MANİSA’nın Saruhanlı ilçesindeki evinden yaklaşık 14 ay önce ‘Gazze’ye savaşmaya gidiyorum’ diyerek çıkan, Suriye’de rejim güçleri tarafından yakalanıp, cezaevine konulan Engin Arslan (30), dün gece özgürlüğüne kavuştu.
Saruhanlı ilçesinde yaşayan Engin Arslan (30), İsrail’in katliam yaptığı Gazze’ye gitmek için geçen yıl 11 Ekim’de evinden ayrıldı. 3 çocuklu Arslan ailesinin iki oğlundan biri olan Engin Arslan, Hatay’dan kaçak yollarla girdiği Suriye’de yakalandı. En son ablasına bir camide dinlendiğini belirten mesaj atan
Engin Arslan’dan bir daha haber alınamadı. Gözü yaşlı aile en azından oğullarının yaşadığını öğrenebilmek için yetkililerden yardım istedi.
Beklenen haberi AK Parti Grup Başkanvekili ve ManisaMilletvekiliBahadır Yenişehirlioğlu verdi. Yenişehirlioğlu, Suriye’de rejim güçleri tarafından tutuklanan Engin Arslan’ın dün gece itibarıyla özgürlüğüne kavuştuğunu söyledi. Bahadır Yenişehirlioğlu, Türkiye sınırına ulaşmak üzere olan Arslan’ın sınırdan sorunsuz bir şekilde geçmesi için İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile görüştüğünü de söyledi. Arslan’ın kısa süre içerisinde Manisa’da olması bekleniyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>GAZZE, 10 Ekim (Xinhua) — Filistinli kaynaklar, İsrail’in Salı günü Gazze’nin orta ve güney bölgelerine düzenlediği hava saldırılarında en az 24 Filistinlinin öldürüldüğünü söyledi.
Sivil Savunma Teşkilatı’na göre, İsrail savaş uçakları Gazze’nin iç kesimlerindeki Bureyc Mülteci Kampı’nda dört katlı bir konut binasını vurarak 16 kişiyi öldürdü.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>FilistinSağlık Bakanlığı, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana saldırılarını sürdürdüğü Gazze Şeridi’nde çocuk felci vakasının görüldüğünü açıkladı. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 640 binden fazla çocuğun aşılanması için çalışmalara başladıklarını duyurdu.
Filistin Sağlık Bakanlığı dün yaptığı açıklamada, Gazze’de ilk çocuk felci vakasının görüldüğünü duyurdu. Açıklamada, “Gazze Şeridi’ndeki zor sağlık koşulları, bulaşıcı hastalıkların yayılması, sokaklarda ve yerinden edilmiş insanların çadırları arasında kanalizasyon akması, kişisel hijyen malzemeleri ve içme suyu eksikliği ve çocuk felci ile uyumlu semptomlar nedeniyle çocuklardan birinin çocuk felci virüsü ile enfekte olduğu laboratuvar tarafından doğrulandı” denildi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Gazze’de 10 yaşının altında 640 binden fazla çocuğu aşılamak için çalışmaların başlatıldığını duyurdu. Guterres, “Gazze’nin sağlık, su ve sanitasyon sistemleri tamamen tahrip edildi. Hastaneler ve birincil bakım tesislerinin çoğu çalışmıyor. Ayrıca çatışmalar nedeniyle rutin aşılamalar da ciddi şekilde aksadı, bu da kızamık, hepatit A ve diğer önlenebilir hastalıkların yayılmasını artırdı. Etkili bir çocuk felci aşılama kampanyasının nasıl yönetilmesi gerektiğini biliyoruz. Gazze’deki toptan yıkım göz önüne alındığında, çocuk felcinin yayılmasını önlemek ve ortaya çıkışını azaltmak için iki turdan oluşan kampanyanın her turunda en az yüzde 95 aşılama oranına ihtiyaç duyulacak” dedi.
