Tebliğe göre, lokanta, kafe, pastane gibi işletmelerde imal edilen veya bu işletmelerin dışarıdan temin ettiği gıda maddelerinin satışında uygulanan KDV oranı, yüzde 8’den yüzde 10’a çıkarıldı. Alkollü içecekler için ise bu oran yüzde 18’den yüzde 20’ye yükseltildi. Tebliğ, mayıs başından itibaren yürürlüğe girecek.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise “Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği”nde yapılan değişikliği, sosyal medya hesabından değerlendirerek, şu ifadelere yer verdi:
“KDV artışı yapılmadı. İşletmelerin vatandaştan aldığı KDV’nin doğru belgelendirilmesi için düzenleme yapıldı. Bu konuda hassasiyet gösteren ve bizlere bilgi veren vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz.”
“DEVLETİN VERGİ TOPLAMASI GEREKEN YER EN ÜST KADEMELERDİR”
İzmir’de esnaf ve vatandaşlar karara tepki gösterdi. Bir işletmeci “Bugün hükümetin yaptığı Türk esnafına yapılan bir darbedir. Gelirine karşı yapılmış yanlış bir düzenlemedir. Bugün devletin vergi toplaması gereken yer en üst kademelerdir. Bugün nasıl zenginleştiği belli olmayan zenginlerdir. Halkın eli değildir. Halktan uzak durulması gereklidir. Bu ekonomi politikaları yanlıştır” dedi.
“ZAM OLARAK GERİ DÖNÜŞ YAPACAK”
Döner işletmecisi Levent Şahin şunları söyledi:
*KDV’ler yüzde 10’a çıkarılınca tabi bu bizim için eksi yönlü bir zarar oluyor. Çünkü bizim aldığımız çoğu ürünlerin hepsi yüzde 1. Biz onlarla çalışınca faturalar da geri iadesinde yüzde dokuzluk bir kayıp yaşıyoruz.
*Yüzde 10’luk KDV’yi ödeyebilmek için de daha fazla zam gerekiyor bu sonuçta biz kasap ya da tavukçularla çalıştığımız için onlar yüzde 1 işletiyor. Ama biz de onu kurtarabilmek için o farkı kapatabilmek için yani hatır sayılır bayağı bir zam geliyor.
*Bizim için kötü. Yani bunu bir yüzde 5 oranında gibi sabit tutsa ya da marketlerde yüzde 5 gibi yapsa o zaman belki iyi olur ama KDV bizim için yüksek.
“DEVLET BİZİ DE GÖRMELİ”
*Zam olarak geri dönüş yapacak. Sonuçta işveren de sonuçta aradaki karını korumak zorunda, çalıştırdığı insanlar için ödemeler var giderler var. O aradaki karı tutabilirse bu dükkan ayakta kalabilir. Yoksa iflasa sürüklenir. Sonuçta günümüzde her ay kaç bin adet şirket iflas ediyor? Bu KDV farkının etkileri bunlar. Bize direkt olarak zam yansıyınca biz ertesi gün fiyatları uygulamak zorundayız.
*Bu da müşteriyi azaltıyor. Sonuçta müşteri de haklı. Asgarinin 17 bin gibi bir değer olduğu yerde yemeklerin fiyatının yükselmesi onun 7-8 binlere varan giderler oluşuyor. Düzenleme şart. Çünkü markette bile yüzde 1 çoğu üründe. İşlenik gıdada bile yüzde 1. Bizim aldığımız ürünlerde bizzat ben kendim yapıyorum KDV işlemlerini.
*Ama hala yüzde 1 çoğu yerde ve ona rağmen marketler aşırı fahiş fiyatlarda zam yapıyorlar ve daha çok kazanıyorlar. Yani bizi de görmeli devlet. Bizim paramızla onlar daha çok kazanıyor.
“YÜZDE 9’U ZATEN BANA YÜKLEMİŞ OLUYORLAR”
Bir diğer esnaf ise “Şimdi vatandaş zaten maaşını alırken KDV’si kesilerek alıyor. Ama gidip ekmek aldığında yine kesiliyor. Çalışan da öyle. Gelelim esnafa yüzde 1 KDV ile meyve alıyorum. Yüzde 10’la çıkıyorum. Dünyanın başka bir yerinde böyle bir şey var mı? Yüzde 1 KDV ile aldığım üründe yüzde 10 KDV uygulanıyor. Yani yüzde 9’u zaten bana yüklemiş oluyorlar. Bu durum aslında yöneticilerimiz biliyor ne olduğunu. Yöneticilerimiz sağ olsun bizi çok güzel kullanıyorlar. Kaç sene oldu. Dünyada hiçbir ülkede bu eziyet yok. Gelen müşteri profiline göre de söyleyelim. Yabancılar çok rahat. Para harcarken rahatlar. Bir şey alırken rahatlar. Ama biz buradan Manisa’ya giderken zorlanıyoruz. Bunların zaten klasik söyledikleri düzeltme, ayarlama. Onlar kendince yapıyor ama sıkıntısını biz çekiyoruz. Söyleyebilirim hep bizden çıkıyor yani. Onların da bir düzenleme yapacağı bizi düşüneceği yok” ifadelerini kullandı.
“20 YILDIR İNSANLARI ALIŞTIRDILAR BU KONUYA”
Fırıncı Muzaffer Özcan ise “Bunlar hep düzenleme yapıyorlar zaten. Artış yapmadılar bugüne kadar. Her şeyi düzenlediler. Benzin fiyatlarını da düzenliyorlar. O yüzden biz alıştık düzenlenmeye. Gerçekten bu son 20 yıldır insanları alıştırdılar bu konuya. Yani yüzde 1, yüzde 2, yüzde 5, kimse hiçbir şey ses de çıkartmıyor. Kaç para diyor, sadece soruyor, ödüyor” diye konuştu.
“TAHSİLAT VATANDAŞTAN VERGİ YOLU İLE YAPILIYOR”
Bir vatandaş da “Tahsilat vatandaştan vergi yolu ile yapılıyor. Buna da şaşırmadım çünkü cebinizdeki bütün parayı almak için her türlü çaba sarf ediliyor şu anda. Çünkü kasada para yok. Devlette para yok lüzumsuz harcamalardan dolayı. Gereksiz masraflardan dolayı para yok. Onun yerine bir şeyler koymak zorunda. İşte sonuç da bu oluyor” dedi.
]]>
VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: HER NAMAZDA DUA EDİYORUM SANA
Tur sırasında vatandaşlar ile İmamoğlu arasında ilginç diyaloglar yaşandı. Fotoğraf çekilmesi için torununu İmamoğlu’nun kucağına veren bir kadın vatandaş, “O kadar güzel insansınız ki, ailemizden biri gibisiniz. İnşallah uğurlu gelecek size” dedi. İmamoğlu vatandaşa, “Ne mutlu bana. Sağ olun” yanıtını verdi. Başka bir vatandaş da İmamoğlu’na desteğini, “Abim seni tebrik ederim. Hem de niye biliyor musun? İki kere seçim kazanıp, iki kere saydırdığın için. Allah nasip ederse, inşallah bir daha kazanacaksın. Bir daha saydıracağız” dedi. İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “Teşekkür ederim. Sağ olun” oldu.
İmamoğlu, “10 yıldır, 5 yıldır seni görmeyi hayal ediyorum. Hep böyle halkın içinde ol. Senin için can feda” diyen bir vatandaşı da “Allah razı olsun. Her zaman” şeklinde yanıtladı. Yaşlıı kadın ise, “Yavrum kazanacaksın, kazanacaksın. Her namazda dua ediyorum sana. Allah’ım, Allah’ım… Kurban olurum sana. Senin resmin bizim mahallede asılı” dedi. İmamoğlu da vatandaşa, “Sağ ol anacağım. Öpüyorum seni” yanıtını verdi.

“OYLARI BÖLMEYE ASLA GEREK YOK”
İmamoğlu’nun Eyüpsultan turu, vatandaşların yoğun ilgisi nedeniyle halk buluşmasına dönüştü. Rami’de ve ilçe merkezinde ayrı ayrı yolu kesilen İmamoğlu, buralarda yaptığı konuşmalarda özetle şunları söyledi:
* “Bugün Eyüpsultan’da vatandaşı selamlayalım istedik ama Rami’de siz, bizim önümüzü kestiniz. Sizleri burada görmek, elbette büyük bir moral, büyük bir motivasyon. Şu an itibariyle şunu söyleyeyim: Ekrem İmamoğlu kardeşiniz, arkadaşınız, evladınız bütün vatandaşlarımıza eşit hizmet etti; bundan sonra yine eşit hizmet etmeye devam edecek. Ekrem İmamoğlu’nun arkasında kabine yok, Ekrem İmamoğlu’nun arkasında 16 milyon İstanbullu var.
* Ekrem İmamoğlu’na talimat veren yok. Ekrem İmamoğlu’na talimat veren, fikrini söyleyen 16 milyon İstanbullu var. İstanbullu ne derse, İstanbul’u ne isterse onu yapar. Aynı şekilde değerli başkan adayımız, değerli dostum Bülent Özmen, devlet adamı kimliğini en iyi taşıyacak insanlardan birisi, Eyüpsultanlı. Eyüpsultan’a hizmet vermeye, sizlerle birlikte hazır. Sizlerle birlikte başaracak, hep birlikte. Oyları bölmeye asla gerek yok. Merkez tek. İstanbul’da oylar İmamoğlu’na, Eyüpsultan’da oylar Bülent Özmen’e.

“BİR AVUÇ İNSAN DEĞİL, KOCAMAN İSTANBULLULAR SEÇİMİ KAZANACAK”
* Sandıklara sahip çıkacak mıyız? Pazar günü, hep birlikte sandıklarda oy kullandıktan sonra -hava çok güzel- Ramazan ayı; otururuz, vakit geçiririz sandıklardaki oylar belli olana kadar. Komşu komşunun sofrasını kurar, iftarı beraber açarız. İftardan sonra sonuçlar belli olur. Sonuçlar belli olduktan sonra, Allah’ın izniyle güzel güzel evlerimize gideriz. Çünkü bu seçimin sonucu, bize bir de şunu gösterecek: Bu seçimde yine bir avuç insan değil, kocaman İstanbullular seçimi kazanacak hep birlikte.
* Öyle güzel güneş açtı ki bugün, Yaradan, gönlümüze göre verdi. Belli ki yarın herkes ceketi çıkarıp, kolları sıvayıp, oy kullanmayı öyle geliyor, öyle değil mi? Sevgili hemşehrilerim; Allah, bizi size mahcup etmesin. Bu milletin her evladını çok seviyorum. Bu milletin her ferdini çok seviyorum. 16 milyonu çok seviyorum. Bu şehrin pırlanta gibi çocuklarına, gençlerine, hanımefendilerine, beyefendilerine, emeklilerine, işçilerine kendimi çok sorumlu görüyorum.

“KALBİMİZİ KIRMAKTAN İMTİNA ETMEYENLERİ ALLAH’A HAVALE ETTİK”
* Çok çalışacağız, başaracağız. İstanbul’a çok güzel günler yaşatacağız. Çok emek verdik. Hep birlikte çalıştık. Kalp kırmadan, sadece işimizi yapmaya gayret ettik. Bizim kalbimizi kırmaktan imtina etmeyenleri, gerektiğinde duymadık, gerektiğinde Allah’a havale ettik. Aynı şekilde, ‘Allah onlara yardımcı olsun’ dedik. Başka bir şey demedik. En zor zamanda vatandaşımızın yanında olduk. Daha fazla yanında olacağız. Milletin hakkını, kimseye yedirmeyeceğiz. Milletin hakkını millete, yani sizin paranızı size dağıtacağız.”

