin 443 TL olan ortalama otomobil fiyatı şubatta ise 855 bin 781 TL’ye geriledi. Otomobil talep endeksinde ocak ayına göre yüzde 4’lük artış görülürken satılık otomobil ilan sayısı yüzde 4.6, satılan otomobil sayısı ise yüzde 12.5 arttı.
Türklerin Sedan sevdası yerini SUV’a bırakıyor
Sondönemde dünyada öne çıkan SUV trendi, Türkiye’de de yükselişte. SUV tercihleri Sedan gövde tipi tercihiyle arasındaki farkı açtı. Türkiye pazarında satılan her iki araçtan biri artık SUV gövde tipi olarak tercih ediliyor. Uzunca bir dönem Sedanların domine ettiği Türkiye pazarında SUV’un pazar payı yüzde 50’yi aşmış durumda. Otomotiv Distrübütörleri ve Mobilite Derneği’nin verilerine göre, otomobil pazarı gövde tiplerine bakıldığında en çok tercih edilen gövde tipi SUV otomobillerin pazar payı ocak-şubatta, 74 bin 143 adetle yüzde 50.7 oldu. SUV otomobilleri, yüzde 29.7 pay ve 43 bin 509 adet satış ile Sedan otomobiller takip etti. SUV ve Sedan gövde tipi otomobilleri, yüzde 17.8 pay ve 26 bin 51 adet satış ile Hatcback gövde tipi otomobiller takip etti.
]]>BAL-GÖÇ Genel Başkanlığı’nı ziyaret eden Bakan Fidan, basına kapalı gerçekleşen ziyaretin ardından Mudanya ilçesine geldi.
Partisinin ilçe belediye başkan adayının projelerini anlattığı sunumun ardından kürsüye çıkan Fidan, şu ifadeleri kullandı;
*Mudanya milli tarih ve kimlik şuurumuz açısından çok müstesna bir yere sahip. 11 Ekim 1922’de Anadolu’yu boyunduruk altına alma oyunlarını bozduğumuzu, ilk defa yazılı olarak Mudanya’da kayda geçirdik. Milletimiz bu vesileyle, kahramanlığı ve vatanseverliği sayesinde, tarihin akışını değiştirebileceğini dünyaya göstermiş oldu.
*Bizler bugün Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, şehitlerimizden, gazilerimizden, tarihimizdeki bütün kahramanlardan aldığımız emaneti, daha yukarılara taşımanın gayreti içerisindeyiz. Bir milli şahlanış sürecindeyiz. Türkiye’miz gerektiğinde oyun kuran, gerektiğinde oyunu bozan, adaletsizliklere boyun eğmeyen güçlü bir siyasi duruş sergiliyor. Her zaman söylediğim bir hususu burada sizlere tekrar ifade etmek isterim.
*Bir ülkenin kahramanları hep vardır. Bu topraklar, askerinden öğretmenine, bilim insanlarından meclisine, askerinden istihbaratçısına, hayatın her alanında, her dönem farklı kahramanlar çıkarmıştır. Bizler zor zamanlarda ortaya çıkan liderler sayesinde, güçlüklerin geride bırakılmasına ve yeni dönemlere yelken açılmasına tarih boyunca defalarca şahitlik etmiş bir milletiz.
*Son 21 yılda Türkiye’mizin hangi noktadan nereye geldiğini, nasıl bir sıçrama kaydettiğini, hepimiz gayet iyi biliyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki güçlü Türkiye artık hakikaten sadece bölgesinde değil, uluslararası düzeyde de önemli bir aktöre dönüşmüştür.
*Bildiğiniz gibi 21 yıldır, bildiğiniz veya bilmediğiniz işin doğası gereği, birçok cephede görev almış bir kardeşiniz olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın, devletimiz ve milletimiz için, gece gündüz nasıl mücadele ettiğine, nasıl çalıştığına yakinen şahitlik etmiş biriyim. Türkiye’de siyasetin ve toplumsal hayatın her alanındaki vesayet zincirlerinin kırılması Sayın Cumhurbaşkanımızın azmi ve kararlılığıyla mümkün olmuştur.
“TÜRKİYE HER ALANDA ÇAĞ ATLADI”
*Son 21 yılda terörle mücadelede ve Milli Güvenlik Sistemimizde daha önce eşi benzeri görülmemiş başarılara imza attık. Türkiye her alanda sözcüğün tam anlamıyla çağ atladı. Savunma Sanayinde yüzde 20 olan yerlilik ve millilik oranını yüzde 80’lere taşıdık. Küresel savunma ürünleri ihracatı endekslerinde rekor kıracak noktalara geldik.
*Milletimizin teveccühü ile hayata geçirdiğimiz politikalar ve stratejiler vasıtasıyla, her alanda çıtayı yükselterek ve refah seviyemizi arttırarak çok şükür yepyeni bir çığır açtık. Milletimizin refah, huzur ve güvenliğini artırırken, gönül coğrafyamızdaki kardeşlerimizi de ihmal etmedik. Şükürler olsun ki icraatımızın ve çalışmalarımızın semerelerini de alıyoruz. Dünyada krizlerin, çatışmaların, hatta savaşların artma eğiliminde olduğu bir dönemdeyiz.
*Milli menfaatlerimizi korumak için gidişatı iyi ve doğru okumamız gerekiyor. Mevcut dünya düzeni, küresel adaletsizlikle, krizlerle, savaşlarla baş edemiyor. Kendini güncellemeyen mevcut sistem, yaşanan sorunların da kaynağı haline gelmiş durumdadır. Mevcut sistemin acizliği Gazze’de tamamen ifşa olmuştur.
*İsrail’in mezalimine seyirci kalan bu sistem, Ukrayna’daki savaşı da engelleyemiyor. Tersine teşvik ediyor. Bu sistem bırakın adaleti tesis etmeyi, küresel düzeydeki eşitsizlikleri daha da derinleştiriyor. Hegemon güçler sadece emperyal gündemleriyle meşgul oluyorlar. Terör örgütlerini, vekil örgütleri ve diğer yerel vesayet unsurlarını, taşeron olarak kullanmaya devam ediyorlar.
“TÜRKİYE ÖNCÜ ROL ÜSTLENMİŞ DURUMDADIR”
Konuşmasında, MİT Başkanlığı dönemindeki çalışmalarından örnek vererek, terörle mücadelede gelinen noktaya da değinen Fidan, şunları söyledi:
*Ülkemiz üzerinde oynanmaya çalışılan oyunların tümünü Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hamdolsun boşa çıkardık. MİT’teki görevim sırasında arkadaşlarımızla geliştirdiğimiz kendi aramızda bir konsept vardı. Terörle mücadeleyle alakalı. Sadece karşımıza çıkan teröristle uğraşmayacağız, peşine düştüğümüz teröristleri yakalayıp gerekeni yapacağız diye.
*Öyle de yaptık. Dış politikamıza bunu uyguladığımız zaman, sadece önümüze çıkan tehditlerle değil, aynı zamanda ülkemiz için gerekli olan fırsatları, imkanları, milli menfaatleri, dünyanın neresinde olursa olsun bulup elde edeceğiz. Sadece uluslararası sistemin önümüze çıkardığı engellerle vaktimizi harcamayacağız, mücadele ederken, ülkemiz için, milletimiz için, bölgemiz için iyi olanın da peşinden koşacağız.
*Fırsatların da peşinden koşacağız. İşte bu yüzden Türkiye artan imkan ve kabiliyetleriyle, adalet ve vicdan temelinde yeni bir dünya düzeni kurulması için öncü rol üstlenmiş durumdadır. Sayın Cumhurbaşkanımızın, ‘Dünya 5’ten büyüktür’ söyleminin, dünyanın her köşesinde karşılık bulması asla boşuna değil.
*Türkiye artık oyun kuran, gerektiğinde oyun değiştiren bir ülkedir. Bunu terörle mücadele stratejimizde de görüyoruz. Hükümetimizle, askerimizle, güvenlik güçlerimizle, terörle mücadelede son 21 yılda kaydedilen mesafe apaçık ortadadır. Terör illetini sadece ülkemizden değil, sınır ötemizden de temizleme çabalarımız tüm hızıyla devam ediyor.
“IRAKLI KARDEŞLERİMİZLE İŞ BİRLİĞİMİZ DEVAM EDECEK”
Terörle mücadelede Irak’la yapılacak iş birliğine ilişkin de açıklamalarda bulunan Bakan Fidan, “Geçtiğimiz günlerde Milli Savunma Bakanımız ve MİT Başkanımızla Bağdat’taydık. Hem kendi sınırlarımız içinde, hem sınırlarımız dışında terörist unsurları temizleme irademizi Iraklı mevkidaşlarımızla paylaştık. Onlardan da bu konuda bizimle birlikte ortak hareket edeceklerine dair söz aldık. PKK’nın, Irak’ın çıkarlarına aykırı hareket eden ve orada da müsaade edilmemesi gereken bir örgüt olduğunu, ilk defa bu süreç sayesinde muhataplarımız kabul ettiler. Iraklı kardeşlerimizle iş birliğimiz ve koordinasyon toplantılarımız önümüzdeki süreçte de devam edecek” dedi.
“OYUN BOZUCULUK, LİDERLİK VE DURUŞ GEREKTİRİYOR”
31 Mart’ta yapılacak yerel seçimleri işaret eden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, şunları söyledi;
*Oyun bozuculuk, liderlik ve duruş gerektiriyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın stratejik vizyonuyla, bu milletin zaten var olan kahramanlarını, evlatlarını, ez cümle bütün neferlerini büyük bir dava etrafında birleştirdi. Bursa, Kayı Boyu’na ev sahipliği yapmış, Osmanlı Devleti’ne de başkentlik yapmış bir şehir.
*Mudanyalı kardeşlerimiz, kahraman liderlere, cengaverlere, vizyoner devlet adamlarına son derece aşikardır. Bunun en önemli işaretlerinden biri de son 21 yılda, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve belediye başkanlığı görevini yürüten diğer dava arkadaşlarımıza gösterilen sonsuz güvendir.
*Şimdi söz sırası sizde. Biliyorsunuz uzun yıllardır Bursa’mıza var gücüyle hizmet eden Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Alinur Bey tekrar aday. Bu emaneti inşallah tekrar kendisine tevdi edeceğinize canı gönülden inanıyorum. Az önce lansmanını dinlediğimiz genç, dinamik ve enerjik kardeşimiz Gökhan Dinçer de inşallah sizin teveccühünüzle bu emaneti layığıyla taşıyacaktır.
*Buna da inancımız, güvenimiz tamdır. Benden önce konuşmacı olan Mustafa Bey, çok önemli bir konunun altını çizdi. İlçe belediye başkanları, büyükşehir belediyesiyle, büyükşehrin merkez hükümetle olan ilişkisi, koordinasyonu ve uyumu, gerçekten vatandaşımıza en ideal hizmetin götürülmesinde kilit hususlardan biridir.
*Diğeri ise büyük bir samimiyetle, ihlasla, enerjiyle, öngörüyle vizyonla çalışmadır ki ben bunu Gökhan kardeşimizde görüyorum. Ben tekrar sizlerin sağduyunuz, hizmet, hikmet ve irfanınızla doğru tercihi yapacağınıza yürekten inanıyorum.
]]>Hürriyet Caddesi’nde toplanan kalabalığa konuşan Erbakan, “Yine aynı tavır içerisinde olanlara hatırlatmak istiyorum bizim çok güzel bir atasözümüz var ‘bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır.’ diye. Bakınız geçen seçimlerde bir ittifak yapıldı ve Yeniden Refah Partimizin çok büyük etkisiyle bir sonuç alındı. Böyle bir ittifakın arasından bu seçimlerde biz ahlaklı belediyecilik anlayışını hakim kılacağız milli görüş belediyeciliğini hakim kılacağız anlayışıyla yola revan olduğumuz zaman, bu vefasızlığın yapılması hiç de doğru bir davranış değildir. Bunu bir kez daha ifade ediyorum ve ilgililere buradan diyorum ki ‘bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır.’ Aziz milletimizin bu güzel atasözünü aklınızdan çıkartmayın, diyorum.” ifadelerini kullandı.
“ANKETER YÜZDE 7 VERDİĞİNE GÖRE…”
Üye sayısının 476 bine ulaştığını ifade eden Erbakan, “Yeniden Refah Partisi, Türkiye’nin en hızlı büyüyen siyasi partisidir, inşallah. Şimdi Milliyetçi Hareket Partisi’ni üye sayısı anlamında yakaladık 480 bindelerdi. Onları ve 500 bin seviyesindeki İYİ Parti’yi de seçime kadar, 15 gün içerisinde geçeceğiz. Türkiye’nin üye sayısı bakımından en büyük üçüncü siyasi partisi olarak seçimlere gireceğiz. Birkaç ayın içerisinde bu tempoyla 1 milyon üye hedefine de ulaşacağız. Önce 31 Mart’ta yerel yönetimlerde iktidar, arkasından 2028’de iktidar olacağız inşallah. Anketler, yüzde 0.3-5 veren anketler bu seçimde yüzde 7, 8 veriyor. 0.5 verirken biz yüzde 3 aldık. Şimdi yüzde 7 verdiğine göre yüzde 30’a yakın oy alacağız.” dedi.
“SEN AÇLIK GREVİNE MAHKUM EDİLMİŞSİN”
İftar ve sahur sofraları için pide ve hurma hesabı yapan Erbakan, “Ankara’daki pazarda hassas terazinin üzerine koyduğu hurmanın tek bir tanesi 8 TL. 4 kişilik bir aile iftarda 3 tek hurma yiyecek kişi başına. Su içecek, çay içecek bir de 250 gramlık pidenin dörtte birini yiyecek. Bu masrafı hesap ettiğiniz zaman iftarda çay, su, çeyrek pide, üç tek hurma, sahurda çay, su, çeyrek pide bir aylık masrafı 4 kişilik ailenin 10 bin lirayı geçiyor. Sadece 3 tek hurma, çay, su ve çeyrek pide 10 bin TL. Asgari ücret 17bin TL, emekli maaşı 10 bin TL. 10 bin TL emekli maaşıyla sen açlık grevine mahkum edilmiş durumdasın arkadaş. 17 bin TL asgari ücretle sen yine açlık grevine mahkum edilmişsin.” ifadelerini kullandı.
“BAKANLIK BİZİ DOĞRULUYOR”
Sağlık Bakanlığı’nın kendilerini doğruladığını öne süren Erbakan, “Mevcut hükümetin emekliyi asgari ücretliyi, dar gelirliyi açlığa mahkum ettiğini ispat ediyor. Demiş ki ‘Ramazan iftarında sahurunda dengeli ve sağlıklı beslenmeniz için şunlardan yemeniz lazım, şu kadar karbonhidrat bu kadar protein bu kadar yoğurt bu kadar süt.’ Bütün bunları hesap ettiğiniz zaman bir aylık ramazan masrafı iftar ve sahur için 32 bin liraya çıkıyor. 32 bin lira sağlıklı ve dengeli bir Ramazan geçirebilmesi için bir ailenin yapması gereken mutfak masrafı. Bu sadece Sağlık Bakanlığı’nın verdiği reçeteye göre ramazanda sağlıklı ve dengeli beslenip iftar ve sahuru yapmak için mutfak masrafı yapması lazım.” diye konuştu.
“MİLLİ GÖRÜŞÜN EKONOMİK TEDBİRLERİ UYGULANMADIĞI İÇİN BU HALDE”
Emeklilerin, yüzde 320 zam yapan Milli Görüş bereketini yeniden yaşamak istediğini ifade eden Erbakan, şöyle konuştu:
“Neden bu haldeyiz, milli görüşün ekonomik tedbirleri uygulanmadığı için. 14 Mayıs seçimlerinden önce mutabakat metninde yazdığı adımlar atılmadığı için. ‘Denk bütçe yapın’ dedik, ‘havuz sistemiyle denk bütçeyle faiz canavarına bu paraları kurtarın’ dedik, örneğin imtiyazlı holdinglere kaynak aktaran hortumları kesin. ‘Borçla zamla vergiyle değil, partimizin yazdığı milli kaynak paketleri kitabındaki adımlarla borçsuz, zamsız, vergisiz, millete yük yüklemeden kaynak üretin’ dedik, bunların hiçbirini yapmadılar. Aynı tas aynı hamam borç faiz zam vergi ekonomisi devam etti.”
“BİZ UTANIYORUZ…”
Gazze’de sivillerin su ve yiyecek sıkıntısı çektiğini söyleyen Erbakan, iktidarın etkili hamleler yapmadığını belirterek “Bırakın, Filistin’e gıda yardımı, insani yardımı ulaştırmayı, biz harıl harıl İsrail ile ticarete devam edip ihracatımızı devam ettirip İsrail’in Müslümanlar giremesin diye Mescid-i Aksa’nın etrafını çevirdiği dikenli telleri Türkiye’den, İsrail’e biz gönderiyoruz. Bunu demeye biz utanıyoruz. Filistin’in, Kudüs’ün Gazze’nin hamisi olan Osmanlı’nın torunları olan bizlere, Türkiye Cumhuriyeti devletine yakışıyor mu? 7 Ekim’den bu yana Türkiye’den İsrail’le 8 milyon TL değerinde dikenli tel ihracatı yapıldı. Müslümanlar Mescidi Aksa’ya girmesinler diye siyonist rejim Mescidi Aksanın etrafını Türkiye’den giden dikenli tellerle çeviriyor.” dedi.
]]>Enkaz altında halen binlerce ölü olduğu bildirilirken halkın sığındığı hastaneler, ibadethaneler ve eğitim kurumları hedef alınarak sivil altyapı da tahrip edildi.
TRT Haber canlı yayınında Türkiye’den Filistin’e saldırılarını sürdüren İsrail’e yönelik ihracat kısıtlaması kararına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “Dünyada Türkiye, İsrail’e ilk ambargoyu uygulayan ülke oldu. İsrail’in Türkiye’nin yardım çalışmalarına karşılık vermemesi bizim açımızdan sabır taşını çatlattı. En son Ürdün üzerinden havadan yardım girişimimize engel olundu. Uluslararası kamuoyuna bir işaret fişeği olması amacıyla bizden İsrail’e giden ihracatı özellikle önemli kalemlere geçici olarak sınırlandırma getirdik. Bunu yaparken herhangi bir kaybı önemsemedik. Bizim için önemli olan Gazzelilere zulmün sona erdirilmesi. Tespit ettiğimiz ürünler İsrail açısından önemli ürünler” açıklamasında bulundu.
Bolat, İsrail’in hedef ülkeler listesinden çıkartıldığını anımsatarak bakanlığın Filistin’e saldırılarına devam eden İsrail’e yönelik ihracat kısıtlaması uygulanmasını kararlaştırdığını söyledi.
“Yalan haberlerin kaynağı İsrail istihbaratı”
“Etrafta dolaşan yalan yanlış haberlerin kaynağının İsrail istihbaratı olduğunu tespit ettik. Türkiye’nin Gazze’ye sahip çıkmasını itibarsızlaştırmak istiyorlar. Bugüne kadar Gazze ile ilgili çalışmalar hep devam etti” diyerek söz konusu ürünler içinde gıda, tıbbi ürünler, ilaç, mutfak eşyası, konfeksiyon gibi insanların temel ihtiyaçlarının kapsam dışı bırakıldığını dile getiren Ömer Bolat, “Gelişmelere göre devletin ilgili kurumları değerlendirmeleri yaparlar ve Ticaret Bakanlığı olarak bunları biz ya da Dışişleri Bakanlığı’mız kamuoyuyla paylaşırız” diye konuştu.
İsrail ile ticaretin özel şirketler tarafından yapıldığının altını çizen Bolat, Ticaret Bakanlığı’nın ticareti yapan bir kuruluş olmadığını, söz konusu ticaretin yüzde 99,9’unun özel şirketler tarafından yapıldığını bildirdi.
“Jet yakıtı iddiası büyük bir iftiradır”
Bolat, Türkiye’den İsrail’e jet yakıtının askeri uçaklara satılıyormuş gibi yansıtıldığını belirterek “Türkiye’de uçak yakıtı satan iki özel akaryakıt şirketi var. İsrail’den Türkiye’ye çok sayıda turist geldi. Sivil uçuşlar bir müddet devam etti. Uçuşlar birkaç ay önce iptal edildi. İsrail’e satılan yakıt, İsrail’in turist getiren hava yolu şirketlerinin uçaklarına satılan yakıttır. Türkiye’ye geliyorlar, benzini dönüş için alıyorlar. Bu, Türkiye’nin ihracatı gibi yazılıyor” ifadelerini kullandı.
İsrail’in askeri uçaklarına benzin satılıyormuş gibi lanse edilmesini iftira olarak nitelendiren Bolat, şöyle devam etti:
Jet yakıtı iddiası büyük bir iftiradır. Vatandaşlarımız siyaset istismarcılığı anlamında yapılan bu iftiralara kanmasın. Filistin davasına en büyük hizmetleri yapan cumhurbaşkanımıza, hükümetlerine, devlet yöneticilerine karşı iftirayı yapmak günahların en büyüdüğüdür.
“İsrail’e yapılan ticaretin içinde Filistin’e yapılan ticaret de yer alıyor”
Bolat, İsrail konusunda hükümetin doğru adımlar atmaya devam edeceğini dile getirdi.
İsrail’e yapılan ticaretin içinde Filistin’e yapılan ticaretin de yer aldığını anlatan Bolat, Filistin’e gönderilen ürünlerin gümrük ve limanlarda İsrail adıyla geçtiğini söyledi.
Söz konusu ihracatın çok fazla olmadığının dile getirildiğini anlatan Bolat, Filistin’e Gaziantep Anal Seks Yapan Escort ihracatın 1 milyar dolar civarında olduğunu, kayda girmeyen kısımların da dahil edilmesiyle 2 milyar dolarlık ticaret olduğunun açıklandığını kaydetti.
Vatandaşlardan halkının haklarını, hukuklarını, menfaatlerini düşünen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, hükümete ve devletine destek olmaya davet eden Bolat, Filistin’e yardımların devam edeceğini bildirdi.
“Gazze’ye en çok yardım ulaştıran iki ülkeden biri Türkiye olarak tescillendi”
Bolat, Batılı ülkelerin Gazze’ye havadan yaptıkları yardımların 30 bin tonluk yardımlar olduğunu anlatan Bolat, “Türkiye’den bugüne kadar toplam 42 bin ton yardım malzemesini Gazze’ye ulaştırmayı başardık. Dünya’da Gazze’ye en çok yardım ulaştıran iki ülkeden biri Türkiye olarak tescillendi. Kanallar açık olsa çok daha fazlasını içeriye sevk edeceğiz. Bu anlamda hiçbir eksiğimiz yok. Ümidimiz ve beklentimiz İsrail’in bir an önce ateşkes yapması” diye konuşurken İsrail’in Batılı kamuoyu ve hükümetlerden de ikazlar almaya başladığını kaydetti.
]]>Bir dönem işyerlerinde 25 bin kişiyi çalıştıran, Süleyman Demirel’in vefatına kadar en yakınındaki isimlerden birisi olan Cavit Çağlar’ın hayatını ünlü yazar Hulûsi Turgut “Cavit Çağlar – Fırtınalı Bir Yaşamöyküsü” kitabında topladı. Türkiye’nin bir dönemine ışık tutan kitapta birbirinden ilginç ve duyulmamış konular da yer aldı.
1950 yılında Türk-Yunan sınırındaki Meriç Nehri’nden geçip Anavatan’a sığınan Molla Ailesi, Manisa’nın Akhisar ilçesine yerleşti. Baba Mustafa Molla, bir sandığın gizli bölmesinde Gümülcine’den getirdiği altınlarıyla bir un değirmeni satın aldı. Cavit, ilkokul öğrencisiyken Akhisar Garı’nda simit sattı, eczacı ve benzincide çıraklık yaptı.
8 yıldan beri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bekleyen aile feryadını Başbakan Adnan Menderes’e yazdığı mektupla duyurdu. Menderes, onların vatandaşlığa kabulü için İçişleri Bakanlığı’na talimat verdi ve vatandaşlık kısa sürede gerçekleşti. Ortaokul öğrencisi Cavit, Gümülcine’den beri taşıdıkları soyadını hiç beğenmiyordu. Akhisar Lisesi’ndeki “Şiir Günü”ne gelen ünlü bir şairin soyadı çok hoşuna gitti. Anne ve babasına söyledi, onlar da benimsedi.

ABD’DE CEZAEVİ GÜNLERİ
Çağlar, tekstilde Türkiye’nin en büyüklerinden birisi olmuştu. Bursa’da televizyonu ve gazetesi vardı. Süleyman Demirel’in siyasi yasaklı olduğu dönemde yanından hiç ayrılmadı. Milletvekili seçildi, Devlet Bakan oldu. Ancak bir gün ABD’de tutuklanıp ellerinin kelepçeleneceği hiç aklından geçmemişti. Gece saat yarım civarı telefonum çaldı. Arayan ünlü bir emniyet yetkilisiydi. “Cavit Çağlar ABD’de gözaltına alındı” dedi. O dönem çalıştığım Star gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Fatih Çekirge’ye durumu bildirdim. Çağlar’ın gözaltına alındığı haberini Türkiye yazdığım haberle öğrenmişti. Cavit Çağlar, 17 Nisan 2001’de, New York’un J. F. Kennedy Havaalanı’nda İstanbul’dan gelen eşi Nursel Çağlar’ı karşılarken, FBI ajanları tarafından gözaltına alındı. Elleri kelepçelendi. Çağlar kelepçelendiği anlaşılmasın diye paltosunu omzuna attırdı. Nursel Çağlar ise ağlamaya başladı. Bu sahneleri Cavit Çağlar, Hulûsi Turgut’a şöyle anlattı:
“Eşimi karşılayacaktım. Arkadaşım Semih Baruh’la havaalanına gittik. Uçak gelmeden önce, terminal binasının ön tarafında, üzerinde telsiz cihazları bulunan bir minibüs dikkatimi çekmişti. Bu arada Nursel hanım uçaktan inip gümrükten çıktıktan sonra şirket görevlilerimizden mühendis bir bayanla birlikte bize doğru geldi. Onlarla Semih’in arabasına giderken yanımıza birkaç kişi yaklaşarak kimliklerini gösterdiler. Gelenler FBI elemanıymış. Hemen kelepçe taktılar. Bir arabaya bindirdiler, herhalde meçhule doğru götüreceklerdi. Yanımda Semih vardı. Nursel hanımı getirdiler. O ortamda vedalaştık. Gittiğimiz yer ünlü Metropolitan Hapishanesi’ymiş. Binada aynı zamanda adliye de varmış.”
TERÖRİSTLE AYNI HÜCREDE
“Sorguladılar. Sonra beni bir hücreye koydular. Buradaki yaşamımı bir ot yatağın üzerinde sürdürecekmişim. Üzerimi örtmem için de pis bir battaniye verdiler. Tuvalet açık alanda, koğuşun bir kenarındaydı. Yani tuvalet ihtiyacınızı da koğuştakilerin gözü önünde gideriyordunuz. Yemeği kapının altından veriyorlardı. O sırada hücrede Jamaikalı bir çocuk vardı. Çok acıkmıştım. O çocuk biraz ekmek saklamış, onu bana verdi. Jamaikalı çocuğu hiç unutmadım. Adeta cehenneme gelmiş gibiydim. Çıldırma noktasındaydım. Sabahı zor ettim. Hakim huzuruna çıkarıldım. ‘Ben ülkemde uzun yıllar milletvekilliği ve bakanlık yaptım. Suç unsuru oluşturan bir eylemim olmadı’ dedim. Avukatımın 5 milyon dolar kefalet ödeme teklifini de elektronik kelepçe takılıp tahliyemi de kabul etmediler.”

Cavit Çağlar, 2001’de New York’ta gözaltına alınırken takılan kelepçenin üzerine paltosunu atmıştı.
ZİNCİRLE BAĞLIYORLARDI
“Benim hücremde Kenya’nın başkenti Nairobi ile Tanzanya’nın eski başkenti Darüsselam’daki Amerikan Büyükelçiliklerine bombalı saldırı düzenleyen El-Kaide militanları da kalıyordu. Kaderin cilvesine bakar mısınız! Terör örgütü El-Kaide’nin militanlarıyla aynı hapishanede kalmak… Avukatlarla görüşme hazırlığı tam bir işkenceydi. Koğuşa bir görevli geliyor, yüzümü duvara döndürüyor, arkadan da zincirle ayaklarımı bağlıyor. Daha sonra kollarıma da aynı işlemi yapıyor, koridora çıkarıyordu. Beni adeta maymun gibi oynattılar. 10 gün sonra tekrar hakim huzuruna çıktım. Hakimin (itirafçılık) önerisini reddedip, ülkeme dönmek istediğimi söyledim.”
DEMİREL ZİYARET ETTİ
Çağlar, iadesinden sonra Türkiye’ye getirilmek üzere uçağa bindirildiğinde kelepçeliydi. THY’nin kaptan pilotu Vural Kınacıoğlu, İnterpol görevlilerine “Cavit Bey’in kelepçesini çözmezseniz bu uçak kalkmaz!” dedi. Bunun üzerine kelepçe çözüldü. Çağlar, bir dönem Mehmet Ali Ağca’nın kaldığı odaya konuldu. Oda arkadaşları ünlü medya patronu Dinç Bilgin ve tanınan reklamcı Nail Keçili’ydi. 9,5 ay sonra tahliye edildi. On binlerce kişinin sevgi gösterileri arasında 30 kilometrelik Gemlik-Bursa yolunu beş saatte aşabildi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, o dönem Çağlar’a Bursa’daki konutunda “Geçmiş olsun” ziyaretinde bulunmuştu.
RUSYA İLE ARAMIZ NASIL DÜZELDİ?
Türkiye, 2015’te sınırımızı ihlal eden bir Rus uçağını düşürmüştü. Bu olay iki ülke arasında önemli sorun oldu. Rusya ile aramızın düzelmesi gerekiyordu. Cavit Çağlar, dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı dinledikten sonra “Paşam, üzülmeyin, bu işi hallederiz” dedi. Ertesi gün Huber Köşkü’nde Cumhurbaşkanıyla da görüştü. Erdoğan, “Tazminat ve özürde ben yokum” dedi. Cavit Çağlar iki ülke arasında yaşanan krizi de çözmüştü.
]]>*Yedi Dünya’ya karşı savaşarak, Ya Allah diyerek ayağa kalkan, bağımsızlığının, istiklalini ve istikbalini kazanan milletimizin, ruh halini, milli hassasiyetlerimizin, özgürlük anlayışımızın, milli egemenliğe sahip çıkma irademizin, somutlaşmış, metne dökülmüş bir ifadesi. İstiklal Marşımızın her bir kelimesi, her bir mısranın arkasında asırlarca birikmiş olan, büyük bir milli birikiminin olduğunu da biliyoruz.
*Mehmet Akif’in ifadesiyle, ‘Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazmak nasip etmesin’ duasını tekrar ediyoruz. Mehmet Akif merhumun ruhunda, onun dizelerinde ete kemiğe bürünmüş ve milletimizin ortak milli hafızasına nakşedilmiş olan cesareti, kararlılığı, özgürlüğü, dayanışmayı, milli hassasiyetleri bünyesinde barındıran İstiklal Marşı’mızın kıyamete kadar aziz milletimize rehberlik etmesini temenni ediyorum.
*İnşallah İstiklal Marşı’nın vermiş olduğu milli hassasiyetlerimize sahip çıkma erdemine, her zaman sahip çıkarak yolumuza devam edeceğiz ve özellikle günümüzün türbülanslı bu uluslararası ilişkilerinin ortaya koyduğu özellikle bölgemizdeki sıkıntıların giderek yoğunlaştığı dönemde İstiklal Marşı’nın bize sağladığı bu ruh hali içerisinde dimdik ayakta duracağız.
*Ortak hedeflerimize doğru, Türkiye’yi cumhuriyetimizin ikinci asrında, Türkiye’nin yüzyılında hedefleriyle buluşturacak çalışmaları gerçekleştireceğiz. Onun için 103. yılında olduğumuz İstiklal Marşı’mızı her gün belki defalarca duyuyoruz, dinliyoruz ama her dinlediğimizde, bütün ruhumuzla hissederek ve oradaki ‘korkma’ diye başlayan, cesaret veren, ilham veren o cümleleri hayatımıza rehber etmek, herhalde bizim milli hassasiyetlerimizi çoğaltmak ve sürdürmek bakımından en önemli gücümüzdür. En kuvvetli milli ortak değerimizdir.
“12 MART DARBESİ, MİLLİ İRADEYE DARBEDİR”
*12 Mart’ta Türkiye’nin yakın döneminde bir başka tarihimiz daha var. Onu da bir başka şekilde kötü hatıralarla hatırlıyoruz. 12 Mart 1971 darbesinin gerçekten Türkiye’de milli iradeye ne kadar büyük bir darbe vurduğunu, o darbenin adı belki muhtıraydı. Belki dönemin Genel Kurmay Başkanı, Memduh Tahmaç ve arkadaşlarının, dönemin Cumhurbaşkanına ’32. hükümet düşsün, istifa etsin’ talebini dile getirdiği bir muhtıraydı ama, maalesef Türkiye’nin siyaset yapısına yapmış olduğu o müdahaleyle, uzun yıllar boyunca Türkiye siyasetinin denkleminin yerli yerine oturmasını da engellemiş olan bir antidemokratik darbeydi.
*Bu özelliğiyle, 1971’in 12 Mart’ını da öncesi ve sonrasında ortaya koyduklarıyla, hiç unutmamamız gerektiğinin altını çizmek istedim. Nasıl İstiklal Marşı, bize özgürlüğümüzü, milli hassasiyetlerimizi, milli hasletlerimizi bir ve beraber olmamızı ifade eden manifesto mahiyetinde bir bildiri ise, bu anlamda ortak milli hassasiyetlerimizi yansıtan bir milli deklarasyon ise, aynı şekilde 12 Mart da demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmamızı bize hatırlatan fevkalade değerli ortak bir uyarı mesajıdır.
*Bunun için nasıl İstiklal Marşı bize özgürlüğü ve milli hastasiyetleri hatırlatıyorsa, 12 Mart Muhtırası da milli egemenliğin ancak ve ancak hakimiyet bila kaydı şart milletindir ifadesinde tecelli eden, tam manasıyla milli hakimiyetin sağlanmasından geçtiğini gösteriyor.
*Hiç kimsenin halkın oyuyla gelmiş iktidara, elinde ne güç olursa olsun bir şekilde bu iktidarı değiştirip, bu hükümeti istifaya zorlayın diye talimat vermeye ya da anti-demokratik oyunlar, ayak oyunları oynamaya hakkı yoktur. Türkiye demokrasisi 12 Mart tarihli bu iki önemli olay üzerinden inşallah kendi demokrasisini, kendi özgürlüklerini ve bunların üstünde yükselmiş milli hakimiyet fikrini kıyamete kadar sürdürecektir.
“İFTAR SOFRASINDA BİZİM KADAR ŞANSLI OLMAYANLAR VAR”
*Tabi bir iftar sofrasında birlikteyiz. Dostluğu, dayanışmayı, kardeşliği hatırlıyoruz. Ama maalesef bizim kadar şu iftar saatinde şanslı olmayan, böylesine rahat bir ortamda iftarlarını açamayan, milyonlarca Müslümanın olduğunu da hatırlamamız gerekir.
*Bir kısmının zaten iftar sofrasında açabilecekleri iftarlarını açabilecekleri, doğru dürüst yarım lokma ekmekleri, yarım dilim ekmekleri, bir bardak temiz suları olmayan dünyanın birçok yerinde milyonlarca Müslüman olduğunu biliyoruz.
*Aynı şekilde, başta Gazze olmak üzere yine dünyanın birçok yerinde, bu iftar saatine yaklaşırken, Allah-u Ekber sesinin nidasını beklerken, sofrasına koyacak bir lokması olmadığı gibi, sofrasını emniyet içinde yemeğini tamamlayacak bir emniyetin de olmadığı nice Müslümanlar vardır.
*Burada biz konuşurken, biraz sonra haberlerde duyacağız. Maalesef, lokmalar ve sözler boğazımızda düğümleniyor. Belki bu akşam iftar saatinde yine onlarca Filistinli masum sivil, kadın, çocuk, bebek, İsrail’in uçakları, bombalarıyla hayattan koparamış olacaklar.
“FİLİSTİN DAVASINDA YENİ BİR SÜREÇ BAŞLIYOR”
*İsrail’in saldırgan hükümetine karşı dünya hiçbir şey yapamıyor. Zaten çoktan 35.000’i aşmış olan Filistinli masumların şehadeti dünyayı arşı alaya tutuyor. Bu çerçevede özellikle Güney Afrika’nın uluslararası adalet divanındaki davasıyla birlikte esasında Filistin davasında da yeni bir sürecin başladığını söylememiz gerekir.
*Ben bir kere daha buradan Ankara’da Türkiye’mizin başkentinden birinci apartheid rejimini yıkan Güney Afrika halkına ve Güney Afrika’nın hükümetine, ikinci apartheid rejimini yıkmak üzere başlattıkları, uluslararası adalet divanındaki bu başlangıç, bu mahkeme için şükranlarımızı ifade ediyorum.
*Bu süreç içerisinde ilk günden bugüne kadar ve bundan sonra belki 10 yıllar boyunca sürecek Filistin davası içerisinde sadece Netenyahu ve hükümeti değil aynı zamanda başından itibaren İsrail’in saldırganlığına kayıtsız, şartsız destek verenler. Hiç şüphesiz İsrail hükümetinin birebir ortağı, birebir bu katliamın paydaşlarıdır.
“ŞUURLU ŞEKİLDE HAREKET ETMEMİZ LAZIM”
*Bu Ramazan’da daha önceki Ramazanlarda olduğundan biliyorsunuz her sene Ramazan ayı gelince Filistin’de acı diz boyu hale gelir. Her sene Ramazan’da yeni bir takım baskılama ortaya konulur.
*Şu anda Filistin topraklarının tamamında Filistin halkına karşı büyük bir zulüm işlenmeye devam ediyor. İslam’ın üç büyük kutsal mekanından birisi olan Mescid-i Aksa’nın bu Ramazan ayında da oraya girişler, insanlar tarafından rahatça, serbestçe girilmesi engelleniyor. Bütün bunların ortadan kaldırılabilmesi için kararlı ve şuurlu bir şekilde hareket etmemiz lazım. Bundan sonra yeni bir dönem başlamıştır.
*İsrail ve Netanyahu hükümeti giderek uluslararası alanda daha yalnız hale gelecektir. Buna karşı az evvel de ifade edildiği gibi başta İslam ülkeleri olmak üzere bölge ülkeleri şuurlu bir şekilde bunu önleyecek adımları atmak mecburiyetindedir. Artık dünyanın hiçbir yerinde, bütün dünyanın Latin Amerika’dan Avrupa’ya kadar dünyanın dört bir tarafında insanlar da bu zulmün durdurulması için seslerini daha fazla çıkaracaklardır.
*Bu Ramazan’ın dünyadaki bütün masum milletlerin kurtuluşuna vesile olmasını temenni ediyorum. Gazze’deki soykırım boyutlarına çoktan varmış olan bu katliamın bir an evvel durdurulabilmesini ümit ediyorum. Dünyanın dört bir yanında, yardım bekleyen, bize bir yardım eli yok mu uzanan diye çığlık çığlık insanlık adına insanlığın gözüne bakarak yardım dileyen Müslüman halklara ve mazlum milletlere de buradan Ramazan soframızdan yardım edeceklerimizi onlara da Cenab-ı Allah’ın nusretini diliyoruz.
]]>Tesla, Türkiye otomotiv pazarına geçen yılın nisan ayı başlarında Kemal Geçer’in Genel Müdürlüğünde adım atmış ve özellikle “Tesla takipçileri” tarafından yoğun ilgiyle karşılanmıştı. Türkiye’deki satışlarına Model Y ile başlayan Tesla, rekabetçi fiyatlarıyla dikkati çekmişti.
4 Nisan’daki tanıtım toplantısında, Türkiye’de satışa sunulan tek model olan Model Y’nin arkadan itişli ve 430 kilometre (km) menzile sahip versiyonunun fiyatı 1 milyon 548 bin 732 lira olarak belirlenirken, çift motorlu ve 533 km menzile sahip versiyonun 1 milyon 619 bin 532 liradan, yine çift motorlu performans ağırlıklı 514 km menzile sahip versiyonun ise 1 milyon 778 bin 821 liradan satılacağı belirtilmişti.
Türkiye için ilk teslimatları 2023 Mayıs’ta Berlin’deki fabrikasından gerçekleştiren Tesla, lansmanın ardından 4 ay içerisinde 10 binden fazla satış yaptı.
GENEL MÜDÜR İSTİFA ETMİŞTİ, YENİSİ ATANMADI
ODMD verilerine göre, Tesla’nın 2023 yılı aylık satışlarına bakıldığında mayıs ayında 200, haziran ayında da 800 adetlik teslimat gerçekleştirdiği görülüyor. Temmuz ayında 1500 adet satış gerçekleştiren marka, en yüksek satışını ise 4 bin 700 adetle ağustos ayında yaptı. Ağustostan sonra Tesla’nın satışları bin adetlerin altında seyretti ve marka, 2023’ü 12 bin 150 adetlik satışla tamamladı.
Ancak satılan araç sayısıyla doğru orantılı bir satış sonrası hizmet servisi sağlanamadığı nedeniyle müşteri memnuniyetsizliği ortaya çıkmaya başladı. Satış sonrası hizmet sürecini kısıtlı personelle yöneten Kemal Geçer, 2023 Kasım’da sosyal medya hesabından yayımladığı mesajında 2 yıldır yürüttüğü Tesla Türkiye Genel Müdürlük görevinden başka bir projeye odaklanmak için ayrıldığını duyurmuştu.
Ancak Geçer’in yüksek satış adetlerine rağmen Tesla merkezden özellikle satış sonrası hizmetlerle ilgili yeteri kadar yatırım ve destek alamadığı gerekçesiyle görevinden ayrıldığı öne sürülüyor. Diğer yandan Kemal Geçer’in yerine Türkiye özelinde bir yönetici görevlendirilmedi.
2024’E KÖTÜ BAŞLADI
Bu yıla kötü bir başlangıç yapan Tesla ocakta 220, şubatta 75 olmak üzere iki ayda toplam 295 adet Model Y sattı. Tesla’nın satışlarındaki düşüşün arkasındaki nedenler merak konusu oldu.
AA muhabirinin sektör uzmanlarından derlediği bilgilere göre, özellikle “Teslamania” olarak adlandırılan Tesla hayranlarının taleplerinin büyük ölçüde karşılanmış olması, piyasada araç bulunurluğu sorununun yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla başka araçlara yöneliş olması, artan fiyatlar ve satış sonrası hizmetlerle ilgili sorunlar yaşanması nedeniyle Tesla’nın satışları neredeyse durma noktasına geldi.
FİYATLARI 3 MİLYON LİRAYI AŞTI
Bu noktada Tesla’nın mart fiyatlarına bakıldığında Model Y’nin arkadan itişli ve 430 km menzile sahip versiyonunun baz fiyatı, aracın ilk satıldığı 2023 Nisan’a kıyasla yüzde 68,25 artarak 2 milyon 605 bin 747 liraya yükseldi.
Tesla Türkiye’nin internet sitesine bakıldığında, martta Model Y’nin uzun menzilli versiyonu 3 milyon 81 bin 120 lira ve yine çift motorlu performans ağırlıklı 514 km menzile sahip versiyonu ise 3 milyon 334 bin 78 liradan satışa sunuluyor. Aracın tahmini teslimat süresi için ise nisan-mayıs ayları gösteriliyor.
Sektör temsilcileri, Tesla’nın söz konusu fiyatlarla elektrikli otomobil pazarında rekabetçi olamayacağını belirtiyor.
SATIŞ SONRASI HİZMETLERDEN ŞİKAYET
Fiyatlardaki yükselişin yanı sıra Tesla’nın satışlarını etkileyen diğer nedenlerden olarak görülen “satış sonrası hizmetler” tarafında da sorunlar yaşanıyor.
Türkiye’de sadece İstanbul’da Bakırköy ve Tuzla’da servis merkezleri bulunan Tesla, ülkede belli bölgelerdeki anlaşmalı kurumlar vasıtasıyla bazı hasar onarımlarını gerçekleştiriyor.
Bir kaza ya da arıza durumunda uzun servis süreleriyle ilgili çeşitli platformlarda şikayetlerini açıklayan Tesla sahipleri, aynı zamanda yönetimsel anlamda “muhatap bulamamaktan” dolayı da duyulan rahatsızlıkları sıklıkla dile getiriyor. Ayrıca sipariş iptali yapan müşterilerin kapora iadesi konusunda sorunlar yaşadığı da belirtiliyor.
Tesla’nın Türkiye’deki geleceğinde söz konusu sorunlara getireceği çözümlerin belirleyici rol oynaması ve Türkiye pazarına yönelik olarak elektrikli otomobil pazarı paralelinde yeni stratejilerini açıklaması bekleniyor.
Tesla’nın 2023 yılı ve 2024 yılı satış adetleri şöyle:
| Tesla 2023 Satışları | Tesla 2024 Satışları |
| Mayıs: 200 | Ocak: 220 |
| Haziran: 800 | Şubat: 75 |
| Temmuz: 1500 | |
| Ağustos: 3000 | |
| Eylül: 4700 | |
| Ekim: 500 | |
| Kasım: 900 | |
| Aralık: 550 | |
| Toplam: 12.150 | Toplam: 295 |
Morales, “Politika değişikliğinin etkinliği, rezerv seviyelerindeki iyileşme, dolarizasyonu artırmadan döviz korumalı mevduatların azaltılması, cari açığın düşürülmesi ve enflasyon beklentilerinin hafifletilmesine ilişkin gelişmeler, geçen hafta cuma günü açıkladığımız değerlendirmemizi doğruluyor” dedi.
Erich Arispe Morales, Fitch Ratings’in geçen hafta Türkiye’nin kredi notunu ‘B’den ‘B+’ya ve not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkarmasının ardından soruları yanıtladı.
Fitch Ratings’in geçen yıl eylülde Türkiye’nin kredi notunu ‘B’ olarak teyit ettiğini ve not görünümünü “negatif”ten “durağan”a çıkardığını belirten Morales, “Bu kararımız, Türkiye’nin ekonomi politikalarındaki değişimin makroekonomik ve finansal istikrarsızlık riskini azaltmada tutarlı olduğu yönündeki değerlendirmemizi yansıtıyordu. Eylülden bu yana mevcut politika ekseninin daha dayanıklı olduğuna ilişkin daha yüksek güvenimiz var” diye konuştu.
Morales, Türkiye’nin makroekonomi politikalarındaki tutarlılığın bazı önemli sonuçlar verdiğini dile getirerek, bunlardan ilkinin dış finansman koşullarındaki değişimde görüldüğünü söyledi.
Piyasanın sadece kamuya açılmadığını, politika değişikliği sonrasında bankaların ve şirketlerin de dış finansmana erişim sağladığını anlatan Morales, Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primindeki gerileme dahil olmak üzere Türk ekonomisi için sevindirici gelişmeler kaydedildiğini vurguladı.
REZERVLERDE İYİLEŞME BEKLENTİSİ
Erich Arispe Morales, ekonomi politikalarının enflasyon beklentilerinin gevşemesinde ve enflasyonun kademeli olarak düşmesinde etkili olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Ayrıca şu anki politikaların Türkiye’nin cari açığını azaltması için de tutarlı olduğu görüşündeyiz. Mayıs 2023’te 12 aylık bazda 60 milyar dolar seviyesinde olan cari açık düşmeye başladı ve yılı 45 milyar dolar seviyesinde kapattı. İleriye dönük ise ülkedeki cari açığın 2024’te Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yaklaşık yüzde 2,6’sına ve 2025’te yüzde 2,2’sine düşmesini bekliyoruz. Bu oran, Türkiye ile benzer derecelendirmeye sahip diğer ülkeler için öngörülen ortalamanın altında.”
Morales, Türkiye’nin uluslararası rezerv seviyelerinde iyileşme görüldüğüne işaret ederek, “Baz senaryomuzda öngördüğümüz gibi eğer Türkiye ekonomi politikaları bu şekilde sürdürülürse bu noktada (uluslararası rezervlerde) daha fazla iyileşme göreceğiz. Politikaların sürdürülmesi durumunda uluslararası rezerv kapsamının 2025’te 4,5 aya yükseleceğini öngörüyoruz. Bu da Türkiye’nin rezerv karşılama oranının B notu kategorisindeki ülkeler için öngörülen seviyenin üzerine çıkması demek.” ifadesini kullandı.
KKM’DEKİ DÜŞÜŞ DOLARİZASYONA YOL AÇMADI
Morales, kur korumalı mevduatlara ilişkin de önemli gelişmeler yaşandığını dile getirerek, bunlardan ilkinin Ağustos 2023 sonunda 130 milyar dolar olan kur korumalı mevduat büyüklüğünün 74 milyar dolara gerilemesi olduğunu söyledi.
Bu düşüşün, finansal dolarizasyonda kayda değer bir artışa yol açmadan gerçekleşmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Morales, şu değerlendirmede bulundu:
“Sadece koşullu yükümlülüğün azaltılması değil, aynı zamanda bu mekanizmanın aşamalı olarak ortadan kaldırılmasının finansal dolarizasyonun artmasına yol açmaması önemli. Tüm bu gelişmeleri dikkate aldığımızda, eylül ayındaki değerlendirmemizden 6 ay sonra politika değişikliğinin sürdürüleceğine ilişkin güvenimizin arttığını söyleyebiliriz. Politika değişikliğinin etkinliği, rezerv seviyelerindeki iyileşme, dolarizasyonu artırmadan döviz korumalı mevduatların azaltılması, cari açığın düşürülmesi ve enflasyon beklentilerinin hafifletilmesine ilişkin gelişmeler, geçen hafta cuma günü açıkladığımız değerlendirmemizi doğruluyor.”
POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİ ETKİLİ OLDU
Erich Arispe Morales, yabancı yatırımcıların Türkiye hakkındaki kararlarında “küresel ekonomideki gelişmeler, büyüme beklentileri, para politikası ve siyasi gelişmeler” gibi çeşitli faktörlerin etkili olduğunu belirtti.
Morales, “Fark ettiğimiz bir gelişme var ki politika değişikliği Türkiye’de sadece makroekonomik finansal istikrar riskini azaltmakla kalmadı, aynı zamanda dış finansman koşullarında da bir iyileşme sağladı ve bu çok önemli. Bu bağlamda, politika çerçevesinin güvenirliliği, dayanıklılığı ve tutarlılığına ilişkin değerlendirmeler, yabancı yatırımcı beklentilerinde önemli bir yol oynadı ve oynamaya da devam edecek.” dedi.
ENFLASYON TAHMİNLERİ
Fitch Ratings Kıdemli Direktörü ve Türkiye Analisti Morales, enflasyonun Türkiye ekonomisi için temel politika zorluğu olmaya devam ettiğini dile getirerek şunları kaydetti:
“Bu yılın ilk iki ayında gördüğümüz enflasyon, geçen yılın sonundan bu yana uygulanan bazı politika tedbirlerini yansıtıyordu. Bunlardan biri, yılbaşında asgari ücrete yapılan yüzde 49’luk zam. Bu durum iç talebe ve hane halkı tüketimine bir miktar ivme kazandırdı. Ayrıca, kamu harcamalarının ve kredi kartı kullanımının arttığını gördük. Bu faktörlerin, yılın ilk iki ayında enflasyonist baskıların artmasına yol açtığının farkındayız.”
Öte yandan, TCMB’nin yüzde 36’lık enflasyon projeksiyonuna karşın Fitch Ratings’in enflasyon beklentisinin yüzde 40 seviyesinde olduğunu söyleyen Morales, “Enflasyonun bu yıl ortalama yüzde 58 seviyesinde gerçekleşmesini ve yüzde 29’a inmesini bekliyoruz. Ancak enflasyon sadece bu yıl ve gelecek yıl için değil, orta vadede Türkiye için temel bir politika sorunu olmaya devam ediyor” diye konuştu.
Morales, Türkiye’nin enflasyonla mücadele sürecinde istikrarlı ilerleme olduğuna ilişkin göstergeler ve yeniden dengelenme sürecinin enflasyonda sürdürülebilir bir düşüşe yol açacağına yönelik artan güven oluşturulmasının, not yükselmesini sağlayacak faktörlerden olduğunu vurguladı.
]]>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, “Enflasyonu aşağıya çekeceksek; hiçbir şeye dokunmadan, hiç kimsenin konfor alanına giriş yapmadan bunu dünyada başaran hiçbir ülke yok. Enflasyonu düşürmenin belli kuralları, kaideleri, konseptleri var” dedi.
İş dünyasının gündemine ilişkin gazetecilere değerlendirmelerde bulunan Avdagiç, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) sıkılaşma adımlarına değindi.
Avdagiç “Bizim ülke olarak en kısa zamanda, etkili bir şekilde enflasyonu aşağıya çekmemiz lazım. Enflasyonu aşağıya çekeceksek; hiçbir şeye dokunmadan, hiç kimsenin konfor alanına giriş yapmadan bunu dünyada başaran hiçbir ülke yok” değerlendirmesinde bulundu.
Enflasyonu düşürmenin belli kuralları, kaideleri ve konseptleri olduğunu dile getiren Avdagiç, Türkiye’nin Orta Vadeli Program (OVP) ile enflasyonla mücadele için bir kurallar manzumesi ortaya koyduğunu, bununla ilgili 6-8 ay civarında elde edilen çıktıların, beklentiyi yüzde 100 karşılamasa da ağırlıklı olarak bu istikamette ilerlediğini söyledi.
Avdagiç, bundan sonraki süreçte kısır döngüye girilmemesi gerektiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Burada zaman içinde tabii ki dokunuşlar yapılacak ama biz kalıcı ve hızlı bir şekilde enflasyonu düşürmek zorunda olan bir ülkeyiz. Hepimizin selameti için; iş dünyası, vatandaşlar, hükümet, uluslararası itibarımız, fiyat istikrarı açısından, daha uygun şartlarda iç ve dış borçlanmanın sağlanması açısından en öncelikli hedefimiz enflasyonu kalıcı şekilde düşürmek.
Dolayısıyla bunu düşürmek için ortaya konan paketin sıhhatli çalışması konusunda hep beraber gayret göstermemiz lazım. Bu sadece iş dünyasının, ihracatçıların, ithalatçıların, kamunun yapacağı bir adımla olmaz. Topyekun, toplum olarak bunu benimsemeli, özümsemeli, içselleştirmeliyiz. Politikanın uygun bir şekilde yürütülebilmesi için 85 milyonun, çocukları çıkartırsak 65-70 milyonun ortak sorumluluğu var. Bu ortak sorumluluk içinde bunu en kısa zamanda başarabiliyor olmamız lazım.”
Avdagiç, ekonomi politikalarıyla alakalı olarak rasyonel bir sürecin devam ettiğini, burada bazı bireysel irrasyonel çıkışların genelleme yapılıp oradan hareket edilmemesi gerektiğini belirtti.
Son 12 aylık enflasyon ile son 12 aylık kur değişimi arasında bir korelasyon olduğunu dile getiren Avdagiç, şu anda kur ile enflasyon arasındaki ilişkinin makul bir dengede gittiğini anlattı.
ASGARİ ÜCRET AÇIKLAMASI
Şekib Avdagiç, asgari ücrette ara zam beklentilerinin sorulması üzerine, asgari ücretin 1 yıllık açıklandığını, dolayısıyla bütün iş dünyasının bütçelerini buna göre yaptığını söyledi.
Avdagiç, “Bizim spekülasyonlarla işimiz yok. Biz İstanbul Ticaret Odası’yız. Kamunun belirlediği bir asgari ücret var. Bunu belirlerken ortaya koyduğu bir çerçeve var. Biz ve temsil ettiğimiz şirketler, kamunun ortaya koyduğu bu çerçeveyi ve buradaki takdiri gündeme alarak bütçemizi yaptık. Devletin bununla ilgili gündeme getirdiği bir söylem var, biz bu söylemin bu sene geçerli olduğunu öngörüyoruz” diye konuştu.
‘İŞ HAYATININ KATILIĞI AÇISINDAN DÜNYADA 1 NUMARAYIZ’
Şekib Avdagiç, iş kanununun kümülatif olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, mesai saatlerinin kısaltılması gibi sadece bir-iki alt başlığın tek başına değerlendirilmesinin doğru olmayacağını vurguladı.
Yapılan araştırmalara göre Türkiye’nin, iş hayatının katılığı açısından dünyada açık ara “1 numara” olduğunu, böyle bir katılığı Türk iş dünyasının uzun süre kaldıramayacağını dile getiren Avdagiç, bütün ülkelerde iş güvencesi açısından bazı başlıklar bulunduğunu ancak Türkiye’de bu başlıkların daha ayrıntılı olduğunu söyledi.
Avdagiç, bu başlıkların; kıdem tazminatı, işverenin emeklilik durumunda karşı karşıya kaldığı ilave yük, işsizlik sigortası, iş güvencesi ve sendikal tazminat olduğunu kaydederek, Türkiye’nin bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülke olduğunu bildirdi.
Bu katılıkla Türk iş dünyasının rekabetçiliğini sağlamasının mümkün olamayacağını belirten Avdagiç, şu değerlendirmelerde bulundu:
“İstihdam üzerindeki yüklerde çok aşamalı bir konu var. Kıdem tazminatı var. Her yıla 30 gün. İşveren, emeklilikle ilave bir yükle karşı karşıya. İşsizlik sigortamız var. Defakto olarak bunu da işveren ödüyor. İş güvencesi var. İşten çıkardığınız zaman 8 ay artı 4 ay işe iade tazminatı var ve sendikal tazminat var en az 12 ay. Dolayısıyla bu 5 mekanizmanın uygulandığı tek ülkeyiz.
OECD ve AB ülkelerinde böyle 5’li bir yapı yok. Çalışan, ‘ben gidiyorum’ dediği zaman gidiyor, onunla ilgili işvereni koruyan hiçbir şey yok. En fazla ihbar süresi kadar bir çalışma mecburiyeti var. Dolayısıyla bu katılıkla önümüzdeki dönemde Türk iş dünyasının rekabetçiliğinin sağlanması mümkün değil. Yani istihdamın üzerinde hem kamunun yüklerini azaltması lazım hem de bu 5 aşamalı katılığın azalması lazım.”
‘ÇALIŞANIN ELİNE GEÇEN ORAN YÜZDE 55’
Şekib Avdagiç, aylık 100 bin lira brüt maaşlı çalışanın eline geçen oranın yüzde 55 olduğunu belirterek, “Yani işverenin cebinden çıkan paranın sadece yüzde 55’i çalışanın eline geçiyor. Bu konudaki düzenlemeleri gözden geçirmemiz gerekiyor.” şeklinde konuştu.
Kayıt dışılığın önlenmesi, çalışanların herhangi bir hak kaybı yaşamamasını ve işverenlerin daha rekabetçi olmasını konuştuklarını dile getiren Avdagiç, “Hem çalışan ve ücretler üzerindeki kamu yükünü optimize etmemiz lazım hem de bu 5’li mekanizmayı gözden geçirmemiz lazım.” ifadesini kullandı.
Avdagiç, iş kanunu görüşülürken kapsayıcı bir yaklaşımla sürecin yürütülmesi gerektiğinin altını çizdi.
‘EXİMBANK KREDİLERİ YÜKSELTİLMELİ’
İTO Başkanı Avdagiç, Eximbank’ın ihracatçılara verdiği desteğin ticaretin seyrini çok olumlu etkilediğini belirterek, ancak reeskont kredisi alan firmaların, bunu amacına uygun kullanması gerektiğini vurguladı.
Reeskont kredilerinin, ihracatı daha rekabetçi hale getirecek firmalara kullandırılması gerektiğini kaydeden Avdagiç, “Daha evvelki KGF kredilerinde olduğu gibi bir kısım reeskont kredisi kullanıcıları bunu gerçek amacı dışında kullanırlarsa, bu sefer devlet reeskont kredisi kullananların tamamıyla ilgili tedbir almak zorunda kalır.” açıklamasında bulundu.
Beklentilerinin, Eximbank kredilerinin Türkiye’nin 2 aylık ihracatına denk gelecek seviyelere, yani 40-45 milyar dolar civarına yükseltilmesi yönünde olduğunu kaydeden Avdagiç, bunun gerçekleşmesi durumunda sürecin daha rahat yürütülebileceğini aktardı.
Avdagiç, savunma sanayisinde atılan adımları çok değerli bulduklarının altını çizerek, “Türkiye’de savunma sanayisi konusunda ciddi bir ekosistem oluştu. Burada sadece ana savunma sanayi şirketlerinin olması yetmez. Alt ürün, hizmet, sistem üreten firmaların oluşması da önemli. Türkiye’nin dünya savunma sanayisi pazarında da şu andakinden çok daha etkili bir noktaya doğru hızla gittiğini görüyorum. Bu, Türkiye’nin dış politikasına da çok ciddi bir katkı sağlayan unsur durumuna gelmiştir.” ifadelerini kullandı.
KIRMIZI ET FİYATLARI
Şekib Avdagiç, kırmızı et fiyatlarıyla ilgili süreci iyi takip etmek gerektiğinin altını çizerek, son bir yılda yem fiyatlarının yüzde 27, kırmızı et fiyatlarının ise yüzde 100’ün üzerinde arttığını, bunun rasyonel olmadığını söyledi.
Bazı market zincirlerinde kırmızı et fiyatlarının ramazan ayı boyunca sabit kalması konusundaki adımların etkili olduğunu dile getiren Avdagiç, buna karşılık kırmızı et fiyatlarının daha makul bir noktaya gelmesi gerektiğini vurguladı.
Avdagiç, kırmızı ette ana girdilerde böyle bir artışı gerektirecek maliyet oluşmadığını sözlerine ekledi.
Adalet Bakanlığı, kırmızı bültenle aradığı Timur Cihantimur’u İnterpol aracılığıyla önce Mısır’dan, ABD’ye gittiği belirtilince de Amerikan makamlarından iadesini talep etti.
Adalet Bakanlığı, Timur Cihantimur ve annesi Eylem Tok’un iadesi için hazırlanan geçici tutuklama talep evrakını hem diplomatik kanaldan hem de İnterpol aracılığıyla ABD yetkili makamlarına ilettiğini, iade süreciyle, adli soruşturmanın titizlikle takip edildiğini açıkladı.
VOA Türkçe’den Can Kamiloğlu’na konuşan New York Barosu Avukatı Cahit Akbulut “ABD, Timur Cihantimur ve annesi yazar Eylem Tok’u Türkiye’ye iade eder mi?” sorusuna “İsterse iade etmeyebilir” yanıtı verdi.
GÜLEN-SARRAF ÖRNEĞİ
Akbulut, Türkiye ile ABD arasında 20 Kasım 1980 tarihinde Kenan Evren’in imzasıyla yürürlüğe giren Türkiye ile ABD arasındaki suçluların iadesi anlaşması imzalandığını, doğal olarak bu anlaşma kapsamında ABD’nin Türkiye’nin iade talebini değerlendirerek gerekli adli kayıtlarının yapılacağını ancak özellikle Amerikan vatandaşı Timur Cihantimur’u isterse iade etmeyebileceğini söyledi.
Akbulut, şimdiye kadar Türkiye’nin işledikleri ağır suçlardan dolayı, Amerikan vatandaşı olmayan Türk vatandaşları FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ve Rıza Sarraf’ı da ABD’den istediklerini ancak hiçbir sonuç alınamadığını hatırlattı.
“BU İŞLER O KADAR KOLAY OLMUYOR”
Akbulut, şunları söyledi:
– Türkiye ile arasında suçluların iadesi anlaşması olan ABD’de bu işler o kadar kolay olmuyor. Aradaki anlaşmaya göre bir suçlunun ülkesine iadesi ancak Amerikan Adalet Bakanlığı’nın izin ve onayıyla gerçekleşebiliyor. Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmanın farklı kriterleri var. Anlaşmanın 4’üncü maddesine göre her iki ülkenin de vatandaşını diğer ülkeye iade etmeme yetkisi var.
– Bu maddeye göre, ‘ABD’nin yürütme makamı kendi isteğine göre eğer uygun gördüğü takdirde, kendi vatandaşının iadesine karar vermeye yetkilidir’ diye bir ek var. Eğer, Timur Cihantimur, ben burada kalmak istiyorum, dönersem ülkemde üzerimde büyük baskı olacak, kaçtı diyecekler gibi çok sayıda gerekçeler bulabilir ve ABD, onu Türkiye’ye asla iade etmez.
ANNE AMERİKAN VATANDAŞI MI BİLİNMİYOR
Akbulut, bir kişinin ölümüne, dört kişinin de yaralanmasına sebep olan olayın şüphelisi Timur Cihantimur, annesinin yardımı Eylem Tok ile birlikte Türkiye’den buraya kaçtığını, ancak Eylem Tok’un da bir Amerikan vatandaşı olup olmadığını henüz bilmediklerini söyledi.
Akbulut, şöyle devam etti:
– Yaptığımız tespitler sonrasında Timur Cihantimur, Amerikan vatandaşı olduğu anlaşılıyor. Havaalanı güvenlik kameralarından elde edilen fotoğraflarda elinde Amerikan pasaportuyla çıkış yaptığı gayet net görülüyor. Timur burada doğmuş olabilir. Ya da Cihantimur ailesi önceden kendilerine vatandaşlık yolu açan EB –5 ya da farklı yatırımlar aracılığıyla aldıkları Green Card’tan sonra vatandaşlığa geçmiş olabilirler.
]]>‘POTANSİYELİMİZİN ÇOK AZI’
Enerji Bakanlığı’nın projeksiyonlarının gerçekleşmesi halinde, güneş enerjisi 2035’te Türkiye’nin kurulu gücünde en yüksek paya sahip kaynak olacak. Bakanlık, 2035’e kadar kurulu gücü; güneş enerjisinde 52.9 gigavata (GW), rüzgar enerjisinde 29.6 GW’a, nükleer enerjide 7.2 GW’a çıkarmayı amaçlıyor. Polat Enerji Grup Başkanı ve Polat Holding İcra Kurulu Üyesi Neşet Cireli, Türkiye’nin güneş ve rüzgar enerjisinde hâlâ gidecek yolu olduğunu belirterek “Türkiye’de son 10 yıla baktığımızda güneş ve rüzgarda çok ciddi büyümeler olduğu ortada ancak hâlâ potansiyelimizin çok azını kullanabiliyoruz. Geçen sene rüzgar enerjisi tarafında sadece 400 MW kurulu güç devreye alınabildi. Güneş enerjisinde ise yaklaşık 2 GW’a yakın kurulu güç devreye alındı bunun yaklaşık yüzde 90’nını lisanssız elektrik üretim santralleri oluşturmaktadır. Hedeflerimize ulaşabilmemiz için her sene en az 1.5 GW’ın üstünde rüzgar, 3.5 GW’ın üstünde de güneş kurulu gücünü devreye almamız gerekmektedir” ifadelerini kullandı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 2017-2023 yılları arasında 45 bin yeni yeşil istihdam oluşturulduğunu açıklamıştı.
Enerjinin 5’te 1’i rüzgar ve güneşten
Enerji Bakanlığı’nın 2023 sonu verilerine göre Türkiye’nin 106.6 GW seviyesindeki kurulu gücünün, yüzde 11’i rüzgar enerjisinden, yüzde 10.6’sı ise güneş enerjisinden geldi. Türkiye’nin kurulu gücü geçen yıl 2.8 GW artarken, yükselişin yüzde 99.5’i yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlandı. Enerji düşünce kuruluşu Ember’in araştırmasında ise Türkiye’nin çatı tipi güneş enerjisi potansiyelinin en az 120 gigavatlık kapasite oluşturulmasını sağlayabileceği ve böylece toplam elektrik tüketiminin yüzde 45’inin çatılarda kurulabilecek güneş enerjisi santralleriyle karşılanabileceği tespit edildi.
ENERJİ SEKTÖRÜNÜN GELECEĞİNİ YORUMLADILAR
Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl

‘Finansal koşullar destekleyici olursa yatırım iştahı artar’
Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, yenilebilir enerji santrallerinin toplam kapasitede içindeki payının artmasının enerjide dışa bağımlılığı azaltılması açısından önemli bir fırsat olacağı görüşünü paylaştı. İhsan Erbil Bayçöl, “Aynı zamanda maliyet avantajı ve iklim değişikliğinin yarattığı kaygılarla, yenilenebilir enerji finansmanının olumlu şekilde ayrışacağını öngörüyoruz. Yurt içi ve yurt dışı finansal koşulların 2024’te destekleyici olması durumunda yatırım iştahında artış yaşanacaktır. Ancak bir noktanın da gözden kaçırılmaması gerekir. Yenilenebilir enerji atılımının ve sistemdeki yeni baz yük girişinin sınırlı kalmasıyla arz güvenliği riski gündeme gelmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik sistemine entegrasyonu konusunda ise elektrik depolama sistemlerinin etkili rol oynayabileceğine inanıyoruz. Yine arz güvenliği perspektifinden baktığımızda, lisanssız üretim kapasitelerinde aynı tüketim noktası ve şehirdeki yatırımcılara öncelik verilmesi de önem teşkil etmektedir” ifadelerini kullandı.
Polat Enerji Grup Başkanı Neşet Cireli

‘Yenilenebilir enerji ihracat odaklı büyüyen bir sektör’
Polat Enerji Grup Başkanı ve Polat Holding İcra Kurulu Üyesi Neşet Cireli, enerji sektörünün 2024’e ilişkin beklentilerinin “piyasa dinamikleri, teknolojik gelişmeler, mevzuat değişiklikleri ve jeopolitik bağlamlar gibi birçok faktörün karmaşık etkileşimini yansıtan ihtiyatlı bir iyimserlik” sergilediğini belirtti. Neşet Cireli, en büyük hedeflerinin Türkiye’nin yenilebilir enerjideki “muazzam” potansiyelini gerçekleştirmek olduğunu söyleyerek “Türkiye bulunduğu coğrafi konum anlamında stratejik bir pozisyondadır. Rüzgar, güneş, jeotermal ve hidroelektrik anlamında çok önemli kaynaklara sahibiz ve son yıllarda yaptığımız atılımlar ile özellikle güneş, rüzgâr ve jeotermalde elektrik santralleri anlamında dünyaya örnek gösterilecek seviyede işler başardık. Türkiye sadece yenilenebilir enerji üretimi ile de değil aynı zamanda yenilenebilir enerji sektörüne yönelik yerli imalat sanayinde de önemli bir noktaya ulaşmıştır. Sadece yurt içi piyasaya değil ihracata odaklı büyüyen bir ekonomi haline gelmiştir. Bunun yenilenebilir enerji üretim maliyetlerindeki pozitif etkilerini de görmekteyiz” dedi.
Borusan EnBW Enerji Genel Müdürü Enis Amasyalı

‘Sektörde yeşil yaka istihdamı katlanarak artmalı’
BORUSAN EnBW Enerji Genel Müdürü Enis Amasyalı, yeşil yaka istihdamının katlanarak artması gerekeceğini vurgulayarak “İleri veri analitiği kullanan ve dijitalleşen bir sektör için nitelikli insan kaynağının oluşturulması amacıyla eğitim ve lise/üniversite/sanayi işbirliği platformlarının tasarlanması ise bu zincirin önemli halkalarından biri. Kapsayıcılık açısından bakarsak, rüzgar türbin teknolojilerinde bu gelişim, iklim krizi nedeniyle gün geçtikçe daha çok yeni enerji yatırımların odağı olan yenilenebilir enerji sektöründe yeşil yaka istihdamın da katlanarak artması gerekecek. Yapılan işlerin kapsamı açısından bakıldığında, yenilenebilir enerji sektörü, enerji sektörünün geneline göre, toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamlı büyümeye daha da çok olanak sağlayacak” açıklamasını yaptı. Enis Amasyalı, enerji sektörünün yatırımların önünü açacak düzenlemeler beklediğini hatırlatarak fiyatların arz ve talep dengesine göre belirlenmesi ve çapraz sübvansiyonların kaldırılması gerektiğini söyledi.
EYODER Başkanı Onur Ünlü

‘Önceliğimiz enerji verimliliği olmalı’
Enerji Verimliliği ve Yönetimi Derneği (EYODER) Yönetim Kurulu Başkanı Onur Ünlü, enerji verimliliğinin önemine dikkat çekerek “2040 yılına kadar ihtiyaç duyulan emisyon azaltımının yüzde 40’ının enerji verimliliğinden sağlanacağı öngörülüyor”değerlendirmesini yaptı. Onur Ünlü, ‘Sürdürülebilir enerji yönetiminde birbirine en çok karıştırılan konuların başında enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji geliyor. Bir işletmede yenilenebilir enerji yatırımı yapıldığı zaman, tüketilen enerjinin kaynağı değişir. Örneğin önceden fosil yakıt kullanılırken bu yatırımla birlikte artık güneş gibi temiz bir kaynaktan enerji sağlanır. Ancak bu durum kullanılan enerji miktarını değiştirmez. Dolayısıyla tüketimi düşürmek için öncelikle enerji verimliliği çalışmaları yapılmalı, ardından bu sayede düşen enerji tüketimi, yenilenebilir enerji kaynaklarından tedarik edilmelidir. Bu sayede yenilenebilir enerji yatırımının maliyeti de ciddi oranda azaltılır. Bu nedenle önceliğimiz yenilenebilir enerjiden daha etkili ve daha çok kazandıran enerji verimliliği yatırımları olmalı” şeklinde konuştu.
Temiz enerjide istihdam fosil yakıtları geçti

Enerji sektörü yapısal bir dönüşüm geçirirken temiz enerjide istihdam, fosil yakıtları geride bıraktı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın raporuna göre 2022 sonunda enerji sektöründe istihdam 67 milyona yaklaşırken pandemi öncesi dönem olan 2019’a kıyasla 3.4 milyon kişi arttı. Temiz enerjinin sağladığı küresel istihdam, 2022 sonunda 35 milyona ulaştı ve fosil yakıtların sağladığı 32 milyonluk istihdamı geride bırakmayı sürdürdü. Fosil yakıt sektörünün istihdam ettiği çalışan sayısı, 2019’daki seviyesinin 1.3 milyon kişi altında bulunuyor. Temiz enerjide istihdam, ilk kez 2021’de fosil yakıtları geçmişti.
Akkuyu’da ilk reaktör bu yıl devreye alınacak

Mersin’de inşaatı devam eden ve Türkiye’nin ilk nükleer enerji santrali olma özelliği taşıyan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) tüm reaktörlerin 2028’e kadar hizmete girmesi bekleniyor. Toplam 4 üniteden oluşacak ve 4 bin 800 megavat kurulu güce sahip olacak santralin ilk ünitesinin 29 Ekim 2024’te devreye alınması öngörülüyor. Akkuyu NGS’den sonra Sinop ve Trakya’da da nükleer enerji santralleri planlanıyor. 2035’e kadar enerji portföyüne 7.2 gigavat, 2050 sonuna kadar 20 gigavatın üzerinde nükleer enerji kapasitesi eklenmesi hedefleniyor.
]]>En çok adayın yarıştığı İstanbul’dan sonraki ikinci kent 29 adayla Gaziantep, üçüncü şehir ise 28 adayla Malatya oldu.
1970’li yıllardan bu yana sağın kalesi konumunda olan ve 2002’den bu yana da AKP’li başkanların yönettiği Malatya’da aday enflasyonu ve AKP’nin mevcut başkan Selahattin Gürkan’la yola devam etmeme kararı CHP’nin adayı Veli Ağbaba’nın sürpriz yapma şansını arttıdı.

AKP’nin aday belirleme sürecinde izlediği politika, Yeniden Refah’ın aday çıkarması ve bazı güçlü bağımsız adayların varlığı ise Veli Ağbaba’nın şansını arttıran faktörler arasında.
CHP İl Başkanı Barış Yıldız da kenti kesin olarak kazanacaklarını ifade ediyor.

Vahap Şahin ve Veli Ağbaba
İLÇELERDE DE OY PATLAMASI YAŞANABİLİR
Malatya’da 2019’da Arguvan, Arapgir ve Hekimhan ilçe belediyelerini kazanan CHP ilçe sayısını da arttırma iddiasında. Akçadağ, Doğanşehir, Kuluncak, Yazıhan’a kesin gözüyle bakan CHP İl yönetimi Merkez ilçeleri Battalgazi ve Yeşilyurt’tan da rekor oy bekliyor.
Yine aday enflasyounun yaşandığı Malatya’nın köklü ilçelerinden Akçadağ’da Doktor Vahap Şahin’i aday gösteren CHP yönetimi ilçeyi kesin olarak kazanacaklarını ifade ediyor.

Vahap Şahin Akçadağ’da köklü bir değişim vaat ediyor.
2014’de AKP’den aday olup başkan seçilen Ali Kazgan 2019’da bağımsız girdiği seçimi çok az farkla kazanarak yeniden başkan seçilmişti. 31 seçimleri için Yeniden Refah’ın adaylık teklifini kabul eden Kazgan’a karşı AKP’de Hasan Ulutaş’ı aday gösterdi.
Bu iki adayın muhafazakar oyları bölmesi CHP’nin 2019 seçimlerinde kaçırdığı şansı bu kez elde etmesinin önünü açıyor.
Özellilke sosyal belediyecilik alanındaki projeleriyle Akçadağ’da köklü bir değişim vaadeden Vahap Şahin’in ilçeyi kazanma potansiyeli yüksek görünüyor.

PARTİLERİN MALATYA BÜYÜKŞEHİR ADAYLARI
CHP: Veli Ağbaba
AKP: Sami Er
İYİ Parti: Şehmus Göçmez
Yeniden Refah Partisi: Bilal Yıldırım
DEM Parti: Abdulvahap Ekim
Memleket Partisi: Avni Talha Ucuzcu
Sol Parti: Osman İzci
Zafer Partisi: Sıddık Aktaş
Türkiye Komünist Partisi: Hüsne Yaşar
Anadolu Birliği Partisi: Yüksel Akmercan
Halkın Kurtuluş Partisi: Semih Keklik
Türkiye Komünist Hareketi: Suat Erdem
Bağımsız Türkiye Partisi: Hakan Şireci
Yeni Türkiye Partisi: Yusuf Yılmaz
Emek Partisi: Bayram Adil Aktaş
HÜDAPAR: İlker Dönmezler
Hak ve Özgürlükler Partisi: Reşat Öztürk
Ocak Partisi: Mehmet Coşkun
Demokrat Parti: Mehmet Cahit Karakuş
Millet Partisi: Muhammet Bekir İncearık
Türkiye İşçi Partisi: Burcu Aslan
Vatan Partisi: Abuzer Şerefoğlu
BAĞISIZ ADAYLAR
Muzaffer Tunç Serbest
İbrahim Gezer
Bengül Uğurlu
Nazir Güney
Denizhan Gürbüz
AKÇADAĞ ADAYLARI
CHP Vahap Şahin
AKP: Hasan Ulutaş
Yeniden Refah: Ali Kazgan
Saadet Partisi: Ali Emre
HÜDAPAR: Hamdi Şahin
Büyük Birlik Partisi: Turgay Güneş
Anadolu Birliği Partisi: Adem Çıbuk
Bağımsız Türkiye Partisi: Murat Kara
]]>DÖRT KIZINI DA BOKSÖR YETİŞTİRDİ
Çocukluğunda Muhammed Ali’nin maçlarını izlerken bu spora hayranlık duyduğunu ve 16 yaşında boksa yöneldiğini belirten baba Osman Bozkurt, bir süre sonra antrenörlüğe geçtiğini söyledi. Bozkurt, gençlik yıllarında, erkek çocuğu dünyaya gelirse onun da boksör olması hayalini kurduğunu, ilk çocuğu Latife’nin bu spora ilgi duymasının kendisini çok mutlu ettiğini ve kızını boks çalıştırmaya başladığını bildirdi.
Toplumdaki güçlü erkek hakimiyeti algısı nedeniyle boksu sadece erkeklerin yapabileceğini düşüncesinin aksine kız çocuklarının da bu sporda başarılı olabileceğini göstermek için daha sonra dünyaya gelen kızlarını da boksa yönlendirdiğini vurgulayan Bozkurt, “Boks, dışarıdan göründüğü gibi kavga, dövüş, vurma, kırma gibi bir spor değil. Boksun fizyoloji, psikomotor, anatomi, beslenme, iletişim, teknik, taktik, algılama, hızlı karar verme gibi bilimsel yönleri de var. Çoğu branş da aslında bünyesinde bu özellikleri barındırıyor” dedi.

“DANGAL’ FİLMİNİ ÇOK İZLEDİK”
4 kızını da boksör yetiştiren Bozkurt, Hindistan’da oğlu olmadığı için kızlarını güreşçi yapan bir babanın konu edildiği 2016 yapımı ‘Dangal’ filmiyle kendilerini özdeşleştirdiklerini dile getirdi. Bozkurt, şöyle konuştu:
“O filmi ailece çok kez izledik. İzlerken onların yaşadığı sıkıntıların benzerlerini yaşadığımızı fark ettik. Babanın kızlarını güreşçi olarak topluma kabul ettirme çabasını, ben de kızlarımı boks sporuna kazandırırken yaşadım. Filmin bazı yerlerini ağlayarak izledik. Hatta kızlarımla bu spor dalıyla uğraşırken sorunlarla karşılaştığımız zaman ‘Dangal’ filmini tekrar izliyoruz. Böylece benzer sorunların her yerde yaşandığını görüp, kendimizi rahatlatıyoruz, moral buluyoruz.”
“PES ETMEMEYİ ÖĞRETTİ”
Osman Bozkurt’un en büyük kızı Latife Bozkurt (28), hiperaktif olduğu için boks sporuna yöneldiğini, ortaokul yıllarında bu spora başladıktan kısa süre sonra Türkiye şampiyonluğu kazandığını ifade etti. Başka dereceler de aldığını belirten Bozkurt, evlenmesiyle bir süre boksa ara verdiğini ancak çok özlediği spora, yarım bıraktığı başarılarını sürdürmek için tekrar döndüğünü anlattı. Latife Bozkurt, bu alanda babasıyla çok mücadele verdiklerini, daha güçlü bir şekilde geri döndüğü boksta dünya şampiyonluğunu hedeflediğini kaydetti.

‘Dangal’ filmini izlerken kendisine ait birçok nokta gördüğünü vurgulayan Latife Bozkurt, “Dangal filmi bana pes etmemeyi öğretti.” dedi.
Ebrar Bozkurt (22) da küçüklüğünden beri babasını ve ablasını örnek aldığını, onlara özendiğini belirterek, 2015 yılında boksa başladığını söyledi. İlk maçını 2016’da yaptığı bilgisini veren Bozkurt, U22 Türkiye Kadınlar Boks Şampiyonası’nda üçüncü olduğunu, 2023’te de U22 Türkiye Boks Şampiyonası final maçında ikinciliği elde ettiğini bildirdi.

Ebrar Bozkurt bu yılın ocak ayında Büyük Kadınlar Türkiye Ferdi Boks Şampiyonası’nda çıktığı finalde ikinci olduğunu, hedefinin ise olimpiyatlarda derece almak olduğunu dile getirdi.
Elif Bozkurt da (15) küçüklüğünde babası ve ablasının maçlarını izlerken hayranlık duymaya başladığı boksa 1,5 yıl önce başladığını söyledi.

Türkiye üçüncülüğü, Ankara ve İstanbul şampiyonlukları olduğunu belirten Elif Bozkurt, “Hedefim olimpiyatlarda derece alarak Türk bayrağımızı dalgalandırmak” diye konuştu.
“TÜRKİYE’Yİ TEMSİL ETMEK İSTİYORUM”
12 yaşındaki Amine Ahsen Bozkurt da çocukluğundan beri ablaları ve babasını izlediğini, boksa ilgisinin de bu şekilde oluştuğunu anlattı.

2 yıldır profesyonel şekilde yaptığı boksta Ankara şampiyonluğu kazandığını vurgulayan Armina Bozkurt, hedefinin olimpiyatlarda Türkiye’yi temsil etmek olduğunu kaydetti.
]]>“‘BU MESLEĞİN FITRATINDA VAR ÖLÜM’ DİYENLERE İTİRAZ EDİYORUZ”
Konuşmasına Kemal Özer’in ‘Zonguldak’ şiiri ile başlayan CHP lideri Özel, şunları söyledi:
* “2014 yılında, Mayıs’ın 13’ünde Soma’da 301 evladımızı, canımızı kaybettik. Somalılar, Bergamalılar, Savaştepeliler, Kınıklılar, Bartınlılar, Zonguldaklılar vardı içlerinde. O maden ocağının kapısında dört gün boyunca biz annelerle, eşlerle gözyaşı döktük. Ama o gün koşarak gelen Zonguldak’ın ekipleri, 301 evladımızın yanında yüzlercesini kurtardılar. O günden bugüne biz Zonguldak ile Zonguldak’ın emekçileriyle, iyi kalpli insanlarıyla gözyaşlarından kömüre karışan simsiyah izlerini hiç unutmadığım o güzel minnetle Zonguldak’ı selamlıyorum. Sizin bizde apayrı bir yeriniz var. 1991 Büyük Madenci Yürüyüşü’nün üzerinden tam 33 yıl geçti.
* Emekçiler, madenciler, emekleri için, hakları için yürüdüler. Daha güvenli madenler için yürüdüler. Daha iyi şartlarda çalışmak için yürüdüler. Sömürüye karşı yürüdüler. Soma’da 301 evladımızı kaybettikten sonra giriştiğimiz büyük mücadelede de hep aynı talepleri ilettik. Bazılarını yaptık, bazılarını yapamadık. Ama işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda maalesef bir arpa boyu da yol alamadık. Halen daha Türkiye’nin çeşitli yerlerinde günde üç vardiya halinde madenciler inerken elbette mesleklerinin gereği helalleşerek iniyorlar. Ancak artık bu çağda Almanya’da 1962’den beri, Fransa’da 1974’ten beri, İngiltere’de 1972’den beri, ölümlü kazalar olmuyorken ‘Bu mesleğin fıtratında var ölüm’ diyenlere itiraz ediyoruz. Ölümü değil, yaşamı savunuyoruz. Sömürüyü değil, emeği savunuyoruz.

“ARTIK ZONGULDAK EMEKLİLERİN BAŞKENTİ”
* Daha geçtiğimiz günlerde İliç’te birileri bir yandan paraları istiflerken bir yandan bir dağı istiflediler. O dağ 9 evladımızı, 9 kardeşimizi, 9 canımızı aldı, sürükledi, götürdü. Maalesef halen daha maden ocaklarında kayıplar vermenin, maden ocaklarının başında gözü yaşlı anaların, eşlerin, çocukların görüntüleri yüreğimizi dağlamaya devam ediyor. Bir yandan da biz yokluktan, yoksulluktan, emekçilerin hakkından, emeklilerin hakkından konuştuğumuzda bu maden ocaklarının vergilerini affedenler, İliç’teki şirkete göstermelik 16 milyon lira ceza kesip 3 ay sonra 222 milyon vergi cezasını affedenler; emekçiye, emekliye gelince ‘Para yok’ diyorlar.
* Bugün Zonguldak’tayım. Zonguldak elbette emeğin başkenti, kömürün başkenti, alın terinin başkenti ama artık Zonguldak emeklilerin başkenti. Türkiye’de emekli sayısının, çalışan sayısından fazla olduğu az sayıda ilden bir tanesi Zonguldak. Zonguldak’ın emeklilerinin sayısı, çalışanlarından 26 bin fazla ve maalesef bu hükümet ilk geldiğinde 3 Kasım 2002 günü, en düşük emekli maaşı bir buçuk asgari ücretti. Yani bugünkü hesapla 26 bin liraydı. Ama bu hükümet kademe kademe, bu Recep Tayyip Erdoğan, emekliyi adım adım yoksullaştırdı.
“CEBİNİZDEN PARAYI ALMIŞ, BİR BAŞKA TARAFA VERMİŞ DURUMDALAR”
* Gittiğim her şehirde o şehrin en bilindik ürünüyle hesap yapıyoruz. Sizin neyiniz var? Kestane balı var. Bakın, sadece geçen sene kestane balının kilosuyla en düşük emekli maaşını hesapladığınızda geçen sene 10 bin lira, 9 kilo kestane balı alıyordu. Bu sene verilen 10 bin lira, 6 kilo kestane balı alıyor. Bir senede 3 kilo kestane balı kadar cebinizden parayı almış, bir başka tarafa vermiş durumdalar. Ben Tayyip Bey’e diyorum ki ‘Gel, emekliye sahip çıkalım. Bir emekli kart çıkaralım. Oraya en düşük emekli maaşı alanlar için 7’şer bin lira yatıralım. Ayrıca elektrikte, suda, doğal gazda yüzde 25 ile 40 arasında indirim tanımlayalım.’ Diyor ki ‘Asla olmaz. Hazine’de para yok.’ Sana emanet edilen Hazine’de para vardı da şimdi para yoksa, bunun hesabını ben mi vereceğim, emekli mi verecek, sen mi vereceksin? İşte Tayyip Erdoğan, bundan sonrasını sen düşün. Emeklilerin başkentinden, Zonguldak’tan emekliler sana söylüyor: ‘Beni düşünmeyen bundan sonra yakamdan düşsün’ diyor. Bundan sonra emekliden sana oy moy yok artık.

“NE DEMOKRASİDEN NE SANDIKTAN ÜMİDİ KESMEYİN”
* Gençler var çok meydanda. Gençlerle ilgili de çok üzüldüğüm bir şey okudum Zonguldak’la ilgili. Zonguldak’ın nüfusu son 20 yılda yüzde 5 azalmış. Nüfus azalmasındaki en önemli faktör gençlerin kenti terk etmesi. Maalesef Zonguldak, gençleri kendinde tutamıyor. Oysaki Türkiye’nin en güzel coğrafyalarından bir tanesi. Ve 15-30 yaş arası 20 milyon 600 bin genç var Türkiye’de. Çok fena bir istatistik; Türkiye’de insanların yüzde 30’u yoksulken 15-30 yaş arasında yoksulluk yüzde 40. Ve Zonguldak’ta bu oran yüzde 46. Neredeyse iki gençten bir tanesi yoksul.
* Zonguldak’ta karşı karşıya olunan bu çaresizlik, Zonguldak’ın gençlerinin kenti terk etmesi sonucunu veriyor. Bir yandan da Türkiye’nin benzer bir sorunu var. Hani Tayyip Bey, ‘beka sorunu’ diyor ya, bence en büyük beka sorunu; bütün dünya Türkiye üzerinde hayal kurarken bizim gençlerimizin dünyanın başka ülkelerinde hayal kurması. O yüzden, bütün gençlerimize sesleniyorum: Enseyi karartmayın, umutsuzluğa kapılmayın, ne demokrasiden ne sandıktan ümidi kesmeyin. Atatürk, Cumhuriyet’i ne genel başkanlara ne milletvekillerine ne parti meclisi üyelerine ne belediye başkanlarına emanet etti. Atatürk, Cumhuriyet’i gençlere emanet etti.
“TAHSİN ERDEM, 1 NİSAN’DAN İTİBAREN BU ŞEHRİN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMEYE GELİYOR”
* Zonguldak’a bakınca şöyle bir şey görüyorum: İl başkanınız var, iki tane milletvekiliniz var. Deniz sizde, Eylem sizde, Devrim sizde… Ne güzel bir ekip böyle. Zonguldak’ta güçlü, motivasyonu tam, kazanmaya odaklanmış bir ekip var. 5 yıl önce bir kaza oldu, çok üzüldük. İnanın, Zonguldak’ı kaybettik, kendi memleketimi kaybetmiş gibi üzüldüm. Sayılı gün geldi, geçti. Şimdi hepimizin üzerine düşen bir görev var. O da bunu telafi etmek ve emeğin başkentini emekçinin partisine, halkın partisine, CHP’ye yeniden kazandırmak. Anketler yaptık, sonucuna baktık. Sonucu adaylar açısından ankette yakın gördük.
* Dedik ki, sandığı kuralım, üyemize soralım, kararı onlar versinler. Ön seçimi yaptık, hepsi birbirinden kıymetli adaylarımızdan bir tanesi Tahsin Erdem birinci oldu, adayımız oldu. Tahsin Başkan, mali müşavir. Hesabı kitabı kuvvetli. 4 yıl, kendi odasına başkanlık yaptı. 5 yıl süreyle belediye meclis üyeliği yaptı. Belediyeciliği, örgütçülüğü, CHP örgütünü biliyor ve 1 Nisan’dan itibaren bu şehrin yüzünü güldürmeye geliyor. Biz o biz ona güveniyoruz, Zonguldak ona güveniyor, örgütümüz ona güveniyor. Ve 1 Nisan’dan sonra bu kentin gençlerini kaybetmeyeceği, emeklilerine sahip çıkacağı, emekçilerine sahip çıkacağı, sendikalarla omuz omuza kol kola bir yerel yönetici emeklisini sahipsiz bırakmayan, gençlerini umutsuz bırakmayan, bu kentin çehresini ve yarınlarını düzeltecek olan bir belediye başkan adayımız var.

“ZONGULDAK’I TAHSİN BAŞKAN’A EMANET EDİN”
* Buraya gelirken sabahleyin Umut Akdoğan vekilimle birlikte Etimesgut’ta, otobüsün üstünde Mansur Başkan ile birlikteydik. Ona dedim, ‘Zonguldak’a, Tahsin Başkan’ın yanına gidiyorum. Ama senden de bir söz istiyorum.’ O şöyle söyledi: ‘Eğer Zonguldak, Tahsin Başkan’ı seçerse Mansur Yavaş’ın bir eli hep Tahsin Erdem’in bir omzunda.’ Şimdi buradan İstanbul’a gidiyorum. Ekrem Başkan beni kırmaz, sizi sever. Tahsin Erdem’i seçtiğiniz durumda, onun da bir eli bu omzunda. Ben partinin Genel Başkanı, Soma’nın, Manisa’nın bir evladı olarak Ecevit’in kentine, kara elmas diyarına sözüm söz olsun: Siz Zonguldak’ı, emeğin, halkın partisine, halkçı bir belediye başkanına, Tahsin Başkan’a emanet edin; Ankara Büyükşehir de İstanbul Büyükşehir de Zonguldak’ın ayağa kalkması için ne gerekiyorsa onu yapacak. Sadece merkez ilçede değil, Zonguldak’ta 25 belediyenin 11’iyle yola çıkmıştık. 13 olduk. Şimdi bunu 20’nin üstüne doğru çıkarmamız lazım. Benim de 31 Mart akşamı, bir gözüm Türkiye’deki büyükşehirlerde, bir gözüm de emeğin başkenti Zonguldak’ta olacak.
“EN GÜÇLÜ İTTİFAK, TÜRKİYE İTTİFAKI”
* Biz umudu örgütlüyoruz. Biz sevgiyi örgütlüyoruz. Biz Türkiye’nin aydınlık yarınlarını örgütlüyoruz. Biz Türkiye’nin geleceğini, Zonguldak’ın geleceğini örgütlüyoruz. Bir tarafta AK Parti, yanında MHP. Her geçen gün birbirine benziyorlar. Bir de yanlarına domuz bağcıların, Hizbullahçıların avukatlarını, eski sanıklarını aldılar. ‘Kadınları sahiplendireceğiz’ diyenleri aldılar. Mikroba, ‘Neden hastalık yapıyorsun’ diye sorulmaz. Bunlar, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı. Bunlar Medeni Hukuk’a karşı. Bunlar kadına kimlik veren, Türkiye Cumhuriyeti’ni Türkiye Cumhuriyeti yapan haklara karşı. O yüzden onlarla birlikteler. Biz bu seçimde ittifak yapmadık gibi görünüyor ama çok daha büyük bir ittifakın içindeyiz. Onlar Cumhur İttifakı’ysa biz Türkiye ittifakıyız. Haramdan ve yalandan korkan herkesle birlikteyiz. Bu ülkenin Misak-ı Milli sınırlarına saygılı, Atatürk’ü tartışmayan, tartıştırmayan, Cumhuriyete inanan, bu milleti seven herkesle birlikteyiz biz. En güçlü ittifak Türkiye ittifakıdır.”
]]>Washington’da hem ABD’li mevkidaşı Antony Blinken, hem ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, hem de Kongre üyeleriyle yaptığı görüşmelerde ABD’nin YPG/PKK’ya desteği ve FETÖ ile ilgili atması gereken adımlar, ikili ve bölgesel konuları kapsamlı şekilde ele aldıklarını anlatan Fidan, özellikle Gazze konusuna görüşmelerinde geniş şekilde yer ayırdıklarını belirtti.
PKK AÇIKLAMASI
ABD’nin YPG/PKK’ya verdiği desteğin sadece silah olmadığını, bunun yanında aktarılan kapasite, verilen eğitimler ve oluşturulan kurumsallaşmanın Türkiye için tehdit olduğunun altını çizen Fidan, “Türkiye Cumhuriyeti devleti, sınırları içerisinde veya dışında kendine tehdit oluşturan bütün tehdit ve terör odakları ile meşru ulusal ve uluslararası hukuk çerçevesinde savaşmaktadır ve savaşmaya devam edecektir. Bundan hiç kimse bizi alıkoyamaz” şeklinde konuştu.

Fidan, “Sizin geçici olarak başlattığınız bu sürecin artık bir kalıcılığa dönüşmesinin iki ülke arasındaki stratejik ilişkinin ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğunu söyledik, bunun bir an önce son bulması, buna bir çözüm getirilmesi gerekiyor, aksi taktirde iki ülke daha büyük bir karşı karşıya geliş riskini taşıyor terör örgütü üzerinden. Bu, iki ülkenin de menfaatine olan bir konu değil” dedi.
Fidan, “Suriye’de YPG ile olan ilişkilerinden memnuniyetsizliğimizi ve bunun iki ülke arasında iki NATO üyesi ortak arasında ortaya çıkardığı stratejik tehlikenin ne olduğunun altını bir kez daha çizdik” ifadesini kullandı. Fidan, FETÖ’nün halen bir tehdit olduğunu ve bu konuda ABD’nin atması gereken adımlar olduğunu da muhataplarına net bir şekilde ilettiğini vurguladı.
İKİLİ İLİŞKİLER
Gazze’nin ağırlıklı gündem olduğunu anlatan Fidan Türk-Amerikan ilişkileri hakkında konuştu. Fidan, “Geldiğimiz aşamada yenilenmiş bir psikolojiyle, daha pozitif bir gündemle yeni bir sayfa açarak yolumuza devam etme imkanı var.” ifadesini kullandı ve Türk-Amerikan ilişkilerinin uzun bir maziye ve sorunları çözme refleksine sahip olduğunu vurguladı.

ABD ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin 30 milyar dolardan 100 milyar dolara çıkarılması yönünde ortaya konulmuş bir vizyon olduğunu aktaran Fidan, bu hedefe nasıl ulaşılabileceğine ilişkin görüşmeler yaptıklarını ifade etti.
F-35 VE F-16 SÜRECİ
F-16’larla ilgili siyasi sürecin tamamlandığını ve bu süreçte Biden yönetiminin bir irade koyarak Kongre’yi bilgilendirdiğini kaydeden Fidan, artık uçakların üretim ve teslimatıyla ilgili teknik süreçlerin başladığını belirtti.
Fidan “Amerikan yönetimi burada bir irade ortaya koydu, Kongre’yi bu konuda bilgilendirdi. Kongre’den de geçti belli bir sürecin sonunda ve irade oluşturma süreci tamamlandı. Bundan sonrası aslında teknik süreç. Savunma bakanlıkları arasında ve ilgili firmalar arasında devam edecek olan bir süreç” şeklinde konuştu.
F-35 konusuna da temas eden Fidan, şunları söyledi:
– F-35 konusunda biliyorsunuz biz bu programın bir parçasıydık, daha sonra haksız yere buradan bir çıkarma söz konusu oldu, S-400 konuları bahane edilerek. Biz tekrar pozisyonumuzu koruyoruz, yani buraya yapmış olduğumuz bir ulusal ödeme var, almamız gereken uçaklar var.
– Türkiye tabii bu konuları geniş fikirli açık bir şekilde konuşmaya tartışmaya her zaman hazır. Geldiğimiz aşamada aslında bu konuları farklı perspektiflerle tartışabileceğimize de inanıyoruz. Amerika’nın da bu konuda açık fikirli olması lazım diye düşünüyoruz, bazı görüş alışverişleri var.
]]>TFF Riva Hasan Doğan Kamp ve Eğitim Tesisleri Orhan Saka Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen organizasyona TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, TFF Hukuk, Kadın Futbolu ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Şafak Müderrisgil, A Milli Kadın Futbol Takımı Teknik Direktörü Necla Güngör Kıragası, TFF Yönetim Kurulu üyeleri ve A Milli Kadın Futbol Takımı oyuncuları ile davetliler katıldı.
Toplantıda konuşan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Toplumsal olarak gelişmemizi sürdürmek için toplumda her kesimin eşit haklardan faydalanması ve fırsat eşitliği olması gerekir. Ülkemizde istihdama katılan kadın sayısı 10 milyonu aştı. Bu sayıyı arttırmak için hepimize sorumluluk düşmektedir. Devletimizin ve sivil toplum kuruluşlarının, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farkındalığı arttıran çalışmaları sayesinde eğitim imkanları artan kadınlar, uzmanlıklarını da geliştirerek iş hayatında başarıyla yer almaya başladı. Futbolda da kadınların futbolcu, antrenör, teknik direktör, hakem, profesyonel futbol yöneticisi ve çalışanı olarak istihdama katılımlarını önemsiyor ve destekliyoruz.” ifadelerini kullandı.
“Futbol sadece erkek oyunu değildir.” diyen Büyükekşi, “Toplumsal fırsat eşitliğini futbolda da sağlamamız gerektiğinin bilincindeyiz. Tribünde de sahada da kadınların futbolun ana aktörleri olması için çalışmalar yapıyoruz. ‘Kız gibi topa vuruyor’ ezberini de bozacağız. Biz buna karşı çıkıyoruz. Erken yaşta futbol topu ile tanışan ve topa vurma alışkanlığı kazanan kız çocuklarının futbola da ilgi duyarlarsa nasıl topa vurdukları ortadadır.” şeklinde konuştu.
TFF tarihinde ilk kez kadın futbol komitesi ve kadın futbolu direktörlüğünü kuran yönetim olmanın gururunu yaşadıklarının altını çizen başkan Büyükekşi, şunları kaydetti:
“TFF tarihinde ilk kez kadın yönetim kurulu üyelerimiz, başkanlığını yaptığım yönetim kurullarımızda görev aldı ve görev almaya devam ediyor. Yeri gelmişken özverili çalışmalarından dolayı ilk kadın yönetim kurulu üyelerimiz Nükhet Hanım’a, İdil Hanım’a ve Şafak Hanım’a teşekkür ederim. 23 Yaş Altı Kadın Milli Futbol Takımı, Futsal Kadın A Milli Takımı kurulması kararı aldık. A Milli Kadın Futbol Takımı’mızın ilk kadın teknik direktörü Necla hocamızı göreve getirdik. A Milli Kadın Futbol Takımı’mızla ilk defa düzenlenen Milletler Ligi’nde hiç gol yemeden, namağlup ve grup lideri olarak C Ligi’nden B Ligi’ne yükseldik. Geçtiğimiz ay A Milli Kadın Futbol Takımı’mızın orta saha oyuncularından Birgül Sadıkoğlu, Ankara Büyükşehir Belediyesi FOMGET’ten İspanya’nın en üst liginde mücadele eden UD Tenerife Kulübüne transfer oldu. Birgül’ü de tebrik ediyor, yurt dışında futbol oynayan kadın futbolcu sayımızın da artacağına yürekten inanıyorum.”
TFF olarak Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile protokol imzaladıklarını hatırlatan Mehmet Büyükekşi, “Bu protokol ile futbol gelişim projemiz kapsamında 6-14 yaş grubu çocuklarımıza yönelik 16 pilot ilde başlattığımız ‘Dersimiz Futbol’ isimli projemiz, kız ve erkek 500 bin çocuğumuza ulaştı. Dersimiz Futbol isimli projemiz ile 6-14 yaş grubunda kız ve erkek çocuklarımızı futbol oyunu ile tanıştırıyor ve onlara futbol sevgisi aşılıyoruz. Dersimiz Futbol projemiz kapsamında 19 Mart tarihinde büyük bir organizasyon daha yapmaya hazırlanıyoruz.” açıklamasında bulundu.
Kulüplerin de kadın futboluna ilgisinin arttığını aktaran Büyükekşi, şöyle konuştu:
“Bugün 4 büyük kulübümüzün de kadın futbol takımlarının olması kadın futboluna olan ilgiyi arttırıyor. Altyapı akademilerinde ve A takımlarda kadın futboluna yatırım yapan tüm kulüplerimize özellikle teşekkür ederim. Unutmayalım ki sahada kadın futbolcuların, tribünde kadın taraftarların artması ülkemizde futbolun toplumun tüm kesimlerine ulaşmasını sağlayacak ve futbolun iyileştirici gücünü arttıracak. Bugün burada, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde FIFA ve UEFA ile paylaşacağımız kadın futbolu strateji planımızı kamuoyu ile paylaşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Kadın futbolu strateji planımızın hazırlanmasında emeği olan başta yönetim kurulu üyemiz Şafak Hanım olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum.”
ŞAFAK MÜDERRİSGİL: EYLEME GEÇİYORUZ
Türk futbol tarihinde bir ilk olan Kadın Futbolu Strateji Belgesi’ni açıklamanın mutluluğunu yaşadığını belirten TFF Kadın Futbolu ve Sürdürülebilirlikten Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Şafak Müderrisgil, şu ifadeleri kullandı:
“TFF olarak, Türkiye kadın futbol tarihi için bir kilometre taşı niteliğinde olan kadın futbolu strateji belgemizi Dünya Kadınlar Günü’nde açıklamamızın da ayrı bir anlamı var. Kadın futbolunun Türkiye’de daha da sağlam bir zemine oturması ve etkisinin izlenmesi için stratejik önceliklerimizi ve eylem planımızı paylaşıyoruz. Türkiye’de kadın futbolunu geliştirme yolunda taahhütlerimizin ve birlikte neler yapacağımızın ilk işaretlerini veriyoruz. Kısacası düşünceden eyleme geçiyoruz. Dönüp kadın futbol tarihimize baktığımızda Türkiye’de, ilk kadın futbol maçı 25 Mayıs 1954 yılında İzmir’de oynandı. Bu ilk başlangıç düdüğünün çalınmasından sonra geçen yetmiş yıl içinde, Türkiye’de kadın futbolu önemli bir noktaya ulaştı. Liglerinden milli takımlarına kadar farklı yaş grupları ve kategorilerinde, Türkiye’de kadın futbolunun giderek yükseldiğini görüyoruz. Bu sebeple bugün kadın futbol stratejimizi kamuoyuna sunarken Türkiye’de ‘Kadın Futbolu İçin Tam Zamanı’ sloganını kullanmayı tercih ettik.”