“AŞILAMA SÜRECİNİN SAĞLIKLI GEÇEBİLMESİ İÇİN GÜVENLİK ÖNLEMLERİ ALINMALI”
Aşılama çalışmalarına hastanelerde ve birincil sağlık merkezlerinde 708 ekibin katılacağını belirten Guterres, Gazze genelinde ise 316 toplum odaklı yardım ekibinin görev yapacağını ifade etti. Sağlıklı bir süreç için, sağlık çalışanlarının güvenliklerinin garanti altına alınması gerektiğini belirten Guterres,” Aşıların ve ekipmanlarının etkili bir şekilde taşınması, çocuk felci uzmanlarının Gazze’ye girmesi ve sağlık ekiplerinin çalışmalarını sürdürebilmesi için yakıt sağlanması gerekiyor. İletişimin yaygınlaştırılması için güvenilir internet ve telefon hizmetlerinin sağlanması ve sağlık çalışanlarının maaşlarının ödenmesi için Gazze’ye girişine izin verilen nakit miktarının artırılması da gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Yediot Ahronot gazetesinde yayımlanan bir analizde, savaşın ardından Gazze’nin kapıları insan hakları örgütleri ve yabancı gazetecilere açıldığında, savaş suçları işledikleri gerekçesiyle İsrail ordusu ve askerleri hakkında tutuklama emirleri çıkartılmasında büyük bir sıçrama beklendiği kaydedildi.
“EŞİ BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ HUKUK SAVAŞIYLA MÜCADELE”
Gazeteciler ve insan hakları örgütlerinin Filistinlilerin başına gelen zarar ve yıkımın boyutlarına tanık olduklarında ordunun eşi benzeri görülmemiş bir uluslararası hukuk savaşıyla mücadele için buna hazırlandığı ifade ediliyor.
Gazete, Savunma Bakanı Yoav Galant’ın Pentagon’a yazılı olarak ABD’den alınan silahların hukukun ihlal edildiği şekilde kullanılmadığını garanti eden bir belge imzaladığını vurguladı.
Galant’ın Pentagon’a sunduğu yazılı belgenin aslında bir güvenlik kurumunun, savaştan sonra hakkında soruşturmaların genişleyeceğine kesin gözüyle bakılan İsrail ordusu ve devletine karşı açılacak hukuki savaşta nasıl bir savunma yapılacağına dönük ilk işaretlerden biriydi.
“ASIL TEHLİKE MEŞRUİYET KAYBI”
Gazeteye göre ayrıca, İsrail ordusunun, Gazze savaşının sonuçlarından duyduğu endişeler arasında yalnızca subay ve askerlerin yurt dışında bir tehlikeyle karşılaşmaları değil, asıl tehlike ordunun gelecekte, her türlü düşmana karşı kendini savunma hakkının batı ülkeleri tarafından kabul edilmeyecek olması ve uluslararası meşruiyet kaybına uğraması olacak.
“DAVALAR ARTACAK”
İsrail’e yönelik uluslararası baskının gerçekte söz konusu savaştan önce, 2019’da Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin İsrail karşıtı bir inceleme başlatma kararı aldığında başladığını belirten gazete, ordudan ismini vermeyen bir yetkiliye dayandırdığı açıklamada şimdi artık yalnızca Güney Afrika Cumhuriyeti değil daha birçok ülkenin İsrail ordusu ve devletine karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda davaların daha da artacağına işaret etti.
Gazete yaklaşmakta olan hukuk savaşına ilişkin, Askeri Savcılık Ofisi’nde uluslararası hukuk bölümü başkanı Roni Katsier ile yardımcılarının son aylarda savcılıkta en çok işi olanlar arasında yer aldığını kaydetti.
Ayrıca yakında onlarca askeri avukatla birlikte bir tuğgeneral rütbesi altında askeri savcılığın büyük ölçüde daha da genişleyeceği öngörüsünde bulundu.
“GAZZE KAPILARI GAZETECİ VE İNSAN HAKLARI ÖRGÜTÜNE AÇILINCA…”
Ancak gazete, asıl tsunaminin yabancı gazeteciler ve insan hakları örgütlerine Gazze’nin kapıları açıldığında olacağı uyarısında bulundu.