“RAMAZAN’DA BİLE NE BOLLUK NE BEREKET KALDI”
Yücel’in açıklamaları şöyle:
* Öncelikle dün Şırnak’ta, görev başında geçirdikleri trafik kazası sonucu şehit olan polis memurları Fırat Der ve İlker Duran’a Allah’tan rahmet, acılı ailelerine başsağlığı ve sabır diliyorum. Bugün Konya’da askeri eğitim uçağının düşmesi sonucu, şantiyede bir askerimiz şehit düştü. Şehidimize Allah’tan rahmet, ailesine başsağlığı ve sabır, yaralılara acil şifalar diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Nefsimizi terbiye ettiğimiz, tokun açın halinden anladığı 11 ayın sultanı Ramazan ayındayız. Allah tüm vatandaşlarımızın tuttuğu oruçları, ibadetleri kabul etsin. Ramazan deyince, ülkemizde ramazan sofralarının yeri bir başkadır. Aileler toplanır, iftar sofraları kurulur, hep birlikte oruç açılır.
* Ramazan bolluk, bereket demektir ama bugün Ramazan’da bile ne bolluk ne bereket kaldı memlekette. Vatandaş istediği gibi bir iftar sofrası kuramıyor. Et ve Süt Kurumu önünde kuyruklar uzuyor. İnsanlar gün ağarmadan sıraya giriyor. 1 kilo kıyma alabilmek için saatlerce sıra bekleyen emekliler, artık isyan ediyor. Bir vatandaşımız, ‘Bize cehennemi yaşatıyorlar’ diyor. Bir başka vatandaşımız, ‘Kaşıkla veriyorlar, kepçeyle alıyorlar. Ben ölümü tercih ediyorum, ölüm bundan daha rahat. Yaşayacak bir halimiz kalmadı’ diyor. 30 sene devlete hizmet ettiğini söyleyen bir başka emekliyse döner ekmek alıp yiyemediğinden yakınıyor.
“EMEKLİ DE ASGARİ ÜCRETLİ DE BIRAKIN İFTAR SOFRASI KURMAYI, RAMAZAN PİDESİ ALAMIYOR”
* Marketlerde fiyatlar almış başını gidiyor. Orta büyüklükte bir Ramazan kolisinin fiyatı 900 lira olmuş. Bunun da ne kadar yeteceği meçhul. Açlık sınırı 16 bin, yoksulluk sınırı 53 bin lira olmuş. 10 bin lira alan emekli de 17 bin lira alan asgari ücretli de bu koşullarda bırakın iftar sofrası kurmayı, Ramazan pidesi bile alamayacak durumda. Mutfaklar tamtakır kuru bakır. Buzdolapları bomboş, evlerde tencere kaynamıyor. AKP hükümetleri dönemi, ülkemizin adeta açlıkla ve yoksullukla sınandığı dönem olarak tarihe geçti. Biz CHP olarak yerel yönetimlerdeki gücümüzle AKP iktidarında yoksullaşan vatandaşımıza destek olmak ve onları yoksulluktan kurtarmak için hiç durmadan çalışıyoruz.
* Bakın, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu, İstanbullulara Halk Ekmek aracılığıyla 340 gramlık pideyi 10 liradan ulaştırıyor. AKP ise hala mizansen otobüs videolarıyla algı operasyonları peşinde. Sayın İmamoğlu’nu sandıkta yenemeyeceğini anlayan AKP’nin İBB Başkan adayıysa ‘Biz aynı oyunları, aynı tiyatroları oynamaya devam ediyoruz’ diyecek kadar pişkin. Biz, AKP’nin bu filmini daha önce de gördük. Şimdiden söyleyelim: Film onlar için mutlu sonla bitmiyor.
“VATANDAŞ ARTIK BİTTİ, TÜKENDİ”
* Siz tiyatroyu, filmi sanatçılara bırakın. İstanbul, Ankara ve Antalya’da 250 gramlık Ramazan pidesinin 15 lira olan fiyatını nasıl düşürürüz diye düşünün. Şunu da belirtmeden geçmeyelim: Bu fiyatlarda fırıncıların hiçbir suçu günahı yok. Eminiz, kâr dahi etmiyorlar. Yükselen maliyetleri karşılamakta zorlanan esnaf, zam yapmak zorunda kalıyor. Burada asıl sorun, enflasyonun yükselişini önleyememeleri. Burada asıl sorun, 2002 ile 2024 yılları arasındaki maaş farklarıyla övünen, ekonomiden bihaber AKP hükümeti. Burada asıl sorun, AKP zihniyetinin kendine ve yandaşlarına layık gördüğü lüks ve şatafatlı hayatın binde birini dahi kendi vatandaşına layık görmemesi.
* Vatandaştan fedakârlık beklerler; işçiden, emekçiden kemerleri sıkmayı beklerler; emekliden sabır beklerler; pandemi olur, vatandaşa IBAN atarlar, para beklerler; deprem vergilerini deprem dışında her yere harcarlar, deprem olduğunda da Cumhurbaşkanından, Bakanına, bürokratına gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi bakarlar. Sosyal devlet ilkesini, kendi iktidarlarında tam tersine çevirip adeta devletin kendi vatandaşını sömürdüğü bir sistem haline getiren AKP hükümetlerinin vatandaştan beklentileri bitmedi ama vatandaş artık bitti, tükendi, illallah etti. AKP iktidarında ne devlet ciddiyeti kaldı ne de vatandaşı için kaygılanan bir iktidar. Varsa yoksa kendi siyasi gelecekleri.
“ANKARALILARA ÇAĞRI YAPIYORUM: MAL VARLIĞINI DAHİ AÇIKLAYAMAYAN BU ADAMA OY VERMEYİN”
* Buradan Sayın Erdoğan’a sesleniyorum: Sen her konuda muhalefeti hedef göstermeyi bırak da yüreğin yetiyorsa 22 yılda mal varlığın nereden nereye geldi, onu açıkla. Bizim belediye başkanlarımız, belediye başkan adaylarımız aslanlar gibi mal varlıklarını açıkladılar. Neden? Çünkü çekinecekleri, gocunacakları bir şey yok. Ankara’nın en büyük 2 ilçesinden birinde, 20 yıl belediye başkanlığı yapan, AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkan adayı Turgut Altınok’a ‘Mal varlığını açıkla’ diyorlar; adam büyük bir pişkinlikle, büyük bir yüzsüzlükle diyor ki ‘Mal bizim değil, Allah’ın. Biz emanetçisiyiz.’ Bu nasıl bir yüzsüzlük, nasıl bir pişkinlik?
* Bunlar, Allahtan korkmaz, kuldan utanmazlar. Ben, buradan Tüm Ankaralılara bir çağrı yapmak istiyorum: Bu adama oy vermeyin. Mal varlığını açıklayamayanlara, Harun gibi gelip Karun olanlara, vatandaşın parasıyla, vergileriyle, iktidarın imkanlarıyla saltanat sürenlere oy vermeyin. Türkiye’nin 81 vilayetinde yaşayan 85 milyon vatandaşımıza buradan bir çağrı yapmak istiyorum: Bu anlayışa oy vermeyin. İşçiyi, emekliyi, memuru, öğrenciyi açlığa ve sefalete mahkûm eden, tüyü bitmemiş yetimin hakkına tenezzül eden ama mal varlığını dahi açıklayamayan bu anlayışa oy vermeyin.
“ERDOĞAN’IN CAHİLCE VE İNATLA UYGULADIĞI EKONOMİ POLİTİKALARI…”
* Yıl olmuş 2024, beyefendi hala 2002’deki maaşlarla bugünkü maaşları kıyaslıyor. Ama o zamanki alım gücüyle bugünkü alım gücünü kıyaslamıyor. Yaptıklarını, ülkeyi getirdikleri durumu bir marifetmiş gibi pazarlamaya çalışıyor. Oysa 2002 yılında emekli maaşı, asgari ücretin 1,4 katıydı, şimdiyse emekli maaşları asgari ücretin kat be kat altında kaldı. Bundan hiç bahsetmiyor. 2016’dan sonra emekli maaşları, asgari ücretin altında kalmaya başladı. 2016 yılında asgari ücret, 1301 lira olurken emekli maaşı 1265 lira oldu. Böylece en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 1’in altına düşerek 0,97 oldu. Bundan da hiç bahsetmiyor. 2022’in ilk yarısında bu oran 0,74’e kadar düştü.
* 2023’ün başında asgari ücrete oranı 0,69’u gören en düşük emekli maaşı, 2023’ün ikinci yarısında asgari ücretin 0,66’sına kadar geriledi. 2024’te, en düşük emekli maaşı 10 bin lira olurken asgari ücret ise 17 bin lira oldu. Ve en düşük emekli maaşının asgari ücrete oranı 0,58 oldu. 2002’de, en düşük emekli maaşıyla 12 gram altın alınabiliyordu. Şimdi, en düşük emekli maaşı olan 10 bin liraya yalnızca 4 gram altın alınabiliyor. Erdoğan’ın bilimsellikten uzak, cahilce ve inatla uyguladığı ekonomi politikaları ülkeyi iflasa sürüklerken emeklinin cebinden altınları her ay birer birer eksiltti.
“ÇOCUKLAR BİLE VATANDAŞIN ALIM GÜCÜNÜN DÜŞTÜĞÜNÜN FARKINDA”
* Alım gücü aydan aya değil, günden güne düşüyor. Bu hesaplar için ekonomist olmaya gerek yok. Çocuklar bile vatandaşın alım gücünün düştüğünün farkında ama Sayın Erdoğan hala laf ebeliğinde. Milyonlarca emekli, geçinemediği için emekli olduğu halde çalışmaya devam ediyor. Yıllarca bu ülkenin ekonomisine katkı sunan, katma değer yaratan emekliler, kendilerini yok sayan AKP’ye 31 Mart’ta hesap soracak. Rahat edip torun sevecekleri dönemde AKP, emeklileri ucuz et kuyruklarında saatlerce sıra bekleyecek hale getirdi. Emekliler nerede, ne ucuz diye market geziyor, pazar dolaşıyor. 70 yaşında insanlar, ekmeği ucuz alabilmek için saatlerce sıra bekliyor, kendilerine uzatılan mikrofonlardan, kameralardan emekliler utanıyor ama asıl utanması gereken AKP utanmıyor.
“HİÇBİR YERDE ŞANSI OLMADIĞINI GÖRÜNCE SİYASİ DİLENCİLİĞE BAŞLADI”
* Erdoğan, geçtiğimiz günlerde İzmir’e geldi ve bir miting yaptı. Yine İzmirlilere nasıl hitap edeceğini bilemedi. Mitingden geriye sadece Roman vatandaşlarımıza ettiği hakaret kaldı. Neymiş efendim CHP’deki kavgalar, Tepecik’teki kavgalara benziyormuş. CHP’ye hakaret etme telaşına düşen AKP Genel Başkanı, bu kez de İzmir’deki Roman vatandaşlarımızı kırmayı, rencide etmeyi ve ötekileştirmeyi başardı. Dolmayan meydanlar, tutmayan uçuk kaçık projeler, moral bozan anketler Erdoğan’ın ayarını iyice bozdu. Geçenlerde çıktı, ‘Bu son seçimim’ dedi. Erdoğan bundan önce de 2009’da da 2012’de de 2022’de de benzer açıklamalar yapmıştı.
* Dolar 32 liraya çıkmış, emekliler 10 bin liraya mahkûm edilmiş, vatandaş indirimli et almak için gecenin geç saatlerinde kuyruğa girmeye başlamış, öğretmenler atanmamış, tarikatlar ilköğretim okullarına sızmış, gençler işsiz… Biz de AKP Genel Başkanının yalvarışlarını izliyoruz. Neymiş? Bu seçim son seçimiymiş, ona oy verilsinmiş. İstanbul’dan Adana’ya, Ankara’dan İzmir’e hiçbir yerde şansı olmadığını görünce siyasi dilenciliğe başladı. Duygu sömürüsü yapacağına ekonomiyi düzelt, sığınmacı sorununu çöz, gençlere istihdam alanı aç. Zaten hepimiz biliyoruz, siyasi ömrünü tamamladın. Evet doğru, bu son seçimin. 17 gün sonra, 2019’da halkımızın CHP’li belediye başkanlarına yönelttiği teveccühün daha büyüğü yaşanacak.
“GÜVEN ÇEMBERİNİ NEDEN OLUŞTURMADINIZ? YENİ Mİ AKLINIZA GELDİ?”
* AKP’nin alışılagelmiş bir seçim klasiği de sınır ötesi operasyonlar. AKP’nin söyleyecek yeni bir sözü, adaylarının açıklayacak projeleri olmayınca ‘beka’ söyleminden medet umar, sınır ötesi operasyonları seçim malzemesi yaparlar. Neymiş, Bu yaz Irak sınırımızı güven altına alacak çemberi tamamlayacak, terör meselesini sorun olmaktan çıkaracaklarmış. 22 yaz, 22 yıl geçti. Bu güven çemberini 22 yılda neden oluşturmadınız? Yeni mi aklınıza geldi? Terör meselesini bugüne kadar neden sorun olmaktan çıkarmadınız? Şunu hatırlatırım: AKP iktidara geldiğinde, 2002 yılında terör sorunu bitmişti. Şehit haberleri gelmez olmuştu. AKP iktidara geldi ve terör belasını yine bu milletin başına bela etti. O yüzden vatandaşın bu masallara artık karnı tok.
“KENDİNİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDEN ATATÜRK’TEN, ‘GİDERLERSE GİTSİNLER’ ANLAYIŞINA GELDİK”
* Hafta başında TÜİK, işsizlik oranlarını açıkladı. Buna göre işsizlik yüzde 9,1; işsiz sayısıysa 3 milyon 214 binmiş. Ancak gerçek rakamlar tabii ki böyle değil. Gerçek işsizlik yüzde 26 buçuk; gerçek işsiz sayısıysa 11 milyona ulaşmış durumda. Genç işsizliği yüzde 16,6; kadın işsizliğiyse yüzde 21,1. AKP iktidarlarının yanlış istihdam politikalarının sonucu, ülkede koca bir işsizler ordusu oluştu. Türkiye’de işsiz sayısı artıyor ama istihdam alanları daralıyor. Gençler bu ülkede, kendilerine iş bulamıyor. Liyakatin yok edildiği ülkemizde, yurt dışına gitmeyi planlayan genç oranı yüzde 70’leri geçmiş durumda. Benzer bir durum, biliyoruz ki sağlık çalışanlarında da var.
* Bugün 14 Mart Tıp Bayramı. Adı bayram ama kendisi maalesef artık bayram değil. Kendini Türk hekimlerine emanet eden Mustafa Kemal Atatürk’ten, maalesef ‘Giderlerse gitsinler’ anlayışına geldik. Şehir hastaneleri denilen beton yığınlarının içinde, doktorların ameliyathane temizlemek, hemşirelerin hasta, teknikerlerinse malzeme taşımak zorunda kaldığı bir dönem yaşıyoruz. İzmir Bayraklı Şehir Hastanesi’ndeki bu iddialar karşısında, Sağlık Bakanlığı sus pus. Sağlık çalışanları çaresiz, hastalar çaresiz. Eczanelerdeyse veresiye ilaç dönemi başladı. İşte 21’inci yüzyılda, AKP’nin ‘sağlıkta dönüşüm’ masallarının dramatik sonu. Biz, tüm sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirildiği, şiddetten korunduğu bir Türkiye’yi var etme dileğimiz ve iddiamızla 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyoruz.
“RESMİ GAZETE, YANDAŞA TANINAN AYRICALIKLARIN İLAN EDİLDİĞİ FERMANLAR HALİNE GELDİ”
* Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın ‘Yatırım Teşvik Belgesi Listesi’ geçtiğimiz günlerde Resmî Gazete’de yayımlandı. Bakanlık, Eylül-Aralık 2023 döneminde, 5 bin 122 yatırım teşvik belgesi verdi. Yayımlanan listede önceden, ‘öngörülen destek unsurları’ adı altında, şirketlere tanınan vergi muafiyetleri, vergi indirimleri ve teşvikler yer alıyordu. Fakat şimdi bu listede, şirket teşvikleri ve vergi muafiyetleri yok. Peki ne var derseniz? Gerici faaliyetleriyle dikkat çeken birçok kuruma ve iktidara yakın şirketler teşvik var. Cübbeli Ahmet Hoca’nın onursal başkanı olduğu dernek de teşvik almış, Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın mütevelli heyeti başkanı olduğu ‘Yeni Türkiye Eğitim Vakfı İktisadi İşletmesi’ de teşvik almış.
* Nakşibendi tarikatının ‘Muradiye Eğitim Öğretim Okulları’ da yatırım teşviki alan şirketler arasında. AKP’nin vazgeçilmezi, kamu ihaleleriyle gündemden düşmeyen Albayraklar şirketi de beşli çete olarak bilinen Kalyon ve Cengiz İnşaat da teşvik alan firmalar arasında. Yine Cengiz Holding’e bağlı şirketlerden Eti Bakır Anonim Şirketi de teşvik alan şirketler arasında. Resmî Gazete, AKP döneminde tabiri caizse padişahın dağıttığı ulufelerin okunduğu fermanlara dönüştü. Yandaşa tanınan ayrıcalıkların ilan edildiği gece yayınlanan fermanlar haline geldi. Vatandaşa, kobilere, esnafa teşvik ve ayrıcalık yok; ülkenin kaymak tabakası olarak bilinen beşli çeteye, Erdoğan’ın yedi göbek akrabalarına teşvik üstüne teşvik var. İhtiyaçları mı var? Hayır. Hiç utanmıyorlar, hiç uslanmıyorlar.
“BİRİLERİ TEŞVİKLERE BOĞULUYOR, DİĞERİ KREDİ KARTI BORCUNDAN BOĞULUYOR”
* Onca teşvik arasında vatandaşın hali nedir, derseniz de vatandaşın haline bir göz atalım. Faizler yükseliyor yükselmesine fakat vatandaş başka çaresi olmadığı için kredi çekmeye ve kredi kartına borçlanmaya devam ediyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, son 3 ayda kredi kartı borçları, yüzde 8 arttı. İşte size kaymak tabaka olarak bilinen beşli çete ve sarayın akrabalarının haliyle sade vatandaşın karşılaştırmalı tablosu. Birileri teşviklere boğuluyor, diğeri kredi kartı borcundan boğuluyor. Birileri servetini büyütme çabasında, diğeri hayatta kalma çabasında. İşte biz vatandaşı yokluğa mahkûm eden bu adaletsiz sisteme itiraz ediyoruz. Macera aramayan, ayakları yere basan projelerle halkın derdine çare olan yerel yönetim anlayışını önce 31 Mart’ta yerel seçimlerde, daha sonra da genel seçimlerde hayata geçireceğiz.”
“PROVAKATİF EYLEMLERDEN MEDET UMANLARIN AVUÇLARINI YALAYACAKLARINI SÖYLEYEBİLİRİM”
Deniz Yücel açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Yücel, “MYK toplantısında kampanyaya ilişkin yeni adresler belirlendi mi? Yeni bir taktik izlenecek mi” sorusuna şu yanıtı verdi:
* “MYK toplantımızda tabii ki kampanya ve seçim çalışmaları gündeme geldi. Biz kampanyamızı sürekli sahadan ve saha çalışmalarından geri dönüşler alarak, kampanyamızı sürekli güncelleyerek, yenileyerek, sahadan gelen veriler doğrultusunda revize ederek yürütüyoruz. Kampanyamız çok başarılı bir şekilde yürüyor. Türkiye’nin hemen hemen her yerinde ve bunun da seçim sonuçları ve sandık sonuçlarını yansıyacağına inanıyoruz. Genel Başkanımızın önümüzdeki seçimlere kadar kalan sürede programları önümüzdeki günlerde açıklanır. Elbette Doğu’da, Güneydoğu’da, Karadeniz’de birçok program yapılacak.”
Yücel, İstanbul İl Başkanlığı’nda kaydedildiği iddia edilen para sayma görüntülerine ilişkin ise şunları söyledi:
* “İstanbul İl Başkanlığı binamızın satın alındığı dönemde, kayıt altına alınan para sayma görüntüleriyle ilgili MYK toplantımızda herhangi bir gündem olmadı. İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu bu konuda gerekli açıklamayı yaptı. Seçimlere 20 gün kala böyle bir şeyin gündeme getirilmesi AKP iktidarının, yandaşlarının ve onlardan medet umanların yine bir panik yaşadıklarını ve çaresizlik içerisinde olduklarını çok net bir şekilde gösteriyor. Bu tip provokatif işler, bu tip çamur atma niteliğindeki işler ve eylemler her seçim öncesinde, her seçim arifesinde yaşanıyor. Dolayısıyla buradan medet umanların avuçlarını yalayacaklarını çok büyük bir rahatsızlıkla söyleyebilirim.”
“BAKANLARIN İL İL GEZMESİ AKP İÇİNDEKİ ENDİŞEYİ, KORKUYU GÖSTERİYOR”
Yücel, bakanların 81 ilde AKP adayları için oy istemelerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
* “Bakanların özellikle İstanbul’da, diğer illerde seçim çalışmaları yapmaları AKP’nin yine yaşadığı çaresizliği, korkuyu, kaygıyı ve paniği bize gösteriyor. Bir taraftan bakanları, seçilmiş kişiler içerisinden değil de atanmış kişiler olarak olarak belirleyeceksiniz, Bakanları yetkisizleştireceksiniz, bürokrasiyi güçlendirdiğinizi iddia edeceksiniz. Ama bir taraftan o bakanları bakanlıkların ve devletin tüm imkanlarıyla seçim döneminde adaya çıkartıp seçim çalışması yapacağız, yaptıracaksınız.
* Bu hem siyasete ne kadar samimiyetsiz baktıklarını, devletin kaynaklarını, imkanlarını, kamu kaynaklarını, kendi siyasi gelecekleri, ikballer için ne kadar kaygısızca ve şuursuzca kullandıklarını bize gösteriyor. Bir taraftan da seçim kaybetmenin paniğini, yani aynı 2019’da olduğu gibi ülkemizin dört bir yanında CHP’li belediye başkan adaylarına halkımız büyük bir teveccüh gösterdi. Şu anda da daha büyük bir teveccühün arifesindeyiz. Dolayısıyla 31 Mart 2024 seçimlerinde böyle bir korku, kaygı ve panik yaşadıklarını bize gösteriyor. Kimi çalıştırırsa çalıştırsınlar, Sayın Erdoğan da bir fiil çalışsa ki çalışıyor; İstanbul’da da başka yerlerde de yerel seçimlerde AKP’nin ve Cumhur İttifakı adaylarının bir hezimete uğramasını engelleyemeyecekler.”
“SEÇİM GECESİNE İLİŞKİN TATBİKATLAR YAPILIYOR”
Yücel, “Toplantıda seçim güvenliğine dair bir başlık konuşuldu mu? Nasıl tedbirler alınacak?” sorusunu şöyle yanıtladı:
* Seçim güvenliğine ilişkin bir gündemimiz oldu. Seçim güvenliğiyle ilgili örgütlerimiz, her türlü çalışmayı, önlemi yapıyorlar. Seçim gecesine ilişkin tatbikatlar yapılıyor. Sandık görevlilerimiz, okul sorumlularımız, okul görevlilerimizin, bilişim sorumlularımızın katıldığı, dahil olduğu… Önümüzdeki günlerde bu önlemleri ve çalışmaları sizlerle daha somut olarak paylaşacağız.
* Buradan şunu söylemek istiyorum: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her bir birey, vatandaşlık görevini yapmalı, sandığa gitmeli ve iradesi ne olursa olsun sandığa yansıtmalı. Sandık güvenliğiyle ilgili, seçim güvenliğiyle ilgili hiçbir yurttaşımızın herhangi bir kaygısı olmasın. CHP de bu düzenin değişmesi gerektiği konusunda iddia ortaya koyan ve çalışma yapan diğer tüm siyasi partiler de ve tabii ki yine sivil toplum kurumları, barolar da gereken çalışmaları yapıyorlar.”
]]>488 konut, 19 ticaret olmak üzere toplam 507 bağımsız birim ile 1 kreş, 1 mahalle evi ve kapalı otoparktan oluşan projenin temeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı törenle atıldı. Rezerv konutlarının üretimi konusuna önem verdiklerini belirten İmamoğlu, “Bugün temelini atacağımız Sultangazi Yunus Emre Mahallesi Rezerv Konut Projesi de bu bölgede riskli yapılarda yaşayan hemşerilerimiz için hayat kurtaran bir çözüm olacak” dedi.
“VAATLER KONUSUNDA SİCİLİMİZ TEMİZ”
İmamoğlu, “ İştirak şirketimiz KİPTAŞ ve belediyemizin Deprem Risk Yönetimi Ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı aracılığıyla hayata geçireceğiz projemizi projenin en kısa zamanda bitirileceğinden hiç kimse şüphe duymasın. Çünkü biz verdiği sözü tutma vaatlerini zamanında yerine getirme konusunda sicili çok temiz bir yönetimiz” diye konuştu.
İmamoğlu, şöyle devam etti:
-Hem bizden önce hiç olmadığı kadar çok konut ürettik hem de hepsini zamanında hatta zamanından önce tamamlayıp teslim ettik.
-Üstelik KİPTAŞ’ı Türkiye’de sabit taksitle sosyal konut üreten tek kurum haline getirdik. Aynı zamanda, KİPTAŞ’ın tarihinde en fazla riskli yapı yenileyen yönetim olduk.
-Seçim meçim dinlemiyoruz, seçime dönük insanları aldatmıyoruz. Bitmeyen projeleri bitirdik demiyoruz.
-Daha henüz rayları bile olmayan yere bir tane tramvay getirip tramvayı bitirdik demiyoruz. Bunları yaptılar 2019’daki seçimden önce. Biz bunu yapmıyoruz.

