İhalelerde 12 sahayı geliştirecek firmalar belirlendi. Buna göre Çinli firmalardan Sinopec, CNOOC, Anton Oil ve Zhenhua 10 sahayı alırken, 2 saha ise yerel firmalara kaldı.
Irak hükümeti, 2008’den bu yana yaptığı 6. toplu ihale kapsamında mevcut 145 milyar ispatlanmış petrol rezervini 160 milyar varilin üzerine çıkarmayı hedefliyor.
Ülkenin elektrik üretiminde kullandığı doğalgaz ise büyük ölçüde İran’dan geliyor. İhaleyle ülkede üretilecek gaz miktarını artırmak ve bu gazın elektrik üretiminde kullanılarak, İran’a olan bağımlılığın azaltılması da ihalenin ana hedeflerinden birisini oluşturuyor.
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütünün (OPEC) kurucu üyelerinden biri olan ülkenin ana gelir kalemini petrol ithalatı oluşturuyor. Irak, 2022’de petrol ihracatından 115 milyar dolar, 2023’te ise 97,5 milyar dolar gelir sağladı.
PETROL İHRACATININ YÜZDE 35’İ ÇİN’E
Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Irak Araştırmacısı Sercan Çalışkan, AA muhabirine Çinli firmaların Irak petrol piyasasındaki aktivitelerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Çin, yıllık 500 milyon tonu aşan ham petrol ithalatı ile dünyanın en büyük petrol ithalatçısı durumunda. Bu ithalat ihtiyacının yarıya yakını Orta Doğu ülkelerinden sağlanıyor. Irak, Orta Doğu’da Suudi Arabistan’dan sonra Çin’e en fazla ham petrol sağlayan ikinci ülke, küresel anlamda ise üçüncü ülke. Dolayısıyla Irak, Çin’in Orta Doğu ve enerji politikasında tartışmasız oldukça stratejik bir konuma sahip.” ifadelerini kullandı.
Çin’in, Orta Doğu’da askeri varlık yerine diplomatik temaslarını ve Kuşak ve Yol Projesi kapsamında yapılan yatırımlarla nüfuzunu artırma politikası izlediğini belirten Çalışkan, “Enerji yatırımları bunlardan başlıcası ve petrol akışına duyulan ihtiyaç Irak’ı bu ülkelerin başında getiriyor. Geçtiğimiz günlerde Irak’ta petrol ve gaz arama lisanslarının gerçekleşen turlarında sözleşmelerin büyük kısmının Çinli şirketler tarafından kazanılmasında bu durumun önemli bir payı var. Halihazırda Irak petrolünün yüzde 35’i Çin tarafından ithal ediliyor. Çin, halihazırda Irak’ta çok sayıda petrol ve gaz sahasının ana işleticisi konumuna gelmişken kurduğu bu etki gücünü kaybetmek istemiyor.” ifadelerini kullandı.
ÇİN’İN VERDİĞİ ÖNEMİN GÖSTERGESİ
Çalışkan, ihaleye Avrupalı, Arap ve Iraklı grupların da bulunduğu 20’den fazla firmanın katıldığını ancak Çin’in, ihalede 10 petrol ve gaz sahasının ihalesini alarak tek başına en fazla lisans alan yabancı ülke olduğuna dikkati çekti.
Avrupalı şirketlerin ihalede geri planda kaldığını ve ABD’nin ise doğrudan kendi firmaları yerine Körfez firmaları aracılığıyla ihaleye katılma yolunu tercih ettiğini kaydeden Çalışkan, şunları kaydetti:
“Bu nedenle esas şaşırtıcı olan, söz konusu lisans ihalelerinde Arap ülkelerinin Çin’in gerisinde kalmış olmasıdır. Çinli şirketlerin Körfez sermayesinin önünde net bir kararlılık ortaya koyarak söz konusu petrol ve gaz sahalarının lisansını alması, Çin’in Irak’taki petrol politikasına verdiği önemi göstermesi bakımından son derece kritiktir. Çin, hali hazırda Irak’taki petrol sahalarında 10’dan fazla petrol ve gaz sahasının ana işleticisi konumuna gelmişken kurduğu bu etki gücünü kaybetmek istemiyor. Irak’ın enerji sektöründe kurulan hakimiyet kuşkusuz iki ülke arasındaki karşılıklı siyasi bağımlılığı da beraberinde getiriyor.” değerlendirmesinde bulundu.”
Bu açıdan bakıldığında Çinli şirketlerin Irak’taki sahaların büyük bölümünde ana işletici aktör olarak yer aldığını ve dolayısıyla ekonomisinin yüzde 90’dan fazlasını oluşturan petrol gelirleri üzerinde ciddi bir paya sahip olacağına işaret eden Çalışkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Irak Petrol Bakanı Hayan Abdulgani’nin anlaşmaların Irak’ın petrol rezervlerini 160 milyar varile çıkaracağını vurgulaması bu açıdan da oldukça önemli. Dolayısıyla ihalelerin Çinli şirketler tarafından kazanılmasını enerji bağlamında yorumlarken, enerji yatırımlarının siyasi bağımlılıklara doğrudan sirayet ettiğini atlamamak da gerekiyor.”
BATILI FİRMALAR İÇİN 10 YIL ÖNCEKİ KADAR ÖNEMLİ DEĞİL
Qamar Enerji Üst Yöneticisi Robin Mills de Çinli firmaların ihalelerin çoğunluğunu kazanmasını, “Çinli firmalar Irak’ta petrol ve gaz sektörünü domine etti.” şeklinde niteledi.
Irak’ın mali durumunun bozuk ve bürokratik yapısının zorlu olduğunu, projelerin çok uzun zaman almasıyla birlikte karlılık oranlarının düşük olduğunun altını çizen Mills, “Çinli firmalar, Irak’ın bürokrasi ve zorlu mali dönemleriyle daha iyi başa çıkabilir.” diye konuştu.
Shell ve BP gibi Avrupalı firmaların petrol ve gaz yatırımlarını azaltma baskısıyla karşılaştığını, Exxonmobil ve Chevron gibi firmaların ise ABD’nin kaya gazı ve petrolü ile Guyana gibi diğer alanlarda büyük fırsatlara sahip olduğu değerlendirmesinde bulunan Mills, “Bu yüzden bu firmalar için Irak’ta bulunmak 10 yıl önceki kadar önemli değil. Batılı firmaların başka yerlerde fırsatları var ve genel uluslararası yatırımlara odaklanıyorlar. Bu durum Irak’ın Çinli firmalara aşırı bağımlı olması nedeniyle Bağdat hükümeti için bir sorun olabilir.” ifadelerini kullandı.
]]>
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ GİBİ AB’NİN TEMEL ALDIĞI DEĞERLER GERİLEME SÜRECİNDE”
İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
* “‘Avrupa Günü’nü kutlamak, önem verdiğimiz ortak değerlerimizi hatırlamak için iyi bir fırsat. Bizim için AB, her şeyden önce demokratik bir barış projesidir. Uluslar arasındaki birliğin, etnik köken, dil veya din farkı gözetmeksizin demokratik ve insani ideallerin bayrağı altında kurulabileceğinin bir kanıtıdır. Ancak, uzun bir süredir AB hem içeride hem de sınırlarının dışında yeni sınamalarla karşı karşıya kaldı.
* Euro krizi ve 2010’ların başındaki göç baskısıyla artan sorunlar, Brexit, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve son olarak Gazze’de yaşanan insanlık trajedisinin ortaya çıkmasıyla derinleşti. Bu jeopolitik çalkantıların sonuçları, Avrupa’daki liberal demokrasileri adalet, insan hakları ve özgürlükler üzerinden test ediyor. Hükümetlerin bu sorunlara halkın beklentileri yönünde cevap verememesi, popülist otoriter liderlere doğru bir kaymaya yol açıyor. Esasında, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü gibi AB’nin temel aldığı değerler maalesef küresel olarak da gerileme sürecinde.

“BU DEMOKRATİK KRİZ DÖNEMİ, AVRUPA VE TÜRKİYE İÇİN NE ANLAM İFADE EDİYOR?
* Peki içinde bulunduğumuz bu demokratik kriz dönemi, Avrupa ve Türkiye için ne anlam ifade ediyor? Geçen hafta sonu Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun daveti üzerine, Avrupa’nın yaşadığı demokratik krizi ele almak üzere sosyal demokrat belediye başkanlarıyla Paris’te bir araya geldik. Orada da şu soruyu sordum: Kendisini ‘demokratik ideallerin muhafızı’ olarak konumlandıran Avrupa, bu değerleri tutarlı bir biçimde savunduğunu samimiyetle söyleyebilir mi? Göçmen ve mülteci sorununun AB dışındaki ülkelere aktarılmaya çalışılması, bunun aksini göstermektedir.
* Konu, mültecilerin Avrupa ülkelerinde barınmasına izin verilip, verilmemesi değil, onların Türkiye gibi, Avrupa sınırı dışındaki ülkelerde tutulmasının politika haline getirilmesidir. Bu durum, mülteci meselesinin popülist ve yabancı düşmanı siyasi söylemlerde kullanılmasına zemin hazırlıyor ve sağ otoriterlik Avrupa’da güçleniyor. Oysa, Türkiye ve İstanbul, dünyada en çok sığınmacıya ev sahipliği yapan ülke ve şehirlerin başında geliyor. Buna rağmen, Türkiye’de demokratların güçlenmesi önemlidir.

“BİZİM GİBİ, AVRUPA İDEALİNİ ÖNEMSEYEN İNSANLARI ENDİŞELENDİREN…”
* Avrupa’daki mevcut hükümetlerin Gazze’de yaşananlara verdikleri, daha doğrusu veremedikleri cevap da Avrupa’nın insani değerlerinin farklı coğrafyalarda tutarlı bir şekilde savunulamadığı anlamına geliyor. Aralarında kadınların ve çocukların bulunduğu on binlerce masum Filistinlinin, tüm dünyanın gözlerinin önünde katledilmesinin daha yüksek bir sesle eleştirilmesi ve kınanması gerekmez mi?
* Bazı hükümetler, bırakın kendileri bunu yapmayı, bunu yapan vatandaşlarının toplantı ve gösteri haklarını, ifade özgürlüklerini kısıtlama yoluna gidiyor. Bu ise, Avrupa’nın demokratik değerler üzerinde yükselen evrensel bir barış projesi olma niteliğinin sorgulanmasına yol açıyor. Bizim gibi, Avrupa idealini önemseyen insanları endişelendiren en önemli konulardan birisi budur.

“İSRAİL’İN REFAH’A ASKERİ HAREKATINI YİNE İZLEMEKLE Mİ YETİNECEĞİZ?
* İsrail’in, dün, ateşkes teklifini reddederek, 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine askeri harekat başlatmasını da yine izlemekle mi yetineceğiz? Avrupa’yı ve insani değerlere önem veren tüm ülkeleri, bu vahşete ‘dur’ demeye çağırıyorum. Gazze’de olanlar, insanlık tarihinde kara bir leke haline gelmiştir. Buna daha fazla izin verilmemelidir. Önümüzdeki dönemde AB’nin kendi iç demokrasi mücadelesine devam edeceğini gözlemliyorum.
* Haziran ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerini, dikkatle takip edeceğiz. Türkiye’de ve Avrupa’nın diğer bazı ülkelerinde karşılaştığımız demokratik gerilemeye, ancak kapsayıcı, katılımcı ve halkın sesine kulak veren yeni bir siyaset kültürü ve bu anlayışla inşa edeceğimiz siyasal ve ekonomik kurumlarla çözüm bulabiliriz.

“MART 2024 YEREL SEÇİM SONUÇLARI, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRATİK GERİLEMEYE SON VERDİ”
* Türkiye de kendi içinde derinleşen bir demokrasi krizinden geçiyor. Ülkemizde son 10 yılda kurumsal yapı zayıflatıldı. Arkasından tek bir lider etrafında otoriter bir siyasal rejim şekillendi. Mart 2024 yerel seçim sonuçları, Türkiye’deki demokratik gerilemeye son verdi. Seçmen, muhalefeti güçlendirerek, siyaset zeminindeki meşruiyeti yeniden dağıttı. Bu sonuç, demokrasimizin dayanıklılığının göstergesidir. Bu zor zamanlarda Türk halkı demokratik değerlere olağanüstü bir bağlılık gösterdi. İstanbul’da geçtiğimiz 5 yıl boyunca, siyasi görüşü ne olursa olsun, İstanbulluların her kesimine hizmet götürdük. Kutuplaşmanın ilacı buydu.
* ‘İstanbul İttifakı’ adı altında kapsayıcı bir toplumsal hareket inşa ettik. Dahası; halkın endişelerini dinlemenin ve bunlara uyum sağlamanın önemini gösterdik. Toplumla, güçlü ve samimi bir iletişim kurduk. Bu siyasi zeminde CHP, liyakatli adaylarla halkın karşısına çıktı ve ülke genelinde her kesimden 3,5 milyondan fazla yeni seçmen kazandı. Bugün Türkiye nüfusunun yüzde 65’inden fazlasını ve ekonomisinin, neredeyse yüzde 80’ini oluşturan belediyeleri, sosyal demokrat belediye başkanları yönetiyor. CHP, Türk siyasetinin yeni ağırlık merkezi haline geldi.
“BİRLEŞİK VE DEMOKRATİK BİR AVRUPA, TÜRKİYE’NİN KATILIMI OLMADAN GERÇEKLEŞTİRİLEMEZ”
* Avrupa, kendi demokratik sorunlarıyla mücadele ederken, Türkiye’nin rolü sıklıkla göz ardı edilmektedir. AB’nin, ‘önce Avrupa’ vizyonunun demokratik bir Türkiye’yi kucaklaması gerektiğini fark etmesi elzemdir. Avrupa’ya yönelik varoluşsal tehditlerle mücadele, Türkiye’yi de içeren kapsayıcı bir yaklaşımı gerektirmektedir. CHP olarak biz, Türkiye’yi her zaman Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak gördük ve kendimizi Avrupa meseleleri ve çözümlerinin paydaşı olarak konumlandırdık.
* İddiamız şudur: Birleşik ve demokratik bir Avrupa, Türkiye’nin katılımı olmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenle, AB’nin genişleme politikaları tartışılırken, Türkiye’nin adının geçmemesi, 60 yıldır süregelen ortaklık ilişkisinin ve 20 yılı aşkındır devam eden üyelik sürecinin yok sayılması kabul edilemez.
“SADECE TÜRKİYE’DE DEĞİL, AVRUPA’DA DA İLHAM KAYNAĞI OLMAYI SÜRDÜRECEK”
* Büyükelçi Meyer-Landrut’un konuşmasında bahsettiği gibi, İstanbul’un karbon-nötr bir şehir olması ve iklim değişikliğine adaptasyon programı gibi AB ile beraber başarılı projelere de imza attık. Fakat bunlar yeterli değil. Önümüzdeki dönemde, AB’nin yerel yönetimlerle daha yakın çalışmasını ve etkisi halkımız tarafından da hissedilebilen projeleri birlikte hayata geçirebilmeyi hedeflemeliyiz. İstanbul’daki yönetim anlayışımızın temelinde, demokrasi ve katılımcılığın olduğunun altını çiziyorum. Bunu, son 5 yıl içerisinde yaptığımız icraatlarla kanıtladık. İnsanı odağımıza alıyor, ayrım gözetmeden 16 milyon İstanbulluya eşit hizmet veriyor, şehri yurttaşlarla birlikte yönetiyoruz. Önümüzdeki 5 yıllık dönemde de aynı anlayışla çalışmaya devam edeceğiz. Katılımcı ‘İstanbul Modeli’, sadece Türkiye’de değil, Avrupa’da da ilham kaynağı olmayı sürdürecek.”
]]>
“CHP GENEL BAŞKANI VE CHP’NİN BİRİNCİ PARTİ OLDUKTAN SONRA KATILDIĞIM İLK TOPLANTI”
Sözlerine Bilkent Üniversitesi’ne gelmekten duyduğu memnuniyeti anlatarak başlayan CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Üniversitelere çok gittim bundan önce de Bilkent Üniversitesi’ne çokça geldim ama bu Genel Başkan olarak ve 47 yıl sonra CHP birinci parti olduktan sonra katıldığım ilk toplantıdır ve bu yüzden benim için çok anlamlıdır” dedi.

“MECLİS’TE TARTIŞMALI OTURUMLARDA DUYMADIĞIM BİR HEYECANI DUYUYORUM”
Meclis’i kastederek 600 kişilik salona alışkın olduğunu ifade eden Özel, “Meclis’te de 600 tane sandalye var. Genelde bu 600 kişinin 350 kadarının benden hoşlanmamasına alışkınım. Bazen 350’si birden sıra kapaklarına vururken kalp atışımın 60’dan 62’ye çıkmamasına da alışkınım ama burada o kadar çok sevmeyenimin olmadığını da biliyorum. 600 kişinin karşısında o çok zorlu oturumlarda o çok kavgalı oturumlarda sonunda dört tonluk kürsünün devrildiği tartışmalı oturumlarda duymadığım bir heyecanı duyduğumu ifade etmek isterim” dedi.

“14 VE 28 MAYIS SÜRECİNDE BÜYÜK BİR HAYAL KIRIKLIĞI YAŞADIK VE YAŞATTIK”
CHP’deki değişim sürecine değinen Özel şunları söyledi:
* “CHP’de 14 ve 28 Mayıs sürecinde siz gençlere daha önceden verdiğimiz sözü tutamamanın, Cumhuriyet’in kurucu partisi olup 100’üncü yılında yapılacak seçimlerde Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye’yi yönetecek kadroların; Cumhuriyet’in kurucu kadrolarına, kurucu liderine husumet duyanlar değil, minnet duyanlar olması gerektiği gerçeği ile bir mücadele verip çok umutlanıp çok umutlandırıp; aslında çok çalışıp sonra da büyük bir hayal kırıklığı yaşadık ve yaşattık.
* Sonrasında CHP’de bir kurultay süreci, bizim deyimimizle bir değişim süreci yaşandı. Ben her seçim sonucunun siyasilere yazılan birer mektup olduğunu, sandıktaki kolektif birleşmiş aklın, hatta sandığa gitmeyip konuşmayan aklıbir mesaj verdiğini o mesajı doğru okuyanların siyasette iyiye gittiğini okuyamayanların ise kötüye gittiğini adımın Özgür olduğu inanarak savunan birisiyim.
“SEÇMENİN MESAJINI ALIRSAN DOĞRUYU YAPARSIN, ALMAZSAN TÜKENME SÜRECİN BAŞLAR”
* Seçmenin mesajını alırsan doğruyu yaparsın almazsan tükenme süreci başlar. Biz de ‘100 yılın değişimi, değişimin 100 yılı’ sloganıyla yola çıktık. CHP değişmezse seçmenin sandığa gitmeyeceğini, bizi cezalandıracağını katılım oranlarının düşmesinin iktidar partisine yarayacağını ve küskün muhalif seçmenin bize çok ağır bir bedel ödeteceğini düşündük, savunduk, anlattık ve yola çıktık.”
CHP kurullarının yaş ortalaması verilerini de paylaşan Özel, “43 yaş ortalaması olan bir Parti Meclisimiz var. Yaş ortalaması 46 olan bir Merkez Yönetim Kurulu üyelerimiz var. MYK üyelerimiz gölge kabine olarak görev yapıyorlar. 17 bakan ve bir Cumhurbaşkanına karşılık olarak 18 ismin 9’u kadın 9’u erkek. Tayyip Erdoğan burada tek bir kadın görevlendiriyor, ona da diyor ki ‘Sen Aile Bakanı’sın. Sen dışişlerinden, ekonomiden, eğitimden, kültürden anlamazsın sen aileden anlarsın’ diyor kadına. Bizde 9’u kadın 9’u erkek” dedi.

“GENÇLER, EŞİT TEMSİL VE BİLİM…”
Bu kadroyla birlikte yerel seçimlere yürüdüklerini kaydeden Özel, “Önümüzde açamadığımız devasa bir kapı vardı kale gibi. Siyasetin başarı kapısı bize kapalıydı. Bir cam tavan vardı başımızın üstünde yüzde 25’lik, kıramıyorduk, kıramıyoruz diye de artık zıplamıyorduk. O devasa siyaset kalesinin, kapalı başarı kalesinin üç anahtarı vardı” dedi ve bu üç anahtarın ne olduğunu şu sözlerle anlattı:
* “Üç anahtar tarihten mirastı, emanetti. O üç anahtarı üç deliğe soktuk, teker teker çevirdik ve siyasetin başarı kapısı açıldı. Bir; Cumhuriyet’i kuran Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet’i CHP’nin genel başkanlarına mı emanet etti? Yapabilirdi ama yapmadı. Kendisi aslında askerdi, genel kurmay başkanlarına mı ordu komutanlarına mı emanet etti? Yapmadı. Ne milletvekillerine bıraktı ne de belediye başkanlarına sadece ve sadece gençlere emanet etti. Demek ki başarı kapısının ilk anahtarı gençlere güvenmek, gençlere o emaneti hatırlatmaktı. İlk anahtarı taktık. İkincisi eşit temsildi, kadınların siyasette daha çok olmasıydı. Üçüncü anahtar ise bizi geri bırakan neydi? 200 yıl geç gelen matbaa. Avrupa modern silahlara çalışırken kendi içinde hurafelerle uğraşanlar, donanmayı Haliç’e hapsedenler… Sonra bir gün işgal kuvvetleri geldi sonra beka sorunu. Cumhuriyet bilime, fenne sarıldı. Üçüncü anahtar da bilimdi. Adayları değerlendirirken 330 bin tekil anket yaptık, adaylarımızı 250 bin anketle sahada takip ettik.
“NEREDE GENÇLER VE KADINLAR ADAY OLDUYSALAR BAŞARILI OLDULAR”
* ‘Nerede gençler ve kadınlar aday olduysalar başarılı oldular’ diyen Özel, “Çıkar çevrelerinin en önemsediği belediyelerde bu örgütün gençlik kollarından gelen 30’lu yaşlarının başlarında iyi eğitimli, liyakatli, yabancı dil bilen, dünyayı bilen, Türkiye’yi gören vizyoner arkadaşlarımız oturuyor. Yani bu seçimi CHP nasıl kazandı diye bakanlar o kapıya takılan üç anahtarı ve o üç anahtarın Cumhuriyet’in kuruluş kodları olduğunu bir Osmanlı İmparatorluğu’ndan genç Cumhuriyet’e geçişte kimlerle başarıldı, kimlerle yüründü, nasıl davranıldıysa onun bize rehber olduğunu bilmelerini isterim.”
“BİRİLERİ İNGİLİZ ZIRHLISIYLA AYRILDI, BİZİMKİ KURTULUŞU VE KURULUŞU ÖRGÜTLEDİ”
“Bu seçimde en çok seslendiğim ve bir yerden sonra sesimi duyduklarını gördüğüm gençler kazandı ve kazandırdı” diyen Özel, “Bu ülkede bekâ sorunundan bahsediyorular. Devlet Bey bahseder, Tayyip Bey bahseder. Bir ülkenin bekâ sorunu geleceğini tehdit eden bir büyük sorun ve çoğunlukla işgaldir. Bu ülke bir defa bekâ sorunu yaşadı, matbaa 200 yıl geç gelince yedi ülke geldi istila etti, paylaştılar. Bekâ sorunu olunca birilerini göze alması gerekiyordu. Birilerini çok sevdikleri kırmızı halıyı seriverdiler işgal donanmasına. Bizim her şeyi öğrendiğimiz ve emanetini taşıdığımız Kartal İstimbotu’nun başına çıktı ve yanındaki yaverine ‘geldikleri gibi gidecekler’ dedi. Birileri Yıldız Sarayı’nın arka bahçesinden bindiler gemiye İngiliz zırhlısıyla ayrıldılar. Bizimki Bandırma Vapuru’na bindi, kurtuluşu ve kuruluşu örgütlemeye gitti. O yüzden memlekette bekâ sorunu olunca kimin nasıl davrandığı belli” dedi.
“KÜRT DEMOKRATLARI DA, YALANDAN VE HARAMDAN BIKMIŞ MUHAFAZAKAR DEMOKRATLARI DA DAVET ETTİK”
“Bugün bekâ sorunu her 4 gencinden 3’ünün bavulları zihninde toplamış olmasıdır” diyen Özel konuşmasını şöyle sonlandırdı:
* “En kötüsü yüzde 62, en yükseği yüzde 78 olmak üzere beşten fazla ankette gençler, ‘imkanım olursa yurt dışına gitmek, oraya yerleşmek ve orada yaşamak istiyorum’ diyor. Bu ülkenin yetişmiş, iyi eğitim almış ya da hak ettiği halde o fırsat eşitliğinden yararlanamamış pırıl pırıl gençleri maalesef dünyanın başka ülkelerine gidiyor. Beka sorunu dünyanın başka ülkelerini Türkiye üzerinde hesap yapması değildir, hayal kurması değildir. O hayalleri geri püskürtmesini bildik biliriz. Bir ülkenin gerçek sorunu o ülkenin gençlerini dünyanın diğer ülkelerinde hayal kurmasıdır.
* İşte biz bu seçimlerde hiç olmazsa bir seçim daha geleceğini dünyanın başka yerlerinde değil bu ülkede aramak üzere ya da gitse bile dönmeyi düşünerek, gönlünü hiç olmazsa burada bırakarak gençlere bu ülkede hayal kurmaları için birlikte bir şey yapmayı teklif ettik ve onları çağırdık. Sadece sosyal demokratları davet etmedik; yalandan, haramdan bıkmış muhafazakar demokratları da, öyle kaba saba milliyetçilikle değil ama bu ülkenin yarınlarına, birliğine bütünlüğüne önem veren milliyetçi demokratlarına, bu ülkenin toprak bütünlüğüne saygılı Kürt demokratlarına, ortak bir gelecek hayali kurabilen herkesi Türkiye İttifakı’na davet ettik.
“GÖKKUŞAĞI GİBİ FARKLI RENKLERİN YAN YANA VE BİRBİRİNİN İÇİNE VE İŞİNE KARIŞMADAN”
* Bu ülkede ayrılıkları değil, farklılıkları değil ortaklıkları önemseyenleri, bu ülkede farklılıkları risk, tehdit öteki gibi değil farklılıkları güç olarak görenlerin bir arada olmasını önemsedik. Zaman zaman tuhaf istismarlar yaparlar; biz açık açık söyledik doğanın bilinen en eski ve en saygı duyulan doğa olayı gökkuşağıdır. Farklı renklerin yan yana birbirinin içine ve işine karışmadan durabildiği o gökkuşağının ne kadar önemli olduğunu; Türkiye’nin bütün renkleri kucaklamasının ve bunu ortak değerlerle yapmasının mümkün olduğuna inandık. Bu bütün açılardan bakıldığında Türkiye’nin en önemli sorunuydu.
“YARINLARI YENİDEN KURABİLECEK OLANLARLA BİRLİKTEYİZ”
* Hayatımdaki en unutamayacağım günlerden biridir çünkü CHP’nin genel başkanı olduğum ve partinin birinci parti olduğu bir günde gözleri ışıl ışıl ve benim geleceğe yönelik olarak en çok gözünün içine bakmak istediklerimle ve eğer birbirimizin gözünün içine doğru bakıyorsak ve birbirimizi anlıyorsak birbirimiz için ve ülkemiz için yarınları yeniden kurabilecek olduklarımızla beraberiz.”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in konuşmasını bitirmesinin ardından etkinlik soru-cevap bölümüyle basına kapalı olarak devam etti.
]]>Kakaodaki fiyat artışı çikolata üreticilerini de eşi benzeri görülmemiş bir maliyet baskısı altına sokarken bu durum, ürün fiyatlarına yansıdı.
Çikolatasıyla dünya çapında ünlü Belçika’da bu ürün hem önemli bir ekonomik faaliyet alanı hem de ülke kültürünün önemli bir parçası olarak öne çıkıyor. Belçika çikolatası yüksek kalitesinin yanı sıra çeşitli aroma ve dolgu içeren pralin türüyle de dikkati çekiyor.
Ülkede bazı büyük üreticilerden başka yüzlerce el yapımı ve kaliteli ürün satan butik çikolata dükkanı da faaliyet gösterirken sektörde yaklaşık 9 bin kişi istihdam ediliyor.
Belçika’da çikolata sektörünün yıllık cirosu 6 milyar Euro’yu aşıyor.
FİLDİŞİ SAHİLİ VE GANA’NIN ÜRETİMDE PAYI YÜZDE 60
Belçika Kraliyet Bisküvi, Çikolata ve Şekerleme Derneği (Choprabisco) Danışmanı Mieke Callebaut, kakao fiyatlarındaki artış ve sektörün durumunu AA muhabirine değerlendirdi.
Uzun zamandır çikolata sektöründe çalıştığını ve Belçika çikolatası konusunda tecrübeli olduğunu belirten Callebaut, “Kakao üretiminde ana sezon çok kötü geçti. Kakao çekirdeği üretiminde iki büyük ülke olan Fildişi Sahili ve Gana’da hasat, daha önce görmediğimiz düşük seviyelerde gerçekleşti. Fildişi Sahili ve Gana dünya kakao üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını gerçekleştiriyor.” dedi.
Diğer ülkelerde düşüş olmamasına rağmen söz konusu iki ülkedeki üretimin gerilemesinin piyasanın dengesini bozduğunu dile getiren Callebaut, bu ülkelerin ekim ve mart arasındaki dönemde olumsuz hava koşulları yaşadığını, aşırı yağışın kakao meyvesinde hastalığa neden olduğunu ve dolayısıyla üretimin azaldığını anlattı.
Mieke Callebaut, küresel kakao talebinin ise son dönemde değişmediğini ancak stokların aşırı gerilediğini ve piyasanın spekülasyondan da etkilendiğini ifade ederek “Kakao ağaçlarının bakımı da artık pek iyi yapılamıyor. Pek çok çiftçi ağaçlarını gerçekten gerektiği gibi koruyamıyor. Çünkü enerji krizinden bu yana gübre başta olmak üzere makine ve tarım ilaçlarının maliyeti bu insanlar için de aşırı arttı. Dolayısıyla ağaçlarına yeterince bakacak kaynakları yok.” değerlendirmesini yaptı.
Kakao üretimini hızla artırmanın da mümkün olmadığına işaret eden Callebaut, yeni dikilen bir kakao ağacından ancak 5-6 yıl sonra verim alınabildiğini söyledi.
Callebaut, kakaonun uzun bir tedarik zinciri olduğuna dikkati çekerek üreticilerin alımlarını uzun vadeli yaptıklarını, kakaoda karmaşık bir tedarik zinciri bulunduğunu ve bir sonraki sezonda üretimin iyi olup olmayacağını tahmin etmenin de mümkün olmadığını vurguladı.
Çikolata fiyatında kakaonun etkisine ilişkin bilgi veren Callebaut, “100 gramlık yüzde 85 oranındaki bitter çikolatada kakao içeriği yüzde 85, şeker içeriği de yüzde 15 seviyesindedir. Bunu, iyi bir mağazadan satın aldığınız pralinli bir kutu Belçika çikolatasıyla karşılaştırırsınız durum farklı olur. Belçika çikolatalarındaki dolgu malzemelerinde krema, tereyağı, kuruyemiş ve meyve gibi içerikler de bulunuyor. Kakao fiyatının bu ürünlere etkisi yüzde 85 oranında kakao içeren çikolatalarda çok daha farklı oluyor.” dedi.
ŞİRKETLER FARKLI STRATEJİLER UYGULUYOR
Mieke Callebaut kakaonun gevrek, dondurma, içecek ve bisküvi gibi ürünlerde de kullanıldığını anımsatarak kakao fiyatındaki artışın sadece çikolata üreticilerini etkilemediğini belirtti.
Çikolata üreticilerinin bu duruma karşı neler yaptıklarını değerlendiren Callebaut, “Bu konuda farklı stratejiler var. Bu duruma uyum sağlamak ve değişim gerçekleştirmek her şirketin kendi tercihi. Kakao, çikolata üreticilerinin ana malzemelerinden ve bu nedenle çikolata fiyatlarına etkisi büyük. Şirketlerin farklı seçenekleri bulunuyor. Her şirket için geçerli tek bir çözüm yok.” diye konuştu.
Callebaut, farklı firmaların farklı çözümler geliştirdiğinin altını çizerek “Sektörün seçkin (Premium) ucunda mısınız yoksa daha düşük fiyata mı sahipsiniz? Kilogramı 100 Euro olan çikolata da 20 Euro olan çikolata da var. Seçenekler fiyatlara göre değişiklik gösteriyor. Çoğu şirketin zor zamanlar geçirdiğini düşünüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Belçika’da çikolata endüstrisinin ekonomik büyüklüğünün yıllık 6,1 milyar Euro’yu bulduğunu kaydeden Mieke Callebaut, ülkenin yılda 3,4 milyar Euro’luk çikolata ihraç ettiğini sözlerine ekledi.
]]>Şimşek, Dünya Bankası ile yürütülen işbirliği çalışmalarına ilişkin değerlendirmede bulundu.
Dünya Bankası’ndan kısa süre önce 3 ayrı proje için 1,5 milyar dolarlık finansman temin edildiğini anımsatan Şimşek, bu kaynağın Türkiye’nin enerji arz güvenliğinin sağlanması ve işletmelerin yeşil dönüşüm sürecinin desteklenmesi için kullanılacağını söyledi.
Şimşek, Dünya Bankası ile şimdi de 2024-2028 mali yıllarını kapsayan dönemdeki mali ve teknik işbirliğinin temelini oluşturan önemli bir programa imza atıldığına işaret ederek, “Dünya Bankası ile yürüttüğümüz güçlü işbirliği kapsamında gelecek 5 yıllık döneme ilişkin mali işbirliği programı oluşturuldu. Dünya Bankası’nın ilk üç yıl içinde ülkemize ilave 18 milyar dolarlık finansman sağlayacağı Ülke İşbirliği Çerçevesi (Country Partnership Framework-CPF) Programı, Bankanın İcra Direktörleri Kurulunda görüşülerek yürürlüğe girdi” diye konuştu.
‘TÜRKİYE UYGUN KOŞULLU KREDİDE 3. SIRADA’
Şimşek, Dünya Bankası’nın, Orta Vadeli Program’ın açıklanmasının ardından Türkiye’ye aktardığı kaynak tutarını, devam eden 17 milyar dolarlık programa 18 milyar dolar daha ilave ederek 35 milyar dolara yükseltme kararı aldığını anımsattı. Türkiye’nin Banka’dan uygun koşullu kredi kullanan ülkeler arasında dünyada 3’üncü, bölgesinde ise birinci sırada olduğu bilgisini veren Şimşek, yeni programın detaylarını da paylaştı.
Bakan Şimşek, Türkiye’nin 12’nci Kalkınma Planı önceliklerine uyumlu hazırlanan programın, yüksek ve sürdürülebilir verimlilik artışı, kapsayıcı hizmetler ile istihdam ve dayanıklılığın güçlendirilmesi alanlarına odaklanacağını belirterek, bu başlıkların, Dünya Bankası ile geliştirilebilecek işbirliği alanlarını ortaya koyduğunu dile getirdi.
‘PEK ÇOK ALANDA DESTEK SAĞLANACAK’
Bu kapsamda, afetlere karşı dirençlilik, enerji, yeşil dönüşüm, iklim değişikliğiyle mücadele, ihracatın desteklenmesi, reel sektör, altyapı, lojistik, sanayi, tarım, eğitim, sağlık ve kapsayıcılık gibi birçok alanda Dünya Bankası desteğinin sağlanmasının planlandığını vurgulayan Şimşek, şu değerlendirmede bulundu:
“Program, Dünya Bankası kuruluşları olan Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD), Uluslararası Finans Kurumu (IFC) ve Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) tarafından ortaklaşa uygulanacak. Bankanın ülkemizdeki faaliyetlerinin etkisi artırılacak. Bu süreçte, ülkeye özgü zorlukların çözümüne odaklanan, özel sektör katılımını artırmayı hedefleyen ve operasyonlarda bütüncül sonuçları elde etmeyi amaçlayan bir yaklaşım izlenecek.”
‘ÖZEL SEKTÖRÜN GELİŞTİRİLMESİNDE KULLANILACAK’
Şimşek, Ülke İşbirliği Çerçevesi Programı kapsamında Dünya Bankası’nın 3 yıl içinde Türkiye’ye sunacağı ilave 18 milyar dolarlık finansman paketine değinerek, “Söz konusu tutarın 6 milyar dolarının IBRD’den, 9 milyar dolarının IFC’den sağlanması bekleniyor. MIGA’nın ise kısa vadeli garantiler aracılığıyla 3 milyar doları harekete geçirmesiyle 3 yıl içinde sağlanacak finansmanın yaklaşık üçte ikisinin özel sektörün geliştirilmesinde kullanılması öngörülüyor.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca, Dünya Bankası tarafından gerçekleştirilen makro ve sektörel bazdaki teknik ve analitik çalışmaların yeni program döneminde de devam edeceğini dile getiren Şimşek, şunları kaydetti:
“Ayrıca ülkemizin kalkınma hedeflerini desteklemek adına diğer kalkınma paydaşlarıyla yeni ortaklıklar kurmanın yolları aranacak. Dünya Bankası 70 yılı aşkın süre boyunca ülkemizin kalkınma hedeflerine ulaşmasında en önemli paydaşlarından biri olmuştur. Yeni Ülke İşbirliği Çerçevesi, Banka ile olan ortaklığımızı daha da pekiştiriyor. Söz konusu işbirliği, Dünya Bankası’nın ülkemizin gelecek 5 yıllık dönemine, ekonomi ve yatırım programımıza duyduğu güvenin de göstergesidir. Yeni dönemde ülkemize kaynak akışı artarak devam edecek.”
]]>İşsiz genç Octavio, aşık olduğu ağabeyinin eşi Susana ile kaçarak yeni bir hayat kurmak ister. İhtiyacı olan parayı toplayabilmek için uysal köpeği Cofi’yi dövüştürür. Daniel, manken Valeria ile birlikte yaşamak için ailesini terk eder. İdealleri uğruna eşi ve kızını terk eden eski komünist gerilla El Chivo ise cezaevi yıllarından sonra hayatına yapayalnız bir kiralık katil olarak devam eder. Birbirlerine uzak, ama aslında yakın bu 3 hikayenin yolu bir trafik kazasında kesişir. Bir ülke eleştirisi sunarken varoluşçu sinemaya yeni bir soluk getiren Meksikalı yönetmen Alejandro Gonzalez Inarritu’nun ilk uzun metrajlı filmi olan Paramparça Aşklar Köpekler, Cannes ve BAFTA’dan ödüllerle dönmüştü. Aynı zamanda “Ölüm Üçlemesi”nin de ilk filmi… Latin Amerika sinemasının yeniden ayağa kalkmasında büyük katkısı olan Inarritu üçlemenin devam filmlerinde ise yüzünü Hollywood’a döndü.
TANRI KENT (CİDADE DE DEUS – 2002)