Savaş sırasında İsrail ordusunun on binlerce binaya zarar verdiğini, sınır bölgesine tel örgüler çekilmesi için binlerce dönümlük Filistin arazilerine el koyduğunu belirten gazete, “Uluslararası Ceza Mahkemesi, Gazze’deki sivil mevzilerin gerekçesiz yok edildiğine ilişkin delillere ulaşacak olursa, subaylar, askerler ve İsrailli üst düzey yetkililer hakkında tutuklama kararı emirleri verebilir.” ifadelerini kullandı.
Öte yandan gazeteye göre, Avrupa’da Filistinlilere destek veren örgütler, savaşa katılan İsrail subay ve askerlerinin yüzlercesini kara listeler olarak yayınlıyor. Sosyal medya hesaplarında da söz konusu askerlerin resimleri ve Filistinlilerden intikam alırken bizzat kendilerinin çektiği videolar yer alıyor.
]]>İsrail ordusunun 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’nde “savunmasız Filistin halkına, sivillere, çocuklara ve kadınlara” yönelik 2 bin 675 katliam gerçekleştirdiği belirtildi.
Gazze Şeridi’nde 151 gündür düzenlenen saldırılarda 13 bin 430 çocuk ve 8 bin 900 kadının öldürüldüğü kaydedildi.
Saldırıların beş ayı geride bırakarak altıncı aya girdiğine işaret edilen açıklamada, yüzde 70’i kadın ve çocuk olmak üzere 7 bin kişinin halen enkaz altında veya kayıp olduğu belirtilirken, hastanelere getirilen ölü sayısının 30 bin 534, yaralı sayısının ise 71 bin 920 olduğu bildirildi.
Sağlık sektörünü de hedef alan İsrail’in, Gazze’de 364 sağlık çalışanı ve 48 sivil savunma görevlisini öldürdüğü aktarıldı.
Gazze’de 132 gazetecinin İsrail saldırılarında öldürüldüğüne dikkati çekildi.
Abluka altındaki bölgede Filistinlilerin maruz bırakıldığı kıtlığa işaret edilen açıklamada, un, pirinç ve tahılın yanı sıra halkın yemek zorunda kaldığı hayvan yemlerinin de tükenmesinin ardından özellikle Kuzey Gazze ve Gazze’de kıtlığın daha da kötü bir hal aldığı uyarısında bulunuldu.
İsrail’in gıda ve yardım malzemesi girişini engellediği, hatta bölgeye ulaşmaya çalışan yardım araçlarını hedef alarak çocuklarına ve ailelerine yiyecek arayan onlarca kişinin ölümüne yol açtığı ifade edilen açıklamada, aç bırakma politikası; sivillere, çocuklara ve kadınlara yönelik baskılar; gıda, su ve ilaç güvensizliği sonucu bu iki vilayette hayatını kaybeden 700 binden fazla kişinin sorumluluğunun İsrail ile başta ABD ve uluslararası toplum olmak üzere müttefiklerini sorumlu tuttuğu vurgulandı.
İnsani yardımın havadan ulaştırılmasının en iyi yollardan biri olmadığı kaydedilen açıklamada, “tüm dünyanın da bildiği gibi” kara yoluyla günde 1000 yardım tırının Gazze Şeridi’nin kuzeyi başta olmak üzere tüm bölgeye ulaştırılmasının en kesin çözüm yolu olduğu ifade edildi.
İsrail ordusunun, yaşanılan kıtlığın gölgesinde dağıtılan yardım malzemesi ve unu almak isteyen binlerce kişiye yönelik katliamlar gerçekleştirdiği belirtilen açıklamada, İsrail’in Gazze’de un almak için bekleyenleri hedef aldığı saldırıda 116 kişinin öldürüldüğü; 700’den fazla kişinin yaralandığı, ayrıca Deyr Belah’ta Kuveytli bir hayır kurumuna ait yardım aracının vurulması sonucu 8 kişinin öldürüldüğü; yine Gazze’deki Kuveyt Kavşağındaki saldırıda onlarca kişinin hayatını kaybettiği ve yaralandığı bildirildi.

İsrail’in ayrıca Filistinlilere karşı uluslararası hukuku ihlal eden 19 savaş suçu işlediği, bunların aynı zamanda Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar sırasında işlediği soykırım suçunun unsurlarını da oluşturduğu aktarıldı.