“DEPREME HAZIRLIĞIN PARTİSİ OLUR MU?”
-Bu millet ayrıştıran, bölen zihniyete teslim olmadı, olmayacak. Buna fırsat vermeyecek.
-Vatandaşa partisine göre hizmet etmeye kalkanlara ne yapacak? O sandıkta o güzelim, vatandaşın eli var ya o demokrasinin nimeti, o sandıkta haddini bildirir.
-Allah aşkına, depreme hazırlığın, bakanlığı, belediyesi, o partisi bu partisi olur mu? Olmaz. Partisi yok, belediyesi yok. Devletin bütün kurumları el birliğiyle kimin ihtiyacı varsa onun yanında olmak zorunda.
-Biz bu anlayışla çalışmayı ve bu ayrımcı zihniyete doğru yolu göstermeyi, bu ayrımcılığı, bu seçimde vatandaşımız cezalandıracak ve bu ayrımcılığı tümden tarihe gömeceğiz. Onların bile aklını başına getireceğiz.
“ONLARIN VATANDAŞA VEREMEYECEKLERİ ÇOK HESABI VAR”
-Milleti tehdit edenin tek anlayışı vardır; milletinden korktuğu içindir. O korktuğu güne kadar tehdit eder.
-Siz gücünüzü göstereceksiniz. Gösteriyorsunuz zaten. Oyunuzu size tehdit edene vermeyeceksiniz. Size hizmet edene vereceksiniz. O sandıktan bir gün sonra o tehdit ne olacak biliyor musunuz?
-Kuzuya dönecek. Bizimle yan yana gelmekten kaçıyorlar. Niye kaçıyorlar biliyor musunuz? Çünkü onların vatandaşa veremeyecekleri çok hesabı var. Allah’ıma şükür bizim yok. Onun için ben pazarlardayım.
-Pazarcı esnafının tezgahındayım. Bir annenin yanındayım. Bir teyzemin elini öpüyorum. Bir evladımızı kucağımıza alıyorum. Her yerde de öyle olacağım. Öyle olamadığım gün, ‘bu makamlarda işim yok’ deyip çeker giderim. Allah öyle bir gün göstermesin.”
RAKİBİ KURUM’A: SOKAKLARDA GEZEMİYOR”
-Bizim geçmişimizde tutulmamış sözler, yanlış işler yok. Bakın kentsel dönüşüm sürecinde hiç kimseyi mağdur etmedik, etmeyiz. Ama onlar vatandaşın halinden anlamadıkları için büyük mağduriyetlere yol açtılar…
-Biz milletimizi mutlu etmek için çırpınıyoruz. Onlar bir kişiyi mutlu etmek için çırpınıyorlar. Aradaki fark bu. İstanbulluları evlerinden semtlerinden ettiler.
-Yarım kalmış projelerle evsiz bıraktılar. O sebeple sayın Murat Kurum bu şehrin sokaklarında gezemeyip gezemiyor, gezemeyecek.
-Görmüşsünüzdür geçen gün TOKİ’de verdiği sözü tutamadığı için mağdur vatandaşlar kendisini protesto ediyor. O ‘Allah razı olsun’ diyor. Kendisini alkışladıklarını zannediyor. Çünkü niye biliyor musunuz?
-Bunlar, bunların kulakları vatandaşın dertlerine tıkalı tıkalı duymuyorlar vatandaşın sesini. Ben vatandaş bir çığlık attı mı dönüp ona bakıyorum ne diyor diye onlar onu duymuyor.
-Burada birçok insan yani mağduriyetlerini dile getiriyor. Onun bile durmuyor. Onun için mağdurun feryadına, mazlumun ahına bunların kulakları tıkalıdır. Vatandaş 31 Mart’ta ne yapacak? O tıkalı kulakları sağlam bir çekecek.
]]>Bir kilo kıymanın market ve kasaptaki fiyatının 450-500, bir kilo kuşbaşının fiyatının ise 500-550 liraya dayanması nedeniyle dar gelirli vatandaşlar, Et ve Süt Kurumu’nda bir kilo et alabilmek için saatlerce kuyrukta beklemeye devam ediyor. Et ve Süt Kurumu’nda kıyma 229 TL’den, kuşbaşı ise 259 TL’den satılıyor.
“BÖYLE ÇAĞ MI ATLANIR”
Kuyruktaki vatandaşlardan 73 yaşındaki Mehmet Şener ”50-100 TL indirimli alayım diye geceden gelip sırada bekliyorlar. ‘Memleket çağ atladı’ diyorlar. Böyle çağ atlanır mı be. Memleket ilerledi… Ne ilerlemesi geri gidiyor. Üç dönem oyumu verdim, helal etmiyorum onlara. Ben sabah 6 buçukta ailemden üç kişi birlikte geldik. Ramazan için ikişer kilo kıyma için burada sıraya girmişiz” dedi.
“SOFRADAN DOYMADAN KALKIYORUM”
”Evde torunlar var, babaları işsiz. Saat 5 buçukta yola düştüm ben buraya gelmeye. Neymiş bir kilo kıyma verilecekmiş. İnsan utanır şu görüntüye bakın” diyen Halis Yazıcı adlı vatandaş ise ”Eskiden kuyruk olurdu da ama şimdi millet sokağa çıkmasın diye buraya topluyorlar. Eti ucuza veriyor ki halk sokağa çıkmasın diye. Aldığım para 12 bin lira, 4 kişiyi geçindiriyorum. Ben sabah kalkarken sofradan doymadan kalkıyorum önce çocuklar yesin diye. Keyfinden gelen kimse yok. Kasapta kıymanın kilosu 500-600 lira. Çocuklar kıymayı ayda bir defa görmüyor” diye sitem etti.

Kuyruk nedeniyle daha önce et alamadan geri döndüğünü söyleyen 72 yaşındaki Fatma Yüzel de ”Bugün yine kuyruğun sonundayım. Alamazsam yine döneceğim. Namazı kıldık çıktık. Ne yapayım önümüzde Ramazan mecbur alacağız. Eşimden kalan emekli maaşım var, 9 bin lira. Evim de kira” dedi.
“OĞLUMDAN HABERSİZ GELDİM”
İsmini vermek istemeyen bir emekli ise şunları söyledi:
– Kendileri sarayda bol bol her şeyi yiyorlar emekliye bir şey vermedi. Ben 5 bin 500 TL eşimden ölüm aylığı alıyorum. Yoksa buraya gelir miydim? Oğlumdan habersiz çıktım geldim, sırf et için. Geç geldiğimizde de kalmıyor.
Bir başka vatandaş da şöyle konuştu:
– Kendileri paşa gibi yiyip içip yatıyorlar. Ondan sonra emekliye 10 binden fazla vermem diyorlar. Çetelere veriyorlar halka gelince hepsi de fakir.