Keskin, acımasız gerçekliğin öyküsüdür Tanrı Kent… Brezilya favelalarında doğan çocukların makus talihine soğukkanlı bir bakıştır. 60’larda hükümet eliyle kent dışına sürülen gecekondu mahalleleri nasıl oldu da Rio De Janeiro’da polisin bile giremediği gettolara dönüştü? Organize suç ağının pençesindeki o masum yüzlerden nasıl katiller yaratıldı? İşte o favelalardan biri olan Cidade de Deus’da mahallenin gerçek çocuklarıyla çekilen film, hakimiyet savaşındaki çetelerin ortasında yetişen bir grup getto çocuğunun 60’lardan 80’lere uzanan suçla örülü öyküsünü anlatıyor. Fernando Meirelles ve Katia Lund’un yönettiği sinema tarihinin bu en kanlı ‘çocuk’ filminin senaryosu bizzat filme konu olan favelada yetişen Paulo Lins’in romanından uyarlandı.
MACHUCA (2004)

Yönetmen Andres Wood’un Şili’deki ekonomik eşitsizliği, sosyal ayrımcılığı hedef tahtasına oturttuğu film, Pinochet’nin Allende’yi devirdiği 1973 darbesini farklı sınıflardan 2 çocuğun gözünden anlatıyor. İdealist bir peder sayesinde özel okulda eğitim şansı yakalayan “kenar mahalle” çocuğu Machuca, okulun varlıklı öğrencilerinden Gonzola ile yakın arkadaş olur. Gonzola, bıçkın Machuca sayesinde çekingenliğini üzerinden atmaya başlar. Machuca ise Gonzola sayesinde ilk kez bisiklete biner. İlk aşkı aynı kızda tadan, birbirlerinin yaralarını iyileştiren farklı dünyalardan bu iki masum arasında kurulan denge, sınıfsal çatışmanın ortasında mevcudiyetini koruyabilecek mi?
NO (2012)

Yıl 1988… Şili’de askeri darbe ile iktidara gelen Augusto Pinochet diktatörlüğünün 15. yılı. Şili halkı, ülkenin “yüce başkanı”nın 8 yıl daha iktidarda kalıp kalmayacağını oylamak üzere referanduma gider. Susturulmuş bir muhalefet, büyük ölçüde kontrol altına alınmış bir medya ve çaresizliği kabullenmiş bir toplum söz konusuyken büyük çoğunluk bu referandumdan ‘evet’ çıkacağında hemfikirdir. Oysa ki yalnızca 1 ay süren bir reklam kampanyası bir ülkenin makus talihini ters yüz edecektir. Peki genç reklam uzmanı Rene Saavedra’nın yönettiği bu kampanya, dikta rejiminin sonunu nasıl getirdi? Şili tarihinin akışını değiştiren o sürecin perde arkasını anlatan No, “Korkular değil, fikirlerdir güçlü olan” diyor.
HAL VE GİDİŞ (CONDUCTA – 2014)

Küba’nın “öteki” yüzüne eleştirel bir gözle bakan Ernesto Daranas imzalı Conducta, okulunda sorunlu bir çocuk olan 11 yaşındaki Chala’nın yaşamı üzerinden ülkenin sosyo-politik meselelerine, işçi sınıfının uğradığı ayrımcılığa odaklanıyor. Alkol ve uyuşturucu bağımlısı annesiyle yaşayan Chala, köpeklerini dövüştürerek ya da eğittiği güvercinlerini satarak evin geçimini tek başına sırtlanıyor. Bir çocuğun kaldıramayacağı zorluklarla boğuşan Chala, kendisini tek ifade biçimi şiddet olunca okulun istenmeyeni haline geliyor. Onun elinden tutan yegane isim olan idealist öğretmen Carmela, hem Chala’yı hem de onun kadar zorlu bir hayatı olan öğrencisi Yeni’yi kurtarmak isterken kendisini de riyakarlığın ortasında buluyor.
UZAKTAN (DESDE ALLA – 2015)

Armando orta yaşlı, varlıklı ve yalnız bir adamdır. Gizli bir tutkusu vardır; o da para karşılığı tuttuğu genç erkekler… Ama onlara dokunmaz, sadece belli bir mesafeden çıplak bedenlerini izlemek ister. Armando, bu fakir gençlerden biri olan Elder’den gördüğü şiddete rağmen, onu reddeden delikanlıya saplantılı derecede tutulur. Giderek birbirlerine yakınlaştıklarındaysa davranışlar dönüşür ve final sahnesinde zirveye ulaşılır. Yıllardır içinde gizli bir intikam duygusu besleyen Armando’nun bambaşka bir amacı vardır. Venezuela’da ataerkil bir toplumun tabularına ‘uzaktan’ bakan, bu nedenle soğuk bir anlatım dilini tercih eden film, ensest, eşcinsellik, homofobi kavramlarını sorgularken, ülkedeki sosyo-ekonomik adaletsizliğe dair de eleştiriler yöneltiyor. Uzaktan, Lorenzo Vigas’ın ilk yönetmenlik deneyimi olmasına rağmen Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan’a uzandı.
]]>YÖK Başkanlığı’nda düzenlenen imza törenine, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, YTB Başkanı Abdullah Eren, Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün ve YÖK üyeleri katıldı.
Prof. Dr. Özvar, son yıllarda geniş kapsamlı bir vizyonla Türk yükseköğretim sistemini küresel ölçekte daha saygın bir noktaya getirmek için yoğun bir gayret gösterdiklerini belirterek, “Bu anlayışla, yükseköğretim sistemimizin her şeyden önce kalite odaklı, rekabetçi, yenilikçi, istihdam ve katma değer üreten niteliklerini güçlendirmekteyiz. Üniversitelerimizi, dünyanın en başarılı üniversiteleri arasına girmeleri için destekliyoruz. Saygın derecelendirme kuruluşlarının sıralamalarında en üst seviyelerde yer almaları yönünde teşvik ediyoruz” dedi.
‘YENİ İŞ BİRLİKLERİ TESİS EDİYORUZ’
Uluslararası alanda eğitim anlamında da iş birliği vurgusu yapan Özvar, “Ülkemizin bölgesel ve küresel konularda önemli bir aktör konumuyla uyumlu olarak bilim diplomasisine önem veriyoruz. Uluslararası alanda ilişkilerimizi ve iş birliklerimizi geliştirmeye yönelik adımlar atıyoruz. Ülkemizin ortak stratejik hedefleri doğrultusunda küresel ölçekte faaliyet gösteren Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Maarif Vakfı’yla güçlerimizi birleştiriyoruz. Bu güç birliği, eğitim alanında yurt dışından ülkemize yönelik yeni bir dinamik kazandıracak ve kapasite artışına imkan tanıyacaktır. İş birliğimiz, eğitim ve öğretim alanında aynı stratejik hedefler doğrultusunda çalışan kurumlarımızın eşgüdüm ve uyum içinde olmaları bakımından da önemli bir örnek teşkil etmektedir. Türkiye, Avrupa Yükseköğretim Alanı’nın bir üyesidir. Burada yapılan çalışmalara aktif olarak katılıyor ve katkıda bulunuyoruz. Avrupa devletleriyle yükseköğretim konusunda mevcut yakın temaslarımızı ileri bir aşamaya taşıyoruz. Diğer taraftan küresel vizyonumuzla uyumlu bir anlayışla, başta tarihi ve kültürel yakınlığımız olan coğrafyalar olmak üzere, yeni iş birlikleri tesis ediyoruz. Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ve Maarif Vakfı’nın halihazırda küresel düzeyde kurmuş olduğu bağların ve yaptığı çalışmaların, bizim bu yöndeki çabalarımıza da önemli bir ivme kazandıracağını düşünüyoruz” diye konuştu.
‘TR-YÖS’ÜN UYGULANACAĞI ÜLKE SAYISI 52’YE ÇIKARILDI’
Özvar, geçen şubat ayında Türkiye-Azerbaycan Üniversitesi’nin Bakü’de kurulmasına ilişkin anlaşma metninin imzalandığını hatırlattı. Türkiye’nin Türk Devletleri Teşkilatı coğrafyası, İslam dünyası, Asya, Afrika ve Latin Amerika kıtalarıyla her alanda süratle gelişmekte olan ilişkilerinin yükseköğretim boyutuna büyük önem verdiklerini söyleyen Özvar, “Birçok yabancı heyeti, Yükseköğretim Kurulu’nda ağırladık. Yükseköğretim alanındaki iş birliğimizi somut projeler temelinde geliştirme amacıyla çalışmalar yapıyoruz. Türkiye, dünyada en fazla uluslararası öğrenciye sahip ilk 10 ülke arasında yer almaktadır. Nitelikli yeni öğrencilerle bu sayının daha da artmasını arzu ediyoruz. Türkiye’deki üniversitelere daha nitelikli ve daha fazla sayıda uluslararası öğrencinin ilgisini çekmek ve kabulünü gerçekleştirmek amacıyla Türkçe, Almanca, Arapça, Fransızca, İngilizce ve Rusça olmak üzere 6 dilde gerçekleştirilecek olan Türkiye Yurt Dışından Öğrenci Kabul Sınavı’nın (TR-YÖS) uygulanacağı ülke sayısını 52’ye, sınav merkezi sayısını da 78’e yükseltmiş bulunuyoruz” dedi.
Konuşma sonrası YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, YTB Başkanı Abdullah Eren ve Türkiye Maarif Vakfı Başkanı Birol Akgün, iş birliği protokolünü imzaladı.
]]>Geçen yıl kasımda California’da gerçekleştirilen görüşmede ele alınan konuların takibinin de yapıldığı belirtilen görüşmede, iki lider, ordular arasındaki işbirliği, uyuşturucuyla mücadele, yapay zeka ile ilgili konular ve iklim değişikliği gibi birçok başlığı değerlendirdi.
Biden, Şi’ye, Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrarın önemini hatırlatırken, Güney Çin Denizi’nde de serbest seyrüseferin ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin korunması gerektiğini dile getirdi.
Görüşmede, Biden, Çin’in Rusya’nın savunma endüstrisi altyapısına sağladığı katkıya ve bunun Avrupa’ya ve transatlantik güvenliğe olumsuz yansımalarına dair endişelerini aktardı.
Biden, ABD ile Çin arasındaki ticari rekabette Pekin’in uyguladığını savunduğu “adil olmayan ticari uygulamaları” da gündeme getirdi ve bunun Amerikalı işçilere ve çiftçilere zarar verdiğini savundu.
İki lider arasındaki yapıcı iletişimin devamının önemli olduğunu vurgulayan Biden, üst düzey diplomatik ilişkilerin sorumlu şekilde sürdürülmesi çabalarından memnuniyet duyduklarını kaydetti.
“İKİ BÜYÜK ÜLKE BAĞLARINI KOPARMAMALI”
Çin Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre de ABD Başkanı Biden’ın isteğiyle yapılan görüşmede, iki lider, “Çin-ABD ilişkileri ve ortak ilgi konularında” görüş alışverişinde bulundu.
Çin Devlet Başkanı Şi, Biden ile Kasım 2023’te San Francisco’da yaptıkları görüşmenin geleceğe odaklı bir vizyon açtığını, Çin-ABD ilişkilerinin istikrara kavuşmaya başladığını ve bunun her iki ülkenin halkları ve uluslararası toplum tarafından olumlu karşılandığını, bu arada ilişkilerde olumsuz etkenlerin de büyümeye devam ettiğini belirtti.
“Stratejik algılama” meselesinin Çin-ABD ilişkilerindeki sorunların temelinde yer aldığı, bunun ilk düğmesi yanlış iliklenen bir gömleğin diğer düğmelerin de yanlış olmasına benzediğini belirten Şi, “Çin ve ABD gibi iki büyük ülke bağlarını koparmamalı, birbirlerine sırtını dönmemeli ve de çatışma ve cepheleşme içine girmemeli. İki ülke birbirine saygı göstermeli, barış içinde bir arada var olmalı ve kazan-kazan işbirliğini hedeflemeli.” ifadesini kullandı.
Şi, 2024’te ilişkilere bu üç ülkenin yol göstermesi gerektiğini, barışın, istikrarın ve güvenin korunarak diyaloğun güçlendirilmesi, provokatif nitelikte olaylardan ve çizgiyi aşan tavırlardan kaçınılması ve uluslararası ilişkilerde eşgüdümün sorumluluk anlayışı içinde artırılması gerektiğini vurguladı.
“TAYVAN SORUNU KIRMIZI ÇİZGİ”
Tayvan sorunun, Çin-ABD ilişkilerinin “aşılmaması gereken ilk kırmızı çizgisi” olduğunun altını çizen Şi, “Tayvan’ın bağımsızlığına yönelik ayrılıkçı faaliyetler ve bunların dışarıdan cesaretlendirilmesi ve desteklenmesi karşısında elimiz bağlı bekleyemeyiz.” açıklamasını yaptı.
Şi, ABD Başkanı Biden’a Tayvan’ın bağımsızlığını desteklememe taahhüdünü somut eylemlerle ortaya koyma çağrısında bulundu.
ABD’nin Çin’in ticaret ve teknoloji alanında gelişimini baskılamak üzere önlemler aldığına, her geçen gün daha fazla Çinli şirketi yaptırım listesine dahil ettiğine dikkati çeken Çin lideri, şunları kaydetti:
“Bu, ‘riskleri gidermek’ değil, yeni riskler yaratmaktır. Eğer ABD, karşılıklı faydaya dayalı işbirliğini hedefliyor, Çin’in kalkınmasından payını almak istiyorsa Çin’in kapısı daima açık olacaktır. Fakat Çin’in teknolojik gelişimini bastırmak ve meşru kalkınma hakkından yoksun bırakmak istiyorsa Çin bunu oturup izlemeyecektir.”
GÖRÜŞMEDE UKRAYNA KRİZİ DE ELE ALINDI
İki lider, diplomatik, ekonomik, mali, ticari ve diğer alanlardaki danışma mekanizmalarının ve iki ülke orduları arasındaki iletişimin, uyuşturucuyla mücadele, yapay zeka, iklim değişikliği alanlarındaki diyalog ve işbirliğinin sürdürülmesi, halklar arasındaki temaslar ile uluslararası ve bölgesel konulardaki iletişimin artırılması için adımlar atılmasında mutabık kaldı.
Şi ve Biden, Ukrayna krizi, Kore Yarımadası’ndaki duruma dair görüş alışverişinde bulundu.
Çin lideri, görüşmede, ülkesinin Hong Kong, insan hakları, Güney Çin Denizi ve diğer meselelerdeki tutumunu da aktardı.
]]>5. kez Rusya Devlet Başkanlığı görevini üstlenecek ve 6 yıl görevde kalacak Putin’in zaferi ise uluslararası kamuoyunda karışık tepkilere neden oldu.
OYLAMAYA TEPKİ GÖSTERENLER: SÖZDE SEÇİM
Almanya Dışişleri Bakanlığı ve İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron, Rusya’da düzenlenen başkanlık seçimlerini ‘sözde seçim’ olarak değerlendirdi.
İngiltere Dışişleri Bakanı Cameron, yaptığı açıklamada, “Ukrayna topraklarında seçimlerin yasadışı bir şekilde düzenlenmesi, seçmenlere seçim hakkı tanınmaması ve AGİT’in bağımsız gözlemciliğinin yapılmamasının ardından Rusya’da sandıklar kapandı. Özgür ve adil seçimler böyle bir şey değildir” dedi.
Almanya Dışişleri Bakanlığı ise seçimi ‘sözde seçim’ olarak değerlendirerek, “Rusya’daki sözde seçim ne özgür ne de adildir, sonuç kimseyi şaşırtmayacaktır. Putin’in yönetimi otoriterdir, sansüre, baskıya ve şiddete dayanır. Ukrayna’nın işgal altındaki topraklarında yapılan ‘seçimler’ hükümsüzdür ve uluslararası hukukun bir başka ihlalidir” ifadelerini kullandı.
Fransa Dışişleri Bakanlığı da konuyla ilgili bir açıklama yaptı… Açıklamada, Putin’in yeniden seçilmesinin sivil toplum üzerindeki baskı ortamında gerçekleştiği ve özgür ve demokratik bir seçim için gerekli koşullara riayet edilmediği belirtildi.
Bakanlık açıklamasında ayrıca “temel siyasi haklarına yönelik bu saldırıyı barışçıl bir şekilde protesto eden çok sayıda Rus vatandaşının” cesareti de övüldü.
ZELENSKİY: LAHEY’DE SANIK SANDALYESİNE OTURMALI
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Rusya’da düzenlenen seçimlere ilişkin yaptığı açıklamada, “Rus diktatör yeni bir seçim simülasyonu yapıyor. Dünyadaki herkes, tarihte sık sık olduğu gibi, bu figürün sadece güce bağımlı hale geldiğini ve sonsuza kadar hükmetmek için elinden gelen her şeyi yaptığını anlıyor. Kişisel iktidarını uzatmak için yapmayacağı kötülük yoktur. Dünyada bundan kurtulabilecek hiç kimse yoktur. Bu duruma dur diyen ve demeye devam edecek olan her devlete, her lidere ve tüm uluslararası örgütlere minnettarım” dedi.
Zelenskiy, “Rusya’nın işgal ettiği Ukrayna topraklarında yaptığı her şey suçtur. Rus katillerin bu savaşta ve Putin’in ömür boyu sürecek iktidarı uğruna yaptıkları her şey için adil bir cezalandırma yapılmalıdır. Putin’in korktuğu tek bir şey var, adalet. Bu seçim taklidinin hiçbir meşruiyeti yoktur ve olamaz da. Bu şahıs Lahey’de sanık sandalyesine oturmalıdır. Bunu sağlamalıyız” ifadesini kullandı.
TEBRİK EDENLER, BAŞARI DİLEDİ
Öte yandan Putin’in seçimden zaferini ilan ederek ayrılmasına birçok ülkeden tebrik de geldi…
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, seçimleri kazanarak yeniden Rusya Devlet Başkanı seçilen Vladimir Putin’i tebrik etti.
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre, Aliyev Putin’i telefonla arayarak seçimde elde ettiği zafer nedeniyle kutladı ve başarılar diledi. Putin de tebrikleri dolayısıyla Aliyev’e teşekkür etti.
Azerbaycan ile Rusya arasındaki ilişkilerin güçlenerek devam edeceğine duydukları güveni dile getiren Aliyev ve Putin, iki ülke ilişkilerinin geleceğine ilişkin konularda görüş alışverişinde bulundu.
Rusya’nın en büyük müttefiklerinden biri olarak bilinen Çin’den de üst düzey kutlama geldi… Çin lideri Şi Cinping, Putin’in zaferini kutladı.
Çin devlet medyasında yer alan haberlerde Şi Cinping’in Putin’i kutladığı belirtilirken, “Sizin tekrar seçilmeniz Rus halkının size destek verdiğini gerçek bir kanıtıdır. Liderliğinizde Rusya’nın gelişim ve inşaat alanlarında yeni çıtaları atlayacağına inanıyorum” dediği öğrenildi. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş nedeniyle batı ülkelerinin sırt çevirdiği Rusya’yla yakınlığını artıran Çin, 2022 yılında işbirliği anlaşmasına imza atmıştı.
ERDOĞAN’IN HAMLESİ MERAK YARATIYOR
Öte yandan batı bloğunda olmasına rağmen Rusya ile yakın ilişki sergileyen sayılı ülkelerden biri olan Türkiye’nin Putin’in seçim zaferine nasıl bir yanıt vereceği merak yarattı.
Macaristan ile birlikte Rusya ile yakın ilişki içerisinde olan NATO üyesi Türkiye henüz Rusya’daki seçim sonuçlarıyla ilgili resmi bir açıklama yapmadı.
Rusya’nın NATO üyesi ülkeler arasında en büyük yakınlık duyduğu ülke olan Türkiye ile bir dizi üst düzey görüşme planlanmış fakat bunlar son dakika programların uyuşmaması sebebiyle iptal edilmişti. Batı kamuoyunun da yakından takip ettiği Ankara-Moskova arasındaki ilişkiler bu yıl Putin’in Türkiye’ye ziyaretiyle de gündem olmuştu.
Putin’in Şubat ayında planlanan ziyareti ertelenmiş ve bu ziyaret savaşın başladığı günden beri Putin’in NATO üyesi bir ülkeye ziyaret olması sebebiyle ayrı bir önem teşkil ediyordu.
]]>Konuyla ilgili olarak THY, Venezuela, Meksika, Kolombiya, Küba, Brezilya varışlı uçuşlarda yolcu kabulü için pasaport ve vize zorunluluğunun dışında bazı ek kontrollerin uygulanmakta olduğunu açıkladı.
Belirlenen ek kontroller sonucunda yolcular için ülkeye giriş reddi verileceği için uçuşa kabul sırasında benzer kontrollerin yapılacağını duyurdu.
Havayolu şirketi ülkelere giriş şartlarından herhangi birinin karşılanmaması durumunda, yolcuların ilgili uçuşa kabul noktasında problem yaşayabileceklerini de açıkladı.
VENEZUELA İÇİN NOTER ONAYLI RESMİ DAVET YAZISI
Konuyla ilgili olarak THY internet sitesinden ülke ülke giriş şartlarının yer aldığı bir bilgilendirmede bulundu.
Yapılan bilgilendirmede, “Venezuela Karakas Simon Bolivar Havalimanı varışlı uçuşlar için dikkat edilmesi gereken kurallar, Yolcularımız Karakas Simon Bolivar Havalimanı’nı aktarma noktası veya Venezuela’ya giriş amacıyla kullanabilirler.
Aktarma noktasında, Karakas Simon Bolivar Havalimanı’nda ülkeye giriş yapmadan aktarma uygulaması mevcut değildir. Ülkeye giriş için gerekli genel şartlar ise, Vize( Seyahat amacına uygun), Otel rezervasyonu (Ödemesi yapılmış ve sayahat sürecini kapsayan, dönüş bileti ve noter onaylı resmi davet yazısı gerekmektedir” denildi.
MEKSİKA, BAGAJI OLMAYAN YOLCUYU KABUL ETMEYECEK
Yapılan bilgilendirmede Meksika’da ise, yabancı otoritelerce alınan karar doğrultusunda, ülkeye giriş için Meksika Elektronik onay belgesi (aynı belgenin tekrar kullanılmamak şartıyla), otel rezervasyonu ( ödemesi yapılmış ve seyahat sürecini kapsayan), dönüş bileti zorunluluğu bulunuyor.
Ayrıca, uzun süreli konaklaması olup bagajı olmayan yolcular, ilk kez yurt dışına seyahat eden yolcular, beyan ettiği seyahat amacına uygun belgeleri bulunmayan yolcuların ülkeye giriş talepleri kabul edilmeyecek.
KOLOMBİYA’YA GİRİŞ İÇİN ŞARTLAR
Türkiye üzerinden Kolombiya’ya gitmek isteyen yolcular ise ülkeye giriş şartları arasında otel rezervasyonu, gidiş ve dönüş yolculukları için aynı PNR’da yer alan dönüş bileti (Bilet tarihinin vize gerektiren ülkeler için vize gereklilik süresinin içinde olması koşuluyla) ve transit uçuş olması halinde transit süresinin 24 saatten az olması bulunuyor.
Ülkeye girişi daha önce reddedilmiş olan, uzun süreli konaklaması olup bagajı olmayan, beyan ettiği seyahat amacına uygun belgeleri bulunmayan yolcuların ise ülkeye girişlerine izin verilmeyecek.
POLİS MÜLAKATINDA UYGUN CEVAP VEREMEYEN ÜLKEYE GİREMEYECEK
Bilgilendirmede, Panama ile ilgili olarak, THY uçağıyla Panama’ya gidecek yolcular ise, son varış noktası olan Panama üzerinden aktarma yapacak yolcular için geçerli vizeye sahip olması (vize gerektiren ülkeler için ), gidiş dönüş yolculuklar için dönüş bileti, otel rezervasyonu ve transit uçuşlar için aktarma süresinin 12 saati aşmaması şartlarını yerine getirmek zorunda.
Ayrıca, uzun süreli konaklaması olup bagajı olmayan, beyan ettiği seyahat amacına uygun belgeleri bulunmayan ve Panama varışında gümrük polisi mülakatında uygun cevapları veremeyen yolcular ülkeye kabul edilmeyecek denildi.
İLK KEZ YURT DIŞINA ÇIKAN KÜBA’YA KABUL EDİLMEYECEK
Yapılan bilgilendirmede, Küba’ya seyahat edecek yolcuların, gidiş-dönüş ve transit yolculuklar için dönüş bileti, otel rezervasyonu şartı bulunuyor.
Ayrıca Küba’ya gitmek isteyen yolcuların uzun süreli konaklaması olup, bagajı olmaması, beyan ettiği seyahat amacına uygun belgeleri bulunmaması, ilk kez yurt dışına çıkması ve kalış süresince yeterli olacak nakit veya geçerli kartı olmaması durumunda Küba’ya girişlerine izin verilmeyeceği belirtildi.
BREZİLYA’YA ŞARTLARA UYMAYAN YOLCULAR KABUL EDİLMEYECEK
Brezilya’ya seyahat edecek yolcular için ise gidiş-dönüş ve transit yolcular için dönüş bileti, otel rezervasyonu, transit uçuşlar aktarma süresinin 24 saati aşmaması şartı aranacak.
Ayrıca ülkeye uzun süresi konaklaması olup bagajı olmayan, beyan ettiği seyahat amacına uygun belgeleri bulunmayan, ilk kez yurt dışına seyahat eden ve kalış süresince yeterli olacak nakit veya geçerli kredi kartı olmayan yolcuların ülkeye girişlerine izin verilmeyecek.
]]>*Tüm doktralarımızın tüm sağlık çalışanlarımızın Tıp bayramını kutluyorum. Ülkemizin dört bir yanındaki sağlık kuruluşlarında görev yapan sağlık ordusunun her bir mensubuna ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
*Kendinin, evinin rızkını kazanırken sağlık personelimiz kadar dua alan bir başka kimse yoktur. Canı yanan, umut arayan bir hastaya şifa bulmanın yeri doldurulamaz. Sizler böyle manevi yüksek bir vazifeyi icra ediyorsunuz. Sağlıktan daha değerli bir nimet olmadığının hepimiz farkındayız.
“YERİ ASLA DOLDURULAMAZ”
*1 milyon 300 bini aşkın sağlık personelimiz var, bu ordunun her bir mensubuna şükranlarımı sunuyorum. Canı yanan, yakalandığı hastalıktan kurtulmak için umut arayan bir hastanın şifa bulmasına vesile olmanın yeri asla doldurulamaz.
*Sizler böyle ulvi ve manevi değeri yüksek bir mesleği icra ediyorsunuz. Şu dünyada sağlıktan bir nefes sıhatten daha değerli bir nimet, mutluluk olmadığının hepimiz farkındayız.
“24 ŞEHİR HASTANESİNİ AÇTIK”
*Türkiye kimi çevrelerin art niyetli eleştirilerine rağmen 2002’den bu yana sağlık altyapısına yaptığı devasa yatırımların karşılığını Covid-19 döneminde fazlasıyla almıştır. Bize örnek gösterilen batılı ülkelerin bile baş etmekte aciz kaldığı bu zor dönemde hamdolsun biz devletini vatandaşına karşı mahçup edecek hiçbir şeye mahal vermeden suhuletle geri bıraktık.
*6 Şubat’ta da yine sağlık alt yapısının önemini gördük. Toplamda 36 bin 300 yataklı 24 şehir hastanemizi hizmete açtık. Şehir hastanelerimiz deprem ve salgınla mücadelede sembol haline geldi. İsraf denilerek engellenmeye çalışılan bu modern sağlık üsleri bu iki süreçte de kritik roller üstlendiler.
*Her büyük şehrimizi bir şehir hastanesi ile buluşturmayı hedefliyoruz. Hali hazırda 14 tanesinin inşası devam ediyor. Göreve geldiğimizde, ekonomik imkanı olmayan doğru dürüst sağlık hizmeti alamıyordu. Hastaneler şifa yuvası olmaktan ziyade vatandaşın ‘Allah düşürmesin’ dediği bir eziyet çarkına dönüşmüştü.
*İnsanımızın sosyal ve ekonomik statüsünden bağımsız olarak en iyi sağlık hizmetini alabilmesi için gereken her türlü adımı attık. Sağlık altyapısında dünyada Türkiye’nin eline su dökecek ülke olmadığını herkes kabul ediyor. Hatta öyle bir seviyeye ulaştık ki bizim hastalarımız dışarı gitmiyor, dünyanın birçok farklı ülkesinden insanlar şifayı Türkiye’de arıyor.
*Her yıl 100 binlerce insan sağlığını sizlere, Türk hekimlerine emanet ediyor. Türkiye’nin sağlık turizminden aldığı payın giderek arttığını görüyoruz. Bu yılın ilk çeyreğinde başvuru 225 bini aştı. Sağlık turizminde çok daha iyi yerlere geleceğimize inanıyorum.
“SAĞLIK ÇALIŞANLARINA ŞİDDETİ KATALOG SUÇLAR KAPSAMINA ALDIK”
*Sağlık çalışanlarını ihmal etmedik, etmiyoruz. Özlük haklarından çalışma şartlarına kadar her alanda sağlık kadromuza destek verdik. Beyaz reform adını verdiğimiz bir dizi değişimle iyileştirmeler yaptık.
*Sabit ödemeleri merkezi bütçeye aktardık, ek ödemede iyileştirmelere gittik. Sağlık çalışanlarımızın 3600 ek göstergeden faydalanmasını sağladık. Sağlık çalışanlarına şiddeti katalog suçlar kapsamına aldık.
*Şifa vermek için görev yapan sağlık çalışanlarımıza şiddet uygulanmasına müsamahamız yoktur. Sizlerin görevlerinizi huzur ve güven içinde yerine getirebilmeniz amacıyla elimizden gelen gayreti göstermeye devam edeceğiz.
]]>Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) küresel silah transferlerine ilişkin raporuna göre, Avrupa’da savaş uçakları, tanklar ve denizaltılar gibi silah ithalatı 2019-2023 döneminde 2014-2018 dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 94 arttı.
Avrupa’daki en büyük ithalatçı ise kıtanın toplam silah ithalatının yüzde 23’ünü gerçekleştiren Ukrayna oldu.
Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından sonra Batılı ülkelerin Kiev’e askeri yardımlarının artmasıyla Ukrayna’nın, 2019-2023 yıllarında dünyanın dördüncü en büyük ithalatçısı olması dikkati çekti.
Rusya-Ukrayna savaşı küresel silah pazarını önemli ölçüde değiştirirken, Ukrayna için en önemli iki ihracat ülkesi, ithal edilen malların yüzde 69’unu sağlayan ABD ve yüzde 30’unu tedarik eden Almanya oldu.
ABD, 2019-2023 döneminde silah ihracatını 2014-2018 dönemine göre yüzde 17 artırarak, bu alandaki liderliğini korudu. Aynı dönemde Rusya’dan yapılan silah teslimatları ise yüzde 53 düştü. 2019-2023 döneminde 107 ülkeye silah satan ABD, bu alandaki “küresel silah tedarikçisi” rolünü artırarak son 5 yılda daha fazla ülkeye silah ihracatı yaptı.
RUSYA’NIN İHRACAT YAPTIĞI ÜLKE SAYISI GERİLEDİ
Rusya ise 2019 yılında 31 ülkeye önemli silahlar ihraç ederken, geçen yıl bu rakam 12 ülkeye geriledi. Rusya, en büyük iki silah tedarikçisinden biri unvanını Fransa’ya kaptırdı.
Fransa’nın silah ihracatı, söz konusu dönemde yüzde 47 artarken, bu ülke, kayıtların tutulduğu 1950’den beri ilk kez Rusya’nın hemen önünde ikinci en büyük silah ihracatçısı konumuna yükseldi. Fransa’nın silah ihracatında en büyük payı yüzde 42 ile Asya ve Okyanusya’daki ülkeleri alırken, ihracatın yüzde 34’ü Orta Doğu ülkelerine yapıldı.
SIPRI Silah Transferleri Programı’nın kıdemli araştırmacısı Pieter Wezeman, konuya ilişkin değerlendirmesinde, 800’e yakın savaş uçağı dahil olmak üzere sipariş edilen birçok yüksek değerli silahla birlikte Avrupa’nın silah ithalatının yüksek bir seviyede kalmasının beklendiğini belirterek, “Son iki yılda Avrupa’da hava savunma sistemlerine yönelik talebin de arttığını gördük. Bu talep Rusya’nın Ukrayna’yı havadan bombalamasından kaynaklandı.” ifadelerini kullandı.
BATI EN BÜYÜK SİLAH İHRACATÇISI
ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin 2014-2018 döneminde yüzde 62 olan küresel silah ihracatındaki payının, 2019-2023 döneminde yüzde 72’ye yükselmesi de dikkati çekti.
Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip Almanya aynı zamanda küresel silah endüstrisindeki “Büyük Beşli”den birisi olurken, bu ülkenin silah ihracatı 2014-2018 dönemine kıyasla 2019-2023 döneminde yüzde 14 azaldı.
İSRAİL’İN SİLAH İHRACATININ YÜZDE 30’U ALMANYA’DAN
Küresel silah ihracatındaki payı yüzde 5,6 olan Almanya’nın, İsrail’in silah ithalatının yüzde 30’unu gerçekleştirdiği görüldü.
SIPRI’ye göre, Hindistan dünyanın en büyük silah ithalatçısı olurken, bu ülkenin silah ithalatı yüzde 4,7 arttı.
Suudi Arabistan 2019-2023 döneminde küresel silah ithalatının yüzde 8,4’ünü gerçekleştirerek dünyanın en büyük ikinci silah ithalatçısı oldu. Son 5 yılda silah ithalatı yüzde 396 artan Katar, dünyanın en büyük üçüncü silah ithalatçısı olarak kayıtlara geçti.
Orta Doğu ülkelerinin silah ithalatının yüzde 52’si ABD tarafından sağlanırken, bu ülkeyi yüzde 12 ile Fransa, yüzde 10 ile İtalya ve yüzde 7,1 ile Almanya izledi.
]]>Görevi devraldıktan sonraki bütçe durumlarından borçlanma yetkilerinin tırpanlanmasına kadar birçok finansal bilgiyi kanaat önderleriyle paylaşan İmamoğlu, “Onların kullandığından daha az bütçeyle, çok daha fazla iş başardık” dedi. Katılımcılarla devletin resmi rakamlarını paylaştığını kaydeden İmamoğlu, “Ben, devletin resmi rakamlarını anlatıyorum. Öyle aşağısını yukarıya çeken, yukarısını aşağı çeken ‘Esenler İstatistik Ofisi’ olarak anlatmıyorum yani. Büyükşehir belediyesinin resmi rakamlarını söylüyorum” diye konuştu.

