TİP’liler ile Atalay’ın annesi Şükran Atalay, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, Atalay’ın meslektaşları ve arkadaşları, Can Atalay’ın milletvekili seçilmesinin birinci yılında İstanbul Adalet Sarayı önünde bir araya geldi.
“CAN’IN MİLLETVEKİLLİĞİNİN ELİNDEN ALINMASININ 1. YIL DÖNÜMÜ”
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:
* “Tam bir yıl önce bugün Türkiye’de bir genel seçim yapıldı. Genel seçimler yurttaşın kendisini temsil edeceği milletvekillerini seçtirme iddiasıyla hayata geçiriliyor fakat Türkiye’deki, açık konuşalım, Saray iktidarı ‘Ancak ben izin verirsem yurttaş seçme ve seçilme hakkını kullanabilir’ diyor. Benim izin vermediğim, benim onaylamadığım herhangi bir tercihin hayata geçme şansı yoktur iddiasıyla zaten tümüyle siyasi bir dava olan, zaten tümüyle hukuksuz bir dava olan, zaten hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulan arkadaşlarımızdan birisi olan seçilmiş Hatay Milletvekilimiz Can Atalay’ın da esaretini katmerleyerek, onun hukuksuz cezaevinde tutulmasının üstüne bir de yasaları, Anayasa’yı, Anayasa Mahkemesi kararlarını defalarca kez tekrar tekrar ayaklar altına alarak, onu esir tutmaya devam edişinin birinci yıl dönümü.
* Haksız, hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulmaya devam eden bir milletvekili Can Atalay meselesidir ama kesinlikle ve kesinlikle sadece Can Atalay’dan ibaret bir mesele değildir. Can’la beraber haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe maruz bırakılan bir bütün olarak Gezi direnişidir. Can’la birlikte Soma’da sadece ve sadece patronlar daha fazla kar etsinler diye iktidar desteğiyle katledilen 301 madenciye uygulanan adaletsizliğe, onların çocuklarının ailelerinin yakınlarının sesi olmak için buradayız.
* Ülkenin dört bir yanında bu iktidarın yarattığı iklim nedeniyle, bu iktidarın verdiği cesaret nedeniyle kadınları katlettikten sonra hayatlarına devam eden katillerin yargılanabilmesi için buradayız. Bin haftadır evlatlarını arayan Cumartesi Anneleri’nin sesini yükseltmek için buradayız. Bu ülkede onlarca anne, baba, eş, sevgili, kardeş evladını, kardeşini katleden iktidar yandaşı olduğunda sokaklarda özgürce gezmeye devam etmesin diye mücadele eden, adalet arayan aileler diye bir gerçek ortaya çıktı. AKP döneminde ortaya çıktı. Adında adalet olan bu parti Türkiye’de adaleti katlederek var oluyor.”
“KENDİNİZE LAZIM OLMADAN DEMOKRASİ VE ADALET İÇİN BİR ŞEYLER YAPIN”
Can Atalay’ın annesi Şükran Atalay, “Bütün annelere sesleniyorum. Bütün anneler iyi yüreklidir. Evlatları için iyi şeyler isterler. Onlara şöyle demek istiyorum, kendinize adalet, demokrasi lazım olmadan demokrasi ve adalet için bir şeyler yapın. Kime ne gün geleceği belli değil. Hepiniz örgütlenin” diye konuştu.
“AVUKATIMIZI BİZE VERİN”
Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan da “Hatay Milletvekili Can Atalay, Ahmet Atakan’ın da aynı zamanda avukatıydı. Bugün Ahmet Atakan’ın bir dosyası yokken Can Atalay içeride. Ben Adalet Bakanı’na şunu soracağım, bizi ikna etsin. Can’ı niye tutuyorsun orada? Bizim artık sabrımız tükendi. Biz avukatımızı istiyoruz. Biz milletvekilimizi istiyoruz. Biz içerideki yoldaşlarımızı istiyoruz, yeter artık. Bu işkence bu zulüm bitsin. Biz artık dayanamıyoruz, gerçekten artık dayanamıyoruz” diye konuştu.
“HALK KAZANACAK, ADALET KAZANACAK”
TİP İstanbul İl Sözcüsü Melis Akyürek de yaptığı basın açıklamasında şunları söyledi:
* “Anayasa’ya ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen, Hatay’ın seçilmiş milletvekili olmasına rağmen tam bir yıldır hukuksuzca cezaevinde tutulan Can Atalay için adalet istiyoruz. 10 yıl önce Soma’da katledilen madenciler için, onların avukatı Can Atalay için adalet istiyoruz. Depremde katledilen, evsiz yurtsuz kalanlar için adalet istiyoruz. 1 Mayıs meydanı Taksim’in işçilere kapatılmasını kabul etmeyen ve bu nedenle tutuklanan dostlarımız için adalet istiyoruz. İktidara meydan okuduğu için cezaevlerinde tutulan siyasetçiler, Gezi tutsakları, Gezi aileleri, tutuklu gazeteciler, avukatlar için adalet istiyoruz.
* Tam bin haftadır kayıp ve katledilen yakınları için mücadele eden Cumartesi Anneleri için adalet istiyoruz. Sürekli kemer sıkması istenen, her geçen gün daha da yoksullaşan emekçiler, emekliler için adalet istiyoruz. Katledilen kadınlar, geleceksiz bırakılan, tarikatların insafına terk edilen gençler için adalet istiyoruz. Özgürlüklerimiz ve haklarımız pazarlık konusu değil. Hayatımız pazarlık konusu değil. Bir yandan vekillerimizi, siyasetçileri, emekçileri, Taksim’i savunanları tutsak edip diğer yandan halkı yoksullaştıranlarla uzlaşmayacağız. Hayatı bize zindan edenlerle aynı gemide değiliz. Temel haklarımızdan, adaletten, çocuklarımızın ekmek parasından, eğitiminden tasarruf etmeyeceğiz. Ülkeyi koca bir cezaevine çevirenlere hep birlikte meydan okumak için bir kez daha bir aradayız.
* Mesele, yalnız bir kişinin, bir grubun, bir topluluğun, bir partinin, bir partiye oy verenlerin meselesi değil. Adalete susamış, hakları elinden alınmış, özgürlüklerine kastedilmiş kim varsa yanındayız. Adalet ve özgürlük isteyenler için bir oluruz, beraber oluruz ve kimseyi yalnız bırakmayız. Gezi’de nasıl bir olduysak, öyle birleşir mücadele ederiz. 4 Mayıs seçimlerinin üzerinden bir yıl geçti. Seçilmiş bir milletvekili bir yıldır tutsak ediliyor. Bu bir yılda yoksulluğumuz arttı, ekmeğimiz, eğitimimiz, sağlığımız, özgürlüğümüz azaldı. Halk, iktidara yanıtını yerel seçimlerde verdi. Bu iktidar artık bir azınlık iktidarıdır.
* Bir azınlığın halkın haklarını gasp etmesine izin vermeyeceğiz. Adalet istiyoruz ve kazanacağız. Bir bir kazanacağız. Can Atalay başta olmak üzere Gezi tutsaklarını, cezaevlerindeki siyasetçileri, devrimcileri çıkaracağız. Soma, Ermenek, Aladağ, Çorlu için adaleti sağlayacağız. Emekçiler, emekliler, gençler, kadınlar için yan yana duracağız. Halk kazanacak, adalet kazanacak.”
]]>İster işte ister evde uzun süre oturmak; depresyon, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve kalp-damar hastalıkları gibi çeşitli potansiyel sağlık risklerine katkıda bulunabiliyor.
Kimi zaman ölü popo sendromu gibi ciddi sonuçlar doğurabilen bu durum, kişinin kalçasındaki kaslar hareketsiz hale geldiğinde ve pelvisi stabilize etmek ve uygun vücut hizasını korumak gibi temel işlevlerini nasıl yerine getireceklerini unuttuğunda ortaya çıkıyor.
Fitness ekipmanları markası Mirafit.co.uk’deki fitness uzmanları yaptıkları açıklamada, “Ölü popo sendromu; uzun süreli oturma, fiziksel aktivite eksikliği veya uygunsuz kas kullanımı nedeniyle kalça kaslarının hareketsiz hale geldiği durumu tanımlıyor.”
“Önleyici teknikler ve tedaviler genellikle kalça kaslarını güçlendirmek ve yeniden etkinleştirmek için özel egzersizler ve daha fazla kas hareketsizliğini önlemek için günlük alışkanlıklarda ayarlamalar içerir.” diyor.
Ölü popo sendromunun dikkat edilmesi gereken ana semptomları kalça kaslarında uyuşukluk, belin alt kısmında veya kalçada başlayan ve bacağınızın arkasına doğru inen ağrı, baldırlarınızdaki ağrı, kalça kaslarında ve kalça fleksörlerinde güç kaybıdır.
ÖLÜ POPO SENDROMU NASIL ÖNLENİR?
Eğer tüm gün bilgisayar başında çalışıyorsanız, yaşam tarzınızı ve alışkanlıklarınızı değiştirmek her zaman kolay değildir. Bununla birlikte, önlemek her zaman tedavi etmekten daha iyidir ve işte ölü popo sendromuyla savaşmaya yardımcı olacak bazı ipuçları…
Her saat için bir zamanlayıcı ayarlayın ve bir mola verdiğinizden emin olmak için ayağa kalkıp birkaç dakika hareket edin. Kalça fleksörlerini daha fazla açacak ve kalça kasları üzerindeki baskıyı azaltacak dik bir duruşla oturun.
Ayrıca günlük rutininize kalça kaslarınızı güçlendirecek, kondisyonlandıracak ve kalçalardaki gerginliği azaltacak bazı egzersizler de ekleyebilirsiniz.
Fitness guruları, ölü popo sendromunu önleyecek en iyi egzersizleri şu şekilde paylaşıyor…
BANTLI SQUAT
Dizlerinizin etrafına bir direnç bandı asarak squat hareketlerinizi artırın. Bu şık değişiklik sadece kalça kaslarınızı, kuadriseps kaslarınızı ve diz arkası kaslarınızı güçlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda gluteus medius kasına arka uçta çok yönlü bir yenileme için uygun bir egzersiz de sağlıyor.
CANAVAR YÜRÜYÜŞÜ
Ayak bileklerinizin ve ayaklarınızın etrafına, kalçalarınızdan biraz daha geniş bir yere yerleştirilmiş bir direnç bandıyla başlayın. Daha sonra salyangoz hızında ileriye doğru ufacık adımlar atın.
Yanığın kalçalarınızın dış kaslarını ateşlediğini hissedeceksiniz.
FROG BRIDGE
Standart bir kalça kaldırma hareketi yapmak yerine ayaklarınızı kalça kaslarınıza yakın tutun ve dizlerinizi dışarı doğru konumlandırın. Bu duruştan kalçalarınızı yerden kaldırın.
Bu değiştirilmiş kalça köprüsü, dış kalça kaslarının bağlanmasını arttırır.
BACAK KALDIRMALI YAN PLANK
Dirseğiniz omuzlarınızın altında olacak şekilde yan plank pozisyonuna geçin. Bu duruşu korurken üst bacağınızı kaldırın ve indirin.
Gluteus medius, bu bacak kaçırma hareketinde çok önemli bir rol oynamanın yanı sıra, yan plank sırasında karşı taraftaki kalçaları stabilize eder.
DROP LUNGE
Düşme hamlesini gerçekleştirmek için geriye adım atın ve karşı bacağın üzerinden geçin. Üst vücudunuzu düz tutarken kalçalarınızı döndürün.
Dizinizi yere doğru bükün, ardından başlangıç pozisyonuna dönmek için ön ayağınızı itin. Bu hamle varyasyonu kalça hareketliliğini artırır ve dış kalça kaslarını ve uylukları güçlendirir.
ÖLÜ BÖCEK
Kollarınız omuzlarınızın önünde uzatılmış ve dizleriniz kalçalarınızın üzerinde bükülmüş halde sırt üstü yatarak başlayın. Bir kolunuzu ve diğer bacağınızı uzatın, ardından taraf değiştirmeden önce başlangıç pozisyonuna dönün.
Bu core egzersizi karın kaslarını güçlendirir ve kalçanın doğru hizalanmasını sağlar.
]]>Parti genel merkezinde öğleden önce AKP, DSP, Vatan Partisi, DEM Parti, İYİ Parti, BBP, Demokrat Parti, MHP, Saadet Partisi ve Anavatan Partisi heyetlerinin ağırlandığı CHP’ye, öğleden sonra DEVA Partisi, Gelecek Partisi, YRP, BTP, Zafer Partisi ve Milli Yol Partisi heyetleri ziyarette bulundu.
Nazlıaka, bu çerçevede, DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Hasan Karal başkanlığındaki heyeti ağırladı. Karal, yerel seçim sonuçları üzerinden CHP’yi tebrik ederek sonuçların ülke demokrasisi adına hayırlı olmasını diledi.