“35 SENE ÇALIŞTIM, ŞİMDİ KUYRUKTAYIM”
Gece saat 3’te gelerek kuyruğa girdiğini söyleyen Bayram Deniz, ”Hiç Allah razı olmasın. Partileri gezene kadar gelsin halkı bir dolaşsın, milletin halini görsün. Ben 10 bin lira maaş alıyorum. Bir kilo et için buradayım” diye konuştu.
Bir vatandaş da ”Ben sabah 6’da geldim. Kasapta et 600 lira. Benim maaşım olmuş 12 bin 500 lira, kasapta et 600 lira. Bunun nesini yiyeyim, nesine bakayım. 35 sene çalışmışlığım var devlete, et kuyruğundayım şu anda. Ben 76 yaşındayım. Niye geleyim et kuyruğuna” diye konuştu.
69 yaşında İsmail Işık, ”11 bin lira alıyorum, geçinsem niye burada kuyrukta bekleyeyim. Ramazan için iki kilo et alıp idare edeceğiz” dedi.
]]>Et ve Süt Kurumu’nun da fiyatları göz önüne alındığında kentte kırmızı etin 3 farklı tarife üzerinden fiyatlandırıldığı görüldü.
Semtten semte de değişkenlik gösteren et fiyatlarıyla ilgili konuşan Türkiye Kasaplar, Besiciler Et ve Et Ürünleri Esnaf ve Sanatkârları Federasyonu Bölge Başkanvekili Veysel Günal, “Bazı besicilerin yaptığı spekülasyonlar yüzünden fiyatlar bu kadar artıyor. En çok zamlanan et çeşidi kuzu oldu” dedi.
KIRMIZI ETTE 3 AYRI FİYAT
Et ve Süt Kurumu’nda 230 liraya satılan kıymanın kilosu bazı marketlerde 412, kasaplarda ise 600 liraya kadar yükseldi.
Et çeşitlerinde fiyat tarifelerinin Et ve Süt Kurumu’nda, marketlerde ve kasaplarda değiştiği görülürken, fiyatlar semtten semte de değişti. Beylikdüzü’nde kıymanın kilosu 540 liradan satılırken, Başakşehir’de ise fiyatlar 600 liraya kadar çıktı. Kıyma, Et ve Süt Kurumu’nda ise 229 liraya satılıyor.
Yine Beylikdüzü ilçesinde 570 lirayı bulan dana kuşbaşının fiyatı Başakşehir’de 620 liradan tezgahtaki yerini aldı. Kuşbaşı marketlerde de 500 lira olarak fiyatlandırıldı.
Öte yandan Et ve Süt Kurumu’nda 299 liraya satılan sucuk, marketlerde 615 ile 655 liradan, kasapta ise 555 liradan satılıyor.
Pirzolanın kilosu ise Et ve Süt Kurumu’nda 380 lirayken, markette 600 ile 800 lira arasında değişiyor. Pirzola kasaplarda ise 830 ile 1100 lira arasında satışa sunuluyor.
‘6 SAATTİR 1 KİLO KIYMA İÇİN BEKLİYORUM’
Artan et fiyatlarıyla beraber vatandaşlar, fiyatları daha uygun olduğu için Et ve Süt Kurumu önünde uzun kuyruklar oluşturdu.
Fiyatlarla ilgili konuşan Mustafa Tuzcuoğlu, “Burası uygun ama saat 05.00’te geldim, saat 10.00 oldu. 5-6 saattir 1 kilo kıyma için bekliyorum. Kasapta 600-700 liraya satılıyor. Oradan en fazla 100 gram alabilirim. Kime yetecek 100 gram kıyma. Benim evimde nüfusum 4 kişi” dedi.
SEMTLERDEKİ FİYAT FARKININ SEBEPLERİ
Fiyatlardaki artıştan rahatsız olduğunu dile getiren kasap Savaş Üzek, semtler arasında değişen fiyatları ise bölgedeki kira bedellerine bağladı.
Savaş Üzek, “Biz bu malı tezgaha koymak zorundayız. Satarken zorlanıyoruz. Vatandaşın alım gücüyle fiyatların artış hızı aynı oranda olmadığı için vatandaş almakta zorlanıyor. Fiyatlarımız düzenli olarak değişiyor” dedi.
Marketlerle kasapların kesinlikle aynı kefeye konulmaması gerektiğini belirten Üzek şöyle konuştu:
“Çünkü marketlerin temin ettiği etin kalitesi ile kasapların sunduğu et aynı değil. Marketler ve büyük toptancılar maalesef vatandaşa ithal et sunuyorlar. Vatandaşın şu an için bunu seçme şansı kalmadı. Vatandaş şu anda sofraya koyabileceği ürününü, en iyi şekilde en ucuz şekilde almaya çalışıyor. İyi semtlerde kira oranları farklı, çalışan personelin maaşı farklı. Her işletme aynı kâr marjıyla çalışmak istemeyebilir.”
‘FİYATLAR ÜZERİNDEN SPEKÜLASYON YAPIYORLAR’
Et fiyatlarındaki artışla ilgili konuşan Türkiye Kasaplar, Besiciler Et ve Et Ürünleri Esnaf ve Sanatkârları Federasyonu Bölge Başkanvekili Veysel Günal, ete 2 ay içerisinde art arda zamlar geldiğini ve bazı firmaların spekülasyon yaptığını söyledi.
Günal şöyle konuştu:
“Son zamanlarda 1-2 ay içinde, ete ne olduysa birden zamlar art arda geldi. Karkas 260 liraya alırken 290 oldu. 310 oldu, şu anda 325 bandına geldi. En çok zam gelen ürün kuzu oldu. Aldı başını gidiyor. Kuzu oldu 450 lira. Kasaplar 550’ye satacak. Alan haklı, satan haklı.
Peki vatandaş nasıl yiyecek? Yazıktır, günahtır. Bu vatandaşın üzerinden ellerini çeksinler. 3-5 tane firma spekülasyon yapıyor. Kesmeyin, dana 300 olacak, 320 olacak. Bugün et 500 liraya dayandı. Et ve kuzu şu anda yarışıyor. Çok şükür tavuk aynı fiyatta durdu. Bir de tavuk tırmanırsa vatandaşa günah. 330 liraya aldığın karkas sana 460-470 liraya mal oluyor.”
]]>
“SENDEN MEMNUN İSTANBUL HALKI”
İmamoğlu, tezgahına uğradığı bir pazarcının, “Çalışıyorsun. Senden memnun İstanbul halkı. İnşallah, Allah’ın izniyle, bütün desteğimiz seninle” sözleriyle karşılandı. Eesnafın, “Ben, Ümraniye’de yaşayan bir vatandaş olarak, İsmet Yıldırım’ın (Ümraniye Belediye Başkanı) yüzünü görmüş değilim. Çok teşekkür ederim. İyi yaptın. Güzel bir jesttir insanlarla buluşmak” sözlerine İmamoğlu “Pazarlarda aldığım öneriler, eleştiriler ya da pazarda duyduğum şeyler, bana belki de en fazla yardımcı olan şeyler. Vatandaşın yüzde 70’ini burada görüyoruz. Çünkü, gidip de bir ofiste, orada, burada olmuyor. Biz de diyoruz ki; halkın önüne her zaman çıkacak, enerjisi yüksek, benim de dostum Aykut Erdoğdu, Ümraniye’ye başkanlık yapacak. Onun da desteklenmesini istiyoruz” karşılığını verdi.

“ONLARIN 20 SENEDE YAPAMADIĞI PLANLAMALARI, BİZ 5 SENEDE YAPTIK”
Aynı esnaf, Ümraniye’deki kentsel dönüşüm sorununu gündeme getirerek, ilçe belediyesinin sorunun kaynağı olarak İBB’den gerekli dosyaların gelmemesini gösterdiğini aktardı.
İmamoğlu’nun esnafa yanıtı, “Öyle bir şey yok. Biz İstanbul’da, onların 20 senede yapamadığı planlamaları 5 senede yaptık. 100’ün üstünde noktada planları biz geçirdik bu 5 yılda. Onun için öyle bir şey yok. Ama Ümraniye’nin her mahallesinin farklı sorunu var. Kimi yerde tapu sorunu var, kimi yerde 2B sorunu var, kimi yerde Hazine sorunu var, kimi yer ilçe belediyesinin sorumluluğunda, bizim sorumluluğumuzda olan alanlar var. Her birinin farklı yorumu var. Ama sana öz, net bilgiyi sunabilme şansına sahibiz. Nerede tam sorunu yaşıyorsan, alırız arkadaşlarımla, misafir de ederiz, sana da anlatırız; nasıl çözülecek, kime aittir sorumluluk, sana anlatabiliriz” oldu.

“ABİM” DİYEREK İMAMOĞLU’NA SARILDI
Genç bir kadın vatandaşın, “Abim” diyerek İmamoğlu’na sarılması, ilginç anların yaşanmasına neden oldu. İmamoğlu, “Ne güzel ‘abim’ dedin” diyerek genç kadına sarıldı. Bu sırada İmamoğlu’nun yanına yaklaşan bir vatandaş da duygularını, “Başkanım, sen gidersen İstanbul biter. Seni alnından öpüyorum” sözleriyle dile getirdi. Bir başka vatandaş da İmamoğlu’na oy vermek için köye gitmeyi ertelediğini söyledi.