Türkiye’de kadın futbolunun gelişimi için birçok ismin önemli payının olduğunu aktaran Şafak Müderrisgil, kadın milli takımlarının da son dönemde yükselen grafiğinden gurur duyduklarını dile getirdi.
TFF olarak 23 Yaş Altı Kadın Milli Futbol Takımı ve Futsal Kadın A Milli Takımı’nın kurulması yönünde karar aldıklarını duyuran Müderrisgil, “TFF’de, kadın futbolunun gelişiminde önemli bir rol oynamaya kararlıyız. Bu bağlamda, Türkiye’de isteyen tüm kız çocukları ve kadınların futbola katılma fırsatını sağlamak istiyoruz. Türkiye’de ilk kez hayata geçirilecek olan Kadın Futbolu Strateji Belgesi ile sosyal etkiye odaklı, iddialı ve gerçekçi hedefler belirledik. Bu hedefler içinde 5 tane stratejik önceliğimiz var, yarı-profesyonelleşme, katılım, görünürlük ve imaj, nitelikli eğitim ve sportif başarı. Bu yıl, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün teması ‘Kadınlara Yatırım Yap: İlerlemeyi Hızlandır’ başlığını taşıyor. Bu tam olarak şu anlama geliyor; kadınların gelişimine yapılan her yatırım, aslında topluma yapılan bir yatırım anlamına geliyor. Kadın futbolu yoluyla bir ülkede sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal gelişme hızlanıyor.” ifadelerini kullandı.
“Strateji belgemiz, kadın futbolunu TFF bünyesinde temel bir alan olarak gördüğümüzü ve uzun vadeli planlama ve projeksiyon yaptığımızı açıkça gösteriyor.” diyen Şafak Müderrisgil, şöyle konuştu:
“Bu strateji, ulusal ve uluslararası sportif başarıyı hedeflemekle birlikte aynı zamanda kadın futbolunu toplumsal fayda sağlayacak bir sosyal yatırım olarak da konumlandırmakta. Kadın futbolunun toplumun gelişmesi ve kalkınması için pozitif sosyal etki yarattığı, araştırma ve verilerle ortaya konulmuş durumda. Biz de TFF olarak kadın futbolu ile toplumumuzda gerçekleşecek bu sosyal etkiyi yaygınlaştırmak istiyoruz. Kadın futbolu için bugünden itibaren aktif olarak yer almak ve kadınların spora katılımında değişimin öncüsü olmak istiyoruz. Kadın futbolunun gücüne ve potansiyeline inanıyoruz; kız çocuklarını ve kadınları, oynamak istedikleri rol ne olursa olsun, futbol dünyasına fırsatlara eşit olarak erişebilen katılımcılar olarak entegre etmeyi istiyoruz. Bu strateji belgesinin hayata geçmesinde ve kadın futbolunun gelişimi sürecinde hep birlikte sorumluluk almalıyız ki bu alanda olumlu yönde değişimi ve dönüşümü mümkün kılabilelim. TFF, bu hedef doğrultusunda ilk adımı atmış bulunmaktadır. ‘Kadın Futbolu İçin Tam Zamanı’ sloganıyla duyurduğumuz Kadın Futbolu Strateji Belgesi, elbette ki tüm paydaşlarımızın katılımı ile hayata geçecektir.”
]]>Öğrencilerinin de atlı okçuluğu çok merak ettiklerini belirten Çakır, “Öğrencilerime atlı okçulukla ilgili de İngilizce kelimeler öğretiyorum. Yaklaşık 10 yıldır atlı okçuluk yapıyorum. Üniversiteyi de Ankara’da okudum, öğretmenlik yaparken eşimle tanıştım o da tarih öğretmeni, sonra eşimin teşvikiyle okçuluğa başladım. Bütün Türkler gibi atlara ilgimiz vardı ama evlenmeden önce atlı okçuluk yapacağım aklıma gelmezdi. Eşim de atlı okçuluk sporcusu. İlk başlarda biraz zor oldu” diye konuştu.
“Kadınlar ve erkekler geçen seneye kadar beraber yarışıyorduk” diyen Çakır, “Bu nedenle çok fazla kadın sporcumuz yoktu çünkü erkekler ata daha iyi biniyorlardı. Erkekler ata bindikleri zaman ona kıyabiliyor, biz kadınlar için at evladımız gibi kıyamıyoruz, topuğunu, dizgini vuramıyorsun. ‘Canım hadi yapar mısın’ ilk başlarda böyle oluyor. Ata o sertliği hissettirmen gerektiğini çok sonra anlıyorsun, o yüzden kadın olarak çok başka bir duygu, o sertliği yapabilmeniz zaman alıyor” dedi.
Son iki yıldır kadın atlı okçuların, var olduklarını gösterdiğini vurgulayan Çakır, şöyle devam etti:
“Önceki yıl Türkiye Şampiyonası’nda erkeklerle beraber yarıştık ve finale katılmaya hak kazanan 40 sporcu vardı içlerinden 4’ü kadındı. Geçen sene Geleneksel Atlı Okçuluk Federasyonu Başkanımız Zübeyir Bekiroğlu’nun destekleriyle kadınlar kategorisi ayrıldı. Bu işi yapan kadınlar normalde ‘erkeklerle yarışamayız’ diye çekiniyorlardı. Geçen sene Türkiye Şampiyonası’nda 300 sporcudan 70’i kadındı, bu bizim için gurur vericiydi. Daha öncesinde 300 sporcunun 10’u belki kadın oluyordu. Ciddi bir rekabet var, hedeflere kaç ok attığımız, nereden vurduğumuz artık çok profesyonel yarışıyoruz.”

7 yıllık atı Akduman’ın ölmesi kendisini çok etkiledi
Geçen yıl, 7 yıldır yarıştığı ve çok sevdiği atı ‘Akduman’ın ölmesine çok üzüldüğünü dile getiren Çakır, “Akduman’ benim için çok başkaydı, evladım gibiydi. İlk başladığımda hocamın kır ve beyaz atları vardı, çok sevmiştim. Sonra eşim bana evlilik hediyesi olarak Akduman’ı aldı, hem kır hem çilli bir erkek aygırdı, 7 yıl hipodromda koşmuş, birincilikleri de olan çok hızlı bir attı. Akduman’ın hem ilk atım olması hem evlilik hediyesi olmasından onunla başka bir bağımız oluştu. Onunla gece gündüz ilgilendim, farklı huyları vardı, şahlanması… İlk yarışmam da Akduman ile olmuştu” ifadelerini kullandı.
Akduman’ın görüntüsünün hala gözünün önüne geldiğini anlatan Çakır, “Akduman’ı kaybedince bu işi yapamam diye düşündüm. Ancak yeni atım ‘Turhan’ biraz unutturdu” dedi.
Avrupa’daki temsilcilikler için önceki yıl yabancı parkurlarda özel yarışmalar yaptıklarını da belirten ay-yıldızlı sporcu, “Orada kadınlar kategorisi ayrılmıştı ve 2 ayrı yarışmada birincilik elde ettim. Türkiye’de ise geçen sene Akşehir’de Turhan ile çok güzel bir yarış çıkardım ve tablo3 parkurunda 40.75 puanla kadınlar Türkiye rekoru kırdım. Apayrı bir sevinçti, ilk orada birinci olarak kürsüye çıktım. Yine ağladım çünkü Akduman aklımdaydı çünkü bu birinciliği onunla kazanmak istiyordum ama Turhan’a da minnettarım beni oralara taşıdı” şeklinde konuştu.

“Daha güzel rekorlar kırarak birinci olmak istiyorum”
Türkiye Şampiyonası’nın geçen yıl Kayseri’de yapılan finaline 10 kadın sporcu kaldıklarına dikkati çeken Çakır, “Kayseri’de bütün etaplardaki puanlarımızla Türkiye üçüncüsü olarak bitirdim. 2024 şampiyonamız da mayıs-haziran gibi yapılacak, hedefim geçen yıl da birincilikti ama yarışmayı bırakmayı düşünürken üçüncü oldum, şimdi daha güzel rekorlar kırarak birinci olmak istiyorum” dedi.
Yurt dışında yarışmak istediğini de belirten kadın atlı okçu, “Eşim de bu sporla yurt dışında yarıştı. Türkiye’de ilk 15’e girenler yurt dışında temsil ediyor, genelde erkekler oluyor ama ben de erkekler kadar puan yaparak ülkemi yurt dışında temsil etmek istiyorum. Belki Zübeyir başkanımızın destekleriyle ‘kadınlar kategorisinden de milli takım çıkaracağız’ denilirse o şekilde de yurt dışına katılabiliriz. Artık daha şevkle umutla çalışıyoruz, yurt dışında ülkem adına yarışmayı çok istiyorum” şeklinde konuştu.
Türkiye Şampiyonası’nda eşi ile aynı parkurda aynı atla yarıştıklarını da anlatan sporcu, “Hep şunu diyorum bu sporda eşim Davut Çakır’ı geçeyim zaten derece gelir, bunu bir kere başardım” değerlendirmesinde bulundu.

Atlı okçulukla beraber iki çocuğuna da annelik yapıyor
Sporla beraber 6 yaşındaki oğlu Musa Yiğit ve 5 yaşındaki kızı Asya’ya da annelik yapan Çakır, “Annelik de kolay olmadı, eşim, kayınvalidemler, annemler çok destek oldu. Tabii atın üstünde yarışa çıkıyorsunuz ama aklınız çocuklara da gidiyor. Ok atarken ‘anne’ sesinin gelmesi de bambaşka bir duygu, sizinle beraber kürsüye çıkmaları, madalyaları alınca bana da aldın mı demeleri ayrı bir gurur veriyor” şeklinde konuştu.
8 Mart Dünya Kadınlar günü için de sporcu, “Herkesi beklerim, Türkiye’nin her yerinde bu spor yapılıyor, şimdi her yerde kadın okçularımız var. Mutlaka gitsinler, hayatlarında bir kez olsun ata binsinler ve ok atsınlar” dedi.
Eşi ve atlı okçuluk sporcusu Davut Çakır da Türk tarihinde erkekler kadar kadınların da atlı okçuluk yaptığını belirterek, “Bu branşı erkekler kadar kadınların da yapması gerektiğine inanıyorum. Eşimi önce ok atmaya sonra ata binerek ok atmaya teşvik ettim. Başlarda biraz zorlandı ama şu anda Türkiye’de en başarılı kadın sporculardan birisi. Kadınlar kategorisinin ayrılmasından sonra kadın atlı okçu sayımız da çok arttı. Türk kültürünün mihenk taşı bu işi ailecek yapmak bizim için bir onur” ifadelerini kullandı.
]]>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam satışları, yılın ilk 2 ayında 2023’ün aynı dönemine göre yüzde 40,6 artarak 185 bin 691 adet olarak gerçekleşti.
Söz konusu dönemde otomobil satışları yüzde 52,11 artışla 146 bin 318, hafif ticari araç satışları da yüzde 9,8 artarak 39 bin 373 adet oldu.
ODMD LİSTESİNDE ÇİN MENŞELİ 10 MARKA VAR
ODMD listesine yeni Çin firmalarının da dahil olmasıyla pazardaki toplam marka sayısı 53’e yükseldi.
Bu markalara ülkeler özelinde bakıldığında, Fransız ve Almanların ağırlıkta olduğu görülüyor. Yerli üretim yapan markaların yanı sıra Güney Kore ve Japonya markaları da pazarda güçlü oyuncular arasında yer aldı.
Son dönemde Çin markalarının Türkiye’ye ilgisinde belirgin bir artış gözlenirken, bu durum pazara giren firma sayısına da yansıdı. Türkiye otomotiv pazarında Skywell, MG, Chery, Leapmotor, Seres, Maxus, Hongqi, DFSK, BYD ve NETA ile 10 adet Çin menşeli marka bulunuyor.
EN FAZLA SATIŞ YAPAN ÇİN MARKALARI
Çinli otomotiv firmalarının Türkiye’deki ocak-şubat döneminde elde ettikleri satış rakamlarına bakıldığında, Chery, 9 bin 456 adetle ilk sırada yer aldı. 2 bin 716 adetlik satış rakamına ulaşan MG ikinci ve BYD de 375 adetle üçüncü oldu.
DFSK, otomobil ve hafif ticari olmak üzere 69 satışla dördüncü, Skywell 58 adetle beşinci sırada konumlandı.
ÇİN MARKALARININ PAYI
Çin otomotiv firmalarının Türkiye’deki toplam satışları (otomobil ve hafif ticari) yılın ilk iki ayında 12 bin 781’e, otomotiv pazarından aldıkları pay da yüzde 6,88’e ulaştı.
Çin markaları arasında DFSK ve Maxus’un ticari araç satışı da bulunuyor. Bu iki markanın hafif ticari sarışları hariç tutularak, sadece otomobil özelinde bakıldığında Çin markalarının satışı 12 bin 709 ve otomobil pazar payı da yüzde 8,68 oldu.
GEÇEN YIL 1000 ADETİN ALTINDAYDI
Bazı Çin markalarının satışa henüz başlamadığı geçen yılın şubat ayına bakıldığında, Çin markalarının toplam satışları 1000 adedin altında kalmıştı. Geçen yılın tamamında ise Çin markaları, toplam 967 bin 341 adetlik Türkiye otomobil pazarında, 59 bin 97 satışla yüzde 6,10’luk paya ulaşmıştı.
Böylece Çin markalarının hem adet hem de pazar payı açısından Türkiye pazarındaki konumlarını güçlendirdiği görüldü.
Öte yandan, Türkiye’yi Avrupa’ya açılan bir kapı olarak gören Çin markalarının, Türkiye’de üretim yapıp yapmayacağı merak konusu. Bu noktada AA muhabirinin bilgi aldığı bazı ilgili şirket yetkilileri, Türkiye’nin Çin markaları için üretim ve batarya yatırımı anlamında en büyük adaylardan olduğunu, ancak elektrikli otomobillerle ilgili düzenlemeleri ve gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirtiyor.
Çin otomotiv markalarının ocak-şubat döneminde Türkiye’de yaptıkları satış rakamları şöyle:
Yaklaşık 15 yıldır ulusal ve uluslararası ralli organizasyonlarında yarışan Çetinkaya, otomobil sporlarının kadınlar arasında yaygınlaşması konusunda önemli rol oynadı.
Kadınlar klasmanını 7 kez zirvede tamamladığı Türkiye Ralli Şampiyonası’na 2024’te de katılan Çetinkaya ayrıca FIA Kadınlar Komisyonuna başkanlık yapacak.
Dünya Ralli Şampiyonası’nda (WRC) yarış kazanan tek kadın Michele Mouton ve Iron Dames yarış takımının kurucusu Deborah Mayer’dan sonra bu görevi üstlenecek üçüncü isim olan Çetinkaya, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Beş yıl aradan sonra 2023 Türkiye Ralli Şampiyonası’yla aktif spora döndüğünü hatırlatan Çetinkaya, yeni görevine ilişkin “FIA’dan bana bu teklif geldiğinde hala yarışıyor olmamın çok önemi vardı. Motor sporlarında hem müsabaka hem teknik hem görevliler hem de gönüllüler tarafında kadınların rolünün artması ve kadınların varlığının FIA tarafından tanınması amacıyla kurulmuş bir komisyon. Geçmişten bugüne devam eden, üzerine de inşa edilecek birçok farklı proje var.” değerlendirmesini yaptı.

“YAPACAK ÇOK ŞEY VAR”
Motor sporlarının bilinenin aksine yüksek fiziksel kondisyon gerektirdiğini belirten Çetinkaya, “Gelecekte Formula 1, WRC, Dünya Dayanıklılık Şampiyonası (WEC) gibi popüler serilerde yarışan kadın sürücü görebilecek miyiz?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Şu anda bunun önünde bir engel yok. Aynı serilerde kadınlar ve erkekler yarışıyor. 1980’li yıllarda Michele Mouton’un kazandığı yarış, WRC’deydi. Rakiplerinin tümü erkekti. Aynı şekilde 2010’da Eurosport’un özel ödülünü aldığımda, Kıtalararası Ralli Challenge’da (IRC) puan alan ilk ve tek kadın olduğumda da rakiplerin tamamı erkekti. (2010 IRC sezonundaki) İskoçya Rallisi’nde 7’ncilik aldık. Yine 2010’da Türkiye’de düzenlenen WRC yarışında genel klasman 12’nciliği aldım. Bazı şampiyonalarda kadınlara ayrı bir teşvik puanı veriliyor. Bunun haricinde F1’de sahneye çıkan bir kadın pilot görme çalışmaları devam ediyor. Mesela Dakar Rallisi’nde bu sene kategorisini (T3) kazanan bir kadın pilot (Cristina Gutierrez) var. Bir sonraki Dakar’da Sebastien Loeb ve Nasser Al-Attiyah’ın yanında Cristina Gutierrez de yarışacak. Dolayısıyla kadınlar aslında en üst seviyelerde varlar ama daha çok artabilir. Hemen hemen her alanda artık kadınlar daha fazla var ama bunun üzerine de yüzde olarak hala gidecek çok fazla yolumuz var. Bir de sadece belli bir bölgenin kadınları değil bütün dünyaya eşit bir yayılım sergilemek, herkesin bu imkanlara sahip olabilmesi gibi de bir misyon var. O yüzden yapılacak çok şey var, çok da yolumuz var.”
SAMİYE CAHİD MORKA’YI ÖRNEK GÖSTERDİ
Çetinkaya, kariyerinde pek karşılaşmasa da cinsiyet eşitsizliğinin hala önemli bir sorun olduğunu dile getirerek, “Motor sporları tarafında öncelikle daha çok erkek olan bir yerde kadınlar olarak az sayıda olduğumuz için kariyerimin başında daha çok ilgi gördüğüm zamanlar oldu. Fakat sonra iş ciddiye binip dünya arenasına çıkıp dev takımların kurulma aşamasında kadın olduğum için ufak tefek aksaklıklar da oldu. Ama bunun bir fırsat eşitsizliği boyutunda olduğunu söyleyemem, bence şanslıydım. Bence biz Türkiye’de bu anlamda şanslıyız. Çünkü birçok alanda kadınların aslında öncü olduğu bir ülkeyiz. Motor sporlarında ilk kez erkeklerin arasında mücadele edip kupa kaldırmış kadın, 1920’li yıllarda bizde: Samiye Cahid Morkaya. Aslında dünyaya göre çok önde başlamışız. Sadece şu an uluslararası temsil tarafında ülke olarak daha önde olmamız lazım. Daha fazla sporcumuzun kadınlarda da gelişiyor olması lazım. Mekanik tarafta, gözetmen tarafında katıldığım uluslararası etkinliklerde Türkiye’den kadınlarla karşılaşıyorum ve çok mutlu oluyorum.” diye konuştu.
MOUTON’UN YARDIMCI PİLOTU İLE YARIŞACAK
Bu yıl uluslararası yarışlara da katılacağı bilgisini veren Çetinkaya, Türkiye Şampiyonası’nın 2. ayağı Marmaris Rallisi için şimdiden heyecanlandığını aktararak, sebebini şu cümlelerle anlattı:
“2024 Türkiye Ralli Şampiyonası’nda ilk yarışı, ilk 10’a girerek tamamladık. 23-24 Mart tarihlerinde Marmaris’te düzenlenecek 2. yarışta bir misafir co-pilotum olacak. Geçmişte yarıştığım bir isim. Michele Mouton’un ve Ari Vatanen’in (1981 WRC şampiyonu) yardımcı pilotluğunu yapmış, çok değerli bir isim Fabrizia Pons. Aynı zamanda bir anne ve anneanne. Kadının yaşı kaç olursa olsun hayatına ve profesyonel kariyerine devam edebileceğinin de çok güzel bir göstergesi. Marmaris Rallisi’nde Fabrizia Pons’la beraber yarışacağız. İlk kez 2009’da İtalya’da beraber yarışmıştık. O zaman çok heyecanlı ve tecrübesizdim. Aradan yıllar geçtikten sonra, uzun yurt dışı deneyimlerinden sonra Türkiye’de beraber yarışacak olmak beni çok heyecanlandırıyor.”
SÜRÜCÜLÜK, ANNELİK VE ÇİFTÇİLİK
Otomobil sporları haricinde nelerle uğraştığı sorusu yöneltilen Çetinkaya, “Ankara’nın Nallıhan ilçesindeki çiftlikte dedemin, babamın doğduğu topraklar boş duruyordu. Ben de 5 sene önce orada ata tohumu Kavılca buğdayı yetiştirmeye başladım. Tamamen doğal ortamda, ek gübre vs. hiçbir şey kullanmadan yetişen Kavılca buğdayından un üretiyorum. Farklı ve bence çok değerli bir alan. Ona vaktim çok gidiyor. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumunda FIA temsilcisi olarak çalışmaya devam ediyorum. Bir de annelik… Onu da çok önemli bir meslek olarak görüyorum. Oğlumla da başkalarına emanet etmeden ilgilenmekten çok keyif alıyorum. Ayrıca kimi zaman kadınlarla özel etkinlikler, özel dersler kimi zaman da kurumların özel talepleri oluyor. Mutlaka onlara dahil oluyorum.” cevabını verdi.
“ERKEKLERE DE DESTEK OLMAK GEREKİYOR”
Çetinkaya, bir dilek hakkı olsa bunu fırsat eşitsizliğini ortadan kaldırmak için kullanacağını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:
“Fırsat eşitsizliğini değiştirmek isterdim. Sadece kadın-erkek olarak düşünmeyelim. Dünyada nefes alma imkanı bulan her insanın çok değerli olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla hepimiz aynı yollardan geçmiyoruz maalesef. Hepimizin önüne aynı yemekler de gelmiyor. Bu beni kalben yaralayan bir konu. Kimi zaman coğrafya, kimi zaman yaş, kimi zaman kadın-erkek… Genel olarak insanların karşısındaki diğer insana, daha insanca baktığı bir dünya isterdim. Birbirimizi daha çok sevelim. Fırsat eşitsizliklerinin olduğu yerlerde kadınlara destek olmak tabii ki güzel ama kimi zaman erkeklere de destek olmamız gerekiyor. Dolayısıyla bir bütün halinde bakıp birbirimizi daha çok sevip daha çok üretmeye odaklandığımız, daha çok el ele verip herkesin bir ucundan tuttuğu bir düzeni hayal ediyorum.”
]]>‘YAZA KADAR SICAKLIK HEP NORMALİN ÜZERİNDE’
Türkiye’nin ortalama sıcaklığının 2,9’dan 5,9 dereceye çıktığını bildiren Prof. Dr. Çiçek, “Doğu Anadolu’ya bakıyorsunuz ki Türkiye’de en soğuk yeri eksi 4,7 derece olan ortalama sıcaklık ocak ayında eksi 0.2’ye gelmiş. Tüm Türkiye’de 2,5 derece civarında ortalamaların üzerinde bir kış mevsimi yaşadık. Bu dönem iklim değişikliğinin Türkiye’de kötü bir örneği. Olumsuzluk olarak baktığımızda, kışı yaşamadığımız bir yıl oldu. Bu yılın sevindirici tarafı bana göre, Türkiye’de zaten öngörüler, yapılan uzun vadeli tahminler kış aylarının ortalamalar üzerinde geçeceğini gösteriyordu. Ama bu sıcaklıklara rağmen Türkiye nispeten yağışlı bir dönemi de geçirdi. Kuraklığı yaşamadık. Geçen sene çok ciddi bir kuraklık yaşamıştık. Bu sene Türkiye, sıcak ve yağışlı bir dönemi geçirdi ve bu trend böyle devam edecek. Önümüzdeki yaz aylarına kadar da bizim sıcaklığımız hep normallerin üzerinde geçecek” diye konuştu.
İklim değişikliğinin içinde uç değerlerin görülmesinin doğal olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Çiçek, “Seneye bundan daha soğuk bir kış yaşayabiliriz, bu olabilir. Ama önemli olan ne? Baktığımız zaman işte ocak ayı en sıcak ocak ayı oldu. Şubat ayı ikinci oldu. 2000’li yıllardan sonra dünyada belirgin bir ısınma eğilimi var ve her sene neredeyse sıcaklık rekorları tekrarlıyor. Genel bir artma var; ama bu ‘hiç soğuk bir kış görmeyeceğiz, kar yağmayan kış görmeyeceğiz’ demek değildir” dedi.

‘İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ RÜZGARI DA ETKİLİYOR’
Prof. Dr. Çiçek, ‘jet rüzgarları’ isimli, kış aylarında yaşanacak sıcaklık ve yağış miktarlarını belirleyen bir rüzgar türü olduğunu ifade ederek, “Eğer bu rüzgarlar çok kuvvetli olursa Türkiye biraz ılıkça koşulları yaşıyor; ama eğer bu rüzgarlar yavaşlar ve salınım yapmaya başlarsa bizim üzerimizde serin ve yağışlı koşullar yetişiyor; çünkü kutup havasını bize doğru getiriyor. İşte iklim değişikliği bu rüzgarları da etkiliyor; çünkü kutup bölgesi ile ekvatoral bölgedeki, tropikal bölgedeki sıcaklık farkı azaldıkça bu rüzgarların yapısı değişiyor, o da böyle kararsız kış koşullarını yaşamamıza sebep oluyor” diye konuştu.
DOĞU ANADOLU İÇİN KAR UYARISI
Kararsız kış koşulları yaşanacağını ve bazı yılların soğuk olabileceğini aktaran Prof. Dr. Çiçek, “Bazı yıllar bu sene görüldüğü gibi çoğunlukla kar yağışsız koşulları yaşayacağız. Bazı yıllarda da özellikle mesela bu sene Doğu Anadolu’da kar koşulları iyiydi, karın olduğu yıllar yaşayacağız. Şimdi bu önümüzdeki günlerde de hafta sonuna kadar kutup havasının Türkiye üzerine gelmesi ve Türkiye’nin doğu yarısında kar yağışlarına sebep olmasını bekliyoruz. Özellikle yüksek kesimlerde kar yağışları olacak; ama bu kar yağışları bundan sonra çok etkili kar yağışları olmayacak” dedi.
]]>TÜRKİYE’YE TAVSİYE: HAŞHAŞ ALANLARINI AZALT
Sosyal medya dahil olmak üzere internetin uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımındaki rolüne özel olarak odaklanılan, sentetik uyuşturucu kaçakçılığı ve tehlikesinin önlenmesine yönelik ilgili hükümetlere tavsiyelerde bulunulan rapor, dünyada açıklandı.
Raporda Türkiye ile ilgili veriler ise BM Uyuşturucu Kontrol Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından üniversitede dünyayla eş zamanlı duyuruldu. Atasoy, raporda Türkiye’nin elinde çok miktarda morfin olduğunun belirtildiğini aktararak, şöyle konuştu:
– Stok çok yüksek, neredeyse dünyada en fazla morfin stoku bulunduran ülke. 82 ton morfin eş değeri ham ürün stoklarımızda bulunuyor. Bu yüzden haşhaş ekim alanlarını azaltması tavsiye edilmiştir. Türkiye 45 bin 123 hektar olan 2018’deki ekim alanını giderek düşürmüş ve 26 bin 979 hektara indirmiştir, amaç elindeki morfin stoklarını eritmesidir.

Prof. Dr. Sevil Atasoy
EROİN YAKALANMALARI AZALDI
Rapordaki İran ve Türkiye’nin eroin yakalama oranlarına dikkati çeken Atasoy “Balkan yolunun ilk bölümünde yer alan İran ve Türkiye, 2022’de önceki yıllara göre daha az eroin yakaladıklarını bildirdi. Türkiye 7,9 tonla son 5 yılın en düşük yakalamasını gerçekleştirdi. 2021 yılında bu miktar 22,2 tondu, yüzde 64 ancak yakalanabildi. Yüzde 30 kadar daha az eroin yakalaması oldu. Her iki ülke, bu azalmayı güvenlik birimlerinin denetimleri artırmasına ve Güney yolunun giderek kullanılmaya başlamasına bağlıyor” diye konuştu.
METAMFETAMİNDE REKOR
Ülkede 2019’dan bu yana giderek daha fazla metamfetamin yakalandığını, 2022 yılında ise ikiye katlanan 77,7 ton ile rekor kırıldığını aktaran Atasoy, Afganistan kaynaklı metamfetaminin İran üzerinden Türkiye’ye girdiğine işaret etti.
Atasoy, şu bilgileri paylaştı:
– Türkiye genellikle kristal metamfetamin ele geçirmekle birlikte, sıvı metamfetamin de ele geçirmiş durumda. Yetkililer sıvı metamfetaminin zulalanma imkanlarının daha fazla olması nedeniyle tercih edildiğini bildirmiş. İstanbul çevresinde sıvı metamfetamini kristal şekle dönüştüren tesisler tespit ettiğimiz de raporda yer almakta.
AFGANİSTAN, İRAN, TÜRKİYE…
– Türkiye’nin sentetik esrar yakalama sayıları da 2021 yılına oranla yüzde 53 düştü. Rapora göre, 2020 ve 2021 yıllarında Batı Asya’da en fazla esrar reçinesi ele geçiren ülkeler sırasıyla Afganistan, İran, Türkiye ve Lübnan oldu.
Esrarın çok güçlü bir şekli olan skunkın Türkiye için ciddi bir sorun olduğu ve bunun raporda da yer aldığını vurgulayan Atasoy, önceki yıllara göre esrar yakalamalarında yüzde 28 azalma görüldüğünü ama daha etkin olan skunk yakalama miktarının yüzde 56 arttığının bildirildiğini dile getirdi.
EN ÇOK KULLANILAN ESRAR
Raporda yer verilen, 2022 yılında Türkiye’de gerçekleştirilen uyuşturucu bağlantılı suç işlemiş kişilerle ilgili bir araştırmaya da değinen Atasoy, buna göre en fazla kullanılan uyuşturucunun yüzde 49,2 ile esrar, yüzde 24,9 ile metamfetamin, yüzde 6,8 ile eroin olduğu bilgisini sundu.
Sevil Atasoy, metamfetamine bağlı ölümlerin uyuşturucuya bağlı toplam ölümler içindeki payındaki artış ve alınabilecek önlemlerle ilgili de “Eroin kullanımının azalmasının başlıca nedeni Afganistan’da haşhaş ekiminin yasaklanmasıdır. Bu yasak üzerine işsiz kalan köylüler, başka bir ürüne döndüler ve o da metamfetamin. Türkiye’de yakalanan metamfetaminin Afganistan kaynaklı olduğunu biliyoruz. Bu madde Türkiye için ciddi bir tehlikedir” ifadelerini kullandı.
]]>TİP’in Çankaya Belediye Başkan Adayı İrfan Değirmenci, şöyle konuştu:
“Bugün 3 Mart. 1924’te halifeliğin kaldırıldığı gün. Laiklik, TİP’in kırmızı çizgisi. Laikliği savunmak üzere, ‘Tek adamın karar verdiği yerde hiçbir şey olmaz, gül bitmez, ağaç dikseniz o yeşermez, tek adam karar vermeyecek, hep birlikte karar vereceğiz’ diye yola çıktık, bundan 100 yıl önce. İktidarı tek adam rejimi üzerinden eleştirirken Çankayalılara 25 aday adayının arasından, başvuruda bulunan aday adaylarından bir tanesini seçmeden ‘Budur işte bizim adayımız’ diyerek bir adayı dayatmak da eleştirdiğin şeye dönüşmek. Kusura bakmasınlar. Seçeneksiz değiliz. Kendimizi yönetmeye talibiz. Çankaya, Türkiye’nin en büyük bütçesine sahip belediyelerinden. Bu bütçeyi nereye harcayacağımızı da kendimiz karar veririz, beş kuruşunun da peşine düşeriz, demek için yola çıktık. Önümüzde 28-29 günümüz var, herkesten çok çalışacağız. Herkese çok güzel bir yanıt vereceğiz.”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş da, şunları söyledi:
“BİZİM BİR TANE GÜZEL MEMLEKETİMİZ VAR”
“Bu seçim, bundan 30 yıl sonra tarihe yazıldığında Türkiye İşçi Partisi’ni çıkartın bu seçimden, bu seçim Türkiye tarihinin en heyecansız seçimi olarak tarihe geçer. 14 Mayıs-28 Mayıs seçimlerinde bir kurtuluş umudu yeşerdi, tabii o büyük heyecan hedefine ulaşmayınca üzüldük, kırıldık, öfkelendik, gücendik, hak etmediğimizi, bu ülkenin bunu hak etmediğini düşündük. Nihayetinde bizim başka gidecek yerimiz yok, bizim bir tane güzel memleketimiz var. Bizleri birleştiren şey, bu memleketi bu yobazlara, bu faşiştlere teslim etmemek konusunda inat edenleriz. Mücadelede kararlı olanlarız.
“BİZ BU SEÇİMLERDE ‘DEĞİŞMEK ŞART’ DİYORUZ”
Aynı şeyleri yaparak, farklı sonuç beklemek bize uygun bir şey değil. Biz bu seçimlerde ‘Değişmek şart’ diyoruz. Herkes karşısındakinin değişmesini bekliyor, biz ise değişimi kendimizden başlatmaya karar verdik. Muhalefetin bir bütün olarak değişmesi lazım dedik. Sadece seçim günü gidip oy kullanarak, bu iktidardan kurtulmayı beklemek hayaldir. Eline devletin tüm olanaklarını geçirmiş, tarikatların desteğini arkasına almış, büyük sermayenin tam boy desteklediği, uluslararası güçlerin de arkasında tam boy durduğu AKP’yi yenmeyi gerçekten istiyorsak, ‘Oyumu atar hiçbir şeye de karışmam’ diyerek bu iktidarı yenmek mümkün değildir. ‘Birisi gelsin de bizi bu iktidardan kurtarsın’ diyen hayal kurar. Bizi bizlerden başka hiç kimse kurtaramaz.
“EKSİK YAPIYORUZ”
Öyle kolay yoldan bu kadar yıldır bu ülkenin tepesine çökmüş bir karanlıktan kurtulmak kolay değildir. Bunu Çankaya’da özellikle söyledim çünkü burada AKP’den MHP’den bu Cumhur İttifakı’ndan bu faşist iktidardan kurtulma iradesinin çok güçlü olduğunu biliyorum. Buna rağmen, ‘Neden kurtulamıyoruz’ sorusuna doğru yanıt vermemiz lazım. Eksik yapıyoruz. Birilerinin gelip bizi kurtarmasını bekliyoruz. Biz değişmeden, muhalefetin bütünü değişmeden, bu memleketin değişmesini bekliyoruz.
“ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRDİK”
Ülkenin içinde bulunduğu durumun bir numaralı sorumlusu Saray iktidarıdır, Recep Tayyip Erdoğan’dır, AKP’dir, Cumhur İttifakı’dır. Dolayısıyla bir seçime gidiyorsak, önümüzdeki ilk hedef AKP’nin ve MHP’nin geriletilmesidir. Halka ait olan ama kendilerinin gasp ettiği tüm alanlardan sökülüp atılmaları için mücadele edeceğiz. Bizim üzerimize düşen sorumluluğu harfiyen yerine getirdiğimizi söyleyebilirim. Türkiye’de binin üzerinde il, ilçe, beldede seçim yapılacak, biz bunların 200-250 tanesinde belediye başkan adayı göstermedik. Kazanabileceğimize inanmıyorsak, bizim alacağımız oyla muhalefet kaybedecekse, iktidar koltuğunu korumaya devam edecekse, Türkiye İşçi Partisi olarak ‘Önce ülkemizin, önce memleketimizin çıkarları, önce halkımızın çıkarları’ diyerek üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmekten hiçbir yerde tereddüt etmedik.
“İKTİDARA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”
Biz iktidarın elindeki mevzilerin geri alınması konusunda sorumlu davranıyoruz. Muhalefetin yeni mevziler kazanması konusunda sorumlu davranıyoruz. Ama bu statükoya da teslim olmuyoruz. ‘Burası zaten AKP’nin, burası zaten MHP’nindir’ diye düşünülen her yerde Türkiye İşçi Partisi aday çıkarıyor. Orada emekçileri, yoksulları, halkı, bu AKP-MHP faşizminin eline terk etmemek, o tarikatların, cemaatlerin insafına terk etmemek; halkın kendisini yalnız ve çaresiz hissedip, o tarikatlere, cemaatlere, o faşist partilere boyun eğmesine engel olmak için kazanıp kazanamayacağımızdan bağımsız olarak en güçlü biçimde mücadele ediyoruz. Belki oralarda bu seçimi kazanamayacağız ama emekçilerin gönlünü kazanacağız. Belki orada bu seçimi kazanamayacağız ama o emekçilerin hapsedildiği o duvarlarda çatlaklar yaratacağız ve oralara aydınlığın girmesi için mücadele edeceğiz. Bunu devrimci bir görev olarak görüyoruz. En güçlü oldukları yerlerde bile bu iktidara boyun eğmeyeceğimizi ifade etmek istiyoruz.
“GEBZE BELEDİYE BAŞKANI 5 YIL ÇALIŞMADIĞI KADAR, BU 1 AYDA ÇALIŞACAK”
Gebze’de seçim şöyleydi: Biz aday olana kadar AKP dünyanın en rahat seçimine gidiyordu. AKP’li belediye başkanı daha sokağa çıkmamıştı. Soranlara, ‘O evden çalışıyor’ diyorlardı. Gebze’deki adaylığımız gündem olmadan önce yerel seçimde, işçi sınıfının durumuna ilişkin tek bir laf edilebiliyor muydu? Gebze halkı durumdan çok memnun, belediye başkanı 5 yıl çalışmadığı kadar, bir ayda çalışacak. Yine orayı alamayacaklar ama biraz ter dökmeyi öğrensinler.
“BİZ BU SEÇİMDE O CEKETLERİ GARDIROPLARA ASMAYA GELDİK”
Belki dışarıdan basit gibi gözüküyor ama böylesi bir yerde adaylık iddiası ortaya koymak bile Türkiye siyasetinde dengeleri değiştiriyor. İşçi sınıfının hali, yaşadıkları konuşulmaya başladı. 31 Mart’tan 1 Nisan’a bir umut taşıyacaksak eğer emekçi mahallelerinde yeni bir alternatifin doğuşuna işaret ediyoruz. Muhalefetin de değişmesi lazım dedik ya, nasıl AKP-MHP ‘Buralar bizim kalemiz’ diye düşünüyorsa, Çankaya gibi birçok yerde de bir muhalefet tembelliği başladı. ‘Buranın onurlu insanları nasılsa bunlara oy vermez, o zaman buraya ceketimizi asar kazanırız’ diye düşünüyorlar. Biz bu seçimde o ceketleri gardıroplara asmaya geldik.”
]]>“ÇORLU DAVASINDA TARAFIMIZI BELLİ ETTİK”
*Biz oraya giderek ve örgütümüz ilk günden beri giderek, milletvekillerimiz ilk günden son güne kadar orada olarak aslında biz tarafımızı belli ettik. Biz mağdurdan yanayız ama birileri de tarafını belli edecek iki tane iş yaptılar. Bir tanesini şöyle yaptılar.
*Kaza olduğu sırada Devlet Demiryolları Ulaşım AŞ’nin genel müdürü olan kişi Veysi Kurt, uzun tartışmalardan sonra görevden alınmıştı. Onu, karar duruşması diye bizim bildiğimiz, onların da duruşmayı erteleyeceklerini bildikleri günden 4 gün önce bu sefer Devlet Demiryolları’nın, TCDD’nin genel müdürlüğüne getirdiler.
*Yani Recep Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Siz mağdurdan tarafsınız ama şunu bilin, ben onları yargılatmadım. Onları kanun önüne çıkartmadım. Onlara hesap sorulup da ipin ucu bana uzansın diye, Binali (Yıldırım) Bey üzerinden bize kadar gelsin diye gayretlerin karşısında dimdik durdum, siz mağdurun tarafında olabilirsiniz. Biz katilin tarafındayız’ dedi.
*Bu kadar net taraf koydu kendisine. O gün bilmiyorduk bunlara tepki gösterirken ama sonradan öğrendik ki, kazanın olduğu gün Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın genel müdürü vardı, İsa Apaydın. O da ayrılmıştı. Bir yerlerde şirket kurmuş.
*O kurduğu şirketle ihalelere girermiş ve tam bizim duruşma salonunda olduğumuz dakikalarda Samandağ’da bir yol ihalesi karara bağlanmış, 1,3 milyar lira İsa Apaydın’ın kurduğu şirkete verilmiş. Yani Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Madden de arkalarındayım, manen de arkalarındayım. Ben burada kimseyi yargılatmadım. Sadece çok alt düzeydeki sorumluların yargılanmasına izin verdim.
*Kimi atadıysam arkasında durdum. Bundan sonra da durmaya devam edeceğim’ dedi. Biz de buradan Tayyip Erdoğan’a hatırlatalım. Sen kimin arkasında durursan dur, biz haklının yanında, mağdurun yanında, ezilenin yanında, yani Cumhuriyet Halk Partisi ki kimsesizlerin kimsesidir; O senin kimsesiz gördüklerinin yanında kapı gibi durmaya devam edeceğiz.

“BÜYÜKŞEHİRLERDE 5 GÜÇLÜ KADIN ADAYIMIZ VAR”
Bugün de Yüceer’in aday tanıtım toplantısı için Tekirdağ’da olduklarını belirten Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:
*Tabii Cumhuriyet Halk Partisi, Atatürk’ün kurduğu parti. Daha dünyada, dünya kadar ülkede kadınlar oy kullanamazken seçme ve seçilme hakkının tanındığı bir ülkedeyiz. Nice Avrupa Birliği ülkesi bizden 30 sene sonra kadınlara oy kullandırtmaya ya da onları milletvekili yapmaya, belediye başkanı yapmaya başladı.
*Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşunun üzerinden 10 yıl geçmeden bu önemli vizyonu ortaya koydu ve bize de bunu öğütledi. Biz o yüzden Cumhuriyet Halk Partisi’nin aday belirleme süreçlerinde mutlaka kadın adayların ve gençlerin olması gerektiğini düşündük. Kadınla ilgili mesele şudur.
*Hayatın tam yarısı kadınlardan ve erkeklerden oluşurken bu kendiyle çok övünen, kendini vazgeçilmez gören biz erkeklerin her birini hem dünyaya getiren hem yetiştiren, ilk bilgileri verenler kadınlarken, en iyi öğretmenleriniz kadınlarken maalesef bizler Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapanlar, Atamızın vizyonunu takip ettirip bugünlere getirmekte önemli bir eksiklik ve mahcubiyet içindeyiz.
*Rakamlar kötü. Benden önce bu görevi yapan Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, çok önemli bir vizyon koydu, kadın kotası getirdi, gençlik kotası getirdi, mücadele etti ama eldeki rakamlar bu seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nde tam iki katına çıkabiliyor. Yine de yeterli değil ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönettiği büyükşehirlerde Muğla varken elimizde, İzmir varken, Aydın varken, Antalya varken, İstanbul, Ankara varken, Mersin, Adana varken sadece bir kadın büyükşehir belediye başkan başkanımız vardı.
*Sevgili Topuklu Efe’miz. Bu dönem 5 güçlü kadın adayımız var. Bu 5 adayımızın gönül ister, 5’i de seçimi alsın. 5’te 5 yapmak istiyoruz. Gün gelecek, Cumhuriyet Halk Partisi grubunun yarısı kadın, yarısı erkek olacak. Belediye başkanlarının yarısı kadın, yarısı erkek olacak.

“KADİR BAŞKAN, TAYYİP BEY GİBİ YAPMIYOR”
Tekirdağ’da CHP’li mevcut Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Albayrak’ın ailesindeki bir sağlık sorunu nedeniyle İzmir’e gittiği için programda olmadığını söyleyen Özel, şöyle devam etti:
*Candan Başkan’ın ondan alacağı ve sürdüreceği en önemli özellik şu. Hiç yöneticilikte Tayyip Erdoğan’a benzemiyor Kadir Başkan. Tayyip Erdoğan diyor ki, ‘Ben iktidarım. Bak, Hatay muhalefette kaldı. Boynu bükük kaldı’ diyor.
*Yani ‘Bana oy vermeyene hizmet etmedim’ diyor. Diyor ki Hataylılara, ‘Deprem geçirdiniz. Çadırda kaldınız. Açıkta kaldınız. Şimdi konteynerdesiniz. Bir kısmınız hâlâ çadırda. Sorununuz çok ama sizin bir kusurunuz var. Oyu bana vermemek. O yüzden sizi cezalandırıyorum’ diyor. Hatta diyor ki, ‘Bak, bir daha sandığa gideceksiniz.
*Benim partime oy vermezseniz mahsun kalırsınız’ diye şantaj yapıyor. Burada 11 ilçe belediyesi var. 7’sini Cumhuriyet Halk Partili belediyeler yönetiyor, 4 tanesini de CHP’li olmayan belediyeler. Her bir belediye başkanı hakkını teslim ediyor ki, bunu bütün Tekirdağ biliyor.
*Kadir Başkan, Tayyip Bey gibi yapmıyor. Bizde olmayan belediyeyle olan belediyeye eşit davranıyor. Oy vermeyen kimseyi oy verenden ayırmıyor. Kendisine gerçek bir devlet adamı olduğu için yürekten teşekkür ediyorum.
“TELAFİ EDİCİ BÜYÜMEYİ BÜYÜMEDEN SAYIYORLAR”
Albayrak’ın diğer çalışmalarını öven ve bundan sonra da parti bünyesinde çalışmalarını sürdüreceğini vurgulayan Özel, bundan sonraki süreçte de Yüceer’in, Tekirdağ’ı örgütle birlikte yöneteceğine işaret etti. Bölgedeki tarımın önemine de dikkat çeken Özel, şunları söyledi:
*2023 rakamları açıklandı. Tekirdağ için de çok önemli, benim memleketim için de. Güya Tayyip Bey diyor ki, ‘Hani yokluk, yoksulluk vardı? Bakın, Türkiye büyüdü’. Bir ara öyle bir küçülttüler ki, şimdi telafi edici büyümeyi büyümeden sayıyorlar.
*Türkiye toplamda büyüdü diye gösteriyorlar ama tarımda Türkiye, 2021’de yüzde 3 daralmıştı. Bu sene büyüyecek deniyordu. Yine yüzde 0,2 küçülmüş Türkiye gibi nüfusu artan, Türkiye gibi İhracatı olan, Türkiye gibi beslenme konusunda çok üst düzeyde bir talebin ortaya çıkmış olduğu; büyük bir ordusu, güçlü bir ordusu olan, genç bir nüfusu olan ülkede ve bu kadar verimli toprakları olan bir ülkede tarımın küçülmesini asla ve asla içimize sindiremiyoruz. Gıda enflasyonu, TÜİK’e göre bile yüzde 70. Gerçek gıda enflasyonu yüzde 120 ile 145 arasında ölçülüyor.
*Bir yandan Mehmet Şimşek, Türkiye’nin kişi başına milli gelirinin 13 bin 110 dolara çıktığını söylüyor ama bir yandan en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Açlık sınırı 16 bin 200 yüz lira. 10 bin liralık emekli maaşı 3 bin 800 dolardır. 17 bin liralık asgari ücret, 6 bin 400 dolardır. Türkiye’de kişi başına 13 bin dolar düştüğüne göre emeklinin kayıp 10 bin doları nerededir?
*Kayıp 10 bin doları var emeklinin. Asgari ücretlinin kayıp 7 bin doları vardır. Bu ülkenin emeklisi ve bu ülkenin çalışanları, her birinin cebinde yıllık 10 bin dolar, 300 bin lira para kayıpsa, bütün asgari ücretlerin cebinden 7’şer bin dolar, 210 bin lira yıllık kayıpsa bu para kimin cebinde durmaktadır? İşte bunun hesabını sormak zorundayız.
“TERÖR DİYE KANDIRIP OY ALDILAR”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın propagandalarına da değinen Özel, şöyle konuştu:
*Recep Tayyip Erdoğan, dün bir kez daha seçimleri kaybettiğini görünce geçen sefer yaptığı gibi iftiraya, yalana, dolana, hakarete sarılacağını gösterdi ve sarıldı. Geçmiş seçimlerde, sonradan kendisinin yalan olduğunu kabul ettiği montaj videolarla ‘Efendim CHP’nin, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına, Sayın Kılıçdaroğlu’na güya Kandil destek veriyormuş, alkış yapıyormuş.
*Montaj video yapacak kadar utanmazlığı ele aldılar. Birçok insana da şunu söylediler. ‘Evet. Açsın. Yoksulsun. İşsizsin. Güvencesizsin ama tehlike büyük. Vatanı bölecekler, oyu bize vermelisin. Bayrağı indirecekler, oyu bize vermelisin. Ezanı dindirecekler, oyu bize vermelisin’. Bu çok büyük bir yalandı. Seçim geldi geçti.
*Yoksul insanları, dardaki insanları beka sorunuyla korkutarak, terörle iş birliği diye yalanlar atarak kandırıp oylarını aldılar. Şimdi 10 bin lira emekli maaşına mahkûm ediyorlar. İşsizliğe, derin yoksulluğa mahkûm ediyorlar.
*Pazar yerlerinde çürümüş, atılmış, ezilmiş sebze meyveyi yüzünü kapayarak toplayan analarımız var. Onlar o hâldeyse yüzünü gizleyecek olan onlar değil; biziz, hepimiziz ama esas yüzünü gizleyecek olan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Gelinen bu noktada yine yalana sarılarak insanların açlıklarını, yokluklarını başka bir şeyle telafi etmeye çalışıyor.
“BAYRAK VE EZANLA TEHDİT EDİYORLAR”
*Aynı Hitler gibi… Yıllar önce Alman halkı açlıktan kırılırken, Alman bebeler açlıktan ağlarken Goebbels, Hitler’e şöyle metinler yazıyordu: ‘Alman çocuklarının tereyağına değil, güçlü Alman tanklarına, gres yağına ihtiyacı var’. Şimdi burada bayrak ve ezanla tehdit ediyor. Seçim geçti. O beş vakit mübarek ezanı okuyan müezzinin hakkını yine sizin vekilleriniz savunuyor.
*Diyorlar ki müezzinlere, imamlara, Diyanet Sen’e, ‘Siz faizsiz bankacılığa gideceksiniz. Onlar size promosyon verecek. Özel bankanın verdiği onda birine razı etmeye çalışıyorlar’. Ezanı susturacak diyenler, ezanı okuyanın hakkını savunuyor. Tayyip Erdoğan da onun hakkını yedirtiyor. Buradan şunu söyleyelim. Ben Tekirdağ İl Başkanımın, adaşımın gözünün içine baka baka söyleyeyim. O da gittiği her yerde bunu söylesin.
*Bu ülkenin beka sorunu olduğunda kimin ne yaptığını hepimiz biliyoruz. Beka sorunu nedir? Yok olma, istila olma, zapt edilme, ele geçirilme; oldu mu? Vallahi oldu.
*Matbaayı 200 yıl geç getirince, adamlar 200 yıl ileri geçince, teknolojiye değil de saraylara yatırım yapınca, akla, insana değil de şatafata yatırım yapınca ve 1200’lerde İngiltere’den parlamento deneyimi başlarken, 1700’lerde Fransa kendi devrimlerini yaparken, herkes demokrasiye giderken tek adam rejimi sürünce bu memleket, yapamadığımız toplarla, yapamadığımız donanmalarla, tuhaf deyimlerle 30 yıl Haliç’e zincirlediğimiz donanma küflenmişken geldi işgal altına girdi.
“DÜŞMAN DONANMASINA KIRMIZI HALI SERİYORLARDI”
*Bu ülkeye işgal donanmaları geldi. O gün bize bunlar, kendilerini milli görüp bizi gayrımilli ilan edenlerin çok sevdikleri, peşinden gittikleri, Numan Kurtulmuş’un dediği gibi ‘150 yıldır aynı yoldayız’ diyor. O yolun yolcuları, o düşman donanmasına kırmızı halı seriyorlardı.
*Bizim yolunun yolcusu olduğumuz Kartal istim botunun ucuna çıkmış, mavi gözleriyle ufka bakıp yanındaki yaverine ‘Korkma çocuk, geldikleri gibi gidecekler’ diyordu. Beka sorunu varken bizimkiler Bandırma vapuruyla Samsun’a, oradan Sivas’a, Erzurum’a, Ankara’ya savaşa; onunkiler İngiliz zırhlısıyla yurt dışına…
*Beka sorunu varken biz, İngiliz uçaklarının attığı İskilipli Atıf Hoca’nın, ‘Kurtuluş Savaşı’na katılmayın. Gazi Mustafa Kemal’in katli vaciptir’ yazıları atılırken biz Ankara Müftüsü Börekçi’nin fetvasını dinliyorduk. ‘Kurtuluş Savaşı’na katılmak her Müslüman’ın boynunun borcudur’ diyordu. Bugün, o Ankara Müftüsü Börekçi’nin daha sonra başına geçeceği Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulduğu gün.. Bugün 3 Mart. Güvence olan laiklik ilkesinin temellerinin atıldığı gündür.
“İZMİR ADAYLARININ AFİŞLERİNDE AK PARTİ AMPULÜ YOK”
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik söylediği sözleri hatırlatan Özel, İzmir adayı üzerinden sert tepki gösterdi. Özel, şu ifadeleri kullandı;
*Tayyip Erdoğan demiş ki dünkü yalanlarına, ‘Özgür Özel partisini topladı’ demiş. İnanamıyorum, bu sözleri nasıl söylüyor? Herhalde bunu nerede söylemem lazım, bilmiyorum. Sizin duymuş olmanız lazım. Ben demişim ki, ‘Seçim geçene kadar sahtekâr olun. Sahte olun. Milleti kandırın. Sakın gerçek yüzünüzü göstermeyin’.
*Demişim ki, ‘Seçime kadar gizlenin, riyakarlık yapın. AK Partililerden oy toplayın’. Değerli partililerim, şimdi ben bir şey diyeceksem zaten açıktan söylüyorum da sen bize bir şey demedin demezsiniz. Ne diyeceğimi bilirsiniz ama bir şey diyeceksem, şunu söylerim.
*Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan yürüyün derim. Zaten yürüyorsunuz. 6 okumuza ayrı ayrı sahip çıkın, derim. Derim ki örneğin günün birinde, Türkiye’ye yine had bildirmek için altıncı filo falan gelirse Tayyip Bey’in kendisinin abilerinin yaptığı gibi sakın ona doğru onu kıble görüp namaz kılmayın.
*Hemen gidin o altıncı filoyu denize dökün derim. Bir genç arkadaşımı görsem yakasında rozeti yok, kendi rozetimi ona takarım.
*Ben rozetimizle gurur duyarım ama Tayyip Bey ne yapıyor? İzmir’de Tayyip Bey’in büyükşehir belediye başkan adayı, ilçe belediye başkan adayları bırak rozet takmayı, billboardda AK Parti’nin ampulü yok, arabada AK Parti’nin ampulü yok, afişte, broşürde AK Parti’nin ampulü yok. Diyor ya, ‘Sahtekar olun, kendinizi gizleyin, oy alın, gerekirse riyakarlık yapın dedi Özgür’. Bakın, kişi kendinden bilir işi. Biz böyle bir şeyi aklımızdan bile geçirmedik. Onurla, gururla burada rozet ama İzmirlilere ‘Aman rozet kullanmayın. Benim ismimi bile asmayın. Belki ancak o zaman İzmir’de şansınız olur’ diyen riyakarı da bütün Türkiye’ye bir kez daha gözler önüne seriyorum. Recep Tayyip Erdoğan’dan başkası değildir.
]]>Halifeliğin kaldırılması, İslam dünyasında farklı tepkilere neden oldu. Bazıları bu kararı eleştirmiş ve İslam dünyasında birliği ve liderliği zayıflatacağını düşündü ancak Türkiye’de laiklik ilkesinin güçlenmesi ve dini otoritenin devletten ayrılması yönünde önemli bir adım olarak kabul edildi. Bu karar, Türkiye’nin modernleşme sürecinde önemli bir dönüm noktası olarak görülüyor.
HALİFELİĞİN KALDIRILMASI ÜZERİNDE TAM 100 YIL GEÇTİ
1 Kasım 1922’de TBMM tarafından kabul edilen bir kanunla saltanat kaldırılmıştır. Bu, Osmanlı Hanedanı’nın siyasi gücünün sona ermesi anlamına geliyordu.
Son Osmanlı padişahı VI. Mehmed Vahdettin, saltanatın kaldırılmasından sonra ülkeyi terk etti.
TBMM, 18 Kasım 1922’de Abdülmecid Efendi’yi halife seçmiştir. Abdülmecid Efendi, Vahdettin’in amcası ve son Osmanlı şehzadelerinden biriydi.
3 Mart 1924 günü Urfa vekili Şeyh Saffet Efendi ve elli üç arkadaşının hazırladığı, hilâfetin kaldırılmasına dair on iki maddeden oluşan bir kanun teklifi Meclis’e getirildi. Teklif okunduktan sonra halifenin hal‘edildiğini ve hilâfetin kaldırıldığını bildiren birinci madde; ardından hanedan üyelerinin yurt dışına çıkarılmasına dair 2. madde aynen kabul edildi. Oturuma katılan 158 üyenin 157’sinin oyuyla kabul edilmiş; tek ret oyunu Gümüşhane mebusu Zeki Bey verdi.
Aynı oturumda daha önce Şer’iye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti’nin İlgasına Dair Kanun ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu da kabul edilmiş ve Diyanet İşleri Reisliği’nin kurulması kararlaştırıldı.
Hanedan üyelerine yurt dışına çıkmaları için on günlük bir süre tanınmışken Abdülmecid Efendi aynı gece on bir kişilik ailesiyle beraber Çatalca İstasyonu’ndan trene bindirildi; sınıra kadar kendisine İstanbul valisi ve emniyet müdürü refakat etti.