Sonuçların sorumluluklarını artırdığını dile getiren Nazlıaka da hep beraber ülke sorunlarını çözmeye devam edeceklerini söyledi.
Heyette yer alan DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Elif Esen ile kadın hakları konusunda çok defa yan yana durduklarını belirten Nazlıaka, bu konuların partiler üstü konular olduğunu ifade etti.
Elif Esen de Nazlıaka ve CHP Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever’in kadınlarla ilgili çalışmalarda çok önemli payı olduğunu, birlikte yaptıkları çalışmalarda yol katettiklerini dile getirdi.
Nazlıaka, yerel seçimlerde özellikle kadın ve genç aday çıkarma konusuna önem verdiklerini vurgulayarak, Türkiye nüfusunun 9,5 milyonunu CHP’li kadın belediye başkanlarının yöneteceğini söyledi. Nazlıaka, bu sayıların giderek artmasını temenni etti.
GELECEK PARTİSİ
Gelecek Partisi Konya Milletvekili Hasan Ekici başkanlığındaki heyetin ziyaretinde Nazlıaka, tüm İslam coğrafyasının bayramını kutlarken, Ekici de yerel seçimde elde edilen sonuçlar nedeniyle CHP’yi tebrik etti.
Nazlıaka, yoksul vatandaşları görmezden gelen, işsizleri duymazdan gelen, emeklileri yük gibi gören bir anlayışı reddettiklerini söyledi.

Ekici de yerel seçimlerde vatandaşların her siyasi partinin ders çıkartacağı bir tercihte bulunduğunu belirterek, siyasi nezaketin ve demokrasinin önemine işaret etti.
YENİDEN REFAH PARTİSİ
CHP Genel Başkan Yardımcısı Aylin Nazlıaka, Ramazan Bayramı dolayısıyla partilerini ziyaret eden Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Muhammed Fatih Müjdeci başkanlığındaki heyeti de ağırladı.
Nazlıaka, Yeniden Refah Partisi ve İslam aleminin Ramazan Bayramı’nı kutlayarak, başta Filistin olmak üzere tüm dünyada barış, adalet, huzur olmasını diledi. Nazlıaka, Türkiye’nin İsrail’e yönelik ihracat kısıtlamasına değinerek, kararın takipçisi olacaklarını söyledi.
Muhammed Fatih Müjdeci de ihracat kısıtlamasına yönelik kararın olumlu olduğunu, bu kararın arkasında olduklarını ifade etti.

Müjdeci, şunları kaydetti:
“Bu noktada biz, Filistin’deki mağdur ve mazlumların, inancı ve fikri ne olursa olsun mazlum halkların yanındayız. Bu noktada da Filistin’deki zulmün durması için hükümetimizin alacağı bütün kararların alınması noktasında arkasında ve yanındayız. Yapılan yanlışın da karşısında olmaya devam edeceğiz.”
BTP, Zafer Partisi ve Milli Yol Partisi heyetleri de CHP’ye Ramazan Bayramı ziyaretinde bulundu.
Öte yandan, CHP Genel Merkezi’nde, CHP Genel Başkan Yardımcısı Nazlıaka, Ankara milletvekilleri, belediye başkanları ve PM üyelerinin katılımıyla teşkilat mensuplarıyla bayramlaşma programı düzenlendi.
]]>Halil Evcibağ’ın cenazesi, savcılık incelemesinin ardından morga kaldırıldı.
AA ve DHA’nın haberine göre Halil Evcibağ, “kıyafetlerini kesip bağladıktan sonra hayatına son verdi.”
Olayla ilgili soruşturma başlatıldığı bildirildi.
ANNE, BABA VE OĞUL YANARAK CAN VERDİ
Olay, 5 Nisan saat 05.30 sıralarında, ilçe merkezine 25 kilometre uzaklıktaki İlemin Mahallesi’nde meydana geldi. Çiftçi Neşet Kaya’ya ait evden çıkan alevleri fark eden komşuları, durumu jandarma ve itfaiye ekiplerine bildirdi.
Alevleri söndüren ekipler, yatak odasında Neşet Kaya’nın eşi Nurgül Kaya ile oğlu Emrullah Kaya’nın yanmış cesetlerini buldu.

Yaklaşık yarım saat sonra eve 5 kilometre uzaklıkta, İlemin-Erdemli kara yolunda da bir otomobilin yandığını ihbarı yapıldı. Bunun üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi. Otomobildeki yangın da kısa sürede söndürüldü.

Ancak direksiyon başındaki Neşet Kaya’nın yanarak hayatını kaybettiği belirlendi. Anne, baba ve oğulları, yakınları tarafından alınarak, İlemen Mahallesi Mezarlığı’nda yan yana defnedildi.
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında aynı mahallede yaşayan Halil Evcibağ (35), gözaltına alındı. Şüphelinin, girdiği evde anne ile oğlunu eterle bayılttıktan sonra Nurgül Kaya’nın parmağındaki altın yüzüğü çalıp, evi ateşe verdiği belirlendi.
Evcibağ’ın Neşet Kaya’yı ise bıçakladıktan sonra otomobili yaktığı ortaya çıktı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Evcibağ, çıkartıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı.
800 BİN TL DEĞERİNDE ALTINA ULAŞILAMADI
Cinayet sonrası Nurgül Kaya’nın yaklaşık 800 bin TL değerindeki bilezik ve çeşitli ziynet eşyalarına ulaşılamadı.
Evcibağ’ın gasbettiği tespit edilen ziynet eşyalarının bulunması için çalışmalar sürerken, haberlerden katili gören bir kişi dün akşam jandarma karakoluna giderek cinayeti işleyen şüphelinin olay günü kendisine 22 ayar 67 gram ağırlığında, yaklaşık 160 bin TL değerinde bir bilezik getirerek borcuna karşılık verdiğini söyledi.
Bileziğin öldürülen aileye ait olabileceğini düşünerek jandarmaya geldiğini belirten şahıs, ekiplere ziynet eşyasını teslim etti. Jandarma ekipleri de yaptığı araştırmada bileziğin öldürülen kadına ait olduğunu belirledi.

EVE DÖNÜP ÖLÜP ÖLMEDİĞİNİ KONTROL ETMİŞ
Neşet Kaya’nın bacanağı Ferhat Keller (33), olayla ilgili kendisinin ve mahallelinin şahit olduğu detayları anlattı. Keller şunları söyledi:
– “Bacanağım seracılıkla uğraşıyor. Halil, bacanağımın serasına yanına gitmiş ve bayıltmış. Daha sonra Neşet’in otomobiliyle gelmiş. Evin kapısında bir zorlama olmadığı için Nurgül yenge kapıyı açıyor.
– İlk önce çocuğu ve Nurgül’ü öldürmüş. Ardından yatağın üzerine koyup ikisini yakmış. Neşet’i de öldürdükten sonra araçla birlikte köyün dışındaki yol kenarında ateşe veriyor.
– Olayın öğrenilmesinin ardından biz ve köy halkı eve geldik. Buradaki köylülerimiz Halil’i burada görmüş. Hatta Nurgül’ün nabzına bakmış ve ölüp ölmediğini kontrol etmiş.
– Ben de Neşet Kaya’nın aracının yandığı yere gittiğimde Halil’i orada beklerken görmüştüm. Bu vahşi cinayetleri altın için yaptığını öğrendik, şok olduk.”
“KIZIMI VE TORUNUMU ALTIN İÇİN KATLETMİŞ”
Nurgül Kaya’nın annesi Ayşe Yıldırım (55) ise olayın şokunu atlatamadıklarını söyledi.
Yıldırım, “Sabah kalktık ve olanları duyduk. Hemen eve geldik. Kızımın ve torunumun cenazeleri ile karşılaştık. Katil zanlısı kızımı ve ailesini altın için katletmiş. Kimse kolunda altınlarla gezmesin ve kimseye göstermesin. Benim canım yandı başkalarının canı yanmasın” diye konuştu.
]]>Alevleri söndüren ekipler, yatak odasında Neşet Kaya’nın eşi Nurgül Kaya ile oğlu Emrullah Kaya’nın yanmış cesetlerini buldu.
Yaklaşık yarım saat sonra eve 5 kilometre uzaklıkta, İlemin-Erdemli kara yolunda da bir otomobilin yandığını ihbarı yapıldı. Bunun üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi. Otomobildeki yangın da kısa sürede söndürüldü.
Ancak direksiyon başındaki Neşet Kaya’nın yanarak hayatını kaybettiği belirlendi. Anne, baba ve oğulları, yakınları tarafından alınarak, İlemen Mahallesi Mezarlığı’nda yan yana defnedildi.
Olayla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında aynı mahallede yaşayan Halil Evcibağ (35), gözaltına alındı. Şüphelinin, girdiği evde anne ile oğlunu eterle bayılttıktan sonra Nurgül Kaya’nın parmağındaki altın yüzüğü çalıp, evi ateşe verdiği belirlendi.
Evcibağ’ın Neşet Kaya’yı ise bıçakladıktan sonra otomobili yaktığı ortaya çıktı. Jandarmadaki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen Evcibağ, çıkartıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı.
800 BİN TL DEĞERİNDE ALTINA ULAŞILAMADI
Cinayet sonrası Nurgül Kaya’nın yaklaşık 800 bin TL değerindeki bilezik ve çeşitli ziynet eşyalarına ulaşılamadı.
Evcibağ’ın gasbettiği tespit edilen ziynet eşyalarının bulunması için çalışmalar sürerken, haberlerden katili gören bir kişi dün akşam jandarma karakoluna giderek cinayeti işleyen şüphelinin olay günü kendisine 22 ayar 67 gram ağırlığında, yaklaşık 160 bin TL değerinde bir bilezik getirerek borcuna karşılık verdiğini söyledi.
Bileziğin öldürülen aileye ait olabileceğini düşünerek jandarmaya geldiğini belirten şahıs, ekiplere ziynet eşyasını teslim etti. Jandarma ekipleri de yaptığı araştırmada bileziğin öldürülen kadına ait olduğunu belirledi.
EVE DÖNÜP ÖLÜP ÖLMEDİĞİNİ KONTROL ETMİŞ
Neşet Kaya’nın bacanağı Ferhat Keller (33), olayla ilgili kendisinin ve mahallelinin şahit olduğu detayları anlattı. Keller şunları söyledi:
“Bacanağım seracılıkla uğraşıyor. Halil, bacanağımın serasına yanına gitmiş ve bayıltmış. Daha sonra Neşet’in otomobiliyle gelmiş. Evin kapısında bir zorlama olmadığı için Nurgül yenge kapıyı açıyor.
İlk önce çocuğu ve Nurgül’ü öldürmüş. Ardından yatağın üzerine koyup ikisini yakmış. Neşet’i de öldürdükten sonra araçla birlikte köyün dışındaki yol kenarında ateşe veriyor.
Olayın öğrenilmesinin ardından biz ve köy halkı eve geldik. Buradaki köylülerimiz Halil’i burada görmüş. Hatta Nurgül’ün nabzına bakmış ve ölüp ölmediğini kontrol etmiş.
Ben de Neşet Kaya’nın aracının yandığı yere gittiğimde Halil’i orada beklerken görmüştüm. Bu vahşi cinayetleri altın için yaptığını öğrendik, şok olduk.”
“KIZIMI VE TORUNUMU ALTIN İÇİN KATLETMİŞ”
Nurgül Kaya’nın annesi Ayşe Yıldırım (55) ise olayın şokunu atlatamadıklarını söyledi.
Yıldırım, “Sabah kalktık ve olanları duyduk. Hemen eve geldik. Kızımın ve torunumun cenazeleri ile karşılaştık. Katil zanlısı kızımı ve ailesini altın için katletmiş. Kimse kolunda altınlarla gezmesin ve kimseye göstermesin. Benim canım yandı başkalarının canı yanmasın” diye konuştu.
]]>Seçime beş gün kala Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Ahmet Akın’ın anketlerde önde olduğunu söyleyen Özel, İYİ Partili seçmenden oy istedi.
İYİ PARTİ SEÇMENİNE ÇAĞRI
Özel “Geçmişte birlikte olduğumuz güneş gözlü, gönlünde güneş olan iyi insanlar, geçmiş ittifak ortaklarımız. Balıkesir’i AKP yönetmesin diyen herkes. Eğer başka bir partiye oy verirseniz, Balıkesir’i AKP kazanır. Ama CHP’ye oy verirseniz, Balıkesir’i hep birlikte kazanırız, siz de kazanırsınız” dedi.
“YANDAŞA PARA VAR, EMEKLİYE YOK”
Emeklilerin içinde bulunduğu çıkmaza değinen Özel, şunları söyledi:
– Ben 1.5 ay önce emeklileri davet ettiğimde ‘Emekliler, Özgür Efendi sizi kışkırtıyor’ diyordu. Diyordu ki ülke yüzde 4,5 büyüdü, herkesin keyfi yerinde. Sonra diğer liderler de konuştu. Köşe yazarları yazdı, gazeteler bastı. Televizyonlar yayınladı. Artık herkes emeklinin sesini duydu. Ne oldu şimdi, önce bir çalışma yapacağım dedi.
– Grup başkanvekilleri ‘Cumartesi günü Ankara’yı bekleyin’ dedi, olmadı ‘Pazar İstanbul mitingini izleyin’ dediler, şimdi çıkmaz ayın son perşembesine ertelediler. Beşli çeteye para var. Saray müteahhidine, yandaşa para var. Uçan saraya, yüzen saraya, kışlık saraya, yazlık saraya para var. 1500 odalı sarayda 5 maaşlı yandaşlara para var, emekliye gelince para yok.