Birleşmiş Milletler’in, Gazze’nin kuzeyine yardım malzemelerinin teslimini durdurma kararının şaşkınlıkla karşılandığı kaydedilen açıklamada, bu kararın 700 bin insanın ölüme terk edilmesi ve insani koşulların katlanarak ağırlaştırılması anlamına geldiği ifade edildi.
İsrail’in Nasır ve Emel hastanelerini tank ve insansız hava aracıyla yıktığı, sağlık personeline ve yerlerinden edilerek hastaneye sığınanlara ateş açtığı, çok sayıda Filistinliyi öldürerek hastaneyi toplu mezara ve kışlaya çevirdiği kaydedilen açıklamada bunun da açık şekilde bir savaş suçu olduğu, benzerlerinin bölgedeki 32 hastaneye de uygulandığı aktarıldı.
Yerinden edilmiş 2 milyon insanın hâlâ yüzlerce barınma merkezinde çetin, zor ve trajik bir hayat yaşadığı kaydedilen açıklamada, yerinden edilenlerin yiyecek, su ve ilaç bulamadığı, yerinden edilmenin zorlu koşulları ve uluslararası kuruluşların mültecilere ve yerinden edilenlere tahsis ettiği hizmetlerin yokluğu nedeniyle 700 binden fazlasının bulaşıcı hastalıklara yakalandığı belirtildi.
Saldırılar altıncı ayına girerken İsrail’in 1000’den fazla okulu, üniversiteyi, eğitim kurumunu, camiyi, kiliseyi ve hastaneyi hedef alarak yıktığı ifade edilen açıklamada,
İsrail’in Filistin tarihini ve coğrafyasını haritadan silmek amacıyla yaklaşık 200 arkeolojik ve miras alanını yok ettiği ifade edilen açıklamada, ilk belirlemelere göre Gazze Şeridi’ndeki soykırım savaşının doğrudan verdiği zararın 15 milyar doları aştığı, dolaylı zararların ise bunun çok üzerinde olduğuna işaret edildi.

Açıklamada, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik sürdürdüğü soykırım savaşından ve bu savaşın durdurulamamasından “işgalcilerin ortağı” ABD yönetiminin yanı sıra BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası toplum da sorumlu tutuldu.
Ofisin açıklamasında, dünyanın tüm ülkelerine, tüm uluslararası kuruluşlara, tüm Arap ve İslam ülkelerine, Gazze Şeridi’nde sivillere, çocuklara ve kadınlara karşı yürüttüğü soykırım savaşını durdurması için İsrail’e baskı yapmaları ve işlediği korkunç suçlardan dolayı İsrail’i kınamaları ve tüm uluslararası mahkemelerde takipçisi olmaları çağrısında bulunuldu.
Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatına, Refah Sınır Kapısının kalıcı olarak ve derhal açılması, her gün 24 saat boyunca kısıtlama olmaksızın açık bir insani koridor haline getirilmesi ve yüzbinlerce ton yardımın mülteciye ulaştırılması için azami çaba göstermeleri çağrısı yapılan açıklamada, Gazze’deki 11 bin yaralının tedavi için yurt dışına gönderilmesi ve Gazze Şeridi’ndeki hayati tesislerin yeniden çalıştırılması için Refah Sınır Kapısından yakıt girdirilmesi talep edildi.
Tüm insani yardım ve uluslararası kuruluşlarına Gazze şehri ve kuzeyindeki çalışmalarına yeniden dönmeleri ve özellikle insani durumun kötüleşmesi ve çatışmaların derinleşmesiyle birlikte bu iki kentteki tüm vatandaşlara yardım, un, gıda dağıtmaları çağrısı yapılan açıklamada, diğer kentlerdeki çalışmaların güçlendirilmesi ve tüm vatandaşlara gıda sağlanması istendi.
Açıklamada, Körfez İşbirliği Konseyi, İslam İşbirliği Teşkilatı, Arap Birliği ve dünyanın tüm ülkelerine Gazze Şeridi’nin yeniden inşasına çözüm bulmak için derhal ve acilen bir araya gelmeleri çağrısında bulunuldu.