HALİFELİĞİN KALDIRILMA SEBEPLERİ NELER?
1. Laik Bir Devlet Kurma Arzusu:
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucuları, modern ve laik bir devlet kurmak istiyorlardı. Halifelik makamı ise siyasi bir makamdı ve laik bir devletle çelişiyordu.
2. Milli Egemenliğin Pekiştirilmesi:
Halifelik makamı, milli egemenlik ilkesine ters düşüyordu. Milli egemenlik ilkesine göre, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Halife ise, milletin seçmediği, dini bir otoriteydi.
3. Birlik ve Beraberliğin Sağlanması:
Halifelik makamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve beraberliği için bir tehdit olarak görülüyordu. Özellikle Kurtuluş Savaşı’ndan sonra, farklı etnik ve dini grupların bir arada yaşadığı bir ülkede, dini bir otoritenin varlığı, birlik ve beraberliği zayıflatabilirdi.
4. Modernleşmenin Hızlanması:
Halifelik makamı, modernleşmenin önünde bir engel olarak görülüyordu. Modernleşme, eğitimde, ekonomide, hukukta ve diğer alanlarda yenilikler yapmayı gerektiriyordu. Halifelik makamı ise bu yeniliklere karşı bir direnç noktasıydı.
Diğer Sebepler:
Halife Abdülmecid Efendi’nin siyasi faaliyetlere girmesi ve Ankara Hükümeti’ne karşı muhalefet oluşturması
Halifeliğin, Anadolu’daki bazı isyanların arkasında olduğu düşüncesi
Halifeliğin mali yükünün ağır olması
]]>TCG Uluçalireis denizaltısı, 18 Mart’ta ziyarete açılacak.
Yenilenen denizaltı, Türk Donanması’nda 29 yıl boyunca görev yaptı. Sergilenmek üzere Çanakkale Deniz Müzesi’ne getirildi.
ABD’nin Portsmouth Tersanesi’nde 7 Temmuz 1944’te 94 metre boyunda, 8,5 metre eninde, 2 bin ton ağırlığında ve 4,5 metre draftında inşa edilen TCG Uluçalireis zayıf ve uzun, çevik ve dayanıklı bir balık türünden aldığı “USS Thornback” adıyla denize indirildi.
İkinci Dünya Savaşı’na katıldı
Savaşın ve mücadelenin içine doğan denizaltı, Haziran 1945’te harp karakolu yapmak için ilk seyrini icra etmek üzere Pearl Harbour Limanı’ndan ayrılarak Japonya açıklarında gelen bir emir üzerine İkinci Dünya Savaşı’na katıldı.
Türk sancağı çekildi
“Guppy IIA” tadilatı görerek 1946 yılında daha da güçlenen, 2 Temmuz 1971’de ABD’nin Charleston kentinde yapılan devir teslim töreninde Türk sancağı çekilerek Türk Deniz Kuvvetleri’ne katılan denizaltıya, Kılıç Ali Paşa namıdiğer Kaptanıderya Uluç Ali Reis’in adı verildi.
Düşmana ağır zayiat verdi
Denizaltı, 1548’den itibaren büyük Türk denizcisi Turgut Reis’in yanında gaziantep escort deniz akınlarında yer alan, 1571’de İnebahtı Savaşı’ndan tek gemi kaybetmeden ve düşmana ağır zayiat vererek çıktı.
Bunun için Padişah 2. Selim tarafından adı Kılıç Ali olarak değiştirildi. Endülüs’teki Müslümanları Haçlı zulmünden kurtarma faaliyetine katıldı.
1574’te Tunus’u fethederek bu ülkeyi İspanyol nüfuzundan kurtaran, 16 yıllık kaptanıderyalığında Türk Donanmasını cihanın en büyük deniz gücü olarak muhafaza eden Uluç Ali Reis’in ismiyle anılmaya başlandı.
Türk sancağı ile ilk dalışını 53 yıl önce yaptı
TCG Uluçalireis, Türk sancağı ile ilk dalışını 3 Temmuz 1971’de Atlantik Okyanusu’nda gerçekleştirdi. Donanmaya katılışı 3 Mayıs 1972’de Donanma Komutanı şehit Oramiral Kemal Kayacan tarafından yapılan denizaltı, 1974 yılı Denizkurdu-2 Tatbikatı’nın son safhasında Girit’in kuzeyinden harekete geçerek Kıbrıs Barış Harekatı’na iştirak etti.
1972, 1973 ve 1996 yıllarında torpido atış birincisi olan TCG Uluçalireis, 1990 yılı Denizkurdu-1 Tatbikatı’nda su altında hiç yakalanmadan en çok hücum geliştiren olarak takdir edildi.
TCG Uluçalireis, 1645’inci ve son dalışını 30 Mayıs 2000’de Kuzey Ege’de yaptı ve 8 Ağustos 2000’de hizmet dışına ayrıldı.
“Başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz”
TCG Uluçalireis’i, 18 Mart’ta yüce Türk milletinin teveccühüne sunmak üzere heyecanlı bir hazırlık içinde olduklarını dile getiren Albay Aras, şu bilgileri aktardı:
Denizaltımız son bir yıl içinde restorasyona alındı. 1971 yılında Deniz Kuvvetlerine katılan denizaltımız, 2000 yılında hizmet dışına ayrıldı. Tam 29 yıl Türk Deniz Kuvvetlerine hizmet vermiş bir denizaltıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla geçtiğimiz bir yıl içinde müze haline getirmek üzere denizaltımızı tekrar restorasyona aldık.
Türkiye’nin ilk denizaltı müzesinden bahsediyoruz. Bir yıl süren restorasyonun ardından 18 Mart’ta Çanakkale sularında ziyarete açacağız. Atılay ve Dumlupınar denizaltılarının anısına, bir anıt statüsünde burada ziyaret etmeye başta gençlerimiz olmak üzere tüm Türk halkını bekliyoruz.
]]>Yüksek Seçim Kurulunca (YSK) 1 Aralık 2023’te ilan edilen seçim takvimi, 1 Ocak’ta işlemeye başladı.
Takvim doğrultusunda bugüne kadar yürütülen iş ve işlemler kapsamında YSK, 2 Ocak’ta seçime katılma yeterliliğine sahip 36 siyasi partinin bulunduğunu belirledi.
Seçime katılacak siyasi partilerin birleşik oy pusulasındaki yerlerinin belirlenmesi için ise 27 Ocak’ta YSK Başkanlığında kura çekimi yapıldı.
YSK Başkanı Ahmet Yener, Yenilik Partisinin seçime katılmayacağını, Büyük Türkiye Partisi’nin de adını Ocak Partisi olarak değiştirdiğini YSK’ye bildirdiğini açıkladı.
Kura sonucu AKP 1, İYİ Parti 2, Sol Parti 3, Büyük Birlik Partisi 4, Memleket Partisi 5, Anavatan Partisi 6, Demokratik Sol Parti 7, Yeniden Refah Partisi 8, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) 9, Türkiye Komünist Partisi 10, Anadolu Birliği Partisi 11, Zafer Partisi 12, Halkın Kurtuluş Partisi 13, Türkiye Komünist Hareketi 14, Bağımsız Türkiye Partisi 15, Gelecek Partisi 16, Yeni Türkiye Partisi 17, CHP 18, Emek Partisi 19, HÜDA PAR 20, Hak ve Özgürlükler Partisi 21, Ocak Partisi 22, Adalet Birlik Partisi 23, Demokrat Parti 24, Güç Birliği Partisi 25, Millet Partisi 26, Milli Yol Partisi 27, Adalet Partisi 28, Genç Parti 29, Aydınlık Demokrasi Partisi 30, MHP 31, Türkiye İşçi Partisi 32, Demokrasi ve Atılım Partisi 33, Saadet Partisi 34 ve Vatan Partisi 35’inci sırada yer aldı.
29. sıradaki Genç Parti’nin seçime katılmayacağını bildirmesi üzerine seçime katılacak siyasi parti sayısı 34’e indi.
Parti, oy pusulasından kaldırılacağından, bazı partilerin pusuladaki sırası değişecek. Buna göre, Aydınlık Demokrasi Partisi 29, MHP 30, Türkiye İşçi Partisi 31, Demokrasi ve Atılım Partisi 32, Saadet Partisi 33, Vatan Partisi 34. sırada olacak.
ADAY LİSTELERİ 3 MART’TA AÇIKLANACAK
Siyasi parti ilçe başkanlıkları, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve il genel meclisi üyelikleri seçimlerine ait aday listelerini ilçe seçim kurullarına, büyükşehirlerde siyasi parti il başkanlıkları, büyükşehir belediye başkan aday listelerini il seçim kurullarına 20 Şubat’ta teslim etti. Aynı süre içinde bağımsız adaylar da başvurularını yaptı.
Seçim kurullarınca yapılan inceleme veya itiraz üzerine verilen kararlar sonucunda ya da istifa nedeniyle siyasi partilerin aday listelerinde eksiklik olması halinde, bu durum 1 Mart’ta ilçe veya il seçim kurullarınca partilere bildirilecek. Partiler, 2 Mart’ta eksiklikleri tamamlayarak ilgili seçim kurullarına bildirecek ve kesin aday listeleri 3 Mart’ta açıklanacak. Birleşik oy pusulalarının basımı ve ilçe seçim kurulu başkanlıklarına dağıtımına da 3 Mart’ta başlanacak.
Propaganda serbestliği ve bazı seçim yasakları, 21 Mart sabahı başlayacak.
Döküm ve dağıtımına 29 Şubat’ta başlanan seçmen bilgi kağıtlarının seçmenlere dağıtımı 24 Mart’ta tamamlanacak.
28 Mart’ta tutuklular ile taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin listeler kesinleştirilecek.
Propaganda serbestliği 30 Mart Cumartesi saat 18.00’de sona erecek.
Türkiye, 31 Mart’ta sandık başına gidecek.
OY VERME SAATLERİ
YSK, seçimin mart ayında olması nedeniyle mevsim şartları ve güneşin batış saatini dikkate alarak, doğudaki 32 ilde oy verme saatini bir saat erkene aldı.
Bu nedenle Adıyaman, Ağrı, Artvin, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Gümüşhane, Hakkari, Kars, Malatya, Kahramanmaraş, Mardin, Muş, Ordu, Rize, Siirt, Sivas, Trabzon, Tunceli, Şanlıurfa, Van, Bayburt, Batman, Şırnak, Ardahan, Iğdır, Kilis illerinde ve bu illerde bulunan ceza infaz kurumlarında oy vermenin başlangıç ve bitiş saatleri 07.00-16.00 olarak uygulanacak.
Bu illerin dışında kalan diğer illerde oy verme saatleri 08.00-17.00 olacak.
]]>SIRTIMIZI BİLİME DAYAYALIM
Ulusal ve uluslararası 100’den fazla ödül kazanıp, 500’ün üzerinde bilimsel eser yayınladı. 40’ı aşkın bilimsel araştırma projesi yönetti. Amerika Bilimin İlerletilmesi Organizasyonu, dünyadan 28 kişiyi aldığı Bilim Diplomasisi ve Liderlik Programı’na seçti. Önceki gün 2024 Yılı Türkiye İnovasyon ve Başarı Ödülleri’nde “Yılın Girişimci Lideri Ödülü kazandı. İYTE öğretim üyesi başına bilimsel yayında devlet üniversiteleri içinde son 5 yıldır Türkiye birincisi oldu. “Sırtımızı bilime dayayalım” diyen Prof. Yusuf Baran şöyle konuştu:
İÇİMİZDEN ATATÜRK ÇIKSA
“İnsanlar, ‘İçimizden bir Atatürk daha çıksa’ diyor. İçimizden bir Atatürk daha çıksa, onu aşağı çekeriz. Atatürk çıktığında sanki herkes ona, ‘Hadi arkandayız’ dedi. Atatürk, yaşamı boyunca içeride ve dışarıda mücadele etti. Yedi cihan kapımıza dayanmış, vatanımıza göz dikmişti. Vatan giderse aileniz, namusunuz, malınız, mülkünüz her şeyiniz gider. Mavi gözlü bir lider çıkıp, ‘Vatanımızı vermeyiz, özgürlüğümüzden asla vazgeçmeyiz’ dedi. Anadolu’da büyük bir özgürlük mücadelesi başlattı. Ayağında çarık heybesinde kuru ekmekle, özgürlük çağrısına Anadolu’nun yiğit evlatları koştu. ‘Savaş gemim, silahım yok’ diye kimse bahane uydurmadı.”
GENÇLERİ KEŞFETMELİYİZ
“O zaman da vatan için savaşan insanları beğenmeyen, dedikoducular vardı. 100 yıl sonra, bugün de yapılanı beğenmeyen, dedikoducular var. Çocuklarımıza, sınırsız, hiç kimsenin inanmadığı hayaller kurmayı ve hayallerinden vazgeçmemeyi öğretelim. Bu ülkede, her sene yüzlerce Atatürk, binlerce Mimar Sinan, Einstein doğuyor. Gençler iyi eğitimle, potansiyelleri keşfedilerek geleceğe hazırlanmalı. Bir ülkeyi ayağa kaldırmak ve yoksulluktan kurtarmak için tek reçete; Bilimsel eğitim, akıl ve liyakattir.”
YILLIK CİROSU 5 MİLYAR LİRA

İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’ndeki Teknopark İzmir’in ihracatı 200 milyon dolar ve yıllık cirosu 5 milyar TL’yi aştı. 2023 ÜniAR Araştırması Öğrenci Memnuniyeti’nde Türkiye Birincilik Ödülü ve Rektör Performansı Değerlendirmesi’nde Altın Ödül kazandılar.
Yusuf Baran kimdir?

iLKOKULDA “BU OKUMAZ” DiYE EVE YOLLAMIŞLAR!
Ziraat teknisyeni Mehmet Vechettin Baran ve ev kadını Ayten Baran’ın 7 çocuğundan biri olarak 1977’de Batman’da doğdu. Babalarının tek memur maaşıyla okuyan 7 çocuk eczacı, doktor, bilim insanı, mühendis ve genetik bilimci çıktı. İlkokul 1. sınıfta “Bundan olmaz, okumaz” denilip eve gönderilen Yusuf Baran ise 16 yaşında üniversite kazandı. Lise ve üniversite yıllarında işçi olarak çalışıp okudu. Dicle Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliği’ni bitirdi. YÖK’ün yaptığı Yüksek Lisans Eğitimi Sınavı’nda Türkiye birincisi olup, ODTÜ’de yüksek lisans ve doktora yaptı. 36 yaşında “Profesör” ünvanı aldı.
NATO bursuyla, ABD’deki Medical University of South Carolina’da okudu. 40’tan fazla bilimsel projede çalıştı. Dünya Ekonomik Forumu’nun akademik mükemmeliyet, topluma hizmet ve bilim ile dünyayı değiştirme potansiyeli olanlara verdiği, “Yılın Genç Bilim İnsanı Ödülü”nü kazandı. BM Dünya Bilimler Akademisi’nin 4 yılda bir dünyada 5 kişiye verdiği “Bilim Diplomasisi Ödülü”nü aldı. Kanser Moleküler Biyolojisi adlı bir kitabı var.
HURAFELERLE BOĞUŞUYORUZ

“1015’li yıllarda dünyada güney yarımküre, eğitim, bilim, astronomi ve felsefeyle ilgilenirken, kuzey yarımküre hurafelerle, savaşlarla ve çatışmalarla boğuştu. Son bin yılda bilim, güney yarım küreden kuzey yarım küreye göçtü. Doğu, Türkiye’den başlar. Doğu, 500 yıldır oturuyor. Bilimi terk ettiğimiz için bizim kucağımız-
da hurafeler ve savaşlar kaldı.”
İMPARATORLUKLAR NEREDE?
“İnsanlık tarihinin en güçlü canlısı dinozorlar, 360 milyon yıl yaşayıp 160 milyon yıl önce soyu tükendi. 110 milyon yıldır var olan karıncalar hâlâ var. ‘Ben çok büyüğüm, güçlüyüm’ demek çok yanlış. Roma, Selçuklu, Osmanlı imparatorlukları nerede? Alt alta koyduğumuzda tüm imparatorlukların yıkılma nedeni, eğitim ve liyakatten uzaklaşmalarıdır. Kanser bilimi, kök hücre çalışıyorum. Uygulanan bir ilacın kanser tedavisinde neden etkili olup olmadığını keşfettim. Kök hücreyle tavşanlarda boy uzattık. Türkiye’de ortalama 85 olan insan ömrü, 10 yıl içinde 10 yaş daha uzayacak. 1900’lü yıllarda ülkemizde ömür 40 yıldı. Bilim varsa ömrünüz de, boyunuz da uzuyor.”
YEDEK ORGAN ÜRETİYORUZ
“Alzhimer, demans gibi hastalıklar, ömür uzayınca çıktı. Ömür uzadı, vücut yoruldu. Kalp, gözler, böbrekler yetmedi. Bağışlanan organlar ihtiyacı karşılamadı. Laboratuvarlarda organ ürettik. Dünyanın en zengin insanı Rockefeller 99 yaşında öldüğünde vücudundaki 11 organı nakildi. Dünyanın geldiği nokta burası.”
TÜRKiYE BiLiME BAĞLANMALI

“Doğu, batı, kuzey, güney, Akdeniz, Karadeniz, İslam ve Hristiyan dünyası arasında Türkiye köprüdür. Dünya barışı ve insanlığın ortak aydınlık geleceği için çok çalışmalıyız. Türkiye’yi bilim, eğitim ve bilim insanları üzerinden dünyaya bağlamamız gerekiyor. Bilim diplomatıyım. Birçok devlet başkanıyla konuştum. Hepsi çok zengin, çok eğitimli aile çocukları değildi. Ortak özellikleri, hayal kurup çok çalışmalarıydı. İnsanlar hayallerinizle dalga geçmiyorsa büyük hayaller kurmamışınızdır. Gençlerimize, hayal kurmayı ve küresel sorunların çözümüne odaklanmayı öğretmeliyiz.”
“AMA” DİYEN KAYBEDECEK
“Bilim insanı olarak söylüyorum 2100 yılına kadar dünyada her şey bugünkü gibi giderse küresel ısınma ve su sorunundan 1 milyar insan doğduğu topraklardan göç edecek. Bizi, bilimin dışında aynı masada toplayacak başka bir güç yok. ‘Ama’ diyen kaybedecek.Dünya Ekonomik Forumu, 2030 yılına kadar dünyanın en büyük 500 şirketinin 200’ünün yok olacağını ve 2030 yılında dünyanın en büyük şirketi olacak kuruluşun ise hâlâ kurulmadığı yazdı. Dünyadaki, bu baş döndüren değişimi görmeyenler gerileyecek.”
]]>Şubat 2022’de Ukrayna savaşının başlamasıyla artan Türkiye ile Rusya arasındaki ticaret, ABD’nin özellikle Aralık 2023’te Türk bankalarına dönük tehditlerini artırmasıyla belirgin ölçüde geriledi.
TÜİK verilerine göre, Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 2024 yılı Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 39,5’lik düşüşle 628 milyon dolara geriledi.
Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı, ocak ayında son 20 ayın en düşük seviyesini gördü. Ocak 2023’te Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı 1 milyar 37 milyon dolar olmuştu.
Savaş öncesinde 2021 yılında toplam 5 milyar 774 milyon dolar olan Türkiye’nin Rusya’ya ihracatı, 2022 yılında 9 milyar 343 milyon dolara, 2023 yılında 10 milyar 909 milyon dolara yükselmişti.
Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı da 2024 yılı Ocak ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,5 düşüşle 4 milyar 325 milyon dolara geriledi. Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı, 2023’te enerji fiyatlarındaki düşüşün de etkisiyle bir önceki yıla göre yüzde 22,5 düşüşle 45 milyar 598 milyon dolara gerilemişti.
Yaptırımlar nedeniyle özellikle Avrupa Birliği ülkeleriyle ticareti keskin biçimde düşen Rusya, Afrika, Orta Doğu ve Asya ülkelerine yönelmiş, Türkiye de savaş sonrasında Rusya ile ticaretini artıran ülkeler arasında yer almıştı.
Rus ithalatçılar hem Türk ürünlerine yönelmiş hem de Batı menşeili ürünlerin ithalatı için Türkiye ara durak olarak seçilmişti.
ABD, Rusya’nın yaptırımlardan kaçmasına olanak sağlayan finansal kuruluşların cezalandırılması için 22 Aralık 2023’te bir kararname çıkarttı.
ABD Hazine Bakan Yardımcısı Wally Adeyemo, kararnamenin çıkarılmasının ardından yaptığı açıklamada, Türkiye, Çin ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerde faaliyet gösteren bankalara artık yaptırım uygulanabileceğini söylemişti.
ABD, şirketleri Rusya’ya uygulanan ABD yaptırımlarından kaçmamaları konusunda defalarca uyardı ve Moskova’nın bu önlemleri aşmasına yardım etmekle suçladığı Türkiye, BAE ve Çin’deki firmaları hedef almıştı.
Adeyemo, önceki gün yaptığı açıklamada, ABD’nin yabancı finans kuruluşlarına yaptırım uygulama tehdidinin Rusya ile Türkiye, BAE ve Kazakistan gibi ülkeler arasındaki finansal akışı önemli ölçüde değiştirdiğini belirtmişti.
Adeyemo, “Benim görebildiğim verilerde, finansal akışta belirgin bir fark tespit ettim. Bunlar muhtemelen kurumlar tarafından engelleniyor” demişti.
‘BANKALARIN UYUM DEPARTMANLARI CİDDİYE ALDI’
Adeyemo bankaların uyum departmanlarının, ABD’nin ilk kez ikincil yaptırımlara başvuracağını ifade etmesi nedeniyle kararnameyi ciddiye aldıklarını söylemişti. İkincil yaptırımlar, hâlihazırda ABD’nin yaptırım uyguladığı taraflarla iş yapan yabancı kişiler ve şirketleri kapsıyor.
Adeyemo, “(Kararnameden) kısa bir süre sonra, CEO’lardan başlayarak aşağı doğru olmak üzere dolara erişimimizi korumak için ne yapabiliriz diye sormak için bizden toplantı talep etmeye başladılar” demişti.
Adeyemo, “Bunlar kendilerine odaklanıldığını bilen ve doğru tarafta yer aldıklarından emin olmak isteyen büyük bankalardı. Çünkü onlar için günün sonunda Rusya ile bir miktar iş yapıyor olsalar bile bu ABD ile yaptıkları ya da dolarla yaptıkları işlerin yanında cılız kalıyor” demişti.
ABD, yabancı finans kuruluşlarına yönelik kararnameyi şu ana kadar uygulamadı.
ÖDEMELERDE SORUN YAŞANIYOR
Reuters’da geçen hafta yer alan ve konu ile ilgili bilgi sahibi olan yedi kaynağa dayandırılan bir haberde, ABD’nin Rusya ile çalışan finansal kuruluşlara yaptırım uygulama tehdidiyle Türkiye ve Rusya arasındaki ticaretin finansmanının aksadığı, hem Rusya’dan alınan petrol ödemelerinin hem de Rusya’ya giden pek çok ürünün ödemelerinin tahsilatında zorluklar yaşandığı ifade edilmişti.
Kaynaklar, kararnamenin özellikle enerji sektörünü hedef almasa da Türkiye’nin Rus ham petrolü için ödemelerini ve Türkiye’nin Rusya’ya ihraç ettiği ürünler için Rusya’nın ödemelerini karmaşık hâle getirdiğini söylemişlerdi.
ABD’li üst düzeydeki yetkililer Türkiye, BAE ve diğer ülkeleri ziyaret ederek, ABD’nin yaptırım uyguladığı kurumlarla iş yapmaları durumunda G7 ülkelerinin piyasalarına erişimlerini kaybedebilecekleri uyarısında bulunmuşlardı.
Başkanlık kararnamesinde, yalnızca ABD’nin yaptırımlarına maruz kalan ya da Rusya’nın askeri sanayi üssü ile bağlantılı olan şirketlerle bilinçli olarak çalışan şirketleri kapsayan bir eşik bulunmaması nedeniyle şirketler, yaptırım uygulanan şirketlerle farkında olmadan iş yapsalar dahi ABD’nin mali sisteminden çıkarılma riski ile karşı karşıya kaldılar.
]]>Özel “31 Mart yerel seçimleri bundan sonra 4 yıl boyunca bir daha herhangi bir seçimin olmayacağı seçimler. Mehmet Şimşek’in ağzında bir bakla var. Diyor ki ‘1 Nisan’dan sonra sıkı para politikasına geçeceğiz.’ Bunun emekçiler için anlamı hak edilen zammı almamaktır. Emekliler için bugünkü açlık sınırından 7 bin lira aşağıdaki en düşük emekli maaşını arttırmamaktır. Küçük esnaf için yeni vergi yükleri, artan enflasyon, zamlar ve hayat pahalılığı demektir. 1 Nisan geldiğinde artık ertesi gün yapacak bir şey kalmamıştır bunlara engel olmak için” dedi.
“HERKES GÜCÜNÜ GÖSTERMEK ZORUNDA”
Özel, şöyle devam etti:
– Eğer bir şey yapacaksınız, 1 Nisan’dan bir gün sonra yapamazsınız. 1 Nisan’dan bir gün önce, 31 Mart’ta sandık başında yapacaksınız. Daha önce her ne sebeple olsun, AK Parti’ye, MHP’ye oy vermiş ama hayat pahalılığı karşısında ezilmiş, enflasyon yüzünden tükenmiş, alım gücü kalmamış, borcunu ödeyemeyen, kredi kartını başka yerden kredi çekerek kapatan, borcu borçla çevirenler, geçen seneye göre bu sene daha yoksul hissedip gelecek seneden endişe edenler, boynu bükük çiftçiler, kaderine terk edilmiş hayvancılıkla uğraşanlar, sorunları hiç dile getirilmeyen Marmaris’teki arıcılar, esnaf, memur, çalışan, herkes. Bunlarla ilgili endişe duyan herkes 31 Mart’ta bu iktidara gücünü göstermek zorunda.
“SEÇMEN BİR YERE GİTMEDİ, DURUYOR”
– Her şeye rağmen oy alırsa, her şeye rağmen AK Partililer, MHP’liler sıkıntılarını ifade etmezlerse, hiç değilse bir sarı kart göstermezlerse, bir kırmızı ışık yakmazlarsa, ‘Hep zengine çalışıyorsun, bizi ezdirdin’ demezlerse 1 Nisan’dan sonra acı reçete geliyor. 31 Mart’ta Cumhur İttifakı’nın gücünü dengelemek, onların karşısına bir gücü koymak zorundayız. Bunu yerel seçimlerle yapmak zorundayız.
– O yüzden ben CHP’nin Genel Başkanı olarak Cumhur İttifakı’nın karşısında en büyük ittifakı aramak için elimden geleni yaptım. Çiçeği yaptırdım, arkadaşlarımı yanıma aldım ve ziyaretlerde, temaslarda bulundum, ‘Birlikte olalım. Buraları AK Parti’ye, MHP’ye teslim etmeyelim’ dedim. Biz Ankara’da bir ittifak, bir iş birliği gerçekleştiremedik. Ama 2019’da büyük zaferi yaşayanlar ve yaşatanlar buradalar, seçmen bir yere gitmedi. Ben o yüzden CHP olarak Cumhur İttifakı’nın karşısındaki büyük Türkiye İttifakı’nın içinde hep birlikte yer aldığımızı görüyorum.
“TÜRKİYE SENDEN BÜYÜKTÜR”
Hani dış politikada konuşup da gelip iç politikaya malzeme ediyor ya ‘Dünya beşten büyüktür’ diye. Bak, Türkiye senden büyüktür. O karınca gibi görüp ezmeye çalıştığın emekçinin, kardeşi vardır; karıncanın kardeşi vardır. O da CHP’dir, cumhuriyetçilerdir, bütün Türkiye’dir, Türkiye İttifakı’dır. Yok saydığın, Atatürk’ün ‘Milletin efendisidir’ dediği çiftçinin kardeşleri vardır. CHP’lilerdir, Türkiye İttifakı’dır, Türkiye’dir.
– Hepinizin arkasındayız. Ve gençlerimiz, Türkiye’de umudu kalmayanlar, yurt dışına gitmek isteyip geleceği orada aramak isteyenler gençlerimize hep birlikte sesleniyoruz: Kimse enseyi karartmasın, umudunu kaybetmesin. Umut var, umut 31 Mart’tadır. Umut; geçtiğimiz sene çok üzüldüğünüz, geçtiğimiz sene mayıs ayında belki de çok karamsarlığa kapıldığınız noktada hep birlikte ayağa kalkan, motive olan, 100 yıl önce kurtardığı ülkeyi yine kurtarmaya azmetmiş olan, kurduğu cumhuriyetin kıymetini bilen cumhuriyetçilerdir, Atatürkçülerdir. Biz buradayız, hep birlikteyiz ve hiçbir yere gitmiyoruz.
‘BABA OCAĞI’NA DAVET
CHP lideri Özgür Özel, konuşmasının ardından, Memleket Partisi’nden istifa edip CHP’ye katılan İbrahim Şimşek ve Murat Gökalp’in rozetlerini taktı ve ”Hangi partide olursa olsun tüm cumhuriyetçileri, tüm Atatürkçüleri, tüm vatanseverleri, tüm milliyetçileri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün baba ocağına CHP’ye davet ediyorum” dedi.
]]>Ortadoğu’da yükselen cihatçı fikirlerin tırmandığı 2012 yılında, Türkiye’deki selefi cemaatlerde de bir heyecan yaşanmaya başladı. Dünya’nın gözü, o tarihlerde Suriye’deydi. IŞİD, gücünü artırıyor, birçok ülkeden gelen cihatçılar, önce Irak’ta ardından Suriye’de devletlerini kuruyordu.
Örgüt, kendisiyle savaşan tüm ülke ve grupları, ‘Allah düşmanı’ ilan edip, sempatizanlarına saldırı talimatı verirken, en fazla hedef alınan ülkelerden biri de Türkiye olacaktı.
Nitekim 2013’te Reyhanlı’da bomba yüklü bir araçla düzenlenen saldırı, IŞİD-Türkiye arasındaki çatışmaların ülke içine sıçradığı ilk olay oldu.
IŞİD, saldırıyı üstlenirken, Türkiye’yi açık şekilde tehdit etti. Türkiye Cumhuriyeti, 10 Ekim 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan etti. Örgütün cevabı, ülkenin birçok tarafından sıralı saldırılar oldu. O saldırılardan en büyüğü, ‘terör örgütü’ ilanının ikinci yılında yaşandı: 10 Ekim 2015’te, Ankara Garı’nda iki IŞİD’li canlı bombanın düzenlediği saldırıda, 103 kişi hayatını kaybetti.
Örgütün Türkiye’de Reyhanlı, Sultanahmet, Niğde, Diyarbakır, Suruç, İstiklal caddesi, Gaziantep Atatürk Hava Limanı, Reina ve son olarak 2024 başında Sarıyer’de bir kiliseye yaptığı 13 saldırıda, 363 kişi hayatını kaybetti… Bu saldırıların faillerinin 7’si yabancı uyruklu, 6’sı ise Türkiye vatandaşıydı.

IŞİD Terör Örgütü lideri Ebubekir Bağdadi, 2019’da elinde ‘Türkiye Vilayeti’ yazılı dosya varken görüntü verdi.
Adıyaman ve Gaziantep yapılanmalarındaki militanlarının yaptığı eylemlerin ardından emniyet güçleri operasyonlarla örgütü zayıflattı.
Yerel gücünü kaybetmek istemeyen örgüt, ‘Türkiye Vilayeti’ ismiyle, yapılacak eylemleri merkeze bağladı.
2019’da, Ebubekir el-Bağdadi’nin, üzerinde ‘Türkiye Vilayeti’ yazan bir dosyayla görüntü vermesi, IŞİD’in Türkiye’yi resmen kendi hiyerarşisine kattığının ve Türkiye Emiri olduğunun da göstergesiydi.
Nitekim örgütün bir dönem Türkiye Valiliği görevinde bulunan Kasım Güler, savcılığa verdiği ifadesinde, Türkiye Vilayeti’nin kuruluşunda yaşananları şöyle anlatacaktı: “2017’de Suriye’deyken Nusret Yılmaz yanıma geldi, bana kendisinin IŞİD tarafından Türkiye Valisi olarak görevlendirildiğini ve benimde yanlarında bulunmamı istediler. Ben yaralı olduğumdan yapamayacağımı söylememe rağmen Nusret Yılmaz örgüt merkezine benim ismimi vermiş. Gelen talimat üzerine 2017 Ocak ayında Türkiye Vilayeti’nde görevlendirildim.”
Araştırmacı-Gazeteci, ‘IŞİD Ağları’ kitabının yazarı Doğu Eroğlu, Nusret Yılmaz’ın, Suruç ve 10 Ekim saldırılarını gerçekleştiren Gaziantep grubunun üyelerinden olduğunu söylüyor.
“Vilayet kurulmadan önce, örgütün Türkiye sorumlusu, Gaziantep grubunun lideri ise Yunus Durmaz’dı” diyor.
Eroğlu, Gaziantep Grubu’nun IŞİD içinde ‘özel bir konumda’ olduğunu belirtiyor: “Türkiye’den IŞİD’le hareket eden özelleşen tek yapıydı. Binlerce insan Suriye’ye savaşmaya ya da lojistik destek vermeye giderken hiçbiri Gaziantep Grubu kadar otonomluğa sahip değildi. Farkı, Yunus Durmaz ve etrafındaki insanların Türkiye’de eylem yapmak üzerine plan yapıyorlardı.”
IŞİD’in Türk yöneticilerinden İlyas Aydın da örgütün ‘Diyarbakır HDP Mitingi ve Suruç saldırılarını Gaziantep hücresinin inisiyatifiyle yaptığını söylerken geri kalan saldırıların merkezin emriyle yapıldığını anlatıyordu.
Örgüte yakın kaynaklar, bu noktada, IŞİD’in Türkiye Vilayeti’ni resmiyete kavuşturmak için ‘inisiyatifle’ yapılan eylemleri engelleyip, merkezden gelen talimatlarla eylem yapılmasını sağlamayı hedeflediğini belirtiyor.
2017’de kurumsallaşan Türkiye Vilayeti, kendi ordularını kuran, Türkiye’den insan kaynağı yaratmak için ilişki ağları olan bir ekipti. Bu ekibin içinde sınır emirliği görevinde bulunan İlhami Balı, Suriye’ye gitmek isteyenlere lojistik destek sağlıyordu. Balı’nın örgüt yönetimi ve militanlarla olan birçok görüşmesi, emniyetin takibindeydi.

ÖRGÜTLENME VE İLK GÖRÜŞMELER
IŞİD’in Türkiye’de kalabalıklaşması da bu kişiler çevresinde gerçekleşti. İddianame ve soruşturmalardaki gizli mesajlaşmalarda, selefi cemaatlerinin önde gelen isimleri ilk olarak 2013’te İstanbul’da buluşup, IŞİD’e katılıp katılmama konusunu tartıştı. Ardından Ekim 2014’te Konya Meram’da yine cemaatin önde gelenleri buluştu. Görüşmede, Kasım Güler, Abdullah Külgecioğlu, Bilal Özbuğday, Hüseyin Oral ve Hafız Mustafa vardı. Kasım Güler, 2014’ün Ocak ayında, Suriye’ye geçip, örgüte biat etmişti bile…
Külecioğlu, sohbete, ”Size önemli bir şeyler anlatacağım” diyerek başladı. Kasım Güler ile Afganistan’dan beri beraber hareket ettiklerini, beraber çalıştıklarını, şimdiyse İslam Devleti’nin kurulduğunu, bundan sonra çalışmalarını oraya kaydıracaklarını ve dolayısıyla bu noktada ilimle uğraşan insanların yardımına ihtiyaçları olduğunu söyledi. Bu nedenle, biz ilim sahiplerini davet ederek bir araya getirdiklerini söyleyerek Konya’dan Suriye’ye gitmek isteyen kişilere aracılık etmek istediklerini, orada bir Türk bölüğü kurmak istediklerini belirtti.