“EMEKLİYE ACIMAYANA SANDIKTA ACIYACAK MISINIZ?”
– Emekliler mademki para yok, 31 Mart’ta AK Parti’ye oy yok. Hep beraber sesimizi duyuracak mıyız? Emekliye acımayana sandıkta acıyacak mıyız? Hesabı soracak mıyız? Siz böyle yaparsanız, işte o zaman gerisini onlar düşünsün. Onlar emeklileri küçük görüyorlar, hakir görüyorlar. Yukarıdan bakıyorlar. O küçücük şeyler ömürleri çalışma ile geçmiş birer karıncalar. Karıncalar birlikte olursa, yan yana durursa, peş peşe yürürse, küçük küçük karıncaların yapamayacağı iş, taşıyamayacağı yük, kazanamayacağı savaş yoktur.
“MEYDANLARA ALIŞTIK, 1 NİSAN’DA SONRA DA MEYDANDAYIZ”
– 1 Nisan’dan sonra yerel seçim gündemi geçecek ama emeklinin gündemi, astsubayın gündemi, atanamayan öğretmenin gündemi, staj mağdurunun gündemi, çiftçinin gündemini asla unutturmayacağız. Meydanlara alıştık, hep beraber meydanlarda olacağız, hakkımızı söke söke alacağız. Şimdi bir yandan da emeklilerle ilgili son bir şeyi söyleyeyim.
– Aksaray MHP milletvekili, Cumhur İttifakı’nın milletvekili demiş ki ‘Eskiden emekliler ek iş yapardı, simit satardı. Her şeyi devletten beklemesinler, simit satsınlar’ demiş. Çalıştılar, bu millet için didindiler, astsubaylar ölümü göze aldılar. Öğretmenler tebeşir tozu yuta yuta astım oldular. İş kazaları, iş cinayetleri, meslek hastalıkları bu emeklilerin şimdi rahat etme zamanındayız.
– Almanya emeklisi Hans’ı yolluyor Edremit’e en güzel tatili yapıyor. Hasan amcaya MHP’liler simit satsın diyor. Emekliler bekleyin, o MHP’li milletvekiline de size hakkınızı vermeyen, AKP’ye de 31 Mart’ta 16 milyon emekli Hanya’yı da gösterecek Konya’yı da.
]]>İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yaralılar, sağlık ekiplerince çeşitli hastanelere kaldırıldı. Boğazına aldığı bıçak darbesi ile ağır yaralanan Sedat Daşdemir kaldırıldığı hastanede doktorların tüm müdahalesine rağmen kurtarılamazken, kardeşi Ramazan Daşdemir ise hastanedeki tedavisinin ardından taburcu edildi.
Gözaltına alınan cinayet zanlısı Resul İbaokurgil ise tutuklanarak, cezaevine konuldu. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma tamamlanarak, iddianame düzenlendi. Kayseri 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede sanık hakkında müebbet hapis cezası istendi. Kayseri 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında sanık Resul İbaokurgil ile müşteki tutuksuz sanıklar Vedat ve Ramazan Daşdemir kardeşler ve ölen Sedat Daşdemir’in şikayetçi anne, baba ve eşi hazır bulundu.
MAKTULÜN ABLASI SANIĞA TOKAT ATTI
Duruşma öncesi, ölen Sedat Daşdemir’in ablası İ.L., sanığın duruşma salonuna girdiği sırada önünden geçerken tokat atarak, tükürdü. Mahkeme başkanının talimatı ile abla İ.L. duruşma salonundan çıkarıldı. İ.L. salondan çıkarılırken, “Benimle bunu niye yan yana getirdiniz? Şeriat şeriat. Siz devlet misiniz?” diye bağırdı. Duruşma tutanağına da geçen bu ifadeler sonrası mahkeme heyeti ara karar ile İ.L. hakkında Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Duruşma nedeniyle adliye içinde ve duruşma salonunda jandarma ve polis ekipleri, geniş güvenlik önlemleri aldı.
“SADECE KARDEŞİME VURAN BİRİNE YUMRUK ATTIM”
Bıçağı sallamadığını öne süren sanık Resul İbaokurgil, “Kardeşim S.İ. arayarak, ‘Beni dövüyorlar’ dedi. Ben de ‘kaç gel’ dedim. ‘Bırakmıyorlar’ deyince de koştum. Biri kardeşime vuruyordu. Bırakmasını söyledim. Bırakmadı. Ben de yumruk vurdum. Ardından kaçtı. Sonra eve giderken önümü kestiler. Anneme ve eşime küfrettiler. Arkadan birisi yanındakine ‘silahı çıkar ve arabasını yakın’ dedi. Arabayı tekmeliyorlardı. Yanlarına gitmek zorunda kaldım. 15-20 kişi vardı. Maktule bıçak sallamadım. Nasıl yaralandığını görmedim. Ben o sıra baygınlık geçiriyordum. Böyle olsun istemedim. Sadece kardeşime vuran birine yumruk attım” ifadelerine yer verdi.
“SERİ KATİL GİBİ KAFASINA KOYMUŞ ŞEKİLDE KOŞARAK GELDİ”
Olay sırasında yaralanan müşteki sanık olarak tutuksuz yargılanan Ramazan Daşdemir ise “Bıçağı ilk bana soktu. Seri katil gibi kafasına koymuş şekilde koşarak geldi. Bıçağı sağa, sola salladı. Rahmetli ağabeyim engel olmaya çalıştı. Bıçağı ağabeyimin boğazına soktu. Ardından da sırtından bıçakladı. Bizim elimizde sadece okey takımı vardı” diye konuştu.
Şikayetçi olduğunu söyleyen anne M.D. ise “Ciğerim yanıyor. İnşallah onun da ciğeri yanar. Gün yüzü göremez. 2 duvar arasında inşallah çürür. Ben anayım ana. En ağır şekilde cezalandırılsın. Sonuna kadar şikayetçiyim” dedi.
“ÇOCUKLARIM HER GÜN BABALARINI SORUYOR”
Ölen Daşdemir’in şikayetçi eşi H.D. de “Çocuklarım her gün babalarını soruyor. Onun hesabını kim verecek? Bu adama müebbet verin. Hiçbir indirim yapmayın. Böyle adamlar dışarıda gezmeyi hak etmiyor” diye konuştu.
ANNE SANIĞA TEPKİ GÖSTERDİ, SALONDAN ÇIKARILDI
Duruşma devam ederken, maktül Sedat Daşdemir’in annesi M.D., söz almak istedi. Mahkeme başkanının söz verdiği anne, “Ciğerim yanıyor. Bunun idam edilmesini istiyorum” diyerek, sanığa hakaret etti. Mahkeme başkanın uyarısı sonrası anne, polis ekipleri tarafından salondan çıkarıldı. Anne salondan çıkartıldığı sırada da sanığa tepki gösterdi.
1 tanığın dinlendiği duruşmada mahkeme heyeti verdiği ara karar ile sanık Resul İbaokurgil’in, tutukluluk halinin devamına karar vererek, duruşmayı eksikliklerin giderilmesi için ileri bir tarihe erteledi.
]]>
“ALLAH’IN İZNİYLE MİS GİBİ BİR BAHARIN KAPIDA OLDUĞUNU HİSSEDİYORUM”
“O kadar faydalı bir açılış yapıyoruz ki, bütün açılışlarımızı bir kenara itti” diyen İmamoğlu, “Hepimizin yüzünü gülümseten, aynı zamanda düşündüren çok kıymetli bir sanatçımızın, yıllarca izleyip, hayranlıkla takip ettiğimiz bir sanatçımızın ismiyle, yaşamıyla yaşayacak olan, anılarıyla yaşayacak olan muhteşem bir müzeyi, kıymetli ailesiyle birlikte açıyor olmanın gururunu yaşıyorum” şeklinde konuştu.
Kış mevsiminin ardından bahar aylarına girdiğimizi hatırlatan İmamoğlu, “Doğal olarak doğa canlanıyor şu anda. Şehir, böyle bir hareketleniyor. İnşallah yağmurun bereketi ve Allah’ın izniyle de mis gibi bir baharın kapıda olduğunu hissediyorum. Elbette İstanbul’un her hali güzel ama baharda, hele hele Ramazan’da bir başka güzeldir bu” dedi.