“AÇIKTA İNSANIN KALMAMASI LAZIM”
“Devletin bütçesini, ekonomisini, teknik işlerini, çevreyi yöneten insanları, sosyal hizmetleri yöneten insanları iyi seçerseniz ve bu milletin iyi yetişmiş evlatlarını oraya oturtursanız… Biz buna gayret ettik” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
*En iyilerini seçtim, demiyorum. Her zaman bu milletin evlatlarında iyiden daha iyi vardır. Bu milletin evlatlarına güvendiğiniz zaman, başarısız olmanız gerçekten mümkün değil. Siyaseti de başarısız kılan, aslında bir sıkışmışlık.
*Mesela bugünkü siyaset, bugün ülkeyi yöneten akıl, iddiayla söylüyorum; bir parti devleti kurma arzusunda. Yani her şey partiye ait. Sanki mesela yardımı AK Parti veriyor. Lütufmuş gibi. Ben de diyorum ki, ‘Ey milletim; açta açıkta yoksulluğunuz var ise, bu bizim kusurumuz. Yani bu devletin, bu milletin bir kusuru. Bunu kapatmak da devletin, milletin sorumluluğu. Açta, açıkta bırakmamak.
*Eğer güçlü milletsen, devletsen senin açta açıkta insanın kalmaması lazım. Peki nasıl bir anlayış var? ‘Biz milleti yardımla ikna edelim, millet bizi oy versin.’ Biz aslında bu ülke olarak, bu millet olarak yoksulluğu değil, zenginliği konuşursak, o hükümet başarılıdır. Biz yoksulluğu konuşuyoruz kardeşim.

200 LİRAYI GÖSTERİP ANLATTI
*14 yıl önce, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin en büyük parası, banknotu diye 200 lira açıklandı ve aldık cebimize koyduk. Bir tane aldım yanıma. 200 lira. Bakın bu 200 lira, 130 dolar alıyordu açıklandığı zaman. 14 sene…
*Milattan önce anlatmıyorum size. 200 lira, 130 dolar alıyordu. Şu an, 6 dolar alıyor. Bu, çökmüşlük demektir. Bakın sevgili dostlar siyaset yapmıyorum. Gerçekleri anlatıyorum. Ve şu para düşüşü, parasının değeri, yüksek enflasyon, 3 haneli enflasyon ya 2 haneli enflasyon sayısı bile, dünyada iki elin parmaklarını geçmez iken; enflasyonu aşağı çekmiş bir dünya ülkeleri seviyesi varken, biz, üç haneli enflasyon yaşıyoruz.
*Savaşın içinde olan ülkeler bile, tek haneli enflasyonla ülke yönetiyor. Bizim kadar yoksulluk konuşmuyorlar. Allah savaşı kapımıza yanaştırmasın. Allah korusun bu ülkeyi, bu milleti. Barışı, hep daim kılsın. Ama biz, savaştaki ülkeler kadar ekonomisini iyi yönetemeyen bir devletiz, bir hükümetiz. O bakımdan başarısız bir hükümetle karşı karşıyayız.

“BİR KİŞİ HER ŞEYİ BİLİYOR”
*Bu hükümet; ekonomide başarısız, kucaklamada başarısız, parti devleti üretme çabası var. Bir kişi her şeyi biliyor. Bir kişinin gözünün içine bakıyoruz. ‘Otur’ diyecek, oturacaklar. ‘Kalk’ diyecek, kalkacaklar. ‘Tensipleriyle’ göreve gidecek, girecekler ya da ‘emirleriyle’ iş yapacaklar. ‘Buyruklarıyla’ koşacaklar.
*Ya da ya da ‘aflarıyla’ görevden ayrılacaklar, aflarıyla. Böyle bir şey olur mu ya? Bu millet, 100 sene önce Cumhuriyet kurdu. Bu millet, herkesin özgür iradeye sahip olduğu bir devlet, bir millet olduğunu Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyeti’yle yaşadı.
*Bu çok net. Bizim bu duyguyu hakim kılmamız lazım. Yani seçimle geliyoruz, seçimle gidiyoruz. Ve bu milletin bir kişiye değil; kurallara, hukuka, başarıya, beceriye ihtiyacı var.
“FİLİSTİNLİ YUSUF, FİLOZOF GİBİ LAF ETTİ”
*Bugün ben çok duygulandım. Çünkü Gazze’ye yardımlarımızı organize etmiştik. Bugün yola çıktı. İnanın hiç haberim yok. Hatta törene 100 metre kala koruma müdürüm camı açtı, dedi ki, ‘Başkanım, Filistinli bir öğrenci buraya gelmiş. Size bir hediye verecek ve birkaç cümle etmek istiyor.’ Tanımıyorum. Yusuf diye bir delikanlı. O kadar güzel şeyler söyledi ki; çok şaşırdım. Hatta konuşmamı bitirdim, ona mikrofonu uzattım. Çocuğun bilgilerini orada ayaküstü almışlar. Bu açılışı duymuş, kalkmış gelmiş. Çocuk dedi ki, ‘Topla, tüfekle, silahla savaş çıkarıyorlar ama biz barışı, topla tüfekle, savaşla kazanmayacağız; bilimle, akılla kazanacağız’ dedi.
*Filozof gibi laf etti. Gencecik delikanlı. Türkiye’de öğrenci, üniversite öğrencisi. Gözlerim doldu. Hala içimi dağlıyor.
“ÜLKENİN BİR PARADİGMA DEĞİŞİMİNE İHTİYACI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM“
*O bakımdan ben, ülkenin bir paradigma değişimine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Biz, o değişime talibiz. Ben, Cumhuriyet Halk Partisi’nin has evladıyım. Burada siyaset yapıyorum ve burada çok başarılı olmak istiyorum.
*Ama biz, İstanbul’a ve Türkiye’deki siyaset anlayışının değişimine dönük, o paradigma değişimine dönük, oluşumuna dönük bir yolculuk tariflemeye çalışıyoruz. Bunun adına, ‘Halk Meydanı’ diyelim, ‘Halk İttifakı’ diyelim, ‘İstanbul İttifakı’ diyelim, birlikte düşünmek, birlikte yönetmek diyelim.
*Bütün bu işleri başarmak diyelim… Bunu yapmak zorundayız. Siyaset ötesi, partiler ötesi bir durumdan bahsediyorum. Bir kişi, bizi partinin cenderesine, partinin çatısının altına sıkıştırmaya çalışıyor.
*Ben de diyorum ki, bizim bu yerel seçimde şehirlerimizi özgürleştirmemiz, şehrimizi korumamız, halkçı politikalarla, insanını düşünen, malın sahibinin insanlarımız, şehrimizin insanları olduğunu hissettiren bir dönemi var etme çabası içerisindeyiz. Ben, onu temsil ediyorum.
“ONLARIN 25 YILDA YAPTIĞINI, BEN 5 YILDA YAPTIM”
*Şunu söyleyeyim. Proje mi? Vallahi onların 25 yılda yaptığını, ben iddia ediyorum, 5 yılda yaptım. Bunu paradigmalarını, değişimlerini, parametrelerini tek tek anlatacak seviyedeyim. Bu kadar iddialıyım. 10 yılda, göreceksiniz bu kardeşiniz, onların 50 yılda yapamayacağını yapacak.
*Şöyle düşünün: Biz bir yandan başarıyoruz, onlar hiçbir şey mi yapmadı? Hayır, yaptı. Şöyle ama; bir şeyler yapıyorlar ama yani yaptıkları şu seviyede artarken, öyle kötüleştirdikleri şey var ki; geri gelmiyor. Ataköy’ün sahilleri bir daha geri gelmeyecek mesela. Yok oluyor. Allah muhafaza, karşı çıkmasak, direnmesek, Kanal İstanbul denen baş belasını yapsalar, şehir bitti. Şehrin geleceği bitti.
*O kadar riyakar bir tavır ki; ‘Şehrin gündeminde olmayan, bizim de gündemimizde olmaz.’ Yani dolambaçlı lafları utanç verici biliyor musunuz? Mertçe yapın işinizi. Niye 2 sene önce ‘ya-pa-ca-ğız’ diye heceliyorsun? Bugün ağzına alamıyorsun Niye?
*Milleti kandırıp, oy alacaksın. Bu millet, aldatanı sevmez. Aldananı, hiç sevmez. Dolayısıyla biz, bunlar değişsin istiyoruz. Bunlar bitsin, tarihe gömülsün. İnşallah bir daha bu tavırlar olmaz.
“EFENDİM GAZZE KURTULACAKMIŞ!”
*Efendim, hemen sıkıştılar mı geçen seçimde ‘Esenyurt düşerse, Mekke düşüyordu!’ Şimdi, ‘31 Mart’tan sonra Gazze kurtulacakmış!’ Allah’tan korkun yahu! Ağzınızı açamadınız yahu! Lahey’e Uluslararası Adalet Divan’na, Afrika’nın ta dibindeki Güney Afrika Cumhuriyeti dava açtı. Sen ağzını açamadın.
*Ondan sonra, ‘Efendim Gazze kurtulacakmış!’ Sıkıştılar mı biz Yaradan’a sığınıyoruz, onlar Yaradan’ın bize emanet ettiği inancımızı, dinimizi her yerde kullanmaya çalışıyorlar. Ayıptır. Ayıptır. Hadi oradan. Hadi oradan. Ben sizin nelerinizi gördüm? Ben bu anlatıyorum, şaka yapıyorum zannediyorlar.
*Yaptığım camilere imam vermediniz siz yahu!. Ne zaman ki kaymakamı arayıp, ‘Sayın Kaymakam, siz ne yapıyorsunuz’ dedim ya. ‘Bir bakayım, sorayım’ dedi. ‘Bak’ dedim, ‘Seni müezzinliğe davet ediyorum, oraya imam gelmezse. Ben imamlık yapacağım. Bu akşam geleceksin oraya’ dedim.
*O gün oraya, iman yolladı. İnancımıza hakaret yahu! Burada din görevlileri var. Allah’la kul arasına biri girebilir mi? Böyle bir şey var mı? Bana biri desin ki, ‘Girebilir.’ Ben, duymadım. Ben öyle bir şey öğrenmedim yani. Ben inancımı onun için seviyorum.
“BU ANLAYIŞ, BU MİLLETİN SAĞDUYUSUNUN KARŞISINDA BOYUN BÜKECEK”
*Bizim inancımız, mazlumların inancıdır. Mazlumların şahıdır. Mazlumların yanındadır. Böyle bir anlayışı temsil eder. Bunlar, bu anlayış baş edemeyecek, bu milletin sağduyusunun karşısında boyun bükecek. Zaten bir avuçlar, bir avuç. Bu 31 Mart var ya… İddia ediyorum 1 Nisan’da bizim milletimizin alacağı o derin nefes var ya, son 50 yıldır aldığı en derin nefes olacak, göreceksiniz.
*Ve Allah’ın izniyle biz, o derin nefesi bu ülkede demokrasiye, hakka, hukuka, özgürlüğe, berekete dönüştüreceğiz. Berekete dönüştüreceğiz. Onlar, yoksulluktan oy almaya gayret ettiler, biz zenginlikle oy alacağız. Bu milleti biz zengin etmek zorundayız. Yazık. Ülkemiz hak etmediği yerlerde.
*O bakımdan benim baktığım pencere bu. Milletin yüzüne, sosyal yardım desteğinin lütuf olmadığını anlatıyorum. Bu, size lütuf değil. Ben sorumluluğu az yaparsam, bana kızın. Çok yaparsam, bana minnet duymayın. ‘Ne iyi görevini yapıyor’ deyin. Ticarette var, ‘Çekini ödüyor. Ne iyi adam.’ Çekini ödemek zorunda zaten.
“ALLAH, HERKESE ANA DUASI NASİP ETSİN”
*Ben, vadettiğim borcumu ödeyen bir belediye başkanıyım. Vadettiği görevini yapan bir belediye başkanıyım. O bakımdan, bu millete yapılan ayrımcılığa karşıyız. Buna da mücadele edeceğiz. Bu milletin inancıyla kimse uğraşamayacak kardeşim. Bu milletin inancıyla kimse uğraşamayacak, göreceksiniz.
*Milletin etnik kökeni üzerinden kimse bu milleti bölemeyecek. Annemin güzel bir duası var. ‘Allah seni iyi insanlarla buluştursun’ der hep. Genelde de öyle oluyor. Bazen arıza çıkabilir yani. Denk düşmeyebilir. Olabilir. Ama çoğu zaman öyle oluyor. Yolda gelirken bazen düşünüyorum… Ya Yusuf, Filistinli…
*Soyadı da Bereket. Yusuf, kalkıyor Muğla’daki üniversitesinden, kendi bilet parasını alıyor, geliyor Sultangazi’yi buluyor. Filistinlilerin poşusunu da omzuna koymuş. Orada konuşuyor. Omzuma alıyor, tutuyorum. Allah yolladı adamı ya. Bunu ben yapamam yani. Bunu kimse yapamaz. Sen doğruyu yap, Yaradan seni iyi insanla buluşturuyor zaten. Ben bir gün konuşsam, onları ben konuşamazdım. Bir gün konuşsam, iki cümlesi yeter. O bakımdan herkese Allah, ana duası nasip etsin.
]]>Geçen yılın verilerine ve Türkiye’nin turizm hedeflerine ilişkin basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Ersoy, Türkiye’nin geçen yılı, deprem felaketi, savaşlar ve seçim süreci gibi sıkıntılarla karşılaşmış olsa da rekor sayıda ziyaretçi ve turizm geliriyle kapattığını anlattı.
Bakan Ersoy, turizm konusunda 2024 hedefinin çok daha iddialı olduğunu dile getirerek, “Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. İnşallah bu hedefi aşacağız. Erken rezervasyon ülkelerden ilk veriler gelmeye başladı. Bunlardan önemlisi Almanya pazarı. 2023’ü çok iddialı bir rekor sayıyla kapatmıştık. Almanya’dan 6,2 milyon ziyaretçiyle 2023’ü kapattık. İlk veriler de çok çok iyi. Erken rezervasyonlarda yüzde 20’nin üzerinde artış gözlemleniyor. Bazı operatörlerde bu sayının çok fazla olduğunu gözlemliyoruz. 2024’te Almanya bazında 7 milyon sayısını geçmeyi umuyoruz.” şeklinde konuştu.
“2028’E KADAR KİŞİ BAŞI HARCAMADA 130 DOLARI GEÇMEYİ PLANLIYORUZ”
Türkiye’nin özellikle Avrupa pazarında pasta payını arttırmayı hedeflediğini ifade eden Ersoy, şunları kaydetti:
“Bunun yanında da Uzak Doğu pazarlarında yeni destinasyonları hedef pazar olarak portföyümüze koymuş durumdayız. Avrupa pazarında özellikle nitelikli turisti arttırabilmek için 2018 sonu itibarıyla yeni stratejilere geçmiştik. 2017’yi kişi başı harcama olarak 65 dolarla kapatmıştık. Geçen sene de kişi başı harcamayı 99 dolar rakamına kadar taşıdık. Önümüzdeki sene 106 dolar hedefliyoruz. Türkiye olarak 2028’e kadar kişi başı harcamada 130 dolarları geçmeyi planlıyoruz. Bu bağlamda da farklı ürün çeşitleriyle pazara girmeyi hedefliyoruz.
Eskiden olduğu gibi sadece deniz, kum, güneş değil. Turizm Geliştirme Ajansı’nın yoğun tanıtım gücüyle hem ürün çeşitliliği yakalamak istiyoruz hem de hedeflenen destinasyon, yani bize yolcu, turist sağlayan hedef destinasyon sayısını artırmayı planlıyoruz. Başarılı da sonuçlar almaya başladık. Son dört yıldır 200’den fazla ülkede şu anda ülkemiz yoğun turizm tanıtımı yapıyor. Bütün bu ülkelerden yolcu trafiği başlattık.”
Ersoy, özellikle Türk Hava Yolları’nın 330’dan fazla şehre direkt uçuyor olmasının bu noktadaki önemine değindi.
Türkiye’nin tanıtımı amacıyla arkeolojiyi de ön plana çıkaran “Geleceğe Miras Sonsuz Efes” projesini hazırladıklarına işaret eden Ersoy, özellikle arkeolojik kazı noktalarındaki hem kazı hem restorasyon hem de yeniden ihya bütçelerini 15-20 kata varan oranlarda, bölgesine göre değişen noktalarda artırdıklarını söyledi.
Ersoy, şu anda 144 ayrı noktada çok yoğun kazı programları başladığını anlatarak, aşamalı olarak da şehir merkezlerinde olan veya bu noktalara yakın konumdaki arkeolojik bölgelerde gece müzeciliğini başlattıklarını ifade etti.
“AŞAMALI OLARAK SAYIYI ARTIRMAYI PLANLIYORUZ”
Gündüz hava sıcaklığının yüksek olduğu bölgelerde gece müzeciğiyle turistlerin rahat gezebileceği bir ortam oluşturulduğunu, o nedenle saat 00.00’a kadar belli başlı müzeleri açık tutma kararı aldıklarını belirten Ersoy, “Aşamalı bir şekilde talep gören bütün müzelerimize bu sistemi kaydıracağız. Bu sene, en çok ziyaretçi alan 15 noktada inşallah yetiştirebilirsek başlıyoruz. Sonra aşamalı olarak bu sayıyı da artırmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Ersoy, arkeolojinin ürün çeşitliliği olarak yeterli olmadığını vurgulayarak, “Almanya’da bisiklet turlarıyla ilgili çalışmalarımızı da hazırladık. Özellikle buradaki bisiklet federasyonuyla son birkaç yıldır yoğun çalışma içindeyiz ve buradaki Avrupa bisiklet destinasyonlarına Türkiye rotalarını eklemeye başladık. Oradan da yoğun bir şekilde talep alıyoruz. Bugün de aslında burada Alman milli takımından bir sporcunun bir etkinliği olacak.” ifadelerini kullandı.
Bakan Ersoy, bunların yanında Türkiye’nin gastronomi değerlerinin çok fazla olduğunu ve bunu tanıtmaya çalıştıklarını kaydetti.
Türkiye’nin 3 yıldır Michelin Rehberi’ne dahil edildiğini, aşamalı bir şekilde önce İstanbul’da başladıklarını, geçen sene itibarıyla İzmir, Çeşme, Urla ve Bodrum’u bu rehbere dahil ettiklerini dile getiren Ersoy, gastronomi konusunda da artık Türkiye’yi marka bir ülke haline getirmeyi ve gastro stillerini ön plana çıkarmayı hedeflediklerini, bu çalışmanın da başarıyla devam ettiğini söyledi.
“2028’E KADAR GELİRİ 100 MİLYAR DOLARA ÇIKARMAYI HEDEFLİYORUZ”
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bundan sonra inanç, doğa, spor turizmi gibi yeni ürünleri sisteme dahil ederek hem sezonu 12 aya yaymak istediklerini hem de hedeflenen pazar sayısını arttırmayı hedeflediklerini vurgulayarak, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Bunu da her yıl birbirini izleyen rekorlarla taçlandırmayı umuyoruz. Bu sene inşallah 60 milyon ziyaretçi ve 60 milyar dolar gelir hedefimiz var. 2028’e kadar (turizm) gelirini 100 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Şu andaki ilk göstergeler 2024 için çok çok iyi. Daha açıklanmadı ama havalimanlarından bana şubat verileri geliyor. Geçen seneyle kıyaslandığında şubat ayında çok ciddi bir sıçrama var. Zaten nisan sonunda üç aylık veriler açıklandığında göreceğiz. Mart verileri şubattan da iyi gidiyor. İnşallah bu şekilde giderse 60 milyar dolar gelir hedefimizi aşacağımız bir yıl olur diye düşünüyorum.”
Türkiye’nin Almanya’da yaz tatil paketleri için erken rezervasyonlarda İspanya’yı geçerek birinci sıraya yerleştiğini aktarması üzerine Ersoy, şunları kaydetti:
“Tabii biz çok yoğun tanıtım yapıyoruz. Türkiye bu yoğun tanıtımın karşılığını alıyor. Türkiye ürün çeşitliliğine gitti ve artık tek ürünle çıkmıyor. Herkesin zevkine, keyfine uygun ürünleri de piyasaya sürmüş durumdayız. Aslında bunlar eskiden de vardı ama bu kadar yoğun ve detaylı şekilde tanıtılmıyordu. Bu bütün bunlar sağlandığı için Türkiye özellikle Almanya pazarında parlayan yıldız. Almanya pazarında daha çok potansiyelimiz var alabileceğimiz. Özellikle Almanya ve İngiltere pazarlarında bu güçlü büyüme ivmesini göreceğiz. Ama biz sadece Avrupa’yla sınırlı kalsın da istemiyoruz. Özellikle Amerika kıtasına çok yoğunlaştık. Kültür turlarında da Uzak Asya pazarlarına yoğunlaştık. İnşallah bu çeşitliliği Anadolu’nun her yerinde göreceğiz.”
Mehmet Nuri Ersoy, sürdürülebilirlik konusunda Türkiye’nin sahip olduğu sertifikalarla Avrupa’da en iyi durumda olduğunu belirterek, bunu daha ileriye taşımak için yoğun çalışmalar yaptıklarını sözlerine ekledi.
Bakan Ersoy daha sonra Türk şirketlerinin stantlarını ziyaret ederek bilgi aldı.
BERLİN FUARI
Covid-19 sonrası hızlı değişim sürecinde olan seyahat endüstrisi, dünyanın en büyük ve önemli turizm fuarlarından olan Berlin Uluslararası Turizm Borsası Fuarı’nda (ITB Berlin) bir araya geliyor.
Her yıl mart ayında Almanya’nın başkenti Berlin’de gerçekleştirilen ITB Berlin, bu yıl “Seyahat ve Turizmde Dönüşüme Birlikte Öncülük Edin” temasıyla kapılarını açtı.
Alanında dünyanın en büyüğü olarak kabul edilen fuarda, bu yıl 165 ülkeden yaklaşık 5 bin 500’den fazla firmanın yer alması bekleniyor. Fuar 7 Mart’a kadar devam edecek.
Pazarlama, satış, teknoloji, konaklama ve destinasyon yönetimi alanlarındaki güncel eğilimlerin yer alacağı fuarda, teknolojik ve ekolojik zorluklar, düzenlenecek etkinliklerle masaya yatırılacak.
Fuarda 17 farklı alanda düzenlenecek oturumlarla sürdürülebilirlik, iklimin korunması ve sosyal adalet için küresel turizmin neler yapabileceği değerlendirilecek, iklim değişikliği, yapay zekanın etkisi, kalifiye eleman sıkıntısının devam etmesi ve Covid-19 sağlık krizinin turizme etkileri gibi zorluklar tartışılacak.
Popüler seyahat destinasyonları ve turizmdeki en son yeniliklere ek olarak fuarda, dünyada turizmi etkileyen ve etkileyecek krizlerle nasıl başa çıkılacağı da masaya yatırılacak.
TÜRK TURİZMCİLER FUARDA
Fuarın bu yılki konuk ülkesi Arap Yarımadası’ndaki Umman olacak. Türkiye 2010’da ITB’de konuk ülke olmuştu.
Ummanlı sanatçılar, ülkelerinin kültür çeşitliliğini ulusal kıyafetlerle fuara gelen izleyicilere sunacak. Umman Kraliyet Senfoni Orkestrası da fuar kapsamında konser verecek.
Fuarı, geçen yıl 186 ülkeden yaklaşık 170 bin kişi ziyaret etmişti. Bu yıl ziyaretçi sayısının daha da artması bekleniyor.
Türk turizm sektöründen temsilciler de yenilikleri ve trendleri sergilemek için fuarda yerini alacak. Turizmciler, Türkiye’nin en önemli pazarlarından olan Alman turizm pazarına ve diğer ülkelerden gelecek konuklara ülkeyi anlatacak.
Gelecek yıl ise ITB Berlin’in konuk ülkesi Arnavutluk olacak.
]]>Hepsiburada’nın ana destekçisi olduğu Antalya Diplomasi Forumu’nun 2’nci gününde Round bölümünde ‘Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık’ başlıklı oturum düzenlendi. Oturuma Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Irak Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hussein, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Cibuti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mahmoud Ali Youssouf, Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta, Macaristan Uluslararası Ekonomi Bakanı Marton Nagy, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve Hepsiburada Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan katıldı.