Ayrıca Konya’daki bu sohbet tek değildi. Yine 2014’te İstanbul’daki selefi gruplar, ilk kez bir araya gelerek Suriye’deki gelişmeleri tartışıyor, hatta birlikte namaz kılıyorlardı.
Sonucunda, Türklerin yönetimindeki ilk ordu kuruldu. Bu yapının içinde, Türk, Azeri ve Özbekler bulunuyordu.
Kasım Güler yönetimindeki ordunun Türkiye’deki cemaatlerde konuşulmaya başlanması, IŞİD’e destek vermeyen yapılar arasında tartışmalarla beraber kopuşlara da neden oldu. IŞİD’e katılmayı reddeden bazı cemaatlerin üyeleri, Güler’in bölüğüne katılmak için Suriye’ye gitti.
Açılan soruşturmalar, yargılamalar ve araştırmacıların bulgularından yola çıkarak IŞİD’in Türkiye’deki örgütlenme yapısının illerdeki gruplar arasındaki ‘davetçiler’ ile gerçekleştiğini söylemek mümkün.
YARIN: IŞİD İNTİHAR EYLEMLERİ GRUBU NASIL OLUŞTU? DAVETÇİLER KİM?
]]>“BUNUN DA AKIBETİ AYNI OLACAK”
*Manisa’ya geçtiğimiz mayıs ayında yapılan seçimlerde Cumhur İttifakı’na Cumhurbaşkanlığı’nda yüzde 50, milletvekilliğinde yüzde 49 oy oranıyla verdiği destek için teşekkür ediyorum.
*Kendi partisine sözünü geçiremediği halde borusunu burada öttürmeye heveslenen biri var. Buradan kendisine sesleniyorum, hiç merak etmesin, kendini boşuna paralamasın, boynuna vurulan prangalardan kurtulacağı gün çok yakındır.
*Manisa’nın da desteğiyle 31 Mart’ta onu da özgürleştirerek maruz kaldığı eziyetten kurtaracağız. Bir önceki gibi, 13 kez girdiği seçimlerden nasıl bir netice alamadan eyvallah deyip gittiyse bunun da akıbeti aynı olacak.
*Dikkat ederseniz içeride ve dışarıda birileri ısrarla milletimizin moralini bozmak, canını sıkmak, umudunu köreltmek için her yolu deniyor. Türkiye’nin sıkıntıları yok mu? Elbette var.
*Ama bunları çözecek olan program da irade de tecrübe de milletiyle, devletiyle, cumhurbaşkanıyla, hükümetiyle yine bizdedir.
*Hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden, hiçbir program ve proje geliştirme zahmetine katlanmadan milleti kendilerine mahkum etmek isteyenlerin heveslerini kursaklarında bırakmak boynumuzun borcudur.
“ÇALIŞANLARIMIZIN DERTLERİ Mİ VAR…”
*Türkiye’yi, geçtiğimiz 21 yılda 3 kattan fazla nasıl büyüttüysek, sanayimizi, tarımımızı, ticaretimizi nasıl küresel rekabete hazırladıysak bugünkü meseleleri de öyle hal yoluna koyacağız.
*Hiç endişe etmeyin. Çalışanlarımızın dertleri mi var, birlikte çözeceğiz. Emeklilerimizin sıkıntıları mı var, birlikte aşacağız. Esnafımızın ihtiyaçları mı var, birlikte gidereceğiz. Gençlerimizin hayalleri mi var, birlikte gerçekleştireceğiz.
YİNE TARİH VERDİ
*Uzunca bir süredir yaşadığımız bütün saldırıların, bölgesel ve küresel krizlerin, kimi politikalarımızın eksik kalmasından kaynaklanan meseleleri birer birer çözüme kavuşturacağız. Bilhassa, ekonomideki sıkıntıların yıl sonundan itibaren hızla hafiflemeye başladığını önümüzdeki yıldan itibaren de yeniden yükselişe geçeceğimizi hep birlikte göreceğiz.
*Vatandaşlarımızın her biri ülkenin büyümesiyle, güçlenmesiyle, imkânlarının artmasıyla ortaya çıkacak kaynaktan hak ettiği payı mutlaka alacaktır.
*Ülkenin esenliğini tehlikeye atmaktan çekinmeyen, milleti umursamayan muhalefet anlayışının ilkesiz, ölçüsüz ve sorumsuz politikaları, yaşadığımız sıkıntıların üzerine adeta tuz biber ekti. CHP’nin lokomotifliğini yaptığı bu anlayış, Türkiye düşmanı tüm çevrelerle birlikte PKK ve FETÖ gibi terör örgütleriyle birlikte hareket etmekten dahi çekinmemiştir.
*Mayıs seçimlerinde kurulan altılı masanın gerisindeki silüetleri unutmadık. Daha önce 2019 seçimlerinde yapılan gizli ittifakları unutmadık. Şimdi 31 Mart için İstanbul ve Mersin gibi yerlerde kurulan kirli ittifakların da farkındayız.
*Son dakika oynanan oyunların, listelerde yapılan değişikliklerin ne anlama geldiğini milletimiz gayet iyi biliyor. Bunlarda mertliğin, delikanlılığın, harbiliğin ve hasbiliğin zerresi olmadığı için her işlerini gizli saklı yapmayı adet edindiler.
“ADAY LİSTELERİNİ ZAMANINDA VEREMEDİLER”
*Hatırlarsanız, eski CHP Genel Başkanı’nın kurdukları masa dışındaki bir parti genel başkanıyla yaptığı bakanlık ve bürokrasi pazarlığı seçimden sonra ortaya çıkmıştı. Şimdiki CHP Genel Başkanı’nı zaten kimsenin taktığı yok. Bu parti adına kimi isimlerin nerede ve kimlerle demlendiği belli değil.
*Kendilerini pazarlıklara öyle kaptırdılar ki, işte Manisa Saruhan’da olduğu gibi aday listelerini seçim kurullarına zamanında veremediler. Haftalar öncesinden günü, saati, yeri belli olan bir işi bile beceremeyecek kadar siyasetten, meseleden, gündemden uzak durumdalar. Çıkarları dışında, kişisel kariyerleri dışında hiçbir şeyi gözleri görmüyor.
*Bırakın dünyada ve Türkiye’de ne olup bittiğini kendi memleketleriyle bile ilgilenme gereği duymuyorlar. Böyle siyaset olmaz. Türkiye’nin yönetimi bu zihniyete emanet edilmez. Şehirlerimizin geleceği, bu kirli pazarlıkların mezesi yapılamaz.
*Üç beş belediye alacağız diye siyasi bölücülere bu derece teslim olunmaz. Kadınlarımızın, gençlerimizin, çalışanların, emeklilerimizin beklentileri, hayalleri, hakları bu kifayetsiz muhterislerin insafına bırakılamaz.
Son 21 yılda Manisa’ya 191 milyar liranın üzerinde kamu yatırımı yaptık.
“ANKARA VE MANİSA EL ELE VERECEK…”
*Cumhurbaşkanı, bu kardeşiniz. Hükümet zaten Cumhur İttifakı’nda, bizde. Burayı da Cumhur İttifakı olarak aldığımız zaman durum ne olacak? Herhangi bir aksama olmadan Ankara ve Manisa el ele verecek, buradaki hizmetler artarak yoluna devam edecek.”
]]>* “31 Mart’ta Cumhur İttifakı’na verdiği destekle Adana yeni bir destan yazacak. Şu anda Adana’da meydanda 75 bin kişi var. Adana’nın gerçek belediyeciliğe olan hasreti sonlandırmaya az kaldı. Mayıs ayındaki seçimlerde şahsıma ve Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum. Yüzde 45’lik oy oranı güçlü bağ oranımızı yansıtmaktan çok uzak. Bunu arzu ettiğimiz seviyeye taşımak istiyoruz. 31 Mart’ı da bunu bir fırsat olarak görüyoruz. Adana gerçek potansiyelini ortaya çıkaracaktır.
“MUHALEFET PARTİ İÇİ KAVGADAN BAŞLARINI KALDIRAMIYOR”
* Muhalefet parti içi kavgadan başlarını kaldıramıyor. Başka konuyla ilgilenemeyecek durumdalar. Bunların üç beş laf dışında ülkenin derdi ile dertlenmediklerini görüyoruz. Şehirlerimizin, insanımızın sıkıntısını çözecek projesini duydunuz mu? Uluslararası meselelerde ilkeli tutum aldıklarına şahit oldunuz mu? Duyamazsınız, göremezsiniz. Bunlar hal çadırını hastane diye Adanalı kardeşlerime yutturmaya çalıştı. Kendilerine hayrı olmayanın memlekete hayrı dokunur mu?
“NEREDEYSE KEDİSİ ŞERO’YU BİLE PARTİDEN İÇERİ SOKMAYACAKLAR”
* ‘Gerçek belediyecilik’ diyoruz onlar kapalı kapılar ardında birbirinin kuyusunu kazıp kirli ittifaklarla demleniyorlar. Mayıs ayında cumhurbaşkanı adayı olarak milletin önüne çıkardıkları bir zat vardı. Seçimde umduklarını bulamayınca adaylarına yükleyip kendilerini temize çıkardılar. Başkanlarını partiden öyle bir attılar ki neredeyse kedisi Şero’yu bile partiden içeri sokmayacaklar. Kazandık diyerek milletin aklı ile dalga geçiyorlardı. Mesele ülke yönetimine talip olmak değil kendi partilerinde kimin borusunun öteceği meselesi imiş. Ana muhalefetin tek derdi koltuk.
“TERÖR ÖRGÜTLERİNİ DİZE GETİRDİK”
* Vesayet güçlerini ve terör örgütlerini milletimiz ile dize getirdik. Darbe gecesi birileri kahvesini yudumlarken milletimiz ile sırt sırta vererek FETÖ’cülere meydanları dar ettik. Devletimizin çıkarlarını kararlılıkla savunduk. Uluslararası siyaseti takip edenler Türkiye sadece bölgesel güç olmaktan çıkıp küresel güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ülkemizin kilit rolü daha fazla anlaşılıyor. Libya’da biz varız, Karabağ’da biz varız.
* Dış politikadaki itibarımızın arkasında güçlü bir savunma sanayi var. Savunma sanayiinde dışa bağımlığımız azaldıkça, uluslararası arenada etkinliğimiz artmıştır. Göreve geldiğimizde savunma sanayinde yüzde 80 oranında başkalarına muhtaç durumdaydık. Satın aldığımız silahların kontrolü bizde bile değildi. Türkiye’ye asla yakışmayan bu tablo karşısında biz ne yaptık? Diğer alanlarla birlikte özellikle savunma sanayine ağırlık verdik. Kolayı değil zor olanı ama ülkemiz için en hayırlı olanı seçtik.
“DÜNYADAKİ 4 ÜLKEDEN BİRİ OLDUK”
* Tabanca tüfek dahil güvenlik güçlerimizin kullandığı silahları kendimiz üretmeye başladık, insansız hava araçları gibi yeni gelişen teknolojilere büyük yatırımlar yaptık. Bu alanda çalışan firmalarımızı teşvik ettik. Türkiye savunma sanayi alanında adeta bir destan yazıyoruz. Dünyanın ilk SİHA gemisini Anadolu’yu geçen sene hizmete aldık. İHA ve SİHA alanında zaten üç ülkeden biriyiz. Geçtiğimiz günlerde gurur hanemize yeni bir halka daha ekledik. Milli muharip uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarı ile gerçekleştirdi. Böylece, 5. nesil uçak üretebilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk.
“TÜRKİYE’NİN NASIL BÜYÜK İŞLERE İMZA ATTIĞINI DOSTLARIMIZ İYİ BİLİYOR”
* Bu gurur 85 milyon olarak hepimizin. Milletçe inandık çalıştık ve hamd olsun başardık. Bunlar sadece başlangıçtır. Önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasını, gelişmişini, ilerisini yapacağız. Şimdi uçak gemimizin bir üst segmentini yapacağız. Şu anda Deniz Kuvvetlerimiz çalışmayı yürütüyor. Biz yaparız dedik mi yaparız. İçimizdeki müzmin muhalifler ve mankurtlar anlamasa da Türkiye’nin nasıl büyük işlere imza attığını dostlarımız ve hasımlarımız çok iyi biliyor. Muhalegfetin bize örnek gösterdiği ülkelerde son 4 gündür dünya KAAN’ı konuşuluyor.
“DOSTLARIMIZ GÜVEN DUYARKEN RAKİPLERİMİZ ENDİŞEYE KAPILIYOR”
* Türkiye’nin savunma sanayi hamleleri konuşuluyor. Umutlarını Türkiye’ye bağlamış dostlarımız bizim bu başarılarımızla gurur duyarken, elbette rakiplerimiz de endişeye kapılıyor. Bizdeki mankurtlaştırılmış zihinler KAAN’a bakınca kalorifer peteği veya süpürge sapı görüyor. Ama Asya’dan Afrika’ya kadar gönül coğrafyamızda ise büyüyen, güçlenen mazlumların umudu haline gelen bir Türkiye görüyor. Türkiye’nin başarıları bizim azmimizi artırırken dost ve kardeş ülkelere cesaret aşılıyor. Özgüven kazandırıyor. Bu umutları boşa çıkarmayacağız.”
]]>Erdoğan, geçen yıl Türkiye ve Arnavutluk arasındaki diplomatik ilişkilerin tesisinin 100’üncü yıl dönümünü idrak ettiklerini hatırlatarak, “Çok yönlü iş birliğimiz 2021 yılında Başbakan Rama ile birlikte Ankara’da ilan ettiğimiz stratejik ortaklık temelinde gelişmeye devam ediyor. Bugün icra ettiğimiz konseyimizin ilk toplantısıyla münasebetlerimizi daha ileri seviyelere taşıma kararlılığımızı bir kez daha teyit ettik. Türkiye’nin Arnavutluk’un kalkınmasına verdiği önemi, Arnavutluk halkının refahını arttırmasına yönelik desteğini bir kez daha vurguladım. İmzalanan anlaşmalarla iş birliğimizin ahdi zeminini daha da güçlendirdik. Ticaret hacmimizi 1 milyar dolar seviyesine çıkardık. Yeni hedefimizi 2 milyar dolar olarak belirledik” diye konuştu.
“3 AY GİBİ REKOR SÜREDE ARNAVUTLUK’TA FİER DOSTLUK HASTANESİNİ İNŞA ETTİK”
Erdoğan, özel sektörün gayretleriyle hedeflenen rakama kısa sürede ulaşılacağına inandığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü:
* “Türkiye 3 buçuk milyar dolara ulaşan yatırımlarıyla Arnavutluk’taki en büyük 5 yabancı yatırımcı arasında yer alıyor. 600’ü aşkın Türk firması 15 binden fazla Arnavutluk vatandaşına istihdam sağlayarak ülke ekonomisine destek sağlıyor. Karşılıklı yatırımlarımızı artırmak ve iş çevrelerimiz arasındaki bağları daha da geliştirmek için çalışmaya devam edeceğiz. TİKA vasıtasıyla Arnavutluk’un kalkınmasına yönelik projelere desteğimiz sürecek.
* TİKA’nın Tiran Koordinasyon Ofisi’nin statüsüne ilişkin olarak az önce imzalanan anlaşma bu alandaki iş birliğimize güç katacaktır. Başbakan Rama’yla Ocak 2021’de burada düzenlediğimiz basın toplantısında Arnavutluk’ta 3 ay içinde bir hastane inşa edeceğimizin müjdesini ve sözünü vermiştik. Hatta bu konuda Sayın Rama ile iddiaya da girmiştik. Hamdolsun sözümüzü tuttuk ve 3 ay gibi rekor bir sürede Fier Dostluk Hastanemizi inşa ettik. Arnavutluk’un her bölgesinden gelen hastaların şifa bulduğu bu hastaneyi birlikte işletmeye devam edeceğiz.”
“FETÖ’NÜN ARNAVUTLUK’TA AMACINA ULAŞMASINA FIRSAT VERMEYECEĞİZ”
Erdoğan, Türkiye’nin her daim Arnavutluk’un yanında olmayı sürdüreceğini kaydederek şöyle konuştu:
* “Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da iyi veya kötü günlerinde Arnavutluk halkının yanında olmayı sürdüreceğiz. Sayın Başbakanın FETÖ ile mücadele konusundaki hassasiyetini biliyor, bunu takdirle karşılıyor. İlişkilerimizi zehirlemek için her yol ve yöntemi deneyen bu şer şebekesinin amacına ulaşmasına fırsat vermeyeceğiz. Arnavutluk makamlarının da bu gerçeğin farkında olduklarını görüyoruz. Karşılıklı anlayış çerçevesinde, örgütle mücadelemizi sürdüreceğiz. Halihazırda 2 bin öğrenciye eğitim hizmeti veren Türkiye Maarif Vakfı’nın faaliyetlerine sağladığı katkılar için Sayın Başbakana müteşekkiriz.
* Önümüzdeki dönemde bu desteğinin artarak devam edeceğine inanıyoruz. Sayın Başbakanla bölgemizde ve dünyada yaşanan gelişmeler hakkında fikir alışverişinde bulunduk. Türkiye ve Arnavutluk, Balkanların barış ve istikrarlarının korunmasına katkı sağlayan 2 NATO müttefikidir. Arnavutluk’la Balkanlar’a ilişkin diyaloğumuzu yoğunlaştırarak devam ettireceğiz. Savunma sanayi ve askeri alandaki yakın iş birliğini de derinleştirmek arzusundayız. Az önce imzalanan ‘askeri çerçeve anlaşması’ bu irademizin en somut tezahürüdür. Arnavutluk’u başarıyla tamamladığı 2022- 2023 dönemi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi geçici üyeliğinden ötürü tebrik ediyoruz.”
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’a 3 ay gibi kısa bir sürede Arnavutluk’ta sözü verilen Fier Dostluk Hastanesi’ni inşa ettiklerinden dolayı teşekkür ederek, “O hastane Türkiye’nin yapmış olduğu çok önemli bir yatırımdır. Size alenen teşekkür etmek istiyorum bizi ağırladığınız için” dedi.
]]>“ONLAR ÜZERİNDEN SİYASET YAPIYOR”
Buluşmada konuşan TİP Genel Başkanı ve Gebze Belediye Başkan Adayı Baş, şunları söyledi:
*Bu seçimlerde işçileri yok saymalarına, Türkiye’de her şeyi yaratan biz değilmişiz gibi davranmalarına izin vermiyoruz. Bu seçimlerde işçiler var, bunlar konuşacak. Bu seçimlerde Gebze konuşulacak, Türkiye’ye değer katan, Türkiye’de binlerce insandan çok daha fazlasını yaratan bir ilçe bu seçimlerde Türkiye çapında konuşulacak. Kocaeli konuşulacak, bunların üstünden atlanmasına izin vermiyoruz.
*Neymiş efendim, Türkiye’de işçiler, emekçiler, yoksullar sağ partilere oy veriyormuş. Bakın, bunu da değiştireceğiz. Bu nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Devlet olanaklarını ele geçirmiş bir çete, tarikatları cemaatleri ele geçirmiş onlar üzerinden siyaset yapıyorlar.
*İşçileri, emekçileri en kötü koşullarda, örgütsüz, uzun saatler boyunca güvencesiz, iş güvenliği olmadan düşük ücrete çalıştırıyorlar; medya olanaklarını ele geçirmişler, tarikatlarıyla kuşattıkları yetmiyormuş gibi oradan bir yalan rüzgarıyla, medya ablukasıyla sabah akşam ‘Vatan, Millet, Sakarya’ edebiyatı yapıp insanları yoksulluğa mahkum ediyorlar. Dini kullanarak, ülke sevgisini kullanarak insanları esir ettikleri bir düzenin devamlılığını sağlıyorlar.
“20 YILDIR YOKSULLAR DAHA YOKSUL”
*Biz buraya şunu anlatmaya geldik: Söz veriyoruz, kapı kapı, sokak sokak, mahalle mahalle gezeceğiz. Artık saklanamıyor, bu ara herkes yoksulluktan bahsediyor. Yahu yoksulluğumuzu bize anlatmanıza gerek yok, o yoksulluğun nedenini konuşacağız. Biz niye yoksuluz arkadaşlar? Çünkü birileri hak etmeden çok büyük servetler kazanıyor.
*Binlerce işçi kardeşime buradan sesleniyorum: Sen AKP’ye, MHP’ye, Cumhur İttifakı’na oy veriyorsun. Peki bunların yönettiği ülkede son 20 yıla bir bak bakalım. Son 20 yıldır yoksul daha yoksul olmadı mı, zenginler daha zengin olmadı mı? Pandeminin bütün yükünü yoksullara yıkmadılar mı? Ekonomik krizin bütün yükünü yoksullara yıkmadılar mı?
*Biz anlamıyoruz ki, ‘Memleket büyüyor, Türkiye zenginleşiyor’ diyorlar, milyonlarca insan yoksullaşıyor. Peki biz nasıl büyüyoruz, nasıl zenginleşiyoruz? Demek ki Türkiye’nin tepesine çökmüş asalaklar hak ettiklerinden çok daha fazla kazanıyorlar. Bunu AKP, MHP, Cumhur İttifakı yapıyor, bunu bu düzen partileri yapıyor.
*Bizim oyumuzu alıyorlar, zenginlerin servetine servet katıyorlar. Onlar bizim dualarımızı seviyorlar, zenginlerin dolarlarını seviyorlar. Onlar bizim yanımıza gelip Filistin için ağlıyorlar, çocukları gidiyor İsrail’le ticaret yapıyor. Biz halkımızı bu ikiyüzlülere, bu sahtekarlara, bu yalancılara, bu düzenbazlara terk mi edeceğiz? Bu insanlar sağa oy veriyor diye terk mi edeceğiz? Yok öyle yağma. Öyle bir şey yapmayacağız.
]]>Valilik yanındaki alanda düzenlenen mitingde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
* “Giresun’a olan şükran borcumuzu ödemek istiyorum. Giresun, şimdiye kadar girdiğimiz seçimlerde hamdolsun bizi hiç yalnız bırakmadı. Her zaman Türkiye ortalamasının çok üzerinde oy oranlarıyla Giresunlu kardeşlerimiz bize sahip çıktı. Giresun yine kendisine yakışanı yaptı. ilk turda yüzde 61 oy oranıyla ikinci turda yüzde 65’e yaklaşan bir oranla bize destek veren Giresun’a şükranlarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun. Bu davaya bu kardeşinize, Cumhur İttifakı’na sahip çıktığınız için Mevla sizlerden razı olsun.
* Siz bizimle yol yürüdüğünüz müddetçe Allah’ın izniyle biz de Giresun’a aşkla hizmet etmeyi sürdüreceğiz. Biliyorsunuz önümüzde çok kritik bir seçim daha var. Bundan 45 gün sonra hep birlikte tekrar sandıklara gideceğiz, bu sefer ilçe ve beldelerimizi yönetecek kadroları belirleyeceğiz. Giresun’dan yine rekor bir oy alacağımızdan şüphe duymuyorum. Giresun’un 31 Mart’ta da sandıkları patlatacağına yürekten inanıyorum. Elbette bunun için her zamankinden daha çok çalışacağız, daha fazla ter dökeceğiz.”
“BÖLGE GERÇEKTEN SANCILI GÜNLERDEN GEÇİYOR”
Rusya-Ukrayna savaşına değinen Erdoğan, şunları belirtti:
* “Çok değerli kardeşlerim, ülkemizin içinde yer aldığı coğrafya, bölge gerçekten sancılı günlerden geçiyor. Karadeniz’in hemen öte yakasında 2 komşumuz arasındaki savaş 2’nci yılını doldurmak üzere Rusya Ukrayna Savaşı’nda şimdiye kadar 10 binlerce insan öldü, 10 binlercesi yaralandı. Yüz binlerce insan, göç etmek zorunda kaldı. Küresel ekonomi enerji ve gıda fiyatlarındaki aşırı artış sebebiyle çok ciddi sıkıntılarla karşılaştı.
* Sizler de o günleri çok iyi hatırlıyorsunuz; doğalgaz fiyatlarının zirveye ulaştığı dönemlerde öyle günler gördük ki kimi Avrupa ülkelerinde lambalar söküldü, kombiler kapatıldı, devlet daireleri çalışanlarına battaniye dağıttı. Ama benim ülkemde doğalgaz evelallah aynı şekilde devam etti. Şu anda Karadeniz doğalgazı, devam ediyor mu? Hani olmayacaktı ama bak bizde oluyor. Petrol, Gabar’dan çıkıyor mu? Çıkıyor. Gıda krizinden dolayı dünyanın birçok ülkesinde ciddi sıkıntılar, açlıklar, yokluklar yaşandı, muhalefet tarafından sürekli bize örnek gösterilen ülkelerin esasında kağıttan birer kaplan olduğu böylece anlaşılmış oldu.”
“ATEŞE BENZİN DÖKMEK YERİNE YANGINI SÖNDÜRMEYE ÇALIŞTIK”
Türkiye’nin tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri olduğunu kaydeden Erdoğan şunları söyledi:
* “Türkiye tüm zor süreçleri en başarılı yöneten ülkelerden biri. Salgın döneminde üretimden istihdamdan taviz vermedik. Destek ve hibe programlarımızla toplumumuzun yanında yer aldık. Güçlü ve modern sağlık altyapımız sayesinde hiçbir vatandaşımızı çaresiz bırakmadık. Ukrayna-Rusya krizinde ise başkaları gibi ateşe benzin dökmek yerine tüm imkanlarımızla yangını söndürmeye çalıştık. Hatırlarsanız o dönem CHP ve ortakları bizi savaşa sürüklemek için çok uğraştı, çok çaba harcadı.
* ‘Eksen kayması’ diye bir şey uydurarak Türkiye’yi, birilerinin yanında savaşa dahil etmek için pek çok yol denediler. Savaş çığırtkanlığını en son 14-28 Mayıs seçimlerinde asılsız iddialarla Rusya’yı suçlamaya varacak kadar ileri taşıdılar. Ama biz bunlara kulak asmadık. Muhalefetin savaş tellallığına asla prim vermedik. CHP ve ortakları gibi meselelere batılıların gözünden değil, milletimizin zaviyesinden baktık. ‘Siz ne diyorsanız o’ dedik. Türkiye’nin çıkarları neyi gerektiriyorsa, milletimiz için en iyisi, en doğrusu neyse, onu yapmanın gayretinde olduk.”
“YANGININ KIVILCIMI ÜLKEMİZE SIÇRAMADI”
Dış politikaya ilişkin konuşan Erdoğan şu mesajları verdi:
* “Kardeşlerim, zaman bizi haklı, muhalefeti de haksız çıkardı. Bugün elimizi vicdanımıza koyup, muhasebe yaptığımızda, ne kadar basiretli davrandığımızı çok daha iyi anlıyoruz. Tüm kışkırtmalara, tüm kirli senaryolara rağmen Karadeniz’in huzuru bozulmadı. Bölgemizdeki yangının kıvılcımı ülkemize sıçramadı. Giresun’la birlikte Karadeniz’deki tüm illerimizi tedirgin edecek, ekonomik ve güvenlik açısından zora sokacak hiçbir hadise yaşanmadı. Ne muhalefetin gazına geldik ne de batılı güçlerin tuzağına düştük. Usta bir satranç oyuncusu gibi yapacağımızı aynen yaptık. Çok iyi planladık ve kararlılıkla hayata geçirdik. Böylece Türkiye çok tehlikeli bir süreçten tek bir vatandaşımızın kılına dahi zarar gelmeden çıkarmayı başardık.
* Bugün de attığımız her adımı, Türkiye eksenli atıyor, milletimizin ve devletimizin menfaatlerini düşünüyoruz. Karadeniz’den Orta Doğu’ya bölgemiz bir yangın yerine dönmüşken, ‘yeni düşmanlıklar, yeni gerilimler olmasın’ diye çaba harcıyoruz. Çok açık ve net ifade etmek isterim; bizim dış politikada tek bir amacımız vardır, o da dostlarımızın sayısını mümkün olduğunca çoğaltmaktır. Türkiye Yüzyılı’nın aynı zamanda barışın da yüzyılı olmasını istiyorsak, dost ve kardeş ülkelerle iş birliğimizi geliştirmekten başka yolumuz yok. Emperyalist güçlerin bölgemize yönelik oyunlarını bozmak istiyorsak, kardeş ülkelerle birbirimize kenetlenmek mecburiyetindeyiz. Görüş ayrılıklarına takılıp kalmak yerine iş birliği alanlarına odaklanmak zorundayız. Şu hakikatin hepimiz farkındayız; vahdet olmadan, rahmet olmaz.”
“MISIR ZİYARETİMİZ, ÇOK BAŞARILI GEÇTİ”
Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretlerinin çok başarılı geçtiğini aktaran Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
* “Gazze’de akan kanı durdurmak, İsrail’deki katliamların önüne geçmek istiyorsak, kardeşlerimizle saflarımızı sıklaştırmak gerekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ziyaretimiz, bu açıdan çok başarılı geçti. Devlet başkanları ile ticaret ve yatırımların yanı sıra Filistin meselesini de detaylıca görüştük. Her iki ülkeyle iş birliğimizi güçlendirmeye karar verdik. Biliyorsunuz 7 Ekim’den beri Gazze’deki kardeşlerimize insani yardım malzemesi gönderiyoruz. Gazze’ye yaptığımız yatırımların ulaştırılmasında Mısır makamlarıyla hep koordinasyon içinde hareket ettik.
* Mısır’ın desteğiyle 34 bin tondan fazla insani yardım malzemesini bölgeye sevk ettik. Önümüz Ramazan. İsrail’in Gazze’ye yönelik katliamları giderek artıyor. Gazze halkının direniş ve mücadele azmini, bombalarla kıramayan İsrail, açlıkla Gazzelileri teslim olmaya zorluyor. Amacımız bir an önce ateşkesin sağlanması ve Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ve ihtiyaç miktarınca ulaştırılmasıdır. Ramazan’da Gazze’ye daha fazla el uzatmamız, daha fazla yardım etmemiz, bizim kardeşlik görevimizdir.”
“HASSASİYETLERİMİZİ CHP VE ŞÜREKASI ANLAMIYOR”
Muhalefete tepki gösteren Erdoğan, şunları söyledi:
* “Unutmayın kim sabrederse zafere o ulaşır. İnşallah bu yardımların sevkinde de Mısır’la iş birliği içinde olacağız. Ayrıca Gazze halkının kendi topraklarından sürgün edilmesine karşı da Mısır’la beraber hareket edeceğiz. Tabii bizim bu hassasiyetlerimizi CHP ve şürekası anlamıyor. Üzülerek söylemek isterim ki onların gündeminde ne Gazze’deki vahşet, ne de Filistin’deki işgal ve yıkım var. CHP yönetimi ne Balkanlar’da, ne Kafkasya’yla, ne Afrika’yla, ne de gönül coğrafyamızın diğer yerlerindeki krizlerin hiçbiriyle ilgilenmiyor. Bunların nelerle meşgul olduklarını sizler de görüyorsunuz.
* CHP’nin acemi genel başkanı, sabık genel başkanı ve sütre gerisinden bu partiyi yönetenlerin tamamının öncelikli gündemi kupon belediyeleri; kimin adamının yöneteceği meselesidir. Bunun dışında inanın dünya batsa, kıyamet kopsa, 3’üncü cihan harbi çıksa, bunların zerre kadar umurlarında olmaz. Siyasi ikballeri haricinde hiçbir şeyi görmüyorlar, duymuyorlar. Varsın bu krizlerle ilgilenmesinler, varsın CHP ve şürekası anlamasın. Milletimiz bizim doğru yolda olduğumuzu çok iyi biliyor ve görüyor. Bundan dolayı biz dış politikada adımlarımızı atarken daha önlerini dahi görmekten aciz muhalefete değil, size bakıyoruz, milletimize bakıyoruz. Milletimiz ne derse onu yapıyor, devletimizi neyi gerektiriyorsa devletimizle onu yapıyoruz.”
“BİZE UZATILAN BARIŞ ELİNİ, HAVADA KESİNLİKLE BIRAKMAYACAĞIZ”
“Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu:
* “İnşallah bundan sonra da milletin çizdiği istikamette yürüyeceğiz, bize uzatılan barış elini, havada kesinlikle bırakmayacağız. Türkiye’nin dostluğunu arayan hiç kimseye sırtımızı dönmeyeceğiz. Fitnecilerin aramıza nifak tohumu ekmesine müsaade etmeyeceğiz. Türk ve İslam dünyası olarak birlik beraberlik, dayanışma içinde hak ve adalet mücadelemizi sürdüreceğiz. Rabbim ülkemizin her alanda yar ve yardımcısı olsun diyorum.
* CHP’li yöneticilerin verdiği belediyeler meydan muharebesi, öncelikle CHP’ye gönül veren vatandaşlarımızı ilgilendirir. Tek bildikleri iş kavga, ayak oyunu, kumpas ve dalavere olanlarla bizim boşa harcayacak tek bir saniyemiz dahi bulunmuyor. Biz iş yapmanın eser üretmenin hizmet etmenin gayretindeyiz. Bunun en yakın şahidi Giresunlu kardeşlerimizin bizatihi kendileridir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının son bölümünde merkez ve 15 ilçe belediye başkan adayını tanıttı. Giresun’da belediye başkan adayları şöyle:
“Aytekin Şenlikoğlu (Giresun), Faruk Demirağ (Alucra), Emrullah Guguk (Bulancak), Ergün Bakırhan (Çamoluk), Sedat Koca (Çanakçı), Zeki Şenlikoğlu (Dereli), Rüşan Özden (Doğankent), Mustafa Karadere (Espiye), Barış Güdük (Eynesil- Cumhur İttifakı), Ahmet Süleymanoğlu (Görele), Aytekin Boduroğlu (Güce), Muhammet Tuncay Arışan (Keşap), Esat Ayyıldız (Piraziz), Ömer Şentürk (Şebinkarahisar), Ömer Hıdır (Tirebolu), Ömer Bayram (Yağlıdere)”
]]>“BUGÜN CHP’NİN SANCAK GEMİSİNDEYİZ”
*Bugün CHP’nin sancak gemisindeyiz, bugün milli mücadelede ilk kurşununun atıldığı yerdeyiz. Bugün kadınlar, gençler için bir imparatorluğun tebaası, bir padişahın kulu olmaktan çıkıp da bir cumhuriyetin onurlu, eşit vatandaşları olma erdemine kavuşmanın en önemli mücadelesinin hem başladığı hem nihayetlendiği yerdeyiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın emanet edildiği yerdeyiz.
*Bugün Asteğmen Kubilay’ın başını verdiği ama onlara başını eğmediği kentteyiz. Bugün, ‘İki büyük eserim var. Birisi Cumhuriyet, diğeri CHP diyen’ Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün evindeyiz. Şuracıkta doğdum, ilkokul son sınıfta öğretmenim dedi ki ‘İki sınava gireceksin. Bir tanesi Anadolu Lisesi sınavı, bir tanesi devlet parasız yatılı burs sınavı.’ Formumu doldurdu Gülseren Öğretmen, beni sınava soktu.
*İki sınavı da kazandım ve 10 yaşında Bornova Anadolu Lisesi’ne geldim. Ortaokul, lise, üniversite; hatta sonra sınavda ikinci olunca ‘Dilediğin yerde askerlik yap’ dediler. Askerliğimi dahi şurada, Ege Deniz Bölge Komutanlığı’nda yaptım. Bugün ben, boğazımdan 7 yıl devlet ekmeğinin geçtiği, ömrümün en güzel 12 yılının geçtiği, hayat arkadaşım Didem ile tanıştığım ve aşık olduğum bu güzel kente bugün Genel Başkan olarak geldim.

“HİÇ HEVESLENMESİNLER”
*Biz burada kötünün yerine iyiyi getirmeye gelmedik. Biz burada dürüst, namuslu çalışan, bütün engellemelere rağmen görevini yapan kıymetli arkadaşlarımızla bir büyük devrimi, kadın devrimini, gençlik devrimini, İzmir’in bizden beklediği dinamizmi ve yarınların yöneticilerini bugünden İzmir ile tanıştıracağımız, İzmir’i ayağa kaldıracak, İzmir’i dünyanın en önemli kentlerinden birisi haline getirecek dinamik kadroların bayrak devir teslimine geldik.
*Bu kenti 1999’dan beri sosyal demokratlar yönetiyor. Bu kente emeği olan Yüksel Çakmur’a; bu kente büyük katkılar vermiş İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni mali disipliniyle, kredi notlarıyla, büyük projeleriyle çok önemli bir noktaya getirmiş Sevgili Aziz Kocaoğlu’na; ondan bayrağı devralıp bugüne kadar getirmiş, başımızı öne eğdirmemiş Sevgili Tunç Soyer’e; Allah gani gani rahmet eylesin İzmir’in efsane belediye başkanı ve İzmir’i yıkılmaz bir kale haline getiren Piriştina’ya çok şey borçluyuz.
*Önümüzdeki süreçte kampanyada yine AK Parti tarafından elbette birçok iftira, hakaret, yalan sıralanıyor ve devam edecek. Ancak CHP olarak göğsümüz dik, başımız ileride, alnımız açık; İzmir bizi, biz İzmir’i biliyoruz. Hiç heveslenmesinler.

“9 CUMHURİYET KADINIYLA KARŞINIZDAYIZ”
*Birazdan buraya 30 belediye başkan adayı ve onlarla birlikte bir takım kaptanı çıkacak. Bu ekip benim çok önem verdiğim bir büyük devrimin ilk adımını burada atacak. Biz namuslu, dürüst, çalışkan belediye başkanlarımızla övünüyoruz.
*Bu süreçte İzmir’in beklentilerine baktığımızda İzmir bir dinamizmi, madem ki Cumhuriyetin sancak gemisidir, kadının gücünü, Atatürk’ün kentinde, Zübeyde Anne’nin kentinde Cumhuriyet tarihi boyunca 6 kadın belediye başkanımız varken bugün, hepsi de seçilecek yerden 9 Cumhuriyet kadınıyla karşınızdayız.
*Deniz Baykal, Bülent Ecevit, Ahmet Taner Kışlalı, Önder Sav ve niceleri, 30’lu yaşlarında bakanlık görevlerini üstlendiler. Şimdi İzmir belediyelerinde 30 belediye başkan adayımızdan tam 12’si 40 yaşın altında. İzmir’e emanet olsun, İzmir onlara emanettir. 32 yaşında gencecik belediye başkan adayını gösteriyorsunuz, bir akıl çıkıyor karşınıza, ‘Bu yaşta belediye mi yönetebilir? O bütçeyi mi yönetebilir’ diyor.
*35 yaşında Deniz Baykal, Türkiye hazinesini yönettiyse, 36 yaşında, 38 yaşında Bülent Ecevit, Ahmet Taner Kışlalı bakanlıklar yaptılar, 40 yaşında bu memleketi yönettilerse CHP’nin birbirinden genç, birbirinden dinamik, en az bir yabancı dil bilen, eğitimleriyle, kültürleriyle, vizyonlarıyla bu gençlerin yapacağı devrim İzmir’i devleştirecek, ülkeyi de şaha kaldıracak. Onlara yürekten inanıyoruz.
“CHP’Yİ KİMSE KÜÇÜK İKTİDAR ALANLARININ PARTİSİ OLARAK GÖRMESİN”
*Bundan sonraki süreçte CHP’yi kimse küçük iktidar alanlarının partisi olarak görmesin. CHP, cumhuriyetin ilk yüzyılında büyük bir ayağa kalkış, şahlanış, ekonomik devrim ve siyasal devrimi hayata geçirmiş bir partidir.
*Altı okundan bir tanesi devrimcilik olan partidir. Cumhuriyetin 100’üncü yılındaki seçimleri çok istemesine, hak etmesine rağmen kazanamamış, sizlerin başını öne eğmiş, sizlerin o büyük 100’üncü yıl umutlarını, hayallerini hayata geçirememiş ancak cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk seçimlerinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini iktidar yapmaya and içmiş kadrolar tarafından yönetiliyor.
*Hepiniz şunu bilmelisiniz: Bugün İzmir’de ortaya koyduğumuz, iyi eğitimli, yaş ortalaması 45 olan, İzmir’in belediye başkanlarına bütün olarak baktığınızda, her birisi iyi düzeyde yabancı dil bilen, aldıkları eğitim ve geçmişte verdikleri mücadeleyle kentin yüzünü güldürecek, kent suçlarına geçit vermeyecek, kentin dokusunu, tarihini bilip yarınlarını planlayabilecek, İzmir’e yakışan ve İzmir’i ranttan ve talandan kendilerini, evlatlarını korur gibi koruyabilecek kadrolara emanet etmek üzere yola çıktık.
*Önümüzdeki 5 yıl boyunca yapacakları her hizmetle İzmir bu kadrolar ile gurur duyacak. Türkiye bu kadroları görecek ve bu kadroların yönettiği İzmir, cazibe merkezi olma noktasındaki ilerlemesini bir devrime dönüştürecek. İzmir’deki iyi yönetim, Türkiye’ye örnek olacak. Ve gün gelecek Türkiye, İzmir’deki iktidarı CHP’nin Cumhuriyetin ikinci yüzyılındaki iktidarıyla ödüllendirecek. Söz veriyoruz. Buna yürekten inanıyoruz.

“İTTİFAKLARIN DIŞINDA KALMAYI TERCİH ETTİLER”
*Biz bugün CHP’lilerden, sadece sosyal demokratlardan oy istemiyoruz. Çünkü 2019 seçimleri, 2018’deki büyük moral bozukluğunun üzerine milletin iradesiyle 11 büyükşehirde ülkenin kaderine el konulması sonucuna ulaşan bir büyük başarıyla bitmişti. İstanbul’u, Ankara’yı, Adana’yı, Mersin’i, Antalya’yı, İzmir’in ve Eskişehir’imizin, Aydın’ımızın, Muğla’mızın yanına katmıştık.
*Şimdi mayıs ayında çok hak edip ulaşamadığımız zaferden sonra herkes bakıyor. Recep Tayyip Erdoğan, iktidarını perçinleyecek mi; yoksa Atatürkçü, cumhuriyetçi, Cumhuriyet değerlerine saygılı kurucu kadrolarına husumet değil, hayranlık duyan kadrolar acaba yeniden hem bu 11 kentte, hem de devamında hakim olup bir denge sağlanacak, geleceğe umutla bakılacak mı?
*İşte bu dengeyi sağlamak için bir büyük ittifaka, işbirliğine ihtiyaç vardı. Bunun için ben göreve geldiğim günden itibaren bütün Türkiye’nin gözü önünde üzerime düşen ne varsa yaptım. Arkadaşlarım yaptı. Yapmaya da devam ediyoruz.
*Ancak bir yerden sonra bunu başaramadık. Çok istedik ama geçen seçimden sonra çeşitli ve elbette asla sorgulayamayacağımız, kendilerinde anlamlandırdıkları gerekçelerle ittifakların dışında kalmayı tercih ettiler.
“HEP BERABER SAHİP ÇIKACAKLAR”
*Biz Ankara’da bir ittifak kuramadık, Ankara’da anlaşıp Türkiye’de ittifak kuramadık ama bir şeye inanıyoruz. 2019’da, o 11 büyükşehri adaylar, partiler kazanmadı. Cumhuriyetin kıymetini bilen seçmen kazandı, o seçmen değişmedi duruyor. O seçmenin itirazı Tayyip Erdoğan’a, saray rejimineydi, değişmedi, duruyor.
*O seçmenin itirazı Devlet Bahçeli’nin U dönüşüneydi, değişmedi ve duruyor. O seçmenin korkusu İstanbul’da, Ankara’da parsel parsel satılan arsaların, birilerine peşkeş çekilen kentin İzmir’e de bu yönetim anlayışının sirayet etmesinden korkuyordu; korku, endişe, tehlike baki ama seçmen duruyor.
*Biz Ankara’da bir imza atamadık ancak İzmir’in demokratları, sosyal demokratlar, muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, Kürt demokratlar; İzmir’e, Cumhuriyete ve geleceğimize hep beraber sahip çıkacaklar.
*İzmir ittifakına, İstanbul ittifakına, Türkiye ittifakına güveniyorum. İstanbul’da satacak arsa kalmadığından İstanbul’a bir hançer dayayıp Kanal İstanbul yapıp, etrafını Katarlılara söz veren anlayış, İstanbul’a geri gelmesin diye; Bülent Arınç’ın tabiriyle Ankara’yı parsel parsel satan, Ankara’nın bütün varlıklarını dinozor parklarına peşkeş çeken, oraları yaptırdığı müteahhitlere peşkeş çeken anlayış Ankara’ya geri gelmesin diye ve gözlerini diktikleri göz bebeğimiz İzmir’in bir kum tanesi bile gözden çıkarılmasın diye Türkiye İttifakı 31 Mart seçimini bir zafere dönüştürecek, buna yürekten inanıyorum.
“ANKETLER İZMİR’DE…”
*Biraz önce bir gazeteci arkadaşım geldi, elimi tuttu, ‘Beni hatırladın mı’ dedi. Kurultayda fotoğrafımı çekip demişti ki ‘Sen bu işi başaracaksın. Beni unutma’ dedi. Şimdi geldi, çekti fotoğrafı dedi ki ‘Bak söylüyorum, İzmir’de rekor kırılacak. İzmir’deki bütün belediyeler alınacak.’ Önce bir müjdem ve sonra bir sürprizim var.
*Müjde şu: Adayları gösterdik, 4 gün sonra sahaya indik, anketlerimizi yaptırdık, yapılan anketlerin sonucunda gördüğümüz odur ki aldığımız yol, adayların gördüğü kabul, sahada yarattıkları heyecan, önümüzdeki süreç için bugün belki bir hayal olarak görülen 30’da 30’u müjdeliyor.
*Size söz veriyoruz. Hiçbir belediyemiz kaybedilme noktasında değil. Kiminde çok açık öndeyiz. Örneğin Karşıyaka. Pek çoğunda garanti bir farkla öndeyiz. Ama 4-5 ilçede de ciddi şekilde yarışıyoruz. Birkaç puan ya önde ya gerideyiz.
*CHP, şimdiden 24-25’i gördü. İnanır, kenetlenirseniz, çalışırsanız İzmir’de 30’da 30 yapacağız. Buna inanın, buna güvenin. Bütün Türkiye’nin çok merak ettiği bir şey var. Seçimlerde seçim şarkısı ve seçimlerin tanıtım filmi var. Bugün akşam saat 20.00’de bütün Türkiye’ye görecek.
“DEĞİŞİMİN BAŞKENTİYDİ”
*İzmir’de harika bir kadro ve müthiş bir takım var ama bu takımın bir de kaptanı var. Biz 14 ve 28 Mayıs’tan sonra büyük bir üzüntü, moral bozukluğu, herkesin bahsettiği seçmendeki küskünlük, duygusal kopuş ve bir şey yapmazsak önümüzdeki belediye seçimleri çok büyük bir tehlike ve Recep Tayyip Erdoğan bu moral bozukluğu ile bizi yakalarsa Allah muhafaza dediğimiz günlerde, dedik ki ‘Biz bir yola çıkıyoruz.’
*Bunun adına ‘Yüzyılın değişimi, değişimin yüzyılı’ dedik. Zaman zaman Türkiye’de seçmen değişimi ne kadar istiyor diye baktığımızda, farklı sonuçlar gördük.
*Ama İzmir sonucu kimseyi şaşırtmadı. İzmir, yüzde 93 ile değişimi isteyen kentti. Değişimin başkentiydi.
*İşte o günlerde sokağı duyan, seçmeni hisseden, yapılması gereken adımı atmaya İzmir’de ilk karar veren ve bana telefon açıp da ‘Sonu ne olursa olsun, sonuna kadar yanınızdayım’ diyen, bütün süreç boyunca Türkiye’deki bütün belediyeleri inanılmaz bir dinamizmle gezen, ben yorulduğumda yorulmayan, ben düştüğümde morali düşmeyen, bozulmayan, sakin, kararlı, soğukkanlı ama iyi organizatör, çok iyi organizatör, bir cerrah titizliği ve bir büyük yöneticilik vasfı olan, soğukkanlılığını hiç kaybetmeden heyecanı en üstte tutabilen bir yol arkadaşım vardı.
*Şimdi o arkadaşım, o sevgili dostum, o hem çok sevdiğim, hem güvendiğim ve bu takıma kaptanlık edeceğini, çok iyi başarıları birlikte kazanacaklarına yürekten inandığım Cemil Tugay’ı buraya davet ediyorum.
]]>Ankara’da gerçekleşen görüşmenin ardından iki isim kameralar karşısına geçti. Szijjarto, ülkesinin temmuz ayında başlayacak Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığında, birlik ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının modernizasyonu konusunda adımlar atacağını söyledi.
Szijjarto, ayrıca vize işlemlerinin kolaylaştırılması konusunda da ilerleme kaydetmek istediklerini söyledi.
“TÜRKİYE OLMADAN BAŞ EDEMEYİZ”
Macaristan ve Avrupa güvenliği açısından Türkiye’nin anahtar role sahip bir ülke olduğunu belirten Szijjarto, “Bugün Avrupa, Avrupa Birliği (AB) önünde yığılan zorlukları Türkiye ile işbirliği olmadan bu zorluklarla mücadelede baş edemeyiz” diye konuştu.
Szijjarto, bunun enerji güvenliği ve ekonomi güvenliği konuları için de geçerli olduğunu kaydederek, AB’nin Türkiye’ye, Türkiye ile işbirliğine ihtiyacı olduğunu vurguladı.
“Yasa dışı göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engelleyemezsek, Avrupa’yı kaybedeceğiz, biz bunu istemiyoruz” ifadesini kullanan Szijjarto, bunun için sürekli olarak yasa dışı göç baskısına karşı Türkiye’yi desteklediğini aktardı.
Szijjarto, enerji güvenliği hakkında, “Bizim için doğal gaz tedariki Türkiye’siz mümkün değildir, Türkiye en önemli ülke bu konuda, en güvenli, en güvenilir ve en öngörülebilir transit ortağımızdır, Macar doğal gazının tedarikinin sağlanmasında” ifadelerini kullandı.
Bakan Szijjarto, Macaristan’ın enerji güvenliğine katkıda bulunduğu için Türkiye’ye teşekkür etti.
ORBAN TÜRKİYE’YE GELİYOR
Mevkidaşı Szijjarto ve Macaristan Başbakanı Victor Orban’ı 1-3 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nda misafir edeceklerini belirten Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, kendisinin de bakanlık görevinin başında ilk ziyaret ettiği ülkelerden birinin Macaristan olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl Macaristan’ı 2 kez ziyaret ettiğini hatırlatan Fidan, Erdoğan’ın aralık ayındaki ziyareti kapsamında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin altıncı toplantısını gerçekleştirdiklerini, iki ülkenin işbirliğinin seviyesini Geliştirilmiş Stratejik Ortaklık seviyesine çıkardıklarını ve işbirliğini çeşitli alanlarda güçlendiren, çeşitlendiren ve güncelleyen 17 ayrı anlaşmayı da imzaladıklarını anlattı.
“2024 Türkiye-Macaristan Kültür Yılı”nın açılış törenini gerçekleştirdiklerini ifade eden Fidan, 2025 yılını Bilim ve İnovasyon Yılı ilan ettiklerini dile getirdi.
“MACARİSTAN’IN DEĞERLİ DESTEĞİNE GÜVENİYORUZ”
Fidan, Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi Mekanizması’nın iki ülke arasında 6 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşılmasına önemli katkı sağlayacak çalışmalar başlattığını vurguladı.
İki ülkenin, NATO müttefiki olarak savunma sanayi alanındaki yakın işbirliğini de somut projelerle geliştirdiğine işaret eden Fidan, Macaristan’ın temmuz itibariyle AB dönem başkanlığını üstleneceğini hatırlattı.
Fidan, şöyle devam etti:
“AB’nin stratejik düşünerek artık Türkiye’ye yaklaşımında kimlik siyasetini sona erdirmesi gerekmekte. Aynı zamanda Türkiye-AB ilişkileri bazı ülkelerin siyasi hesaplarına da kurban edilmemelidir. AB’nin ülkemizin üyeliğine yönelik tavrında daha rasyonel düşünmesini ve bölgesel refaha ve istikrara katkı sağlayacak bir tutum benimsemesini bekliyoruz. AB üyeliğinin önündeki engellerin aşılmasında, AB ile ilişkilerimizin geliştirilmesinde Macaristan’ın değerli katkı ve desteğinin devamına güveniyoruz.”
Fidan, Macaristan’ın AB dönem başkanlığındaki Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda ilerleme sağlamasını temenni ettiklerini dile getirdi.
Mevkidaşıyla bölgede yaşanan gelişmeleri de değerlendirdiklerini anlatan Fidan, Ukrayna’daki savaşın bir an önce uluslararası hukuk temelinde adil bir barış yoluyla sonlanması arzusunu dile getirdiklerini ve Türkiye’nin de Macaristan’ın da barış müzakerelerine şans verilmesi gerektiğine inandığını kaydetti.
]]>Flake, bir süre önce İstanbul Boğazı’nda Asya’dan Avrupa yakasına yüzdüğünü ve bunun bir saatten biraz fazla sürdüğünü dile getirdi.
Asya ve Avrupa’yı birleştiren Türkiye ve İstanbul’un coğrafi konumlanışının felsefi olarak Doğu-Batı ayrımına da referans verdiğini kaydeden Flake, “Benzer biçimde savaş kuzeyde Ukrayna’yı, güneyde Gazze’yi kasıp kavururken, Türkiye yine tam ortada konumlanıyor.” ifadesini kullandı.
F-16 MESELESİ
Büyükelçi Flake, ABD Kongresi’nin Türkiye’ye F-16 uçağı satışına onayının taraflar açısından çok önemli ve anlamlı olduğunu aktararak, onayın, iki ülkenin güçlü ikili ilişkisinin kolektif çıkarlara uygun olduğu yönündeki taahhüdüne işaret ettiğini belirtti.
NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip Türkiye’nin F-16 filosunun, örgütün gücü açısından kritik önem taşıdığına ve gelecekte müttefikler arasında birlikte çalışabilirliği garantilediğine değinen Flake, ikili ilişkilerin bunun ötesinde olduğunu ifade etti.
Flake, Rusya ile Ukrayna arasında devam eden savaşa değinerek, “Türkiye, Rusya’nın 2014 yılında Ukrayna’yı ilk işgalinden bu yana Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğüne verdiği desteği kararlı biçimde sürdürüyor.” yorumunda bulundu.
Savaşın küresel gıda güvenliğini tehlikeye atması üzerine Türk diplomatların, yaklaşık 33 milyon ton tahılın 40’tan fazla ülkeye güvenli geçişini sağlayan Karadeniz Tahıl Girişimi’ni müzakere ettiğini dile getiren Flake, Karadeniz’deki güçlerden biri olan Türkiye’nin, tahıl ve diğer temel malların taşınması konusunda mayınların etkisini minimize ettiğine işaret etti.
“RAKİPLERİMİZLE DİYALOG KURMA BECERİSİNDE EŞSİZ”
Flake, Türkiye’nin, dünyanın pek çok köşesinde nüfuzunu, tarihi bağlarını ve ekonomik gücünü kullanmasını ümit ettiklerini kaydederek, Ankara’nın “rakiplerimizle bizim yapamayacağımız şekillerde ve yerlerde diyalog kurma becerisinde eşsiz” olduğunun altını çizdi.
Türkiye’nin Gazze’deki ihtilafın çözümünde rol oynayabilecek konumda olduğunu belirten Flake, Ankara’nın da Washington gibi, Filistin devletinin kurulmasının kalıcı barış için en iyi yol olduğuna inandığını söyledi.
Flake, ayrıca, “Türkiye’nin Sahraaltı Afrika ve Orta Asya’da Çin’e alternatif olduğunu kanıtladığı” ifadelerini kullandı.
“TÜRK SAVUNMA SANAYİSİYLE ORTAKLIK”
Jeff Flake, insansız hava araçlarından ileri teknoloji bileşenlerine, motorlardan top mermilerine kadar devam eden Türk savunma sektörü dönüşümünün, ABD savunma tedarik zincirinin ve NATO’nun gücünün ayrılmaz parçası olduğunu kaydetti.
ABD’nin, kritik Amerikan mühimmat stoklarının yenilenmesi için Türk savunma sanayisiyle ortaklık yaptığını belirten Flake, “Savunma Bakanlığı, Teksas’ta bir Türk savunma firmasından satın alınan üç bantlı mühimmat tesisi inşa ediyor.” ifadelerini kullandı.
Flake, ABD-Türkiye savunma ortaklığı sayesinde gelecek yıl itibarıyla, ABD’de üretilen 155 milimetrelik mermilerin yüzde 30’unun Teksas’taki fabrikalardan sağlanacağının tahmin edildiğini söyledi.
“YAŞANANLAR TÜRKİYE’NİN ÖNEMİNİ DOĞRULADI”
Jeff Flake, makalesinde iki ülkenin anlaşmazlık yaşadığı konuların varlığına da işaret etti.
Türkiye’nin IŞİD karşıtı koalisyonun önemli bir üyesi olduğunu hatırlatan Flake, ancak Ankara ile Washington’un IŞİD’e karşı mücadele konusunda yaklaşımlarının her zaman uyumlu olmadığını aktardı.
Flake, söz konusu ayrışmaları aşmak için ve diğer zor konular üzerinde işbirliği içerisinde çalışmaya devam edeceklerini belirtti.
Eylül 2021’de “Türkiye’nin vazgeçilmez bir müttefik olduğunu” söylediğini hatırlatan Flake, şimdiye kadar yaşananların Ankara’nın önemini doğruladığına değindi.
Flake, Kongredeki eski meslektaşlarının F-16 satışını gerçeğe dönüştürerek, iki ülke arasındaki ikili ilişkiyi canlandırma fırsatı sunduğunu söyledi ve “Doğru olanı yaptılar.” dedi.
]]>
Ece Üner arkadaşımız Hande Zeyrek’in sorularını yanıtladı.
■ Öncelikle SÖZCÜ Ailemize hoş geldiniz. Sözcü Tv izleyicileriyle hangi duygularla buluşacaksınız?
Tarafsız ama bertaraf olmayan bir kanal burası. Resmin tamamını insanlara gösterebilme gücü olması çok önemli. Çünkü bugün neredeyse her kanalın bir takım siyasi angajmanları var. Bu da bir süre sonra siyasi bagaja dönüşüyor ve o bagajlar gazetecinin sırtında yük oluyor. İkincisi vicdan değimiz şey ve kendimi tanımlarken en çok kullandığım kelime “azapta gerek” vicdan azap çekiyorsa vicdandır. Rahatlatan bir vicdan olmaz. Bizim işimizi yapan insanların toplumun vicdanı olması gerektiğine inanıyorum. Onların da otoriteyi azapta bırakması, sorgulaması, rahat vermemesi, sırtını otoriteye dayayıp vatandaşa sırtını dönmemesi gerekir. Bugün Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey sırtını otoriteye değil halka dayamış ‘azapta gerek bir vicdan’. Çünkü halkın halk için halk tarafından yönetilmesi sadece demokrasiyle ilgili bir şey değil. Haberle de ilgili. İnsanların hakikati bilmeye ihtiyacı var. Resmin tamamını gösterelim onlar da kendi kararlarını versinler.
‘ECE’CE YORUMLAR OLACAK
■ Sizin için ‘Haber merkezlerinin gözünü budaktan sakınmayan, kelimelere dokunan kadını’ diyorlar. Yeni programda izleyiciyi ne bekliyor?
Bu program meseleleri farklı bakış açılarıyla, konunun uzmanı yazar ve akademisyenlerin dahil edileceği bir program. Ama asıl mesele Ece aynı Ece. Tabii ki Ece’ce yorumlar da olacak. İzleyicinin çok alışık olduğu çıkışlarım olacak ama doğalında. Sözün Gücü ismi de cuk oturdu.
Jacques Ellul Sözün Düşüşü kitabında “Günümüzde insanlığı kurtarmak isteyen herkes önce sözü kurtaracak” diye bir söz var. Gerçekten söz bir büyüdür.Söz çok güçlü motive eden bir şey insanları. Graham Fuller’in bir sözü var “Türkiye’yi Atatürk’ten koparmadan parçalayamazsınız” diyor. Türkiye Atatürk’ten biraz koparılmaya çalışılıyor gibi görüyorum. O konuda da hassasiyetlerimiz olacak. Burası bizim vatanımız. Başka gidecek yerimiz yok. Parçalanmaması için Atatürk’ten kopmaması lazım. Benim tavırlarımdan biri de bu olacak.
■ Sözün Gücü nasıl bir formatta olacak? Uğur Dündar ve Ahmet Yavuz’un yorumcu olacağını biliyoruz.
Uğur Dündar ve Ahmet Yavuz çok kıymetli iki isim ve şansım. Yorumcu olarak değerli isimler. Formatımız katılımlı, sıcak başlıkların olduğu, gündemin öznesinin de dahil edildiği bir format. İnteraktif bir program. Seyirci de yorumlarıyla katılacak.
SUNİ GÜNDEM DAYATAMAZ
■ Yorumlarınızla halkın sesi olacaksınız öyleyse…
Aynen. Ben onların çıkaramadığı ses olmaya talibim. Başından beri bunu söylüyorum. Soramadıklarını soracağız. Yarının liderleri soru soran insanlar olacak. Bu programda sorulamayan bütün sorular sorulacak. Orada bir koltuk işgal ediyorsun ve insanlar sana en özel vakitlerini ayırıyor. Seni evine misafir ediyor. Sen hangi yüzle onun sofrasına oturabilirsin? Sadece doğruları söyleyerek ve çıkaramadığı ses olarak. Bana hiç kimse bu yaşımdan sonra suni gündem dayatamaz. Başkalarının benim konuşmamı istediği gündem değil, vatandaşın gündemi konuşulacak. Gün içinde yaşadığı sıkışmışlık ne ise. Ekonomi de olacak programda.
■ Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri ekonomi. Çocukların da gündeminde dilinde… Umudu elden bırakmamak için ne yapmalı?
7 yaşındaki kızım ev ekonomisi biliyor. 9 yaşındaki çocuk da biliyor. Bilmek zorunda çünkü neyi nereden ucuza almak zorunda olduğunu ailesinden görüyor, duyuyor. Bu çocukları biz böyle bir şeye mahkum ettik. Sorumluluk ve umutsuzluk aynı cümlede olamaz gibi geliyor. Eğer sorumluluk sahibiysek tv karşısında uyuklamıyorsak bugünün kahramanı biziz. Atatürk diyoruz ya biz toplum olarak maalesef bir gecede Atatürk gelecek hepimizi kurtaracak diye bekliyoruz. Atatürk ne demiş: Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Atatürkçülük ne yapılması gerektiğini dayatan bir ideoloji değil. Atatürkçülük bilim ve akla dayanarak nasıl karar verilmesi gerektiğini söyleyen bir düşünce sistemi. Bunu bize miras bırakmış. Bugünün kahramanı, Atatürk gelmeyeceğine göre sizsiniz, benim, diğer insanlar ama ne; sorumluluk alan insan. Uyuyan insan değil. Sorumluluk almak zorundayım çünkü bir evladım var. Aynı cümlede umutsuzluk ve sorumluluğu telaffuz edemem. Sen insanların çıkaramadığı sesi çıkardığında anlıyorsun ki tahmininden çok daha fazla insanın ‘SÖZCÜ’lüğünü yapıyorsun. Tahmininizden çok daha kalabalığız. Umut orada zaten.
HASSAS TERAZİSİ VAR
■ Mesleğe diplomasi muhabirliğiyle başladınız, medyanın dünü bugünü arasında nasıl farklar var?
Patronun alacağı ihaleler, yapacağı yollar, açacağı şirketler her ne kadar bir beklenti içinde olsun ya da olmasın siyasi otoriteden; sizin televizyonculuğunuzun ve gazeteciliğinizin kaderini etkiliyor. SÖZCÜ bağımsız olduğu için rahat konuşabiliyorum. Gazete ve tv patronları ne zaman sadece gazete ve tv patronu olmaktan çıktılar, başka şirketlerin de patronu olmak istediler işte o zaman biz sarı öküzü kaybettik. Eğer güç odaklarıyla mesai yapmak zorunda kalıyorsanız medya patronu olarak çalışanlarınıza özgür basını vaat edemezsiniz. Bu zamanla daha da arttığı için patronlar birer iş adamına dönüştüğü ya da iş adamları medya patronlarına dönüştüğü için medya çalışanlarının kaderini feci şekilde etkiledi. İzleyici ise çok akıllı. Kuyumcu terazisi gibi hassas bir terazisi var, fark ediyor burada bir yanlışlık var diye. “Resmin bütününü göstermiyorsun” diyor. Basına güveni de orada kaybediyorlar.
TARİKATLA PROTOKOL OLMAZ
■ Yıllar önce ‘Türkiye, büyüdükçe budanır, kurudukça sulanır! Ne tam olarak gelişmesine izin verirler ne kuruyup gitmesine’ demiştiniz. Neden değiştiremiyoruz bu durumu?
Evet çünkü jeopolitik olarak kıymetli bir yerdeyiz. Kendi kaderi tamamen kendisinin elinde bir ülke değil Türkiye. Eğitim bakanı çıkıp “tarikatlarla protokol yapıyoruz” diyor. Sen o protokolü daha iyi eğitimcilerle yapmak zorundasın, asansörlerini tamir etmesi gereken yurtlarla yapmalısın. Öğrencilere burs için yapmalısın. Eğitim sistemi tarikat ve cemaatlerin eline düşemez. Hani anayasaya göre laiklik vardı. Hani din ve devlet işleri ayrılacaktı. Hani daha ilkokul seviyesinde çocuklar fikri hür vicdanı hür yetişecekti.
Atatürk’ün 1918’de verdiği röportaj var. “Kuvvetli olmak demek sadece silah omuzda kuvvetli olmak demek değildir” diyor. “İlmen, fennen, manen kuvvetli olacaksın” diyor. Biz böyle miyiz şu anda.
■ İnsanların düşünmekten korkar hale geldiği ülkede sizin doğrucu davutluğunuzu neye borçluyuz?
Bir mottom var. “Korkunun ECE’ye faydası yok.” Şaka bir yana Vedat Türkali’nin bir sözü var: “Düşündüğünü söylemekten korkarsa bir insan, düşünmekten de korkmaya başlar.” İnsanlar düşünmeyi bıraktı. Korkutulduğu için vazgeçti. Düşüncenin üstesinden gelemeyenler düşünenin üstesinden gelmeye çalışıyor. Korku her şeyden daha fazla zarar veriyor bana. Korku bir küçük ölüm. Aklın da katili. Her gün milim milim ölmektense aklımı öldürmektense çıkarım neyse söylerim, bedelini öderim. Korkmam ucunda ölüm dahi olsa… Kırılma noktam kızımın doğumu oldu. Ben bu çocuğun yüzüne bakamam insanlara eksik bir şey söylersem diye düşündüm.
■ Ece Üner’in penceresinden Türkiye nasıl görünüyor?
GENÇLER HER ŞEYİN FARKINDA
Çok zor bir soru. Genç potansiyelimiz çok yüksek. Gümbür gümbür gelen gençlik var. Net görüyorum. Düşünce uykudan uyandı. Günü geldiğinde o otoritenin sizi sarıp sarmaladığı zinciri atarsınız ve düşünce uykudan uyanır. Sadece hakikatin peşinde bir gençlik olduğunu görüyorum üniversitelerde. Her şeyin farkındalar. Türkiye tabii ki güllük gülistanlık diyemeyiz. Demirel’in söylediği gibi en acısı şunu görüyorum enflasyon dediğiniz sadece ekonomik bir olay değildir. Ahlaki bir çöküş de getirir. Ona kazık atar, parasını çalar. Şu anda hiç alışık olmadığımız asayiş olaylarıyla karşı karşıyayız. Taksicinin öldürülmesi, iyiliğin cezalandırıldığı bir ahlaki çöküş, çürüme hali. Bu durumda her karanlığın bir aydınlığı vardır. Neden SÖZCÜ Televizyonu bu kadar izleniyor. İnsanlar talep ediyor. Uçurumun kenarından her zaman dönmüş bir ülke Türkiye.
Atatürk demek, Türkiye demek
■ Ülkemiz Atatürk’ten koparılmak isteniyor dediniz. Bunu engellemek için yapılması gerekenler neler?
Atatürk’ten koparılma çabası ters tepiyor. Bu sene 29 Ekim’de Anıtkabir’deydim. Geçen sene ekimde 3 milyon 500 bin ziyaretçi vardı bu sene 4 milyondu ekim ayına kadar. Benim gittiğim gün ziyaretçi rekoru kırılmıştı. Demek ki sadece anmak değil anlamaya başladı insanlar Atatürk’ü. Cumhuriyet en çok bir kadın projesidir. Kadına seçme seçilme hakkı, hukukta, boşanmada hepsinde eşitliyor. Türkiye’de tam da en çok kadınların Atatürk’ü anması ve anlaması gerekiyor. Atatürk düşünce sisteminden ayrılmamamız gerekiyor. Çünkü bu kadar zorlu bir coğrafyada durabilmişsek tamamen Atatürk’ün anayasa ile kurduğu sağlam sistemi sayesinde. O yüzden yıkılması isteniyor. Denge ve denetleme sistemini kurmuş anayasamızda madde madde var. Atatürk bizim evimizin çatısı. Evin çatısını kaldırırsanız ne olur? Evi kaybedersiniz, sağlığınızı kaybedersiniz, yaşamınızı kaybedersiniz… Çivisi çıkmış bir dünyada çiviyle duvara asılan en güzel fotoğraftır Atatürk… Bütün şartlar bir araya toplanıp tartılınca asrın en büyük adamı… Dünyanın gördüğü en büyük devlet adamı. En yüksek derecede siyasi ve askeri dehanın bir araya gelmesiyle önce memleketi yok olmaktan kurtarmış, sonra da yeniden kurmayı başarmış… Devrimci muzaffer kumandan herkesi büyülemeye devam ediyor. Atatürk demek Türkiye demek. Gençliğe Hitabe bugün yaşananları anlatmıyor mu? Fikri liderliği hâlâ devam ediyor. Öldükten sonra da düşmanlarıyla savaşabiliyor. Farkındaysanız herkes zor zamanlarında Atatürk’e sığınır. Atatürkçü olmayanlar dahi. Yattığı yerden hâlâ yobazlarla gericilerle savaşabiliyor ve hâlâ da o kazanıyor.