“İSTİYORLAR Kİ, MİLLETİMİZ BİR ARAYA GELİP, BİRBİRİNDEN GÜÇ ALMASIN”
Türk insanının gülmeyi seven bir millet olduğuna dikkat çeken İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
* “Aslında gülmeyi seven bir toplumuz ama gülmeyi bize unutturdular. Yine güleceğiz. Şöyle bir sorumluluk hissediyorum. İnsanlar bana şöyle bir tavırla yaklaşıyorlar. Bazen akşam bir televizyon programındayım, sabah bir yere gidiyorum örneğin; bir ablamız, bir arkadaşımız veya Sunay Abi arıyor, ‘Niye akşam yüzüne asıktı’ diye soruyor. ‘Ya benim yüzüm asık değildi’ diyorum. Evet, demek ki gülmem lazım. Allah hepinizi güldürsün. Mutsuz bir ortam yaratmak istiyorlar, farkındayız.
* Birbirine böyle öfke duyan, kızan, kaşları asık, böyle asık suratlı, çatık ve asık suratlı, kutuplaşmış bir ortam var etmek istiyorlar. Biz, buna hiç aldanmayacağız. Tabii istiyorlar ki, milletimiz bir araya gelip, birbirinden güç almasın. Halbuki bizim bir araya gelmemiz lazım. Birbirimizden güç almamız lazım. Farklılıklarımızla, çeşitli kültürlerin bir arada yaşadığı güzel İstanbul’umuzda, birbirimizle yan yana olup, onun hissiyatıyla beslememiz lazım. Ama bunlar, onu istemiyor. Birbirinden ayrı düşen bir toplumda eleştiri biter, birleşme biter, paylaşma biter. O bakımdan biz, bunun karşısında büyük bir dirençle durmak zorundayız. Çünkü bu söylediğim şeyler olmazsa, Cumhuriyet olmaz, demokrasi olmaz.

“YANLIŞA KARŞI MÜCADELEDE BİR BAŞKA GÜÇLÜ MÜCADELE HATTI VAR; O DA SANAT”
* Tabii biz böyle bir sorumluluk yaparken, yanlışa karşı mücadelede bir başka güçlü mücadele hattı var. O da sanat. Özellikle mizah, müthiş bir mücadele hattı. Mesela hayatımda en ilginç noktalardan birisi, beni taklit eden birini gördüğümde başladı. Sürekli ona bakıp, yanlışlarımı düzeltmeye çalışıyorum. Mesela 20 defa izledim, yani gerçekten öyle mi konuşuyorum diye. Vallahi öyle konuşuyormuşum; farkına vardım. Ama eskiden, bunlar her akşam yapılırdı, senede bir defa yapılıyor, yapanı da dövüyorlar.
* Dolayısıyla biz, inşallah o güzel kültüre dönüş… Dönüş yapmak lafı ne kadar güzel. Aslında biz hep ‘tam yol ileri’ demek istiyoruz ama. Özlüyoruz geçmişte çok güzel şeyler yaptı bu millet, bu toplum, işte duayen isimler… İşte Cahit Abi de burada, diğer dostlarımız burada, Zihni Abi buradan, alttan alttan sert sert bakıyor bana ama… (Zihni Göktay: Size sert bakılmaz Başkanım.) Estağfurullah. Ama ben biliyorum, sizin gibi abiler, gerektiğinde sert bakar. Yanlış yaparsak sert bakın. Sert bakmayınca millet, öyle kafamıza kakılıyorlar. Onlara fırsat vermemek lazım. Arada onlara sert bakın.

“ZÜBÜK” GÜLDÜRDÜ
* Yerli ve milliyi, biz seviyoruz. Niye seviyoruz? Örneği ne mi? Kesinlikle Kemal Sunal yerli ve milli bir güç. Muhteşem bir güç. Canlandırdığı karakterler öyle can alıcı, çarpıcı, ders veren… Muhteşem yani. İşte her birisi İnek Şaban, Kibar Feyzo, Zübük (gülüşmeler), Tosun Paşa, Kapıcılar Kralı… Muhteşem karakterler, ölümsüz bir sanatçı. Aslında hepimizin sosyolojisine ışık tutan, düşündüren, kendimize gelmemizi sağlayan ama aynı zamanda müthiş bir naiflik, müthiş bir incelik taşıyan bir insan. Türkiye şu anda, mesela kimlikler ve değerler üzerinden. çok tartıştırılan bir toplum haline geldi. Böylece ayrıştırmaya ve biraz da böyle bölmeye çalışanlara ben söylüyorum: Bol bol Kemal Sunal filmi izlemelerini ve ders almalarını buradan öneriyorum.
* Günün sonunda, bu milleti bölmeye zaten güçleri yetmeyecek. Onlar da ders çıkartsınlar. Çok eğleniyor millet. Çok gülen ve çok güzel güldüren bir sanatçıydı. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennettir onun. Çocukluğumdan hatırlıyorum. 6-7 yaşlarındaydım. Babamın amcası ameliyat oldu. Televizyon karşısında uzanmış, yatıyor. Ben de kahkahalarla gülüyorum bir filminde. Bu meşhur Zeki Alasya, Metin Akpınar bir arada oynadıkları… Herkes biliyor tabii. Ama öyle bir gülmek tuttu ki beni. Öyle bir gülüyorum ki… Amcam gülüyor ama bir yandan yalvarıyor, ‘Dikişlerim patlayacak daha güldürme beni’ diye. Onları bize yaşattı.

“KEMAL SUNAL DA İYİ ADAM, BEN DE İYİ ADAM; BİRBİRİMİZİ BÖYLE BULMUŞUZ”
* Burada çok değerli bir işi yaptık. Bu fikri bana ilk kez açıp, heyecanla karşılamama vesile olan Sunay Akın’a hepinizin huzurunda teşekkür etmek istiyorum. Bana dedi ki böyle böyle bir şey var. Tabii heyecanla karşıladım. Sonra bir araya geldik. Sonra ilginç bir şey oldu aslında. Bu konular konuşuldu, edildi ve sonra buluştuk. Sağ olsun, yemek diye gittik, ama Gül Abla sadece kahveyle bizi uğurladı. (Gül Sunal: Dondurma yedirdim.) Hatırlamıyorum. Yemekten bahsediyoruz, dondurmayla bizi yollayacak. Neyse, aylar önce ben buraya gelmiştim ve buradaki yapıları gezmiştim. Ben, Park Bahçeler Daire Başkanımıza dedim ki, ‘Bu ne lüks kardeşim? Yani bayağı büyük bir yapı ve çok makam var. Yani böylesi anlar, böylesi bir ortamlar kolay bulunmuyor.
* ‘Biz buraları kültüre, sanata dair nasıl döndürebiliriz, neler yapabiliriz’ diye konuştuğumuzda bir şeyler düşünmüştük, taşınmıştık. Tam bu iş açıldı, Sunay Abi’yi ziyarete gittik. Konuşurken ben de burada böyle bir binadan bahsettim. Meğerse öyle bir parkı ve öyle bir binayı tariflemişim ki, rahmetli Kemal Kemal Sunal’ın aslında evini tarif etmişim kader ya. Annem der, ‘Allah seni hep iyi insanlarla karşılaştırsın.’ Demek Kemal Sunal da iyi adam, ben de iyi adam; birbirimizi böyle bulmuşuz ve adreslemişiz yani. Muhteşem bir şey. Başka bir yer de tarifleyebilirdim o anda. Sonra sağ olsun hem Sunay Abi hem arkadaşlarımız burayı gezip, olumlu bakınca, kıymetli ailemiz de bu işe ‘evet’ deyince, burada, yanı başınızda, komşunuz olarak Kemal Sunal inşallah ebediyen sizinle yaşayacak.

“YOLUMUZA ‘TAM YOL İLERİ’ DİYEREK YÜRÜMEK DEĞİL, KOŞMAK İSTİYORUZ”
* Çok güzel şeyler yapmaya gayret ediyoruz. Bu milletin hakkını vermeye çalışıyoruz. Bu milletin hak ettiğini vermeye çalışıyoruz. Ve yapacağımız işlerle ilgili hiçbir zaman süslü işler, süslü laflar kurarak sizi aldatmadık. Yaptığımız işlerle ilgili de süslü laflarla sizi sizi aldatmadık, aldatmayacağız. İnşallah onları size yaşatmaya devam ederek, yolumuza ‘tam yol ileri’ diyerek yürümek değil, koşmak istiyoruz. Bu şehrin artık israf edilecek ne bir lirası ne bir günü ne bir insanı ne bir zamanı, hiçbir şeyi yok. İnşallah bolca tasarruf, hatta üstüne koyarak insanlarımızın yaratıcı güçlerini, özellikle çocuklarımıza, gençlerimize dönüp borçlarını hızlı bir şekilde ödeyeceğimiz bir 5 yıl daha sizlerden talep ederek, Kemal Sunal’ın bize bıraktığı o güzel anıların önünde saygıyla eğiliyorum. Ve her zaman sizlere, siz kıymetli hemşehrilerimize layık birer yönetici olma konusunda özenli davranacağımıza, Cumhuriyetin, demokrasinin, özgürlüğün ve Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda hep yürüyeceğimize söz veriyoruz. Müzemiz, bu prensiplerle ilçemize hayırlı ve uğurlu olsun. Emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum.”