“TANSU ÇİLLER’E ÖZEL İMAR ÇIKARAN MURAT KURUM’A OY YOK”
“Sen iyi olduktan sonra biz de iyiyiz. Tansu Çiller’e özel imar çıkaran, bu vatandaşın, fakir fukaranın, tüyü bitmemiş yetimin hakkını peşkeş çeken Murat Kurum’a oy yok. 25 yıldır bu ülkeyi yönettiler, kentsel dönüşüm yeni mi akıllarına geldi” diyen başka bir vatandaşa da İmamoğlu “Biz, hakkınızı koruyacağız” yanıtını verdi.
Pazar ziyaretinin ardından Topağacı Şehit Fatih Mehmet Han Camii’ne geçen İmamoğlu ve Erdoğdu, önce cami derneği yöneticileriyle bir araya geldi, sonra cuma namazlarını kıldı. İmamoğlu ve Erdoğdu, namaz sonrasında da cami çevresinde bulunan esnafa ve Ordu Mesudiye Güvenli Köyü Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneği’ne ziyaretler gerçekleştirdi. Topağacı’ndan Kazım Karabekir Cemevi’ne geçen İmamoğlu ve Erdoğdu, burada Alevi vatandaşlarla buluştu.
]]>Kısa sürede teslim edileceği vaat edilen konutların küçük bir bölümü hak sahiplerinin baskısı sonucu bu ay teslim edildi.
Evlerini teslim alamayanların tepkisi sürerken ‘bitti’ denilerek hak sahiplerine verilen evlerin eksikleri ise vatandaşları isyan noktasına getirdi.
Birçok yapısal kusuru ve eksiği bulunan konutlarda ısıtma, aydınlatma ve su gibi temel ihtiyaçlar da düzenli sağlanamıyor.
CHP Çorum Milletvekili Mehmet Tahtasız, Kuruçay TOKİ Konutlarında yaşayan Saliha Keleş isimli vatandaşın evine konuk olarak sorunları dinledi.
Tahtasız, “Çorum Belediye Başkanı burada sözler verdi. AKP Milletvekili ve İl Başkanı da söz verdi. Söz kişinin aynasıdır. Ben buradan AKP Milletvekillerini, Belediye Başkanını ve il başkanını göreve davet ediyorum. Bu TOKİ ile görüşün bu vatandaşlarımızın, dul ve yetimlerin 4 bin 300 lira ile nasıl geçinecek? Bir de üstüne üstelik petek yanmıyor, asansör çalışmıyor. Burada bu insanlarımızı mağdur etmeyin” diye konuştu.
“743 KONUTTAN SADECE YÜZDE 10’U TESLİM EDİLDİ”
Tahtasız, şunları söyledi:
“Kuruçay TOKİ’deyiz. 2018 yılında temeli atılan 743 konuttan sadece yüzde 10’u teslim edildi. O da bizlerin uğraşı sonrasında oldu çünkü seçim öncesi söz verdiler.
Normalde burası 2020- 2021 yılında teslim edilecekti ama maalesef teslim edilmeyince bizlerin baskısıyla, halkın isyanıyla burada 7. ayın 1’inde verecekleri anahtarları maalesef 10-15 gün önce verdiler.
Evine taşınan Saliha Keleş ablamızın evindeyiz, çay içemeye geldik sağ olsun ama bir türlü sorunlar bitmiyor.
Bir çok marangozun eksikleri var. Peteklerinin yanmadığını söylüyor. Neler yaşıyorsunuz bu süreçte?”
“BANA ‘ANKARA’YI ARA’ DİYORLAR”
Ev sahibi Saliha Keleş isimli vatandaş ise şöyle konuştu:
“Neler yaşıyorum geldim geleli bir yandı 10 gün oldu, 2 gün yandı diğer zamanlar peteklerim hiç yanmıyor. Basınçlı su yapmıyormuş. Gidiyorum ofislere ‘tamam tamam hallederiz’. Gönderiyorlar suyu basıyorlar ertesi gün yine. Camla çerçeveyle eleman koşturuyorum. Usta koşturuyorum.
Cereyanlı ocakla oturuyorum ben. Ofise gittim. Bana ‘Ankara’yı ara diyor’ TOKİ. Ankara’yı ara, ya ben Ankara’yı ne ara arayayım. Nereden çıkarayım ben. Seni devlet niye oturturmuş TOKİ’ye, ofise, muhatap bulamıyorum.
Aşağı müteahhide gidiyorum. Müteahhit de, ‘tamam biz liste aldık tamam hallederiz’ diyor ama ben soğukta durmak zorunda değilim. Asansörler çalışmıyor zaten. 60 yaşındayım ben zaten in çık, in çık nereye kadar yani?”
“AKP’YE OY VERDİĞİM İÇİN PARMAKLARIMI KESMEK İSTİYORUM”
Mağduriyetini dile getiren Keleş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“20 yıldır ben AKP’liyim. Bu parmaklarımı kesmek istiyorum verdiğim oya. 20 yıldır yalan konuşmuyorum bak. 20 yıldır geldi hükümete veriyorum ama bu saatten sonra asla ve asla bana istediklerini yapsınlar, devlet bana ne yapacaksa yapsın ben yine arkasındayım ben mağdurum.
Bana yardımcı olun. Ben babamdan yararlanıyorum. Yetim aylığı alıyorum. 4 bin 300 TL maaşım yeni oldu. Benim doğal gazım 360 lira geldi. Elektriğim gelecek.
Şofben suyumun faturası gelecek, bin 200’de buraya ödüyorum. Hani ne kaldı? Bilemiyorum işte böyle çoluğa çocuğa oğlum bu ay sen mi alırsın, kızım bu ay sen mi alırsın alışverişi diyorum.”
“BURADA İNSANLARIMIZI MAĞDUR ETMEYİN”
Mehmet Tahtasız da, “Burada biz bir anahtar teslim töreni yaptık. Sahte yok dediler. Burada tören yaptık o törende bende vardım. Çorum Belediye Başkanı burada sözler verdi. AKP Milletvekili ve İl Başkanı da söz verdi. Söz kişinin aynasıdır. Ben buradan AKP Milletvekillerini, Belediye Başkanını ve il başkanını göreve davet ediyorum. Bu TOKİ ile görüşün bu vatandaşlarımızın, dul ve yetimlerin 4 bin 300 lira ile nasıl geçinecek? Bir de üstüne üstelik petek yanmıyor, asansör çalışmıyor. Burada bu insanlarımızı mağdur etmeyin” şeklinde konuştu.
]]>“İLİÇ’İN AÇTIĞI YARA HAFİFLEMEDEN ERZİNCAN’DAN GELEN GÖÇÜK HABERİYLE SARSILDIK”
Yücel, şunları söyledi:
* “Dinmeyen acı Hocalı Katliamı’nın üzerinden geçen 32 yıla rağmen acımız ilk günkü kadar taze. Çocuk, yaşlı, genç, kadın demeden canlarımıza kıydılar. 32 yıl önce Hocalı’da şehit edilen Azerbaycanlı kardeşlerimizi, rahmetle ve saygıyla anıyoruz. Ruhları şad olsun. Erzincan İliç’te toprak altında kalan ve 13 gündür ulaşamadığımız 9 işçimizin yüreklerimizde açtığı acı hafiflemeden bugün sabah saatlerinde Elazığ Palu’da bir madende göçük meydana geldiği haberiyle sarsıldık. Tek tesellimiz, göçük altında kalan işçilerimizin tamamının kurtarılmış olması. İşçilerimize ve Elazığ’a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
“YILMAZ TUNÇ’A SORUYORUZ”
* Elbette çok üzgünüz ama daha çok da öfkeliyiz. Bu ülkede, son 22 yılda, tamamı öngörülebilir ve önlenebilir iş cinayetlerinde, en az 33 bin işçimiz can verdi. Yerlilik ve millilik nutukları atanlar, ülkemizin topraklarını yabancılara peşkeş çekmekte; bu toprakları emekleriyle bereketlendiren insanımızın canına kast etmekte hiçbir sakınca görmediler. Şimdi kalkmış, ‘35 milyon metreküplük toprak var, 400 bin kamyon gerekli’ diyorlar. Her gün artan öfkeyi bastırmak için soruşturma başlatıldığını ifade ediyorlar. Ama İliç’te göz göre göre gelen bu felaketin gerçek sorumlularının kim olduğunu söylemiyorlar.
* O zaman biz söyleyelim: İliç’teki maden sahası kimyasal sızıntı nedeniyle 22 Haziran 2022’de kapatılıyor. Sadece 3 ay sonra tekrar açılıyor. Kimin zamanında? Murat Kurum. Madende kapasite artışına gidiliyor, onayını kim veriyor? Murat Kurum. Peki ‘Kapasite artışı için ÇED gerekli değildir’ diyen kim? Yine Murat Kurum. Buradan, ‘İliç faciasıyla ilgili soruşturma başlatıldı’ diyen Yılmaz Tunç’a soruyoruz: Bölgede görev yapacak olan 4 savcı, Murat Kurum’un Bakanlık dönemini de soruşturacak mı?
“İSTANBUL’A, OSMANİYE’YE GİTMESİNE ENGEL OLMUYOR”
* Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünün olduğu bir ülkede Murat Kurum, ölüme sebebiyet vermekten ve çevre felaketine yol açmaktan yargılanır ama Türkiye’de bu kişi, 16 milyonluk bir mega kenti yönetmeye talip oluyor. Felaketin baş sorumlusu hiçbir şey olmamış gibi çevrecilik, şehircilik, dayanıklı kentler nutukları atıyor. Bu zat, uzmanların ‘Ayakkabıyla bile girilmemeli’ dediği Salda Gölü’ne iş makinelerini soktu. Maden ocaklarının kapasite artırım taleplerine hep destek verdi, İliç’te bir faciaya neden oldu. İmar barışı adı altında kat artışlarına izin verdi, binaları denetlemek yerine denetimsiz binaların müteahhitlerini korudu.
* Biz, bu sorumsuz adamın İstanbul’u mahvetmesine izin vermeyeceğiz. Bir de bu sorumsuz adamın halefi var, sorumsuzlukta birbirleriyle yarışıyorlar; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki. Al birini, vur ötekine… Erzincan’ın İliç ilçesinde büyük bir çevre felaketi yaşanıyor, bu beyefendi Erzincan’a ancak felaketin 9’uncu gününde gidiyor. İliç’e gitmesine engel olan sağlık sorunları her nasılsa İstanbul’a, Osmaniye’ye gitmesine engel olmuyor. Felaketin olduğu yer aktif fay hattının üzerinde ama bu zat, hiç ama hiç utanmadan ‘İlk defa duyuyorum’ diyebiliyor.
“İKTİDARI HALKIMIZLA BİRLİKTE SANDIKTA GÖNDERECEĞİZ”
* Biz, bu felaketin sorumlularını biliyoruz, tanıyoruz. Siz kaçmaya, saklanmaya, sorumluluğu üzerinizden atmaya devam edin. Biz işçilerin, emekçilerin yanında olmaya ve halka tüm gerçekleri anlatmaya devam edeceğiz. Yeni felaketlerin yaşanmaması, gereken önlemlerin alınması için her ortamda tepkimizi koymaya devam edeceğiz. Amasra’da, Soma’da, Ermenek’te, Karadon’da madenlerdeki iş cinayetlerini ‘kader’ ve ‘fıtrat’ diye geçiştiren; gözünü kar hırsı bürüyen; insan canını, doğayı ve yeşili değil, doların yeşilini seçen; işçileri, geçimle ölüm arasından tercih yapmak zorunda bırakan bu iktidarı halkımızla birlikte sandıkta göndereceğiz. Ülkemizde siyanürle altın madenciliği yapılan yerlerde bu vahşi madenciliğe karşı halkımızla, işçilerimizle birlikte direneceğiz.
“BİREYSEL KREDİ KARTI BORÇLARI 1 TRİLYON 43 MİLYAR LİRAYLA REKOR BİR DÜZEYE ULAŞTI”
* Ülkemizde her eve, her cebe, her mutfağa etki eden büyük bir ekonomik buhran olduğunu görmekteyiz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, 27 Aralık 2022 tarihinde bireysel kredi kartı borçları, 446 milyar liraydı. Bankalarda faizler yükseldi, vatandaş geçinebilmek için kredi kartlarına yüklendi. Son dönemde gecikme faizlerinin yükselmesi, nakit avans limitinin aşağı çekilmesi gibi zorlaştırıcı önlemlere rağmen çığ gibi büyüyen bir bireysel kredi kartı borçlanma dönemi başladı.
* Ve sonuç: 24 Kasım 2023 tarihi itibarıyla bireysel kredi kartı borçları 1 trilyon 43 milyar lirayla rekor bir düzeye ulaştı. 2 yılda 446,6 milyardan 1 trilyon 43,6 milyara, yüzde 133 artış göstermiş. Hal böyleyken AKP hükümeti, kredi kartlarıyla ilgili düzenleme çalışmalarının devam ettiğini söylüyor. Vatandaşın cebinde nakit para bırakmayıp cüzdanındaki karta sınırlama getirerek ekonomiyi düzelteceklerini zannediyorlar. Kredi kartı düzenlemesi, ekonomiyi durma noktasına getirebilir. Umurlarında mı? İçi boş, günü birlik, palyatif ekonomik tedbirlerden anlıyoruz ki hayır.
“2028’E KADAR DAYAN DAYANABİLİRSEN”
* AKP hükümeti yüzünden Türkiye’de gelir düzeyi düşük kesim ve orta sınıf, kredi kartıyla borçlarını döndürerek ay başını getiriyor. Borcunu ödeyip limit açıyor, limiti ay sonuna yine tükeniyor, bu kısır döndü de böyle sürüp gidiyor. Kredi kartı limitlerinde olası bir ani azalış ve sert taksit önlemleri, işte bu kesimin yaşamını olumsuz etkileyecektir. Çünkü şu ayrıntıyı görmezden geliyorlar: Vatandaş artık kredi kartından lüks harcamaları değil, temel ihtiyaçlarını karşılar hale geldi. Vatandaşın cebinde para yok. Ekmeği, sütü, peyniri, yumurtayı kredi kartıyla alıyor. Bir yanda, 2 yılda 1 trilyon artan bireysel kredi kartı borçlanması; diğer yanda kredi kartı olmasa sofrası peynir-ekmek göremeyecek olan vatandaş… Bütün bunlar yaşanırken hükümetin fiyat istikrar hedefi ise 2028. 2028’e kadar dayan dayanabilirsen.
“ADALET BAKANI DEDİ, SARAY YALANLADI”
* Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, 8 ay sonra ilk kez faizi sabit tutmanın müjdesini verirken enflasyonu ve fiyat artışlarını ağzına dahi almıyor. Mesele faizi sabit tutmak değil, mesele fiyatları sabit tutmak. Bakın, fiyatları düşürmek demiyoruz bile. Fiyatları sabit tutun da vatandaş rahat bir nefes alsın. Sabit tutun ki Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın, ‘Enflasyonla mücadele ederken büyümeyi de sürdüreceğiz’ yalanının bir anlamı olsun. Yılın ilk ayında yükselen enflasyonun sonraki aylarda kademeli, yıl ortasından sonra da belirgin şekilde düşmesini bekliyorlarmış.
* Belirgin olan ne biliyor musunuz? Belirgin olan halka yalan söylemeleri. Bakın bir yalan daha: Adalet Bakanı çıktı, hükümetin kirayla ilgili atacağı adımı açıkladı, ‘Yüzde 25 sabit zamdan vazgeçilecek’ dedi. Bir gün geçmeden saray, bu bilgiyi yalanladı. Kendi bakanlarının açıklaması için ‘uydurma’ dediler. 1 Nisan sonrasında yaşanacak krizlere, kira kaosunun da ekleneceğinin söylenmesinden rahatsız oldular. Her zaman olduğu gibi sorunları halının altına süpürdüler, yerel seçim sonrasına ötelediler. Bu nedenle, kıymetli milletimize yerel seçimlerde oy verirken 1 Nisan sonrasını da iyi düşünmelerini söylüyoruz.
“TÜRKİYE VARLIK FONU KARA BİR DELİK, NE DENETİMİ VAR NE DE YUTTUĞU MİKTAR BELLİ”
* Geçtiğimiz günlerde, partimizin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri, ‘Türkiye Varlık Fonu (TVF) 2022 Raporu’nu hazırladılar. Raporda, içerisinde kamu bankalarından THY’ye, BOTAŞ’tan ÇAYKUR’a kadar birçok devasa kurumu barındıran TVF denetiminin yetersiz olduğu ifade edildi. Kurumların neden milyarlarca lira zarar ettiğinin araştırılmadığı, TVF’nin tamamen Cumhurbaşkanına bağımlı hale getirildiği ve fonun hazineyle ilişkisinin açık ve şeffaf olmadığı söylendi. TVF kara bir delik, ne denetimi var ne de yuttuğu miktar belli. Düşünün, bir çeşmenin başını tek adama bağlamışlar, tek adam kana kana içiyor, paşa gönlünden geçene içiriyor, ülkeyse açlıktan ve susuzluktan kırılıyor. İşte TVF buna benziyor.
“SADECE SARAYIN AMPULLERİNİ YARI YARIYA AZALTSALAR…”
* Cumhurbaşkanı Erdoğan, emeklilere verilen bayram ikramiyelerinin 3 bin lira olacağını söyledi. ‘Bütçeyi zorladık’ masallarını anlatırken hiç utanmadı. Emekli ikramiyesi sadece ve sadece 1000 lira artırıldı. Gerçekten emeklilerle dalga geçiyorlar, emeklileri yok sayıyorlar. Ancak unuttukları bir şey var. Marketlerdeki fiyat artışlarını, sağlık harcamalarındaki artışı, faturalardaki artışı en iyi gören ve tahlil eden kesim emekliler. Yani emekliler neyin, ne kadar olduğunu çok iyi biliyorlar. Emekliler dini bayramlarda ödenen bayram ikramiyesiyle 2018 yılında küçükbaş kurbanlık alabiliyordu. Bu yıl ise sadece 6-7 kilo et alabilecekler.
* Bakın, bu hükümet kendine yakın gördüğü vakıflara para buluyor, Suriyeliler için kaynak bulabiliyor, şatafatlı gezilere ve törenlere para ayırabiliyor, her gün çakarlı araçlarla şov yapacak, şehir turları atacak kadar bol para var ama iş emekliye gelince para yok. Bu koşullarda emeklilere asgari ücret kadar ikramiye vermek zor olmasa gerek. Sadece sarayın ampullerini yarı yarıya azaltsalar, binlerce emekliye kaynak bulabilirler. Sorun da bu zaten, kaynak var ama bu kaynağı emeklilere harcamak istemiyorlar. Bir kez daha hatırlatıyoruz: En düşük emekli maaşı, asgari ücret düzeyine çekilmeli, bayram ikramiyeleri de bu oranda iyileştirilmelidir.
“ŞİDDETİN BU KADAR NORMALLEŞMESİNİN SEBEBİ SENSİN ERDOĞAN”
* Bu ülke böyle bir ekonomik kriz, böylesine bir ekonomik buhran görmedi. Ülkece fakirliği iliklerimize kadar hissediyoruz. Vatandaş sebze meyveyi tek tek alır hale geldi. Yarım bardak çay, yarı fiyatına bayat ekmek satılıyor. Vatandaş pazar yerlerinden çürük meyve sebze topluyor. Açlık sınırı 15 bin lira, yoksulluk sınırı 49 bin lira. Ama Erdoğan hala utanmadan ‘Alternatifiniz benim’ diyebilme yüzsüzlüğünü gösterebiliyor. Sayın Erdoğan, bu ülkedeki mutsuzluğun sebebi sensin. Bu ülkede et yiyemeyen, süt içemeyen, protein alamayan çocukların sebebi sensin.
* İntihar eden gençlerin, ana-babaların sebebi sensin. Depremden kurtulup yardım eli uzatılmadığı için hayata tutunamayanların, göstere göstere gelen felaketin sebebi sensin. Kevgire dönen sınırlarımızdan elini kolunu sallaya sallaya yurda giren ne idüğü belirsiz kişilerin sebebi sensin. 22 yıldır yürüttüğün kin ve nefret dolu siyasetinle toplumun ruh sağlığının bozulmasının, yaptığı iyiliğe yenilen taksicinin, şiddetin bu kadar normalleşmesinin sebebi sensin Sayın Erdoğan. O yüzden sen kimseye, hele ki CHP’lilere alternatif olamazsın.
“NEZAKETSİZ, SAYGISIZ, HALKINA VE MİLLETİNE ÜSTTEN BAKAN SİYASET ANLAYIŞINA SON VERECEĞİZ”
* Genel Başkanlarından feyz aldıkları çok belli olan AKP’li belediye başkan adaylarının seçim çalışmalarına şöyle bir göz atalım. Vatandaşa ağza alınmayacak küfürler eden mi ararsınız, vatandaşa el hareketi çeken mi ararsınız. Görüyoruz ki anlatacak vaatleri olmadığı için yerel seçim çalışmalarını bu şekilde yürütüyorlar. AKP’nin Niğde Hacıabdullah beldesinin adayı, konuşması sırasında devletin jandarma komutanına hadsizce, ağza alınmayacak küfürler etti. İnanılır gibi değil ama AKP’nin Balıkesir Bandırma adayı, tarla fiyatları üzerinden tartıştığı vatandaşa el hareketi çekti. AKP’nin Konya Cihanbeyli adayı, vatandaşlara hitap ederken küfür etti. Bu nezaketsiz, saygısız, halkına ve milletine üstten bakan, üst perdeden konuşan siyaset anlayışına son vereceğiz.
YARGI PAKETİ TEPKİSİ
* AKP’nin 22 yıllık iktidarları boyunca en fazla tahribat yarattığı alanlardan biri de hukuk oldu. Bugün ülkemiz, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının ciddi bir şekilde yara aldığı, millet iradesinin yok sayıldığı, Anayasa’nın ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının yok sayıldığı bir ortamda yerel seçimlere gidiyor. Hal böyleyken Meclis gündemine bir yargı paketi daha geldi. Kamuoyunda 8. Yargı Paketi olarak bilinen bu teklif, Anayasa’ya aykırılıklar içeren, yasa yapma tekniği açısından yanlış ve içerik olarak da yetersiz bir teklif. Yargıdaki sorunları çözmüyor ama AKP ısrarla bu tekliflere ‘yargı reform paketi’ diyebiliyor.
* Bakın, ‘yargıda reform’ iddiasıyla ilgili 7 kanun teklifi, şimdiye kadar bu Meclis’te yasalaştı. Ekim 2019’dan Mart 2023’e kadar gelen 7 yargı reform paketi, esasen yargıda reformu hedeflemiyordu. Zaten öyle olsaydı Dünya Adalet Projesi (WJP) 2023 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre, ülkelerin hukukun üstünlüğüne bağlılıklarının ölçüldüğü raporda, 142 ülke arasında Türkiye, 117’inci sırada yer almazdı.
“AKP DE KENDİNE YAKIŞANI YAPTI”
* İktidarın istekleri doğrultusunda istatistik açıklayan TÜİK’in ‘Yaşam Memnuniyeti Araştırması’ sonuçlarına göre, Türkiye’de yaşayan nüfusun yüzde 40’ı, yasaların herkese adil ve tarafsız olarak uygulanmadığını düşünüyor. Dikkatinizi çekerim, TÜİK verisinde bile bu oran yüzde 40’lardaysa gerçek oranı siz düşünün. Demek ki ‘reform’ diyerek süsledikleri bu yargı paketleri hiç bir işe yaramamış. Yargıtay’ın Anayasa’ya darbe niteliğindeki girişimlerine ve Meclis’e talimat verme hadsizliğine ses çıkarmayıp hatta bunu alkışlayan AKP’nin ‘yargıda reform’ çıkışı elbette inandırıcı değil. AYM’nin iptal ettiği pek çok maddeyi, iptal gerekçeleri yerine getirilmeden yeniden Meclis’e getirmek AYM’yi yok sayan AKP’ye yakışırdı, AKP de kendine yakışanı yaptı. Biz CHP olarak reformun R’sinin bile olmadığı bu teklifle ilgili itirazlarımızı komisyonda olduğu gibi Genel Kurul’da da dile getireceğiz.
“KENTLERİMİZİ EMİRLERLE, TALİMATLARLA VE DAYATMAYLA YÖNETMEYECEĞİZ”
* Ülkemizde iktidarın himayesindeki bir grup azınlık dışında toplumun her kesimi, ekonomik açıdan kuşatma altında. Emeklisinden işçisine, öğrencisinden memuruna ekonomik açıdan kaygılı ve mutsuz bir toplum olduk. Sürekli felaketlere uyanan, bu felaketler karşısında hep yetersiz kalan bir iktidarla sınanır olduk. 22 yıldır AKP’nin tehdit eden, kutuplaştıran sözlerinden usandık. Bu iktidarın halk iradesini yok sayan tutumlarından; vatandaşa kafa tutan, halka had bildiren, demokrasiden bihaber, kendisi zenginlik içinde yaşarken kürsüden tasarruf nutukları atan tavırlarından bıktık.
* Biz CHP olarak gençlerin umutlu, çocukların mutlu, vatandaşlarımızın insan onuruna yaraşır, güvenli kentlerde huzur içinde yaşadığı, gelirin hakça ve adilce paylaşıldığı bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Biz kentlerimizi emirlerle, talimatlarla ve dayatmayla yönetmeyeceğiz. Kentlerimizi, o kentte yaşayan yurttaşlarımızla birlikte yöneteceğiz. Her yurttaşımızın, belediye hizmetlerinden eşit şekilde yararlanmasını sağlayacağız. Bunun için, 31 Mart yerel seçimlerini önemsiyoruz. İşimiz, gücümüz Türkiye.”
]]>Tüketiciler Derneği (TÜDER) Genel Başkanı Levent Küçük, yaptığı değerlendirmede, vatandaşların son yıllarda tatil rezervasyonu yaptırırken sahte internet siteleri nedeniyle yaşadıkları mağduriyete işaret etti.
Tüketicilerin tatil rezervasyonlarında özellikle kurumsal firmaları tercih etmesi gerektiğini belirten Küçük, “Arama motorlarından turizm firmalarını seçerek rezervasyon yapan tüketicilerimiz çok dikkatli olmalı, çünkü dolandırıcılar internet üzerinden çok fazla sahte ilan veriyor.” dedi.
Küçük, internet sitelerini taklit ederek dolandırıcılık amacıyla hareket eden kişi ve firma sayısındaki artışa dikkati çekerek, “Tüketicilerin arama motorunda karşılarına çıkan ilk firmayı değil, iyi araştırdıkları firmayı seçmeleri gerekiyor.” ifadesini kullandı. Dolandırıcılara parasını kaptıran ve bu nedenle tatile gidemeyen çok sayıda tüketiciyle karşılaştıklarına işaret eden Küçük, dolandırıcıların hemen EFT veya havale yoluyla vatandaşların ödemeyi yapmasını istediklerini söyledi.
Özellikle firma hakkında yapılan yorumların da tüketiciler açısından önem taşıdığını bildiren Küçük, “Kurumsal firmalara, kredi kartlarıyla ve bankacılık sistemi üzerinden ödeme yapabilirler. Bungalov ev turizmi, ülkemizde yavaş yavaş ağırlık kazanmaya başladı. Burada da genelde bireysel işletmeciler ön planda. O işletmeleri, tesisi gezip verdikleri hizmetten emin olduktan sonra tercih etmekte yarar var.” diye konuştu.
Küçük, tüketicilerin, bungalov, otel veya turizm hizmeti veren kurumlarda yaşadıkları sorunları mutlaka yetkili mercilere bildirmesi tavsiyesinde bulunarak, “Vatandaşlar, rezervasyon sonrası karşılaştıkları olumsuz hizmetleri fotoğraf yoluyla belgeleyip tüketici hakem heyetlerine, kültür ve turizm il müdürlüklerine ve TÜRSAB’a şikayet edebilir. Eğer bir dolandırıcılık olayıyla karşı karşıya kalırlarsa, emniyet güçlerine ve cumhuriyet savcılıklarına da şikayette bulunabilirler.” ifadelerini kullandı.
VATANDAŞA GÜVENLİ BUNGALOVU SORGULAMA İMKANI
Sapanca Villa ve Bungalov İşletmecileri Derneği (SAVİBU) Başkanı Ali Safa Alaçam da bungalov tipi evleri kiralama konusunda vatandaşların sık sık mağduriyet yaşadığına dikkati çekerek, “Vatandaşların, özellikle Sapanca bölgesinde villa veya bungalov kiralarken resmi belgeli seyahat acenteleri üzerinden rezervasyon yapmaları önem taşıyor.” uyarısı yaptı.
Dernek olarak vatandaşlara Sapanca’da bulunan villa veya bungalovun güvenilir olup olmadığını sorgulayabilme hizmeti sunduklarını dile getiren Alaçam, bu sayede yaşanabilecek dolandırıcılık vakalarını sıfıra indirmeyi hedeflediklerini söyledi. Alaçam, kurdukları ücretsiz teyit sistemiyle 2 yılda yaklaşık 250 bin sorgulama yapıldığını ve 200 binden fazla suç girişiminin engellendiğini aktardı.
Farklı bölgelerde kiralama yapacak vatandaşlara da tavsiyede bulunan Alaçam, şunları kaydetti:
-Tüketicilerin, kiralanacak bungalovun sahibini görüntülü arayarak evi görmesi, seyahat acentesi üzerinden kiralama yapılması durumunda ise sadece şirkete ait hesaba ödeme yapması ve açıklamaya ‘rezervasyon bedeli’ yazması önem taşıyor. Özellikle sosyal medyada gerçek ev görselleri ve videoları kullanılarak açılan sahte hesaplarla vatandaş kandırılıyor. Genelde konaklama ve kahvaltı hizmeti olmasına karşın dolandırıcılar ilanı cazip hale getirmek için ‘sabah, öğle ve akşam yemeği, göl turu’ gibi fiyata dahil olmayan hizmetleri uygun fiyata sunuyormuş gibi algı oluşturuyor.
]]>Pazar girişinden itibaren yoğun ilgiyle karşılanan İmamoğlu, vatandaşların fotoğraf çektirme isteklerini yerine getirdi. Bu sırada kalabalığın arasından sıyrılan yaşlı bir kadın ağlayarak İmamoğlu’na sarıldı.
Vatandaşın ilk sözleri, “İlk kazandığınızda göremedim. ‘Sizi kucaklamazsam, gözüm arkada gider’ dedim” olunca, İmamoğlu, “Allah korusun” şeklinde yanıt verdi.