Uluslararası ticaret ile ilgili konuların konuşuldu oturumda konuşan Hanzade Doğan, ticaretin dünyada birçok şeyin üstesinden gelebileceğini söyledi. Doğan, “2’nci Dünya Savaşından sonra alışık olduğumuz dünya düzeni tamamen değişti. Artık bir takım başka önlemleri düşünmemiz gerekiyor. Küresel ticaretteki yavaşlaman durgunluktan ziyade coğrafi ayrışma ve siyaset temelli. Gümrük tarifeleri ve ikili sözleşmeler artık yeni dünyada geçerliliğini yitirmiş durumunda. Geleneksel mal ve hizmet ticaretinden ziyade yazılım ve teknolojik ürünlerin ticaretinden bahsetmemiz gerekiyor. Yapay zeka gibi teknolojik gelişimler bizleri altın çağımıza tekrardan kavuşturabilir. Teknolojinin birçok problemimizi çözebileceğimizi düşünüyorum” dedi.
‘TEKNOLOJİ GELİŞTİRME VE YARATIMI TÜM ÜLKELERE AÇIK OLMALI’
Gelecekteki umudun teknolojide yattığını belirten Doğan, “Teknoloji geliştirme ve yaratımı tüm ülkelere açık olmalı. ‘Big Tech’ olarak da bilinen büyük teknoloji şirketleri, teknoloji odaklı küresel refahın geleceği için yapısal bir tehdit olma riski taşıyor. ‘Big Tech’, teknoloji milliyetçiliğinin aracı haline gelmiş durumda. Big Tech, hem ABD hem de Çin için teknoloji milliyetçiliğinin aracı haline geldi. Bu iki güç ülkeleri seçmek zorunda bırakıyor. Ancak çoğu ülke ABD ve Çin arasında seçim yapmaya zorlanmak istemiyor” diye konuştu.

‘ETKİ KAPASİTELERİ ÇOK ARTIYOR’
Kuzey ülkelerinin Google’la muhatap olabilmek için diplomatlar atadığını söyleyen Doğan, “Firmaların ağ etkileri ve finansal güçleri sayesinde etki kapasiteleri çok artıyor. Bu durumda ülkelerin kendi ulusal teknoloji şirketlerini çıkarmaları oldukça güç bir hale geliyor. Bu da kapsayıcı küresel teknoloji ve dijital ticaretin geleceği için sağlıksız bir ortama işaret ediyor. Bu alana yeni girenlere ve daha küçük ülkelerdeki oyunculara küresel ilerlemeye katkıda bulunmaları için hem ulusal hem de uluslararası düzeyde adil bir rekabet ortamı sağlanması gerekiyor. Sorumlu teknoloji uygulamaları küresel ticaret, entegrasyon, verimlilik, büyüme ve barış için temel olacaktır” dedi.
‘BÜYÜK GÜÇLERİN TEKELİNDE OLAMAZ’
Büyük teknoloji şirketlerinin birçok şeyi etkileyebileceğini söyleyen Doğan, “Gelecekte umut teknoloji de yatıyor. Yeni bir zihniyete ihtiyacımız var. Bu büyük güçlerin ya da büyük teknolojinin tekelinde olamaz. Bu, eşit şartlar altında refaha giden adil bir şekilde paylaşılan bir yol olmalıdır” diye konuştu.
]]>Anayasa’nın, Irak topraklarından hiçbir grubun ve örgütün başka ülkelere saldırmasına izin verilmemesi gerektiğine işaret ettiğini belirten Hüseyin, “PKK’nın Türkiye’de sorun olduğu doğru ama Irak için de sorun” diye konuştu.
Bakan Hüseyin, Anayasa’da belirtilen çerçevede Türkiye’yle bu konuda görüşmelere başladıklarını ve aralık ayında Ankara’da bir toplantı yapıldığını hatırlatarak, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Türk heyetine, kendisinin de Irak heyetine liderlik ettiği ortak komitenin oldukça güzel bir toplantı gerçekleştirdiğini aktardı.
Söz konusu ortak komitede bir sonraki toplantıya sunulmak üzere iki bildiri hazırlamaya karar verdiklerini dile getiren Hüseyin, “Irak tarafı güvenlik, sınır güvenliği ve iki ülke arasındaki ilişkilerin güvenliğiyle ilgili belgeyi şimdiden hazırladı. Gelecek ay Bağdat’ta buluşmayı, bu belgeleri tartışabilmeyi ve bu iki belgeye dayanarak bir plan geliştirmeyi ümit ediyoruz” şeklinde konuştu.
PETROL İHRACATININ YENİDEN BAŞLAMASI
Bakan Hüseyin, Paris merkezli Uluslararası Tahkim Mahkemesinin Türkiye ile Irak arasındaki petrol ihracatı konusunda verdiği karar sonrası 25 Mart 2023’te Irak’tan Ceyhan Limanı’na petrol akışının durdurulmasına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Irak’tan Türkiye’ye petrol ihracatının yeniden başlaması konusuna değinen Hüseyin, Türkiye tarafıyla yaptıkları görüşmelerde boru hattının hazır olduğunu belirttiğini ve Türkiye’nin de boru hattını açmaya hazır olduğunu söyledi.
Hüseyin, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) de ihracata hazır olduğunu ifade ettiğini aktararak, Bağdat ile Erbil arasında konuya ilişkin anlaşma olduğunu ancak anlaşmanın hayata geçirilmesi için Bağdat’ın, IKBY’de faaliyet gösteren petrol şirketleriyle görüşmeler yaptığını anlattı.
Federal hükümetin bu sorunu çözeceğini umduğunu vurgulayan Hüseyin, sorun hallolduktan sonra Ceyhan Limanı’na petrol ihracatının konuşulacağını ifade etti.
“KÖRFEZ VE TÜRKİYE YATIRIM YAPMAK İSTİYOR”
Bakan Hüseyin, Basra Körfezi’nden Ovaköy’e 1200 kilometrelik otoyol, demir yolu, enerji nakil ve iletişim hatlarını içeren Kalkınma Yolu Koridoru’nun önemine ilişkin de şunları söyledi:
“Bu gerçekten de devasa bir proje. Basra’daki Büyük Fav Limanı’ndan başlayan proje Türkiye’de bitiyor. Türkiye’den de Avrupa’ya uzanıyor. Fav ve Irak’tan bahsettiğimde, bu, Irak, Irak ekonomisi, Irak’ın Fav Limanı’nın Türkiye ile güçlü bağını ifade ediyor. Bu, aynı zamanda, Irak ile Körfez ülkeleri arasında ve ayrıca Körfez ülkelerinin Irak aracılığıyla Türkiye ve Avrupa ile bir bağlantı kurduğu anlamına geliyor.”
Hüseyin, projenin büyük finansmana ihtiyaç duyduğuna ve bunun çeşitli ülkelerin projeye yatırım yapmaya katılabileceği anlamına geldiğine dikkati çekti.
Hüseyin, “Elbette yatırım yapmayı planlayan ve düşünen bazı Körfez ülkeleri var, Türkiye de yatırım yapmak istiyor. Projeyle ilgili Türkiye ile iyi bir görüşme içerisindeyiz.” ifadelerini kullandı.
ABD İLE IRAK ARASINDA MÜZAKERE
İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının ardından ABD askerlerinin Irak’tan geri çekilmesi yönünde artan tartışmalara ilişkin konuşan Hüseyin, Amerikan tarafı ile Irak arasında konuya ilişkin müzakerelerin yeniden başladığını anlattı.
Hüseyin, müzakerelerin iki tarafın ordularının temsilcileri arasında yürütüldüğünü dile getirerek, “Geçtiğimiz hafta çeşitli toplantılar yaptılar, biz de bu konuyu tartışabilmek ve tartışmanın nereye gittiğini takip edebilmek için ekibimizin Sayın Başbakan’a (Muhammed Şiya es-Sudani) ve siyasi liderlere sunacağı raporu bekliyoruz” dedi.
Terör örgütü IŞİD ile mücadele etmek için ABD askerlerinin ülkeye davet edildiğini hatırlatan Hüseyin, IŞİD’in çöktüğünü ve halihazırda küçük bir terör örgütü olarak varlığını sürdürdüğünü ifade etti.
Bakan Hüseyin, ABD askerlerinin ülkenin tamamından çekilip çekilmeyeceğini dair değerlendirmede de bulundu.
Bağdat hükümetinin ülkenin bütün bölgelerinden sorumlu olduğuna işaret eden Hüseyin, konuyu müzakere eden ekibin hükümete olduğu kadar siyasi liderliğe de bir rapor sunacağını ve böylece askerlerin geleceğinin belirleneceğini ifade etti.
]]>Uzmanlar, bundan otuz yıl önce yoksul ülkelerdeki pek çok kişinin açlıktan zayıflayıp hayatnı kaybederken artık aşırı kilo nedeniyle sağlık sorunları yaşayabilme ihtimalinin daha yüksek olduğunu söylüyor.
SAĞLIKLI GIDALAR PAHALI
Obezitenin hem yetişkinlerde hem de çocuklarda artması endişe verici bir hal alırken araştırmacılar, abur cuburun ucuzladığını, sağlıklı gıdaların ise pahalılaştığını söyleyerek sorunun nedenlerine değiniyor.
1.500 bilim insanının katılımıyla Imperial College London tarafından yürütülen son araştırmada dünya çapında 220 milyon insandan 2022 yılına kadar alınan ölçümler kullanıldı.
Araştırma yazarlarından Profesör Majid Ezzati şunları söyledi: “1990’da dünyanın büyük bölümünde yetişkinler arasında görülen obezite salgınının artık okul çağındaki çocuklara ve ergenlere de yansıması çok endişe verici. Aynı zamanda bir yandan da yüz milyonlarca insan hâlâ yetersiz beslenmeden etkileniyor. Yetersiz beslenmenin her iki biçimiyle de mücadele etmemiz gerekiyor.”

HER 10 KİŞİDEN 3’Ü
Prof Ezzati, 1990’da her 10 İngilizden yalnızca birinin obez olduğunu, ancak şu anda bu oranın 10 kişiden üçü civarında olduğunu belirtti.
Araştırmaya göre obezite sorununda önemli artıi yaşayan bir diğer ülke de Hindistan… Ülkede obezite 90’lardan bu yana on kat arttı. Birleşik Krallık’ta da çocukluk çağı obezitesi iki kattan fazla artarak yüzde 4’ten yüzde 10 ila 12 arasına çıktı.
Dünya Sağlık Örgütü Beslenme Başkanı Dr. Francesco Branca şunları söyledi:
“Yetersiz beslenen insanlar bulaşıcı hastalıklara karşı daha duyarlıdır ancak obezite tip 2 diyabet ve kalp hastalıklarına neden olabilir, kemik sağlığını ve üremeyi etkileyebilir ve bazı kanser türlerinin riskini artırabilir. Temel olarak vücuttaki her sistemi etkiliyor ve aynı zamanda yaşam kalitesini de etkiliyor.
İspanya ve Fransa’da kadınlarda obezitenin azaldığına ve Batı Avrupa’da salgının yavaşladığına dair iyi haberler var.”