GÜL SUNAL: “BU MÜZEYİ KEMAL SUNAL DÜŞÜNDÜ”
Gül Sunal da duygularını şu sözlerle dile getirdi:
* “Ne diyeceğimi bilemiyorum. Hiçbir konuşma hazırlamadım tabii ki. Sadece Kemal’i alkışlamak istiyorum. Bu güzel duyguyu, gururu bize yaşattığı için her zaman minnettarım. Tabii ki bu müzeyi biz hep düşündük. Daha doğrusu Kemal düşündü. ‘Bu eşyalar ne olacak’ dediğim zaman, ‘Belki bir gün bir müze olur’ diyordu. O müzeyi şimdi Ekrem Başkanım gerçekleştirdi. Ve asla hakkını ödeyemeyeceğim Sunay Akın; neredesin? Bunu akıl edip de böyle bir yerde sizlerle buluşturduğu için, ona bambaşka minnet duyguları besliyorum.
* Kemal’in bu gördüğünüz 10’da 1’i kadar eşyası. Oyunculuğa başladığı ilk günden itibaren, sakalını, bıyığını, yüzüne sürdüğü patı, kaşının kalemini… Şöhret olmayı hayal bile edemezken, biriktirdiği arşivi bu. Onun için çok değerli. Şöyle düşünelim burayı: Kemal Sunal Müzesi’nden çok, bir insanın yaptığı işe, hayatına sanatına, ailesine, vatanına nasıl değer verdiğini gördüğümüz bir sergi olacak bu. Bir insan kendine bu kadar değer veriyorsa, yaptığı her şeyi özenle saklıyorsa ve kendi önemini, kendi belirliyorsa -ki öyle olmuş- o zaman biz de Kemal’i çok önemsiyoruz ve burada onun için buluştuk. Tekrar çok teşekkür ediyorum.”
]]>ERDAL BEŞİKÇİOĞLU AÇIKLAMASI
Katıldığı bir TV programında soruları yanıtlayan Yavaş’a Erdal Beşikçioğlu’nun CHP Etimesgut Belediye başkan adayı olmasına itiraz ettiği yönündeki iddia da soruldu. Yavaş, bu soruya şöyle cevap verdi:
– Erdal Bey’in adaylığını istemedim değil, adaylığından bilgim yoktu, başka isim önermiştim sadece. Yoksa Erdal Bey’le biz çok daha öncesinden tanışırız, onun dizilerine biz de belediye olarak çünkü Ankara’nın reklamı yapılıyor diye destek olduk. Sevdiğimiz bir insandır. Toplumun sevdiği kadar bizim de çok sevdiğimiz bir insandır. Dolayısıyla genel merkezin kararı oldu. Ben önceden önerdiğim isim varken Erdal Bey’in aday olmak istediğinden bilgim yoktu. Yani sonuçta konuşa konuşa bu işler çözülür.
– Tek arzumuz Ankara’da ilçe sayımızı arttırmak. İnşallah Erdal Bey ile de artıracağız. Siyaset, yapmak isteyen herkese nasıl açıksa sanatçılara da açık olması lazım. Çünkü onlar da boşuna sanatçı olmuyorlar. Belli özellikleriyle kamuoyunun önüne çıkıp beğeni alan insanlar.
“NE PKK NE HİZBULLAH”
CHP Afyon Belediye Başkan adayı Burcu Köksal’ın DEM Partililerle ilgili açıklamalarına dair konuşan Yavaş, şunları söyledi:
– Beş yıl belediye başkanlığı yaptım. Kimseye kapalı olmadı ki zaten. Şöyle görüşlerini beğenmeyebilirsiniz, kızabilirsiniz, yani her şey diyebilirsin o iş ayrı bir şey. Ama seçildikten sonra herkesten vergi alıyorsunuz. Herkesten para alıyorsunuz ve onların adına idare ediyorsunuz. Böyle yaptıktan sonra herhangi bir kişiyi ayırırsanız bu kul hakkına girer.
– Bu terör hassasiyetidir o hassasiyet bende de var açıkçası. Ama seçildikten sonra ben polis değilim, emniyet mensubu değilim yani. Son günlerin tartışması Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Oy verirseniz daha rahat edersiniz yoksa sıkıntıya düşersiniz’ dediği gibi. O zaman oy vermeyenlerden vergi de anlayacaksınız para da almayacaksın. Yani böyle bir mantık olmaz. Kamu idaresi bu tür şeyleri affetmez. Belediye başkanının herkese kapısı açık olur.
– Ben Burcu Hanım’la da görüştüm. Net bir şekilde benim gibi düşünüyor. ‘Ben teröre karşı hassasiyetimi ifade ederken bu şekilde konuştum ama tabii ki Afyon’da herkes için söylüyorum, herkese kapımız açık o manada bir sıkıntı olmaz. Herkese hizmet vermekle mükellefiz’ diyor. Ne PKK’yı ne Hizbullah’ı savunan kimseyle yan yana gelmeyiz. Onların oylarıyla seçileceğime seçilmeyeyim. Türk Bayrağına, İstiklal Marşı’na saygı duyan; Milli Takım sevindiği zaman sevinen herkesle yan yana geliriz.
“AKŞENER’İ YALANLIYOR”
Yavaş, İYİ Parti ABB Başkan adayı Cengiz Topel’in asfalt ihalesine fesat karıştırıldı iddialarına ilişkin şöyle konuştu:
– Onun söylediği doğru, nasıl doğru diyeceksiniz? İhaleye fesat karıştırmakta onun tecrübesi çoktur. Bizim bütün ihalelerimiz açıktır. Katılımcılar gelip zarflarını teker teker veriyor. İki kişi kuruşu kuruşuna aynı teklifi vermiş. Fakat birisi eksik evraktan elenmiş, aynı fiyatı veren ihaleyi alamamış. O ihale uzmanıdır, çok girip çıkmıştır ihalelere. Siz ihaleye girmeden aynı rakamı verip veremeyeceğini nereden bilebilirsiniz ki? 10 tane katılımcı var. Biri elenmiş, dokuz katılımcı var. Biri fiyatta daha fazla kırım yaparak ihaleyi almış.
– Böyle bir şey iddia edildiğinde savcılığa gidin diyorum. Lafı ortaya bırakıp geri kaçmayacaksın. Aday olduğu partinin genel başkanı benimle beraber 40 ile gitmiştir, her yerde Akşener benim dürüstlüğümü anlatmıştır. Akşener’i yalanlıyor. Geldi benden Mamak Belediye Başkanlığı’nı istedi, biz de vermeyince Yavaş’ı karalıyor. Durmuş, durmuş bunu seçime giderken mi öğrenmiş?
“RUH SAĞLIĞINI KAYBETMİŞ BU ARKADAŞ”
Yavaş, Topel’in “Belediye kasasında olması gereken 5 milyar 928 milyon lira yok” iddiasına da şu cevabı verdi:
Belediyenin beş kuruşu kaybolmaz. Türkiye’de bütün harcamalarını yayınlayan biziz. Şirketlerde yeminli mali müşavirlerimiz var. Sayıştay denetliyor bizi. Hiçbir şekilde bununla ilgili bilgimiz yok. Sayıştay raporu olsa bununla ilgili bizi tefe koyarlar.
– Ruh sağlını kaybetmiş bu arkadaş. Gitsin savcılığa başvursun. Bize bunları savunmak zorunda bıraktırıp projelerimizi anlatmamıza engel oluyor. Bunun muhatapları bizim şirketlerimiz, genel müdürlerimizdir. Herkes ağzından çıkanın sonucuna katlanacaktır.
]]>488 konut, 19 ticaret olmak üzere toplam 507 bağımsız birim ile 1 kreş, 1 mahalle evi ve kapalı otoparktan oluşan projenin temeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katıldığı törenle atıldı. Rezerv konutlarının üretimi konusuna önem verdiklerini belirten İmamoğlu, “Bugün temelini atacağımız Sultangazi Yunus Emre Mahallesi Rezerv Konut Projesi de bu bölgede riskli yapılarda yaşayan hemşerilerimiz için hayat kurtaran bir çözüm olacak” dedi.
“VAATLER KONUSUNDA SİCİLİMİZ TEMİZ”
İmamoğlu, “ İştirak şirketimiz KİPTAŞ ve belediyemizin Deprem Risk Yönetimi Ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanlığı aracılığıyla hayata geçireceğiz projemizi projenin en kısa zamanda bitirileceğinden hiç kimse şüphe duymasın. Çünkü biz verdiği sözü tutma vaatlerini zamanında yerine getirme konusunda sicili çok temiz bir yönetimiz” diye konuştu.
İmamoğlu, şöyle devam etti:
-Hem bizden önce hiç olmadığı kadar çok konut ürettik hem de hepsini zamanında hatta zamanından önce tamamlayıp teslim ettik.
-Üstelik KİPTAŞ’ı Türkiye’de sabit taksitle sosyal konut üreten tek kurum haline getirdik. Aynı zamanda, KİPTAŞ’ın tarihinde en fazla riskli yapı yenileyen yönetim olduk.
-Seçim meçim dinlemiyoruz, seçime dönük insanları aldatmıyoruz. Bitmeyen projeleri bitirdik demiyoruz.
-Daha henüz rayları bile olmayan yere bir tane tramvay getirip tramvayı bitirdik demiyoruz. Bunları yaptılar 2019’daki seçimden önce. Biz bunu yapmıyoruz.

“DEPREME HAZIRLIĞIN PARTİSİ OLUR MU?”
-Bu millet ayrıştıran, bölen zihniyete teslim olmadı, olmayacak. Buna fırsat vermeyecek.
-Vatandaşa partisine göre hizmet etmeye kalkanlara ne yapacak? O sandıkta o güzelim, vatandaşın eli var ya o demokrasinin nimeti, o sandıkta haddini bildirir.
-Allah aşkına, depreme hazırlığın, bakanlığı, belediyesi, o partisi bu partisi olur mu? Olmaz. Partisi yok, belediyesi yok. Devletin bütün kurumları el birliğiyle kimin ihtiyacı varsa onun yanında olmak zorunda.
-Biz bu anlayışla çalışmayı ve bu ayrımcı zihniyete doğru yolu göstermeyi, bu ayrımcılığı, bu seçimde vatandaşımız cezalandıracak ve bu ayrımcılığı tümden tarihe gömeceğiz. Onların bile aklını başına getireceğiz.
“ONLARIN VATANDAŞA VEREMEYECEKLERİ ÇOK HESABI VAR”
-Milleti tehdit edenin tek anlayışı vardır; milletinden korktuğu içindir. O korktuğu güne kadar tehdit eder.
-Siz gücünüzü göstereceksiniz. Gösteriyorsunuz zaten. Oyunuzu size tehdit edene vermeyeceksiniz. Size hizmet edene vereceksiniz. O sandıktan bir gün sonra o tehdit ne olacak biliyor musunuz?
-Kuzuya dönecek. Bizimle yan yana gelmekten kaçıyorlar. Niye kaçıyorlar biliyor musunuz? Çünkü onların vatandaşa veremeyecekleri çok hesabı var. Allah’ıma şükür bizim yok. Onun için ben pazarlardayım.
-Pazarcı esnafının tezgahındayım. Bir annenin yanındayım. Bir teyzemin elini öpüyorum. Bir evladımızı kucağımıza alıyorum. Her yerde de öyle olacağım. Öyle olamadığım gün, ‘bu makamlarda işim yok’ deyip çeker giderim. Allah öyle bir gün göstermesin.”
RAKİBİ KURUM’A: SOKAKLARDA GEZEMİYOR”
-Bizim geçmişimizde tutulmamış sözler, yanlış işler yok. Bakın kentsel dönüşüm sürecinde hiç kimseyi mağdur etmedik, etmeyiz. Ama onlar vatandaşın halinden anlamadıkları için büyük mağduriyetlere yol açtılar…
-Biz milletimizi mutlu etmek için çırpınıyoruz. Onlar bir kişiyi mutlu etmek için çırpınıyorlar. Aradaki fark bu. İstanbulluları evlerinden semtlerinden ettiler.
-Yarım kalmış projelerle evsiz bıraktılar. O sebeple sayın Murat Kurum bu şehrin sokaklarında gezemeyip gezemiyor, gezemeyecek.
-Görmüşsünüzdür geçen gün TOKİ’de verdiği sözü tutamadığı için mağdur vatandaşlar kendisini protesto ediyor. O ‘Allah razı olsun’ diyor. Kendisini alkışladıklarını zannediyor. Çünkü niye biliyor musunuz?
-Bunlar, bunların kulakları vatandaşın dertlerine tıkalı tıkalı duymuyorlar vatandaşın sesini. Ben vatandaş bir çığlık attı mı dönüp ona bakıyorum ne diyor diye onlar onu duymuyor.
-Burada birçok insan yani mağduriyetlerini dile getiriyor. Onun bile durmuyor. Onun için mağdurun feryadına, mazlumun ahına bunların kulakları tıkalıdır. Vatandaş 31 Mart’ta ne yapacak? O tıkalı kulakları sağlam bir çekecek.
]]>Binanın dışında kurulu iskeleye de çarpıp, beton zemine düşen Akman, sağlık ekiplerince Bursa Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Özlem Akman, kurtarılamadı. Cenaze, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Bursa Adli Tıp Kurumu’nun morguna kaldırılırken, olay sırasında evde bulunan annesi Gönül Uğur, ablası Esra Akman, Esra Akman’ın aynı sitede oturan sevgilisi Kaan Y. (45) ile hayatını kaybeden Özlem Akman’ın erkek arkadaşı Eren K. ifadeleri için polis merkezine götürüldü.

Özlem Akman
Erkek arkadaşı Eren K. ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne tatile giden Özlem Akman’ın, olaydan 1 gün önce döndüğü, moralinin bozuk olduğu ve kendisini 1 gün boyunca odasına kapatıp, annesi ve ablasıyla konuşmadığı öğrenildi.
Özlem Akman’ın, balkona çıkmadan kısa süre önce de telefonda erkek arkadaşıyla tartıştığı belirtildi.