“YÜZÜNÜZDEN NUR AKIYOR, KALBİNİZ DE TEMİZ”
Vatandaş ile İmamoğlu arasındaki diyalog şöyle gerçekleşti:
Vatandaş: 72 yaşındayım.
İmamoğlu: Oy kurban olurum sana. Sağ ol anneciğim, sağ ol.
Vatandaş: Ben sana kurban olayım. Yüzünüzden nur akıyor. Kalbiniz de temiz. Ya inşallah… Şeker hastasıyım.
İmamoğlu: Allah korusun seni.
Vatandaş: Kucakladım ya… Canım benim.
İmamoğlu: Kurban olurum sana. Duanı et.
Vatandaş: Ben her zaman ediyorum.

“YEMİN EDERİM, DÜN RÜYAMDA GÖRDÜM; KAZANIYORDUK”
Yaşlı bir kadın İmamoğlu’na “Sen pazara geldin, ben senin ayağına Kartal’a gittim. Dörtyol’a çıktım, senin mitinglerine gittim” dedi. İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “Oy kurban olurum sana” oldu. İmamoğlu, genç bir vatandaşın, “Yemin ederim, dün rüyamda gördüm; kazanıyorduk. Yemin ediyorum size. Vallahi, billahi, tillahi diyorum” sözlerine ise, “İnşallah. Ne mutlu bana” karşılığını verdi.

“ONLARA DERS VERECEĞİZ”
Adıyamanlı ve depremzede olduğunu belirten bir vatandaş da İmamoğlu’na, Erdoğan’ın, ‘Tehdit dili’ni şikayet etti. İmamoğlu, “Bizi tehdit ediyorlar. ‘Oy olmazsa, hizmet yok’ diyorlar. Depremzedelere öyle denilir mi” diyen vatandaşa, “Kimse edemez tehdit. Ama onlara ders vereceğiz. Öyle denilir mi? Milletin acısı var orada. Adıyaman’a üç defa gittim. Milletin acısı var. Allah yardımcımız olsun. Ama kurtulacağız” karşılığını verdi.
Malatya Darendeli olduğunu söyleyen bir başka depremzede vatandaş da yaşadığı zorlukları, “Bak Malatya’dan geldim. Evim yıkıldı orada. Daha enkazı kaldırmadılar. Burada orada, burada kalıyorum, yani günü geçireyim de yazın köye gideceğim” sözleriyle İmamoğlu’yla paylaştı. İmamoğlu, yardımcılarından, vatandaşın CHP Malatya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Veli Ağbaba ile görüştürülmesine aracılık etmelerini istedi.

“BİZ KİRACILARIN HALİ NE OLACAK?”
Kürtçe konuşan bir kadın ise İmamoğlu’na, hasta olduğunu, tedavi olmak istediğini ve onu çok sevdiğini söyledi. İmamoğlu, vatandaşa yardımcı olmaları için yanında bulunan ekibini görevlendirdi. Başka bir vatandaş da elindeki poşeti göstererek, “Maaşı aldık. Ekmekle bu, 500 lira. Yandık Başkanım. Kurban olayım size ya” diyerek hayat pahalılığından yakındı. İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “Allah yardımcımız olsun” oldu.
Kiraların durumundan şikayet eden bir kadın vatandaş ise, yaşadıkları sorunu, “Biz kiracıların hali ne olacak? Ev sahiplerine kimse dur demiyor. 8 binken, 15 bin istiyorlar. 3 binken, 15 bin… Tek bir kişi çalışıyor. Sigortasız. Günlük böyle çalışanların sigortaları var mı? Hiçbirinin de yok. Ne olacağız peki hocam” sözleriyle dile getirdi.
İmamoğlu vatandaşa, “Zor bir ekonomi şu anda. Ekonomi yönetilemedi. Şu anda bizim vatandaşımıza sunduğumuz destek, görevi aldığımızla bugünün arasında 5-6 kat fark var. Niye? İnsanlarımız daha çok yoksul” yanıtını verdi. Vatandaşa, “Anne Kart’ımızdan aldın mı” sorusunu yönelten İmamoğlu, olumlu yanıt aldı.

VATANDAŞTAN İMAMOĞLU’NA: ‘HIZIR YOLDAŞIN OLSUN’
Genç bir kadın vatandaş da İmamoğlu’na, “Yeni açtığınız, Alibeyköy metrosunu kullandım. Mükemmel bir metro. Emeğinize sağlık” dedi. Bir kadın vatandaş da “Kurban olurum ben sana. 12 İmamlar uğrunda olsun. Hızır yoldaşın olsun” diyerek İmamoğlu’na dua etti. Vatandaşa teşekkür eden İmamoğlu, “Duanı hep et” temennisinde bulundu.
Bir başka vatandaş da duygularını, “Bu şehri haramilere bırakmayacaksın” diyerek, İmamoğlu ile paylaştı. İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “Biz bu şehri koruyacağız, hep beraber” oldu. İmamoğlu, kendisine sarılıp, ağlayarak, “Kazanacak mıyız” sorunu yönelten genç kıza ise, “Kazanacağız. Beraber kazanacağız. Hiç üzülme güzel kızım. Başarılar. Hiç canını sıkma” yanıtını verdi.

ANNEDEN İMAMOĞLU’NA: ‘SİZİN İÇİN 2 KİLOMETRE YOLDAN GELDİM’
Pazar ziyaretinin son metrelerinde İmamoğlu’nu yakalayan bir anne ile İmamoğlu arasında şu konuşmalar geçti:
Anne: Sizin için 2 kilometre yoldan geldim. Yürüdüm. Yemin ederim.
İmamoğlu: Kurban olurum sana.
Anne: Hiçbir başkan bu kadar sevilmez. Kurban olurum ben size.
İmamoğlu: Nerede oturuyorsun?
Anne: Ben, Esenler Güney Hastanesi’nin oradayım. Dörtyol’a kadar gittim. Oradan buraya kadar yürüyerek geldim.
İmamoğlu: Ne yapıyorsun?
Anne: Ben ev hanımıyım. Engelliyim.
İmamoğlu: Çocuk?
Anne: Kiradayım. Çocuk, Allah razı olsun, sütlerinizi alıyor.