TEK BİR KURUM MÜCADELE EDEMEZ
Prof Ezzati şunları ekledi: “Obezite oranını aynı tutmak yeterli değil. Bunu azaltmamız gerekiyor.”
NHS İngiltere’den Profesör Simon Kenny ise şunları söyledi: “Bu rakamlar endişe verici. Obezite, insanın tüm organ sistemini etkilediğinden, genç yaşta bir çocuğun hayatı üzerinde büyük bir etkiye sahip olabilir ve daha kısa ve mutsuz yaşamlara neden olabilir.”
Profesör Kenny, sorunla mücadelede tek bir kurumun yeterli olmadığına dikkat çekerek sözlerine şu şekilde devam etti: “NHS bu sorunu tek başına çözemez ve eğer gelecekte sağlık konusunda saatli bir bombanın oluşmasını önlemek istiyorsak endüstrinin ve toplumun ortak hareket etmesi gerekiyor.”
Yayınlanan araştırmada 2022’deki obezite oranlarına göre 200 ülke sıralandı.
Obezite sorununun en çok erkeklerde görüldüğü 10 ülke:
Amerikan Samoası
Nauru
Tokelau
Cook Adaları
Niue
Tonga
Tuvalu
Samoa
Fransız Polinezyası
Amerika Birleşik Devletleri
Obezite sorununun en çok kadınlarda görüldüğü 10 ülke:
Tonga
Amerikan Samoası
Samoa
Tokelau
Tuvalu
Cook Adaları
Nauru’lu
Niue
Mısır
Mikronezya
Adalet Bakanı Marco Buschmann, Berlinale’nin ödül törenindeki söylemleri “antisemitik” bularak kovuşturma tehdidinde bulundu. Buschmann, Funke Medya grubuna yaptığı açıklamada, “Suç teşkil eden eylemleri ödüllendirmek ve bunlara göz yummak cezalandırılması gereken bir suçtur” dedi.
Bakan Buschmann, ayrıca X sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımında, “Berlinale bu hafta sonu ciddi hasar gördü. Antisemitizm tahammül edilemez ve yeri yoktur. Özellikle de özgür fikir ve kültür alışverişinin olması gerektiği yerde. Yahudi karşıtı nefret söylemi Almanya’da korunan bir görüş değildir.” ifadelerine yer verdi.
Kültürden Sorumlu Devlet Bakanı Claudia Roth, geçen cumartesi akşamı düzenlenen ödül töreninde yapılan açıklamaları “şok edici derecede tek taraflı ve derin bir İsrail nefreti” olarak nitelendirdi. Roth, Berlin Belediye Başkanı Kai Wegner ile Berlinale’deki söz konusu olay hakkında soruşturma başlattıklarını duyurdu.
Roth’un sorumluluğundaki Bakanlığın sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, Bakan’ın “Başka Ülke Yok” filminin İsrailli yönetmeni Yuval Abraham’ı alkışladığı vurgulanarak, Filistinli yönetmen yardımcısı Basel Adra’yı alkışlamadığı ima edildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Ödül töreninde Claudia Roth’un alkışları, bölgede siyasi bir çözüm ve barış içinde bir arada yaşama lehinde konuşan Yahudi-İsrailli gazeteci ve film yapımcısı Yuval Abraham’a gitti.”
Bu açıklama, birçok sosyal medya kullanıcısı tarafından sert şekilde eleştirildi. Roth ayrıca Abraham’ın Berlin’deki ödül töreninde yaptığı konuşmanın ardından ölüm tehditleri almasının son derece endişe verici olduğunu kaydetti.
NE OLMUŞTU?
İsrailli yasa dışı yerleşimcilerin işgal altındaki Filistin topraklarında uyguladığı şiddeti konu alan “Başka Ülke Yok” adlı film, 74. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde “En iyi belgesel” ödülünü kazandı. Filmin yardımcı yönetmeni Adra, ödül töreninde yaptığı konuşmada, Almanya’ya İsrail ve Gazze’ye yönelik politikasını değiştirme çağrısında bulundu. Alman hükümetini Birleşmiş Milletlerin (BM) çağrılarını desteklemeye davet eden Adra, “Burada ödülü kutluyorum ama aynı zamanda benim için kutlama yapmak çok zor. Gazze’de on binlerce insan İsrail tarafından katlediliyor” dedi.
Adra, “Burada, Berlin’de olduğum için Almanya’dan tek bir şey istiyorum, BM’nin çağrılarına saygı göstermeleri ve İsrail’e silah göndermeyi durdurmaları.” diye konuştu.
Filmin İsrailli yönetmeni Abraham ise film üzerinde kolektif olarak 5 yıl çalıştıklarını belirterek, “Ben İsrailliyim, Basel ise Filistinli ve aynı görülmediğimiz bir ülkeye döneceğiz. Ben sivil düzen altında yaşıyorum ve Basel ise askeri işgal altında. Birbirimize sadece 30 dakika uzaklıktayız. Benim oy kullanma hakkım var, onun yok, benim bu ülkede özgürce hareket etmeme izin veriliyor, Basel ise milyonlarca Filistinli gibi kilit altında ve işgal altındaki Batı Şeria’da. Aramızdaki bu eşitsizlik sona ermeli.” ifadelerini kullandı.
“Doğrudan Eylem” adlı belgesel filmiyle ödül alan ve sahneye Filistin atkısı ile çıkan yönetmen Ben Russell de konuşmasında, “Elbette biz de burada yaşam için ayağa kalkıyoruz. Ateşkes hemen şimdi! Elbette soykırıma karşıyız. Tüm yoldaşlarımızla dayanışma içindeyiz.” dedi. Russell’in ve diğer konuşmacıların İsrail’i “soykırım” ve “apartheid” ile suçlamaları ve Filistin’e destek vermeleri yoğun alkış aldı.
]]>Babacan, yardımcıları İbrahim Çanakçı, Sadullah Ergin, Nazlı Seda Vural ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Anayasa Mahkemesi eski Üyesi Celal Mümtaz Akıncı ile medyanın Ankara temsilcileri ile bir araya geldi. Babacan, yerel seçimlere 81 ilin tamamında kendi adayları ile gireceklerini, sadece iki yerde lokal işbirliği yaptıklarını kaydetti. Babacan, aday belirlemede yapay zekadan yararlanıp yararlanmadıklarına ilişkin soruya, “Adaylarımızı yapay değil, gerçek zeka ile belirledik” karşılığını verdi. Babacan yerel seçimlere ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı:
■ Pırıl pırıl adaylarla çıkıyoruz. Bu seçim Türkiye için önemli bir aşama. Seçimde iktidarın keyfi uygulamalarına karşı ‘sarı kart’ gösterilmesi gerekiyor.
■ AKP iktidarının seçilmiş belediye başkanlarını idari kararlarla görevden almasına karşıyız. Kayyum atanacaksa bu meclis üyeleri arasından seçilmelidir. Bunun için yasal düzenleme yapılmalı. Demokraside keyfilik olmaz.
■ Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Bize oy vermezseniz hizmet gelmez” sözlerini yakışıksız buluyoruz. Erdoğan’a en çok rahatsızlık veren parti biziz. Ona rahatsızlık vermeye devam edeceğiz. Ne teşviğe, ne tehdide boyun eğeriz. Bizim bu ülke için ideallerimiz var. AKP’de ise güç zehirlenmesi var.
Seçim sonrası için Allah kuvvet versin
Babacan basın toplantısında iktidarın ekonomik politikalarını da değerlendirdi. Bakan Mehmet Şimşek ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’la geçmişte birlikte çalıştığını hatırlatan Babacan şunları söyledi:
■ Onlardan TÜİK’in acilen tarafsız çalışan gerçek enflasyon rakamlarına açıklar hale getirilmesini, Merkez Bankası’nın şeffaf çalışmasını sağlanmalarını beklerim. Hukuk, adalet olmadan, Merkez Bankası, TÜİK bağımsız olmadan ekonomi düzelmez. Seçim sonrasına Allah kuvvet versin. İnsanlar hesabı ortaya koyuyor. Ülke genelinde feryat yükseliyor.
■ Türk lirasının güven kazanması bu politikalarla çok zor gözüküyor. Seçimden sonra daha yüksek zamlarla, vergi artışları ile karşı karşıya kalacağız. Ekonomik politikalar, hukuk güvenliği alanında adımlar atılmadan yabancı yatırım gelmez.
“Ülkede yolsuzluk mu var” diye bana sordu
Türkiye’nin gri listeden çıkabilmesi için gereken çabanın gösterilmesi gerektiğini vurgulayan Ali Babacan, DEVA’nın bunun takipçisi olacağını söyledi. Ali Babacan, “Ne yazık ki iktidar yıllar önce yaptığı hatalardan ders almıyor bunun da tek sebebi kötü yönetimdir. Yolsuzlukların önemli bölümü imar rantıyla sağlanıyor. Bu konuyu bakanlığım döneminde kendisine anlattım. Yolsuzluklardan söz edince ‘ülkede yolsuzluk mu var?’ diye bana sordu” ifadesini kullandı.
Yararlansınlar diye iktidara da gönderdik
Ali Babacan, Türkiye’de otoriterliğin arttığı bir dönem yaşandığının altını çizdi. Demokrasi, hukuk, insan hakları konusunda sorunların arttığını, basın özgürlüğünün sınırlandırıldığını vurgulayan Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizin yönetimiyle ilgili her alanda önemli çalışmalarımız var. Eylem planlarımızı 6’lı Masa’ya da koymuştuk. 2 bin 300 maddelik mutabakat metni haline getirmiştik. Ayrıca 114 maddeli anayasa çalışmamamızın 84 maddesinde mutabakat vardı. Bu çalışmalardan iktidar da yararlansın diye Cumhurbaşkanı; bakanlar, milletvekillerine de ulaştırmıştık.”
]]>“İLİÇ’İN AÇTIĞI YARA HAFİFLEMEDEN ERZİNCAN’DAN GELEN GÖÇÜK HABERİYLE SARSILDIK”
Yücel, şunları söyledi:
* “Dinmeyen acı Hocalı Katliamı’nın üzerinden geçen 32 yıla rağmen acımız ilk günkü kadar taze. Çocuk, yaşlı, genç, kadın demeden canlarımıza kıydılar. 32 yıl önce Hocalı’da şehit edilen Azerbaycanlı kardeşlerimizi, rahmetle ve saygıyla anıyoruz. Ruhları şad olsun. Erzincan İliç’te toprak altında kalan ve 13 gündür ulaşamadığımız 9 işçimizin yüreklerimizde açtığı acı hafiflemeden bugün sabah saatlerinde Elazığ Palu’da bir madende göçük meydana geldiği haberiyle sarsıldık. Tek tesellimiz, göçük altında kalan işçilerimizin tamamının kurtarılmış olması. İşçilerimize ve Elazığ’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
“YILMAZ TUNÇ’A SORUYORUZ”
* Elbette çok üzgünüz ama daha çok da öfkeliyiz. Bu ülkede, son 22 yılda, tamamı öngörülebilir ve önlenebilir iş cinayetlerinde, en az 33 bin işçimiz can verdi. Yerlilik ve millilik nutukları atanlar, ülkemizin topraklarını yabancılara peşkeş çekmekte; bu toprakları emekleriyle bereketlendiren insanımızın canına kast etmekte hiçbir sakınca görmediler. Şimdi kalkmış, ‘35 milyon metreküplük toprak var, 400 bin kamyon gerekli’ diyorlar. Her gün artan öfkeyi bastırmak için soruşturma başlatıldığını ifade ediyorlar. Ama İliç’te göz göre göre gelen bu felaketin gerçek sorumlularının kim olduğunu söylemiyorlar.
* O zaman biz söyleyelim: İliç’teki maden sahası kimyasal sızıntı nedeniyle 22 Haziran 2022’de kapatılıyor. Sadece 3 ay sonra tekrar açılıyor. Kimin zamanında? Murat Kurum. Madende kapasite artışına gidiliyor, onayını kim veriyor? Murat Kurum. Peki ‘Kapasite artışı için ÇED gerekli değildir’ diyen kim? Yine Murat Kurum. Buradan, ‘İliç faciasıyla ilgili soruşturma başlatıldı’ diyen Yılmaz Tunç’a soruyoruz: Bölgede görev yapacak olan 4 savcı, Murat Kurum’un Bakanlık dönemini de soruşturacak mı?
“İSTANBUL’A, OSMANİYE’YE GİTMESİNE ENGEL OLMUYOR”
* Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünün olduğu bir ülkede Murat Kurum, ölüme sebebiyet vermekten ve çevre felaketine yol açmaktan yargılanır ama Türkiye’de bu kişi, 16 milyonluk bir mega kenti yönetmeye talip oluyor. Felaketin baş sorumlusu hiçbir şey olmamış gibi çevrecilik, şehircilik, dayanıklı kentler nutukları atıyor. Bu zat, uzmanların ‘Ayakkabıyla bile girilmemeli’ dediği Salda Gölü’ne iş makinelerini soktu. Maden ocaklarının kapasite artırım taleplerine hep destek verdi, İliç’te bir faciaya neden oldu. İmar barışı adı altında kat artışlarına izin verdi, binaları denetlemek yerine denetimsiz binaların müteahhitlerini korudu.
* Biz, bu sorumsuz adamın İstanbul’u mahvetmesine izin vermeyeceğiz. Bir de bu sorumsuz adamın halefi var, sorumsuzlukta birbirleriyle yarışıyorlar; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki. Al birini, vur ötekine… Erzincan’ın İliç ilçesinde büyük bir çevre felaketi yaşanıyor, bu beyefendi Erzincan’a ancak felaketin 9’uncu gününde gidiyor. İliç’e gitmesine engel olan sağlık sorunları her nasılsa İstanbul’a, Osmaniye’ye gitmesine engel olmuyor. Felaketin olduğu yer aktif fay hattının üzerinde ama bu zat, hiç ama hiç utanmadan ‘İlk defa duyuyorum’ diyebiliyor.
“İKTİDARI HALKIMIZLA BİRLİKTE SANDIKTA GÖNDERECEĞİZ”
* Biz, bu felaketin sorumlularını biliyoruz, tanıyoruz. Siz kaçmaya, saklanmaya, sorumluluğu üzerinizden atmaya devam edin. Biz işçilerin, emekçilerin yanında olmaya ve halka tüm gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Yeni felaketlerin yaşanmaması, gereken önlemlerin alınması için her ortamda tepkimizi koymaya devam edeceğiz. Amasra’da, Soma’da, Ermenek’te, Karadon’da madenlerdeki iş cinayetlerini ‘kader’ ve ‘fıtrat’ diye geçiştiren; gözünü kar hırsı bürüyen; insan canını, doğayı ve yeşili değil, doların yeşilini seçen; işçileri, geçimle ölüm arasından tercih yapmak zorunda bırakan bu iktidarı halkımızla birlikte sandıkta göndereceğiz. Ülkemizde siyanürle altın madenciliği yapılan yerlerde bu vahşi madenciliğe karşı halkımızla, işçilerimizle birlikte direneceğiz.
“BİREYSEL KREDİ KARTI BORÇLARI 1 TRİLYON 43 MİLYAR LİRAYLA REKOR BİR DÜZEYE ULAŞTI”
* Ülkemizde her eve, her cebe, her mutfağa etki eden büyük bir ekonomik buhran olduğunu görmekteyiz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 27 Aralık 2022 tarihinde bireysel kredi kartı borçları, 446 milyar liraydı. Bankalarda faizler yükseldi, vatandaş geçinebilmek için kredi kartlarına yüklendi. Son dönemde gecikme faizlerinin yükselmesi, nakit avans limitinin aşağı çekilmesi gibi zorlaştırıcı önlemlere rağmen çığ gibi büyüyen bir bireysel kredi kartı borçlanma dönemi başladı.
* Ve sonuç: 24 Kasım 2023 tarihi itibarıyla bireysel kredi kartı borçları 1 trilyon 43 milyar lirayla rekor bir düzeye ulaştı. 2 yılda 446,6 milyardan 1 trilyon 43,6 milyara, yüzde 133 artış göstermiş. Hal böyleyken AKP hükümeti, kredi kartlarıyla ilgili düzenleme çalışmalarının devam ettiğini söylüyor. Vatandaşın cebinde nakit para bırakmayıp cüzdanındaki karta sınırlama getirerek ekonomiyi düzelteceklerini zannediyorlar. Kredi kartı düzenlemesi, ekonomiyi durma noktasına getirebilir. Umurlarında mı? İçi boş, günü birlik, palyatif ekonomik tedbirlerden anlıyoruz ki hayır.
“2028’E KADAR DAYAN DAYANABİLİRSEN”
* AKP hükümeti yüzünden Türkiye’de gelir düzeyi düşük kesim ve orta sınıf, kredi kartıyla borçlarını döndürerek ay başını getiriyor. Borcunu ödeyip limit açıyor, limiti ay sonuna yine tükeniyor, bu kısır döndü de böyle sürüp gidiyor. Kredi kartı limitlerinde olası bir ani azalış ve sert taksit önlemleri, işte bu kesimin yaşamını olumsuz etkileyecektir. Çünkü şu ayrıntıyı görmezden geliyorlar: Vatandaş artık kredi kartından lüks harcamaları değil, temel ihtiyaçlarını karşılar hale geldi. Vatandaşın cebinde para yok. Ekmeği, sütü, peyniri, yumurtayı kredi kartıyla alıyor. Bir yanda, 2 yılda 1 trilyon artan bireysel kredi kartı borçlanması; diğer yanda kredi kartı olmasa sofrası peynir-ekmek göremeyecek olan vatandaş… Bütün bunlar yaşanırken hükümetin fiyat istikrar hedefi ise 2028. 2028’e kadar dayan dayanabilirsen.
“ADALET BAKANI DEDİ, SARAY YALANLADI”
* Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, 8 ay sonra ilk kez faizi sabit tutmanın müjdesini verirken enflasyonu ve fiyat artışlarını ağzına dahi almıyor. Mesele faizi sabit tutmak değil, mesele fiyatları sabit tutmak. Bakın, fiyatları düşürmek demiyoruz bile. Fiyatları sabit tutun da vatandaş rahat bir nefes alsın. Sabit tutun ki Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, ‘Enflasyonla mücadele ederken büyümeyi de sürdüreceğiz’ yalanının bir anlamı olsun. Yılın ilk ayında yükselen enflasyonun sonraki aylarda kademeli, yıl ortasından sonra da belirgin şekilde düşmesini bekliyorlarmış.
* Belirgin olan ne biliyor musunuz? Belirgin olan halka yalan söylemeleri. Bakın bir yalan daha: Adalet Bakanı çıktı, hükümetin kirayla ilgili atacağı adımı açıkladı, ‘Yüzde 25 sabit zamdan vazgeçilecek’ dedi. Bir gün geçmeden saray, bu bilgiyi yalanladı. Kendi bakanlarının açıklaması için ‘uydurma’ dediler. 1 Nisan sonrasında yaşanacak krizlere, kira kaosunun da ekleneceğinin söylenmesinden rahatsız oldular. Her zaman olduğu gibi sorunları halının altına süpürdüler, yerel seçim sonrasına ötelediler. Bu nedenle, kıymetli milletimize yerel seçimlerde oy verirken 1 Nisan sonrasını da iyi düşünmelerini söylüyoruz.
“TÜRKİYE VARLIK FONU KARA BİR DELİK, NE DENETİMİ VAR NE DE YUTTUĞU MİKTAR BELLİ”
* Geçtiğimiz günlerde, partimizin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri, ‘Türkiye Varlık Fonu (TVF) 2022 Raporu’nu hazırladılar. Raporda, içerisinde kamu bankalarından THY’ye, BOTAŞ’tan ÇAYKUR’a kadar birçok devasa kurumu barındıran TVF denetiminin yetersiz olduğu ifade edildi. Kurumların neden milyarlarca lira zarar ettiğinin araştırılmadığı, TVF’nin tamamen Cumhurbaşkanına bağımlı hale getirildiği ve fonun hazineyle ilişkisinin açık ve şeffaf olmadığı söylendi. TVF kara bir delik, ne denetimi var ne de yuttuğu miktar belli. Düşünün, bir çeşmenin başını tek adama bağlamışlar, tek adam kana kana içiyor, paşa gönlünden geçene içiriyor, ülkeyse açlıktan ve susuzluktan kırılıyor. İşte TVF buna benziyor.
“SADECE SARAYIN AMPULLERİNİ YARI YARIYA AZALTSALAR…”
* Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeklilere verilen bayram ikramiyelerinin 3 bin lira olacağını söyledi. ‘Bütçeyi zorladık’ masallarını anlatırken hiç utanmadı. Emekli ikramiyesi sadece ve sadece 1000 lira artırıldı. Gerçekten emeklilerle dalga geçiyorlar, emeklileri yok sayıyorlar. Ancak unuttukları bir şey var. Marketlerdeki fiyat artışlarını, sağlık harcamalarındaki artışı, faturalardaki artışı en iyi gören ve tahlil eden kesim emekliler. Yani emekliler neyin, ne kadar olduğunu çok iyi biliyorlar. Emekliler dini bayramlarda ödenen bayram ikramiyesiyle 2018 yılında küçükbaş kurbanlık alabiliyordu. Bu yıl ise sadece 6-7 kilo et alabilecekler.
* Bakın, bu hükümet kendine yakın gördüğü vakıflara para buluyor, Suriyeliler için kaynak bulabiliyor, şatafatlı gezilere ve törenlere para ayırabiliyor, her gün çakarlı araçlarla şov yapacak, şehir turları atacak kadar bol para var ama iş emekliye gelince para yok. Bu koşullarda emeklilere asgari ücret kadar ikramiye vermek zor olmasa gerek. Sadece sarayın ampullerini yarı yarıya azaltsalar, binlerce emekliye kaynak bulabilirler. Sorun da bu zaten, kaynak var ama bu kaynağı emeklilere harcamak istemiyorlar. Bir kez daha hatırlatıyoruz: En düşük emekli maaşı, asgari ücret düzeyine çekilmeli, bayram ikramiyeleri de bu oranda iyileştirilmelidir.
“ŞİDDETİN BU KADAR NORMALLEŞMESİNİN SEBEBİ SENSİN ERDOĞAN”
* Bu ülke böyle bir ekonomik kriz, böylesine bir ekonomik buhran görmedi. Ülkece fakirliği iliklerimize kadar hissediyoruz. Vatandaş sebze meyveyi tek tek alır hale geldi. Yarım bardak çay, yarı fiyatına bayat ekmek satılıyor. Vatandaş pazar yerlerinden çürük meyve sebze topluyor. Açlık sınırı 15 bin lira, yoksulluk sınırı 49 bin lira. Ama Erdoğan hala utanmadan ‘Alternatifiniz benim’ diyebilme yüzsüzlüğünü gösterebiliyor. Sayın Erdoğan, bu ülkedeki mutsuzluğun sebebi sensin. Bu ülkede et yiyemeyen, süt içemeyen, protein alamayan çocukların sebebi sensin.
* İntihar eden gençlerin, ana-babaların sebebi sensin. Depremden kurtulup yardım eli uzatılmadığı için hayata tutunamayanların, göstere göstere gelen felaketin sebebi sensin. Kevgire dönen sınırlarımızdan elini kolunu sallaya sallaya yurda giren ne idüğü belirsiz kişilerin sebebi sensin. 22 yıldır yürüttüğün kin ve nefret dolu siyasetinle toplumun ruh sağlığının bozulmasının, yaptığı iyiliğe yenilen taksicinin, şiddetin bu kadar normalleşmesinin sebebi sensin Sayın Erdoğan. O yüzden sen kimseye, hele ki CHP’lilere alternatif olamazsın.
“NEZAKETSİZ, SAYGISIZ, HALKINA VE MİLLETİNE ÜSTTEN BAKAN SİYASET ANLAYIŞINA SON VERECEĞİZ”
* Genel Başkanlarından feyz aldıkları çok belli olan AKP’li belediye başkan adaylarının seçim çalışmalarına şöyle bir göz atalım. Vatandaşa ağza alınmayacak küfürler eden mi ararsınız, vatandaşa el hareketi çeken mi ararsınız. Görüyoruz ki anlatacak vaatleri olmadığı için yerel seçim çalışmalarını bu şekilde yürütüyorlar. AKP’nin Niğde Hacıabdullah beldesinin adayı, konuşması sırasında devletin jandarma komutanına hadsizce, ağza alınmayacak küfürler etti. İnanılır gibi değil ama AKP’nin Balıkesir Bandırma adayı, tarla fiyatları üzerinden tartıştığı vatandaşa el hareketi çekti. AKP’nin Konya Cihanbeyli adayı, vatandaşlara hitap ederken küfür etti. Bu nezaketsiz, saygısız, halkına ve milletine üstten bakan, üst perdeden konuşan siyaset anlayışına son vereceğiz.
YARGI PAKETİ TEPKİSİ
* AKP’nin 22 yıllık iktidarları boyunca en fazla tahribat yarattığı alanlardan biri de hukuk oldu. Bugün ülkemiz, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ciddi bir şekilde yara aldığı, millet iradesinin yok sayıldığı, Anayasa’nın ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yok sayıldığı bir ortamda yerel seçimlere gidiyor. Hal böyleyken Meclis gündemine bir yargı paketi daha geldi. Kamuoyunda 8. Yargı Paketi olarak bilinen bu teklif, Anayasa’ya aykırılıklar içeren, yasa yapma tekniği açısından yanlış ve içerik olarak da yetersiz bir teklif. Yargıdaki sorunları çözmüyor ama AKP ısrarla bu tekliflere ‘yargı reform paketi’ diyebiliyor.
* Bakın, ‘yargıda reform’ iddiasıyla ilgili 7 kanun teklifi, şimdiye kadar bu Meclis’te yasalaştı. Ekim 2019’dan Mart 2023’e kadar gelen 7 yargı reform paketi, esasen yargıda reformu hedeflemiyordu. Zaten öyle olsaydı Dünya Adalet Projesi (WJP) 2023 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre, ülkelerin hukukun üstünlüğüne bağlılıklarının ölçüldüğü raporda, 142 ülke arasında Türkiye, 117’inci sırada yer almazdı.
“AKP DE KENDİNE YAKIŞANI YAPTI”
* İktidarın istekleri doğrultusunda istatistik açıklayan TÜİK’in ‘Yaşam Memnuniyeti Araştırması’ sonuçlarına göre, Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde 40’ı, yasaların herkese adil ve tarafsız olarak uygulanmadığını düşünüyor. Dikkatinizi çekerim, TÜİK verisinde bile bu oran yüzde 40’lardaysa gerçek oranı siz düşünün. Demek ki ‘reform’ diyerek süsledikleri bu yargı paketleri hiç bir işe yaramamış. Yargıtay’ın Anayasa’ya darbe niteliğindeki girişimlerine ve Meclis’e talimat verme hadsizliğine ses çıkarmayıp hatta bunu alkışlayan AKP’nin ‘yargıda reform’ çıkışı elbette inandırıcı değil. AYM’nin iptal ettiği pek çok maddeyi, iptal gerekçeleri yerine getirilmeden yeniden Meclis’e getirmek AYM’yi yok sayan AKP’ye yakışırdı, AKP de kendine yakışanı yaptı. Biz CHP olarak reformun R’sinin bile olmadığı bu teklifle ilgili itirazlarımızı komisyonda olduğu gibi Genel Kurul’da da dile getireceğiz.
“KENTLERİMİZİ EMİRLERLE, TALİMATLARLA VE DAYATMAYLA YÖNETMEYECEĞİZ”
* Ülkemizde iktidarın himayesindeki bir grup azınlık dışında toplumun her kesimi, ekonomik açıdan kuşatma altında. Emeklisinden işçisine, öğrencisinden memuruna ekonomik açıdan kaygılı ve mutsuz bir toplum olduk. Sürekli felaketlere uyanan, bu felaketler karşısında hep yetersiz kalan bir iktidarla sınanır olduk. 22 yıldır AKP’nin tehdit eden, kutuplaştıran sözlerinden usandık. Bu iktidarın halk iradesini yok sayan tutumlarından; vatandaşa kafa tutan, halka had bildiren, demokrasiden bihaber, kendisi zenginlik içinde yaşarken kürsüden tasarruf nutukları atan tavırlarından bıktık.
* Biz CHP olarak gençlerin umutlu, çocukların mutlu, vatandaşlarımızın insan onuruna yaraşır, güvenli kentlerde huzur içinde yaşadığı, gelirin hakça ve adilce paylaşıldığı bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Biz kentlerimizi emirlerle, talimatlarla ve dayatmayla yönetmeyeceğiz. Kentlerimizi, o kentte yaşayan yurttaşlarımızla birlikte yöneteceğiz. Her yurttaşımızın, belediye hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmasını sağlayacağız. Bunun için, 31 Mart yerel seçimlerini önemsiyoruz. İşimiz, gücümüz Türkiye.”
]]>* “31 Mart’ta Cumhur İttifakı’na verdiği destekle Adana yeni bir destan yazacak. Şu anda Adana’da meydanda 75 bin kişi var. Adana’nın gerçek belediyeciliğe olan hasreti sonlandırmaya az kaldı. Mayıs ayındaki seçimlerde şahsıma ve Cumhur İttifakı’na verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum. Yüzde 45’lik oy oranı güçlü bağ oranımızı yansıtmaktan çok uzak. Bunu arzu ettiğimiz seviyeye taşımak istiyoruz. 31 Mart’ı da bunu bir fırsat olarak görüyoruz. Adana gerçek potansiyelini ortaya çıkaracaktır.
“MUHALEFET PARTİ İÇİ KAVGADAN BAŞLARINI KALDIRAMIYOR”
* Muhalefet parti içi kavgadan başlarını kaldıramıyor. Başka konuyla ilgilenemeyecek durumdalar. Bunların üç beş laf dışında ülkenin derdi ile dertlenmediklerini görüyoruz. Şehirlerimizin, insanımızın sıkıntısını çözecek projesini duydunuz mu? Uluslararası meselelerde ilkeli tutum aldıklarına şahit oldunuz mu? Duyamazsınız, göremezsiniz. Bunlar hal çadırını hastane diye Adanalı kardeşlerime yutturmaya çalıştı. Kendilerine hayrı olmayanın memlekete hayrı dokunur mu?
“NEREDEYSE KEDİSİ ŞERO’YU BİLE PARTİDEN İÇERİ SOKMAYACAKLAR”
* ‘Gerçek belediyecilik’ diyoruz onlar kapalı kapılar ardında birbirinin kuyusunu kazıp kirli ittifaklarla demleniyorlar. Mayıs ayında cumhurbaşkanı adayı olarak milletin önüne çıkardıkları bir zat vardı. Seçimde umduklarını bulamayınca adaylarına yükleyip kendilerini temize çıkardılar. Başkanlarını partiden öyle bir attılar ki neredeyse kedisi Şero’yu bile partiden içeri sokmayacaklar. Kazandık diyerek milletin aklı ile dalga geçiyorlardı. Mesele ülke yönetimine talip olmak değil kendi partilerinde kimin borusunun öteceği meselesi imiş. Ana muhalefetin tek derdi koltuk.
“TERÖR ÖRGÜTLERİNİ DİZE GETİRDİK”
* Vesayet güçlerini ve terör örgütlerini milletimiz ile dize getirdik. Darbe gecesi birileri kahvesini yudumlarken milletimiz ile sırt sırta vererek FETÖ’cülere meydanları dar ettik. Devletimizin çıkarlarını kararlılıkla savunduk. Uluslararası siyaseti takip edenler Türkiye sadece bölgesel güç olmaktan çıkıp küresel güç olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Ülkemizin kilit rolü daha fazla anlaşılıyor. Libya’da biz varız, Karabağ’da biz varız.
* Dış politikadaki itibarımızın arkasında güçlü bir savunma sanayi var. Savunma sanayiinde dışa bağımlığımız azaldıkça, uluslararası arenada etkinliğimiz artmıştır. Göreve geldiğimizde savunma sanayinde yüzde 80 oranında başkalarına muhtaç durumdaydık. Satın aldığımız silahların kontrolü bizde bile değildi. Türkiye’ye asla yakışmayan bu tablo karşısında biz ne yaptık? Diğer alanlarla birlikte özellikle savunma sanayine ağırlık verdik. Kolayı değil zor olanı ama ülkemiz için en hayırlı olanı seçtik.
“DÜNYADAKİ 4 ÜLKEDEN BİRİ OLDUK”
* Tabanca tüfek dahil güvenlik güçlerimizin kullandığı silahları kendimiz üretmeye başladık, insansız hava araçları gibi yeni gelişen teknolojilere büyük yatırımlar yaptık. Bu alanda çalışan firmalarımızı teşvik ettik. Türkiye savunma sanayi alanında adeta bir destan yazıyoruz. Dünyanın ilk SİHA gemisini Anadolu’yu geçen sene hizmete aldık. İHA ve SİHA alanında zaten üç ülkeden biriyiz. Geçtiğimiz günlerde gurur hanemize yeni bir halka daha ekledik. Milli muharip uçağımız KAAN ilk uçuşunu başarı ile gerçekleştirdi. Böylece, 5. nesil uçak üretebilen dünyadaki 4 ülkeden biri olduk.
“TÜRKİYE’NİN NASIL BÜYÜK İŞLERE İMZA ATTIĞINI DOSTLARIMIZ İYİ BİLİYOR”
* Bu gurur 85 milyon olarak hepimizin. Milletçe inandık çalıştık ve hamd olsun başardık. Bunlar sadece başlangıçtır. Önümüzdeki yıllarda çok daha fazlasını, gelişmişini, ilerisini yapacağız. Şimdi uçak gemimizin bir üst segmentini yapacağız. Şu anda Deniz Kuvvetlerimiz çalışmayı yürütüyor. Biz yaparız dedik mi yaparız. İçimizdeki müzmin muhalifler ve mankurtlar anlamasa da Türkiye’nin nasıl büyük işlere imza attığını dostlarımız ve hasımlarımız çok iyi biliyor. Muhalegfetin bize örnek gösterdiği ülkelerde son 4 gündür dünya KAAN’ı konuşuluyor.
“DOSTLARIMIZ GÜVEN DUYARKEN RAKİPLERİMİZ ENDİŞEYE KAPILIYOR”
* Türkiye’nin savunma sanayi hamleleri konuşuluyor. Umutlarını Türkiye’ye bağlamış dostlarımız bizim bu başarılarımızla gurur duyarken, elbette rakiplerimiz de endişeye kapılıyor. Bizdeki mankurtlaştırılmış zihinler KAAN’a bakınca kalorifer peteği veya süpürge sapı görüyor. Ama Asya’dan Afrika’ya kadar gönül coğrafyamızda ise büyüyen, güçlenen mazlumların umudu haline gelen bir Türkiye görüyor. Türkiye’nin başarıları bizim azmimizi artırırken dost ve kardeş ülkelere cesaret aşılıyor. Özgüven kazandırıyor. Bu umutları boşa çıkarmayacağız.”
]]>İsrail’in Ekim 2023’ten bu yana Gazze Şeridi’ne düzenlediği saldırılar sürerken, çatışmaların ülke ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisi de artıyor.
Turizm, İsrail ekonomisinin saldırılardan olumsuz etkilenen sektörleri arasında öne çıkıyor. Kovid-19 salgınıyla zarar gören ülke turizmindeki toparlanma, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırıları nedeniyle sekteye uğruyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, Kovid-19 salgını öncesinde 2019’da İsrail ekonomisinin yüzde 2,6’sını oluşturan ve 2021’de ülke ekonomisindeki payı yüzde 1,1’e düşen turizm sektörü, İsrail’in Filistin’e yönelik saldırılarıyla yeni bir krize sürükleniyor.
İsrail’in Gazze’de başlattığı saldırılar sonrası birçok uluslararası hava yolu şirketi ülkeye uçuşlarını askıya alırken, bu şirketlerin bir kısmının uçuşlara henüz yeniden başlamadığı görülüyor. Lufthansa, Swiss, Austrian ve Aegean, Tel Aviv’e uçuşlara yeniden başlayan şirketler arasında yer alıyor. ABD’li hava yolu şirketlerinin ise Avrupalı şirketlere kıyasla İsrail pazarına dönme konusunda nispeten yavaş davrandığı belirtiliyor.
Çatışmaların başlamasıyla ABD’li Odysseys Unlimited gibi bazı tur şirketleri de İsrail gezilerini askıya alırken, İsrail’e seyahat talebinin düştüğü dikkati çekiyor.
TURİST SAYISI AZALDI
İsrail Merkezi İstatistik Bürosu verilerine göre, İsrail’e giden turist sayısı ocakta geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 77 azalarak 58 bin 600’e düştü. İsrail’i geçen yılın ocak ayında 257 bin 400 turist ziyaret etmişti.
Ülkeyi ziyaret eden turist sayısında geçen yıl ekim ayı itibarıyla yaşanan düşüş dikkati çekti. Geçen yıl eylül ayında 304 bin 100 olan İsrail’e giden turist sayısının, saldırıların başladığı 2023 Ekim’de 89 bin 700’e ve kasımda 38 bin 300’e düştüğü görüldü. Ülkeyi ziyaret eden turist sayısının geçen yıl aralıkta ise 52 bin 800 olduğu kayıtlarda yer aldı.
İsrail’e giden turist sayısı 2023 genelinde ise bir önceki yıla kıyasla 12,5 artışla 3 milyon 10 bin 300’e çıkmasına rağmen yaklaşık 4 milyon olan beklentinin altında kaldı.
Ülkeyi 2019’da 4 milyon 551 bin 600 ile rekor sayıda turist ziyaret etmiş, ülkeye giden turist sayısı Kovid-19 salgını nedeniyle 2020’de 813 bin 500’e, 2021’de 396 bin 500’e düşmüştü. İsrail’e giden turist sayısı 2022’de ise toparlanma göstererek 2 milyon 675 bin olmuştu.
Geçen yıl İsrail’in en çok turist aldığı ülkeler ise ABD, Fransa, İngiltere, Rusya, Almanya, İtalya, Romanya, Polonya, Kanada ve İspanya oldu.
ABD’Lİ HAVA YOLU ŞİRKETLERİNE ÇAĞRI
Saldırılar devam ederken, İsrailli yetkililer “İsrail turistler için güvenlidir” mesajını vermeye çalışıyor.
Son olarak İsrail Turizm Bakanlığının üst düzey yetkililerinden Danny Shahar, ABD’li hava yolu şirketlerine uçuşları yeniden başlatma çağrısında bulundu.
İsrail Turizm Bakanı Haim Katz da ABD ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, 2024’ün inanç ve dayanışma turizminin ön plana çıkacağı bir yıl olacağını belirtti.
Amerika pazarının İsrail ekonomisi için önemine işaret eden Katz, turizm açısından ABD’den İsrail’e yönelik talebin zirvede olduğunu ve ivmenin sürdürülmesi gerektiğini vurguladı.
]]>Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsünün (IEEFA) Avrupa LNG Kapasitesi Takipçisi verilerine göre, Avrupa’nın LNG ithalatı 2023’te 2022’ye yakın seviyede yaklaşık 167 milyar metreküp olarak gerçekleşti.
AB ülkeleri, geçen yıl ABD’den alınan LNG için 26,8 milyar Euro ödedi. Söz konusu kaynak için Rusya’ya 8,1 milyar, Katar’a 7,7 milyar, Cezayir’e 6,1 milyar, Norveç’e 2,9 milyar ve Nijerya’ya 2,8 milyar Euro ödendi.
AB’nin 2022’de ise LNG ithalatı için ABD’ye yaptığı ödemenin tutarı 48,34 milyar Euro oldu. Bu ülkeyi 15,75 milyar Euro’yla Rusya, 16,06 milyar Euro’yla Katar, 4,78 milyar Euro’yla Cezayir, 4,52 milyar Euro’yla Nijerya ve 4,52 milyar Euro’yla Norveç izledi.
TOPLAM 171,5 MİLYAR EURO HARCANDI
AB’nin LNG ithalatı için Ocak 2022-Aralık 2023 döneminde yaptığı toplam ödeme ise 171,5 milyar Euro olarak gerçekleşti. Bu dönemde ABD’ye yapılan toplam ödeme 75,1 milyar Euro olarak kayıtlara geçti. LNG ithalatı için son iki yılda Rusya’ya ödenen tutar ise 23,84 milyar Euro oldu.
AB ülkeleri arasında bu dönemde ABD’ye en çok ödeme yapan ülke 22,53 milyar Euro’yla Fransa oldu. Bu ülkeyi 19,22 milyar Euro’yla Hollanda, 12,03 milyar Euro’yla İspanya, 6,03 milyar Euro’yla İtalya, 3,78 milyar Euro’yla Hırvatistan, 3,54 milyar Euro’yla Litvanya, 2,67 milyar Euro’yla Yunanistan, 2,49 milyar Euro’yla Portekiz, 2,48 milyar Euro’yla Belçika, 340 bin Euro’yla Finlandiya ve 20 bin Euro’yla Malta takip etti.
IEEFA Enerji Analisti Ana Maria Jaller-Makarewicz, Avrupa’nın enerji ithalatında kaynak çeşitliliğine yöneldiğini belirterek, “2023’te Norveç ve ABD, AB’nin gaz ithalatının sırasıyla yüzde 30 ve yüzde 18-19’unu karşıladı. Ancak paradoksal bir şekilde 2023’te AB, ABD LNG’si için Norveç gazı ve LNG ithalatından daha fazla ödeme yaptı” ifadesini kullandı.
GAZ TÜKETİMİNİN YÜZDE 37’Sİ LNG’DEN
IEEFA’ya göre, Avrupa’nın öngörülen LNG talebi ile inşa edilen ve planlanan yeniden gazlaştırma kapasitesi arasında büyük bir tutarsızlık bulunuyor.
Avrupa’nın gaz tüketiminde LNG’nin payı 2022’de yüzde 34 iken, geçen yıl yüzde 37 oldu.
Avrupa’nın 2023’teki gaz tüketimi, 2021’in yüzde 19 altında 452 milyar metreküple son 10 yılın en düşük seviyesine geriledi. 2021-2023 yıllarında ise AB’nin gaz tüketimi yüzde 20 azalarak 330 milyar metreküpe geriledi.
Son iki yılda gaz tüketimini en çok azaltan ülkeler 17,6 milyar metreküple Almanya, 14,4 milyar metreküple İtalya, 14,2 milyar metreküple Birleşik Krallık, 10,9 milyar metreküple Hollanda ve 9,7 milyar metreküple Türkiye oldu.
IEEFA, Avrupa LNG talebinin 2030’da 135 milyar metreküpü aşmayacağını ve geriye yaklaşık 265-270 milyar metreküp kullanılmayan potansiyel bir kapasite boşluğu kalacağını savundu.
AB’nin LNG ithalat terminallerinin 2023’teki ortalama kullanım oranı da 2022’deki yüzde 63 seviyesinden yüzde 58,5’e düştü. Geçen yıl İspanya’da 4, İtalya, Yunanistan, Finlandiya ve Almanya’da birer LNG terminali olmak üzere 8 LNG terminalinin kullanım kapasitesi yüzde 50’nin altında kaldı.
Avrupa’nın Türkiye, Norveç ve Birleşik Krallık dahil toplamda 37 operasyonel LNG ithalat terminali bulunuyor. Bunlardan 8’i son iki yılda devreye alındı ve 4 terminalde kapasite genişletme çalışmaları tamamlandı.
Avrupa’nın 2030’a kadar 94 milyar metreküplük artışla toplam LNG ithalat kapasitesini 405 milyar metreküpe çıkarması bekleniyor.
]]>Erdal Eren, farklı pazarlardaki zengin deneyimi, uluslararası standartlarda uygun maliyetli hizmeti, inisiyatif alma yeteneği, risk alma isteği ve kapsamlı ortaklık deneyimi ile “Türk Müteahhitliği”nin dünyanın her köşesinde aranılan bir marka haline geldiğini söyledi.
EN ÇOK PROJE ÜSTLENİLEN 6. ÜLKE
Eren, geleneksel pazarlardan olan Suudi Arabistan’ın ise yurt dışı müteahhitlik hizmetleri içinde Türk müteahhitlik firmaları tarafından gerçekleştirilen 27,8 milyar dolar tutarındaki 402 proje ile en çok proje üstlenilen 6’ncı ülke konumunda olduğunu dile getirdi.
Geçen yıl boyunca başta Suudi Arabistan olmak üzere siyasi ilişkilerde son derece olumlu gelişmelerin yaşanan Körfez ülkelerine ve Irak’a yönelik faaliyetlere odaklanıldığını aktaran Eren, “Yürütülen faaliyetlerin etkisiyle 2023 yılında Suudi Arabistan’da firmalarımızca 2,7 milyar dolar tutarında 16 proje üstlenilmiştir. Bu gerçekleşme ile 2018 yılı düzeyinin yeniden yakalanmış olması da sevindiricidir” diye konuştu.
Erdal Eren, mevcut ilişkilerin daha da geliştirilmesi amacıyla Ticaret Bakanı Ömer Bolat’ın başkanlığında Suudi Arabistan’a bu yıl da bir müteahhitlik heyeti ziyareti düzenlemeyi programlarına aldıklarını ifade etti.
Türk müteahhitlerin Suudi Arabistan’ın “Vizyon 2030” projesinde kilit rol oynayacağını ve büyük işlere imza atacağını belirten Eren, “Ülkemizin Suudi Arabistan ile mevcut ilişkilerinin gelişimi çerçevesinde, ülkenin Türk inşaat sektörü için yıllık 10 milyar dolarlık yeni iş potansiyeli taşıyan bir pazar konumuna geldiği görülmektedir” diye konuştu.
Eren, ilgili kuruluşların açıkladıkları çalışmalara göre gelecek dönemde Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde yüzde 52’si üstyapı olmak üzere 3,9 trilyon dolar tutarında projenin hayata geçirilmesinin öngörüldüğünü ve en büyük yatırımı ise Suudi Arabistan’ın yapmasının beklendiğini ifade etti.
Geçen yıl gerçekleştirdikleri müteahhitlik heyeti ziyaretleri ve üst düzey temaslarla da ilk elden bilgi alma fırsatlarının olduğunu anımsatan Eren, “Bu vesileyle edindiğimiz bilgilerden Suudi Arabistan’da önümüzdeki 15 yılda 1,4 trilyon dolar tutarında alt ve üstyapı projesi gerçekleştirilmesinin planlanmakta olduğunu anlamış bulunuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
TMB Başkanı Eren, Türk müteahhitler olarak Suudi 2030 vizyonu ve Giga projeleri programı kapsamındaki Neom, Diriyah Gate, Qiddiya, Red Sea Global, Al’Ula projeleri ile ülkedeki diğer enerji, su, konut ve altyapı projelerinde yer almak istediklerini ve bu yönde çalışmaları ve girişimleri sürdürdüklerini ifade etti.
Eren, Neom’un Suudi Arabistan’ın gündemindeki projelerinden en büyüğü olarak dikkati çektiğini kaydederek, “Üye firmalarımız sadece bu projede değil ülkedeki tüm alt ve üst yapı projelerinde yer almak hususunda isteklidir. Bu amaçla firmalarımız Suudi Arabistan mevzuatının gerektirdiği kayıt ve sertifikasyon prosedürlerini tamamlamak amacıyla faaliyetlerini ve girişimlerini sürdürmektedir” dedi.
‘YENİ PAZARLARI DA YAKINDAN İZLİYORUZ’
Yurt içinde mevcut verileri göz önünde bulundurarak 2024 yılında sektörün rotasının ağırlıklı biçimde yurt dışı projeler olacağına işaret eden Erdal Eren, en büyük potansiyeli taşıyan hedef ülke olarak da Suudi Arabistan’ın öne çıktığını belirtti.
Eren, Irak’ın da Kalkınma Yolu projesi ile ülkede gerçekleştirilmesi planlanan enerji, sağlık, konut, okul, hastane gibi projelerle diğer hedef ülke olarak ortaya çıktığını kaydetti.
Türk müteahhitler olarak Avrasya, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde çalışmakta ve Sahra Altı Afrika bölgesindeki faaliyetleri artırmakta olduklarına dikkati çeken Eren, “Bunun yanı sıra Uzak Doğu ve Latin Amerika ülkeleri gibi yeni pazarları da yakından izliyoruz. Bu doğrultuda önümüzdeki dönemde yurt dışında her yıl üstleneceğimiz yeni proje tutarı hedefimizi, kısa vadede 20 milyar dolar, orta vadede ise 50 milyar dolar olarak korumaktayız.” ifadelerini kullandı.
]]>Bir ülkedeki ekonomik faaliyetlerde en az 6 ay süreyle gerileme yaşanması ve reel GSYH’nin düşmesi anlamına gelen resesyon, ekonomik aktivitede duraklama, milli gelirin düşmesi ve işsizliğin artması gibi birçok olumsuz etkiye yol açıyor.
Ekonomilerde resesyona girilmesi için üst üste iki çeyrek GSYH’de düşüş yaşanması gerekirken, resesyon belirtileri olarak sanayi üretiminde, perakende satışlarda, yatırımlarda azalma ile işsizlik oranında artış sıralanıyor.
Ülkelerin sıkı para ve maliye politikaları, dış talepte azalma, emtia fiyatlarında artış ekonomik belirsizlikler ile ciddi doğal afetler resesyona neden olabiliyor. Resesyon ortamı gelirleri düşürüyor, yoksulluk ve eşitsizliği artırıyor, firmaların kapanması ve ekonomik büyümenin yavaşlaması ile sonuçlanıyor.
Son dönemde gelişmiş pek çok ülkeden gelen resesyon veya duraklama yönündeki veriler ise küresel ekonomide resesyon kaygılarını doğuruyor.
Özellikle merkez bankalarının enflasyonla mücadele için uyguladığı tedbirler ve faiz artırımlarında geri adım atılmaması halinde resesyona sürüklenecek ülkelerin de artması bekleniyor.
İNGİLTERE’DE BREXIT SANCILARI SÜRÜYOR
İngiliz Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) verilerine göre, geçen yıl ekim-aralık döneminde yüzde 0,3 ile beklentinin üzerinde küçülen ülke ekonomisi, son iki çeyrek daralarak teknik resesyona girdi.
İngiltere’de özellikle hizmet, üretim ve inşaat sektörlerinde düşüş dikkati çekti. İngiliz ekonomisi 2023’ün üçüncü çeyreğinde de yüzde 0,1 daralmıştı.
Ülkede yüksek enflasyon, İngiltere Merkez Bankasının faiz oranlarını sabit tutmasıyla sonuçlanırken, bu durum ekonomik büyümeyi engelledi.
Kovid-19 salgınından bu yana diğer gelişmiş ekonomilere kıyasla enflasyonla daha başarısız bir mücadele sergileyen İngiltere’de enflasyon oranı Ekim 2022’de yüzde 11’e kadar yükselirken, geçen ay itibarıyla yüzde 4’e kadar geriledi.
İngiltere Merkez Bankasının enflasyon hedefi ise yüzde 2 seviyesinde bulunuyor. Ülkede merkez bankası, son olarak 1 Şubat’ta politika faizini beklentiler doğrultusunda 15 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5,25’te sabit bırakmıştı.
Yükselen fiyatlar İngilizlerin alım gücüne de zarar veriiyor. Uluslararası analistler ülkenin Avrupa Birliği’nden (AB) ayrılma kararının yarattığı ekonomik sorunların sürdüğüne işaret ediyor.
İngiltere Maliye Bakanı Jeremy Hunt da Aralık 2023’te yaptığı açıklamada, ülkesinin AB’den ayrılmasının yaklaşık 5 yıllık bir istikrarsızlık sürecine neden olduğunu söylemişti. Öte yandan, İngiltere ekonomisi geçen yıl yüzde 0,1 büyüyerek 2008 küresel mali krizden bu yana en zayıf performansını gösterdi.
JAPONYA’DA ZAYIF YEN İHRACATI ETKİLİYOR
Japonya, geçen yılın son çeyreğinde zayıf iç talep nedeniyle resesyona girdi. Ülkede GSYH, son çeyrekte yıllık bazda yüzde 0,4 geriledi.
Japonya’nın GSYH’si 2023’ün üçüncü çeyreğinde de yüzde 3,3’lük düşüş göstermişti. Böylece Japon ekonomisi teknik olarak resesyona girmiş oldu.
Japonya’da iç tüketimin zayıf kalması ülkeyi resesyona sürükleyen ana etken olurken, tüketici harcamaları da dahil olmak üzere tüm önemli talep kategorileri negatifti.
Japonya’nın temel enerji ihtiyacının yüzde 90’ından fazlasını ve gıda ürünlerinin yüzde 60’ını ithal ettiği göz önüne alındığında zayıf yen yaşam maliyetinin artmasına önemli ölçüde katkıda bulundu.
Yen para biriminin son iki yılda dolar karşısında yaşadığı sert düşüşler ekonomik gerilemede önemli rol oynadı.
Zayıf yen ihracat karlarını düşürürken, yenin özellikle 2022 ve 2023’te ABD doları karşısında neredeyse beşte bir oranında değer kaybetmesi dikkati çekti.
Resesyona giren Japonya, dünyanın en büyük üçüncü ekonomisi unvanını ise Almanya’ya devretti.
Son verilerle Japonya Merkez Bankasının (BOJ) 10 yıldır uyguladığı gevşek para politikasından çıkışına dair şüpheler de arttı. GSYH verileri aynı zamanda ülkenin merkez bankasının faiz artırma kararını daha da geciktirebileceği olarak yorumlandı.
ALMANYA’DA RESESYON TEHLİKESİ ARTTI
Özellikle enerji alanında Rusya ile kopan ilişkiler nedeniyle sanayisi zor günler geçiren Almanya’da ise ekonomi geçen yılın son çeyreğinde yüzde 0,3 küçüldü.
Ekonominin bu yılın ilk çeyreğinde de küçülmesi halinde teknik resesyona girecek Almanya’da ekonominin yıllık performansı da endişeleri artırıyor.
Ülke ekonomisi 2023’te bir önceki yıla göre yüzde 0,3 küçülürken, Almanya Maliye Bakanı Christian Lindner, 5 Şubat’ta yaptığı açıklamada, ekonomide yaşanan küçülmenin ülkesini daha fakir hale getirdiğini söyledi.
“Büyüme olmadığı için fakirleşiyoruz. Geride kalıyoruz.” ifadesini kullanan Lindner, Almanya’nın artık rekabetçi de olmadığını belirtti.
Ülke çapında çiftçi protestoları da devam ederken, Alman Sanayi ve Ticaret Odaları Birliği (DIHK) tahminlerine göre, 2024 de ekonomik açıdan zor bir yıl olacak.
DIHK’in 27 binden fazla şirketle yaptığı ankete göre, katılımcıların yüzde 35’i, bu yıl iş dünyasındaki durumun daha da kötüleşmesini bekliyor.
Hükümet 2024 için yüzde 0,2 ekonomik büyüme beklerken, DIHK’a göre Alman ekonomisi bu yıl da yüzde 0,5 küçülecek.
EURO BÖLGESİ DURGUNLUKTA
Euro Bölgesi ekonomisi, geçen yılın son çeyreğinde önceki çeyreğe kıyasla büyümedi.
20 üyeli Euro Bölgesi’nde mevsimsellikten arındırılmış GSYH, geçen yılın üçüncü çeyreğinde önceki çeyreğe kıyasla yüzde 0,1 küçülmüştü.
Resesyona girmekten kıl payı kurtulan Euro Bölgesi durgunluktan çıkamadı. Ekonomideki zayıf performans özellikle iç talep ve yatırımlardaki sert düşüşten kaynaklandı.
Euro Bölgesi ekonomisi, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başlamasıyla yaşanan enerji fiyatlarındaki büyük artışın ardından yeniden ivme kazanmakta zorlandı.
Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan ve ucuz enerjiye bağımlı Almanya, ekonomik sınamayı en sert hisseden ülkelerden oldu.
Avrupa Merkez Bankasınınyükselen enflasyonu dizginlemek için yaptığı sert faiz artışları, tüketiciler ve işletmelerin harcamaları üzerinde daha fazla baskı yarattı.
Euro Bölgesi’nin üretim ve hizmet sektörlerindeki faaliyet yavaşlarken mal ve hizmetlere olan talep geriledi.
AB Komisyonu, satın alma gücünün zayıflaması ve yüksek faiz oranlarının kredileri azaltmasıyla Euro Bölgesi’nde bu yılki ekonomik büyüme beklentisini yüzde 1,2’den yüzde 0,8’e indirdi.
Yapılan aşağı yönlü revizyon, hane halkı satın alma gücündeki zayıflama, güçlü parasal sıkılaştırma, mali desteğin kısmen geri çekilmesi ve düşen dış talep nedeniyle büyümenin düşük kalmasına bağlandı.
Özellikle enflasyonla mücadele için yüksek faiz oranlarının devamı, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın şiddetlenmesi, Orta Doğu’da İsrail Filistin arasındaki çatışmaların bölgeye yayılması, Kızıldeniz’de yaşanan saldırıların devamı ile Çin ekonomisindeki yavaşlama küresel ekonomideki belirsizlikleri daha da artırıyor.
Böylece, geçen yıl boyunca küresel ekonomide oldukça yüksek seyreden resesyon kaygısının bu yıl da devam etmesi, büyüme oranının düşük seviyelerde kalması bekleniyor.
]]>Ankara’da gerçekleşen görüşmenin ardından iki isim kameralar karşısına geçti. Szijjarto, ülkesinin temmuz ayında başlayacak Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığında, birlik ve Türkiye arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının modernizasyonu konusunda adımlar atacağını söyledi.
Szijjarto, ayrıca vize işlemlerinin kolaylaştırılması konusunda da ilerleme kaydetmek istediklerini söyledi.
“TÜRKİYE OLMADAN BAŞ EDEMEYİZ”
Macaristan ve Avrupa güvenliği açısından Türkiye’nin anahtar role sahip bir ülke olduğunu belirten Szijjarto, “Bugün Avrupa, Avrupa Birliği (AB) önünde yığılan zorlukları Türkiye ile işbirliği olmadan bu zorluklarla mücadelede baş edemeyiz” diye konuştu.
Szijjarto, bunun enerji güvenliği ve ekonomi güvenliği konuları için de geçerli olduğunu kaydederek, AB’nin Türkiye’ye, Türkiye ile işbirliğine ihtiyacı olduğunu vurguladı.
“Yasa dışı göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmasını engelleyemezsek, Avrupa’yı kaybedeceğiz, biz bunu istemiyoruz” ifadesini kullanan Szijjarto, bunun için sürekli olarak yasa dışı göç baskısına karşı Türkiye’yi desteklediğini aktardı.
Szijjarto, enerji güvenliği hakkında, “Bizim için doğal gaz tedariki Türkiye’siz mümkün değildir, Türkiye en önemli ülke bu konuda, en güvenli, en güvenilir ve en öngörülebilir transit ortağımızdır, Macar doğal gazının tedarikinin sağlanmasında” ifadelerini kullandı.
Bakan Szijjarto, Macaristan’ın enerji güvenliğine katkıda bulunduğu için Türkiye’ye teşekkür etti.
ORBAN TÜRKİYE’YE GELİYOR
Mevkidaşı Szijjarto ve Macaristan Başbakanı Victor Orban’ı 1-3 Mart’ta Antalya Diplomasi Forumu’nda misafir edeceklerini belirten Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, kendisinin de bakanlık görevinin başında ilk ziyaret ettiği ülkelerden birinin Macaristan olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl Macaristan’ı 2 kez ziyaret ettiğini hatırlatan Fidan, Erdoğan’ın aralık ayındaki ziyareti kapsamında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin altıncı toplantısını gerçekleştirdiklerini, iki ülkenin işbirliğinin seviyesini Geliştirilmiş Stratejik Ortaklık seviyesine çıkardıklarını ve işbirliğini çeşitli alanlarda güçlendiren, çeşitlendiren ve güncelleyen 17 ayrı anlaşmayı da imzaladıklarını anlattı.
“2024 Türkiye-Macaristan Kültür Yılı”nın açılış törenini gerçekleştirdiklerini ifade eden Fidan, 2025 yılını Bilim ve İnovasyon Yılı ilan ettiklerini dile getirdi.
“MACARİSTAN’IN DEĞERLİ DESTEĞİNE GÜVENİYORUZ”
Fidan, Ekonomi ve Ticaret Ortak Komitesi Mekanizması’nın iki ülke arasında 6 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefine ulaşılmasına önemli katkı sağlayacak çalışmalar başlattığını vurguladı.
İki ülkenin, NATO müttefiki olarak savunma sanayi alanındaki yakın işbirliğini de somut projelerle geliştirdiğine işaret eden Fidan, Macaristan’ın temmuz itibariyle AB dönem başkanlığını üstleneceğini hatırlattı.
Fidan, şöyle devam etti:
“AB’nin stratejik düşünerek artık Türkiye’ye yaklaşımında kimlik siyasetini sona erdirmesi gerekmekte. Aynı zamanda Türkiye-AB ilişkileri bazı ülkelerin siyasi hesaplarına da kurban edilmemelidir. AB’nin ülkemizin üyeliğine yönelik tavrında daha rasyonel düşünmesini ve bölgesel refaha ve istikrara katkı sağlayacak bir tutum benimsemesini bekliyoruz. AB üyeliğinin önündeki engellerin aşılmasında, AB ile ilişkilerimizin geliştirilmesinde Macaristan’ın değerli katkı ve desteğinin devamına güveniyoruz.”
Fidan, Macaristan’ın AB dönem başkanlığındaki Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi gibi konularda ilerleme sağlamasını temenni ettiklerini dile getirdi.
Mevkidaşıyla bölgede yaşanan gelişmeleri de değerlendirdiklerini anlatan Fidan, Ukrayna’daki savaşın bir an önce uluslararası hukuk temelinde adil bir barış yoluyla sonlanması arzusunu dile getirdiklerini ve Türkiye’nin de Macaristan’ın da barış müzakerelerine şans verilmesi gerektiğine inandığını kaydetti.
]]>Vatandaşlar, desteklerini ilettikleri İmamoğlu ile anı fotoğrafları çektirdi. Bir kadın vatandaşın, “Başkanım, deli oluyorum size. Allah seni başımızdan eksik etmesin” sözleri etmesi, İmamoğlu’nu ve etraftakileri gülümsetti. İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “Sağ olun. Harikasınız” oldu. İmamoğlu, “Kocaeli’de doktorum. İkametgahımı almıyorum size oy vermek için. Araba falan hiç mesele değil. İki defa daha olsa geleceğim oy vermeye” diyen vatandaşa ise, “Sağ olun hocam. Onur duydum” karşılığını verdi.