ABLASINA, AYRILAMAM, ANLATAMADIĞIM ŞEYLER VAR DEMİŞ
Olayla ilgili soruşturma sürerken Özlem Akman’ın ablası Esra Akman’ın polise verdiği ifade ortaya çıktı.
Kardeşinin, erkek arkadaşı Eren K. ve ailesiyle birlikte, 13 Ocakta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne tatile gittiğini, tatil boyunca kendisine ulaşamadığını, 15 Ocak akşamı eve döndüğünde ise kendisini odaya kapattığını söyleyen Esra Akman, ifadesinde şunları söyledi:
Kardeşimin Eren’le 4 aylık bir ilişkisi vardı. Kısa süre içinde evlilikten bahsetmeye başladı. Bu sebeple, 17 Aralık’ta Eren K. ailesi ile birlikte evimize tanışmak için geldi. Ancak herhangi bir söz veya nişan olmadı.

Kardeşim, Eren’le birlikte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne tatile gidene kadar ilişkilerini konuşma fırsatımız olmadı. 13 Ocak’ta Özlem, erkek arkadaşıyla Kıbrıs’a tatile gitti. Kendisi tatile çıkmadan önce, Kıbrısa Eren’in ailesinin de geleceğini söyledi.
O gün kardeşimi mutsuz gördüm. Ne olduğunu sorduğumda, “Abla gitmem gerekiyor” dedi ve gitti. Tatildeyken kendisini aramama rağmen hiç ulaşamadım.
15 Ocakta Kıbrıs’tan döndü. Saat 21.00 sıralarında eve geldiğinde, annemle evde salonda oturuyorduk. Valizi ile gelen Özlem odasına çekildi. Yanımıza çağırdım, duşa gireceğini söyledi.
Kısa süre sonra yanımıza geldi. Annem, ben ve o salonda oturduk. Çok kötü gözüküyordu. Ben kendisini kötü görünce ne olduğunu sordum. Özlem hiç yüzüme bakmadı, boş şekilde bakışları vardı. ‘Anlatamıyorum abla’ dedi. Ben birkaç kere, ‘Neyin var, ne olduysa bana anlatabilirsin’ dedim. Bana yine ‘Anlatamam abla’ diye karşılık verdi.
Boş boş baktığı sırada, ‘Hep para muhabbeti, kartlarımı Eren kullanıyor. Bende sadece 1-2 kartım var’ dedi. ‘Neden kredi kartlarını verdin’ diye sorduğumda ise ‘Sicili bozuk olduğundan kendisi kart kullanamıyor’ dedi.
Neden böyle bir insanla beraber olduğunu, ayrılmasını söylediğimde ise ,’Ayrılamam, anlatamadığım şeyler var’ diye yanıt verdi. ‘Tehdit mi ediyorlar’ dediğimde ise cevap vermedi. Sonra namaz kılacağını söyleyerek yanımızdan kalktı.

Abla Esra Akman
“DOLANDIRILSIN MI, TECAVÜZE Mİ UĞRADIN”
İfadesinde, kardeşinin Eren K. tarafından dolandırılıp, takip ve tehdit edildiğini düşündüğünü söyleyen Esra Akman’ın, kardeşinin namaz kıldığı odaya gittiğinde kendisi ile yine konuşmaya çalıştığını belirterek, “Özlem inançlı biriydi. Canı sıkkın olduğu zamanlarda namaz kıldığı oluyordu. Özlem annemin odasına namaz kılmaya gitti. Ben bir 10 dakika sonra Özlem’in yanına gittim. Kendisi seccadenin yanında oturuyordu. Ben de hemen yanına gittim ve yanına oturdum. ‘Ablacım annem var diye anlatamıyorsan, şimdi biz bizeyiz, şimdi bana anlatabilirsin’ dedim. ‘Hep para muhabbeti’ abla dedi. Ben, ‘Para derken ne oldu ablacım, dolandırdılar mı? Bunu da bana söyleyebilirsin’ dedim. Hiç konuşmadı. Ben, ‘Tecavüze mi uğradın, bunu da söyleyebilirsin, başka kötü bir şey mi oldu, her şeyi benimle paylaşabilirsin’ dedim. Hiçbir sözüme karşılık vermedi dediği öğrenildi.

Eren K.
“KARDEŞİM İNTİHAR EDENLERE TEPKİ GÖSTERİYORDU”
Polise verdiği ifadesinde, olay günü kardeşiyle konuşurken sigara almak için yan odaya geçtiğini söyleyen Esra Akman sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu sırada Özlem, namaz kılmak için giydiği ferace ile mutfağa doğru yürüdü. Sigaramı alıp odamdan çıktığımda Özlem’i mutfakta göremedim. Balkon kapısı açıktı. Balkona çıkıp, aşağıya baktım. Karanlık olduğu için hiçbir şey göremedim.
Evi aradım, Özlem’i bulamayınca aynı sitede oturan erkek arkadaşım Kaan Y.ye haber verdim. Onunla birlikte asansörle aşağıya inip, bahçeye çıktık. Binanın evimizin olduğu tarafını kontrol ettiğimizde, Özlem’i yerde yana doğru yatar vaziyette bulduk. Kulağından kan gelmişti.
Kaan, onu hemen kucaklayıp ışık olan yere getirdi. Kalp masajı yaptı ve bir süre sonra ambulans geldi. Hastaneye götürüldü. Annem ile gittiğimiz hastanede ölüm haberini aldık.
Kardeşim intihar edebilecek biri değildi. Aksine intihar edenlere tepki gösteriyordu. Önceden böyle bir girişimi de olmadı”

KARDEŞİME 100 BİN LİRA KREDİ ÇEKTİRMİŞ, TAKİP EDİYORMUŞ
Esra Akman, kardeşinin, Eren K. için kredi çektiğini de ölümünden sonra öğrendiğini belirterek şöyle konuştu:
Özlem’in ölümünden sonra, Eren K.’nin kardeşime 100 bin lira tutarında kredi çektirdiğini, arkadaşı olan E.K.’den öğrendim. Eren’in ayrıca Özlem’in hesabını kullanarak, kaldıraç oynayıp onu zarara uğrattığını da annemden öğrendim.
Ayrıca, Özlem’in iş yerine gelen Eren ile birlikte sürekli para muhabbeti yaşadığını da çalışanı A.B. bana söyledi. Özlem’i tanıyan S.K.den ise kardeşimin Kıbrıs’a gitmek istemediğini, buna rağmen zorla Kıbrıs’a götürüldüğünü duydum.
Eren’in annesi kız kardeşimi ısrarla arayarak, ‘Eren sana evlenme teklif edecek. Bu sebeple kesinlikle Kıbrısa gelmesin’ diyerek baskı yapmış.
Özlem’in arkadaşı olan H.E. de bana, Eren K.’nin kız kardeşimin WhatsApp uygulamasına kendi telefonunu yükleyerek onu takip ettiğini bana söyledi.
Esra Akman, kız kardeşi Özlem Akman ile Eren K.’nin tüm hesapları ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde kaldıkları süre içerisinde yaptıkları harcamaların incelenmesini talep etti. Akman ayrıca, HTS kayıtlarının da araştırılmasını istedi.

