Özellikle hafta sonları sosyal medya üzerinden bir araya gelen gruplar, doğada mantar aramaya çıkıyor.
Uzmanlar, zehirli mantarlar konusunda doğaseverleri uyarıyor.
Mantar bilimci Jilber Barutçiyan, bu sene sonbahardaki hava şartlarının mantarların verimini artırdığını söyledi.
“ÇINTAR, ÇOK ÇABUK BOZULAN BİR MANTAR”
Barutçiyan, kulaktan dolma bilgilerle mantar toplayanların risklere dikkat etmesi gerektiğini dile getirdi.
Son dönemde İzmir çevresinde halk arasında çıntar olarak bilinen mantar türünün çokça tüketildiğini ifade eden Barutçiyan, “Çıntar, raf ömrü çok kısa olan bir mantar. Çok çabuk bozulan bir mantar. Mantarlar da diğer besin maddeleri gibi bozuk oldukları zaman zehirlenmelere yol açıyor. Ölümcül olmasa bile, gıda zehirlenmelerine yol açıyorlar. Bilinçsiz toplanıyor mantarlarımız, bunun için de maalesef zehirlenmelerle karşılaşabiliyoruz” dedi.
“KÖYLÜLER BİLİYOR’ GİBİ BİR SÖYLEM VAR”
Halk arasında dolaşan, mantarlar konusundaki genellemelerin tümünün yanlış olduğunu aktaran Barutçiyan, şöyle konuştu:
“Mantar toplayanlar arasında ‘Köylüler biliyor’ gibi bir söylem de var. Zehirlenmelerin yüzde 90’ı kırsaldan geliyor. Bilseler herhalde kendi kendilerini zehirlemezler. Maalesef yenen, zehirli ya da öldürücü türleri birbirinden ayırt etmek için hiçbir geçerli metot, teknik, püf noktası, kısa yol diye bir şey yok. Mantarı bilimsel bir netlikle tanımlayıp güncel bir kaynaktan yenebilirliğini kontrol etmiyorsanız, kulaktan dolma bilgilerle mantarı tüketiyorsanız maalesef zehirlenme ihtimaliniz çok yüksek.”
“MANTARDAN PROTEİN ALAMAZSINIZ”
Mantarın bir protein deposu olduğunun düşünüldüğünü, bunun da yanlış bilgi olduğunu kaydeden Barutçiyan, şunları söyledi:
“Mantarların sadece kıvamları ete benzediği için tarih boyunca protein deposu olarak görülmüşler. Mantarların içinde tabii ki az miktarda da olsa protein var. Fakat bu proteinler insan vücudu tarafından özümsenmeyen türler. Yani ‘Et yerine mantar yiyorum.’ derseniz sadece kendinizi kandırırsınız. Protein alamazsınız. Mantarlar sadece bazı vitaminler ve bazı mineraller açısından çok zengin bir besin kaynağı ama onun dışında pek bir besleyici özellikleri yok.”
“KURUTULURSA, SÜTLE KAYNATILIRSA ZEHRİ GİDER” YANLIŞI
İzmir’de doğada yetişen mantarlar konusunda araştırmalar yapan ve mantar toplama atölyeleri düzenleyen Sevim Şahin de halk arasında birçok yanlış bilginin dolaştığını anlatarak şunları söyledi:
“Halkımız genelde şu şekilde düşünüyor, ‘Zehirli mantarı sütle kaynatırsak zehri gider’, ‘Kurutulursa zehri gider’, ‘Mantarı sümüklü böcek yediyse ya da kurtlar yediyse o mantar zehirli değildir’, ‘Mantarı gümüş kaşıkla kaynatırsak ve kaşık kararırsa zehirli ancak kaşık kararmazsa zehirsiz’, ‘Zehirli mantar ile zehirli olmayan mantar yan yana yetişmez’ gibi birçok doğru bilinen yanlışlara sahip. Bu anlamda bunlar tabii ki mantar zehirlenmeleri riskini artırır. Mantarın şakası yok. Çok zehirli mantarlar çok güzel kokulu ve çok lezzetli olabilir. Çok zehirli mantarlar, salyangozlar ve diğer canlılar tarafından sevilerek tüketilir. Onlar için toksit değil ancak bizim için öldürücü olabilir. Mantarın kurutularak, ayranla yenerek, sütle kaynatılarak zehri giderilmez. Mantarları toplarken mutlaka bir uzman gözetiminde toplamak gerekiyor.”