Ece Üner’le Sözün Gücü programı, duayen gazeteci ve Sözcü Yazarı Uğur Dündar ile Sözcü Televizyonu Strateji ve Güvenlik Danışmanı Ahmet Yavuz’un yorumlarıyla her çarşamba ve cuma 20.15’te ekranda olacak.
ECE ÜNER HAKKINDA
Koç Lisesi, ardından Koç Üniversitesi’nde sosyoloji ve tarih okudu. Brüksel’de Avrupa Birliği konusunda eğitim aldı. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca biliyor. Atletizmde İstanbul ve Türkiye birincilikleri var. Şiir yazıyor, çok okuyup araştırıyor. Mesleğe diplomasi muhabiri olarak başladı. Üst düzey devlet adamlarıyla özel röportajlar yaptı. Tartışma programları yönetti. Uzun yıllar ana haber sundu. Haber aralarında yaptığı yorumlarla halkın sesi oldu. Çok sayıda habercilik ödülü alan Üner’in, Güneş isminde 7 yaşında bir kızı var.
]]>Ümit Özdağ’a, “DEAŞ ne yapmak istiyor, Türkiye’de niçin eylem yapıyor?” diye sordum. “DEAŞ, 2019’da Türkiye vilayeti programını açıkladı ve karargahını Türkiye’ye taşıdı. Emniyetin, jandarmanın, MİT’in en sık yaptığı DEAŞ operasyonlarıdır” dedi. Kuşkusuz önemli bir bilgi. Özdağ bu konuyu şöyle açtı:
DÜĞMEYE BASILMASINI BEKLİYORLAR
“DEAŞ için temel hedef Suriye ve Irak değildir. Artık DEAŞ, patronu tarafından Türkiye’de karışık çıkartmak üzere görevlendirmiştir ve şimdi bunun altyapı çalışmalarını yapıyor. DEAŞ, Türkiye’yi tanıyor, devletin reflekslerini ölçüyor, toplumun içine yerleşiyor, olaylara devlet nasıl refleks verdiğini izliyor. Polis bir olaya ne kadar zamanda müdahale ediyor. Cihatçı selefi sayısını arttırıyor. Yurtdışından Türkiye’ye günde 1.000 ile 1.250 kişi geliyor.
Gelenlerin içerisinde terörist, uyuşturucu kaçakçısı, işsiz- güçsüz var. Çoğu askerlik yaşına gelmiş yabancılar Türkiye için büyük bir tehdit. Gelenlerin bir bölümü Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Adana gibi büyük kentlere gidiyor. Bunların poliste, devlette kaydı yok. O yüzden sistem içerisinde kayboluyor. DEAŞ’ın Türkiye’de güvenli evleri, güvenli ağı, gizli cephanelikleri var. Düğmeye basılması için bekliyorlar.
LİDER KADRO TÜRKİYE’DE
DEAŞ’ın Türkiye içerisinde liderleri, lider kadroları var. Hâlâ Suriye’yi, Irak’ı cephe gerisi olarak kullanıyor. Eskiden Türkiye cephe gerisi olarak kullanılırdı. Suriye’de terör eylemleri gerçekleştirdiler ve ne yazık ki onlara bu imkan sağlandı. Tabii bu arada adamlar Türkiye’deki sistemi öğrendiler. Yani Suriye’ye iç savaş başlamadan sonra gitmişlerdi. Türkiye’ye ise önceden geldiler ve daha kapsamlı bir yerleşme hazırlık çalışmaya imkanına sahip oldular.”
İstanbul’da iki DEAŞ’lının kilise baskınından sonra yapılan operasyonlarda 147 DEAŞ’lı gözaltına alındı. Son bir yılda DEAŞ Terör Örgütüne yönelik 1.500 operasyon yapıldı. 2.800’ü gözaltına alınırken, 738’i tutuklandı, 650’si hakkında adli kontrol kararı verildi. Bu kadar yakalananın yanı sıra yakalanamayan, kendini gizleyenler var. Özdağ bu durumu şöyle anlatıyor:
“Tabii polisin bildikleri var bilmedikleri var. Bildikleri içerisinde yakaladıkları, yakalamadıkları var. Polisin farklı çalışma yöntemi var. Bazen bekler, izlerler, bilgi almaya, bağlantıları çözmeye devam eder. Bir eylem sonrasında hepsine yönelik bir genel operasyon yapılır. Ama mesele bildikleri değil mesele bilmedikleri ve işi zorlaştıran bunların Türk vatandaşı olmaması. Kendi aralarındaki haberleşmeyi başka dilde yapıyorlar. Türkiye’de milyonlarca Suriyeli var bunların arasına zavallı gibi gizlenme şansları çok yüksek. Mesela Türkiye’de 7 milyon sığınmacı ve kaçak olmasaydı Suriye’de DEAŞ karargahını Türkiye’ye taşıyabilir miydi? Hayır, taşıyamazdı. Çünkü balığın olması için suyun olması lazım. O ortam olacak. Kimsenin alnında ‘DEAŞ’lı terörist’ yazmıyor. Tekrar ediyorum; DEAŞ’ın eylemleri bitmemiştir. Hatta daha başlamamıştır. Planlama safhasındalar.”
DEMİR BAĞLANMIŞ YÜZÜCÜ GİBİ
Zafer Partisi’nin en çok gündeme getirdiği sığınmacılar. Özdağ’a “Sizin bunun dışında başka mesajlarınız yok mu?” diye sordum. Cevabı şöyle oldu:
“Vatandaş şunu soruyor, ‘Sığınmacıları göndereceğinizi söylüyor, başka neler yapacaksınız?’ Biz de diğer yapacaklarımızı da anlatmaya başladık. Çünkü bizim dışımızda sığınmacıları geri yollayacak politikaya sahip hiçbir siyasi kadro yok. Türkiye’de varlıklarını sürdüren milyonlarca sığınmacı var. Türkiye bu sorunla adeta ayaklarına beşer kilo demir bağlanmış bir yüzücü gibi okyanusun ortasında kendisini suyun üstünde tutmak için çırpınıyor. Gittikçe de aşağı doğru batıyor. Bu meselede çözülecek ondan sonra diğer meselleri çözmeye başlayabiliriz. Yani sığınmacılar için yılda 11 milyar dolar harcayan bir ülke ekonomik sorunları aşabilir mi?”
TÜRKİYE’Yİ ÇATIŞMAYA ÇEKİYORLAR
Bölücü terör örgütünün Irak’ın kuzeyinde yapmış oldukları saldırıları 1991-92’de stratejik savunmadan stratejik dengeye geçme aşaması olduğunu belirten Özdağ, bugün gelinen durumu şöyle açıkladı:
“Bu saldırıların hiç küçümsemesi lazım… Bu taktik olayların ötesinde bir şey var. PKK-YPG ve arkasındaki yapılar Türkiye’nin Ortadoğu’dan geriye itilmesi ve artık çatışmanın Türkiye sınırlarının içerisinde taşınması politikasını uygulamaya başladılar. Onun için kaybettiğimiz her gün terörle mücadelede stratejik bir mücadele vermezsek bu PKK ve YPG’nin işine yarar. Yani biz ‘Şu kadar terörist öldürdük’ demek bizim için meselemizi çözmüyor. Biz PKK terörünü 1998’lı yılların sonuna doğru ancak içeride iyice yıldırdıktan sonra stratejik bir mücadelede boyutuna taşıyıp Suriye’ye savaş ilan etmeyi gözü aldığımız anda bitirdik. Şimdi bizim yine artık bu stratejik mücadele boyutuna konuyu taşımamızın zamanı gelmiştir.

Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’e DEAŞ tehlikesini anlattı.
O YARDIMLAR, İSYAN HAREKETİ İÇİN YAPILIYOR
Bizim muhatabımız burada PKK, YPG değil, bunların arkasındaki ABD ve onun Ortadoğu politikasıdır. ABD, PKK ile YPG karşısında Türkiye’yi tercih edip etmediğinin stratejik tercihini yapmak zorundadır. ABD’nin, YPG’ye yapmış olduğu yardımlar, Suriye’de Beşar Esat rejimini devirmesi için değil YPG’nin ileride DEAŞ üzerinden Türkiye karıştırıldığı zaman Güneydoğu Anadolu’ya girerek büyük bir isyan hareketi başlatmak için gerçekleştirilen yardımlardır.
Sığınmacı ve kaçaklar içerisinde Türkiye’ye en ufak bir manevi bağla bağlı olmayan belki içten içe kızgınlıkları olan, satın alınmaya müsait yabancı istihbarat servislerinde çalışan, yabancı terör örgütlerine çalışanlar var.
TÜRKİYE’NİN İNTİHARI OLUR
İstiklal Caddesi’ndeki bombayı kim koydu? Bir tekstil şirketinde çalışan yabancı kadın… En son Mossad operasyonunda yakalananların çoğu Filistinli, Suriyeli çıktı. Bazılarına biz vatandaşlık, iş vermişiz. Bu kadar büyük bir nüfus Türkiye’nin içerisinde ve bu kadar çok terör yapılandırıp Türkiye’nin içerisinde IŞİD gibi sızmışken, Türkiye karıştırılmaya çok müsaitken, sınırımızın başında yetiştirilen YPG’nin amacının Suriye ordusu değil Türk ordusunu hedeflemek olduğunu bu kadar açıkken, artık Türkiye’nin ABD ile bu süreci yeniden değerlendirmeyi düşünmemesi ve bu konuda jeopolitik bir meydan okumayı gerçekleştirilmemesi Türkiye’nin intihar anlamına gelir. Türkiye bunu Kıbrıs’ta yaptı. Kıbrıs’a ABD’ye rağmen çıktı ve harekatı başarıyla sonuçlandırdı. Bugün Türkiye’nin jeopolitik konumu soğuk savaşta olduğundan daha büyük bir önem taşıyor ve ABD, YPG- PKK ile Türkiye arasında bir tercih yapmak zorunda kaldığı zaman bu tercih PKK- YPG’den yana olmayacaktır. Yeni Türk-ABD diyalog sürecine ihtiyaç vardır. Bu diyalog sürecinin bir ayağında kesinlikle Türkiye-İsrail ilişkileri oluşturmak zorundadır. Çünkü Türkiye-ABD ilişkileri aynı zamanda Türkiye-İsrail ilişkileridir.”
BÖYLE BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ
Türkiye’nin DEAŞ, PKK-YPG, FETÖ terör örgütlerini durdurmak gibi bir görevle karşı karşıya olduğunu belirten Ümit Özdağ, hükümetin ne yapması gerektiğini şöyle anlattı:
“Bunu sahada polis, jandarmanın taktik operasyon seviyesinde yapabilirsiniz ama stratejik seviyede durdurmak için devletin bütün imkan ve kabiliyetlerinin, askeri, diplomatik, politik, ekonomik hepsinin bir eşgüdüm içerisinde yönetilmesi gerekir. Bunun da dünyanın iki büyük kutup arasında Yani Çin ve ABD arasında bir mücadelede gerçekleşirken bu jeopolitik mücadelesi mantığı içerisinde gerçekleşmesi bizim açımızdan zorunlu.”
SOYLU’NUN MAHKEMEYE ÇIKMASI LAZIM
Ümit Özdağ, eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun mahkeme önüne çıkması gerektiğini belirtip şunları söyledi: “Kaçakların büyük bölümü Soylu döneminde geldi. Buna uluslararası kriminallerin gelişleri dahil. Soylu bakanlıktan ayrıldıktan sonra neden aniden operasyonların başladığı aydınlatılması lazım. Bakanlığı önünde de Soylu’yu suçladım. Bugün hâlâ o noktadayım. Görevden aldıktan sonra hadiseler ortaya teker teker çıkmaya başladı. Ankara’nın dokunulmazlarına, mafyalarına operasyonlar başladı. Adnan Hoca operasyonunun bakandan gizlenerek yapıldığını bilmiyor muyuz?”
]]>Türkiye’de bulunan Alman şirketlerin buradaki operasyonlarından çok memnun olduklarını bildiklerini belirten Schulz , “Çok olumlu deneyimler edindiklerini biliyoruz. Fakat yeni yatırımcıları çekmek ayrı bir konu. Bazı şirketlerin Türkiye’de yatırım yapmaktan çekindiklerini de biliyoruz” dedi.
“Yatırım koşullarının cazip olması gerekiyor” ifadelerini kullanan büyükelçi, “Bu koşulların arasında yasal güvenceler, planlama güvenliği yani uzun vadeli plan yapabilmeleri ve finansman konusunda kolaylıklar olmalı. Bunlar bekledikleri olumlu çerçeve koşulları.” değerlendirmesinde bulundu.
AA muhabirine konuşan Schulz, Türkiye-Almanya ikili ilişkilerinde enerji sektörünün önemli bir yeri olduğunu belirterek, “Yenilenebilir enerji işbirliğinde olumlu gelişmeler var. Özellikle hidrojen gerçekten geleceğe yönelik stratejik bir öneme sahip. Türkiye ile Almanya hidrojenin geliştirilmesi noktasında uygun iki partner.” dedi.
İki ülke arasındaki ticaret hacminin geçmiş yılları rekorlarla kapattığını ve rekor beklentilerinin devam ettiğini, Türk-Alman ticari ilişkilerinin çok çeşitli alanlarda ve oldukça kapsamlı olduğuna işaret eden Schulz, köklü geçmişi olan iki ülke ilişkisinin aynı zamanda son derece dengeli ilerlediğini aktardı.
Schulz, Almanya’nın ihracat yaptığı en büyük ve en önemli ülkelerden birinin Türkiye olduğunu kaydederek, şöyle konuştu:
“Almanya aynı zamanda Türkiye’nin ihracat yaptığı en önemli, en büyük ülke ve Türkiye’nin ithalat yaptığı ülkeler arasında da Rusya ve Çin Halk Cumhuriyetinden sonra üçüncü sırada yer alıyor. Buna rağmen biz ilişkilerimizin bu alanda daha da yoğunlaşmasını, daha da gelişmesini istiyoruz. Hem ticaret alanında hem yatırımlar alanında. Enerji sektörü gerçekten ikili ilişkilerimizde çok önemli bir yer teşkil ediyor. Türkiye’de 8 bini aşkın Alman şirketi yatırım yapmış ve hala faaliyet gösteriyor. Bu şirketler içinde enerji sektöründe çalışan çok sayıda şirket var.”
ENERJİ SEKTÖRÜ
Schulz, Almanya Ekonomi ve İklim Koruma Bakanı Robert Habeck’in geçen yıl ekimde beraberinde enerji sektörünün temsilcileri ile Türkiye’yi ziyaret ettiğini anımsattı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da Ankara’da gerçekleştirilen 5. Türk-Alman Enerji Forumu’nda Alman yatırımcıları Türkiye’ye davet etmesinin Alman heyetinde memnuniyetle karşılandığını ifade eden Schulz, şöyle devam etti:
“Birkaç yıldır Türk-Alman enerji forumu ülkelerimizde gerçekleştiriliyor. Foruma enerji sektöründen kamu ve özel sektör temsilcileri katılarak işbirliği imkanları üzerinde görüşmeler yapıyor. Bu forumun son derece yapıcı ve verimli bir forum olarak çalıştığını vurgulayabilirim. Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve yeşil enerji dönüşümünde önemli hedefleri var. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları ve tedarik zinciri alanlarında önemli yatırım imkanları da var. Bunun dışında iklim değişikliği ile mücadele, sanayinin karbonsuzlaşması, yeşil enerji dönüşümü konularında çok yoğun işbirliği alanları ve imkanları mevcut.”
Türkiye’nin yeni üretim merkezi ve tedarik zinciri oluşturma noktasında Avrupa’ya yakın olmasının büyük bir avantaj olduğunu dile getiren Schulz, şirketlerin Covid-19 salgını ve Rusya-Ukrayna savaşı sonrası güvenilir piyasa arayışına girdiklerini, Türkiye’nin de coğrafi konumu ve potansiyeli açısından önemli bir ülke olduğunu vurguladı.
Schulz, şöyle devam etti:
“Ben kesinlikle Türkiye’nin bu konuda önemli bir konumda olduğunu düşünüyorum. Hem Covid-19 salgını açısından hem de savaş açısından şirketler daha güvenilir piyasalara yönelmek zorunda hissettiler kendilerini. Piyasalar açısından ellerindeki imkanları çeşitlendirmeye doğru yöneldiler. Tabii ki Türkiye de bu açıdan önemli bir konumda çünkü coğrafi olarak yakın, kültürel olarak yakın ve aynı zamanda iki ülke birbirini iyi tanıyor. Yani birbirine yabancı değil. Zaten Türkiye’de örneğin güneş panelleri üretimi alanında çok önemli şirketler var. Kapsamlı bir üretim yapılıyor. Almanya Covid-19 salgını öncesinde de ve Ukrayna’daki savaş öncesinde de zaten yenilenebilir enerji konusunda çok yoğun bir çalışma içindeydi. Şimdi bu daha da yoğunlaşacak. Türkiye’nin bu noktada mutlaka önemli bir rolü olacaktır.”
‘TÜRKİYE’NİN YEŞİL HİDROJEN ÜRETİM KOŞULLARI UYGUN’
Schulz, enerji piyasalarında stratejik olarak önemi artan bir konu olan hidrojenin geliştirilmesi yönünde Türkiye ve Almanya’nın önemli adımlar attığını ifade etti.
Yakın dönemde hidrojen ile ilgili iki ülkenin mutabakat zaptı imzaladığını, bazı şirketlerin Türkiye’de hidrojene ilişkin ortak bir yatırım gerçekleştirdiğini anımsatan Schulz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yeşil hidrojen gerçekten stratejik açıdan gelecek vadeden çok önemli bir konu. Almanya’da sanayide kullanılan bir kaynak. Fakat gelecek için çok önemli gelişmeler vadeden bir kaynak. Bilinçli olarak sanayide kullanılırsa çok faydası ve avantajı olacak bir kaynak. Almanya tabii ki hidrojen üretebilir. Ancak ihtiyacını karşılayacak kadar üretemez çünkü gelecekte hidrojene miktar olarak çok büyük bir ihtiyaç olacak. Türkiye’de de büyük miktarda hidrojen üretiminin koşullarının olduğunu düşünüyoruz. Biz bu alanda Türkiye ile işbirliği içinde olmaktan büyük memnuniyet duyarız çünkü yenilenebilir enerji konusunda daha önce de söylediğimiz gibi işbirliğimizde olumlu gelişmeler var.”
Schulz, söz konusu mutabakat zaptının bazı unsurlarının şimdiden uygulandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Örneğin bir görev gücü oluşturuldu, uzmanlar bir araya gelip şimdiden bu alanda neler yapılabileceğini görüşüyorlar. Aynı zamanda ortak yatırımlar konusunda neler yapılabilecekleri konusu irdeleniyor. Hatta bildiğim kadarıyla Türkiye’de bir ortak yatırım gerçekleşti bile. Hidrojen gerçekten geleceğe yönelik stratejik bir öneme sahip. Türkiye ile Almanya hidrojenin geliştirilmesi noktasında uygun iki partner. Öte yandan ülkelerimiz bir anlaşmaya imza atıp iklim değişikliğiyle mücadele konusunda ortak hareket etme kararı verdiler ve düzenli olarak üst düzey görüşmelerin gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.”
]]>–Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı önündeki polis kontrol noktasına silahla ateş açan 2 terörist ölü ele geçirilirken, bir vatandaş hayatını kaybetti, 3’ü polis 5 kişi yaralandı. Saldırganların terör örgütü DHKP/C üyesi olduğu belirlendi. İki gün önce IŞİD terör örgütünü, şimdi DHKP/C’yi konuşuyoruz. Terör örgütünün amacı neydi?
2015’te rahmetli savcı Selim Kiraz’ın hayatını kaybettiği olaydakine benzer niyet taşıdıklarına dair kuvvetli emareler var. İçeriye sızıp önemli kişilerden birini ya da halkı rehin alıp, rehine krizi yaratmak. 2015’teki eylemi yapan da DHKP/C’ydi. Şuna atıfta bulunmakta fayda var: PKK terör örgütü DHKP/C başta olmak üzere bazı yasadışı silahlı sol örgütlerle birlikte Sözde Halkların Birleşik Devrim Hareketi adıyla bir yapı ortaya koyduklarını biliyoruz. PKK özellikle eylem yapamadığı alan ve zamanlarda eylemi bu örgütlere ya da kendi türev örgütlerine taşereOrta ettiğini görebiliyoruz. Eylemde böyle bir bağlantı var mı? Terör örgütleri üzerinden Türkiye’deki seçim süreçlerini, toplumsal barışı, kamu iradesini manipüle etmeye yönelik bir çaba olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte 7 Ekim’den sonra hem Irak hem Suriye’de didişme üst seviyeye çıktı. Paradigmalar, siyaset ve stratejiler değişti. Vekillerin kullanıldığı biçimler ve dozaj değişti. Ya birileri artık devletleri de vekil devlet olarak kullanmak istiyorlarsa, bu ülkelerden biri de Türkiye’yse, o zaman soru şu: Bunu nasıl yapacaklar?
–Nasıl?
Türkiye’nin hassasiyetlerini, duygularını, acılarını istismar ederek yapacaklar. Vekaletler savaşı, sadece eline silahı, cebine parayı koy değildir.
–Bunu birazdan açmanızı isteyeceğim. Arka arkaya iki saldırı, biri IŞİD’in kilise saldırısı, diğeri DHKP/C’nin adliye saldırısı. 7 yıldır Türkiye’de saldırı yapmayan IŞİD ne oldu da yeniden eyleme geçti?
Sadece Türkiye’de eyleme geçmedi. Özellikle bu son dönemde, hatta şöyle bir veri paylaşayım sizinle, 2024’ün ilk 10 gününde Suriye’nin 14 ilinin 7’sinde 35 saldırı gerçekleştirmiş. Dünya çapında da aynı dönemde yani 2014’ün ilk 10 gününde 100 civarında saldırı gerçekleştirmiş. Buradan baktığımızda IŞİD’in tekrar aktifleştiğini, daha doğrusu aktifleştirildiğini görüyoruz.
–Peki temel sebebi ne olabilir?
7 Ekim saldırısından sonra özellikle Yahudilerle Müslümanlar arasında Gazze üzerinden baş gösteren teolojik gerilim IŞİD’in bir şekilde aktifleşmesine veya aktifleştirilmesine neden oldu. Bu açıdan bakıldığı zaman temel parametreyi, Gazze’den sonra baş gösteren siyaset ve stratejilerdeki değişiklik olarak değerlendiriyorum.
–Türkiye neden örgütün hedefinde?
En önemli soru bu. Şimdiye kadar 7 yıldır eylem yapamamış. Bu, eylem yapma ihtirasını kaybettiği, olmadığı anlamına gelmiyor. Burada da verilere başvuralım. 2018-2022 arasında 12 eylemi engellenmiş. 2022-2023 arası 40 eylemi engellenmiş Türk güvenlik güçleri tarafından. 2024’ün başında da özellikle sinagogları, kiliseleri ve Irak büyükelçiliğini hedef alan eylemleri engellenmiş. Özellikle 2024 başında yaşadıklarımız bize IŞİD’in, Türkiye’de eylem yapma iradesinin, tekrar hortladığını gösteriyor.
–Türkiye’de eylem yapma iradesini yeniden hortlatan gelişme hangisi?
Öncelikli olarak tabii terör eylemindeki maskat nedir? Kamusal iradeniz, yani karar verici aklınızı etkileme kabiliyet ve kapasitesidir. IŞİD eylemleri üzerinden Türkiye’nin bir şekilde kullanılmaya çalışıldığını düşünüyorum. 7 Ekim’den önce Rusların ve İranlıların şöyle bir planı vardı: Amerika ve İsrail’i Suriye’den çıkarmak. İsrail ve Amerika’nın da bir karşı planı vardı: İran’ı Suriye’den çıkarmak. 7 Ekim’den sonra vekil güçlerin kullanılmasıyla ilgili son derece önemli bir gelişme oldu. Burada özellikle İsrail’i çok rahatsız eden Şii’lerin panzehri kim? Çok basit bir cevabı var: Sünniler. Sünni bir takım vekil güçlerin, devlet dışı bazı aktörlerin veya terör örgütlerinin, hatta belki mümkünse Sünni tabanlı devletlerin birileri tarafından kullanılmasıyla ilgili yeni bir versiyonla mı karşı karşıyayız? Bu noktada IŞİD manipülatif bir role mi soyundu? Özellikle mezhebi fitnenin Irak’ın işgalinden beri çok kullanıldığını düşünüyorum. 2006 yılında Samara’daki türbenin IŞİD tarafından bombalanması Irak’ta mezhep temelli bir iç savaşın çıkmasına sebep oldu. Sonrasında olanlar ortada. Kimlerin işine yaradığı da…
–Kimler mezhebi ihtilafı kullanmak istiyor? IŞİD nasıl bir rol üstleniyor?
Türkiye, IŞİD’le en iyi mücadele eden ülke. Karada mücadele eden tek devletiz. Meselenin bir ucu Türkiye ile Avrasya ilişkilerine değiyor. Türkiye, aktif tarafsızlığı benimsemiş durumda. Bu hem Atlantik, hem Avrasya tarafında rahatsızlık yarattı. Herkes kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak veya diplomatik adıyla yanında görmek istiyor. Acaba biz, yanında görmeyle ilgili IŞİD üzerinden bir manipüle ile mi karşı karşıyayız? Bu önemli bir soru olarak ortada duruyor. Türkiye NATO içinde güvensizlik yaşıyor. Buna bağlı olarak Rusya ve İran ile bir ilişki gelişti. Bundan rahatsızlar. Putin, tüm bunları stratejik aklıyla görüyor. O da kendi stratejisi doğrultusunda yavaş yavaş bir şeylerin taşlarını döşüyor. Bence ABD, Gazze’den sonra bunu görmeye başladı. Önceden Türkiye’yi dışlayan stratejik bir bağnazlık vardı ama Gazze’den sonra değişti. İsveç’in NATO’ya alınmasından sonraki süreçlere de iyi bakmak lazım. Bir ılımlı rüzgâr esmeye başladı. Ilımlı ama belirsizliği çok, tehlikeli bir öpücük kıvamında. ABD’nin şunu kendi içinde düşüneceğini öngörüyorum: Biz Türkiye’yi bu kadar ötekileştirdik, yalnızlaştırdık ama bu bize de zarar veriyor. Bunu Gazze’de gördüler, orada çok büyük bir stratejik gerçeklikle karşı karşıya kaldılar. Şu soruyu kendilerine soracaklardır: Biz Ortadoğu’da, Afrika’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Karadeniz’de yapacağımız jeopolitik hamleleri Türkiyesiz nasıl yapacağız? Yaparsak bunun maliyeti ne olacak? Tabii ki yine Amerika Atlantik menfaatleri doğrultusunda bir paradigma değişikliğinin gelişmekte olduğunu düşünüyorum. Bu minvalde Ortadoğu’nun gayya kuyusu mezhep meselesini, Türkiye’nin mezhebi bazı reflekslerini (ya da dogmalarını) kullanarak manipülatif eylemler yapabilir. Dünya şu uyarıyı yaptı 7 Ekim’den sonra: Başta IŞİD olmak üzere terör örgütleri ‘yalnız kurt’ eylemleri üzerinden aktifleşebilir.
–İstanbul Sarıyer’deki bir ‘yalnız kurt’ eylemi miydi?
Hayır, değil. IŞİD’in en etkin kanadı olan Horasan Vilayeti’nden talimatlandırıldıkları gözüküyor. IŞİD’in Türkiye içindeki yapısı ciddi anlamda darbe aldı, hatta çöktü diyebiliriz. Nasıl çöktü? 2021 yılında çok önemli bir olay oldu. Suriye’de Kasım Güler adlı IŞİD’in Türkiye sorumlusu yakalandı ve Türkiye’ye getirildi. Bundan sonra ki süreçlerde IŞİD’in Türkiye ofisi çok ciddi olarak çökertildi, aynı zamanda bağlı olduğu ana Faruk ofisi de çökertildi. Sonra çok önemli bir olay daha oldu. Türk güvenlik güçleri 2023 Nisan’da IŞİD’in lideri Ebu el-Hüseyin el-Hüseyni el-Kureyşi’yi Suriye’de (Afrin Cinderes’te) etkisiz hale getirdi. Bütün bu olaylar yaşandıktan sonra IŞİD Türkiye ayağının ismini Selman‐ı Farisi Taburu olarak değiştirdi. Bununla birlikte Türkiye dışı ayaklarını Türkiye’ye karşı mobilize etmeye çalıştı ve bununla birlikte ülke dışından bazı terörist transferleri yapmaya çalıştığı görüldü. Bu transfer alanlarının başında da şu an Dünya’da eylem kabiliyeti en yüksek olan sözle Horasan Vilayeti geliyor. Bu ekip de oradan geldi.
–Nedir Horasan Vilayeti militanlarının özelliği? Eylem şekillerinde ve eylem için seçtikleri yerler farklı mı?
IŞİD’in ele geçirdiği alanlara vermiş olduğu isimler vardır. Bir de ele geçirmediği ama kendisine biat eden alanlar vardır. Irak ve Suriye ile fiziki bağı olmayan, bir takım yerlere Horasan Vilayeti, Sina Vilayeti gibi isimler taktı. Horasan Vilayeti diye tanımladıkları yer Afganistan, Pakistan ve Doğu Türkistan bölgesi. Afganistan’da kamusal irade güçlü değil. Diğer alanlarda sosyolojik tabanı kullanabiliyor. Kendisinden etkilenmiş, farklı devletlerin pasaportunu taşıyan kişiler var. Bu kişiler onların sızmak için aradıkları koşulları sunuyor. Sonuçta geldikleri ülkenin güvenlik ağına takılmamak gibi bir gaileleri var.

Abdullah Ağar
22 ÜLKEDE MİKRO IŞİD VARLIĞINI DEVAM ETTİRİYOR
–IŞİD varlığını nerelerde, nasıl devam ettiriyor?
“IŞİD konvansiyonel alanlarını kaybetti, savaşı kaybetti, zafer kazandı” gibi cümleler kuruldu. O zaman dedim ki, “Neden o zaman Suriye’deki Orta Çöl’de (Badiye) 8-12 bin kilometre karelik alanda IŞİD’e kimse dokunmuyor? Biraz önce bahsettiğim 2024 başında yapılmış 35 eylem burası kökenli. Konvansiyonel alanı vardı, burası aktifleşti. Neden Dera’da, Palmira’da, bölgeden geçen ve Şam’a giden karayolunda bu kadar etkili olabiliyor. Dünyanın 22 ülkesinde mikrolaştırılmış olarak IŞİD varlığını devam ettiriyor. Bu, bir şekilde IŞİD’in bir potansiyel taşıdığını ve sosyolojik tabanı istismar edebileceğini anlatıyor.
–Özellikle Afganistan, Suriye gibi ülkelerden göçler örgütün buradaki yapısını güçlendiriyor mu?
Doğal olarak bir risk ortaya koyuyor. Zaten IŞİD travmalardan, otorite boşluğundan, istikrarsızlıktan besleniyor. Bir de farklı, kopuk alanlardaki bireyler IŞİD öğretisinden etkilenmişse tehlikeli bir bombaya dönüşebilir. Ne yazık ki öyle bir tehdit var.
–Türkiye de IŞİD’in eylem arayışları devam eder mi?
Bence eder. Çünkü bu ihtirası zaten hiç kırılmadı. Türk güvenlik ve istihbarat erkleri çok güçlü bir önleme yaptı ve 7 yıl eylem yapamadı, 7 yıl sonra ilk defa eylem yapmayı başardı ama dediğim gibi bu arayışı hep vardı. Şimdi Gazze’de ortaya çıkan yeni durum IŞİD’in eylem yapma motivasyonunu daha çok artırdı. Şimdi bu kendi doğrusallığı içinde olabilir. Aynı zamanda bir takım istihbarat servislerinin IŞİD’i aktifleştirmesi nedeniyle de olabilir.
ATATÜRK İKİ DÜŞMAN ORTAYA KOYDU
– Türkiye’ye nasıl bir rol düşüyor?
Küresel savaş üreten güvenlik bunalımını çözebilecek tek ülke Türkiye. Bunu daha önce yaptı, bu devleti kurarken çözdü. İyi bakılması gerekiyor. Atatürk, muazzam bir iş yaptı. Devlet için iki düşman ortaya koydu. Birisi toprak baronu, diğeri din baronu… ‘Allah ile kul arasına, devletle vatandaş arasına kimse girmeyecek’ dedi. Böyle bir model Ortadoğu’da yok, İslam dünyasında yok… Devletin kuruluş kimyasındaki kavramsal çözümü hala anlayamadık, gereğini yapamadık, bilinci ve etkiyi geliştiremedik, o nedenledir ki, bir kısım insanımızı IŞİD’e YPG/PKK’ya, FETÖ’ye, yasa dışı silahlı sola ve diğer din istismarcılarına, örgütlere/yapılara kaptırdık ve hali hazır da birbirimizi kutuplaştırarak didişmeyi tercih ediyoruz. Bu da istismar edilebilecek pek çok çatlağın oluşmasına neden oluyor.”
]]>İstihbarat çalışmaları sonucu kilisedeki saldırının failleriyle bağlantılı olan sözde Horasan vilayeti İstanbul sorumlusu ve onunla birlikte hareket eden örgüt üyeleri belirlendi.
MİT’in Emniyet Genel Müdürlüğü ile dün gerçekleştirdiği operasyonda 17 şüpheli yakalandı.
Operasyonla IŞİD’in sözde Horasan yapılanmasının, eleman temini, finans ve lojistik faaliyetlerine ciddi darbe indirildiği belirtildi.
MİT ve Emniyet Genel Müdürlüğü işbirliğinde, yurt içinde ve yurt dışında son dönemde gerçekleştirilen operasyonlar nedeniyle terör örgütü IŞİD’in Türkiye’deki faaliyetlerinde farklı yöntemler kullanmaya başladığı belirlendi.
Terör örgütü IŞİD’in sözde Horasan yapılanmasının, son dönemde Türkiye’ye karşı faaliyetlerinde yabancı uyruklu mensuplarını daha çok kullandığı, bunların da Türkiye’de güvenlik birimlerinin kontrol ve takibine yakalanmamak için internet tabanlı uygulamalar üzerinden haberleştiği saptandı.
KAPSAMLI OPERASYON DÜZENLENDİ
MİT’in son 3 yılda Emniyet Genel Müdürlüğü işbirliğiyle yurt içinde ve Suriye’de gerçekleştirdiği operasyonlarda IŞİD yöneticilerinin de aralarında bulunduğu çok sayıda terörist etkisiz hale getirilirken, örgütün Türkiye yapılanmasına da büyük darbe vuruldu.
MİT tarafından, IŞİD’in sözde eski “Türkiye vilayeti sorumlusu” Kasım Güler, Nisan 2021’de Suriye’de düzenlenen operasyonla yakalanarak, Türkiye’ye getirildi.
Güler’in ifadesinde yer alan, irtibatlı olduğu örgüt mensuplarına ilişkin bilgiler sonucunda ülke genelinde Emniyet Genel Müdürlüğü ile koordineli olarak operasyonlar gerçekleştirildi ve IŞİD’ın sözde “Türkiye vilayeti yapılanması” ile bu yapılanmanın bağlı bulunduğu “Faruk ofisi”nin faaliyetleri akamete uğratıldı.
Devam eden süreçte, MİT tarafından yürütülen istihbarat çalışmaları sonucu, IŞİD’in sözde “Türkiye vilayeti” mensubu olduğu bilinen ve Türkiye’deki örgüt üyelerine yardım faaliyetine aracılık eden Mohannad Mehi Aldine, Mahmoud Jabran ve Husam Elhumeydi’nin yakalanması sağlandı.
MİT, bu kişilerin ifadelerinden hareketle Şubat 2022’de örgütün sözde “Türkiye vilayeti” yapılanmasına yönelik operasyon gerçekleştirdi. Emniyet Genel Müdürlüğü ile koordineli gerçekleştirilen operasyonda, sözde Türkiye yapılanmasının faaliyetlerine darbe vuruldu.
ETKİSİZ HALE GETİRİLDİ
MİT ayrıca terör örgütü IŞİD’in sözde lideri Ebu Hüseyin El Hüseyni El Kureyşi’nin tespitine yönelik çalışmalar yürüttü.
Suriye’deki istihbarat çalışmaları sonucu, El Kureyşi’nin örgüte yönelik operasyonlar nedeniyle sürekli gizlendiği ve yer değiştirdiği tespit edildi.
İdlib-Dana bölgesinde, içerisinde yeraltı sığınağı bulunan bir ev inşa edildiği, ancak Kureyşi’nin Suriye’de IŞİD’in üst düzey kadrolarına yönelik gerçekleştirilen operasyonlardan tedirgin olması dolayısıyla bu eve yerleşmekten vazgeçtiği belirlendi.
El Kureyşi’yi yakın takibe alan MİT, IŞİD’in sözde liderinin kısa süreliğine Afrin Cinderes’te bir adreste bulunduğunu belirlerken, buradan da başka bir bölgeye geçeceği istihbaratının alınması üzerine, 29 Nisan 2023’te kritik operasyon için harekete geçti.
Yaklaşık dört saat süren operasyonda Ebu Hüseyin El Hüseyni El Kureyşi, MİT ekiplerinin teslim olması yönündeki uyarılarına cevap vermedi. El Kureyşi, MİT ekiplerinin evin duvarlarını patlatarak içeri girmesinin ardından üzerindeki intihar yeleğini infilak ettirerek hayatını kaybetti.
KRİPTOLU MESAJ KULLANMIŞLAR
IŞİD’in sözde “Türkiye vilayeti”ne yönelik gerçekleştirilen operasyonlar sonrasında, örgüt tarafından öncelikle “Türkiye vilayeti” isminin “Selman-ı Farisi Taburu” olarak değiştirilmesi kararı alındı ve özellikle yabancı uyruklulara Türkiye’ye yönelik faaliyetlerde bulunması talimatı verildiği saptandı.
İsrail’in Gazze’ye yönelik 7 Ekim’de başlayan saldırıları sonrasında, örgütün sözde üst yönetiminin, Türkiye’deki diğer dinlere mensup kişilere, ayrıca sinagog ve kiliselere yönelik eylem talimatı verdiği belirlendi.
İstanbul’da bulunan dini mekanlara yönelik, terör örgütü IŞİD’in Türkiye yapılanmasının sözde istihbarat sorumlusu “Abu Yakin el Iraki” kod adlı Micbel el-Şuveyhi ile “Ebu Leys” kod adlı Muhammed Hilaf İbrahim İbrahim tarafından keşif faaliyeti yürütüldüğü ve hazırlanan raporun örgüt üst yönetimine kriptolu bir mesaj halinde aktarıldığı, IŞİD’in Türkiye yapılanmasından “Abdullah el Cumeyli” kod adlı İyheb Elani tarafından ise Irak Büyükelçiliğine yönelik rapor hazırlandığı MİT tarafından deşifre edildi.
Emniyet Genel Müdürlüğü ile koordineli olarak Aralık 2023’te düzenlenen operasyonlarda, Selman-ı Farisi Taburu unsurlarının yakalanması sağlandı.
]]>Toplantıya, Zafer Partisi Bursa İl Başkanı Cihat Gazi, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan adayı, Yalova Belediye Başkan adayı ile ilçelerin başkan adayları katıldı.
Partili vatandaşların da katıldığı toplantıda konuşan Ümit Özdağ, Türkiye’ye gelen sığınmacı vatandaşların misafirliğinin uzadığını ve bunun artık bir zulüm haline geldiğini belirterek şunları söyledi:
* “Peygamber efendimizin hadis-i şerifi var, ‘Uzayan misafirlik, ev sahibine zulüm olur’. Bu misafirlik çok uzadı. Bu bize zulüm oldu. Suriyelilerin açmış olduğu iş yerlerinin yüzde 80’i ruhsatsız. Türkiye’nin birçok yerinde var, hepsini kapatacağız. Bu ülkeye ticaret yapmaya gelmediniz. Bu ülkeye savaştan kaçtınız ve geri dönüşünüz esas olarak geldi. Sizleri misafir ettik. Size bir düşmanlığımız yok. Allah kimsenin başına, sizin ülkenizin başına gelen türden bir felaket vermesin.
* Türkiye’nin dostları olarak memleketinize geri dönmenizi istiyoruz. Türkiye’ye turist olarak gelin. Biz de sizi ülkenizde turist olarak ziyaret edelim. Türkiye dünyanın lunaparkı değildir. Türkiye, Türk milletinin vatanıdır. Zafer Partisi belediyeleri, hangi şehri yönetiyorsak, orayı sığınmacılar için cazibe merkezi olmaktan çıkartacağız. Bunun için de belediye hizmetlerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan herkese turist tarifesi uygulayacağız. Otobüse daha pahalı binecek. Suyu daha pahalı kullanacak.”

“VATANDAŞLAR SOKAKLARDA HUZURLA YÜREYECEK”
Türkiye’deki sığınmacılardan dolayı vatandaşların geç saatlerde huzurla yürüyemediğini kaydeden Özdağ, şöyle konuştu:
* “Dünyanın dört bir yanından bu ülkeye gelenlerin sayısı 13 milyonu çoktan geçti. İşte Bursa; 600 bini aştılar. Sadece Bursa’nın sokakları değil. Gaziantep’in sokaklarında, Şanlıurfa’nın sokaklarında, Hatay’ın, Adana’nın, Mersin’in, İstanbul’un, İzmir’in sokakları hepsinde büyük bir güvensizlik hakim. Zafer Partisi’nin yönettiği Türkiye’de, Zafer Partisi’nin yönettiği Bursa’da, Zafer Partisi’nin yönettiği Ankara’da, İstanbul’da kadınlar istedikleri saatte güven içinde kendi ülkelerinin sokaklarında huzurla yürüyecekler. Ordusuna karşı cepheye top mermisi taşıyan, cephane taşıyan, silah taşıyan Türk kadınının bugün Orta Doğu’dan gelenlerden korkmaya zorlanması bir zulümdür. Bu zulme son vereceğiz.”
BURSA VE YALOVA İL VE İLÇE BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARINI AÇIKLADI
Konuşmasının ardından Özdağ, partisinin Bursa ve Yalova il, ilçe belediye başkan adaylarını tanıttı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Bayram Kazancı, Keles Belediye Başkanı Adayı Behçet Arı, Karacabey Belediye Başkan Adayı Ramazan Bıdırgı, Kestel Belediye Başkanı Adayı Özer Doğru, Gürsu Belediye Başkanı Adayı Sevinç Muhammed, Mustafakemalpaşa Belediye Başkan Adayı Emine Güven, Gemlik Belediye Başkan Adayı Nilüfer Toprakçı, İnegöl Belediye Başkan Adayı Çağrı Alperen Avcı, Nilüfer Belediye Başkan Adayı Işıl Esgin, Yıldırım Belediye Başkan Adayı Ferit Gürsoy, Osmangazi Belediye Başkan Adayı İbrahim Turgay Ateş oldu.
Yalova Belediye Başkanı Adayı Mevlüt Yıldırım, Çınarcık Belediye Başkan Adayı Esra Kösedağ, Yalova Çiftlikköy Belediye Başkan Adayı Ersin Doğan, Armutlu Belediye Başkanı Adayı ise Samet Baş oldu.
]]>Türkiye’nin F-35 programına dahil olmasının temel nedenleri arasında mevcut F-16 uçaklarının modernizasyonuna ihtiyaç duyması, yeni nesil bir savaş uçağına sahip olmak istemesi, F-35 programına katılarak savunma sanayi alanında teknoloji transferi imkanı elde etmekti.
DENGELER DEĞİŞİYOR
Türkiye-ABD ilişkileri özellikle 2013’ten sonra negatif bir eğimde seyretmeye başladı. Bu hava 15 Temmuz 2016’daki FETÖ’nün hain darbe girişiminden nedeniyle iyice arttı. Türkiye-Rusya ilişkileri de yakınlaşmaya başladı. Böylesi bir ortamda Türkiye’nin 21 Eylül 2017’de Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almak için 2.5 milyar dolarlık anlaşma imzalaması ABD için işin tuzu biberi oldu.
ABD, bu hamlenin NATO ittifakına zarar vereceği, NATO güvenliğini riske sokacağı, teknolojik veri toplama nedeniyle F-35’lerin güvenliğini tehlikeye atacağı gerekçesiyle Türkiye’ye S-400 alımından vazgeçmesi için baskı yaptı.
ABD yönetimi, daha fazla Türkiye aleyhtarı politikalar izlemeye ve Türkiye’ye baskılar yapmaya başladı. Tüm bu baskılara rağmen Türkiye, 12 Temmuz 2019’da ilk parti S-400’leri Rusya’dan teslim alınca ABD de Türkiye’yi F-35 programından resmen çıkarma sürecini başlattı.17 Temmuz 2019 tarihinde ise Türkiye’nin F-35 Müşterek Saldırı Uçağı programından çıkarıldığı duyuruldu.
GERGİNLİK ARTARAK SÜRDÜ
2020 yılının Kasım ayında yapılan ABD Başkanlık seçiminde Trump seçimi kaybetti ve yerine 46 yıllık senatörlük hayatı boyunca Yunan ve Rum taraftarı olmakla ünlü Joe Biden Başkan seçildi.
Aralık 2020’de ABD, Rusya’dan S-400 sistemlerinin alımı nedeniyle Türkiye’ye “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası- CAATSA” kapsamında bazı yaptırımlar uygulama kararı aldı. Sonrasında bu yaptırımlar daha da genişletildi. İşin ilginç tarafı, CAATSA, 2017’de ABD Kongresi tarafından onaylanmış ve bu yasa çerçevesinde Rusya, İran, Çin ve Kuzey Kore’ye yaptırımlar uygulanmıştı. Yani NATO üyesi Türkiye; ABD tarafından hasım olarak nitelendirildi, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore ile aynı kefeye koydu.
ABD sadece Türkiye’yi F-35 programından çıkarmakla kalmadı, parasının önemli kısmı ödenmiş, hatta pilotları eğitim almış, Türkiye’ye ait olan dört adet F-35’i başka ülkelere sattı. Halbuki Türkiye’nin F-35 programı için yaklaşık 1.4 milyar ABD doları tutarında ödeme gerçekleştirdiği, doğrudan ve dolaylı olarak toplamda ise 4.5 milyar dolardan fazla bir zarara uğradığı söylenenler arasında. İşte F-35 maceramızın öyküsü özetle budur.