İDDİALARI REDDETTİ
Eren K. ise hakkındaki suçlamaları reddederek, Özlem Akman ile kesinlikle bir sorun yaşamadıklarını ve kendisini borçlandırmadığını söyledi. Eren K.,
“Özlem ile hiçbir kavgamız olmadı. Kendisini dolandırmadım. Ailesi Özlem’in cenazesine katılmamı bile istemedi. Ben ablası ile konuştuğumda hep beni suçladılar. Biz Özlem ile 3 aydır birlikteydik. 1 ayı zaten askerde geçti. 2 ayda kim kimi borçlandırıp, tartışır.
Kıbrıs’tan dönüşümüzde Sabiha Gökçen Havalimanı’na indik. Sonra bir alışveriş merkezine gittik, yemek yedik. Her şey çok güzeldi. Hatta bir kuyumcuya gidip takı dahi baktık. Dönüş için Bursa’ya yola çıktık. Onu evine bıraktım. Sonra eve geldim diye Özlem’i aradım. Özlem bana çok soğuk konuştu.
Özlem’in ailesinde benim altınlarım var. Araba işi ile uğraşıyorum, araç sattıkça biriktirmesi için parasını Özlem’e veriyordum. O da altın yapıp annesine veriyordu. Bana yeni bir araca ihtiyacı olduğunu söylemiş ve aracını değiştirmek için, “Biriktirdiğimiz altınlardan 200 bin lira kullanabilir miyim” demişti. Ben de kullanabileceğini söylemiştim.
Benim ondan para almam ya da onu borca sokmam söz konusu değil. Zaten ben paramı biriktirmesi için ona veriyordum.
]]>Geçen yılın otomotivde birçok tarihi rakamın elde edildiğini dile getiren Eroldu, “2023 yılında 1 milyar 340 milyon dolarlık yatırım gerçekleştirdik. Bu da son yılların en yüksek rakamı oldu” diye konuştu.
Eroldu, otomotiv ana sanayisinin, son 10 yılda 10 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirdiğine vurgu yaparak, “2023 yılında da 2022’ye göre yüzde 37’lik yatırım artışı oldu. Yani 2022’de başlayan yatırımların aslında 2023’te de hız kazandığını gördük. İnşallah önümüzdeki yıllarda da bu açıklanan yatırım projeleri kapsamında Türkiye’de otomotiv sanayisinin yatırımlarının artırdığını görmeye devam edeceğiz. Burada bizim açımızdan kötü giden konu iç pazarda yerli payının azalması, yüzde 45’ten yüzde 37’ye maalesef gerileyen bir yerli payımız var” ifadelerini kullandı.
FİYATLAR ARTACAK MI?
OSD Başkanı Eroldu, otomotiv fiyatlarına zam gelip gelmeyeceği yönündeki soruya da şu yanıtı verdi:
“Ocakta başladı ama şimdi bu doğal, yani enflasyon ve kur artışları fiyatlara yansıyacaktır. Enflasyonda hem yerleşmiş bir enflasyon var hem de aylık 3-4 temposunda bir enflasyon var. Fiyatlara yansıdığını göreceğiz zaten.
Ocak ayında da benim gördüğüm, yüzde 2 ile yüzde 4 arasında en azından görebildiğim markalarda fiyat artışları var. Enflasyon ve kur artışları fiyatlara yansıyacaktır. Ama kaçınılmaz bir şey yani bu. Bazen fiyat indirimleri de olduğunu görebiliyorsunuz.”
Otomotiv sanayisinin ana firmalarının üretiminin salgın öncesi seviyelere geldiğine dikkati çeken Eroldu, kapasite kullanımında da geçen yıl iyileşme gerçekleştiğini bildirdi.
Eroldu, küresel gündemde yakından takip ettikleri önemli konular bulunduğuna işaret ederek, küresel ekonomide yavaşlama beklentileri, ticaret ve sanayi politikaları özelinde Amerika, Çin ve Avrupa Birliği arasında devam eden güç ve ticaret savaşı gibi konuların ön planda olduğunu ve bunun da bütün ülkelere farklı seviyelerde olumlu ve olumsuz etkilerinin olacağını söyledi.
‘BAZI PARÇA TALEPLERİ TÜRKİYE’YE KAYDI’
Bir diğer konunun da jeopolitik gelişmeler ve tedarik zinciriyle ilgili olduğunu belirten Eroldu, şöyle devam etti:
“Özellikle son günlerde de gördük Ümit Burnu’ndan dolaşan bir lojistik herkes için bir sorun ama bu da tabii aslında fırsatları da beraberinde getiriyor. Çünkü bu jeopolitik riskleri ve tedarik zincirini daha iyi yönetmek için aslında daha uzak satıcılardan daha yakın satıcılara yönelik bir geçiş hareketi var. Bunun da aslında olumlu sinyallerini de görüyoruz. Türkiye’de otomotiv sektöründe parça ihracatında da bir artış var. Yani birtakım parça taleplerinin Uzak Doğu ve Çin yerine Türkiye’deki yan sanayicilere kaydığını görüyoruz.
Dolayısıyla herkeste bu jeopolitik konular ve tedarik zinciri kırılmaları yüzünden bir endişe var. Bu zaten pandemiyle başlamıştı. Şimdi farklı sektörlerde herkes bu riskleri de yönetmek için tedarik parklarını daha yakınlara konumlandırmaya çalışıyor. Biz de rekabetçi bir ülke olarak bu durumun bize yarattığı fırsatları görüyoruz. Dolayısıyla aslında küresel gündem yalnızca riskleri barındırmıyor, aynı zamanda birtakım fırsatları da barındırıyor.”
OTOMOTİVDE 2,2 DOLARLIK AÇIK
Çin’in son yıllarda ticari alanda gösterdiği atak politikalarının da küresel gündemin bir diğer önemli maddesi olduğunu ifade eden Eroldu, bunun otomotive, hem Avrupa hem dünya hem de Türkiye açısından çok boyutta etkileri olduğunu dile getirdi.
Eroldu, “Çin tabii özellikle elektrikli araç dönüşümü ile dünyadaki otomotiv sanayindeki kuvvetini ve gücünü artırdı. Çünkü Çin’in aslında içten yanmalı araçlardaki teknolojisi o kadar kuvvetli değil ama baktığınız zaman bugün elektrikli araç üretiminde dünyada küresel lider konumunda.” dedi.
Türkiye açısından bakıldığı zaman, Çin’in otomotiv sanayi dışında ülke içinde ticaret dengesi açısından da bir sorun teşkil ettiğini anlatan Cengiz Eroldu, şunları kaydetti:
“Otomotivde de 2023’ün ilk 11 ayında 2,2 milyar dolarlık açığımız var. Yani biz 21 milyon dolarlık parça ihraç etmişiz. Karşısında da 2,2 milyar dolarlık Çin’den parça ve otomobil almışız. Birçok alanda Çin ile Türkiye arasında çok olumsuz bir denge olduğunu görüyoruz.
Diğer taraftan baktığımız zaman bizim otomobil ithalatımızda da Çin hiç yok 2019 yılında. Şu anda yüzde 7’lik bir pay alıyor ama ne almışız biz Çin’den? Baktığımız zaman da yüzde 78’ini içten yanmalı almışız, yüzde biri plug-in hibrit, yüzde 2’si hibrit, yüzde 20’si de elektrikli. Zaten son dönemde Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bu işin elektrikli tarafına müdahale etti. Fakat burada da içten yanmalının ne kadar büyük olduğunu ve büyümeye devam ettiğini görüyoruz.”
ÇİN’E UYGULANAN KURALLAR GENİŞLETİLSİN TALEBİ
Çin’den gelen elektrikli otomobillere ilişkin uygulanan bazı kuralların içten yanmalı araçlar için de uygulanması gerektiğine işaret eden Eroldu, şöyle devam etti:
“Bizim açıkçası ülke sanayine, yalnızca otomotiv değil, diğer sanayilerle birlikte yaratacağı bir risk olarak görüyoruz bu durumu. Bu da bizce 2024 yılında yönetilmesi gereken bir diğer konu çünkü yalnızca elektrikli arabalara konulan birtakım uygulamalarla Çin ithalatının Türkiye’nin dış ticaret dengesine verdiği hasarı halletmek mümkün olmayacak gibi duruyor.
Biz Çinli araçlara otomotiv sanayi olarak karşı değiliz ama gelip yatırım yapmaları lazım. Yani biz de Çinlileri yatırım yapmaya davet ediyoruz ki zaten Bakanlığın da bu yönde yaptığı çalışmalar var. Çinli yatırımcıların gelip Türkiye’de yatırım yapmaları lazım. Otomotiv sanayi olarak rekabeti olumlu buluyoruz ama yalnızca ithalatla bu pazarın kaybedilmesi doğru bir şey değil.”
]]>Baskında, usulsüz olarak sinagogun altında kazılmış gizli tüneller tespit edildi. Bu sırada, aralarında sinagogda eğitim gören öğrencilerin de bulunduğu, polise mukavemet gösteren ve tünellerden kaçmaya çalışan kişiler gözaltına alındı.
Sosyal medya hesaplarında, tünellerin pandemi döneminde gizlice ibadet edebilmek amacıyla veya kadınların gizlice içeri girebilmesi için kazıldığı gibi iddialar yer alırken, polis olayla ilgili soruşturma başlattı.

Öte yandan Amerikan medyasına yansıyan bazı haberlerde, 6 ay öncesine kadar tünellerin kazılmasıyla ilgili çalışmaların olduğu öne sürüldü.
Bir zamanlar Ortodoks Yahudi hareketinin lideri Haham Menachem Mendel Schneerson’a ev sahipliği yapan bina her yıl binlerce ziyaretçiyi ağırlıyordu.
Schneerson, 1994’teki ölümünden önce kırk yıldan fazla bir süre Chabad-Lubavitch’e liderlik etmiş ve Holokost nedeniyle sonrasında Hasidik dini topluluğu yeniden canlandırmıştı.
“ASİ ÖĞRENCİLER DUVARLARI GİZLİCE KIRDI”
New York’ta Brooklyn’in Crown Heights semtinde bulunan Chabad-Lubavitch dünya merkezi, Yahudi liderler ve polisin Chabad sözcüsü Haham Motti Seligson’un “bir grup aşırılık yanlısı öğrenci” olarak adlandırdığı grupla karşı karşıya gelmesiyle Salı günü arbede içinde geçti.
Seligson, hareketin içinden gelen asi öğrencilerin “merkezin arkasındaki boş binanın duvarlarını gizlice kırarak, bir dizi ofis binası ve konferans salonunun altında, sonunda sinagoga bağlanan bir yeraltı geçidi oluşturduklarını” söyledi.
Pazartesi günü hasarlı duvarları onarmak üzere bir inşaat ekibi getirildi ancak tüneli oluşturan öğrencilerin protestolarıyla karşılaştı.
BİNA KAPATILDI
Seligson, “Bugün erken saatlerde bu duvarları onarmak üzere bir çimento kamyonu getirildi. Bu çabalar, izinsiz girişlerini korumak amacıyla sinagogun duvarını kıran ve kutsal alanı tahrip eden aşırılık yanlıları tarafından sekteye uğratıldı” dedi. Bu kişilerin tutuklandığını belirten Seligson, binanın da yapısal güvenlik incelemesi için kapatıldığını belirtti.
Seligson, “Lubavitch yetkilileri New York Eyaleti mahkeme sistemi aracılığıyla binanın kontrolünü ele geçirmeye çalıştılar; ne yazık ki mahkemede sürekli olarak galip gelmelerine rağmen süreç yıllarca uzadı. Bu durumun Lubavitch hareketi ve dünya genelindeki Yahudi toplumu için son derece üzücü olduğu açıktır. Bu kutsal mekânın kutsallığını ve nezaketini süratle yeniden tesis edebilmeyi umuyor ve bunun için dua ediyoruz” ifadesini kullandı.
GEÇEN AY İSİMSİZ İHBAR YAPILMIŞ
Belediye müfettişleri acil bir yapısal inceleme yapmak üzere bölgeye çağrıldı. Denetim sırasında polis memurları genel merkezi çevreleyen barikatların arkasında durarak binaya girmek isteyen genç erkekleri engelledi.
Teşkilat sözcüsü Amanda Farinacci’ye göre, geçen ay New York itfaiyesine binanın bulunduğu yerle ilgili isimsiz bir ihbar yapılmış, ancak yangın önleme ekibi olay yerine gittiğinde tüm çıkışların çalışır durumda ve kurallara uygun olduğu görülmüştü.
NYPD, binanın şehir müfettişlerinin yapısal güvenlik incelemesini beklemek üzere kapalı olduğunu söyledi.
VİDEO ŞAŞKINA ÇEVİRDİ
Öte yandan sinagog atlındaki gizli tünellerin videosu da yayınlandı… CrownHeights.Info’nun Instagram hesabında yayınlanan görüntülerde izleyiciler merdivenlerden inip koridorlardan geçerek Crown Heights’taki Chabad-Lubavitch Dünya Genel Merkezi’nin bitişiğindeki binanın duvarından yaklaşık 2 metreye 2 metrelik bir ızgaranın çıkarıldığı toprak dolu bir odaya ulaşıyor.
Videoyu çeken kişi daha sonra delikten sürünerek geçiyor ve bu delik 3 metre yüksekliğinde toprak bir tünele açılıyor; tünelin yaklaşık 50 metre uzandığı ve iki köşeden merkezin kapatılan erkekler ritüel banyosunun bulunduğu yere ulaştığı kayıtlara geçti.
CrownHeights.Info’nun web sitesinde paylaşılan fotoğraflarda tünelin yan tarafında bir bira kutusu ve asılı bir elektrik kablosu görülüyor.
Bitişik binanın toprakla dolu odasında, Chabad-Lubavitch hareketinin dönek kazıcıları tarafından bırakıldığı anlaşılan giysiler ve diğer eşyalar etrafa saçılmış olarak görülebilir.
]]>*Yüksek mahkemeler arasında bir çelişki var. Bu karar çerçevesinde ortaya çıkan, bir yandan ‘adliye mahkemelerinin son karar mercii Yargıtay’dır’, bir yandan da ‘Anayasa Mahkemesi kararları her şekilde bağlayıcıdır’ gibi iki hüküm yan yana geliyor. İkincisi biliyorsunuz ki yüksek yargı organları arasında ast-üst ilişkisi yok.
“ÇELİŞKİNİN GİDERİLMESİ LAZIM”
*Yani şu mahkeme bundan üsttedir diyeceğimiz bir düzenleme yok. Sonuç nedir? Milletvekili dokunulmazlığı söz konusu, bir de bunun istisnaları var. Bunun nerede geçerli olduğuna dair Anayasa Mahkemesi kararı diyor ki ‘bu istisnalar yeterince açık belirtilmemiş ve bu somut olaya uygulanabilecek durumda değil.’ Yargıtay’ın da söylediği şu; ‘bu konuda oluşmuş içtihatlar, şimdiye kadar oluşmuş bir sürü karar var.’
*Dolayısıyla Türkiye’de yargı kararlarıyla oluşmuş bir içtihat birliği var. Bu taraf, ‘Anayasa Mahkemesi’nin kararı herkes için bağlayıcıdır, bunun uygulanması gerekir’ diyor.
*Bu taraf da diyor ki, ‘Türkiye’deki içtihat birliğini bozacak şekilde veya Yargıtay’ın adliye mahkemelerinin son karar mercii olması ilkesini bozacak şekilde bir durumun ortaya çıkmaması gerekir.’ diyor. Dolayısıyla bu çelişkinin giderilmesi lazım.
“YENİ ANAYASA YAPILSIN”
Söz konusu çelişkinin giderileceği yer konusunda Anayasa’da birbirine muhalif hükümler olduğunu söyleyen Çelik, “Çünkü yıllardır tartışıyoruz bunu. Anayasa, bir ‘Cunta Anayasası’ olarak gündeme gelmiş, ondan sonra Anayasa’yı rehabilite etmek için çeşitli zamanlarda seferber olunmuş, bazı düzenlemeler yapılmış. Bütün bunlardan uzaklaşacağımız mesele Türkiye’ye yeni bir Anayasa yapmak. Türkiye’de yeni bir Anayasa yapılmadığı sürece devlet organları arasında çelişkilerin ortaya çıkması mukadderdir.” diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi’nin veya Yargıtay’ın sınırları konusunda karar verecek merci olmadıklarını belirten Çelik, “Her tarafın kendisine göre argümanları var, Sayın Cumhurbaşkanımız, ‘Ben burada hakem pozisyondayım.’ dedi. Cumhurbaşkanlığı makamının burada, devlet organları arasında nihayetinde uyumu gözetme görevi var ama bunun da yazılımla ilgili bir mesele var. Yazılım nedir? Anayasa’dır, eski adıyla Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, devlet teşkilatının esasını oluşturuyor.” ifadelerini kullandı.
“TAHMİN EDİLMEYECEK KRİZLER…”
Yeni bir Anayasa olmadığı sürece siyaset ve devlet hayatının önüne tahmin edilemeyecek krizlerin geleceğini vurgulayan Ömer Çelik, “Türkiye niçin bir anayasa yapamıyor?, esas mesele bu, bunun üzerinde konuşmak lazım.” dedi.
BAHÇELİ’NİN AYM AÇIKLAMASI
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Anayasa Mahkemesi ile ilgili açıklamalarına ilişkin AKP’nin pozisyonunun ne olduğuna ilişkin soruya Çelik, şu yanıtı verdi:
“Burada esas mevzu, yüksek yargı organları arasında bir çelişkinin olması hoş bir durum değil. Daha net bir tablonun ortaya çıkması lazım. Bu çerçevede de bunu giderecek şey, yeni bir Anayasa’nın yapılmasıdır. ‘Cunta Anayasası’ diyoruz, bir sürü müdahale yapılmış ama Türkiye’nin, özellikle siyaset yapanların gelecek nesillere borcu, yeni bir Anayasa’yı hediye etmektir.”
]]>Yönetim Kurulu Başkanı Umut Durbakayım, beklenti ve öngörülerine şöyle sıraladı;
“Geçtiğimiz 4 yılda yaşadığımız ekonomik krizler, doğal afetler ve sınır komşularımız arasında yaşanan savaşlardan kaynaklanan olumsuz faktörler bir yandan inşaat sektöründe finansal dalgalanmalara neden olurken, diğer yandan sektörün ülke ekonomisindeki öneminin ne kadar fazla olduğunu gösterdi. Bu süreçte ortaya çıkan bir diğer sonuç ise sektörümüzde atılan temellerin çok sağlam olduğu ve sektörü güçlendirmek, geliştirmek için hazırlanan harçların tutmaya başladığıdır. Ekonomi yönetiminin aldığı tedbirlerin semeresinin 2024’ün ilk yarısında ortaya çıkacağına inanıyorum. İkinci yarıyılda ise sektörümüzde bahar havası eseceğini düşünüyorum.”