]]>“DEMOKRASİNİN İMKANLARINI KULLANARAK DEMOKRASİMİZİ BOĞMAK İÇİN ÇABA İÇERİSİNDELER”
Türkiye’nin bir tarihi eşikte olduğunu belirten DP Genel Başkanı Gültekin Uysal, “Büyük milletler, bir kez başarmış olan milletler birçok kez başarabilme kudretini kendisinde görür. Bu aziz millet de, pek çok dönem ‘Fetret Dönemi’ dediğimiz dönemleri yaşamış, buhran dönemi dediğimiz dönemleri yaşamış olmasına rağmen bir var olma, yok olma çizgisinden büyük Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı ile beraber çıkarttığı ve kurduğu cumhuriyet ile nasıl derdine bir derman aramışsa belki o mahiyette olmasa da bugün de bir tarihi eşiktedir. Demokrasinin imkanlarından yararlananların demokrasimizi boğmak için taammüden bir çaba içerisinde olduğunu görüyoruz. Demokrasiyi bir tramvaya benzetenlerin zihinlerinin arkasındaki fikirleri ellerine güç geçtiğinde nasıl ortaya döktüklerini bugün daha iyi görebiliyoruz. Bu zihniyeti tanıyoruz. Demokrasiyi konjonktürel bir program olarak gören, inanan, demokrasiyi sıkıştığında, dara düştüğünde, zora düştüğünde, mağdur olduğunda bir muhalefet ideolojisi olarak benimsemiş bir zihniyetin, gücü ele geçirdiğinde elbette laf sen söylediklerine ruhen inanmadıkları için başka bir icraat göstermesini de bekleyemeyiz” diye konuştu.
“ŞEHİTLERİMİZİN VE MİLLETİMİZİN KANI YERDE KALMAYACAK”
Geçtiğimiz gün Kuzey Irak’ta bölücü terör örgütünün yaptığı saldırıdan sonra şehitlerin kanının ve milletin sözünün yerde kalmayacağını ifade eden Uysal, “Söz yerde kalmayacaktır, milletimizin sözü de asla ve kata yerde kalmayacaktır. Nasıl bugün son iki günde verdiğimiz şehitlerimizin milletimizin de sözü yerde kalmayacaktır. O açıdan asırlardan asırlara, Anadolu büyüklüğündeki dava taşını yerine koymak için mücadele eden milletimizin mesuliyetini taşıyan insanlar olarak, bu ülkeyi bir ve beraber yapabilmek, bir büyük mücadeleyi vererek geldik. Bugün Türkiye’ye karşı okunan meydan okumalara, Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit edecek kimi gelişmelere karşı elbette Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, güvenlik güçlerimiz canı pahasına bu mücadeleyi veriyor ama siyasetin vazifesi güvenlik güçlerimizi, askerimizi, polisimizi böyle bir kıskacın ortasına sokmamaktır” dedi.
“İKTİDAR KENDİ KABAHATİNİ UNUTMUŞ, MUHALEFETİ SUÇLAR HALE GELMİŞ”
İktidarın kendi kabahatlerini unutup muhalefete yüklendiğini belirten Gültekin Uysal, “Terörle mücadelenin ne tereddüt ne de müsamaha kabul etmeyeceğini biliyoruz. Zaman zaman küçük siyasi hedefleri için terör örgütleriyle iş birliği yapan iktidarın yakında yaşadığımız seçimlerde de gördük, kendi kabahatini unutmuş, bizleri muhalefeti suçlar hale gelmiş” diye konuştu.

“YANLIŞ DIŞ POLİTİKA TERCİHLERİMİZİN AÇIĞINI, EVLATLARIMIZI ŞEHİT VEREREK KAPATIYORUZ”
AKP’nin yanlış dış politika tercihlerinin Türk askerinin şehit olmasına yol açtığını söyleyen Uysal, “Bu mücadelede göğsünü geren şehitlerimize rahmet, onların ailelerine başsağlığı, yaralı askerlerimize acil şifalar diliyoruz. Türkiye’yi yanlış dış politik tercihlerin neticesinde Suriye başta olmak üzere on yıllara yayılacak şekilde, ülkenin milli güvenliğini tehdit edecek gelişmelere açık hale getiren bir iktidar, sanki hiçbir şey olmamış gibi ağıt yakarak buradaki mesuliyetini unutturmaya çalışıyor. Bugün 40 yıla yaklaşan terörle mücadelemiz başta olmak üzere, PKK’yla mücadelemiz başta olmak üzere mahiyet değiştiren, son yıllarda IŞİD’den bölgede oluşan diğer terör örgütlerine karşı zaman zaman yanlış dış politik tercihlerimizin açığını kapatmak adına Fırat Kalkanı Harekatı’nda, Afrin’de ve diğer bölgelerde evlatlarımızı şehit vererek bu açığı kapatıyoruz” dedi.