SEVGİLİLER GÜNÜ MESAJINI İSTİKLAL CADDESİ’NDEN VERDİ
İmamoğlu, “14 Şubat Sevgililer Günü” mesajını da sevgililerin uğrak mekanı İstiklal Caddesi’nden cep telefonu üzerinden yapılan canlı yayınla verdi:
*Beyoğlu bugün Sevgililer Günü’nün ışıltısını taşıyor. Çok güzel hanımefendiler, çok yakışıklı beyefendiler, güzel buluşmalarla sevgililer gününü yaşayacaklar. Bütün İstanbul’un birbirini sevmesini, tabii ki Beyoğlu’nun da birbirini sevmesini istiyoruz.
*Aynı şekilde bütün Türkiye’nin birbirini seven, birbirine saygı duyan bir toplum olmasını istiyoruz. Seçimler, şunlar, bunlar gelir geçer. Milletçe birbirimizi sevelim. Sevgi dolu insanlarımız var. Aranıza ne olur nifak sokmayın.
*Aranıza yalan sokmayın. Aranıza ön yargıları sokmayın. Aranıza empatiyi koyun. Birbirinizi düşünmeye gayret edin. Bugün İliç’te canımız yandı. İliç için üzülelim. Ama milletçe birbirimizi sevelim.
*Acıları beraber paylaşarak azaltalım, birlikte paylaşarak büyütelim. Güzel bir gelecek hem İstanbul’u hem Beyoğlu’nu hem bütün Türkiye’yi bekliyor. Kocaman, sevgi dolu selamlar İstanbul’daki bütün hemşehrilerimize.

“BU ÜLKENİN SİZE İHTİYACI VAR”
İmamoğlu, İstiklal Caddesi’ni gezen turistlerin de ilgi odağı oldu. Yurt dışında yaşadığını belirten bir vatandaş da imamoğlu’na, “Ben bu şehirde yaşamıyorum. Bu şehri bilmiyorum ama bu ülkenin size ihtiyacı olduğunu biliyorum. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Neden biliyor musunuz? Ben, 10 yıl önce bu şehirde, bu ülkede yaşıyordum. Dün bu ülkeye tekrar yeniden geldim. Ülke bitmiş. Bunu siyaset olsun diye söylemiyorum. Gerçekten de size ihtiyaç var. Kendinize iyi bakmanızı istiyorum” sözleriyle seslendi.

İKİNCİ ADRES: OKMEYDANI
İstiklal Caddesi’nden Okmeydanı’na geçen İmamoğlu ve Güney’in ikinci adresi, Kaptanpaşa Mahallesi Fatih Sultan Minberi Caddesi oldu. Mahalle halkı tarafından sevgi gösterileriyle karşılanan İmamoğlu ve Güney, yoğun ilgi altında zorlukla da olsa esnaf ziyaretlerini gerçekleştirdi. Bir tostçu dükkanına giren İmamoğlu, esnaf ve müşterilerle sohbet etti. Ziyarete, bir müşterinin İmamoğlu’na söylediği şu sözler damga vurdu:
“EŞİME YÜZÜĞÜ BÜYÜKŞEHİR’DEN ALDIĞIM PARAYLA ALDIM”
*Seçimi kazandığınızdan beri, zamanında topal ördek dediler size. ‘Seçilse bile topal ördek olacak’ dediler. Seçildiniz; bu kez, ‘Bir iş yapmıyor’ dediler. Fakat yaptınız. Ben evlendim, evlilik yardımı aldım.
*Fakat Beyoğlu Belediyesi’ne nikah ücreti ödedim, Büyükşehir Belediyesi yardım verdi. Ben, eşime yüzüğü Büyükşehir’den aldığım parayla aldım. Yani bunları ben gördüm. Allah razı olsun sizden. Şehidimiz de vardı bizim Pençe-Kilit’te. Baktım Sayın Kılıçdaroğlu’nun gönderdiği çelenkleri parçaladılar. Basına baktım, ‘Çelenkleri parçaladılar…’ Biz yapmadık. Şehidin babası da rahatsız oldu bu durumdan. Yapanları buldum ben. ‘Niye yaptınız, ayıp. Bizim herkese kapımız açık.
*Biz CHP’li değiliz, AK Parti’li de değiliz. Fakat niye çelenkleri parçaladınız’ dediğimde, ‘Ya onlar işte şunla, bunla bir…’ ‘Ya geçin onları’ dedim, Bu ülkede CHP’lide şehit var, AK Parti’lide şehit var. Biz aynı vatanın evladıyız. Ülkeyi böyle kutuplaştırdılar. Bu dönemde de ben, Büyüşehir’de size oy vereceğim. Aileme de eşime de söyledim.

“İNŞALLAH BİZİM GİBİ İSTANBUL YİNE KAZANACAK”
İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “İnşallah mahcup olmayız. Ailene sevgilerini ilet. Allah mutlu etsin” oldu.
Bir grup genç de bir anda karşılarında gördükleri İmamoğlu’na, “Kütüphaneler için çok teşekkür ederiz. Üniversite sınavına sizin hazırladığınız kütüphanelerde çalıştık, kazandık. Vize ve finaller yine hep orada çalışıyoruz. İnşallah bizim gibi İstanbul yine kazanacak. Çok mutluyuz. Arkanızdayız. Allah yolunuzu açık etsin” sözleriyle teşekkürlerini sundu. İmamoğlu da gençlere, “Ne hoş. Teşekkürler” karşılığını verdi. İmamoğlu’yla fotoğraf çeken bir başka genç de “İlk resim, ilk oy Başkanım. Doğru mu” diyerek, vereceği oyun rengini belli etti. İmamoğlu’nun gence yanıtı, “Ne mutlu bana” oldu. Yol üstündeki AK Parti seçim bürosunu ziyaret etmeyi de ihmal etmeyen İmamoğlu, ellerini sıktığı görevlilere, “Sağlıklı, sıhhatli bir mücadele olsun inşallah. Gürültüsüz, sevgiyle, saygıyla, herkesin becerisiyle kendini anlattığı bir seçim olsun” temennisinde bulundu.
]]>İsrail’in Filistin saldırıları sürerken bu saldırıların ülke ekonomisine maliyeti de artıyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları yayımladıkları raporlarda, Filistin’e karşı işgal başlatan İsrail’in ekonomisinin makroekonomik riskler karşı karşıya olduğuna dikkati çekti.
İLK NOT İNDİRİMİ MOODY’S’TEN
Fitch Ratings, geçen yıl ekim ayında Filistin çatışmasından kaynaklanan jeopolitik riskler nedeniyle İsrail’in “A+” olan kredi notunu negatif izlemeye aldı. Aynı dönemde İsrail’in “A1” olan kredi notunu olası bir düşüş için incelemeye alan Moody’s de geçen hafta ülkenin notunu “A2″ye indirdi. Moody’s ülkenin kredi notu görünümünü negatifte tutması da çatışmaların devam etmesi durumunda daha fazla not indiriminin mümkün olabileceğine işaret etti.
Kredi derecelendirme kuruluşundan yapılan açıklamada, not indiriminin temel nedeni olarak devam eden askeri çatışma ve bunun daha geniş sonuçları gösterilirken bu durumun İsrail’in yürütme ve yasama kurumlarıyla mali gücünü zayıflatma riskini artırdığı kaydedildi.
Moody’s ayrıca, İsrail’in borç yükünün, Filistin’e karşı acımasız savaş başlamadan önce tahmin edilenden daha yüksek olacağını bildirdi. Kuruluşun değerlendirmesinde ülkenin kamu borcunun GSYH’ye oranının 2025’te yüzde 67’ye ulaşmasının beklendiği belirtildi.
Not indirimi sonrasında İsrail hala “yatırım yapılabilir ülkeler” kategorisinde yer alsa da saldırıların finansmanı için uygun kaynak bulunması zorlaştı.
BÜTÇE AÇIĞINDA ARTIŞ BEKLENTİSİ
Gazze’ye yönelik saldırıları nedeniyle yapılan kamu harcamalarındaki artış, 2022’de Gayrisafi Yurt İçi Hasılasının (GSYH) yüzde 0,6’sı kadar bütçe fazlası veren İsrail’in geçen yıl açık vermesine neden oldu.
Ekim ayından bu yana gelirlerinde keskin düşüş yaşayan ülkede, geçen yıl genelinde bütçe açığı GSYH’nin yüzde 4,2’si olarak hesaplandı. Saldırılardan önce ülkenin eylülde bütçe açığı GSYH’nin yüzde 1,5’ine karşılık gelmişti.
İsrail’in nihai onay bekleyen 2024 bütçesinde de GSYH’nin yüzde 6,6’sı kadar mali açık tahmin edildi. Gazze’ye saldırıların uzaması ve çatışmalarının artması halinde bu açığın daha da yükselebileceği öngörüldü.
İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, hükümete mali disipline bağlı kalması ve planlanan harcamaları zorunlu olmayan alanlarda kesinti yaparak dengelemesi ve bazı vergileri artırması yönünde çağrıda bulunmuştu.
TAHVİL İHRAÇLARININ ARTMASI BEKLENİYOR
İsrail, Gazze’deki operasyonlarını durdurması ve Filistin’de soykırımın son bulması için dünya genelindeki baskı ve protestolara rağmen geri adım atmadı.
Geçen yıl 7 Ekim’den bu yana özel olarak müzakere edilen anlaşmalar yoluyla milyarlarca dolar borç alan İsrail, çatışmanın getirdiği riskler dolayısıyla tahvil ihraçlarında yüksek borçlanma maliyetleriyle karşı karşıya kalmıştı.
Analistler, yüksek maliyetlere rağmen saldırılarının finansmanı için borçlanma kanallarını kullanmaya devam eden İsrail’in rekor seviyelere yakın bütçe açığı vermesinin tahmin edildiğini bildirdi.
İsrail’in pandeminin etkilerini hafifletmek amacıyla salgın döneminde aldığı yüksek borçları hatırlatan analistler, ülkenin 2024 yılında da pandemi seviyelerine yakın düzeyde borçlanmasının beklendiğini, İsrail’in tahvil ihracının geçen yıla kıyasla yüzde 30 artacağını aktardı.
Analistler, Gazze’ye saldırıların birkaç ay daha sürmesi halinde ülke içindeki yatırımcılardan finansman sağlanmasının baskı altına girebileceğini, bunun da yabancılardan daha yüksek faizlerle borç alınmasına neden olabileceğini ifade etti.
ŞİRKETLERİN SATIŞLARI OLUMSUZ ETKİLEDİ
Öte yandan, Filistin’e yönelik devam eden saldırıları İsrail ekonomisinin yanı sıra ülkeye destek niteliğinde açıklamalar yapan ve yardım gönderen uluslararası firmaları da olumsuz etkiliyor.
Bu firmalar dünya genelinde boykot ve protestoların hedefinde yer alırken, başta Amerikalı markalar olmak üzere şirketlerin satışlarının etkilendiği ve bu durumun bilançolara yansıdığı görülüyor.
Analistler, söz konusu boykotların spesifik etkisini “doğrulamak ya da ölçmek çok zor olsa da” yatırımcıların bu şirketlerin hisselerine yatırım yaparken temkinli kaldığını belirtiyor.
İsrail’in Gazze’de başlattığı saldırılar sonrası küresel fast food zinciri McDonald’s’ın İsrail’deki işletmesinin İsrail Savunma Kuvvetleri personeline bedava yemek sağlayacağını duyurması, özellikle Müslüman nüfusun yoğunlukta olduğu bazı ülkelerdeki şubeleri tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
McDonald’s’ın Suudi Arabistan, Umman, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Türkiye’deki şubeleri ise kendilerini İsrail şubesinden ayırmaya ve Gazze’ye yönelik desteklerini gösteren açıklamalar yayımlamıştı.
Orta Doğu’daki çatışmaların satışları etkilemesiyle McDonald’s’ın geliri, 2023’ün son çeyreğinde piyasa beklentilerinin altında kaldı.
BİLANÇOLARDA BOYKOT ETKİSİ
ABD’li kahve zinciri Starbucks’ın da işçi sendikasının X sosyal medya platformunda, “Filistin ile Dayanışma!” paylaşımında bulunmasının ardından sendikayı dava etme kararı tartışmalara neden olmuştu.
Starbucks’a tepki olarak boykota başlayan bazı kullanıcılar, sosyal medya hesaplarında şirketin ürünlerine alternatif ev yapımı tarifler vermeye başladı.
“Siyasi bir gündemi olmadığını” belirten Starbucks, karlarını “herhangi bir yerdeki hükümet ya da askeri operasyonları finanse etmek için kullandığı” yönündeki iddiaları reddetti.
Buna karşın şirket, geçen yılın son üç ayına dair bilançosunda, kısmen Orta Doğu’daki mağazalardaki satışların olumsuz etkilenmesi nedeniyle yıllık satış tahminini düşürdü. Starbucks’ın gelirleri yüzde 8 artmasına rağmen, piyasa beklentilerinin altında kaldı.
Starbucks Üst Yöneticisi (CEO) Laxman Narasimhan, bilançonun açıklanmasının ardından düzenlediği yatırımcı telekonferansında, Orta Doğu’daki çatışma nedeniyle şirketin bölgedeki mağazalarındaki trafik ve satışlarında önemli bir etki gördüklerini aktardı.
ABD’li pizza zinciri Domino’s da İsrailli askerlere ücretsiz yemek dağıttığına ilişkin görüntülerin, sosyal medyada yayılmasının ardından boykot edilen şirketler arasına girdi.
Malezya’daki tüketicilerin tepkisi şirketin satışlarındaki düşüşte etkili olurken, Domino’s Pizza Enterprises Genel Müdürü Donald Jeffrey Meij, 6 Şubat’ta düzenlenen analist telekonferansında, “Asya’daki Amerikan markalarının ve daha çok Malezya’da, şu anda Orta Doğu’da yaşananlardan etkilendiği herkesçe biliniyor.” ifadesini kullandı.
KFC, Pizza Hut ve Taco Bell restoranlarının sahibi Yum! Brands’in geliri, geçen yılın son çeyreğinde Orta Doğu’daki çatışmaların da etkisiyle piyasa beklentilerinin altında kaldı, KFC ve Pizza Hut’ın Orta Doğu’daki satışlarında düşüş görüldü.
Birleşik Krallık merkezli tüketim malları şirketi Unilever’in Endonezya’daki satışları da “Orta Doğu’daki jeopolitik duruma tepki olarak” çok uluslu şirketlerin markalarının boykot edilmesi nedeniyle dördüncü çeyrekte düştü.
]]>Konuşmasında bölüşüm krizine, grev yasaklarına, sosyal haklara, ve vergi adaletine vurgu yapan Çerkezoğlu, “Çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alıyorlar ve bunu “vergiyi tabana yaymak” olarak pazarlıyorlar” dedi.
Çerkezoğlu’nun konuşmasından öne çıkan noktalar şöyle:
* Evet tarihimizin en olağanüstü bölüşüm krizlerinden birini yaşıyoruz. 2016’da Gayrisafi Katma Değer içinde emeğin payı yüzde 36,3 iken 2022’de yüzde 26,3 oldu. Sermayenin payı ise yüzde 47,5’tan yüzde 53,7’e yükseldi.
‘BÖLÜŞÜM KRİZİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ’
* Üstelik bu gerileme hızlı bir işçileşme sürecinde, yani ücretliler sayısal olarak artarken gerçekleşti. 2002’de ücretliler toplam istihdamın yarısını oluştururken GSYH içinde işgücü ödemelerinin payı yüzde 28 idi. 2022’de ücretli ve maaşlıların oranı yüzde 70,5’i aştı. İşçilerin sayısı olağanüstü biçimde artarken, işgücü ödemelerinin GSYH içindeki payı artmadı, sabit de kalmadı. Evet ücretlilerin oranı yüzde 50’den yüzde 70’in üstüne çıkarken işgücü ödemelerinin payı geriledi.
* Kısacası devasa bir işçileşme dalgasına, şiddetli bir ücretlerin baskılanması politikası eşlik etti. Emeğin kitleselleşirken değersizleştirildiği bu süreçte ülke tarihinin en büyük bölüşüm krizi ile karşı karşıyayız.
* Sadece ücret baskılanması ile değil, “lojman, kreş, sosyal tesis, servis, ikramiye vb.” sosyal hakların, kazanılmış hakların “kıdem tazminatına göz koyan” herşeyi piyasanın konusu haline getirip ücretimizin ciddi bir bölümüne bunlar üzerinden el koyan bir sermaye düzeni ile karşı karşıyayız. Kapitalizmin doğası bu!
‘İŞÇİLER SENDİKAL KORUMADAN YOKSUN’
* Bugün Türkiye işçi sınıfının yüzde 90’dan fazlası sendikal korumadan yoksun durumda. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun (ITUC) Küresel İşçi Hakları Endeksi’nde ülkemiz yıllardır dünyada işçilerin haklarının en kötü olduğu 10 ülke arasına giriyor. Türkiye, sendikalaşma açısından OECD ülkeleri arasında son sıralardaki yerini koruyor.
* Sermayenin coşkulu alkışları arasında Anayasal grev hakkını yasaklamakla övünen bir zihniyet tarafından yönetilen ülkemizde, toplantılardan yürüyüşlere, imza toplamaktan mahkemede hakkını savunmaya kadar her türlü demokratik hak arayışının keyfi biçimde kısıtlanıyor ve engelleniyor.
VERGİ ADALETİ VURGUSU
* Gelirimiz açlık sınırının altında ama hükümetin vergi politikalarına bakınca bu ülkenin zengini sanki biziz. Bu ülkede vergi yükü bizlerin sırtında. Büyük sermaye sahiplerinin, büyük şirketlerin, holdinglerin vergi diye bir gider kalemi neredeyse kalmıyor.,
* Bir gecede vergiler sıfırlanıyor, bir sabah yeni vergi imtiyazları geliyor. Açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan biz işçiler, emekçiler için ise vergi en önemli gider kalemlerinden biri! Elleri cebimizden hiç çıkmıyor. Vergi gelirlerinin en büyük kısmı yüzde 75’le dolaylı vergilerden oluşuyor ve en zenginlerle en yoksullar çarşıda, pazarda, markette eşit şekilde bu vergileri ödüyoruz.
* Bu da yetmiyor. Çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alıyorlar ve bunu “vergiyi tabana yaymak” olarak pazarlıyorlar. Vergi dilimlerini bile isteye artırmıyorlar ve böylece biz işçileri yıl içerisinde zenginleşmişiz gibi üst vergi dilimine sokuyorlar. Bu yüzden “vergide adalet” dedik, iki yıldır işyerlerinden meydanlara vergide adalet için haykırdık.
* Vergide adalet için kanun teklifi hazırladık, tüm siyasi partilere verdik. O da yetmedi, İstanbul’dan Ankara’ya günlerce yürüdük. Ve buradan ant olsun ki yine yürüyeceğiz ve sırtımızdan bu asalak sermaye sınıfını, onun iktidarını indireceğiz…
‘ÇALIŞMA YAŞAMI CEHENNEME DÖNÜŞTÜ’
* Türkiye’de çalışma yaşamı işçiler için bir cehenneme dönüştü… Bunun içindir ki sendikalı olunca işten atılırız ve ülkeyi yönetenler en hafif tabiriyle seyirci kalır. Hatta direnirsek üzerimize kolluk güçlerinin gönderir. Bunun içindir ki TL’sını değersizleştirip bizim emeğimizi uluslararası sermaye için ucuz hale getirdiler.
* Bunun içindir ki göçmen mülteci işçiler kayıtdışı biçimde, insanlık dışı koşullarda, asgari ücretin bile çok altında çalıştırılır ve buna herkes göz yumar. Bunun içindir ki işçi sağlığı ve iş güvenliği onlar için sadece bir maliyet kalemidir; bilim ve teknoloji ilerlerken bile iş cinayetleri durmaz. Yaptıkları her şey ama her şey, atıkları tüm adımlar ucuz emek içindir.
EMEKLİLERİN DURUMU
* İşte emeklilerin hali… Yoksulluk sınırına yaklaşamayan hatta açlık sınırının bile altında bir ücrete mahkum edilen emeklilere ne denmek isteniyor. “Artık emeğiniz değersiz; ölün” mü deniyor. Bu ülke için yıllarca alınteri dökmüş insanlara yapılan saygısızlık bu düzenin özeti aslında.
* Emekli olup hayatta kalma mücadelesi verenlerin yanında, bir de emekli bile olamayanlar var, emeklilikte adalet isteyenler var
]]>100 yıl önceki o refahta, İngiltere’ye yaptıkları kırmızı et ihracatının büyük payı vardı.
Bugün ise, içinde bulundukları ekonomik kriz nedeniyle Dünya Bankası’nın kişi başı gayrı safi yurtiçi hasıla listesinde 70.’liğe gerilemiş durumdalar.
BBC’nin haberine göre artık ülkedeki pek çok kişi, çayırlarda otlamaya devam eden ineklerin etini satın alamıyor.

20’lerinin başında, başkent Buenos Aires’in izbe bir mahallesinde yaşayan Oriana ve Samir çifti de onlardan biri.
Oriana “Çok zor durumdayız. Sürekli ay sonunu nasıl getireceğiz diye düşünüyoruz” diyor ve ekliyor: “Biftek ülkesiyiz ama paramız yalnızca tavuk almaya yetiyor.”
Hatta tavuk da artık bir lüks haline gelmiş. Geçen yıl enflasyon yüzde 211 ile 30 yılın zirvesine çıkmıştı. Yalnızca Aralık’taki aylık enflasyon yüzde 25 oldu.
Genç çift kızları Ciara, Samir’in ebeveynleri ve erkek kardeşiyle küçük bir evi paylaşıyor. Faturaları ödeyebilmek için büyük bir çaba harcamaları gerekiyor. Gıda fiyatlarının yanı sıra kira, elektrik ve ulaşım maliyetleri de her ay artıyor.

Her şeyin fiyatı artarken kuryelik yapan Samir’in geliri ekonomik kriz nedeniyle azalmış. Sokaklardaki insanların artan çaresizliği de onu endişelendiriyor. “Elinizden cep telefonunuzu almak için sizi öldürebilirler” diyor. Resmi verilere göre nüfusun yüzde 40’ından fazlası yoksulluk sınırı altında.
Pek çokları, gerçek oranın daha yüksek olduğunu düşünüyor. Oriana da, Samir de Arjantin’in yeni lideri Javier Milei’ye oy verdi.
Radikal sağcı Milei geçen yıl oyların yüzde 55’ini alarak iktidara geldi. Samir “O halkın sorunlarını anlıyor. Arjantin’in enflasyonla mücadele için ihtiyacı olan kişi o” diyor. Fakat herkes bu kadar emin değil.

12 adet tatlıcı ve bakkal zinciri olan Claudio Paez bir zamanlar başarılı bir iş insanıydı.
Fakat halkın alım gücünün düşmesi sonucu dükkanlarını kapatmak zorunda kalmış. Bugün yalnızca iki dükkanı açık ve işlerin daha da kötüleşmesini bekliyor: “Ekonomik sorunlar üç ay daha devam ederse giderlerim gelirlerimden daha fazla olacak.”

Maddi sorunlar karşısında halk yeni çözümler üretmeye çalışıyor. Claudio’nun dükkanlarından birinin yanına park eden bir minivan 1 ABD dolarına 12 yumurta satıyor. İlgi yüksek, aracın önünde kuyruk oluşmuş. Fakat polisin gelip bu kayıt dışı satışı cezalandırmasından korkan satıcı, fazla kalamadan hareket ediyor.
Buenos Aires sokakları hâlâ 19. yüzyıldaki hızlı ekonomik büyüme döneminde yapılmış gösterişli binalarla dolu. Fakat önlerinde kayıt dışı sokak satıcıları ve korsan taksiler bekliyor. Salta Ulusal Üniversitesi’nin resmi verileri kullanarak yaptığı bir analiz, işgücünün yarısının gayrı resmi bir şekilde çalıştığını gösteriyor. Seçimden hemen önce eski hükümetin çıkardığı bir yasa sonucu ülkede gelir vergisi ödeyen kişi sayısı epey azaldı.
Bu, kasasında para kalmamış ve gelire ihtiyacı olan bir ülke için kötü haber. Arjantin kazandığından daha fazlasını harcıyor. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) borcu 44 milyar dolar civarında. Aynı zamanda IMF’ye en fazla borcu olan ülke konumunda.