İŞÇİLİK, MALZEME MALİYETİNİ GEÇTİ
Sektörün maliyetlerle mücadelesinin devam ettiğini ve edeceğini kaydeden Başkan Durbakayım sözlerine şu şekilde devam etti;
“Konut kredi faizlerinin yükselmesi ve erişiminin zorlaşması, malzeme fiyatlarındaki artış gibi faktörler 2023’te inşaat sektöründeki en önemli problemler olmaya devam etti. İstihdam ‘işçilik’, kuşkusuz sektörün hiç beklemediği bir gündem maddesiydi. Zira 2023’ün yılın ikinci yarısından sonra sektörde ciddi anlamda istihdam sorunu yaşandı. Sektörün yaşadığı en önemli sorunlardan biri inşaat malzemelerinde ve işçilikte ortaya çıkan arz talep dengesizliğidir. Bilindiği gibi yılın başında yaşadığımız deprem nedeniyle yıkılan konutların yeniden inşası için oldukça hummalı ve hızlı bir çalışma başladı. Bu nedenle demir, çimento gibi inşaat malzemelerinde ‘temin’ ve ‘fiyat’ sıkıntısı yaşandı. Fakat asıl sorun işçilikte ortaya çıktı. İnşaatlarda çalışacak alt ve ara kademe personelde büyük bir sıkıntı oluştu. Malzeme fiyatlarını dünya çapında piyasalardaki dengelere göre az çok tahmin edebildik ve buna göre malzeme tedarikini üç aşağı beş yukarı yapabildik. Ancak işçilikte böyle bir öngörü maalesef olmadı. Arz talep dengesindeki keskin bozulma nedeniyle, günlük yevmiyeler her gün farklılık gösterdi. Yukarıda belirtiğim gibi her ne kadar usta ve kalfa istihdamının büyük kısmı deprem bölgesine kaydırılmış olsa da, başta İstanbul gibi diğer il ve bölgelerimizdeki sorunun tanımı tam olarak ‘usta açığı” değildir. Sorun sektördeki istihdam talebi ile ustaların talep ettiği ücretlerin örtüşmemesidir. Ancak deprem konutlarının tamamlanmasıyla birlikte sektördeki malzeme ve istihdam tekrar dengeye oturacağını biliyoruz. Söz konusu dengenin de 2024 ortasında tekrar sağlanacağını öngörüyoruz.
Erişilebilir metrekare birim fiyatları ile üretim maliyeti arasındaki makasın giderek açılması, diğer taraftan malzeme ve işçilik maliyetlerindeki göreceli sıkıntılar konut arzının önündeki engellerden en önemlileri diyebiliriz. Konut ihtiyacı olanların krediye ulaşmasının güçlüğü de göz önüne alındığında talep eğrisinin düşey ivme kazanması kaçınılmaz oluyor. Konut üreticilerinin iştahsızlığı da bunun doğal bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.”
KİRALAR KONUT FİYATLARINI KATLADI
Piyasada konut fiyatlarının şiştiği gibi yanlış algı olduğunun altını çizen Umut Durbakayım, konut fiyatlarındaki artışın kira artışlarının çok gerisinde kaldığını vurguladı.
“2020-2021 dönemine dek yaşanan fiyat artışları, önceki 2-3 yıllık dönemde yansıtılmayan maliyet artışlarının bir sonucuydu. 2022 sonunda faiz ve maliyet artışı konut fiyatlarını tekrar yükseltmeye başladı ve bu artışlar da konut satış fiyatlarına tamamen yansıtılmadı. Konut fiyatlarının olması gerektiği seviyelerden geri olduğunun bir diğer göstergesi de kira ve konut fiyat korelasyonudur. 2009 – 2020 döneminde kira gelirlerinin konut fiyatını karşılama süresi 20-25 yıllık bir periyod içindeydi. 2021’den sonra bu oran 15-16 yıl gibi süreye geriledi. Diğer bir ifadeyle konut kiraları, konjonktürel sürece uyum sağlarken, konut fiyatları çok geride kaldı.”
Konut kredilerindeki yüksek faizler, mevcut satışların istendiği düzeyde gerçekleşmesini engelliyor. Bir başka ifadeyle kredi taksitlerinin, aylık maaşların çok üzerinde olması, yani alım gücünün düşük kalması arzu edilen satış rakamlarının gerçekleşmesini engelliyor. Kamu bankalarının yaptığı kampanyalar çok iştah açıcı ve cazip. Ancak kampanya kriterlerinin karşılanması çok zor. Bu kriterler biraz esnetilirse, istenilen satış başarısı daha kolay yakalanır diye düşünüyorum. Tüm bu olumsuzluklara karşın gerçekleştirilen satışların çoğunluğunda, konut üreticilerin kendi bünyelerinde sağladıkları krediler çözüm olarak karşımıza çıkıyor.

YABANCIYA SATIŞ
“Türkiye coğrafyasının etrafında yaşanan savaşlar ve krizler yabancıya konut satışlarının trendini belirleyen en önemli dış faktör oldu. Yakın coğrafyalardaki gelişmelerin de etkisiyle yabancı talebi göreceli olarak azaldı. Yabancılara yapılan satışlar 2023 yılında yaklaşık yarıdan fazla gerileyerek 67,490 ‘den 32,941 seviyelerine düştü. Toplam satışlar içindeki payı ise yüzde 4,5’lerden yüzde 3’e geriledi.
Yabancı satışlarında yaşanan gerilemenin yanı sıra ‘ödeme’ ve ‘değerlendirme’ gibi yeni sorunlar da kendini göstermeye başladı. Başta körfez ülkeleri olmak üzere birçok ülke vatandaşı satın aldığı gayrimenkulün parasını öderken uluslararası bankacılık sitemine takılmaya başladı. Bu durum, yabancı satışlarına yansıyan negatif etkilerden biri oldu. Diğer taraftan ekspertizlerin yaptığı değerlendirmelerde yaşanan sıra dışı farklılıklar, sektördeki güvenirlilik kavramının sorgulanmasına yol açtı. Bu konuda yasal mevzuatın daha sıkı devreye girmesi ve yaptırımların sıklaştırılması gerektiğini düşünüyoruz.
Maalesef Günümüzde ‘’Yabancıya yapılan gayrimenkul satışı, kamuda sadece ve sadece ‘’Türk Vatandaşlığı’’ satışı gibi algılanıyor. Oysaki Yabancı İşler Daire Başkanlığı’nın titiz çalışmaları ile denetlenen yabancıya satışlar içindeki vatandaşlık için satılan gayrimenkullerin miktarı, yabancıya gerçekleştirilen toplam satış miktarının yüzde 1’inden bile azdır. Yani yabancı satışlarının büyük bir kısmı ülkemize birçok açıdan döviz kazandıracak olan gelir grubu yüksek yabancı vatandaşa gerçekleştirilmiştir. 250 yan kuruluşa kaynak sağlayan, yaklaşık iki milyon kişiye istihdam yaratan sektörümüze bugün can suyu olan yabancı satışlarının kesintiye uğramaması lazım.
Yapı Müteahhitleri olarak sektörümüzdeki konut satışlarındaki bugün için %5’lik bir payı olan yabancıya satışları %15’lere çıkartmayı hedefliyoruz. Yabancı satışlarında sağlanan döviz girdilerinin de ihracat sayılmasını, böylelikle yabancıya satış yapan firmalarımıza da ihracat yapan firmalara tanınan avantajlardan yararlanmasını bekliyoruz.”

İKİ YENİ PROJE
Devam eden projeler arasında Evora İzmir’de son aşamaya geldik. 2024’ün sonunda tamamını teslim etmeyi planlıyoruz. Kartal ve Maltepe’de yer alan Deluxia Residence ve Deluxia Business projelerimizdeki teslimlere de 2024’ün sonunda başlamayı hedefliyoruz. Bu aşama yeni proje çalışmalarımızı hiç durdurmadık. Özellikle kentsel dönüşüm projelerine odaklanıyoruz. 2024’de biri Avrupa diğeri Anadolu yakasında olmak üzere iki karma projeyi hayata geçirme hedefimiz var. Hazırlıklarımızı tamamladık ve yerel seçimlerden hemen sonra hayata geçirmeyi düşünüyoruz. Bu projeler orta çaplı büyüklükte –yaklaşık 1000 konut- ve marka değeri yükse. Ancak bir kez daha altını çizmek istiyorum. Sektördeki konjonktüre bağlı olarak somut adım atmayı uygun buluyoruz.
]]>