Tümamiral Cihat Yaycı
F-16 İLE F-35 ARASINDA NE FARK VAR?
Türk Denizcilik ve Global Stratejiler Merkezi Başkanı emekli Tümamiral Doç. Dr. Cihat Yaycı, gelişmeleri yakından izleyen bir isim. Daha önce Deniz Kuvvetlere Komutanlığı Kurmay Başkanlığı görevinde bulunmuştu. Cihat Yaycı, SÖZCÜ’nün sorularını şöyle cevaplandırdı:
*F-16 ve F-35, her ikisi de ABD tarafından geliştirilmiş ve dünya çapında birçok hava kuvveti tarafından kullanılan ikonik ancak farklı nesil avcı savaş uçaklarıdır. F-16’ların tasarımları 1970’lerde, F-35’lerin ise 2000’lerde başladı. Çok rollü bir savaş uçağı olarak tasarlanan F-35’lerin hava-hava ve hava-yer görevlerini F-16’dan daha yüksek bir kabiliyetle yerine getirebileceği belirtiliyor.
*Ayrıca F-35’in elektronik harp ve keşif kabiliyetleri de F-16’dan daha gelişmiş, menzilli ve sürati de daha fazla. F-35, düşük radar kesit alanına (RCS) sahip olacak şekilde tasarlanmış, yani yeri düşman radarları tarafından tespit edilmesi daha zor. F-35, F-16’dan yaklaşık 4 kat daha pahalı bir uçak. F-35A’nın birim fiyatı yaklaşık 89 milyon dolar iken, F-16’nın birim fiyatı 50-60 milyon dolar civarında.
*Özetle, F-35, beşinci nesil bir savaş uçağı olarak daha gelişmiş teknolojilere, çok yönlü görev yeteneklerine sahip. F-16 ise dördüncü nesil bir savaş uçağı olarak maliyet-etkinlik, üstün manevra kabiliyeti ve kanıtlanmış savaş geçmişi ile ön plana çıkıyor.
*Her iki uçak da kendi nesillerinin ve tasarım felsefelerinin öne çıkan örnekleri olarak kabul ediliyor, belirli roller ve senaryolar için uygunlukları farklılık gösteriyor.
TÜRKİYE’NİN F-16 TALEBİ NASIL BAŞLADI?
*Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının ardından 2021 yılında Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadını da koruyan hava kuvvetlerinin zafiyete uğramaması için ABD’den yeni nesil F-16 savaş uçakları istedi. Bu başvuru kapsamında Türkiye, ABD’den 40 adet Blok 70 F-16 almak istediğini, mevcut filolarında yer alan savaş uçaklarını modernize etmek için de 80 adet kit almak istediğini ABD’ye bildirdi.
TÜRKİYE’YE ABD’NİN KOŞULU OLDU MU?
*Yunan ve Rum lobileri Türkiye’nin bu talebinin ardından hızla karşı propaganda ve engelleme çabalarına girişti. 11 Temmuz 2022 tarihinde Yunan ve Ermeni lobisi destekçisi Kongre üyeleri tarafından sunulan Türkiye’ye yönelik F-16 transferini bloke edilmesini öngören kanun tasarısı Temsilciler Meclisi’nden geçti.
*Yunan asıllı Temsilciler Meclisi Üyesi Chris Pappas’ın sunduğu bu yasa tasarısına göre; ABD Başkanı, söz konusu F-16 ve modernizasyon kitlerinin satışını Türkiye, Yunanistan’ın hava sahasını ihlal etmeme ve ABD’nin ulusal çıkarlarına uygun olduğuna dair bir garanti sunmadıkça gerçekleştiremez.
*Soruyorum size, o zaman bu F-16’ları almamızın ne anlamı olur? Bu süreç içerisinde uluslararası basında da yoğun şekilde Türkiye’ye F-16’ların verilmemesi, verilirse de ‘Yunanistan sözde güvenlik endişeleri karşılanacak’ şekilde verilmesi için kampanya yürütüldü.
TÜRKİYE’YE KİMLER NASIL TAVIR ALDI?
*Öyle ki bu kampanyalara Türkiye düşmanı tüm çevreler dahil oldu. Hatta ‘Kürdistan’ın Amerikalı Dostları’ isimli bölücü örgüt destekçisi ABD lobisi de kara propaganda faaliyeti yürüttü.
*ABD’deki Ermeni Ulusal Komitesi ‘ANCA’ ise ABD’deki 7 büyük lobiyi ‘Türkiye’ye F-16 satışına karşı’ örgütledi, bu faaliyete hem maddi hem de propaganda olarak büyük destekte bulundu. Yaptığı yolsuzluklar ve karanlık ilişkilerle gündeme gelen ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Üyesi (Rum ve Yunan taraftarı olmakla tanınan) Bob Menendez de Türkiye karşıtı kampanyaların baş aktörü olarak yer aldı, Türkiye’nin F-16 satın almasına karşı çıktı.
*Yunan, Rum, Ermeni ve bölücü lobiler yetmezmiş gibi, Hindu Amerikan Vakfı da ‘Türkiye’nin Pakistan ile iyi ilişkilerini’ gerekçe göstererek ‘Türkiye ve Pakistan’ı büyük endişe’ olarak niteledi, Türkiye’nin F-16’lara sahip olmasına karşı çıktı.
*Yürütülen Türkiye karşıtı bu kampanyaya ABD medyası da destek verdi. F-35 kampanyasından çıkarılan Türkiye’ye F-16’ların da verilmemesi gerektiğini vurgulayan haber ve yorumlar yer aldı. ABD’deki Yunan, Rum, Ermeni, Bölücü, Hint, Fransız ve İsrail Lobileri eliyle bu kampanya yoğunlaştırıldı ve diğer ülkelere de sıçratıldı.
Özellikle İsveç ve Finlandiya’nın 2022’de başlayan NATO üyeliği sürecinde bu devletlerin teröre verdiği desteği gerekçe gösteren Türkiye, bu devletlerin NATO üyesi olabilmeleri için PKK ve FETÖ başta olmak üzere terör örgütlerine verdikleri desteğe son vermelerini ve bir takım teröristlerin iadesini talep etti. Türkiye’nin bu tavrı, Türkiye aleyhtarı olan bu kesimi hiddetlendirdi, F-16 transferi konusundaki kampanyalarını daha da şiddetlendirdi.
TÜRKİYE’YE F-16 VERİLMESİ NASIL ONAYLANDI?
*Türkiye’ye F-16 verilmesi onayının Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerine olur vermesi ile yakından ilintilidir. TBMM, 31 Mart 2023 tarihinde Finlandiya’nın NATO’ya katılımı ile ilgili yasa tasarısını 276 oyla kabul etti. 23 Ocak 2024’de de TBMM’de yapılan oylamada 287 oyla İsveç’in NATO üyeliği kabul edildi.
Hemen ertesinde de ABD Dışişleri Bakanlığı, 27 Ocak 2024 tarihinde Türkiye’ye 40 adet F-16 savaş uçağı ve modernizasyon kiti, Yunanistan’a ise 40 adet F-35 savaş uçağı ve ekipmanlarının satışını onaylayan resmi tebligatları Kongreye gönderdi. Türkiye’nin 23 milyar dolarlık F-16 savaş uçağı verilmesini içeren bu onay belgesinde,
-40 adet yeni F-16 Blok 70 savaş uçağı.
-Mevcut uçaklar için 79 adet F-16 Blok 70 modernizasyon kiti.
-48 adet F110-GE-129D motoru.
-149 adet AN/APG-83 AESA radarı yer aldı.
*Biz milletçe F-16 alacağız diye sevinirken, aynı anda Yunanistan’a ise 40 adet F-35 savaş uçağı ve ekipmanlarının satışını onaylayan resmi tebligatlarının da Kongreye gönderildiğini öğrendik. Şoke olduk. Daha şoku atlatmaya çalışırken, ABD ordusunun envanterinden Yunanistan’a hibe edileceği Kongreye bildirilen bir sürü diğer askeri araç ve ekipmanların da olduğunu öğrendik…
*Bunlar arasında, 2 adet C130H askeri nakliye uçağı, P-3 deniz karakol uçakları için 10 motor, 60 adet Bradley tipi zırhlı muharebe aracı da bulunuyor. Hem de bedava. Bunlar da yetmezmiş gibi Blinken ABD donanmasından ihtiyaç fazlası 4 LCS sınıfı savaş gemisinin Yunanistan’a verilebilmesi için de Kongreye bildirimde bulunacaklarını, 2025’te satışı mümkün olacak MRAP cinsi askeri arazi araçlarında Yunanistan’a öncelik tanıyacaklarını, KC-135 tanker uçakları için de ihtiyaçlarını değerlendirmeye alacaklarını söyledi. Blinken, ayrıca ABD Savunma Bakanlığının Yunanistan’ın satın alabilmesi için C-130H tipi askeri nakliye uçağına ilaveten C-130J modeli için de fiyat ve adet çalışması yaptığını belirtti.
*Bu arada Yunanistan Başbakanı ve Savunma Bakanı aldıkları bu büyük askeri hibe yardımla ilgili’ ‘Caydırıcılığımız arttı’ diye demeçler veriyor. ABD’nin Yunanistan ve Türkiye’ye askeri yardımlarında eskiden 7/10 oranı vardı. Şimdi ise bu oran 7/0 oldu!
*ABD resmen Türkiye’ye ambargo uygulamakla kalmıyor, Yunanistan’ı silahlandırıyor . NATO Antlaşmasının özellikle 2. ve devamında 3. maddesi üye devletlerin birbirine bırakınız ambargo uygulamayı, birbirine ekonomik ve savunma yapılarını güçlendirmede destek olmasını hükme bağlamışken, bugün Türkiye’ye 8 NATO üyesi devlet şu veya bu şekilde ambargo uygulamaktadır. Bu resmen İttifak şart ve yükümlülüklerinin ihlalidir.
BU ŞARTLAR KONULMUŞSA TÜRKİYE NE YAPMALI?
*Umarım F-16 satışı için önümüze ‘Bunları Adlar Denizinde bizim istediğimiz şekilde kullanacaksınız, Suriye’de YPG’ye karşı kullanmayacaksınız gibi’ şartlar konulmamıştır.
*Ancak Türkiye’ye bu konuda şart koşan yasa tasarıları ve yürütülen kampanyalar beni endişelendiriyor. Örneğin son olarak 30 Ocak 2024’te Yunanistan’ın en yüksek tirajlı Kathimerini gazetesi; ‘Türkiye’nin ABD’den satın aldığı F-16 savaş uçaklarına Yunan adaları üzerindeki uçuşlarda değil, yalnızca NATO ittifakı amaçları doğrultusunda kullanabileceği şartı getirildiğini’ ileri sürdü.
* Bu meselenin 2021 yılından bu yana gündeme getirilen; Türkiye’ye F-16 satılmaması, eğer satılırsa da ‘Yunanistan güvenlik öncelikleri ve ABD çıkarları dahilinde kullanılacağı’ şartı ile bir alakası var mıdır? İnsanın aklına ister istemez şu sorular da geliyor:
1-Türkiye eğer bu F-16’ları; Yunanistan’ın 10 mil hava sahası ve karasuyunu kabul ederek Adalar Denizi’nde kullanmayacaksa,
2-ABD ve NATO’nun çıkarları öne sürülerek; Suriye, Irak ve terör bölgelerinde PKK/YPG’ye karşı kullanmayacaksa,
3-Ya da yine ABD ve NATO’nun çıkarları öne sürülerek, İran’a karşı vs. başka amaçlarla kullanılacaksa,
4-Türkiye’nin bu F-16’ları almasının herhangi bir anlamı yoktur.
Zira F-16’lara Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki haklarımızı korumak, Yunan iddialarını ve taleplerimi kabul etmemek ve teröristle mücadele için ihtiyaç duymuyorduk. Bunlardan vazgeçtiysek, F-16’ya zaten ihtiyacımız kalmamış demektir.
Ancak bu talep ve şartları hiçbir Türk Hükümetinin kabul etmeyeceğine inanıyor ve kalbimi ferah tutuyorum.
BU DURUMDA TÜRKİYE NE YAPMALI?
*Bir kere halkımız son derece müsterih olmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri yaşayan ve sürekli savaşan dünyanın en çevik ve kuvvetli ordusudur. Savunma kapasitesi Yunanistan Silahlı Kuvvetlerinden her boyutta çok üstündür. TSK ile dalaşacak cesaret ve seviyede bir çılgının etrafımızda olduğunu hiç sanmıyorum.
*F-35 uçaklar (bir takım şikayetler olsa da) elbette yüksek kabiliyete ve güç çarpanı özelliğine sahip uçaklardır. Fakat bu uçaklar tek başına üstünlük sağlamaz. Unutulmamalıdır ki geçmişten günümüze askeri stratejiler içerisinde ve muharebe tecrübelerinde savaş uçaklarının tek başına oyun değiştirici olmadıkları defalarca kanıtlanmış bir olgudur. Kaldı ki Yunan Ordusu da güçlü bir askeri bütünlük ve entegrasyon oluşturarak Türkiye’ye karşı üstünlük oluşturacak yeteneklere sahip değildir. Güçlü bir donanmanız ve kara kuvvetleriniz yoksa hava kuvvetlerini tek başına bir üstünlük ve oyun değiştiricilik meydana getirmesi mümkün değildir.
*Türkiye’nin odaklanması gereken yerli uçağımızı yapana kadar uçak satın almanın yanı sıra hatta daha çok hava savunma sistemlerine sahip olmak ve kuvvetlendirmek olmalıdır. Çünkü nihayetinde Türkiye, son yıllarda artan bir hava tehdidi ile karşı karşıyadır. Özellikle Yunanistan’ın saldırgan politikaları ve doğu/güney sınırlarımız ötesindeki gelişmeler Türkiye için önemli bir tehdit oluşturuyor.
*Bu tehditleri ihmal etmeden ve küçümsemeden Türkiye’nin kendi hava savunma sistemlerini geliştirmesi ve güçlendirmesi gerekmektedir. Türkiye, SİPER gibi yerli ve milli hava savunma sistemleri geliştirmeye yatırım yapıyor. Hava savunma sistemlerine öncelik vermemiz ulusal güvenlik ve savunma stratejileri açısından önemli bir adımdır ve olmak zorundadır.
*Bu arada Kaan savaş uçağı uçuşa hazır hale geldiğini gören ABD’nin, ‘F-35 programına geri dönebilirsiniz mesajı veriyor. Bunun Türkiye’deki savunma sanayini baltalamak için tipik bir ABD davranışıdır. Son söz olarak; Allah Türk Silahlı Kuvvetlerini daima güçlü ve muzaffer kılsın, askerimizin ayağına taş değdirmesin.
ABD’YE ŞU SORULARIM VAR
1- Ne oldu 7 Aralık 2023 Atina Bildirgesi ile mutabakata varıldığı söylenen ‘Birbirileri aleyhine konuşmama, tahrik ve tehdit etmeme’ şartına?
2. Hani dost olmuştuk?
3. Hani Yunanistan ile yeni bir sayfa açılmıştı?
4. ABD’den F-16 aldık diye sevinirken, aynı gün ABD’nin Yunanistan’a F-35 verilmesi onayı bir yana, ABD’nin Yunanistan’a milyarlarca dolarlık askeri hibe onayını vermesine ne tepki verdik?
5. Yunanistan Başbakanı ve Savunma Bakanı aldıkları bu büyük askeri hibe yardımla ilgili “caydırıcılığımız arttı” diye demeç verirken, “kime karşı caydırıcılığınız arttı?” diye sorduk mu?
6. F-16 satışı için önümüze F-16’ların kullanımı için herhangi bir şart konuldu mu?
]]>Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre ise, 2023 Kasım itibarıyla satılık konut fiyatları ülke genelinde yıllık yüzde 82,8 artmış durumda.
Konut fiyat artış hızı önceki aylara göre gerilese de metrekare fiyatlarının geldiği seviye hâlâ oldukça yüksek. Türkiye genelinde ortalama bir konutun metrekare fiyatı kasımda 30 bin 318,6 TL’ye yükseldi.
Böylece 100 metrekarelik ortalama bir konutun fiyatı da 3 milyon 31 bin 860 TL’ye ulaştı. Bu rakam İstanbul’da 4 milyon 453 bin 250 TL’ye, Ankara’da 2 milyon 329 bin 160 TL’ye, İzmir’de 3 milyon 546 bin 530 TL’ye ulaştı.
Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) son verilerine göre ise 2023’te kiralar yüzde 87, ev fiyatları yüzde 65 arttı.
Konut fiyatlarındaki artış geçmiş yıllara göre hız kaybetse de yine de konutun ulaşılabilir seviyelerde olmasını engelliyor. Kredi maliyetlerindeki artış ise bunu daha da zorlaştırıyor.
Peki, Türkiye genelinde ortalama bir konutu kredi ile almanın maliyeti ne kadar?
KONUT KREDİSİ MALİYETİ UÇTU
Konut alımında kullanılabilecek azami kredi tutarları, evin değerine ve enerji sınıfına göre değişirken bankalar satın alınacak konutun ekspertiz raporunda belirlenen değerinin yüzde 70- 80’ine kadar konut kredisi kullandırıyor. Ancak uygulamada bu oran daha düşük seyredebiliyor. Yalnızca aylık geliri çok yüksek olan müşterilerin azami kredi tutarları yüksek oluyor.
Kamu bankalarında bir süredir devam eden uygulamalara göre ise ekspertiz değeri 1 milyon TL’nin altındaki evlerin yüzde 90’ı kadar kredi verilirken; ekspertiz değeri 1-2 milyon TL aralığındaki evlerin yüzde 60-70’i ve 2-5 milyon TL aralığında evlerin ise yüzde 50-60’si kadar kredi veriliyor.
Ancak bu krediler hem ortalama ev fiyatlarının altında hem de fiili olarak bankalar bu kredileri sadece yüksek gelir grubunda olan müşterilere veriyor.
Kamu bankalarında 120 ay vadeli konut kredisi faizi yüzde 3,79 olurken ortalama ev fiyatı olan 3 milyon TL esas alındığında, gelir durumuna göre değişiklik gösterse de 120 ay vade ile 2. el B Sınıfı Enerji Kimlik Belgeli 1 milyon 800 bin TL kredi alınabiliyor.
Bu da yüzde 3,79 faizle masraflar hariç aylık ödemenin 69 bin TL olması anlamına geliyor. Bu oranda toplam geri ödeme 8 milyon 281 bine kadar yükselirken evin maliyetinin 9 milyon 480 bine kadar yükselmesine neden oluyor.
KREDİLİ KONUT SATIŞI AZALDI
Kredi maliyetlerinin artmasıyla birlikte Türkiye’deki kredili konut satışları da sert düştü. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine bakıldığında 2023’te ipotekli konut satışlarının sert gerilediği görüldü.
Türkiye’de konut satışları 2023 yılında bir önceki yıla göre yüzde 17,5 azalarak 1 milyon 225 bin 926 olarak gerçekleşti
Türkiye genelinde 2023 yılında gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yıla göre yüzde 36,6 azalışla 177 bin 748 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı 2023 yılında yüzde 14,5 olarak gerçekleşti.
]]>Türkiye tarafında ise görüşmenin içeriğini gazeteciler değil, Meloni’ye İstanbul gezisi sırasında eşlik etmekle görevlendirilen tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı açıkladı. Gezi sonrası Habertürk’e konuşan Ortaylı, İtalya’nın Türkiye’ye göçmen göndermek istediğini ifade etti. Ortaylı, şunları söylemişti:
– Çok önemli bir tezleri var. Afrikalı göçmenler, İtalya’dan bize gelecekmiş. İtalya’nın yabancıyı kaldıracak bir yapısı yok. Ne mekanı yeter ne hizmetleri yeter, o çok açık. Çiğ et yiyen, affedersiniz sokaklarda işeyerek gezen, yatan, çıplak gezen Afrikalı bir kesim var, İnşallah onları göndermezler.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi “İtalya Başbakanı Meloni ile görüşen İlber Ortaylı, ‘İtalya, Afrikalı göçmenleri Türkiye’ye göndermek istiyormuş’ dedi” iddiasının, doğru olmadığını iddia etti.
DP Genel Başkan Yardımcısı İlay Aksoy ise Ortaylı’nın ‘çok önemli’ dediği tezleri sosyal medya hesabında değerlendirdi ve “İtalya’nın iflas etmemesi ve yeraltı örgütlerinin yabancıları kullanarak yeniden devlete karşı bir güç oluşturmaması için Meloni, ülkesine giren kaçak Afrikalıları Türkiye’ye göndermek istiyor” dedi.

“İTALYA İFLASIN EŞİĞİNDE”
Aksoy, değerlendirmesinde şu görüşlere yer verdi:
– İtalya, ekonomik iflasın ve mafyanın yeniden paralel bir güç oluşturmasının eşiğinde. İtalya’nın nüfusu yaklaşık 59 milyon. İtalya’nın doğum oranı 1,24 (ülkenin demografisinin değişmemesi ve yerel halkın kendini var etmeye devam etmesi gereken 2,1’in çok altında) 2022 yılında 400 binin altında doğum gerçekleşmiş. Nüfusun yüzde 24’ü 65 yaş üstü. Bir çocuğun 18 yaşına kadar aile başına ortalama maliyeti 175 bin euro. Derin ekonomik kriz nedeniyle çocuk yapmak artık lüks sayılmaya başladı. Nüfusun azalması, özellikle tarımda, işçi bulmakta ve en önemlisi tüketimde keskin düşüş oluşturdu.
– İtalya’nın borcu, yani gayri safi yurtiçi hasıla oranı şu anda yüzde 330 civarında seyrediyor ve gelişmiş dünyadaki en yüksek oranlar arasında yer alıyor. Bu devasa borç yükü, İtalya’nın ekonomik büyümesi üzerinde önemli bir kısıtlama ve sürekli bir kırılganlık kaynağıdır. Ekonomideki ters büyüme, yeni doğanların ve emeklilerin finanse edilmesi gerek sağlık gerek eğitim açısından zorlaştırıyor. Ülkeyi finanse etmek, tamamen genç çalışan kesime düşüyor. Aynı zamanda İtalya’nın sanayileşmesi, ekonomik kalkınma ve iş imkanlarının kuzeyde bulundurması, ülkede yaşam ve iş imkanı konusunda eşitsizlik yarattı. Kısıtlı iş imkanı nedeniyle çok büyük oranda eğitimli genç, ülkeden ayrılıp başka ülkelerde geleceğini kuruyor.
“GÜNDE BEŞ BİN KİŞİ ÜLKEYE GİRİYOR”
– 2012 yılından itibaren İtalya’nın çalışan iş gücü, bakması gereken insan sayısının çok altında kaldı. Nüfusun azalması ülkeyi adeta krize sürükledi. Durum o kadar ciddi ki Avrupa Merkez Bankası, İtalya’nın borçlarını geri ödeme kapasitesinin mevcut durumda olmadığını açıkladı. Meloni öncesi hükümetin iş gücüne çözüm bulmak amacıyla yabancılara yönelmesi, ülkede derin sosyolojik kriz yarattı.
– Toplumun büyük bir kısmı, bu kadar yabancının fayda sağlamadığı, İtalyan kimliğini ve ulusal güvenliği ortadan kaldırdığı gerekçesiyle milliyetçi sağ partiyi iktidar yaptı. Sadece 2022 yılında 85 bin yetişkin (ağırlıklı erkek) ve 10 bin sahipsiz çocuk, kaçak olarak ülkeye girdi. Günde nerdeyse 5 bin kişi, 1912-1947 yılları arasında sömürgesi olan Libya’dan ve diğer Afrika ülkelerinden İtalya’nın güney sınırına geliyor.
“MAFYA YABANCILARI KULLANIYOR”
– Mevcut durumda 207 bin iltica başvurusuna izin verildi, ancak onun da sadece yüzde 65’i kabul gördü. Gerisi, ülkeye uygun görülmediği için sınır dışı edilecek. Ek olarak, İtalyan mafyası gelen kayıtsız yabancılardan faydalanmaya başladı. İş o kadar ciddi boyutta geldi ki özellikle güneyde yüksek işsizlik bu örgütleri güçlendirdi ve hükümette karşı güç oluşturdu.
– İşte özet olarak İtalya’nın iflas etmemesi ve yeraltı örgütlerinin yabancıları kullanarak yeniden devlete karşı bir güç oluşturmaması için Meloni, ülkesine giren kaçak Afrikalıları Türkiye’ye göndermek istiyor.”
]]>
Bir strateji merkezinin de başında bulunan emekli Tümamiral Yaycı, SÖZCÜ Medya Grubu Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün sorularını yanıtladı.
HUSİLER, ABD VE TÜRKİYE
Tüm bu gelişmeler üzerine Aralık 2023’te ABD ve İngiltere’nin öncülüğünde “Refah Muhafızı Operasyonu” başlatıldı. Bu operasyon, Husiler öncülüğündeki ticaret gemilerine olan saldırılara yanıt vermek amacıyla oluşturulan çok uluslu bir koalisyon olarak duyuruldu. Husiler’in saldırılarına devam etmesi gerekçe gösterilerek 14 Aralık 2024’te Amerikan ve İngiliz gemilerinden Yemen’de Husilerin askeri kapasitesini azaltmayı amaçlayan füze saldırıları başlatıldı. Aralarında silah depoları, lojistik merkezler ve hava savunma sistemlerinin de bulunduğu yaklaşık 30 nokta vuruldu.
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı eski Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı, aynı zamanda bir strateji merkezinin de yöneticisi. Gelişmeleri Yaycı, SÖZCÜ’ye şöyle yorumladı: Yemen’de İran destekli Husiler’e ve tesislerine yönelik ABD ve İngiltere’nin söz konusu operasyonu başladığında bölgemizdeki gerilimin tırmanmasında İran’ın ın hamleleri ülkemiz için riskler yaratıyor. İran’ın sözde Suriye’deki etkisini kırmak bahanesiyle PKK ve YPG terör grupları ABD tarafından hareketlendirilebilir. Aynı zamanda, ülkemiz içerisinde ve ülkemize yönelik PKK terör faaliyetleri risklerini yükseltebilecektir. Türkiye’yi (bir müttefik olarak) Ortadoğu’da savaş bataklığına sürüklemek isteyen güçler var. Maalesef, ‘ülkemiz içerisinde ve ülkemize yönelik PKK terör faaliyetleri olasılık ve risklerinin yükselebileceğine’ dair değerlendirmelerimiz doğru çıktı ve malum PKK saldırıları oldu.
İran’ın hamlelerinin bölgeyi ve ülkemizi nasıl etkileyeceğini Cihat Yaycı şöyle yorumladı: İran, ABD ve İsrail’e Irak ve Suriye’de alan açıcı hamlelerine başladı. Irak’ın kuzeyinde Erbil’de bazı hedeflere 16 Ocak 2024’te füze ve SİHA’lar vasıtasıyla hava saldırıları düzenledi. ABD, bu saldırıları bahane edip, bölgeye hava savunma sistemleri getirip PKK’ya hava savunma şemsiyesi sağlayabilir. İsrail de misilleme bahanesi ile Suriye’de İran destekli gruplara operasyon adı altında PKK/YPG’ye alan açabilir. Tüm bunların Türkiye’nin güvenliğine tehlike ve tehdit oluşturacağına dair endişelerimizi artırıyor. İran’ın Irak’ın kuzeyine saldırısını bahane eden İsrail’in, Suriye’nin Halep kentini bombaladığını, bombalamayı sürdürdüğünü, bomba seslerinin Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde de duyulduğunu hatırlatan Yaycı “Halep ile Gazze’nin Allah aşkına ne alakası var?” dedi.
İŞİD’İ ETKİN GÜÇ MÜ
Suriye’nin toprak bütünlüğünü “sözde savunmak” için Suriye’ye gelen ve Suriye hava sahasını Suriye adına yaklaşık 12 yıldır Rusya’nın kontrol ettiğini hatırlatan Yayycı, sözlerini şöyle sürdürdü: Rusya, kontrolü altında olan Suriye hava sahasına İsrail uçaklarının girmesine ve saldırılarına niçin göz yumuyor? Suriye’ye İsrail saldırısı yetmiyormuş gibi 16 Ocak 2024’te İran Devrim Muhafızları, Suriye’nin kuzeyindeki IŞİD mevzilerine füze ve insansız hava araçlarıyla saldırdı. Bu saldırılarda Türkmenlerin yoğunlukla yaşadığı Halep’in kırsal bölgeleri de hedef alındı. Çok enteresan bir şekilde saldırının, ‘IŞİD’in İran’ın güneyindeki Kerman ve Rask kentlerinde düzenlediği saldırılara misilleme olduğu’ belirtildi. İran, ABD’nin ‘İŞİD’in Suriye’de mücadele edilmesi gereken etkin ve güçlü bir örgüt durumunu muhafaza ediyor’ iddiasını ve PKK/YPG’yi destekleme gerekçesini tam da ABD’nin istediği gibi destekliyor.
BİZE TEHDİT BÜYÜYOR
Bölgede yaşanan gelişmelerden en çok Türkmenler ve Suriye’nin etkilendiğini belirten Yaycı “PKK/YPG ise adeta korunuyor ve alanı genişletiliyor. Böylece Türkiye’ye yönelik tehdit de büyüyor” dedi. Yaycı, Pakistan-İran arasındaki füze atışlarını da şöyle yorumladı: İran 17 Ocak 2024’te bu kez de Türkiye’nin ve Çin’in en önemli müttefiki Pakistan’a saldırdı.İran Devrim Muhafızları, Pakistan’da silahlı Ceyş el Adl grubunun üsleri olarak tanımladığı yerleri hedef aldı ve sözde saldırılar Ceyş el Adl’in İranlı sınır muhafızlarını öldürdüğü saldırılara yanıt idi. İran’ın Pakistan’a saldırısının ne amaçla yapıldığı merak ediliyor. Zamanında hegemonik güçlerin Irak’a yaptıkları gibi İran vasıtasıyla Batı müttefiki Hindistan’ın rakibi, Türkiye ve Çin’in müttefiki Pakistan’ı yıpratmak amaçlanıyor. Böylece ABD ve Batı müttefiki Hindistan’a alan açmak isteniyor. Ayrıca, ABD’nin son zamanlarda Çin’in ‘Bir kuşak, bir yol’ projesine alternatif geliştirdiği Hindistan Ortadoğu Koridoruna (IMEC) zemin oluşturuyor.
Bölgemizdeki gelişmeleri yakından izleyen Cihat Yaycı, gelişmelerden oluşan resmi şöyle tanımladı: Jeopolitik bir gözle bakıldığında bu olaylar arasında ister istemez bir bağ olduğu şüphesi oluşuyor. Türkiye’ye yönelik terör saldırıları, İran’ın son hamleleri, ABD ve İsrail’in Türkiye karşıtı tutumlarından bağımsız değerlendirilmemeli. Yaşananlar dünya kamuoyunda bir savaş dinamiği olarak algılansa da, savaş ve çatışmaların bir ‘cambaza bak’ şeklinde cereyan edebileceği unutulmamalı. Uluslararası ilişkilerde ‘Masanın üstünde sağ elleri ile bilek güreşi yapıyor görünenler, masanın altında sol elleri ile el sıkışıyor olabilir!’ Dolayısıyla sorulması gereken daimi ve genel soru ‘Hacivat-Karagöz’ü perdenin arkasında kim/kimler oynatıyor?’ Bu sorunun cevabı ise müteakip eylemlerde yazıyor”
ÇOK AKTÖRLÜ İŞBİRLİĞİ
Bu gelişmelerin Türkiye’ye etkileri ne olabileceğine ilişkin soruyu, Yaycı şöyle cevaplandırdı: Güney sınırlarımızda perde arkasında çok aktörlü (ABD, İsrail, İran ve Rusya) kolektif bir iş birliğinin olduğu görülmektedir. Görülen odur ki, İsrail ve ABD’nin bölgede PKK/YPG dışında da örtülü bir tetikçiye daha sahip olduğuna işaret etmektedir. Bu işbirliği Türkiye’ye yönelik hamleleri barındırmaktadır. Son süreçte gerçekleşen PKK saldırıları bu gelişmelerden bağımsız değerlendirilmemeli. İran’ın tüm eylemleri PKK/YPG’ye ve İsrail’e alan açmaktadır. İran’ın eylemlerini gerekçe gösterecek olan ABD ve İsrail (Rusya’nın sessiz desteği ile) Suriye’de sözde ‘İran destekli grupları temizleme’ bahanesiyle PKK/YPG’yi kullanıp, PKK/YPG’nin Suriye’deki alanını İsrail’e doğru genişletebilir.
TÜRKİYE İLE İSRAİL KOMŞU OLUR!
TÜMAMİRAL Yaycı anlatıyor: İsrail ‘Bana İran destekli gruplar Lübnan ve Suriye üzerinden saldırıyor’ bahanesi ile Lübnan ve Suriye’de terör örgütü PKK’nın kontrol ettiği alan ile birleşecek şekilde işgallere başlayabilir. Nihayetinde kurulacak olan bir PKK/YPGİSTAN veya TERÖRİSTAN vasıtasıyla İsrail Türkiye’ye dolaylı komşu bile olabilir. Bu durum beka ve güvenliği bakımından Türkiye tarafından kabul ve tahammül edilebilir bir durum değildir. Mutlaka buna karşı da gerekli tedbirler alınmalıdır…
SURİYE’DEKİ VARLIĞIMIZ ARTIRILMALI
Emekli Tümamiral ve strateji merkezi yöneticisi Cihat Yaycı, bölgede meydana gelen gelişmelerin dikkate alınıp Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını takviye ve tahkim etmesinin önemli bir gereklilik olduğunu vurguladı. Yaycı şu uyarıda bulundu: Bu arada Türkiye’ye yönelik terör faaliyetleri nedeniyle güney sınırlarımızda toplanan dikkatimizi dağıtmak ve durumdan istifade etmek isteyenler olabilir. Bu maksatla çeşitli devletlerin işbirliğiyle başka bir alanda yeni bir sorunlu bölge yaratılabilir. Bu kapsamda Kıbrıs’ta Rum yönetimi tarafından KKTC topraklarına yönelik provokatif mütecaviz askeri hareketlilikler ve çeşitli saldırılar olabilir. Devletimizin tüm bu hususları değerlendirip gerekli tedbirleri aldığından ve alacağından şüphem yoktur.
]]>Geçen yılın otomotivde birçok tarihi rakamın elde edildiğini dile getiren Eroldu, “2023 yılında 1 milyar 340 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Bu da son yılların en yüksek rakamı oldu” diye konuştu.
Eroldu, otomotiv ana sanayisinin, son 10 yılda 10 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdiğine vurgu yaparak, “2023 yılında da 2022’ye göre yüzde 37’lik yatırım artışı oldu. Yani 2022’de başlayan yatırımların aslında 2023’te de hız kazandığını gördük. İnşallah önümüzdeki yıllarda da bu açıklanan yatırım projeleri kapsamında Türkiye’de otomotiv sanayisinin yatırımlarının artırdığını görmeye devam edeceğiz. Burada bizim açımızdan kötü giden konu iç pazarda yerli payının azalması, yüzde 45’ten yüzde 37’ye maalesef gerileyen bir yerli payımız var” ifadelerini kullandı.
FİYATLAR ARTACAK MI?
OSD Başkanı Eroldu, otomotiv fiyatlarına zam gelip gelmeyeceği yönündeki soruya da şu yanıtı verdi:
“Ocakta başladı ama şimdi bu doğal, yani enflasyon ve kur artışları fiyatlara yansıyacaktır. Enflasyonda hem yerleşmiş bir enflasyon var hem de aylık 3-4 temposunda bir enflasyon var. Fiyatlara yansıdığını göreceğiz zaten.
Ocak ayında da benim gördüğüm, yüzde 2 ile yüzde 4 arasında en azından görebildiğim markalarda fiyat artışları var. Enflasyon ve kur artışları fiyatlara yansıyacaktır. Ama kaçınılmaz bir şey yani bu. Bazen fiyat indirimleri de olduğunu görebiliyorsunuz.”
Otomotiv sanayisinin ana firmalarının üretiminin salgın öncesi seviyelere geldiğine dikkati çeken Eroldu, kapasite kullanımında da geçen yıl iyileşme gerçekleştiğini bildirdi.
Eroldu, küresel gündemde yakından takip ettikleri önemli konular bulunduğuna işaret ederek, küresel ekonomide yavaşlama beklentileri, ticaret ve sanayi politikaları özelinde Amerika, Çin ve Avrupa Birliği arasında devam eden güç ve ticaret savaşı gibi konuların ön planda olduğunu ve bunun da bütün ülkelere farklı seviyelerde olumlu ve olumsuz etkilerinin olacağını söyledi.
‘BAZI PARÇA TALEPLERİ TÜRKİYE’YE KAYDI’
Bir diğer konunun da jeopolitik gelişmeler ve tedarik zinciriyle ilgili olduğunu belirten Eroldu, şöyle devam etti:
“Özellikle son günlerde de gördük Ümit Burnu’ndan dolaşan bir lojistik herkes için bir sorun ama bu da tabii aslında fırsatları da beraberinde getiriyor. Çünkü bu jeopolitik riskleri ve tedarik zincirini daha iyi yönetmek için aslında daha uzak satıcılardan daha yakın satıcılara yönelik bir geçiş hareketi var. Bunun da aslında olumlu sinyallerini de görüyoruz. Türkiye’de otomotiv sektöründe parça ihracatında da bir artış var. Yani birtakım parça taleplerinin Uzak Doğu ve Çin yerine Türkiye’deki yan sanayicilere kaydığını görüyoruz.
Dolayısıyla herkeste bu jeopolitik konular ve tedarik zinciri kırılmaları yüzünden bir endişe var. Bu zaten pandemiyle başlamıştı. Şimdi farklı sektörlerde herkes bu riskleri de yönetmek için tedarik parklarını daha yakınlara konumlandırmaya çalışıyor. Biz de rekabetçi bir ülke olarak bu durumun bize yarattığı fırsatları görüyoruz. Dolayısıyla aslında küresel gündem yalnızca riskleri barındırmıyor, aynı zamanda birtakım fırsatları da barındırıyor.”
OTOMOTİVDE 2,2 DOLARLIK AÇIK
Çin’in son yıllarda ticari alanda gösterdiği atak politikalarının da küresel gündemin bir diğer önemli maddesi olduğunu ifade eden Eroldu, bunun otomotive, hem Avrupa hem dünya hem de Türkiye açısından çok boyutta etkileri olduğunu dile getirdi.
Eroldu, “Çin tabii özellikle elektrikli araç dönüşümü ile dünyadaki otomotiv sanayindeki kuvvetini ve gücünü artırdı. Çünkü Çin’in aslında içten yanmalı araçlardaki teknolojisi o kadar kuvvetli değil ama baktığınız zaman bugün elektrikli araç üretiminde dünyada küresel lider konumunda.” dedi.
Türkiye açısından bakıldığı zaman, Çin’in otomotiv sanayi dışında ülke içinde ticaret dengesi açısından da bir sorun teşkil ettiğini anlatan Cengiz Eroldu, şunları kaydetti:
“Otomotivde de 2023’ün ilk 11 ayında 2,2 milyar dolarlık açığımız var. Yani biz 21 milyon dolarlık parça ihraç etmişiz. Karşısında da 2,2 milyar dolarlık Çin’den parça ve otomobil almışız. Birçok alanda Çin ile Türkiye arasında çok olumsuz bir denge olduğunu görüyoruz.
Diğer taraftan baktığımız zaman bizim otomobil ithalatımızda da Çin hiç yok 2019 yılında. Şu anda yüzde 7’lik bir pay alıyor ama ne almışız biz Çin’den? Baktığımız zaman da yüzde 78’ini içten yanmalı almışız, yüzde biri plug-in hibrit, yüzde 2’si hibrit, yüzde 20’si de elektrikli. Zaten son dönemde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu işin elektrikli tarafına müdahale etti. Fakat burada da içten yanmalının ne kadar büyük olduğunu ve büyümeye devam ettiğini görüyoruz.”
ÇİN’E UYGULANAN KURALLAR GENİŞLETİLSİN TALEBİ
Çin’den gelen elektrikli otomobillere ilişkin uygulanan bazı kuralların içten yanmalı araçlar için de uygulanması gerektiğine işaret eden Eroldu, şöyle devam etti:
“Bizim açıkçası ülke sanayine, yalnızca otomotiv değil, diğer sanayilerle birlikte yaratacağı bir risk olarak görüyoruz bu durumu. Bu da bizce 2024 yılında yönetilmesi gereken bir diğer konu çünkü yalnızca elektrikli arabalara konulan birtakım uygulamalarla Çin ithalatının Türkiye’nin dış ticaret dengesine verdiği hasarı halletmek mümkün olmayacak gibi duruyor.
Biz Çinli araçlara otomotiv sanayi olarak karşı değiliz ama gelip yatırım yapmaları lazım. Yani biz de Çinlileri yatırım yapmaya davet ediyoruz ki zaten Bakanlığın da bu yönde yaptığı çalışmalar var. Çinli yatırımcıların gelip Türkiye’de yatırım yapmaları lazım. Otomotiv sanayi olarak rekabeti olumlu buluyoruz ama yalnızca ithalatla bu pazarın kaybedilmesi doğru bir şey değil.”
]]>
Rus annesinin ısrarıyla yarışmaya katılan, güzelliğiyle dikkat çeken Gelengül Melek Erman, İstanbul’a geldiğinde film çekimi için yönetmen Hürrem Bey ile tanıştı. Kendisinden 20 yaş büyük olduğu için evlenmek istemedi ama yine annesinin ısrarıyla 1954 yılında Hürrem ile hayatını birleştirdi.

Güzelliğiyle konuşulmak istemeyen genç kadın, o dönem eşinin destekçisi olarak hayatına devam etme kararı aldı. Türkiye güzelinin, Fuat ve Nail adında da iki çocuğu oldu.
2003 yılında eşi Hürrem Erman’ın hayatını kaybetmesiyle kendini çocuklarına adayan Gelengül Erman, 90 yaşında 9 Ocak’ta Cihangir’deki evinde yaşa bağlı olarak hayatını kaybetti.
Teşvikiye Camii’nde düzenlenen cenaze namazında çocukları, torunları ve dostları yer aldı.

“GÜZELLİĞİNİN KONUŞULMASINDAN RAHATSIZ OLURDU”
Gelengül Erman’ın büyük oğlu Fuat Erman, “Türkiye güzellik kraliçesi seçiliyor ve Amerika’ya gidiyor, fotoğraflar var, çiçekli arabalarla falan geçiyor… Amerika’da bir derece almıyor, Türkiye’ye dönüyor.İlk güzellik yarışmasına seçildikten sonra Türkiye’de bir film yapılıyor. O filmi babam çekiyor, orada tanışıyorlar. Arada yaş farkı var. Kendisi ben çok gencim evlenmem diyor, onun üzerine annesi ısrar ediyor. Annesi Rus, o yüzden çok güzel de Rusça konuşuyordu. Sonrasında babamla evleniyor. Film dünyasına pek girmiyor, o dönemin gereği ev kadını olarak devam ediyor. Elinden birçok şey gelirdi, mutfağı kuvvetliydi, örgüsü kuvvetliydi. Babamın vefatından sonra biraz çekildi. Hareketli olamadı. Zorla dışarı bile çıkaramadık. Öyle bir yas dönemi yaşadı. Film dünyasına yakın oldu ama hiç içine girmedi. O sektörde de saygın birisiydi. Güzelliğinin konuşulmasından ise çok rahatsız olurdu. ‘Ya siz güzellik kraliçesisiniz’ deseniz, hemen geçiştirirdi. Onda da sanırım şunun etkisi var, annesi oraya da zorlamış. Hem evlenmeye hem de güzellik yarışmasına. Evlenmezsen ben evden gidiyorum demiş annesi ve gitmiş. İlginç bir şeyi var, ‘O kadar sinirlendim ki, babamın yanında sigaramı çıkardım ve babam güldü’ diye anlatırdı” dedi.

Torunu Emir Erman da, “Çok güçlü bir insan olduğunu söylüyorlar hep. Herkese yardımsever, kimseye zorluk çıkarmayan, kendi halinde, zararı olmayan biriydi. Özel bir iletişimimiz vardı, bana ‘Mirko’ diyordu. Kendisi Rusça konuşuyordu” ifadelerini kullandı.

“SIK SIK YEMEKLER YAPARDI”
Halit Refiğ’in eşi, Erman’ın aile dostu Gülper Refiğ de “Sık sık yemekler yapardı, biz de sinema camiasıyla yemeklere giderdik. Bu kadar asil, duruşuyla, ruhuyla, her hareketiyle çok samimi söylüyorum, ben böyle bir insan daha tanımadım. Hatırlıyorum, köpeği bile kendisi kadar zarif, hoştu. Çok istisnai insandı ve öyle de evlatlar yetiştirdi. Cilt konusunda mütehassıstı, ‘Elini sildiğin havluya yüzünü silme’ demişti bana. O gün bugün ben hep kağıt ile yüzümü siliyorum. Ondan bir hatıra. Her seferinde şimdi Gelengül Hanım’ı hatırlayacağım. İnşallah sonsuza kadar yolculuğu iyi geçsin” diye konuştu.