Milei net bir oy farkıyla iktidara gelmiş olsa da partisinin Kongre’de çoğunluğu yok. Hatta bir çoğunluktan epey uzaklar. Özgürlük Gelişimi adlı partisi 2021’deki yasama seçiminde sandalyelerin yalnızca yüzde 15’ini kazanabilmişti. Buna ek olarak ülkedeki güçlü muhalefet, sendikalarda etkili. Sendikalar geçen hafta bir genel grev yaptı ve ülkede on binlerce insanın katıldığı büyük gösteriler düzenledi.
Danışmanlık şirketi Cafeidas Group’tan Juan Cruz Diaz, Milei’nin önerdiği değişikliklerin ülkeye zarar verebileceğini söylüyor: “Milei’ye oy verenlerin çoğu bir değişim istiyordu. Fakat bu, ekonomi ve devlet yapısına dair liberter yaklaşımını destekledikleri anlamına gelmiyor.”
Kongre önümüzdeki hafta Milei’nin önerilerini oylayacak. Kabul edilip edilmeyeceklerini kestirmek zor. Dahası kabul edilseler bile enflasyonun düşeceğinin bir garantisi yok. Ve seçmenler için en önemli konu da enflasyonun düşmesi.
Diaz, yeni devlet başkanının ekonomideki durumu değiştirip insanlara nefes aldırması için “birkaç ayı olduğunu” söylüyor.
]]>“GÖZ DAMLALARINDA DA SORUN YAŞANACAK”
Türk Eczacıları Birliği (TEB), yabancı bir ilaç firmasının Türkiye’de satışa sunduğu bazı ilaçların satışını sonlandırdığını duyurması üzerine yazılı açıklama yaptı. Firmanın aldığı bu karar ile epilepsi, alzheimer, migren hastalarının kullandığı ilaçlar ile göz damlalarını içeren bazı ilaçların satışının durdurulduğunu ve bu ilaçların bazılarının eşdeğerlerinin de olmaması nedeniyle hastaların mağduriyet yaşayacağı ifade edildi.
TEB açıklamasında, bu sorunların önüne geçilebilmesi için yerli ilaç sanayisinin desteklenmesi ve bu ilaçların bir an önce üretilerek hizmete sunulması gerektiğine dikkat çekildi. Birliğin açıklamasında şöyle denildi:
– Ülkemizde faaliyet gösteren yabancı bir ilaç firması, dağıtım kanallarına gönderdiği bir yazıyla Türkiye pazarındaki satışa sunduğu bazı ilaçların satışını sonlandırdığını duyurmuş, firmanın İletişim ve Hasta İlişkileri Direktörlüğü tarafından da bir basın kuruluşuna ‘Mevcut ekonomik koşullara ve kur farklarına bağlı olarak ürünlerimizin bazı formlarının pazara sunumunu durdurmak zorunda kaldık’ açıklaması yapılmıştır. Söz konusu firma geçtiğimiz cumartesi günü yaptığı açıklamada şirketlerinin Türkiye’den çekildiği yönündeki haberlerin asılsız olduğunu ifade etmiştir. Açıklamada kamuoyunda haberlere esas olan bazı ilaçların satışının durdurulmasıyla ilgili farklı bir gelişmeden bahsedilmemiştir.
“FİRMA ÇEKİLMİYOR AMA İLAÇLAR BULUNAMAYACAK”
– Konunun özü, firmanın Türkiye pazarından kısmen ya da tamamen çekilip çekilmemesi değildir. Konunun esası, epilepsi, Alzheimer, migren hastalarının kullandığı ilaçlar ile göz damlalarını içeren bazı ilaçların satışının durdurulması ve bu ilaçların bazılarının eşdeğerlerinin de olmaması nedeniyle hastalarımızın yaşadığı mağduriyettir. Firma tarafından yapılan açıklamada bu konuya açıklık getirilmemiştir.
– Bölge Eczacı Odalarımızın ve eczacılarımızın, ilaca erişimde sıkıntılar yaşanan bu dönemde hastalarımızı ve kamuoyunu ilaç eczacılık faaliyetleri hakkında şeffaf bir şekilde bilgilendirmesi mesleki zorunluluğudur. Firma yaptığı açıklamada ayrıca uzun süredir bu ülke insanına hizmet verdiğini dile getirmiştir. Verdikleri hizmetler nedeniyle kendilerine teşekkür etmekle birlikte, vatandaşlarımızın da ülkemizin de bu hizmetleri karşılıksız bırakmadığını, bedeli ne ise ödediğini belirtmemiz gerekir.
“YERLİ İLAÇ SANAYİ DESTEKLENMELİ”
– Hastalarımızın yaşayacağı bu tür mağduriyetlerin önüne geçilebilmesi için yerli ilaç sanayimizin tüm imkanlar kullanılarak desteklenmesi ve bu ilaçların ülkemizde bir an önce üretilerek ülke insanımızın hizmetine sunulması gerekmektedir. Türk Eczacıları Birliği olarak bu konuda gereken sorumluluğu alacağımızı belirtiyor, ilgili tedbirlerin acilen alınması konusunda yetkili kurumlara çağrıda bulunuyoruz.
]]>Haberlerde siyaset bilimcilerin görüşlerinden kehanetlere kadar pek çok farklı alandan öngörülere yer verilirken İngiltere’nin en çok satan gazetelerinden biri olan Daily Mail de yeni bir dünya savaşında dünya üzerindeki en güvenli noktaları belirledi.
3. Dünya Savaşı çıkarsa en güvenli yerler şu şekilde sıralandı:
ANTARKTİKA
Güvenli yerler listesi bir ülke ile değil, büyük bir kıta ile başlıyor.

Güzel manzaraları ve buzlu arazisiyle ünlü olsa da dünyanın en güney noktası olması nedeniyle olası bir Üçüncü Dünya Savaşı durumunda da savaşın pek de sıçrayabileceği bir nokta değil.
ARJANTİN
Arjantin, geçmişinde Falkland Adaları’nın egemenliği konusunda Birleşik Krallık ile çatışmalar yaşamış olsa Güney Amerika ülkesinin nükleer bir savaştan sonra kıtlıktan kurtulması en muhtemel yerlerden biri.

Araştırmalar, nükleer bombalar nedeniyle Güneş’in görünemez bir hale geleceğini ve bunun da kıtlığa ve mahsulün bozulmasına neden olabileceğini ortaya koyarken;Arjantin, buğday gibi dayanıklı mahsullerin bolluğu sayesinde çok daha güvenli bir bölge olarak düşünülüyor.
BHUTAN KRALLIĞI
21 Eylül 1971’de Birleşmiş Milletler’e katıldıktan sonra Butan, herhangi bir çatışma konusunda tarafsız olduğunu ilan etti.

Bu duruşla da ülkelerin ve bölgelerin göreli barışçıl konumunu ölçen Küresel Barış Endeksi’nde sıklıkla üst sıralarda yer alıyor.
Dağlık arazi yapısıyla Butan’ın 3. Dünya Savaşı’nın çıkması durumunda özellikle güvenli olacağı tahmin ediliyor.
ŞİLİ
Listede yer alan bir diğer ülke de toplamda 4 bin mil (6.435 km) boyunca uzanan, yani Moskova ile Madrid arasındaki mesafeyi kapsayan dünyanın en uzun kıyı şeridine sahip ülkesi Şili.

Komşusu Arjantin gibi Şili de çeşitli mahsuller ve doğal kaynaklara sahip şanslı ülkelerden.
Güney Amerika’nın en gelişmiş yerlerinden biri olmasıyla kendinizi izole edilmiş hissetseniz de altyapı seviyesi ve modern teknolojiye erişim, Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkması durumunda burasının ideal bir yer olabileceği anlamına geliyor.
FİJİ
Savaş başlarken uzak bir ülkede olmak isteyen herkes için Fiji en ideal yer. Pasifik Okyanusu’nun güneybatısında yer alan ada ülkesi, en yakın ülkesi olan Avustralya’dan yaklaşık 4.700 mil uzaklıkta.

Ordusu sadece 6 bin kişiden oluşurken Küresel Barış Endeksi’nde de üst sıralarda yer alır.
Topraklarının büyük bir kısmı ormanlardan oluşurken bol miktarda mineral ve balık kaynağıyla dikkat çeker.
GRÖNLAND
Danimarka’ya bağlı olan Grönland, dünyanın en büyük adası.

Uzak, dağlık ve siyasi açıdan tarafsız olması onu acil durumlarda ideal bir sığınma noktası haline getiriyor.
İZLANDA
İzlanda, sürekli olarak Küresel Barış Endeksi’nde üst sıralarda yer alarak, dünyanın en barışçıl ülkelerinden biri olarak ün kazandı.

İzlanda’nın özellikle uzak olmasının yanı sıra, tatlı su rezervleri, deniz kaynakları ve yenilenebilir enerji kaynaklarının varlığı sayesinde kaynaklar açısından diğer ülkelere bağımlı olma endişesi de pek bulunmuyor.
ENDONEZYA
Listedeki diğer ülkeler gibi Endonezya da dünya genelindeki siyasi konulardaki tarafsız duruşu nedeniyle dikkat çekiyor.

1948’de ülkenin ilk cumhurbaşkanı Achmed Sukarno, dış politikada benimsediği anlayışla ülkenin, uluslararası ilişkilerde bağımsız hareket etmesini ve dünya barışından yana olduklarını göstermelerini sağladı.
YENİ ZELANDA
Yeni Zelanda, Küresel Barış Endeksi’nde ikinci sırada yer alıyor ve çatışmalara karşı partizan olmayan duruşuyla uzun süredir hayranlık uyandırıyor.

Saldırıya uğraması durumunda ülkenin dağlık arazisi vatandaşlarına mükemmel bir koruma sağlıyor.
İSVİÇRE
Dünya çapındaki tüm ülkeler arasında İsviçre, siyasi tarafsızlığıyla en dikkat çeken ülke.

Ülke, 200 yıla yakın bir süredir uluslararası siyaseti ilgilendiren konulardaki sağlam konumuyla, dağlık arazisiyle ve çok sayıda nükleer sığınağıyla iyi korunuyor.
TUVALU
Eskiden Ellice Adaları olarak bilinen Tuvalu, Pasifik Okyanusu’nda yer alır.

Sadece 11 bin kişilik son derece düşük bir nüfusa sahip olan Tuvalu’da doğal kaynaklar da düşük olduğundan olası bir 3. Dünya Savaşı durumunda hedef olmaktan oldukça uzak.
]]>Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) Başkanı Achim Steiner, enflasyonist baskılar ve faizdeki artış nedeniyle gelişmekte olan birçok ülkenin büyük borç kriziyle karşı karşıya olduğunu belirtti.
İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) katılan Steiner, küresel kalkınmaya ilişkin açıklamalarda bulunudu.
Steiner, daha iyi bir dünya vizyonundan vazgeçilmesi halinde çok karanlık bir dönemle karşı karşıya kalınacağını düşündüğünü söyledi.
‘ŞAŞIRMAMALIYIZ’
Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın karşılanmadığını ifade edenlerin haklı olduğunu aktaran Steiner, geçen yıl 1945’ten bu yana görülmediği kadar çok savaş olduğunu, daha fazla insanın yerinden edildiğini, daha fazla mülteciyle ekonomik ve mali krizin olduğunu anlattı.
Achim Steiner, “Dolayısıyla ilerlemenin planlandığı gibi gerçekleşmemesine belki de şaşırmamalıyız. Çok büyük aksaklıklar yaşandı” dedi.
Steiner, birçok ülkede belirli Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları konusunda ise ilerleme kaydedildiğini dile getirerek, örneğin dijitalleşme alanında 10 yıl öncesine kıyasla olağanüstü ilerlemeler görüldüğünü, dünya nüfusunun sadece yüzde 30’unun internet ve geniş banda erişimi varken bugün yüzde 80 ila 90’ından bahsedildiğini kaydetti.
İlerleme örnekleri kadar gerileme örnekleri de olduğuna işaret eden Steiner, “2024’ün başında bulunduğumuz nokta, buhranlı, sıkıntılı, bu krizden çıkış konusunda birbirine güveni olmayan bir dünya. O halde Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan vazgeçmeyelim çünkü onlar aslında bize ileriye giden yolu gösteriyor.” diye konuştu.
GELİŞMEKTE OLAN 52 ÜLKE TEMERRÜDE DÜŞEBİLİR
Steiner, finansman durumundaki sıkıntıya değinerek, birçok gelişmekte olan ülkenin büyük bir borç kriziyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Enflasyonist baskılar ve faiz oranlarındaki artışın, gelişmekte olan ülkelerin, özellikle de en az gelişmiş ülkelerin, borçları için ödemek zorunda kaldıkları tutarda önemli artışa yol açtığına dikkati çeken Steiner, “Aslında, borçlarının faiz ödemeleri için eğitim veya sağlık sektörlerine yatırım yapabileceklerinden daha fazlasını ödeyen iki düzineden fazla ülke var. Dolayısıyla bu çok önemli bir kalkınma gerilemesidir.” değerlendirmesinde bulundu.
Steiner, uluslararası toplumun borç sorununu proaktif bir şekilde çözemediğini belirterek, “UNDP olarak, 52 gelişmekte olan ülkenin borç sıkıntısıyla karşı karşıya ve temerrüde düşme olasılığı olduğunu tahmin ediyoruz. Bu durum sadece finansal piyasalar için değil aynı zamanda en yoksul kesimin yüzde 40’ının yaşadığı bu ülkelerde de yansımaları olacağı için de çok önemli.” ifadelerini kullandı.
‘YENİ RİSKLER YARATIYOR’ UYARISI
Birleşmiş Milletler gibi kurumlar için bile gelişmekte olan ülkelerin desteğe ihtiyaç duyduğu bir kriz anında geleneksel kalkınma finansmanlarının çoğunun geri çekildiğinin görüldüğünü aktaran Steiner, “Ülkelerin kalkınma kuruluşlarının bütçelerini kıstıklarını görüyoruz, bu büyük bir stratejik hata ve önümüzdeki yıllar için yeni riskler yarattığını düşünüyorum.” diye konuştu.
Steiner, Davos’taki konuşmalara göre “tünelin sonunda ışık görülmeye başlandığını”, enflasyonun düştüğünü ve faizin düşeceğini anlatarak, belki bu yıl ya da yıl sonunda yeniden ortaya çıkacak bir tür toparlanma beklentisi olduğunu kaydetti.
En az gelişmiş ülkelerin çoğunun ulusal borçlarının temerrüde düşmesini önlemek için çalıştıklarını bildiren Steiner, bunun yatırım yapılamaması anlamına geldiğinin altını çizdi.
Steiner, “Muazzam miktarda ulusal kaynak kamu bütçelerinden uluslararası borçların ödenmesine yönlendiriliyor. Ekonomik toparlanmaya yönelik yetersiz bir yatırım var. Yani en az gelişmiş ülkeler için karşı karşıya oldukları durum çok daha ciddi ve çok daha uzun süreli bir kriz.” değerlendirmesini yaptı.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN MALİYETİ ARTIYOR
İklim değişikliğine ilişkin endişelerini de paylaşan Steiner, iklim değişikliğine müdahalede çok yavaş davranıldığına işaret ederek, eylemsizliğin maliyetinin artık ekonomileri, işletmeleri ve vatandaşları etkilemeye başladığını söyledi.
Steiner, geçen yıl dünya enerji piyasalarında yenilenebilir enerji altyapısına petrol, gaz, kömür ve nükleerden daha fazla yatırım yapıldığının görüldüğüne dikkati çekerek, “Bir enerji devrimi yaşanıyor ve tempoyu hızlandırmamız gerekiyor. Ayrıca özellikle gelişmekte olan ülkelerin finansman ve teknolojiye erişimine yardımcı olmalıyız ki onlar da bu geçişi daha hızlı yapabilsinler. Zamanımız azalıyor, giderek daha yüksek bir bedel ödüyoruz” şeklinde konuştu.
Steiner, Davos’ta dijital dönüşüm ve yapay zekanın ekonomileri nasıl değiştireceği hakkında da birçok tartışmaya tanık olduklarını ifade ederek, riskler kadar çok büyük fırsatların da olduğunu, birbirinden uzaklaşan, birbirini sadece düşman ya da rakip gören bir dünyanın 21’inci yüzyıla yakışmadığını sözlerine ekledi.
BİR HAFTADA 35 TERÖRİST ETKİSİZ
Aktürk “Son bir haftada 7 taciz ve saldırı gerçekleştirilmiş, anında ve misliyle verilen karşılıkla 35 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Böylece 1 Ocak 2023’ten itibaren gerçekleştirilen taciz ve saldırı sayısı 533’e, etkisiz hale getirilen terörist sayısı ise 1564’e ulaşmıştır” dedi.
Milli Savunma Bakanlığı kaynakları, basın bilgilendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Türkiye, Romanya ve Bulgaristan arasındaki Üçlü Girişim’e yeni üyelerin de katılacağı ve Montrö’nün tehlikeye düşebileceğine dair iddialara cevap veren kaynaklar, İstanbul’da imzalanan mutabakat ile ilgili şu bilgileri paylaştı:
MAYIN ANLAŞMASININ DETAYLARI
– Karadeniz Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu (MCM Blacksea) Türkiye’nin öncülüğünde Romanya ve Bulgaristan Deniz Kuvvetleri’nin katılımıyla kıyıdaş ülkelerin kurduğu bir mayın temizleme grubudur. Bu organizasyon Karadeniz sahildar ülkelerinin organizasyonudur. İmzalanan mutabakata göre, organizasyon yapısı içerisinde üç ülkenin deniz kuvvetleri komutanlarından oluşan bir komite yılda iki defa toplanacaktır. Bu komite görev grubunun faaliyetleri ve uygun şartlar oluştuğunda, savaşın bitmesini müteakip katılacak ülkelerin belirlenmesi ve kabul edilmesi konularında oy birliğiyle karar alacaktır.
Kıyıdaş olmayan müttefiklerin bu organizasyona katkı beklentilerinin değerli olduğunu ancak oluşturulan bu inisiyatifin sadece üç kıyıdaş müttefik ülke gemilerine açık olacağını belirten kaynaklar, şöyle devam etti:
İNGİLTERE’YE MONTRÖ HATIRLATMASI
– Karadeniz’e kıyıdaş diğer ülkelerin mutabık kalınan ve belli alanlardaki katkıları zaman içinde ve şartlar oluştuğunda yine üç ülkenin oybirliğiyle gerçekleşebilir. Montrö kurallarının uygulatılması titizlikle sağlanmaktadır. Karadeniz’de istikrarın teminatı Montrö Sözleşmesi’dir. İngiltere’nin Ukrayna’ya sattığı mayın avlama gemileri, savaş bitmeden Karadeniz’e giremez.
– İngiltere’ye bu durum daha önce bildirildi ve kendilerinin de bu konuda şu an için bir talebi yoktur. MCM Blacksea kapsamında her ülkeden birer mayın avlama gemisi ve bir komuta kontrol gemisi olmak üzere toplam 4 gemi Karadeniz’de görev yapacaktır.
TUZLA SORUŞTURMASI
Bakanlık kaynakları, Tuzla Piyade Okulu’nda yaşanan olayla ilgili Yüksek Disiplin Kurulu’nun toplanıp toplanmadığına ilişkin soru üzerine şunları söyledi:
– Önceliği müesses disiplini muhafaza etmek olan Türk Silahlı Kuvvetlerimizde temel değerlerini sarsacak, disipline aykırı ve askeri hiyerarşiyi bozan, bozabilecek hiçbir kişi, olay ve duruma müsamaha gösterilmeyeceğinden en ufak bir şüphe duyulmamalıdır.
– Türk Silahlı Kuvvetlerimiz her olayda olduğu gibi bu olayda da hukuk çerçevesinde hareket etmektedir. Yüksek Disiplin Kurulu ocak ayı ikinci yarısında toplanacak olup, inceleme ve araştırmanın tamamlanmasını müteakip en doğru ve objektif karar verilecek ve Sayın Bakanımızın da ifade ettiği gibi kamuoyuyla paylaşılacaktır.