]]>Hepsiburada’nın ana destekçisi olduğu Antalya Diplomasi Forumu’nun 2’nci gününde Round bölümünde ‘Uluslararası Ticaret, Bağlantısallık ve Karşılıklı Bağımlılık’ başlıklı oturum düzenlendi. Oturuma Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Irak Uluslararası İlişkilerden Sorumlu Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Fuad Hussein, Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan, Cibuti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanı Mahmoud Ali Youssouf, Ruanda Dışişleri Bakanı Vincent Biruta, Macaristan Uluslararası Ekonomi Bakanı Marton Nagy, TOBB Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu ve Hepsiburada Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Hanzade Doğan katıldı.

Uluslararası ticaret ile ilgili konuların konuşuldu oturumda konuşan Hanzade Doğan, ticaretin dünyada birçok şeyin üstesinden gelebileceğini söyledi. Doğan, “2’nci Dünya Savaşından sonra alışık olduğumuz dünya düzeni tamamen değişti. Artık bir takım başka önlemleri düşünmemiz gerekiyor. Küresel ticaretteki yavaşlaman durgunluktan ziyade coğrafi ayrışma ve siyaset temelli. Gümrük tarifeleri ve ikili sözleşmeler artık yeni dünyada geçerliliğini yitirmiş durumunda. Geleneksel mal ve hizmet ticaretinden ziyade yazılım ve teknolojik ürünlerin ticaretinden bahsetmemiz gerekiyor. Yapay zeka gibi teknolojik gelişimler bizleri altın çağımıza tekrardan kavuşturabilir. Teknolojinin birçok problemimizi çözebileceğimizi düşünüyorum” dedi.
‘TEKNOLOJİ GELİŞTİRME VE YARATIMI TÜM ÜLKELERE AÇIK OLMALI’
Gelecekteki umudun teknolojide yattığını belirten Doğan, “Teknoloji geliştirme ve yaratımı tüm ülkelere açık olmalı. ‘Big Tech’ olarak da bilinen büyük teknoloji şirketleri, teknoloji odaklı küresel refahın geleceği için yapısal bir tehdit olma riski taşıyor. ‘Big Tech’, teknoloji milliyetçiliğinin aracı haline gelmiş durumda. Big Tech, hem ABD hem de Çin için teknoloji milliyetçiliğinin aracı haline geldi. Bu iki güç ülkeleri seçmek zorunda bırakıyor. Ancak çoğu ülke ABD ve Çin arasında seçim yapmaya zorlanmak istemiyor” diye konuştu.

‘ETKİ KAPASİTELERİ ÇOK ARTIYOR’
Kuzey ülkelerinin Google’la muhatap olabilmek için diplomatlar atadığını söyleyen Doğan, “Firmaların ağ etkileri ve finansal güçleri sayesinde etki kapasiteleri çok artıyor. Bu durumda ülkelerin kendi ulusal teknoloji şirketlerini çıkarmaları oldukça güç bir hale geliyor. Bu da kapsayıcı küresel teknoloji ve dijital ticaretin geleceği için sağlıksız bir ortama işaret ediyor. Bu alana yeni girenlere ve daha küçük ülkelerdeki oyunculara küresel ilerlemeye katkıda bulunmaları için hem ulusal hem de uluslararası düzeyde adil bir rekabet ortamı sağlanması gerekiyor. Sorumlu teknoloji uygulamaları küresel ticaret, entegrasyon, verimlilik, büyüme ve barış için temel olacaktır” dedi.
‘BÜYÜK GÜÇLERİN TEKELİNDE OLAMAZ’
Büyük teknoloji şirketlerinin birçok şeyi etkileyebileceğini söyleyen Doğan, “Gelecekte umut teknoloji de yatıyor. Yeni bir zihniyete ihtiyacımız var. Bu büyük güçlerin ya da büyük teknolojinin tekelinde olamaz. Bu, eşit şartlar altında refaha giden adil bir şekilde paylaşılan bir yol olmalıdır” diye konuştu.
]]>