Türkiye güzeli Erman, kılınan cenaze namazının ardından Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi.
]]>Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) verilerine göre, Türkiye otomobil ve hafif ticari araç toplam pazarı, 2023 yılında yıllık bazda yüzde 57,4 büyüdü. Böylece sektörde ilk kez 1 milyon rakamı aşılarak 1 milyon 232 bin 635 satışa imza atıldı. Daha önce en yüksek satış 983 bin 720 adetle 2016’da yapılmıştı.
Otomobil satışları, 2023 yılı ocak-aralık döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 63,2 artarak 967 bin 341 adet, hafif ticari araç satışları da yüzde 39,2 artışla 265 bin 294 adet oldu.
Geçen yıl binek ve hafif ticari olmak üzere toplam satışlarda 193 bin 622 adetle Fiat ilk sırayı aldı. Fiat’ı, 135 bin 645 adetle Renault ve 102 bin 380 satışla Ford takip etti.
Volkswagen 88 bin 776 satışla dördüncü ve Peugeot 78 bin 632 satışla beşinci sırada yer aldı.
OTOMOBİL SATIŞLARINDA İLK 5
Otomobil satışları ele alındığında geçen yıl en fazla satış gerçekleştiren marka 125 bin 348 ile yine Fiat oldu. Fiat’ı 117 bin 491 satışla Renault ve 71 bin 93 satışla Volkswagen izledi.
Opel, 61 bin 57 satışla dördüncü sırada konumlanırken, Peugeot da 58 bin 549 satışla beşinci sırada yer aldı.
LÜKS OTOMOBİL SATIŞLARI
Toplam 53 markanın yer aldığı ODMD listesinde, geçen yıl Smart hariç tüm markalardan satış yapıldı. Togg’un teslimatları 19 bin 583 adet olarak gerçekleşirken, Tesla’nın satışları ise 12 bin 150 oldu.
Lüks otomobil grubunda geçen yıl 1158 Porsche, 533 Maserati, 507 Lexus, 121 Jaguar, 36 Bentley, 25 Ferrari, 23 Aston Martin ve 22 de Lamborghini satışı gerçekleştirildi.
ÇİN MARKALARIN SATIŞLARI
Özellikle geçen yıl Çin markalarının Türkiye’ye ilgisinde belirgin bir artış gözlendi. Bu durum, pazara giren firma sayısına da yansıdı. Türkiye otomotiv pazarında dünyanın lider elektrikli otomobil üreticisi BYD’nin de dahil olmasıyla Çin menşeli marka sayısı 9’a yükseldi.
Skywell, MG, Chery, Leapmotor, Seres, Voyah, Hongqi, DFSK ve BYD gibi Çin markaları Türkiye’de satış gerçekleştirdi. DFSK ve Chery içten yanmalı motora sahip otomobilleri Türkiye pazarında satışa sunarken, MG, hem elektrikli hem içten yanmalı, diğer markalar da elektrikli modelleriyle Türkiye’de boy gösteriyor. Lüks segment otomobil satan Voyah ODMD’de listelenmiyor.
Chery, 40 bin 590 adetlik satışla Çinli otomotiv markaları arasında öne çıkarken, ardından 14 bin 458 adetle MG ve 2 bin 541 satışla da Skywell sıralandı. Pazara yeni giriş yapan dünyanın en büyük elektrikli otomobil üreticilerinden BYD’nin tek modeli Atto 3 ile satışları 839 adet olurken, Çinli lüks otomobil markası HONGQI’nin ise 19 adet olarak kayıtlara geçti.
]]>Orta Doğu ve bölge ülkeleri kapsayan bir tur gerçekleştiren ve bu ziyaretlere Türkiye’den başlayan Blinken’ın görüşmelerden sonra yaptığı sosyal medya paylaşımları ise kamuoyunun dikkatini çekti. ABD’nin 1948’te kurulan kamu kuruluşu Voice of America’nın (VOA) Türkçe yayınında Blinken’ın paylaşımları öne çıkarıldı.
Haberde Blinken ve Washington tarafının görüşmelerin detaylarını paylaştığı, fakat F-16’ların satışı konusunda bir açıklama yapılmadığına dikkat çekildi. VOA’nın Türkçe internet sitesinde, “ABD Dışişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İstanbul’daki temaslarına ilişkin art arda açıklamalar yaptı. Görüşmelerde ikili ilişkiler, İsveç’in NATO üyeliğine kabulü ve Gazze konularının gündeme geldiği belirtildi. ABD tarafının açıklamalarında F-16 satışı konusuna değinilmemesi dikkat çekti” denildi.
Görüşmelerden sonra eski adıyla Twitter olarak bilinen sosyal medya platformu X’te paylaşım yapan Blinken, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’la, Gazze’deki çatışmaları, NATO müttefikleri olarak ortak güvenlik önceliklerimizi ve ikili ticaret ve yatırımlarımızı genişletme arzumuzu ele aldık” ifadelerine yer vermişti.
ABD Dışişleri Bakanlığı da Blinken’ın Erdoğan’la görüşmesine ilişkin bir yazılı açıklama yayımladı. VOA’nın aktardığı bu açıklamada “Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken bugün İstanbul’da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. Bakan Blinken ve Cumhurbaşkanı Erdoğan Gazze’deki çatışmalar hakkında görüştüler. Bakan, çatışmanın yayılmasını önleme, rehinelerin serbest bırakılmasını sağlama, insani yardımı genişletme ve sivil kayıpları azaltma ve İsrail’in güvenliğini sağlayacak ve bir Filistin devletinin kurulmasını ilerleten daha geniş ve kalıcı bir bölgesel barış için çalışma ihtiyacını vurguladı. Bakan Blinken ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün savunulması, İsveç’in NATO’ya katılımının tamamlanması ve ABD ile Türkiye arasındaki ticaret ve yatırımın güçlendirilmesi dâhil olmak üzere Avrupa’nın güvenlik önceliklerini de ele aldılar” denildi.
Öte yandan Blinken’ın mevkidaşı Hakan Fidan’la görüşmesinden sonra da, “Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la Gazze’deki çatışmaları ve İsveç’in daha fazla gecikmeden NATO’ya üyeliğinin gerçekleşmesi konularını görüştüm” mesajını paylaştığı hatırlatıldı.
Bu görüşmeye ilişkin olarak da ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından “Dışişleri Bakanı Antony J. Blinken bugün İstanbul’da, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi. Bakan Blinken ve Dışişleri Bakanı Fidan, Gazze’deki çatışmaya ilişkin görüşmelere devam etti. Bakan, çatışmanın yayılmasını önleme ihtiyacının, Filistinli sivillere yönelik insani yardımın arttırılmasının öneminin ve tüm tarafların hem İsrailliler hem Filistinliler hem de daha geniş bir bölgede kalıcı güvenliği sağlayacak bir yol çizme sorumluluğunun altını çizdi. Görüşmede ayrıca NATO Müttefikleri olarak ortak öncelikler de ele alındı ve Bakan, İsveç’in NATO’ya katılımının onaylanması için son adımların tamamlanmasının ve yaptırımlar ile ihracat kontrolünden kaçınma konularının ele alınmasının önemini vurguladı” denildi.
ANKARA DETAYLARI PAYLAŞMADI
Cumhurbaşkanlığı ya da Türk Dışişleri Bakanlığı tarafındansa görüşmelere ilişkin herhangi bir detay açıklama paylaşılmadığını belirten VOA muhabirleri Cumhurbaşkanlığı ve İletişim Başkanlığı tarafından Erdoğan’ın Blinken’ı kabul ettiğine dair bir haber ve fotoğraf paylaşıldığını aktardı. Bu açıklamada ele alınan konular konusuna ise değinilmedi.
Türk Dışişleri Bakanlığı’na yakın diplomatik kaynaklar görüşmelerde Türkiye’ye F-16 savaş uçakları ve modernizasyon kitlerinin satışı konusunun da gündeme geldiğini ifade ediyorlar. Ancak ABD tarafının açıklamalarında, F-16 savaş uçaklarının Türkiye’ye satışı konusuna değinmemesi dikkat çekti.
]]>Son yıllarda ekonomisi günden güne kötüleşen ve para birimi yabancı para birimleri karşısında büyük değer kaybeden Türkiye, demokrasiden hukuka, basın özgürlüğünden, sosyal hayata kadar bir dizi başlıkta geriye doğru gidiyor:
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
Dünya Adalet Projesi (WJP), 2023 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ni yayımladı. Türkiye ise 0,41 değerlendirme puanıyla bir basamak düşerek 117. sırada yer aldı.
Türkiye geçen yıl 140 ülkenin yer aldığı değerlendirmede 0,42 puanla 116 sırada bulunuyordu. Türkiye 2021 yılında 139 ülke arasında 0,42 puanla 117, 2020 yılında ise 128 ülke arasında 0,43 değerlendirme puanıyla 107. sırada yer almıştı.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, geçen yıla göre 16 sıra gerileyerek 180 ülke içerisinde 165’inci sırada yer aldı.
Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin ilk kez yayımlandığı 2002 yılında Türkiye 100. sıradaydı. Türkiye, 2005 yılında 98. sıraya yükselmişti. RSF’ye göre Türkiye, “sorunlu” kategoriden “vahim” kategorisine geçti.
RSF’e göre “Türkiye’de zemin kazanan otoriterlik, medyada çoğulculuğuna meydan okuyor ve muhalif görüşleri baltalamak için tüm araçlar kullanılıyor.” Raporda, buna alternatif olarak insanların son beş yılda ülkedeki ekonomik ve siyasi gelişmeler hakkında bilgi almak için eleştirel veya bağımsız medya kuruluşlara yöneldiği belirtiliyor.
DEMOKRASİ
İngiltere merkezli araştırma ve analiz şirketi Economist Intelligence Unit (EIU) tarafından yapılan değerlendirmede Türkiye, Demokrasi Endeksi’nde 2022 yılında 167 ülke arasında 103’üncü sırada yer aldı. Raporda “Türkiye’nin demokratik değerleri aşınmaya devam ediyor” başlığı atılırken, ülke “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son on yılda puanında ciddi bir düşüş yaşadı.” deniliyor. Türkiye’de “demokrasinin ciddi şekilde sınırlandığı” belirtilen raporda “Seçimler genellikle özgür ve adil değil, medya sansüre tabi, hukukun üstünlüğü zayıf ve yolsuzluk yaygın.” şeklinde değerlendirme yapılıyor.
‘Otoriter rejim’ kategorisinin 6 basamak üzerinde yer alan Türkiye’nin ortalama puanı 2012’deki 5,76 seviyesinden 2022’de 1,41 puan düşerek 4,35’e geriledi.
YOLSUZLUK
Uluslararası Şeffaflık Örgütü, 1995’ten bu yana her yıl açıkladığı Yolsuzluk Algı Endeski’nin 2022 yılı sonuçlarına göre, Türkiye yolsuzluk algısında beş sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında kendisine 101. sırada yer bulabildi.
Ülkeleri “çok yolsuz”dan (0 puan) “çok temiz”e (100 puan) kadar bir ölçekte sıralayan Yolsuzluk Algı Endeski’nde 100 üzerinden 36 puan alabilen Türkiye, bir yılda 2 puan kaybederek son 10 yılın en düşük puanını aldı.
Türkiye, böylelikle son iki sene içinde Endeks’te toplam 15 sıra gerilemiş oldu. Rapora göre, Türkiye’nin puanı 2013’ten sonra düşüşe geçti. Türkiye’nin 2013’te 50 olan puanı 2014’te 45, 2015’te 42, 2016’da 41, 2017’de 40’a gerildi. Puan, 2021’de 38 ve 2022’de 36 oldu.
AKADEMİK ÖZGÜRLÜK
İsveç’teki Göteborg Üniversitesi Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü (V-Dem) ile Almanya’daki Friedrich Alexander Üniversitesi Erlangen-Nürnberg Akademik Özgürlük Endeksi (AFI) dünyada akademik özgürlüğü ölçüyor. Akademik Özgürlük Endeksi 2023 raporuna göre Türkiye 179 ülke arasında 166. sıraya bulunuyor. Türkiye; uluslararası kuruluşlar tarafından ağır insan hakları ihlalleri ve özgürlük kısıtlamaları suçlamasına maruz kalan Kuzey Kore, Belarus ve Türkmenistan ile aynı grupta bulunuyor. Türkiye’nin Akademik Özgürlükler Endeks puanının 2012-2022 arasında 0,43’ten 0,08’e düşmesi son 10 yılda özgürlük seviyesinin hızlı şekilde gerilediğine işaret ediyor.
SEFALET
John Hopkins Üniversitesi’nden Uygulamalı Ekonomi Profesörü Steve Hanke tarafından hazırlanan “Yıllık Sefalet Endeksi’nde” Türkiye, 157 ülkenin yer aldığı listede sefaletin en yüksek olduğu 10. ülke olarak sıralandı. Türkiye’nin sefalet endeksi 101.601 olarak hesaplandı. Türkiye’de sefalet endeksine en çok etki eden faktörün yüksek enflasyon olduğu belirtildi.
]]>TBB, 1 Ocak günü İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde hilafet bayrağı açılması ve sonrasında kamuoyundaki tartışmalara ilişkin açıklama yaptı. TBB’nin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“GÖRMEZDEN GELİNMESİ KABUL EDİLEMEZ”
– Cumhuriyetimizin yeni yüzyılının ilk günlerinde üst üste yaşanan gelişmeler, Cumhuriyet’in kurucu değerleri ile Anayasa’nın başlangıç ilkelerinin ve hükümlerinin altının bir kez daha çizilmesini zorunlu kılmaktadır.
– Filistin halkıyla dayanışmak ve soykırıma varan saldırılara tepki göstermek için yapılan bir mitingde bir kesimin açık hilafet ve şeriat çağrısı yapmasının ifade özgürlüğü kapsamında görmezden gelinmesi kabul edilemez. Zira Anayasa’nın 14/1 maddesi uyarınca Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerden hiçbiri insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
“ÜLKEMİZ ADINA KAYGI VERİCİ”
– Cumhuriyetin kuruluş felsefesi; ‘Emperyalizme karşı tam bağımsızlık, her türlü kişisel otoriteye karşı milli egemenlik, gericiliğe karşı aklın ve bilimin rehberliğinde laik dünya görüşü ve çağdaş uygarlık, her türlü tehdide karşı ulusal birliği ve bütünlüğü koruyarak yurtta barış, dünyada barış’ ilkelerine dayanmaktadır. Dünyadaki ve ülkemizdeki olumsuz gelişmeler Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken kuruluş felsefesindeki ilkelere daha sıkı sarılmamız gerektiğini göstermekteyken, bu ilkeleri tamamen yok sayan bazı eylem ve söylemler ülkemiz bakımından kaygı vericidir.
“ÇEDES, TUZLA, ANITKABİR…”
– ÇEDES projesi kapsamında, henüz gelişme çağındaki öğrencilere, pedagojik formasyonu bulunmayan din görevlileri tarafından ‘değerler eğitimi’ adı altında 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile bağdaşmayacak şekilde dersler verilmesi; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yaptığı, eğitim kurumlarında vakıf ya da dernek adı altında tarikat yapılanmalarının varlığını meşrulaştırmaya yönelik konuşması; 10 Kasım’da Tuzla Piyade Okulu’nda emre rağmen Atatürk fotoğrafı takmayı reddeden bir teğmen ve devamında yaşanan tartışmalar ve son olarak Ata’mızın manevi huzurunda, Anıtkabir’de Cumhuriyetimizin tahkir edilerek şeriat çağrısı yapılması gibi uygulamalar ve vakalar son dönem örnekleri olarak sayılabilir.
“ATATÜRK İLKELERİNİ KORUMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”
– Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek 2. maddesinde de hüküm altına alındığı üzere insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
– Türkiye Barolar Birliği’nin varlık sebeplerinin başında hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını korumak geldiğinin bilinciyle, Anayasal düzene aykırı her türlü eylem ve söyleme karşı Cumhuriyetin kuruluş felsefesini ve Atatürk ilkelerini korumak için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız.
]]>7’DEN BÜYÜK 19 DEPREM
Dünya genelinde geçen yıl, büyüklüğü 4 ve daha büyük 15 bin 600 deprem meydana geldiğini belirten Özmen, 7 ve daha büyük depremlerin sayısının ise 19 olduğunu söyledi.
Özmen, 2021’de 8 ve daha büyük 3 deprem yaşanırken, 2022 ve 2023’te bu büyüklükte deprem gerçekleşmediğine işaret ederek, dünyada 2023’ün en büyük sarsıntıların 6 Şubat’ta meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki Kahramanmaraş depremleri olduğunu belirtti.
Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından Avrupa’nın en büyük ikinci gözlem ağını oluşturan 1145 deprem kayıt istasyonu ile Türkiye ve yakın coğrafyasında meydana gelen deprem aktivitesinin kesintisiz kaydedildiğini ve deprem parametreleri ile ilgili bilgilerin kamuoyuyla paylaşıldığını anlatan Özmen, bunların aynı zamanda veri tabanında tutularak deprem katalogları oluşturulduğunu ve kullanıcıların hizmetine sunulduğunu söyledi.
2023’TE 3.6 KAT ARTTI
Türkiye’de 2021’de 23 bin 5, 2022’de 20 bin 278 deprem meydana geldiğini aktaran Özmen, geçen yıl ise Türkiye’nin 74 bin 230 kez sarsıldığına dikkati çekti. Bu verilere göre geçen yıl 2022’ye göre yaklaşık 3,6 kat, 2021’e göre ise 3,2 kat daha fazla sarsıntı kaydedildiğini belirten Özmen, Türkiye’nin geçen yılki deprem hareketliliğine ilişkin şu bilgeleri verdi:
– Türkiye ve yakın coğrafyasında meydana gelen deprem verileri incelendiğinde 2023’te 731’i 4-4,9, 61’i 5-5,9, 3’ü 6-6,9 ve 2’si 7-7,9 büyüklükleri arasında olmak üzere 4’ten büyük 797 deprem meydana geldi. Bu verilere göre, Türkiye ve yakın coğrafyasında günde iki kez 4 ve daha büyük, altı günde bir kez de 5 ve daha büyük bir depremin meydana geldiği görülüyor.
Geçen yıl büyüklüğü 4’ten küçük sarsıntıları da eklediğimizde ülkemizde 74 bin 230 deprem yaşandı. 2023 en fazla deprem ve en fazla can kaybının meydana geldiği yıl olarak Türkiye deprem tarihine geçti. Şubatta ülkemiz 14 bin 233, martta 13 bin 976 kez sallandı.
AFET BÖLGESİ DIŞINDA EN FAZLA MUĞLA SALLANDI
Geçen yıl yaşanan depremleri il bazında değerlendiren Özmen, şöyle devam etti:
– En fazla deprem 20 bin 131 ile Kahramanmaraş’ta meydana geldi. Bu ili sırasıyla 15 bin 265 deprem ile Malatya, 5 bin 939 ile Adıyaman, 4 bin 924 ile Adana ve 3 bin 363 ile Hatay izledi.
6 Şubat depremlerinden etkilenen 11 il haricinde en fazla deprem 2 bin 271 ile Muğla’da, 1752 ile Çanakkale’de ve 1745 depremle İzmir’de meydana geldi. 2023’te ülkemizdeki bu kadar fazla depremin ana nedeni 6 Şubat’ta Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük ikinci ve üçüncü depreminin dokuz saat ara ile meydana gelmesidir. Örneğine çok ender olarak rastlanacak bu iki büyük deprem ülkemizi depreme dirençli hale getirmenin ne kadar önemli olduğunu en acımasız şekilde bize bir kez daha gösterdi.”
KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇAĞRISI
Özmen, kentsel dönüşüm çalışmalarının şehirlerin depreme dirençli hale getirilmesi için önemine vurgu yaparak şöyle konuştu:
– Kentsel dönüşüm çalışmalarının bir öncelik sırası ve bir strateji planı dahilinde başta yıkılma, çökme ihtimali olan binalardan başlanarak yapılması, dirençli şehirler oluşturma hedefine daha kısa zamanda ulaşılmasını sağlayacaktır. Kentsel dönüşüm çalışmalarının diğer başka çalışmalarla da desteklenmesi başarılı olma olasılığını çok daha yükseltecektir.
Türkiye’nin 2012-2023 yıllarını kapsayan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı yerine, son depremlerden elde edilen dersler, bilimsel ve kurumsal gelişmeler ve yapılan çalışmaları dikkate alarak 2024-2030 yıllarını kapsayacak yeni bir strateji ve eylem planı hazırlamasının çok yararlı olacağını anlatan Özmen, “Böylece depreme dirençli bir Türkiye yaratmanın yol haritası bütüncül bir bakış açısı ile ve son gelişmeler de dikkate alınarak belirlenebilecek” dedi.
]]>– Bu gece 2023 yılını tamamlıyor, 2024 yılına adım atıyoruz. Yeni takvim yılının ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aslında her yeni yılın sevinçle, umutla ve heyecanla karşılanması gerektiğine inanıyoruz.
– Ancak bu yeni yıla hem bölgemizdeki, hem dünyadaki olumsuzluklar hem de geçtiğimiz günlerde verdiğimiz şehitlerimiz sebebiyle buruk bir şekilde giriyoruz. İnsanlığın tamamı için daha güzel, daha huzurlu, daha müreffeh bir gelecek umudumuzu elbette muhafaza ediyoruz. Bunun için önce sözde demokrat ve özgürlükçü ülkelerin eli kanlı terör örgütlerine verdikleri destekleri kestiğini görmemiz gerekiyor.
– Bunun için önce Gazze’de masum çocukların, kadınların katledilmesine karşı tüm ülkelerin ve kurumların ortak tavır aldığını görmemiz gerekiyor. Bunun için önce Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bireyleri acıya boğan, ülkelerin kaynaklarını heba eden çatışmaların durdurulması için adil ve samimi çaba gösterildiğini görmemiz gerekiyor. Bunun için önce asırlardır sömürülen ve onurları çiğnenen toplumların zenginliklerinin kendi gelecekleri, refahları, güvenlikleri için kullanıldığını görmemiz gerekiyor. Velhasıl umutları fiiliyata dönüştürmek için dünyadaki tüm ülkelerin, kurumların, fertlerin ortak değerler ve ilkeler etrafında bütünleşmesini temin etmemiz gerekiyor.
HERKES İÇİN AYNI STANDARTLARI DİLİYORUZ
– Türkiye olarak biz bu dünya fotoğrafında farklı bir yeri, farklı bir misyonu, farklı bir anlayışı temsil ediyoruz. Devlet ve millet olarak biz sadece kendi güvenlik ve refah çabamızı neticeye ulaştırma mücadelesi vermekle kalmıyoruz, Dünyaya ve bölgemize huzur iklimi hakim olmadan bizim de huzur bulamayacağımız anlayışıyla herkes için aynı standartları diliyoruz.
– Bu anlayışla bölgemizdeki barış çabalarını neticeye ulaştırmaya çalışıyoruz. Dostlarımızla ilişkilerimizi her alanda geliştiriyoruz, kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyoruz. Dünyayı daha iyi, daha adil, daha müreffeh bir geleceğe hazırlamaya dönük her çabaya destek veriyoruz. Cumhuriyetimizin ilk asrını bitirip Türkiye yüzyılı dediğimiz yeni asrına ayak bastığı bir dönemde daha büyük hedeflere yönelirken azmimizi ve gayretimizi sürekli perçinliyoruz. Zalimin zulmünün ilanihaye sürüp gitmeyeceğine inanıyoruz. Adaletsiz ve dengesiz küresel yönetim sisteminin son çırpınışlarını yaşadığına inanıyoruz.
– Mazlumların sesinin derinden derine tüm dünyayı sardığına, bu çığlıkların büyüyerek insanlığın ortak vicdanı haline dönüşeceğine inanıyoruz. Nitekim Türkiye’nin kendi vatandaşları, dostları ve kardeşleriyle birlikte insanlığın tamamına hitap eden beyan ve tutumlarının gönüllerde giderek daha fazla makes bulduğunu görüyoruz.
– Aziz milletim elbette bu meşakkatli yolda sürekli yeni sınamalarla, yeni sıkıntılarla, yeni engellerle karşılaşıyoruz. Terörle mücadeleden ekonomik tuzaklara kadar pek çok alanda yaşadığımız sorunların temelinde büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını engelleme amacı vardır. Ülke olarak biz kendi potansiyelimizi ve imkanlarımızı etkin şekilde kullanmayı sürdürdükçe bu mücadele daha da sertleşecektir. Çünkü Türkiye’nin büyümesi demek asırlardır bizim tökezlememiz sayesinde dört bir yanımızda rahatça at koşturanların hesaplarının bozulması demektir. Bizim güçlenmemiz demek kendi refah ve güvenlikleri için diğer herkesi araç olarak kullananların, sömürenlerin, ezenlerin düzenlerinin sonuna gelinmesi demektir. Bizim sesimize daha çok kulak verilmesi demek dünyanın her yerindeki hak, adalet, özgürlük ve vicdan arayışlarının güçlenmesi demektir. Milletimiz tarihinin hiçbir döneminde kendi hedeflerine ulaşmak için bedel ödemekten fedakarlık yapmaktan elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
– Son 21 yılda yaşadığımız nice kritik hadise karşısında milletimizin sergilediği güçlü duruş ve kararlılığın bugün de devam ettiğini gösteriyor. Evet, buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum; milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıktıkça Allah’ın izniyle bizi kimse bölemeyecektir. Devletimiz 2023 hedeflerinin bir sonraki safhası olan Türkiye yüzyılı vizyonunu hayata geçirdikçe Allah’ın izniyle ay yıldızlı bayrağımızın yükselişi hep sürecektir.
BÜYÜYEN GELİŞEN TÜRKİYE’NİN YILDIZINI YÜKSELTECEĞİZ
– Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik başarılarımızla dostlarımıza güven düşmanlarımıza korku vermeye devam ettikçe önümüzdeki sisler giderek dağılacaktır. Velhasıl biz istiklalimizden ve istikbalimizden taviz vermedikçe kimse kutlu yürüyüşümüzün önüne geçemeyecektir. Geçmişte emperyalistlerin birer aracı olarak başımıza musallat edilen vesayet güçleriyle, darbecilerle, terör örgütleriyle siyasi ve sosyal mühendislik projeleriyle çok vakit, çok enerji, çok insan kaybettik. Artık bu numaralara karnımız tok olduğu gibi böyle ağır faturalar ödemeye niyetimiz de yok.
– Ülkemizi kendi iç mücadeleleriyle meşgul ederek tarihi mirasından ve sahip olması gereken imkanlardan mahrum edenlerle yollarımızı ayıralı çok oldu. Her fırsatta tekrarladığımız, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet düsturumuzun anlamı budur. İnşallah, 2024 darbe girişimiyle başlayıp kovid-19 salgınıyla büyüyen, bölgemizdeki çatışmalarla derinleşen sıkıntılı dönemden kurtulup hedeflerimize kilitlendiğimiz bir yıl olacaktır.
– Küresel krizlerin artarak sürdüğü bir dönemde biz farkımızı bir kez daha göstererek üreten, istihdam eden büyüyen gelişen Türkiye’nin yıldızını yükselteceğiz. Evet, 2023 hedefleri başlangıçtı, asıl çıkışımızı Türkiye yüzyılıyla 2024 ile birlikte başlatıyoruz. Bu mücadeleyi de sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz. Bu duygularla bir kez daha yeni takvim yılının milletimizin tüm fertlerine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyorum.
]]>RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
2022 yılında başlayan ve uluslararası kamuoyunun gündemine oturan Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken bölgede ölü ve yaralı sayısı her geçen gün artmaya devam etti. Taraflar arasında anlaşmazlık devam ederken, Türkiye ve Birleşmiş Milletler arabuluculuğunda yapılan tahıl koridoru anlaşması da Rusya’nın yılın ortalarında çekilmesiyle krizi artırdı. 24 Şubat 2022’de başlayan savaşta resmi verilere göre yüzbinlerce insan öldü ve yaşamını yitirdi. Hem Ukrayna’dan hem de Rusya’dan çok sayıda insan ülkesinden kaçmak zorunda kaldı.
TÜRKİYE DEPREMLERLE SARSILDI
Uluslararası kamuoyu, Şubat ayında Türkiye’de yaşanan depremlerle adeta şoke oldu. Ülkenin güneyini sarsan 7.8 büyüklüğündeki depremin yıkımı korkutucu boyutlara ulaşırken resmi verilere göre 59 binden fazla insan yaşamını yitirdi, yüz binlerce insan ise yaralandı.

İnsanlık dramının yaşandığı bölgede çok sayıda insan evsiz kalırken birçok ülke yardım için seferber oldu.
PARALI WAGNER GRUBU İSYAN ÇIKARDI
Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş devam ederken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i zorlayan bir olay yılın ortasında, Haziran ayında yaşandı… Rusya’da paralı askerlerden oluşan Wagner Grubu’nun sahibi Yevgeni Prigojin orduya karşı isyan çağrısı yaptı.

Wagner güçleri de bu çağrının ardından ülkenin güneyindeki Rostov-on-Don kentini ele geçirdi. Zırhlı askeri araçlar ve mevzilenen silahlı güçler nedeniyle kentte gerilim üst seviyeye çıkarken Putin, isyancıların yaptıklarını “sırtından bıçaklamak” diye tanımladı. Kısa süren isyanın ardından Wagner geri çekilirken bu olaydan birkaç ay sonra Wagner’in lideri Prigojin 23 Ağustos’ta şüpheli bir uçak kazasında yaşamını yitirdi.
TÜRKİYE’DE SEÇİM ATMOSFERİ
Türkiye 2023’ün ilk yarısında deprem felaketinden kısa bir süre sonra gerçekleşen seçimlerin atmosferine girdi… Yapılan milletvekili ve cumhurbaşkanı seçimleri ve sonrasındaki yansımaları uzun bir süre gündem olurken, Cumhurbaşkanı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın kazanması uluslararası kamuoyunun da gündemine oturdu.
DÜNYA’DA KRİTİK SEÇİMLER YAPILDI
Türkiye kamuoyu seçimlere kilitlenmişken, Dünya’nın birçok ülkesinde de kritik ve tartışma yaratan seçimler yapıldı… Nisan ayında Finlandiya’da yapılan seçimlerde ülkenin başbakanı Sanna Marin ve partisi SDP hezimete uğrarken bu sonuçlarla birlikte genç siyasetçi siyaseti bırakma kararı aldı. Ülkenin başına Petteri Orpo geldi.

Ocak ayında Çekya’da yapılan cumhurbaşkanı seçimlerinde de dikkat çekici bir gelişme yaşandı… Petr Pavel, Andrej Babis’i geride bırakarak ülkenin yeni cumhurbaşkanı oldu.

Türkiye ile aynı dönemde sandığa giden Yunanistan’da Mayıs seçimlerinden sonra erken seçime gidildi. 25 Haziran’da yapılan seçimlerin ardından hükümet kuruldu. Seçimden zaferle çıkan ise Kiriakos Miçotakis oldu ve Mayıs ayındaki seçimlerden sonra Cumhurbaşkanı Katerina Sakellaropoulou’nun geçici başbakan olarak atadığı Ioannis Sarmas’tan görevi devraldı.
Polonya’da da kritik bir seçim yapıldı… Ekim ayında yapılan seçimde eski başbakan Donald Tusk’ın önderliğinde muhalefet partileri zafer kazandı ve hükümet kurmayı başardı. Böylelikle PiS partisinin 8 yıl süren yönetimi sona erdi. Tusk, Aralık ayında başbakan olarak görevine başladı.
Temmuz ayında Başbakan Pedro Sanchez’in talebi üzerine erken seçime giden İspanya’da Sachez sandıktan çıkmayı başardı.

Kasım ayında ise Avrupa’yı şaşkına çeviren bir seçim sonucu ortaya çıktı… Hollanda’da yapılan seçimlerde aşırı sağcı siyasetçi Geert Wilders ve partisi Özgürlük Partisi (PVV) zaferle çıktı. PVV böylelikle ilk kez bir seçimden en büyük parti olarak çıkarken bu sonuç “Avrupa’da sağın yükselişi devam ediyor” olarak yorumlandı.

Yılın belki de en renkli seçimi ekonomik buhran içinde olan ve ekonomistlerin yüksek enflasyon sebebiyle zaman zaman Türkiye’ye benzettiği Arjantin’de gerçekleşti… Arjantin’de ilk turu Ekim ve ikinci turu Kasım ayında yapılan seçimlerde zaferi Javier Milei kazandı. ABD’nin eski başkanlarından Donald Trump’a benzetilen ve yaptığı açıklamalarla sık sık gündem olan Milei oyların yüzde 55’ini alarak ülkenin yeni devlet başkanı oldu. Milei seçimden önce Merkez Bankası’nı kapatma, pesoyu tedavülden kaldırma ve kamu harcamalarını azaltma gibi vaatlerde bulunmuştu.
İSRAİL-HAMAS SAVAŞI
2023’ün en endişe yaratan olayı ise Orta Doğu’da yaşandı… 7 Ekim’de Hamas’ın silahlı kanadı Kassam Tugayları’nın İsrail’e saldırması sonrasında başlayan savaş çok kısa bir sürede hızla yayıldı. İsrail ordusu orantısız güç kullanarak Filistin’de sivilleri hedef alırken binlerce insan yaşamını yitirdi.

Uluslararası kamuoyunun itidal çağrısına rağmen İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu savaşa devam etme sinyali verdi. Resmi verilere göre 2 binden fazla insan yaşamını yitirirken, çok sayıda sivil de yaralandı ve evlerini kaybetti.
]]>Türkiye İşçi Partisi Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından ikinci kez verilen ihlal kararını değerlendiren Özel, yeni asgari ücret konusunda da açıklamalarda bulundu. Özel, komisyon üyeleriyle AKP Genel Merkezi’nde yapılan görüşmeyi de eleştirdi. Özel, şunları söyledi:
“DİRENİYORSA TALİMATLANDIRILMIŞTIR”
– Artık Türkiye’de hukukun üstünlüğünden, kuvvetler ayrılığından bahsetmek için hiçbir gerekçe kalmadı. Artık bunu iktidara müzahir hiç kimse tutup da ‘Türkiye’de hukuk var’ demesin. Bir anayasamız var, bu bir toplum sözleşmesi. Anayasada, Anayasa Mahkemesi kararlarının herkes için, tüm gerçek ve tüzel kişiler için, yasama-yürütme ve yargı organları için bağlayıcı olduğunu söylüyor. Gerekçeli karar yayımlandıktan sonra uygulanır. AYM, Can Atalay ile ilgili son kararını oy çokluğuyla aldı ama yerel mahkemeye bildirirken oy birliğiyle gereğini yapmak üzere bildirdi. Yani AYM’de Can Atalay kararına katılmayan üyeler dahi kararın uygulanmak üzere yerel mahkemeye yollanmasına oy birliğiyle karar verdiler. Aksi anayasayı inkar olur. Yerel mahkeme AYM’ye direnemez, direniyorsa talimatlanırılmıştır.
“GEZİ DAVASI ONUN KİŞİSEL HUSUMET MESELESİ”
– Bu talimat kuvvetler ayrılığını hiçe sayan yürütme organının başı tarafından verilmiştir. Bunun aksini kim iddia ediyorsa milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyordur. Bugün yapılan iş belki madden değil manen kadının satın alınmasıdır. Manen, mahkemenin iradesinin yürütmenin başı tarafından ele geçirilmesidir. Çünkü Gezi davası onun kişisel husumet meselesidir. Türkiye’de kimin hapse gireceğine dünya liderimiz, kimin hapisten çıkacağını dünyanın öbür liderleri karar veriyor.
– Papaz’ı bir telefonla Oval Ofis’e uçuran, Merkel’in bir telefonuyla Deniz Yücel’i bırakan birisi bugün dünya liderlerinden telefon gelse Can Atalay’ı bırakır ama Türkiye’nin buna ihtiyacı yok. Türkiye’nin hukukun uygulanmasına ihtiyacı var. Yapılan iş düpedüz darbe girişimidir. Hatay halkına ‘Sen milletvekili seçemezsin, son kararı ben veririm’ diyorlar. Bu bir darbedir. Hepimize birden ‘Anayasanın bir hükmü yok bu ülkeyi yönetenin kendi kafasına göre bir anayasası var’ diyorlar. Buna bütün Türkiye direnmelidir. Kadı satın alınırsa adalet ölür, bugün adalet ölmüştür. ‘Adalet ölürse yakında devlet ölür’ diyor Fatih Sultan Mehmet.
“ASGARİ ÜCRET ÜÇ AYDA BİR GÜNCELLENMELİ”
– Asgari ücretin kaç lira olduğundan çok bugün neyi satın aldığı, seneye bugün neyi satın alacağıyla ilgilenmek lazım. Büyük bir kandırmayaca ile karşı karşıyayız. Verilen zam son 6 aydaki enflasyonu telafi eden bir zamdır. Asgari ücretin en az üç ayda bir yeniden belirleneceğinin taahhüdünün verilmesi gerekir. Çünkü inanılmaz bir hayat pahalılığı var. Bunlar bir sene zam yapmacaklarını söylüyorlar. Bu kadar yüksek enflasyonun olduğu bir ülkede asgari ücretin en az üç ayda bir güncellenmesi lazım.
– (Asgari ücret görüşmesinin AKP Genel Merkezi’nde yapılması) Komisyonun tarafsızlığına gölge düşürdü. Ayrıca Erdoğan komisyonu kendi siyasi çalışması için araçsallaştırmıştır. Komisyonu siyasetine alet etti.
]]>Geride bıraktığımız yıl Türkiye için her açıdan zorlu geçti… Ekonomik sıkıntılar, deprem felaketi ve doğal afetlerin yanı sıra politikada da beklenmedik çok sayıda gelişme yaşandı. Her yeni yıl öncesi gezegenlerin hareketlerinden yola çıkarak bir yıl boyunca neler yaşayabileceğimizi sıralayan ve yerinde tespitleriyle öne çıkan astrolog Öner Döşer’e 2024’ü sorduk… “Dünya ve Türkiye için 2024 zorlu geçecek” diyen astrolog Öner Döşer politik çalkantılara dikkat çekti.
– 2023 zor olacak demiştiniz. 2024 yılında biraz olsun rahatlayacak mıyız?
2024’te daha da dibi göreceğiz. Ta ki 2026’ya kadar. Dejenerasyon olmadan rejenerasyon olmaz. Türkiye için pozitife dönüş, tekrar büyüme, halkın daha refaha doğru gitmesi, 2025’in ikinci yarısından itibaren mümkün olacak. O vakte kadar özellikle 2024 yılının ilk yarısı bahar aylarında enflasyon ve ekonomik çalkantılar belirgin bir şekilde kendini gösterebilir.
2024’ÜN EN ZORLU AYI NİSAN
8 Nisan’da çok önemli bir güneş tutulması var. 10 Nisan’da astrolojide kötücüller olarak tanımlanan Mars ve Satürn balık burcunda, 21 Nisan’da Jüpiter ve Uranüs boğa burcunda kavuşacaklar. Aslında 25 Mart’taki ay tutulmasından sonra başlayan stresli dönem mayıs sonlarına kadar ekonomik bir zorlanma süreci ve politik alanda çalkantılara işaret ediyor.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ BEKLENİYOR
– Politik çalkantılardan kastınız nedir?
Yerel seçimlerin sonuçları, anayasa değişikliği (nisan ve mayıs ayları gibi bekliyorum) ve uluslararası ilişkilerdeki bazı kırılma noktaları ayrıca şubat ayından itibaren devreye
giren ekonomik stresler (özellikle Şubat’ın 20’si civarında)
kendini gösterecek.
– Yerel seçim dönemi için neler söylersiniz?
Elektrikli bir dönem olacak. Hükümet ve muhalefet arasındaki gerginlik çok artacak. Seçim günü sakin ama öncesi ve sonrası çalkantılı. Yaz aylarında biraz daha rahatlarız… 8 Nisan 2024’teki güneş tutulması sonrasında karizmatik güçlü etkili yeni liderler kendini göstermeye başlayabilir dünya ve Türkiye genelinde. İlkbahar aylarında etkili olacak balık burcundaki Mars-Satürn kavuşumu gerçekleşecek. Bu kavuşumun bir önceki döngüsüne geri gittiğimizde Mart 1994’ü buluyoruz ki orada Tayyip Erdoğan’ın büyükşehir belediye başkanı olduğunu ve yerel seçimde Refah Partisi’nin bazı büyük belediyeleri kazandığını görüyoruz. Bu bize bir fikir veriyor ama kesin böyle olacak diyemeyiz. Yani İstanbul gibi kritik öneme sahip illerde öne çıkabilir. İstanbul seçimlerinde kimin aday olduğunu henüz bilmemekle beraber mevcut belediye başkanı Ekrem İmamoğlu’nun zorlu bir Satürn etkisi aldığını görüyoruz. İşi kolay olmayacak görünüyor.

İsabetli öngörüleriyle her yeni yıl öncesi görüşleri merak edilen astrolog yazar Öner Döşer 2024’ün zorlu geçeceğini söyledi. Yerel seçim için ise İstanbul’a dikkat çekti…
YEREL SEÇİM GÜNÜ ASTROLOJİK HARİTASI

İSTANBUL ÇOK ÖNEMLİ
AKP için İstanbul Ankara’dan daha önemli gözüküyor. Çünkü İstanbul’un tarihte ilk kez başkent ilan ediliş günü haritasıyla AKP’nin kuruluş haritasını karşılaştırdığınızda önemli bir benzeşme ve ilişki olduğunu görüyoruz. Bu da AKP’nin bu konuya verdiği ehemmiyeti astrolojik taraftan açıklıyor.
– Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan açısından 2024 nasıl geçecek?
Türkiye astroloji haritasıyla Erdoğan’ın astroloji haritası birleştiği zaman çok kuvvetli gözüküyor. Herhangi bir kişinin astroloji haritasıyla yaşadığı ülkenin haritası karşılaştırılır bu kuvvetli olduğunda başarı potansiyeli artar. Tayyip Erdoğan belki başka bir ülkede yaşasa Türkiye’deki kadar yüksek bir ivme yakalayamayabilirdi.
İKTİDAR İÇİN DE ZORLU BİR YIL
Tayyip Erdoğan geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da zorlu Satürn transiti alıyor. Ocak ve şubat ayları başta olmakla birlikte, Erdoğan’ın üzerindeki ağır sorumluluklar devam ediyor. 2024 yılının ilk yarısında ekibini, alt kadrosunu sağlamlayacağını tahmin edebiliriz. Yeni anayasanın yürürlüğe koyulması konusunda başarılı olması kuvvetli ihtimal. Yılın ikinci yarısında ikili görüşmelerden, ortaklaşa işlerden avantaj sağlama potansiyeli yükseliyor. Yaz aylarında, en çok da ağustos ayında yoğun muhalefet alabilir, karşıt görüşlerle yoğun mücadele vermek durumunda kalabilir.
– Muhalefet için bir öngörünüz var mı?
Özgür Özel başak burcu ve ikizler burcu olan Ekrem İmamoğlu ile bu yüzden bir zorlanma olasıdır. Çünkü başak ve ikizler burçları birbirine dik açı yapar. Bu da yerel seçime yansıyabilir. Zira 25 Mart’taki, ay tutulması ve 8 Nisan’daki güneş tutulması haritaları muhalefet kanadında kendi içinde çalkantı potansiyelini veriyor. Mesela İmamoğlu’nun 2023 yıllı doğum gününde başlayan yıllık haritasında etkin bir kadın figüründen karşıtlık alacağı görülüyordu son gelişmeler bize bu kişinin Meral Hanım (Akşener) olabileceğini düşündürdü. Bu yerel seçime de yansıyabilir.

SEÇİM SONRASI FAİZLER ÇOK YÜKSELECEK
Ekonomik anlamda zorlu koşulların dünya genelinde daha da kritik noktaya varacağı 2024 yılı, ülkemiz açısından da kolay bir yıl olmayacağa benziyor. Plüton’un kova burcuna geçişiyle beraber dış ödemeler, borçlar, krediler, vergiler alanlarında hayli stresli zamanlar bizi bekliyor olacak! Bu bağlamda güneş ve Plüton’un kova burcunda yakın seyrettiği ocak sonundan başlayan, Mars-Plüton kavuşumuyla 14 Şubat civarında daha zorlu bir noktaya varan vergiler ve ödemelerle ilgili konular 8 Nisan’da gerçekleşecek güneş tutulmasının ardından daha da stresli bir noktaya varacak gibi gözüküyor.
8 Mayıs’ta meydana gelecek yeniay Jüpiter ve Uranüs ile de hizalanıyor. Ekonomistler yerel seçimler sonrasında faizlerin çok yüksek seyredeceğini söylüyor. Astroloji de buna katılıyor.
ADALET VE ÖZGÜRLÜK TALEBİ YÜKSELECEK
Sosyal adalet ve özgürlük arzusunu ve talebini tetikleyen Plüton’un kova burcuna nihai geçişi öncesinde, kontrol altında tutan yönetimlerin vurgu kazandığı Plüton’un oğlak burcunda seyrettiği dönemin henüz tamamlanmadığı 2024 yılı bu yüzden kaotik olarak gözüküyor. Halkların yönetimlerden adalet ve özgürlük talebi giderek yükselecek olduğu geçiş döneminde başka ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bu yönde talepler ve sesler yükselebilir.
1994 VE 1995’TEKİ OLAYLARIN BENZERLERİ YAŞANABİLİR!
Transit Satürn’ün ülkemiz astroloji haritasının tepe noktasına ilerliyor olması, 2024 yılı sonunda ve 2025 yılında gerek mevcut hükümetin gerekse lider pozisyonu tutan kişilerin zorlanacağını düşündürüyor. Satürn’ün balık burcundan bir önceki geçişi 1993-1996 yılları arasında olmuştu. O dönemin olayları bize genel bir fikir verebilir: 5 Nisan 1994’te Ekonomik Önlemler Paketi uygulamaya konuldu. 13 Mayıs 1994- Eski İstanbul Su ve Kanalizasyon İşletmesi (İSKİ) Genel Müdürü Ergun Göknel, klor yolsuzluğu davasında 8 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. 13 Şubat 1995’te ilk Türk füzesi, Konya-Karapınar füze fırlatma üssünden başarıyla fırlatıldı. 6 Mart 1995’te Avrupa Birliği üyesi 15 ülke ile Türkiye arasında Gümrük Birliği Antlaşması imzalandı. 24 Aralık 1995’te erken genel seçim yapıldı. Refah Partisi seçimden birinci parti olarak çıktı, ikinciliği milletvekili sayısı bakımından DYP, oy oranı açısından ANAP aldı. 29 Aralık 1995’te Türkiye, Yunanistan’a nota vererek, Kardak kayalıklarının Türkiye’ye ait olduğunu bildirdi. Tabii tıpa tıp aynı şeylerin gerçekleşmesini bekleyemeyiz. Ama bize bir ön fikir verebilir. Mars-Satürn balık burcunda kavuşacağından ve bu ikili sorunları işaret ettiğinden suyla ve suyun dağıtımı ya da kanalizasyonla ilgili konularda sorunlar olasıdır.
Buna denizlerle ilgili sıkıntıları da ekleyebiliriz. Örneğin, Türkiye ve Yunanistan arasında Ege ve adalarla ilgili sıkıntılar yaşanabilir. Ayrıca, Mart 1994’te Boğaz’da tanker kazası da olmuş. Gemilerle ilgili sorunlar da olasıdır. Böylesi dönemlerde dünya genelinde büyük gemi kazalarının dışında deniz gemi saldırıları da görüyoruz. Ekonomiyle ve ekonomiyi yönetenlerle ilgili konularda sorunlar olasıdır.

ATATÜRK BENZERSİZ BİR LİDER
–Büyük önder Atatürk’ün doğduğu tarih için ne söylersiniz?
Atatürk benzersiz ve bu konuda objektif olamam. Halkı ve kadınları baş tacı eden reformist, ileri görüşlü ve dehası tartışılmaz bir lider olduğu haritasında görülüyor. Aynı zamanda şık ve karizmatik bir kişilik. Atatürk’ün doğum haritasına “Dünya Astrolojisi” kitabımda 50 sayfalık detaylı bir bölüm ayırdım. Yaşadığı önemli olaylar doğum haritasında gözüküyor.
YARIN
– EKONOMİDE NELER OLACAK?
– HANGİ YATIRIMLAR ÖNE ÇIKACAK?
– İŞ DÜNYASI NASIL ÖNLEMLER ALMALI?
]]>OVP’nin kamu ve özel sektör için yol haritası niteliğinde olduğuna dikkati çeken Şimşek, mali disiplin, büyümede dengelenme, sürdürülebilir cari açık, rezerv birikimi ve yapısal reformların da OVP’nin temel hedefleri arasında olduğunu anımsattı.
“ENFLASYON BİR SÜRE DAHA YÜKSEK SEYREDECEK”
Sürdürülebilir yüksek büyüme ile birlikte kalıcı refah artışı için fiyat istikrarının ön koşul olduğunu ve bu yüzden programın odağında enflasyonun düşürülmesinin yer aldığını belirten Şimşek, şunları kaydetti:
“Çok hızlı bir şekilde programa baktığımız zaman geleneksel para politikasında sıkılaşma söz konusu. Seçici kredi sıkılaşması da söz konusu. Bir de miktarsal sıkılaştırma var. Bununla birlikte tabii ki gelirler politikası ayağında da hedef enflasyonla ilişkili bir yaklaşım vardı. Bunun sayesinde biz inanıyoruz ki önümüzdeki dönemde enflasyon yıllık bazda 2026 sonunda tekrar tek haneye inmiş olacak. Şu anda enflasyon bu sene için yüzde 65 civarında. Gelecek sene yüzde 36’ya, bir sonraki sene yüzde 14’e ve nihayetinde tek haneye inecek.”
Yıllık bazda enflasyonun bir süre daha yüksek seyredeceğini belirten Şimşek, şöyle devam etti:
“Ama aylık bazda özellikle de çekirdek enflasyona bakarsanız son 3 ayda bir trend var. Bu trend oldukça net. Aylık enflasyonda bir ivme kaybı var ve şu an için çok rahat bir şekilde şunu söyleyebilirim; enflasyondaki ivme kaybı, 2024 yıl sonu hedefimizle aynı patikaya oturmuş durumda. Çekirdek enflasyondaki trend, 2024 yıl sonu hedefi olan yüzde 36 ile uyumlu. Para politikası gecikmeli çalışıyor, para politikasında bugün attığımız adımların gecikmeli etkisi gelecek sene devreye girecek, özellikle yılın ikinci yarısında…”
“ENFLASYON BEKLENTİLERİ HEDEFLE UYUMLU HALE GELECEK”
Bakan Şimşek, beklentiler kanalının da çok önemli olduğunu, son 2 ayda enflasyon beklentilerinde 5 puana yakın bir iyileşme gerçekleştiğini ve piyasanın enflasyon beklentilerinin de gelecek aylarda hedefle uyumlu hale geleceğini bildirdi.
Dezenflasyonun başarılmasıyla birlikte Türkiye’de öngörülebilirliğin artacağını, makrofinansal istikrarın pekişeceğini ve sürdürülebilir yüksek büyümeye ulaşılacağını anlatan Şimşek, aynı zamanda kalıcı refah artışının da sağlanacağını, sermaye piyasalarının derinleşeceğini, işletmelerin uzun vadeli finansmana erişeceğini ve Türkiye’nin küresel rekabet gücünün artacağını kaydetti.
“DEPREM İÇİN HARCANAN VERGİLER, TOPLANANIN 8 KATINI GEÇTİ”
Bakan Şimşek, AKP hükümetlerinin mali disiplinde kendini kanıtladığını belirterek, “Temmuz ayında önemli bir mali konsolidasyona gittik. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim artık aralık ayının sonuna gelmiş durumdayız. Muhtemelen Türkiye’nin bu seneki bütçe açığı OVP’de öngördüğümüzün çok altında olacak. Büyük ihtimalle bu sene bütçe açığı yüzde 5,5 civarlarında, deprem hariç açık ise yüzde 3’ün altında olacak” diye konuştu.
Oluşturulacak mali alanla makroekonomik istikrarı korumanın yanında, yapısal reformlara alan açacaklarını, doğal afetlere karşı çok daha hazırlıklı olacaklarını ve sürdürülebilir bir borç çerçevesiyle nesiller arası adaleti de sağlayacaklarını anlatan Şimşek, son 20 yılda yaşanan depremler nedeniyle oluşan hasarların giderilmesi için yapılan harcamaların, toplanan vergilerin 1,6 katı olduğunu, yenileme ve güçlendirme çalışmaları da eklendiğinde, toplanan vergi gelirinin 8 katını geçtiğini söyledi.
“2,2 TRİLYON VERGİDEN VAZGEÇİYORUZ”
Bakan Şimşek, yatırım, istihdam, üretim ve ihracat odaklı sürdürülebilir yüksek büyümeyi kalıcı kılmak için reel sektörü desteklediklerini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“2024 yılında 2,2 trilyon TL vergiden vazgeçiyoruz, biz buna vergi harcaması diyoruz, bunu da ülkemizin kalkınması için yapıyoruz. Reel sektörü üretime ve yatırıma teşvik etmek noktasında, çeşitli vergi destekleri de sunuyoruz. 2024 yılında AR-GE faaliyetlerini ve yatırımları teşvik etmek için 530 milyar lira vergiden vazgeçiyoruz. Asgari ücrete kadar ücretlerden gelir vergisi alınmamasının 2024 yılındaki maliyeti de toplam 630 milyar liradır.”
Türkiye’nin dış ticaret açığını incelediklerini ve bu açıkta büyük rol oynayan, önemli kalem olan 284 ürün belirlediklerini belirten Şimşek, bu ürünleri üretebilecekler için Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi (YTAK) uygulamasını da yeniden yapılandırdıklarını ve 1 milyar lirayı aşan yatırım projeleri için 2 yılı ödemesiz, 10 yıl vadeli, uygun faizli kredi sağlamak üzere 3 yıl için 300 milyar lira limit tahsis edildiğini bildirdi.
“KİMSEDEN PARA İSTEMEDİM”
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, küresel doğrudan yatırımlara da değindi.
Küresel doğrudan yatırımların milli gelire oranının yüzde 2’nin üstüne çıkacağına inandığını dile getiren Şimşek, böylece gelecek dönemde cari işlemler açığını borç yaratmayan kaynaklarla finanse etme imkanının oluşacağını ifade etti.
Bakan Şimşek, OVP’nin başarılı bir şekilde çalıştığına dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu:
“Bakın risk primimiz düştü, bu çok önemli. Şu anda ülke risk primimiz (CDS) 284 seviyesinde. Hedefimiz gelecek sene ülke risk primimizin 200 baz puanın altına düşmesidir. Kurdaki dalgalanmalar azaldı, ülkemize yönelik yabancı yatırımcı ilgisi arttı, bankaların ve reel sektörün dış borç çevirme oranları yükseliyor. Düşen cari açık ve artan sermaye girişleri ile brüt rezervler mayıs ayına göre 44,1 milyar dolar yükseldi. Bana ‘Çok ülke dolaştınız, Türkiye’ye para gelmedi.’ dediler. Ben de dedim ki ‘Yurt dışı seyahatlerimde kimseden para istemedim.’ ‘Türkiye’nin acil dış kaynağa ihtiyacı var, gelin bize para verin.’ demedik. Programımızı anlattım, ‘Dijital dönüşüm olacak, gelin yatırım yapın.’ dedik. ‘Yeşil dönüşüm olacak, gelin yatırım yapın.’ dedik. Yurt dışı seyahatlerimde Türkiye ekonomisinin büyüme potansiyelinden ve sunduğu fırsatlardan bahsettim.”
“DERECELENDİRME KURULUŞLARI PİYASANIN GERİSİNDE”
Merkez Bankasının hem brüt hem de net rezervlerinin siyasi istikrar pekiştikten sonra, belirsizlik azaldıktan sonra, yani Cumhurbaşkanı seçiminden sonra çok hızlı şekilde arttığını ve şu an itibarıyla 142,5 milyar dolar civarına geldiğini belirten Şimşek, şunları aktardı:
“Net rezervler eksi deniyor. Bu konuya açıklık getirmek istiyorum. Uluslararası normlara göre yapılan hesaplamayı dikkate alır ve yurt dışından aldığımız swapları çıkartırsak, Türkiye’nin net rezervleri 17-18 milyar dolar artıda. Cari açıktaki daralma, portföy tercihleri ve yurt dışından portföy girişiyle rezervlerimizi kalıcı bir şekilde güçlü seviyelerde tutacağız.”
Türkiye’nin dış borcunun piyasa fiyatlamasının 2 veya 3 kademe daha yüksek kredi notuna tekabül ettiğine dikkati çeken Şimşek, “Kredi derecelendirme kuruluşları, piyasanın gerisinde. Önümüzdeki süreçte kredi notunda da artışlar göreceğiz” değerlendirmesini yaptı.
]]>* “İlk kurulduğumuz heyecanla 6 yılı doldurduk, 7’ye bastık. 6-7 yıl sonra şimdi Türkiye’nin her bir şehrinde, her bir ilçesinde Nevşehir’de olduğu gibi kendi adaylarımızla çıkıp onları kazandırmak, onların şahsında iyi belediyeciliği ve o iyi belediyeciliğin uygulaması sonucunda 2028’de Türkiye’yi yönetmek iddiamızla yine yeniden yola düştük. Biz bu ülkeyi canından çok, istikbalinden çok ve geleceğinden çok sevenleriz.
* Elbette bu ülkenin her bir ferdi, bu ülkeyi, bu milleti canından çok elbette sevmektedir. Biz de onlardan, onların içinden birileriyiz. Şimdi biz büyüklerimizin yaptığı gibi bu ülkenin var kalması, bu ülkenin kadim bir uygarlık olarak ilanihaye, ilelebet bizden sonra, torunlarımızdan sonra, hepimizden sonra da yaşayabilmesi için üzerimize düşen her türlü sorumluluğu yerine getirenleriz.”
Bugüne kadar pek çok adım attıklarını belirten Akşener, “Artık onların tekrarına lüzum yoktur. Ama geldiğimiz noktada artık biz, biz olmalıyız. Artık biz kendimiz olmalıyız. Artık biz bu ülkeyi yönetmeye ciddiyetle, inatla ve cesaretle varın demek durumundayız. Aksi takdirde kendimize göre fedakarlık saydığımız, Türkiye için, milletimiz için faydalı olduğuna inanıp attığımız hiçbir adımın esasında sonuç itibariyle Türkiye’nin geleceğinde çok da büyük bir faydası olmadığını gördük” ifadelerini kullandı.
“BURADA ÖZNE ERDOĞAN DÜŞMANLIĞI DEĞİL”
Akşener, sözlerini şöyle sürdürdü:
* “Bugün Türkiye ucube bir sistemle yönetiliyor. Tek bir kişinin iki dudağının arasında her ne karar alınacaksa bir kişinin kararına bırakılmış bir yönetim anlayışının ne Türk tipi Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ne başkanlık sistemiyle ne de yarı başkanlık sistemiyle hiçbir alakası yoktur. Burada özne Sayın Erdoğan düşmanlığı değildir.
* Sayın Erdoğan bugün ‘Hadi bana eyvallah. Ben yokum kardeşim. Yoruldum gidiyorum’ demiş olsa yerine bu salondan her kimi o sandalyeye oturtursak oturtalım ki her birine kişisel olarak güvenim yiğitliklerine, namuslarına, şereflerine ve dürüstlüklerine kefaletim vardır, inancım vardır. Ama buna rağmen 1 sene sonra gerçekten yoldan çıkarlar.
* Yani şunu söylemek istiyorum her türlü kararı 1 kişinin aldığı herhangi bir tayin, terfi için dahi yapılan bir yanlışlık sebebiyle bir bakanı arasanız o bakanın kendi adına karar veremeyip tekrar cumhurbaşkanlığı makamında her kim varsa onu aradığı ve o insanı yorgunluktan büktükleri bir sistem bu. O sandalyede, o koltukta oturana da yazık, bu ülkenin insanlarına da yazık.”
“DERTLERİNİZİ MECLİS’TE GETİRMEYE KARARLIYIZ”
Asgari ücret konusuna da değinen Akşener, şöyle konuştu:
* “Aranızda emekli maaşıyla geçinen kaç kişi var? Esnaf olan kimler? Şimdi bütün bu arkadaşlarıma baktığım zaman asgari ücretin ne kadar olacağını heyecanla bekliyorsunuz. Ama aldığınız parayla Nevşehir’de bile geçinmeniz mümkün değil. 4 kişilik bir aileyi bir asgari ücretle geçindirmeniz mümkün değil. Hele kiradaysanız hiç mümkün değil ve gıda fiyatlarının son derece artmış olmasının getirdiği bir sonuçla evlerde artık yemek miktarı günde iki öğüne düşmüşken, hele büyükşehirlerde bu iki öğünde son derece azken, çocuklarımız aç ve gelişmek zorluğu çekerken, büyükşehirlerde evlatlarımızda bodurluk başlamışken biz bunları konuşmak yerine lagada, lugada işlerle meşgulsek, ‘sen şucu musun? ben bucu muyum?’ diye konuşuyorsak bu işten millet çırak çıkmış demektir. Biz ısrarla ve inatla sizin dertlerinizi, sizin problemlerinizi Meclis’te dile getirmeye, kanun teklifi vermeye, gerekirse araştırma önergesi, soru önergesi gibi o konuya dikkat çekmeye kararlıyız.”
]]>