“HANGİ TARAFI DİNLESENİZ ÇARPIKLIĞIN ÜRETTİĞİ BÜYÜK ACIYI GÖREBİLİRSİNİZ”
İstanbul’daki hayatın her geçen gün yanlış politik tercihlerden kaynaklı daha da zorlaştığını belirten Uysal şunları söyledi:
* Hayatın daha zor olduğu, hayatın ritminin, nabzının daha yüksek attığı bu şehirde her geçen gün atılan yanlış adımlarla vatandaşımızın yaşamının zorlaştığını biliyoruz. Yanlışlık, politik tercihlerin önümüze koyduğu sığınmacı meselesi başta olmak üzere bunların mutasyona uğramış sonuçlarının toplumsal her alanda, ekonomide pek çok gencimizin uyuşturucuya bulaşmasında pek çok alanda milletimiz maliyetlerini karşılar halde. İstanbul’a baktığımızda kira meselesine baksak, bu yanlış adımların bedelini nasıl ödendiğini görebiliriz. Son bir yıl içerisinde gayrimenkulün ortalama değer artışı yüzde 86 iken siz yüzde 25 gibi bir tahdit koysanız ne yazar?
* On binlerce vatandaşımız ister mülk sahibi ister kiracı olsun bu çarpık ekonomik tercihlerin sonucu olarak yaşanan alt üst oluşum bedelini mahkemelik olarak mahkemelerden izahlaşarak ödüyor. Onlarca, yüzlerce aktörün, faktörün, dinamiğin işlediği bir piyasada ekonomistin diyerek ortaya koyduğumuz tezlerin gelir ve maliyet zincirlerini altüst ederek bütün dengesini bozduğu bu iklimde birkaç faktörü kontrol ederek cebren, talimatla düzenlemeye çalışsanız ne yazar? Kira geliri ile geçinen vatandaşlarımız var. Elbette aynı düzeyde geliri atmayan insanlarımız var.
* Hangi tarafı dinleseniz bu çarpıklığın ürettiği büyük acıyı görebilirsiniz. Görmeyen bir kişi var. Çünkü Türkiye’de bir problemi bu işlemeyen demokratik model dolayısıyla çözebilmenizin yegane yolu var, o da Sayın Erdoğan’ın kadrajına sokabilmek. Tesadüfen sokabilirseniz. Yoksa demokratik kanallar işlese yerelden merkezi hükümete, memleketin problemleri, temsilcileri eliyle berraklaşa berraklaşa akıtabilse, Büyük Millet Meclisi başta olmak üzere milletin en büyük kürsüsünde milletin meseleleri konuşulabilse bu problemlere elbette bir çözüm bulunur.”

“PROBLEMİN KENDİSİNİ GÖRMEYENLER MERKEZ BANKASI BAŞKANI’NI UYARMIŞ”
Merkez Bankası Başkanı’nın İstanbul’da oturacak kiralık ev bulamadığını açıkladığını, milyonlarca vatandaşın ne yapacağını soran Gültekin Uysal, “Medet umarak getirdikleri Merkez Bankası Başkanı İstanbul’da yaşayabileceği, katlanılabilecek düzeyde kiraların pahalılığından şikayet ederek, annesinin evinde kaldığını ifade etmiş. ‘Ülkenin Merkez Bankası Başkanı bu halde ise milyonlarca vatandaşımızın hali nicedir’ diye sorması gerekenler, problemin merkezini görmezden gelerek ‘Merkez Bankası Başkanı niye böyle bir sorumsuzca açıklama yaptı’ diye kendisini uyarmışlar” dedi.
“MERKEZ BANKASI BAŞKANI’NA HABER VERSİNLER”
Ekonominin geldiği noktayı rakamsal olarak gözler önüne seren Demokrat Parti Genel Başkanı Uysal, “Sadece bir rakamı paylaşsak 2009 yılında 200 yüz lira neye tekabül ediyor bugün neye tekabül ediyor diye baksak; 136 dolardan 6,5 dolara düşmüş. Dolar bazında bakalım, kimi yerlerde ekmek 7,5 lira, kimi yerlerde 10 liraya varan fiyatlar var. Oradan baksak 500 ekmek alırken, bugün alabildiği ekmek sayısı 20’ye düşmüş. Hal buyken Ticaret Bakanı çıkıp diyor ki, ‘Son birkaç ayda gayrimenkul ve kiralarda yüzde 20-25 düzeyinde gerileme var’ diyor. Bu gerilemeyi gören duyan varsa Merkez Bankası Başkanı’na da haber versinler” diye konuştu.
Ayrıca Uysal, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki meselenin Türkiye İşçi Partisi Milletvekili Can Atalay olmadığını, asıl meselenin Türkiye’deki yargının siyasallaşması olduğunu, bir kişinin yargıya keyfi olarak talimat verdiğini ve bu gerçeğin görülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
]]>