Mitinge, EMADDER üyeleri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Mitingde “Kademe yoksa oy da yok” sloganları atıldı. Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt da katılarak destek verdi.
“BU ADALETİ SAĞLAMAK ZORUNDADIR”
Dernek Başkanı Uğurlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
*Emekli olmak haktır, keyfi yasalar yaptırımlar ile çalışan üreten ve emeklilik primlerini doldurmuş insanlara 17-20 sene de yaş bekle demek çok büyük haksızlıktır. Ülkemizde tabii ki sosyal güvenlik alanında çeşitli düzenlemeler yapılabilir.
*Ama bu düzenlemelerin adaletli hakkaniyetli olması gerekir. 2000 yılından sonra bu kadar yaş uçurumu olması asla ama asla kabul edilemez. Bu yanlıştan hemen bir an önce dönülmeli ve bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerekmektedir.
*Devletimiz ve onu yönetenler bu adaleti sağlamak zorundadır. Ne yazık ki bu ülkede sistemin ve SGK’nin bütün yükü, kasası 9 Eylül sonrası çalışanlara yüklenmiştir.
“BORÇLU DEĞİL ALACAKLIYIZ”
*Bizler kasa değiliz. 5000 günlü hiç değiliz. Fazlası ile ödedik primlerimizi. Borçlu değil alacaklıyız alacaklı. Bir kesime kıyak üstüne kıyak yapılırken daha çok emeği olan daha çok prim yatırmış insanlara emekli olmak imkansız hale getirildi.
*Bu mu emeğe saygı, bu mu emekçiye saygı, mezara girsin de maaş almasın mı? Önce 1999 da, sonra 2008 de yapılan yasalar ile emekli olmak, mezarda olacak hale denk getirildi. Yani sen çok çalış 7000 gün doldur sonra 17 yıl bekle ömrün yeterse emekli ol demek, öl demek öl.
*Anamızın ak sütü gibi helal olan hakkımız için, 2. sınıf vatandaş muamelesini kabul etmediğimiz için bizlerde bu ülkenin vatandaşı olduğumuz için hak edilmiş emeklilik haklarımız için bir tarihle bizleri düşman edip çalışma barışımızı bozduğunuz için gecemiz gündüzümüz çalınan geleceğimiz için 31 Mart günü sandıkta adalete oy vereceğiz.”
“TESLİM ET SAYIN CUMHURBAŞKANI”
EMADDER mitingine konuşmacı olarak katılan DP İstanbul Milletvekili Cemal Enginyurt da, “Saray buraya yakın. Recep Ağabey dün Ordu’da, ‘Ayşeler, Fatmalar, Emineler uzaya gideceksiniz’ dedi. Ben de Recep Ağabeye diyorum ki, EMADDER’in Ayşeleri, Fatmaları, Emineleri uzaya gitmeyi değil emekli olmayı istiyor. Sayın Cumhurbaşkanı, sen önce bu insanların hakkı olanı teslim et. Milyonlarca insan çocuğuna ayakkabı için, evine aş için, ekmek için emeklilik hakkını arıyor. Bırak uzaya gitmeyi, Ordu’dan, Afyon’dan, Kırıkkale’den gelmek için para arıyor. Sen önce bu insanlara haklarını teslim et Sayın Cumhurbaşkanı. Emekliye ikramiye verecek Turgut, emekliye ikramiye verecek Murat Kurum. Verene kadar gel bu meydanda da kademeliye hakkını ver.”
Mitinge katılan bir vatandaş şunları söyledi:
“Ankara’dan 600 tane milletvekiline sesleniyorum, 1 günün karşılığı 17-20 yıl olur mu? Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Bakanlarım, 1 gün işe geç girdim diye aynı yaştaki arkadaşlarımdan 20 yıl sonra emekli olmam adalet mi? Duyun bizi, yeter…”
“BİZ BORÇLU DEĞİLİZ, ALACAKLIYIZ”
Bir başka vatandaş ise, “Benim yaşım 48. Akranlarımın hepsi emekli oldu. Prim günüm 8000. Bana daha 17 yıl sonra emekli olacaksın diyorlar. Biz borçlu değiliz, alacaklıyız. Hakkımızı alana kadar durmayacağız. Direne direne hakkımızı alacağız” dedi.
“MEZARDA EMEKLİLİĞE HAYIR”
EMADDER üyesi Elvan Bostanoğlu ise şunları söyledi:
“Hakkımız gasp edildi. İş barışı bozuldu. Ben EYT’yi 7 ay ile kaçırdım. O dönemde üniversite okuyordum. Mayıs 2000’de işe başladım, akranımdan 20 sene sonra emekli olmam isteniyor. Benden küçük arkadaşlarım emekli olu. Biz bunları hak etmedik. Mezarda emekliliğe ‘hayır’ diyoruz. Devletten, SGK yasalarında köklü bir reform bekliyoruz. Adında ‘adalet’ olan Adalet ve Kalkınma Partisi’nden adalet bekliyoruz.”
“BİZ FAZLA ÖDEDİĞİMİZ PRİMLERİMİZLE CEZA ALDIK”
Mitinge katılan bir başka vatandaş Taner Şentürk ise, bir gecede ikinci sınıf vatandaş yapıldıklarını belirterek, “8060 gün primim var. Benim yanımda çalışan iş arkadaşım 5900 günde emekli oluyor. Ben adaletsizliğe karşı buradayım. Mağduriyetimizi haykırmaya karşı buradayım. Biz fazla ödediğimiz primlerimizle ceza aldık. Ben 50 günle EYT’yi kaçırdım. 12 yıl daha fazladan çalışacağım” diye konuştu.
İkiz çocuklarıyla birlikte eyleme gelen Murat Özdemir ise şunları ifade etti:
“İkiz kardeşim emekli oldu. Benden 1 yaş büyük ablam emekli oldu ama ben 17 yıl bekleyeceğim. Yani adalet yok, adalet istiyoruz. Kademeli emekliliği bir an önce getirsinler.”
]]>BARİ EKONOMİYİ DÜZELT
– İktidar, kendisine emanet edilen her hakka ihanet ediyor. İktidara güvenliğimizi emanet ettik; sokakları çatışma alanına çevirdiler. Barınmayı emanet ettik; ev fiyatları, kiralar uçtu gitti, herkesi mahkemelik ettiler.
– Ekonomiyi bari düzelt, çocuklar aç kalıyor dedik; ilkokul öğrencileri bile öğün atlamayı öğrettiler. Uzun lafın kısası arkadaşlar; bu iktidar en temel görevini, vatandaş için var olma görevini yerine getirmiyor. İktidar, devlet-vatandaş akdinin gereğini yerine getirmiyor, anlaşmaya uymuyor.
ESNAFI TEHDİT EDEN TAKIM ELBİSELİ ADAMLAR VAR
– “Öfke bir hitabet sanatıdır” diyen bir Cumhurbaşkanı var bu ülkede. Siyasi iradenin en tepesindekiler tarafından kol kanat gerilen çeteler var bu ülkede.
– Mafya liderleriyle poz vermekten gurur duyan iktidar ortakları var bu ülkede. Esnafı tehdit eden, işletmelere çöken ve birileri tarafından korunan kollanan takım elbiseli adamlar var bu ülkede.
– İşte biz önce, siyaseti bu kirli şiddet kültüründen arındırmalıyız. Biz, bu kavgacı, ötekileştiren, nefret tohumları ekmek dışında bir şey bilmeyen, çözüm üretmeyen muhalefetin de tam karşısındayız. İşte o yüzden arkadaşlar Meclis’te, sokakta, siyasi parti toplantılarında, çarşıda pazarda şiddetin, ayrımcılığın, öfkenin tamamını yok etmek üzere biz buradayız. Sokaklarımız güvenli olacak. Hayatlarımız güvenli olacak. Haksızlığın her türünü al aşağı edeceğiz.
MANAVA GİRMİŞLİĞİ YOK
– Ülkenin cumhurbaşkanı, yerel seçim çalışmalarına başladı, il il dolaşıyor. Yanlış anlamayın bizim yaptığımız gibi halkın sorunlarını dinlemek için dolaşmıyor. Bir esnafın kapısını çalmışlığı, bir manava girmişliği yok. Emekliyle sohbet etmişliği, bir kahvede çay içmişliği yok.
SALLAYA SALLAYA SOPAYI GÖSTERİYOR
– Yaptığı, yapacağı hizmetleri anlatmak için de dolaşmıyor. İl il, ilçe ilçe, halkı tehdit etmek için dolaşıyor. Kürsüye çıkıyor, “Biz yoksak, hizmet yok” diyor. “Biz yoksak, doğalgazı göremezsiniz” diyor.
– “İktidar benim. Belediye benden olmazsa, şehrinize hizmet beklemeyin” diyor. Aba altından sopa göstermek diye bir tabir vardır. Erdoğan artık sopayı aba altından göstermiyor. Elinde sallaya sallaya sopayı gösteriyor.
TEHDİDE ŞANTAJA ALIŞTI
– Gittiği her yerde insanlara hep bir ağızdan tekrarlattırdığı, ‘tek millet’ dediği anlaşılan o ki, sadece kendisine oy verenlerden ibaret. Yeni ortaklarının diline hemen uyum sağladı, tehdide şantaja alıştı.
90’LARIN KARANLIĞINDAN BİLİYOR
– Buradan kendisine sesleniyorum: Sayın Erdoğan, hiç boşuna tehditle şantajla kendinizi yormayın. Vatandaşımız antrenmanlı. Yıllar öncesinden tanıyor, biliyor bu dili. 90’ların karanlığından biliyor. Küçük ortağınızdan biliyor.
BOŞUNA YORULMAYIN
– Küçük ortağınızın kol kanat gerdiklerinden biliyor bu tehditleri, şantajları. Sayın Erdoğan, siz hiç boşuna yorulmayın. Vatandaş bu şantaj siyasetini gayet iyi biliyor. Vatandaş bu sesten, bu tehditlerden korkmuyor.
]]>İmamoğlu, pazarın girişinde karşılaştığı bir kadın vatandaşın, “5 sene önce size oy vermedim, ama bu sefer oyum size. Kesinlikle size. Çok pişmanım. Ama artık oyum size” sözlerine, “Sağ olun. Ben de size layık olacağım” karşılığını verdi.
İmamoğlu, “Selamünaleyküm. İnşallah kazanırsın, inşallah” sözleriyle kendisini karşılayan kadın vatandaşa da “Aleykümselam. Ay anneciğim ellerinden öperim. Bir isteğiniz var mı” sorusunu yöneltti. Vatandaşın İmamoğlu’na yanıtı, “Can sağlığı. Kazan yeter” oldu.

VATANDAŞLA İMAMOĞLU ARASINDA “PAHALILIK” SOHBETİ
Çarşı, pazardaki pahalılıktan yakınan bir vatandaş ile İmamoğlu arasında şu konuşmalar geçti:
Vatandaş: Ülkenin iyi olmasını bekliyoruz, ama gördüğünüz üzere, her şey ateş pahası. Yani geçinmek zor. Bunu kim düzeltecek, bilmiyoruz. Değiştirmek için uğraşıyoruz.
İmamoğlu: Bunlar ekonomiyi yönetemediği için bu durumdayız. Biz hazırdık, olmadı. Ama şimdi çalışacağız, şehirlerde iyi bir yönetim olacağız. Bir dahaki seçimde…
Vatandaş: Herkes bir vaatle geliyor, ama kimse vaadini gerçekleştirmiyor.
İmamoğlu: Ama biz ülkeyi yönetemedik. İnşallah yöneteceğiz. Bunlar beceremedi. Dünyada en kötü ekonomiye sahibiz şu anda.
Vatandaş: Yani bilmiyorum; emekli aç, işçi aç. Herkes perişan yani.
İmamoğlu: Her şey artıyor ama aynı oranda sizin geliriniz artmıyor. En büyük sorun o.
Vatandaş: Aynen öyle: Yani bir gün gidiyorsunuz markete alıyorsun, ertesi gün pahalı alıyorsun. Ne yapacağız, bilmiyorum.
İmamoğlu: İşte bu enflasyonu, bu ekonomiyi, bu döviz artışlarını, bu maliyeti yapan, ekonomiyi yönetemeyen hükümet. Biz değiliz.

“PAHALILIĞA NE KADAR GÜZEL GELDİNİZ”
Bu diyalogların ardından, bir kadın vatandaşın, “Çok mutlu oldum. Bu pahalılığa ne kadar güzel geldiniz şimdi siz” şeklindeki esprili sözleri hem İmamoğlu’nu hem de yanında bulunanları gülümsetti. İmamoğlu, başka bir vatandaşın “5 sene sonra cumhurbaşkanı olun da şu pahalılığı indirin artık başkanım” sözlerine, “Ekonomiyi bunlar kötü yönetiyor. Biz iyi yöneteceğiz” yanıtını verdi.

ESNAFTAN İMAMOĞLU’NA: “SİZ VARSANIZ, GÜVENİMİZ VAR”
İmamoğlu’nu tezgahında karşılayan pazarcı esnafı ise, “20 yılımız gitti, inşallah bundan sonra 20 yılımız gitmesin aman ha. Sizi takip ediyorum. İstanbul, hakikaten kendi kendine yetiyor artık. Cemaatlere, bilmem şu gruplara, hiçbir şey… Sadece öz İstanbul… Bizim insanımıza… Çok güzel. Ben takip ediyorum: Kreşler, yapılması gereken spor merkezleri… Gururla anlatıyorum. Hep böyle ol” dedi.

İmamoğlu da esnafa, “100’üncü kreşi bugün açtık. 750 milyon lira, 100 bin üniversite öğrencimize dağıttık. Kimdir, nedir; bilmeyiz. Daha önce niye sıfırdı? Biz verdik. 750 milyon lira; 1 milyara yakın bak. İnşallah zenginleşiriz, o parayı başka yerlere harcarız. Ama bu yoksulluktan kurtulmamız lazım” şeklinde karşılık verdi.
Vatandaşların ve esnafın yoğun ilgisi altında pazardan ayrılan İmamoğlu, Bağcılar Ebubekir Parkı Kapalı Yüzme Havuzu, Kreş Ve Engelli Rehabilitasyon Merkezi inşaatında incelemelerde bulundu.


Akaryakıt istasyonları ile bankalar arasında yüksek kredi kartı komisyonları kaynaklı çekişme büyürken, Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS) Başkanı Fesih Aktaş’tan Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu’na (BDDK) çağrı geldi.
Aktaş, nakit ödemelerde var olan pano satış fiyatına “hizmet bedeli” olarak eklenecek yüzde 3’lük kart komisyonunu almayarak bir depoda vatandaşa 2 litre benzini bedavaya verebileceklerini, kartlı ödemelerde ise “hizmet bedeli fişi” keserek komisyonun vatandaş tarafından karşılanmasını talep edebileceklerini söyledi ve bu yönde BDDK’nın düzenleme yapmasını istedi.
Yaklaşık 12 bin 700 akaryakıt istasyonunun hizmet verdiği Türkiye’de akaryakıt istasyonları bankaların uyguladığı yüksek komisyon oranlarından şikâyet ederken bu durum vatandaşın cebine de yansıyabilir.
BANKA 100 TL’LİK ÖDEMENİN 3,36 TL’SİNİ ALIYOR
Bankalar kredi kartı ile yapılan alımlarda istasyonlara ertesi gün hakkedişlerini vermek için yüzde 3,36 oranında komisyon uygularken, ancak komisyonu 40 güne varan zamanda parayı bankalarında tutmaları karşılığında almıyorlar. İstasyonlar ise büyük çoğunlukla ödemelerini aksatmamak için ertesi gün tercihli yüzde 3,36 komisyonla hakkedişlerini bankalardan alıyor.
Komisyon tutarlarına karşı BDDK’ya bir teklif sunan EPGİS Başkanı Aktaş, “Akaryakıt alımlarında banka kredi kartı komisyon oranları yüzde 3’ler seviyesinde. İstasyonlarda alımların yüzde 90’ının kredi kartı ile yapıldığını düşündüğümüzde bu durum istasyonları olumsuz etkiliyor. Bizim önerimiz BDDK ilgili yönetmeliğinde değişiklik yapsın. Kredi kartı ödemelerinde bizde taksi ya da benzeri hizmet sektörlerinde olduğu gibi ‘hizmet bedeli fişi’ keselim, bankanın bize yansıttığı komisyonu vatandaş ödesin, biz de nakit ödemelerde vatandaştan komisyon tutarını almayalım” dedi.
Nakit ödemede de zaten fatura düzenledikleri için devletin vergi kaybı olmayacağını kaydeden Aktaş, “Kredi kartı ile ‘hizmet bedeli faturası’ kestiğimizde ayrıca buna KDV ekleneceğinden Hazine’nin bu miktar üzerinden ek vergi geliri de oluşacaktır. Ayrıca vatandaş bu şekilde ortalama nakit 2 bin 500 TL’ye doldurduğu bir depoda 2 litre benzinin parasını ödemeyecek. Bu durum istasyonlar ve vatandaş için tam bir kazan kazan yöntemi olacak” dedi.
TAKSİ MODELİ
Aktaş, “Halihazırda istasyonlar olarak bu modele geçmemizin önünde kanuni açıdan bir engel yok. Ama biz devletine bağlı, sektörler içerisinde düzenlemelere uyan ve de uymaya devam edecek yegane sektör olduğumuzdan bu doğal ticari hakkı kendi başımıza kullanmayıp BDDK’nın düzenleme yapmasını talep ediyoruz. BDDK’nın ilgili yönetmeliği taksi ya da diğer sektörlere verdiği hak doğrultusunda güncellemesini istiyoruz. Böylece bayi karlılığı içerisinde yer alan ve bel büken bu komisyon konusu da tamamen kapanmış olacak” diye konuştu.
Aktaş, bankaların hiçbir iş yapmadan kendilerine ortak olduklarına dikkat çekerek, “İstanbul merkezi baz aldığımızda bayiye ve dağıtıcıya nakliye ve KDV dahil kalan brüt oran yüzde 9,67’dir. Dağıtıcılarla en adil dağılım olan yüzde 50-50 paylaşımda bayiye 4,83 brüt oran kalmaktadır. Bunun yüzde 3,36’sını bankaya komisyon olarak verdiğimizde elimizde tüm işletmemizi, giderlerimizi ve de hayatımızı idame ettirmemiz için yüzde 1,47 kalmaktadır. Yani 1000 TL’lik akaryakıt alışverişinde 14.7 TL bayilere kalıyor. Bununla deniyor ki; rafineriden nakliyeni yap, maaşlarını, SGK’larını, genel giderlerini öde ve de yaşa. Bu durum artık dayanılamaz bir boyuta geldi” diye konuştu.
]]>Vatandaşlar, desteklerini ilettikleri İmamoğlu ile anı fotoğrafları çektirdi. Bir kadın vatandaşın, “Başkanım, deli oluyorum size. Allah seni başımızdan eksik etmesin” sözleri etmesi, İmamoğlu’nu ve etraftakileri gülümsetti. İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “Sağ olun. Harikasınız” oldu. İmamoğlu, “Kocaeli’de doktorum. İkametgahımı almıyorum size oy vermek için. Araba falan hiç mesele değil. İki defa daha olsa geleceğim oy vermeye” diyen vatandaşa ise, “Sağ olun hocam. Onur duydum” karşılığını verdi.