MSB bu kareyi “Güneşin doğuşunu ilk biz görürüz” ifadesiyle paylaştı.
İDLİB’DE İHA’YA ENGELLEME
Bakanlık kaynakları, Türk savaş uçaklarının birkaç gün önce İdlib üzerinde uçuş gerçekleştirdiğine dair haberlere ilişkin olarak şunları söyledi:
-7 Ocak 2024’te İdlib’deki üs bölgelerimizi tehdit edebilecek ve milliyeti belirlenemeyen insansız hava aracı tespit edilmiştir. Hava Kuvvetlerimize ait uçaklar tarafından derhal önleme ve engelleme yapılmıştır. Suriye sınırındaki faaliyetler Rusya Federasyonu ile yakın koordinasyon içerisinde yürütülmektedir.
AKILLI TELEFON KARARI
Operasyon bölgelerinde akıllı telefon kullanımına ilişkin ne tür tedbirler alındığına ilişkin soru üzerine MSB kaynakları şu bilgileri paylaştı:
-Harekat alanında görevli personelin cep telefonu kullanımıyla ilgili emir yayınlanmıştır. Bu emir doğrultusunda operasyon ve harekat bölgelerinde akıllı ve kameralı telefon kullanımı kesinlikle yasaklanmıştır. Hudut, harekat ve operasyon bölgelerinde görev alacak personele bölgeye gitmeden önce haberleşme ihtiyaçları ve sosyal medya kullanımı ile kullanılacak cihaz, sistem ve uygulamaların yaratacağı olumsuz etkiler konusunda farkındalık eğitimleri verilmeye başlanmıştır. İlgili mevzuat ve emirler hilafında hareket ederek konusu suç teşkil eden paylaşım yaptığı tespit edilen personel hakkında ağır yaptırımlar uygulanacaktır.
]]>Önceki gün ülkenin en büyük suç örgütlerinden birinin lideri olan “Fito” lakaplı Adolfo Macias Villamar’ın cezaevinden firar etmesinden sonra ülke şiddet olaylarının pençesine düştü.
Fito’nun firar etmesinden sonra OHAL (olağanüstü hal) kararı alınırken Ekvador Devlet Başkanı Daniel Noboa, “Silahlı İç Çatışma Hali” ilan ettiklerini belirterek, “Çetelerin etkisiz hale getirilmesi için silahlı kuvvetlere talimat verdim” ifadesini kullandı.
(Fito lakaplı suç örgütü liderinin kaçışı ülkeyi adeta iç savaşa sürükledi.)
Sosyal medya hesabı X’teki paylaşımında, ülkede “Silahlı İç Çatışma Hali” ilan ettiklerini vurgulayan Noboa, “Çetelerin etkisiz hale getirilmesi için silahlı kuvvetlere talimat verdim. Terör örgütlerinin ülkenin huzurunu bozmasına müsaade etmeyeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.
22 SUÇ ÖRGÜTÜNÜN ADINI VERDİ
Organize suç örgütlerinin isimlerini sırasıyla yazan Devlet Başkanı Noboa, bu örgütlerin etkisiz hale getirilmesi için silahlı kuvvetlere tam yetki verdi. Noboa, 22 suç örgütünün adını paylaştı.
“TC Television” kanalının Guayaquil kentindeki stüdyosunun, canlı yayın sırasında silahlı kişilerce basılmasının ardından Noboa başkanlığında güvenlik toplantısı düzenlendi.
Toplantıdan sonra basın mensuplarına açıklamada bulunan Ekvador Silahlı Kuvvetler Ortak Komutanlığı Başkanı Jaime Vela, terör örgütlerinin artık “meşru hedefleri” olduğunu ve bu gruplarla “kesinlikle” pazarlık yapılmayacağını duyurdu.
Suç örgütlerine “ciddi” darbe vurduklarını dile getiren Vela, “Ulus tarihinde kanlı ve benzeri görülmemiş saldırılar gerçekleştirdiler. Onların vahşi kötülükleri cezasız kalmayacak ve girişimleri boşa çıkartılacak” dedi.
“GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”
Devlet Başkanı Noboa’nın 111 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kendilerine “açık” bir misyon biçtiğini söyleyen Vela, “Bu andan itibaren her terörist askeri bir hedeftir. Geri adım atmayacağız ve müzakere etmeyeceğiz. Topraklarımızda gerçekleştirmek istedikleri istikrarsızlaştırma ve kaos eylemlerine güçlü bir karşılık vereceğiz” diye konuştu.
Vela, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatının “müşterek” mücadelesiyle ülke genelinde güvenliği yeniden sağlayacakları sözünü halka verdi.
SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI UYGULANIYOR
Çete elebaşının hapishaneden kaçmasının ardından Devlet Başkanı Noboa’nın imzaladığı kararnameyle olağanüstü hal (OHAL) ilan edilmişti.
Devlet Başkanlığı İletişim Genel Sekreteri Roberto Izuriete, dün yaptığı açıklamada, “Fito” lakaplı çete elebaşı Adolfo Macias Salazar ile birkaç mahkumun Guayas kentindeki hapishaneden kaçması üzerine 3 bin güvenlik gücüyle operasyon başlatıldığını bildirmiş, bu kişilerin de son derece tehlikeli olduğunu söylemişti.
Izuriete, Devlet Başkanı Noboa’nın bu olay nedeniyle OHAL kararnamesini imzaladığını, bu süreçte gece 23.00 ile 05.00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacağını duyurmuştu.
ÇOK SAYIDA POLİS KAÇIRILDI
Yerel basına göre, 60 gün uygulanacak OHAL kararının ardından suç örgütleri çok sayıda polisi kaçırdı ve araçları ateşe verdi.
Ekvador Emniyet Biriminin X’ten yaptığı paylaşımda, “Faillerin yakalanması için özel birlikler görevlendirildi. Bu olayların hiçbiri cezasız kalmayacak” ifadeleri kullanılmıştı.
Öte yandan sosyal medyada paylaşılan videolarda, çete üyelerince kaçırıldıktan sonra başlarına silah dayanan polisler, Devlet Başkanı Noboa’dan yardım isterken görülmüştü.
Ekvador, uzun süredir güvenlik kriziyle boğuşuyor. Noboa, 7 Ocak’ta Instagram’daki açıklamasında, hapishanelerde şiddet olaylarının yeniden tırmanışa geçtiğini ifade etmiş ve OHAL ilan edileceğini bildirmişti.
3 POLİS KURTARILDI
Ekvador’da, çete mensupları tarafından kaçırılan 3 polisin operasyonla Machala kentinde kurtarıldığı bildirildi.
Güney Amerika ülkesinde bir çete elebaşının hapishaneden kaçmasının ardından şiddet olayları tırmanışa geçti.
“TC Television” isimli televizyon kanalının Guayaquil kentindeki stüdyosu, canlı yayın sırasında silahlı kişilerce basıldı.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, yüzlerini maskeyle kapatan kişilerin, stüdyoda bulunanları rehin aldığı, spikerin cebine patlayıcı madde koyduğu görüldü.
Görüntülerde ayrıca gruptan bazılarının, ellerindeki el bombası dahil çeşitli patlayıcıları kameraya göstermesi yer aldı.
Ekvador polisinden yapılan açıklamada, çete üyelerince kaçırılan 3 polisin Machale kentinde düzenlenen operasyonla kurtarıldığı, diğer polisler ile gardiyanların da bırakılması için operasyonların sürdüğü bildirildi.
Ülke basınında yer alan haberlerde, hapishanelerdeki çete üyelerinin 130’u aşkın gardiyanı rehin tuttuğu ve bazılarını öldürdüğü iddia ediliyor.
Guayaquil’in bazı noktalarında güvenlik güçleriyle silahlı kişiler arasındaki çatışmaların sürdüğü bilgisi paylaşıldı.
8 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ
Canlı yayın baskınından hemen sonra şehrin çeşitli noktalarında saldırılar düzenleyen silahlı gruplar, 8 sivili öldürdü, 2 kişiyi yaraladı.
Öte yandan “TC Television”ı basanların 13 kişi olduğu ve tamamının yakalandığı duyuruldu.
Kentin Belediye Başkanı Aquiles Alvarez, yaptığı açıklamada, silahlı saldırganların araçlara rastgele ateş ederek 5 kişiyi öldürdüğünü ve bir yedek parça deposuna da baskın düzenleyerek 3 kişiyi katlettiğini söyledi.
Sosyal medyaya düşen yeni bir görüntüde ise polis aracının bombalı saldırıyla havaya uçurulduğu görülüyor.
FİTO 7 OCAK’TA KAÇTI
“Los Choneros” çetesinin elebaşı Jose Adolfo Macias Villamar’ın 7 Ocak’ta Guayaquil kentinde bulunan hapishaneden kaçtığı bildirilmişti.
Macias, 2011’de aralarında cinayet ve uyuşturucu kaçakçılığının da bulunduğu çeşitli suçlardan 34 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.
]]>Son yıllarda ekonomisi günden güne kötüleşen ve para birimi yabancı para birimleri karşısında büyük değer kaybeden Türkiye, demokrasiden hukuka, basın özgürlüğünden, sosyal hayata kadar bir dizi başlıkta geriye doğru gidiyor:
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
Dünya Adalet Projesi (WJP), 2023 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ni yayımladı. Türkiye ise 0,41 değerlendirme puanıyla bir basamak düşerek 117. sırada yer aldı.
Türkiye geçen yıl 140 ülkenin yer aldığı değerlendirmede 0,42 puanla 116 sırada bulunuyordu. Türkiye 2021 yılında 139 ülke arasında 0,42 puanla 117, 2020 yılında ise 128 ülke arasında 0,43 değerlendirme puanıyla 107. sırada yer almıştı.
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ
Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, geçen yıla göre 16 sıra gerileyerek 180 ülke içerisinde 165’inci sırada yer aldı.
Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin ilk kez yayımlandığı 2002 yılında Türkiye 100. sıradaydı. Türkiye, 2005 yılında 98. sıraya yükselmişti. RSF’ye göre Türkiye, “sorunlu” kategoriden “vahim” kategorisine geçti.
RSF’e göre “Türkiye’de zemin kazanan otoriterlik, medyada çoğulculuğuna meydan okuyor ve muhalif görüşleri baltalamak için tüm araçlar kullanılıyor.” Raporda, buna alternatif olarak insanların son beş yılda ülkedeki ekonomik ve siyasi gelişmeler hakkında bilgi almak için eleştirel veya bağımsız medya kuruluşlara yöneldiği belirtiliyor.
DEMOKRASİ
İngiltere merkezli araştırma ve analiz şirketi Economist Intelligence Unit (EIU) tarafından yapılan değerlendirmede Türkiye, Demokrasi Endeksi’nde 2022 yılında 167 ülke arasında 103’üncü sırada yer aldı. Raporda “Türkiye’nin demokratik değerleri aşınmaya devam ediyor” başlığı atılırken, ülke “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde son on yılda puanında ciddi bir düşüş yaşadı.” deniliyor. Türkiye’de “demokrasinin ciddi şekilde sınırlandığı” belirtilen raporda “Seçimler genellikle özgür ve adil değil, medya sansüre tabi, hukukun üstünlüğü zayıf ve yolsuzluk yaygın.” şeklinde değerlendirme yapılıyor.
‘Otoriter rejim’ kategorisinin 6 basamak üzerinde yer alan Türkiye’nin ortalama puanı 2012’deki 5,76 seviyesinden 2022’de 1,41 puan düşerek 4,35’e geriledi.
YOLSUZLUK
Uluslararası Şeffaflık Örgütü, 1995’ten bu yana her yıl açıkladığı Yolsuzluk Algı Endeski’nin 2022 yılı sonuçlarına göre, Türkiye yolsuzluk algısında beş sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında kendisine 101. sırada yer bulabildi.
Ülkeleri “çok yolsuz”dan (0 puan) “çok temiz”e (100 puan) kadar bir ölçekte sıralayan Yolsuzluk Algı Endeski’nde 100 üzerinden 36 puan alabilen Türkiye, bir yılda 2 puan kaybederek son 10 yılın en düşük puanını aldı.
Türkiye, böylelikle son iki sene içinde Endeks’te toplam 15 sıra gerilemiş oldu. Rapora göre, Türkiye’nin puanı 2013’ten sonra düşüşe geçti. Türkiye’nin 2013’te 50 olan puanı 2014’te 45, 2015’te 42, 2016’da 41, 2017’de 40’a gerildi. Puan, 2021’de 38 ve 2022’de 36 oldu.
AKADEMİK ÖZGÜRLÜK
İsveç’teki Göteborg Üniversitesi Demokrasinin Çeşitleri Enstitüsü (V-Dem) ile Almanya’daki Friedrich Alexander Üniversitesi Erlangen-Nürnberg Akademik Özgürlük Endeksi (AFI) dünyada akademik özgürlüğü ölçüyor. Akademik Özgürlük Endeksi 2023 raporuna göre Türkiye 179 ülke arasında 166. sıraya bulunuyor. Türkiye; uluslararası kuruluşlar tarafından ağır insan hakları ihlalleri ve özgürlük kısıtlamaları suçlamasına maruz kalan Kuzey Kore, Belarus ve Türkmenistan ile aynı grupta bulunuyor. Türkiye’nin Akademik Özgürlükler Endeks puanının 2012-2022 arasında 0,43’ten 0,08’e düşmesi son 10 yılda özgürlük seviyesinin hızlı şekilde gerilediğine işaret ediyor.
SEFALET
John Hopkins Üniversitesi’nden Uygulamalı Ekonomi Profesörü Steve Hanke tarafından hazırlanan “Yıllık Sefalet Endeksi’nde” Türkiye, 157 ülkenin yer aldığı listede sefaletin en yüksek olduğu 10. ülke olarak sıralandı. Türkiye’nin sefalet endeksi 101.601 olarak hesaplandı. Türkiye’de sefalet endeksine en çok etki eden faktörün yüksek enflasyon olduğu belirtildi.
]]>Güney Afrika’nın başkenti Johannesburg’da Ağustos 2023’te düzenlenen BRICS Zirvesi’nde alınan kararla, Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Arjantin’den oluşan 6 ülkenin birliğe katılması onaylanmıştı. Ancak Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei, 30 Aralık’ta Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS grubu mekanizmasından çıktıklarını bildirdi.
Rusya ise BRICS’in 2024 yılı dönem başkanlığını devralırken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, konuya ilişkin 1 Ocak’ta yaptığı açıklamada, birliğin artık 10 uluslu bir yapı haline geldiğini ve Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin yeni üyeler olarak katıldığını söyledi.
Putin, bu yıl da birliğe katılmak isteyen yeni ülkeleri değerlendireceklerine işaret ederek, “BRICS’in çok boyutlu gündemine şu veya bu şekilde katılmak isteyen yaklaşık 30 ülkenin ne derece hazır olduğunu değerlendireceğiz” ifadesini kullandı.
BRICS’İN KÜRESEL EKONOMİDEKİ PAYI ARTIYOR
Başlangıçta Güney Afrika’yı içermeyen “BRIC” kısaltması, 2001’de İngiliz ekonomist Jim O’Neill tarafından Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in büyüme potansiyelini vurgulayan bir makalede kullanılarak literatüre girmişti.
Birliğin kuruluşu ise Rusya’nın girişimleriyle, ABD ve Batılı ülkelerin küresel hakimiyetini dengeleyecek gayri resmi bir platform olarak 2009’a dayanıyor. Güney Afrika’nın da bir yıl sonra davet edilmesiyle birlik bugünkü BRICS adını aldı.
Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, bu yıl katılan beş yeni ülkeyle birlikte BRICS’in ekonomik büyüklüğü 29,5 trilyon doları geçerken, küresel ekonomideki payı da yüzde 28’e çıktı.
Çin, 18,5 trilyon dolarlık ekonomisiyle birliğin bu alanda açık ara lideri konumunda. Hindistan 4,1 trilyon dolar, Brezilya 2,2 trilyon dolar, Rusya 1,9 trilyon dolar, Suudi Arabistan ise 1,1 trilyon dolar büyüklükteki ekonomileriyle Çin’i takip ediyor.
Üye diğer ülkelerden BAE 536 milyar dolar, Güney Afrika 401 milyar dolar, İran 386 milyar dolar, Mısır 257 milyar dolar ve Etiyopya 192 milyar dolar ekonomik büyüklüğe sahip. Genişleyen yeni BRICS’in toplam nüfusu ise yaklaşık 3,5 milyara çıkarken bu da dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 44’üne tekabül ediyor.
ENERJİDEKİ ROLÜ ARABİSTAN, BAE VE İRAN’LA ARTACAK
Halihazırda dünyanın en büyük petrol üreticisi ve ihracatçılarından Rusya’yı bünyesinde bulunduran BRICS’in küresel petrol piyasasındaki konumu, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) kilit üyeleri Suudi Arabistan, BAE ve İran’la birlikte güçlenecek.
OPEC verilerine göre, genişleyen birliğin petrol üretimi günlük 45 milyon varile, bir başka deyişle, dünya ham petrol üretiminin yaklaşık yüzde 45’ine çıktı. Doğal gaz rezervlerinde ise BRICS’te artık Rusya’nın yanı sıra dünyanın en çok rezerve sahip yedi ülkesi arasında yer alan İran, Suudi Arabistan ve BAE de bulunacak.
Rusya ile OPEC grubu arasında son yıllarda artan işbirliğinin BRICS ekseninde derinleşmesi beklenirken, “petro-dolar” sisteminde de bazı değişimler yaşanabilir.
Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinin Çin ile petrol ve gaz ticaretinin Şangay Borsası’nda ve Çin yuanı üzerinden yapılması, ABD dolarının küresel enerji piyasasındaki hakimiyetini azaltacak ek bir hamle olarak yorumlanıyor.
Dünyanın en büyük petrol ihracatçılarını içeren BRICS, aynı zamanda en büyük ithalatçılarından Çin ve Hindistan’ı da içeriyor ve bu iki ülke, G7 ülkelerinin Rus petrolüne uyguladığı tavan fiyat yaptırımına da katılmıyor.
DOLARSIZLAŞMADA HIZLANMA BEKLENİYOR
Bu adımların BRICS nezdinde artma ihtimali bulunurken, Rusya’nın da Çin ve Hindistan’la enerji ticaretinde ruble, yuan ve rupinin payı Batılı ülkelerin yaptırımları nedeniyle önemli oranda arttı. Doların rezerv para statüsü, ABD’ye ucuz finansman ve mali yaptırım şeklinde avantaj sağlarken, BRICS’in “dolarsızlaşma” adımları söz konusu avantajları sekteye uğratabilir.
BRICS, IMF ve Dünya Bankası’na alternatif yaratmak ve üye ülkelerdeki dolarsızlaşma sürecini desteklemek için 2015’te Yeni Kalkınma Bankası’nı (NDB) kurdu.
Brezilya’nın eski devlet başkanı, NDB Başkanı Dilma Rousseff, geçen yıl yaptığı açıklamada, banka tarafından verilen kredilerin yaklaşık yüzde 30’unun yerel para birimlerinde yapıldığını ve küresel finans sisteminin yerini artık “çok kutuplu bir sistemin alacağı” değerlendirmesinde bulunmuştu.
BRICS ülkelerindeki merkez bankalarının altın rezervleri de özellikle “dolara alternatif para birimi” tartışmaları ekseninde gündeme gelen bir başka unsur olarak ön plana çıkıyor.
Birlik nezdinde ortak yeni bir rezerv para birimi kurulmasına yönelik tartışmalar sürerken, Putin, BRICS’in bu konuda çalışmalar yürüttüğünü ancak bunun kolay bir süreç olmadığını, zaman alacağını söylemişti.
Putin, yeni bir rezerv para birimi yerine devletler arasındaki ödemeleri sağlamak için bir sistem kurmanın daha önemli olduğu değerlendirmesini de yapmıştı.
Dünya Altın Konseyi (WGC) verilerine göre Rusya 2 bin 332 tonla BRICS’te en çok altın rezervine sahip ülke konumunda. Onu 2 bin 10 tonla Çin, 797 tonla Hindistan takip ediyor.
Suudi Arabistan 323 ton, Brezilya 129 ton, Mısır 125 ton, Güney Afrika 125 ton ve Birleşik Arap Emirlikleri 75 ton altın rezervine sahipken, resmi olarak bildirimde bulunmayan İran’ın 325 ton, Etiyopya’nın ise 100 ton altın rezervine sahip olduğu tahmin ediliyor.
]]>Rusya, Şubat 2022’de başlayan Ukrayna savaşının ardından modern tarihin en çok yaptırım uygulanan ülkesi haline gelirken, özellikle Batılı uzmanlar ülke ekonomisinde çift haneli küçülme rakamları öngörmüştü.
Ancak, Rus ekonomisi 2022’yi yüzde 2,1 küçülmeyle kapatarak, beklentilerden daha iyi bir performans sergiledi.
Batılı ülkelerin yaptırımları Rusya’da başta ticaret ve yatırımı sekteye uğratarak imalat ve finans gibi kritik sektörleri etkilerken, Rus hükümetinin askeri ve sosyal programlara yönelik artan harcamaları, ekonomik faaliyetlerdeki düşüşün kısmen dengelenmesine yardımcı oldu.
Rusya Ekonomik Kalkınma Bakanlığının resmi tahminlerine göre ülke ekonomisinin bu yıl yüzde 2,8 büyümesi beklenirken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise beklentilerin aşılacağını ve ekonominin yüzde 3,5’e yakın büyüyeceğini söyledi.
ENERJİDE DÖNÜŞÜM SÜRECİ DEVAM EDİYOR
Dünyanın en büyük enerji üreticilerinden ve ihracatçılarından Rusya’da ekonomiyi destekleyen ana unsurların başında 2023’te de petrol ve doğal gaz ihracatı vardı.
Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, 27 Aralık’ta yaptığı açıklamada, petrol ve doğal gaz gelirlerinin bu yıl yaklaşık 9 trilyon ruble (yaklaşık 98 milyar dolar) seviyesinde gerçekleşeceğini ifade etti.
Covid-19 salgınının ardından hızla artan emtia fiyatları sayesinde önemli bir gelir kaynağı elde eden Rus enerji sektörü, yaptırımlar, teknoloji kısıtlamaları ve Avrupa’da değişim yaşanan enerji denklemleri nedeniyle zorluklarla karşı karşıya kalmaya devam ediyor.
Yılda yaklaşık 150 milyar metreküp gaz ihracatı gerçekleştirdiği Avrupa pazarını önemli oranda kaybeden Rusya, kayıplarını telafi edebilmek için ihracatını başta Çin olmak üzere Asya’ya yönlendirmeye çalışıyor.
Rusya’nın Sibirya’nın Gücü boru hattından Çin’e gaz sevkiyatının bu yıl 22 milyar metreküp düzeyinde gerçekleşmesi beklenirken, inşa çalışmalarının sürdüğü Sibirya’nın Gücü 2 boru hattı projesiyle Çin’e toplam doğal gaz sevkiyat hacminin yaklaşık 100 milyar metreküpe ulaşması planlanıyor.
G7 ülkelerinin Aralık 2022’de yürürlüğe koyduğu “Rus petrolüne tavan fiyat” uygulaması ise önemli oranda başarısız oldu. Rusya, yılın ikinci yarısı itibarıyla petrolünü tavan fiyat üzerinde fiyatlardan satarken, özellikle Hindistan Rus petrolü ithalatını artırmaya devam etti.
Rusya’nın stratejik önem verdiği Türkiye’de bir doğal gaz merkezi kurulmasına yönelik istişareler sürerken, iki ülke arasında projeye yönelik yol haritasının yakın zamanda onaylanması bekleniyor.
RUSYA’DA AKARYAKIT KRİZİ
Önemli bir petrol ürünü ihracatçısı olmasına rağmen Rusya’da yaşanan akaryakıt krizi ise 2023’te enerji alanında ön plana çıkan olaylar arasında yer aldı.
Küresel piyasada petrol ürünleri fiyatlarında artışla Rusya’daki rafinerilerin ürünlerini ihracata yönlendirmesi nedeniyle benzin ve motorin fiyatları eylülde rekor seviyelere çıktı. Rusya’nın tarım üretimi yapılan bazı bölgelerinde yakıt kıtlığı yaşandı.
Rus hükümeti, sübvansiyonlara yönelik yaptığı düzenlemelerin akaryakıt fiyatlarında düşüş yaratmaması sebebiyle 21 Eylül’de yakıt ürünlerinin ihracatını tümüyle yasaklama kararı aldı.
Söz konusu adımın ardından akaryakıt fiyatlarında düşüş yaşandı ve ihracata yönelik yasaklar büyük oranda kaldırıldı.
FAİZ ARTIŞLARI, RUBLE ÖNLEMLERİ
Rus hükümetinin askeri ve sosyal programlara yönelik artan harcamalarıyla yükselen enflasyon ve Rus rublesindeki değer kaybını önlemek için alınan önlemler ekonomi alanında dikkati çeken gelişmeler arasında öne çıktı.
Rusya Merkez Bankası, yıllık enflasyonun aralıkta yüzde 7,4 seviyesine çıkması ve daha da artacağına yönelik beklentiler nedeniyle politika faizini 15 Aralık’taki son toplantısında 100 baz puan artışla yüzde 16’ya yükseltti. Banka, gelecek yıl enflasyon oranında yüzde 4 hedefine ulaşılması için sıkı mali politikanın devam edeceğini de vurguladı.
Öte yandan, 1 Ocak’ta 71 seviyesindeki dolar/ruble paritesinin 1 Ekim’de 100 seviyesine gelmesi Putin’in eleştirilerine ve hükümetin de çeşitli önlemler almasına neden oldu.
Rus hükümetinden 12 Ekim’de yapılan açıklamada, Putin’in bazı Rus ihracatçı şirketlere yönelik kararname imzaladığı belirtildi. Buna göre, Rusya’nın en büyük 43 ihracatçı şirketine döviz gelirlerini iç piyasada satma zorunluluğu getirildi.
Rublenin dolar karşısındaki değer kaybı söz konusu adımın ardından dururken, dolar/ruble paritesi 19 Aralık itibarıyla 90 seviyesinden işlem görüyor.
PERSONEL KITLIĞI DEVAM EDİYOR
Rusya’daki iş gücü piyasasında ise Ukrayna savaşı nedeniyle benzeri görülmemiş bir personel sıkıntısı yaşanıyor.
Ukrayna savaşı nedeniyle cepheye giden veya seferberlikten ötürü Rusya’yı terk eden yüzbinlerce kişinin yarattığı personel açığı, hükümetin ve şirketlerin başını ağrıtan başlıca sorunlar arasında yer alıyor.
Rusya Merkez Bankası tarafından yapılan araştırmaya göre, Rus şirketlerindeki personel açığı araştırmanın ilk defa yapıldığı 1998’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
Rusya Federal İstatistik Kurumunun (Rosstat) açıkladığı verilere göre, ülkede işsizlik oranı kasımda yüzde 2,9 ile tarihin en düşük seviyesine geriledi.
Düşük bir doğum oranı bulunan Rusya’nın özellikle komşu ülkelerden göçmen çekmesi gerekirken, Rus yetkililer göçmenlerin bile yeterli olmayacağına, iş gücü verimliliğini artırmak gerektiğine işaret ediyor.
]]>Özgür Özel, Cumhuriyet’in 100. yıl dönümü olduğu için herkesin 2023’ten çok umutlu olduğunu belirten Özel, buna karşın 6 Şubat’taki depremler nedeniyle 2023’te toplumun büyük acılar yaşadığını ifade etti.
Depremlerde 50 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, çok sayıda kişinin yaralandığını ve yüz binlerce kişinin evsiz kaldığını vurgulayan Özel, şunları kaydetti:
DEPREMZEDELER ÇOK CİDDİ ACILAR ÇEKİYOR
– İşin daha kötüsü, kendilerine ‘Bir yıl içinde evleriniz yapılacak ve evlerinize gireceksiniz’ diye verilen sözün aksine, neredeyse depremin birinci yılı dolmak üzereyken 10 vatandaşımızdan 9’u çadırda ya da konteynerde barınmak zorunda kalıyor. Sorunları büyük, karda kışta çok ciddi sıkıntılar, çok ciddi acılar çekiyorlar.
– Sadece deprem değil, Cumhuriyet’in 100. yılında çok fazla acılar, kazalar, felaketler yaşadık ve şehitlerimiz oldu. Buradan bir kez daha kahraman Mehmetçiği saygı ve sevgiyle selamlarken, kayıplarımız için şehitlerimiz için bir kez daha Allah’tan rahmet hem ailelerine hem de milletimize başsağlığı diliyoruz.
– Yeni kayıplar yaşamamak, yeni şehitler vermemek için herkesin görevini en iyi şekilde yapmasını, hiçbir ihmale yer bırakmayacak şekilde en titiz tedbirlerin alınmasını bekliyoruz. Bunun da takipçisi
İLK HEDEFİMİZ YEREL SEÇİMLER
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde istedikleri sonuçları alamadıklarını ve ardından CHP’de bir değişim yaşandığını belirten Özel, şu ifadeleri kullandı:
– Şimdi partimiz, genç kadrolarıyla çok daha fazla kadın yöneticiye yer verdiğimiz kadrolarıyla Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına giriyor. İlk hedefimiz mart ayının sonunda yapılacak yerel seçimler.
– Bu yerel seçimlerde hem geçen seneki seçim sonuçlarından mutsuz olanları hem de geçen sene seçimlerde Cumhur İttifakı’na oy verseler de yaşamdan beklediklerini alamayan, hayat pahalılığının karşısında ezilen, emeklerinin karşılığını alamayan, geleceğinden endişeli olan herkesi 31 Mart seçimlerinde hem bu iktidara bir sarı kart göstermeye hem de geleceğe daha umutla bakmak için iyi yönetilen, CHP’nin yönettiği, herkesin yerleşmek istediği şehirlere, bu iyi yönetime bir ödül vermeye davet ediyoruz.
– Elbette herkes CHP’nin yönettiği şehirlere gelemez ama verecekleri oylarla iyi CHP belediyeciliğini, halkçı CHP belediyeciliğini kendi şehirlerine getirebilirler.
ASLA UMUTSUZLUĞA KAPILMAYIN
Seçmenlerden 31 Mart’ta, partilerinin aday göstereceği dürüst, namuslu, israf etmeyecek, yolsuzluğa izin vermeyecek belediye başkan adaylarına destek vermelerini beklediklerini vurgulayan Özel, şöyle devam etti:
– Bundan beş yıl önce ‘martın sonu bahar’ dedik, baharı getirdik. Şimdi bahar getiremediğimiz illere bahar getirmeyi, beş yıl önce bahar getirdiğimiz illerde yazı sürdürmeyi, güzel günleri sürdürmeyi vadediyoruz.
– Bu güzel duygularla tüm vatandaşlarımızın yeni yılını kutluyorum. Özellikle gençlerimize sesleniyorum; asla umutsuzluğa kapılmayın. Gelecek çok güzel olacak ve bütün dünyanın üzerinde hesap yaptığı bu güzel ülkenin gençlerinin, gelecekleri için dünyanın diğer ülkelerinde hesap yaptıkları, hayal kurdukları yarınları kabul etmiyoruz.
– İstediğinizde gideceksiniz, istediğinizde döneceksiniz ama bu güzel ülke sizin eviniz, sizin vatanınız. Çok yakın zamanda bu ülkeyi gençlerimize yakışır bir ülke haline getireceğiz.
]]>– Bu gece 2023 yılını tamamlıyor, 2024 yılına adım atıyoruz. Yeni takvim yılının ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Aslında her yeni yılın sevinçle, umutla ve heyecanla karşılanması gerektiğine inanıyoruz.
– Ancak bu yeni yıla hem bölgemizdeki, hem dünyadaki olumsuzluklar hem de geçtiğimiz günlerde verdiğimiz şehitlerimiz sebebiyle buruk bir şekilde giriyoruz. İnsanlığın tamamı için daha güzel, daha huzurlu, daha müreffeh bir gelecek umudumuzu elbette muhafaza ediyoruz. Bunun için önce sözde demokrat ve özgürlükçü ülkelerin eli kanlı terör örgütlerine verdikleri destekleri kestiğini görmemiz gerekiyor.
– Bunun için önce Gazze’de masum çocukların, kadınların katledilmesine karşı tüm ülkelerin ve kurumların ortak tavır aldığını görmemiz gerekiyor. Bunun için önce Rusya-Ukrayna savaşı başta olmak üzere bireyleri acıya boğan, ülkelerin kaynaklarını heba eden çatışmaların durdurulması için adil ve samimi çaba gösterildiğini görmemiz gerekiyor. Bunun için önce asırlardır sömürülen ve onurları çiğnenen toplumların zenginliklerinin kendi gelecekleri, refahları, güvenlikleri için kullanıldığını görmemiz gerekiyor. Velhasıl umutları fiiliyata dönüştürmek için dünyadaki tüm ülkelerin, kurumların, fertlerin ortak değerler ve ilkeler etrafında bütünleşmesini temin etmemiz gerekiyor.
HERKES İÇİN AYNI STANDARTLARI DİLİYORUZ
– Türkiye olarak biz bu dünya fotoğrafında farklı bir yeri, farklı bir misyonu, farklı bir anlayışı temsil ediyoruz. Devlet ve millet olarak biz sadece kendi güvenlik ve refah çabamızı neticeye ulaştırma mücadelesi vermekle kalmıyoruz, Dünyaya ve bölgemize huzur iklimi hakim olmadan bizim de huzur bulamayacağımız anlayışıyla herkes için aynı standartları diliyoruz.
– Bu anlayışla bölgemizdeki barış çabalarını neticeye ulaştırmaya çalışıyoruz. Dostlarımızla ilişkilerimizi her alanda geliştiriyoruz, kardeşlerimizin dertleriyle dertleniyoruz. Dünyayı daha iyi, daha adil, daha müreffeh bir geleceğe hazırlamaya dönük her çabaya destek veriyoruz. Cumhuriyetimizin ilk asrını bitirip Türkiye yüzyılı dediğimiz yeni asrına ayak bastığı bir dönemde daha büyük hedeflere yönelirken azmimizi ve gayretimizi sürekli perçinliyoruz. Zalimin zulmünün ilanihaye sürüp gitmeyeceğine inanıyoruz. Adaletsiz ve dengesiz küresel yönetim sisteminin son çırpınışlarını yaşadığına inanıyoruz.
– Mazlumların sesinin derinden derine tüm dünyayı sardığına, bu çığlıkların büyüyerek insanlığın ortak vicdanı haline dönüşeceğine inanıyoruz. Nitekim Türkiye’nin kendi vatandaşları, dostları ve kardeşleriyle birlikte insanlığın tamamına hitap eden beyan ve tutumlarının gönüllerde giderek daha fazla makes bulduğunu görüyoruz.
– Aziz milletim elbette bu meşakkatli yolda sürekli yeni sınamalarla, yeni sıkıntılarla, yeni engellerle karşılaşıyoruz. Terörle mücadeleden ekonomik tuzaklara kadar pek çok alanda yaşadığımız sorunların temelinde büyük ve güçlü Türkiye’nin inşasını engelleme amacı vardır. Ülke olarak biz kendi potansiyelimizi ve imkanlarımızı etkin şekilde kullanmayı sürdürdükçe bu mücadele daha da sertleşecektir. Çünkü Türkiye’nin büyümesi demek asırlardır bizim tökezlememiz sayesinde dört bir yanımızda rahatça at koşturanların hesaplarının bozulması demektir. Bizim güçlenmemiz demek kendi refah ve güvenlikleri için diğer herkesi araç olarak kullananların, sömürenlerin, ezenlerin düzenlerinin sonuna gelinmesi demektir. Bizim sesimize daha çok kulak verilmesi demek dünyanın her yerindeki hak, adalet, özgürlük ve vicdan arayışlarının güçlenmesi demektir. Milletimiz tarihinin hiçbir döneminde kendi hedeflerine ulaşmak için bedel ödemekten fedakarlık yapmaktan elini taşın altına koymaktan çekinmedi.
– Son 21 yılda yaşadığımız nice kritik hadise karşısında milletimizin sergilediği güçlü duruş ve kararlılığın bugün de devam ettiğini gösteriyor. Evet, buradan bir kez daha tekrarlamak istiyorum; milletimiz birliğine, beraberliğine, kardeşliğine sahip çıktıkça Allah’ın izniyle bizi kimse bölemeyecektir. Devletimiz 2023 hedeflerinin bir sonraki safhası olan Türkiye yüzyılı vizyonunu hayata geçirdikçe Allah’ın izniyle ay yıldızlı bayrağımızın yükselişi hep sürecektir.
BÜYÜYEN GELİŞEN TÜRKİYE’NİN YILDIZINI YÜKSELTECEĞİZ
– Siyasi, ekonomik, askeri, diplomatik başarılarımızla dostlarımıza güven düşmanlarımıza korku vermeye devam ettikçe önümüzdeki sisler giderek dağılacaktır. Velhasıl biz istiklalimizden ve istikbalimizden taviz vermedikçe kimse kutlu yürüyüşümüzün önüne geçemeyecektir. Geçmişte emperyalistlerin birer aracı olarak başımıza musallat edilen vesayet güçleriyle, darbecilerle, terör örgütleriyle siyasi ve sosyal mühendislik projeleriyle çok vakit, çok enerji, çok insan kaybettik. Artık bu numaralara karnımız tok olduğu gibi böyle ağır faturalar ödemeye niyetimiz de yok.
– Ülkemizi kendi iç mücadeleleriyle meşgul ederek tarihi mirasından ve sahip olması gereken imkanlardan mahrum edenlerle yollarımızı ayıralı çok oldu. Her fırsatta tekrarladığımız, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet düsturumuzun anlamı budur. İnşallah, 2024 darbe girişimiyle başlayıp kovid-19 salgınıyla büyüyen, bölgemizdeki çatışmalarla derinleşen sıkıntılı dönemden kurtulup hedeflerimize kilitlendiğimiz bir yıl olacaktır.
– Küresel krizlerin artarak sürdüğü bir dönemde biz farkımızı bir kez daha göstererek üreten, istihdam eden büyüyen gelişen Türkiye’nin yıldızını yükselteceğiz. Evet, 2023 hedefleri başlangıçtı, asıl çıkışımızı Türkiye yüzyılıyla 2024 ile birlikte başlatıyoruz. Bu mücadeleyi de sizlerin desteğiyle zafere ulaştıracağımıza yürekten inanıyoruz. Bu duygularla bir kez daha yeni takvim yılının milletimizin tüm fertlerine ve insanlığa hayırlı olmasını diliyorum.
]]>Türkiye’yi sarsan 6 Şubat depremleri, İsrail-Hamas savaşı, Rusya-Ukrayna savaşı ve Azerbaycan-Ermenistan arasında Karabağ bölgesine ilişkin operasyon 2023 yılının dikkat çeken olayları arasında dünya basınının manşetlerinde yer buldu.
2023’ÜN EN YIKICI DOĞAL AFETİ: MARAŞ DEPREMLERİ
Türkiye’de 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde iki deprem yaşandı. Depremlerde yaklaşık 6 bini Suriye tarafında olmak üzere en az 56 bin kişi hayatını kaybetti.

Dünya çapında yankı uyandıran deprem felaketi için birçok ülke kurtarma ekibi gönderdi.
2023 yılında bir başka deprem felaketi, Fas’ın Marakeş bölgesi’nde yaşandı. 8 Eylül’de Marakeş, şiddetli bir depremle sarsıldı ve 6.8 büyüklüğündeki depremde yaklaşık 3 bin kişi öldü, 5 bin 600’den fazla kişi yaralandı.
Bir diğer afetse Libya’da yaşanan sel felaketiydi ve 11 binin üzerinde kişi hayatını kaybetti.
Afganistan’da ise Ekim ayında 6.3 ve 6.2 büyüklüğünde yıkıcı iki deprem meydana geldi. Birçok ülkenin yardım gönderdiği ülkede, 3 binden fazla kişi hayatını kaybettti.
2023 yılı birçok doğal afetin yaşandığı bir yıl olarak kaydedilirken dünyanın birçok yerinde orman yangınları, sel felaketleri ve heyelanlar yaşanmaya devam etti.
TÜRKİYE’DE SEÇİM
Türkiye Mayıs ayında Cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gitti.

Seçim, Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasında birinci turda salt çoğunluğun sağlanamaması nedeniyle ikinci tura kaldı.
Dünya gündeminde yer alan ikinci tur seçimi 28 Mayıs 2023’Te yapıldı ve Recep Tayyip Erdoğan yeniden seçildi.
RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI
24 Şubat 2022’de başlayan Rusya-Ukrayna savaşı, 2023’te de devam etti.
Ocak ayında Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rus kuvvetlerinin büyük intikam için hazırlık içerisinde olduklarını ve Batılı ülkelerin bir an önce Ukraynaya desteklerini arttırmaları gerektiğini söylemişti.

Ukrayna için 2023 diplomatik gelişmelerin yaşandığı bir yıldı. Kiev yönetimi, Moskova’nın işgal ettiği toprakları geri almak amacıyla Haziran’da karşı saldırı başlattı, çatışmalarda birçok sivil hayatını kaybetti.
Yıl biterken Rusya, 29 Aralık Cuma günü 2023 yılının en büyük füze ve dron saldırısını gerçekleştirdi. Ukrayna, 158 füze ve insansız hava aracından 114’ünü düşürdüğünü açıklarken saldırılarda 30 kişi yaşamını kaybetti, 160 kişi yaralandı.
WAGNER İSYANI
Rusya devleti adına askeri faaliyetlerde bulunan paramiliter Wagner Grubu’nun lideri Yevgeny Prigojin, 23 Haziran’da destekçileri ile birlikte Moskova’ya yürüyere isyan başlattıklarını duyurdu.

‘Kardeş kanı dökülmemesi’ için isyanı durduran Prigojin, 2 ay sonra beraberindeki yolcularla birlikte Moskova yakınlarında uçak kazası yaptı. Kazadan kurtulan olmadı.
Kazanın ardından “intikam suikastı” iddialarıyla gündeme gelen Rusya lideri Putin kısa bir başsağlığı açıklamasında bulundu.
KARABAĞ’DA ANTİ-TERÖR OPERASYONU
Azerbaycan Savunma Bakanlığı, 19 Eylül’de Karabağ bölgesinde Ermenistan’ın provokasyonlarına karşı anti-terör operasyonu başlatıldığını duyurdu. Azerbaycan harekatı “Dağlık Karabağ bölgesinde anayasal düzeni tesis etmek amacıyla düzenlenen antiterörist bir operasyon” olarak tanımlamladı.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 15 Ekim’de Hankendi ve Hocalı’da Azerbaycan bayrağını göndere çekti.
İSRAİL-HAMAS SAVAŞI
Hamas’ın askeri kanadı İsrail’e karşı 7 Ekim’de Aksa Tufanı operasyonu başlattıkları duyurarak gece boyunca 5 bin roket fırlattıklarını açıkladı.
İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ise gece boyunca devam eden roket saldırısı sonrasında sabah saatlerinde savaş durumu alarmı ilan etti. İsrail Hava Kuvvetleri, savaş uçaklarının abluka altındaki Gazze Şeridi’nde bulunan Hamas hedeflerini bombaladığını duyurdu.
7 Ekim’den bu yana süren çatışmalarda yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda, Gazze nüfusunun neredeyse tamamının yerinden edildiği ifadeleri yer aldı. 28 Aralık itibariyle İsrail’in Gazze’deki saldırılarında ölü sayısı 21 bin 500’ü geçti.
2023’TE YAŞANAN ÇARPICI OLAYLAR
Dünyanın çeşitli yerlerinde iklim krizi kaynaklı aşırı hava olaylarının yaşandığı 2023 yılında düzenlenen en üst düzey iklim zirvesi COP28’de, küresel ısınmayla mücadele için tüm ülkelere fosil yakıtlardan uzaklaşma çağrısında bulunuldu.
Çevre adına düzenlenen zirve ve panellerin yanı sıra tartışmaların odağında olan Japonya, 2011’deki depremin ardından meydana gelen tsunamide zarar gören Fukuşima Dai-içi Nükleer Santrali’ndeki radyoaktifle kirlenmiş atık suyu ALPS yöntemiyle arındırarak 24 Ağustos’ta okyanusa boşaltmaya başladı. Radyoaktif atık suyun tahliyesi, dünyanın çeşitli yerlerinde protesto edilse de Japonya hükümeti kademeli olarak Ekim ve Kasım aylarında da boşaltma işlemlerine devam etti.

AFRİKA’DA ART ARDA DARBE
Afrika’da 2023’te iki askeri darbe yaşandı.
Nijer’de ordu 26 Temmuz’da ‘kötüleşen güvenlik durumunu’ gerekçe göstererek yönetime el koydu. Batı Afrika ülkesi Gabon’da ise usulsüzlükler nedeniyle eleştirilen cumhurbaşkanlığı seçiminin hemen ardından 30 Ağustos’ta askeri bir darbeyle Ali Bongo yönetimi sona erdi. Darbeyle 55 yıllık Bongo iktidarını devirerek yönetimin başına geçen General Brice Oligui Nguema, ülkedeki kurumların daha demokratik olacağı sözünü verdi.
]]>