SEVGİLİLER GÜNÜ MESAJINI İSTİKLAL CADDESİ’NDEN VERDİ
İmamoğlu, “14 Şubat Sevgililer Günü” mesajını da sevgililerin uğrak mekanı İstiklal Caddesi’nden cep telefonu üzerinden yapılan canlı yayınla verdi:
*Beyoğlu bugün Sevgililer Günü’nün ışıltısını taşıyor. Çok güzel hanımefendiler, çok yakışıklı beyefendiler, güzel buluşmalarla sevgililer gününü yaşayacaklar. Bütün İstanbul’un birbirini sevmesini, tabii ki Beyoğlu’nun da birbirini sevmesini istiyoruz.
*Aynı şekilde bütün Türkiye’nin birbirini seven, birbirine saygı duyan bir toplum olmasını istiyoruz. Seçimler, şunlar, bunlar gelir geçer. Milletçe birbirimizi sevelim. Sevgi dolu insanlarımız var. Aranıza ne olur nifak sokmayın.
*Aranıza yalan sokmayın. Aranıza ön yargıları sokmayın. Aranıza empatiyi koyun. Birbirinizi düşünmeye gayret edin. Bugün İliç’te canımız yandı. İliç için üzülelim. Ama milletçe birbirimizi sevelim.
*Acıları beraber paylaşarak azaltalım, birlikte paylaşarak büyütelim. Güzel bir gelecek hem İstanbul’u hem Beyoğlu’nu hem bütün Türkiye’yi bekliyor. Kocaman, sevgi dolu selamlar İstanbul’daki bütün hemşehrilerimize.

“BU ÜLKENİN SİZE İHTİYACI VAR”
İmamoğlu, İstiklal Caddesi’ni gezen turistlerin de ilgi odağı oldu. Yurt dışında yaşadığını belirten bir vatandaş da imamoğlu’na, “Ben bu şehirde yaşamıyorum. Bu şehri bilmiyorum ama bu ülkenin size ihtiyacı olduğunu biliyorum. Bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Neden biliyor musunuz? Ben, 10 yıl önce bu şehirde, bu ülkede yaşıyordum. Dün bu ülkeye tekrar yeniden geldim. Ülke bitmiş. Bunu siyaset olsun diye söylemiyorum. Gerçekten de size ihtiyaç var. Kendinize iyi bakmanızı istiyorum” sözleriyle seslendi.

İKİNCİ ADRES: OKMEYDANI
İstiklal Caddesi’nden Okmeydanı’na geçen İmamoğlu ve Güney’in ikinci adresi, Kaptanpaşa Mahallesi Fatih Sultan Minberi Caddesi oldu. Mahalle halkı tarafından sevgi gösterileriyle karşılanan İmamoğlu ve Güney, yoğun ilgi altında zorlukla da olsa esnaf ziyaretlerini gerçekleştirdi. Bir tostçu dükkanına giren İmamoğlu, esnaf ve müşterilerle sohbet etti. Ziyarete, bir müşterinin İmamoğlu’na söylediği şu sözler damga vurdu:
“EŞİME YÜZÜĞÜ BÜYÜKŞEHİR’DEN ALDIĞIM PARAYLA ALDIM”
*Seçimi kazandığınızdan beri, zamanında topal ördek dediler size. ‘Seçilse bile topal ördek olacak’ dediler. Seçildiniz; bu kez, ‘Bir iş yapmıyor’ dediler. Fakat yaptınız. Ben evlendim, evlilik yardımı aldım.
*Fakat Beyoğlu Belediyesi’ne nikah ücreti ödedim, Büyükşehir Belediyesi yardım verdi. Ben, eşime yüzüğü Büyükşehir’den aldığım parayla aldım. Yani bunları ben gördüm. Allah razı olsun sizden. Şehidimiz de vardı bizim Pençe-Kilit’te. Baktım Sayın Kılıçdaroğlu’nun gönderdiği çelenkleri parçaladılar. Basına baktım, ‘Çelenkleri parçaladılar…’ Biz yapmadık. Şehidin babası da rahatsız oldu bu durumdan. Yapanları buldum ben. ‘Niye yaptınız, ayıp. Bizim herkese kapımız açık.
*Biz CHP’li değiliz, AK Parti’li de değiliz. Fakat niye çelenkleri parçaladınız’ dediğimde, ‘Ya onlar işte şunla, bunla bir…’ ‘Ya geçin onları’ dedim, Bu ülkede CHP’lide şehit var, AK Parti’lide şehit var. Biz aynı vatanın evladıyız. Ülkeyi böyle kutuplaştırdılar. Bu dönemde de ben, Büyüşehir’de size oy vereceğim. Aileme de eşime de söyledim.

“İNŞALLAH BİZİM GİBİ İSTANBUL YİNE KAZANACAK”
İmamoğlu’nun vatandaşa yanıtı, “İnşallah mahcup olmayız. Ailene sevgilerini ilet. Allah mutlu etsin” oldu.
Bir grup genç de bir anda karşılarında gördükleri İmamoğlu’na, “Kütüphaneler için çok teşekkür ederiz. Üniversite sınavına sizin hazırladığınız kütüphanelerde çalıştık, kazandık. Vize ve finaller yine hep orada çalışıyoruz. İnşallah bizim gibi İstanbul yine kazanacak. Çok mutluyuz. Arkanızdayız. Allah yolunuzu açık etsin” sözleriyle teşekkürlerini sundu. İmamoğlu da gençlere, “Ne hoş. Teşekkürler” karşılığını verdi. İmamoğlu’yla fotoğraf çeken bir başka genç de “İlk resim, ilk oy Başkanım. Doğru mu” diyerek, vereceği oyun rengini belli etti. İmamoğlu’nun gence yanıtı, “Ne mutlu bana” oldu. Yol üstündeki AK Parti seçim bürosunu ziyaret etmeyi de ihmal etmeyen İmamoğlu, ellerini sıktığı görevlilere, “Sağlıklı, sıhhatli bir mücadele olsun inşallah. Gürültüsüz, sevgiyle, saygıyla, herkesin becerisiyle kendini anlattığı bir seçim olsun” temennisinde bulundu.
]]>Bakanlık, tasarı üzerinde toplam 40 dakikalık bir konuşma gerçekleşeceğini ve ardından oylamaya geçileceğini belirtti.
Tasarı, iyi uyum sağlayanların üç yıl, ülkede yardıma muhtaç olmadan çalışan ve Almanca bilenlerin 5 yılda Alman vatandaşlığını alabilmesini öngörüyor. Herkes için de çifte vatandaşlık yolu açılacak.
Ana muhalefet Hıristiyan Demokrat Parti, “Alman vatandaşlığının değerini koruyun” başlıklı önergesini de oylatmak istiyor ve vatandaşlık yasasında yapılan değişiklikten vazgeçilmesini talep ediyor.
Ancak çoğunluk, hükümet partileri olan SPD-Yeşiller ve Liberaller’de olduğu için bu talebin meclisten geçmesi beklenmiyor.

YENİ YASA NE GETİRİYOR?
Reform ile daha önce 8 yıl olan vatandaşlığa geçiş için bekleme süresi 5 yıla inecek. Özel durumlarda ve uyum sağlandığı da kanıtlandığında süre 3 yıla inebilecek.
Beş yıldır ülkede yaşayan yabancı kökenli ailelerin Almanya’da doğan çocukları “otomatik olarak Alman vatandaşı” olacak.
Daha önce, özellikle Türkler’in çifte vatandaşlığını önlemek için getirilen, “Alman doğumlu vatandaş olma ve 18 yaşına gelince, Alman ya da Türk vatandaşlığından birini seçme” şartı da kaldırılıyor.
NASIL ÇİFTE VATANDAŞ OLUNACAK?
Ülkede 60 yılı deviren Türkler’in yarısı halihazırda Alman vatandaşlığını almış durumda. Kalanlar da, yeterli dil bildiğini ve yardım almadan geçimini sağladığını kanıtlarsa, Alman vatandaşlığına başvurabilecek.
Bunun için Türk vatandaşlığından çıkmaları gerekmeyecek. Daha önce Alman vatandaşlığını alanlar, isterlerse Türk vatandaşlığını geri alabilecek. Yeni yasada, otomatik kayıp hükmü yer almıyor.
Alman vatandaşlığını alan kişinin ailesi de, eğer geçimini kendi ya da aileden birileri tarafından karşılanıyorsa vatandaşlık alabilecek.
İSRAİL’İ TANIMAK BİR ŞART OLACAK
Ülkeye Mavi Kart’la gelip çalışanlar da, yasal süreleri doldurduğunda önce oturma izni ardından vatandaşlık alabilecek.
Geçimini sağlama ve dil şartı onlar için de geçerli. Almanya’dan iltica isteyenler, ilticaları kabul edilirse, yasal süreler ve dil-/ geçim şartını yerine getirirse çifte vatandaş olacak.
Alman olabilmek için Türk vatandaşlığından çıkış şartı kaldırıldığından işlemler hızlanacak. Bunun için vatandaşlık dairelerine ek personel alımı planlanıyor.
Vatandaşlığı alabilmek için, Alman Anayasası’nın özgür, demokratik, temel düzenine bağlı olunduğu sözü verilecek. Ayrıca, “Yahudi karşıtı, ırkçı veya diğer insanlık dışı sayılan eylemlerin” insanlık onuru ile bağdaşmadığını kabul etme şartı var.
İsrail’i devlet olarak tanıyor olmak da başka bir şart.
SAVCILIK İNCELEME YAPACAK
Yasa tasarısında, daha önce yer almayan bir nokta da var. Buna göre savcılık, başvuran kişinin Yahudi aleytarı, ırkçı veya diğer insanlık dışı davranışı nedeniyle ceza alıp almadığını araştıracak.
Başka ağır suçlar zaten vatandaşlığa engel durum oluşturuyor ama bu konularda ceza almış olanlar da, ceza hafif olsa bile Alman vatandaşı olamayacak.
Kadın- erkek eşitliğine inanmayan, cinsiyetçilik yapanlar da Alman vatandaşı olamayacak. Bu alanlarda güvenlik soruşturması yapılacak. Cuma günü oylanacak olan yasanın yürürlük tarihi daha önce 2024 olarak açıklanmıştı. Tam tarihi de yarın netleşecek.
]]>Trabzon’da yaşayan vatandaşlar, asgari ücretin 20-25 bin TL aralığında olması gerektiğini belirtti. Vatandaş Abdurrahman Hasançebi, şunları söyledi:
“YEREL SEÇİMLERDE TEPKİ VERME DURUMUNDAYIZ”
*Benim şahsi fikrim, beklentim; en az 20 bin lira olmalı. Düzeni görüyoruz. Pazarı görüyoruz. Gelişi görüyoruz. Gidişi görüyoruz.
*En az 20 bin lira olmalı ki insanlar rahat nefes alabilsin. Başka türlü mümkünatı yok. Gidişat iyi değil. Çarşı pazar iyi değil yani böyle bir süreçten geçiyoruz. Ne yapacağımızı da bilmiyoruz. Vatandaş olarak nerelere gideceğimiz bilgimiz de yok.
*Önümüz açık değil, kapalı. Yani karanlık, karanlıkta yürüyoruz. Nereye yürüdüğümüz belli değil. Gidişat, ülkenin durumu hali belli. Git herkese sor şimdi; bak tek tek sor bu vatandaşlara hepsi belli az çok.
*Ama buna bir tepki vermek lazım. Bu hükümete bir tepki verme zorundayız. Başka türlü bunun altından vatandaş olarak kalkamayız, gür bir sesle beraber yerel seçimlerde tepki verme durumundayız.
*Gür bir şekilde. Herkes birlik beraberlik, doğruyu güzeli görmeli ki bir şeyler rayına otursun, başka türlü olmaz. Perişan olur.
“ZAMA DUR DESİNLER”
Her gün gelen zamların durdurulması gerektiğini belirten Saliha Uzun, şöyle konuştu:
*Beklentim yok ama beklentim zamlara dur desinler. Zamma dur demedikten sonra sen benim maaşımı yükseltsen ne olur? Yükseltmesen ne o olur ya. Her gün etiket değiştirilir mi? Her gün insanlara bakıyorum.
*Nereye giriyorsan çalışanların elinde etiket değiştiriyor. Buna dur desinler ya. Önce buna dur demedikten sonra asgari ücreti 25 bin lira yapsalar ne olur? Yetmiyor. Hiçbir şey yetmiyor, yetmeyecek de.
*Ben ne diyeyim size de hani? Tamam yükseltsinler ama fiyatlara dur demedikten sonra hiçbir anlamı yok. Bunu da bilsin bütün Türkiye, Cumhurbaşkanımız. Kim ilgilenecekse vallahi bilsinler yani. İnsanların ta burasına kadar geldi. Ne ağlayanlar görüyorum.
*Ben bunu böyle konuşuyorsam bir başkası neler konuşuyor, normal. Benim elim başıma yetiyor sayılır. Ama her yumurtanın, bir yumurtanın, on beşli yumurtanın fiyatı, her gün iki buçuk, iki buçuk değişirse 10 günde ne yapar ya?
*İlgimi çekecek kadar artık ileri gittiğiniz insan mı gidiyor? Devlet mi gidiyor? Vallahi bilmiyorum. Buna bir dur deyin.
*Bütün sokağı da konuşturun. Herkesin en büyük acı sorunu. Her gün yükselen fiyatlar. Emeklilikte yok bilmem neydi. Onları düşüneceğine yükselen fiyatlara bir dur deseler o zaman devletten biz fazla bir şey de istemeyiz.
“16 BİN LİRA ASGARİ ÜCRET YETMEYEBİLİR”
Asgari ücretin enflasyon rakamlarına göre yılda tekrardan 2 kez zam yapılabileceğini söyleyen İsmail yılmaz, şu ifadeleri kullandı:
*Vallahi tahmin ediyorum 16 bin civarı olur. Öyle düşünüyorum. Bugünkü ekonomik şartlarda 16 bin lira belki asgari ücretliye yetmeyebilir ama bir de ülkenin pozisyonunu değerlendirmek lazım. Bence 16 civarı şimdilik idare eder.
*Ama bir şöyle bir durum var çünkü yılda bir asgari ücret yapılacak düşünüldüğüne göre belki biraz düşük oluyor olabilir ama ben ileride onun düzeltileceği kanaatindeyim. Yani eğer enflasyonu düşüremezlerse 2024’ün ikinci yarısında yeni bir düzenleme yapılabilir diye düşünüyorum.
Kutay Karanis ise şunları söyledi:
“Gözüken şu anda büyük ihtimal 17 bin 500 gibi gözüküyor ama hani vatandaş olarak olmayacağını bile 20- 25 bin olması gerekir diye düşünüyorum. Ama gözüken 17 bin 500 yaparlar gibi gözüküyor. Çok düşük gözüküyor eğer iki kez yapılsaydı 25 – 30 civarına çıkması gerekirdi. Tek seferde hani iki sefer birleştireceklerse hani 20 – 25’e çıkması lazım tabii ki de. O gözükmüyor, onu yapacakları gözükmüyor.”
]]>